tag:blogger.com,1999:blog-91568746626544805252008-07-15T23:23:51.236-07:00Dünün, Bugünün ve Yarının Dünyasına BakışOsmanlıhttp://www.blogger.com/profile/10413788573027426286noreply@blogger.comBlogger34125tag:blogger.com,1999:blog-9156874662654480525.post-91176203645540067562008-03-29T02:39:00.000-07:002008-03-29T02:40:10.819-07:00Amerika'da Neler Oluyor?Su siralar sanirim dunyadaki pekcok insanin kafasini kurcalayan bir soru olsa gerek: Amerika'da neler oluyor? Dolar tepetaklak dusuyor, ekonomi goctu gocecek, ekonomik durgunluk (recession) oldugunu herkes kabul ediyor da acaba tumden gocecek mi (depression) diye herkes beklesiyor. Sahi gercekten neler oluyor?<br /><br />Ey Azizan! Simdilerde pek kimse kendisinden bahsetmese de eskiden bir Erbakan Hoca vardi. Hocam, mubarek, dunyayi ikiye ayiriyordu: Adil duzen ve faizci duzen. Sonra da dunyanin basina ne geliyorsa bu faizci duzen yuzunden gelir derdi hep. Simdi olanlara bakinca insanin kendi kendine "Acaba Hoca'nin hakki mi vardi?" diyesi geliyor.<br /><br />Efendim kisaca anladigimi sizinle paylasayim. Daha iyi bilenler varsa onlar hepimizi aydinlatsinlar, hep beraber toplu anlama eylemi gerceklestirelim.<br /><br />Turkiye'de son birakac senedir cok lafi edilen Morgıç Amerikan gavurunda ev almak icin hemen hemen tek yontem. Insanlar biriktirip harcamak aliskanligindan vazgecip, harcayip sonra faiziyle odemek aliskanligini edindikten beri ev fiyatlari almis basini gitmis, tutabilene askolsun. Su fakirin oturdugu ev San Diego vilayetinin ortalama bir semtinde ortalama bir ev. Hediyesi ev fiyatlari tepe noktadayken $600,000 dolarcik idi. Tum sorunlara ragmen hala da 550,000 den asagi etmez herhalde. Simdi bunu okuyanlar fakiri aileden varlikli sanip ic gecirmesinler, biz sadece el kapisinin kiracisiyiz buralarda.<br /><br />Efendim gelelim sorunun nereden ciktigina. Simdi insanlar bu kadar parayi denklestirip ev alamayacagina gore, gidip bankalarin kapisini caliyor ve faiziyle borc para istiyor. Bankalar evinin ipotegi karsiligi para dagitiyor insanlara. Borc para verembilmek icin de daha buyuk is yapan bankalardan faiziyle borc para aliyorlar. Mesela diyelim ev alan musteriye %7 faizle para veriyorlar, ama kendileri %6 faizle borc para aliyorlar disaridan. Aradaki %1'lik kisim ortada 100 milyar dolar para dondugunde ciddi bir yekun tutuyor. Bankalara para veren buyuk bankalar parayi baska yatirimcilardan aliyor. Mesela devletlerden yahut da cok buyuk sirketlerin yatirimlarindan. Mesela Cin ya da Rusya devleti gelip oraya %5 faizle para yatiriyor. Yahut da IBM, Microsoft, yahut da Wal-Mart emeklilerin parasini tuttuklari hesabi degerlendirmek icin bu bankalara yatiriyorlar parayi. Onlar da %6 faizle diger bankalara borc veriyorlar. Aradaki fark onlarin payi oluyor. Boylece kucuk ev sahiplerinin parasi birkac asamadan gecip dunyanin her yerinden geliyor.<br /><br />Normalde sistem kendine gore iyi calisiyor. Mortgage genel olarak riski dusuk bir yatirim. Daha baska bir deyisle, ev sahibi olan insanlar ev sahibi olmanin dayanilmaz hafifligiyle ay basi geldiginde pasa pasa bankaya gidip borcunu yatiriyor. Normal sartlarda pek borcunu odemeyen cikmiyor. Son yillardaki sorun sistemin geri tepmesiyle alakali.<br /><br />Ev alanlarin borcunu odeyip riskin dusuk oldugunu goren buyuk yatirimcilar ellerindeki cok buyuk miktarladaki parayi degerlendirecek yer bulamadiklarindan dogrudan getirip buyuk bankalara yatiriyorlar. Neticede risk dusuk, alacaklari %5 neredeyse garanti. O buyuk bankalar ellerindeki haddinden fazla parayi kucuk bankalara cok soru sormadan veriyorlar. Ne de olsa gelecek %6 garanti. Kucuk bankalar ellerindeki cok miktardaki parayi cok soru sormadan ev alanlara veriyorlar. Ne de olsa %7 garanti. Ortada para cok ama ev alan sinirli sayida insan var. Dolayisiyla bankalar arasi kredi dagitma yarisi basliyor. Onceden bir ev alacak insandan evin parasinin %20'sini cebinde getirip pesin yatirmasini bekleyen bankalar rekabetten dolayi bu miktari gittikce dusuruyorlar. %10, %5, %3, %2 derken cebinde bes kurus parasi olmayan insanlar yuzbinlerce dolar degerinde evleri satin almaya basliyorlar. Bankalar bu kadar kolay kredi dagittikca ev almayi hayalinde bile goremeyecek adamlar ikiser ucer ev almaya basliyorlar. Rivayete gore Las Vegas'taki kumarhanelerde calisan kotu kadinlarin ucer ebser evleri varmis. Talep arttikca ev fiyatlari hizla artmaya basliyor. Birkac sene once 200,000 etmeyen evler bir anda 600,000 dolara satilmaya baslaniyor. <br /><br />Fiyatlar arttikca bankalar daha da kolay kredi veriyor. Zira borc alan parayi odemese ne gam, ne keder. Nasil olsa adami evden kovup ayni evi bu sefer daha pahaliya yeniden satabilirler. Parayi geri aldiklari gibi cok kisa surede ikinci defa faiz anlasmasi yapabilirler. Kisacasi bir kisir donguye giriliyor. Fiyatlar artiyor, fiyat arttikca normal sartlarda azalmasi gereken talep anormal sartlar yuzunden gittikce daha da artiyor. Veee....<br /><br />Bir noktaya geliyor, fiyatlar artik ulasilmaz seviyeye geliyor. Ortalama bir ev fiyati 600,000 demek Turkiye'den cok ucuk gorunebilir de Amerika'dan bile dudak ucuklatacak bir rakam. Insanlar ev aliyor, aliyor alamaz oluyorlar. Sonra hani ne demisler atalar "Borc yiyen kesesinden yer". Her kemalin bir zevali oldugu gibi her borcun bir geri odemesi var elbet. Hani biraz once normal sartlarda ev almayi ruyasinda goremeyecek adamlar ev aldilar demistik ya. Iste o adamlar borcunu odeyemiyor. Banka evlerine el koyuyor, veee... Ev satilmiyor tabii. Iki odali 90 metrekare bir apartman dairesine 400,000 dolar vermenin garipligi ortaya cikiyor. Bankalar sikintiya giriyor. %7 geri gelmiyor. Zora giren bankalar duruyorlar, duruyorlar, duramiyorlar. Iflas bayragini cekiyorlar. <br /><br />Bankalara kim para vermisti? %6'cilar. Hmm, galiba onlarin da parasi geri gelmiyor. Bekliyorlar, bekliyorlar, bakiyorlar, gelen giden yok. Isler kesat, onlar da iflas bayragini cekiyorlar.<br /><br />Buyuk bankalara kim para vermisti? %5'ciler. Onlar kimdi, buyuk sirketlerin emeklilik fonlari, cok buyuk yatirimcilar, hatta devletler. Iflas etmeseler de onlar da zor gunler gecirmeye basliyorlar. Bunalim oluyor, sikinti oluyor.<br /><br />"Peki ama, ey garip adam, neden dunya etkileniyor bundan?" dediginizi duyar gibi oluyorum. Efendim, dedik ya faizci duzen globallesen dunyada sinir minir tanimiyor. Turkiye'ye sicak apar girdi, soguk para cikti, mesrubat icti kacti hikayeleri hergun gazetelerde cikiyor zaten. Turkiye'ye bir gunde giren cikan para elbet baska memleketlere de isik hizina yakin hizda girip cikiyor. Amerika'ya yatirimlar ben deyim Avrupa'dan, siz deyin Cin'den, Macin'den geliyor. Dahasi ayni duzen Ingiltere'de, Kanada'da, hatta Avrupa'da da aynen isliyor. Insanlarin morgic morgic diye gozlerinde buyuttukleri duzen yillar yili "medeniyyet denilen tek disi kalmis canavar"in son dokulen dislerinden. Amerika'da olan belki daha kucuk boyutta da olsa her yerde yasaniyor.<br /><br />"Peki ama tum ekonomi neden gocuyor?" derseniz onun da cevabi var elbet. Efendim, dedik ya para aslinda cok farkli yerleden geliyor morgic duzenine. Buyuk sirketlerin yatirimlarindan tutun da nereye el atsaniz para morgic icin giriyor olabilir. Bu bir. Ikincisi bu ev sahipleri gokten zembille inmis insanlar degil elbet. Onlar da toplum icinde yasayan insanlar, onlar da ev bark, coluk cocuk sahibi vatandaslar. Komsulari, arkadaslari, analari, babalari daha bilmem neleri var. Bir kere bu morgic hadisesinden dogrudan etkilenen insanlar zaten milyonlarca fert. Dusunun bir kere, borcunuzu odeyemediniz diye banka gelse sizi evden atip evinize el koysa kendinizi yeni araba, buz dolabi, camasir makinesi, bilgisayar alacak modda hisseder misiniz? Peki ya tatile cikip para harcar misiniz? Cocugunuzu ozel okula goderir misiniz? Yemek yerken pirzola mi bulgur pilavimi once akliniza gelir? Hmm, ben de oyle dusunmustum.<br /><br />Dahasi, oglunuz, kiziniz, arkadasiniz, akrabaniz, komsunuz ayni anda bu durumlara duserken sizin icinizden alisveris yapmak gelir mi? Allah sizi inandirsin, ferdiyetciligin doruk noktasi Amerika'da bile insanlarin icinden gelmiyor. Peki ama sonuc ne oluyor?<br /><br />Efendim, camasir makinesi satilmayinca camasir makinesi fabrikasi isci cikariyor. O isciler issiz kalinca araba alamiyorlar haliyle. Araba satilmayinca lastik fabrikasi yeni yaptirmak istedigi fabirka duvarini bir sene erteliyor. Duvar utasi issiz kalinca aksam pizza yemek yerine iki yumurta kiriyor. Isleri azalan pizzaci oglunu okula arabayla birakmak yerine otobusle gonderiyor. Benzinlikte calisan, daha dogrusu calisamayan Hintli cocuk yemegine daha az kori tozu koymaya basliyor. Ve boyle zincirleme bir reaksiyon gidiyor, sonunda ekonomi zora dusuyor. Tek sorun insanlarin kafasina bir belirsizlik, bir guvensizlik, bir bunalim olmasi.<br /><br />Bunlar neden oldu demistik? Ha, Erbakan Hoca'ya hakvermistik galiba.<br /><br />Peki ama aslinda gercekten enden oldu bunlar? Insanlar bu kadar mi basiretsizdi? Bu kadar mi ortada olan sorunu goremediler?<br /><br />Iste o noktada insanin aklina baska birsey geliyor: "Alma mazlumun ahini, cikar aheste aheste"Osmanlıhttp://www.blogger.com/profile/10413788573027426286noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-9156874662654480525.post-67565628246044327472008-03-14T17:54:00.000-07:002008-03-14T17:55:00.932-07:00Yenilenebilir Enerji KaynaklariDunyada petrol ve diger enerji kaynaklari hizla tukeniyor. Aslina bakarsaniz petrol, dogal gaz, komur ve benzeri fosil yakitlar Allah'in bize bir defaya mahsus verdigi buyuk nimetler. Yuzlerce milyon yildir yerin derinliklerinde duran petrolu insanoglu acgozluluguyle cekip cikardi ve savurganca israf etti. Amerika'ya bir kez gelen bir insan ne demek istedigimi daha iyi anlar herhalde. 300 milyonluk ulkede 200 milyondan fazla araba var. yani yetiskin herkesin arabasi var bu ulkede. Daha kotusu herkes her gun daha buyugune heves ediyor. Sanki marifet gibi kocaman SUV'lere binip tek kisi dunyanin benzinini israf ediyor. Isin en kotu tarafi da dunyanin geri kalan kismindaki herkes de filmlerde gordukleri bu hayat tarzina ozeniyorlar. Sonuc: tukenmek uzere olan petrol kaynaklari ve surekli artan tuketim ve talep.<br /><br />Enerji elbette sadece arabalarda tuketilmiyor. Enerji santrallerinden sanayiye pekcok yerde petrol cokca tuketiliyor. Kimya sanayiinde hammadde olarak kullaniliyor mesela. Kullandigimiz plastikten ilaclara kadar hersey petrolden yapiliyor. Duzgun kullanimasi halinde yuzlerce, hatta binlerce yil yetecek kadar petrol vardi dunyada. Ama biz acgozlu insanlar onu 150 senede tuketmeyi basardik. Ustelik de cevre kirliliginden nesli tuknen hayvanlara, global isinmadan kulturel yozlasmaya pekcok kotu sonucuyla birlikte.<br /><br />Bati dunyasi artik kendilerine bir cikis yolu ariyorlar. Basta Avrupa olmak uzere pekcok ulke alternatif enerji kaynaklarina yoneliyor. Alternatifler de daha cok yenilenebilir enerji kaynaklari olmasina calisiliyor.<br /><br />En yaygin insa edilen yenilenebilir enerji santralleri ruzgar enerjisiyle calisanlar. Bu kadar yaygin olmasinin sebebi oldukca basit ve zaten iyice oturmus bir elektrik teknolojisiyle ucuza cok miktarda enerji elde edilebilmesi. Ruzgar yerden yukari ciktikca daha kuvvetli esiyor. Onun bir bir direk dikiliyor ve tepesine 2 MW'a kadar gucte bir motor ve bir pervane takiliyor. Iste size bir elektrik santrali. Kotu haber, ruzgar cani ne zaman isterse o zaman esiyor. Kontrolu mumkun degil. Yil icerisinde baharda, gun icerisinde gece daha cok esiyor. Esmezse elektrik yok.<br /><br />Bir diger enerji kaynagi gunes enerjisi. Temel olarak iki turlu teknoloji var. Birincisi gunes isinlarini bir yerde yogunlastirip isisini topluyor ve bu isiyi sonra su ya da yag gibi bir akiskani isitip buharlastirarak buhar gucuyle elektrik uretiyor. Ikinci teknoloji Fotovoltaik gunes panelleri. Burada silikondan yapilan ozel devrelerle gunes enerjisi dogrudan elektrige cevriliyor. Bu ikinci tur teknoloji birinciye gore daha pahali, ama daha verimli calisiyor. Gunes enerjisinin kotu tarafi sadece gunduz kullanilabilmesi. Hava karardiysa, ya da mevsim kissa, yahut da gunesin yuzunu cok gostermedigi bir yerdeyseniz, gunes enerjisi kullanamiyorsunuz.<br /><br />Dalga enerjisi kullanarak elektrik ureten santraller de var. Bunlar denizdeki dalgalarin getirdigi suyu toplyarak ya da denizdeki akintilardan faydalanarak enerji uretiyorlar. Ama dalgalar da ruzgar ve gunes enerjisi gibi sadece belli zamanlarda kullanilabiliyor. Surekli bir enerji saglamak mumkun degil.<br /><br />Turkiye'de cok kullanilamasa da gel-git enerjisinden faydalanarak enerji uretenler de var. Buradaki temel mantik sular yukseldiginde suyun onune set cekip kapatiyorsunuz. Sonra sular cekilince havuda biriken bu suyu yavas yavas salarak enerji elde ediyorsunuz. Kontrolu daha kolay ama cok buyuk bir alanda buyuk yatirim gerektiren bir proje bu. Ustelik de dunyanin her yerinde gel-gitler ayni sekilde kendini gostermiyor.<br /><br />Baska bir cok teknolojiler yaninda bir de jeotermal kaynaklar var. Bu da kisaca yerlatindaki cok sicak sulari yuzeye cikarip buhar gucuyle elektrik uretme esasina gore calisiyor. Turkiye sicak yeralti sulari acisindan oldukca zengin bir memleket. Dunyanin toplam bilinen sicak su kaynaklarinin %8'i Turkiye'de. Ege bolgesinde bu kaynaklar daha fazla ve birkac tane de halen calisan jeotermal santral var. Denizli Kizilkaya'daki santral yerden cikan 250 derecelik buhar gucuyle calisiyor. Suyun o kadar sicak olmadigi yerlerde ise isitma amaciyla kullanilabiliyor. Edremit'ten Yerkoy'e bircok il ve ilcede sicak yeralti sulari isitma amaciyla kullaniliyor. Eger bilinen kaynaklar su anki ekonomik degerlere gore degerlendirilirse, Turkiye'nin elektrik ihtiyacinin %5'ini ve isinma ihtiyacinin %30'unu karsilayabilecek seviyede. Yeni kaynkalar arastirilir ve bulunursa bu miktar daha da artabilir.<br /><br />Jeotermal kaynaklarin en onemli ozelligi surekli ayni seviyede enerji uretebilmesi. Bir baska deyisle yerden cikan su yaz kis, gece gunduz ayni miktarda ve ayni sicaklikta cikabiliyor. Ustelik hicbir yakit vs gerektirmediginden isletme maliyetleri son derece dusuk. Diger enerji kaynaklarina gore son derece buyuk bir avantaj. Surekliligin saglanmasi icin yerden cekilen suyun acilan kuyular vasitasiyla yeniden yeraltina enjekte edilmesi gerekiyor.<br /><br />Eger Turkiye sahip oldugu jeotermal kaynaklari degerlendirirse elde edilen enerji iki tane Mavi Akim projesinin getirdigi gaza esdeger. Hem de ciddi hicbir isletme maliyeti olmadan, yakit parasi odemeden. Jeotermal kaynaklarimizi degerlendirme zamani artik.Osmanlıhttp://www.blogger.com/profile/10413788573027426286noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-9156874662654480525.post-60680005354790300932008-03-09T03:38:00.001-07:002008-03-09T03:40:18.235-07:00Turkiye Nasil Bir Markadir?Son zamanlarda cokca duydugumuz laftir: Dunya kuculdu, global koy oldu. Peki ama bu nasil birseydir? Bunun dunyada yasayan bizler ve ozelde de Turkiye ahalisi uzerinde etkileri nelerdir?<br /><br />Her sirketin hedefledigi belirli bir pazari vardir. Kendi pazarinda satilmak uzere urunler ve hizmetler gelistirir. Kendi pazarinin disina cikmaz. Mesela Mercedes bir araba markasidir. Mercedes sirketi araba isinden anlar ve o isi iyi yapar. Normal sartlarda piyasada Mercedes marka bilgisayar ya da ekmek yahut havayolu sirketi goremezsiniz. <br /><br />Globallesen dunyada devletlerin de markalari ve piyasaya sunduklari belirli urunler vardir. Her ulke belli bir marka sahibidir aslinda. Mesela yuksek teknoloji deyince akla Amerika gelir. Herkesin kullandigi bilgisayar programlari Amerika'dan dagitilir dunyaya. Microsoft, Google, Oracle hep Amerikan sirketleridir. Amerikalilar baska alanda da iyidir. Ama teknoloji Amerikalilardan sorulur. Ayni sekilde hassas muhendislik isleri Almanlardan sorulur. En ince isleri yapan aletleri, makineleri Almanlar ve biraz da Italyanlar yapar. Is makineleri normal sartlarda Brezilya'dan gelmez mesela. Ama dunyanin en egzotik, en balta girmemis ormanlarini barindiran, en ilkel kabilelerin yasadigi yer enresidir desek, Afrika yaninda pekcogumuz Amazon ormanlari diyecektir. O Brezilya'dadir mesela. YA da cogumuz oyle dusunuruz. Halbuki en az onun kadar egzotik, balta girmemis ormanlari ve kimseyle muhatap olmayan yerli kabileleri olan baska bir ulke Endonezyadir. Ama endonezyanin markasi o degildir.<br /><br />Pekdok ulkenin belirli bir marka politikasi vardir. Devlet politikasi oalrak bunu benimserler ve korurlar. Japonlar sozgelimi elektronikte cok iyidirler. Bunu korumak icin Japon sirketleri urunlerini once ic piyasaya sunarlar. ORada iyice gelistirip olgunlastirdiktan sonra dunyaya satmaya baslarlar. O yuzden gazetelerde gordugumuz pekcok teknolojik urun Japonyada cikar ama dunyaya yayilmasi birkac sene surer. Cunku dunyaya satilan bir Japon elektronik urunun kotu olmasi Japon markasina zarar vereceginden hazirlanmak zorundadirlar.<br /><br />Cin uretimde cok iyidir. Dunyanin hangi gelsimis ulkesine giderseniz gidin urunlerin pekcogu Cin menselidir. Bilgisayardan ampule, mobilyadan araba yedek parcasina pekcok urun orada yapilir. Markalari, modelleri, teknolojileri o kadar onemli degildir. Ama Turkiye'de bile elinize alacaginiz en basit urunler dahi Cinli bir iscinin elinden gecmistir.<br /><br />Hindistan ote yandan yazilim sektorune oynamaktadir. Tum buyuk yazilim sirketlerinin Hindistan'da ofisleri vardir. Ofisi olmayanlar orada bir sirketle anlasip programlarini orada yazdirirlar. 1960'larda baslayan hazirliklarin neticesidir bu ve su ana kadar da son derece basarili gitmektedir.<br /><br />Avrupa'da tatile gidecekseniz gidilecek yer bellidir: Paris degilse Yunan adalaridir gidilecek yer. Isvicre'de tatile gitme hayalleri kurulur ama belki onun kadar guzel Munih'e gitme hayalleri kimse kurmaz. Ote yandan dunyanin alternatif enerji kaynaklari uzerine arastirmalar ve uygulamalar gelistiren merkezi Munihtir. Devlet politikasi oalrak Almanlar bunu yillar once benimsemistir. Onumzudeki yillarda bunu daha cok duymaya baslayacagiz. <br /><br />Peki ama Turkiye'nin markasi nedir? Turkiye kendini dunyaya nasil sunuyor?<br /><br />Turkiye'nin de devlet oalrak, ulke olarak bir marka politikasi olmak zorundadir. Hatta bolgelerin, sehirlerin de birer marka politikasi olmalidir. Kendi imkanlari dahilinde bir marka politikasi belirleyip bir anda hersey olmaya calismadan oraya yogunlasmali ve sabirla bunu gelistirmeye calismalidir. Bir tane olmasi da sart degil. Birkac tane buyuk plan, cokca da kucuk planlar olabilir. Ama plan olmak zorundadir. Kismen uygulanan planlar mevcut aslinda. Mesela turizm oldukca onem verilen bir alan ve kotu de degil. Ama bunun yaninda baska planlar da olmalidir. 70 milyonluk bir ulkeye ancak bu yakisir.<br /><br />Mesela Turkiye'de cok kucumsense de tarim Turkiye icin ciddi bir potansiyel hala. Dunya'da, ya da hic degilse Avrupa'da "Meyve alinacaksa Turkiye'den alinir" ya da "Dunyada en iyi bal Turkiye'den cikar" gibi bir marka neden gelistirilmesin? Tabii bunu babadan kalma usullerle degil de bilim ve fen isiginda muasir medeniyet seviyesinde yapmak lazim. Teknoloji'nin imkanlarini kullanarak ve dahasi arastirmalarini kendimiz yaparak. Amerika'da yapilan yayinlari kopyalayip adina tez diyerek degil de hakikaten arastirmalar yapip kendi topragimizi, cicegimizi iyi taniyarak. Kimseye muhtac olmadan, kimseye karsi asagilik kompleksine girmeden. <br /><br />Mesela Turkiye bir ulasim merkezi olabilir pekala. Hailhazirda zaten varolan bu durum daha da gelsitirilebilir. "Orta dogudan, Orta Asya'dan Avrupa'ya giden mal bizden gecer" diye bir politika ve buna bagli bir marka olusturulabilir. Bunun icin altyapi hazirlanir, limanlar, hava alanlari, otoyollar, demiryollari yapilir. Sektore hizmet verecek altyapi hazirlanir. Buyuk bir sektor olur. Uc gunlu politikalarla degil de 20-30 yillik planlarla yapilirsa ancak basariya ulasilir. <br /><br />Mesela Turkiye bir kongre merkezi olabilir. "Dunyada hangi kongre yapilacaksa Istanbul'da yapilir" gibi bir marka olusturlabilir pekala. Gerekli salonlar, oteller, ulasim imkanlari planlanir ve 10 senede Istanbul dunyanin kongre merkezi olabilir kolaylikla.<br /><br />Mesela "Dunya'da en ucuz ve en kaliteli saglik hizmeti Turkiye'de verilir" diye bir politika gelistirlebilir. Kimse begnmese de Amerika'da yasayan herhangi bir kisi size Turkiye'deki saglik hizmetlerinin cennetten cikma oldugunu soyleyebilir. Turk doktorlarin dunyanin hic bir yerindekilerden daha asagi olmadigini soyler size. Paranla rezil olmanin nasil oldugunu ancak buralarda yasayanlar bilir. Yari fiyatina 5 kat kalitede hizmet veren hastaneler kurulabilir pekala Istanbul'da, Ankara'da, Kayseri'de. Diyarbakir'da. Orta Dogu'nun, Avrupa'nin zenginleri icin cok kaliteli hizmetler verip Turkiye'yi dunyanin saglik cenneti haline getirebilir pekala.<br /><br />Mesela "Dunyanin kaplica merkezi Turkiye" gibi bir marka olusturulabilir pekala. Dunyanin cok az yerinde var olan kaplica imkanlari Turkiye'de var. Bunu hem ic piyasa hem dis piyasa icin degerlendirmek cok da kolay aslinda. Yeter ki boyle bir politika gelsitirilsin ve calisilsin.<br /><br />Sahi Turkiye'nin dunyadaki markasi nasil bir marka bugun?Osmanlıhttp://www.blogger.com/profile/10413788573027426286noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-9156874662654480525.post-89980285098627451972008-03-07T01:21:00.000-08:002008-03-07T01:34:37.678-08:00Turkcede Organ Isimleri ve Kelimelerin KokleriCoktandir fakirin kafasini kurcalayan bir mesele var. Turkcedeki organ isimleri hep biriyle alakali. En azindan kafiyeli. Acaba neden ola diye merak edip dururum nice zamandir. Ustelik bu fakir Ankara'da dogmus buyudugu, Turkce'nin "koylu lehcesi" diye kucumsene kucumsene unutulmaya yuz tutan guzel ayrintilarini hicbir zaman ogrenmedigi halde bu durum dikkatini cekiyor. Acaba Anadolu'nun degisik yorelerinde koylerde kullanilan organ isimleri ne kadar fakiyelidir?<br /><br />El, kol, dil, bel<br />Ayak, bacak, kulak, kucak, dudak, yanak, parmak, tirnak, dirsek, böbrek, yürek, bıyık, topuk (burada sanki -ak/-ek/-uk seklinde bir ek var gibi duruyor)<br />Baş, kaş, diş, döş<br />Alın, burun, karın, beyin, (acaba "yalin ayak"taki yalinin bununla alakasi var midir?)<br /><br />Bir de hayatin en temel ihtiyaclarini gosteren kelimelerin en basit sekilde soylenen kelimeler oldugunu dusunmusumdur hep. Gozunuzun onune Orta Asya bozkirlarinda gocebe yasayan bir toplum getirin ve su kelimeleri dusunun:<br /><br />at, ot, et, od, it, ad, su, tas, taş, aş, yel, kar, yurt, koy(un), mal, döl, ol/ul(oğul), kız, dağ, gök, yer, bit, ak, al, gök (mavi ya da yeşil renk, gök rengi manasına), şiş, bez, yün, çöp vs.<br /><br />Bozkırda gocebe olarak yasayan insanlarin hayatinda var olacagini dusundugunuz diger kavramlari dusunurseniz yine cogunlukla kisa ve kolay soylenen kelimelerle karsilasacaksiniz. Eger bir kelime 3 ya da daha fazla heceliyse buyuk ihtimalle yerlesik hayata gectikten sonraki doneme ait olsa gerek.<br /><br />Sahi aramizda bizi aydinlatabilecek bir etimolog var miydi?Osmanlıhttp://www.blogger.com/profile/10413788573027426286noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-9156874662654480525.post-66506415985667467272008-01-20T23:14:00.000-08:002008-01-21T14:58:39.583-08:00Silikon Vadisine Bir SeyahatGecen hafta kismette varmis Silikon Vadisi taraflarina dogru bir kesif gezisine ciktik. Bir grup ogrenci arkadasla beraber bir haftalik bir gezi cercevesinde bazi sirketleri gezip diger bazi sirketlerden mudurlerle de kahve icip muhabbet ettik.<br /><br />Ilk gun varir varmaz emailime baktigimda Microsoft'tan gorusecegimiz kisinin mail atip gorusmeyi ertelemek istedigini gordum. Hemen hadiseye el atip adamlarla ayni gun icinde bir gorusme ayarladik ve gidip kapiya dayandik. Microsoft aslinda Seattle Havalisinde bir sirket. Asil merkez Redmond. Ama Mountain View'da da AR-GE birimlerini de icered birkac bin kisilik bir kampusleri var. Bizim gorustugumuz kisiler Televizyon birimindendi. Aldigimiz ipuclari Microsoft IPTV isine ciddi asiliyor ve onumuzdeki zaman diliminde daha cok cuyacagiz Microsoft IPTV urunlerini.<br /><br />Ertesi sabah YouTube'den bir elemanla gorustuk. Unvani "Product Manager" (Urun Muduru) ama baksaniz benden genc bir Hintli oglancik. YouTube daha YouTube olmadan ve dahi Google hadiseye el atmadan ocne YouTube'de ise baslamis muhendis oalrak. "Ilk zamanlar 15-20 tane muhendistik. Isteyen cani ne istiyorsa onu ekliyordu YouTube'a" diyor arkadas. Sonradan isler buyudukce birilerinin biraz daha one cikip ne yapilacagina karar vermesi, digerlerine liderlik etmesi gerekmis. Buna da muhendislerin basina gecip onlari idare etmek dusmus. Google YouTube aldiktan sonra da product manager olmus. "Onumzudeki gunlerde cep telefonlarinda YouTube'u daha cok goreceksiniz. Gozunuzu acik tutun" dedi.<br /><br />Oradan cikip Adobe'ye gittik. Adobe tam vadide degil aslinda. San Francisco'da. Yagmurlu bir gunde park yeri aramak pek de keyifli bir is degildi. Ama gorusme oldukca verimli gecti. Iki kisiyle gorustuk. Ikisi de oldukca cana yakin sevecen insanlardi. Sirkletleri hakkinda bize epey aydinlatici bilgiler verdiler. Bu grup aslidna Flash'i gelistiren Macromedia grubuymus. Adobe sirketi satin alinca onlar da Adobe calisanlari olmuslar. Anlatilanlara gore Adobe kulturu takim calismasina dayanan bir yardimlasma kulturu. Kimsenin baskalarini yipratmasi pahasina sivrilmesine izin verilmiyormus. Urunler de yine mobil cihazlarda yogunlasiyor. Adobe yeni bir platform gelistirmekle ugrasiyor bugunlerde. Cep telefonu sirketleri icin video da dahil verileri telefonalra ulastiracak bir platform gelistirmeye calisiyorlar. Urun de sirket de fakirin hosuna gitti.<br /><br />Oradan Salesforce.com'a gittik. Gregg abimiz oldukca samimi davrandi bize. Tum sorularimizi ictenlikle cevapladi. Sirket hakkinda epey bilgi verdi. Salesforce.com sirketlerin satis elemanlari icin yazilim gelistiren bir sirket. San Francisco'da 1 Market Street'de ofisleri. Sehrin tam gobeginde, korfezin kenarinda yani. Zengin bir sirket olsa gerek.<br /><br />Ertesi gun Apple vardi sirada. Apple Cupertino merkezli bir sirket. Bekledigimin aksine binalari disaridan hic de "Biz Apple Binasiyiz" diye bagirmiyordu. Ne buyuk tabelalar var ne de isikli parlak yazilar. Bina yolun kenarinda olmasina ragmen yolumu sasirdim deyim de varin siz hesabedin. Apple kulturu bana pek uymadi. Ozellikle iPod ve simdi de iPhone ile bir bilgisayar sirketi olmaktan cok bir elektronik sirketi olmaya dogru daha cok yol aliyor Apple. Adlarini da degistirdiler bir sure once. Artik "Apple Computers" degil sadece "Apple Inc". Yabanci ulkeden gelen eleman almamalari bir yana kulturleri de muzikle icli disli, partilerde boy gosteren, hayatini yasama derdinde, tabirimi mazur gorun "firlama" pazarlama elemanlarina hitap ediyor. Sirket acisindan iyi olabilir bu tabii. Sonucta sattiklari urun temelde muzik dinlemeye yarayan bir alet. Lakin fakiri pek acmadi ortam.<br /><br />Sonra Intel'e gittik. Ev sahibimiz olan abimiz de cok iyi davrandi bize. Intel "mikro islemci" kavramini ilk ortaya cikaran ve bunu bir urun haline getiren ilk sirket. 1970'lerde bilgisayar hafiza cipi yaparak gelisen ama sonra Japonlarin bu piyasaya hakim olmasiyla 1985'den itibaren islemci piyasasina giren bir sirket. Intel'de oturmus bir piyasaya hakim, gelismis, buyuk ama yenilik yapamayan bir sirketin sancilarini gorduk. Bugun hayat iyi ama peki yarin? Intel ozellikle buyuk sirketler icin sunucu (server) pazarina ve kucuk tuketici elektronigi ciplerine yoneliyor. Yarin ne olacagini hep birlikte gorecegiz.<br /><br />IBM de benzer problemler yasayan bir sirket. 300,000 den fazla elemani olan dev bir sirket. Kendini yeniden kesfetme ve tanimlama sikintisi ceken bir sirket. Birkac yil once laptop birimlerini Cinli Lenovo sirketien sattilar. Su anda bir bilgisayar sirketi olmaktan cok bir hizmet sirketi olmaya calisiyorlar. Yazilimi ve bilgi depolamayi da servis oalrak sunacak sistemler uzerinde calisiyorlar. Bir iki yil once Price Waterhouse adli isletme danismanlik sirketini de satin almislardi. Onumzudeki 5-10 yil icinde IBM nasil b sirket olacak hep irlitke gorecegiz. ORadaki gozlemim IBM buyuk bir devlet sirketi gibi. HEr ne kadar gittigimiz birim ARGE birimi olsa da sirketin eskiligi, kulturunun farkliligi, calisanlarin yas ortalamasi hemen dikkat cekiyor. Ise eleman alirken de oncelikle sirket icinden eleman aldiklarini, eger bulunamazsa o zaman disari acildiklarini, 300,000 kisilik bir sirkette bunun cogu zaman gerekmedigini, ise yabanci eleman pek almadiklarini ve girebilmenin en iyi yolunun stajyer oalrak girip oradan kaliciliga gecmek oldugunu acikca soylediler zaten. Eh, demek IBM'de bize pek ekmek var gibi gorunmuyor.<br /><br />Cisco Internetin %70'ini kuran sirket. Son kullanicilar pek farketmese de internete her baglandilarinda Cisco urunlerini kullaniyorlar zaten. Lakin temel sorun bu pazar buyuk oranda doyuma ulasmis durumda. Ya internet altyapisi ciddi bir gelisme gosterecek. Ya da Cisco kendine baska is arayacak. Onlar ikisini de yapmaya calisiyorlar. IPTV bu islerden birisi. Internet uzerinden video aktarimini populer hale getirmeye calisiyorlar ki herkes video aktarmaya baslarsa gerekli baglanti hizleri yeni yatirimlar yapmayi gerekli kilsin ve Cisco para kazanmaya devam etsin. IPTV, goruntulu telefon, internet televizyonu gibi urunler yaninda Telepresence diye bir urunleri var. Iki farkli yerdeki kisilerin ya da kucuk gruplarin sanki ayni masa etrafinda gibi gorusme yapmasini saglayan ilginc bir sistem. Meraklisina hararetle tavsiye edilir.<br /><br />eBay malumalniz interntten acik artirma usulu satis yapmaya imkan veren bir site. Gecen sene bizim memlekette de "GittiGidiyor.com" u satin aldilar kurucularindan. Bizim gorustugumuz hanimefendi eBay Giving bolumunde calisiyordu. Kisaca kar amaci gutmeyen kuruluslara ebay satislari vasitasiyla yardim etmeye calisiyorlar. Kuruluslar kendileri ebayde faaliyet gosterebildikleri gibi diger saticilar da ebay'de elde ettikleri gelirlerinin bir kismini baska bir kurulusa bagislayabiliyorlar. Eger saticilar bunu yaparlarsa satislari artiyor, cunku alicilar yardimda bulunan saticilari tercih ediyorlar. Herkes icin karli bir durum yani. <br /><br />Oracle veritabani ile es anlamli bir kelime. Sirketin yeri San Francisco'ya yakin San Mateo denilen muhitte. Cok katli binalardan olusan icinde bir kocaman golu de olan dev bir kampusleri var. Oracle da Intel gibi cok basarili bir urunle piyasaya cikan ve tum zenginligine ragmen artik doyuma ulasan piyasada kendini yeniden kesfetme cabasi veren bir sirket. Artik veritabani oturmus bir teknoloji ve MySQL basta olmak uzere pekcok ucretsiz ve son derece basarili urunle rekabet etmek zorunda. Onlar da bu rekabete devam ederken bir yandan da veri depolama, ya da is sistemleri yonetimi gibi yeni ve ilgili alanlara giris yapiyorlar. Artik Oracle SAP'nin rakibi olarak piyasada. Sirket kulturu oldukca rekabete dayali bir kultur. Yukselmek icin birilerini ezmek gerektigini sirket icindekiler de gizlemiyorlar. Her ne kadar fakirin veritabani konusunda diplomasi varsa da bu sirket ilgisini cekmedi.<br /><br />Symantec virus tarama programlariyla piyasaya cikan bir sirket. O piyasada buyuk basari gosterip yeni arayislara girince bir yandan sirketlerin bilgi guvenligi uzerinde yogunlsmislar, bir yandan da veri depolama konusunda atilimlar yapiyorlar. Bu piyasada henuz yeniler ama iddialari buyuk. Son derece basarili, ozguven sahibi elemanlari var. Bakalim nasil basaracaklar burada tutunmayi.<br /><br />Sun Microsystems server piyasasinin eski sakinlerinden. Hala da gelirlerinin ciddi bir kismi biuradan geliyor. Ama malum artik o piyasa pek buyumuyor. Hele Sun icin. Onlar da son yillarda "open source" urunlere yoneliyorlar. Java basta olmak uzere ucretsiz dagitilan urunler piyasaya surup onlarin yan hizmetlerinden ve egitimlerinden para kazanmayi hedefliyorlar. Gectigimiz gunlerde MySQl'i de yanlis hatirlamiyorsan 1 Milyar dolara satin aldilar. Gidisat iyi yonde. Bir de Sun hakkinda ogrendigimiz ilginc bir bilgi herkesin evden calistigi yonunde. Pekcok insan sirkete ayda bir ya da iki ayda bir ugrayip soyle bir gorunuyormus. Idareciler bile sirketteki odalarini biraktiklarinda ger alabilmek icin genel mudur seviyesinde imza almalari gerekiyormus. Sirket bunu tesvik ediyor. San FRancisco'ya yakin sirkette San Diego'da evinden calisan oldugunu biliyordum da (Arasi herhalde 700-800 km vardir) Alaska'ya tasinanlar oldugunu, hata Kanada'da Alberta'nin daglarina yerlesenler oldugunu hic duymamistim. Ama neticede calisabilmek icin gereken uc sey bir bilgisayar, yeterince hizli bir internet baglantisi ve de evden calisabilme azmi. <br /><br />Kisacasi Silikon Vadisinde guzel bir hafta gecirdik. En cok goze carpan yeni teknolojiler mobile cihazlar icin gelistirilen yeni teknolojiler, buyuk sirketlerin veri depolamasi icin geslitirilen yeni teknolojiler, IPTV ve diger video tabanli teknolojiler ve bir de tek paketlik urunden ziyade platform tabanli surekli hizmet gerektiren urun kavrami. Yakinda bu kavramlar Turkiye'de de kendini hiseettirmeye baslar.Osmanlıhttp://www.blogger.com/profile/10413788573027426286noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-9156874662654480525.post-59808411607111691442007-12-31T01:44:00.000-08:002007-12-31T01:45:04.237-08:00IPTV Ne Demek?IPTV kisaca IP aglari uzerinden televizyon yayini demek. Daha az teknik olarak soylememi isteyenlere ben genelde %100 dogru olmasa da "Internet uzerinden televizyon yayini demek ve televizyonu telefon girisine takyorsun" diyorum.<br /><br />IPTV aslinda telekom sirketlerinin kablo sirketleri karsisinda rekabet gucu kazanabilmek icin icadettikleri bir teknoloji. Soyle ki, bir sure oncesine kadar pekcok ulkede kablo TV ve telefon sirketleri regule ediliyordu. Yani devlet her sirkete belli bir alanda faaliyet gosterme yetkisi veriyor, o alanda kanunlar vs vasitasiyla rakipsiz olmasini sagliyor ve baska alanlara da girmesini engelliyordu. Kablo TV sirketleri telefon hizmeti sunmadiklari gibi telefon sirketleri de sadece telefon sirketi oalrak kalmak zorundaydilar. Artik bu durum degisti. Cogu ulkede regulasyonlar kalkti. Herkes herkesin isine burnunu sokmaya basladi. Telefon sirketleri internet hizmeti sunmaya basladilar, kablo TV sirketleri de hem internet hem telefon.<br /><br />Hal boyle olunca kablo sirketleri uc hizmeti birden sunmaya baslamis oldular: (triple play) TV, internet, Telefon. Telekom sirketleri sadece telefon ve internet sunduklari zaman rekabet gucleri azaldi. IPTV bu rekabeti dengeleme cabasi iste.<br /><br />Aslinda IPTV pekcok yeniligi de beraberinde getiren bir teknoloji. Klasik kablo TV'de televizyon yayini kablo uzerinden tum aga ayni anda yapiliyor. Yani aslidna tum kanallar binanizin icine kadar geliyor ve orada takilan bir filtre ile sizin hangi kanallari seyredebileceginiz ya da hizmeti alip almayacaginiz belli oluyor. Sirketin kontrolu sinirli. Kim neyi ne zaman seyrediyor, kim hangi reklami goruyor vs bilemiyorlar.<br /><br />IPTV ise IP agi uzerinden calistigindan kisiye ozel yayin oluyor. Bir nevi YouTube gibi. Sunucu kimin neyi seyretmek istedigini biliyor, yayni ona gore gonderiyor. Herkes yalnizca izlemek istedigi yayini aliyor. Aglarin verimi artiyor. Teorik olarak sonsuz sayida kanal hizmete sunulabiliyor. Mesela kabloda sadece cok kisi tarafindan seyredilen belli absli buyuk kanallar yayin yapabilirken IPTV'de Erzurum'daki bir ilce kanalinin Istanbula yayin yapmasi mumkun oluyor. Hem kanalin sahibi olan sirket hem de yayini ulastiran telekom sirketi bu isten karli cikiyor. Reklamcilar reklamlarini hangi saniyede hangi kullanicinin (Sadece kac kisinin degil Ahmetin ya da Mehmetin) izledigini biliyorlar.<br /><br />Turkiye henuz bu konuya hazir degil ama Avrupa coktan bu teknolojiyi kullanmaya basladi. Fransa bu iste basi cekiyor. France Telecom ve Free birer milyon aboneyle basi cekiyorlar. Neuf Cetegel 600,000 aboneyle onlari takip ediyor. Diger kucuk oyuncularla birlikte yaklasik 3 milyon abone var. Ispanya (Telefonica, Jazztel) ve Italya (Fastweb, Tiscali, Telecom Italia) yaklasik yarim milyon aboneyle onu takip ediyorlar. Belcika (Belgacom) ve Isvec (TeliaSonera) 300 bin aboneye sahipler. Avrupanin iki buyuk ulkesi Ingiltere ve Almanya bu yarsita gerideler. Ingiltere'de guclu bir uydu ve kablo yayini var ve IPTV son kullanici icin henuz ciddi bir yenilik getirmiyor. Almanya da ayni sorunlarla karsi karsiya. Dogu Avrupa ulkeleri bile ciddi abone sayilarina ulasmaya basladilar. Mesela Telefonica istiraki olan O2 Cek Cumhuriyetinde 60,000'den fazla aboneye ulasti gectigimiz aylarda.<br /><br />Turkiye de dahil tum ulkelerdeki televizyon yayinciligi cok uzak olmayan bir gelecekte IPTV'nin bir sekline gecis yapacak. Ister kablo olsun ister telefon hattindan, IPTV'nin getirdigi yeniliklere dirnemke ne kullanicilar icin ne de sirketler icin mumkun degil.Osmanlıhttp://www.blogger.com/profile/10413788573027426286noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-9156874662654480525.post-50518941954110602322007-12-26T03:04:00.000-08:002007-12-26T03:18:22.034-08:00Amerika'da Kurban BayramiHer toplumun kendine has adetleri var muhakkak. Christmas gavurlarin bayrami. Kurban bize has bayram. Biz deyince muslumanlari kasdediyorum tabii. En cok da Turkleri. Bilmiyorum baska yerlerdeki muslumanlar icin nasil bir anlam ifade ediyor bayram.<br /><br />Kurbandan birkac hafta evvel bizi aldi bir telas. Nasil etsek de kurban kessek. Bir yerlere bagislamak her zaman icin kolay bir cozum. Ama hani nasil desem, bizi "biz" yapan seyler vardir ya... Mesela buraya gelen Cinlilar adlarini degistirirler. Yun Victoria olur, Chen Jenny, Bo'ya Jason demeye baslarsiniz. Cunku oyle isterler. Turkler de bazen yapiyor bunu. Mehmet Mo oluyor, Hasan'a Brian demeye basliyorlar. Iste o zaman ben uzuluyorum biraz. Buyuk soylemeyeyim simdi. Summe hasa. Yarin bana da Kenny derler merler, neme lazim. Kimsenin sahsini da suclamak ne niyetim ne haddim. Lakin hani nasil desem, birileri oyle yapinca biraz "biz"den bir parca gitmis gibime geliyor. Sonra mesela Christmas gelince kapiya celenk asanlar cikiyor. "Onlar" gibi aynen. Neyse konumuz kurban.<br /><br />Kurban "karib" olmak demek. Allah'a yaklasmak. Bir cani kurban ederken yaradilisin en ust makaminda oldugunu hatirlamak. Allah'in emrini yerine getirerek kullugunun farkina varmak. Yaradilis karsisinda Allah'in verdigi bir hak olarak ustunlugunu kabullenmek ve o hakki veren karsisinda iki buklum olmak demek. En efdal olani kendi eliyle kurbani kesmek. Buyuklerimiz bize hep boyle bellettiler.<br /><br />Cocukluktan beri boyle gormusuz ya dedemizden, biz de "imkan olunca kurbani kesmek gerek" diye bir telasa dustuk. Lakin ara ki kurban bulasin. Amerikalilar da ogrenmisler kurbani. Hem Araplar, Pakistanlilar ve sair muslumanlar bizden erken davranmis, piyasadaki kurbanlik koclari toplamislar. Zaten bu gavurun memleketinde koyun yenmiyor. Kokusundan mi nedir bilinmez, koyun yiyen pek az. Olani da cok bekletmeden yasini doldurunca hemen kesiyorlar. Ustelik kurbani ogrenen Amerikalilar fiyatlari yukselttikce yukseltmisler. Normal sartlarda 80-100 dolara satilan bir koyun cikmis 200-250 dolara. O da bulursan. Hani nerdeyse ortada kaldik.<br /><br />Dahasi hadi hayvani buldun, nerede keseceksin? Hayvani yatirip, ayagini baglayip bes kisi bir koyunun basinda "Allahu Ekber!" diye bagirmaya baslayinca gavur ahalisine biraz garip geliyor galiba. Dahasi bunun kanunu var, nizami var. Bizim memlekette oldugu gibi apartmanda kapinin onune yatirip kesemiyorsun. Ciftlik sahiplari bile razi olmuyorlar kestirmeye.<br /><br />Derken bir kiymetli abimiz bir Amerikali teyzenin ciftliginden kurbanlik koc almis. Hani koc da koc yani. Sirtina bin, sirat koprusunu dort nala gec. Masallahi var hayvancigin. Ama gel gor ki kadinin elinde baska hayvan kalmamis. Sonra rica minnet eger baska yerden bulursak bize orada kesebilecegimizi soyledi teyze. Eh gerisi uc nalla bir ata kaldi.<br /><br />Bayramdan onceki pazar gunu bir yerlerde kurban olduguna dair bir haber ulasti bize. Kosup baktik, kucuk mucuk demeden aldik kurbanimizi. Goturup teyzenin ciftligine bagladik. Allah kabul etsin.<br /><br />Kurban gunu Ahiskali kardeslerin evinde bayram namazi kildik. San Diego'da herhalde 30-40 aile varlar. Sagolsunlar evlerini acmislar. Namazimizi kildik. Arkasindan ikram fasli basladi. Bir sofra donatmislar, padisah sofrasi mubarek. Bir kus sutu eksik. Borekler, corekler, sarmalar, tatlilar... Ne ararsan var. Oturup karnimizi doyurduk. Gecmislerine dua ettik. Sonra nihavend makamindan "Bize artik kurban yollari gorundu ey yar" sarkisini soylemeye baslarken birisi geldi "Bize gelmeyecekmisiniz?" dedi. Bayram ziyaretine onlara gitmek lazim simdi. Peki deyip gittik evlerine. Zaten bircok aile bir arada oturuyorlar. Kapidan girdik, ilkinden daha mukellef bir sofra bizi bekliyor. Oturunca "Hadi buyrun" dediler. "Yeyin ki gecmislerimizin canina degsin". "Ama biz daha yeni yemistik" dememize gerek yoktu, zira onlar da bizimle beraberdiler oteki tarafta. Bayram ya gonulleri hos tutmak lazim. Bismillah dedik basladik, dolmalarin tadina baktik, Ozbek pilavindan bir iki kasik aldik. Hatir sorduk, gecmislerine dua ettik. Cikmak uzereyken bir digeri geldi "Bize de gelin".<br /><br />Orada da ayni sofra. Artik dostlar espiri yapmaya basladilar. "Aman dostlar" dedi birisi. Bu isin sakasi olmaz. Sonra oradan birisi seslendi "Biz bu yemekleri artik etmeyelim ayip olur" Turkmen arkadasimizi cevap verdi "ASil artik etmezseniz yemegimizi sevmedi derler o zaman artik olur". Karnimizi ucuncu defa doyurduk, gecmislerine dua ettik. Ayrildik. <br /><br />Allah hepsinden razi olsun. Pekcogumuzun unuttugu varlikta da darlikta da "ikram" gelenegini yasatanlarin hepsinden. Bunlar durumlari kotu cok olmasa da zengin insanlar degiller. Sagda solda isci olarak calisan, gavurun memleketinde yol yordam bilmez, dil anlamaz garip insanlar. Ama simdiye kadar boyle ikrama cok az rastladi bu fakir.<br /><br />Ne diyorduk? Ha kurban. Kurban kesecegimiz yere vardik, baktik bir ciftlik evinin bahcesi. Sagolsun Amerikali teyze bize ortami hazirlamis. Kurbanlarimizi kestik. Ahiskali abilerden ikisi yardim gelmistiler. Birisi zaten hayvancilik yaparmis Rusyada. 3 saatte 6 koyunu halledip yola ciktik. San Diego Turklerinden baska bir yerde kurban kesen olmadigindan ortam kalabalikti epeyce. Bircok arakdas bizi yalniz birakmadilar sagolsunlar. <br /><br />Kurban kesen abiler sagolsunlar kurbanlarinin cogunu biraktilar oracikta. Hani kurbani aslinda paylasmak efdal olan ya, abiler de herkesle paylasalim diye eve goturmek icin birer parca aldilar, gerisini piknikte yenmek icin Ahiskali ablalara teslim ettiler. Cumartesi piknik oldu. San Diego daglarinda bir parkta yuzlerce insan. Ablalar sagolsunlar etlerden Ozbek pilavi yapmislar. Birazini kavurmsular. Biraz manti yapmislar. Yanina bin daha katip herkesi iyice bir doyurdular. <br /><br />Yemek bahane, deermisim. Simdi deminden beri bayram bahane edip yemek anlattigim su yazima, sonra da gobegime bakanlar hemen inannir zaten dedigime. Ister inanin, ister inanmayin, bayram vesilesiyle dostlari gorup hasbihal etmek, yeni dostluklar kurup eskileri pekistirmekti en buyuk kazancimiz bayram pikniginden. <br /><br />Kurban havasi baska oluyor. Ne de olsa bizi "biz" yapan degerlerden birisi kurban. Eger kurban kesmeyeceksek, biz oldugumuz nereden belli olacak ki? Insaallah bu bayram "biz" olmaya biraz daha yaklasmisizdir.Osmanlıhttp://www.blogger.com/profile/10413788573027426286noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-9156874662654480525.post-22112479082920109532007-12-13T23:48:00.000-08:002007-12-13T23:49:45.569-08:00Islami Bir Sembol: Ay YildizIlkokuldayken sinifimizda bir resim asiliydi. Her gun karsimizda duran kara tahtanin ustunde. Her gun bakardik o resme. Bir savas meydani, arka fonda hararetli bir cenk devam ediyor. Ati saha kalkmis bir cengaver gol olmus bir kan birikintisinin kenarinda duruyor. Gokte bir hilal ve parlak bir yildiz var. Hilalin ve yildizin aksi suya dusmus. Kirmizi kan icinde bayrak gibi duruyor. Resmin altinda da bir yazi: "Turk Bayraginin Dogusu".<br /><br />Simdi geriye donup bu resmi Hasan Mutlucan'dan kahramanlik turkuleri esliginde hatirlamak var. Oyle de yapmak istiyor bu fakir. LAkin bir mesele var ki kafami kurcaliyor.<br /><br />Biaz once internette soyle bir dolanip degisik ulkelerin bayraklarina baktim. Gozume carpan ay yildizli ulke bayraklari sunlar: Cezayir, Azerbaycan, Komor Adalari, Malezya, Maldiv Adalari, Moritanya, Pakistan, Singapur, Tunus, Turkiye, Turkmenistan, Ozbekistan.<br /><br />Bunu gorunce fakirin ilkokulda yillarca karsisinda duran resme olan inanci biraz sarsilmaya basladi. Hadi diyelim Cezayir Turk topragi oldu bir donemler. Bahsetmistim burada daha once. San Diego'daki camimizin Cezayirli imami dedelerinin Turk oldugunu soylemisti bu fakire. Kim bilir belki bizim resimdeki meydan muharebesi Cezayir meydan muharebesi bile olabilir. Hadi diyelim Tunus onun komsusu, o da Osmanli topragiydi zamaninda, ordan etkilendiler. Azerbaycan, Turkmenistan, Ozbekistan pek kabul etmek istemeseler de zaten Turk. Peki ama Pakistan ne demeye ay yildiz koydu bayragina? Ya Malezya? Singapurda kac Turk yasar acaba? Kara derili Afrika'nin batisindaki Komor adalarina en son ne zaman bir Turk ayak basmis ola ki?<br /><br />Sonra Amerika tarafindan taninmayan devletler arasinda Sahra Arap Demoratik Cumhuriyeti'ni gordum. Bilmiyorum Turkiye taniyor mu ama dunyada 46 devlet taniyormus ay yildizli bayragi olan bu devleti. Eskiden bagimsiz olup simdi isgal edilmis olan ay yildizli devletler arasinda Rif Cumhuriyeti, Sarki Turkistan ve Suvadiva var. Avustralya'ya bagli Kokos Adalari (%80 Musluman) da ay yildizli bolgeler arasinda. Ayrica Bosna'da da 1700 ve 1800'lu yillarda ay yildizli bayrak kullanilmis. Cinli muslumanlar da (Turkistandaki Turkler degil Cinli Muslumanlar) 1950'lerde devlet tarafindan bastirilana kadar ay yildizli bayrak kullanmislar.<br /><br />Bayraklara bakarken dikkat ceken onemli bir husus ay yildizin sadece musluman ulke bayraklarinda yer almasi. Tabii ki halki musluman olan tum ulke bayraklari ay yildizli degil. Ama ay yildizli bayragi olan ulkeler hep musluman ulkeler. Yildiz tek basina bir anlam ifade etmiyor. Dogudan, batiya, Yahudiden Hiristiyana her turlu bayrakta yildiz mevcut. Ama hilal sadece muslumanlarin sembolu.<br /><br />Ilkokulda karsimizda duran o resim belki biz kucuklerin milli dygularini harekete gecirmek isine yaramistir kim bilir. Ama tarihi gerceklik acisindan dogrulugu nedir Allah bilir. Gorunen o ki ay yildiz sadece Turklere has bir sembol degil. Pakistandan Komor Adalarina, Turkiye'den Singapura, hatta Cin'e kadar halki musluman olan hemen her yerde ay yildizli bayraklar var.<br /><br />Belki de o resmi yapanlar resmin altina soyle yazmaliydi: "Muslumanlarin Bayraginin Dogusu"Osmanlıhttp://www.blogger.com/profile/10413788573027426286noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-9156874662654480525.post-40650083100832152762007-11-03T01:06:00.001-07:002007-11-03T01:06:47.323-07:00San Diego YanginlariGecen hafta Pazar gunu ortalikta bir duman vardi. Gunes yuzunu gostermeye calisiyor da bir sebepten bulutlari delip gecmeye gucu yetmiyor o yuzden kirmizi gibiydi hava. Bahcenin kapisini acip bakti, bir is kokusu etrafta. Eyvah dedim kendi kendime, galiba yine bir yerlerde yangin cikmis.<br /><br />Pazartesi sabah kalkip ise gittim. Ama giderken yollar bir garip. Freeway girisinde belki 150 araclik bir kuyruk. Lakin hic adetten degildir 5 aractan fazlasi. Bir salavat getirip hayra yordum, sonra freeway'e girmekten vazgecip arka sokaklardan gittim sirkete. Havada hala bir duman kokusu.<br /><br />Sirketin otoparkinda sadece 2-3 araba var. Garipsedim dogrusu. Pazartesi sabah saat 9 ama kimsecikler yok ortada. Millet bugun tembellik edecek galiba diye gulumsedim. 3. kattaki masama cikmak icin merdivenleri kullandim. Hani baska egzersiz yapmiyoruz ya. Masay oturdum, maillerime baktim. Onceki hafta Kore'ye gitmis olan patronum gelecekti. Gidip baktim. Odasinda yok. O sirada mudurlerden ikisi oturmus konusuyorlar. Selam verip patronu sordum. Gelmeyecek bugun dediler. Dedim Kore'den gelmedigi icin mi, yoksa bugun evden mi calisiyor. Dediler yangin ciktigi icin onlarin mahalle bosaltiliyormus, onun bugun gelmeyecek. "Peki ama" dedim, "bizim patron bizim mahallede oturuyor!"<br /><br />Hemen internetten baktim, bizim mahalle hakikaten bosaltiliyor. Eve donup esimle kucuk bir el cantasina ne sigdirabildiysek aldik ve kuzeye dogru yola ciktik. Yanginin ulasamadigi yere.<br /><br />Yolda trafik kotu. Ama ilginctir, kimseler kurallari ihlal etmiyor. Isiklar calisiyor, freeway dolu ama kimse emniyet seridinden gideyim diye dusunmuyor. Herkes seridinde, herkes sakince uzaklasmaya calisiyor. Del Mar'i geciyoruz. Havada cok agir bir duman var. Herkes yangindan kaciyor ama kuralina uygun.<br /><br />Orange County'de de yangin var. IRvine'in dogusu yaniyor. Orada da is var havada. San Diego'yu cikinca trafik rahatliyor genel olarak. Sonradan ogrendik ki Irvine'dakiler yangindan bile dogru durust haberdar degillermis. San Diego'da 2 buyuk yangin var. Irvine yaniyor. Los Angeles, Malibu, Santa Barbara, hatta Bakersfield yaniyor. Belki Ic Anadolu kadar bir alanda yangin var.<br /><br />Yangin deyince orman yangini sanmayin. Yari col ortaminda acik arazideki kurumus otlar ve calilar yaniyor. Arazi cok buyuk ve iklim kurak olunca yanacak cok bitki birikiyor. Ustelik yilin tam da bu mevsiminde cok ruzgar oluyor. En ufak bir atesin dagilmasi isten bile degil. Bazilari yangin kundaklamadan cikti diyorlar. Bazilari da ruzgar elektrik tellerini devirip ksia devre yaptirdigindan cikti diyorlar. Nereden cikarsa ciksin yayilmasi an meselesi.<br /><br />Santa Barbara'ya ilk ulastigimizda havada yine bir duman var. Vakit gece, etraf sakin. Otele yerlesip geceyi geciriyoruz. Sabah hava daha acik. Belirgin bir yangin yok. Seniz kenarindan vakit gecirip sehri geziyoruz biraz. Esimin patronu durmadan arayip is yaptirmaya calisiyor. Bir Starbucks bulup maillere ve haberelre bakiyoruz. Surekli telefonda arkadaslarla haberlesiyrouz. Yangin buyuyor. Insaallah bizim eve gelmez.<br /><br />Aksam ustune dogru deniz kenarindan kuzeye dogru ilerliyrouz. 1 numarali yol Santa Barbara'dan sonra kuzeye dogru guzel manzaralar barindiran yerlesim yerleri az olan bir guzergah. Yilalrdir hep bu yoldan kuzeye gitmek istemisligi var fakirin. Yangin vesilesiyle olmasi hos olmasa da yine de ele firsat gecmesi guzel. Aksam Pismo Beach'e geliyoruz. Otel ariyrouz gece vakti. Baktigimiz oteller dolu olduklarini soyluyorlar. Yangindan kacan sadece biz degilmisiz. Sonra deniz kenarinda bir otelde yer buluyoruz. Otele yerlesip arkadaslri ariyoruz. Internetten haberelere bakiyroz. Yangin ilerlemeye devam ediyor. <br /><br />Artik Del Mar ve Solana Beach de bosaltilmis. Rancho Santa Fe yaniyor. Rancho Santa Fe zenginlerin ciftliklerinin oldugu bir koy. Bizim evden en fazla 5-10 km uzaklikta. Hani bizim ev sirketlerin filan ortasinda. Hani etraf asfalt. Hani bahcede yanacak ot yok pek. Zaten bosaltilan alanin da en kosesinde. Hani bizim evin yanmasi icin San Diego'nun yarisinin ates olmasi gerekiyor. Filan. Ama Rancho Santa Fe yaniyor. Hani Rancho Santa Fe bizim evden topu topu 5-10 km uzakta. Ya bizim eve de gelirse?<br /><br />Carsamba sabah oluyor. Otelde kahvalti yapiyoruz. Bizimle beraber kahvalti yapan Hollandali turist bir cift var. Yangindan once gelmisler. Kahvalti ederken muhabbet ediyoruz. Bugun California'daki son gunleriymis. Aksama ucacakalr Los Angeles'dan. Kahvaltidan sonra sahilde dolaniyoruz. Deniz kabugu topluyoruz. Hava acik buralarda. Yangin hala belli degil. Ama ruzgar hafiflemis. Zaten yanacak birsey de kalmadi bizim evin yakinlarinda. Evlerden baska.<br /><br />Kuzeye dogru devam ediyoruz. Yangin devam ederse San Francisco'ya gidecegiz. Buradan sonrasi en guzel manzaralarin oldugu yer. Dura kalka ilerliyrouz kuzeye. Patron ariyor ikide bir. Bir kose bulup internete bakiyoruz. Yangin hafifliyor gibi sanki. Saat 4'de Hearst Castle'a variyoruz. Burasi 1920'lerde Amerika'nin en buyuk medya patronunun yaptirdigi sato. Kelimenin tam anlamiyla "in the middle of nowhere". Yakininda sehir degil, koy bile yok. Insaat malzemeleri 350 km oteden getirilmis. Adam buraya ulasmak icin ozel hava alani yaptirmis kendisine. Tek derdi ne kadar zengin oldugunu gostermek. <br /><br />Geciktigimiz icin satoya gidemiyoruz. Dukkani kapatmak uzereler. Patron ariyor tekrar. Ise baslayacaklar. Bizim mahallenin mecburi bosaltma emri de kalkmis. Eve donme zamani geliyor artik.Osmanlıhttp://www.blogger.com/profile/10413788573027426286noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-9156874662654480525.post-77609507343805509122007-10-17T15:13:00.000-07:002007-10-17T15:32:25.665-07:00Amerika'da Ramazan ve BayramBugun azicik vaktim var, hem de gaza gelmisim ya, dedim meraklilari icin Amerika'da Ramazan ve Bayrami nasil gecirdigimizi de anlatayim.<br /><br />Camimizin cok efendi ve sevilen bir imami var: Imam Taha. Cezayirli kendisi. Baba tarafindan Turkmus. Osmanli Turku yani. Birkac yuzyildir Cezayirde yasayan Osmanlilardan. Imam Taha Ramazan baslamadan insanlari Ramazana alistirmaya basladi. Vaazlarda, hutbelerde Ramazanin fazileti anlatildi. Insanlara kardesligin onemi ve Allah'a yaklasmak icin Ramazan'in nasil buyuk bir firsat oldugu defaatle aktarildi.<br /><br />Sonra Ramazan geldi cok sukur. Gunduz oruc, aksam teravih. Camilerde iftar yemegi veriliyor Amerika'da. Mahallenin imkan sahibi insanlari gonullu yaziliyorlar, bir gunluk iftari ustleniyorlar. Kim gelirse, Allah ne verdiyse hep beraber iftar ediliyor. Ayrica okullardaki Musluman Ogrenci Dernekleri de cok aktif calisiyorlar Ramazan'da. Haftanin her gunu kampusun belli bir yerinde iftar oluyor, topluca aksam namazi kilinip iftar ediliyor. Yine kampuste teracih namazi kiliniyor cogu okulda. Su Amerikalilar o kadar gelismisler bilimde teknolojide de hala "Kamusal Alan" fikrine alisamamislar bir turlu.<br /><br />Teravih namazlari cogu camide hatimle kiliniyor. Gavur memleketi deyip de kucumsemeyin sakin. Ne hafizlar var bu memlekette daha mislini Turkiye'de gormuslugu yok fakirin. Misir'dan, Suriye'den, Fas'tan gelmis hafizlarin essiz kiraatleri oluyor camilerde. <br /><br />Turkler'le iftar ayri bir hos merasim Ramazan'dayken. Insanlarin birbirini tanimasi icin bir vesile. Bir araya gelmenin, dostluklari pekistirmenin diger adi. Hem evlerde insanlar birbirni agirlayip paylasma zevkine variyorlar, hem de haftada bir iki defa topluca iftar edilip kim gelirse herkes ekmegini onunla paylasiyor. Amerika'nin pek cok yerinde oldugu gibi burada da Ahiskalilar var. Onlarla iiftar onlari tanimak adina ayrica bir memnuniyet kaynagi bizim icin.<br /><br />Bayram namazi... San Diego'nun bayramlarini seviyorum. Bayram gunu San Diego'daki camilerin cogu ortak bir mekanda hep beraber namaz kiliyorlar. Sihay, beyaz, esmer, kizil herkes bir arada. Saf tuttugunuzda yaninizdaki insan Pakistan dogumlu bir elektirk muhendisi de olabilir, Somaliden gelme bir taksi soforu yahut da sonradan musluman olmus bir Cinli ogrenci. Hepsi mumkun. <br /><br />Bu sene beklenmedik bir sekilde yagmur yagdi bayram gunu. Organizasyonda o yuzden biraz aksama oldu. Ama ne gam. Camide Bangladesli Naymul Kardesle bayramlastik. Sorna Bosnali Erkan gelip "Bayram Serifiniz Mubarek olsun" dedi bize Turkce olarak. Sonra Tokat'ta buyumus Afgan multecisi Ilyas kardes gelip "Abi Bayramin mubarek olsun" diye seslendi. Onlari gordu duydu ya bu fakir, yagmuru kim takar.Osmanlıhttp://www.blogger.com/profile/10413788573027426286noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-9156874662654480525.post-22647394348031998112007-10-17T14:50:00.000-07:002007-10-17T14:53:51.841-07:00Guzel TurkistanNereden dustuyse dustu, dun gece Abdulhamid Colpan'in siiri ve onun huzunlu bestesi dustu aklima. Internette aradim, buldum ve belki 20 defa dinledim dunden beri.<br /><br />Güzel Türkistan sana ne oldu...<br />Bilmem neden kuşlar uçmaz bahçelerinde..<br /><br />Bastan sona huzun dolu bir sarki. Belki herkeste ayni etkiyi yapmiyordur. Ama boyle sarkilari dinleyince beni alip uzak diyarlara goturuyor. Bir huzun bulutudur cokuyor icime. Belki gercekleri biraz hayalle birlestirip toz pembe gormenin de etkisi vardir bunda kim bilir. Ama gozumun onune mutlu mesut yasarken zorla yurtlarindan cikarilan Turkistanlilar, Kirimlilar, Cerkezler, Bosnaklar, Arnavutlar geliyor. Neden insanlar evlerinden cikmak zorunda birakilsinlar ki? Neden kucuk cocuklar anneisnden babasindan ayrilmak zorunda kalsin ki? Neden analar bebeklerini bilmedikleri daglara gomup ciplak ayakla karli daglar asmak zorunda kalsin ki? Belki bazilari icin ne dedigini bile anlamadiklari garip bir sarkidir bu kim bilir. Ama beni alir uzak diyarlara, eski zamanlara goturur. Bir huzun coker icime boyle sarkilari dinleyince.<br /><br />Sonra sarkiyi indirdigim sitenin adresine baktim. atsizcilar.com. Ayni sarkinin sozlerini ya da muzigini bulabilecegim baska sitelere baktim. Ulkuculer, basbugcular, turkler, asena vs vs. Turkistan'dan bahseden baska hic kimse yok. Turkistan Turkiye'de sadece belli bir siyasi goruse sahip insanlarin ilgilendigi bir meta mi? Sadece onlarin derdi de baskalari ilgilenmez mi? Yoksa Turkiye'nin ic siyasi cekismelerine kurban mi edilir boyle meseleler? Rumeli, Balkanlar azicik daha farkli. Ne de olsa Osmanli yadigaridir. Az cok sahip cikani bulunur Turkiye'de farkli cevrelerde. Ama birisi cikip da Turkistan'dan, Kirim'dan bahsetse, Tatarlardan laf acsa, Ozbeklerle dostluk kursa illa ulkucu mu olmasi gerekir? Karsidan bakanlar illa oyle gormek mecburiyetinde midir?<br /><br />Dinlemek icin:<br />http://www.atsizcilar.com/marslar/Guzel_Turkistan. mp3<br /><br />GÜZEL TÜRKİSTAN <br /><br />Güzel Türkistan senge ne boldu <br />Sebep vakitsiz güllering soldu, <br />Çemenler berbat kuşlar hem feryat <br />Hemmesi mahzun olmazmı dilşad. <br />Bilmem ne içün kuşlar uçmaz bahçelerinde <br /><br />Birliğimizning teprenmek tagi <br />Ümidimizning sönmez çıraği <br />Birleş ey halkım kelgendur çaği <br />Bezensin emdi Türkistan bagi <br />Kozgal halkım yeter şunce cevru cefalar. <br /><br />Al bayragni kalbing oygansın, <br />Kullik esaret berçesi yansın, <br />Kur yengi devlet yavlar ortansın, <br />Osup Türkistan Kadding kotersin. <br />Yeyrep yeşnep öz vataning gülbaglaride <br /><br />Abdulhamid ColpanOsmanlıhttp://www.blogger.com/profile/10413788573027426286noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-9156874662654480525.post-5731186307164744442007-08-09T17:26:00.000-07:002007-08-09T17:27:15.535-07:00Cennetin Kusu IshakcanGavuristanda olmanin en zor yanlarindan biri nedir bilir misiniz? Bir kulaginiz hep telefonda durur surekli. Yureginizde bir damar vardir, hep pir pir atar durur. Sanki her an birseyler olacakmis, sanki birileri arayip size uzucu bir haber verecekmis de siz elinizden birsey gelmeden kalcakmissiniz gibi. Ve memlekete her telefon edisinizde yureginizdeki damar biraz daha pir pir eder. Acaba bireyler oldu da bana soylemiyorlar mi diye.<br /><br />Evvel zaman icinde bir Ishakcan vardi. Ben sade bebekligini bilirim onun. Bir de ilk cocuklugunu. Herseyi surmeye calisirdi ufaklik. Yuvarlak birsey gozune carpmayagorsun, hemen "Ben bunu sureyim mi?" diye sorardi. Sonra da eline gecirdigi gibi direksiyon niyetine yuvarlardi saga sola. <br /><br />Ben buyudugunu gormedim keratanin. Bes sene gavuristanda yasadigimiza gore demek uc yasindan beri yalnizca uc defa gormusum onu. Birisi gecen kurbanda bizi ziyarete geldiklerinde. Birisi Iznik golunun kenarinda elinden tutup beraber gole bakmaya gittigimizde. Birisi de biraderin dugununde dort sene once dort yasindayken. Birkac defa da MSN'den konusmustuk. Okuma yazma ogrenince bana mesaj da yaziyordu arada. Bir de meshur motosikleti vardi ufakligin. Arada bir bana gonderirdi MSN'den. Tatli cocuktu, zeki cocuktu, seker cocuktu. Evinin nesesi, anasinin kuzusu, ablasinin biricik kardesiydi Ishakcan. Sekiz yasindaydi sadece.<br /><br />Ishakcan benim dayimin oglu. Hani su annemin kardesi olan dayim. Cemalinur yengemin kocasi olan dayim. Deliydi, doluydu ama dayimdi iste. Dayimi da son bes yilda topu topu uc defa gormusum demek. Ishakcani gordugum zamanlarda. <br /><br />Insanin yureginde pir pir atan damar bazen bir kabariverir. Bazen birseyler oldu sanirsiniz. Bir sikinti geliverir. Gecen hafta pazartesi gecesi cok rahatsiz bir uyku uyudumdu. Daha dogrusu uyuyamadimdi demek lazim belki de. O rahatsizlikla yattigim yeri degistirmistim sucu yataga bulup. Bu fakir nerden bilsin ki tam da benim gece uykumun bolunup bolunup uyandigim saatlerde memlekette feryad-u figan varmis.<br /><br />Dayim bir cenazeye giderken Yozgat'ta bir magandanin hismina ugramis. Sereften yoksun adam gecmemesi gereken seridi iki defa gecip cikmamasi gereken hizda fren bile yapmadan dayimin arabasina carpmis. Dayim ve yengem orada hakkin rahmetine kavusmuslar. Ishakcan onlara katilmak icin hastaneyi beklemis.<br /><br />Benim haberim bir hafta sonra cumartesi gecesi oldu. Uzulur diye soylememisler. Insanin yuregi yaniyor tabii. Lakin bilmezler ki bilmek gerek. Gec ogrenince yurek yine yanar. Hem soylemediler diye de yanar. Yurek bu, yanmaz olur mu? Yanmasa yurek olur mu? Simdi bu fakir nasil guvensin memleketten gelen haberlerin dogruluguna? Ya bu hafta telefon edince verilen memleket haberleri dogru degilse? Ya sag salim denilen daglar gibi insanlar aslinda coktan topragin bagrina dustuyseler? Ya cennette baska kuslar varsa artik?<br /><br />Memlekettekiler aglarlar. Goz yaslari yurekteki yangini dindirmek icin akar. Sonra mezardan avuclanan bir avuc toprak yanginin ustunu orter. Yurek yanar, yanar, kabullenir. Ya gavuristanda ne olur? <br /><br />Ishakcan simdi Cennette bir kus olmus, babasinin basinin ustunde ucup onu eglendiriyor. Rabbim dayima da, yengeme de, Ishakcan'a da bol bol rahmet etsin.Osmanlıhttp://www.blogger.com/profile/10413788573027426286noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-9156874662654480525.post-84877470311057994482007-08-03T15:32:00.000-07:002007-08-03T15:33:21.463-07:00Amerika'ya nasil gelinir?Cok defalar fakirin karisina cikan sorulardan birisi "Abi Amerika'ya nasil gidebiliriz?" oluyor. Dusunup tasinirken bunu da bir yaziya dokup blogumuza ekleyelim dedik. Iste neticesi...<br /><br />Amerika'ya gelmenin birkac yolu var:<br /><br />1. Egitim amaciyla gelmek<br />2. Calismak icin gelmek<br />3. Is yapmak, is kurmak icin gelmek<br />4. Green card cikinca gelmek<br />5. Kacak gelmek<br /><br />Sondan basa dogru gidelim birlikte. Amerika'ya kacak gelmek Avrupa'ya kacak gitmek kadar kolay bir is degil. Sebebi basit. Amerika Turkiye'den binlerce kilometre uzakta. Zaten insan buraya gelince Almanya'nin burnumuzun dibinde oldugunu, Fransa'nin komsu kaspisi oldugunu daha iyi goruyor. Kacak gelmek is degil Amerika'ya. Bir suru sikinti cekip uzak diyaralara gitmek, memlekete geri donemeden yillarca sefalet icinde yasamayi goze almak dogrusu makul bir is gibi gelmiyor bana. Ayirca kacak demek kanunsuz is yapmak demek. Onun da manasi burada hic bir hakkin olmadan yasamak, yakalandiginda sorgusuz sualsiz sinirdisi edilmeyi goze almak demek. Degmez abiler. Ona ragmen gelenler benim duydugum kadariyla genelde gemilerde tayfa olarak ise giriyorlar. Sonra gemi Amerika kiyilarina yaklasirken geceleyin gemiden aylayip yuze yuze karaya cikiyorlar. Sonra da artik ne tutturabilirse, kaderde ne varsa bir yolunu bulup hayat mucadelesine basliyorlar. Bu genelde Amerika'nin Avrupay'a bakan dogu kiyisinda, New York, New Jersey taraflarinda boyle oluyor. California'ya bu sekilde gelmek pek mumkun gorunmuyor. Zira buraya gelen gemi yok :) Bir de tabii buraya normal yollarla gelip sonradan kacak duruma dusenler olabiliyor. Ama onun icin once gelebilmek gerekiyor. Ona asagida deginelim.<br /><br />Green Card cekilisi dunyanin dort bir yanindan milyonlarca insana umit veren, bu vesileyle Amerika'yi kendi ulkelerinde sikinti ceken milyonlar gozunde kurtarici haline getiren bir cesit pazarlama taktigi aslinda. Tabii dolayli oalrak Amerika'da cesitliligin artmasina katki sagladigi da bir gercek. Yalniz akildan cikarilmamasi gereken bir husus her yil toplam 55,000 green card veriliyor cekilis sonunda. Bu rakam tum dunya icin egcerli ve Turkiye'nin payina en fazla 1000-1500 kisilik bir kota dusuyor. Eger basvuran yuzbinlerce Turk arasindan bana da cikar derseniz umitlenmeniz bosa olmayabilir. Ve lakin sansin binde bir seviyesinde oldugunu unutmamak lazim. Diyelim kismetli bir insansiniz, kart size isabet etti. O zaman size evraklari gonderip ne yapmaniz gerektigini soyluyorlar. Birkac ayda islemleri tamamlayip Amerika'ya ayak basiyorsunuz. Sonra hemen hemen vatandaslarin sahip oldugu haklara sahip oluyorsunuz. Ihtimal dusuk, ama en garanti yol bu.<br /><br />Is yapmak icin gelmek, eger sermayeniz varsa, cok zor degil. Bu sekilde gelmenin temel kurali buraya gelince gercekten is yapacaginizi gostermek. Sermaye icin bir alt sinir yok. California icin genelde 100,000 dolar civarinda Turkiye'den buraya transfer etmeniz gerekiyor. Yine California icin 75,000 dolar getirip vize alan da duydum. Hatta abska eyaletlerde rivayete gore 40,000 dolarla bile gelenler oluyormus. Burada ne is yapacaginizi, ne alip ne satacaginizi= ve Amerikan ekonomisine ne gibi katkilarda bulunacaginizi guzelce anlatip adamlari ikna etmeniz gerekiyor temel olarak. Sonunda size genelde 2 yillik vize veriyorlar ve iki yilin sonunda islerin iyi gidip gitmedigine, isin buyuyup buyumedigine ve dahi Amerika'da calisma hakki olan vatandas, green cardli vs insanlara is verip vermediginize bakiyorlar. Eger isler yolundaysa genelde 5 yillik uzatiyorlar. Sonra yine ayni kontrol islemlerinden gecmeniz gerekiyor. Yatirimci vizesi (E-1 ve E-2) normal sartlar altinda green card'a donusemiyor. Her birkac yilda bir yenilemeniz ve kontrolden gecmeniz gerekiyor bu vize turunde.<br /><br />Amerika'ya calismak icin gelmek oldukca zor bir is. Genelde yuksek teknoloji islerinde iyi egitimi ve tecrubesi olan insanlar bu sekilde is bulabiliyor. O da cogunlukla buradaki baglantilar sayesinde oluyor. Is bulmanin zorlugu birkac sebepten kaynaklaniyor. Birincisi sizi ise alirken bir suru islemlerden gecmeniz gerekiyor. Sirketin sizin icin vize basvurusu yapmasi ve vize almasi gerekiyor. Basvurular nisanda yapiliyor ve ise Ekim ayindan once baslayamiyorsunuz. Baska bir deyisle sirketin sizi bulmasiyla ise baslamaniz arasinda, hersey yolunda bile gitse, hemen hemen bir yillik bir surec geciyor. Hicbir kucuk sirket bu kadar sureyi goze alamaz. Ikincisi vize almak her yil daha da zorlasiyor. Yillik calisma izni kotasi 65,000 kisi. Bu yil sadece ilk gun 150,000 basvuru oldu. Ilk iki gunden sonra absvuru kabul etmediler ve tum basvuranlar arasinda kur'a cekerek kimin vize alacagina karar verdiler. Sirketin bunu da goze alabilecek kadar buyuk olamsi gerekiyor. Tabii butun bu islemler dogrudan ve dolayli olarak para demek. Basvuru ucretleri, avukat masraflari 5-10 bin dolari bulabiliyor bircok durumda. Dahasi sizin ise gelemediginiz her gun sirket icin kaybedilmis kazanc demek. Neden beklesinler sizi? Ancak sizin yapacaginiz isi burada yapacak baska kimsenin olmamasi durumunda mumkun bu. O da cogu durumda yuksek teknolojinin bazi alanlari iicn gecerli.<br /><br />Egitim amaciyla gelmek en cok kullanilan yol buralarda. Ozellikle California'da cogu insan egitim icin geliyor sonra da kanunlara uygun oalrak is bulup kaliyor buralarda. Egitimin de cesitleri var malumaliniz. Biraz onlardan bahsedelim.<br /><br />Malum oldugu uzere gavurlar ne yazik ki Turkce konusmayi ogrenememisler simdiye kadar. Insaallah birgun o da olur. Ama onlar ogrenene kadar bizim onlarin dilini ogrenmemiz ve dahi onlara derdimizi anlatmamiz gerekiyor. Onun icin de dil kurslari avr dort bir yanda. Muhtelif fiyalara Amerika'nin muhtelif yerlerinde dil kursu bulup dil kursu icin vize almak ve dahi gelmek mumkun. Dil zaten herseyin basi. Eger buraya gelip uzun sure kalmayi herhangi bir sebeple istiyorsaniz, dil ogrenmek sart. Aylik 200 dolardan 2000 dolara cesit turlu dil kursu var piyasada. Eger adam gibi birseyler ogreneyim diyorsaniz aylik en az 500 dolari gozden cikarmak lazim. Daha ucuzundan hayir gelmez.<br /><br />Sonra lisans egitimi icin gelinebilir, ki bu fakir onu pek tavsiye etmez. Amerika'da egitim cok pahali. Devlet okullari dahi parali ve dahi yabancilar icin daha da pahali. Community College denilen okullar var. Egitim seviyesi biraz daha dusuk, iki yil sonunda bir diploma alip iyi kotu bir is bulabiliyorsunuz. Ama "universite" egitimi almak icin adi universite (university) olan bir okula gitmeniz ve 4 yil okumaniz gerekiyor. Bircok insan once ucuz oldugu cihetle college'dan basliyor. Iki yilin sonunda daha iyi bir universiteye gecis yapiyor. Kolay degil ama yapan da cok. Planlari bunun uzerine bina etmeden once Amerika'li ogrencilerle yarisacaginizi unutmamak lazim.<br /><br />Turkiye'de universite bitirdikten sonra buraya yuksek lisans ya da doktora amaciyla gelmek de mumkun tabii. Ilk sart makale yazacak duzeyde gavurca biliyor olmak. TOEFL adi ile nam salmis sinavdan iyi bir puan almak lazim. Eskiden puanlar 800 uzerindendi ve o zamanlar genelde en az 550 almayi sart kosuyorlardi. Sanirim yeni sistemde 210 civarinda bir puana denek geliyor bu. Ama bu minimum puan. Genelde insanlar 600-650 arasi aliyorlar. Sonra GRE denilen sinava girip oradan da iyi bir puan almaniz gerekiyor. GRE bir yandan ciddi ciddi Amerika'lilarin bile zorlandigi seviyede Ingizlice test ederken bir yandan da temel matematik ve mantik/zeka sorulariyla dusunme yeteneginizi olcme iddiasinda bir sinav. Uc bolum var. Analitik, quantitative ve verbal. Duyduguma gore simdilerde bir de essay eklemisler. Bu fakir sinava gireli cok yillar oldu. Son gelismelerden haberi yok. Quantitative ve analitik bolumlerinden 800 uzerinden 800'e yakin bir sonuc almaniz gerekli. Cin'den, Hindistan'dan gelen bircok ogrenci 800-800 yapiyor bu bolumlerden. Onlara karsi basarili olmak sart. Verbal nisbeten daha az onemli. Ozellikle yabanci ogrenciler icin. Yapabildiginiz en iyi sonucu yapip gerisini cok dusunmemek lazim.<br /><br />TOEFL ve GRE'den baska ogrenciliginzideki aldiginiz notlar ve son bir iki yilin ortalamasi ozellikle onemli. 4 uzerinden en az 3.3 gibi brisey almaniz gerekli. Hem Amerika'da yuksek not almak biraz daha kolay, hem de yine Cinli ve hintli ogrencilere karsi sansiniz olmasi icin 3.2-3.3 minimum not. Eger 3/un altindaysa ortalamaniz, beklentileri cok yuk tutmamak sonradan hayal kirikligina ugramayi engelleyebilir. Hocalardan alacaginiz referans mektuplari da cok onemli. Sizin icin "Cok kiymetli ogrencidir. Sinifimdaki en iyi birkac ogrenciden biriydi." diye yazmalari zaten beklenen durum. Onun otesinde "Cok yalvardim kalsin diye ama sizi bana tercih ediyor. Kalmasini cok isterdim" makamindan birseyler yazdirabilriseniz, yahut da "Birlikte bir arastirma projesinde calistik. Cok basarili sonuclar elde etti. Gelecekte mukemmel bira rastirmaci oolacagina eminim" tarzi birseyler dokturtebilirseniz hoicaya, sansinzi artabilir.<br /><br />En onemlisi tabii ki Amerika'daki tanidiklar. Tanidiginiz sizi alabileek bir hoca varsa hic cekinmeden yazip beni al deyin. Isteyenin bir yuzu kara, vermeyen zenci. Dahasi, tanidiginiz Turk ogrencilere yazabilrisiniz. Basvurmayi dusundugunuz okullardaki Turk ogrencilere yazip fikir sorabilirsiniz. Hatta ogrenci arayan hoca var mi diye aciktan sorabilrisiniz. Daha da utanmazsaniz "Beni hcoana tavsiye edebilir misin" bile diyebilrisiniz. Piysada iyi niyetli insan sandiginizdan cok. Ustelik de etrafta Turk nufusunun artmasi diger Turklere de fayda saglar. Pekcok insan yardimci olacaktir size. Olmasa bile kaybedecek ne var ki?<br /><br />Gecim derdi herkesin basinda. Ogrenci oalrak temelde uc sekilde poara alabilirsiniz okuldan. Birincisi Fellowship adi altinda karsiliksiz burs alabilirsiniz. En ballisi bu. Bir sorumlulugunuz olmadan gelip pasa pasa derslerinize calismaniz, arastirmanizi yapip sonuclarinizi makale halinde yazmaniz ve okulu bitirip buyuk adam olup okulun da reklamini yapmaniz icin verilen karsiliksiz paradir bu. Eger bunu size vermezlerse, TA (Teaching Assistant) olabilrisiniz. Bunun manasi, bir derste hocalardan birine yardim edeceksiniz ve hocanin yapmak istemedigi ek ders yapip ogrencilerin cok zekice olmayn sorularini cevaplamak, sabahin korunde labda ogrencileri karsilayip onlara ders anlatmaya calismak, sinavlarda gozetmenlik yapmak ve 300 tane odev kagidini uc gunde notlandirmak gibi isleri yapacaksiniz demektir. Aslinda fakirin abarttigi kadar kotu bir is degil. Ogrencilerle bire bir iliski icinde olmak zevkli de olabilir cok zaman.<br /><br />Bir diger gecim kaynagi RA (Research Assitant) olarak bir hocaya arastirmalarinda yardim etmek olabilir. Amerika'da hocalar aslidna is adamidirlar. Devletten ya da her nereden bulabilirlerse oradan para bulup karsiliginda bir arastirma yapip bir takim sonuclar gostermeleri gereklidir. Bunu da cogunlukla ucuz isci oalrak yabanci ogrencilere yaptirirlar. Arastirmanin durumuna ve yapilmasi gereken ise gore hoca ne is verirse onu yapmaniz beklenir. Surekli yeni birseylerle ugrasir cok sey ogrenirsiniz. Ama cok da eziyet cekersiniz. Calisma saatleri uzun, aldiginiz para calismaniza kiyaslayinca asgari ucretten azdir. Bu isin baska da bir yolu maaleesef yoktur. <br /><br />Ogrenciyken calismak resmen yasak Amerika'da. Yalnizca kayitli oldugunuz universitenin kampusunde is bulursaniz calisabilirsiniz. Yukarida bahsettigim TA ya da RA olarak calismak bu kapsamdaki isler. Az miktarda kutuphane, cay ocagi ya da idari binada sekreterlik tarzi isler olabilir. Ancak onlari hem genelde daha kucuk yastaki Amerikali ogrenciler alir. Hem de zaten doktora ogrencisi oalrak oyle bir is yapmak istemezsiniz. Kisacasi, eger TA ya da RA olamiyorsaniz is bulmak neredeyse imkansiz derecesindedir.<br /><br />Baska bir yazida devam edelim Amerika'ya ansil gelinecegine.Osmanlıhttp://www.blogger.com/profile/10413788573027426286noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-9156874662654480525.post-56531760767924606722007-07-12T11:52:00.000-07:002007-07-12T11:58:50.198-07:00Tasindik cok sukur...Tasinmak kolay is degil aslinda. Bir suru esyayi paketlemek, evin icinde oradan oraya tasimak, sonra kamyon ayarlayip bir yerden bir yere nakletmek... Hele de kendiniz yapiyorsaniz ilk dusunmeye basladiginizdan itibaren aklinizin bir kosesine eziyet etmeye baslayan, sonra eziyetin boyutunu artirip izdiraba donusturen, nihayet tasinma aninda fiziksel iskenceye donusup ertesi gun ayaklarinizin sizlamasiyla neticelenen bir surec. ORada da bitmiyor maalesef. Sonra yeni evi yerlestirmek, yeni duzene alismak... Hepsi de zaman ve emek isteyen isler.<br /><br />Peki bu kadar eziyeti neden ceker insan? Guzel soru. Madem bu kadar elim bir surec bu, insan neden bu yukun altina girer ki? Bu fakirin durumunda en buyuk sorun trafikteki eziyet birkac gun icerisinde cekilen yogun bir iskenceden daha elim olmasiyla alakali. Tasinmak zordur ama trafikle bogusmak ayni zorlugu azara azar yavas yavas icine cekmek demek. <br /><br />Yanlis anlasilmasin, onceki evimizden cok memnunduk. ev sahibinin menejeri Joe abimizle cok siki fiki degildik ya, Allah icin bir kotulugunu de gormedik. Ne ihtiyacimiz olduysa hemen kosup geldi, tamirse tamir, mikrodalganin degistirilmesiyse o, ne lazimsa pek de ustelemeden yapti sagolsun. Ev deseniz onu acik, 8 km uzaktan agaclarin arasindan denizi bile goruyor azicik. Ferah. Ust kata tasinan Dave abimizin gunduzleri yurume bandinda yurumesi disinda ne sesi cikiyor ne solugu duyuluyor. Sakin mi sakin bir mahalle. O kadar ki Allah muhafaza olup kalsaniz kimsenin ruhu bile duymaz. Kanada seyahatimiz sirasinda kapi acik kalmis, iceride isik yanmis 5 gun boyunca da bir Allah'in kulu da bunlara ne oldu diye meraklanip bakmamis iceriye. Oyle sakin bir muhit sizin anlayacaginiz. Allah var, evden yana bir sikayetimiz hic olmadi.<br /><br />Gel gor ki trafik basa bela. San Diego kucuk kasaba olmak uzere tasarlanmis ama sonradan birden buyuyuvermis garip bir sehir. Dogu bati istikametinde bazi ana yollar mevcutsa da kuzey guney istikametinde iki ana otoyol ve bir iki ana cadde disinda hicbir yol yok. 5 numarali yol Orange County, Los Angeles ve daha kuzeydeki California bolgelerini Meksikaya baglayan yol. Meksika demek ucuz tatil demek. Meksika demek ucuz alisveris demek bircoklari icin. Amerika'da 21 yasindan kucuklere icki satilmaz. Meksika demek liseli genclerin gidip kafayi cektikleri yer demek. Meksika demek ucuz iscilik demek. 5 numarali otoyol demek gunden 275 bin arabanin 4 seritten gidip gelmesi demek. Bu fakir icin manasi: ise ve okula 20 dakika yerine 50 dakikada gitmek demek.<br /><br />Simdi evimiz San Diego'nun yine kuzey tarafinda. Hem malum teknoloji sirketleri kuzey tarafta konuslanmis. Okul deseniz o da yine kuzeye dusuyor. Hele dostlar, onlar hepten kuzeyde taa Orange County'deler. Simdi San Diego'daki dostlar okur da bizi dosttan saymadi diye gucenirler. Yok aman Allah muhafaza. Onlar da dost. Hem de basimizin taci dostlar. Lakin gucenmesinler, Orange County'dekilerle dostlugumuz daha bir eskilere dayanir. Hani derler ya "Ben onun kisa pantolonla dolastigi zamani bilirim" diye. OC'dekilerin cogunun Amerika'ya gelip yerlesmesini bilirim ben. Veletlerin gozumuzun onunde nasil da ayaklandiklarini, bacaksizken nasil birden boy atip servi boylu delikanlilar genc kizlar olduklarini gormus bu iki goz. Kolay mi sandiniz siz insanin alistigi muhiti birakmasini. Gavurun memleketi de olsa hayatimizin 5 senesi gecmis buralarda. Turkiye'deki ilk 10 seneyi saymazsak gecen zaman 15 sene. (Matematigi kuvvetli abiler yasimi da buradan cikaracaklar. Neyse, yas kompleksimiz yok cok sukur.) Yani hayatimin ciddi bir kismi gavurun artik "bizim" olmaya baslayan memleketinde gecmis. Eh ne de olsa yeryuzu Allah'in. Her bir karisinda gavurlar kadar benim de hakkim var. OC de de SD'den daha cok vakit harcayip daha cok dostlar edindigimize gore, demek OC'ye daha bir baglanmamiz da bir yere kadar anlasilabilir. Manasi: Evi San Diego'nun OC'ye yakin yerinde tuttuk.<br /><br />Cok sukur, buralarda trafik sorunu yok. Trafik Del Mar'da basliyor. Biz onan once cikiyoruz yoldan. (Allah saptirmasin) Cikinca da iki sag iki sol yapiyoruz, bir de bakmissiniz evdeyiz. Evdeyken freeway'in gurultusu her daim kulaklarimizda deyim de siz anlayin aradaki mesafenin uzakligini yakinligini.<br /><br />Tasinmak diye basladik, nerelere geldik simdi. Tasinmanin hic mi iyi yani yok yani? deermisim. Derim tabii. Elbet var da ondan demem hakli. Mesela trafikten kurtulmak cok makul bir sebep. Zaten en buyuk avantajlarimizdan birisi o. Sonra? Sonra, yeni bir muhit, yeni bir ortama alisma pratigi. Sonra insana bu dunyada hicbir yere hicbir zaman bagli olmadigini hatirlatan bir ibret. Nihayetinde bizi de bir kutunun icine koyup omuzlarda tasimayacaklar mi? Onun hatirlatmasi aslinda. Sonra, evdeki ivir zivirdan kurtulmanin vesilesi. Bu tasinma vesilesiyle yillardir duran bir suru kagidi, evraki uygun sekilde "recycle" ettik. Gavuristanda kagitlari, teneke kutulari, cam siseleri donusturmek kolay. Kapidaki ozel kutuya atinca gerisini cop isleri sirketi hallediyor. Bir suru kitabi da kutuphanelere bagisladim. Hem tasinirken yukumu hafiflettim, hem de bir suru gereksiz kalabaliktan kurtulup yeni kalabaliklar icin yer acmis oldum. Bu sefer atmaya kiyamadigim bircok seyi de bir dahaki tasinmada emekliye sevkedicem insaallah.<br /><br />Hani derler ya "Ev sahibin var mi derdin var kardes" diye. Ben de onlara can-u gonulden katiliyorum. Neden mi? Kismetse onu da anlatirim bir gun insaallah.Osmanlıhttp://www.blogger.com/profile/10413788573027426286noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-9156874662654480525.post-22449062352654528692007-07-06T10:47:00.000-07:002007-07-06T10:48:37.732-07:00Kore Ne Yana Duser?Is yerindeki patronum Koreli. Pazarlama bolumunde bir Koreli arkadas daha var. Patron tarihten konusmaya cok merakli olmasa da diger arkadasla muhabbet ediyoruz arada bir. Bugun bana Turkler'le Korelilerin tarihin eski caglarindan beri dost olduklarini anlatti. Tarihin eski caglariyla ilgili anlatilanlara hep kuskuyla bakmisimdir. Bundan 2000-3000 sene once gercekten ne oldugunu kim bilebilir ki? En fazla hadiselere bir tarih profesorunun gozuyle bakabiliriz. Adamcagiz iyi niyetliyse ne ala. Ya bir de kotu niyetliyse?<br /><br />Herseye ragmen bugunku insanlarin tarihe bakisi onlarin bugun bize bakisini ele veriyor. Arkadasimin anlattigina gore bundan birkac bin yil once Cinliler Koreyi isgal etmisler ve uc buyuk Kore merkezinden ikisini yok etmisler. Buralardan kacan 6000-20000 arasi insan Turklere siginmis. Turkler onlara cok iyi davranmis, hatta Truk hukumdari Korelilerin onde gelenlerinden birini kendine vezir yapmis. Hep birlikte karismislar ve mutlu mesut yasayip gitmisler.<br /><br />Sonra bir de Kore Savasi var malum. Turkiye'den 15,000 asker gitmis Koreye arkadasimin dedigine gore. Amerikalilardan sorna en cok kaybi Turkler vermisler. OZellikle yasi bunu idrak edecek seviyedeki insanlar Turkleri cok sever ve sayar diyor arkadasim.<br /><br />Dedik ya, gercekte ne oldugu aslinda ikinci seviyede onemli tarihe bakarken. Daha onemlisi insanlarin ne oldugunu dusundukleri. Belki bundan birkac bin yil once Koreliler Turklere hic siginmadi. Ya da Turkler aslinda kapilari o kadar da kolay acmadilar komsuya. Yahut da 20,000 kisi degil de belki hepsi hepsi 200 kisiydi Turklere siginan. Gercekte ne oldugu hic onemli degil. Onemli olan Koreliler bugun Turkleri kendilerine kucak acan ve iyi davranan dostlar oalrak algiliyorlar.<br /><br />Sonra dillerimizin ortakligi konusunda da biraz konustuk. Hatta gocebe hayatinda yeri olabilecek cok basit kelimelerin ortak olabilecegini dusunduk. Mesela su, at, ot, et, ok, ana, baba, ev vs kelimelerin ortak kokten gelebilecegini dusunup bazilari karsilastirdik. Ama simdilik ortak bir noktada bulsamadik. Sanirim ayni dili konusmaya baslamadan once biraz zaman gecmesi gerekecek.Osmanlıhttp://www.blogger.com/profile/10413788573027426286noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-9156874662654480525.post-28201253925574769662007-07-05T13:52:00.000-07:002007-07-05T13:53:04.944-07:00IPTV Pazarlamasi ve FakirYazin Conexant'ta calismaya basladi bu fakir. Conexant buyuk sirket. Zaten aylardir buyuk sirkette calisicam diye tutturmus, sonunda kismet oldu buyuk sirkette calismaya basladi. 2500 kisi sanirim yeterince buyuk.<br /><br />Daha once yaptigim islerden farkli oalrak bu sefer pazarlama bolumnde calisiyorum. IPTV pazarlamasi icin pazar arastirmasi yapiyorum. IPTV IP aglari uzerinden televizyon yayini anlamina geliyor. BAska bir deyisle, televizyonu telefon kablosuna bagliyorsunuz ve ADSL uzerinden yayin aliyorsunuz. Normal yayin icin en az 1.7 Mbps, HD yayin icin de yaklasik 8 Mbps baglanti hizi gerekiyor. Ayrica bu baglantinin diger internet baglantisindan ayri olmasi gerekiyor ve en kotu durumda bu baglanti hizlarina sahip olmaniz lazim. Sanirim guzel memleketim birkac sene daha beklemek zorunda kalacak Slovakya, Hirvatistan, Romanya ve Latviya gibi ulkelerin yillar once almaya basladigi bu hizmeti gormek icin.<br /><br />Pazarlama ilginc bir bolum. Isteki ilk uc haftada IPTV pazarinin neye benzedigini anlamakla gecti. Avrupa'da hangi sirketler IPTV hizmeti sunuyor, o sirketlere, ve dolayisiyla son kullaniciya kim alici satiyor ve o alicilarin icine hangi chip'ler giriyor. 2010 yilina kadar IPTV pazarinin 16 milyon olmasi bekleniyor. Belki o zaman turkiye'de de boyle yayinlar baslar kim bilir.<br /><br />Bu vesileyle Dogu Avrupa'da pekcok yuksek teknoloji sirketi kuruldugunu, bircok sirketin Amerika ve avrupa ile is yapip onlarin yazilimlarini gelistirdiklerini ogrendim. Hele Israil bu konuda basi cekiyor. Sorna dusundum. Dogu Avrupa'da ya da ISrail'de Ingilizce konusulmuyor. Ekonomileri bizden daha iyi degil. Peki ama onlarin yaptiginiz biz neden yapamiyoruz?Osmanlıhttp://www.blogger.com/profile/10413788573027426286noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-9156874662654480525.post-60213930310284240772007-05-18T21:22:00.000-07:002007-05-18T21:42:08.235-07:00Yiyeceğimizin Geleceği Emin Ellerde mi?Biraz once "The Future of Food" diye bir belgesel seyrettim. (www.thefutureoffood.com)<br /><br />Temel olarak genetik olarak degistirilmis yiyeceklerden ve bunlarin pazara hakim olmasindan bahsediyordu. Daha yuz yil oncesinde dunyada 5000'den fazla patates cesidi yetistiriliyormus. Su anda temel oalrak yetistirilen patates sayisi 4. 100 sene once sadece Amerika'da 7000 cesit elma yetistiriliyormus. Bugun birkac cesit kalmis. Binlerce cesit misirdan sadece bir avus elde mevcut. 100 sene once dunyada yiyecek oalrak yetistirilen bitkilerin %97'si yok olmus.<br /><br />ASil korkunc olan bunun bazi sirketler eliyle bilincli oalrak koruklenmesi. Monsanto (www.monsanto.com) ve benzeri sirketler tohumlarin icine haserata karsi dayanikli gen koyduklarini iddia ediyorlar. Aslinda yapilan iki sey var. Birincisi bocekleri olduren kimyasallari ureten genleri tohumlara asiliyorlar. Boylece bitkinin kendisi kocaman bir bocek ilacina donusmus oluyor. O bitkiden yiyen bocekler, kurtlar aninda oluyorlar. Peki onlarin yiyemedigi sonra kimin sofrasina geliyor?<br /><br />Ikincisi bu sirketler ayni zamanda bocek ilacid a satiyorlar. Ve tohumlara kendi bocek ilaclarina karsi dayanikli genler koyuyorlar. Sonra tarla ilaclaninca o bitkiden baska hersey oluyor. Peki ilaci kimden almak zorundayiz?<br /><br />Dahasi bu gelistirdikleri genlerin patentini aliyorlar. Sonra patent kanunlarini kullanarak tarlasinda onalra ait genler bulunan tum ciftcileri dava ediyorlar. Tarlaya tohumlarin nasil geldigi onemli degil. Ister ruzgar getirsin, ister yandaki komsu ekerken senin tarlana kacirmis olsun, ister yoldan gecen bir kamyondan dokulmus olsun farketmez. Hatta tozlasma yoluyla genlerin havadan gelmis olmasi da onemli degil. Tarlanda o genler varsa patent kanunlarini ihlal ediyorsun ve kazanma sansin yok. Peki ruzgarin getirdigi tohuma hatta cicek tozuna nasil engel olur ki insan? Ciftciler icin cozum tohumu onlardan almak. Ite dalanmaktansa caliyi dolanmak meselesi yani.<br /><br />Dahasi tohumlarin icine intihar genleri asiliyorlar. Yani tohumu ekiyorsun. Sonra cikan bitkileri tekrar tohum yapamiyorsun. Eksen de cikmiyor. Cunku seneye tohumu yine onlardan almani istiyorlar.<br /><br />Dunyanin pekcok geri kalmis ulkesinde ciftciler binlerce yildir aldiklari urunun bir kismini tohumluk ayiriyorlar. Bu sekilde biyolojik cesitlilik korunuyor. Peki ama sizin koyde bir kisi dahi bilerek ya da bilmeyerek genetigiyle oynanmis tohum ekse ne olur? Tozlasma yoluyla binlerce yildir saf oalrak saklanmis urunlere aslinda o bitkiye ait olmayan genler bulasir. Buradaki ince nokta bu genlerin ayni turun baska orneklerinden gelmesi degil. O dogal olarak var olan ve cesitliligi artiran bir nimet. Buradaki sorun bulasan genlerin baliklardan, sigirlardan ya da bakterilerden gelmesi durumu. Yani domates yiyorsunuz aslinda ama o domateste okyanusun derinliklerinde yasayan bir baligin geni var. Yaradan bununla oynayanlarin basina musbet salmaz mi?<br /><br />Genetik urunlerin insan sagligina etkileri ise bilinmiyor. Arastirilmiyor. Arastiran universite ogretim uyeleri universitelerinde zora sokuluyor. Yayinladiklari makaleler geri cekiliyor. Akademik dunyada afaroz ediliyorlar. Zaten arastirma parasini kim veriyor ki?<br /><br />Benim guzel memleketimdeki koylu amcalar bunlari bilir mi dersiniz?Osmanlıhttp://www.blogger.com/profile/10413788573027426286noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-9156874662654480525.post-75257606057992129782007-05-17T10:00:00.000-07:002007-05-17T10:17:48.054-07:00Fiyat Rekabeti Kime Yarar?Ayni mal icin fiyat uzerinden rekabet yapmak kimseye fayda getirir mi acaba? Kafa kurcalayici bir soru. Bir yandan fiyati kirinca rakiplerinize fark atmis olacaksiniz. Insanlar size gelecek ve sizden alacak mali. <br /><br />Dusunun bir kere, pazarda alisveris yapiyorsunuz. Oradan birisi bagirmaya basliyor: Domatesin kilosu 2 Lira! Sonra yandaki komsusu bakiyor, herkes ondan aliyor. O bagiriyor bu sefer: Bizde 1.95! Sonra teyzeler ucuz domatese hucum ediyorlar ve secmeye basliyorlar. Ilk pazarci bakiyor pazar elden gidiyor, avazi ciktigi kadar bagiriyor bu sefer: Damping burda abla! 1.80 oldu domates. Boyle boyle derken domatesin kilosu 1.20'ye kadar dusuyor. Kim kar ediyor? Ilk anda pazardaki teyzeler. Ucuza domates almanin verdigi huzurla evlerinin yolunu tutuyorlar. Sonra?<br /><br />Tuccarlardan birisi daha buyuk is yaptigindan toptancidan domatesin kilosunu 1.00'e aliyor. Digeri daha kucuk, ancak 1.20'ye pazarlik edebiliyor. Eh fiyat dusmus 1.20'ye zaten. Nasil kar etsin taze tuccar? Edemiyor ve haftaya pazara cikamiyor. Digeri de kimse gelip domates satmasin diye fiyati 1.20'de tutmak zorundadir.<br /><br />Simdi soyle dediginizi duyar gibiyim: "Be hey gafil ve cok bilmis adam! Peki ama bu durumdan kurtulmanin, durumu herkes icin karli hale getirmenin yolu hic yok mu? Madem durum bu, nasil oluyor da piyasada bu kadar mal bu kadar tuccar var ve herkes bir ekmek goturebiliyor evine?"<br /><br />Cevabin iki boyutu var. Birincisi herkes durumu biliyor. Eger fiyati cok kirarsa biliyor ki komsu da kiracak ve herkes zarar edecek. Onun icin herkes uc asagi bes yukari ayni fiyattan satiyor mali. Ucuza satana sosyal yaptirim uygulyorlar ve pazarda kimse yuzune bakmiyor. Sonucta giyatlar makul bir seviyede kaliyor esnaf adami icabi.<br /><br />Ikincisi urunlerde degisiklik yapiyorlar. Belki domateste bunu yapmak daha zor ama orada bile farkli domatesler cikiyor piyasaya. Kirmizi doamtes, turuncu domates, sari domates, Ayas domatesi, yemeklik domates, salcalik domates, uzum domates, visne domates vs vs. Boylece aslinda ayni urun uzerinden rekabet yapmamis oluyorlar.<br /><br />Baska sektorlerde bu cok daha bariz gorulebilir. Mesela arabalar aslinda ayni sey. Dort tekerlekli ustu kapali bir yerden bir yere gitmeye yarayan teneke kutu. Ama kimisi aile arabasi, kimisi patron arabasi, kimisi cilgin genclige gore. Satilan mal temelde ayni sey ve ayni ise yariyor. Ama insanlarin algilari farkli.<br /><br />Sonuc? Fiyat rekabeti kimseye fayda getirmez.Osmanlıhttp://www.blogger.com/profile/10413788573027426286noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-9156874662654480525.post-44622075519549193192007-04-13T12:08:00.001-07:002007-04-13T22:16:10.656-07:00Amerika'dan Cami ManzaralariSan Francisco resimleri ararken flickr'da aslinda bekledigimden cok daha fazla resim oldugunu farkettim. Sonra baktim, Amerika'daki camilerin de resimleri cekip koyanlar olmus. San Diego ile baslayan Amerika'dan cami resimleri...<br /><p><br />Flickr'dan abska resimler gormek icin <a href="http://www.flickr.com/search/?q=islamic+center" target="new">buraya</a> tıklayın.<br /><p><br /><img src="http://farm1.static.flickr.com/34/71271248_2ee2d70041.jpg?v=0" alt="" width="400" height="315"><br />Islamic Center of San Diego (Fotograf: Flickr)<br /><p><br /><img src="http://farm1.static.flickr.com/25/36728211_cd895d4e87.jpg?v=0" alt="" width="400" height="315"><br />Islamic Center, Toledo, Ohio<br /><p><br /><img src="http://farm1.static.flickr.com/32/54183476_6218f532c7.jpg?v=0" alt="" width="400" height="320"><br />Michigan<br /><p><br /><img src="http://farm1.static.flickr.com/172/383895761_f1502a9734.jpg?v=0" alt="" width="400" height="280"><br />Kiliseyle yan yana cami<br /><p><br /><img src="http://farm1.static.flickr.com/9/75270664_ee55c9d864.jpg?v=0" alt="" width="400" height="300"><br />Islamic Center, Georgetown, Washington D.C.<br /><p><br /><img src="http://farm1.static.flickr.com/22/35090880_a4c3f69ff1.jpg?v=0" alt="" width="400" height="315"><br />AICP, Philadelphia, PA <br /><p><br /><img src="http://farm1.static.flickr.com/50/133328112_d507686b4a.jpg?v=1156579055" alt="" width="400" height="300"><br />Islamic Community Center, Tempe, Arizona<br /><p><br /><img src="http://farm1.static.flickr.com/117/263743259_55e6e7eb48.jpg?v=0" alt="" width="375" height="500"><br />Islamic Center, Washington DC<br /><p><br /><img src="http://farm1.static.flickr.com/31/64656815_5a200ce3bb.jpg?v=0" alt="" width="400" height="300"><br />Islamic Center of Daytona Beach, California<br /><p><br /><img src="http://farm1.static.flickr.com/170/408998944_25eda77a83.jpg?v=0" alt="" width="400" height="300"><br />Cleveland, Ohio<br /><p><br /><img src="http://farm1.static.flickr.com/26/53620473_8dd5f2a6c1.jpg?v=0" alt="" width="400" height="300"><br />Islamic Center of Central Pennsylvania<br /><p><br /><img src="http://farm1.static.flickr.com/9/69184531_fd5feda212.jpg?v=0" alt="" width="400" height="300"><br />New york<br /><p><br /><img src="http://farm1.static.flickr.com/117/266327772_ef63f98097.jpg?v=0" alt="" width="400" height="294"><br />Albuquerque, New Mexico<br /><p><br /><img src="http://farm1.static.flickr.com/39/116162978_e6439d0d13.jpg?v=0" alt="" width="400" height="300"><br />East Lansing, Michigan<br /><p><br /><img src="http://farm1.static.flickr.com/33/100290986_c76f49c1ce.jpg?v=0" alt="" width="400" height="300"><br />San Francisco, California<br /><p><br /><img src="http://farm1.static.flickr.com/137/402451266_daa9afa160.jpg?v=0" alt="" width="400" height="300"><br />Brighton Beach, New York<br /><p><br /><img src="http://farm1.static.flickr.com/176/373008183_e0d3b17ccc.jpg?v=0" alt="" width="400" height="300"><br />Islamic Center of Central Missouri<br /><p><br /><img src="http://farm1.static.flickr.com/7/8826192_49adea77ee.jpg?v=0" alt="" width="400" height="320"><br />Houston, Texas<br /><p><br /><img src="http://farm1.static.flickr.com/27/57355513_664b76db30.jpg?v=0" alt="" width="400" height="300"><br />Laramie, Wyoming<br /><p>Osmanlıhttp://www.blogger.com/profile/10413788573027426286noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-9156874662654480525.post-34367402415767721452007-04-06T10:36:00.000-07:002007-04-06T11:00:39.559-07:00San Francisco Istanbul'a Benzer mi?San Francisco Nasil Bir Yer?<br /><br />California'da yasayip San Francisco'yu gormus pek cok arkadastan duydugum bir cumle var: "San Francisco Istanbul'a benziyor".<br /><br /><img src="http://farm1.static.flickr.com/77/156633304_a39778910b.jpg?v=0" alt="Goldengate Bridge San Francisco kopruleri kopruler" width="400" height="290" align=center><br />Fotograf: Flickr'dan Alinmadir<br /><br />Sanirim bircok sebebi olsa gerek bunun. En basta San Francisco ayni Istanbul gibi bir bogazda kurulmus. Buyuk Okyanus'u San Francisco korfezine baglayan bogazda. Tam o noktada ayni Istanbul'daki gibi bir kopru karsiliyor sizi: Goldengate Bridge. Bu kopruyu surekli kirmiziya boyuyorlar. Cogu zaman sisler icerisinde kaybolmus mistik bir havasi var koprunun. <br /><br /><img src="http://farm1.static.flickr.com/9/12235670_b7b8441261.jpg" align="center" width=400 height=300><br />Fotograf: Flickr'dan Alinmadir<br /><br />Dahasi Bay Bridge korfezin bir ucundan otekine uzanip ikinci kopru havasini da veriyor sehre.<br /><br /><img src="http://farm1.static.flickr.com/45/114455467_243ed4267c.jpg?v=0" alt="Alcatraz Adasi Alkatraz Kuscusu" width="400" height="300" align="center"><br />Fotograf: Flickr'dan Alinmadir<br /><br />Korfezde adalar var. En unlusu hic kuskusuz Alcatraz adasi. Daha onceleri en azili haydutlarin kapatildigi, simdilerde San Francisco'nun en onmeli turistik merkezleri nden biri olan hapishane adasi. Hani Turkiye@de Alcatraz Kuscusu gibi filmelre mezhur olan ada hapishane. Ondan baska da birkac ada var korfezde.<br /><br /><img src="http://farm1.static.flickr.com/70/232201167_ef62a4911b.jpg?v=0" alt="" width="400" height="326" align="center"><br /><br />Bir diger ozelligi San Francisco'nun evleri. Kendine has degisik bir mimari tarzi var sehrin. Sikisik kucuk iki uc katli evler var sehirde. <br /><br /><img src="http://farm1.static.flickr.com/96/399142084_8181aaf1fb.jpg?v=0" alt="" width="400" height="300" align="center"><br />Fotograf: Flickr'dan Alinmadir<br /><br />Deprem bolgesi oldugundan New York kadar yuksek binalar, gokdelenler yok. Ama yine de sehir merkezinde pekcok yuksek bina var.<br /><br /><img src="http://farm1.static.flickr.com/167/399548134_975f764bcd.jpg?v=0" alt="San FRancisco Coit Tower" width="400" height="300" align="center"><br />Fotograf: Flickr'dan Alinmadir<br /><br />Coit Tower sehrin yukek bir tepesine kurulmus eski bir yangin kulesi. Bugun sehri tepeden seyretmek icin guzel bir mekan.<br /><br />San Francisco'nun en unlu ozelliklerinden birisi de sokaklari. Hani su filmlerde gordugumuz arabalarin atalayarak indigi merdiven tarzi sokaklar. Gercekten sehrin merkezindeki bircok sokak oyle. Temel sebebi merkezin yuksek tepeler uzerinde kurulmu olmasi ve sokaklarin tepenin yamaclari dueltilerek yapilmis olmasi. Merdiven gibi bir goruntu ortaya cikiyor tabii.<br /><br /><img src="http://farm1.static.flickr.com/41/110438723_325fa94d3b.jpg?v=0" alt="" width="400" height="313" align="center"><br />Fotograf: Flickr'dan Alinmadir<br /><br />Sokaklarda insan gormek mi??? Guney California'da, hatta Los Angeles'da bile bunu gormek pek mumkun degil. Varsa bile genelde kendinizi cok guvende hissetmezsiniz gordugunuz bircok insanin yaninda. Ama San Francisco yollarda sokaklarda insan gorebileceginiz degisik bir sehir. Oraya gidince sanki California'dan cikmis gibi hissediyorsunuz kendinizi.<br /><br />Tipki Istanbul'a donmus gibi. <br /><br />Bir de minareler olsaydi ...Osmanlıhttp://www.blogger.com/profile/10413788573027426286noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-9156874662654480525.post-20840199995143752782007-04-05T22:09:00.001-07:002007-04-05T22:09:52.516-07:00Silikon Vadisi Silikondan mi Yapilmis?Gecen hafta kendimize vesile bulduk, silikon vadisine bir ziyarette bulunduk. Silikon vadisi dedikleri iki yani yuksek tepelerle cevrili genisce bir ova. Alt tarafinda San Jose sehri var. Bu San Jose aslinda San Hoze diye okunuyor. Ben ilk defasinda San Jose diye soyleyip yuzumun hafiften pembelestigini hissetmistim. San Francisco tarafina dogru giderken Sunnyvale, Santa Clara, Mountain View, Palo alto gibi bir kisim sehirlerden geciliyor ve vadiden cikiliyor. Ozellikle ilk defa gidiyorsaniz bu vadinin en ilgi cekisi yani yolda neyle karsilasacaginizin pek belli olmamasi. Sadece internette gormeye alisik oldugunuz sirketlerin ete kemige burundugunu farkediyorsunuz birden. Yolun kenarinda Microsoft diye bir tabela cikiyor karsiniza. Google goruyorsunuz ilerde bir yerlerde. Ya da mor renkli binalariyla Yahoo dikiliveriyor ikiz kuleleriyle karsiniza. Akliniza gelebilecek belli basli tum teknoloji sirketleri oralarda bir yerlerde.<br /><br />Silikon vadisinde birkac sirket ziyaret ettik. IBM en ilginclerinden biriydi. "Bilgisayar" kavraminin kesfedildigi binalarda bulunmak insana degisik duygular veriyor. Google'a da gittik ve bizi kafeteryalarda dolastirdilar. Kahvaltinin ardindan binalari gezdirdiler. Insanlarin yiyecekten 30 metreden fazla uzak kalmasini istemiyorlarmis. Tum binalarin altinda yemekhane ve cesit cesit iceceklerin bulundugu kocaman buz dolaplari var. Her katta kucuk mutfakciklar ve abur cubur atistirmak icin smedginiz kadar cok yiyecek avr her yanda. Yahoo'ya gidince farki net oalrak gorduk: Yahoo'da kola almak icin bile bozuk para atilan makinelere gitmek gerekiyor. Calisanlarin motivasyonu acisindan ciddi bir fark oldugu acik olarak ortada.<br /><br />Peki ama silikon vadisini silikon vadisi yapan ne? Gecenlerde Hotmail'i kuran Hintli Sabeer Bhatia abimiz okulumuzu tesrif etmisti ve ilginc birseyden bahsetti vadi hakkinda. Dedi ki, sirketi ilk kurduklarinda mobilya alirken mobilyaci mobilyalari maliyet fiyatina vermis ve kari da hotmail hissesi olarak almis. Baka bir deyisle riski paylasiyor herkes. Bir sirket kuracaksaniz eleman bulmak da yatirimci bulmak da dunyanin abska her yerinden daha kolay orada. Siz sirketinizin belli bir kismini onlarla paylasiyrosunuz, onalr da paralarini ya da emeklerini. Eger batarsa herkes kaybediyor, cikarsa herkes zengin oluyor. Hotmail'i kurarlarken bir arkadasinin oglu yaz tatilinde 3-4 ay yanlarinda calisip cay getir gotur isleri yapmis. Karsiliginda da maas yerine biraz hisse vermisler. Hotmail Microsoft'a satilinca cocuk 250,000 dolar almis hisselerinden.<br /><br />Turkiye'de sekizinci silikon vadisini kurmak mumkun mu? (Ikinci demiyorum, zira ikinci ucuncu ve dorduncu zaten Amerika'da. Sonra Hindistan, Rusya, Cin ve Avrupa ulkelerinden bize sira gelirse belki de 18. vadiyi kurmak bize kaliyor)<br /><br />Turkiye de silikon vadisi kurulamaz. En zindan su anki mevcut yapi, kanunlar ve insanimizin kulturuyle bu mumkun degil. Kisa yoldan kose olayim, voleyi vurayim mantigi hakim oldugu ve risk almak istenmedigi surece bir vadi bize gore is degil. Hangi mobilyaci sizin sirkete mali maliyetine verecek de sonra kari hisse olarak alacak? Hangi zengin adam batma ihtimali %98 olan bir ise yuzbinlerce dolar yatiracak? %98'i gecelim, batma ihtimali %50 olan bir ise para yatiracak kac kisi avr Turkiyede? Sonra kac bilgisayar muhendisi ayda 2000 dolar almak yerine 1000 dolar alip kalan maasini olmayan sirketin gazete kagidi kadar kiymeti olmayan hisseleriyle alacak? <br /><br />Vadinin bir baska guzelligi bu mevsimde her yerin yemyesil olmasiydi. Buyuleyici bir atmosferi avrdi. Daglar, tepeler, yolalrin kenarlari baharin gelisiyle yemyesil olmus. Uzaktan ilk gorunce suni oalrak yesillendirilmis golf sahasi sandik. Sonra golf sahasinin haddinden fazla buyuk olduguna hukmettik. Nihayet yesilligin tabii oldugunu farkettik. <br /><br />Vadi guzel yer. Belki fakire ekmek cikar.Osmanlıhttp://www.blogger.com/profile/10413788573027426286noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-9156874662654480525.post-24110100094902870312007-02-20T02:25:00.000-08:002007-02-24T00:24:40.559-08:00Kilisede Çağrı Filmini Seyretmek ...Pazartesi akşamı Tustin'de bir kilisede Çağrı filmini seyrettik. Kıymetli bir abimizin iş yerinden bir arkadaşı kendisinden İslam hakkında bir film isteyince o da Çağrı filmini takdim etmiş. Adamcağız önce kendi seyretmiş sonra da heyecanla bizim abiye gelmiş "Bunu kesin bizim kilisenin cemaatine seyrettirmemiz lazım!"<br /><br />Aslında bir önceki hafta başlamışlar seyretmeye. Yarıdan sonra bırakmışlar. İkinci kısımda bu fakir de bulundu hasbelkader. Uhud savaşından itibaren seyrettik filmi birlikte. Film bittiğinde etkilendiklerini gözledim gavurların. Teyzelerden birisi başka kilisedenmiş aslında. "Bunu bizim kilisenin cemaatına da seyrettirmek lazım" dedi bana.<br /><br />Amerikalıların kafası çok karışık. Filmden sonra sorualr sormaya başladılar. Sorular hemen hep Irak saaşı etrafında gelşti. Neden şiiler ile sünniler birbirini öldürüyor, neden intihar bombacıları avr, İslamda adam öldürmek avr mı, neden bizim askerimiz öldürüyorlar. Sonunda fakir dayanamadı patladı, "Yahu kardeşim, siz bana siyasi meselelerden bahsediyorsunuz. Belki de sizin gördüğünüz aslında gerçek değildir, belki de hayal görüyorsunuz." Sonra içlerinden bir amca "Boyalı basında yazanlara inanmayın, onlar çıkar için yazıyor" dedi. Sonra papaz destek verdi "Müslümanlar da sizin benim gibi bir ademoğlu aslında". Birisi "Bunların adam öldürmesi müslümanlıklarından, burda niye birbirimizi kesmiyoruz biz?" Cevap yine cemaatten geldi "Amerikan iç savaşını unutma sakın".<br /><br />İkili görüşmelerde en çok sesi çıkan amcanın daha bir yumuşadığını, "Belki de bu kadar insan birşey diyorsa vardır bir bildikleri" noktasına geldiğini farkettim. Bana sordu "Geçenlerde Türkiye'de El-Kaide yakalanmış 3 tane. Sizin hükümet neden bunlara engel olmuyor?" Dedim ki "Peki sizin hükümet neden 11 Eylüle engel olmadı? O da sizin burda olmuştu hatırlarsan. Bu işler öyle kolay değil. Sağda solda iki üç adamcdan bahsediyoruz. Herkesin peşine bir polis mi takacağız. Sonuçta yakalamışlar işte" Adamcağız hak verdi biraz. <br /><br />Çağrı filmi huşu içinde seyrettik. Ayrılırken herkesten memnuniyet kelimeleri işittik. Bin kere teşekkür ederek ayrıldılar. Sonrasında filmi ve İslamı doğrudan konuşmadıysak da faydalı olduğunu anladık. Fakir açısından fayda büyük. Uzun zamandır ilk defa Amerikan milletinin içine karşıp siyasi nabız tuttu. Neticede anlaşıldı ki kilise cemaatinin kafası son derece karışık.Osmanlıhttp://www.blogger.com/profile/10413788573027426286noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-9156874662654480525.post-32204890443498364942007-02-15T01:30:00.000-08:002007-02-15T01:38:12.754-08:00Fuat Hoca'yla HasbihalFuat Hoca'yla Almanya'daki Türklerin durumunu konuşuyoruz MSN üzerinden. Kendisi hafız hem de ilahiyatçı aydın bir genç adam. Almanya'ya tayin oldu bir süre önce. Orada Türklerin derdine derman oluyor.<br /><br />Önce insanların ilgisizliğinden, dünyaya dalmışlığından yakınıyor. Herşey saate göre yapılıyor, dakikaların hesabını tutuyor insanlar diyor. Dost ile hemhal olmak mazide kalmış artık. Hepimiz öyle değil miyiz diyorum biraz mahcub. Her konuşmaya başladığımızda ilk ayrılmak isteyen ben olduğum aklıma geliyor, yüzüm kırmıznın değişik tonlarında gidip geliyor.<br /><br />Gençlere eğilmek lazım diye konuşuyoruz. Gençler bizim geleceğimiz. Onları dinlemek, gönlünü hoş tutmak lazım diyor fakir. Sonra ben ilave ediyorum: onların istediği türden faaliyetler olsun. Fuat hoca ekliyor: ben zaten bildiğiniz hocalardan değilim. Onlar için koşturuyrouz. Geziler düzenlemişler şimdiye kadar. Spor müsabakaları, yarışmalar. "Ne güze dostlarım var, Allah hepsinden razı olsun" diye geçiyor fakirin aklından.<br /><br />Sonra Almanya'daki ve Amerika'daki Türk ailelerin çocuklarında Türkçe sorunu olduğunu konuşuyoruz. Diyorum ki "Onlar aslında Almanya'daki Türk çocukları değil, Türkçe konuşan Almanyalı müslümanlar". Belki de Türkçe bilen demek lazım. Çünkü çoğu babasıyla dahi Almanca konuşuyor.<br /><br />Sahi ne yapmalı bu gençleri? Birçokları pek de ciddi bir tedrisat görmemiş ailelere doğmuşlar. Kırşehir'in Çiçekdağı'ndan, Konya'nın Tavşançalı'sından gelmişler babaları anaları. Çiçekdağı güzel yer. Baharda çiçek açar her taraf. Hele Ayşe ebenin tandırından gelen yufka kokusu yok mu! Madımak olsa da Ayşe Ebe'ye götürsek, taze yufkaların arasına dürüm yapsak, sonra da hep beraber yesek. Ya kışın? Arabaşı olsa da yutsak hep beraber. Ama Münih büyük şehir. Hem dağlarında çiçek açsa da madımak olmaz ki... Rahmetli Ayşe Ebe öleli beri tandırın kapısını açan da yok. Hem gençlerin nüfus kağıdında doğum yeri Almanya yazıyor. Ayşe Ebe'nin madımaklı dürümünü yemek şöyle dursun, rahmetliyi tek t