tag:blogger.com,1999:blog-98995552009-07-17T10:44:13.408+03:00Günlüğümson zamanlarda internette günlük tutmak çok popüler hale geldi. okuduklarımı, dinlediklerimi, internette gezdiğim siteleri velhasıl yazmaya değer bulduğum herşeyi sizinle paylaşmaya çalışacağım. umarım hoşunuza gider... benimle iletişime geçmek için e.posta adresim: info [at] umitkurt.comumithttp://www.blogger.com/profile/15667014387440947922noreply@blogger.comBlogger694125tag:blogger.com,1999:blog-9899555.post-17253982129156708122009-07-15T21:43:00.002+03:002009-07-15T21:45:48.831+03:00Daral geldi<br/><center>Ben gidiyorum.<br /><br/><b>* * *</b><br/><br /><a href="http://www.youtube.com/watch?v=knkni8nTrd0" target="_Blank">ben bunları kimseye anlatmadım<br />kendimle bile konuşmadım...</a><br /><br/><br /></center><div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9899555-1725398212915670812?l=www.umitkurt.com'/></div>umithttp://www.blogger.com/profile/15667014387440947922noreply@blogger.com0tag:blogger.com,1999:blog-9899555.post-52412994819522997432009-07-12T22:31:00.001+03:002009-07-12T22:33:07.338+03:00iç çekiş...<center><img src="http://www.umitkurt.info/gunlugum/uploads/ic_cekis.jpg" border="0" /></center><br /><br/><div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9899555-5241299481952299743?l=www.umitkurt.com'/></div>umithttp://www.blogger.com/profile/15667014387440947922noreply@blogger.com3tag:blogger.com,1999:blog-9899555.post-33172428537524435082009-07-10T23:12:00.000+03:002009-07-10T23:15:39.374+03:00Kime ne?<center><object width="300" height="80"><param name="movie" value="http://media.imeem.com/m/pZEBbOi_Ea/aus=false/"></param><param name="wmode" value="transparent"></param><embed src="http://media.imeem.com/m/pZEBbOi_Ea/aus=false/" type="application/x-shockwave-flash" width="300" height="80" wmode="transparent"></embed></object><br />bir içli sazmışım,<br />derdime yanmışım,<br />ben bir ozanmışım,<br />çizmişim yazmışım,<br />kime ne...<br /></center><div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9899555-3317242853752443508?l=www.umitkurt.com'/></div>umithttp://www.blogger.com/profile/15667014387440947922noreply@blogger.com0tag:blogger.com,1999:blog-9899555.post-65812821428088687072009-07-06T23:14:00.003+03:002009-07-06T23:34:50.752+03:00Acaba ne düşünüyor?İnsanın içini kemiren bir sorudur bu her daim. <br /><br />Yeni tanıştığımız bir insanın düşüncelerini bilmek istemez miyiz hiç? Acaba ne düşünüyor? Yeni yaşadığımız bir olay ve yeni bir durum olduğunda karşımızdaki insanın neler hissettiğini merak etmez miyiz? Acaba ne yapıyor?<br /><br />Gün geçtikçe garipleşen ve yamuklaşan bir ilişkiler yumağı haline gelen yaşantılarımızda çoğu zaman sor(a)mayız bu soruyu, dökülemez dudaklarımızdan "ne düşünüyorsun?" şeklinde iki kelime. Bunun elbette farklı farklı sebepleri var.<br /><br />Bu nedenlerden birisi, her türden ilişkinin gittikçe yüzeyselleşiyor olması çağımızda. Hiçbirimizin zamanı yok ve hepimizin yetiştirecek işleri, her zaman katılacağı aktiviteler var sürekli olarak. Arkadaş, akraba, sevgili ya da eş... Hayatındaki insanın rolü ve değeri ne olursa olsun, artık büyük bir çoğunluğun davranış modeli her şeye karşı yüzeysel bir tavır sergilemek ve kişisel faydasını ön planda tutarak hareket etmek. En klişe sorulardan birisi haline gelen nasılsın sorusu örneğin. Gerçekten nasılsın diye kaç kez soruyoruz çevremizdekilere? Çevremizdeki onlarca, yüzlerce insanı bir kenara bırakın, gerçekten sevdiğimizi söylediklerimize peki? <br /><br />Bir de sor(a)madıklarımız vardır, bazen cevaplarını bildiğimiz ve bazen bil(e)mediğimiz ama bir türlü sor(a)madığımız... Sormak, boynuna yağlı ilmeği geçirmek gibidir, boğulacak gibi olursun. Ölmekten korkmak gibidir sormak bazen, sorarsın ve ölürsün. Sen yaşasan da bir şeyler ölür, bilirsin. <br /><br />Oysaki sormanın kötücül bir tarafı yoktur. Sormak, bilmek yolunda bir adımdır. İnsan sevdiklerini sadece kalbiyle değil aklıyla da sever. Onlara sadece inanmaz, bilir de. <br /><br />Sor(a)madıklarınız, sizi karanlığa götürür yavaş yavaş. <br /><br />Sormak, incitmek değildir, sorduklarınız incitse dahi. <br /><br /><b>Gönlü Geniş Ve Ruhu Gezgin Sufi Meşreplilerin Kırk Kuralı</b>'ndan birisinde ne demişti:<b>Yepyeni bir yaşama doğmak için ölmeden önce ölmeli!</b> Ve unutma: "<b>Bu sistem karşılıklar esasına göre işler. Ne bir katre hayır karşılıksız kalır, ne bir katre şer.</b>"<br /><br />Aslında sormak, sorgulamak gereken o kadar çok şey var ki, lakin yazının girdiği yön çok karanlık bir noktaya doğru ilerliyor, henüz vakit aydınlık iken noktalamak, bitirmeyi bilmek gerek.<br /><br />Meramım sor(a)madıklarımız ve bir şekilde herhangi birisiyle ilgili her vakit sorduğumuz bir soruyu sormaktı, sorgulamaktı kendi kendime ama adım Ümit'tir, elimden gelen budur diyorum. Sor(a)madığım bir şeyler kaldıysa tamamlamak bu yazıyı hasbelkader okuyan ve iki satır bir şeyler karalama zahmetine katlanabileceklere kalsın. <br /><br />Sevgilerimle,<br />u:<br /><br />ps. Bitirmeden önce son bir şey daha. Yazarken aklıma Zülfü Livaneli'nin şarkısı daha doğrusu Nazım Hikmet'in Piraye için yazdığı dizeleri geldi. Okumanızı ve Zülfü Livaneli'nden dinlemenizi tavsiye ederim, <a href="http://www.youtube.com/watch?v=sFb15OObUjk" target="_blank">bu linki</a> ya da <a href="http://www.imeem.com/jounnesse/music/rhnR51BS/zulfu-livaneli-saat-dortyoksun/" target="_blank">bu linki</a> tıklayarak.<br /><br /><span class="yazi4">O şimdi ne yapıyor <br /> şu anda şimdi, şimdi? <br />Evde mi, sokakta mı, <br />çalışıyor mu, uzanmış mı, ayakta mı? <br />Kolunu kaldırmış olabilir, <br />- hey gülüm, <br /> beyaz, kalın bileğini nasıl da çırçıplak eder bu hareketi!...- <br /><br />O şimdi ne yapıyor, <br /> şu anda, şimdi, şimdi? <br />Belki dizinde bir kedi yavrusu var, <br /> okşuyor. <br />Belki de yürüyordur, adımını atmak üzredir, <br />- her kara günümde onu bana tıpış tıpış getiren <br /> sevgili, canımın içi ayaklar!...- <br />Ve ne düşünüyor <br /> beni mi? <br />Yoksa <br /> ne bileyim <br /> fasulyanın neden bir türlü pişmediğini mi? <br /><b>Yahut, insanların çoğunun <br /> neden böyle bedbaht olduğunu mu? <br /><br />O şimdi ne düşünüyor, <br /> şu anda, şimdi, şimdi?...</b></span><br /><br/><div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9899555-6581282142808868707?l=www.umitkurt.com'/></div>umithttp://www.blogger.com/profile/15667014387440947922noreply@blogger.com0tag:blogger.com,1999:blog-9899555.post-38517008086816842462009-07-04T01:55:00.002+03:002009-07-04T01:57:40.124+03:00i'm just a poor misguided fool<center><object width="425" height="344"><param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/DNYUJX0TC5s&hl=en&fs=1&"></param><param name="allowFullScreen" value="true"></param><param name="allowscriptaccess" value="always"></param><embed src="http://www.youtube.com/v/DNYUJX0TC5s&hl=en&fs=1&" type="application/x-shockwave-flash" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true" width="425" height="344"></embed></object><br /><a href="http://www.youtube.com/watch?v=DNYUJX0TC5s" target="_blank">http://www.youtube.com/watch?v=DNYUJX0TC5s</a></center><div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9899555-3851700808681684246?l=www.umitkurt.com'/></div>umithttp://www.blogger.com/profile/15667014387440947922noreply@blogger.com5tag:blogger.com,1999:blog-9899555.post-79920122791549208362009-07-01T00:08:00.003+03:002009-07-01T00:23:56.569+03:00umut dünyası bu dünya...<center><object width="425" height="344"><param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/ev0FjKwNkzc&hl=en&fs=1"></param><param name="allowFullScreen" value="true"></param><param name="allowscriptaccess" value="always"></param><embed src="http://www.youtube.com/v/ev0FjKwNkzc&hl=en&fs=1" type="application/x-shockwave-flash" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true" width="425" height="344"></embed></object><br /><br /><a href="http://www.youtube.com/watch?v=ev0FjKwNkzc" target="_blank">http://www.youtube.com/watch?v=ev0FjKwNkzc</a><br /><br /><span class="yazi4">Başlarken yeni yıla bir umut<br />Bir umut içimizde yaşamak<br />Yaşamak gönlümüzce bir ömür<br />Bir ömür mutlulukla neden olmasın?<br />Neden olmasın?</span></center><br />Yeni yıl, yeni umutlar, yeni hayaller...<br /><br />İnsanı ayakta tutan en önemli şey, geleceğe dair olan umudu her daim. En zor anlarında dahi, ölümle yüzleşirken bile hep bir umut bağlar bizi yaşama...<br /><br />2009'dan beklentileriniz var mı?<br /><br />Aman olmasın! <br /><br />Bekledikçe olmuyor çünkü, beklemeyin, sürpriz olsun :)<br /><br />Hiç güzel gir(e)medi dünyamız yeni yıla. Savaşlar, yıkımlar, eşitsizlikler, adaletsizlikler ve sayamayacağım kadar envaiçeşit kötülüklerin hükümranlığında yaşamaya devam ediyoruz. Dünyayı değiştirmek için neler yapabiliriz peki? Şu güzellik yarışmalarıyla ilgili klişeyi biliriz hepimiz. Bu güzel kızlarımızın güzel olması yetmez, bir de melek gibi olmaları gerekir ya :) Sorarlar her seferinde elinde bir sihirli değnek olsa neleri değiştirirdin gibi bir soruyu. Ve her seferinde soru gibi birbirine yakın şu cevaplar çıkar her güzelin ağzından; dünya barışı, fakirliği yok etmek, çevre kirliliği vs. Bu mantıksız soru ve cevap gibi sorularınız ve cevaplarınız olmasın siz asla. Böyle şeylere umutlarınızı bağlamayın. "Umut" dermiş Valery "insanın aklıyla önceden gördüğü kesinliklere karşı güvensizliğinden başka bir şey değildir." Böylesi katı bir saptamaya katıl(a)masam da umutlarınız gerçeklerle paralel olmalı büyük düş kırıklıkları yaşamamak için. Gerçek denilen şeyi bizlerin var ettiği gerçeğini de unutmadan...<br /><br />Dünyayı değiştirmeyi boşverin, önce kendinizi değiştirmeyi dert edin. Neleri seviyorsunuz / sevmiyorsunuz? Neleri yapmak / yapmamak istiyorsunuz? Neleri değiştirmek istiyorsunuz? En son ne zaman sevdiğinizi söylediniz sevdiklerinize? Konu açılmışken "seni seviyorum" sözünü esirgemeyin sakın sevdiklerinizden, çok söylersen kıymeti kalmaz saçmalığına ve sevgi yoksullarına aldırmadan. Şairin dediği gibi geniş zamanlar umarak geçirmeyin zamanınızı, anın kıymetini bilerek, onun kıymetini bilerek geçirin. Kendinize samimi bir şekilde sorup cevaplayın bu soruları ve aklınıza gelen daha onlarcasını yeni yılın ilk günlerinde. <br /><br />Tolstoy'un çok güzel ifade ettiği şekilde söylemek gerekirse: "Herkes dünyayı değiştirmek ister ama kimse kendini değiştirmeyi düşünmez!". Siz önce kendinizi değiştirmeyi düşününün iki bin dokuzda...<br /><br />Ve asla ümit'inizi yitirmeyin :))<br /><br />Sevgilerimle,<br />u:<br /><br /><hr/><br />Yukarıdaki yazının bloga yazılıp kaydedilme tarihi 4 Ocak 2009. <br /><br />Az önce taslaklara göz atarken farkettim ve tekrar okuyunca buruk bir gülümseme peydahladı yorgun yüzümde. Ne güzel de sormuşum yazının başında, iki bin dokuzdan beklentileriniz var mı diye ve hemen cevaplamışım "Aman olmasın!" diyerek. Çünkü olduğu zaman yazdığım gibi, olmuyor!<br /><br />Yeni yıla girerken her ne kadar olmasın diye yazmışsam da benim de beklentilerim vardı, hayallerim vardı elbette. Hayallerim... Onlar hep olsun zaten, hayallerim ve ümitlerim. Gerçekleş(mey)enler mi? Ne siz sorun, ne ben söyleyeyim... <br /><br />Ekonomik kriz insanları gerçekten çok zorladı bu yıl, zorlamaya da devam ediyor. Sadece bu da değil, ülkemde ve dünyada daha pek çok olumsuz şey olmaya devam ediyor. Kendi küçük dünyalarımızda da...<br /><br />Her şeyin daha iyi olacağına inanmaktan ve bunun için çabalamaktan başka ne yapabiliriz ki? Her şeye rağmen umudunuzu yitirmeyin asla... Ve bazen sizin yaptıklarınızın dışında da bişeylerin olması gerekir, olmuyorsa yolunuza devam edin ve yolun sonunu çok da düşünmeyin...<div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9899555-7992012279154920836?l=www.umitkurt.com'/></div>umithttp://www.blogger.com/profile/15667014387440947922noreply@blogger.com0tag:blogger.com,1999:blog-9899555.post-60581907124888598672009-06-30T00:13:00.001+03:002009-06-30T00:13:02.312+03:00Otuz üçüncü kural<center><span class="yazi4">Bu dünyada herkes<br /><br />bir şey olmaya çalışırken,<br /><br />sen HİÇ ol.<br /><br />Menzilin yokluk olsun.<br /><br />İnsanın çömlekten farkı olmamalı. <br /><br />Nasıl ki çömleği tutan dışındaki biçim değil,<br /><br />içindeki boşluk ise,<br /><br />insanı ayakta tutan da benlik zannı değil,<br /><br /><b>hiçlik bilincidir.</b></span></center><div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9899555-6058190712488859867?l=www.umitkurt.com'/></div>umithttp://www.blogger.com/profile/15667014387440947922noreply@blogger.com3tag:blogger.com,1999:blog-9899555.post-87319266525677141372009-06-29T20:37:00.005+03:002009-06-29T20:47:41.597+03:00Ülkemin insanının gerçek algısı<center><img src="http://www.umitkurt.info/gunlugum/uploads/aksam_gazetesi.jpg" border="0" /></center>Ahmet İnam'ın Akşam Gazetesi'nde yazdığını öğrendikten sonra arada yazılarına bakıyorum. Bugün de öyle yaparken yukarıdaki görüntüyle karşılaştım ve çok ironik geldi bu bana. Ülkemin insanının gerçek algısı bu noktaya mı geldi diye düşündüm? Türkiye'nin Gazetesi(!) Akşam Gazetesi'ni de reklam politikası nedeniyle tebrik etmek lazım!<div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9899555-8731926652567714137?l=www.umitkurt.com'/></div>umithttp://www.blogger.com/profile/15667014387440947922noreply@blogger.com0tag:blogger.com,1999:blog-9899555.post-73970669631787957302009-06-29T00:16:00.009+03:002009-06-29T01:05:18.822+03:00Filiz, Nerdesin?"Bu kitabı okudunuz ve beğenmediyseniz, iade edebilir ve ödediğiniz ücreti yayınevimizden geri alabilirsiniz." diye bir ibare vardı Ahmet İnam'ın "<b>Filiz, Nerdesin?</b>" adlı romanının arka kapağında. İade etmeyi düşünmüyorum, bunu belirteyim öncelikle.<br /><br />Ama ya ben çok büyük beklentiler içindeydim (bir romandan nasıl bir beklentisi olabilir bir insanın?) ya da yazılarındaki akıcılığı romana yansıtamamıştı hoca ve roman beni içine çekememişti, Filiz olamamıştım. Nasıl tarif edebilirim diye düşünüyorum. Sevdiğiniz bir yemek vardır misafirliğe gittiğiniz yerde ve keyifle yersiniz favori yemeğinizi ama bir şey eksiktir. Ne olduğunu söyleyemezsiniz ama bişey eksiktir işte, bu romanda benim için öyle oldu.<br /><br />İlk romanı ama yeni bir roman değil bu roman, 1997 yılında yayımlanmış ilk defa. Bu yıl Elma Yayınevi tarafından tekrar basılmış.<br /><br />Hocanın ikinci romanı nerede peki? Yazılıp yayımlandı mı? Ben mi bilmiyorum? Yoksa yazılıyor mu? Yaşanıyor mu? Merak ediyorum. <br /><br />Gönlünü felsefeye kaptırmış gönül filozofu, saygıyı ve sevgiyi hak eden hocamızın kitabını tavsiye ederim sizlere. İlginç bir deneyim olacaktır.<br /><br /><a href="http://www.elmayayinevi.com/node/147" target="_blank">Filiz, Nerdesin? - Ahmet İnam</a><br /><br /><center><b>* * *</b></center><br />Roman bitti. Roman bitmedi. Okur hâlâ romanların bitmeyeceğini anlamayacak mı? Romanların yaşanması da roman değil mi? <br /><br /><center><b>* * *</b></center><br />Kadın terkedilmekten daha mı çok ürker? Buna inanmıyorum. Beni terk eden erkeğin benden sonra gittiği yer önemli. Daha aşağılara gidiyorsa terk etmedi, kaçtı. Aynı şey kadın için de doğru. İnsan aşağılara gitmemeli.<br /><br /><center><b>* * *</b></center><br />Hangi erkekle bir ömür yaşayabilirim? Herhâlde, bana engebeli bir yaşama biçimi önerip bunu becerebilecek olanla. Sürekli çatıştığım, bana direnen, kimi zaman vazgeçen, ama kesintisiz kavga ettiğim, zaman zaman küstüğüm, yine de bu çok değişik durumlarda hiçbir zaman vazgeçemediğim. Kimi zaman onu unutur gibi olduğum, bakınca hatırladığım, kendini bana yeri geldiğinde hatırlatan. Onu, o olduğu için yaşayışımın bir parçası kıldığım biriyle.<br /><br /><center><b>* * *</b></center><br />Tabi ağlıyor. Çok ağlıyor. Memet şaşkın. "Bir kez de şaşma be adam! Şaşkınlığı filozofluk sanıyorsun. Şaşma. Beni kurtar. Beni çek çevir, adam et. Bana egemen ol."<br /><br /><center><b>* * *</b></center><br />Sevgiyi kurtarmak adına ondan vazgeçtim. Kurtardım mı? Korktum mu sürdürmekten?<br /><br /><center><b>* * *</b></center><br />Filiz, Öner'in gereksiz iltifatlarından hoşlanmıyor. Özellikle 'akıllı' sözcüğünü nereden çıkardığını anlayamıyor. "Neden kadınları sözleriyle gerekli gereksiz okşamak isterler kavrayamıyorum. Neden onları 'akıllı' bulduklarını belirterek kendilerinin akıllı olduklarını söylemeye çalışırlar" diye düşünüyor.<br /><br /><center><b>* * *</b></center><br />Birini arıyorum, o biri, beni tüm dünyamla buyur etsin dünyasına. Beni anlasın. Benimle uğraşsın. Ben de onunla uğraşayım. Birlikte yürüyelim. Dünyalaşalım. Kimsenin vakti yok. Gövdemi arıyorum, ruhum kalıyor. Ruhumu uzatıyorum, gövdeme erişilemiyor. <br /><br /><center><b>* * *</b></center><br />Anlam arıyorum. Yaşayışıma bir anlam arıyorum.<div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9899555-7397066963178795730?l=www.umitkurt.com'/></div>umithttp://www.blogger.com/profile/15667014387440947922noreply@blogger.com0tag:blogger.com,1999:blog-9899555.post-85399218194471360952009-06-25T23:22:00.005+03:002009-06-25T23:36:37.179+03:00...<span class="yazi4"><center>...<br /><br />Sen açık edip söylediğimi de bilirsin,<br /><br />Sen susup kendime sakladığımı da bilirsin,<br /><br />unutup kendimden sakladığımı da bilirsin.<br /><br />kendi kuyularıma aklımın iplerini salarım,<br /><br />kendime aklım ermez, <br /><br />Sen beni benden çok bilensin.<br /><br />kalbimin kuytularında el yordamıyla dolaşırım,<br /><br />kendime kendim yetmez,<br /><br />Sen bana benden çok sırdaşsın.<br /><br />bildiğimi bilenlerden eyle beni,<br /><br />bilmediğimi bilenlerden eyle beni<br /><br />...</center></span><div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9899555-8539921819447136095?l=www.umitkurt.com'/></div>umithttp://www.blogger.com/profile/15667014387440947922noreply@blogger.com0tag:blogger.com,1999:blog-9899555.post-14148133429651306112009-06-23T22:28:00.002+03:002009-06-23T22:32:38.395+03:00Alelade<span class="yazi4">Özenle seçilmiş sözcükler<br />Yüzlerce aday arasında<br />Sıkıştırılmış bir tuğla gibi<br />Artık ayıramazsın birbirinden<br /> <br />* * *</span><br /> <br /><b>Alelade</b> kelimesinin anlamına inat her zaman görülmeyen bir tınısı var benim için. Anlamına inat benim için alelade bir kelime değil...<br /> <br />Alelade kelimeleri özenle biraraya getirmiş Ortaçgil hep yaptığı gibi aşağıdaki şarkıda da. Ve bir tuğla oluvermiş o sözcükler. Münşi, kendi dünyasını inşa etmiş, sevgisini var etmiş. Bizlerin bilerek ya da bilmeyerek başkalarının kalplerini kırdığımız tuğlalarla...<br /> <br />Söylenmemiş ya da <i>söylenmiş</i> tek bir sözcüğe milyonlarca anlam yükleyebiliyor insan, en azından ben. Ve yüklediğim bu anlamın içersinde aleladelik olduğu vakit, canım çok acıyor. Sözcükler yetmiyor anlatmaya, daha doğrusu ben özenle seçemiyorum yüzlerce aday arasından...<br /> <br />Belki ben aleladeyim ama benim sevgim hep özel, yüzlerce aday arasından seçtiğim kelimelerim gibi...<br /> <br />Neden yazdım bunları şimdi? <br /><br />Başım ağrıyor, içimden geldi, ben de kustum...<br /> <br />Böyle zamanlarda dönüp dolaşıp Ahmet İnam'ın yazılarını okuyorum. Yazıyla alakasız ama <a href="http://www.metu.edu.tr/~www41/ahmet-inam/yolculuk.htm" target="_blank">Hiç İçinden Yolculuk</a> yazısındaki dörtlükleri paylaşmak istiyorum:<br /> <br /><br /><b>İZİN</b><br /> <br />Yazıp yanmazsan ey yolcu, sözün yok,<br /> <br />Varıp silmezsen kendini, özün yok,<br /> <br />Savur tozunu hiçliğe gönlünün,<br /> <br />Yolda yokolup gitmezsen izin yok.<br /> <br /><br /><b>HİÇİN SESİ</b><br /> <br />Yola uydukça o, yol ona uyar.<br /> <br />Anlar: Yolcuda yol, yolda yolcu var.<br /> <br />Yolcu bilge, yol bilge yolculuk sır,<br /> <br />Hiçin sesini can evinde duyar.<div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9899555-1414813342965130611?l=www.umitkurt.com'/></div>umithttp://www.blogger.com/profile/15667014387440947922noreply@blogger.com2tag:blogger.com,1999:blog-9899555.post-45502652636139664452009-06-22T00:29:00.000+03:002009-06-22T00:29:01.070+03:00Şarkılarım senindir...<center><object width="425" height="344"><param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/AnPl9hnFe24&hl=en&fs=1&"></param><param name="allowFullScreen" value="true"></param><param name="allowscriptaccess" value="always"></param><embed src="http://www.youtube.com/v/AnPl9hnFe24&hl=en&fs=1&" type="application/x-shockwave-flash" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true" width="425" height="344"></embed></object><br /><a href="http://www.youtube.com/watch?v=AnPl9hnFe24" target="_blank">http://www.youtube.com/watch?v=AnPl9hnFe24</a><br /><br />Yaşamak zor... gerçekten zor...</center><div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9899555-4550265263613966445?l=www.umitkurt.com'/></div>umithttp://www.blogger.com/profile/15667014387440947922noreply@blogger.com0tag:blogger.com,1999:blog-9899555.post-3215260080905380872009-06-18T23:17:00.003+03:002009-06-18T23:26:39.411+03:00Ömer Hayyâm<center><img src="http://umit.kurt.googlepages.com/omer_hayyam.jpg" border="0" /><br /><span class="yazi4">18 Haziran 1048 - 4 Aralık 1131</span></center><br />Neredeyse bin yıl arayla gelmişiz bu dünyaya, aramızda ve dünyamızda bin değil milyon türlü fark var fakat her rubâî ile o kadar yakınız ki... <br /><br />Matematikçi, astronom, filozof ve şair Gıyaseddin Eb'ul Feth Ömer İbni İbrahim'el Hayyâm, nur içinde yat, Allah rahmet eylesin...<br /><br /><center><span class="yazi4">Bir zaman çocuktuk, okuyup öğrendik,<br />Bir zaman öğrendik diye neşelendik,<br />Sözün sonuna bak ki ne oldu sonra:<br />Su gibi coşkun gelmiştik, yel gibi gittik.<br /><br /><b>* * *</b><br /><br />Mehtap yırtıp attı gecenin kara giysisini,<br />Şarap iç, her gün bulamazsın bu güzel demi!<br />Keyfine bak ve düşün ki mehtap çok geceler<br />Aydınlatacak toprak olmuş bedenlerimizi.</span></center><br /><br/><div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9899555-321526008090538087?l=www.umitkurt.com'/></div>umithttp://www.blogger.com/profile/15667014387440947922noreply@blogger.com0tag:blogger.com,1999:blog-9899555.post-75569949542863362142009-06-14T22:13:00.007+03:002009-06-14T23:08:11.683+03:00Lara'dan Loreena'ya...Yıllar geçtikçe yaşamımın, yaşamlarımızın aldığı şekiller, değişimler ve değiş(e)meyenler sanki ilk defa karşılaşıyor, ilk defa yaşıyormuşum gibi şaşırtıyor beni. İlk evlenen arkadaşım olmadığını biliyorum devremin ama onun evlenmesi de bir garip olmam için yetti de arttı. Tezkere alalı yıllar olmuş ama dün gibi her daim taze anılar. İşte o anılar arasında en canlı olanları beraber yaşadığımız, çok sık haberleşemesek dahi çok değer verdiğim ve sevdiğim, aynı şeyleri de bana hissettiren özel bir insanın düğünü için gittim Lara'ya.<br /><br />Otel odasının balkonundan bakınca mavinin her tonuyla yarattığı cümbüşü görmek ve beyazla oluşturduğu muhteşem uyumu hayranlıkla seyretmek yolun, yorgunluğun, sıcak havanın ve olmuş olabilecek her türlü olumsuzluğun etkisini sıfırladı.<br /><br />Akşam havuzbaşında yapılan harika bir düğün merasimi ile yaşamlarını birleştirdiler devrem ve eşi. Turgay abimizin Goran Karan'dan Frank Sinatra'ya, misketten çökertmeye ve dahi Tarkan'a kadar Türkçe, İngilizce ve İtalyanca geniş repertuarından dinlediğimiz birbirinden güzel şarkılarla geceye kattığı renk ve kırmızının o asil rengi, tadıyla geceme kattığı renkle geçen bir gece oldu benim için. Dilerim birliktelikleri bir ömür boyu devam eder ve yaşamlarına mutluluk, şu kısacık hayatlarına özel bir anlam katar Muratpaşa belediye başkanından aldığı yetkiyle orada bulunan kamu görevlisine verdikleri evet cevabı.<br /><br /><center><b>* * *</b></center><br />Ve dün akşam... On üç yıl önce konser vermişti ama ben dinlemeye başlayalı henüz on iki yıl oldu. Ve on iki yıl sonra kendisini ve sesini canlı olarak görebildim, dinleyebildim. Loreena McKennitt'ın sesinin bambaşka bir tınısı var benim için. Bana huzur veren, beni mutlu eden, beni sakinleştiren her şeye ve herkese karşı... Onu sahnede izlemek ve dinlemek muhteşemdi. Hem onu, hem de ekibini. Dün akşam yaklaşık iki saat boyunca sesiyle, söyledikleriyle hayranlığım perçinlendi. Bir ses bu kadar berrak, bir müzik bu kadar huzur verici olabilir. Umarım bir sonraki konseri için on üç yıl daha beklemez. Ve yeni albümü için de uzun bir süre beklemez. Ondan dinlemekten büyük bir keyif aldığım Kelt ezgilerini insanlara ulaştırmaya devam eder.<br /><br /><center><div style="width:300px;"><object width="300" height="110"><param name="movie" value="http://media.imeem.com/m/r6OTZ_WObU/aus=false/"></param><param name="wmode" value="transparent"></param><embed src="http://media.imeem.com/m/r6OTZ_WObU/aus=false/" type="application/x-shockwave-flash" width="300" height="110" wmode="transparent"></embed></object></div><br /><span class="yazi4">here is my heart and i give it to you...</span></center><br /><br /><center><b>* * *</b></center><br />Ve bugün çok sevdiğim iki devremle keyifli bir gün geçirdim. Birisiyle zaten düğünde beraberdik, diğeriyle uzun bir aradan sonra görüşebildik. Samimiyetleri, bana verdikleri dostlukları, ne anlatmaktan ne de dinlemekten sıkılmadığımız anılarımızla çok keyifli bir gün oldu benim için.<br /><br /><center><b>* * *</b></center><br />Hürriyet Pazar Keyif ekinde Hamdi Koç'la yapılmış bir röportaj vardı. Son romanı <a href="http://www.umitkurt.com/2009/05/bir-eski-kocann-ogleden-sonras.html">Bir Eski Kocanın Öğleden Sonrası</a> ile ilgiliydi genel olarak sorular. Murat'ın her iyi karakter gibi biraz hastalıklı olduğundan bahsedip, cazibesinin hatalarını sevmesinden, özür dilememesinden, uzlaşmayı kabul etmemesinden geldiğini söylüyordu. Kitaplarınızı nasıl yazarsınız sorusuna verdiği cevap şöyleydi: "<i>Ortalama bir konfordan başka özel olarak hiçbir şeye ihtiyaç duymuyorum. Konforla da hayatın temel şartlarını kastediyorum. Hava soğuksa üşümeyeceksin, sıcaksa terlemeyeceksin, elektrikler kesilmeyecek, acıkınca ne yiyeceğim diye düşünmeyeceksin, canın çıkıp gitmek isteyince üç kuruşun hesabını yapmak zorunda olmayacaksın, dinlemek isteyebileceğin CD'ler, okumak isteyebileceğin kitaplar alınmış, elinin altında olacak. Tabii çay kahve şart ve en önemlisi hastalıkla uğraşmayacaksın. Benim için ideal ortam budur. Bunların tam olmadığı hallerde de yazmak zorunda kaldım, yine kalsam yine yazarım, istedikten sonra, inat ettikten sonra yazılıyor.</i>" Bu cevaba katılmamak mümkün mü? Ama o ortalama konforu yakalamak da hiç kolay değil bu ülkede maalesef. Sizce edebiyat dünyasında değeriniz yeterince biliniyor mu sorusuna ise "<i>Böyle şeyleri düşünme eşiğini çoktan geçmiş bir yazarım. Artık uzunca bir zamandır kendi dünyam ve kendi okurum var.</i>" şeklinde cevap vermiş, ki katılıyorum bir okuyucusu olarak.<br /><br /><center><b>* * *</b></center><br />Yeni bir hafta başlamak üzere, hiçbirimiz için başlayacağının ve biteceğinin kesin garantisi olmamakla beraber. Dilerim her şey hepimiz için daha güzel olur...<div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9899555-7556994954286336214?l=www.umitkurt.com'/></div>umithttp://www.blogger.com/profile/15667014387440947922noreply@blogger.com0tag:blogger.com,1999:blog-9899555.post-47093022755647798852009-06-09T01:37:00.002+03:002009-06-09T01:54:44.897+03:00tut ki hatalara düşmüşüm...<span class="yazi4">Senin sorunun kendinle. Sen kendini sevmiyorsun. Önce kendinle olan sorunlarını çöz. Yalnız kal. Sana zarar veren, seni yoran kim ve ne varsa çıkar yaşamından.</span><br /><br />Bir insanın kendi kendine yapabileceği tespitler değil bunlar. Geçen hafta bir arkadaşım biliyorum ki sevgisinden ve değer verdiğinden bunları suratıma çarptı bir hışımla. Bana küçük çaplı bir şok yaşatan şey, itiraz edememek oldu. Çok ağır sözlerdi bunlar ama doğru gibiydiler. Sonradan çok düşündüm üstünde. Evet, kendimle sorunum olduğu gerçekti ve doğaldı. İnsan doğasının gerçeğiydi bu, bence. Ama kendimi sevmediğim, bu olabilir miydi? Sevgiyi kendi yaşamının ve bu dünyanın odak noktasına koymuş bir insanın kendini sevmemesi mümkün müydü? İnsanlara olabildiğince, içinden geldiğince en saf haliyle sevgisini verebilmekten öteye gidemeyen bu fakir kendini sevmiyor olabilir miydi? İşte bu soruya cevabım hayır. Sorunlu ama sevgi dolu biriyim, bunu biliyorum.<br /><br /><span class="yazi4">- Sorun ailen mi?<br />- Hayır.<br />- Hasta mısın?<br />- Hayır.<br />- Paran mı yok?<br />- Hayır.<br />- O zaman boşver gitsin!</span><br /><br />Benim için neden bu kadar basit olamıyor bu hayat. Basitlik derken küçümsemiyorum. Aksine hayran kalıyorum. Bir insanın yaşamının olmazsa olmazlarını bu kadar net belirleyebilmiş olması ne kadar güzel. Ama ben, ama ben böyle olamıyorum. Benim ailem sevdiklerim, benim sağlığım bir anlık, benim servetim onların mutluluğu. Ne demişti Alexander? Mutluluk, sadece paylaşıldığında gerçekti ve yaşamdaki en temel gayemiz mutlu olmak değil miydi? O zaman doğru yoldayım, yol engebeli ve zorlu olabilir ama biliyorum, doğru yoldayım. Ve biliyorum, cehenneme giden yol iyi niyet taşlarıyla süslü...<br /><br /><span class="yazi4">Herkesin acısını paylaşıyorsun...</span><br /><br />Böyle mi demiştin kardeşim? Buna benzer bir şeydi, di mi? Acılar, bizi biz yapan yegâne şey. Mutluluklar her rüzgârla savrulup gidiyor sanki. Lakin acılarımız öyle mi? Yüreğinin orta yerine kazık çakıyor, her daim seninle yaşıyorlar...<br /><br /><span class="yazi4">kalbim...</span><br /><br />İlk neşter darbesi acıtmıştı seni... Keskin ve acı vericiydi. Ve fakat alışmıştın işte. Ve anlamıştın. Her şeye alışabilirdin. Bir sonraki neşter darbesini hissetmemiştin dahi. Ve her küçük ama aslında büyük kesikle tüm iyiliklerin, tüm çirkinliklerin, tüm güzelliklerin, tüm pisliklerin müsebbibi kalbini göğsünü parçalaya parçalaya, kanata kanata, atar damarların değil tepen atarak ve sinirle ve sitemle ve hüzünle çıkarmıştın işte. Heyhat, ellerinle tuttuğun bu et parçası ne güzelliklere kadirken ne pislikler için atıyor insan müsveddesi yaratıkların vücutlarında...<br /><br /><span class="yazi4">tut ki bir boşluğa düşmüşüm...</span><br /><br /><center><embed src="http://www.metacafe.com/fplayer/2080421/banu_b_rakma_beni.swf" width="400" height="345" wmode="transparent" pluginspage="http://www.macromedia.com/go/getflashplayer" type="application/x-shockwave-flash" allowFullScreen="true" allowScriptAccess="always" name="Metacafe_2080421"> </embed></center><br /><br/><div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9899555-4709302275564779885?l=www.umitkurt.com'/></div>umithttp://www.blogger.com/profile/15667014387440947922noreply@blogger.com3tag:blogger.com,1999:blog-9899555.post-82985952791533733902009-06-04T22:36:00.003+03:002009-06-04T22:41:17.690+03:00Nâzım Hikmet RanBuyrun, oturun dostlar, <br />hoş gelip sefalar getirdiniz. <br />Biliyorum, ben uyurken <br />hücreme pencereden girdiniz. <br />Ne ince boyunlu ilâç şişesini <br />ne kırmızı kutuyu devirdiniz. <br />Yüzünüzde yıldızların aydınlığı <br />başucumda durup el ele verdiniz. <br />Buyrun, oturun dostlar <br />hoş gelip sefalar getirdiniz. <br /><br />Neden öyle yüzüme bir tuhaf bakılıyor? <br />Osman oğlu Hâşim. <br />Ne tuhaf şey, <br />hani siz ölmüştünüz kardeşim. <br />İstanbul limanında <br /> kömür yüklerken bir İngiliz şilebine, <br /> kömür küfesiyle beraber <br /> ambarın dibine... <br /><br />Şilebin vinci çıkartmıştı nâşınızı <br />ve paydostan önce yıkamıştı kıpkırmızı kanınız <br /> simsiyah başınızı. <br />Kim bilir nasıl yanmıştır canınız... <br />Ayakta durmayın, oturun, <br />ben sizi ölmüş zannediyordum, <br />hücreme pencereden girdiniz. <br />Yüzünüzde yıldızların aydınlığı <br />hoş gelip sefalar getirdiniz... <br /><br />Yayalar-köylü Yakup, <br /> iki gözüm, <br /> merhaba. <br />Siz de ölmediniz miydi? <br />Çocuklara sıtmayı ve açlığı bırakıp <br />çok sıcak bir yaz günü <br />yapraksız kabristana gömülmediniz miydi? <br />Demek ölmemişsiniz? <br /><br />Ya siz? <br />Muharrir Ahmet Cemil? <br />Gözümle gördüm <br /> tabutunuzun <br /> toprağa indiğini. <br /><br />Hem galiba <br />tabut biraz kısaydı boyunuzdan. <br />Onu bırakın Ahmet Cemil, <br />vazgeçmemişsiniz eski huyunuzdan, <br />o ilâç şişesidir <br /> rakı şişesi değil. <br />Günde elli kuruşu tutabilmek için, <br />yapyalnız <br />dünyayı unutabilmek için <br /> ne kadar çok içerdiniz... <br />Ben sizi ölmüş zannediyordum. <br />Başucumda durup el ele verdiniz, <br />buyrun, oturun dostlar, <br />hoş gelip sefalar getirdiniz... <br /><br />Bir eski Acem şairi : <br />«Ölüm âdildir» - diyor,- <br />«aynı haşmetle vurur şahı fakiri.» <br /><br />Hâşim, <br />neden şaşıyorsunuz? <br />Hiç duymadınız mıydı kardeşim, <br /> herhangi bir şahın bir gemi ambarında <br /> bir kömür küfesiyle öldüğünü?... <br /><br />Bir eski Acem şairi : <br />«Ölüm âdildir» - diyor. <br />Yakup, <br />ne güzel güldünüz, iki gözüm. <br />Yaşarken bir kerre olsun böyle gülmemişsinizdir... <br />Fakat bekleyin, bitsin sözüm. <br />Bir eski Acem şairi : <br />«Ölüm âdil...» <br />Şişeyi bırakın Ahmet Cemil. <br />Boşuna hiddet ediyorsunuz. <br />Biliyorum, <br />ölümün âdil olması için <br />hayatın âdil olması lâzım, diyorsunuz... <br /><br />Bir eski Acem şairi... <br />Dostlar beni bırakıp, <br />dostlar, böyle hışımla <br /> nereye gidiyorsunuz?<br /><br /><center><div><object width="468" height="381"><param name="movie" value="http://www.dailymotion.com/swf/x4x905_ben-iceri-dustugumden-beri-nazym-hi_music&related=1"></param><param name="allowFullScreen" value="true"></param><param name="allowScriptAccess" value="always"></param><embed src="http://www.dailymotion.com/swf/x4x905_ben-iceri-dustugumden-beri-nazym-hi_music&related=1" type="application/x-shockwave-flash" width="468" height="381" allowFullScreen="true" allowScriptAccess="always"></embed></object></div><br /><span class="yazi4">20 Kasım 1901 - 3 Haziran 1963<br /><br />saygıyla, sevgiyle, rahmetle...<br /><br/></span></center><div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9899555-8298595279153373390?l=www.umitkurt.com'/></div>umithttp://www.blogger.com/profile/15667014387440947922noreply@blogger.com2tag:blogger.com,1999:blog-9899555.post-62301784622458800752009-05-25T23:28:00.001+03:002009-05-25T23:34:06.831+03:00Araç / AmaçPazar sabahları denk gelince Doğan Cüceloğlu'nun televizyon programını izliyorum. Dün sabah da bakarken Ahmet İnam'ın konuk olduğunu görünce bitene kadar seyrettim. Çok güzel bir sohbet oldu benim için.<br /><br />Ahmet İnam'ın bir sözü zaten bildiğim bir gerçeği bir kez daha hatırlattı bana. Artık insanların diğer insanları araç olarak kullandıklarını söylemesi... Oysa ki her insanın bir amaç olması gerektiği...<br /><br />İnsanlar, diğer insanları çıkarlarına göre kategorize edip ona göre davranış kalıpları geliştirip, ona göre yaşıyorlar. Sahte merhabalar, hal hatır sormalar, yardım teklifleri vb...<br /><br />Aklımın bir köşesinde asılı kaldı dünden beri bu konu. Kendimi sorgulayınca ve geçmişi yoklayınca, öyle olduğuna inandığım ama bilmek de istediğim bu konuda, bugüne kadar hiç kimseyi araç olarak kullanmadığıma ve benim için her insanın bir amaç olduğuna ikna ettim kendimi. Önemli olan da bu zaten. Başkaları nasıl bilirse bilsin, ne düşünürse düşünsün insanın öncelikle kendini bilmesi ve kendi düşünmesi gerekiyor. <br /><br />Kime hangi konuda yardımcı olduysam, kimin hangi zaman ve hangi şartta yanında bulunmuşsam, menfaatlerim öyle gerektirdiği için değil içimden geldiği için öyle davrandım bugüne kadar. Bugünden sonra da ölene kadar değişmesin bu dilerim.<div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9899555-6230178462245880075?l=www.umitkurt.com'/></div>umithttp://www.blogger.com/profile/15667014387440947922noreply@blogger.com5tag:blogger.com,1999:blog-9899555.post-23223442530109673082009-05-24T22:38:00.003+03:002009-05-24T22:51:42.125+03:00elinde mor çiçeklerle...<center><img src="http://umit.kurt.googlepages.com/elinde_mor_ciceklerle.jpg" border="0" /><br /><div style="width:300px;"><object width="300" height="110"><param name="movie" value="http://media.imeem.com/m/HiaEcPHfFv/aus=false/"></param><param name="wmode" value="transparent"></param><embed src="http://media.imeem.com/m/HiaEcPHfFv/aus=false/" type="application/x-shockwave-flash" width="300" height="110" wmode="transparent"></embed></object></div><br /><a href="http://www.imeem.com/people/YXnGFq/music/EpBsKgbs/haluk-levent-deliler/">Deliler - Haluk Levent</a><br /></center><div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9899555-2322344253010967308?l=www.umitkurt.com'/></div>umithttp://www.blogger.com/profile/15667014387440947922noreply@blogger.com2tag:blogger.com,1999:blog-9899555.post-63269977227475956682009-05-21T22:28:00.004+03:002009-05-24T22:23:07.697+03:00İnsan ne zaman yaşlanır?Kastetmek istediğim fiziksel yaşımız ve beklediğim cevap da ellisinden ya da altmışından sonra yaşlanır değil. Ruhen ne zaman yaşlanır insan? Hep deriz ya ruhu genç diye kimi insanlar için, peki yaşı genç ruhu yaşlı insanlar yok mu aramızda? İllaki varlar. İşte kastetmek istediğim bu. İnsan ne zaman / nasıl / neden yaşlanır? Ben kendimce bir cevap verdim ama sizlerin cevaplarını merak ediyorum asıl.<br /><br /><span class="yazi4"><b>- Benim cevabım -</b></span><br /><br /><span class="yazi4">Değişmekten korktuğu ve değiş(e)mediği zaman!</span><br /><br />İnsan ne zaman hayattaki değişimlerden, hayatında değişiklikler yapmaktan korkmaya başlarsa o zaman yaşlanıyor demektir bence. Kendi kendini yaşlandırıyor demektir. Alışkanlıklar, kendince mecburiyetler, başkalarına bağımlılıklar arttıkça ve bişeyleri değiştirmekten korktukça insan yaşlanıyor...<div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9899555-6326997722747595668?l=www.umitkurt.com'/></div>umithttp://www.blogger.com/profile/15667014387440947922noreply@blogger.com9tag:blogger.com,1999:blog-9899555.post-61608753701570992042009-05-19T21:48:00.002+03:002009-05-19T22:21:38.153+03:00Bir Eski Kocanın Öğleden Sonrası<img src="http://umit.kurt.googlepages.com/bir_eski_kocanin_ogleden_sonrasi.jpg" align="left"> Favori yazarlarımdan birisi Hamdi Koç. Tesadüf eseri son romanının çıktığını görüp, birkaç saatlik bir otobüs yolculuğunda neredeyse tamamını okudum. Ki otobüste değilse bile aynı günün akşamında bitirmiştim romanı. Romanlarındaki kahramanlar genellikle yaşama karşı katıdır. Katılıktan kastım davranışlarını duygusuzlaştırması, her şeyi kendi çıkarına göre değerlendirmesi ve ona göre konuşması, yaşaması. Pek çok insanın söyleyemeden yaptığı gibi. Televizyon röportajlarında herkesin belgesel izlemek için yanıp tutuşması ama reytinglerde magazin programlarının, futbol maçlarının tavan yapması gibi. Sıkmadan ve yormadan ilerliyor olay örgüsü, her zaman ki gibi yazarın ironik yazı diliyle. <br /><br /><center><b>* * *</b></center><br />Karımı sokakta bir adamın kolunda gördüğüm zaman ilk hissettiğim şey korku oldu. Ölüm korkusu. Ölüyorum sandım. Çok korktum. Oysa ölmesi gereken karımdı. Ölmesi gereken karımın yanındaki adamdı. Ama ben ölüyordum.<br /><br /><center><b>* * *</b></center><br />Uzun uzun, yavaş yavaş uyumak. Ve saat sesi ya da kadın eli gibi herhangi bir dış etkiyle değil, akıl acıyı yendiği, vücut huzuru fethettiği zaman içeriden uyanmak.<br /><br /><center><b>* * *</b></center><br />Bir tercih yaptı karım. Tercihine saygı duymuyorum. Tiksinti duyuyorum. Öfke duyuyorum. <br /><br /><center><b>* * *</b></center><br />İyiydim, iyi. Bir iki saat sonra yine kötü olacaktım haliyle. Kim hangi ruh halini ilelebet muhafaza edebilir ki! Ozzy bile diyordu bir yandan:<br /><br /><i>You're having a good time baby, but that won't last.</i><br /><br /><center><b>* * *</b></center><br />Birini öldürebilir miyim acaba? Yani bizzat! Çekip dan dan dan. Göründüğü kadar kolay mıdır o iş? Öldürmek ile öldürtmek aynı şey mi, vicdanen?<br /><br /><center><b>* * *</b></center><br />İş dedim, iş. Önce iş. İşimizi yapalım, kendimize saygımızı kazanalım, sonra kötülük yapmaya hakkımız olsun.<br /><br /><center><b>* * *</b></center><br />Onlar birbirine benzeye benzeye ölüp gidecek, sen farklı ve ölümsüz olacaksın, diyemezsin. İnanmaz. Dünyanın en kıskançlık veren görüntüsü bir arada eğlenen, neşeli insanların görüntüsüdür.<br /><br /><center><b>* * *</b></center><br />Donuk yüzlü nesli diyorum artık çocuklarıma ve akranlarına. Zor gülüyorlar, çabuk surat asıyorlar, geç cevap veriyorlar.<div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9899555-6160875370157099204?l=www.umitkurt.com'/></div>umithttp://www.blogger.com/profile/15667014387440947922noreply@blogger.com3tag:blogger.com,1999:blog-9899555.post-62976941837186277892009-05-18T22:38:00.001+03:002009-05-18T22:38:00.802+03:00SuskunlarEflâtun rengi hayaller kuran bir "suskun"un sözleridir, bu roman. İşittiğini gören, gördüğünü dinleyen, dinlediğini sessizliğin büyüsüyle sırlayan ve tüm bunların görkemini hikâye eden bir adamın alçakgönüllü dünyasına misafir olacaksınız, satırlar akıp giderken. O ise, muzip bir tebessümle size eşlik edecek, sessizce... Sayfaları birer birer tüketirken, benzersiz erguvanî düşlerin "gerçekliği"nde semâ edeceksiniz ve bu düşlerden âdeta başınız dönecek.<br/><br/>Hayat kadar gerçek, düş kadar inanılmaz bu dünyanın tüm kahramanlarının seslerini duyacak, nefeslerini hissedeceksiniz. Çünkü Suskunlar, sessizliğin olduğu kadar, seslerin ve sözlerin, yani musikînin romanıdır. Sonsuzluğun derin sessizliğinin "nefesini üfleyen" ve ona "can veren" bir adamın hayallerinin ete kemiğe bürünmüş kahramanları, en az sizler kadar gerçektir; ya da siz, en az onlar kadar bir düş ürünü... Bağdasar, Kirkor, Dâvut, Kalın Musa, İbrahim Dede Efendi, Rafael, Tağut, Veysel Bey ve diğerleri... Onlar, sessizliğin evreninden İhsan Oktay Anar'ın düş dünyasına duhûl ederek suskunluklarını bozmuşlardır.<br/><br/>Bir meczûp aşkı tattı, bir âşıksa aşkına şarkılar yazıp ruhunu maviyle bezedi; diğeri, kaybolduğu dünyada bir sesin peşine düşerek kendini buldu. Nevâ, belki de, herkesin âşık olduğu bir kadının pür hayâliydi. Hayâlet avcısı, kendi ruhunu yakalamaya çalıştı. Zâhir ve Bâtın ise, zıtlıkların muhteşem birliğinde denge bulan iki ayrı gücün cisimleşmiş hâliydi.<br/><br/><i>Suskunlar</i>'ı okuduktan sonra aynaya bakmak, yansıyan aksinizde gerçeği görmek, gördüğünüzü işitmek ve duyduklarınızla sağırlaşıp susmak isteyeceksiniz. Sayfalar tükenip bittiğinde, kim bilir, belki de "suskunlar"dan biri olacaksınız...<br /><br /><center><b>* * *</b></center><br />Arka kapağında böyle yazıyordu Suskunlar'ın ve hepsini buraya koymadan yapamadım. Çok güzel anlatmış çünkü romanı. Okuduğum ikinci kitabı oldu İhsan Oktay Anar'ın. Onun var ettiği masalla gerçek arasında, her şeyin önceden tasarlandığı ama hiçbir şeyin önceden bilinemediği dünyadaki yaşamlar, yaşananlar insanı sürükleyip götürüyor romanın son sayfasına kadar. Okumanızı tavsiye ederim bu romanını da.<div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9899555-6297694183718627789?l=www.umitkurt.com'/></div>umithttp://www.blogger.com/profile/15667014387440947922noreply@blogger.com0tag:blogger.com,1999:blog-9899555.post-89526279851114753472009-05-18T19:53:00.005+03:002009-05-18T20:09:40.037+03:00Fairytale<center><div style="width:465px;"><embed src="http://www.izlesene.com/player2.swf?video=912840" wmode="window" bgcolor="#000000" allowfullscreen="true" scale="noScale" width="100%" height="355" type="application/x-shockwave-flash"></embed></div></center><br />Birileri küçümseyip birileri de Eurovision klişesi olan komşu ülkelerin birbirine oy vermesi olayını hatırlatsa da, iyi ki Norveç kazandı demekten alamıyorum kendimi.<br /><br />Nedeni basit! Yapay bir yanı yoktu, içimi ısıttı ve beni gülümsetebildi bu şarkı. Daha büyük beklentilerim de yoktu zaten.<br /><br />Abartılmış absürd sahne şovları, sonuna kadar cinselliğin sömürülmesi ve diğer tüm piyasa kurallarının aksine belki abartıyorum ama sempatikliğin, sadeliğin ve içtenliğin hâlâ insanların gözünde açık arayla prim yapabildiğini hatırlattığın için teşekkürler Alexander :)<div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9899555-8952627985111475347?l=www.umitkurt.com'/></div>umithttp://www.blogger.com/profile/15667014387440947922noreply@blogger.com0tag:blogger.com,1999:blog-9899555.post-54259610358850383532009-05-14T22:58:00.001+03:002009-05-14T23:01:09.907+03:00Kehitystis - Kısa Seçmeler 2<center><span class="yazi4">Kadim dostlar</span><br /><br /><span class="yazi8">kırgınlığım yok kimseye<br />öfkem yalnız kendime<br />ve yalnızlığım<br />ve düşlerim<br />ve kelimelerim<br />kadim dostlarım<br />vazgeçilmezlerim</span><br /> <br /><b>* * *</b><br /> <br /><span class="yazi4">Gülüş</span><br /><br /><span class="yazi8">gülüşünü seviyorum sevgilim<br />kalbimin bir yanardağ gibi kükreyişini<br />ve bedenimin ateşinle eriyişini</span><br /> <br /><b>* * *</b><br /> <br /><span class="yazi4">Azaldıkça</span><br /><br /><span class="yazi8">azalttıkça çoğaltıyorsun Tanrım<br />azaldıkça çoğalıyorum<br />dostlarım belki az ama daha çok<br />sevdiklerim çok uzak ama en yakın<br />aşklarım hiç yok ama hep var</span><br /> <br /><b>* * *</b><br /> <br /><span class="yazi4">Bakış</span><br /><br /><span class="yazi8">nedir diye sordular <br />ben cevap verdim<br />aşk bir bakıştır<br />görmek, anlamak<br />hissetmek, dokunmak<br />hiçlik ve sonsuzluk<br />her şey onunla vardır<br />aşk her şeyden başkadır</span><br /></center><br/><div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9899555-5425961035885038353?l=www.umitkurt.com'/></div>umithttp://www.blogger.com/profile/15667014387440947922noreply@blogger.com2tag:blogger.com,1999:blog-9899555.post-52471391463867069612009-05-11T22:55:00.009+03:002009-05-12T00:51:14.491+03:00Dil vejetaryanı oldum, ruhum hafifledi.Ne güzel söylemiş Nil <a href="http://www.hurriyet.com.tr/magazin/yazarlar/11621477.asp?yazarid=113&gid=61" target="_blank">bugünkü yazısında.</a> Önce yandaki linke tıklayıp onun yazısını okumanızı tavsiye ederim. <br /><br />Aklımda bambaşka şeyler var yazmak için. Dille alakalı aslında bir parça olsun benim yazacaklarım da. <br /><br /><b>Secret</b> adında bir kitap yazasım var. Duyduğunuz ve belki okuduğunuz kitapla hiçbir benzerliği olmayacak, en baştan söyleyeyim.<br /><br />Çevrenize bir bakın giderek sosyalleşiyor insanlar. Öyle mi gerçekten? Önceden ne kadar kısıtlıydı iletişim olanakları, bir düşününün lütfen! Çok geriye gitmeye bile gerek yok, telefonun icat edilmediği zamanları düşünün. Mektuplarla iletişim kuruluyordu. Bugün yazdığınız bir mektup belki de bir ay sonra ulaşıyordu ve cevabın size ulaşması da bir bu kadar sürüyordu. Sonra telgraf. Hiç kullanmadım, bir şey hissettirir mi bir telgraf sizce? Ve telefon. Başka şehirlerden, başka ülkelerden sevdiklerinizin sesini duyabilmek ne büyük bir mucize.<br /><br />Ve günümüz. İnternet üzerinden dokunmak dışında her türlü iletişimi kurabiliyoruz. Asıl sorun da burada başlıyor. Kurabiliyor muyuz?<br /><br />Yok yok, ben bunları yazmak istemiyordum aslında. Bunları konunun uzmanlarına bırakayım ya da yazacak bir başka dünya vatandaşına.<br /><br />Dedim ya <b>Secret</b> adında bir kitap yazacağım diye, sebebi insanların aslında söylemek istediklerini söylemeyip hep bişeyleri ima ederek geçirmeleri hayatlarını. Ya da birilerinin arkasından konuşarak ya da kendi kendilerine söylenerek. Oysa saklamayıp söylese herkes içinden geçeni dürüstçe her şey daha kolay olmaz mıydı?<br /><br />Ben cevap vereyim, olmazdı. Tamam, her şeyi söylemek demeyelim ama en azından karşısındaki insan ya da durumla ilgili beklentilerini, isteklerini, hislerini, düşüncelerini söyleyebilmeli, söylemeli insanlar.<br /><br />- Öyle yaptıysa kesin şöyle düşünüyordur. <br />- Böyle söylediyse bunlar klasik geyiklerdir.<br />- Şunu dediyse başından savmak istemiş seni.<br />- Soruna doğrudan cevap vermiyorsa aslında cevabı evettir.<br />- Soruna doğrudan hayır diye cevap veriyorsa aslında cevabı evettir.<br />- Evet dediyse aslında hayır demek istemiştir.<br /><br />Böyle on yüz bin milyon şey daha yazabilirim. Her gün milyonlarca insan diğer milyonlarca insana böyle sözüm ona tavsiyelerde bulunuyor.<br /><br />Bu ikiyüzlülük neden kaynaklanıyor çok merak ediyorum. Yok mudur konuyu irdeleyen, inceleyen ve benim anlayabileceğim bir dille anlatan bir bilim insanı? Varsa yorum olarak bırakın linkini, öğreneyim nedenmiş.<br /><br />Nereden geldi bunlar akşam akşam aklıma. Yeter bu kadar, çok yazdım :) <br /><br />Son zamanlarda genelde şiir, şarkı eklediğim ve pek yazmadığım yönünde eleştiriler alıyorum sevgili okuyucu :)) Yazarım herhal bir vakit ben de. Ama şimdi şiir, şarkı demişken ve yazının en başında da Nil demişken aklıma onun şarkıları gelidi :))<br /><br />Nevi şahsına münhasır sıfatını hak edenlerden birisi güzel ülkemde. Ben severek dinliyorum şarkılarını, son albümü de çok hoş olmuş. Tavsiye ederim dinlemenizi. Son albümünden sevdiğim bir şarkıyla bitirelim bu yazıyı.<br /><br />Herkese iyi haftalar, iyi bakın kendinize, sevgiler...<br /><br /><center><object width="300" height="80"><param name="movie" value="http://media.imeem.com/m/SCmgaohvW_/aus=false/"></param><param name="wmode" value="transparent"></param><embed src="http://media.imeem.com/m/SCmgaohvW_/aus=false/" type="application/x-shockwave-flash" width="300" height="80" wmode="transparent"></embed></object></center><br /><b>ps.</b> Nil'in alt benliğinin <a href="http://www.nilkaraibrahimgil.com/" target="_blank">resmi sitesini de</a> ziyaret edin.<div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9899555-5247139146386706961?l=www.umitkurt.com'/></div>umithttp://www.blogger.com/profile/15667014387440947922noreply@blogger.com0tag:blogger.com,1999:blog-9899555.post-35041488768429463102009-05-06T22:15:00.005+03:002009-05-06T22:27:07.360+03:00Çılgın zamanlarda yaşamak onlara düştü<center><div><object width="468" height="381"><param name="movie" value="http://www.dailymotion.com/swf/x5x43i_metin-kemal-kahraman-deniz-koydum-a_music&related=1"></param><param name="allowFullScreen" value="true"></param><param name="allowScriptAccess" value="always"></param><embed src="http://www.dailymotion.com/swf/x5x43i_metin-kemal-kahraman-deniz-koydum-a_music&related=1" type="application/x-shockwave-flash" width="468" height="381" allowFullScreen="true" allowScriptAccess="always"></embed></object></div><br /><b>* * *</b><br /></center><br /><u>Bilge</u> adlı köyün <u>Çelebi</u> soyadlı insanları tarafından yapılan <a href="http://www.tdk.gov.tr/TR/SozBul.aspx?F6E10F8892433CFFAAF6AA849816B2EF4376734BED947CDE&Kelime=yıldırı" target="_blank">terör</a> eyleminden, henüz on iki yaşında bir kız çocuğunun tüm bu vahşete tanıklığı ve annesini babasını yitirmiş olması kalacak aklımda. Nedenleri, niçinleri, sözde çözüm önerileri iki gün daha tartışılacak ve unutulacak. Kız meselesi, tecavüz, berdel, kan davası, töre, cehalet, silahlar... Hepsi unutulacak... Unutacağız...<br /><br /><center><span class="yazi4"><b>acımasız ve duyarsız zamanlarda yaşamak bize</b></span></center><div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9899555-3504148876842946310?l=www.umitkurt.com'/></div>umithttp://www.blogger.com/profile/15667014387440947922noreply@blogger.com1