<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss'><id>tag:blogger.com,1999:blog-885584131729977605</id><updated>2009-11-15T00:22:17.863+02:00</updated><title type='text'>SANARİST</title><subtitle type='html'></subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://sanarist.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/885584131729977605/posts/default'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sanarist.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><link rel='next' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/885584131729977605/posts/default?start-index=26&amp;max-results=25'/><author><name>gezgin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01531626404470487680</uri><email>gezgingezdi@hotmail.com</email></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>161</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>25</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-885584131729977605.post-4335417465069721270</id><published>2009-11-10T19:25:00.009+02:00</published><updated>2009-11-11T08:03:10.152+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='özgürlük'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KAOS'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Highway to Hell'/><title type='text'>Özgürlük ve KAOS</title><content type='html'>&lt;strong&gt;Özgürlük &lt;/strong&gt;başka şeydir, &lt;strong&gt;KAOS &lt;/strong&gt;başka şey.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Özgürlük &lt;/strong&gt;kavramı ilk bakışta tam bir kuralsızlık durumunu çağrıştırsa da, gerçek bir kuralsızlık haliyle yan yana getirilidiğinde, hiç de öyle olmadığı derhal fark edilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tam kuralsızlığa verilen ad &lt;strong&gt;KAOS&lt;/strong&gt;'tur. Hiçbir kuralın olmadığı, düzenin tamamen ortadan kalktığı ya da kalkmaya doğru hızla ilerlendiği bir durumdur bu. &lt;strong&gt;KAOS &lt;/strong&gt;ortamı, o ortamdaki herkes için &lt;strong&gt;yıkıcıdır&lt;/strong&gt;. Hiçkimseye daha güzel bir gelecek vaat etmez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Özgürlük &lt;/strong&gt;ise o ortamdakiler açısından &lt;strong&gt;yapıcıdır&lt;/strong&gt;. Bunun böyle olabilmesinin sebebi, bazı &lt;strong&gt;ilkelere &lt;/strong&gt;bağlı kalmayı en başta kabul etmesidir. Yani özgürlük "&lt;strong&gt;mutlak&lt;/strong&gt;"&lt;strong&gt; &lt;/strong&gt;anlamda özgürlük anlamına gelmez. Bazı &lt;strong&gt;fıtri &lt;/strong&gt;("inherent") &lt;strong&gt;kısıtlamalar &lt;/strong&gt;içerir. Bu kısıtlamaların ödülü, "&lt;strong&gt;özgür&lt;/strong&gt;" ortamda bulunan insanların bedensel ve ruhsal sağlığı ve mutluluğudur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* * *&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğer henüz fark etmediyseniz söyleyeyim: Ülkemizin şu günlerde içinde bulunduğu ortam, özgür değil çok &lt;strong&gt;KAOTİK&lt;/strong&gt;'tir. Neden mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;İnanç özgürlüğü &lt;/strong&gt;adı altında yapılan ya da izin verilen şeyler, insanları birbirine düşürmekte, çok sayıda &lt;strong&gt;beyinsel &lt;/strong&gt;ve &lt;strong&gt;ruhsal &lt;/strong&gt;yönden &lt;strong&gt;sakat &lt;/strong&gt;insanın yetiştirilmesine yol açarak ülkenin geleceğini tehlikeye atmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Demokratik açılım &lt;/strong&gt;adı altında yapılan şeyler, ülkeyi &lt;strong&gt;doğrudan &lt;/strong&gt;silahla yıkmaya çalışanları &lt;strong&gt;yücelterek&lt;/strong&gt;, vatanını korurken can verenleri ve onların ailelerini düpedüz &lt;strong&gt;aşağılamaktadır&lt;/strong&gt;.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Düşünce özgürlüğü &lt;/strong&gt;adı altında söylenenler ve yapılanlar, bu ülkenin kurucularına ve temel kurumlarına doğrudan bir &lt;strong&gt;hakaret &lt;/strong&gt;ve &lt;strong&gt;saldırı &lt;/strong&gt;niteliğindedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* * *&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;İnanç, &lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;düşünce &lt;/strong&gt;, &lt;strong&gt;demokrasi&lt;/strong&gt;, vb. alanlarında bizden beş-on kat daha "özgür" olan Batılı ülkelere giden, orada bulunan herkes, &lt;strong&gt;özgürlük &lt;/strong&gt;ile &lt;strong&gt;KAOS &lt;/strong&gt;aradaki farkı hemen görecektir. Biz şu anda "&lt;strong&gt;Cehenneme Giden Bir Otoyol&lt;/strong&gt;"dayız, sadece bunun farkında değiliz.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/885584131729977605-4335417465069721270?l=sanarist.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sanarist.blogspot.com/feeds/4335417465069721270/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=885584131729977605&amp;postID=4335417465069721270&amp;isPopup=true' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/885584131729977605/posts/default/4335417465069721270'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/885584131729977605/posts/default/4335417465069721270'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sanarist.blogspot.com/2009/11/ozgurluk-ve-kaos.html' title='Özgürlük ve KAOS'/><author><name>gezgin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01531626404470487680</uri><email>gezgingezdi@hotmail.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='10383105451834643165'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-885584131729977605.post-8475531778543442258</id><published>2009-11-07T16:33:00.008+02:00</published><updated>2009-11-07T17:20:39.084+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='orijinal işler'/><title type='text'>Aşk Geliyorum Demez: Ama Hikaye Gidiyorum Der</title><content type='html'>Uyarı: Bu yazıda "&lt;strong&gt;Aşk Geliyorum Demez&lt;/strong&gt;" filmi hakkında bilgiler yer almaktadır. Yazıyı okumak, filmi izlemekten alacağınız zevki azaltabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* * *&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Murat Şeker'in bir önceki filmi olan "&lt;strong&gt;Aşk Tutulması&lt;/strong&gt;"nın yarısına kadar dayanabildiğimi söylemiştim. Aslında "Aşk Geliyorum Demez" de çok farklı bir film değil. Ama bu kez filmi DVD'de değil de sinemada izlediğim için, sonuna kadar dayandım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında "dayandım" biraz abartılı bir ifade oldu. Zira bu film, "&lt;strong&gt;Aşk Tutulması&lt;/strong&gt;" kadar eziyet niteliğinde bir film değil. Kötü ve yavan da olsa bir senaryosu var ve filmin nereye doğru gittiğini eni konu en baştan itibaren biliyorsunuz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama asıl mesele, film varacağı yere giderken, bizi duygulandıracak, heyecanlandıracak, şaşırtacak fikirler içeriyor mu? Bunu merak ediyorsunuz. Yani neticede asgari beş yüz bin dolar verilerek yapılmış gibi bir film. Herhalde birkaç güzel fikir de vardır, değil mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte filmin sizi şaşırtan tarafı burası: içinde Allah için bir tane bile orijinal ya da ilginç fikir yok. &lt;strong&gt;Murat Şeker &lt;/strong&gt;(hem yazar hem yönetmen) ve yazar arkadaşı, eski Yeşilçamcıların dahi yapmadığını yapmış ve insanı baştan sona sıkan, sıfır süprizli bir senaryoya imza atmayı başarmışlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Filmde o kadar çok eksik var ki, sıralamakla bitecek değil. Ama en belirgini, filmin "&lt;strong&gt;plan&lt;/strong&gt;" bölümünün çok zayıf olması. &lt;strong&gt;Truby&lt;/strong&gt;'yi bilenler hemen hatırlayacaktır. Kahraman sorunla karşılaştıktan sonra bir plan yapar ve bu planı uygulayarak sonuca ulaşmaya çalışır. Ama işler istediği gibi gitmez, planında birçok değişiklik yapmak zorunda kalır, vs.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte filmleri en çok ilginç kılan şey, bu "&lt;strong&gt;plan&lt;/strong&gt;"ın ve onda yapılmak zorunda kalınan değişikliklerin orijinalliğidir. Yazar(lar)ın en fazla kafa patlatması gereken yerlerin başında, bu planın orijinal ve ilginç olması gelir. Karakterlere ilginç arka planlar, diyaloglara yaratıcı sözler bulmaktan çok, buna kafa yormak gerekir. Zira seyirciyi filme bağlayan şey, karakterin ilginçliğinden çok (ki o da önemlidir ama) hikayenin şaşırtıcı dönüşlerle ("&lt;strong&gt;twist&lt;/strong&gt;") ilerlemesidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anlaşılan &lt;strong&gt;Sugarworkz &lt;/strong&gt;yapım, böyle bir beyin mesaine gerek duymadan (ya da daha kötüsü, bulduklarını orijinal ve ilginç zannederek) film çekebileceklerini düşünmüşler. Eh, başrollerde iki yıldız oyuncu (Bergüzar Korel bu rol için 7 ila 10 yaş geç kalmış) ve yan rollerde de bildik TV komedyenleri olunca, ellerinde gişe garantili bir film olduğu sonucuna varmışlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu filmin gişesi de yaklaşık &lt;strong&gt;300-400 bin &lt;/strong&gt;civarında olur. Öldürmez de oldurmaz da.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama asla ve asla tekrar dönüp izlemek isteyeceğiniz, kalbinizi ısıtan, her izlediğinizde sizi şaşırtan filmlerden biri değil. Sıradan bir "&lt;strong&gt;House M.D.&lt;/strong&gt;" bölümünde bile, bu koskoca filmdekinden üç kat daha fazla materyal var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra da merak ediyorsunuz, "&lt;strong&gt;Neden bizim filmlerimiz dışarıda rağbet görmüyor?&lt;/strong&gt;", hatta "&lt;strong&gt;Neden yeterince gişe yapmıyor?&lt;/strong&gt;" diye.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cevabını hemen söyleyeyim: &lt;strong&gt;Yeterince kafa patlatmadığınız, orijinal fikir bulmadığınız, bulduğunuz fikirlerin orijinal olup olmadığını anlamadığınız için&lt;/strong&gt;.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/885584131729977605-8475531778543442258?l=sanarist.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sanarist.blogspot.com/feeds/8475531778543442258/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=885584131729977605&amp;postID=8475531778543442258&amp;isPopup=true' title='8 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/885584131729977605/posts/default/8475531778543442258'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/885584131729977605/posts/default/8475531778543442258'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sanarist.blogspot.com/2009/11/ask-geliyorum-demez-ama-hikaye.html' title='Aşk Geliyorum Demez: Ama Hikaye Gidiyorum Der'/><author><name>gezgin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01531626404470487680</uri><email>gezgingezdi@hotmail.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='10383105451834643165'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>8</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-885584131729977605.post-1268254049447255084</id><published>2009-11-06T14:59:00.011+02:00</published><updated>2009-11-06T15:39:51.120+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kış masalı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='çatışma'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Karakter'/><title type='text'>Kış Masalı: Şahlanamayan At</title><content type='html'>"&lt;strong&gt;Kış Masalı&lt;/strong&gt;"nın sorununu anladım ama bunun için yapacak birşey yok artık. Dizinin reytinglerde hep 7 ila 10. sıralar arasında gidip gelmesi ve bir türlü (dizideki at gibi) şahlanamaması, senaristin hikayeyi eksik kurmasından ve bu eksikliği de bir türlü gidermek istememesinden kaynaklanıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nedir o eksiklik?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dizinin &lt;strong&gt;çatışmaları &lt;/strong&gt;zayıf kurulmuş. Hatta çatışma olması gereken bazı yerlerde güller açmış. &lt;strong&gt;Karakterlerin &lt;/strong&gt;içleri yeterince doldurulmamış. Arada sırada güzel sayılabilecek anlar yaratmalarına karşın herhangi bir gerçek &lt;strong&gt;motivasyona &lt;/strong&gt;sahip değiller.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve bütün bunların &lt;strong&gt;Mahinur Ergun&lt;/strong&gt;'un kaleminden çıkmış olması, işleri daha da acayipleştiriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk saptamama, yani çatışmaların zayıflığına ya da namevcudiyetine gelirsek: Dizinin ana çatışması kimler arasında tam olarak anlamadım açıkçası. İlk bakışta Masum ile Ali Murat arasında bir çatışma varmış gibi görünüyor. Oysa öyle bir çatışma yok. Sadece arada sırada hafif bir sürtüşme var, o kadar. Zira herkes olmak istediği yerde. Yani Masum Esmer'i elde etmiş durumda, Ali Murat da erkek çocuğunu. Aralarında bu yüzden fazla bir çatışma yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Benim bu diziyi en baştan sevmemin nedeni, ilk bölümlerde Esmer'in, hem Masum hem de Ali Murat için bir değişim katalizörü rolü oynamasıydı. Yani hem Masum'un &lt;strong&gt;şehirli sahte hayatını&lt;/strong&gt;, hem de Ali Murat'ın &lt;strong&gt;feodal kırsal hayatını &lt;/strong&gt;allak bullak edecek gibiydi. Ama ne yazık ki bu durum fazla sürmedi. Herkes eski hayatlarına fazlasıyla mutlu memnun devam ediyor.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Masum-Ali Murat çatışması dışında, iki ailenin büyükleri arasında da &lt;strong&gt;kanlı &lt;/strong&gt;(dramatik kan)&lt;strong&gt; &lt;/strong&gt;ve &lt;strong&gt;uzun &lt;/strong&gt;sürecek bir çatışma bekliyordum ben. Heyhat, orada da çatışmadan eser yok. Meğersem aile büyükleri &lt;strong&gt;otuz beş &lt;/strong&gt;yıl önce yarım bıraktıkları bir romansa kaldıkları yerden devam etmek istiyorlarmış da, bunca sene beklemişler. Her ne kadar Ali Murat'ın annesinin arada sırada "&lt;strong&gt;kötü kadınlara&lt;/strong&gt;" yakışır bazı girişimleri olsa da, kendisini sık sık Masum'un dedesinin yanında bulması insanı sinir ediyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ana çatışmaların olması gereken yerde yeller esince, hikayeyi ilginçleştirmek yan karakterlere kalıyor. Masum'un sakat ağabeyi ile eşi arasındaki sürtüşme, ya da Mamuk'un eski karısı ile yeni karısı arasındaki çatışma, ne yazık ki bu kadar büyük bir prodüksiyonu taşıyacak güçte değil. Arada sırada ilginç diyaloglar yaşansa bile, bize aradığımız dramayı vermekten uzak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şu haliyle "&lt;strong&gt;Kış Masalı&lt;/strong&gt;" çok fazla "&lt;strong&gt;kadın elinden çıkmış&lt;/strong&gt;" gibi duruyor. Erkek karakterlerin hiçbiri erkek gibi davranmıyor. Yani gerçek erkekler gibi sorumsuzca ileri atılıp sonra sonuçlara katlanmıyorlar. Sanırım dizinin çatışma eksikliğinin temelinde bu yatıyor. Kış Masalı bir "&lt;strong&gt;kadın fantezisi&lt;/strong&gt;". Bir zamanlar "&lt;strong&gt;Asmalı Konak&lt;/strong&gt;"ın tek erkek (Özcan Deniz) üzerinden yaptığını (yani hem &lt;strong&gt;feodal &lt;/strong&gt;hem de &lt;strong&gt;okumuş-medeni &lt;/strong&gt;erkek), iki ayrı erkek üzerinden (Masum -okumuş- ve Ali Murat -feodal-) yapmaya çalışıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama olmuyor. Hikaye bir türlü &lt;strong&gt;güldür güldür akmaya &lt;/strong&gt;başlayamıyor. Dizinin en heyecanlı anlarından biri (Ali Murat'ın Esmer ve Masum'a tüfeğini doğrulttuğu an) bile, o sahnede atılan fişek gibi boşa harcanıyor. Bunun nedeni de erkeklerin yeterince &lt;strong&gt;tutkulu &lt;/strong&gt;olmaması. Bir tutkunun akıllarını başlarından alıp onlara bir sürü &lt;strong&gt;hata &lt;/strong&gt;yaptırmaması ve &lt;strong&gt;bedellerini &lt;/strong&gt;ödetmemesi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir de hikayenin bir &lt;strong&gt;hız sorunu &lt;/strong&gt;var: yani geçen bölüm çocuğunu kaybeden Esmer bu bölümde güle oynaya ortalıkta dolaşıyor. Sanki yazar, hikayenin materyalindeki azlıktan haberdar olduğu için, en azından hikaye hızı ile bu eksikliği örtbas etmeye çalışıyor gibi. Ama bunun sonucu, seyircinin yeterince uzun duygulanamaması oluyor. Sanki senarist bizi elimizden tutmuş, bir &lt;strong&gt;lunaparkın &lt;/strong&gt;içinde koşturarak gezdiriyor. Ama hiçbir eğlenceden yeterince zevk almamıza izin vermiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* * *&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Velhasıl en başlarda büyük &lt;strong&gt;ümitler &lt;/strong&gt;bağladığım ve &lt;strong&gt;erkek ruhunun &lt;/strong&gt;da bazı özelliklerini araştıracağını düşündüğüm "&lt;strong&gt;Kış Masalı&lt;/strong&gt;", tipik bir &lt;strong&gt;kadın dizisine &lt;/strong&gt;dönüşmüş durumda. Kadın seyirci diziyi bir süre daha izlemeye devam edecektir ama dramatik kalitesinden dolayı değil, arada sırada bildik &lt;strong&gt;duygusal ajitasyon düğmelerine &lt;/strong&gt;basıldığı için.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/885584131729977605-1268254049447255084?l=sanarist.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sanarist.blogspot.com/feeds/1268254049447255084/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=885584131729977605&amp;postID=1268254049447255084&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/885584131729977605/posts/default/1268254049447255084'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/885584131729977605/posts/default/1268254049447255084'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sanarist.blogspot.com/2009/11/ks-masal-sahlanamayan-at.html' title='Kış Masalı: Şahlanamayan At'/><author><name>gezgin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01531626404470487680</uri><email>gezgingezdi@hotmail.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='10383105451834643165'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-885584131729977605.post-2753736774167665058</id><published>2009-11-04T00:25:00.010+02:00</published><updated>2009-11-04T12:47:19.888+02:00</updated><title type='text'>Kapışma</title><content type='html'>İnsanlarda öğrenme en çok "rol modeli" üzerinden gerçekleşen bir hadisedir. Yani genç insanlar, daha yaşlıların davranışlarını taklit ederek, onlara özenerek kendi davranış modellerini oluştururlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Toplumsal alanda son derece önemli olan "saygılı davranış" da bu şekilde öğrenilir. Büyüklerle ve yaşıtlarla ve tanımadığınız insanlarla nasıl konuşulur, onların yanında nasıl oturulur kalkılır, onlarla nasıl iletişim kurulur, hep örnekler üzerinden öğrenilen şeylerdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu çağın en büyük sıkıntılarından biri, gençlerin bu konudaki terbiye eksikliği. Bu terbiyeyi vermesi gereken kişiler anne, baba, ve okuldur. Ama bu üçlü, gencin hayatındaki en önemli şeyin okul + dershane = üniversite olduğuna çoktan karar verdiği için, geri kalan her türlü eğitimi tamamen boşlamış durumdadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama genç zihinler, davranışlarına nasıl yön vereceğini ister istemez sürekli olarak araştırmaktadır. Bir "rol modeli"nin yokluğunda da en yakınına, yani yaşıtlarına, arkadaşlarına bakmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama bunun sonucu tam bir felaket olmaktadır. Zira birşey bilmeyen insanların birbirine öğreteceği ya da birbirinden öğreneceği birşey de yoktur. Bilgisizliklerini ve kabalıklarını (terbiyesizliklerini, eğitimsizliklerini) haklı göstermek dışında.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu "öğrenme boşluğu" sonucunda ortalık ağzı kalabalık, saygı kavramından haberi olmayan, büyük küçük ayırımından habersiz insanlarla dolmuş bulunuyor. Herkese "sen" diye hitap eden, kendisinden büyüklerle aynı söz ve davranış haklarına sahip olduğunu zanneden, kerameti kendinden menkul allamelerle adım başı karşılaşıyoruz artık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnternette anonim kalınabilmesi, bu tür terbiyesiz insanların, seviyesiz duygu ve düşüncelerini, hiçbir sonucuna katlanmadan hemen her platformda ifade etmesine olanak tanıyor. Eskiden bu tür insanlar "yakalanma" ve örnek aldıkları kişiler tarafından "tekdir edilme" korkusuyla, daha adaplı duruyorlardı. Ama internet anonimliği, bu oto-sansürü ortadan kaldırmış bulunuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonuç olarak karşınıza her gün ya da gün aşırı kendini bilmezlerin anlamsız, düpe düz yanlış, ve hakaretamiz yorumları, dışa vurumları, höykürüşleri çıkabiliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* * *&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Demek istediğim şey şu:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğer bu siteyle ya da benimle ilgili bir sorununuz varsa, bunu bana mail ile açıkça bildirebilirsiniz. Bir derdiniz varsa oradan haberleşebiliriz. Ama kendi aşağılık duygularınızın (aşağılık kompleksinizin değil, düpedüz alt seviyelerde sürünen duygularınızın) dışavurumunu bu site üzerinden yapmayın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zira bir an için hissettiğiniz o rahatlama, aslında kendi özsaygınıza indirilen bir darbedir. Nasıl ki insanlar, söyledikleri her yalanla, gözlerden kaçırmayı başardıkları her sahtekarlıkla kendi nazarlarında biraz daha değer yitirirlerse, siz de vur-kaç misali yolladığınız yorumlar ile kendi gözünüdeki değerinizi düşürüyorsunuz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O konuda ise (hakaretamiz yorumları silmek dışında) sizin için yapabileceğim birşey yok. Bunu da kendi gözünüzde ve başkalarının gözünde daha fazla düşmeyin, ya da karakter zaafınız, internet tarihine ilelebet kaydolmasın diye yapıyorum. Yoksa benim için hava hoş.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/885584131729977605-2753736774167665058?l=sanarist.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sanarist.blogspot.com/feeds/2753736774167665058/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=885584131729977605&amp;postID=2753736774167665058&amp;isPopup=true' title='15 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/885584131729977605/posts/default/2753736774167665058'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/885584131729977605/posts/default/2753736774167665058'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sanarist.blogspot.com/2009/11/kapsma-arzusu.html' title='Kapışma'/><author><name>gezgin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01531626404470487680</uri><email>gezgingezdi@hotmail.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='10383105451834643165'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>15</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-885584131729977605.post-5042287380180802462</id><published>2009-11-02T00:12:00.007+02:00</published><updated>2009-11-02T01:39:08.888+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='organize işler'/><title type='text'>Pamuk Eller Cebe: Önemli Bir Yazı - Ama İngilizce</title><content type='html'>&lt;a href="http://magazine.creativecow.net/article/the-truth-about-2k-4k-the-future-of-pixels"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Şuradaki &lt;/span&gt;&lt;/a&gt;yazıda, dijital sinemada neyin aslında daha önemli olduğu anlatılıyor. Anlatan kişiye kulak vermek gerektiğini düşünüyorum zira kendisi &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;John Galt&lt;/span&gt;, &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Panavision&lt;/span&gt;'da İleri Dijital Görüntüleme Bölümünün Kıdemli Başkan Yardımcısı. Aynı zamanda &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Genesis&lt;/span&gt; kamerasını yaratan ekibin başında yer alıyordu ve "&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Star Wars 2&lt;/span&gt;"nin çekiminde kullanılarn &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;F900&lt;/span&gt;'un da müsebbibi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve bu yazıda, aslında &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;2K &lt;/span&gt;ya da &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;4K &lt;/span&gt;denilen kameraların neden &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;2K &lt;/span&gt;ya da &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;4K &lt;/span&gt;olmadığını (ipucu: &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Bayer&lt;/span&gt; tipi olan sensörlerde, &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;yeşil &lt;/span&gt;algılayıcıların sayısı, &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;kırmız &lt;/span&gt;ve &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;mavi &lt;/span&gt;algılayıcılardan &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;iki kat &lt;/span&gt;fazladır), ve kameraların piksellerini artırmak yerine &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;film hızını &lt;/span&gt;artırmanın daha iyi bir fikir olduğunu (ki mesela &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;James Cameron &lt;/span&gt;48 fps'yi savunur) anlatıyor. Ayrıca, bir yeni kamera çıktığında sürekli olarak çığırtkanlığı yapılan bu çözünürlük olayının aslında bir pazarlama yalanı olduğundan da bahsediyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yalnız, yazı &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;İngilizce&lt;/span&gt;. Ve benim bunu çevirecek kadar vaktim yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Var mı aranızda &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;gönüllü &lt;/span&gt;olan? Amatörce değil de ciddi ciddi, bilimsel makale çevirir gibi bunu Türkçeleştirecek &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;ana/babayiğit&lt;/span&gt;? Yalnız, "&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;intermediate&lt;/span&gt;" düzeyde bir İngilizceyle olacak iş değil bu, haberiniz olsun. Hepsini bir kişi yapmak zorunda değil, parçalara da bölebiliriz - birden fazla kişinin başvurması durumunda tabii ki.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğer böyle &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;gönüllüler&lt;/span&gt; var ise, &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;gezgingezdi@hotmail.com&lt;/span&gt; adresinden bana mail atsın. Bakalım ne kadar&lt;span style="font-weight: bold;"&gt; organize &lt;/span&gt;olunabiliyor.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/885584131729977605-5042287380180802462?l=sanarist.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sanarist.blogspot.com/feeds/5042287380180802462/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=885584131729977605&amp;postID=5042287380180802462&amp;isPopup=true' title='7 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/885584131729977605/posts/default/5042287380180802462'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/885584131729977605/posts/default/5042287380180802462'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sanarist.blogspot.com/2009/11/pamuk-eller-cebe-onemli-bir-yaz-ama.html' title='Pamuk Eller Cebe: Önemli Bir Yazı - Ama İngilizce'/><author><name>gezgin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01531626404470487680</uri><email>gezgingezdi@hotmail.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='10383105451834643165'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>7</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-885584131729977605.post-7773276704571189203</id><published>2009-10-28T15:21:00.011+02:00</published><updated>2009-10-29T15:27:32.685+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='fragman'/><title type='text'>Fragman Sanatı</title><content type='html'>Aşağıda bir yerde, filmlerin &lt;strong&gt;jeneriklerinin &lt;/strong&gt;ne kadar önemli olduğundan bahsetmiştim. Aynı şey &lt;strong&gt;fragmanlar &lt;/strong&gt;için de geçerli. Bu da başlı başına uzmanlık gerektiren bir branş. Kesinlikle riske atılmaması gereken konu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Siz de biraz çabayla, fragmanınızı cazip hale getirmek konusunda birkaç numara öğrenebilirsiniz. Nasıl mı? Bol bol fragman izleyerek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye'de çeşitli filmlerin fragmanlarını bulabileceğiniz &lt;strong&gt;&lt;a href="http://www.fragmanpark.com/list.php?t=trailers&amp;amp;kriter=yeniEklenen"&gt;Fragmanpark&lt;/a&gt;&lt;/strong&gt; var. Dışarıda ise &lt;strong&gt;&lt;a href="http://www.apple.com/trailers/"&gt;Apple&lt;/a&gt;&lt;/strong&gt;'ın sitesi, ilk akla gelen adres. Bir de &lt;a href="http://www.youtube.com/"&gt;&lt;strong&gt;YouTube&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt; var ki, herşeyi bulabiliyorsunuz. (Youtube'ta filmin orijinal adını yazın, yanına da "&lt;strong&gt;trailer&lt;/strong&gt;" yazın, fragmanı gelsin.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tavsiyem, beğendiğiniz fragmanları beşer onar kez kalem elde izlemeniz. Sesin, kurgunun, dış sesin, vb. nasıl kullanıldığına bakmanız. Hatta daha önce izlediğiniz filmlerin fragmanlarına da bakabilirsiniz. Kurguda, filmde olmayan (ama pazarlamanın gerektirdiği) anlamların nasıl yaratıldığını görüp şaşırabilirsiniz. &lt;strong&gt;&lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Film_trailer"&gt;Wikipedia&lt;/a&gt;&lt;/strong&gt;'da fragmanlarla ilgili uzun bir yazı (İngilizce) var. &lt;strong&gt;&lt;a href="http://www.guardian.co.uk/film/2005/apr/01/2"&gt;Guardian&lt;/a&gt;&lt;/strong&gt; da bu konuyla ilgili uzun bir yazı yayınlamış (İngilizce).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hatta, ucunu kaçırmamak kaydıyla, fragman biriktirmeniz faydalı olabilir. (Neden ucunu kaçırmamanız gerekiyor? İnternet sayesinde o kadar çok fragmana ulaşabilliyorsunuz ki, bir süre sonra durum aniden muazzam bir &lt;strong&gt;zaman&lt;/strong&gt;, &lt;strong&gt;sabit disk alanı&lt;/strong&gt;, ve &lt;strong&gt;çaba &lt;/strong&gt;israfı haline gelebilir. En baştan uyarayım dedim.)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/885584131729977605-7773276704571189203?l=sanarist.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sanarist.blogspot.com/feeds/7773276704571189203/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=885584131729977605&amp;postID=7773276704571189203&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/885584131729977605/posts/default/7773276704571189203'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/885584131729977605/posts/default/7773276704571189203'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sanarist.blogspot.com/2009/10/fragman-sanat.html' title='Fragman Sanatı'/><author><name>gezgin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01531626404470487680</uri><email>gezgingezdi@hotmail.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='10383105451834643165'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-885584131729977605.post-7446971752064114420</id><published>2009-10-27T19:09:00.014+02:00</published><updated>2009-10-27T19:48:00.029+02:00</updated><title type='text'>Gündem Manipulasyonuna Giriş - 101</title><content type='html'>Eğer bu satırları okuyorsanız, çok şanslı bir kuşaksınız demektir. Zira Türkiye tarihinde, benzeri görülmemiş bir döneme tanıklık ediyorsunuz. Türk politik hayatı, hiç bu kadar aşikar bir biçimde manipule edilmemiş, halkın gözünü boyama operasyonları hiç bu kadar çiğ bir biçimde icra edilmemişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçtiğimiz iki sene boyunca gazete manşetlerini incelerseniz, belki beş on defa tekrarlanan şöyle bir &lt;strong&gt;örüntü&lt;/strong&gt; (model, kalıp, "pattern") görürsünüz:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne zaman ülkeyi yönetenler bir konuyu ellerine yüzlerine bulaştırsalar, ardından hemen Ergenekon davası ile ilgili yeni bir bilgi / belge / iddia ortaya atılıyor. Ne zaman baş yönetici ya da arkadaşları bir konuda saçmalasalar ve halkın gözünden düşüşe geçseler, hemen dikkatleri başka yöne (tercihan da TSK'ya) yöneltecek iddialar gündeme getiriliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son iki haftada &lt;strong&gt;Domuz Gribi&lt;/strong&gt; + &lt;strong&gt;Teröristlerin El Üstünde Tutulması &lt;/strong&gt;faciaları ile halkın nazarında düşüşe geçen yönetimdeki parti, bir başka "&lt;strong&gt;dikkatleri başka tarafa çekme operasyonu&lt;/strong&gt;"na başladı: (Bu saldırıya sorgusuz sualsiz alet olan medyamız ise, satılmışlık ile salaklık arasında hızla gidip geliyor). Ve daha önce servis edilmiş olan bir konu, tekrar ısıtılarak gündeme sunuldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Buna benzer bir operasyon en son &lt;strong&gt;Deniz Feneri&lt;/strong&gt;'yle ilgili olarak uygulanmıştı, yanlış hatırlamıyorsam. Orada da ipliği pazara çıkmaya başlayan yöneticiler, derhal benzer iddialarla gündemi değiştirmiş, halkın gözündeki yıpranma süreçlerini kısa keserek dikkatleri başka tarafa çekmeyi başarmıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama bunlara kim akıl veriyorsa, bunu çok &lt;strong&gt;acemice &lt;/strong&gt;yapıyor. (Muhtemelen ilgili kurumda "&lt;strong&gt;stajyerler&lt;/strong&gt;"den oluşan bir ekip). Benim tahminim, bunları (yönetici partiyi) gözden çıkardılar ama bunu onlara da söyle(ye)miyorlar. Zira hem onlara verdikleri akıl (teröristlerin &lt;strong&gt;davul zurnayla &lt;/strong&gt;karşılanması) hem de bunun sonucunda ortaya çıkan infiali başka tarafa kanalize etme yöntemi (TSK'yı &lt;strong&gt;yeni iddialar &lt;/strong&gt;ile yıpratma) orta ve uzun vadede, yönetici partiye zarar veren şeyler. Bence stajyerler yönetimdeki partiyi böyle böyle yıpratacaklar ve en sonunda da "&lt;strong&gt;biz elimizden geleni yaptık, siz beceremediniz&lt;/strong&gt;" diyecekler. Yöneticiler de, "Biz cihadımızı elimizden geldiğince yaptık. Bazı &lt;strong&gt;engelleri &lt;/strong&gt;kaldırdık. Ayrıca taraftarımızı da &lt;strong&gt;zengin &lt;/strong&gt;ettik" diyerek iç huzuruyla sahneden çekilecekler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben, ikinci perdenin yarısına (orta nokta) yaklaştık diyorum, bu filmde. Finalin nasıl olacağı ise meçhul. Ama finalden önce en az iki genel seçim daha var bence. Bu adamların taraftarları da &lt;strong&gt;yüklerini &lt;/strong&gt;tutsun, &lt;strong&gt;Allah&lt;/strong&gt;'ın adını kullana kullana milletin kanını emsin ve biraz doysunlar, yıpranan partinin yerine geçecek ve sömürü düzeninin işlemesine vesile olacak bir başka (muhtemelen &lt;strong&gt;yeni &lt;/strong&gt;bir) partiyi en kısa sürede  başımıza getirmeyi başaracaklardır. (Bu partinin &lt;strong&gt;bir yılda &lt;/strong&gt;kurulup ezici çoğunlukla iktidara geldiğini unutmayın. Bu işin arkasındakiler çok becerikli bu konuda.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tıpkı &lt;strong&gt;1950&lt;/strong&gt;'den beri olduğu gibi.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/885584131729977605-7446971752064114420?l=sanarist.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sanarist.blogspot.com/feeds/7446971752064114420/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=885584131729977605&amp;postID=7446971752064114420&amp;isPopup=true' title='11 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/885584131729977605/posts/default/7446971752064114420'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/885584131729977605/posts/default/7446971752064114420'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sanarist.blogspot.com/2009/10/gundem-manipulasyonuna-giris-101.html' title='Gündem Manipulasyonuna Giriş - 101'/><author><name>gezgin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01531626404470487680</uri><email>gezgingezdi@hotmail.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='10383105451834643165'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>11</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-885584131729977605.post-5929888204596243270</id><published>2009-10-24T21:58:00.018+03:00</published><updated>2009-10-26T23:48:36.074+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='nicholai hel'/><title type='text'>"Çeviride Kaybolan" - "Lost In Translation"</title><content type='html'>"&lt;strong&gt;Çeviride Kaybolan&lt;/strong&gt;" (2003), hatırlarsanız, &lt;strong&gt;Sofia Coppola&lt;/strong&gt;'nın ödüllü ve çok başarılı filmi. &lt;strong&gt;4 milyon dolarlık &lt;/strong&gt;bütçe ile &lt;strong&gt;120 milyon dolarlık &lt;/strong&gt;bir gişe elde etmiş. En iyi senaryo Oscar'ı dahil başka bir sürü ödül daha almış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Filmi izlemenizi tavsiye ederim. Gerçekten de güzel bir senaryosu var. Sıkıcı ya da boğucu olmadan derin olmayı başarıyor. Farklı kültürlerin karşılaşmasının yarattığı ilginç durumların yanı sıra, samimi bir ruhsal arayış öyküsü de anlatıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bütçesi bu kadar düşük bir filmin bu kadar başarılı olması, incelenmeyi ayrıca hak ediyor. Çok şükür ülkemizde, bundan daha büyük bütçeli filmlerimiz var ("&lt;strong&gt;Kurtlar Vadisi: Irak&lt;/strong&gt;", "&lt;strong&gt;GORA&lt;/strong&gt;", "&lt;strong&gt;AROG&lt;/strong&gt;", vb.). Ama hiçbiri ne kalite, ne de başarı açısından bu filmin yanına yaklaşabiliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eminim, filmin bütçesinin önemli bir bölümü &lt;strong&gt;Bill Murray&lt;/strong&gt;'in ve &lt;strong&gt;Scarlett Johanson&lt;/strong&gt;'un ücretlerine gitmiştir. Filmi izlediğiniz zaman, bu kadar kaliteli olan başka oyuncular da oynasa, bu filmin aynı derecede etkili olacağını anlıyorsunuz. (Ama böyle bir durumda uluslararası başarısı büyük ölçüde zarar görürdü. &lt;strong&gt;Coppola &lt;/strong&gt;bu işi biliyor.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Demek istediğim, düşük bütçe için yazılan senaryolar da, eğer iyi icra edilirlerse, muazzam başarılara imza atabilirler. (Aşağıda bir yazıda ele aldığım "&lt;strong&gt;&lt;a href="http://www.boxofficemojo.com/movies/?id=paranormalactivity.htm"&gt;Paranormal Activity&lt;/a&gt;&lt;/strong&gt;"nin -bütçesi &lt;strong&gt;15 bin dolar&lt;/strong&gt;dı- bugün itibariyle gişesi &lt;strong&gt;60 MİLYON DOLAR&lt;/strong&gt;! Ve gün geçtikçe de artacak. Kesinlikle ikinci bir "&lt;strong&gt;Blair Cadısı&lt;/strong&gt;" vakasıyla karşı karşıyayız.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* * *&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tabi filmi izlerken, benim takıldığım başka yerler var. Bu filmi bu kez, "&lt;strong&gt;Japon Kültürü kendi pimini nasıl çekmiş&lt;/strong&gt;" diye seyrettim. &lt;strong&gt;Coppola&lt;/strong&gt;'nın güzel hikayesinin arka planında, kendisini &lt;strong&gt;Batı tarzı yaşama &lt;/strong&gt;neredeyse tamamen &lt;strong&gt;teslim &lt;/strong&gt;etmiş bir &lt;strong&gt;Japon Hayatı &lt;/strong&gt;görüyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve insanın &lt;strong&gt;içi acıyor&lt;/strong&gt;. Neden? Çünkü aynı hatayı &lt;strong&gt;benim ülkem &lt;/strong&gt;de yapmış durumda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sorun kısmen şurada: &lt;strong&gt;Batılı &lt;/strong&gt;yaşam tarzına göre organize edilmiş şehir hayatı içine doğan insanlar, bu hayat tarzını yadırgamamakta, hatta tek doğru yaşam tarzı zannetmektedir. Eğer &lt;strong&gt;köyde&lt;/strong&gt;, &lt;strong&gt;kasabada&lt;/strong&gt;, &lt;strong&gt;doğayla iç içe &lt;/strong&gt;bir çocukluk geçirmediyseniz, şehir hayatının &lt;strong&gt;yanlışlığını&lt;/strong&gt;, &lt;strong&gt;bunaltıcılığını&lt;/strong&gt;, &lt;strong&gt;sıkıcılığını &lt;/strong&gt;fark etmezsiniz bile. Zira en temel paradigmalarınız, "&lt;strong&gt;doğaya uygun&lt;/strong&gt;" bir yaşam tarzına göre değil, tamamen &lt;strong&gt;yanlış &lt;/strong&gt;olan &lt;strong&gt;şehirli &lt;/strong&gt;yaşam tarzına göre oluşmuştur. Bundan sonra, eğer büyük bir "&lt;strong&gt;aydınlanma&lt;/strong&gt;" (uyanış) yaşamazsanız (ki binde bir bile değil bu ihtimal) Batılı tarzda kurulmuş şehir yaşamından sadece arada bir şikayet edersiniz: &lt;strong&gt;trafik, kirli hava, suç oranları, &lt;/strong&gt;vb. Ama sonra aynı şehirde aynı şekilde yaşamaya devam edersiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki bütün bunların bir &lt;strong&gt;alternatifi &lt;/strong&gt;olabileceğini hiç düşündünüz mü?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yani şehirlerin farklı bir biçimde organize edildiği; teknolojinin, doğaya en fazla zarar veren tarzda değil de, çok daha &lt;strong&gt;insani &lt;/strong&gt;ve &lt;strong&gt;doğayla bütünleşik &lt;/strong&gt;bir şekilde geliştirildiği; ekonominin, çok küçük bir azınlığın büyük bir azınlığı acımasızca sömürdüğü (yani, kapitalizm) ya da herkesin çalışma ve yaşama motivasyonunun sıfıra indirildiği baskıcı (yani, sosyalizm, vb.) bir tarzda değil de, &lt;strong&gt;kontrollü bir rekabete ve büyümeye &lt;/strong&gt;dayanan, ve kesinlikle &lt;strong&gt;doğa dostu &lt;/strong&gt;bir biçimde kurulup işletildiği alternatif bir yaşam...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sanırım dünyada böyle bir yaşam yok. "&lt;strong&gt;Gelişmemiş&lt;/strong&gt;" denilen bölgelerdeki doğa ve insan dostu ama çok kısa bir süre içinde (kapitalizm eliyle) yok olmaya mahkum (örn. &lt;strong&gt;Kutuplarda&lt;/strong&gt;, &lt;strong&gt;Afrika'nın vahşi bölgelerinde, Moğolistan bozkırlarında &lt;/strong&gt;devam eden) yaşam tarzları dışında, artık herkes koşar adım &lt;strong&gt;Batılı &lt;/strong&gt;yaşam tarzını benimsemeye çalışıyor. Daha "&lt;strong&gt;mutlu&lt;/strong&gt;" olmak için.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Siz sormadan ben cevaplayayım: Hayır, bir dine dayalı olarak kurulacak hayat da doğru çözüm değil. &lt;strong&gt;İslam, Hristiyanlık&lt;/strong&gt;, ve &lt;strong&gt;Budizm&lt;/strong&gt;, kapitalizme -her nedense- çok iyi entegre olmuş durumda. Bakınız &lt;strong&gt;Suudi Arabistan&lt;/strong&gt;, &lt;strong&gt;İsviçre&lt;/strong&gt;, &lt;strong&gt;Çin Halk Cumhuriyeti&lt;/strong&gt;, ve hey! &lt;strong&gt;Türkiye&lt;/strong&gt;!)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama bu tarz yaşamın insanları mutlu etmediğini en başta Batılıların kendisi bilir. Gerçekten akıllı ve namuslu Batılı düşünürler sık sık, bizimki gibi "&lt;strong&gt;orijinal&lt;/strong&gt;" bir kültürden gelen insanlara "&lt;strong&gt;Niye Batılı gibi olmaya çalışıyorsunuz, kendiniz gibi olsanıza!&lt;/strong&gt;" derler. Ama karşı cephe, yani "&lt;strong&gt;Batılı tarzı yaşamı pazarlayanlar&lt;/strong&gt;"ın sesi o kadar gür çıkar ki, bu gibi insancıl ve doğru uyarılar hep arada kaynar gider.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* * *&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"&lt;strong&gt;Çeviride Kaybolan&lt;/strong&gt;" ("Lost in Translation") bende bu duygu ve düşünceleri -tekrar- uyandırdı. Hem de büyük bir ihtimalle yönetmen bunu hemen hiç amaçlamadığı halde. &lt;strong&gt;Coppola &lt;/strong&gt;sadece, kendilerine ve eşlerine yabancılaşmış insanların bu duygularını, onları yabancı bir kültürün ortasına yerleştirerek daha da vurgulamayı, büyütmeyi amaçlamış belli ki.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama ben &lt;strong&gt;Batı Kültürünün &lt;/strong&gt;etkisiyle dejenere olmuş &lt;strong&gt;Japon Kültürüne&lt;/strong&gt; bakıp üzüldüm.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neye niyet, neye kısmet.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/885584131729977605-5929888204596243270?l=sanarist.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sanarist.blogspot.com/feeds/5929888204596243270/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=885584131729977605&amp;postID=5929888204596243270&amp;isPopup=true' title='11 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/885584131729977605/posts/default/5929888204596243270'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/885584131729977605/posts/default/5929888204596243270'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sanarist.blogspot.com/2009/10/ceviride-kaybolan-lost-in-translation.html' title='&quot;Çeviride Kaybolan&quot; - &quot;Lost In Translation&quot;'/><author><name>gezgin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01531626404470487680</uri><email>gezgingezdi@hotmail.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='10383105451834643165'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>11</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-885584131729977605.post-7185554000729140994</id><published>2009-10-21T23:14:00.003+03:00</published><updated>2009-10-21T23:29:49.345+03:00</updated><title type='text'>Her Zaman Bir Çözüm Vardır!</title><content type='html'>Aşağıdaki yazıya gelen bir yorum, daha önce aklıma gelen bir fikri sizinle paylaşma isteğine yol açtı:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hani senaryo yazımıyla ilgili hemen bütün &lt;strong&gt;kaynaklar &lt;/strong&gt;İngilizce ya. Hani herkes İngilizce &lt;strong&gt;bilmiyor&lt;/strong&gt; ya, hani herkes bundan &lt;strong&gt;şikayet ediyor &lt;/strong&gt;ya, hani herkesin bunu &lt;strong&gt;öğrenmesi &lt;/strong&gt;zor/pahalı/vs. ya.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu duruma çare olarak, etrafta başıboş dolanan &lt;strong&gt;İngilizce bilenleri &lt;/strong&gt;organize edebilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nerede bulacaksınız bu insanları diyebilirsiniz. Oysa sürüsüne bereket bu şahsiyetlerin. Kimler mi:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yabancı (İngilizce) dizilerin &lt;strong&gt;altyazılarını &lt;/strong&gt;hemen Türkçe'ye çevirenler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet, İnternet'te, yabancı dizilerin altyazılarını yemeyip içmeyip en kısa sürede Türkçeye çeviren bir &lt;strong&gt;insan grubu &lt;/strong&gt;var. (Örn. &lt;strong&gt;&lt;a href="http://divxplanet.com/"&gt;Divxplanet&lt;/a&gt;&lt;/strong&gt;'çiler) Benim tahminim birkaç yüz kişiler. Mesela &lt;strong&gt;Lost&lt;/strong&gt;'un bir bölümü İnternet'e düştüğü zaman a) Ya orijinalden dinleyip çeviriyorlar b) Ya da çıkan İngilizce altyazıyı çeviriyorlar. Ve bildiğim kadarıyla da bunu &lt;strong&gt;ücretsiz &lt;/strong&gt;yapıyorlar. Namları yürüsün diye.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte bu vakti bol arkadaşları &lt;strong&gt;organize &lt;/strong&gt;ederek, çok önemli olduğunu düşündüğünüz kitapları ve yazıları küçük parçalar şeklinde bölüştürerek onlara çevirtebilirsiniz. Bunun bir karşılığı da olabilir, ya da sevabına yapmalarını da sağlayabilirsiniz. ("Bu &lt;strong&gt;makaleyi &lt;/strong&gt;çevirirsen, Türk sineması kurtulacak!" gibi :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama bundan önce, doğru makalelerin ve kitapların ne olduğunu belirleyecek birileri lazım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eh,  bunun yöntemini de siz bulun!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/885584131729977605-7185554000729140994?l=sanarist.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sanarist.blogspot.com/feeds/7185554000729140994/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=885584131729977605&amp;postID=7185554000729140994&amp;isPopup=true' title='29 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/885584131729977605/posts/default/7185554000729140994'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/885584131729977605/posts/default/7185554000729140994'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sanarist.blogspot.com/2009/10/her-zaman-bir-cozum-vardr.html' title='Her Zaman Bir Çözüm Vardır!'/><author><name>gezgin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01531626404470487680</uri><email>gezgingezdi@hotmail.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='10383105451834643165'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>29</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-885584131729977605.post-4063496708206836173</id><published>2009-10-21T14:43:00.009+03:00</published><updated>2009-10-21T14:56:11.042+03:00</updated><title type='text'>Jennifer'ın Vücudu, David'in Kamerası</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_3n8fn6YLF-E/St71XF-jM3I/AAAAAAAAADk/Ismmrbjd9ag/s1600-h/jennifers_body_poster1.jpg"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 270px; DISPLAY: block; HEIGHT: 400px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5395019180726760306" border="0" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_3n8fn6YLF-E/St71XF-jM3I/AAAAAAAAADk/Ismmrbjd9ag/s400/jennifers_body_poster1.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;Şu &lt;strong&gt;&lt;a href="http://www.cinematography.com/index.php?showtopic=40041&amp;amp;st=20"&gt;bağlantıda&lt;/a&gt;&lt;/strong&gt;, ünlü görüntü yönetmenlerinden biri olan &lt;strong&gt;&lt;a href="http://www.imdb.com/name/nm0002470/"&gt;David Mullen&lt;/a&gt;&lt;/strong&gt;, en son çalıştığı uzun metraj film olan &lt;strong&gt;&lt;a href="http://www.imdb.com/title/tt1131734/"&gt;Jennifer's Body&lt;/a&gt;&lt;/strong&gt;'deki (başrolde &lt;strong&gt;&lt;a href="http://www.imdb.com/name/nm1083271/"&gt;Megan Fox&lt;/a&gt;&lt;/strong&gt;) bir sahneyi nasıl çektiğini ayrıntısıyla anlatıyor. Hem de bir &lt;strong&gt;forum&lt;/strong&gt;da (&lt;strong&gt;&lt;a href="http://www.cinematography.com/"&gt;cinematography.com&lt;/a&gt;&lt;/strong&gt;).&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;div&gt;Ama &lt;strong&gt;İngilizce&lt;/strong&gt; anlatıyor.&lt;/div&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;div&gt;Siz, neyi nasıl yazdığını anlatan bir &lt;strong&gt;senarist&lt;/strong&gt;, neye nasıl hazırlandığını anlatan bir &lt;strong&gt;oyuncu&lt;/strong&gt;, neyi nasıl çektiğini anlatan bir &lt;strong&gt;görüntü yönetmeni &lt;/strong&gt;gördünüz mü, bu güzel ülkede?&lt;/div&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;div&gt;Bilmem &lt;strong&gt;anlatabildim&lt;/strong&gt; mi?&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/885584131729977605-4063496708206836173?l=sanarist.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sanarist.blogspot.com/feeds/4063496708206836173/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=885584131729977605&amp;postID=4063496708206836173&amp;isPopup=true' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/885584131729977605/posts/default/4063496708206836173'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/885584131729977605/posts/default/4063496708206836173'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sanarist.blogspot.com/2009/10/jennifern-vucudu-davidin-kameras.html' title='Jennifer&apos;ın Vücudu, David&apos;in Kamerası'/><author><name>gezgin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01531626404470487680</uri><email>gezgingezdi@hotmail.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='10383105451834643165'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_3n8fn6YLF-E/St71XF-jM3I/AAAAAAAAADk/Ismmrbjd9ag/s72-c/jennifers_body_poster1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-885584131729977605.post-979822944796006150</id><published>2009-10-20T11:54:00.015+03:00</published><updated>2009-10-22T14:37:58.741+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='HDSLR'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Canon 7D'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Canon 5D Mark2'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Canon 1D MKIV'/><title type='text'>Canon'dan Süpriz: MarkII'ye 24p firmware güncellemesi - ve başka şeyler!</title><content type='html'>&lt;strong&gt;Canon&lt;/strong&gt;, HD video çeken &lt;strong&gt;DSLR &lt;/strong&gt;işini ne kadar ciddiye aldığını şu iki haberle gösteriyor:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;1) &lt;/strong&gt;Geçtiğimiz sene bu sıralar piyasaya sürülen ve sürüldüğü andan itibaren kullanıcıları hem mest edip hem (kötü anlamda) çıldırtan &lt;strong&gt;Mark II&lt;/strong&gt;'ye yapılacak bir "&lt;strong&gt;firmware&lt;/strong&gt;" güncellemesi ile, izleyenleri hayran bırakan bu kameranın artık 24p ve 25p çekim yapabilir hale geleceği Canon tarafından &lt;strong&gt;&lt;a href="http://www.fxguide.com/qt/1661/new-5dmii-1d-news-from-canon"&gt;açıklanmış&lt;/a&gt;&lt;/strong&gt; bulunuyor. Güncelleme &lt;strong&gt;2010&lt;/strong&gt;'un ilk yarısında çıkacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;2) Canon, &lt;/strong&gt;yine &lt;strong&gt;Mark II&lt;/strong&gt;'de yaptığı gibi, yeni fotoğraf makinası &lt;strong&gt;&lt;a href="http://cdn.sellpoint.net/canon/EOS_1D_MarkIV-VersatileAF.html"&gt;1D Mark IV&lt;/a&gt;&lt;/strong&gt;'ün bir "&lt;strong&gt;pre-production&lt;/strong&gt;" versiyonunu &lt;strong&gt;&lt;a href="http://blog.vincentlaforet.com/2009/10/19/lights-out-camera-action/#comments"&gt;Vincent Laforet&lt;/a&gt;&lt;/strong&gt;'ye vermiş ve &lt;strong&gt;&lt;a href="http://prolost.com/blog/2009/10/19/nocturne-and-the-canon-1d-mark-iv.html#comments"&gt;Stu Maschwitz&lt;/a&gt;&lt;/strong&gt; ile birlikte çok güzel bir film çekmelerini sağlamış durumda. Yeni kameranın karanlıkta, insan gözünün dahi göremediği yerleri algılayabildiği ve "&lt;strong&gt;rolling shutter&lt;/strong&gt;" sorununun büyük oranda halledildiği söyleniyor. Kamera şu kare hızlarında kayıt yapabilecek: &lt;strong&gt;24p&lt;/strong&gt; (23.976), &lt;strong&gt;25p&lt;/strong&gt;, &lt;strong&gt;30p &lt;/strong&gt;(29.97). &lt;strong&gt;HDMI &lt;/strong&gt;çıkışından &lt;strong&gt;Full HD &lt;/strong&gt;görüntü alınabileceği söyleniyor. (Eğer bu özelliği, aşağıda tanıttığım &lt;strong&gt;NanoFlash &lt;/strong&gt;ile birleştirilirse, müthiş bir ikili olurlar). Kamera halihazırda "ön-sipariş" için &lt;a href="http://www.amazon.com/Canon-EOS-1D-Mark-IV/dp/B002TG3ZYQ/ref=sr_1_1?ie=UTF8&amp;amp;s=electronics&amp;amp;qid=1256031100&amp;amp;sr=8-1"&gt;&lt;strong&gt;Amazon&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;'da yerini almış bulunuyor. (Kamera, objektifsiz olarak &lt;strong&gt;5 bin dolara &lt;/strong&gt;satışa sunulacak.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;a href="http://prolost.com/blog/2009/10/19/nocturne-and-the-canon-1d-mark-iv.html"&gt;Burada&lt;/a&gt;&lt;/strong&gt; izleyebileceğiniz filmde tek bir yapay ışık dahi kullanılmamış. Yani hepsi ortam ışıkları. Filmin tamamen &lt;strong&gt;kaçak &lt;/strong&gt;(yani yetkililerden hiçbir izin alınmadan) çekilmesi ise hoş bir ayrıntı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;a href="http://web.canon.jp/imaging/eosd/samples/eos1dm4/player_bluemoon/movie.html?high"&gt;Şurada&lt;/a&gt; &lt;/strong&gt;izleyebileceğiniz film de fotoğraf makinasının hem gece hem de gündüz yapılan video çekimlerdeki başarısını gösteriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;3) RED&lt;/strong&gt;'in de kendi kameralarıyla ilgili açıklama yapmasına da sadece &lt;strong&gt;10 gün &lt;/strong&gt;kalmış durumda.&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;4) Sony&lt;/strong&gt;, dün (21 Ekim 2009) iki kamera duyurdu: &lt;strong&gt;EX1R&lt;/strong&gt; (7 bin dolar) ve &lt;strong&gt;PMW350K&lt;/strong&gt; (22 bin dolar). Kendi çaplarında çeşitli yenilikler getiren bu kameralar, ne yazık ki sinemayla uğraşanlar için bir süpriz içermiyordu. EXR1, eski modelden farklı olarak SD kayıt da yapabiliyor ve HDMI girişi var, vb. Her iki kamera da &lt;strong&gt;35 Mbps LongGOP&lt;/strong&gt; kayıt yapıyorlar. (Bu arada &lt;strong&gt;Panasonic &lt;/strong&gt;ise &lt;strong&gt;AVC-Intra&lt;/strong&gt; (100 Mbps "intraframe") kayıt yapan &lt;strong&gt;HPX300&lt;/strong&gt;'ün fiyatını &lt;strong&gt;7 bin dolara &lt;/strong&gt;düşürmüş durumda).&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/885584131729977605-979822944796006150?l=sanarist.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sanarist.blogspot.com/feeds/979822944796006150/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=885584131729977605&amp;postID=979822944796006150&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/885584131729977605/posts/default/979822944796006150'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/885584131729977605/posts/default/979822944796006150'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sanarist.blogspot.com/2009/10/canondan-supriz-markiiye-24p-firmware.html' title='Canon&apos;dan Süpriz: MarkII&apos;ye 24p firmware güncellemesi - ve başka şeyler!'/><author><name>gezgin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01531626404470487680</uri><email>gezgingezdi@hotmail.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='10383105451834643165'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-885584131729977605.post-8388190309981050053</id><published>2009-10-19T08:07:00.016+03:00</published><updated>2009-10-19T11:20:14.106+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='nefes'/><title type='text'>Güzel ama Yanlış: Nefes</title><content type='html'>&lt;strong&gt;Dikkat: &lt;/strong&gt;Bu yazıda "&lt;strong&gt;Nefes&lt;/strong&gt;" filmi hakkında ayrıntılı bilgi ve yorumlar bulunmaktadır. Eğer filmi henüz izlemediyseniz, bu yazıyı okumak seyir keyfinizi azaltabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* * *&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"&lt;strong&gt;Nefes&lt;/strong&gt;" iyi bir film. Yönetmenliği iyi. Müziği iyi. Oyunculuğu iyi. Kurgusu iyi. Görüntüleri iyi. Hikayesi ise orta.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İyi olan bölümlerin neden iyi olduğunu anlatmaya gerek yok tek tek. Beni şaşırtan, bir ilk filmde bu kadar olgun bir yönetmenlikle karşılaşmış olmak oldu açıkçası. Yani düpedüz birçok şeyi doğru, yerli yerinde, hatta yer yer orijinal yapmış &lt;strong&gt;Levent Semerci&lt;/strong&gt;.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayrıca müzik kullanımını da şaşırtıcı derecede başarılı buldum. Sadece doğru yerde doğru müzik yoktu, filme kesinlikle bir kamera gibi, bir oyunculuk gibi katkıda bulunan bir unsur vardı. Bu açıdan da tebrik etmek gerek Levent'i ve müzikçisini.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* * *&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Filmin, benim tarafımdan eleştiriye en müstahak unsuru, senaryosu. Senaryonun iki özelliği, bence teknik ve ahlaki açıdan zaaf içinde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bir:&lt;/strong&gt; Film, sanki küçük küçük sekanslardan meydana gelen bir &lt;strong&gt;kolaj&lt;/strong&gt;. Yani bütün filmi taşıyan bir &lt;strong&gt;ana hikaye &lt;/strong&gt;yok. Sürekli olarak bize oradaki insanların halet-i ruhiyesini gösteren, orada yaşanan acı ve insani durumları gözler önüne seren kısa sekanslar izliyoruz arka arkaya.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu sekansların hemen hepsini ilgi çekici yapmayı başarmış &lt;strong&gt;Levent Semerci&lt;/strong&gt;. Güney Doğu'daki çatışma ortamında ister istemez ortaya çıkan dramları, fazla duygu sömürüsüne girmeden, olabildiğince çok miktarda gözler önüne sermiş. (Bu sekansların en başarılı olanlarndan bir tanesi, başka bir karakola yapılan baskını çaresiz bir biçimde telsizden dinlemeleri.).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hatta yönetmen bu etkiyi artırmak için birkaç defa seyirciyi ("&lt;strong&gt;Okul&lt;/strong&gt;" filminden farklı olarak, kabul edilir bir biçimde) kandırma yöntemini de kullanıyor. Aniden kan damlamaya başlayan sarkıt, nöbet yerine yapıldığı hayal edilen baskın, ve yine aynı nöbet yerine gerçekten yapılacağını sandığımız baskının aslında teröristler için kurulan pusu olması... Bunlar, yönetmenin kullanmasının meşru olduğu anlatım araçları. Ve yönetmen de bunu gayet doğru bir biçimde kullanmış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama filmin en büyük sıkıntısı, "&lt;strong&gt;serim&lt;/strong&gt;" olduğunu düşündüğümüz/tahmin ettiğimiz ilk on beş yirmi dakikadan sonra belirli bir yönde ilerleyen bir hikayesinin olmaması. Arka arkaya başı boş &lt;strong&gt;tespih taneleri &lt;/strong&gt;gibi sekanslar izlemenize karşın, bu sekansları birbirine bağlayan bir &lt;strong&gt;ipin &lt;/strong&gt;olmaması. Bunun sonucunda da bir "&lt;strong&gt;ilerleme&lt;/strong&gt;" hissi yaşayamamanız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunun sonucu ne oluyor?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şu oluyor. Filmin herhangi bir ânındaki bir sekansı alıp diğeriyle kolaylıkla değiştirebilirsiniz ve hiçkimse de bunu yadırgamaz. "&lt;strong&gt;Nefes&lt;/strong&gt;"in birçok sekansı için geçerli bu durum. Filmin sonunda gerçekleşeceğini tahmin ettiğimiz &lt;strong&gt;karakol baskınının &lt;/strong&gt;beklentisi dışında, filmi ileri götüren hemen hiçbir şey yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yapısı itibariyle "sanat" filmlerine benziyor "&lt;strong&gt;Nefes&lt;/strong&gt;". Ama seçtiği janr ("savaş filmi"), bu tür (bu türe göre) aşırı sanatsal seçimleri kaldırmaz pek. Savaş filmlerinde bir kahraman, bir düşman, ve belirli bir hikaye (amaç, engeller, çatışma, sonuç) vardır. "Nefes" bu açıdan zayıf kalıyor. Daha önce de belirttiğim üzere, sekansların her birinin ilginç olması, bu zayıflığı büyük ölçüde gizliyor. Ama filmden çıktığınızda, filmi size soran arkadaşlarınıza anlatabileceğiniz bir hikayesinin olmadığını hemen fark ediyorsunuz: "Ee, bir karakol var, askerler var, sonra baskın oluyor..."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* * *&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;İki:&lt;/strong&gt; Filmin ikinci zaafiyeti, "&lt;strong&gt;duruş&lt;/strong&gt;"uyla ilgili. Filmin "&lt;strong&gt;kahramanı&lt;/strong&gt;" diyebileceğimiz &lt;strong&gt;yüzbaşı&lt;/strong&gt;, uzun süredir savaşıyor olmaktan dolayı çeşitli içsel çalkantılar, belirsizlikler, dengesizlikler, bunalımlar yaşıyor. Ve filmin "savaş" hakkında söylediği en belirgin mesaj da, bu yüzbaşının savaşla ilgili olarak içinde bulunduğu sallantılı durumda vücut buluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Örnek verirsem, daha iyi anlatabilirim. Yüzbaşı, filmin bir yerinde "&lt;strong&gt;Savaşta ya katilsindir, ya kurban&lt;/strong&gt;" diyor. Bu düşüncenin ne kadar yanlış olduğunu anlatmak için ayrı ve uzuun bir yazı yazmak gerekir. Ama şöyle özetleyeyim:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Savaşlar çeşit çeşittir. Kimileri sadece politikacıların ve onları kukla gibi oynatan para babalarının açgözlülüğünden doğar, kimileri de vatanını, bağımsızlığını, hayatını koruma zaruretinden. Bu ikisi, bir madalyonun iki tarafı gibidir: Bir tarafta açgözlü bir &lt;strong&gt;canavar&lt;/strong&gt; vardır, bir tarafta da kendisinin ve hatta daha çok milletinin hayatını kurtarmaya çalışan bir &lt;strong&gt;kahraman&lt;/strong&gt;.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cezayir Savaşını örnek alalım: Oradaki &lt;strong&gt;canavar&lt;/strong&gt;, Fransız ordusudur, &lt;strong&gt;kahraman &lt;/strong&gt;ise Cezayirliler. Vietnama bakalım: &lt;strong&gt;Canavar&lt;/strong&gt;, Amerikan ordusudur, &lt;strong&gt;kahraman&lt;/strong&gt;, Vietkonglular. Kurtuluş Savaşı'na bakalım: &lt;strong&gt;Canavar&lt;/strong&gt;, başta Yunanlar olmak üzere çeşitli Batılı ülkeler, &lt;strong&gt;kahraman&lt;/strong&gt; da Türk ulusu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu durumlarda, &lt;strong&gt;ahlaki bir belirsizlik &lt;/strong&gt;yoktur. Yani kendisini ve milletini savunurken karşı tarafın askerini öldürenlere "&lt;strong&gt;katil&lt;/strong&gt;", normalde hiç işinin olmaması gereken topraklarda öldürülen askere de "&lt;strong&gt;kurban&lt;/strong&gt;" diyemezsin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğer dersen, sen dünyadan bihaber, beyni "&lt;strong&gt;anti-militarist&lt;/strong&gt;" entel ("entellektüel" değil) söylemlerle yıkanmış, ve gerçeklerden tamamen kopmuş &lt;strong&gt;yarı-aydın &lt;/strong&gt;bir insansın demektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"&lt;strong&gt;Savaş&lt;/strong&gt;", olduğunda her zaman çirkindir, doğru. Ama bir ya da birkaç ülkenin askerleri memleketine doluşmuş, boğazına süngüyü dayamış, senin yaşam hakkın dahil herşeyini senden almak istiyorsa, o zaman savaş bir zarurettir. Zira aksi durum, yani &lt;strong&gt;esaret &lt;/strong&gt;altında yaşamak, "ölümden beterdir". Boşuna "&lt;strong&gt;ya bağımsızlık, ya ölüm&lt;/strong&gt;" demiyor, o mavi gözlü yakışıklı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama işte, hayatın en temel gerçeklerinden bile "&lt;strong&gt;aşırı ve yanlış okuma&lt;/strong&gt;" yoluyla koparılan Türk aydını, kendisini abuk subuk savları hararetle tartışırken, bunları deli gibi savunurken bulabiliyor kendisini. (Bu şahıslar aynı zamanda "&lt;strong&gt;Şeriat gelirse yurtdışına kaçarım&lt;/strong&gt;" diyenler oluyor aynı zamanda - şu rastlantıya bakınız.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"&lt;strong&gt;Nefes&lt;/strong&gt;"e dönersek: "&lt;strong&gt;Nefes&lt;/strong&gt;"in kendisine konu ettiği düşük yoğunluklu savaş, bizim &lt;strong&gt;haklı &lt;/strong&gt;olduğumuz savaştır. Bunda da &lt;strong&gt;şüphe yoktur:&lt;/strong&gt; Egemen bir devletin ordusuna silah çeken herkes, o ordunun savunduğu millete (sadece Türklere değil, Kürtlere, Çerkeslere, Lazlara, Ermenilere, Yahudilere, Rumlara, herkese) silah çekmiş sayılır. O ülkenin bağımsızlığına çekilmiştir o silah. Ve yabancı güçlerin manipulasyonuna da son derece açıktır. O silah ya zorla bıraktırılmalıdır ya da silahı tutan el etkisiz hale getirilmelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Bu arada güncel bir not da düşeyim: Daha bundan birkaç hafta önce gencecik çocuklarımızı öldürenler, bugün Meclis'te partisi olan bir topluluk tarafından sınırda kahraman gibi karşılanacaklar ve teslim olacaklar. Ve devlet büyükleri de bunu bir başarı, olumlu bir adım gibi görüyorlar. Burada ne kadar çok şeyin yanlış olduğunun farkında mısınız?)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte "&lt;strong&gt;Nefes&lt;/strong&gt;"in sorunu, haklı olduğumuz bir savaşta, kendisinin haklı olduğuna &lt;strong&gt;yeterince inanmaması&lt;/strong&gt;. Filmin "kahramanı" olan yüzbaşı, sanki ülkesinin emperyal hevesleri uğruna gencecik yaşta Vietnam'a gönderilmiş bir asker gibi (bkz. "&lt;strong&gt;Platoon&lt;/strong&gt;" "&lt;strong&gt;Full Metal Jacket&lt;/strong&gt;", vb. ), bir bunalımdan diğerine koşuyor. Oysa o yüzbaşı, kendi milletinin yaşama hakkını savunmak gibi en &lt;strong&gt;doğru &lt;/strong&gt;ve &lt;strong&gt;sağlam &lt;/strong&gt;bir gerekçe ile orada bulunuyor ve burada şüphe edilecek bir durum yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birey olarak "&lt;strong&gt;şiddet&lt;/strong&gt;"le sık sık iç içe olmaktan dolayı ruhsal güçlükler yaşayabilirsiniz, bu da normaldir. Ama temsil ettiğiniz ülkenin oradaki mücadelesi hakkında şüpheye düşmemelisiniz. Zira haklı bir nedenle oraya gönderilmiş bulunmaktasınız. (Gerçek hayatta şüpheye düşmüş, düşen, ve düşecek tabii ki vardır. Ama bunu bir film olarak yapıp milyonların -özellikle de her sene onlarca evladını teröre kurban veren insanların - önüne koyduğunuz zaman, bunun anlamı -daha önce de defalarca söylediğim gibi- çok farklı olur.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* * *&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Şu da var:&lt;/strong&gt; Eğer ülkemizde, yaklaşık &lt;strong&gt;25 yıldır &lt;/strong&gt;yaşadığımız bu acılı süreçle ilgili haklılığımızı gösteren çok sayıda film çekiliyor olsaydı, bu film kendisine daha rahat "yer" bulabilirdi. Yani "Ben diğer filmler gibi değilim, Güneydoğu'daki bu durumu kendime göre yorumlayacağım" diyebilirdi. Ama böyle birşey olmadığı için, filmin ele aldığı konuyla ilgili acılarımız da hemen her hafta tekrar deşildiği için, filmle ilgili beklentiler artıyor. Ve bu tür hataları da daha göze batar hale geliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* * *&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Görünüşe göre, Batı'dan aldığımız bir çok kurumu, davranışı, düşünceyi, uygulamayı yanlış anladığımız gibi, "&lt;strong&gt;savaş karşıtlığını&lt;/strong&gt;" da yanlış anlıyoruz. Bu yaklaşımı, "tatlı su aydını" olarak nitelenebilecek binlerce insanda görebilirsiniz. (Eskiden sayıları onlarla, yüzlerle ifade edilirdi. Ama artık hepsinin medyada çok sağlam köşeleri var. Ve gencecik insanların beyinlerini yıkamaya devam ediyorlar.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama işi doğru anlayanlar ve doğru şekilde dile getirenler de var. Burada yine mavi gözlü yakışıklıdan alıntı yapayım: "Savaş &lt;strong&gt;zaruri &lt;/strong&gt;ve &lt;strong&gt;hayati &lt;/strong&gt;olmalıdır. Milletin hayatı tehlikeye maruz kalmadıkça savaş bir &lt;strong&gt;cinayettir&lt;/strong&gt;." Bizim Güneydoğu'daki savaşımız da hem &lt;strong&gt;zaruri&lt;/strong&gt;, hem de &lt;strong&gt;hayatidir&lt;/strong&gt;.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnanmayan, orada teröristler tarafından öldürülen &lt;strong&gt;öğretmenlere&lt;/strong&gt;, &lt;strong&gt;mühendislere&lt;/strong&gt;, &lt;strong&gt;bebeklere &lt;/strong&gt;ve de &lt;strong&gt;askerlere &lt;/strong&gt;sorsun.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/885584131729977605-8388190309981050053?l=sanarist.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sanarist.blogspot.com/feeds/8388190309981050053/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=885584131729977605&amp;postID=8388190309981050053&amp;isPopup=true' title='15 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/885584131729977605/posts/default/8388190309981050053'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/885584131729977605/posts/default/8388190309981050053'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sanarist.blogspot.com/2009/10/guzel-ama-yanls-nefes.html' title='Güzel ama Yanlış: Nefes'/><author><name>gezgin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01531626404470487680</uri><email>gezgingezdi@hotmail.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='10383105451834643165'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>15</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-885584131729977605.post-6458178536214274312</id><published>2009-10-18T10:47:00.009+03:00</published><updated>2009-10-18T12:07:52.215+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='matrox mxo1'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='nanoflash'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kipro'/><title type='text'>NanoFlash: Kendi Çapında Bir Devrim</title><content type='html'>Bu siteyi takip edenlerin genel olarak &lt;strong&gt;senaryo yazarlığı &lt;/strong&gt;ile ilgilendiğini biliyorum. Ama senaryo yazarlığı ile ilgilenenlerin bir bölümü, aynı zamanda &lt;strong&gt;bağımsız sinema &lt;/strong&gt;ile de ilgileniyor. Yani kendi kısıtlı olanakları ile uzun metraj film çekmek isteyenler de var. Bu nedenle arada sırada onları ilgilendiren bilgileri ve haberleri de paylaşmayı gerekli görüyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; DISPLAY: block; HEIGHT: 375px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5393847492545360690" border="0" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_3n8fn6YLF-E/StrLt3XMMzI/AAAAAAAAAC8/kcHyhZyi4iI/s400/nanoFlash_01.jpg" /&gt;&lt;br /&gt;Bu bilgilerden bir tanesi, aslında usul usul bir devrim gerçekleştiren, ve aşağıda yer alan yazılarda sadece bir kere bahsettiğim &lt;strong&gt;&lt;a href="http://www.convergent-design.com/CD_Products_nanoFlash.htm"&gt;NANOFLASH&lt;/a&gt;&lt;/strong&gt; adlı bir cihaz. Yukarıda resmini gördüğünüz bu cihaz, &lt;strong&gt;HDMI&lt;/strong&gt; ya da &lt;strong&gt;HD-SDI&lt;/strong&gt; çıkışı olan kameralardan, o kameraların kasede ya da karta kaydettiğinden üç beş kat daha kaliteli görüntü alınmasını sağlıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki bunu nasıl yapıyor?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir HD kameranın sensörüne düşen görüntülerden oluşturulan dijital bilgi, o kameranın kullandığı ortama (medyaya) göre sıkıştırılır ("compress") ve öyle kaydedilir. Burada genelde çok büyük oranlı bir sıkıştırma gerçekleştirilir. Bunu amacı, çok miktardaki bilginin, kısıtlı bir alana depolanmasını sağlamaktır. Böyle bir sıkıştırma olmazsa, bu kameraları kullanmak mümkün olmazdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama gelişen teknoloji, çok daha büyük veri miktarlarını, çok daha küçük ortamlara sığdırmaya olanak sağlamaktadır. Bunun bağımsız sinemacılar için anlamı, ellerindeki nispeten ucuz kameralardan çok ama çok daha kaliteli görüntüler elde etmektir. Normalde &lt;strong&gt;elli bin &lt;/strong&gt;küsür dolarlık kameralarda görülen veri hızlarını, kendi &lt;strong&gt;üç - beş - on bin &lt;/strong&gt;dolarlık kameralarından elde edebilmek anlamına gelmektedir. Bunun, &lt;strong&gt;az paraya iyi sonuç &lt;/strong&gt;almaya çalışan (almak zorunda olan) bağımsız sinemacı için büyük bir nimet olduğunu söylemeye gerek yok. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Örneğin, &lt;strong&gt;HDMI &lt;/strong&gt;çıkışınız olan bir &lt;strong&gt;Sony FX7&lt;/strong&gt;'den ya da &lt;strong&gt;HD-SDI &lt;/strong&gt;çıkışınız olan bir &lt;strong&gt;Sony EX1&lt;/strong&gt;'den ya da &lt;strong&gt;Panasonic HPX171&lt;/strong&gt;'den, bu kameraların normalde sunduğundan birkaç kat daha kaliteli görüntü elde edebilirsiniz. Örneğin FX7'nin kasede yaptığı (HDV) görüntünün veri hızı &lt;strong&gt;25 Mbps&lt;/strong&gt;'dir. Sony EX1'in karta yaptığı kaydın veri hızı &lt;strong&gt;35 Mbps&lt;/strong&gt;'dir. Panasonic 171'de ise bu veri hızı &lt;strong&gt;100 Mbps&lt;/strong&gt;'dir. Adı geçen Sony'lerin renk örneklemesi &lt;strong&gt;4:2:0&lt;/strong&gt;, Panasonic'inki ise &lt;strong&gt;4:2:2&lt;/strong&gt;'dir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Oysa &lt;strong&gt;Nanoflash&lt;/strong&gt;, bütün bu kameralardan &lt;strong&gt;160 Mbps&lt;/strong&gt;'lik bir veri hızında "&lt;strong&gt;intraframe&lt;/strong&gt;" &lt;strong&gt;4:2:2 &lt;/strong&gt;kayıt yapılmasına olanak tanımaktadır. Ve bu kayıt da, kasede ya da bir diske değil, CF (Compact Flash) karta yapılmaktadır. Yani şu an kullanılan en güvenilir ortama. (Kasetli ve diskli kameralar, aşırı soğuk, aşırı sıcak ve nemli ortamlarda çalışmamaktadır).&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ama iyi haberler bununla da sona ermiyor. Zira yapılacak bir "&lt;strong&gt;firmware&lt;/strong&gt;" güncellemesi ile Nanoflash'ların &lt;strong&gt;220 Mbps 4:2:2 "intraframe" &lt;/strong&gt;görüntü kaydı yapabileceği duyurulmuş bulunuyor. Panasonic'in &lt;strong&gt;40-50 bin dolarlık &lt;/strong&gt;kameraları bile AVC-Intra'da 100 Mbps kayıt yaparken (tamam, HPX300'ün fiyatı, 7 bin dolar civarında), elinizdeki HDMI ya da HD-SDI çıkışlı kameralarla &lt;strong&gt;220 Mbps 4:2:2 Intraframe&lt;/strong&gt; kayıt yapabileceksiniz.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;* * *&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Benzer işleri yapan başka cihazlar aslında uzun süredir piyasada bulunuyor. &lt;strong&gt;Aja&lt;/strong&gt;'nın, &lt;strong&gt;Black Magic&lt;/strong&gt;'in "&lt;strong&gt;capture card&lt;/strong&gt;"ları, benzer şeyleri yapıyorlar. Ama bu kartların kullanılabilmesi için, kameranın civarında bir de bilgisayarın (laptop değil, desktop) bulunması gerekiyor. Sadece kapalı alanlarda (stüdyo vb.) kayıt yapılmasına uygun gibi duruyorlar.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Buna çözüm olarak Aja "&lt;strong&gt;&lt;a href="http://www.aja.com/products/ki-pro/"&gt;Ki-Pro&lt;/a&gt;&lt;/strong&gt;" diye portatif bir cihaz geliştirdi. Bu cihaz &lt;strong&gt;Prores 422&lt;/strong&gt; kayıt yapıyor. Cihazın fiyatı 4000 dolar civarında. Yani (şu an itibariyle) Nano-flash'tan 1000 dolar daha pahalı. Ve oldukça da hantal. Ama Quicktime'a dayalı bir işakışı olanlar için ideal.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;Matrox&lt;/strong&gt; da &lt;a href="http://www.matrox.com/video/en/products/mxo2/"&gt;&lt;strong&gt;MXO2&lt;/strong&gt; &lt;/a&gt;diye bir kart geliştirdi. &lt;strong&gt;Prores 422&lt;/strong&gt; ve "uncompressed" HD kayıt yapabiliyor. Nispeten ucuz olan (1500 dolar) bu cihaz sadece Mac laptoplarla çalışıyor. Yani istediğiniz kadar özgür değilsiniz. Stüdyo ortamında herhangi bir sorun olmayacaktır, ama dış çekimlerde bir laptopa kabloyla bağlı olmak, hareketi oldukça kısıtlayacaktır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;NanoFlash&lt;/strong&gt;'ın bu çözümlerden bazı avantajları (portatiflik, fiyat, kayıt formatı, vb.) olduğu kesin. Ama bunlar da son derece profesyonel cihazlar ve farklı ortamlarda daha iyi sonuçlar verebilirler. (Örneğin bir "&lt;strong&gt;greenscreen&lt;/strong&gt;" çekiminde, "&lt;strong&gt;uncompressed&lt;/strong&gt;" &lt;strong&gt;4:4:4&lt;/strong&gt; kayıt çok daha verimli olacaktır.).&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Naçizane tavsiyem, kameralarla ve objektiflerle ilgili araştırma yaparken ve satın alma seçeneklerini değerlendirirken, &lt;strong&gt;NanoFlash &lt;/strong&gt;ve benzeri ürünleri de göz önünde bulundurmanız. Sadece birkaç bin dolar daha ödeyerek, on binlerce doların bir yönetmen olarak size getiremediği olanaklara sahip olabilirsiniz.&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/885584131729977605-6458178536214274312?l=sanarist.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sanarist.blogspot.com/feeds/6458178536214274312/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=885584131729977605&amp;postID=6458178536214274312&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/885584131729977605/posts/default/6458178536214274312'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/885584131729977605/posts/default/6458178536214274312'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sanarist.blogspot.com/2009/10/nanoflash-kendi-capnda-bir-devrim.html' title='NanoFlash: Kendi Çapında Bir Devrim'/><author><name>gezgin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01531626404470487680</uri><email>gezgingezdi@hotmail.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='10383105451834643165'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_3n8fn6YLF-E/StrLt3XMMzI/AAAAAAAAAC8/kcHyhZyi4iI/s72-c/nanoFlash_01.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-885584131729977605.post-1932020897662986361</id><published>2009-10-17T08:00:00.004+03:00</published><updated>2009-10-17T08:43:12.058+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kış masalı'/><title type='text'>Muhtemel Abbas Yolcu: Kış Masalı</title><content type='html'>"&lt;strong&gt;Kış Masalı&lt;/strong&gt;" adlı dizinin reytingleri yine (kendi çapında bir diziye göre) yerlerde sürünüyor. Total'de ve AB'de ilk 10'a bile girememiş. Bu kadar usta bir kalemin, bu kadar yetenekli bir teknik ekibin, bu kadar kalifiye oyuncuların elinden çıkan bir hikaye, acaba neden başarılı olamaz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğer TV yöneticileri bu sorunun cevabını bilselerdi, herhalde çok mutlu olurlardı. Yazarlar da, yapımcılar da, bu diziden (ve benzerlerinden) ekmek kazananlar da.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aşağıda bunun nedenini söylemiştim oysa: "&lt;strong&gt;Kış Masalı&lt;/strong&gt;"nın acilen ortalamanın üzerinde bir çatışmaya, hikayeyi güldür güldür akıtmaya başlatmaya ihtiyacı var, demiştim. Beşinci bölümü izledik ve hala bu konuda tık yok. Yani görüp görebildiğimiz sadece hafif deli (egzantrik) bir köylü kızı ve ona &lt;strong&gt;aşık &lt;/strong&gt;olduğunu iddia eden iki güçlü erkek. Erkeklerden biri daha geleneksel bir arka plana sahipken diğeri daha şehirli. Ama her ikisi de zengin. Ve bu iki erkeğin aileleri arasında geçmişte yaşanmış bir çatışmanın izlerini görüyoruz. Ama o kadar. Günümüzde ise sadece Ali Murat, zengin çocuğu orta karar pataklıyor sadece.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ha, bir de Esmer'in &lt;strong&gt;hamileliği &lt;/strong&gt;olayı var. Ali Murat'ın karısının ona erkek evlat verememesi, Esmer'in çocuğunun ise "erkek olma" ihtimalinin bulunması hali. Bunu fark eden Ali Murat'ın annesi (Kayınvalide olabilir mi? Hatırlayamadım şimdi), Esmer'den kurtulmak yerine onu şehir dışında bir eve yerleştirir. Doğacak olan erkek çocuğu bir biçimde aileye entegreye düşünmektedir anne. Bu arada Ali Murat'ın karısının da hamile olması, hafif ilginç bir durum yaratıyor. Bir "bilen"in söylediğine göre burada bir "bebek değiştirme" operasyonu planlıyor olabilir anne.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine de dört bölümünü seyrettiğimiz büyük çaplı bir prodüksiyonda yeterli bir &lt;strong&gt;çatışma&lt;/strong&gt;, yeterince &lt;strong&gt;güçlü bir hikaye &lt;/strong&gt;yok ortalıkta henüz. Oysa biliyorsunuz, TV kanalları bir dizinin kaderini belirlemek için sadece ilk iki ya da üç bölümünün reytingine bakarlar, sonra da diziyi tutmaya ya da bırakmaya karar verirler. (Bu yüzden genelde sadece ilk dört bölümü sipariş verirler, sonrasını çektirtmezler.) Şu hale bakılırsa, "&lt;strong&gt;Kış Masalı&lt;/strong&gt;"nın çoktan gitmiş olması gerekirdi. Zira reytinglerde, geçen haftalara göre bir yükselme değil de &lt;strong&gt;düşüş &lt;/strong&gt;var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama eğer yazar ya da yapımcı şirket yeterince prestij sahibiyse, kanal bir süre daha dayanmayı tercih edebilir. Yine geçen seneden "&lt;strong&gt;Aşk Yakar&lt;/strong&gt;"ı örnek vereyim. Dizi, reytingleri yüzünden değil, projenin başındaki kişi (Yavuz Turgul) yüzünden tutulmuştu. Reytingler ise ne yazık ki beklenen yükselmeyi bir türlü gösterememişti. Yaklaşık 20. bölümünde de son verildi diziye. (Yolun yarısında yazı ekibi değişmiş olmasına karşın).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğer "&lt;strong&gt;Kış Masalı&lt;/strong&gt;"nın tutması isteniyorsa, derhal ağır topları (yani büyük çatışmaları) devreye sokması gerekiyor. Yani en temel çelişkiler, en büyük arzular, bu arzuların yarattığı büyük sorunlar, ve bunları çözmek için yapılan kanlı çatışmalar (bu kan maddi de olabilir, manevi de) hikayeye dahil edilmeli. Ayrıca Ali Murat'ın, karısından bu kadar soğumasının çok ama çok &lt;strong&gt;gerçekçi &lt;/strong&gt;nedenleri öğrenmeliyiz ki, Esmer'e olan (anlaşılan) bitmemiş aşkını destekleyelim. Aksi takdirde, sırf bir aşk uğruna ailesini dağıtan bir insan gibi duruyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şehirli çocuk Masum da (bu nasıl bir isim yahu, Küçük Emrah'ı çağrıştırıyor) Esmer'e karşı "haklı" bir sebeple ilgi duymalı. Mesela kendi şehirli ortamında yaşadığı büyük bir duygusal travmadan sonra, arkadaş çevresinden soğumuş olabilir. (İlginç bir biçimde, "&lt;strong&gt;Haneler&lt;/strong&gt;" dizisinde parodisi yapılan, başrolünü Kadir İnanır'ın oynadığı "&lt;strong&gt;Yaban&lt;/strong&gt;" filminde böyle bir durum anlatılmaktadır.) İşte o zaman, bu genç adamın ilgisinin geçici bir heves olmadığını anlarız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsan, bir aşk hikayesinin, daha kanlı, daha çatışmalı, daha şiddetli olmasını bekliyor. "&lt;strong&gt;Kış Masalı&lt;/strong&gt;"nın en büyük eksiği bu bence. Büyük bir ihtimalle kanalın drama bölümü bunu görmüş ve yazara bildirmiştir. Ama piyasada öyle "ünlü ve güçlü" insanlar var ki, onlara kimse "Kral Çıplak" diyemiyor. Olan da en sonunda diziye, yapımcılara, oyunculara, ekibe oluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Açıkçası şimdiye kadar edindiğim izlenim, bunun bir aşk hikayesinden çok, bir aileler arası &lt;strong&gt;çekişme &lt;/strong&gt;dizisi olarak düşünüldüğü. Yani yazar kendisinin bir aşk hikayesi anlattığını düşünebilir, ama ekranda bize gösterdiklerinin büyük bir bölümü, aşk hikayesi unsurlarından çok, aileler arasındaki &lt;strong&gt;entrikalı &lt;/strong&gt;durumlar: İki ailenin büyükleri arasındaki geçmişte yaşanmış ilişkisel çatışma, Esmer'in Yengesi'nin karısının eski eşinin (Mamuk), Masum'un dedesinin evindeki bir kadına kaçmış olması, yine o evdeki bir kadının Masum'u sevmesi, vb.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir de şu &lt;strong&gt;dış ses &lt;/strong&gt;olayı var. Ne yazık ki yeterince iyi değil. Yani, hikayenin bize aktarmadığı duyguları, dış ses ile anlatmaya çalışıyor. En başlarda, biraz hoş ve şiirli olduğunu düşünmüştüm. (Bir başka kötü örnek için bakınız: &lt;strong&gt;"Ezel"&lt;/strong&gt;) Ama daha sonra, &lt;strong&gt;hikayenin zayıflığını&lt;/strong&gt; gizlemek için kullanıldığını fark ettim. Bunun, en büyük anlatı hatalarından biri olduğunu söylememe gerek yok herhalde. Seyirciye "Ali Murat çok aşıktı" demek, seyircide bir duygu uyandırmaz, sadece "Hava durumu" bir bilgi aktarımı sağlar. İnsanlar, &lt;strong&gt;özdeşleşme teknikleri &lt;/strong&gt;ile sevmeye başladıkları insanların başına gelen olayları, &lt;strong&gt;kanlı-canlı-şiddetli &lt;/strong&gt;olayları gördükleri zaman duygulanırlar, o duygular kendilerine şiirimsili bir dil ile "bildirildiğinde" değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Neymiş: &lt;/strong&gt;En büyük kalemler bile hata yaparmış ve bu hatalar bütün TV mekanizmalarını aşıp karşımıza (hem de haftalar boyunca) çıkabilirmiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğer bahsettiğim yönde değişiklikler yapılmazsa, "Kış Masalı" bu sezonun en büyük fiyaskolarından biri olmaya aday. Demedi demeyin.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/885584131729977605-1932020897662986361?l=sanarist.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sanarist.blogspot.com/feeds/1932020897662986361/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=885584131729977605&amp;postID=1932020897662986361&amp;isPopup=true' title='8 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/885584131729977605/posts/default/1932020897662986361'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/885584131729977605/posts/default/1932020897662986361'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sanarist.blogspot.com/2009/10/muhtemel-abbas-yolcu-ks-masal.html' title='Muhtemel Abbas Yolcu: Kış Masalı'/><author><name>gezgin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01531626404470487680</uri><email>gezgingezdi@hotmail.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='10383105451834643165'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>8</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-885584131729977605.post-2147265111706619700</id><published>2009-10-15T06:32:00.004+03:00</published><updated>2009-10-15T09:05:31.657+03:00</updated><title type='text'>Güzel Fikir Her Yerde Güzeldir</title><content type='html'>&lt;object width="400" height="270"&gt;&lt;param name="allowfullscreen" value="true"&gt;&lt;param name="allowscriptaccess" value="always"&gt;&lt;param name="movie" value="http://vimeo.com/moogaloop.swf?clip_id=4651674&amp;amp;server=vimeo.com&amp;amp;show_title=1&amp;amp;show_byline=1&amp;amp;show_portrait=0&amp;amp;color=&amp;amp;fullscreen=1"&gt;&lt;embed src="http://vimeo.com/moogaloop.swf?clip_id=4651674&amp;amp;server=vimeo.com&amp;amp;show_title=1&amp;amp;show_byline=1&amp;amp;show_portrait=0&amp;amp;color=&amp;amp;fullscreen=1" type="application/x-shockwave-flash" allowfullscreen="true" allowscriptaccess="always" width="400" height="270"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;p&gt;&lt;a href="http://vimeo.com/4651674"&gt;Playing For Change: Song Around the World "Stand By Me"&lt;/a&gt; from &lt;a href="http://vimeo.com/playingforchange"&gt;Playing For Change&lt;/a&gt; on &lt;a href="http://vimeo.com/"&gt;Vimeo&lt;/a&gt;.&lt;/p&gt;* * *&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;object width="400" height="220"&gt;&lt;param name="allowfullscreen" value="true"&gt;&lt;param name="allowscriptaccess" value="always"&gt;&lt;param name="movie" value="http://vimeo.com/moogaloop.swf?clip_id=6902099&amp;amp;server=vimeo.com&amp;amp;show_title=1&amp;amp;show_byline=1&amp;amp;show_portrait=0&amp;amp;color=&amp;amp;fullscreen=1"&gt;&lt;embed src="http://vimeo.com/moogaloop.swf?clip_id=6902099&amp;amp;server=vimeo.com&amp;amp;show_title=1&amp;amp;show_byline=1&amp;amp;show_portrait=0&amp;amp;color=&amp;amp;fullscreen=1" type="application/x-shockwave-flash" allowfullscreen="true" allowscriptaccess="always" width="400" height="220"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;a href="http://vimeo.com/6902099"&gt;Doga icin cal ! / Divane Asik Gibi - Official Video&lt;/a&gt; from &lt;a href="http://vimeo.com/user2365443"&gt;Doga icin cal&lt;/a&gt; on &lt;a href="http://vimeo.com/"&gt;Vimeo&lt;/a&gt;.&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/885584131729977605-2147265111706619700?l=sanarist.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sanarist.blogspot.com/feeds/2147265111706619700/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=885584131729977605&amp;postID=2147265111706619700&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/885584131729977605/posts/default/2147265111706619700'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/885584131729977605/posts/default/2147265111706619700'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sanarist.blogspot.com/2009/10/guzel-fikir-her-yerde-guzeldir.html' title='Güzel Fikir Her Yerde Güzeldir'/><author><name>gezgin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01531626404470487680</uri><email>gezgingezdi@hotmail.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='10383105451834643165'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-885584131729977605.post-532534042077997264</id><published>2009-10-15T00:48:00.008+03:00</published><updated>2009-10-15T01:07:04.402+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Nikon D3s'/><title type='text'>Nikon Hala Uyanmamış: D3s</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_3n8fn6YLF-E/StZIAAUP2TI/AAAAAAAAAC0/mAzGN4yYk5k/s1600-h/Nikon_D3s.jpg"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; DISPLAY: block; HEIGHT: 375px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5392576768744872242" border="0" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_3n8fn6YLF-E/StZIAAUP2TI/AAAAAAAAAC0/mAzGN4yYk5k/s400/Nikon_D3s.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Aşağıda, yeni nesil DSLR fotoğraf makinalarının, video dünyasını alt üst etme potansiyelinin olduğunu, hatta bunu yavaş yavaş başardığını söylemiştim. Canon'un Mark2 ve 7D'sine Nikon'un vereceği bir cevabın olduğundan bahsetmiştim. &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;div&gt;Nikon bu cevabı duyurdu: D3s. &lt;/div&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;div&gt;Makinanın video özelliklerine bakınca, Nikon'un video-DSLR'ların yaptığı atılımı ıskaladığını görüyoruz. Nikon hala kendisini sadece bir fotoğraf makinası ve objektif imalatçısı olarak görüyor besbelli. &lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Makina sadece 720p 24p çekim yapıyor. Oysa 7d'nin ve GH1'in seçenekleri daha fazla. Her ikisinde de full HD çekim yeteneği var. GH1 hem AVCHD hem de Mjpeg codeclerini kullanabiliyor. Nikon ise sadece Mjpeg codec'i ile kayıt yapabiliyor. Bu makinayla çekilmiş video örneklerini görmeden birşey söylemek zor, ama Nikon'un D3s ile video pazarını pek düşünmediği aşikar.&lt;/div&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Unutmadan, makinanın fiyatı 5200 dolar. Yani üç adet 7D, bir adet HPX171, ya da üstüne biraz daha para ekleyerek bir EX1 alabilirsiniz. Demek istediğim, Nikon şu anda video dünyasının bir oyuncusu olmayı düşünmüyor. Belki ileride düşüncesini değiştirebilir.&lt;/div&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bakalım Panasonic GH1'in bir üst modeli için ne yapacak? Scarlet acaba bekleneni verecek mi? Scarlet'ı bilmem ama, eğer Panasonic'ten güzel bir yanıt gelmezse, bu senenin fotoğraf makina/kamerası 7D gibi görünüyor.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/885584131729977605-532534042077997264?l=sanarist.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sanarist.blogspot.com/feeds/532534042077997264/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=885584131729977605&amp;postID=532534042077997264&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/885584131729977605/posts/default/532534042077997264'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/885584131729977605/posts/default/532534042077997264'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sanarist.blogspot.com/2009/10/nikon-hala-uyanmams-d3s.html' title='Nikon Hala Uyanmamış: D3s'/><author><name>gezgin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01531626404470487680</uri><email>gezgingezdi@hotmail.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='10383105451834643165'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_3n8fn6YLF-E/StZIAAUP2TI/AAAAAAAAAC0/mAzGN4yYk5k/s72-c/Nikon_D3s.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-885584131729977605.post-3775815297783895634</id><published>2009-10-10T04:37:00.009+03:00</published><updated>2009-10-10T07:20:33.939+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='düşük bütçe'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='paranormal activity'/><title type='text'>Bir Düşük Bütçe, Yüksek Gişe Örneği: Paranormal Activity</title><content type='html'>Korku filmlerinin, düşük bütçeli sinemacılar için en iyi giriş formatı olduğunu söylemiştim. Bu ilkeyi uygulayan bir film "Paranormal Activity". 15 000 (on beş bin) dolara çekilmiş, şu anki gişesi ise 1.000.000 (bir milyon) dolar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Filmin fragmanı aşağıda:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;object width="400" height="257"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/F_UxLEqd074&amp;amp;hl=en&amp;amp;fs=1&amp;amp;"&gt;&lt;param name="allowFullScreen" value="true"&gt;&lt;param name="allowscriptaccess" value="always"&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/v/F_UxLEqd074&amp;hl=en&amp;fs=1&amp;" type="application/x-shockwave-flash" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true" width="400" height="257"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Wikipedia'da şöyle deniyor filmin yapımı hakkında:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Bu film fikri, Oren Peli yaşadığı evde acayip olaylar yaşamaya başladığında ortaya çıkmış. Peli eğer uyurken gece olanları kaydetmek için kamera düzeneği kursam ne olur diye düşünmüş. İnsanın uykudayken savunmasız olmasının, en büyük korkularımızdan birini harekete geçirdiğini söyleyen Peli 'Eğer evde gizlenen birşey varsa, onunla hakkında yapabileceğiniz pek birşey yoktur' diyor. Peli ömrü boyunca hayaletlerden korkmuş, hatta Ghostbusters (Hayalet Avcıları) filminden bile, ama bu korkuyu olumlu ve üretici bir şeye kanalize etmeye karar vermiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peli'nin evi çekime hazır hale getirmesi bir yılı almış: duvarları boyamış, yeni mobilyalar eklemiş, bir halı almış, ve gerçek bir merdiven inşa etmiş. Peli, filmin olumlu yan etkilerinden birinin "En sonunda eline, içinde dev gibi bir TV'nin bulunduğu mükemmel bir evin geçmesi" olduğunu söylüyor şakayla karışık. Bu esnada paranormal olaylar ve demonoloji (şeytan ve cinlerin varlığını araştıran bilim) konusunda ayrıntılı araştırmalar yapan Peli, "Olabildiğince gerçeğe bağlı kalmaya çalıştık" diyor ve ekliyor: "Hikayedeki hayaleti bir cin yapmamızın nedeni, en kötücül ve şiddet düşkünü varlıkların cinler olduğunu belirten bir araştımaydı."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peli'nin hiçbir formel sinema eğitimi yok. Bu film için de tam bir senaryo yazmamış. Blair Witch'de olduğu gibi oyunculara sadece genel olarak hikayeyi ve o sahnedeki "durumu" anlatmış. Filmin tamamı 7 günde çekilmiş - bu, yönetmenin kendi kendine koyduğu bir zaman sınırlamasıymış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Film çekildikten sonra Sundance'e kabul edilmemiş. Miramax'ta görülmüş ama dağıtılmamış. Daha sonra Dreamworks'e gitmiş. Yapım sorumlusu Ashley Brooks filmden öyle etkilenmiş ki, her gün patronu Yapım Şefi Adam Goodman'ın başının etini yemiş, filmi görmesi için. En sonunda bezen Goodman filmi görmüş ve o da çok beğenip kendi patronu, Stüdyo Şefi Stacey Snider'a vermiş. O da Steven Spielberg'e.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşin ilginci Spielberg ertesi gün Dreamworks'e filmin DVD'sini bir çöp torbasına koyarak getirmiş. Zira filmin efsunlu olduğuna inanıyormuş. Önceki gece filmi izledikten birkaç dakika sonra yatak odasının kapıları kendiliğinden kilitlenmiş ve o saatte bir çilingir çağırmak zorunda kalmışlar. Buna karşın Spielberg filmi sevmiş ve filmin "yeniden çekilmesi" için onay vermiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yapılan görüşmelerde filmin yeniden çekilmesinden önce filmin bir kere sinemada insanlara gösterilmesine karar verilmiş. Gösterime de senaristler vb. çağrılmış izleyici olarak. Film gösterimi sırasında insanlar filmin yarısında çıkmaya başlamışlar. Yapımcı "Eyvah, yanlış filmi satın aldık" derken, gerçek ortaya çıkmış: seyirciler, çok kötü olduğu için değil çok korkutucu olduğu için filmden çıkıyorlarmış. Bunun öğrenilmesi üzerine filmin yeniden çekilmesi fikrinden tamamen vazgeçilmiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Film 25 Eylül 2009'da az sayıda salonda gösterime girmiş. 9 Ekim'de de daha fazla şehirde ve salonda gösterim başlayacakmış. Kısıtlı gösterimden elde edilen gişe 1 milyon dolar. Daha sonra ne olur Allah bilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Film Türkiye'de Aralık 2009'da gösterime girecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* * *&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu da filmi izleyenlerin gizlice çekilen görüntüleri:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;object width="400" height="257"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/or9wQrRIjmo&amp;amp;hl=en&amp;amp;fs=1&amp;amp;"&gt;&lt;param name="allowFullScreen" value="true"&gt;&lt;param name="allowscriptaccess" value="always"&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/v/or9wQrRIjmo&amp;hl=en&amp;fs=1&amp;" type="application/x-shockwave-flash" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true" width="400" height="257"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Filmin daha fazla salonda gösterime sokulması için kullanılan bir yöntem var: Yapımcılar, eğer kendilerine 1 milyon talep gelirse, filmi başka yerlerde de gösterime sokacaklarını söylemişler. Bunun üzerine &lt;strong&gt;&lt;a href="http://eventful.com/performers/paranormal-activity-/P0-001-000212499-6/competitions"&gt;eventful.com&lt;/a&gt;&lt;/strong&gt; sitesinde bir anket açılmış. Şu an itibariyle belirtilen rakama hayli yaklaşılmış durumda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine yukarıdaki videolardan ilki (yani fragman) bir milyondan daha fazla izleyici tarafından seyredilmiş. Alttaki tanıtım ise üç yüz bin izleyiciyi aşmış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Filmin &lt;a href="http://www.facebook.com/paranormalactivity"&gt;&lt;strong&gt;facebook&lt;/strong&gt; &lt;/a&gt;sayfasında da elli bin "hayran"ı var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;On beş bin dolara çekilen bir film için, hiç de azımsanacak bir başarı değil, değil mi?!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/885584131729977605-3775815297783895634?l=sanarist.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sanarist.blogspot.com/feeds/3775815297783895634/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=885584131729977605&amp;postID=3775815297783895634&amp;isPopup=true' title='10 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/885584131729977605/posts/default/3775815297783895634'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/885584131729977605/posts/default/3775815297783895634'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sanarist.blogspot.com/2009/10/bir-dusuk-butce-yuksek-gise-ornegi.html' title='Bir Düşük Bütçe, Yüksek Gişe Örneği: Paranormal Activity'/><author><name>gezgin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01531626404470487680</uri><email>gezgingezdi@hotmail.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='10383105451834643165'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>10</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-885584131729977605.post-3090053082768253917</id><published>2009-10-09T19:31:00.013+03:00</published><updated>2009-10-10T01:30:24.519+03:00</updated><title type='text'>Kafa Bul Benimle, Bebek!</title><content type='html'>Arkadaşlar, siyaset, &lt;strong&gt;ince ince yalan söyleme sanatıdır&lt;/strong&gt;. Bunun çeşitli yolları vardır: Gerçeği azıcık çarpıtırsınız, kısmen gizlersiniz, olmayanı eklersiniz, olan ufacık birşeyi abartırsınız, vb. İzleyicinin/dinleyicinin gerçeklik duygusuyla fazla oynamaz, böylelikle onu ikna edebilirsiniz. Söylediğiniz yalan aşırı büyük ve saçma olursa, karşınızdakinin gerçeklik duygusunu sarsarsa, inandırıcılığınızı kaybedersiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdiki yöneticilerimiz ise bizimle &lt;strong&gt;doğrudan &lt;/strong&gt;kafa bulma modunda konuşuyorlar. Nasılsa ortalıkta "Saçmalamayın yahu!" diyen kimse olmadığı/kalmadığı için (bkz. "Basının Varolmamasının Dayanılmaz Hafifliği"), istedikleri gibi &lt;strong&gt;doğaçlama zırvalayıp&lt;/strong&gt;, sözlerinin altının dolu olup olmadığına bakma ya da bunu dert etme zahmetine katlanmıyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En son Hacıcavcav'ın (son seçimlerden sonra tekrar baş yönetici yardımcısı olan zerzevat) sözleri bende bu duyguyu uyandırdı. Hani bazı satıcılar size düpedüz ucuz ve kalitesiz bir malı çok kaliteliymiş gibi büyük bir fiyata satmaya çalışırlar ya, işte öyle konuşuyor adam.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neymiş: kendilerinden önceki yönetimler sorunları tembel evkadınları gibi halının altına süpürmüşler, onlar ise gerçekten birşeyleri değiştirmek için uğraşıyorlarmış, vs. vs.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Ah canım, annen nerde senin?!" (Şok halinde, kaybolmuş ve kafası karışmış, hem ağlayan hem de saçmalayan bir çocuğa söylenen bir söz).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunu diyen zatın partisinin yaklaşık olarak yarısı, son otuz yılda piyasada çeşitli zamanlarda iktidarda olan partilerde görev yapmış insanlardan oluşuyor. E, kurulduktan bir sene sonra iktidar olan bir partinin uzaydan siyasetçi getirmesi beklenemez, tabii ki ortalıkta başıboş dolanan tipleri bünyesine alacak. Ama böyle bir devşirme operasyonundan sonra "Son otuz yıldır iktidarlar hiçbirşey yapmadılar" diyemezsin, zira birşey yapmayanlar bizzat senin bünyende yer alıyorlar, hatta yakın zamana kadar bakanlık yapıyorlardı (AA, KT) ya da yapıyorlar (CÇ).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hatta ve hatta bu sözleri söyleyen zat bizzat yedi yıldır iktidarda ve daha önce de iktidar ortağı olan bir partide bakanlık yapmıştı yine.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayrıca, kendileri iktidara geldiği zaman sıfır noktasına gelmiş olan terörün, tarihinin en azgın dönemlerinden birini yaşar hale geldiğini de kimse unutmuyor. Bu terör karşısındaki aciziyetlerinin "5 Kasımda Bushla görüşmeden önce harekat kararı alamam" sözleri ile tescillendiğini herkes biliyor. Bütün bu "Açılım" masallarının, Kuzey Irak'taki petrollerin güvenli bir biçimde topraklarımız üzerinden Akdenize taşınmasıyla ilgili olarak, "Nobel Barış Ödülü" sahibi Obama tarafından verilen emirlerden kaynaklandığını da. Böyle bir emir gelmese kıllarını kıpırdatmayacaklarını da.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* * *&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama gerçeklerle bağı koparıp fantazyanın sonsuz çayırlarında at koşturan insanlar, sadece bu devşirme ordusunda bulunmuyor. Dün gece bunlardan birini Sarıgül'ün şahsiyetinde de izleme şansına nail oldum. Ve dedim ki, "Gitti bir fırsat daha!"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neden?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendisi şöyle buyuruyor: "Eğer ilk seçimde (yani 2011'de) ezici bir çoğunluğun oyunu alıp iktidar olmazsa, siyaseti bırakacakmış." Özal öyle yapmış, RTE de. Kendisi de öyle yapacakmış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böyle birşey olmayacak, yani gelecek seçimlerde ne yazık ki iktidar olamayacak. Zira kendisine örnek aldığı iki şahsın da iktidara büyük bir çoğunlukla gelmesi, çok özel koşullarda gerçekleşmişti: Biri, darbeden sonra yapılan ilk genel seçimlerde iktidar oldu, diğeri de ülkenin yaşadığı en büyük ekonomik krizlerden birinden sonra. Yani her iki durumda da halk, mevcut düzenden son derece rahatsızdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayrıca Türk milleti, geleneksel olarak muhafazakardır. Muhafazakar partilerin kandırma operasyonlarına da daha açıktır. Sağcı bir parti sadece birkaç dini söylem, artı, fantastik bir iki ekonomik vaat kullanarak halkın büyük bir bölümünün oyunu alabilir. (Bkz. Tansu Çiller'in "İki anahtar" vaadi.). Oysa bir sosyal demokratın bunu yapması için çok daha fazla çabalaması gerekir. (bkz. Apo'nun yakalanmasının DSP'yi iktidar yapması).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğer gelecek seçimlerde, böyle aşırı sıradışı olaylar (kriz ya da terörle ilgili çok önemli bir gelişme) gerçekleşmezse, Türk halkı oyunu yine mevcut iktidara verecektir, belki birkaç puan düşürerek. Ama iktidar değişmeyecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sarıgül'ün bunu görememesi ise, çevresinden aldığı aşırı gazın etkisidir, sanıyorum. Oysa daha uzun vadeli düşünse, eskilerin söylediği gibi, "Siyaset bir maratondur" dese, hem solu silkeleyerek biraz daha kendine gelmek zorunda bırakabilir, hem de sağlam bir muhalefetle iktidarın ayağını denk almasına yardımcı olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama Sarıgül bir sonraki seçimlerde asla ve asla iktidar olmayacaktır. ABD ve Tüsiad'ın ve tarikatların şu anda kime destek verdiği ayan beyan ortadadır. Bu desteği değiştirmeleri için de şimdilik hiçbir neden görünmüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yani Sarıgül de Hacıcavcav gibi hayal görüyor. Ya da bizimle kafa buluyor!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* * *&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;CHP'de ise Deniz Baykal, kendisinin çözümün değil sorunun bir parçası olduğunu artık anlamalı. Hem o, hem de çevresindekiler. Bu kadar çok ve sık başarısız olmuş bir insanın ve onu destekleyenler grubunun o koltuklarda oturmaması gerekiyor. Bunu anlamak için süper zeki olmaya gerek yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Çözüm olamıyorsan kenara çekil", demokrasilerin en temel prensiplerinden biridir. Bizim ülkemizde ise demokrasi dendiği zaman sadece, "yeterli sayıda oyu alarak olabildiğince uzun süre başta kalmak" anlaşılmaktadır. Oy alabilirsiniz, ama bu sizi ehil kişi yapmaz. Ehil olmadığınız anlaşıldığında (yani çeşitli seçimlerde arka arkaya başarısız olduğunuzda) da çekip gitmeyi bilmelisiniz. Demokrasi denen oyunun sadece bazı kurallarını alıp diğerlerini almazsanız, böyle acayip sonuçlara da katlanmak zorunda kalırsınız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* * *&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Kendime not: &lt;/strong&gt;Daha az haber seyret, sinirlerine dokunuyor!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/885584131729977605-3090053082768253917?l=sanarist.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sanarist.blogspot.com/feeds/3090053082768253917/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=885584131729977605&amp;postID=3090053082768253917&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/885584131729977605/posts/default/3090053082768253917'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/885584131729977605/posts/default/3090053082768253917'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sanarist.blogspot.com/2009/10/kafa-bul-benimle-bebek.html' title='Kafa Bul Benimle, Bebek!'/><author><name>gezgin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01531626404470487680</uri><email>gezgingezdi@hotmail.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='10383105451834643165'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-885584131729977605.post-2999695002175514591</id><published>2009-10-09T00:43:00.012+03:00</published><updated>2009-10-09T17:04:01.610+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='aşk'/><title type='text'>Aşkına İhanet Etmeyeceksin!</title><content type='html'>Ettiğin zaman, bunun bedelini en ağır şekilde ödeyeceksin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aşk denilen duygu, birçok bileşenin mucizevi bir biçimde bir araya gelmesiyle oluşuyor. Siz hazır olacaksınız, dünya hazır olacak, karşınızdaki hazır olacak. Az rastlanan, bu nedenle de yüzyılda bir gelen kuyruklu yıldızlar gibi heyecan uyandıran bir durumdur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğer Allah'ın sevgili kuluysanız ve böyle birşey yaşamaya başladıysanız, varınızı yoğunuzu bu kumara yatırmak zorundasınız. Burada pazarlık olmaz, burada taksit olmaz, burada vade yapılmaz. Ya şimdi, ya hiçtir. Eğer bu ateşi taşıma görevi sizin gönlünüze verilmişse, bunu ya layıkıyla yaparsınız, ya sonsuza dek lanetlenirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve herkes bunu bilir. Her türlü piyangodan daha büyük olan bu talihi reddetmek, kainatın en büyük aptallıklarındandır. Ama bunu yapmayanlar da yok değildir. Hiçbir maddi başarı, hiçbir iktidar, hiçbir şöhret, bu hatayı örtemez. Hiçbir alkol ya da uyuşturucu bu hatanın acısını dindiremez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte bu yüzden, insanların en çok dikkatini çeken hikayeler, aşk hikayeleridir. Aşk şarkıları, aşk şiirleri, aşk hikayeleri... Ruhun, yuvasına dönüş yolculuğudur aşk. Ve ruh, bu şarkıyı bin kere dinlese de yine bıkmaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aşkı bitiren, ama gerçekten bitiren tek şey ihanettir. İhanet, ille de başka birine meyletmek değildir. Aşkın gereklerini yerine getirmemektir ihanet. Ona vermeniz gereken enerjiyi, zamanı, duyguyu, başka şeylere atfetmektir. Her türlü ihanet, aşkı bitirir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* * *&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu ne şiddet bu celal, diyeceksiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir dizi izlerken aklıma geldi: &lt;strong&gt;Kış Masalı&lt;/strong&gt;. Aşağıda birkaç kez bahsetmiştim. Eğer reytingini yükseltmek istiyorsa, "hemen ocağın altını açmalılar, ateşi harlamalılar" demiştim. &lt;strong&gt;4. Bölüm&lt;/strong&gt;'de, &lt;strong&gt;Ağa&lt;/strong&gt;'yı oynayan karakterin, basit bir kadın şantajı (karısının "ben hamileyim" demesi) karşısında, aşkından vazgeçtiğini gördüm.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve dedim ki, bu dizi şimdi kendi bacağına bir kurşun sıktı. ("&lt;strong&gt;Jump the shark&lt;/strong&gt;"). Artık bayağı zor toparlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neden?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aşkı için &lt;strong&gt;dünyayı yakmayacak&lt;/strong&gt; karakterlerden, iyi dizi çıkmaz. Niye böyle birinin hikayesini seyredeyim ki? Hayat zaten öyle sıradan insanlarla dolu. Ben (yani "izleyici"), günlük hayatta görmediklerimi gösteren hikayeleri izlerim. Öbürü zaten hayatımda var. Güçlü duygular yaşamayan ya da yaşatmayan insanlar, güzel dizilere konu olamazlar, seyirciyi peşlerine takıp götüremezler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aynı hatayı, geçen sene heyecanla beklenen ama sonra yayından kaldırılan "&lt;strong&gt;Aşk Yakar&lt;/strong&gt;" dizisi yaptı. Özcan Deniz ve Meltem Cumbul'un başrolünü oynadığı, projenin başında Yavuz Turgul'un olduğu dizi, "&lt;strong&gt;Aşk&lt;/strong&gt;"ı harcattı. Baş karakter Özcan Deniz, aşkını sattı, Meltem'in karakteri olan Nazlı yerine Belda denen zengin kadını tercih etti, parası için. İşte o an, o dizinin bittiği andı. Ne yazık ki yapımcılar ve kanal bunu fark etmediler. Seyirci ise fark etti. Reyting mezarlığına gömdü diziyi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dizi yazmak isteyenlere duyurulur!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Film de olabilir)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/885584131729977605-2999695002175514591?l=sanarist.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sanarist.blogspot.com/feeds/2999695002175514591/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=885584131729977605&amp;postID=2999695002175514591&amp;isPopup=true' title='8 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/885584131729977605/posts/default/2999695002175514591'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/885584131729977605/posts/default/2999695002175514591'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sanarist.blogspot.com/2009/10/askna-ihanet-etmeyeceksin.html' title='Aşkına İhanet Etmeyeceksin!'/><author><name>gezgin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01531626404470487680</uri><email>gezgingezdi@hotmail.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='10383105451834643165'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>8</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-885584131729977605.post-3861055271202783710</id><published>2009-10-07T18:32:00.007+03:00</published><updated>2009-10-21T15:13:36.399+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Canon 7D'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Canon 5D Mark2'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Stanley Kubrick'/><title type='text'>Canon 5D: Gece Performansı</title><content type='html'>&lt;object width="400" height="225"&gt;&lt;param name="allowfullscreen" value="true"&gt;&lt;param name="allowscriptaccess" value="always"&gt;&lt;param name="movie" value="http://vimeo.com/moogaloop.swf?clip_id=6602274&amp;amp;server=vimeo.com&amp;amp;show_title=1&amp;amp;show_byline=1&amp;amp;show_portrait=0&amp;amp;color=&amp;amp;fullscreen=1"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;embed src="http://vimeo.com/moogaloop.swf?clip_id=6602274&amp;amp;server=vimeo.com&amp;amp;show_title=1&amp;amp;show_byline=1&amp;amp;show_portrait=0&amp;amp;color=&amp;amp;fullscreen=1" type="application/x-shockwave-flash" allowfullscreen="true" allowscriptaccess="always" width="400" height="225"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;a href="http://vimeo.com/6602274"&gt;Three candle power&lt;/a&gt; from &lt;a href="http://vimeo.com/qqq"&gt;Trammell Hudson&lt;/a&gt; on &lt;a href="http://vimeo.com/"&gt;Vimeo&lt;/a&gt;.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Yukarıdaki performansı &lt;strong&gt;Stanley Kubrick&lt;/strong&gt; görseydi ağlardı herhalde. Sadece &lt;strong&gt;üç mumun&lt;/strong&gt; ışığı ile elde edilen görüntülere bakar mısınız? Rahmetli, &lt;strong&gt;"Barry Lydon"&lt;/strong&gt;da benzer birşeyi yapmayı denemişti: sadece &lt;strong&gt;mum ışığında &lt;/strong&gt;film çekmek.&lt;/p&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; DISPLAY: block; HEIGHT: 241px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5389882892524835074" border="0" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_3n8fn6YLF-E/Ssy17xXl0QI/AAAAAAAAACs/goCit4ouElo/s400/BarryLyndon2.jpg" /&gt; &lt;p&gt;&lt;strong&gt;7D&lt;/strong&gt;, bundan biraz daha düşük performans gösteriyor. Ama o bile gayet tatmin edici sayılır. &lt;strong&gt;Canon&lt;/strong&gt;, Nikon vb.'nin çıkaracağı rakiplere karşı, &lt;strong&gt;Mark2&lt;/strong&gt;'ye sadece &lt;strong&gt;24p&lt;/strong&gt; eklemekle bile bütün piyasayı altüst edebilir. (&lt;strong&gt;Güncelleme&lt;/strong&gt;: &lt;strong&gt;2010&lt;/strong&gt;'un ilk yarısında bunu sağlayacak bir "firmware" çıkartacakmış.)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu arada, &lt;strong&gt;Mark2&lt;/strong&gt;'ye ekstra özellikler (Zebra, AGC kontrolü, vb.) eklemeyi başaran &lt;strong&gt;MagicLantern&lt;/strong&gt;'ciler, 7D üzerinde de çalışmaya başlamışlar. Bu iyi haber, hem de çok iyi.&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/885584131729977605-3861055271202783710?l=sanarist.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sanarist.blogspot.com/feeds/3861055271202783710/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=885584131729977605&amp;postID=3861055271202783710&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/885584131729977605/posts/default/3861055271202783710'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/885584131729977605/posts/default/3861055271202783710'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sanarist.blogspot.com/2009/10/canon-5d-gece-performans.html' title='Canon 5D: Gece Performansı'/><author><name>gezgin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01531626404470487680</uri><email>gezgingezdi@hotmail.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='10383105451834643165'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_3n8fn6YLF-E/Ssy17xXl0QI/AAAAAAAAACs/goCit4ouElo/s72-c/BarryLyndon2.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-885584131729977605.post-1479489935729377836</id><published>2009-10-06T18:27:00.039+03:00</published><updated>2009-10-11T20:44:53.073+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='handycam'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Canon 7D'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='10 bit'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='DSLR video'/><title type='text'>Canon 7D: Ne Sensör Ne Ben ...</title><content type='html'>&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; DISPLAY: block; HEIGHT: 302px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5389522801027092802" border="0" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_3n8fn6YLF-E/SstubsAWkUI/AAAAAAAAAB0/4B-Fc2Yytrs/s400/Canon_7d.jpg" /&gt; &lt;div&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;Aşağıda yer alan bazı yazılarda Canon 7D'den heyecanla bahsettiğimi görmüşsünüzdür. Bunun bir nedeni var: Dijital kameralarla sinema yapmak isteyenlerin elini kolunu bağlayan birkaç konuyu radikal bir biçimde çözüme ulaştırması.&lt;/div&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;div&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; DISPLAY: block; HEIGHT: 294px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5389528585884358098" border="0" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_3n8fn6YLF-E/SstzsaRzVdI/AAAAAAAAACU/xd4D8t3ex1E/s400/zacuto_dslr.png" /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Bunlardan birincisi 24p kayıt yapması. Mark2'den farklı olarak, sinemayla uğraşanların ihtiyaçlarını karşılayabilecek kare hızları sunması. (Eğer Philip Bloom'un anlattığı bir yöntemi kullanırsanız, NTSC ülkeler için düşünülmüş 60 fps'lik çekim modunda elde edilen görüntülerden hoş bir "yavaş çekim" etkisi de elde edebiliyorsunuz.) Ama en önemlisi 24p.&lt;/div&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;div&gt;İkincisi, sığ alan derinliği (DOF: "Depth of Field"). Geçen seneye kadar genç sinemacılar, filmli kameraların elde ettiği sığ DOF'a ulaşabilmek için Redrock gibi adaptörlere bin dolar civarında para yatırmak zorunda kalıyordu. Elde ettikleri görüntünün ters olması, aletin tozlanma olasılığı, fazla titreşim, kameranın hantallaşması gibi sorunlarla boğuşmaları gerekiyordu. Ama Canon 7D bu sorunları bir hamlede ortadan kaldırdı. Daha önce de belirttiğim gibi, adaptör firmaları, eğer başka alanlara yönelmezlerse, birkaç seneye kadar ortadan kalkacaklar. &lt;/div&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_3n8fn6YLF-E/Sstya_fSprI/AAAAAAAAACM/012Vlp3zFDs/s1600-h/sensor_sizes.png"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 306px; DISPLAY: block; HEIGHT: 341px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5389527187123775154" border="0" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_3n8fn6YLF-E/Sstya_fSprI/AAAAAAAAACM/012Vlp3zFDs/s400/sensor_sizes.png" /&gt;&lt;/a&gt;Üçüncüsü, diğer kameralarla karşılaştırıldığında devasa sayılabilecek büyüklükteki sensörü. 7D'nin sensörü (APS-C) Mark 2'den (35mm -still) küçük olmakla birlikte, birçok kişinin ihtiyaçlarını sorunsuz karşılayacak büyüklükte ve hassasiyette. Gece çekimleri, sadece Mark2'ninkinden biraz daha kötü, ama 1000-8000 $ aralığındaki kameralardan (kimilerine göre RED'den bile) daha iyi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* * *&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama 7D, "her derde deva" bir fotoğraf makinası değil. Bazı sorunları var.&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_3n8fn6YLF-E/Sst1Lq4-LoI/AAAAAAAAACc/e2Cv4EmtLkU/s1600-h/cmos_distortion_techthougts_04.bmp"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; DISPLAY: block; HEIGHT: 389px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5389530222431186562" border="0" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_3n8fn6YLF-E/Sst1Lq4-LoI/AAAAAAAAACc/e2Cv4EmtLkU/s400/cmos_distortion_techthougts_04.bmp" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;Bunların en başında, sensörünün CMOS olması geliyor. CMOS sensörlerin (görüntüyü bir kerede, bütün satırların aynı anda kayıt yapması yoluyla değil de, yukarıdan aşağıya doğru satır satır kaydetmesinden kaynaklanan) "rolling shutter" denen bir sorunu var ki, evlere şenlik. Kamerayla hızlı bir biçimde pan yaptığınızda dikey görünmesi gereken nesneler (binalar, ağaçlar, kapılar) ya da çerçeve içinde hızlı bir biçimde hareket eden düz nesneler güçlü bir rüzgar karşısında eğilen saz gibi yamuluyorlar. (Yukarıda gördüğünüz bateristin bagetleri aslında DÜMDÜZ!) Bunun (görünen) tek çaresi, çekimlerinizi buna göre ayarlamanız ve hızlı panlardan kaçınmanız ya da bu tür nesneleri çerçevenize sokmamanız. (CCD'li kameralarda bu sorun yok).&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İkinci sorun, "codec" ile ilgili. 7D'nin kullandığı codec ne yazık ki AVCHD'nin bir profili. Bu da Long GOP ve 4:2:0 renk örneklemesi demek. (Bu konuyu galiba aşağılarda bir yerde açıklamıştım). Ayrıca kullanılan profilde B kareleri kullanılmıyor. (Mark2 ve GH1'de de durum aynı). Bu da keying gibi uygulamalarda sorun çıkabileceğini gösteriyor. Yine de 48 Mbps'lik veri hızı, birçok sorunu aşmaya yardımcı olacak gibi görünüyor.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Mark2 çıktıktan sonra, beklenmedik yerlerde siyah noktaların görünmesi gibi bazı sorunlar görülmüştü. 7D de benzer sorunlar çıkabilir. Ama 7D'nin, Mark2'den alınan birçok derse dayanılarak çıkarılıdığı belli. Bu nedenle her ne sorun çıkacaksa, daha az ciddi olacaktır diye tahmin ediyorum.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;* * *&lt;/p&gt;&lt;div&gt;Bunları anlatmamın nedeni koşup, bütün dünyada bu hafta mağazalarda satılmaya başlanan Canon 7D'lerden hemen bir tane ALMAMANIZ! Biraz daha bekleyin. Eğer bu aralar bir kamera almayı amaçlıyorsanız ve elinizde 1500-3500 dolar civarında bir para varsa, ve ölümcül bir aciliyet söz konusu değilse, bekleyin derim. Neden?&lt;/div&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Birinci neden, makinanın kamera camiası tarafından yapılacak testlerinin sonuçlarının gelmesini beklemenizin gerekmesi. Hemen bu trene atlarsanız daha sonra çok pişman olabilirsiniz. Film çekim amaçlı Mark2 alanlarda olduğu gibi. (Mark2'nin 30 karesinin 29.97 değil de TAM 30 kare olduğunu biliyor muydunuz? Sadece Mark2 de olan bu özellik, gerçekten de çok can sıkıcı.)&lt;/div&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;İkincisi, Panasonic, Nikon ve RED, buna uygun bir cevap vereceklerdir birkaç ay içinde. Panasonic GH1'in özelliklerini düşük tutarak Canon'u hafife aldığını anladı. (Şu anda en büyük Panasonic forumu olan dvxuser.com'da Canon7D sayfasının ziyaretçileri, Panasonic kameralarının ziyaretçilerinden birkaç kat daha fazla). Nikon'un da HD çekim yapabilen bir full-frame fotoğraf makinası çıkarma hazırlığında olduğuna dair söylendiler var. Eh, RED de elbet birgün Scarlet'i çıkartacak.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_3n8fn6YLF-E/SstwbLSKc_I/AAAAAAAAAB8/mgTVZdy4UWg/s1600-h/8-vs-10-bit.jpg"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; DISPLAY: block; HEIGHT: 225px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5389524991266681842" border="0" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_3n8fn6YLF-E/SstwbLSKc_I/AAAAAAAAAB8/mgTVZdy4UWg/s400/8-vs-10-bit.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Ama şurası kesin gibi: İster Panasonic, ister Canon, ister Sony olsun, küçük handycamlerin, ve hatta HVX200/HPX170'lerin, EX1/EX3'lerin suyu ısınmış durumda. Ya sensörlerini büyütecekler ve bir sürü ekstra özellik katacaklar bünyelerine, ya da AVC-Intra gibi (hem 1o bit, hem de kare içi sıkıştırmaya sahip) codeclere yönelerek fark yaratmaya çalışacaklar. (Bu fiyat aralığında, yani 3500-8500 dolar aralığında, Panasonic'in HPX300'ü dışındaki bütün kameralar 8 bit kayıt yapıyorlar. Farkı yukarıda ve aşağıda görebilirsiniz.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_3n8fn6YLF-E/Sstxl7EKzUI/AAAAAAAAACE/Au2XhIjOLlo/s1600-h/HPX300_HPX170_8bit_vs_10bit.jpg"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; DISPLAY: block; HEIGHT: 228px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5389526275403205954" border="0" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_3n8fn6YLF-E/Sstxl7EKzUI/AAAAAAAAACE/Au2XhIjOLlo/s400/HPX300_HPX170_8bit_vs_10bit.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;div&gt;* * *&lt;/div&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;div&gt;Yine de şunu tekrar söylemeden edemeyeceğim:&lt;/div&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;div&gt;Bu "yeni çıkacak ve diğerlerini piyasadan silecek kamera" muhabbeti asla bitmez. Bu, kapitalizmin, serbest piyasanın bir tuzağıdır biraz da. Zira iyi görüntüleri alan, kameradan çok görüntü yönetmenidir. İşini bilen bir görüntü yönetmeni, SD kayıt yapan Canon XL2 ile bile mükemmel şeyler çekebilir. Panasonic HVX'i ya da EX1'i ise uçurur.&lt;/div&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;div&gt;Bu yüzden, eğer film çekme zamanınız geldi de geçiyorsa, sürekli olarak "ideal kameranın çıkmasını" beklemeyin. Eldeki kameralarla (ve tabii ki iyi bir görüntü yönetmeni ile) işinizi görün, bir sonraki filminizi onlarla çekersiniz.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;* * *&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;Güncelleme - 11 Ekim 2009:&lt;/strong&gt; Görünüşe göre Nikon'un cevabının adın D300s. Sanırım resmi duyurusu bu hafta yapılacak. Canon'un "gerçekten video için tasarlanmış bir sensörü bulunan" kamerasının adı ise muhtemelen "1D MKIV" olacak ve 8 bin dolar civarında satılacak. 16MP olacak olan bu fotoğraf makinası gerçekten de video pazarını etkilemek üzere tasarlanmış bulunuyor. Bu kamera da Ocak ayında duyurulacak. (7D 1 Eylülde açıklandı ve Ekim başında satışa sunuldu).&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Aşağıda ise, bir başka 7D örneği bulunuyor:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;object width="400" height="225"&gt;&lt;param name="allowfullscreen" value="true"&gt;&lt;param name="allowscriptaccess" value="always"&gt;&lt;param name="movie" value="http://vimeo.com/moogaloop.swf?clip_id=6938509&amp;amp;server=vimeo.com&amp;amp;show_title=1&amp;amp;show_byline=1&amp;amp;show_portrait=0&amp;amp;color=&amp;amp;fullscreen=1"&gt;&lt;embed src="http://vimeo.com/moogaloop.swf?clip_id=6938509&amp;amp;server=vimeo.com&amp;amp;show_title=1&amp;amp;show_byline=1&amp;amp;show_portrait=0&amp;amp;color=&amp;amp;fullscreen=1" type="application/x-shockwave-flash" allowfullscreen="true" allowscriptaccess="always" width="400" height="225"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;p&gt;&lt;a href="http://vimeo.com/6938509"&gt;Cole Seely- Suzuki Supercross- Canon 7D&lt;/a&gt; from &lt;a href="http://vimeo.com/user848076"&gt;Simon Cudby&lt;/a&gt; on &lt;a href="http://vimeo.com/"&gt;Vimeo&lt;/a&gt;.&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/885584131729977605-1479489935729377836?l=sanarist.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sanarist.blogspot.com/feeds/1479489935729377836/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=885584131729977605&amp;postID=1479489935729377836&amp;isPopup=true' title='12 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/885584131729977605/posts/default/1479489935729377836'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/885584131729977605/posts/default/1479489935729377836'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sanarist.blogspot.com/2009/10/canon-7d-ne-sensor-ne-ben.html' title='Canon 7D: Ne Sensör Ne Ben ...'/><author><name>gezgin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01531626404470487680</uri><email>gezgingezdi@hotmail.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='10383105451834643165'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_3n8fn6YLF-E/SstubsAWkUI/AAAAAAAAAB0/4B-Fc2Yytrs/s72-c/Canon_7d.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>12</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-885584131729977605.post-2330937208909882049</id><published>2009-10-04T22:32:00.005+03:00</published><updated>2009-10-05T02:41:22.641+03:00</updated><title type='text'>Sanatı Taklit Eden Hayat</title><content type='html'>Geçen hafta meydana gelen iki olay, filmlerden çıkma gibiydi. Ne yazık ki sadece biri, komedi filminden alınmıştı, diğeri ise azıcık politik, çokça da "distopik" bir felaket filmden kopyalanmıştı sanki.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;1)&lt;/strong&gt; Bir polis memurunun, yaşadığı ve çalıştığı şehrin valisini bir ormanda bir kadınla (ki o da belediye meclisi başkanı) basması, adamı tanımaması, kolundan tutup karakola götürmesi, ancak ve ancak Polis Akademisi filmlerinde görülebilecek bir olaydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben bu olayla ilgili olarak en çok polis memurunun, yanında vali olduğu halde karakola girdiği anı düşününce kendi kendime kahkahalarla gülüyorum. Düşünsenize, yanınızda adi bir suç işlediği için yakaladığınız bir adam var ve karakola girince bütün memurlar ayağa kalkıyorlar! Polis'in o anki (yani yanındaki adamın gerçekten de vali olduğunu kavradığı anki) düşüncesini buraya yazamam, ama sanırım siz tahmin edebilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bundan çıkartılacak ders: Hayatta en olmaz dediğiniz olaylar bile olabilmektedir. Bu yüzden senaryolarınızı aşırı gerçekçilikle boğmayın, yaratıcı olun. McKee'nin dediği gibi, "Sizin olmaz, olamaz dediğiniz bir şeyi dünyanın bir yerinde çoktan yapmış biri mutlaka vardır."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;2)&lt;/strong&gt; İkinci olay ise, "büyük" bir partinin kongresinde çıkan "acı" bir sonuçla ilgili. O partideki bütün delegeler, aynı kişiye oy vererek o kişiyi tekrar başkan seçmişler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arkadaşlar, böyle bir olayın, ve bunun yarattığı durumun tek bir adı, tek bir anlamı vardır: &lt;strong&gt;FAŞİZM&lt;/strong&gt;! Farklı görüşlere, farklı düşüncelere, farklı yaklaşımlara duyulan &lt;strong&gt;sıfır tolerans&lt;/strong&gt;. Ve tek bir görüşün, diğer görüşlere yaşam hakkı dahi tanımayarak onları ezmesi, yok etmesi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayata tek tip bakan, bakabilen insanlardan, başkalarına bir tek hayır bile gelmez. Yaptıkları herşeyde muazzam hata payları vardır, ve bu hataları kendi içlerinde gösterme cesaretini gösterecek insanların başı derhal ezilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Faşizmin&lt;/strong&gt;, demokrasi denilen bu ortam içinde bu kadar palazlanabilmesi ise, ironik bir durum yaratıyor. Tıpkı kanser hastalığının, kendisinin ortaya çıkmasını ve yaşamasını sağlayan konakçıyı ("host", yani bedenin kendisi) en sonunda öldürmesi gibi, faşizm de kendisinin ortaya çıkmasına izin veren nispeten özgür ortamı en sonunda yok eder.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kim ne derse desin, sadece bu yönüyle bile, başka birçok alanda tökezleyen ve beceriksizlik üstüne beceriksizlik sergileyen CHP'nin aslında gerçekten demokratik olduğunu ve faşist bir biçimde işleyen parti(ler)den çok daha sağlıklı ve insanlar için faydalı olduğunu söyleyebilirim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;object width="425" height="344"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/Z4rBDUJTnNU&amp;hl=en&amp;fs=1&amp;"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowFullScreen" value="true"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowscriptaccess" value="always"&gt;&lt;/param&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/v/Z4rBDUJTnNU&amp;hl=en&amp;fs=1&amp;" type="application/x-shockwave-flash" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true" width="425" height="344"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;NB: &lt;/strong&gt;Kongre sonuçlarını duyunca, gerçekten de 1984 filminde/kitabında olduğumu hissettim iliklerime kadar. Lodos ve Dolunay da var. Öff. Bitse de gitsek...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;object width="425" height="344"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/OYecfV3ubP8&amp;hl=en&amp;fs=1&amp;"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowFullScreen" value="true"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowscriptaccess" value="always"&gt;&lt;/param&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/v/OYecfV3ubP8&amp;hl=en&amp;fs=1&amp;" type="application/x-shockwave-flash" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true" width="425" height="344"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/885584131729977605-2330937208909882049?l=sanarist.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sanarist.blogspot.com/feeds/2330937208909882049/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=885584131729977605&amp;postID=2330937208909882049&amp;isPopup=true' title='7 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/885584131729977605/posts/default/2330937208909882049'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/885584131729977605/posts/default/2330937208909882049'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sanarist.blogspot.com/2009/10/sanat-taklit-eden-hayat.html' title='Sanatı Taklit Eden Hayat'/><author><name>gezgin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01531626404470487680</uri><email>gezgingezdi@hotmail.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='10383105451834643165'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>7</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-885584131729977605.post-2043815214563466108</id><published>2009-10-03T00:40:00.007+03:00</published><updated>2009-10-03T01:08:44.379+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Dark Knight'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='outline'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Fight Club'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Star Trek'/><title type='text'>Star Trek, Dark Knight, ve Fight Club Yazarlarından Tavsiyeler</title><content type='html'>Aşağıda, Holivut'ta çalışan yazarlarla yapılmış röportajlardan yapılan kısa alıntılar yer alıyor. (İngilizce)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu iki yazar, Transformers'ı, Star Trek'i ve Fringe'i yazdılar. Bir senaryo yazmadan önce hikaye taslağı ("outline") yazılmasının ne kadar önemli olduğundan bahsediyorlar:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;object width="425" height="344"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/AwgjKLoJHdc&amp;amp;hl=en&amp;amp;fs=1&amp;amp;"&gt;&lt;param name="allowFullScreen" value="true"&gt;&lt;param name="allowscriptaccess" value="always"&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/v/AwgjKLoJHdc&amp;hl=en&amp;fs=1&amp;" type="application/x-shockwave-flash" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true" width="425" height="344"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aynı şekilde, Dark City'nin, Blade filmlerinin, Dark Knight'ın, ve Jumper'ın yazarı David Goyer de senaryoya başlamadan önce hikaye taslağı yazanlardan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;object width="425" height="344"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/xd4CpZBxEsY&amp;amp;hl=en&amp;amp;fs=1&amp;amp;"&gt;&lt;param name="allowFullScreen" value="true"&gt;&lt;param name="allowscriptaccess" value="always"&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/v/xd4CpZBxEsY&amp;hl=en&amp;fs=1&amp;" type="application/x-shockwave-flash" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true" width="425" height="344"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fight Club'ın yazarı (uyarlayıcısı demek daha doğru) Jim Uhls ise, böyle bir ön çalışmanın kendisine hiç uymadığını söylüyor. Jim Uhls ayrıca yeni başlayan senaryo yazarının kendisini geliştirmek için yapabileceği en iyi şeyin, başkalarının senaryolarını okumak olduğunu belirtiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;object width="425" height="344"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/jZHhE7HpWo4&amp;amp;hl=en&amp;amp;fs=1&amp;amp;"&gt;&lt;param name="allowFullScreen" value="true"&gt;&lt;param name="allowscriptaccess" value="always"&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/v/jZHhE7HpWo4&amp;hl=en&amp;fs=1&amp;" type="application/x-shockwave-flash" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true" width="425" height="344"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/885584131729977605-2043815214563466108?l=sanarist.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sanarist.blogspot.com/feeds/2043815214563466108/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=885584131729977605&amp;postID=2043815214563466108&amp;isPopup=true' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/885584131729977605/posts/default/2043815214563466108'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/885584131729977605/posts/default/2043815214563466108'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sanarist.blogspot.com/2009/10/star-trek-dark-knight-ve-fight-club.html' title='Star Trek, Dark Knight, ve Fight Club Yazarlarından Tavsiyeler'/><author><name>gezgin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01531626404470487680</uri><email>gezgingezdi@hotmail.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='10383105451834643165'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-885584131729977605.post-4356989043394852627</id><published>2009-10-02T13:48:00.004+03:00</published><updated>2009-10-02T14:28:37.908+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kış masalı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='haneler'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='aşk memuru'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ezel'/><title type='text'>ÇGHB vs. Haneler ve Başka Şeyler</title><content type='html'>"&lt;strong&gt;Çok Güzel Hareketler Bunlar&lt;/strong&gt;"ı pek sevmediğimi söylemiştim. Her ne kadar artık skeçler, ilk zamankiler kadar kötü olmasa da, seyrederken hep bir amatörlük hissediyorsunuz. Bu amatörlük, programın ortalama seyircisinin pek gözüne batmıyor, zira onlar da oyuncularla benzer yaşlardalar. Ama tiyatro sahnesinde Zeki-Metinleri, Levent Kırcaları, Ferhan Şensoyları görmeye alışmış gözlere batan şeylerin sayısı daha fazla oluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Buna karşılık "&lt;strong&gt;Haneler&lt;/strong&gt;" hem skeçlerin kalitesi hem de oyunculuk açısından çok daha tatmin edici. Son zamanların en iyi genç oyuncuları, tam anlamıyla karşılıklı olarak döktürüyorlar. &lt;strong&gt;Yaban &lt;/strong&gt;karakteri özellikle dikkat çekici. Bu &lt;strong&gt;Kadir İnanır &lt;/strong&gt;parodisi, yetmişli yıllardan beri hayatımızda ve filmlerde ne kadar çok şeyin değiştiğini, çok güzel ortaya koyuyor. Skeçler biraz daha kısa olsa çok daha eğlenceli olacaklar, ama "sündürme"nin bir TV sanatı olduğu memleketimizde, daha fazlasını beklememek lazım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* * *&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aşağıda "&lt;strong&gt;Kış Masalı&lt;/strong&gt;" dizisinden hoşlandığımı söylemiştim. Ama üçüncü haftasında Total'de 11., AB'de 6. olmuş. Oysa "&lt;strong&gt;Ezel&lt;/strong&gt;" daha birinci bölümünde, Total'de 2., AB'de ise 1. olmuş. Başka bir çok faktörün (örn. başrol oyuncuları) yanı sıra ben bu durumun, Ezel'de ana hikayeye erken girilmesinden kaynaklandığını düşünüyorum. "&lt;strong&gt;Kış Masalı&lt;/strong&gt;"nda 3. bölümde olmamıza karşın hala ana çatışma başlamış değil, sadece emareleri var ortada. "&lt;strong&gt;Ezel&lt;/strong&gt;" ise dakika bir, gol bir ana çatışmayı kurmuş, karakterleri tanıtmuş, hikayenin nereye gideceğini göstermiş durumda. Ayrıca "&lt;strong&gt;Kış Masalı&lt;/strong&gt;" aynı deli kızı seven farklı kültürlerden gelen zengin iki gencin çatışması şeklindeki orta şiddette bir hikaye anlatacak gibi dururken "&lt;strong&gt;Ezel&lt;/strong&gt;" &lt;strong&gt;aşk, ihanet &lt;/strong&gt;ve &lt;strong&gt;intikam &lt;/strong&gt;gibi çok daha şiddetli duyguları işleyeceğini göstermiş bulunuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bence bu durum, Türk seyircisinin, incelikli hikaye örgüleri ve orta şiddet duygular yerine, basit ama güçlü duygları işleyen klasik hikayeleri (bir başka örnek de "&lt;strong&gt;Aşk-ı Memnu&lt;/strong&gt;") tercih ettiğinin bir örneğini daha teşkil ediyor. Yine de belli olmaz, "&lt;strong&gt;Kış Masalı&lt;/strong&gt;" gelecek bölümde hikayeye damardan girerse, reytinglerini yükseltebilir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/885584131729977605-4356989043394852627?l=sanarist.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sanarist.blogspot.com/feeds/4356989043394852627/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=885584131729977605&amp;postID=4356989043394852627&amp;isPopup=true' title='7 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/885584131729977605/posts/default/4356989043394852627'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/885584131729977605/posts/default/4356989043394852627'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sanarist.blogspot.com/2009/10/cghb-vs-haneler.html' title='ÇGHB vs. Haneler ve Başka Şeyler'/><author><name>gezgin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01531626404470487680</uri><email>gezgingezdi@hotmail.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='10383105451834643165'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>7</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-885584131729977605.post-131292796190451903</id><published>2009-09-27T02:11:00.003+03:00</published><updated>2009-09-27T02:50:05.335+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Canon 7D'/><title type='text'>Canon 7D - Video Örneği 2</title><content type='html'>&lt;object width="400" height="225"&gt;&lt;param name="allowfullscreen" value="true"&gt;&lt;param name="allowscriptaccess" value="always"&gt;&lt;param name="movie" value="http://vimeo.com/moogaloop.swf?clip_id=6759220&amp;amp;server=vimeo.com&amp;amp;show_title=1&amp;amp;show_byline=1&amp;amp;show_portrait=0&amp;amp;color=&amp;amp;fullscreen=1"&gt;&lt;embed src="http://vimeo.com/moogaloop.swf?clip_id=6759220&amp;amp;server=vimeo.com&amp;amp;show_title=1&amp;amp;show_byline=1&amp;amp;show_portrait=0&amp;amp;color=&amp;amp;fullscreen=1" type="application/x-shockwave-flash" allowfullscreen="true" allowscriptaccess="always" width="400" height="225"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;p&gt;&lt;a href="http://vimeo.com/6759220"&gt;Canon 7D movie - Another night in Beijing&lt;/a&gt; from &lt;a href="http://vimeo.com/user331735"&gt;Dan Chung&lt;/a&gt; on &lt;a href="http://vimeo.com/"&gt;Vimeo&lt;/a&gt;.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Burada kullanılan Canon 7D, deneme modeli değil, gerçekten mağazada satılan bir makine. Gece çekimlerindeki siyahların grensizliği ve renklerin canlılığı dikkat çekici. &lt;strong&gt;&lt;a href="http://philipbloom.co.uk/2009/09/15/using-a-monitor-on-the-7d-is-much-better-than-with-the-5dmkii/"&gt;Philip Bloom&lt;/a&gt;&lt;/strong&gt;'a göre Canon 7D'ye harici bir monitör bağlayabiliyorsunuz ve bu esnada HD çekmeye devam edebiliyorsunuz - MarkII'de ise monitör bağlanınca çekim kalitesi SD'ye düşüyor. 7D'de aldığınız harici görüntü HD değil, ama bu çok önemli birşey değil, özellikle de kameranın LCD ekranının sabit olduğu düşünülürse.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;* * *&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İnsan merak ediyor:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;4:2:2 ya da düpedüz 4:4:4 intraframe çeken DSLR'ler ne zaman çıkacak diye. Geçen sene böyle bir fikir aklımıza bile gelmezken şimdi iple çekiyoruz, henüz tasarımı bile yapılmamış kameraları. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bağımsız sinemacıların eline gerçekten çok büyük bir koz geçti, bu fotoğraf makinalarıyla. Umarım hakkını verirler. &lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/885584131729977605-131292796190451903?l=sanarist.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sanarist.blogspot.com/feeds/131292796190451903/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=885584131729977605&amp;postID=131292796190451903&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/885584131729977605/posts/default/131292796190451903'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/885584131729977605/posts/default/131292796190451903'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sanarist.blogspot.com/2009/09/canon-7d-video-ornegi-2.html' title='Canon 7D - Video Örneği 2'/><author><name>gezgin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01531626404470487680</uri><email>gezgingezdi@hotmail.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='10383105451834643165'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>1</thr:total></entry></feed>