tag:blogger.com,1999:blog-86479671851080360502009-02-21T19:00:09.430+02:00DELİ PROFESÖR VE ZINDIK EZMELERİLütfen minicik biricik ufacık küçücük,kan ve vahşet dolu B filmlerimizi sahiplenelim.Sahipleyenmeyenleri yağlı kazığa oturtalım.Deli Profesörhttp://www.blogger.com/profile/12530653004428220435noreply@blogger.comBlogger199125tag:blogger.com,1999:blog-8647967185108036050.post-82717302168926427752008-12-11T16:26:00.005+02:002008-12-11T17:32:25.310+02:00Geldin Geldin, Gelmedin Kaybettin<center><embed src="http://www.clocklink.com/clocks/9001e-red.swf?TimeZone=Turkey_Istanbul&Target=2008,12,18,16,23,59&Title=RSS%20m%C3%BChleti&Message=&" wmode="transparent" type="application/x-shockwave-flash" height="20" width="320"></embed></center><br /><br /><span style="font-family:verdana;">Yukarıdaki sayacı görüyor olmalısınız. Görmeme ihtimalinizi varsayarlıktan gelip, işinizi sizin şansınıza bırakmanıza engel olmak için şu an bilgisayarınızın sağ alt köşesindeki saate çift tıklayıp, saatle tarihe baktıktan sonra (Yaklaşık olarak 11 Aralık 2008 - 16:23'e tekabül etmekte) bunun üzerine 7 gün eklemenizi istiyorum. Bu süre RSS'imi </span><a style="font-family: verdana;" href="http://feeds.feedburner.com/deliprofesor">http://feeds.feedburner.com/deliprofesor</a><span style="font-family:verdana;"> adresinden değil de, </span><br /><br /><a style="font-family: verdana;" href="http://www.deliprofesor.com/feeds/posts/default">http://www.deliprofesor.com/feeds/posts/default</a><span style="font-family:verdana;"> , </span><br /><a style="font-family: verdana;" href="http://www.deliprofesor.com/feeds/posts/default?alt=rss">http://www.deliprofesor.com/feeds/posts/default?alt=rss</a><span style="font-family:verdana;"> , </span><a style="font-family: verdana;" href="http://www.deliprofesor.com/rss.xml">http://www.deliprofesor.com/rss.xml</a><span style="font-family:verdana;"><br /><br />gibi Blogger'ın kendi altyapısından verdiği adreslerden takip edenler için. Almanya'dan evladım geliyor efendim. Lütfen apartumanımı terkediniz ve </span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >derhal <a href="http://feeds.feedburner.com/deliprofesor">http://feeds.feedburner.com/deliprofesor</a> adresinde size tahsis ettiğim kral suitine taşınınız</span><span style="font-family:verdana;">. Kimse saklanmaya, gizlenmeye, Deprem Dede'nin tatbikat yöntemleriyle sıra altlarına çömerek görmezlikten gelmeye çalışmasın. Hani şimdi ben buradan kalkıp, isim verip kimseyi rencide etmek istemiyorum, ama Google Reader veya başka RSS takipçilerine vakti zamanında Deli Profesör, www.deliprofesor.com yazarak RSS'imi ekleyen </span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >yaklaşık 110 okuyucu Feedburner harici RSS adreslerimden takibe geçmiş beni</span><span style="font-family:verdana;">. Sizi çok geç buldum sevgili okuyucular, ama yanlış yerlerde buldum. Siz Blogger dahilisi dandik RSS takip adreslerine layık değilsiniz. 7 gün içinde bunu telafi edebileceğimizi düşünüyorum. Zira site altyapı değişikliklerine gidiyor ve 8. gün ben değiştirsem dediğinizde bişey farketmez, değiştirebilirsiniz, ama biliyorum ki 7 gün içinde değiştirmeye üşenen adam 8. gün buralarda yeller estiği zaman hatırlar mı? 7 ila 10 gün içinde ayrıntıları öğreneceksiniz sevgili okur, ama ben kalkıp da eski RSS okuyucu sayımdan 1 eksik gördüm mü, bomboş sinema koltuklarına oynuyor gibi hissiyata kapılırsam, günlerce altyapı değişikliklerine verdiğim emekleri hiçe sayar, diğer seyircileri de kovar, bu oyunu oynamam. Vaktinde sizinle bir sadakat anlaşmasına varmışız, bu bayram da siz sakatat anlaşmalarınızı yapıp, kurbanlarınızı kesmiş olmalısınız. Monitörünü yeni açıp da, yazının bundan önceki kısmını göremeyen okuyucular için daha öz bi şekilde aktarmak boynumun borcudur :</span><br /><br /><span style="font-family:verdana;">- Beni RSS okuyucusunun içinde bir parçası olarak gören yaklaşık 230 okuyucu var.</span><br /><span style="font-family:verdana;">- </span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >Bunların yaklaşık 120'si Feedburner RSS adresimi kullandığı için problem yok (Yani http://feeds.feedburner.com/deliprofesor)</span><br /><br /><span style="font-family:verdana;"> Fakat;</span><br /><span style="font-family:verdana;">- </span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >http://www.deliprofesor.com/feeds/posts/default</span><br /><span style="font-family:verdana;">- </span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >http://www.deliprofesor.com/feeds/posts/default?alt=rss</span><br /><span style="font-family:verdana;">- </span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >http://www.deliprofesor.com/rss.xml</span><br /><span style="font-family:verdana;"> adreslerimle RSS kutusunu şenlendirip, beni şu taşıma aşamasında gazap üzümü gibi tam şaraplık kıvama getiren 110 tane kazık kadar adam var. Ben mi öğretecem kardeşim. Bu saydığım 3 adresi bırakın, </span><a style="font-family: verdana;" href="http://feeds.feedburner.com/deliprofesor"><span style="font-weight: bold;">http://feeds.feedburner.com/deliprofesor</span></a><span style="font-family:verdana;"> adresine geçin. Bi yeriniz eksilmez ki. İki saattir inat ediyorsunuz. Dilimde tüyleri bitirdiniz. Yok yani, adresler kalkıyo gidiyo ondan sonra nereden bulacam sizi tek tek. Şu an geri dönmedim varsayın. 10 gün sonra geri döndüğümde şaşırmış gibi yapacaksınız.</span><div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8647967185108036050-8271730216892642775?l=www.deliprofesor.com'/></div>Deli Profesörhttp://www.blogger.com/profile/12530653004428220435noreply@blogger.com13tag:blogger.com,1999:blog-8647967185108036050.post-63312650068679698142008-11-08T20:37:00.011+02:002008-11-08T23:28:10.662+02:00Barak Havası?<a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_rx6LLl6oeKg/SRXwe0DOr8I/AAAAAAAACXo/WIlO2YPAl5I/s1600-h/barak_havasi_ve_van_gogh.jpg"><img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 320px; height: 270px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_rx6LLl6oeKg/SRXwe0DOr8I/AAAAAAAACXo/WIlO2YPAl5I/s320/barak_havasi_ve_van_gogh.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5266379751438593986" border="0" /></a><span style="font-family:verdana;">Başlığı gördüğünüz an beyninize iliştiğini hissettiğiniz 100 parmak darbesinin nöronlarınızı coşturum etkisiyle konunun </span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >Barack Obama</span><span style="font-family:verdana;"> ile bi bağlantısı olduğunu, başlıkta </span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >yazım yanlışı</span><span style="font-family:verdana;"> </span><span style="font-family:verdana;"> olduğunu veyahut da ihtimaller dahilinde bir </span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >Obama hicvi</span><span style="font-family:verdana;"> olduğunu </span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >düşünebilir - sanabilirsiniz</span><span style="font-family:verdana;">. Fakat kabul edin, sizi ormandaki 10 Prison Break şaşırtıcılığında <span style="font-weight: bold;">ters</span> </span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >köşeye yatırdım</span><span style="font-family:verdana;">. Siz diğer konuya doğru yönlenirken "</span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >Bir Amerikan Başkanı olarak Obama</span><span style="font-family:verdana;">"yla ilgili 1-2 fikrimi belirtmek isterim. Dünya küreselleşiyor diyorlar lan, </span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >küreselleşme mi kalmış allasen</span><span style="font-family:verdana;"> sevgili okur? Dünya yusyuvarlak, tostoparlak bişey olmuş. İnsanlar zaten hep öyleydi de, globallaşım evresinde pek de kasıntıya maruz kalmadılar. Bakınız, dünyanın diğer ucundaki insanlar Obama'nın gelmesine, Amerika'lılardan bile daha fazla seviniyor. Amerika cidden de tek başına dünya gibi bişey. Ya da dünyanın diğer ülkelerinin Amerika'nın kasabası, köyü, ilçesi olduğunu söylesem yalan olmaz. Ülkelerinin bayraklarını da</span><a style="font-family: verdana;" href="http://www.crwflags.com/fotw/images/f/fic-frea.gif"> şöyle değiştirmeleri lazım</a><span style="font-family:verdana;">. </span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >United States of Earth</span><span style="font-family:verdana;">. Kulağa güzel geliyor vallaha. Bi de bundan önce ne kadar beyaz adam varsa (Clinton hariç) </span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >cinsel hayattaki iktidarsızlığının acısını masum sivillerden</span><span style="font-family:verdana;"> çıkarıyordu. Bu garip bi olgudur, ama maalesef öyle. Ç.kü büyük olan, Clinton gibi saksafonlarla uğraşırken, küçük olan ise iktidar savaşını insanların kanını, canını alarak verir. Bana göre vücudun ırzına geçmek, ruhların ırzına geçmekten çok çok iyidir. </span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >Babafingosu küçük olan zenci ne gördüm, ne de duydum</span><span style="font-family:verdana;">. Bu da demektir ki Obama iktidar süresince daha adam akıllı işlerle uğraşacak. Kendini daha bi maneviyata verecek. Dünya bu adamın iktidarının gücüne bakıyor şimdi, zaman neler gösterir bilinmez. Barack Obama o dalgayla büyük ihtimalle "</span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >Amerikan Rüyası</span><span style="font-family:verdana;">" </span> "<span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >tabirini daha ileri bir seviyeye taşıyarak Amerikan Fantezisi, Amerikan Derin Boğazı</span><span style="font-family:verdana;">" haline getirecek. 50'sinden sonra yapamaz demeyin, kütür kütür de yapar.</span><br /><br /><span style="font-family:verdana;">Ne yalan söyliyim Barack Obama benim açımdan hiç de hayırlara vesile olmadı. Evet, birazdan anlatacağım konunun başkanın isminden </span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >serbest çağrışımla aklıma geldi</span><span style="font-family:verdana;">ğini söyleyebilirim. Ama ne yazık ki geçmişle yüzleştiğimde bu çağrışım beni Ay'ın karanlık yüzüne doğru götürdü, ama bileti "One Way" olarak verdiği için yaban ellerde kaldım da dönendim durdum. Bu müzik türünü ilk dinlediğimde zihnimde yakın zamanlardan bi film afişi canlandı. Bu film sinemada oynamıştı ama şu an aklıma ne yazık ki gelmiyor. Niye gelmediğini de söyleyeceğim. Afişte "</span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >Bazı sesler vardır, duymak istemeyeceğiniz.</span><span style="font-family:verdana;">" yazıyordu. Be gerizekalı Hollywood ahalisi, sorarım size, hangi Ademoğlu/Havvakızı duymak istemeyeceği bir sesi duymak üzere sinemaya tiko 20 kağıt bayılır? İnsanlarımız duymak istediği sesleri bile mp3le indirirken bu halkımıza reva mıdır? Şayet mevzubahis film dünya çapında da aynı sloganla gösterildiyse gişede 2-3 yapmıştır. Yanlış anlamayın sevgili okurlar. Milyon değil, tane.</span><br /><br /><span style="font-family:verdana;">Ama şundan emin olmanızı isterdim. Şayet insanları duymak istemeyecği bi sesle tehdit edip onca emekle çektiğim filmden uzak tutmak isteseydim filmin soundtracklerini ve efektlerini komple </span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >Barak Havası</span><span style="font-family:verdana;">ndan oluştururdum. Şu sanatçı veya bu şarkıcı diyip spesifik zorlamalarda bulunmuyorum dikkat ederseniz. </span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >Genel olarak</span><span style="font-family:verdana;"> Barak Havası diyorum. Ne müzikler dinledim, ne türler duydum ama ruhum üzerine yemin ederim ki böyle ıstıraplı, böyle sayko bişey görmedim ve tahmin edeceğiniz üzere tamamen Türk mamulü.</span><br /><br /><span style="font-family:verdana;">Tanışma hikayemizi anlatayım. Delinin deliyi bulması dakikayı almaz ya hani, o yüzden etrafımdaki insanlar da ekseriyetle benim gibi manyak oluyorlar. İlla ki bi yerlerinden bi manyaklık çıktı çıkacak. Korkuyorum yani, yaklaşamıyorum. Macera filmi gibi, bi atraksiyon bitmeden diğeri başlıyor. Hatta bi yerden sonra tanımadığım insanlara da sanki benden bişeyler bulaşıyor. Mesela bu sabah arabayla dükkana doğru giderken bi motosiklet üzerinde </span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >yobaz sakal modelli bi adam</span><span style="font-family:verdana;"> gördüm. Adam motosikleti tek elle sürüp, </span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >diğer elini de dizinin yanından uzatmış, göstere göstere tespih çekiyordu</span><span style="font-family:verdana;">. "Hay senin sakalını s.keyim emmi" dedim. İbadetin de bu kadar gösterişi olmaz artık. Herif bi yandan Scooter sürüp bi yandan günlük tapınma ihtiyacını karşılıyor. Bundan daha havalı bi ibadet şekli de altında </span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >Amerikan denyolarının bolca rağbet ettiği motosiklet türü Chopper</span><span style="font-family:verdana;"> ile</span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" > tespih çekme</span><span style="font-family:verdana;"> olurdu sanırım. İşte yurdum insanı böyle, hep bi patlama halinde. İnternette o kadar şey görüp, ağzım açılıp, g.tüm tavana vursa dahi, sokaklara çıktığım zaman internet mizahını bile kat be kat katlayan adamlar görüyorum.</span><br /><br /><span style="font-family:verdana;">Dükkandaki eleman da Barak Havası çok severmiş. "Limewire'dan bi Barak Havası indir de kendime geleyim." dediydi. İsminin cinsel uzuv çağrışımı taşıması sebebiyle muzır bi çocuk ruhuyla indirdim tabi ki. Lakin müziği açtığımda işin rengi acayip bi şekilde değişti. Ağır tempoda giden bi bağlama solosundan sonra solistimiz müziğe böğürerek giriyordu. Öyle hızlı bi şekilde böğürüyor ki anlamak için </span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >kulağınızı hoparlörün deliklerinin içine sokup o basınçla gelen bütün tozları yiyip</span><span style="font-family:verdana;">, </span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >sonra kulağınızı yıkattıktan sonra tekrar aynı yere dayamanız gerekiyor</span><span style="font-family:verdana;"> : "Amaan ben öldüüüüüm oy oy, ölesin geliiiiin, mezarlara düşesiiiiin, kimse ziyaret etmesiiiiiin, aman Muhammet Muhammet oy oy, kimse gelmesiiiiin dertleeer bulasııııın, kör olasıııın."</span><br /><br /><span style="font-family:verdana;">Önüme 100 tane Adana kabadayısı dizilip dövse daha az ürkerdim. Ya da ne biliyim gaspçı gelip cüzdanımı telefonumu istese verir, kurtulurdum. Bu, ruhumun derinliklerine işledi. Sırf beddua ve anlaşılmaz böğürtülerden oluşan müzik nasıl bi saykoluktur böyle? Bana herhangi bi Türkçe müzik türü söyleyin, onu alıp yaklaşık olarak benzer bi metal veya rock alt türüyle eşleştirebilirim. </span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >Doom Metal mesela Arabesk'in gavur versiyonu</span><span style="font-family:verdana;">, ikisinde ayrı bi keder hali ve isyan türünde lirikler var. Blues'u da arabeske benzetebiliriz. sonuçta ikisi de ezilenlerin, varoşların müziği olarak kabul edilebilir. Arka plandaki çalgıları yavaş planda giden ve solisti son derece yüksek sesle, t*şakları g.tüne kaçarcasına beddua eden bir tür? </span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >Caniliğin ve ruh hastalığının son aşaması olmuş dejenere Grind-gore türüyle dahi eş tutamıyorum</span><span style="font-family:verdana;">. Sonuçta Grind-gore her yönüyle hayvan gibi olan, ve bunu düstur olarak insanlara skerte bağırta kabul ettiren bi tür. Lakin gelgelelim Barak Havası'na, ağır müzik temposu ve</span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" > saniyede 1000 beddua edebilen yüksek kapasiteli şarkıcılarıyla son derece evlerden ırak olası bi tür</span><span style="font-family:verdana;">. Gaziantep'in Barak Ovalarından çıkmış sanırım. Ben böyle çorak topraklardan çıkmış müziğin hanuna goyim afedersiniz ama. Hani sorunları olan adamlar başkalarıyla uğraşırmış ya, bu da o hesap. Tarlalardan, ovalardan hasatları alamayan köylü, gelin-kaynana, akraba ve kendisi de dahil ne kadar canlı varsa hepsine beddua etmeyi uygun bulmuş.</span><br /><br /><span style="font-family:verdana;">Hiçbirinizi bu zihinsel ve ruhsal çöküntüye müdahil olmaya zorlamıyorum. Ama biliyorsunuz ki, artık işin içindesiniz ve illa ki aşağıya koyduğum müzikle taze (Ne kadar taze olduğu tartışılır) bir başlangıç yapacaksınız. Yeni bir şey keşfetmenin heyecanıyla belki, belki de dünyadaki tüm türlere vakıf olma adına bi girişim olacak bu, ama </span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >dinlediğiniz ve işitme organınızın olduğu güne lanet edeceksiniz</span><span style="font-family:verdana;">. Resmen rakı gibi lan. Hani elin gavuru votkayı viskiyi içer de sert içki sanır, sonra rakıda afallar ya, bu da Grind-gore'un üstüne öyle bi duş etkisi yapıyor. İlla dinleyecekseniz ya açık havada ya da</span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" > gerizekalı emoların uğrak yeri olan Starbucks türü yerlerde dinleyin</span><span style="font-family:verdana;">. Zira, bu türün bulunduğu ortamdan bi daha uğramamak üzere </span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >beti bereketi kaçırdığına emin olabilirsiniz</span><span style="font-family:verdana;">. Dünya çapında modern savaş çanları çalarken daha yeni yeni keşfedilen bu hava türünün birincil kitle imha silahı olacağı görüşündeyim, ki atom bombasından bile daha uzun süre etkili. Ayrıca herkes Barack'a oyları güvenip verdi. Amerika'ya ne kadar iyi adam getirirsen getir, bi yerden sonra şerefsizleşir ya, inşallah gün gelir de halkı bu türkülerle inletmez. Piyasalarda Barak Havası esmişmiş. Göreceksiniz Barak Havası'nı.</span><br /><br /><center><embed classname="audio-player-embed" type="application/x-shockwave-flash" src="http://muzik.deliprofesor.com/player/player.swf" allowscriptaccess="always" quality="best" bgcolor="#ffffff" wmode="transparent" flashvars="playerID=3514&bg=0xf8f8f8&leftbg=0xeeeeee&lefticon=0x666666&rightbg=0xcccccc&rightbghover=0x999999&righticon=0x666666&righticonhover=0xffffff&text=0x666666&slider=0x666666&track=0xFFFFFF&border=0x666666&loader=0x9FFFB8&soundFile=http://muzik.deliprofesor.com/content/barakhavasi.mp3" pluginspage="http://www.macromedia.com/go/getflashplayer" width="350" height="27"></embed></center><br /><br /><span style="font-size:85%;"><span style="font-family:courier new;">Yazı bittiğinde "Kocani Orkestar - Eleno Mome" çalıyordu.</span></span><div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8647967185108036050-6331265006867969814?l=www.deliprofesor.com'/></div>Deli Profesörhttp://www.blogger.com/profile/12530653004428220435noreply@blogger.com13tag:blogger.com,1999:blog-8647967185108036050.post-78799221066081035992008-10-18T10:33:00.013+03:002008-10-28T17:23:00.640+02:00İlk Tıraşta Aşk - Gillette Fusion Power Phenom<a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_rx6LLl6oeKg/SQcuOfslMUI/AAAAAAAACWg/oZzxCUr2DXA/s1600-h/tiras_kesikleri.jpg"><img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 315px; height: 320px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_rx6LLl6oeKg/SQcuOfslMUI/AAAAAAAACWg/oZzxCUr2DXA/s320/tiras_kesikleri.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5262225516167246146" border="0" /></a><span style="font-family:verdana;">Dünyadaki terapi niteliği taşıyan ne kadar sakinleştirici eylem varsa neredeyse hepsi erkeklere özgüdür ve buna rağmen </span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >sağıma baktığımda 1, soluma baktığımda ise 3 tane baltazar tipli, hapishane kaçkını ve çoğu zaman da tipsizlikten 10 yıl yiyecek denli öfkelilik halinde testesteron adamlar</span><span style="font-family:verdana;"> görebiliyorum. Öfkenin sebebini irdelemek gerekirse bu denli çok terapi nitelikli aktivite arasından hepsini yapmak isteyip, çoğunu yapamadıkları için deliriyor olabilirler. Bakınız, mesela kadınların oldukça sınırlıdır, bilemiyorum, belki de onların dünyasına giremediğim için böyle gözüküyor. Sonuçta </span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >Mel Gibson</span><span style="font-family:verdana;">'ın bi filmi vardı (</span><a style="font-family: verdana;" href="http://www.imdb.com/title/tt0207201/">What Women Want</a><span style="font-family:verdana;">), ordaki gibi kadın elbiseleri giyip sonra da suya fön makinesini koyup elektrikle çarpılma suretiyle onların içinden düşündüklerini duyabilme yetisini kazanmayı da hiç istemem. Mel Gibson'ı da görüyorsunuz zaten, o tür rollerden sonra tırlattı, bir daha dönmemek üzere hristiyanlık harici tüm dinleri kötüleyerek bi nevi kendini affettirme amaçlı misyoner filmler çekmeye başladı.</span><br /><br /><span style="font-family:verdana;">Eğer dikkat ederseniz kadınların en önemli rahatlama kozları </span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >ikincil olarak dedikodu ve birincil olarak bulaşık yıkamak</span><span style="font-family:verdana;">tır. Ve tekrar dikkat ederseniz aklı selim erkeklerin bu yöntemleri de terapi listesine kattığını görebilirsiniz. Özellikle bulaşık yıkayan herhangi bi insan evladı, o sırada duyduğu </span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >rahatlama bağımlılıklı</span><span style="font-family:verdana;"> bu aktivitesini belirli periyotlarla devam ettirir. İnsanlık olarak yalnız başımıza bişeyler yapsak dahi kızların ilgisini çekmek için uzaklara dalıp giden gizemli erkek modelinden kaçınmıyoruz, bulaşık yıkarken bile. </span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >Bize kalsa herşey film gibi</span><span style="font-family:verdana;"> lan. Hani Yeşilçam filmlerinde olurdu ya, </span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >biçki dikiş kursuna gireceğini sanarken kadrolu hayat kadınına dönüşen insanlar</span><span style="font-family:verdana;">. Bir süre bu buğunun içinde "Nasıl olsa paramı kazanıyorum lan." diyerek oldukça yanlış temaslarda (Diplomatik ilişki sanki ha, yanlış temasmış) bulunan kadın karakterimiz, bir gün bulunduğumuz ortamdan iğrenmenin en klasik yöntemi olan "</span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >Ölü köpek düşünüm bazlı hareket</span><span style="font-family:verdana;">"i gerçekleştirir ve ağlaya ağlaya eve koştururdu. Sonra banyo sekansına geçtiğinde kadının ağlaya ağlaya üstüne tasla suyu boca ettiğini ve tövbekar (kendisine göre arınmış, günah çıkartmış) olduğunu görürdük. Buna bi nevi </span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >metaforlarla arınma</span><span style="font-family:verdana;"> diyebiliriz. İşte bu denli manyaklıklarla büyüyen nesiller, ya da sonradan Yeşilçam manyaklıklarına maruz kalan sonraki jenerasyonlar </span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >2 boy abdestiyle günahlarından arınmaya, bi duvar yanında görmediği adamlara sırlarını anlatarak günah çıkarmaya kalkıştılar</span><span style="font-family:verdana;">.</span><br /><br /><span style="font-family:verdana;">Bulaşık yıkamak bunlara göre çok daha samimi. Çünkü bir insanın herhangi bi anda evde verdiği ziyafetin ertesi gün ceremesini çekmek üzere istemeye istemeye o bulaşık süngerine gider eli. </span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >Normal bulaşıklar dedikodu, yalan söyleme gibi ufak günahları arındırırken, olay tencere tavaya geldiğinde işler kızışır</span><span style="font-family:verdana;">. Artık geri dönülmesi oldukça zor bi günahmışçasına çitiler, çitileriz ve üstündeki kurumuş pislikler çıkmaya başladıkça gerizekalı bi mutluluğa bürünürüz. Lakin bakınız, o tavanın içine gözlerinizi pörtletmek suretiyle baktığınızda ufak çiziklerin oluştuğunu görmeniz oldukça mümkündür. İstediğiniz kadar yaptığınız basit olgulara anlam yükleyin, bi şekilde pürüz çıkar. Sen git "Arka taraf bomboş" diye otobüste seni sıkboğaz eden adamı bıçakla, ondan sonra bi süngerle affol, iyi valla.</span><br /><br /><span style="font-family:verdana;">Erkeklerin aktiviteleri oldukça fazla olmasına rağmen, bazıları çok çok daha el üstündedir. Tabi bu biz baltalara kalsa "</span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >Üşengeçlikten ötürü hiçbiriyle ilgilenme</span><span style="font-family:verdana;">" şeklinde özetlenebilir. Ama </span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >vücudunun yüzde 70'i su yerine kıldan oluşan bi yaratık ne yazık ki koyveremez</span><span style="font-family:verdana;">. Biraz haksızlık ettiğimi farkettim esasında. Şayet biz bezginsek bunun tek sebebi vücüdümüzün dört bi yanından pörtleyen kılların enerjimizi emmesidir. Basketçiler enerji kaybetmemek amacıyla bacak, kol, Allah ne verdiyse bütün kılları alır ve gariptir ki herşeyde artistlik yapan ve </span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >ataerkil olduğunu sanan hanımköylü toplumumuzda bu oldukça doğal karşılanmaktadır</span><span style="font-family:verdana;">. Lakin bakınız, ben bu biraz önce bahsettiğim sebepten eylemi icra etmeye kalksam "Dağlar seni delik delik deleriiim aman aman" türküsünde de belirtildiği gibi içinden çıkılması güç durumlarda kalırım. Ne mutlu ki toplumumuz en azından belli bölgelerimizin kıllardan arındırılması görüşünde. Göz görmeyince gönül katlanır bittabi. Aşağı lokasyonda estetik bir kaygımız olmadığından ötürü herhangi bir tıraş bıçağıyla haşır huşur kesebiliriz. Lakin gelecekteki amacınız Alessandra Ambrosio gibi bi hatunu tav etmekse bizim eski sokakta bolca gördüğüm, o dönemlerde </span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >kabuslarımda prime time oynayan Ramo gibi olmamalısınız</span><span style="font-family:verdana;">. Buradan tüm Türk halkına yemin ediyorum, adamın gözleri hariç her yerini kıl bürümüştü. Göz çevresi demiyorum dikkat ettiyseniz. Göz torbaları bile kıllıydı. </span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >Gözünü kıl bürümek</span><span style="font-family:verdana;"> eyleminin bu adamda hayata geçmemiş olduğuna bolca şaşırdım bu yüzden de. Ben ki, enerjisi düşük bir insan olmamı bu denli kıllı olmama bağlarken, o adamı sürekli ayakta dolaşırken görüyor ve akabinde </span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >dart yemiş düldül gibi şaşırıyordum</span><span style="font-family:verdana;">. Bilemem, belki de adam kendini hayattan izole etmek istediği için adaptasyonla bu denli kıllı bi hale geldi ya da eskiden yakışıklıydı ama Ambrosio gibi birini ayarlayınca saldı kendini.</span><br /><br /><span style="font-family:verdana;">Bu tıraş olayını her ne kadar terapi olarak düşünsem de 2 aylık bir rutinle uğraştığımı itiraf etmeliyim. Tabi bu süre zarfında da en az</span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" > ormanda kırk Okan Bayülgen neandartali gücünde</span><span style="font-family:verdana;"> olabiliyorum. Yeni programına başlıyor, artık bi şekilde saçı sakalı toplamıştır diye düşünürken bir de ne göreyim. Ben evrimin ileri işleyeceğini sanarken sevgili Okan maymun maskesiyle (Belki de maske değildi kendi kafasıydı) ortada deliler gibi raks etmekteydi. Programının logosu da bi maymundu. E bu adam </span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >genel olarak günümüzün erkek modasını belirlemiyor mu</span><span style="font-family:verdana;">? O zaman yeni moda maymunluk ve kıllılık gibi bişey olacak. Ama ben en az Amerika'nın 1 dolarının "In God We Trust" sözleriyle tanrıya güvendiği gibi burnunu her bi halta sokan İsviçre'li bilim adamlarının "</span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >Kadınlar yumurta gibi erkekler sever</span><span style="font-family:verdana;">" sözüne güveniyorum. Sonuçta düşünün, bi kadın hoşlandığını yavuklusunun yüzünü hissederek öpemeyip, bir kıl yumağıyla temas ettiğini düşündükten sonra niye onunla çıksın ki? Gider en hasım kedisinin elindeki örgü yumağını alır, onu öper saatlerce.</span><br /><br /><span style="font-family:verdana;">Tıraş olma periyodumu bu denli uzun tutmamın sebebinden hala bahsedememişim. Evet efendim, ben yaklaşık 14-15 yaşında iken bıyıkları terlemiş bi oğlan olup, yaklaşık 4-5 yıldır tıraş olmama rağmen </span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >20 yaşımda hala suratımı paramparça etmekteyim</span><span style="font-family:verdana;">. İddia ederim ki, </span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >Frankenstein'ın yamalı suratı bile benim "Tıraş" isimli harbimden çıktıktan sonraki halimden daha az Türkiye'nin karasal haritasına benzemektedir</span><span style="font-family:verdana;">. İnanmazsınız, geçenlerde tıraş olduğumda suratımın sadece 2 kısmını parçaladım diye koskoca İsa'nın doğumu kabul edilen miladı alıp, bu tarihi taşıdım fütursuzca. Scarface'in neresi yaralı ki lan? Gelsin beni görsün Al Pacino.</span><br /><br /><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >Ruhum ve suratım örselendi sevgili okurlar</span><span style="font-family:verdana;">. Gençliğimin baharında suratıma jilet vurmaya korktum. </span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >Hatunların yanında Kurabiye Canavarı gibi dolaştım her daim</span><span style="font-family:verdana;">. Her yanlış yöne giden ilişkilerde de hayat muhasebesi yaparken hesapta hep yanlış tıraş bıçağı kullandığım gerçeğini atladım, belki de gerçeklerden kaçtım. Bilirsiniz ki, </span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >her Amerikan filminde bir kısımda illa ki Amerika bayrağı gözükür ve o anda bi şekilde uyuyan, yanlış yollara sapmış olan adamlar uykularından uyanır</span><span style="font-family:verdana;">, Amerikan Gerçeği'ni farkederler. İşte benimki de tam anlamıyla böyle bi deneyim oldu. İnsanların hayatına çıkan belli olaylar, belli şeyleri tetiklemek için oluşurmuş ya, meğersem benim blog yazma olayım da aslında uyanışımın başlangıcıymış. "O kadar blog yazdım, bi faidesini göremedim uleyyn." dediğim anda Gillette uzaklardan ekmeğini tavuğun camdaki buharına banıp o şekilde fanteziler kuran bir fukaraya tavuğu veren işletmeci gibi hayallerimi gerçek eyledi. Bi de bu örnekte geçen buhar banıcısı adamlara genelde yağlarından sabun yapılan homini gırtlak müşterilerin artıkları verilir. </span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >Bana ise son derece güzel bir pakette, Gillette'in daha yeni çıkmış titreşimli tıraş bıçağı Fusion Power Phenom ve ona arkadan destek birimi olarak eşlik eden tıraş köpüğüyle jelini göndermişler</span><span style="font-family:verdana;">. İşte o tıraş kutusu bana o anda </span><a style="font-family: verdana;" href="http://www.imdb.com/title/tt0062622/">2001 : A Space Odyysey</a><span style="font-family:verdana;">'deki </span><a style="font-family: verdana;" href="http://www.anywhereisbetter.net/pics/0405/2001monkeys.jpg">medeniyeti oluşturan siyah blok</a><span style="font-family:verdana;"> gibi gözüktü. Hani etrafında maymun adamların kiminin tırsarak, kiminin de mıncıklama isteğiyle döndüğü, insanlığı geliştiren blok. Allah'tan ben mıncıklama isteğiyle tutuyordum kutuyu da medeniyet atladım sayelerinde.</span><br /><br /><span style="font-family:verdana;">Elime yeni keşfedeceğim türden şeyler geçtiği zaman cidden aşırı heyecan yapıyorum. Elim ayağıma dolanıyor, illa ki kutunun sağını solunu, bi yerlerini keserim yani o arada. </span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >Olmadı kolumu bacağımı keserim</span><span style="font-family:verdana;">. Amerikalılar da benimle aynı kaderi paylaşıyor olsa gerek. Bu tür paketleri açarken yaralanan insan sayısı oldukça fazlaymış. Kargonun poşedini çıkardığımda </span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >kutunun üstündeki aynaya</span><span style="font-family:verdana;"> gözüm ilişti. </span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >Uyanış anının en önemli evresiydi aslında</span><span style="font-family:verdana;">. Gillette, beni bakmaktan yıllardır kaçtığım aynayla yüzleştirdi ummadığım bi anda,</span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" > insanlarla topluca buluşulduğunda neden zorakiymişçesine en son benim öpüldüğümü farkettirdi</span><span style="font-family:verdana;">. Evet, ben miladı yanlış tarihe atamıştım. Bu yüzden Tapu ve Kadastro'ya "Tarihi değiştirecem" şeklinde başvuru yaptım. Onlar da "Manyak mısın be adam, git kiliseye söyle" dediler. Her neyse, herkes kendi ruhundaki aydınlanmanın miladını yaşar. Ben de İstanbul'un Fethi olarak kabul ettiğimiz Yeni Çağ'ı alırım, napayım yani?</span><br /><br /><span style="font-family:verdana;">Bi de porsuk kılından yapılan fırçayla suratımıza sürdüğümüz diş macunu şeklindeki tıraş kremini surat koruyucu sanırdım. Meğerse bunlar tamamen old school olmuş. Yüksek mühendislik diyoruz burda anasını satayım. Adamlar o kremin üstüne 30 yıl çalışma yaptı, işini kolaylaştıran köpükler çıkardı, </span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >sen hala eski püskü şeylerle tıraş olacam diye debelen</span><span style="font-family:verdana;">. İlk başta görmemiş hanzolar gibi elime bi avuç köpüğü boca ettim, ama zaten suratım da oldukça kıllıydı, anca o paklardı hani. Fusion Phenom'un pilini taktım, titreşimini açtım. Bu deneyim cidden tıraş olamazdı. Önceden etimi suratımdan sıyıran bıçakların acısı, bana böyle bişeyin olmayacağını söylüyordu bilinç altımdan. </span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >Suratımı yırtmak için kaktırdım, ittirdim, tersten çektim, kıllarım dönsün de suratımın içine kaçsın da sonra zombi olayım diye uğraştım ama olmadı</span><span style="font-family:verdana;">. Osmanlı'nın en sağlam yöntemlerdenmiş. Domuz derisini insanların kafasına geçirir, ıslatırlarmış. O deri uyguladığı baskıyla saç kıllarını beyine doğru ittirir ve insanları zombileştirirmiş. Düşündüm de manyak mıyım ne? Niye böyle bişey istediysem? Ama cidden, bıçağın o masaj mahiyetinde gelen güzel titreşimi haricinde kıl çekildiğini bile farketmiyordum. "Ulan yoksa kör bıçağı verdiler de öylesine mi sürüyorum?" demedim değil. Dedim sevgili okular. Lakin bi baktım ki suratımdaki kıllar kaybolmuş, adeta cillop gibi bi oğlan olmuşum. Bi de tıraş bıçaklarındaki en büyük sorun tıraşın akabinde içinde bi milyon tane kıl kalması ve onların mümkünatsız bi şekilde çıkmamasıdır. Yok arkadaş, bunun içinde kıl zerresi dahi kalmamış. İlla ki çamur atacam ya, </span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >üstünde 2 yıl önceki deneyimden kalan soğan zarının atıl bi şekilde durduğu mikroskobumu alıp baktım</span><span style="font-family:verdana;">. 1x100000000000000 zoom oranı yaptım kıl kocaman gözüksün de pire deve olsun diye. Ama olmadı. Bi de tıraş öyle haz verici oldu ki, reklamlardan birindeki adam gibi dayanamayıp kafama jeli döküp bıçakla sıfıra vurmaya kalkıştım. Annem kapıya omuz atıp zorla tuttu beni vallaha. Suratıma </span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >tıraş sonrası jeli sürmüştüm</span><span style="font-family:verdana;"> bi de o kadar güzel kokuyordu ki, ikimiz de mayıştık, olay tatlıya bağlandı.</span><br /><br /><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >Tıraş olmak bu kadar hissiyatsız ve eğlenceli bişeyse ben yıllarca kullandığım bıçaklara tüküreyim sevgili okurlar</span><span style="font-family:verdana;">. Kıllarımın uzayacağı günü sabırla bekler oldum. Hatta </span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >suratıma o kıl çıkarıcı biyokimyasallardan takviye edip bu süreci hızlandırmaya başladım</span><span style="font-family:verdana;">. En azından ortamlarda "Günde 2 kere tıraş oluyor ağbiii" diye geyik çevrildiğinde "Senin de Fusion'ın olsun, günde 5 kere olmazsan adam değilim" diye fikir veren aydınlanmış adamlardan olayım. Bu tıraşı ayrı bi meslek grubuna da önerebilirim aslında. </span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >İdealist katiller</span><span style="font-family:verdana;">e çok iyi gider, cidden. Düşünsenize, sırf psikopat olduğu ve kan görmek istediği için adam öldüren bi katil ve elindeki kör tek bıçaklarla suçsuz insanların canını yakıyor. Tek bıçakların, genel olarak katillerin ana sponsoru olmasının sebebi bu zaten. Gillette Fusion Power Phenom öyle mi ama? </span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >Adama uyurken sür, ruhu duymaz</span><span style="font-family:verdana;">. Hatta herkes bu denli acısız bi şekilde hayata veda etmek ister sanırım. Vasiyetimi veriyorum ; Ya The Who isimli güzide grubumuzun dediği gibi </span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >yaşlanmadan öleyim</span><span style="font-family:verdana;">, </span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >ya da yaşlanıp da kalp krizimin geleceği günü hastalık içinde bekleyeceğime Gillette'in gelişmiş mühendislik harikası tıraş bıçaklarıyla huzur içinde idealist bi katilimiz tarafından acısız ve hissiyatsız bi şekilde öldürüleyim</span><span style="font-family:verdana;">. Ölenlerin mezarlarına kişisel eşyalarını dolduran inanç var bi de. Aranızda öyle bi arıza varsa, "Bir garip öldü diyeler, Gillette Fusion Power Phenom'ı mezarıma koyalar, soğuk suyla yuyalar, ara sıra suratımı tıraşlayalar." dörtlüğüme kulak vermelerini diliyorum. Ölü de olsak, diğer tarafta güzel hurilerin olup olmayacağının garantisini kim verebilir ki bana?</span><br /><br /><div style="text-align: center; font-family: verdana;">-- END OF PART I --<br /></div><br /><span style="font-weight: bold; color: rgb(204, 0, 0);font-family:arial;font-size:130%;" >DIRECTOR'S CUT REVISITED</span><span style="color: rgb(204, 0, 0);font-family:arial;font-size:130%;" > <span style="font-weight: bold;">(a.k.a. Tıraş üzerine güzellemenin yeniden derlenip, kesilip, biçilip fetvalaştırılmış hali - Kıl üzerine yazarın son notları)</span></span><br /><br /><span style="font-family:verdana;">Tüm zamanlarda yaşamış bütün insanları iki ana kategoride değerlendirmek zorunda bırakılsaydım, aksi taktirde müsait bir uçurumdan beni aşağı ittirmekle mükellef kıl yumağı, izbandut kırması, testosteron ihracatı yapabilme teknolojisini dört gözle bekleyen bu abilere insanları kadın-erkek olarak değil de</span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" > suratındaki ve bacağındaki kılları kesen insanlar</span> <span style="font-family:verdana;">olarak kategorize ederdim. Zira bu yolla tıraş olmanın önemini onlara hatırlatmış olur ve tıraş olmaları halinde</span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" > onların daha az ürkütücü versiyonlarıyla muhatap olabilme şansına erişebilirdim</span><span style="font-family:verdana;">. Evet kılın bizi daha ürkütücü, daha dindar, daha vurdum duymaz, daha bohem, daha yaşamdan soyutlanmış hale getirmek gibi bir fonksiyonu var. </span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >Hayatta kötü olduğunuz ne varsa, sakal diğer insanlar tarafından bu olumsuzluğun aslından daha beter olduğu biçiminde algılanmasına vesile olur</span><span style="font-family:verdana;">.</span><br /><br /><span style="font-family:verdana;">Evet insanlar kıllı yaratıklardır. </span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >Genetik faktörlerin bu kıllılık oranıyla ilişkili olduğunu biliyoruz ve 1 ila 10 rakamlarıyla derecelendirmek gerekirse biz Türkler liste başı olmaya aday bir toplumuz</span><span style="font-family:verdana;">. Peki bu iyi bir şey mi? Hayatım boyunca kıllı olmanın cinsel cazibe olarak algılandığı tek bir döneme şahit oldum. </span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >80 sonrası post-modern Türk sinemasında bunun dışavurumuna şahit olmak mümkün</span><span style="font-family:verdana;">. Çocukluk dönemime denk geliyor olmasına rağmen ben bunu inandırıcı bulmamıştım, doğrusu bulamamıştım. Kız arkadaşı Hülya Avşar’a yeni tanıştığı erkek arkadaşı ile ilk cinsel münasebetinden sonra şöyle soruyordu.. </span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >“Nasıl kıllı mı?”</span><span style="font-family:verdana;"> sorusu </span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >“Evet”</span><span style="font-family:verdana;"> olarak yanıtlandıktan sonra cümleten kahkahayı basıyorlar ve bu yolla kıllı olmanın iyi bir şey olduğu bilinçaltımıza işlenmeye çalışılıyordu. </span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >İddiaya girerim o filmin yönetmeni bir hayli kıllı bir abimizdi</span><span style="font-family:verdana;">. İşe yarasaydı göğsüne kıl ektiren bir toplum haline gelir miydik? Ne kadar manipülatif bir toplumuz? Hükümsüz sorular… Bunun dışında kıllı olmayı peygamber soyundan gelmek olarak değerlendiren bir zümrenin varlığı söz konusu. Bu acınası tesellinin ortaya çıkma nedenleri malum. Bu maluliyetten mütevellit, kıllı olmanın insan psikolojisi üzerinde ki yan etkileri hakkında fikir sahibi olmak mümkün.</span><br /><br /><span style="font-family:verdana;">Erkeklerle kadınlar arasında nasıl gündeme geldiğini hayal ederken çok eğlendiğim toplumsal bir sözleşme olduğunu düşünüyorum. İlk insanlar vücutlarındaki kılları kısa zamanda gözlemlemeleri sonucu ikiye ayırdılar: </span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >Uzayan ve uzamayan kıllar</span><span style="font-family:verdana;">. Erkekler ve kadınlar bi şekilde uzlaşıp vucutlarında karşı cinsleri rahatsız eden uzayan kılları tıraş etmeleri konusunda anlaşmış olabilirler. İlk yazılı antlaşma bu bile olabilir bence. Acaba hangi kayalığa yazdılar?</span><br /><br /><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >Sosyalleşme sevdamızda kadınların erkekler için en önemli faktör ve motivasyon kaynağı olduğu tartışmaya açık bir konu değil</span><span style="font-family:verdana;">. Sosyalleşmek görsel anlamda erkekler için tıraşı ve diş fırçalamayı mecbur kılıyor. Dolayısıyla bu iki sektörde hizmet sunan şirketler </span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >eğer erkeklerin periyodik olarak tıraş olmalarını ve dişlerini fırçalamalarını istiyorlarsa bize kız arkadaş ayarlasınlar</span><span style="font-family:verdana;">. Kesin çözüm. Yıllık ciroları tavan yapmazsa </span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >ben bu işi bırakırım arkadaş</span><span style="font-family:verdana;">.</span><br /><br /><div style="text-align: center;"><span style="font-family:verdana;">-- END OF PART II --</span><br /></div><br /><span style="font-size:85%;"><span style="font-family:courier new;"><span style="font-weight: bold;">Dipçik Not:</span> Bu yazı, banyo ortamında tıraş kültürüne uygun olması amacıyla klozetin önüne bir adet masanın çekilip, üstüne laptop sisteminin kurulmasıyla tuvalet halinde yazılmıştır.</span></span><div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8647967185108036050-7879922106608103599?l=www.deliprofesor.com'/></div>Deli Profesörhttp://www.blogger.com/profile/12530653004428220435noreply@blogger.com25tag:blogger.com,1999:blog-8647967185108036050.post-49182873572707815802008-10-09T21:02:00.009+03:002008-10-19T15:25:38.096+03:00Anekdot Silsilasyonu : Part VIII<a href="http://3.bp.blogspot.com/_rx6LLl6oeKg/SO5HlMwGkfI/AAAAAAAACVI/7T3V7xFdQ8M/s1600-h/toynak-2.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"><img alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5255216519591662066" src="http://3.bp.blogspot.com/_rx6LLl6oeKg/SO5HlMwGkfI/AAAAAAAACVI/7T3V7xFdQ8M/s320/toynak-2.jpg" style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; cursor: pointer; float: left;" border="0" /></a><span style="font-family:verdana;"><span style="font-weight: bold;">*</span> Biraz daha bilgisayar başında dursam fıttıracağım anlardan birinde ani bir kararla Çeşme'ye gitmiştik günübirlik. Plaj eğlencesi, şezlongu, güneşi ayrı bi güzeldir. Ama mevzu tuvalet konsuna gelince evdeki s.çma rahatlığı olmuyor tabi. Gelenlerin kedi gibi kumu kazıp içine s.çmayacaklarını bildikleri için de 1 lira yapmışlar tuvaleti Allahsız </span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >değnekçi tipli götlü göbekli işletmeciler</span><span style="font-family:verdana;">. Gıcıklık bu ya, bira içsem bu kadar üst üste gelmez çişim. Plaj dopdolu, tuvalete işemeye gidiyorum, 1 işiyorum, 2 işiyorum, 3, tuvalette bi kişilik kuyruk bile yok. Denize girenlerin ara sıra çömelip, domalıp, insanlardan kaçtıklarını görünce farkettim. Büyük küçük farketmiyor, yumurta kapıya dayandığında dahi denize sıçıyorlar. Teşbihte hata olmaz bilirsiniz, resmen palamutları suya bırakıyorlar. Böyle pis heriflere mavi bayrak mı dayanır, o da kahverengi olmuştur. Gerçi o bayrağın direğini tuvaleti 1 lira yapan bu işletmecilere mi yoksa bu denizin içine sıçanlara mı soksam bilemedim.</span><br /><br /><span style="font-family:verdana;"><span style="font-weight: bold;">*</span> Bir insanın </span><a style="font-family: verdana;" href="http://www.imdb.com/title/tt0093058/">Full Metal Jacket</a><span style="font-family:verdana;">'ı izlediği günün ertesinde </span><b style="font-family: verdana;">askerlik kağıdı</b><span style="font-family:verdana;"> gelir mi? Gelirse o adam altına patır patır eder mi?</span><br /><br /><span style="font-family:verdana;"><span style="font-weight: bold;">*</span> Devlet tarafından kafeslendikten sonra, derbeder aç bilaç bırakılan bozkurtun hikayesi, </span><b style="font-family: verdana;">"Âtıl Kurt"</b><br /><br /><span style="font-family:verdana;"><span style="font-weight: bold;">*</span> Ömrüm boyunca zihnimde </span><b style="font-family: verdana;">"Beşamel Sos"</b><span style="font-family:verdana;"> kelimesi yankılandı, durdu. Zihnimin bana çağrıştırdığı kadarıyla yetindim. Hiç internete girip de ne olduğuna bakmadım, hala da bakmıyorum. İsminde acayip bi tatlılık, bi bal damlama durumu var, hani karamel gibi lezzetli, o renkte bi sosu çağrıştırıyor bana. Umarım öyledir.</span><br /><br /><span style="font-family:verdana;"><span style="font-weight: bold;">*</span> </span><b style="font-family: verdana;">Halk Bank</b><span style="font-family:verdana;"> sanırım gelişim bütçesindeki bütün parasını "Yenilendi, yenileniyor" reklamlarına ayırdı. Ödenekten kalan son 10 YTL ile de </span><a style="font-family: verdana;" href="http://www.halkbank.com.tr/images/kredikartlari/MigilSapkali.jpg">maskot</a><span style="font-family:verdana;"> yaptırmışlar gibi duruyor. Bilen bilir, bir dikdörtgenin üstüne 2 göz, 1 de ağız çizilmiş sadece. Maskotunuzu s.keyim demeden edemedim, afedersiniz.</span><br /><br /><span style="font-family:verdana;"><span style="font-weight: bold;">*</span> Çocukluk sanrıları sanırttırmaya başladı yine. Bi an </span><b style="font-family: verdana;">güzergaha güzelgah</b><span style="font-family:verdana;">, </span><b style="font-family: verdana;">Eşrefpaşa'ya Eşşekpaşa</b><span style="font-family:verdana;"> dediğimi hatırladım. </span><b style="font-family: verdana;">"Eşşekpaşa Güzelgahı"</b><span style="font-family:verdana;">nda akıcı bir trafik var bu sabah.</span><br /><br /><span style="font-family:verdana;"><span style="font-weight: bold;">*</span> Ulan film fragmanları da az devrelerimi yakmadı zamanında. Filmi anlatan adam </span><b style="font-family: verdana;">"Böyle muhteşem efektler görmediniz"</b><span style="font-family:verdana;"> diyince ben </span><b style="font-family: verdana;">"Etekler"</b><span style="font-family:verdana;"> anladığım için baldır bacak dolu olduğunu nasıl bu kadar rahatça ve fütursuzca söylüyorlar diye düşünüyordum.</span><br /><br /><span style="font-family:verdana;"><span style="font-weight: bold;">*</span> Ne zaman otobüse binsem gözüm, altında </span><b style="font-family: verdana;">"Acil durumlarda cama vurunuz" yazan çekice ilişir</b><span style="font-family:verdana;">. </span><b style="font-family: verdana;">"Keşke bi fırsatını bulsam da şu çekiçle camları döksem, ne kadar etkili acep?"</b><span style="font-family:verdana;"> diye hayallere kapılırım.</span><br /><br /><span style="font-family:verdana;"><span style="font-weight: bold;">*</span> Sakin insanların rahatlama yöntemleri hep varsayım üstüne kuruludur, cidden. Ne taş, ne talaş hesabı. Karşıdan karşıya geçerken çoğu vakit benim geldiğim tarafa doğru kendi açısına göre karşıya geçen yayalardan birini gözüme kestiririm. O an mesela şişe varsa elimde şişe, şemsiye varsa şemsiye de müdahil olur hayalime. Hayalimde ilk olarak elimdeki objeyi karşıdan geçenin suratına fırlatır, sonra da Allah ne verdiyse dalaklarına saydırırım. Psikolojik rahatsızlık mı bilmiyorum ama cidden ferahlattığı aşikar.</span><br /><br /><span style="font-family:verdana;"><span style="font-weight: bold;">*</span> Dolmuşta en önde oturduğum zamanlarda inmeme 2 durak kalmışken, davarın biri el kaldırıp biniverir. Yer derdinde değilim tabi ki. Benim sorunum, dolmuşa binen hanzoların 2 adım atıp dolmuşçuya elden para vermek yerine omzuma ellerini değdirip para uzattırmaları. Öyle böyle değil, birisi dolmuşta sırf bunu yapmasın diye dergi merrgi okuyorum ç*k kadar yerde, öyle durumlarda 1. dereceden hanzo değillerse kendileri veriyorlar. Ama dergim olmadığı zaman 2 durak kala sırf bana birisi "Şurdan bi kişi lütfen" diyip para uzatıp/uzattırmasın diye aceleyle iniyorum. Ondan sonra beyhude 2 durak yürü babam yürü. Buradan Tüm Türkiye'ye sesleniyorum, </span><b style="font-family: verdana;">benim dolmuştan inmeme 2 durak kalmışken dolmuşa binmeyin</b><span style="font-family:verdana;">, binecekseniz de paranızı kendiniz uzatın. Bi gün birinizi çok pis tersleyecem, hadi hayırlısı.</span><br /><br /><span style="font-family:verdana;"><span style="font-weight: bold;">*</span> </span><b style="font-family: verdana;">Benjamin Toshack</b><span style="font-family:verdana;">'a zamanında insanlar </span><b style="font-family: verdana;">Bünyamin Taşak</b><span style="font-family:verdana;"> diye lakap takmış mıydı, yoksa ben yeni bişey mi keşfettim? Kardeşime sordum, o da hatırlamıyor böyle bişey. Adamın adını her duyduğumda bu çağrışımı alıyorum halbüse.</span><br /><br /><span style="font-family:verdana;"><span style="font-weight: bold;">*</span> Millete</span><b style="font-family: verdana;"> imza konusunda çok özeniyorum</b><span style="font-family:verdana;"> lan. Herhangi bi resmi belge önlerine geldiğinde şak diye imza atıyorlar. Benim hiç imzam olmadı ki. Rastgele karalıyorum. Hiç de bi Allah'ın günü oturup defter üstünde imza çalışması yapmadım. Arkadaşlarına imza bile üreten var. Ama benim normal el yazım zaten imza gibi, bu konuda beceriksizliğim belki de ondandır.</span><br /><br /><span style="font-family:verdana;"><span style="font-weight: bold;">*</span> </span><b style="font-family: verdana;">Dübürist</b><span style="font-family:verdana;"> - Dübür uzmanı</span><br /><br /><span style="font-family:verdana;"><span style="font-weight: bold;">*</span> Üniversitede okuduğum Fizik bölümü yüzünden alternatif-direkt akım demeyip, gözünün yaşına bakmayıp </span><a style="font-family: verdana;" href="http://powerlinead.files.wordpress.com/2008/06/ac_dc.jpg">AC/DC</a><span style="font-family:verdana;">'den (grup olan hani - herkes bilmeyebilir) nefret edecem lan. İnsan hangi bölümü okursa onunla ilgili herşeye kıllanıyo sanırım. Yeni albümlerini Fizik çalışırken dinledim bi de, overdose oldu. Gerçi onların isim </span><b style="font-family: verdana;">cinselliğe gönderme</b><span style="font-family:verdana;">ydi (Alternatif-direkt akım, anlarsınız ya) Evet, evet böyle düşünürsem onları mezara gönderene kadar bile dinlerim ki, bu 200 yıla tekabül eder. Ben ölürüm, onlar yaşar.</span><br /><br /><span style="font-family:verdana;"><span style="font-weight: bold;">*</span> </span><b style="font-family: verdana;">İsimleri hafızada tutma konusunda gerçekten ciddi problemlerim var</b><span style="font-family:verdana;">. Bir insanın yanında 1 ay dursam bile sormam, o derece. Unuturum yani. Şu an bi yığın adamla tanıştım ama sorsanız g.tümden uydururum isimlerini. Geçenlerde bi anda kızın biri Dünya Sineması'nın Ustaları isimli kitabı okuduğumu görünce o vesileyle tanıştı. İsmini de söylemişti ama nasıl olduysa Merve diye işlemişim belleğe. Gerçi isim konusunda zayıf olan belleğim için kızlar </span><b style="font-family: verdana;">Merve</b> ve <b style="font-family: verdana;">Tuğçe</b><span style="font-family:verdana;">, erkeklerse </span><b style="font-family: verdana;">Alp</b><span style="font-family:verdana;"> oluyor. Başka bi gün yeniden denk geldiğimizde numarasını vermek istedi. Cep telefonu da kullanmam açıkcası, zor bela çıkardım telefonu. Numarayı yazdım. "Merve'ydi değil mi?" dedim. "Ay aşkolsun, adım Zeynep" diye buyurdu kendisi. Buyrun size şenlik. Çam üstüne çam. Bana isminizi ezberletmeye çalışmayın kardeşim. Sawyer patentli lakap sistemi daha uygun bana. Unutmamak için "Bundan sonra senin ismin Su olsun." dedim.</span><br /><br /><span style="font-family:verdana;"><span style="font-weight: bold;">*</span> </span><b style="font-family: verdana;">Leman</b><span style="font-family:verdana;">, </span><b style="font-family: verdana;">K</b><span style="font-family:verdana;"> ve bilimum haftalık yayınların tuvalet, otobüs yolculuğu gibi ortamlarda sayfasının açıldığı zaman elde tutmasının ne kadar zorlaştığını bilen bilir. Dergiyi illa ki katlamak gerekir ki bu yolculuk sırasında yandakinin suratına dirsek atmamıza, tuvalette s.çma konsantrasyonumuzun bozulmasına sebep olur ve dergiyi ıslak yere koymamız icap eder. Bu yüzden böyle durumlarda hazzın kesilmemesi için </span><b style="font-family: verdana;">bu tür dergilerin spiralli yapılmasını talep ediyorum</b><span style="font-family:verdana;">. Katlamadan, dirsek atmadan cidden güzel yolculuklar olacaktır.</span><br /><br /><span style="font-family:verdana;"><span style="font-weight: bold;">*</span> Biraz önce teknolojinin nimetlerinden faydalanarak </span><b style="font-family: verdana;">MSN'den Safinaz Büfe'ye maxi karışık</b><span style="font-family:verdana;"> siparişi geçtim. Yarım saat sonra parlak, bıyığı terlememiş bi oğlan geldi sandviçi vermek için. Belli ki acemi. İki tane sandviç 7 lira tutuyor. 10 lirayı çıkarıp verdim, işte elemanın acemilik noktası da burada patlak verdi. İçi sırf 1 liralarla dolu freebagini o kadar yokladı ve çıkara çıkara 2 lira çıkardı. O anki tipi görmeniz lazımdı, rol de yapamıyor. Sanıyor ki üstü kalsın diyecem. "Hulusi Kentmen jenerasyonu benden bi kaç önceki jenerasyon anam babam" dedim içimden. Garip ve bu çakallığı yeni yeni denemeye başladığı her halinden belli olan surat ifadesiyle "Bi saniye, şuradan 1 lira daha verecektim." dedi, parayı istemeye istemeye verdi ve giderken t.şakları k.çına kaçmış bi insan abandonezisyonuyla çıktı gitti.</span><br /><span style=";font-family:courier new;font-size:85%;" ><br />Yazı bittiğinde tabi ki "AC/DC - Spoilin' For a Fight" çalıyordu, g.tüm de trampet çalıyordu.</span><div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8647967185108036050-4918287357270781580?l=www.deliprofesor.com'/></div>Deli Profesörhttp://www.blogger.com/profile/12530653004428220435noreply@blogger.com20tag:blogger.com,1999:blog-8647967185108036050.post-85925608514150223302008-09-29T10:51:00.005+03:002008-10-01T10:54:51.250+03:00Modern Zaman Filozofu Hooger Brugge<a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_rx6LLl6oeKg/SOCbcNt3OzI/AAAAAAAACVA/HJe6zuLLRlk/s1600-h/hoogerbrugge.jpg"><img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer;" src="http://2.bp.blogspot.com/_rx6LLl6oeKg/SOCbcNt3OzI/AAAAAAAACVA/HJe6zuLLRlk/s400/hoogerbrugge.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5251368074534665010" border="0" /></a><span style="font-family:verdana;">İnsanlık olarak çoğu zaman hayvanlardan daha kompleks olduğumuz için seviniriz. Tabi kadınların erkeklerle aralarındaki kompleks olma oranı bir erkeğin hayvanla arasında olan karmaşıklık uçurumu kadar büyük olduğundan ötürü dişi cinsiyet güruhumuz da kadın olduğu için oldukça mutludur. Ama hiçbir zaman düşünmeyiz ki, bu karmaşıklık aslında biz insanları kötülüğe doğru itmek için oluşan bir olgudur. Hayvanlara baktığımızda iyilik-kötülük şeklinde bir kutbun ya da ayrımın olmadığını kolayca görebiliriz. Bir hayvanın yaşaması için, diğer bir hayvan popülasyonuna yaptığı tabi ki kötü olabilir ama bu sadece yaradılışın getirdiği bir zorunluluktur. Sonradan kazanılan bir özellik ya da bir seçim değil. Oğlunu oldukça seven aslan annenin yavrusu için güzel bir ceylanı paramparça etmesi de bu yüzden sadece hayvan ortamında normal görülür. Düşünsenize, bizim türümüzde bile kabul gören bir istisna aslında bu. Bu hareket, hiçbir zaman öldüren kişinin kötü olduğunu göstermez. Ama aynı tür arasında birbirini öldürüp yeme olayı çok nadir türlerde görülür ve en azından insan toplumu yamyamlara iyi gözle bakmaz.</span><br /><br /><span style="font-family:verdana;">Peki hayvanlarda neden kadınların etrafını çevirip ellerindeki topuzlar ve altlarındaki motorsikletlerle kahkaha ata ata taciz eden kitle olmaz? Çünkü zekaları toplumsal-ahlaki kurallar oluşturmak için yeterli değildir ve bu yüzden bu zekalar ile aralarından hiçbir zaman motorsiklet öğrenen çıkmayacağına göre köreltilmiş zekalarını kullanacakları araç bulamayacaklardır. Ya da yönlendirecek amaç. Birbirlerinin yemeklerini çalarlar pekala, ama dediğim gibi zihinsel ahlaki sınıflandırmaları olmadıklarından ötürü bu onların sıradan bir kuralı gibidir. Biraz önce anlattıklarıma da dayanarak insan ya da hayvan olsun, tüm popülasyonlarda neyin iyi, neyin kötü olduğunu belirleyen şeylerin zamanla oluşturulmuş, zihin kapasitesiyle sınırlı ahlaki ilkeler olduğunu söyleyebiliriz. Şu an milyarlarca ışık yılı ötedeki başka bir evrendeki canlıların yaşamlarını inceleyebilsek belki de bize ayıp ya da günah gelen şeylerin onlar için çok sıradan olduğunu görebilirdik.</span><br /><br /><span style="font-family:verdana;">Bi nebze de olsa bu söylediklerim beni karmaşık canlıların daha fazla şerefsiz olmaya müsait olduğunu düşündürmeye itiyor. Doğduğumuz an itibariyle ruhumuza kötülüğü çekmeye o kadar hazır, o kadar razıyız ki. Bu da bebeklik döneminde algı kapasitemizin ve zihin filtremizin noksanlığından ötürü yakalandığımız bir zaaf. Doğduğumuz zaman 20 yaşında bir insan olgunluğundaki zihine sahip olsaydık insanlık iyiye doğru otomatikmen yönelmiş olacağı için dünyadaki iyi insan sayısı kötüleri kat be kat katlardı muhtemelen. Yalnız ne olursa olsun tam olarak bitiremezdi. Bu denli bir karşıtlığın olması da zaten iyi olan insanların "Ben neden iyi olmalıyım?" ya da "Ben neden iyiyim?" sorusuna yanıt bulabilmeleri için oldukça önemli. Yine de bunlar bizim için milyarlarca ışık yılı ötedeki evrenlere gidemeyeceğimiz için bir muamma olarak kalacak.</span><br /><br /><span style="font-family:verdana;">"Ne lan bu sorgulamalar böyle, deli falan mı s.kti seni arefe günü? Git bi gusül abdesti al da gel zındık." gibi fısıltılar duyuyorum sağdan 2. masadan. Hayır efendim, beni başka bi deli tarafından düzülmüş bir deli düzdü. Felsefeyi kısaca böyle tanımlayabiliriz aslında, hiç bir filozofun da laf edeceğini sanmıyorum. Hatta filozof sosyetesinin Diyojen gibi manyaklardan oluştuğunu düşünürsek elimi bile öpebilirler. Evet, <span style="font-weight: bold;">felsefe nesilden nesile geçen deli s.kmesidir</span>. Asıl deliyi hiçbir zaman bulamayacağımız bir skertme hem de. Ya da kulaktan kulağa skertme dozajının arttırılması gibi. Birisinin bulduğu tespiti başkalarının zihinlerinin fırınlarında işleyerek daha farklı bir hale getirmesi.</span><br /><br /><span style="font-family:verdana;">Modern zamanların eli mouse tutan filozofunun da <span style="font-weight: bold;">Hooger Brugge</span> olduğunu söyleyebilirim. Hem de Flash'tan (Adobe) anlayan türden. Filozof sosyetesinde çok ekmek bulacağına eminim. Henüz ekspresyonist düşüncelerini ve beyninde canlanan resimlerini internet yoluyla interaktif ortama taşıyan modern zaman yorumcularıyla pek tanışamadık. E, Diyojen'in zamanında fıçısından internet bağlantılı Desktop PC vardı da o mu çiziktirmedi iki satır?</span><br /><br /><span style="font-family:verdana;">Hooger Brugge, modern yaşam insanlara kötülük tohumlarını atarken ayıkmış ve bunlar üstüne kafa yormaya başlamış, oldukça da iyi sonuçlar almış bir sanatçı. Tabi ki böyle derin konular üzerine her gün beynini yoran adamlar gibi, kendisi de oldukça manyak ve bu manyaklık eserlerine inanılmaz ölçüde özgünlük ve mükemmelik katıyor. Eserlerini sitesi <a style="font-weight: bold;" href="http://www.hoogerbrugge.com/">www.hoogerbrugge.com</a>'da yayınlayan sanatçının asıl beni benden alıp götüren eserlerini ise Spin, Flow ve en mükemmeli olan Modern Living adı altında 3 başlıkta toplayabilirim. <a href="http://www.hoogerbrugge.com/Other/spin/">Spin</a> ve <a href="http://download.omroep.nl/nps/dekortefilm/mixedup/flow/flow.html">Flow</a> günlük yaşantımızdaki absürtlükleri sorgulayan tek bir parça eserken, <a href="http://ml.hoogerbrugge.com/">Modern Living</a>, 1998'den 2001 yılına yaydığı çalışmalarından oluşan kompozisyonu.</span><br /><br /><span style="font-family:verdana;">İnsanların çiğliğinden bıkmış ve onları bozan, ilk günkü saflığından uzaklaştıran ne kadar modern dünya alameti varsa hepsini anlatmış bu çalışmalarında. <span style="font-weight: bold;">Sigara, uyuşturucu, yapmacık insanlar, internet köleleri, belli bir kulübe mensup insanlar, din sayesinde kukla gibi oynatılan insanlar, değişen mutlu gün anlayışları, ölüm</span> vb. pek çok konunun animasyonunda kendisini kendi bakış açısının içinde kullanırken bir yandan da animasyonlarında ses ve müziğin gücünü kullanıyor. Günümüzde en önemli iletişim aracının ses olduğunu düşünürsek böyle bir animasyon serisinde bu aracın olmaması inandırıcılığını azaltabilirdi. İlk gördüğümde, aslında pek de uzun sürmeyen Modern Living'teki animasyonları tek tek mıncıklayarak oldukça uzun bi süre dehşet içinde düşünmüştüm. Çoğu animasyonun içindeki eylemler ziyaretçisinin belli yerlere tıklayıp, belli hareketleri başlatan interaktivitesine bağlı ve bu durum etkiyi bir kat daha arttırıyor. Genel olarak eserlerini inceleyenlerin düşünmesini istediği için çoğu çalışmalarını insanların isteyerek sorgulamasını sağlayacak şekilde hazırlamış.</span><br /><br /><span style="font-family:verdana;">Çiğ olmamamız bu vakitten sonra zaten mümkün değil, ama öğrendiklerimiz ve tecrübe ettiklerimizle belli hatalarımızı bir nebze azaltabileceğimizi düşünüyorum hala. Ya da modern yaşamın hızı içinde unuttuğumuz değerleri de hatırlayabiliriz. Zira biliyorum ki, pek çoğumuz modernleşmeyi hala gelişim olarak görüyor. Ki modernleşme, doğru şekilde kullanılmadığında insanı daha da çıkmaz yola sokan karmaşıklaştırıcı yapıdan başka birşey değildir. Bırakmaktan dahi korktuğumuz bir bağımlılık esasında. Tüm bu sebepler bile ayıkmanız için modern yaşam üzerine satirik-metaforik metinler içeren Modern Living'i saatlerce incelemeniz için yeterlidir bana göre. Hatta <span style="font-weight: bold;">Editor's Choice</span> jokerlerimden birini bu eserler için kullanabilirim.</span><br /><br /><div style="text-align: center; font-weight: bold;"><span style="font-family:arial;"><a href="http://www.hoogerbrugge.com/Other/spin/">Spin</a> - <a href="http://download.omroep.nl/nps/dekortefilm/mixedup/flow/flow.html">Flow</a> - <a href="http://ml.hoogerbrugge.com/">Modern Living</a></span><br /></div><br /><span style="font-size:85%;"><span style="font-family:courier new;">Yazı bittiğinde "Galactic Cowboys - Life and Times" çalıyordu.</span></span><div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8647967185108036050-8592560851415022330?l=www.deliprofesor.com'/></div>Deli Profesörhttp://www.blogger.com/profile/12530653004428220435noreply@blogger.com5tag:blogger.com,1999:blog-8647967185108036050.post-14766537459444068572008-09-19T09:44:00.028+03:002008-09-21T19:47:32.795+03:00Mim Part IX : İki Klip Birden<a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_rx6LLl6oeKg/SNN1IfatjsI/AAAAAAAACTo/3XJgszxv2J8/s1600-h/agony+bag.jpg"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5247666779549699778" style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer;" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_rx6LLl6oeKg/SNN1IfatjsI/AAAAAAAACTo/3XJgszxv2J8/s320/agony+bag.jpg" border="0" /></a><span style="font-size:85%;"><span style="font-family:arial;">Mal sahibi, mim sahibi, hani bunun ilk sahibi : <a href="http://www.ekubio.com/"><strong>Ekubio</strong></a></span></span><br /><br /><span style="font-family:verdana;">Takvimime şöyle bi bakıyorum, Eylül'ün 10'unda </span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >resmi mim mevsimi</span><span style="font-family:verdana;">ne girmişiz. En az </span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >pastırma yazı</span><span style="font-family:verdana;"> ve </span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >samırsak kenyası</span><span style="font-family:verdana;"> kadar önemli bir tarih. Baktığım takvimin sakın </span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >geek takvimi</span><span style="font-family:verdana;"> gibi içi bir takım bilgisayar zırvalıklarıyla dolu kağıt topağı olduğunu sanmayın. Zati (Sungur) benim </span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >Türkiye Gazetesi takvimi</span><span style="font-family:verdana;"> harici takvim okuduğum, görülmemiştir. İhlas takvimi olarak da geçerdi bu takvim sanırım. Yeni takvim kısımlarıyla cemaati blogosfere kaynaştırmayı, irtica hareketlerini internet alemine Blog Action Day gibi organize olarak taşımayı düşünen bu takvim beni tutkuyla bağladı kendine. Tuvalet kapısının önüne asılmış bu güzide takvim, giriş ve çıkışta her daim dikkatimi çeker ve belki de yaprağının koparılabilir olduğunu unutturup beni tuvaleti bastırmış bi şekilde üzerindeki yazıları ayakta okumaya zorlar. Önemli günler arasında, o günün yaprağında mim başlangıç ve bitiş günlerini görebildiğimiz gibi, haftada birlik Cumartesi gününe denk gelen yaprakta da irticai faaliyetler üzerine </span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >Cübbeli Ahmet Hoca</span><span style="font-family:verdana;">'nın başlattığı mim dalgalarını görüyoruz. Sezona gerçekten güzel bir giriş yapmış açıkcası. Konu "Uyurken şeytan dürttüğü, ya da rüyanızda iş tutuştuğunuzu görüp, gerçel hayatta kamyon devirdiğiniz vakit banyoya sağ ayağınızla duhul eylediğinizde sadece boydan boya yıkandığınızda Allah katında temizlenmiş olur musunuz, yoksa illa ki yıkandıktan sonra üzerine her hareketin 3 kere tekrar edildiği gusül abdesti mi elzemdir? Bilemiyorum sevgili müminler, blogunuzda şunu da irdeleyebilirsiniz. Yalapşap yıkanıp, bir hışımla çıksak abdest yüzde kaç oranında kabul görebilir? Mimbazlar olarak da pası sevgili Fethullah ve Tayyip'e gönderiyorum." Blogcuların parmaklarını/zihinlerini açması açısından pratik bir konu sunmuş olsa da </span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >bölücü hareket mimi</span><span style="font-family:verdana;"> çok yakında eylemlerine koyulacaktır.</span><br /><br /><span style="font-family:verdana;">Benim de içinde bulunmuş olduğum, </span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >kafir</span><span style="font-family:verdana;">, </span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >putperest blogosfer </span><span style="font-family:verdana;">kısmı da "</span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >Dinlinin hakkından imansız gelir</span><span style="font-family:verdana;">" düsturunu radikal şeriatçılara kanıtlamak için bir kez daha eş zamanlı olarak mim mevsimini açmış. Açmış diyorum, çünkü ben organizasyon olaylarına elimi sürmem. Biri mim gömerse, ben de gömertir atarım tabii. Lakin geçen sene bir günde 4 mim gelmesiyle contayı sıyırmanın eşiğinden dönmüştüm. Garip bi meret, geldi mi dörder beşer geliyor. Halbuki Cübbeli Ahmet Hoca gibi daha organize olabilirsek daha başarılı olacağımıza inanıyorum. Bakınız, sevgili Tayyip son zamanlarda bizim camiadaki Blogger'ları toplamak için yeni bi numaraya başlamış. Kıllı börtlü erkek blogcuların, kendi amaçlarına en zıt düşen insanlar olduğunu bildiği için bi aralar Facebook'ta fenomen haline gelen "</span><a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=eksi+sozluk+yazarlari+1+biraya+got+verir"><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >Ekşi sözlük yazarları bir biraya g.t verir</span></a><span style="font-family:verdana;">" grubundan ve mantığından esinlenmiş olacak ki, damarımızda </span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >şol cennetin ırmakları gibi akan fenomen blogcu ruhu</span><span style="font-family:verdana;">ndan yararlanıyor ve en bitirim 150 blogcu olan bizlerin adreslerimizi vermemiz durumunda gusül abdestini bütünleyen etek tıraşı için tıraş bıçağı seti göndereceğini söylüyor. Siyasi hareketlerine karşı isyanın en kuvvetli şekilde bloglardan başladığını ve bizlerden kurtulunca sorunları bertaraf edeceğini biliyor çünkü. Ey </span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >kıllı fenomen blogcular</span><span style="font-family:verdana;">, sakın adresinizi 3. parti iktidarlara vermeyiniz. Bu, sevgili Tayyip'in blogcuların adreslerini öğrenip kafa göz indirme ve imhasına dayanan bir projedir. Deli deliyi görünce elbet zopasını saklar, lakin aramızda akl-ı selim blogcular varsa derhal "report phishing" tuşuna basmalarını rica ediyorum. Fakat ben "</span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >Stick Proof</span><span style="font-family:verdana;">"um. Yani deli olduğum için zopa geçirmezim.</span><br /><br /><span style="font-family:verdana;">Kendi açımdan sezonun ilk siftah miminin konusu "</span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >En Başarılı Klip Arşivini Oluşturmak</span><span style="font-family:verdana;">". Çorbaya elbette tuz atacğımdır. Lakin bu tür yemekler, pişme sırasında tuzun guatra karşı iyi gelen iyotik özelliklerini yok ettiğinden ötürü, tuzumu çorbayı sofrada gördükten sonra üzerine eklemeyi uygun gördüm. Evet, biraz fazlacasına tuzlu olmuş gibi, o yüzden sulandırmakta fayda görüyorum. Zaten çorba dediğimiz şey sulak ortamlarda yetişen, </span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >yüzde 95'i sulak bir organizma</span><span style="font-family:verdana;"> değil midir? Şayet üniversite evindeyseniz çorbaların yüzde birini de arkadaşları içmesin diye içine tüküren en pislik herifin tükmüğü oluşturur. Hatta daha intikamcı üniversite arkadaşlarınız varsa evde "Madem bana yar olmadı, sana da yar etmem uleeen" diyip "Ya Allah narasıyla tükmükleştirilen yüzde 5'lik balgam solüsyonu oluşturur.</span><br /><br /><span style="font-family:verdana;">Mim konseptimizde ufak bi oynama yaparak evvel zamanların yegane anlayışı </span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >2 film birden</span> <span style="font-family:verdana;">konsepti üzerine kurdum.</span> <span style="font-family:verdana;">O zamana yetişenler ya da bu zamanlarda Tepecik türü sokakta şeyinizi sıvazlayarak dolaşsanız insanların umrunda olmayan mekanlardan geçiş yapanlar/gönüllü gidenler bilirler. Günümüzde bu tür sinemalarda abazan ve bol sıvazlak seyirciler eşliğinde sadece zaman aşımına uğramış porno filmler oynasa da evvel zamanda bunun daha bi alt ve daha basit kolları olan istismar/B filmleri oynardı. Düşük bütçesi ve konusuzluğuyla seyircisine</span> <span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >ne görsellik</span><span style="font-family:verdana;">, </span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >ne de hikaye</span><span style="font-family:verdana;"> sunan bu filmler esasında sadece seyirciyi psikopatlaştırmaya yarıyordu. Zira filmlerin büyük bir çoğunluğunu kanın gövdeyi götürdüğü, cesur sahnelerden oluşan vampir, zombi filmleri ve özellikle kadınlara garezleri olan erkeklerin onları paramparça ettiği hayvani içgüdü coşturucusu filmler oluşturuyordu. Pekala klip aleminde de böyle bi konsept yakalayabilirim diye düşündüm ve aklıma gelen iki klibi şu an sunmaktan hiç de çekinmiyorum sevgili okurlar. "Nedir bu karılara gareziniz kardeşim?" diyerek üzerime Panter Emel'i sarmamanız amacıyla kadın istismarının arka planda kaldığı klipler bunlar.</span><br /><br /><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >1-) Agony Bag - Rabies is a Killer :</span><br /><br /><center><a class="abp-objtab-02947476211700971 visible ontop" title="Bu nesneyi Adblock Plus ile engellemek için buraya tıklayın." style="left: 340px ! important; top: 0px ! important;" href="http://mediaservices.myspace.com/services/media/embed.aspx/m=43113296,t=1,mt=video,searchID=,primarycolor=,secondarycolor="></a><a class="abp-objtab-02947476211700971 visible ontop" title="Bu nesneyi Adblock Plus ile engellemek için buraya tıklayın." style="left: 340px ! important; top: 0px ! important;" href="http://mediaservices.myspace.com/services/media/embed.aspx/m=43113296,t=1,mt=video,searchID=,primarycolor=,secondarycolor="></a><a class="abp-objtab-02947476211700971 visible ontop" title="Bu nesneyi Adblock Plus ile engellemek için buraya tıklayın." style="left: 340px ! important; top: 0px ! important;" href="http://mediaservices.myspace.com/services/media/embed.aspx/m=43113296,t=1,mt=video,searchID=,primarycolor=,secondarycolor="></a><a style="left: 340px ! important; top: 0px ! important;" title="Bu nesneyi Adblock Plus ile engellemek için buraya tıklayın." class="abp-objtab-02947476211700971 visible ontop" href="http://mediaservices.myspace.com/services/media/embed.aspx/m=43113296,t=1,mt=video,searchID=,primarycolor=,secondarycolor="></a><a style="left: 340px ! important; top: 0px ! important;" title="Bu nesneyi Adblock Plus ile engellemek için buraya tıklayın." class="abp-objtab-02947476211700971 visible ontop" href="http://mediaservices.myspace.com/services/media/embed.aspx/m=43113296,t=1,mt=video,searchID=,primarycolor=,secondarycolor="></a><object width="425" height="360"><param name="allowFullScreen" value="true"><param name="movie" value="http://mediaservices.myspace.com/services/media/embed.aspx/m=43113296,t=1,mt=video,searchID=,primarycolor=,secondarycolor="><embed src="http://mediaservices.myspace.com/services/media/embed.aspx/m=43113296,t=1,mt=video,searchID=,primarycolor=,secondarycolor=" allowfullscreen="true" type="application/x-shockwave-flash" width="425" height="360"></embed></object></center><br /><br /><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >1976</span><span style="font-family:verdana;">'da kurulan, ucuz makyajlarıyla </span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >Kiss taklidi bile olamayan</span><span style="font-family:verdana;"> ve giyim kuşamlarıyla adeta travesti güruhunu andıran bu gerizekalı grup, beyin seviyelerinin orantısına göre şaşılacak derecede mükemmel bir albüm olan </span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >Feelmazumba</span><span style="font-family:verdana;">'yı yaptı sanırım aynı tarihte. Lakin beyin kıvrımlarının bütün güçlerini harcamış olacaklar ki, sadece tek albüm yaptıklarıyla kaldılar. İbrahim Tatlıses'in bir şarkıda 1 milyon kere "Tek Tek" deme stilini bu gruptan aldığını, </span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >Rabies is a Killer</span><span style="font-family:verdana;"> şarkısını dinleyip, veyahut az yukarıdaki klibini izlediğinizde kolaylıkla anlayabiliyorsunuz. Aynı zamanda grubun tek klibi olan bu B filmi tarzındaki klip, travesti-ucube solistimizin kameraya bakarak neredeyse on yüz bin milyon baloncuk kere "Rabies is a killa is a killa is a killa yes is a killa" demesinden oluşuyor. Solo zamanlarında maymun gibi direklerin üstünde barfiks çekiyor olsa da solo bitince ayaklarını yere basmayı biliyor. Bu herifler her ne kadar başlı başlına kadın/erkek istismarı/ziyanı olsa da asıl finali klibin sonunda sahneye giren, biri balık etli, diğeri sıska 2 kadının üstünü soyunca görüyoruz. Özellikle ayarlandığını tahmin ettiğim bu kısımda, birinin ufak, diğerininse koca memeli olması</span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" > paranormal bir şekilde simetri manyaklığı tetikliyor bende</span><span style="font-family:verdana;">. Bilmiyorum, seyircide yaratmak istedikleri rahatsızlık bu olsa gerek. 1970'lerde neredeyse bütün insanların cıpcıbır, anadan üryan dolaştığını düşünürsek çıplak iki meme pek de rahatsızlık vermez. Ama simetriyi bozabilirler gördüğünüz gibi. Şarkı güzel ama klip bir b.ka benzemiyor. Ama B klibi stilini yansıttığı için başarılı kabul ediyoruz.</span><br /><br /><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >2-) Cradle of Filth - Burn in the Burial Gown :</span><br /><br /><center><a style="left: 340px ! important; top: 0px ! important;" title="Bu nesneyi Adblock Plus ile engellemek için buraya tıklayın." class="abp-objtab-02947476211700971 visible ontop" href="http://mediaservices.myspace.com/services/media/embed.aspx/m=27119312,t=1,mt=video"></a><object width="425" height="360"><param name="allowFullScreen" value="true"><param name="movie" value="http://mediaservices.myspace.com/services/media/embed.aspx/m=27119312,t=1,mt=video"><embed src="http://mediaservices.myspace.com/services/media/embed.aspx/m=27119312,t=1,mt=video" allowfullscreen="true" type="application/x-shockwave-flash" width="425" height="360"></embed></object></center><br /><br /><span style="font-family:verdana;">Bu pislik grubu metalle alakanız varsa zaten biliyorsunuz. Düşünün ki, Kayseri Kalesi'ni belgesel çekiminde kullanmak için bir adet Bizans Bayrağı asan yönetmenin bile "Yankee Go Home" sersenişleriyle çakma milliyetçiler tarafından şutlandığını düşünürsek, bu eşşek sıpalarını Kayseri Kalesi'nin duvarına dayayıp, bağladığımız takdirde kızılcık sopaları ve meşe odunları gibi geniş bir portföyle ağızları/gözleri dağıtılacaktır, daha sonra da organize bir dilenci örgütünün eline verilerek sahte kelle kağıdıyla sakat sakat dilendirilecektir. Tabi ki yine sadaka yerine yumruk yiyecekleri aşikar. Zaten dilenci de bu yüzden dilendirecektir. Beterin beteri varmış diyip, illallah çeken insanlar, eski oldschool ve normal tipli dilencilerimize daha çok bahşiş verecektir. </span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >Double Vision</span><span style="font-family:verdana;"> veya </span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >Duble Görüş</span><span style="font-family:verdana;"> olarak hitap edebileceğimiz bu seyirliği boktan video gününü tamamlamak için adeta biçilmiş kaftan mevzubahis klibimiz. Ucube festivali gibi ne idüğü belirsiz bi mekana doğru yola koyulmuş götlü göbekli bi köle kafilesi görüyoruz. Kafeste de </span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >görüntünün bitrate kalitesinin düşüklüğünden dolayı süt gibi mi yoksa pestil gibi mi olduğunu anlayamadığım bi hatun var</span><span style="font-family:verdana;">. Grubun elemanı elinde kırbaçla şuursuzca nereye denk gelirse vuruyor. Emir-komuta zincirinin en süt kısmındaki bi manyak olarak önüne gelen herkesin köle ya da senden alt bi rütbe olduğunu bilmek insanda </span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >histerik kırbaç vurma manyaklığı</span><span style="font-family:verdana;">nı doğuruyor olsa gerek. Ara sahnelerde ellerinde elektrik topuna benzer 220 volt şebekesinden kaçak çekildiği belli olan <span style="font-weight: bold;">enerji yumaklarını evirip çeviren manyaklar</span> görüyoruz. Yalnız bu efekt çalışmasını</span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" > "Dünyayı Kurtaran Adam"daki ışınlanma efektlerini yapan adam</span><span style="font-family:verdana;"> yapmış gibime geldi. Elektrik topları bütçe düşüklüğünden </span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >makarayı çizip de oluşturulmuş gibi sanki</span><span style="font-family:verdana;">. Daha sonra ucube festivaline gidiliyor ve bu vampir tipli kan emici manyak, sahneden bi hatunu çağırıyor boynundaki haçı yakarak "Hadi gel bu gece günah denizinde yüzelim" bakışı atıyor. Tabi hatun dünden razı. Adam lökkadanak boyundan yapışıyor ve kan gölüne dönüyor ortalık. Daha sonra elinde elektrik topu çeviren manyaklar tekrar peyda oluyor ortalıkta. Güç birleştirir gibi bi naneler yapıyorlar ama zaten hiç bir anlamı yok. Klip manasız ve b.ktan ama istismar filmi standardında. Bu yüzden başarılı. Yok lan ne başarılısı, iki klip de berbatlıkta başa baş yarışır.</span><br /><br /><span style="font-size:85%;"><span style="font-family:arial;">Selam olsun Bolu Beyi'ne, selam olsun dolu beyine : <a href="http://gofretim.blogspot.com/"><strong>Kupa K1z1</strong></a><strong>, </strong><a href="http://www.tersmeditasyon.com/"><strong>Ters Meditasyon</strong></a></span></span><br /><br /><span style="font-size:85%;"><span style="font-family:courier new;">Yazı bittiğinde "Deep Switch - Silver Bullet" çalıyordu.</span></span><div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8647967185108036050-1476653745944406857?l=www.deliprofesor.com'/></div>Deli Profesörhttp://www.blogger.com/profile/12530653004428220435noreply@blogger.com6tag:blogger.com,1999:blog-8647967185108036050.post-30371748655952530362008-09-15T10:02:00.002+03:002008-09-15T12:16:02.408+03:00Homoti : Badi'den Bile Kötü, Üstelik?!<a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_rx6LLl6oeKg/SM4HVIdh5ZI/AAAAAAAACS8/VWkKF52GUxM/s1600-h/homoti.jpg"><img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer;" src="http://2.bp.blogspot.com/_rx6LLl6oeKg/SM4HVIdh5ZI/AAAAAAAACS8/VWkKF52GUxM/s320/homoti.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5246138675563193746" border="0" /></a><span style="font-family: verdana;">Türkiye'de gözü sorunlu, buğulu ya da gözünü çizdirip Şahin (K.) Bakışlı olmak isteyenlerin sayısını bilmiyorum. Benim merak ettiğim ve kafamın çengelli iğneyle birleştirilip yekpare yapıldığı sorunsal, Türkiye'de neredeyse hergün yeni bir göz hastanesi açılması ve bu denli fazlalıklarına rağmen göz sorunları ve ekstra hizmet taleplerine yetişememeleri. "Altı üstü göz lan" gibi abuk bir cümleyle işin içinden de çıkabilirim. Ama ne yazık ki göz, boyutunun ufaklığına rağmen vücudumuzdaki en karmaşık ve dolayısıyla en çok arıza çıkaran organlardan biri. Tabii şu an burda oturup da manyak gibi "Bence hayat en kötü gözsüz olurdu, burnumuz en değersiz organ lan bence boşu boşuna yer kaplıyor suratımızda. Allah Baba bazı şeyleri gereksiz koymuş." gibi saçmalığın daniskası söylemlerde bulunmayacağım. Bilakis bahsettiğim noktaya paşa paşa geldiniz sevgili okurlar.</span><br /><br /><span style="font-family: verdana;">Sinema yüzde 70 oranında göze hitap eden bir sanat ve bu denli özel doğası gereği bir göz kadar da karmaşık bir mekanizmaya sahip. Her filmin sonunda saygı duyma amaçlı bile beklemeye sabredemediğiniz "Credits" kısmına bir kere o özel mekanizmanızı yorup da bakarsanız, işin mutfağından mükemmel sosun binlerce kişilik ekiplerle çıktığını görebilirsiniz. Bütçe kısıtlılığı sebebiyle çalışan ekip sayısının az olduğu bağımlı/bağımsız filmlerde dahi bu çeşitliliği görebilirsiniz. 10 kişilik bir ekipse bu, her kişiye yaklaşık 3-4 görev düşer, mesela yönetmen-makyöz-çaycı gibi. </span><a style="font-family: verdana;" href="http://www.imdb.com/name/nm0000691/">John Waters</a><span style="font-family: verdana;">'ı saymıyorum bile. Filmlerini çekmek için güçbela tamamlaması gereken işleri olduğu gibi bunun yanında para kazanmak için kamera sathı haricinde pezevenklik ve bar fedailiği gibi işler de yapıyordu. Lakin dikkat ederseniz bu kadar bıdıbıdı etmeme rağmen sinema sektörünün içinde aktif olarak bulunan bir insanın bu sektördeki her işi becerebileceğini söylemedim. Takdir edersiniz ki bütün alanda beceriye sahip olmak, koskoca bir göz hastanesinde bütün hastalıklara vakıf olmak gibi bişey olurdu. Biraz işlerin nasıl yürüdüğünü biliyorsanız standart bir göz doktorunun sadece glokom ya da sadece katarakt konusunda uzmanlaştığını tahmin edebilirsiniz.</span><br /><br /><span style="font-weight: bold; font-family: verdana;">Francis Ford Coppola</span><span style="font-family: verdana;">'lar, </span><span style="font-weight: bold; font-family: verdana;">Martin Scorsese</span><span style="font-family: verdana;">'ler, sahnelerde </span><span style="font-weight: bold; font-family: verdana;">Marlon Brando</span><span style="font-family: verdana;"> ve </span><span style="font-weight: bold; font-family: verdana;">Robert De Niro</span><span style="font-family: verdana;"> gibi mükemmel oyunculuklarla birleşip devleştiğinde kimi insanlar sanıyor ki, bu sadece Marlon ya da Robert babanın işi. Halbuki kesinlikle deli saçması (F.cking bullshit man) bir düşünce. Bu sinema canavarları sahnede arz-ı endam ederken arkada sürekli birileri onlara çeki düzen veriyor, nerede durması gerektiğini söylüyor. Bir Tanrı gibi, filmine, oyuncularına hayat veriyor yönetmen. Dünyanın en iyi oyuncularını alıp kamera önüne koyup, kameranın arkasına da </span><span style="font-weight: bold; font-family: verdana;">Mustafa Altıoklar</span><span style="font-family: verdana;"> gibi bir hıyarı yerleştirdiğiniz zaman göreceksiniz ki bu denli güzel filmografiye sahip mükemmel oyuncular filmde kukla gibi kalacak. Senaryosu ve bunu kameraya yansıtış şekli berbat olan bir yönetmenin çektiği film yüzünden oyunculara suç atamazsınız ki. Gerçi atılır, niye atılmasın. Vallaha sümsüğü bile yapıştırırım suratının ortasına böyle dürrük bi yönetmenle çalışmayı kabul ettikleri için.</span><br /><br /><span style="font-family: verdana;">Bu iş bi kere eğitim işi değil. Şurdan çıkıp da Marlon Brando "Ben yönetmenlik yapmak istiyorum" dese kimsecikler bişey demez. Bu adama işini yapması için ilk, performansına göre ikinci veyahut tek hakkı verilir. İyi ya da kötü, kadrosunu oluşturur ve çeker. Önemli nokta da burada başlar. Çoğu oyuncu-yönetmen kırması da bu noktaya hakim değildir işte. Seyirci berbat dediği zaman umrunda olmaz, başarısız film serisine devamlılık getirir. Tasını tarağını toplayıp gitmeyi gururuna yediremezler böyle durumda. </span><a style="font-family: verdana;" href="http://www.imdb.com/title/tt0758758/">Sean Penn</a><span style="font-family: verdana;"> gibi yönetmenliğe de yeteneğin varsa ne ala. Cannes'a gider, kırmızı halı üstünde kasıla kasıla yürürsün. İnce bir çizgi değil bu, kapkalın bir işaret. Yapamadığında "En azından denemiştim" dediğinde kimse kızmayacaktır sana. Hatta android değil, insan olduğunu bildiklerinden daha da çok takdir ederler. Sean Penn, bilindik kaliteli oyuncuları doldurup da mı güzel bi film yaptı? Hayır, kendi yüreğindeki yetenekle oyuncularına şekil ve güç kattı.</span><br /><br /><span style="font-weight: bold; font-family: verdana;">Müjdat Gezen</span><span style="font-family: verdana;">, bir kısım insana gıcık gözüken, bi kısmın da takdir etttiği, ama bütün bunlara rağmen tartışmasız Türkiye'deki en iyi oyunculardan biri. Çoğunuz bilmiyorsunuz bile, çünkü onun sayfasında da makaraya almalık kara bir leke, lakin o da bu sevdaya kapıldı. Yani </span><span style="font-weight: bold; font-family: verdana;">senaryo yazıp, güzel bir film yönetebileceğini düşündü</span><span style="font-family: verdana;">. Hem de süper bir oyuncu çevresi olması sebebiyle yoğurdun en kaymaklı yanına sahip gibiydi. </span><span style="font-weight: bold; font-family: verdana;">Perran Kutman</span><span style="font-family: verdana;">, </span><span style="font-weight: bold; font-family: verdana;">Zeki Alasya</span><span style="font-family: verdana;"> gibi oyuncularla ilk olarak </span><span style="font-weight: bold; font-family: verdana;">Gülümseyen Dünya</span><span style="font-family: verdana;"> isimli garabeti çekti. İnsanlar resmen nefret etti. İnsanların nefret ettiğiyle de kalmadı haliyle. Şu an </span><span style="font-weight: bold; font-family: verdana;">gavurların Türk filmleriyle daşşak geçmek için kurduğu trash film sektörü Turkeywood'un en nadide parçalarından</span><span style="font-family: verdana;">. Geleceğe yatırım yapan, "Bir gün beni anlayacaklar ama yanlış anlayacaklar" diyen Müjdat gezen, çok değil 1-2 yıl sonra belki de senarist-yönetmen-oyuncu mertebesinde </span><a style="font-family: verdana;" href="http://www.imdb.com/title/tt0422429/">Homoti</a><span style="font-family: verdana;"> (a.k.a. Homodi) isimli filmiyle nirvanaya ulaştı.</span><br /><br /><span style="font-family: verdana;">Türk E.T.'si </span><span style="font-weight: bold; font-family: verdana;">Badi</span><span style="font-family: verdana;">'yi biliyor ve her daim dalga geçiyorsunuz, belki de daha kötüsünün olamayacağını düşünüyorsunuz. İşte şimdi yanıldınız. Bu film, </span><span style="font-weight: bold; font-family: verdana;">oyuncuları istediği kadar iyi olsun, yönetmeni dandik olan filmlerin en azından vasat olacağı mevzusunda adeta ibret-i alem konumunda</span><span style="font-family: verdana;">. Peki, "Zamanında hiçbir Allah'ın kulu bu herife dur deyip frenlemedi mi?" diye soracağınızı tahmin ediyorum. O olay da şöyle gelişti; Müjdat Gezen Homoti'yi çektikten sonra saygı duyulacak nadir insanlardan olduğu için ilk olarak </span><span style="font-weight: bold; font-family: verdana;">Aziz Nesin</span><span style="font-family: verdana;">'e izletti. Zira onun görüşü Gezen için çok önemliydi. Aziz Nesin filmi izledi ve bittikten sonra Müjdat Gezen sordu: "Abi nasıl buldun filmi?" Aziz Nesin "</span><span style="font-weight: bold; font-family: verdana;">Ben böyle boktan bişey izlemedim</span><span style="font-family: verdana;">" dedi ve</span><span style="font-weight: bold; font-family: verdana;"> saatlerce katıla katıla güldü</span><span style="font-family: verdana;">. Belki de günümüzde Müjdat Gezen'in tamamen değil de kısmen nefret edilmesini sağlayan bir dönüm noktası ve yerinde bi söz oldu bu onun için. Yoksa berbat filmlerin prensi </span><a style="font-family: verdana;" href="http://www.imdb.com/name/nm0000248/">Ed Wood</a><span style="font-family: verdana;"> bile tarihte onun gölgesinde kalacaktı bu konuda. Müjdat Gezen filmi o hayal kırıklığıyla attığını, şu an elinde bir kopyasının dahi olmadığını söylüyor. Bu film piyasaya nasıl yayıldı bilmiyorum ama Müjdat Gezen büyük ihtimalle sabah akşam giydiriyordur ona. Çünkü bu film, onun iyi oyunculuk kariyerinin insanların zihninde bi anda sürmenaja uğratıp, silip atacak türden.</span><br /><br /><span style="font-family: verdana;">Muhteşem efekt namına ilk şaşkınlığa jenerik kısmında uğradım. Yıllardan 1986 civarı ve bu filmde 3 boyutlu animasyon var. Ama ne animasyon! Ne idüğü belirsiz bir çeşit kare (sanırım) Amiga'yla hazırlanmış ve şekil değiştirerek öylesine dönüyor. Hani şu TRT-4'ün Açıköğretim programlarının fi tarihinden kalmış ve günümüzde hala yayınlanan animasyonları var ya, işte bu dediğimi görseniz onlara taparsınız. Bu efektlere ayrılan bütçe ne kadardır acep, cidden merak ettim.</span><br /><br /><span style="font-family: verdana;">Film, sahtekar olmaya meyilli gazeteci </span><span style="font-weight: bold; font-family: verdana;">Ali</span><span style="font-family: verdana;">'nin (Müjdat Gezen) evinin içindeki heykel, tablo, vhs player, televizyon gibi objeleri </span><a style="font-family: verdana;" href="http://www.youtube.com/watch?v=HTN6Du3MCgI">Gay Bar isimli şarkının klibi</a><span style="font-family: verdana;"> kıvamında yüksek zoom oranıyla göstererek başlıyor. Son derece merak uyandırıcı. Hele resimdeki tasvirleri gördüğüm vakit, "Ulan bayağı bi atraksiyon/efsane var sanırım bunda" dedim. Ali'nin dönen plağı çıkarmasıyla alaturka başlangıç müziği duruyor ve birden daha oynak bi şarkı giriyor (-Ne çalayım Ramazan? -Oynak bişey çal.). Evin yükseğinde kalan bir tepeye konuşlanmış, daha sonra da bolca göreceğiniz güvenlik kamerası açısıyla Ali </span><span style="font-weight: bold; font-family: verdana;">ATV</span><span style="font-family: verdana;">sine binip (oha artık) trafikte karizmatik sakalıyla yollarda esiyor. Ama çekimi görmelisiniz, hani </span><span style="font-weight: bold; font-family: verdana;">sünnet-evlilik düğünlerinde konvoy çekimi</span><span style="font-family: verdana;"> olur ya, aynı onun gibi. Yaklaşık 2 dakika bu eziyete katlandıktan sonra tabelasında </span><span style="font-weight: bold; font-family: verdana;">Milliyet</span><span style="font-family: verdana;"> yazan binaya giriyor. </span><a style="font-family: verdana;" href="http://www.imdb.com/name/nm0258683/">Altan Erbulak</a><span style="font-family: verdana;"> şefi rolünde. Bir sekans için bizim anlayamayacağımız derecede yüksek bi yoğunluk var burda. Hal hatır kısmı bile bir garip. "-Montum nasıl?" "-Mont Gibi!" Bunun haricinde çayı getirip masaya koyan figüranı aklımın almadığı bi şekilde korkutuyorlar ki, işte o zaman filmdeki derinliğe bodoslama atıveriyorum ruhumu.</span><br /><br /><span style="font-family: verdana;">Ali'de </span><span style="font-weight: bold; font-family: verdana;">Gor</span><span style="font-family: verdana;">a'daki </span><span style="font-weight: bold; font-family: verdana;">Arif</span><span style="font-family: verdana;">'e benzer bir gazetecilik anlayışı var. Aklı asparagas haberlerden başka bişeye pek çalışmıyor. Hem de Milliyet gazetesinde? Anında üfürüyor 2 dakikada: "Yeni yazı dizimiz, 2 saatte nasıl pilot olunur? Başlamadan önce hocaya sordum "Abi bunu öğrenmek ne kadar zaman alır?" diye. "Sen zeki birine benziyorsun, 1 yılda öğrenirsin" dedi, ama ben 2 saatte öğrendim." Altan abimiz bu saçmalıklara doymuş tabi, Ali'den her ne kadar doğru dürüst haberler istese de birkaç palavradan sonra Ali iyice coşup "Ufo çekeceğim" dediğinde "Ne halin varsa gör" diyip savuşturuyor. İşte tam bu kısımda Ali'nin tencere tava kapağını havaya fırlatıp da fotoğrafladığını görünce, Cem Yılmaz'ın bu fikri bu trash kültü filmden aşırdığını düşünüyorum nedense. Belki de daha eski bi numaradır. Sonuçta bu denli yavan bi filmin tencere tava olayını kendi üretmiş olmasını beyin çerçeveme kabul ettiremiyorum.</span><br /><br /><span style="font-family: verdana;">Olaylar o kadar çabuk oluyor, karakterler birbirine o kadar çabuk ısınıyor ki, filmin hızının yanında Hacı Murat gibi kalakalıyorsunuz. Ama bi yandan da olaylar son derece zorlama. Elinizde bi Ferrari var, ama bunu vurdurarak çalıştırıyorsunuz gibi. Birden uzay aracını gören Ali yanına gidiyor ve film boyunca belki de 800 defa duymaktan kusacağımız o replik dökülüyor plastikten bozma uzaylının ağzından : "</span><span style="font-weight: bold; font-family: verdana;">Merhaba, Benim adım Homoti</span><span style="font-family: verdana;">" . Sami Bugay'ın hazırlamış olduğu bu kostüm baştan savmalıkta adeta şaheser. Badi gibi paspal E.T. taklidi bile zilyonlarca kez daha özenli hazırlanmış diyebilirim. Homoti'nin elindeki bavulun </span><span style="font-weight: bold; font-family: verdana;">Alamancı bavulu</span><span style="font-family: verdana;"> olarak bilinen eski tip dev yarasa bavullardan bir farkı yok. Sadece uzaydan geldiği belli olsun diye etrafına ışık döşemişler, yanıp yanıp sönüyor. Ali röportaj yapma umuduyla Homoti'yi eve doğru götürürken ayağını bir taşa vuruyor. Taş ufacık, ama dokunuş ve tepki o kadar yapay ki, sonra Homoti'nin de o taşın üstüne basacağını, ama onun </span><span style="font-weight: bold; font-family: verdana;">sünger gibi ezeceğini</span><span style="font-family: verdana;"> ve farkında bile olmayacağını tahmin edebiliyorsunuz. Ve, evet tahminde yanılmadınız.</span><br /><br /><span style="font-family: verdana;">Bu dandik mahluk ne menem bi gezegende yaşayıp adapte olmuş, hayret ettim. Ali'nin evine girdiğinde üşüyor. Ali de bi battaniye çekip koltuğa oturtuyor. Ama dediğim gibi uzaylı makedi, bırakın hareket etmeyi, nefes almayı bile kısıtlı tutan türden. O yüzden eliyle kaldırıp yatırıyor koltuğun üstüne. Gövdesi atlet gibi duruyor. Sade gövdeden oluşmuş gibi bi hali var. Geliş sebebini de anlatıp seyircileri meraktan kurtarıyor bir yandan. Yıldız Savaşları sebebiyle uzayda husursuz bir ortam oluştuğu ve savaşları sevmediği için dünyaya kaçmış Homoti. Koskoca uzay, işi gücü yok fıldır fıldır bu tırsakiyi arıyor. O yüzden de Ali'den kendini gazetede ifşa etmemesini istiyor nazik dille. Ali, Homoti'nin kendisine 7. gücüyle (!) uçan halıyla gezen Arap röportajı ayarlaması şartıyla kabul ediyor.</span><br /><br /><span style="font-family: verdana;">Filmde karakterler de oturmamış. Tam dalgalandım da duruldum denilecek bi yapıya sahipler. Biraz önce dediğim sahneden sonra </span><span style="font-weight: bold; font-family: verdana;">Hatçe</span><span style="font-family: verdana;"> (</span><a style="font-family: verdana;" href="http://www.imdb.com/name/nm0476510/">Perran Kutman</a><span style="font-family: verdana;">) çıkıyor mesela. Bakkaldan manavdan alışveriş yapıyor. Bütün esnafa onun şirretliğinden gına gelmiş. "Alacağını al, Allah rızası için bizimle uğraşma" diyorlar kime alışverişe gitse. 2 kuruşluk erzak için milleti canından bezdirmeye üşenmeyen bir kadının çevresindeki komşulara da aynı tutumda olması gerekir, değil mi? Ama bu sefer tam zıttı bi durumda. Herkesle o kadar iyi anlaşıyor ki, her eve lazım bile diyebilirsiniz hamaratlığıyla.</span><br /><br /><span style="font-family: verdana;">1 saat oldu daha hala karakterleri tanıtma ve filme ekleme kısmında Müjdat Baba. Herşey hızlı geçiyor, insanlar hızlıca tanışıyor ama bu 1 saat neyle geçti, ne kadar boş geçti şeklinde dumurasyonlara tabi bi hale geliyorum artık. Sonra gazeteye, Ali'nin yanında stajyer olarak bi hatun geliyor. Ali, ilk sahnede "Ben kadın stajyer istemem" diyor ve bu yüzden stajyerle takışıyorlar. 2. sahnede bir bakıyorsunuz çay bahçesinde bulup sevgili olmuşlar. Aman Allah'ım. Ankaralı Namık'ın "Şimdiki kızlar bi ciklete öptürür" dediği kadar varmış meğerse.</span><br /><br /><span style="font-family: verdana;">İşte mükemmel aşk üçgeni kuruluyor bi anda. Böyle bi konsepti duymak, görmek istemezdiniz biliyorum, ama uzaylının isminin Homoti olduğundan kıllanmalıydınız. Evet, </span><span style="font-weight: bold; font-family: verdana;">Homoti bir .pne</span> ve Ali kendisine bu denli iyi davrandığından ona aşık oluyor. Sıkı durun, bu filmde bir değil, iki .pne var. <span style="font-weight: bold; font-family: verdana;">Ekmek Teknesi</span><span style="font-family: verdana;">'nin respect dolu "</span><span style="font-weight: bold; font-family: verdana;">Baba</span><span style="font-family: verdana;">"sı </span><a style="font-family: verdana;" href="http://www.imdb.com/name/nm0227533/">Savaş Dinçel</a><span style="font-family: verdana;">, Ali'nin kapı komşusu Haydar isimli bir .pneyi oynuyor. Ömrü boyunca hep ağır abi rollerde takılan süper insan Savaş Dinçel'i, vefat ettikten sonra böyle tırt bir rolde izleyince cidden çok şaşırdım. Ne mutlu ki, beklediğim gibi hepsi birbirine girip aşk dörtgeni, beşgeni oluşturmak namına </span><a style="font-family: verdana;" href="http://sozluk.sourtimes.org/Default.asp?">orgy</a><span style="font-family: verdana;"> yapmıyor ve .pne Dinçel sadece keyifli kahve fallarıyla zaman dolduruyor kamerada.</span><br /><br /><center><img src="http://farm4.static.flickr.com/3070/2858286143_fca4aef238_o.jpg" border="0" width="400" height="300" /> </center><br /><br /><span style="font-family: verdana;">Cinsel tercihler açısından son derece kararsız bi halde görüyoruz Homoti'yi. Bi ara Hatçe'yle uzun süren bi duygusal sekans sırasında Homoti, Hatçe'yle sevişecek de biseksüelliğe adım atacak diye düşündüm resmen. Meğerse tek derdi Ali'yle iş tutmakmış. Bittabi onun sevgilisini de son derece kıskanıyor bu yüzden. Günün birinde Ali ile stajyer sevgilisini yatakta gören Homoti delleniyor ve Ali'nin hatunun çantada </span><span style="font-weight: bold; font-family: verdana;">ne kadar makyaj malzemesi varsa hepsini suratına boca ediyor</span><span style="font-family: verdana;">. Düşünün ki emo hatunlarından makjaylarından bile daha ağır ve berbat bi makyaj bu. Zaten yüzüne bakılamayacak derecede kötü bir kostümün üstüne bir de makyaj katılınca </span><span style="font-weight: bold; font-family: verdana;">sinema tarihinin belki de en iğreti sahnesini</span><span style="font-family: verdana;"> izliyoruz. Bunun bi üst seviyesi de Ali'yle Homoti'nin sevişmesi olurdu sanırım. Sahi, nasıl sevişirlerdi ki? Müjdat Gezen'i tanıyan varsa sorsun, senaryo aşamasında kesinlikle geçmiştir kafasından.</span><br /><br /><span style="font-family: verdana;">2 saat boyunca filmi oturup izledikten sonra kafamda sadece film sırasında kullanılan yerli yersiz 3 boyutlu grafikler, Homoti'nin </span><span style="font-weight: bold; font-family: verdana;">ayna aracılığıyla E.T. ile sohbet etmesi</span><span style="font-family: verdana;"> ve beni sinemadan tiksindiren o iğrenç makyajı kalıyor. .pne bi uzaylının naif ve ırzına geçilmeye hazır ruh hali de üstüne sos oluyor. Filmin sonunun mutsuz bitmesinden mütevellit pek mutlu mutlu olmadığımdan ötürü Müjdat Gezen'in Director's Cut/Redux adında yeni versiyon çıkarıp, Homoti'yle diğer .pne-zenci düşkünü Haydar'ı seviştirip, saadete kavuşturmasını talep ediyorum. Bu filmdeki hissettiğim eksiklik anca bu şekilde dolabilir, zaten öbür türlü Haydar çok gereksiz kalıyor. Bu şekilde </span><span style="font-weight: bold; font-family: verdana;">bi sinemaya iki .pne yaraşmaz ki</span><span style="font-family: verdana;">.</span><br /><br /><span style="font-family: verdana;">Filmi internete koyan manyak bunu izlememizin bize vereceği işkence yetmiyormuş gibi üstüne üstlük "Chosen One" mertebesini hak edip hak etmediğimizi test etmek amacıyla download linkini .ccf doyasının içine koymuş. Eğer gerçekten bu filmi izlemeyi hak ettiğinize inanıyorsanız, öncelikle aşağıya koyduğum Cryptload'ı indirmeniz gerekiyor. Akabinde diğer dosyayı da programda açtığınızda program indiragandiye başlayacaktır.</span><br /><br /><div style="text-align: center;"><a style="font-family: verdana; font-weight: bold;" href="http://rapidshare.com/files/145298388/Cryptload_by_www.deliprofesor.com.rar">Download - Cryptload Downloader</a><br /><br /><a style="font-family: verdana; font-weight: bold;" href="http://rapidshare.com/files/145298933/Homoti.ccf">Download - Homoti</a><br /><span style="font-size:85%;"><br /></span><div style="text-align: left;"><span style="font-size:85%;"><span style="font-family: courier new;"><span style="font-weight: bold;">200. yazı</span> olarak blogumla ilgili elde ettiğim tek istatistik, her yazımda bir öncekine göre anlamadığım şekilde daha uzun yazdığım oldu. Gözü ağrıyan, lakin inatla okumak isteyen arkadaşlar var, biliyorum. Bu yüzden göz ağrımasına son derece iyi gelmesi sebebiyle bütün okurlarıma </span><a style="font-family: courier new; font-weight: bold;" href="http://onfinite.com/libraries/1007748/132.jpg">balık yağı</a><span style="font-family: courier new;"> öneriyorum. Ayrıca ilgilenen balık firmalarına sesleniyorum, sponsorluk tekliflerinize açığım. Yazı bittiğinde "<span style="font-weight: bold;">Dirty Looks - It's a Bitch</span>" çalıyordu.</span></span><br /></div></div><div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8647967185108036050-3037174865595253036?l=www.deliprofesor.com'/></div>Deli Profesörhttp://www.blogger.com/profile/12530653004428220435noreply@blogger.com5tag:blogger.com,1999:blog-8647967185108036050.post-49542103548684798212008-09-07T12:06:00.009+03:002008-09-07T14:14:29.543+03:00Davul Tozu, Minare Gölgesi<a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_rx6LLl6oeKg/SMO0Rx5a7PI/AAAAAAAACSs/01kR4rnbsSI/s1600-h/sahibinden_ilginc_ilanlar.jpg"><img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer;" src="http://3.bp.blogspot.com/_rx6LLl6oeKg/SMO0Rx5a7PI/AAAAAAAACSs/01kR4rnbsSI/s400/sahibinden_ilginc_ilanlar.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5243232608734342386" border="0" /></a><br /><span style="font-family:verdana;">Sinemalarda döner ya bazen, tarihi değiştiren karakterler vardır mesela. Ama yönetmen o karakter suyu çıkarılırcasına defalarca makaralardan seyirciyle buluştuğu için onu bırak, tarihin değişiminde etkisi olan, o adamın yanındaki 2. veyahut 3. adamları dahi anlatmaz. Böyle filmlerin de sinema afişi ya da lansman sloganı şuna benzer bişey olur : "</span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >Bu, diğerlerinin hikayesi</span><span style="font-family:verdana;">", "</span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >Tarihe pozitif anlamda bi b.k katmış olmasa da bi şekilde şaklabanlıklarıyla 4. adam olmayı başarabilenlerin hikayesi</span><span style="font-family:verdana;">" gibi.</span><br /><br /><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >E-Ticaret</span><span style="font-family:verdana;"> konusunda malumunuz vakti zamanında arkasına denizci rüzgarını doğru zamanda alıp epeyce yol kat eden </span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >Gittigidiyor</span><span style="font-family:verdana;"> esas oğlan. Bi şekilde internetle alakadar olan herkesin de bu sitede alışveriş mazisi vardır. Hatta testesteron hormonlarına yenik düşüp herhangi bir açık arttırmada karşı tarafı alt etmek adına 10 liralık bir tokmağı 100 liraya yiyen gaziler de boldur. Çıktığı günden bu yana Gittigidiyor geniş ürün portföyüyle kullanıcılarını bohçasını alıp da gelen bir yavuklu kadar hevesli tokmakladı. Alan/satan memnuniyet dengesinin bozulmamasından ötürü de arkadan esen, doğru yakalandığında etkili olan denizci rüzgarına müdahil olmaya çalışan diğer e-ticaret siteleri hiçbir zaman tutunamadı. Tutunamayıp, kendilerine zarar vermeyi geçtim, üstüne üstlük son zamanlarda </span><a style="font-family: verdana;" href="http://www.altivi.com/">Altivi</a><span style="font-family:verdana;"> gibi sahtekar, </span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >Weblebi</span><span style="font-family:verdana;"> gibi sallabaş siteler kapanarak, kapatılarak insanların internet üzerinden alışveriş yapma isteğini baltaladı. Oysa ki daha yeni yeni alışıyorduk.</span><br /><br /><span style="font-family:verdana;">Birincinin belli olduğu bu dev arenada, zirveye çok uzak olan diğer iki podyum sitesini de sayıp şampanyaları birbirlerinin üzerine patlattırmamız gerekirse, tecrübelerime dayanarak </span><a style="font-family: verdana;" href="http://www.sahibinden.com/">Sahibinden</a><span style="font-family:verdana;">'i 2, </span><a style="font-family: verdana;" href="http://www.hemalhemsat.com/">Hemalhemsat</a><span style="font-family:verdana;">'ı 3. sıraya kolayca oturturum. Bu iki site arabirim olarak Gittigidiyor'dan bağımsız siteler olsa dahi mantık olarak aynı şekilde çalıştıkları için ambulans arkasına takılıp, gideceği yere daha çabuk ulaşan arabalar misali Gittigidiyor'un ünü ve mantığı sayesinde hedeflerine daha çabuk erişmişlerdir. "Peki taklidin taklidi de var mı?" derseniz, </span><a style="font-family: verdana;" href="http://www.birliram.com/">www.birliram.com</a><span style="font-family:verdana;"> isimli Sahibinden taklidi siteye bakmanız yeterlidir.</span><br /><br /><span style="font-family:verdana;">Anasayfasının ortasındaki saçma sapan araba ilanları yüzünden çok ciddiyetsiz ve güvensiz bir görünüm sunan Sahibinden, ciddiyetini iyice sarsmak istediğinden olsa gerek, kenardaki menüye </span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >İlginç İlanlar</span><span style="font-family:verdana;"> isimli yeni bir kısım daha eklemiş. Şu an yaklaşık 35 ilan içeren bu kısımı yüzde yüz zihin gücüyle kategorize ettiğimde şöyle bir sonuç çıkarıyorum; Buradaki ilanların bir kısmı </span><a style="font-family: verdana;" href="http://www.iwantoneofthose.com/">Iwantoneofthose</a><span style="font-family:verdana;"> sitesindeki gibi ilginç ürünlerden oluşuyor. Açıkcası bu kısımdaki </span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >Skyrunner</span><span style="font-family:verdana;">, </span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >ses dinleme cihazı</span><span style="font-family:verdana;"> gibi ürünler diğer başlıkları gördükten sonra pek de ilgimi çekmedi. Zira yüzde yüz zihin gücümün ayrıştırdığı diğer bölüm harbiden t.şşak, mizahi unsurların dibine vurulmuş ilanlardan oluşuyordu. Bazısı Gittigidiyor'un meşhur "Fantastik Forvet"ine eşdeğer, bazısı da derin filozofik mizahi alt metni sebebiyle çok daha komik.</span><br /><br /><span style="font-family:verdana;">Dozu ufaktan ufaktan arttırmak gerek, bu yüzden ilk olarak Gripin niyetine ilanla ateşinizi kesmeyi deneyeceğim (Düşük doz buysa ?!) Half Life 2'yi oynayıp da oradaki gibi, devrilmeyen, yanmayan, akmaz kokmaz bi </span><a style="font-family: verdana;" href="http://media.moddb.com/cache/images/mods/1/11/10321/thumb_620x2000/sr_megadash0003.jpg">arabası</a><span style="font-family:verdana;"> olmasını isteyen ben dahil milyonlarca insan olmuştur tahminimce. Her caddesinden, her sokağından ne çıkacağı belli olmayan ülkem için her yanının açık olması sebebiyle biraz riskli olsa da, dağa bayıra vurdurduğunda 4x4'lerin bile ruhuna rahmet okutan türden</span><a style="font-family: verdana;" href="http://www.sahibinden.com/surucu_kusu_icin_maket_aracWQQaXQQ9674679WQQpXQQdisplayitem"> bi araba bu</a><span style="font-family:verdana;">. İlan sahibi sürücü kursu için olduğunu söyleyip kullanım alanını kısıtlamış olsa da bu fantezilerimizi pek de dizginlemeyecektir.</span><br /><br /><a style="font-family: verdana;" href="http://www.yemeksepeti.com/">Yemeksepeti</a><span style="font-family:verdana;">'nin henüz sadece 8 şehire hizmet vermesi sebebiyle açığını yakalayan sivri zekalı bir girişimcimiz ise rotasını onların organize olamadığı bölgeleri ağırlıklı tutarak seçmiş ve </span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >Tüm Türkiye</span><span style="font-family:verdana;">'ye süper yağlı </span><a style="font-weight: bold; font-family: verdana;" href="http://www.sahibinden.com/-45_derecede_soklanmis_sile_luferi_super_yagliWQQaXQQ10158852WQQpXQQdisplayitem">Şili Lüferi</a><span style="font-family:verdana;"> satmayı bir görev edinmiş. Balıkları paketleyip İstanbul'dan Iğdır'a uçakla gönderdiğimizde ölüsünün dahi jetlag olacak kadar uzak bir mesafe olduğunu düşündüğümde aklıma şu soru geliyor sevgili okurlar: "</span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >Jetlag olmuş balığı Ramazan ayında yemek caiz midir?</span><span style="font-family:verdana;">"ya da "</span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >Jetlag olmuş bi balığı bu zaman dilimi manyaklaştırmasından 1 gün Deep Freeze'de dinlendirerek kurtarabilir miyiz?</span><span style="font-family:verdana;">"</span><br /><br /><span style="font-family:verdana;">Bu bahsettiğim ilanları dozajı düşük, girişimciliği yüksek olduğu için ilk bahsettiğim kategoride tutabiliriz. Benim tarafımdan asıl görmenizi istediğim kategori diğeriydi zati. Ateşinizin kesilmesini bırakın, daha da parladığını görüyorum ve </span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >fitil</span><span style="font-family:verdana;"> niyetine </span><a style="font-weight: bold; font-family: verdana;" href="http://www.sahibinden.com/sahibine_fayda_saglamayan_benq_p50_satilikWQQaXQQ4782953WQQpXQQdisplayitem">Sahibine Fayda Sağlamayan Benq P50</a><span style="font-family:verdana;"> ilanına yönlendiriyorum sizi. Bana uzun ya da komik yazıyorsun diyenler, bu sözlerini tekrarlamadan önce bu ilanı after ve post production aşamasında süzme yoğurt gibi süzüp, tadını çıkara çıkara, kaşığı daldıra daldıra bol bol yalamalıdırlar. Her zaman müşteri memnuniyetini düstur edinmiş satıcımız </span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >PDA</span><span style="font-family:verdana;">'sını satma amacında. Kendisini işlevsizliği yüzünden hayata küstüren, akabinde gerçek yaşam ışığını ve bilgeliği görmesini sağlayan bir PDA bu. Herkes sattığı ürünü bulunmaz Hint Kumaşı gibi överken bile zar zor satabilirken filozof satıcı elindeki ürünü adeta yerden yere vuruyor. Aletin en belirgin özellikleri nelermiş bir bakalım hele. </span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >Birisi sizi aradığında ulaşabilme ihtimali yüzde 25'tir</span><span style="font-family:verdana;">. Ki, telefonu yeri geldiğinde mecburiyetten kullanan ve o kullandığında bile konuşmayı sevmeyen benim gibi adamlar için süper bi özellik. </span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >Tuş Kilidi olmamasına rağmen, cebinizde istediğiniz kadar yanlış numaraları tuşlasa da kimseyi arayamaz, çünkü o özelliği de kısıtlı</span><span style="font-family:verdana;">. Bir zar attığınızda 6 kere üst üste 6 gelmesi gibi bi ihtimal sanırım. </span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >Takoz gibi kalın ve büyük olduğu için belinize bağladığınızda tabanca gibi gözükür, bu sebeple karşınızdakilere korku salabilirsiniz</span><span style="font-family:verdana;">. </span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >İstemediğiniz telefon numaralarını size arkadaşlarınız zorla kaydettirse de bu telefon kendi kendine 2 gün içinde siler</span><span style="font-family:verdana;">. </span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >1.3 megapiksel kamerasının çektiği resimler bulanık ve soyut resimler gibi çıktığı için etrafınızdaki arkadaşlarınıza profesyonel fotoğrafçıymışcasına ahkam kesebilirsiniz</span><span style="font-family:verdana;">. Tabi en önemlisi de böyle bi aleti aldığınızda bardağın boş kısmından ziyade dolu kısmını görerek gerçek bilgeliğe ulaşabilirsiniz. Bilgeliğe ulaşmak sadece ama sadece 300 YTL. Yanında verdiği 1 GB bellekle de nirvanaya ulaşabilirsiniz.</span><br /><br /><span style="font-family:verdana;">Bu kısımı gördüğümde bu ve benzeri pek çok ilana coştum, lakin bu ilan beni arap atı gibi kişnete kişnete evin ortasında toynaklattı. (</span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >Arap atı gibi toynaklamak</span><span style="font-family:verdana;">?) "</span><a style="font-weight: bold; font-family: verdana;" href="http://www.sahibinden.com/kafesini_nadiren_acabiliyorum_yemin_ederim_ailemizi_perisan_ettiWQQaXQQ10110291WQQpXQQdisplayitem">Kafesini nadiren açabiliyorum yemin ederim ailemizi perişan etti</a><span style="font-family:verdana;">" isimli bu mükemmel ilan benden kesinlikle </span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >en iyi e-ticaret ilanı ödülü</span><span style="font-family:verdana;">nü aldı. İlan sahibi, hayvan sahibi olmasıyla birlikte dert sahibi olmuş bi insan. Hem de derdin tillahı. Çilekeş desen bile az kalır. Tanıdığının günün birinde kendisine papağan hediye etmesiyle ailesinde konuşan, kraker isteyen (Poly kraker istiyor, Poly kraker istiyor), yiyince de mutluluktan şakıyan bir dostunun olacağını sanan bu mağdur satıcı, ismi </span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >Kerpeten</span><span style="font-family:verdana;"> olan bu papağanın neden bu namı hak ettiğini çok geç anlıyor. Eve Jaguar alıp koysanız bu denli zayiat vermez. Yanına yaklaşan parmağı koparıp atıyor. Kardeşinin parmağını kopardığında kullandığı ilk yardım setini de bu yüzden yanında hediye olarak veriyor. Ergenliğinin zirvesindeki bir erkek gibi tıpkı, geleni deviriyor. "Ben bu hayvanı ehilleştiririm" diyenlere hodri meydan okuyan ilan sahibi bazı önemli noktaları da ekliyor : Asla kafesini açmayınız, kesinlikle artistlik yapmayınız, yem vermek için kafese yaklaşırsanız 3 kişiden az yaklaşmayın, kopan uzvunuzu içi buz dolu bi tencereyle en yakın devlet hastanesine yetiştirirseniz geç kalmış sayılmazsınız.</span><br /><br /><span style="font-family:verdana;">İbiğini, toynağını skerim valla öyle papağanın. Alırım duvara dart niyetine fırlatırım cücüğü çıkar. Hayvan sever adamı bile hayvan sker yapar böyle papağan vallaha. Adam gitmiş pet shopa kaktırmaya çalışmış tanıdığının yaptığı gibi. Ama yanındaki papağanların </span><a style="font-family: verdana;" href="http://image1.sahibinden.com/photos/440/10110291_447975_7y16440.JPG">hepsinin ciğerini sökmüş</a><span style="font-family:verdana;"> hayvan. Böyle bi yaratığım olsa kurardım çilingir sofrasını, bas pilakiyi, bas suluğuna rakıyı. Ayna gibi olurdu Allahıma. Ha yine mi adam olmadı, o zaman duvara çivilerdim işte. Ben yine de bu ilan sahibinin papağan için çektiği 3000 YTL fiyatından pek akıllanmadığını anlıyorum. Bu dingile cidden müstehakmış. O fiyata böylle bi şirreti satacağını sanıyorsa o papağan daha yıllarca çok g.tünü koparır bu herifin. Beleşe sattığınızda bile satın alacak birini zor bulacağınız türden bi hayvan çünkü. Bakışlarında </span><a style="font-family: verdana;" href="http://image1.sahibinden.com/photos/716/10110291_447975_d3tj716.jpg">Doctor Hannibal Lecter kini</a><span style="font-family:verdana;"> var.</span><br /><br /><span style="font-family:verdana;">Böyle ilanlarla insanları güldürebilir, forumlarda ve bloglarda yayınlanan matrak başlıklardan verilen linklerle Alexa değerinizi de yükseltebilirsiniz. Ama iş gerçekten e-ticaret yapmaya ve ciddi anlamda isim yapmaya gelince yerinizde sayar, belki de ters tepki olarak geriye bile dönebilirsiniz. Apayrı bi konsept olarak işlediğinizde insanlar tarafından rağbet göreceği su götürmez bi gerçek. </span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >www.geriiade.com</span><span style="font-family:verdana;"> gibi bi site adıyla insanlar ürünlerini altta kaldım deyu yerinen bi pehlivan gibi yerebilir. Lakin yeri bura değil. Ha ben eğlenirim, isterse sırf o kısıma ağırlık versinler. 2 gün sonra cirolar taban yaptığında, sitenin kepengini indirip, Gittigidiyor'da "</span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >İlginç İlanlar kısmı yüzünden mizah sitesi gibi algılanan, ama aslında e-ticaret yapan site</span><span style="font-family:verdana;">" diye ilan verdiklerinde de yine ben gülerim. Yapın lan yapın komik oluyor.</span><br /><br /><span style="font-size:85%;"><span style="font-family:courier new;">Yazı bittiğinde "Full Moon - Winter City" çalıyordu.</span></span><div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8647967185108036050-4954210354868479821?l=www.deliprofesor.com'/></div>Deli Profesörhttp://www.blogger.com/profile/12530653004428220435noreply@blogger.com11tag:blogger.com,1999:blog-8647967185108036050.post-57043577139296966682008-08-29T09:00:00.003+03:002008-10-29T09:11:14.913+02:00Anekdot Silsilasyonu : Part VII<a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_rx6LLl6oeKg/SLb0cplCYjI/AAAAAAAACSc/NXD83AXfntk/s1600-h/guzel_monte.jpg"><img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer;" src="http://1.bp.blogspot.com/_rx6LLl6oeKg/SLb0cplCYjI/AAAAAAAACSc/NXD83AXfntk/s400/guzel_monte.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5239643989526864434" border="0" /></a><span style="font-family:verdana;"><span style="font-weight: bold;">*</span> Porno sektöründe <span style="font-weight: bold;">yönetmen olsam</span> ve gay filmi çekmem gerekseydi, adını "<span style="font-weight: bold;">Terli T.şşaklar</span>" koyardım şüphesiz.</span><br /><br /><span style="font-family:verdana;"><span style="font-weight: bold;">*</span> Çişimi yaparken klozette o güzel koku saçan ernetlerden takılıysa <span style="font-weight: bold;">kesinlikle üstüne işerim</span>.</span><br /><br /><span style="font-family:verdana;"><span style="font-weight: bold;">*</span> Kahvaltıda önüme çay koyulmazsa rahatsız olurum, ama koyulduğunda da içmem. Sadece sindirimim üzerinde <span style="font-weight: bold;">psikolojik besin kayganlaştırma etkisi</span> yapar. Annem de bıkmadan usanmadan her sabah çayımı koyar, sonra lavabodan döker.</span><br /><br /><span style="font-family:verdana;"><span style="font-weight: bold;">*</span> Ne yalan söyliyim, bazen etek tıraşı olduğum bıçakla surat tıraşı oluyorum. Yokluk değil ama üşengeçlik adamı bitirir.</span><br /><br /><span style="font-family:verdana;"><span style="font-weight: bold;">*</span> Ter parçaları mouseumun üstünde katılaşıp iğrenç bi hal aldığı zaman huzursuz oluyorum. Elim o katılaşmış ter parçalarına değdikçe tedirgin oluyorum. Bi peçeteyle siliyorum silmesine de, yarım saat sonra yine terler katılaşıyor. Sürekli uğraşamam ki.</span><br /><br /><span style="font-family:verdana;"><span style="font-weight: bold;">*</span> <span style="font-weight: bold;">Can't Touch This</span> şarkısını dinleyip de coşmayan bi insan var mıdır bilmiyorum. Hele ki kardeşimde daha ağır bi şekilde tezahür ediyor bu coşku. En son dinlediğinde <span style="font-weight: bold;">Mc Hammer</span> gibi yatağın üstüne fırlayıp, artistik hareketler yaptığını sanarak hoplayıp zıplamıştı. Sonra birden<span style="font-weight: bold;"> yatağın suntası kırıldı</span> tabi. O gün bugündür de onun yanında çalmam bu şarkıyı.</span><br /><br /><span style="font-family:verdana;"><span style="font-weight: bold;">*</span> Tuvalette dergiyi eline alıp rahatça s.çarken başkasının da tuvaleti gelir, kapının önünde dönüp durur ya, öyle durumlarda "<span style="font-weight: bold;">Bzortcıghjktorrr, zooort, zaaan</span>" diye osuruyorum, çekip gidiyor. Tuvalette yaşanan, tuvalette kalır ne de olsa.</span><br /><br /><span style="font-family:verdana;"><span style="font-weight: bold;">*</span> Çok garip lan, kafamda şapkayla dolaştığım zaman sosyal ortamlarda daha rahat oluyorum. Çıkarınca dımdızlak kalmış gibi hissediyorum sanırım.</span><br /><br /><span style="font-family:verdana;"><span style="font-weight: bold;">*</span> Ağır sanayide ustaya "Dubel ver de çakayım." yerine "<span style="font-weight: bold;">Dübür ver de çakayım.</span>" derseniz ne olur?</span><br /><br /><span style="font-family:verdana;"><span style="font-weight: bold;">*</span> Etrafımda amma çok "<span style="font-weight: bold;">Kapatıyoruz!</span>" yazıp batan geminin malları psikolojisiyle milleti düdüklemeye çalışan mağaza görmeye başladım. Bi de özellikle bunu yaşını başını almış hacılar, hocalar yapıyor ki aklım hafsalam almıyor.</span><br /><br /><span style="font-family:verdana;"><span style="font-weight: bold;">*</span> Ben bankada yarım saat sıra beklerken benden sonra gelip elindeki Gold, Platinium vb. kredi kartını cırtlattıktan sonra benden önce işlemini bitiren deyyuslara uyuz olurdum. Sırf bu denyoların yaşadığı zevki yaşayıp, millete aynı huzursuzluğu vermek için pederin Gold kredi kartıyla bomboş Atm'den işlem yapmadan içeriye geçtim. Kartı cırtlatıp numarayı aldım. Direkt sıra geldi zaten. Apayrı bi hazzı varmış vallaha, o kadar küfür yesen de o zevke fazlasıyla değiyor. Hatta işin zevki milleti sinir etmek zati.</span><br /><br /><span style="font-family:verdana;"><span style="font-weight: bold;">*</span> Manyağın biri geçen bütün sokağa imsakiye dağıttı. Manyak dememin sebebi de, verdiği imsakiyenin <span style="font-weight: bold;">geçen yılın oruç vakitlerini</span> veriyor oluşundandır.</span><br /><br /><span style="font-family:verdana;"><span style="font-weight: bold;">*</span> <span style="font-weight: bold;">Binboa</span> votkasının logosunu sağda solda bakkalda çakkalda, bilimum tekel bayide gördükçe zihnimde <span style="font-weight: bold;">Ali Rıza Binboğa</span>'nın suratı canlanıyor. Toprağım diye buna tahammül etmek zorunda mıyım lan?</span><br /><br /><span style="font-family:verdana;"><span style="font-weight: bold;">*</span> Hani k.çı açık uyumuşsun derler ya kabusvari durumlarda, ben geçenlerde ruhumun kapılarını pencerelerini açık unutmuş olmalıyım ki kabusumda <span style="font-weight: bold;">Recep Bülbülses</span> manyağını gördüm. Sonradan inme bi şekil ailemize dahil olan bu manyak, türkü söylemek yerine tekme tokat dalıyordu bana. Ulan terler içinde kaldım be.</span><br /><br /><span style="font-family:verdana;"><span style="font-weight: bold;">*</span> Dost başa, <span style="font-weight: bold;">fetişist ayağa</span> bakar.</span><br /><br /><span style="font-family:verdana;"><span style="font-weight: bold;">*</span> <span style="font-weight: bold;">Yüksek Sakatat</span></span><br /><br /><span style="font-family:verdana;"><span style="font-weight: bold;">*</span> Hamamda kıllı, göbekli bi amcamızın yaptığı *pnesel kesenin akabinde bünyede rehavet ve ferahlık görülme anında peştemalle dinlenme kısmına çıktığımızda o elimize verilen <span style="font-weight: bold;">gazoz acayip lezzetli gelir</span>. Acaba o gazoz harbiden çok mu lezzetli, yoksa en kötüsünü koyuyorlar da içimiz aşırı yandığı için mi güzel geliyor? Çünkü normal zamanda içtiğim hiçbir gazozda o tadı alamıyorum.</span><br /><br /><p align="center"><br /><img src="http://farm4.static.flickr.com/3208/2806081201_c873619ede_o.jpg" width="415" border="0" height="600" /></p><br /><br /><span style="font-size:85%;"><span style="font-family:courier new;">Yazı bittiğinde balkonda "kafamı" dinliyordum.</span></span><div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8647967185108036050-5704357713929696668?l=www.deliprofesor.com'/></div>Deli Profesörhttp://www.blogger.com/profile/12530653004428220435noreply@blogger.com13tag:blogger.com,1999:blog-8647967185108036050.post-92149012875163477792008-08-26T09:08:00.016+03:002008-10-29T09:11:40.855+02:00Metallica - Death Magnetic (2008)<a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_rx6LLl6oeKg/SLOeS655GeI/AAAAAAAACSM/NmI5TNCzNjs/s1600-h/metallica_death_magnetic.jpg"><img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer;" src="http://2.bp.blogspot.com/_rx6LLl6oeKg/SLOeS655GeI/AAAAAAAACSM/NmI5TNCzNjs/s320/metallica_death_magnetic.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5238704839448926690" border="0" /></a><span style="font-family:verdana;">Evet sevgili okurlar, bundan gayri <span style="font-weight: bold;">deliprofesor.com</span>'da yeni bir döneme geçmiş bulunuyoruz. 2 önceki yazımda tembelliğimden ötürü, bana belden aşağı sözlerle onur zedeleme bazında devinimde bulunan sevgili <span style="font-weight: bold;">Buzcevheri</span>'ne teşekkürü bir borç biliyorum. Geçen System of a Down yazımdan önce "Kuşu kalkmaz, kuşu kuşu kalkmaz." sözleriyle enzim görevi görerek beni yazı yazma isimli tepkimeye iten Buzcevheri'nden sonra dün de <span style="font-weight: bold;">Kabakmeltemi</span>'nin nazikçe yazı isteğiyle bu girdiye dokunmaya başladım. Girdiye dokundukça, deniz kumundan yapıldığını farkettim, zira çok çabuk aşınıyordu. Ben de gidip derhal çimento katkısı yaptım. Görüldüğü üzere Buzcevheri hocam, bir insana Kabakmeltemi'nin yaptığı gibi tatlı dille de yazı yazdırılabiliyor. Bir Rottweiler'ı kan içirerek dövüştürmekle, okşayarak dövüştürmek aynı olmaz bittabi. Lakin mühim olan iyi niyet değil midir? Çok zehir zembereksiniz hocam, gorkuyorum. Blog, vurdurarak çalışan araba kıvamına geldi yalnız. Sağdan soldan bi iki el atıp iten olmazsa çalışmıyor gibi. Tabi bi okur Biyodizel katarken, diğeri nitro katabiliyor.</span><br /><br /><span style="font-family:verdana;">Yaklaşık 2 yıldır <span style="font-weight: bold;">Metallica albüm çıkardı/çıkaracak</span> safsatasını sürekli tekerrür halinde dalga dalga duyuyorum. Metallica'ya azıcık ilginiz varsa siz de benim kadar duymuşsunuzdur. <span style="font-weight: bold;">St. Anger</span>'daki hayal kırıklığının üzerine açıkcası pek de heyecan uyandıramıyorlardı bende. Hele ki o "Bakın zor durumdayız, bu albümü böyle b.ktan çıkardık ama bi sebebi vardı." manasına gelen <span style="font-weight: bold;">Some Kind of Monster</span> belgeselleri, bende o Metallica'nın kusursuz stüdyo, eğlence dolu garaj hayatı fantezisini sarsmıştı. Tabi ki bu denli önemli bi stüdyo sürecinde anlaşmazlık olmamasını düşünemeyiz ama esas kurucu 2 oğlan <span style="font-weight: bold;">Lars</span> ve <span style="font-weight: bold;">James</span> neredeyse kanlı bıçaklı düşman gibiydi. Nedir yani kardeşim, sonuçta bu bir zevk, bi keyif işi olmalı. Size eziyet haline geldiyse, dinleyicilere de o yırtılıp giden sesle, boğulup giden çalgılarla eziyet yaparsınız, kendinize acıttırırsınız. Terapi özelliğini müzik değil de, kel ve gözlüklü standart bir terapistin uyduruk kaydırık telkinleri taşıyorsa harbiden yapmayın bu işi.</span><br /><br /><span style="font-family:verdana;">Elindeki tek hata yapma kredisini St. Anger'da James'in psikolojik manyaklığı sebebiyle harcayan Metallica, bu sefer elinde resmi bir albüm çıkış tarihiyle (<span style="font-weight: bold;">12 Eylül Cuma</span>) ve tüm dinleyicilere yeni bir sayfa açma vaadiyle geliyor. Artık garaj hayatında anlaşamayacak kadar değiştiklerini düşündükleri için de, turneleri sırasında seyircilerinden aldıkları enerjiyle hazırladıkları bir albüm bu. Belki de sırf bu yüzden içimde bir umut doğurdular.</span><br /><br /><span style="font-family:verdana;">Nedendir anlamadım ama, bu umutları periyodik olarak parçaladılar da 1 yıllık bir süreç içerisinde. "<span style="font-weight: bold;">Bakın biz bişeyler yapıyoruz, bekliyorsunuz ama g.t göbek büyütmüyoruz.</span>" deme amaçlı üretim esnasındaki şarkı demolarını gönderdiler internetten. Ya da birileri yürütüp yaydı, pek de merak etmedim esasında. İlk çıkan demonun adı "<span style="font-weight: bold;">Death is not the End</span>"di. İsmi resmen bi teselli niteliğinde olan, olayı kaderciliğe bağlayan Metallica şarkısı, "Biz öldük, bizden bi cacık olmaz, ama siz bizi eski şarkılarımızla yaşatınız." diyordu resmen. Tam anlamıyla bir garabetti. Ondan sonra piyasaya düşen 2 demosu da bundan farklı bir tat vermedi.</span><br /><br /><span style="font-family:verdana;">Sesi aşırı benzer birileri t.şak geçiyor diye düşündüm (</span><a style="font-family: verdana; font-weight: bold;" href="http://www.beatallica.org/jamessmoke.jpg">Jaymz Lennfield?</a><span style="font-family:verdana;">). Çünkü St. Anger'dan bile kontrolsüz öfkeli dandiklikteydi bu şarkılar. Bu denli kötü şarkıların üstüne <span style="font-weight: bold;">12 şarkılık</span> bir demoları daha çıktı <span style="font-weight: bold;">yaklaşık 20 gün önce</span>. Ben tabi büyük bi hevesle yeni çıkacak albümdeki şarkıların oturmamış hali gibi düşünerek indirdim. Metallica'nın eski thrash metal tarzını düşünün, ama burda yapamıyorlar. Özgün bir kalıp yok yani. 12 şarkının ritmleri o kadar benzer ki, tek parça berbat bir şarkı dinlemiş gibi hissediyorsunuz. Alelade bir thrash metal grubundan daha da sıradan gibi. Tamamiyle trash bi demoydu anlayacağınız (Tıraş thrash). Her albümün ilk dinlemede aynı zevki vermeyeceğini düşünerek 2 değil, 3 değil, tam 4 defa bu eziyete katlandım, doğru dürüst bişeyler dinlemekten mahrum oldum. Ama bir şarkı bile kendini sürekli dinletecek kadar güzel değildi. Cidden kendilerini bu denli imha etmeye çalışmalarını anlayamamıştım. Perşembe, sinyallerini Çarşamba'dan hazırladı mıydıydı yoksa? Lars'ın </span><a style="font-family: verdana;" href="http://www.bstuck.co.nz/jamie/drummers/lars/pics/oldlars20.jpg">çapulcu görünümlü babası</a><span style="font-family:verdana;">nın da benim gibi düşündüğüme eminim.</span><br /><br /><span style="font-family:verdana;">Uzun sakallı, hint fukarası tipli Lars'ın babası hakikaten ağır kelamlarda bulunmuş olacak ki, yeni albümde sunacakları, internete düşen son şarkıları "<span style="font-weight: bold;">The Day that Never Comes</span>" apayrı geldi bana. Girişinden, sonuna kadar çok yoğun kompozisyonları, tıpkı eski zamanlarda yaptığı gibi sunuyordu. O eski lezzet fazlasıyla vardı yani. O an anladım ki, üstüste bu kadar dandik şarkıları, <span style="font-weight: bold;">dinleyicilerin beklentisini düşürme amacıyla</span> sunuyorlardı. Lisede okuyan bir çocuk sınava girmeden sürekli ebeveynlerine 1 alacağım der, zayıf aldıktan sonra daha ufak bir öfkeli tepkiyle karşılaşır ya, belki de Metallica böyle bişey yapmak istemişti. O iğrenç şarkılarla kulak zarlarıma kısa devre yaptırıp, "Ulan bari, bu kadar berbat olmasın" dedirterek <span style="font-weight: bold;">çıtamı düşürtmüştü</span> belki de. Emin değilim ama bu yüzden hoşuma gitmiş olabilir mi diye düşünmüyor değilim. O kadar prodüktörü, organizatörü boşuna eşşek yüküyle para almıyor. İnsanlara bişeyleri nasıl satacaklarını çok iyi biliyorlar. Ama açıklanan şarkı listesinde "<span style="font-weight: bold;">Unforgiven III</span>" de var. Buna deli cesareti demek mümkün olmamalı. Çünkü o şarkı diğer Unforgiven'ların standardının altında olduğu an groupieler dahil grubu elinde meşalelerle cadı avındaki gibi kovalayıp cızır cızır yakacaklardır. Bu yüzden "Deli cesareti" değil de, yapılan albüme güven olarak algılıyorum bu hareketi.</span><br /><br /><center><embed classname="audio-player-embed" type="application/x-shockwave-flash" src="http://muzik.deliprofesor.com/player/player.swf" allowscriptaccess="always" quality="best" bgcolor="#ffffff" wmode="transparent" flashvars="playerID=3514&bg=0xf8f8f8&leftbg=0xeeeeee&lefticon=0x666666&rightbg=0xcccccc&rightbghover=0x999999&righticon=0x666666&righticonhover=0xffffff&text=0x666666&slider=0x666666&track=0xFFFFFF&border=0x666666&loader=0x9FFFB8&soundFile=http://muzik.deliprofesor.com/content/nevercomes.mp3" pluginspage="http://www.macromedia.com/go/getflashplayer" width="350" height="27"></embed></center><br /><br /><span style="font-family:verdana;">Kaç yıllık grup lan, metalin kitabını yazmasa da zamanında çok iyi işler çıkardı. Eğer bu albüm de zorlamaysa, gerçekten artık bu işi para için yaptıklarına inanacağım. Albüm beğenilirse amenna, lakin yine garabetse, hiç belgesel melgesel yapıp, kendilerini acındırıp bi de ordan para cukkalamasınlar, bu işi bırakıp gitsinler. Tarih bütün grupları taşıyamayacak kadar şişti, Vikipedi veritabanı da. Dinleyecek grup çok, açarım <span style="font-weight: bold;">Motörhead</span>'imi dinlerim. Hatta şu an kendimi hazırladım, dinliyorum. Siz de linkten demoyu indirip dinleyin bakayım, ben mi çok sinamekiyim yoksa?</span><br /><br /><div style="text-align: center;"><a style="font-weight: bold; font-family: verdana;" href="http://rapidshare.com/files/140018942/Death_Magnetic_Demo-by_www.deliprofesor.com.rar">Download Death Magnetic Demo (Pre release)</a><br /><br /><div style="text-align: left;"><span style=";font-family:verdana;font-size:85%;" ><span style="font-weight: bold;">Ek-1 :</span> Üstad Buzcevheri (Yurttaş Kane gibi oldu yalnız) yorumda bahsettikten sonra gördüm. Metallica bu yazımı yazdıktan sonra <span style="font-weight: bold;">My Apocalypse</span> isimli diğer singılını da sunmuş. Beklentilerim düştüğünden mi bilmiyorum ama yine o kadar kötü gelmedi bana. Yani orta halli diyelim. "Ooof koparmışlar babaaa. Metallica yine tarzını konuşturmuuş." diyecek bişey yok. Kısacası The Day That Never Comes: <span style="font-weight: bold;">1</span> - My Apocalypse: <span style="font-weight: bold;">0,5</span> (Torunlarımıza anlatabileceğimiz güzel bi Unforgiven üçlemesi olsun yeter) (Siz bana inanmayın, Metallicaseverler üstüme çullanmasın diye böyle iyimser davranıyorum nıahahahaha.)</span><br /></div></div><br /><center><embed classname="audio-player-embed" type="application/x-shockwave-flash" src="http://muzik.deliprofesor.com/player/player.swf" allowscriptaccess="always" quality="best" bgcolor="#ffffff" wmode="transparent" flashvars="playerID=3514&bg=0xf8f8f8&leftbg=0xeeeeee&lefticon=0x666666&rightbg=0xcccccc&rightbghover=0x999999&righticon=0x666666&righticonhover=0xffffff&text=0x666666&slider=0x666666&track=0xFFFFFF&border=0x666666&loader=0x9FFFB8&soundFile=http://muzik.deliprofesor.com/content/myapocalypse.mp3" pluginspage="http://www.macromedia.com/go/getflashplayer" width="350" height="27"></embed></center><br /><span style="font-size:85%;"><span style="font-family:verdana;"><span style="font-weight: bold;">Ek-2 (03.09.2008) :</span> B.ku püsürü tekrar tekrar farklı başlıklardan yayınlamayı sevmeyen bi tabiata sahip olduğumdan ötürü resmi çıkış tarihinden 9 gün önce çıkan gerçek albümü küçücük bir ek ile takdim ederim. Oradan oraya koşturmaktan doğru dürüst dinlemeye fırsat bulamasam da "<span style="font-weight: bold;">Creeping Death</span>" ile "<span style="font-weight: bold;">Some Kind of Monster</span>"ın birleşiminden <span style="font-weight: bold;">The End of Line</span>'ın çıktığını ilk dinleyişte anlamayacak kadar salak değilim. Babalar, ilk günlere dönün dedik demesine de, şarkıyı aynen kopyalayın demedik ki. Herkesin merakla beklediği <span style="font-weight: bold;">Unforgiven III</span>'e gelince günümüz bazı Heavy Metal gruplarının senfoni olaylarından etkilenmiş bir havası var. Dandik değil, ama Unforgiven payesine erişecek kadar iyi değil. Unforgiven serisi için "2-3 dinlemede güzelliği anlaşılır" gibi bir tabir olmamıştır hiçbir zaman. İlk dinlenişte alıp götürmüştür. Ama bu şarkı öyle değil, donuk, sönük, tutkusuz. Bazı şarkılar da belli dinleme tekrarından sonra tat verebilir. Heavy/Thrash metal piyasasında binlerce güzel albüm varken de kim bu albümü 3 kereden fazla dinler bilmiyorum.</span></span><br /><br /><div style="text-align: center;"><a href="http://rapidshare.com/files/142327653/Metallica-Death_Magnetic-by_www.deliprofesor.com.rar"><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >Download - Metallica Death Magnetic (2008) - Complete</span></a><br /><br /></div><span style="font-size:85%;"><span style="font-family:courier new;">Motörhead'in şu an çalan şarkısı belki de Metallica'nın geleceği için bir mesaj olabilir. Buried Alive diyor babalar. Mümkündür. Bu arada albüm kapağı kolpa olabilir, o kadar da araştırmadım.</span></span><div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8647967185108036050-9214901287516347779?l=www.deliprofesor.com'/></div>Deli Profesörhttp://www.blogger.com/profile/12530653004428220435noreply@blogger.com14tag:blogger.com,1999:blog-8647967185108036050.post-52823395449361584462008-08-17T16:58:00.010+03:002008-10-01T15:03:39.288+03:00I'm Genocide Mixed With Turkish Lies<a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_rx6LLl6oeKg/SKhID53pIXI/AAAAAAAACSE/IN9AjprR3zI/s1600-h/system_of_a_down.jpg"><img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer;" src="http://3.bp.blogspot.com/_rx6LLl6oeKg/SKhID53pIXI/AAAAAAAACSE/IN9AjprR3zI/s320/system_of_a_down.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5235513798729212274" border="0" /></a><span style="font-family:verdana;">Yapılan iş her ne olursa olsun, bir şekilde içine kişisel öfkenizi ve para hırsınızı boca ettiğiniz vakit iğrenç bir hal alıyor. Bunun öyle bi yal olduğunu düşünün ki, köpeklere verseniz dahi yemezler, veyahut domuzlara. Günümüzde insanların ellerinde tuttukları kürdanların bile reklam zekasıyla bir şekilde propaganda aracı haline geldiğini düşündüğümüzde içinde bulunduğumuz ortamın ne kadar ürkünç olduğunu anlayabiliyoruz. Herkes sesini duyurmak amacında, ama mantıklı konuşma derdinde değil. Bu sadece sesini yüksek çıkaranın duyurabileceği bir zamanda yaşamamızın sonucu sanırım.</span><br /><br /><span style="font-family:verdana;">Propaganda malzemesi olarak doğru şekilde kullanıldığında ceplerdeki şişkinliği en çok arttıran olaylardan biri de </span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >savaşlar</span><span style="font-family:verdana;"> tabi. Arka planda milyarlarca dolarlık silah satışlarının döndüğü bu sektörde (Evet, sektörden başka bi kelimeyi uygun bulamıyorum) sadece silah satanların parayı cukkalamadığını hepimiz biliyoruz. </span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >Her savaş çıktığında birkaç samimiyeti şüpheli müzik grubu çıkar ve savaşa karşı bir iki alengirli kelamla sömürülmeye, dinlediği şeye inanmaya hazır insanları söğüşlerler</span><span style="font-family:verdana;">.</span><br /><br /><span style="font-family:verdana;">Sakın Moğollar, Bulutsuzluk Özlemi gibi işini gerçekten içten yapan gruplara yüklendiğimi düşünmeyin. Zira onların özlemi her daim </span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >barış</span><span style="font-family:verdana;">tı. Eski zamanlardaki kulağı kesik gruplarda samimiyetsizlik vuku bulduğunda o zamanın duyarlı rock dinleyicisi prim vermezdi zaten. Lakin şu an dünya kış uykusuna yatmış bir ayı kadar duyarsız ve umarsız. Her ülkede Irak Savaşı vaktinde belli başlı sahtekar müzisyenler parsaları topladı, hala da toplar. Kimileri müzik tarzını değiştirirken, kimileri sonradan peyda oldu. Mesela ülkemizdeki bu iğrenç savaş samimiyetsizliğinin simgesi de Mor ve Ötesi olmuştu o zaman. "Hedefini al, piyasanı al." diyerek öfkesini şarkı ile böğürmek isteyen kitlenin ceplerindekini ve vicdanlarındakini bi güzel boşalttılar. O zaman da az kişi farkında oldu, şu an da öyle.</span><br /><br /><span style="font-family:verdana;">Şu an yine birileri postal seslerinin gümbürtüsünün, silahlarının uğultusunun yükselmesini bekliyor, çakal gibi. </span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >U2'nin folloş olmuş Bono'su gibi</span><span style="font-family:verdana;"> herkes bi şekilde yapmacık barış dolu dünya isteklerini yine savuracak. Onların aralarındaki samimi kitle ise ne yazık ki sömürülecek veya sesini duyuramayacak. Rusya ile Gürcistan birbirini yedikçe, savaş ittifak cephelerine sıçrayıp büyüdükçe kimi ülkeler kendini silah satışlarıyla ihya ederken, kimi şarkıcılar da "Dünya Yalan Söylüyor" şeklinde vatan millet Sakarya üçlemesini çekecek.</span><br /><br /><span style="font-family:verdana;">Sanatçılar tek koldan mı yer paraları peki? Tabi ki yemez, yetmez. Bu çakalların da alt kolları var kendi aralarında şekillenen. Mesela Björk gibi şuursuzlar konserine gittiği ülkelerin diplomatik durumundan bihaberken bile sahnesinde durduğu ülkeyi umulmadık bir anda yerebilir. </span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >Free Tibet</span><span style="font-family:verdana;"> diye bağırması onun için tabi ki kolay. Mühim olan, eğer bu gerçekten inandığın bir düşünceyse, seni parçalamaya niyetli binlerce insanın içinde arkandaki korumana güvenmeden bağırabilmek. Hatırlarsınız, kısa bi süre önce Türkiye'ye de gelmişti. </span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >Nobel ödüllü vatandaşımızın bile ülkemizi yerdiğini görüp, acımış olacak ki</span><span style="font-family:verdana;">, </span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >Free Kurdistan</span><span style="font-family:verdana;">, </span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >Free Armenia</span><span style="font-family:verdana;">, </span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >Give East to USA</span><span style="font-family:verdana;"> şeklinde kombinasyonlar yapmadan gitti.</span><br /><br /><span style="font-family:verdana;">Böyle şarkıcılara acayip özeniyorum. Her ülkeye lazım. Tam anlamıyla kitle imha silahı özelliği görebiliyor çünkü Björk gibileri tek başına. Hele hele son zamanların yükselen değeri </span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >System of a Down</span><span style="font-family:verdana;"> düşman başına bile istenmeyecek türden. İşte bizim bahtsız bedeviliğimiz de bu derece. Nerede kendi branşında zirvede adam varsa, Türkiye'ye tek başına savaş açıyor. Hani diyecem ki, "Ulan biz de bi tane böyle şarkıcı yetiştirip Ermenistan'ın, Yunanistan'ın başına atalım." Ama Vehbi'nin Kerrakesi o şekilde işlemiyo ki. İki dirhem meşhur olan adam, "</span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >Ben ülkede yaşayamam baba yaaa, bu ülkeye fazlayım, beni anlamıyorlar, yaşam şartları kötü, bok gibi ülke lan bu.</span><span style="font-family:verdana;">" ayaklarına giriyor. Zaten o yüzden olimpiyatlarda hiç altın madalya çıkaramadığımıza seviniyorum. </span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >Michael Phelps</span><span style="font-family:verdana;">'e de üzülüyorum. Adamın ruhunda mütevazilik olsa dahi kanı bozuk Amerika kansız yapar koyar onu. Rusya'nın başına bela eder. Torpido gibi sahilden koyar da geçer Speedo LZR mayosuyla.</span><br /><br /><span style="font-family:verdana;">Her neyse efenim System of a Down </span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >safkan Ermeni'lerle oluşan kadrosuyla</span><span style="font-family:verdana;"> piyasaya ilk düştüğünde "Köpekler ve Türkler giremez" isimli sahne efsanesiyle yayılmıştı müzik severlerin kulağına. Tabi bu bana Ozzy Osbourne'un civciv ezme efsanesi kadar tıraş ve tırt bi söylem gibi geliyordu. Meğersem bu herifler harbiden bu denli naneler yiyormuş. Bu durumdan da </span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >Mesmerize/Hypnotize</span><span style="font-family:verdana;"> isimli albüm silsilesinin 2.si Hypnotize'daki </span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >Holy Mountains</span><span style="font-family:verdana;"> şarkısını dinlerken emin olmuştum. O anki şok hala aklımdadır. Onlar Türklere "</span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >Katiller, i.neler, Aras'a geri dönün</span><span style="font-family:verdana;">" dedikleri an beynim zangır zangır zonkladı. Kendi halimde bireysel olarak epeyce küfrettim küfretmesine ama onlar kitlelere çoktan benimsetmişti bu şarkıyı. O andan itibaren de son derece bağımlısı olduğum System of a Down'ı dinlemeyi zorla da olsa bıraktım.</span><br /><br /><center><embed classname="audio-player-embed" type="application/x-shockwave-flash" src="http://muzik.deliprofesor.com/player/player.swf" allowscriptaccess="always" quality="best" bgcolor="#ffffff" wmode="transparent" flashvars="playerID=3514&bg=0xf8f8f8&leftbg=0xeeeeee&lefticon=0x666666&rightbg=0xcccccc&rightbghover=0x999999&righticon=0x666666&righticonhover=0xffffff&text=0x666666&slider=0x666666&track=0xFFFFFF&border=0x666666&loader=0x9FFFB8&soundFile=http://muzik.deliprofesor.com/content/holymountains.mp3" pluginspage="http://www.macromedia.com/go/getflashplayer" width="350" height="27"></embed></center><br /><br /><span style="font-family:verdana;">Bu cacıkların yakın zamanlarda solucan gibi birkaç parçaya bölünüp müzik hayatlarına devam ettiğini biliyordum ama aynı şekilde müziği propagandalarına alet edeceklerini düşünmezdim. Yine de herkese karşı paranoya duyması gereken bi Türk vatandaşı olarak, şayet propaganda yapıldıysa, üzerime düşeni yapmak, yani bolca küfür savurup, ana avrat düz gitmek amacıyla </span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >Daron Malakian</span><span style="font-family:verdana;"> ve </span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >John Dolmayan</span><span style="font-family:verdana;">'ın kurduğu </span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >Scars on Broadway </span><span style="font-family:verdana;">grubunun aynı isimli albümünü indirdim. Bu sefer de Japon motifiyle bezenmiş Exploding/Reloading şarkısı beynimi nöronlarını skertti. </span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >Yine soykırım siyaseti yapıp, Türklere yine yalancı diyorlardı</span><span style="font-family:verdana;">. "Oh, en azından bu sefer i.ne dememişler bize." dedim. Yok lan tabi ki öyle demedim. Şu an pişman da olsam, o anki sinirle Youtube videolarının altına yazılan küfür dozajında kalayı bastım </span><a style="font-family: verdana;" href="http://www.lastfm.com.tr/music/Scars+On+Broadway/_/Exploding%252FReloading">şarkının Last.fm'deki sayfasına</a><span style="font-family:verdana;">.</span><br /><br /><center><embed classname="audio-player-embed" type="application/x-shockwave-flash" src="http://muzik.deliprofesor.com/player/player.swf" allowscriptaccess="always" quality="best" bgcolor="#ffffff" wmode="transparent" flashvars="playerID=3514&bg=0xf8f8f8&leftbg=0xeeeeee&lefticon=0x666666&rightbg=0xcccccc&rightbghover=0x999999&righticon=0x666666&righticonhover=0xffffff&text=0x666666&slider=0x666666&track=0xFFFFFF&border=0x666666&loader=0x9FFFB8&soundFile=http://muzik.deliprofesor.com/content/exploding.mp3" pluginspage="http://www.macromedia.com/go/getflashplayer" width="350" height="27"></embed></center><br /><br /><span style="font-family:verdana;">Daron'la John'a verebileceğim son şans da bu şekilde heba oldu gitti. Halbuki ben cidden isterdim ki, böyle mükemmel tınılar çıkaran Ermeni bi grupla geçmiş muhasebesini kapatalım, yılda bi kere konserimize gelsinler, yan yana bayraklarımızı açıp tek ağızdan şarkı söyleyelim. Ama iki ülke de bazı şeyleri kabullenmek için gerçekten çok ilkel. Mazide kaldığımız sürece de birbirimizi paralayıp duracağız bu şekilde yıllarca. Lan keşke Dünya tek parça olaydı. Sen, ben olmayaydı, biz olaydık. En azından bu denli toprak hırsı olmayaydı.</span><br /><br /><span style="font-family:verdana;">Mecburen gururuma yediremeyerek, bu albümü ve grubu da kenara atmak zorunda kaldım haliyle. Ama System of a Down kökenli elemanların elinde öyle bi yetenek var ki, en az bir insanın sigarayı bırakırken harcadığı kadar efor sarfetmeniz gerekiyor. Bu sefer irademe sahip çıkamadım zaten. O güzel kelime oyunlarıyla süslenmiş, orjinal tekerleme tadında tınıları küfrede küfrede dinledim. Onuruma ihanet ettiğim için bi yandan da kendime küfrettim. Sevgilisi tarafından sürekli küfüre, dayağa maruz kalıp da hala ondan ayrılamayan kadınlar gibi dımdızlak hissettim kendimi. Küfrede küfrede yapılan 4 albüm dinleme tekrarından sonra kendimi Scars on Broadway'i de bırakabilecek mertebede buldum. Gerek Holy Mountains, gerek Exploding/Reloading o kadar güzel melodilere sahipti ki, başka şeyler anlatsa defalarca dinlenirdi.</span><br /><br /><span style="font-family:verdana;">Olup olmadığı belli olmayan şeyleri müziği üzerinden satıp, müziğini olup olmadığı belli olmayan şeyler üzerinden satan herkese karşı öfkeliyim. Eğlenme amacıyla dinlediğim şu değerli melodileri bile kirlettikleri için. Hani bu lavukların Türkiye'ye gelmelerine ihtimal vermeyenler var ya, aha şuraya yazıyorum, elden ayaktan düştükleri vakit gelecekler. "</span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >Ben yaptıkları müziğe önem veririm</span><span style="font-family:verdana;">" diyen g.t kafalı kitle de bu aleyhimize yapılan propagandaları yalayıp yutacak. Hatta sahnedeki elemanları, camide namaz kılan Ahmedinecad'ı öpmeye çalışan yeşil sermaye mensubu kitlenin yaptığı gibi sevgiyle karşılayacaklar. Hatta bakarsınız Björk'ün yapamadığını biz yapıp System of a Down'la kol kola </span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >Give Turkey to Armenia</span><span style="font-family:verdana;"> diye bağırırız kim bilir? "Fuck Me Jesus" diye g.tünü yırtan anti müslim, anti christ, aslında anti herşey olan dengesiz-bi nevi nihilist grup Marduk bile Türkiye'ye geldikten sonra ne olacak? Bu ülke ne dumurlar yaşadı.</span><br /><br /><span style="font-family:verdana;">Bi tane çok meşhur olup da ülkesine b.k atmayan, hatta bolca öven adam var, onu da kimse sklemiyor zaten. "</span><a style="font-family: verdana;" href="http://www.ikissyou.org/">I Kiss You</a><span style="font-family:verdana;">" diye diye barış tohumcukları yayarak nereye kadar zaten hacı? </span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >İnternet Mahir</span><span style="font-family:verdana;">'den bahsediyorum. Aslında bu herifi Pavlov'un köpeği yönteminin daha gelişmişiyle düşmanımız olan ülkelere karşı düşman olarak şartlasak hepsini devirir geçer gibime geliyor. Zaten deve gibi adam, al koskoca Ermenistan'ı gölgesine koy. Vallaha vatani hizmet herşeyden üstündür. We are the world, we are the children.</span><br /><br /><span style="font-size:85%;"><span style="font-family:courier new;">Ulan yeter be, vallahi şu sıcak yüzünden "Ay poliiis, gözü kör olmayasıcalar, aaaay itfaiyeeee yetişin ayoooool, yanıyorum gözünüz kör olmasın." diye bağıracağım balkondan nonoşlar gibi.</span></span><div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8647967185108036050-5282339544936158446?l=www.deliprofesor.com'/></div>Deli Profesörhttp://www.blogger.com/profile/12530653004428220435noreply@blogger.com16tag:blogger.com,1999:blog-8647967185108036050.post-30627613615906916962008-08-12T12:35:00.005+03:002008-08-12T13:49:42.143+03:00Out of Service<a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_rx6LLl6oeKg/SKFgFUH68JI/AAAAAAAACR8/egzAF9u13J4/s1600-h/hal.jpg"><img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer;" src="http://3.bp.blogspot.com/_rx6LLl6oeKg/SKFgFUH68JI/AAAAAAAACR8/egzAF9u13J4/s200/hal.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5233569886398771346" border="0" /></a><span style="font-family:courier new;">Tahmin ettiğim kadarıyla bi müddet daha yokum. Burada yokum da, olmadığıma değecek, yazdıkça insanları güldürecek anı niteliğinde tatil maceraları yaşıyor, tatil mecralarına kapılıyor muyum? Hayır. Peki bilgisayar başına oturup şu gavur encüğü sıcağında bişeyler yazsam daha mı iyi olurdu? Sanmam, belki de beynin çok değişik çalıştığı bu safhada bestsellara girebilecek satırlar çıkardı. Lakin sürekli sürpriz yumurta çıkma ihtimali var hayatta zati, bekleyemem ki. O elliyle gitsin, ben yetişirim.</span><br /><br /><span style="font-family:courier new;">"Vay nasını" diyorum kendime bu aralar. Günübirlik yazan dağ gibi bebe eridi gitti. Sıcakların bu denli iştah kaçıracağını tahmin etmezdim. Hadi onu geçtim, artık yazdıklarımı bile beğenmez oldum. Uyku düzenini tutturamadım. Olduramadım, ettiremedim, falan da fıstık. <span style="font-weight: bold;">Zıçan Adam</span>'ın fırtınadan önceki sessizliği kıvamındayım. Gözler "voink voink" diye dönüyor. Bi yandan da "<span style="font-weight: bold;">Neredeyim ben adamı Tunç</span>"la benzeşmeler ya da örtüşmeler yaşamaktayım. "Benzeşmeler ya da örtüşmeler" demek de ayrı bi tabirleştirim hareketiymiş. <span style="font-weight: bold;">Rock & Roll'a</span> "<span style="font-weight: bold;">Rock and or roll</span>" demek gibi sanki. Manyaklık aşamasına ulaşmadan bi önceki leveldayım sanırım. Kendini sorgulayıp duruyorsun ya, aha ondan. İnşallah bu kısımı zayiatsız atlatırım da <span style="font-weight: bold;">Nietzsche</span> gibi yarılmam ortadan. Esasında <span style="font-weight: bold;">Diyojen</span> gibi, bi varilin içinde bi lokma, bi hırka şeklinde yaşayacak kıvamda deliliğe de razıyım. Onu bunu bilmem de şu teknoloji çok yoruyo adamı be. Düşünüyorum bazen bi daktilo alıp, pipomu tüttürken yazacağımı çizeceğimi onunla halledeyim, sonra sokakta dağıtayım bildiri gibi. Bi de şişe camından gözlük takıp, geniş pota sakal yaptım mıydı tamamdır. Neyse ağalar, paşalar, ayrılmak isteyen ama söyleyemeyen karılar gibi oldu söylemim. </span><br /><br /><span style="font-family:courier new;"><span style="font-weight: bold;">-</span>Zamana ihtiyacım var Aleksandır. </span><br /><span style="font-family:courier new;"><span style="font-weight: bold;">-</span>Dur daha sen taze gelinsin Şirella, eskiteyim hele bilhassa kabul etmezsen zorla müdahil olurum ona göre, evet yaparım bunu.<br /></span><div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8647967185108036050-3062761361590691696?l=www.deliprofesor.com'/></div>Deli Profesörhttp://www.blogger.com/profile/12530653004428220435noreply@blogger.com6tag:blogger.com,1999:blog-8647967185108036050.post-31715722621672828312008-08-05T09:05:00.012+03:002008-08-05T12:30:38.549+03:00Seks Her Yerde : Roger Dodger (2002)<a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://bp0.blogger.com/_rx6LLl6oeKg/SJftvFW_n9I/AAAAAAAACQM/kAD6rX6VkeE/s1600-h/rogerdodger.jpg"><img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer;" src="http://bp0.blogger.com/_rx6LLl6oeKg/SJftvFW_n9I/AAAAAAAACQM/kAD6rX6VkeE/s320/rogerdodger.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5230910885362376658" border="0" /></a><span style="font-family:verdana;">Çocukluğu ve ergenliği boyunca sadece bilgisayar başında beyhude vakitler geçirdiği için sonrasında sosyopat kimliğe bürünen koskoca bir gençlik ordusu oluşuyor Dünya çapında. Bir kısmı ilk cinsel aktivitesinden sonra bilgisayarı, işi gücü bırakıp kızların peşine düşerken, diğer kısım </span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >insanın doğasına ait olmayan</span><span style="font-family:verdana;">, </span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >bu karmaşık gibi gözüken gerizekalı aletin başında gerizekalı oluyor</span><span style="font-family:verdana;">. İşte dünyada genç - yaşlı dengesi bu yüzden hiç sabit durmuyor. Sevişen ve bilgisayar başında çanak büyüten insanların her geçen senesini farklı katsayılarla çarpmak gerektiği kanaatindeyim. Aktiviteden aktiviteye koşan, en azından bir şekilde sınırları zorlayan bir insanın her geçen senesini </span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >0,5</span> <span style="font-family:verdana;">ile çarparsak, diğer bilgisayar moronlarını da</span> <span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >2</span><span style="font-family:verdana;"> katsayısıyla çarpmamız gerekecektir. Bi de bu acınası durumu izole edebileceklerini sanarak, hayat felsefesi gibi gördükleri osuruktan bi kılıf uydurmuşlar ki sormayın gitsin. Kendilerine </span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >geek</span><span style="font-family:verdana;"> diye hitap eden bu güruh bolca bilgisayar ve bolca film etkileşimi haricinde somut bir beden veya sosyallik etkileşimi yaşamıyor. Zaruri olmadığı sürece evin kapısından çıkıp da bir güneşin lezzetine bile baktıkları görülmemiştir esasında. İşte ben bu türlü aşırılıklara oldukça içten küfrediyorum. Niye insanlık olarak sürekli bi kesim her şeyin aşırısına kaçıyor? Emolar niye sürekli tepeden fotoğraf çekip her bi b.ka aşırı tepki gösteriyor? O değil de bir gün bu geekler ve emolar </span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >G-2 zirvesi</span><span style="font-family:verdana;"> (</span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >Gerizekalı 2</span><span style="font-family:verdana;">) yapıp, güçlerini birleştirmeye kalksa ve XP sistem hatası verdiğinde intihar etmek isteyen kitleler oluşsa ne fena olurdu değil mi? Ölmüyo da şerefsizler, duygusal kisvesi ayağı altında yapmacık davranışlarda bulunuyorlar.</span><br /><br /><span style="font-family:verdana;">Bir de geldiği yaşına kadar elini ayağını suya sabuna dokundurmamış, yani </span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >ne bilgisayar başında ne de sosyal ortamlarda</span><span style="font-family:verdana;"> ömür tüketmiş insanlar vardır. Ki bence G-2'den daha iyidir. En azından istediğin şekli verebilirsin, olması gereken şekli. Tabi bu şekli vermek de bildiğiniz üzere her mahallede en az bir tane bulunan, sahiplenicilik üstlenen </span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >bitirimler</span><span style="font-family:verdana;">e aittir. </span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >Hayatındaki cinsel boşluktan dolayı 50 yaşında gözüken</span><span style="font-family:verdana;"> bu gencimizi hayata kazandırmak amacıyla bitirimimiz </span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >derhal en yakın keraneye götürür ve parasını da karşılar</span><span style="font-family:verdana;">. (</span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >bkz.</span><span style="font-family:verdana;"> Skmedim, sktirttim daha ne yapayım bee?) Bu hem oğlan, hem de mahallenin bitiriminin sokaklardaki itibarı açısından çok önemlidir. Zira ilk ilişkisini yaşadıktan sonra mahallenin bitirimini dünya ahiret kardeşten sayan oğlan, neredeyse etrafındaki bütün insanlara keranedeki deneyiminin detaylarını anlatır. Bu da mahalle bitirimine çoğu cinsel ilişkiden daha derinlemesine bir haz sağlar açıkcası. Bi tanesine denk gelmiştim, dinlerken bayağı bayağı yarılmıştım gülmekten. </span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >Kadının prezoyu ağzıyla takışını bile anlatıyordu göstererek</span><span style="font-family:verdana;">. Eskiden de görmüş olduğum, vakti zamanında 50 yaşında gözüken o oğlanın kerane seansından sonra gözlerinin içine bir daha baktım, resmen hayat ışıkları fışkırıyordu. Para boşa gitmesin diye içtiği biraların kadın üzerinde olumsuz yarattığı uzun süreli etkisine kadar anlatmıştı. Sonuçta kapıda müşteri bekler, her ne kadar tatmin etmeye çalışsa da işini kısa bi sürede bitirmesi lazım, işin içine bira girince de pek mümkün olmuyor. </span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >Bir kişinin mutluluğu herkese faide sağlıyor esasında</span><span style="font-family:verdana;">. Mado'nun garsonu olduğu için arada bolca bedava tavuk göğsünü götüren kişi olarak mutluluktan ufak bir pay da ben almıştım. </span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >Ben de o kadar tavuk göğsünün verdiği mutlulukla kime ne iyilik yaptım kim bilir</span><span style="font-family:verdana;">.</span><br /><br /><span style="font-family:verdana;">Her ne kadar kendi babafingosundan başka bişey düşünmese de </span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >yeğeninin yüzü gözü suyu hürmetine bitirimlik adına kolları sıvayan bir Roger</span><span style="font-family:verdana;"> var filmde. Sürekli çenesi laf yapan, ve ettiği cesur sözlerle çoğu kadını bir gecelik ilişki doğrultusunda etkileyen bir adam. Bir gecelik diyorum, adamın adı boşuna </span><a style="font-weight: bold; font-family: verdana;" href="http://www.imdb.com/title/tt0299117/">Roger Dodger</a><span style="font-family:verdana;"> değil. Başı sıkıştığında derhal topukluyor. </span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >Torrentten istediği dosyayı indirdikten sonra seedlemeyi kesen vur-kaççılar gibi</span><span style="font-family:verdana;">. İşini gördüğü insanla bir daha birlikte olma düşüncesinde değil. Filmin uzunca süren ve sadece Roger'ın dil döktüğü ve bolca </span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >Rezervuar Köpekleri</span><span style="font-family:verdana;">'ni andıran masa sohbeti sekansından sonra görüyoruz ki bu sefer asıl "Dodger (Kaçar)" Roger değil. Patronu olan kadın bir daha cinsellik ve sevgililik anlamında görüşmeyeceklerini söylüyor. E, haliyle iktidarı kırılmış olan bir eril olarak bu sefer kovalamak Roger'ımıza düşüyor. Bu hikayenin arka planda dönen ilk kısmı.</span><br /><br /><span style="font-family:verdana;">İkinci olarak da amcasının maharetlerinden haberdar olan </span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >Nick</span><span style="font-family:verdana;">, sırt çantasını yüklenip geliyor ve ondan bu konuda destek istiyor. Çünkü kendisi biraz önce bahsettiğimiz binlerce tipten biri. </span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >Kendine göre</span><span style="font-family:verdana;"> büyük gibi gözüken dertlerin yanında bir de yeğeniyle uğraşmak istemeyen Roger, sonradan yufkalaşıyor ve kendi soyundan bi oğlanın kız meselelerinde bu kadar pasif olmasını kabullenemiyor. Tabi her öğretideki gibi asıl aşamaya geçmek için bir takım inceleme gerekiyor. (</span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >bkz. </span><span style="font-family:verdana;">Chosen One hesaaabı) Bu yüzden yeğenini sokağa çıkarıp, etrafındaki kadınların çokluğunu göstererek, kafasına seksin, </span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >daha doğrusu seks yapabilme şansının her yerde ve çok yüksek</span><span style="font-family:verdana;"> olduğunu sokmaya çalışıyor. Bunu bir şekilde farketmeden fırsatçılık yaparak yanlarına yaklaşamayacağını biliyor çünkü.</span><br /><br /><span style="font-family:verdana;">İlk testten geçer notla da olsa geçebilen Nick için artık amcasının öğretileriyle dolu gecenin kapıları sonuna kadar açılmıştır. Roger film boyunca iç (bar, parti) ve dış ortamlarda yeğenine bu konuda cesaret aşılamaya çalışırken çoğu zaman da kendi tecrübelerini baştan düşünmeye ve kendisini yargılamaya başlıyor. Tabi huylu huyundan tam olarak vazgeçmeyeceği için kadın patronuyla da uğraşıyor bir yandan paralel hikayesinde. Yeğeninin üstüne bir gecede yüklediği aşırı derecede yükü, onu son çare olarak genelev gibi berbat bir yere götürüp, oradaki fahişenin eline bıraktığında fark ediyor Roger. O andan itibaren de, asıl doğru olanın insanın bu denli önemli ilk deneyimleri zoraki yaşamaması, akışına bırakması gerektiğini anlıyor.</span><br /><br /><span style="font-family:verdana;">Film başlangıçtaki-devamındaki uzunca diyalogları ve anlattığı hikayesi itibariyle yetişkin filmi gibi görünse de, sonradan Nick ile ilgili irdelemelerin akabinde aslında gençler dahil, tüm insanlara cinsellik konusunda önemli mesajlar verdiğini görürüz. </span><a style="font-family: verdana;" href="http://www.imdb.com/name/nm0001714/"><span style="font-weight: bold;">Campbell Scott</span></a><span style="font-family:verdana;">'un ete kemiğe bürüdüğü Roger gibi iğneleyici sözleriyle izleyiciyi kendine gıcık ettiren karizmatik bir karakterin bile hafiften adam olabileceğini görürüz. Tabi yine kendi mesleğini uygulamaya yetecek oranda azaltacağını biliriz denyoluğunu. Sonuçta o bir reklamcı ve dediği üzere "</span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >İnsanlara yeni birşeyler satmak için onlara kendilerini kötü hissettirmelisiniz.</span><span style="font-family:verdana;">"</span><br /><center><embed src="http://www.metacafe.com/fplayer/1584269/roger_dodger_staving_off_obsolescence.swf" width="400" height="345" wmode="transparent" pluginspage="http://www.macromedia.com/go/getflashplayer" type="application/x-shockwave-flash"> </embed></center><br /><span style=";font-family:courier new;font-size:85%;" >Yazı bittiğinde "Markus Grosskopf's Bassinvader - The Asshole Song" çalıyordu.</span><div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8647967185108036050-3171572262167282831?l=www.deliprofesor.com'/></div>Deli Profesörhttp://www.blogger.com/profile/12530653004428220435noreply@blogger.com9tag:blogger.com,1999:blog-8647967185108036050.post-60429142627367588672008-08-01T08:47:00.017+03:002008-08-02T10:10:40.197+03:00Serbest Porno Film İsim Uyarlamaları<a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://bp3.blogger.com/_rx6LLl6oeKg/SJK9zWQuLrI/AAAAAAAACQE/Fh7IWTRj8jo/s1600-h/edward_penishands.jpg"><img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer;" src="http://bp3.blogger.com/_rx6LLl6oeKg/SJK9zWQuLrI/AAAAAAAACQE/Fh7IWTRj8jo/s320/edward_penishands.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5229450807177260722" border="0" /></a><span style="font-family:verdana;">Aziz Nesin ne demişti efendim, hatırlayalım bi "Previously on Lost" şeklinde: "</span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >Türkiye'nin yüzde 60'ı sinefildir</span><span style="font-family:verdana;">". Havayı koklayan türden bi adamdı rahmetli. Bu oranı bakkal hesabına vurursak, 3 aşağı 5 yukarı, sokakta gördüğümüz her iki adamdan biri sinefil oluyor. Yani sinemaya karşı bi hassasiyeti var. Peki bir sinefilin özelliklerini yüzeysel bir şekilde sayarsak neler çıkar? </span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >Aşırı sinema sevgisi</span><span style="font-family:verdana;">, </span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >kötü filmlere nefret</span><span style="font-family:verdana;">, </span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >karmaşık senaryo aşkı</span><span style="font-family:verdana;">, </span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >kült film arayışları</span><span style="font-family:verdana;">,</span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" > herkesin izleyemediği</span><span style="font-family:verdana;">, </span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >bulamadığı daha derinlerdeki filmleri izlemek</span><span style="font-family:verdana;">. Uydurmuyorum, sokağımızdaki insanların yüzde 50'si umursuyor bunu.</span><br /><br /><span style="font-family:verdana;">Mesela bu kültçü kesim asla ve asla pornonun konusuzunu izlemez. Konusuz dediklerimizde bildiğiniz üzre "Giriş, gelişme, sonuç" bölümlerinden ziyade yalnızca "</span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >Giriş</span><span style="font-family:verdana;">" bölümü vardır. Sinema sektörünü sekteye uğratan, film mezarlığına çeviren bu yapımları takip eden yüzde 40'lık kitleyi yadırgayamayız ama. Bu insanların sinema aşkı, zayıf kalan olay hikayesi yapısı üzerine kuruludur. Milyon dolarların yatırıldığı, lakin senaryosu beş para etmez Hollywood aksiyonları gibi, çekimleriyle bi şekilde kotarırlar olayı. Bir de konulular vardır ki, işte sokağımızdaki yüzde 60'lık kesimi "Derin" hikaye yapısı itibariyle alır götürür.</span><br /><br /><span style="font-family:verdana;">Porno filmler bildiğiniz üzere kısıtlı bütçe ve kısıtlı eleman (</span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >Genelde 1 erkek 1 kadın veya 2 erkek 1 kadın</span><span style="font-family:verdana;">) sayılarıyla çekilen, sadece "Konulu" olanları</span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" > sanatsal filmlerdir</span><span style="font-family:verdana;">. Lakin insanların aşırı ilgisine karşın, korsana gösterilen rağbet sebebiyle çok da gelir elde edemezler. Bu sebepten ötürü de Hollywood'daki filmlerde olduğu gibi yüzlerce kişilik senarist ekipleri çalıştırılamaz. Nasıl ki Goethe'nin Faust'u, Japonların yüzlerce filmi Hollywood tarafından alınıp defalarca uyarlandıysa, porno sektörünün de serbest uyarlamaya hakkı olduğunu düşünüyorum. Zaten bildiğiniz üzere, hikaye temellerini sabit tutsanız dahi, anlatım tarzını değiştirdiğinizde ortaya bambaşka tarzda filmler çıkabilir.</span><br /><br /><span style="font-family:verdana;">Her ne kadar Vivid gibi sektörün tekelleri bir şekilde senaryosunu üretebilse de, merdiven altı diye tabir edebileceğimiz</span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" > bağımsız porno yönetmenlerinin gücü yetmez</span><span style="font-family:verdana;">. Sinema tarihinde oldukça büyük izler bırakan filmleri seçerler ve yedinci sanat kılıfında bambaşka bir anlatıma bürürler. Zaten düşündüğünüz vakit Fight Club gibi çok geniş spektrumlu filmlerin senaryosunun ufak bir dokunuşla bile yepyeni seyirlikler yaratabileceğini farkedersiniz.</span><br /><br /><span style="font-family:verdana;">Kısık bütçeyle, özgün porno uyarlamaları tamamlandıktan sonra, sıra önceden belirlenmiş isime gelir. Ki bunlar genellikle kelime oyunlu isimlerdir. Yani serbest uyarlamaya tabi tuttuğunuz filmin adını bir şekilde hatırlatmalı ki, bu şekilde müdavimler aradıklarına daha kolay ulaşabilsin. Fight Club demiştik örneğin, bu filmi iki şekilde uyarlayabiliriz; </span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >Fag Club</span><span style="font-family:verdana;"> ya da </span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >Fuck Club</span><span style="font-family:verdana;">. Bu durumda farkettiğiniz üzere isimlerden bir nevi cinsel tercihler farkedilebiliyor. E haliyle, 1 erkek ve 1 kadının oynadığı sanatsal bir filme Fag Club adını vermek garip kaçacaktır. Bu yüzden yazmadan önce başlığını atıp, ondan sonra başlığa göre yazanlar gibi düşünür bir porno yönetmeni. Fag Club filmine kuracağımız ortam gayet bellidir: Nonoşlardan kurulu bir Underground kulüpte, cinsel isteklerini tatmin edemeyen erkekler, eline geçeni tutar ve uzunca bi süre raylı sistemden geçirir. Filmimizi tamamlayıcı olarak bir adet can alıcı replik de gerekmektedir haliyle: "</span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >Bugün nonoş kulübündeki ilk günün, o zaman vuruşacaksın!</span><span style="font-family:verdana;">" Tabi ki ben bir porno yönetmeni olsam, izleyici kitlemi sadece gaylerle sınırlandırıp, daha düşük gelire fit olmam. Büyüğüyle küçüğüyle herkesin izleyebileceği bir aile pornosu olmalı.</span><br /><br /><span style="font-family:verdana;">Uzun bir arayış sonunda siz sinefillerin arşivini tamamlatmak ve ufkunu genişletmek amacıyla porno türündeki serbest uyarlamaların en güzel ve en yaratıcı isimlilerini derledim ve kısa kısa da olsa kritiklerini yazdım. Özellikle günümüzde güzel senaryoların uyarlanmadığını düşünürsek bu konudaki açlığınıza ilaç gibi gelecektir.</span><br /><br /><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >Schneider's Lust</span><span style="font-family:verdana;"> (</span><span style="color: rgb(192, 192, 192);font-family:verdana;" >Schindler's List</span><span style="font-family:verdana;">) : Ağır sanayide Almanlar tarafından bedavaya zorla çalıştırılan, hatta ismi bile zorla Alman ismi yapılan Yahudi terzi Schneider, günün birinde yanına yaklaşan bayan Alman subayı farkeder ve öldürülen yığınla Yahudi'nin acısını çıkarır. Bayan subay da gidişattan ötürü durumdan oldukça memnundur.</span><br /><br /><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >A Cockwork Orange</span><span style="font-family:verdana;"> (</span><span style="color: rgb(192, 192, 192);font-family:verdana;" >A Clockwork Orange</span><span style="font-family:verdana;">) : Alex ve ona imam osurduğunda zıçan cemaat gibi bir bağlılıkla eşlik eden yanındaki 2-3 zibidi sokaklardaki masum insanlara korku salmaktadır. Bir gün pabuç pahalı gelir ve dev yarasa bir adam bunları 6 adet hemşirenin eline teslim eder. Pavlov'un şartlı reflekslendirme tedavisi sonucu mottoları savaşmaktan, sevişmeye kayan bu zibidiler film bitene kadar 6 hemşireyle bir etkileşime girerler.</span><br /><br /><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >Sex Files</span><span style="font-family:verdana;"> (</span><span style="color: rgb(192, 192, 192);font-family:verdana;" >X Files</span><span style="font-family:verdana;">) : Yıl 2056. Dünya uzaylıların işgaline uğramıştır. Yalnız bu uzaylılar bizim bildiğimiz koca kafalı, geniş ve kısa gövdeli uzaylı tasvirine uzaktan yakından benzememektedir. Hatta hepsi, firesiz şuh kadınlar ve kaslı erkeklerdir. Dünyadan tek istedikleri de...</span><br /><br /><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >Shaving Private Ryan</span><span style="font-family:verdana;"> (</span><span style="color: rgb(192, 192, 192);font-family:verdana;" >Saving Private Ryan</span><span style="font-family:verdana;">) : Aşırı kıldan muzdarip Er Ryan'ın çüksel bölgesi 1 saat içinde tıraşlanmazsa, kılların çektiği enerji sebebiyle hayatını kaybedecektir. İşte o an çadırdan içeri bir cesur Jenna Jameson kılıklı asker girer ve tıraşın akabinde olaylar gelişir.</span><br /><br /><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >Whore of the Rings</span><span style="font-family:verdana;"> (</span><span style="color: rgb(192, 192, 192);font-family:verdana;" >Lord of the Rings</span><span style="font-family:verdana;">) : Silvia çoğu kadın gibi yüzük, mücevherat vb. düşkünüdür. Lakin bu kadının farkı, mevzubahis yüzük için yapmayacağı şey olmamasıdır. Evliliğin sembolü yüzük için evliliği ayakta tutan bütün ahlaki değerleri hiçe saçan Silvia'nın yüzüğe ulaşırken kendisini adeta bir fahişeye çeviren bu ibretli maceraya tanık oluyoruz.</span><br /><br /><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >V for Vagina</span><span style="font-family:verdana;"> (</span><span style="color: rgb(192, 192, 192);font-family:verdana;" >V for Vendetta</span><span style="font-family:verdana;">) : İşte karşınızda tam anlamıyla düşük bütçeli bir B filmi klasiği. Rodriguez'in tabanca montajlı ayağından esinlenen yönetmenimiz, adeta kötülerin düşmanı, kurşun saçan, ölüm makinesi bir vajina yaratır. Yönetime tam anlamıyla el koydukları son sahnede çoğalan vajinalar meydanda vücutların temas etmesiyle farklı hislere kapılırlar ve olaylar gelişir.</span><br /><br /><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >Batman in Robin</span><span style="font-family:verdana;"> (</span><span style="color: rgb(192, 192, 192);font-family:verdana;" >Batman and Robin</span><span style="font-family:verdana;">) : Seyircileri her anında hop oturtturup, hop kaldırtacak türden bir aksiyon. İzleyici kitlesinin yalnızca gayler olması sebebiyle düşük hasılat yapmasına rağmen kült olma potansiyeline sahiptir. Batman'in oğlanlara ve üstüne üstlük erkeklere karşı aşırı ilgisi vardır. Bir aksiyon anında Robin'in çatıdan düştüğünü görür. Düşmek üzereyken havada kapar ve sıkıca sarılır. O an Robin'in de kendinden büyükçe erkeklere ilgi duyduğunu farkeden Batman, atraksiyona girmekte çok da gecikmez.</span><br /><br /><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >I Know Who You Did Last Summer</span><span style="font-family:verdana;"> (</span><span style="color: rgb(192, 192, 192);font-family:verdana;" >I Know What You Did Last Summer</span><span style="font-family:verdana;">) : Senaryo biraz daha kuvvetli ve yönetmenin çekim planları biraz daha derinlemesine ve kuvvetli olsa, klasikler arasına girebilecek türden bir film. Ama hikaye yapısı ve oyuncuların üstün performansları sebebiyle izlenebilir. Aslan kürekli Richard dünya çapında tanınan, itibar duyulan bir ailenin çocuğudur. Bir gün kimseciklerden habersiz 19'luk çıtır Angelina'ya tecavüz ettiğini sansa da, aslında onun bu montajına karşı şantaj yapacak bir gizli adam vardır. Aslan kürekli Richard'ımız işte o adamı bulana kadar çok canlar yakar çook.</span><br /><br /><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >How I Get Your Mother</span><span style="font-family:verdana;"> (</span><span style="color: rgb(192, 192, 192);font-family:verdana;" >How I Met Your Mother</span><span style="font-family:verdana;">) : Hayatı günübirlik ve peşisıra gece ilişkilerinden ibaret olan Teddy Bear'ın bir gün bu ilişkilerden tiksinip tek eşliliğe geçeceğini söyleyeceğimi sanıyorsanız çok yanılıyorsunuz. Yaşlanmış Teddy Bear 2060 yılında arkadaşına annesiyle nasıl da şehvetli bir etkileşime girdiğini anlatır. Arkadaşı ise gayet olgunca karşılar, sadece tercihlerinden dolayı Teddy Bear hırpalanacaktır bu sefer.</span><br /><br /><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >Chitty Chitty Gang Bang</span><span style="font-family:verdana;"> (</span><span style="color: rgb(192, 192, 192);font-family:verdana;" >Chitty Chitty Bang Bang</span><span style="font-family:verdana;">) : Yeryüzünden insan düdükleme rutininden sıkılmış olan Johnny, bir gün arabasının uçtuğunu farkeder ve bunu farkettiği an yaptığı ilk şey, arabanın içine 2-3 hatun doldurup İstanbul Boğazı semalarında fantezi yapmak olmuştur. Bir süre sonra bundan da sıkılan Johnny'nin dramına tanık oluruz filmin 2. yarısında.</span><br /><br /><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >Edward Penishands</span><span style="font-family:verdana;"> (</span><span style="color: rgb(192, 192, 192);font-family:verdana;" >Edward Scissorhands</span><span style="font-family:verdana;">) : Gerizekalı ve gay bir bilim adamı tarafından kendini tamin etme amaçlı üretilmiş bu ucube, bir gün makyaj malzemesi satıcısı bir kadın tarafından bulunur. İlk başta ellerinin sadece penis olmasından korkan kadın, bu adamın mahalledeki azgın kadınları frenleyeceğini ve paraları cukka yapacağını düşündüğü için mahallesine götürür. Bu konuda gerçekten de maharetlidir Edward. Film boyunca maharetlerini izler dururuz.</span><br /><br /><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >Bang of Brothers</span><span style="font-family:verdana;"> (</span><span style="color: rgb(192, 192, 192);font-family:verdana;" >Band of Brothers</span><span style="font-family:verdana;">) : "İnsan insanı sker mi?" sorusuna imgesel irdelemeler yapan bir klasik. Lakin bu soruyu "Kardeş kardeşi sker mi?" sorusu üzerinden yöneltiyorlar. Epey acı verici bir durumdur ki, metaforik anlamda tüm bunlara tanık oluyoruz. İzlerken gözyaşlarınız sel olacak.</span><br /><br /><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >Meet the Fuckers</span><span style="font-family:verdana;"> (</span><span style="color: rgb(192, 192, 192);font-family:verdana;" >Meet the Fockers</span><span style="font-family:verdana;">) : Tam anlamıyla bir "Anasını sen al, kızını da ben" filmi. Tabi durumun daha ileriye taşındığını söylesem pek de şaşıracağınızı sanmıyorum. İki köklü aile, geliniyle, kaynanasıyla aynı evde birbirlerini severler de severler.</span><br /><br /><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >Fantastic Whores</span><span style="font-family:verdana;"> (</span><span style="color: rgb(192, 192, 192);font-family:verdana;" >Fantastic Four</span><span style="font-family:verdana;">) : Cinsel açıdan özel güçlerle donatılmış 4 adet mutant adeta 900'lü hatlar gibi kendilerini şehrin cinsel tatminsizliğini çözmeye adamışlardır. Nerede bir tatminsizlik mevcutsa orada biterler. Diğer 3 adam normal tatminsizlik durumunda gitse de, "Kaya Adam" yalnızca Rolling Stones gibi "I Can't Get No Satisfaction" diye haykıranların göz bebeğidir. Tatmin olmuş bir şehir düşünün, kimse kimseyi eften püften sebeplerden bıçaklamıyor. En iyi suçla savaşma yöntemi bu olurdu sanırım.</span><br /><br /><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >White Man Can't Hump</span><span style="font-family:verdana;"> (</span><span style="color: rgb(192, 192, 192);font-family:verdana;" >White Man Can't Jump</span><span style="font-family:verdana;">) : Tam anlamıyla bir azim öyküsü. Beyaz destekçisi, hafiften ırkçı yönetmenin cinsellikte zenci hegemonyasını kırmak üzere yaptığı bir film. Arkadaşı zenci Johnson'ın tuttuğunu devirmesinden ötürü hep bi eziklik hisseden, tatminkar olamayan beyaz Tom, bir gün kondüsyon çalışmalarına başlar ve "Johnson birse ben iki götürüyorum uleeen!" durumuna getirir olayı.</span><br /><br /><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >Lust Tango in Paris</span><span style="font-family:verdana;"> (</span><span style="color: rgb(192, 192, 192);font-family:verdana;" >Last Tango in Paris</span><span style="font-family:verdana;">) : Öyle filmler vardır ki, esinlendiği filmden bile daha iyi iş çıkarır. İşte bu film de onlardan. Orjinalindeki cinselliğin dozunu ve kullanım şeklini beğenmeyen usta yönetmen Van Damage, "Şehvet öyle değil, böyle olur der" ve kahramanlarımız film boyunca cinselliği irdelemek adına birbirlerini irdelerler kutu gibi bi odada. Adeta tavşanlar gibi durmaksızın irdelerler.</span><br /><br /><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >Tits a Wonderful Life</span><span style="font-family:verdana;"> (</span><span style="color: rgb(192, 192, 192);font-family:verdana;" >It's a Wonderful Life</span><span style="font-family:verdana;">) : Tek amacı bulunduğu kasabadan uzaklaşıp, sadece dünyayı keşfetmek olan Corc, kardeşinin zoruyla gittiği baloda bir bayanla ilk temaslarını yaşar ve adeta bağımlılık yaratır. Kendini sürekli birilerine yumulurken bulan Corc, bir gün kasabada hiç yumulacak bir kadın bulmadığını farkedince intihar etmeye kalkar. Sonra ilahi müdahaleyle birlikte sokağa çıktığında, aslında her kadınla bir kere yapmaması gerektiğini farkeder.</span><br /><br /><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >From Lust Till Dawn</span><span style="font-family:verdana;"> (</span><span style="color: rgb(192, 192, 192);font-family:verdana;" >From Dust Till Dawn</span><span style="font-family:verdana;">) : Zombie slasher türünün, pornodaki teen slashera uyarlanmış hali. Girdiği bir gece kulübünde bir kadının ayağından şarap içtiği an azgınlığını körükleyemeyen Tarantor o azgınlıkla birlikte tüm gece kulübündekilerin üstünden gelebileceğini söyler. Yalnız Tarantor'un tadına bir bakan bi daha istemektedir. Bu sebepten ötürü Tarator işini gördüklerini, bir daha istemesin diye öldürür ve iflahı kesilse de hepsinin icabına bakar. Ortalık da bayağı leş kokmuştur hani.</span><br /><br /><span style="font-family:verdana;">Bir sinefil için tabi ki izleyeceği filmler hiçbir zaman bitmez. Ama diğer filmlere geçmeden önce ilk olarak bu klasikleri izlemenizi, daha sonra da daha spesifik zevklere hitap eden </span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >Blair Bitch Project</span><span style="font-family:verdana;">, </span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >Nirvanal</span><span style="font-family:verdana;">, </span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >Reservoir Cocks</span><span style="font-family:verdana;">, </span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >Black Hawk Up</span><span style="font-family:verdana;">, </span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >Pump Friction</span><span style="font-family:verdana;">, </span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >The Empire Stikes From the Back</span><span style="font-family:verdana;">, </span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >The Italian Blowjob</span><span style="font-family:verdana;">, </span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >Breakfast on Tiffany</span><span style="font-family:verdana;">, </span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >The Sexorcist</span><span style="font-family:verdana;">, </span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >Cream Theater</span><span style="font-family:verdana;">, </span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >One Blew Over the Cuckoo's Breast</span><span style="font-family:verdana;">, </span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >Fun With Jane's Dick</span><span style="font-family:verdana;">, </span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >Lock Cock and Two Smoking Bimbos</span><span style="font-family:verdana;"> ve </span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >2001 : Big Bust Odyysey</span><span style="font-family:verdana;"> isimli filmleri izlemenizi öneririm. Zaten siz o filmleri izleyip filmografinizi geliştirene kadar ben bu filmler hakkında da topluca bir kritik yapmayı düşünüyorum. Unutmayın, filmler bilinçsiz izlendiği zaman katkısından çok zararı dokunur.</span><br /><br /><span style="font-size:85%;"><span style="font-family:courier new;">Yazı bittiğinde "Joe Satriani - Andalusia" çalıyordu.</span></span><div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8647967185108036050-6042914262736758867?l=www.deliprofesor.com'/></div>Deli Profesörhttp://www.blogger.com/profile/12530653004428220435noreply@blogger.com17tag:blogger.com,1999:blog-8647967185108036050.post-44163240296905628102008-07-28T09:39:00.011+03:002008-07-28T19:07:55.441+03:00Repliktör : Goodfellas - Tommy DeVito<a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://bp0.blogger.com/_rx6LLl6oeKg/SI10_hvXTXI/AAAAAAAACKY/Ij8469_5CIU/s1600-h/goodfellas.jpg"><img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer;" src="http://bp0.blogger.com/_rx6LLl6oeKg/SI10_hvXTXI/AAAAAAAACKY/Ij8469_5CIU/s320/goodfellas.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5227963377184623986" border="0" /></a><span style="font-family:verdana;">İzleyeli oldukça uzun zaman oldu, ve bu yüzden film hakkında pek çok şeyi bölük pörçük hatırlıyorum. Zaten her film zihnin dehlizlerinde bekletilir, bir süre sonra tazelenmeyince çıkarılması daha zor olan arşiv bölümüne taşınılır. Lakin <a style="font-weight: bold;" href="http://www.imdb.com/title/tt0099685/">Goodfellas</a>, hikayelerini anlattığı adamlar sebebiyle beynime oldukça isyankar davranmıştı. Çoğu şey arşive taşınsa da filmin hakkında, <a style="font-weight: bold;" href="http://www.imdb.com/name/nm0000582/">Joe Pesci</a>'nin o fevri hareketleri asla gitmedi o kısma.</span><br /><br /><span style="font-family:verdana;"><span style="font-weight: bold;">Henry Hill</span>'in gerçek hayat hikayesinden uyarlanan bu film, ana planda olması gerektiği üzere onu tutmaya çalışsa da Joe Pesci, Tommy DeVito rolüyle pek çok sekansta rol çalarak filmin tek Oscar'ını aldı. Onu bu şekilde Oscar'a götüren sebep şüphesiz üstün ve tatlı-sert oyunuydu. Mafyanın hiçbir şeye gülmeyen ağır abileri vardır, bilirsiniz. Tabi ki aslında bilmezsiniz ama film dünyasının bize kaktırdığı genel geçer mafya tipi budur. Aynı zamanda bu adamlar çok konuşmayı ve espri yapmayı da sevmezler. Yer yer güzel replikleri patlatırlar bittabi. Ama Kurtlar Vadisi'ndeki Google'dan "Güzel sözler" aramasıyla indirilmiş türdeki gülünç sözlerden değil. Daha önceden yazılmamış türden şeyler.</span><br /><br /><span style="font-family:verdana;">İşte Joe Pesci'nin oynadığı rolün riski ve seyir zevki de tam burada yatıyor. Ete kemiğe büründürdüğü <span style="font-weight: bold;">Tommy DeVito</span> karakteri tam anlamıyla çenesi düşük bir mafya elemanı. Olur olmaz her şey üzerine fütursuzca laflar edebiliyor, sonucunu düşünmeden. İnce ses tonu ve geyik anlatım tarzı sebebiyle de çevresindeki insanların (Tabi sadece mafya elemanlarının) oldukça güldüğü bir adam. Ama aslında DeVito çoğu zaman bi hikaye anlattığında, bunu insanlar gülsün diye anlatan bir adam değil. Bu sebeple de çoğu insanın dilinden anlamıyor. Espri yaptığında hiç gülmeyen o geleneksel Amerikan stand-upçıları gibi tıpkı. O şov adamlarına sürekli gülüyorsanız, bu adam konuşurken de sürekli somurtmanız lazım. Bu sefer de DeVito'nun akli dengesi bozuk bir karakter olduğunu düşünerek "Niye gülmüyorsun?" ya da Joker edasıyla "Why so serious?" diyip ağzınızı yırttığını görebiliriz. Kısacası bu tarz bir adamdan uzak durmak en güzel çözüm.</span><br /><br /><span style="font-family:verdana;">Birazdan aşağıda okuyacağınız sahne filmin en meşhur ve Joe Pesci'nin ortalığı dağıttığı (Dağıtmadığı sahne var mı ki?) sahnelerinden biri, hem esprisel (Kendisine göre komik değil tabi), hem de kafa göz anlamında. Yanına aldıkları çaylakla barda 3-5 kelam eden iyi ahbaplar, muhabbetin ilerlemesiyle birlikte yerini en iyi ahbap olan bizim Deli DeVito'ya bırakıyor. Anlattığı hikaye oldukça komik olmasına karşın, yanındaki çaylağın "Komiksin dostum" sözüyle birlikte yarı ağzını arar, yarı öldürecek şekilde çaylak Henry'ye sataşıyor. Tabi sonra bunun bir nevi polis zorlamasında ötme deneyi olduğundan bahsediyor. Repliklerini okurken gözümde bu denli iyi canlanan başka bir sahne hatırlamıyorum. Öyle ki, şu an karşıma Joe Pesci çıksa elim ayağıma dolanır, ne yapacağımı şaşırırım. Seversem öldürürler, sevmezsem öldüm tragedyası var ya, işte bu adam böyle birşey. (- Şey mi? - Yok abi öyle demek istememiştim, böyle bi efsane diyecektim)</span><br /><br /><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" ></span><blockquote><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >Tommy:</span><span style="font-family:verdana;"> Secasus'taki banka işinde çok komik birşey oldu. Çimlerin üzerinde yatıyordum. Adam "Ne yapıyorsun?" dedi. "Dinleniyorum." dedim. "Burada mı? Burası park değil, plaj da değil." "Dinleniyorum!" dedim. Merkeze götürüp soru sormaya başladı. Bilirsiniz, şundan bundan. "Bize ne söyleyeceksin?" "Her zamanki gibi...Hiçbir şey" dedim. "Niye konuşayım?" Salaklar! "Hayır, bugün bana birşey söyleyeceksin" dedi. "İyi o halde söyleyeyim. Git ananı becer." dedim... Sen dosyamı gördün Anthony, suratımı dağıttılar. Kendime gelince bir de kimi göreyim karşımda? Yine o serseri. "Şimdi bana ne söyleyeceksin?" dedi. Ben de dedim ki "Sen burada ne arıyorsun? Sana, git de ananı becer dememiş miydim?" dedim. Altına edecekti. Bam, güm, bam! Adi herifler! Bir kereliğine iri yarı biri olmak isterdim.</span><br /><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >Henry:</span><span style="font-family:verdana;"> Çok komiksin... Gerçekten çok komiksin.</span><br /><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >Tommy:</span><span style="font-family:verdana;"> Çok komiksin de ne demek?</span><br /><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >Henry:</span><span style="font-family:verdana;"> Anlarsın ya, komik... Hikaye... Komik adamsın.</span><br /><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >Tommy:</span><span style="font-family:verdana;"> Yani konuşma tarzım mı? Nedir?</span><br /><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >Henry:</span><span style="font-family:verdana;"> Hiç canım bilirsin işte, komiksin. Yani hikayeyi anlatışın...</span><br /><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >Tommy:</span><span style="font-family:verdana;"> Nasıl komik? Komik olan ne?</span><br /><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >Anthony:</span><span style="font-family:verdana;"> Tommy, yanlış anladın.</span><br /><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >Tommy:</span><span style="font-family:verdana;"> Bekle, bekle Anthony. O kocaman adam. Ne söylediğini bilir. Nasıl komik?</span><br /><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >Henry:</span><span style="font-family:verdana;"> Bilirsin, yani... Komik adamsın.</span><br /><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >Tommy:</span><span style="font-family:verdana;"> Şu işi açıklığa kavuşturalım. Belki de kafam basmıyordur. Nasıl komik oluyorum. Palyaço gibi miyim? Seni eğlendiriyor muyum? Seni güldürüyor muyum? Seni eğlendirmek için mi buradayım? Komikle ne demek istiyorsun? Nasıl komik oluyorum?</span><br /><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >Henry:</span><span style="font-family:verdana;"> Bilirsin, hikayeyi anlatışın...</span><br /><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >Tommy:</span><span style="font-family:verdana;"> Hayır, bilmiyorum. Sen söyledin. Ben ne bileyim? Komiksin diyen sendin. Nasıl oluyor da komik oluyorum? Benim nerem bu kadar komikmiş? Komik olan şey ne, söylesene!</span><br /><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >Henry:</span><span style="font-family:verdana;"> (Birden gülmeye başlayarak) Hadi oradan Tommy.</span><br /><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >Tommy:</span><span style="font-family:verdana;"> Aşağılık herif! Neredeyse kafalıyordum! Neredeyse. Kekeleyip durdu salak. Frankie, titriyor muydu? Bazen senin hakkında endişeleniyorum Henry. Sorgulamada ötebilrsin. (Herkes gülmektedir. Tommy'nin arkasında barın işletmecisi Sonny belirir.)</span><br /><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >Tommy:</span><span style="font-family:verdana;"> Senin derdin ne yahu? Ben de enselendim sandım. Akbabalar gibi ensemde! Ne istiyorsun?</span><br /><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >Sonny:</span><span style="font-family:verdana;"> Garson çocuk sana hesabı vermeye korkmuş. Şununla ilgilenir misin?</span><br /><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >Tommy:</span><span style="font-family:verdana;"> Sorun değil. Benim hesaba yazsınlar.</span><br /><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >Sonny:</span><span style="font-family:verdana;"> Ben de bu konuda konuşmak istiyordum. Sadece bu değil ki, bana 7.000 papel borçlusun. 7.000 dolar, az para değil. Saygısızlık etmek istemem ama...</span><br /><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >Tommy:</span><span style="font-family:verdana;"> Saygısızlık etmek istememen çok iyi Sonny. Dostlarımın önünde beni küçük düşürüyorsun. Sanki batakçıyım. (Sonny'yi kravatından yakalar.) Sonny sen salağın tekisin. Şimdiye kadar burada kaç para harcadığımızı...</span><br /><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >Sonny: </span><span style="font-family:verdana;">Böyle yapma...</span><br /><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >Tommy:</span><span style="font-family:verdana;"> Ne demek istiyorsun böyle yapma diyerek! (Sonny'nin kafasına bir şişeyi geçirir ve tekmeleyip kovar. Herkes kahkahalarla gülmektedir.) Şu salağa inanabiliyor musunuz? Bunun komik olduğunu mu düşünüyorsunuz? Sen neye bakıyorsun be? Gerizekalı herif! Hesabı getirmek istemiyor musun? (Garsona da birşeyler fırlatır.) Şu salağa inanabiliyor musunuz? Bu işleri hesapta senin yapman gerekiyor.</span><br /><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >Henry:</span><span style="font-family:verdana;"> Çok komik adamsın.</span><br /><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >Tommy:</span><span style="font-family:verdana;"> Buraya kadar Henry! (Gülerek silahını çıkarır ve Henry'ye tutar.) Hâlâ gülmek istiyor musunuz? Bu herif çocuğunu vaftiz etmemi istedi. 7.000 dolarını aldım.</span><br /><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >Henry:</span><span style="font-family:verdana;"> Gerçekten çok komiksin.</span><br /><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >Tommy:</span><span style="font-family:verdana;"> Buraya kadar, buraya kadar!</span></blockquote><br /><span style="font-size:85%;"><br /><span style="font-family:courier new;">Yazı bittiğinde "W.A.S.P. - Fistful of Diamonds" çalıyodu.</span></span><div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8647967185108036050-4416324029690562810?l=www.deliprofesor.com'/></div>Deli Profesörhttp://www.blogger.com/profile/12530653004428220435noreply@blogger.com7tag:blogger.com,1999:blog-8647967185108036050.post-42307005657771615662008-07-26T09:12:00.009+03:002008-07-28T11:10:16.612+03:00Kafana Ottururum : Super Mario War<a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://bp0.blogger.com/_rx6LLl6oeKg/SIrA7u4SuXI/AAAAAAAACKM/fpeK1C-_QZw/s1600-h/Super-Mario-War.png"><img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer;" src="http://bp0.blogger.com/_rx6LLl6oeKg/SIrA7u4SuXI/AAAAAAAACKM/fpeK1C-_QZw/s320/Super-Mario-War.png" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5227202449945835890" border="0" /></a><span style="font-family:verdana;">Bu aralar, nedendir bilirim, <span style="font-weight: bold;">dikkatimi hiçbir şeye tam anlamıyla odaklayamıyorum</span>. Ne ile meşgul olursam olayım sürekli aklım bir başka işte kalıyor. Mesela bu aralar bilgisayar üzerinde <span style="font-weight: bold;">e-ticaret</span> olaylarıyla aşırı uğraştığımdan ötürü abonesi olduğum dergileri tam olarak okuyamadığım geliyor aklıma. Bişeyleri okumaktan mahrum kalmak cidden büyük bi ızdırap. Beynimi dağlasalar daha iyi. Akşama kadar mikrodalga sıcağının ortasında şu aletin başında debelenirken sürekli evde bitirmem gereken dergileri düşünüyorum. Aslında sanırsam bu tür şeyleri sorumluluk haline getirmek insana ayrı bi ızdırap haline geliyor. Zevk için yapılan şeyleri bu janra sokmak yedi ölümcül hatadan biri olmasa da öldürmeye ortam hazırlayan hatalardan biri diyebilirim. <span style="font-weight: bold;">Gözdeki alerjiyi körüklüyormuş bilgisayar</span>, tohtur bey öyle diyordu. İlk dediğinde içimden "Sktir lan eşşek doktoru" demiş olsam da zamanla Vehbi'nin kerrakesi benim yanıldığımı gösterdi. Gözler yana yakıla bir yerlere bakmamak için çırpınıyor, ama eziyet edip okuyorum. Sonuçta bir sonraki ayın 29 civarına kadar mühlet var. <span style="font-weight: bold;">Dergi aboneliği</span> de ayrı bi eziyetmiş, normal piyasaya iniş süresinden 2-3 gün önce elinizde oluyor. Bu sefer dergiyi okurken, blog geliyor aklıma. Sallıyorum, <span style="font-weight: bold;">Profondo Rosso</span>'nun incelemesini okuyorum, aklıma başka bi konu geliyor, bu sefer bloga ne yazacağımı düşünmeye başlıyorum. Ama gözler bi yandan satırları tek tek geçiyor dergide. O anda kendimden öyle bi geçiyorum ki, ne dergiye ne de yazacağım yazıya odaklanabiliyorum. Elde blogla ilgili birkaç fikir kalıyor. Dergideki yazının sonuna geldiğimi görüyorum, lakin o yazıdan hatırladığım çok az yer var. Yüzüme gözüme su çarpıp, buzdolabından çıkardığım buz gibin alerji damlasını sıktıktan sonra, mühim olduğunu düşündüğüm için tekrar okuyorum. İnsan alışıyor tabi, nelere alışmıyor ki. Sadece belli periyotların üzerinde geçiş aşamalarının ağırlığını biraz hissetmek gerekiyor. Ondan sonra bütün işlerini o anki mevcut durumun rutinine uyduruyorsun. Zaten kolsuz bi adam oturup ayaklarıyla takır takır gitarda "Mary Jane's Last Dance"i çalıp söyleyebiliyorsa böyle eften püften şeylere yakınmayıp, halimizden memnun olmamız lazım.</span><br /><br /><span style="font-family:verdana;">Dikkati toparlamam gerektiği zaman, bilgisayar başında çalışırken 5-10 dakikalık mola veriyorum. Önceden belleğin içinde hazır tuttuğum, kolay oynanımlı, aleti edevatı kasmayan oyunlar oluyor tabi. Makinede </span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >Half Life 2 Episode 1</span><span style="font-family:verdana;">,</span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >2</span><span style="font-family:verdana;"> ve buna benzer oyun dünyasının şaheserleri de yüklü. İş güç olmasa biz de biliyoruz bunları açıp oynamayı. Büyük bi iştahla kurduğum bu </span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >Orange Box</span><span style="font-family:verdana;"> pakedi arasından sadece </span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >Portal</span><span style="font-family:verdana;">'ı oynamıştım, o da kısa süreli olduğundan ötürü, bilgisayar başına bağlama gibi bir sorunu olmadığından. Oyun oynayan herkes bilir, </span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >Valve</span><span style="font-family:verdana;"> tarzı ekiplerin yaptığı büyük bütçeli oyunların başına oturduğunuzda saatlerce k.çınız koltuğa yapışır. Şimdi büyük bütçeli oyun diyince, bunun film dünyasıyla karşılaştırılmış bir örneği geldi aklıma. Hani çoğu zaman bağımsız, az miktarda parayla çekilen filmler çoğu Hollywood garabetini solda sıfır bırakır ya, acaba oyun dünyasında buna benzer durumlar yaşanıyor mu? Mesela bi İtalyan'ın 2-3 kişilik ekiple yaptığı bi oyun aynı şekilde kendine has kitlesini oluşturabiliyor mu? Her oyunun genel olarak ekran kartı satış piyasasını coşturma amacıyla yapıldığını düşünürsek bu pek mümkün gibi gözükmüyor.</span><br /><br /><span style="font-family:verdana;">Beyin kemirgenlerine daha fazla malzeme vermeden küçük oyunlar konusuna geri dönüyorum. Bence minik oyunlar, </span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >yarım saat sonra misafirinin gözünün içine gitsin diye bakan ev sahibi</span><span style="font-family:verdana;"> gibi olmalı. Oynayan adam, 10, bilemedin 30 dakika sonra sıkkınlığı hissedip otomatikman atmalı elinden. Zira öbür türlü haddini aşan bi oyun olduğu vakit, ufak oyun olmasının bi manası yok. Sonuçta bu tür oyunlar genelde patronundan kaçamaklar yapan, ara sıra sıkkınlık geçiren ofis insanları için yapılır. Öyle bir kaide olmasa da </span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >DİE</span><span style="font-family:verdana;"> DİE DİE my darling (</span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >Devlet İstatistik Enstitüsü</span><span style="font-family:verdana;">) kurumuna versek buna benzer sonuçlar çıkabilirdi, tabi Tayyip'in ofis adamlarına karşı bi kini yoksa. Şayet öyle bişey varsa sonuçlarda ev hanımları bile zirvede çıkabilir. Çok pis istatistik oyanamaları yapar, Başbakanım diye demiyorum. Ama aynı zamanda bu büyümüş de küçülmüş oyunlar bi yandan da </span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >misafiri o an uğurluyor olmanın verdiği rahatlıkla "Bir daha bekleriz" diyen pişkin ev sahibi kadar da davetkar ve rahat</span><span style="font-family:verdana;"> olmalı. Sıkıldığımız mini oyun sürekli tekrar etse de bi şekilde puan yapmak, rekor geliştirmek için başına dönmeliyiz. Tabi ki ne olursa olsun, 30 kullanımı aşmaması gerektiğini düşünenlerdenim.</span><br /><br /><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >Super Mario War</span><span style="font-family:verdana;"> da üç aşağı beş yukarı bu tanımlamalara uyan türden. Mario dedim diye korkmayın, piyasada dolaşan, daha doğrusu sürünen diğer Mario klonları ve hacklerinden biri değil. Bu arada o hackler ne kadar komik oluyor. </span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >1 in 1000000000 atari kasetleri</span><span style="font-family:verdana;">ni hazırlayan kişilerin hem sahtekar, hem de bir o kadar idealist ve dürüst oluşunun göstergesi. 60000000 tane Mario oyunu olsa bile hiçbiri birbirine benzemiyor. Ufak tefek faklılıklar oluyor illa. Mesela birinde Mario'un burnu daha büyük olurken, diğerinde gangster tipinde oluyor (</span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >Super Marlon</span><span style="font-family:verdana;">). İtalyan Mario'ma da yakışır aslında. Gangster muslukçu. Bir diğerinde ise üstünde yürünen platformlar ya da gafanızı vurup altın çıkardığınız o sarı şeyler değişik oluyor. Bölüm hepsinde aynı. O kadar kusur kadı kızında da olur. Zaten hepiniz biliyorsunuz.</span><br /><br /><span style="font-family:verdana;">Bu oyunda konsept olarak Bros. adını verdiğimiz, pek çok kişinin Mario'nun soyadı olduğunu sandığı kardeşlik durumu, farklı bir konsepte dönüşüyor. Tosbağasıdır, kirpisidir, otu böceğidir bunların pek de bir önemi kalmıyor. Aslen tasarlayan adamlar </span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >kardeşi kardeşe kırdırmak amacıyla</span><span style="font-family:verdana;"> yapmış. Artık cephede sırt sırta savaşan, düşman, ittifak ayrımı yok. Luigi ile Mario'nun arası miras sorunu yüzünden birbirini bıçaklayan eşşek kadar kardeşlerden bile daha açık. Herkes bulduğunun kafasının üstüne zıplayıp, o meşhur "</span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >lap</span><span style="font-family:verdana;">" sesini çıkarmanın savaşında. Oyuna doğrudan girmek isterseniz savaşacağınız kişi standart olarak kadim kardeşiniz </span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >Luigi</span><span style="font-family:verdana;"> oluyor. "Sırf Luigi yetmez" ya da "Okey masasını dörtlemek istiyorum" derseniz toplamda 3 rakibe kadar, </span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >Donkey Kong</span><span style="font-family:verdana;">'dan tutun da </span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >Zelda</span><span style="font-family:verdana;">'ya kadar geniş bi yelpazede istediğiniz rakibi seçip, kumandayı bilgisayarın eline veriyorsunuz. Tabi ben en çok motosikletli adamı sevdim. O eski Türk filmlerinde </span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >elinde zincirle kadının etrafında dönen çakal motorcular</span><span style="font-family:verdana;"> gibi aynı. Daha sonra isterseniz tek harita seçip orada birbirinizi kırabilir veyahut turnuva seçip 7-8 maçta aldığınız puana göre zirveye çıkarsınız. 3 tane rakiple savaştığınızda oyun tam anlamıyla evlere şenlik oluyor. Bir rakibinizin tepesine hoplarken, bir de bakıyorsunuz 300 tonluk Donkey Kong kafanızın üstüne monte olmuş. G.tünden. Oyunun oynanırlık süresini uzatmak amacıyla pek çok mod eklemiş ekip. </span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >Süre limitli</span><span style="font-family:verdana;">,</span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" > öldürme limitli</span><span style="font-family:verdana;">,</span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" > bayrak taşıma, siyah yıldız, survival, tavuk</span><span style="font-family:verdana;"> ve bunun gibi sayamadığım pek çok eğlenceli mod var. Hepsini kesinlikle tek tek denemelisiniz. Bir de her haritada o kafanızla vurup içinden silah çıkardığınız soru işareti kutularından var. Kutunun içinden çıkan silahlar rakibinize karşı oldukça üstün duruma taşıyor sizi. Çekiç, ateş topu, tosbağa kabuğu, yıldız, bomba gibi bi yığın silah var. Yalnız rakibiniz de alırsa affetmiyor tabi. Alnınızın çatından çok iyi mıhlar kendisi. Ama ara sıra yapay zekasının sapıttığı da oluyor. O zaman vur ensesine, al lokmasını kıvamına geliyor.</span><br /><br /><span style="font-family:verdana;">Son derece canlı renkleriyle eğlenceli bölük pörçük onar dakikalık periyotlar sunan bu oyun, bana göre orjinal Mario serisinden sonra, tabi bi de karting var, en iyi oyunlardan biri. Sırf o motorcu karakterle kafaları ezmek için bile oynanabilir. Ayrıca bu oyunu alana yanında bir de kötü Mario klonu olarak ibreti alem olsun diye</span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" > su pompalayarak uçma</span><span style="font-family:verdana;"> türünde devrim yapmış </span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >Super Mario Pac</span><span style="font-family:verdana;">'i veriyorum. 1.yi sevin, 2.den nefret edin. Duygu yoğunluğuna boğulun sevgili blog kemirgeni insan güruhları. Rise and Shine!</span><br /><br /><div style="text-align: center;"><a style="font-family: verdana; font-weight: bold;" href="http://rapidshare.com/files/132526020/Mario_War_by_www.deliprofesor.com.rar">Download : Super Mario War</a><br /><br /><a style="font-family: verdana; font-weight: bold;" href="http://rapidshare.com/files/132532895/Mario_Pac_by_www.deliprofesor.com.rar">Kötü Mario Klonu Olarak İbret-i Alem Olsun Special Download : Mario Pac</a><br /><br /><div style="text-align: left;"><span style="font-size:85%;"><span style="font-family:courier new;">Yazı bittiğinde "Glenn Hughes - First Underground Nuclear Kitchen" çalıyordu.</span></span><br /></div></div><div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8647967185108036050-4230700565777161566?l=www.deliprofesor.com'/></div>Deli Profesörhttp://www.blogger.com/profile/12530653004428220435noreply@blogger.com6tag:blogger.com,1999:blog-8647967185108036050.post-84733464829298518092008-07-23T20:46:00.010+03:002008-07-25T10:56:37.703+03:00Alamaailman Vasarat - Kebab Tai Henki<a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://bp0.blogger.com/_rx6LLl6oeKg/SId8UeJyIXI/AAAAAAAACGM/caNYmJnr6jo/s1600-h/alamaailman_vasarat.jpg"><img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer;" src="http://bp0.blogger.com/_rx6LLl6oeKg/SId8UeJyIXI/AAAAAAAACGM/caNYmJnr6jo/s320/alamaailman_vasarat.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5226282583720075634" border="0" /></a><span style="font-family:verdana;">Bundan hatırlamadığım ve esasında hatırlamak için efor sarfetmediğim bir zaman dilimi içerisinde </span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >Alamaailman Vasarat</span><span style="font-family:verdana;">'ı sitede tanıtırken, yazının içinde belki de farkedilmeyecek şekilde en güzel kliplerden birine link vermiştim. Çok geçiştirir gibi olmuştu ve aynı zamanda tam da Youtube'un düzenli kapanma anlarından birine denk gelmişti verdiğim link. Hayatta geriye dönüp baktığımda "Ulan, keşke öyle yapmasaydım. Öyle yapmasaydım da böyle yapsaydım. İyi orta gol getirirdi halbüse." dediğim seyrek anların üzerimdeki kaval kemiklerimi parçalamak istercesine bünyeme yüklendiklerini gördüm. Penis naklinde de iyi bir dokuymuş, belki de o yüzden o kısmı tercih ettiler. Orta seviyeli bi klibi geçtim, iyi olsa yine dönüp bakmayacaktım arkama. Lakin klibin bu denli mükemmel ve bizden şeyler içeriyor olmasından ötürü katukulliye gelmesine göz yumamadım.</span><br /><br /><span style="font-family:verdana;">Televizyonunu sonrada açan arkadaşlar için kısaca torlamak toparlamak gerekirse Alamaailman Vasarat, </span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >Finlandiya</span><span style="font-family:verdana;">'nın topraklarından çıkmış </span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >avantgart enstrümental</span><span style="font-family:verdana;"> bir gruptur. Bi tabirin içine avantgart girdiği zaman o işe daha bi ilgiyle yaklaşmak lazım sevgili okurlar. Nitekim bu tür gruplar, sürekli yeni hazların, yeni deneyimlerin peşinde koşmaktadır. O kadar çok yenilikler, öncülükler üretirler ki, her seferinde yeni albümlerinde daha insan üstü performansa ulaşmaları beklenir. Ama Alamaailman Vasarat talebi her türlü karşılayabilen bir grup. Tabi ki talebi karşılamasını da sadece kendi çapında mühim bi kitleye ulaşmasına bağlayabiliriz. Yoksa bildiğiniz üzere çoğunluğa ulaşıldığı vakit, içinde "</span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >B.k atma kitlesi</span><span style="font-family:verdana;">" olarak hitap ettiğimiz kitleye de ulaşılıyor. Yaklaşık 17 - 18 yaşındaki yeniyetmelerden oluşan bu kitle, sanki müzik konusunda skilmemiş bir tek kulaklarının arkası kalmışçasına meşhur gruplar hakkında boş boş atıp tutarlar. Eski ellilik altmışlık rockçılara sorsanız gıkları çıkmaz, ayıla bayıla dinlerler. Dinlediği müzikten bile bihaber olan bu genç güruhunun içinden bu ülkeyi sahiplenecek, çözümün bişeylere b.k atmak olmadığını anlayacak insanlar çıkacak mı acaba merak ediyorum. Ben bunu yaparım diyemiyorum. Liderlik vasfım da yoktur zaten. Ama birinin sahneye çıkma vakti yaklaşıyor.</span><br /><br /><span style="font-family:verdana;">Türklerin yemeğe bakış açısı pek çok ülkeye göre apayrıdır. Mesela bizde </span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >yapmacıktan bi yemek paylaşma isteği hareketi</span><span style="font-family:verdana;"> vardır. En güzel yemeklerin yapıldığı, böreklerin açıldığı zamanlarda illa ki çat kapı biri çıkagelir. Münasip bi yerinde koku sensörü varmışçasına, ama yeni doğmuş bi mahlukat kadar da çevresinden habersizcesine. Kapıda bi iki laklak yapma ayağına kendisini zorla içeri buyur ettirir. E, haliyle yediklerimizi görünce de mecburiyetten, kimimiz ağız kenarıyla, kimimiz de yüksek bir sesle "Buyur, al bir parça" der. Ama buradaki en önemli ortak payda, iki ses tonuyla da paylaşıma açılan insanın vicdan azabı çekmesidir. "İnşallah almaz Allah'ım, inşallah bir dilim fazladan yerim" isteği devridaim eder sürekli beyninde. Lakin aslında 2 taraf da bu teklifin reddedilmeyeceğini biliyordur. Taze açılmış bir börek teklifi, çoğu zaman Don Carleone'ninkilerden bile daha reddedilemeyesidir. Bu şekilde sürekli çok sevdiğimiz yemekleri bir parça eksik yeriz. Çünkü illa ki biri çıkagelir. Dikkat edin, bu adamlar hiçbir zaman siz kereviz yediğinizde eve gelmezler. Diyelim ki geldiler. O içinizdeki "Lütfen biri şu iğrenç yemeği yesin de ben bi gidip sucuklu yumurta yapıp bana bana yiyeyim." dileğini gerçekleştirecek birini asla bulamazsınız. "Aa, kereviz mii? Ben de biraz önce aynısından yemiştim. Yememiş olsaydım gerçekten yerdim, sağolun. Bi de tıka basa dolu midem. Başka bişey olsaydı yine yiyemezdim." İşte o anda Allah ne verdiyse, bütün zulayı masa altından çıkarıp gözünün önünde için sızlamadan hapır hupur yiyecen böreği. O denyolar da kötü gün komşusu olmayı öğrenene kadar zırnık yiyemeyecekler.</span><br /><br /><span style="font-family:verdana;">Bir Vasarat alametifarikası olan </span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >Kebab Tai Henki</span><span style="font-family:verdana;"> de aslında biz Türklerin bilinç altındaki bu yemek paylaşmama tutkusu üzerine giden bir film. Klibin adında da sınırlar son derece kesin çizgilerle çekilmiş: </span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >Kebap ya da ölüm!</span><span style="font-family:verdana;"> Savaş çanları çaldıran bir tabir. Ortada mevzubahis bir muharebe var, ama zihinsel anlamda. Tam bir sinir savaşı. Elinizdeki döneri, ya da herhangi lezzetli bir yiyeceği yerken, tanıdık çıkmasın da ucundan paylaşmak zorunda kalmayayım baskısının verdiği harabiyet.</span><br /><br /><span style="font-family:verdana;">Klibin başında karakteristik bıyığı ve saçıyla her halinden bir Osmanlı erkeği olduğu belli olan bir adam ve sonrasında mekanda raks eden bir dansöz gözüküyor. Dans pisti tam anlamıyla Türkler için hazırlanmış gibi. At - avrat - silah üçlememizi yeni bir boyutta birleştirerek adam - dansöz ve kebap yapıyorlar. Bol kepçe bi şekilde elleriyle döneri tabağına dolduran adamın, bir anda kaçmaya başlamasıyla birlikte müzik tavına geliyor ve film başlıyor. Absürd kahramanımız kendine klip boyunca sürekli saklanıp dönerini mideye indirecek zula arasa da, peşinden kovalayan, her delikten çıkan Alamaailman Vasarat elemanlarının çalgılarından kurtulamıyor. Bu bir müzik klibi olduğu için adam her enselendiği sekansta çalgılarla uyarılıyor. Çalgılarla sürekli birşeyler diyorlar adama. Muhtemelen "Ya kebabı verirsin, ya da dalağını deşer, bağırsaklarını aşağı dökeriz" türünde sözler bunlar. İyi niyetli olduklarını sanmıyorum. Her enselenme kısmında grubun elemanlarının yüz ifadesi de bunu anlatıyor açıkçası. Hele bir araba kovalamaca sahnesi var ki, ufacık araba giderken hala içinde müzikle adama seslenen Vasarat'ı görünce yüzünüzde güller açıyor.</span><br /><br /><span style="font-family:verdana;">Her anlamıyla bir ustanın elinden çıktığı belli olan bu klipten bir kısa filmden aldığınız tadın aynısını alıyorsunuz. Tabi ki bu bir tesadüf değil. Grubun ince eleyip, sık dokumasının ve yönetimi iyi kişilerin eline vermesinin sonucu. Aynı zamanda jeneriği gördüğünüzde de bu savı bir kez daha doğruluyorsunuz. Yemek ve eğlence kültürümüze bu güzel göndermeler, süper bir müzik, harikulade bir yönetim. Bu birleşen etkenlerin hepsi bu klibin defalarca izlenmesini sağlıyor bizim için. Bir de "Çanına ot tıkama" tabirinin daha ileri jenerasyonu olan "</span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >Trombonuna döner tıkama</span><span style="font-family:verdana;">" eyleminin tatbikini görmek, klibi unutulmazlar arasına sokuyor. Sonuçta bi daha ne zaman bir Finlinin ya da başka bir ırkın insanının gözünden birinin trombonuna döner sokabilirsiniz ki?</span><br /><br /><br /><center><div><a style="left: 339px ! important; top: 15px ! important;" title="Bu nesneyi Adblock Plus ile engellemek için buraya tıklayın." class="abp-objtab-08989774511414602 visible ontop" href="http://www.dailymotion.com/swf/x67g9j&related=0"></a><a style="left: 339px ! important; top: 15px ! important;" title="Bu nesneyi Adblock Plus ile engellemek için buraya tıklayın." class="abp-objtab-08989774511414602 visible ontop" href="http://www.dailymotion.com/swf/x67g9j&related=0"></a><a style="left: 0px ! important; top: 15px ! important;" title="Bu nesneyi Adblock Plus ile engellemek için buraya tıklayın." class="abp-objtab-08989774511414602 visible ontop" href="http://www.dailymotion.com/swf/x67g9j&related=0"></a><a style="left: 339px ! important; top: 15px ! important;" title="Bu nesneyi Adblock Plus ile engellemek için buraya tıklayın." class="abp-objtab-08989774511414602 visible ontop" href="http://www.dailymotion.com/swf/x67g9j&related=0"></a><a style="left: 339px ! important; top: 15px ! important;" title="Bu nesneyi Adblock Plus ile engellemek için buraya tıklayın." class="abp-objtab-013271673962737274 visible ontop" href="http://www.dailymotion.com/swf/x67g9j&related=0"></a><object width="420" height="336"><param name="movie" value="http://www.dailymotion.com/swf/x67g9j&related=0"><param name="allowFullScreen" value="true"><param name="allowScriptAccess" value="always"><embed src="http://www.dailymotion.com/swf/x67g9j&related=0" type="application/x-shockwave-flash" allowfullscreen="true" allowscriptaccess="always" width="420" height="336"></embed></object><br /></div></center><div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8647967185108036050-8473346482929851809?l=www.deliprofesor.com'/></div>Deli Profesörhttp://www.blogger.com/profile/12530653004428220435noreply@blogger.com4tag:blogger.com,1999:blog-8647967185108036050.post-41013501872798032582008-07-19T08:52:00.007+03:002008-07-20T00:07:45.173+03:00İbretli Bir Hadise<a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://bp0.blogger.com/_rx6LLl6oeKg/SIGQOlmL5aI/AAAAAAAACFY/rTToHLLDrEY/s1600-h/guzide_kitap.jpg"><img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer;" src="http://bp0.blogger.com/_rx6LLl6oeKg/SIGQOlmL5aI/AAAAAAAACFY/rTToHLLDrEY/s320/guzide_kitap.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5224615623011329442" border="0" /></a><span style="font-family:verdana;">Geçen günlerde umutsuzluk ve dinsizlik içinde tünelin sonundaki ışığı ararken kapım çaldı. Çok da büyük beklentilerim yoktu aslında gece vakti. Bir sürpriz yumurta sadece, iyi ya da kötü. Yolumu bi şekilde belirleyecek türden. Ya niyeti bozduran, nereden sipariş edildiği belirsiz bir eskort kız, veyahut da elinde Kuran'la beni cemaatin yanına çağıran nur yüzlü bir imam. Tabi örnekler çoğalabilir. Yeter ki, "Olum ben ne yapacağımı bilmiyordum, sana geleyim, bişeyler yaparız dedim." diye gelen, bana pozitif ya da negatif hiçbir etkisi olmayan bir arkadaş olmasın. "Gidip, ne kadar dükkan varsa camını indirelim" isteğine bile razı olurum. Görüldüğü üzere gece vakti bi kapı açılmadan önce bu boşluğa düşmüş adam klişelerinin dibine vuruluyor da 1 dakikada, ağzını yüzünü döve döve dağıtacak bir adam olacağı düşünülmüyor. Ulu Bilge Dandoldenyus çıkacak değil ya, bizim bir tanıdık fırıncı metalcimiz var, o geldi. Hayırsızlık da bir şekilde bir hayıra vesile oluyormuş sevgili okurlar. </span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >Judas Priest</span><span style="font-family:verdana;"> isimli </span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >kendini tanrı ilan eden münafık ve Allah'a şirk koşan dejenere grubun konserine gidecekmiş</span><span style="font-family:verdana;">, kötü niyetlerine alet etmek için benim sırt çantamı istedi. "Dinden, imandan çıkacağım" diye ısrarlı ama peşinde beni de cehennem kuyusuna atmak istiyor. İçinde şeytani bir ateşle yanan bu adamın suratını gece vakti daha fazla görmemek için sırt çantamda ne varsa boşalttım, kapının önüne götürüyordum, lakin ne göreyim. Şeytan ruhlu bu münafık insan, evimizin en çok kullanılan tarağını almış, ona da bereketsizlik bulaştırıyor. O upuzun, cinsiyetini erkekten ayıran saçlarını sala sala tarıyor. Müminin malına saygı da kalmamış. Kırklasan çıkmaz. Verdim çantayı eline, "Yürü git Allah düşmanı adam, senden geçmiş artık, git kendi sahte tanrına tapın ve beni bir daha rahatsız eyleme" dedim.</span><br /><br /><span style="font-family:verdana;">Bu hayırsızlığa karşı duyduğum öfkeyle bir şekilde yolumun hayırlı işlere doğru yöneleceğini düşünüp sevinmeye başlamıştım. Çantamdan çıkan bir yığın kitaba ufaktan göz gezdirirken ufak, kırmızı ve her halinden içinin dolu dolu olduğuna dair bir ağırlık taşıyan ilk göz ağrılarımdan, </span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >Said Nursi</span><span style="font-family:verdana;">'nin </span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >Gençlik Rehberi</span><span style="font-family:verdana;"> isimli kitabı gördüm. Hoca Efendi'mizin nur yüzlülüğünün 2 katını bünyesinde barındıran Said hocamıza bundan sonra Duble Hoca Efendi demek istiyorum. Tarikat zamanlarından kalma bu güzide, yaldızlı kitabın kapağını çevirdiğimde arkadaştan "Dediğimi yap, yaptığımı yapma" şeklinde bir not gördüm. İnsanı tehlikeden uzak tutmaya meyilli bir cümle. İçki bataklarından tarikat sayesinde arınmış bir kişiydi kendisi, bu uyarısı da o yüzdendir. "Peki ben? Ben bu gençlik rehberiyle büyüdüm de, nasıl bu şekilde kötülüğün yolunu gözleyebilen bir meymenetsiz oldum?" diye sordum kendime. Biraz çeki düzen vermem gerekiyordu ve gece itibariyle kitabı okumaya başladım.</span><br /><br /><span style="font-family:verdana;">Okurken pek çok noktada irkildim, çevremizdeki çoğu kişinin münafık olduğunu ve sadece bizi kötü yola düşürmek için uğraş verdiğini farkettim. Lakin bölümler içinde öylesine bir bölüm vardı ki, siz mümin blogcu kardeşlerimle paylaşmadan edemiyorum. Şu ufak alıntıyı benimle birlikte okursanız, içimde sizi de kötü yollardan çevirmenin verdiği huzur ve takva puanları olacak:</span><br /><br /><blockquote style="font-family: verdana;">Bir zaman Eskişehir Hapishanesinin penceresinde oturmuştum. Karşısında bulunan lise mektebinin büyük kızları onun avlusunda gülerek raks ederken, onları, o dünya cennetinde Cehennem hurileri hükmünde gördüm. Fakat, birden elli sene sonraki vaziyetleri bana göründü. Onların gülmeleri, elim ağlamaları suretini aldı; ondan, bu gelen hakikat inkişaf etti. Yani, elli sene sonraki hallerini manevi ve hayali bir sinema ile gördüm ki, o gülen altmış kızdan ellisi, kabirde azap çekiyorlar; toprak olmuşlar. Ve on tanesi, yetmiş yaşında, çirkinleşmiş, herkesin nazar-ı nefretini celp ediyorlar. Ben de onlara ağladım.<br /><br />Fitne-i ahirzamanın mahiyeti bana göründü ki, o fitnenin en dehşetlisi ve cazibedarı, kadınların yüzsüz yüzünden çıkıyor. İhtiyarı selb edip, pervane gibi, sefhat ateşine atıyor. Ve bir dakika hayat-ı dünyeviyeyi, senelerle hayat-ı bakiyeye tercih ettiriyor.</blockquote><span style="font-family:verdana;"><br />Duble hoca efendimiz bu ruhu şeytanlık dolu, sürekli bir yerleri oynayan karşı cinsiyetle ilgili ne de güzel konuşmuş. Hüngür hüngür ağladım gece vakti. Böyle güzide hocalarımızın neden böyle sürgün hayatlarıyla debelendiğini, neden Nazım Hikmet gibi bir kafirle eşit kefeye koyulduğunu düşündüm. Hoca Efendimizi çok incittiler sevgili okurlar. Koskoca Amerika'larda ülke hasretiyle yanıp tutuşan Hoca Efendimiz ızdırap çekerken, bizim burada yaşadığımız hayat hayat mıdır, sorarım size.</span><br /><br /><span style="font-family:verdana;">Ama bir yandan da Duble Hoca Efendimiz için çok sevindim. İşler iyice çığrından çıkmadan önce vefat eylemiş. Yıllardan 1960. Sadece Lise camında kendi kendine gülen, sohbet eden şeytan yürekli, suratlarından tiksinilesi bu kızlardan böyle nefret ettiğine göre, </span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >70'lerdeki seks, drugs & rock'n roll furyasına denk gelse kim bilir ne yapardı</span><span style="font-family:verdana;">. Muhtemelen kahrından çarçabuk ölürdü yine, böyle kirli bir dünyada yaşamamak için. Düşünsenize ey müminler. Şeytan müziği eşliğinde uyuşturucu içerken bir yandan da hayvanlar gibi meşk eylemekteydi bu insanlar. Tek eşlilik hak getire, tuttuklarını götürüyorlardı o kafayla. "Allah ıslah etsin" dedik lakin yine faide etmedi. Hayat modernleşti, ama insanların ruhu çürüdü. Hala kadınlarımız gülüyor, arkadaşlarıyla gülerek sohbet ediyorlar. Gelinlik kızlarımız, kadınlarımız hala güzel bir müzik duyduğunda dans ediyorlar. Ama ömrüm yeter de bu ucubeleri görebilirsem, hiç şüphesiz ki bu insanlar da 50-60 yaşlarında iğrenç yaratıklara dönüşecekler. Neşeli olunca genç kalacaklarını, o günahkar dizi </span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >Sex and the City</span><span style="font-family:verdana;">'deki gibi mahlukatlara dönüşeceklerini sanıyorlar ama bunlar sadece bir hayalden ibaret. Duble Hoca'mızın bu ibret verici öyküsünü bütün kadınların okumasını ve ayaklarını denk almalarını istemekten başka birşey gelmiyor elimden ne yazık ki. Yoksa elimdeki Zippo ile hepsini ateşe verirdim elimde olsa.</span><br /><span style=";font-family:courier new;font-size:85%;" ><br />Aynı gün, belki inanmayacaksınız ama, kitabı ilk açtığımda, içinden "Mastürbatörle Savaş Derneği"nin broşürü çıktı. Ha bi de yazı bittiğinde zındık grup Uriah Heep çalıyordu. </span><div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8647967185108036050-4101350187279803258?l=www.deliprofesor.com'/></div>Deli Profesörhttp://www.blogger.com/profile/12530653004428220435noreply@blogger.com24tag:blogger.com,1999:blog-8647967185108036050.post-63589267760029256142008-07-16T10:00:00.001+03:002008-07-16T12:37:54.565+03:00Tahammül Limit Göstergeli T-shirt<a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://bp2.blogger.com/_rx6LLl6oeKg/SH2Zqi-NiGI/AAAAAAAAB_8/yckQZ0qrNmQ/s1600-h/konsept_t-shirt.jpg"><img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer;" src="http://bp2.blogger.com/_rx6LLl6oeKg/SH2Zqi-NiGI/AAAAAAAAB_8/yckQZ0qrNmQ/s320/konsept_t-shirt.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5223500099040938082" border="0" /></a><span style="font-family:verdana;">Sürekli şehir şebekesi elektriği taşırcasına 220 Volt elektrikle ortalıkta dolaşan, en ufak sorunsala bile delirip, sağında solunda kırmadık eşya bırakmayan adamlara şaşırırdım "Nasıl bu denli gergin olabiliyor?" ya da "Nasıl du denli ergin olabiliyor?" diye. Yani 30 yaşındaki adam ergenlik yüzünden de kudurmuş olmaz ya, vardır kafada bi conta eksikliği. Ya da platini (</span><a style="font-family: verdana;" href="http://www.jersey10.com/wp-content/uploads/2007/01/michel_platini.jpg">Michel Platini?</a><span style="font-family:verdana;">) meme yapmış olabilir. En kötüsü de hem ergen olup, hem de kafadan kontak olmak (Gergin ergin) sanırım. Son bahsettiğim grup her ne olursa olsun, daimi dozerleri ihtiva eder. Öfkelerinden ya da tenasül organlarından aldıkları, Şokella'nın bile dolduramayacağı enginlikte enerjiyle önüne geleni devirebilirler. Zayıf, şişman ayrımı hiç olmaz sinirli sınıfında. Bi adam zayıfsa, açlıktan dolayı zaten daha öfkelidir ve bundan ötürü de daha göçertici/çökertici olacaktır. Bu noktada da uzun eşşeklerin yıkıcı adamlarının 250 tonluk dozerler olmalarının tamamen taktiksel bir yanılgı olduğunu söyleyebilirim. Öfkenin kantarı gerçekten farklı kurallara göre ağır basar. Önüne gelen herşeyi homini gırtlak mertebesinde cukkaiyete tabi tutan bir şişmanın mutluluğu her zaman ağırlığını keser. Mutluluktan havada uçmak tabiri gerçekten de boş bir tabir değildir çünkü. Bu kavramın helyum olup, havalarda uçurduğunu düşünürsek, </span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >öfke de mafyaların borcunu ödemeyen haraçzedelerinin ayaklarına bağlayıp adamla birlikte attığı içi betonla doldurulmuş tam yağlı Ezine peyniri tenekeleridir</span><span style="font-family:verdana;">. Bu da mental olarak öldürecekleri insanı ferahlatma, akabinde de şaşırtarak ağzı açık öldürme üzerine bir çalışmasıdır mafyanın. Tenekenin üstünde "</span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >Azami 10 kilo</span><span style="font-family:verdana;">" yazdığını gören kurban, o anki heyecanıyla, oradaki yazının kutuyu kaplayan peynire göre hesaplandığını asla düşünmez. Nitekim denize doğru salındığında da ayaklarını kopartacakmışçasına çekenin peynir değil, beton olduğunu anlar ve son anları gözünün önünden film şeridi gibi geçmesi yerine, aynı desiyi kaplayan betonun ne kadar ağır olduğunu düşünür. Bi de "Aaabi 50 metreden boğaza atlayınca beton etkisi yapıyormuş" geyiği gelir aklına. Son nefesini verirken de "Ama olsun lan, onda kurtulma ihtimali var yine de" diyerek iç çeker. İç çektiği için de son nefesini bi dahaki hamlede verir.</span><br /><br /><span style="font-family:verdana;">Neticede sinirli biri değilim. Aslında mutlu ya da geyik bi adam da değilim. </span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >Çoğu kişiye selam verip gülümsesem de, bir o kadar selam verdiğime de arkasından belli bi vasfından nefret ettiğimden ötürü küfrederim</span><span style="font-family:verdana;">. Özellikle küfrettiğim yegane bi insan tipi varsa onlar da </span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >gazcı</span><span style="font-family:verdana;"> dediğimiz adamlardır. Bu adamları farketmesi pek zor değil aslında. İlk önce çevrenizde sürekli palavralar sıkan, hiç kimsenin sklemediği bi adam bulun. Bu adam tiplerinden oldukça fazla zaten, pek de zorlanmazsınız. Daha sonra bu adamı 2-3 kişilik muhabbet sırasında dışarıdan gözlemleyin. Dışarıdan diyorum ama, yanına yaklaştığınız an sizi de gaz menziline alacaktır. Hiç kimsenin sklemediği bu adam, öyle bi adamdır ki ne olursa olsun yanındaki herkesi belli zayıf noktalarından yakalar ve diğer bi insana karşı gazlar. "Aaa senin oğlun küpe mi takıyooor? Ben var ya öyle oğlum olacak copu ısıtır g.tüne sokarım." Yanındaki adam bi transa geçer, gözler löngür löngür döner. O hiç bi sözüne inanmadığı boş adam bile kolayca telkin edebilir onu geri kafalılık konusunda. Zaten geri kafalılığa meyilli ve insanların görüşüne karşıt olduğu için olta ona kaçınılmazdır. Belindeki beylik kemerini çıkarıp, şaklata şaklata oğlunun üzerinde patlatmak için eve koşturur işi gücü bırakıp. Ama bilmiyordur ki o gaz veren şerefsizin oğlu da aynı naneleri yiyor ve umrunda bile değil. Bu adamlar her ne kadar boş adamlar olsalar da kendilerini bir şekilde dinletirler anlayacağınız. Ayrıca çok da kişiye zararı dokunur. Haşere gibidir, bulunduğu yerde ezilmesi elzemdir.</span><br /><br /><span style="font-family:verdana;">2. tip olarak da gün boyunca sağındaki, solundaki insanları izleyen ve her birinin kişiliğiyle ilgili yorumlar yapmaktan kaçınmayan g.t oğlanları vardır. Sanayinin içinde bizim ofiste çalışıyorum ve sürekli arkamdan bi fısıltı geliyor dışarı çıktığımda: "Lan Hüso, sataniste bak lan." "Tipini, doğurduğu atasını soyunu sopunu s.ktiğiminin çocuğu, şu giyime bak. Şu saça sakala bak, bu geceleri ayine de çıkıyordur." Bi de belli bir kesimin her yaptığından haberi olan ve herkesle enseye tokat, g.te parmak olduğunu sanan çaycılar vardır: "Satanist misin sen?" "Kedi kesiyor musun?" Bu şuursuz cümlelerin ardından çaycının cüretinden cüret kapan yanındaki cibiliyetsizler de geyiği devam ettirir. Zira fitil ateşlenmiştir: "Yok lan olur mu, şunun tipine bak, bu adamdan aşağısını kesmiyordur. Hehee hehe ehe." Ne mutlu ki, böyle moronların benim hakkımda ne dedikleri pek de umrumda olmaz.</span><br /><br /><span style="font-family:verdana;">Eminim ki şöyle bi durumda dinden imandan fırlayıp, bambaşka bi insan formuna dönen, elindeki baltayla bunun gibi geri kafalıları doğrayan pek çok adam vardır. 3-5 beyinsizin toplanıp çıkardığı gazetelerimizde "Baltalı satanist dehşeti! Elinde baltayla gezen bu gizemli satanisti kim yakalayacak!" şeklinde haberleri bolca görüyorsunuzdur. Halbuki o elinde baltayla gezen adamı dinden imandan çıkaran tek şey bu anlayışsız toplum hayatı. Yaptığı iş de aslında vatana millete hayırlı bi iş. Bu heriflerden ne kadar çok azalırsa o kadar iyi. Biraz Nazi mantığına kaçıyor ama bizim aradığımız mükemmel ırk değil, aradaki fark önemli. Sadece başkalarının hayatına karışmayan, önündeki işine bakıp, laklak yapmayan adamlar aradıklarımız.</span><br /><br /><span style="font-family:verdana;">Bu adamların baltayla katledildiğine üzülmem de, kendi işinde gücünde hayatını sürdürürken mahalle baskısına dayanamayıp, baltayı kuşanıp, laklakçı ve gazcı adamları liğme liğme edip, gençliğinin baharında hapise düşen suçsuz gence üzülürüm. Yaptığı hareket her ne kadar şehir anahtarı hediye edilecek kadar sevap da olsa, hapiste uzun yıllar sürdürecektir yasalara göre. Böyle insanların başı yanmasın diye de yeni bir proje geliştirdim.</span><br /><br /><span style="font-family:verdana;">Konsept, özellikle bu dangalak insanların sürekli giyiminize baktığından yola çıkılarak </span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >t-shirt üstüne kuruldu</span><span style="font-family:verdana;">. Led ışık göstergesi ve ufak bir pille çalışan alıcıyla tasarlanan ufak devre aslında bu, lakin işlevi yüksek. "</span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >Karşındakinin Yaşam Limitini Gösteren T-shirt</span><span style="font-family:verdana;">" adını koyduğumuz bu t-shirt adından da anlaşılacağı gibi, karşınızdaki insanlara, elinize ne zaman baltayı alıp katliam yapabileceğinizi gösterip, önceden hazırlıklı olmalarını sağlayan bir sistem. Toplum standartlarından az da olsa farklı olan gencin önceden yapması gereken sadece birkaç ufak işlem var. Öncelikle </span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >tahammül edilemeyen kelimelerin belirlenmesi lazım</span><span style="font-family:verdana;">, ki bu kişiden kişiye değişir. Alette standart olarak en çok dalga malzemesi olarak kullanılan </span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >kel, göbekli, şişman rambo, kıllı, ayı, sığır</span><span style="font-family:verdana;"> gibi kelimeler olsa da, ürünün kumandasıyla bunları kolayca değiştirebilirsiniz. Mesela benimki gibi ithamlara maruz kalıyorsanız, kelimeleriniz </span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >satanist, kedi kesen, at s.ken, şeytana tapan, allahsız, .pne</span><span style="font-family:verdana;"> gibi öbekler olacaktır. Şayet aşırı derecede Cumhuriyetçi iseniz </span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >şeriatçı, radikal islamcı, Tayyip, Abdullah Gül, Fethullah Gülen, İslam Cumhuriyeti, türbanlı, haşemalı</span><span style="font-family:verdana;"> ve bunun gibi programlamanız gereken bir yığın kelime olacak.</span><br /><br /><span style="font-family:verdana;">Lakin göstergede asıl önemli olan nokta, her hakaretin göstergenin ibresini aynı şekilde oynatmaması. Her kelimenin sinirinize verdiği tahribat seviyesini de veritabanına giriyorsunuz. Bir Cumhuriyetçi olarak Fethullah Gülen, İslam Cumhuriyeti, Tayyip ve Türbanlı kelimeleri en yüksek sinir tahribatına yol açarken, Abdullah Gül, şeriatçı, radikal islamcı orta seviye, Haşemalı kelimesi ise düşük seviyede ibre düşmesine sebep olacak. Eş zamanlı öfke göstergesi diye buna derim.</span><br /><br /><span style="font-family:verdana;">Eğer etrafınızı dört bir yanınızdan kuşatmadılarsa yarım saatte bir, gösterge ufak da olsa pozitif yöne doğru ilerleyecek. İnsanların size karşı davranışlarına göre verebileceğiniz tepkileri de simgesel olarak grafiğin yanında dört bölgede gösterebilirsiniz. Kalpten tutun da, elektirikli testereye kadar 500 alternatifiniz var. T-shirt'ün üstündeki göstergeyi bir nevi karşıdakinin can sınırı gibi görebiliriz. Her oyunda olduğu gibi 100 can puanıyla başlayan gösterge, karşıdakinin kelimelerine göre gitgide azalacaktır. Ürünümüz "</span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >Devlet haklılık güvencesi</span><span style="font-family:verdana;">"ne sahip olduğundan ötürü, ibre sıfırlandığı zaman karşınızdakini öldürmeniz durumunda 10/10 haklı olacağınız için hiçbir cezai işleme maruz kalmayacaksınız. Tabi gerçekten hak eden kişinin öldürülmesi için kanıt gerektiğinden ötürü, t-shirtün önüne bir adet de görünmez fotoğraf makinesi koydum. Tam delirme anınızda screenshotı yakalasın diye.</span><br /><br /><span style="font-family:verdana;">Proje olarak, yaşlı ve anlayışsız bunaklar tarafından çürümeye zorlanan gençliğimizi kurtaracak türden bir konsept çalışma yapmak istedim. Şu an için geliştirme aşamasında. Yeni özellikler eklenerek, tam kapsamlı bir uyarı materyali olabileceğini umuyorum. Gerçekten ürünün bittiği ve gençlerimizin giymeye başladığı an, işte o vakit, Nazım Hikmet'in dediği gibi motorları maviliklere sürebileceğiz. Hatta maviliklere sürmeyi bırakın, bu molozların üzerine bile sürebiliriz, A2 ehliyeti dahil, cezai ehliyet hariç.</span><br /><br /><span style="font-size:85%;"><span style="font-family:courier new;">Yazı bittiğinde "The Allman Brothers Band - In Memory of Elizabeth Reed" çalıyordu.</span></span><div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8647967185108036050-6358926776002925614?l=www.deliprofesor.com'/></div>Deli Profesörhttp://www.blogger.com/profile/12530653004428220435noreply@blogger.com8tag:blogger.com,1999:blog-8647967185108036050.post-15412481134045443472008-07-13T13:32:00.008+03:002008-07-13T14:09:51.460+03:00Anekdot Silsilasyonu : Part VI<a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://bp0.blogger.com/_rx6LLl6oeKg/SHnaarPff5I/AAAAAAAAB9M/4Vj0dTRBPvw/s1600-h/hayvan_terbiyecisi_diye_buna_derim.jpg"><img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer;" src="http://bp0.blogger.com/_rx6LLl6oeKg/SHnaarPff5I/AAAAAAAAB9M/4Vj0dTRBPvw/s400/hayvan_terbiyecisi_diye_buna_derim.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5222445394731958162" border="0" /></a><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >*</span><span style="font-family:verdana;">Sırtımda "</span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >Şans kılı</span><span style="font-family:verdana;">" olarak hitap ettiğim upuzun beyaz tek bir kıl var. O kılı kim görse ya da kime göstersem hep koparmak istiyorlar. B.k var sanki. Hatta bundan 1 sene önce biri teşebbüs etmekle kalmayıp koparmış, ardından da "Bana koparayım diye gösterdin sanmıştım" demişti.</span><br /><br /><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >*</span><span style="font-family:verdana;">Bi de kıl diyince, benim miskinliğimin sebebi bu upuzun kılın bütün enerjimi çekmesi olabilir mi?</span><br /><br /><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >*</span><span style="font-family:verdana;">Erkeklere memati beddua: Tuvalette bir daha dergi okuyamazsın inşallah.</span><br /><br /><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >*</span><span style="font-family:verdana;">Digiturk ve uyduya görüntü, normal antenlere göre 2 saniye geç geliyor. Euro 2008'de Türkiye daha ataktayken normal antenli hayvanın biri "Gooooooool" diye bağırıyor. Valla alacağım zevk yarıya indi bu yüzden.</span><br /><br /><span style="font-family:verdana;">*Aklıma şu işlek yerlerdeki mağazaların çaldığı tekno müzikler geldi bi an. Hiç hoşnut olmadığım, hatta nefret ettiğim bi tür olmasına karşın müziğin alanına girdiğim an yürüyüş ritmim müziğinkiyle senkronize oluyor. Ne kadar nefret etsem de yürüyüşümü normal haline döndüremiyorum. Bi de adam kendini defilede yürüyen manken gibi hissediyor öyle .pne gibi yürüyünce.</span><br /><br /><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >*</span><span style="font-family:verdana;">Babaannem neredeyse her sene görür beni. Ama çevresine karşı o kadar duyarsız ki her gördüğünde "İlkokulu bitirdin mi, sınıfı geçtin mi?" diye soruyor. Vallahi pes.</span><br /><br /><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >*</span><span style="font-family:verdana;">Çöp atmaya giderken , atacağım kutudan </span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >çöpçü çöp topluyorsa çok mahçup oluyorum</span><span style="font-family:verdana;">. Kutunun içine fırlatıp atsam saygısızlık gibi olacak. Adamın eline çöp poşedini verip "Al abi lazım olanı seç, kalanı atarsın" desem apayrı garip bi durum.</span><br /><br /><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >*</span><span style="font-family:verdana;">Nolur artık büyük mobilya, halı firmaları, bilimum dijital pezevenklik siteleri ve daha sayamadığım bi yığın sektör, </span><a style="font-family: verdana;" href="http://i257.photobucket.com/albums/hh225/kefallo/ws_elisha_cuthbert_2_1600x1200.jpg">Elisha Cuthbert'in o çok meşhur krem rengi elbiseli yerde yatan şirin resmini</a><span style="font-family:verdana;"> kullanmasın. Düşünüyorum da, Elisha sırf o resminin peşini takip edip telif almaya kalksa, para kazanmak için bi daha ölene kadar k.çını yerinden oynatmaya gerek kalmaz.</span><br /><br /><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >*</span><span style="font-family:verdana;">Geçenlerde cepte beş para yokken tabanvayla sanayinin içinden geçiyordum. Gözüm bi araba paspasına takıldı. Paketinde çok büyük bir Formula Ferrari'si resmi vardı. "Ulan ne alaka?" dedim, sonra gözümde fantezisi canlandı: </span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >Raikkonen yarıştan önce Formula arabasının paspasını çıkarıyor, arabanın kenarına bir iki kere vuruyor tozları dökülsün diye</span><span style="font-family:verdana;">.</span><br /><br /><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >*</span><span style="font-family:verdana;">Aynı gün kardeşimin de cebinde son parası vardı, anca boyozla poğaçaya yetecek kadar. "2 peynirli poğaça, 2 boyoz" dedi kardeşim. Bi de bunun patateslileri var, onu da sevmeyiz. Kadın "Patatesli de çıkabilir, peynirli de" diyip bize verdi, sürpriz yumurta misali. Bir de salakça gülüyor utanmadan. Kadın hangisinin içinde ne olduğunu bilmiyor. Nitekim kardeşime patatesli çıktı. Oldu olacak heyecan yaratmak amacıyla ikisinin içine s.çın, birinin içine de Cumhuriyet altını koyun. Ne çıkarsa bahtına.</span><br /><br /><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >*</span><span style="font-family:verdana;">Ama sonraki gün aynı yerden tekrar geçtik. Bu sefer amaç çıkan patateslinin intikamını almaktı. Biz orada laf sokmak için beklerken nimet ayağımıza geldi. Çok sinameki olduğu her halinde belli olan adam "İki tane peynirli poğaça" dedi. Akabinde kardeşim "Bunlar peynirliyle patatesliyi ayırt edemiyorlar, rastgele ne çıakrsa veriyorlar" deyince suratını ekşiterek poğaçayı almadan kaçtı. Siz bi de poğaçaları seçemeyen salağın yüzündeki o yenilginin verdiği çekememezliği taşıyan ifadeyi görmeliydiniz.</span><br /><br /><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >*</span><a style="font-family: verdana;" href="http://members.aol.com/nma11368/TomPettyMaryJanesLastDance.mp3">Tom Petty - Mary Jane's Last Dance</a><span style="font-family:verdana;"> şarkısını dinledikten sonra, </span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >Red Hot Chili Peppers'ın Dani California'yı onlardan çaldığını keşfettim</span><span style="font-family:verdana;">. Gözümdeki o özgün imajları acayip derecede sarsıldı.</span><br /><br /><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >*</span><span style="font-family:verdana;">O değil de doğum günümü 10 yıl boyunca 7 Temmuz sandım. Gerçi ben yine ucuz kurtuldum, bizimkiler 20 yıldır 7 Temmuz sanıyor.</span><br /><br /><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >*</span><span style="font-family:verdana;">Bundan bi sene önce bankaya, babamın kredi kartı faturasını ödemek için gitmiştim. Orada tam işlem yaptırırken, dışarıdan polis telsizinden bir ses "35 bilmemne zart zurt" plakalı aracın çekilmesini istedi. Sahibi de heyecanlı bi adamdı anladığım kadarıyla. 3 saniyeye kadar çekmemesi durumunda polislerin havaya uçuracağını sandı sanırım. Koştura koştura tam kapıdan çıktığını sanarken, yaklaşık 10 km/sn.'lik hızla bankanın tertemiz olan, orda durduğu hiç belli olmayan camına çarptı. Yok lan ne çarpması, yapıştı resmen. Burnu kırıldı tabi haliyle. Camın üzerinde biraz kan ve vücudunun muhtelif yerlerinden izler kaldı. Looney Tunes çizgi filmlerindeki cama yapışma durumlarının aynısı oldu. Adam için acıklı olabilir lakin salaklığına gülmemek elde değil. Eminim o da o günü ara sıra düşünüp, kahkahalara boğuluyordur.</span><br /><br /><span style="font-size:85%;"><span style="font-family:courier new;">Yazı bittiğinde "Kraan - Kraan Arabia" çalıyordu.</span></span><div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8647967185108036050-1541248113404544347?l=www.deliprofesor.com'/></div>Deli Profesörhttp://www.blogger.com/profile/12530653004428220435noreply@blogger.com12tag:blogger.com,1999:blog-8647967185108036050.post-4231272193400707832008-07-10T20:30:00.001+03:002008-07-10T21:51:55.113+03:00Nightingale - White Darkness (2007)<a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://bp3.blogger.com/_rx6LLl6oeKg/SHWrHZFDzpI/AAAAAAAAB48/wn-vgdiix6Q/s1600-h/nightingale_white_darkness.jpg"><img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer;" src="http://bp3.blogger.com/_rx6LLl6oeKg/SHWrHZFDzpI/AAAAAAAAB48/wn-vgdiix6Q/s320/nightingale_white_darkness.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5221267486485499538" border="0" /></a><span style="font-family:verdana;"><span style="font-weight: bold;">Earl:</span> Hani tüm hayatı boyunca kötülükten</span><br /><span style="font-family:verdana;">başka bir şey yapmayıp bir de "Benim hayatım niye böyle berbat?"</span><br /><span style="font-family:verdana;">diyen adamları bilir misiniz?</span><br /><br /><span style="font-family:verdana;"><span style="font-weight: bold;">Ben:</span> Bilirim Earl Abi.</span><br /><br /><span style="font-family:verdana;"><span style="font-weight: bold;">Earl:</span> Peki tüm hayatı boyunca suya sabuna dokunmamış, nötralize-pasivize bi şekilde yaşayıp da, ondan sonra "Niye benim başıma iyi ya da kötü hiçbir şey gelmiyor?" diyen adamları bilir misiniz?</span><br /><br /><span style="font-family:verdana;"><span style="font-weight: bold;">Ben:</span> Bilmem mi Earl Abi. Böyle herifler kişiliksiz, kaypak, nereye çeksen oraya kayan, karakteri oturmamış adamlardır. Seçimlerde git bu adama bi tane pilav ver, 10 yıl boyunca sana köle olur. Kötü adamlar bile bu tiplerden daha iyidir. En azından belli bi felsefesi, hayat görüşü vardır kötü adamların. "<span style="font-weight: bold;">Search and Destroy</span>" yegane mottolarıdır. Bak mesela Star Wars'taki karakter sistemine, adamlar uç noktada yaşıyorlar. Ya hepsi çok iyi, ya da hepsi çok kötü. Yaptıkları davranışlarına göre white ya da dark side'a çekiliyolar. Ama hiçbiri "Ben nötralizeyim arkadaş, benle uğraşmayın" deyip, kılıcı kınına sokmuyor. Evlere ırak vallaha Earl Abi.</span><br /><br /><span style="font-family:verdana;"><span style="font-weight: bold;">Earl:</span> Bunları bildiğine göre sen bütün hayatı boyunca iyilik yapan, sonra o yaptığı iyilikleri k.çına battığında "Niye benim başıma hiç kötü bişey gelmiyo lan?" diye soran denyoları da biliyorsundur. İşte karma böyle bişey.</span><br /><br /><span style="font-family:verdana;"><span style="font-weight: bold;">Ben:</span> Eeh, yeter lan skecem karmanı. Eğer böyle bişey olsaydı, şu gecenin beşinde, günün pencereden en püfür püfür estiği anda, manyağın birinin kurduğu alarm, 1 saat boyunca çalıp bütün uykumu kaçırmazdı. Ses o 1 ytllik Çin saatlerinin çıkardığı standart alarm sesi. Bi de bu heriflerin yaptığına dayanıksız derdik. En sağlam aleti bu muhite mi göndermişler ne. Sahibi de yok ortada. Böyle bi saat olmaz ki. 5, hadi bilemedin 10 dakika sonra alarm susturulmayınca kapanması lazım. Bütün gecemi yedi. Şimdi gel de uyu. Bi de hayatı boyunca yaşlı teyzeleri, ülkenin sigorta maliyetini azaltmak için sürekli arabaların önüne atardım, oracıkta ahiret hayatına başlatırdım. Devletlümüze yaptığım bunca yardım karşılıksızmış demek. Hadi benden de geçtim, bu muhitteki geriye kalan, şu an sesten manyak olmuş 250 kişiden biri için bile yok mu karma? Birinin bile mi hatrı yok? Yoksa her insanın ayrı bi boyutu mu var?</span><br /><br /><span style="font-family:verdana;">(<span style="font-weight: bold;">Vee o beklenen, gökten gelen davudi ses zihnimin her bi nöronunun içine dikilir</span>): Telafi ederiz.</span><br /><br /><span style="font-family:verdana;"><span style="font-weight: bold;">Ben:</span> Gecenin 5'inde tamamiyle kaçmış bi uykuyu nasıl telafi edebilirsin ki? Tabi bir saattir süren alarm şoklaması, işi daha da telafi edilemez bi hale getirdi. Ne yalan söyliyim, böyle değerli bişeyi telafi edebileceğini sanmıyorum. Anca laf, anca laf. (Tıraş hareketi yaptım suratıma elimi sallayarak, bolcana da kıllı bi herifim zaten, mesaj anında yerine gitti)</span><br /><br /><span style="font-family:verdana;"><span style="font-weight: bold;">Davudi ses:</span> Aslında bunu seninle paylaşmamam gerekirdi ama, gecenin şu vaktinde senin gibi bi isyankarın inancını kazanmak için doğru dürüst bişey yapmam şart oldu. Karmanın son yıllardaki en büyük geri dönüşünü yaşayacaksın bu verdiğim albümle. Dünyanın en iyi adamına bile vermemiştim bu ödülü, lakin gaza geldim. Siz dünyalıların "Laf ağızdan bi kere çıkar" geleneği de var, biliyorum. Al bakalım.</span><br /><br /><span style="font-family:verdana;">Karanlığın içinden aydınlık, aydınlığın içinden karanlık çıktı ve güçlü bir ışık hüzmesiyle albüm elime indi. Download dediğimiz eylem tam anlamıyla gerçek manasına dün gece kavuştu işte. Cennetin en zirve noktasından, tanrının eliyle indi bu albüm. Kapağına baktım, Japonca bişeyler yazıyordu, uzak doğu dillerinden hiç anlamam, belki de Çince'ydi. "Sen dünyadaki bütün dilleri bilirsin, bunun üstünde ne yazıyor?" diye sordum.</span><br /><br /><span style="font-family:verdana;"><span style="font-weight: bold;">Davudi ses:</span> <span style="font-weight: bold;">Nightingale - White Darkness</span>. Neyse, buradaki misyonumu tamamladığıma göre, Türkiye toprakları içindeyken Tayyip'le Abidullah'ın da uzun zamandır ertelediğim karma hesabını keseyim, malum sonucu tahmin edebiliyorsundur. İyi dinlenceler, yalnız böyle güzel bi albümü sadece kendine saklama, çevrendekilerle de paylaşmayı unutma.</span> <span style="font-family:verdana;">İyilik yap ki, iyilik bulasın. Neşeli ol ki, genç kalasın.</span><br /><br /><span style="font-family:verdana;"><span style="font-weight: bold;">Ben:</span> Yanına bi de PS3 bıraksaydın gitmeden bee. Tüh, gitti.</span><br /><br /><span style="font-family:verdana;"><span style="font-weight: bold;">Earl:</span> İşte karma böyle bişey.</span><br /><br /><span style="font-family:verdana;"><span style="font-weight: bold;">Ben:</span> Sus lan sen de.</span><br /><br /><span style="font-family:verdana;">Evet sevgili blog kemirgenleri, yaşadığım hikaye 3 aşağı, 5 yukarı böyleydi. Emir büyük, harbiden büyük yerden gelmemiş olsa, böyle bi albümü benden alabilmeniz için bana en azından cennet tapuları ve yanında PS3 vermeniz gerekirdi. Ama 20'lik PS3 değil, piyasadan kalkan 60'lıktan getirmeliydiniz. Tabi içimdeki çarpılma ve dolayısıyla büzzük korkusu semptomları sebebiyle olayın üzeri soğumadan paylaşmak istiyorum. Bi ara ben yine naz yaparaktan alırım bi şekilde o aleti.</span><br /><br /><span style="font-family:verdana;">Nightingale, <span style="font-weight: bold;">1995</span>'te kurulmuş, <span style="font-weight: bold;">İsveç kökenli</span> bir <span style="font-weight: bold;">progressive rock-metal</span> grubu. Şarkıların içinde yükselme, alçalma anları oldukça fazla olduğundan yer yer metalden rocka, rocktan metale değişkenlik gösteren kısımları var. Esas kurucu oğlan <span style="font-weight: bold;">Dan Svanö</span> (Vokal, gitar, klavye), diğerleri de <span style="font-weight: bold;">Dag Svanö</span> (Bas, gitar, klavye, vokal), <span style="font-weight: bold;">Tom Björn</span> (Davul) ve <span style="font-weight: bold;">Erik Oskarsson</span> (Bas) . Kurucu esas oğlan, kendi evladı gibi kurduğu gruba sarılmış olsa da diğer denyolar sonradan bitme oldukları için tek eşlilik anlayışları yok, aynı zamanda başka gruplarda da takılıyorlar.</span><br /><br /><span style="font-family:verdana;">White Darkness'a gelirsek, şu ana kadar sitede incelediğim albümler arasında en ağır toplardan biri olduğunu söyleyebilirim. Gitar ve davul tonları ne hayvani diyebileceğimiz derece sert, ne de "Bu ne lan, Olin ayçiçek yağıyla mı hazırlanmış" denecek kadar hafif. Dinlerken hiçbir şekilde yormuyor. Her yönüyle sindire sindire alıyorsunuz albümü. İşte ben brütal gruplara hep bu yüzden laf ederim. Öylesine öküzce çalarlar ki ellerindeki aletleri, şarkı boğulur gider. "Asıl amaç şarkı değil miydi?" diye sorarsınız. Hani <a style="font-weight: bold;" href="http://www.thesmokinggun.com/graphics/art3/0531071inside1.jpg">Max Hardcore</a> diye meşhur bi pornocu eleman var ya, aynı o herifin kadınların üstünden tır ezmiş gibi geçip, hırpalaması gibi hırpalıyor brütalciler müziği, çalgıları.</span><br /><br /><span style="font-family:verdana;">Albümün ilk şarkısı olan <span style="font-weight: bold;">The Fields of Life</span> ilk dinleyişte insanı genel olarak bütün şarkılara bağlayacak türden. Play tuşuyla birlikte karşılaştığınız klavyeli yanık giriş, biraz şaşırtsa da, akabinde giren gitarla birlikte çok güzel ilerlediğini görüyorsunuz. Zaten rock gruplarında klavyeye hiç bi zaman itirazım olmaz, çoğu grupta da oldukça iyi bir tamamlayıcıdır. Herkes yapmamalı tabi, yaptığınız müziğin altyapısını elinizdeki enstrümanlara göre ayarlamanız lazım. Yoksa gidip <span style="font-weight: bold;">Slayer</span>'ın eline bi tane klavye verip, "Al bunu kökle" demenin manası yok. 2. şarkı <span style="font-weight: bold;">Trial and Error</span>'a geldiğimizde ise 1. şarkıda bizi döven grubun, okşamaya başladığını görüyoruz. Tabi bu davranışları albüm haricinde gerçek bi insan yapsaydı, yandaki anketin sonuçlarından en az birini uygulardık. Ama albümlerde inişler çıkışlar gerçekten insanın zihnini düzene sokar. Ciddiyim. Bi şekilde alçalıp yükselen tempo, insanın dikkatini sürekli müzikte tutar. Bu yüzden hiçbir zaman sürekli olarak çok yüksek tempolu ya da çok yavaş müzik dinlemeyin. Belirli şeylere karşı ilginiz körelir. Hele bu şarkıda güzel bi nakarattan sonra solo var ki, "Ah seni döven ben miyim" dercesine ruhuma aroma spa yapıyor. Lan kendimi gay gibi hissettim yalnız. <a href="http://blogofsound.files.wordpress.com/2007/07/kimmcauliffekellyjohnson1.jpg"><span style="font-weight: bold;">Girlschool</span></a>'un albümünü incelesem eyvallah da, bunu bi erkek topluluğu yapınca huzursuz oluyorum. Sonuçta bi sonraki şarkıda parmak da atabilir bu adamlar.</span><br /><br /><span style="font-family:verdana;">Bana yapacaklarından dolayı tırstığımdan mütevellit bi melankolinin dahilinde haykırışlara gark oluyor elemanlar <span style="font-weight: bold;">One Way Ticket</span> şarkılarında. Şarkıyı dinlemeden önce <span style="font-weight: bold;">Darkness</span>'ın uyarlaması gibi geyik bi coverdır diye düşünmüştüm ama yeni bi şarkı olması ve herşeyden önemlisi güzel olması insanı daha mutlu ediyor. Aba altından sopa göstererek, sevilerek, terkederek ilerledikçe zevkin dozajını yükselttiğimiz albüm "<span style="font-weight: bold;">White Darkness</span>" isimli şarkıda adeta zirve noktasına ulaşıyor. Mutluluk, rahatlık ve ağlama hissini aynı anda bana bu denli kuvvetli yaşatan çok şarkı yok. Bir elin parmağını geçmez. Bu şarkıyı dinlediğimde "Ulan harbiden de müzik son derece evrensel bi canlı" dedim. Bu şarkıyı ingilizceden anlayan, anlamayan kime verirseniz verin, eminim ki benim bahsettiğim duygulardan bahsedecek. Bu şarkıda geleneksel hiçbir kalıp bulamadım. Oldukça özgün ve içten. Öyle içten ki, albüm boyunca edilen bütün sözleri kendi üzerinde birleştiriyor. Bu albümü gerçek dinleme amacımız gibi. </span><br /><br /><span style="font-family:verdana;">Çoğu albümü belli bir dinlemeden sonra uzun süre dinlemem. Bu albümü diğerlerine göre oldukça uzun zamandır dinliyorum ve şarkılarından henüz usanamadım. Bana göre 2007'nin kesinlikle en iyilerinden. Daha bilip bilmediğimiz albümler çok, çok olmasına. Ama bildiğim içindekilerin sınıflandırmasında bu bölüme oturuyor zaten. Daha da bişey dememe gerek yok, albüm cennetten geldi diyorum, daha ne olsun. Ben şimdi cennet dedim diye de beklentilerinizi aşırı derecede yükseltmeyin, omzumda bile ağlamanıza izin vermem o vakit.</span><br /><br /><span style="font-family:verdana;"><span style="font-weight: bold;">MUHTEVİYAT:</span> 1. The Fields of Life 04:21 , <span style="font-style: italic;">2. Trial and Error 04:53</span> , 3. One Way Ticket 04:59 , <span style="font-style: italic;">4. Reasons 04:16</span> , 5. Wounded Soul 03:38 , <span style="font-style: italic;">6. Hideaway 05:21</span> , 7. To My Inspiration 03:58 , <span style="font-style: italic;">8. White Darkness 05:15</span> , 9. Belief 03:54 , <span style="font-style: italic;">10. Trust 05:02 </span></span><br /><br /><center><embed classname="audio-player-embed" type="application/x-shockwave-flash" src="http://muzik.deliprofesor.com/player/player.swf" allowscriptaccess="always" quality="best" bgcolor="#ffffff" wmode="transparent" flashvars="playerID=3514&bg=0xf8f8f8&leftbg=0xeeeeee&lefticon=0x666666&rightbg=0xcccccc&rightbghover=0x999999&righticon=0x666666&righticonhover=0xffffff&text=0x666666&slider=0x666666&track=0xFFFFFF&border=0x666666&loader=0x9FFFB8&soundFile=http://muzik.deliprofesor.com/muzuk/music18.mp3" pluginspage="http://www.macromedia.com/go/getflashplayer" width="350" height="27"></embed></center><br /><div style="text-align: center;"><a style="font-family: verdana; font-weight: bold;" href="http://rapidshare.com/files/128137345/Nightingale-White_Darkness-by-www.deliprofesor.com.rar">Download - Nightingale - White Darkness</a><br /><br /></div><span style="font-size:85%;"><span style="font-family:courier new;">Yazı bittiğinde "Joe Satriani - Asik Vaysel" çalıyordu.</span></span><div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8647967185108036050-423127219340070783?l=www.deliprofesor.com'/></div>Deli Profesörhttp://www.blogger.com/profile/12530653004428220435noreply@blogger.com3tag:blogger.com,1999:blog-8647967185108036050.post-34397967645043978292008-07-08T09:32:00.010+03:002008-07-09T18:22:14.984+03:00Bi Daha, Bi Daha, Bi Daha !<a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://bp2.blogger.com/_rx6LLl6oeKg/SHMWG8PO3qI/AAAAAAAAB0E/WBnKDS1_wlw/s1600-h/iker_casillas_kupa.jpg"><img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer;" src="http://bp2.blogger.com/_rx6LLl6oeKg/SHMWG8PO3qI/AAAAAAAAB0E/WBnKDS1_wlw/s320/iker_casillas_kupa.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5220540701557579426" border="0" /></a><span style="font-family:verdana;"><span style="font-weight: bold;">Futbol</span>a karşı <span style="font-weight: bold;">6. dereceden</span> daha az bi yakınlığım yoktur. Bu <span style="font-weight: bold;">derece</span> tanımlaması da biraz garip oluyor. En iyisi biraz daha açayım, az derken, anlamadığım anlamda az. Yani burada mantık kayıtsızlığı yaşadım bi an. Normal bi anlatım içinde 6. dereceden fazla demem gerekirdi. Sonuçta bu tür şeylerde derece arttığı zaman, ona karşı duyduğun ilgin ve alakan tam bir ters orantıyı seyrediyor. Dediğim gibi, anca merhaba merhaba. <span style="font-weight: bold;">Galatasaray</span>'ı ürekten tutan bi insan olsam da, maçları o haber bültenlerinin sağ üst köşesindeki <span style="font-weight: bold;">skor bandından</span> takip ederim. Tabi evde Lig TV olsa bu yakınlığımın artacağına karşı şüphem yok. (Burada da aslında futbola yakınlaşacağımı kastetmiştim.) Neyse, bizim çok şerefsiz bi komşu var, onun ADSL şifresiyle <span style="font-weight: bold;">Sopcast</span>'ten <span style="font-weight: bold;">Lig TV</span>'ye bağlanıp, <span style="font-weight: bold;">Laptop</span>'ı da <span style="font-weight: bold;">82 ekrana bağlayarak</span> izliyoruz maçları. İllegalitenin bu kadarı. İçim sızlamaz vallaha. Böyle davarlara müstehak. Bana "Rabbena, hep bana" lololosunu çekmeden önce düşünecekti.</span><br /><br /><span style="font-family:verdana;">Tabi Dünya çapında takımları toplayan turnuvalar, herkeste bıraktığı gibi bende de apayrı bi tat bırakır. Aslında şanslıyımdır ki, bende futboldan anlayanlara göre daha fazla tat bırakır. Zira, herkes <span style="font-weight: bold;">Rıdvan Dilmen</span> gibi "Oyunu okuyan adam" havalarına girerken, ben çoğu takımda 1 tane futbolcuyu bile tanımadığımdan o maçların ne sürprizlere gebe olduğunu bilemem. Aslında çoğu "Ben demiştim yaaa, böyle olacaktı" tipleri de bilmemektedir. Lakin taraftarlığa b.k sürdürmeme taraftarıdır. Şimdi kupa diyince aklıma <span style="font-weight: bold;">Türkiye- Senegal</span> maçı geldi. Dünya Kupası günlerinden güzel ve eğlenceli maçtı. Kupayı, ömrü boyunca bünyesinde ve programlarında hiç bir argo, küfür, laf çarpma, dil atma bulundurmayan <span style="font-weight: bold;">TRT (a.k.a. Tırt)</span> yayınlıyordu. TRT bu tabi, sadece küfür konusunda da cimri değil. Yıllardır süren "<span style="font-weight: bold;">Bir Kelime Bir İşlem</span>" programında toplamda taş çatlasa 5 milyar dağıtmıştır. Yıllardır sürüyor ve hediye verilen ikramiye hiç değişmedi. Programda 200 YTL alan rekor kırmış gibi seviniyor. Gerçi rekor harbiden de öyle. Adamlar 6-7 rakamla kuantum fiziğinin sırlarını çözecek kadar matematik işlemleri yapıyorlar, ama aldıkları para 2 kutu açıp 200.000 YTL alanın binde biri. Senegal maçı diyorduk, orada bi ilke imza atmıştı TRT. Daha doğrusu kameralara denk gelen bi çocuk. Nasıl olduysa kamera ona geldiğinde ani bi çeviklikle <span style="font-weight: bold;">okkalı bi nah hareketi yapmıştı</span>. Hem de kollu, hardcore versiyonunu. Ama müteşekkir olmak lazım. O kola seyircinin tepki vermediğini gören TRT, yayın anlayışında kendini biraz daha salaşlaştırmıştı, ölü toprağını atmıştı. İkramiyeleri de ufaktan arttırmıştı. Bu kadarı da yetmez. TRT'yi kendine getirmek için en azından her maçta seyircilerimizin iki elini havada birleştirip sağa sola sallandığı "Boylu boyunca gireyim sana" hareketini yapmak lazım.</span><br /><br /><span style="font-family:verdana;"><span style="font-weight: bold;">Euro 2008</span>'in de neredeyse bütün maçlarını, futboldan bihaber bi insan olarak, zevk alarak izledim. Son derece sürprizlerle dolu bi kupa (Mesela buradaki derece artınca, daha da sürprizle dolu oluyor) Sonuna kadar ağzım açık izlediğim maçlar oldu. Herşey belirsiz. Futbol gurusu adam modunda ahkam kesen neredeyse herkes g.t oldu. Rıdvan, oyunu okuyamadı. Gerçi hiç okuyamazdı o, yayın ona 5 saniye önceden geldiğinden, gol olduğunu gördüğünde "Gol olur" derdi. Futboldan çaksa Fenerbahçe'de doğru dürüst teknik direktörlük yapardı. Herşey belirsiz kupada. Ama hala sonu bilinen bir film gibi. İspanya kupayı kaldıracağı sırada dedim ki, "<span style="font-weight: bold;">Aha We are the Champions</span>" çalacak. Müneccim b.ku yememiş bi insan olarak bu kehanetimin hiç de şaşırılacak bi yanı olmadığını zaten biliyorsunuz. Koskoca, milyon dolarların döndüğü, ne zaman neyin belli olacağını bilmediğimiz bir organizasyon. Maçı kazandığın an değil, kupayı kaldırdığın an finaldir zaten. Ve kupayı kaldıran takımın orgazm olacağı o anda yıllardır bozuk plak gibi dönen bi şarkıyı çalıyorsunuz. (<span style="font-weight: bold;">-Lan Casillas, nedendir bilmiyorum ama sanki bu anı daha önceden yaşamışız gibi geliyor. -Dejavudur dejavu.</span>) Bana bunun benzeri bilinmedik şarkılar yok demeyin, vallahi kafanızı yararım elimdeki altıpakların kabzasıyla. Milyon milyon eurolar sebil gibi akarken, yaptığınız işi tam yapın bari. İlla içinde "Biiiiz şampiyonuuuuz" geçmesine de gerek yok. Mutlu bi şarkı olsun yeter, insanı o an moda sokacak. Zaten Queen'in şarkısı matah bişey değil. Sadece organizatörlerin işgüzarlığının bi sonucu.</span><br /><br /><span style="font-family:verdana;">Bu beleşçilik sadece sporda da yok tabi. Onlara nazaran çok daha az paralarla dönen haber bültenleri de aynı pokun soyu. ATV bundan pek de uzak olmayan bi zamanda, haber bültenlerinin içine belli manyaklıkta şarkılar döşedi. <span style="font-weight: bold;">Gerilim ya da hüzün dolu haberlerde "Requiem for Dream"</span>, <span style="font-weight: bold;">mutluluk dolu haberlerde "Amelie Theme"</span>, <span style="font-weight: bold;">absürd haberlerde ise Ocean's Twelve'di sanırım</span>, evet onun müziğini kullandı. Seyircilerimiz sanki gerizekalı ya, onlara haberi izlerken hangi tepkiyi vereceğine dair rehberlik ediyor müzikler. (<span style="font-weight: bold;">-</span>Şimdi burda adam, işletme sahibi namaz kılarken dükkanını rahatça soyup soğana çeviriyor. İşletme sahibi için kötü bi durum, izlese Requiem for a Dream çalardık lakin biz bu adamın salaklığına gülüyoruz. Ondan biz buna absürd diyelim. Verin yavrum ordan Ocean's Twelve'i de ortam şenlensin.) Bu denli gerizekalı bir habercilik anlayışının üzerine bu 3 şarkıyı neredeyse her açtığımız kanalın haber bülteninde dinler olduk. Ne mutlu ki, o maçtaki çocuk kol hareketini fazla abartmamış. Yoksa TRT bile bu müzikleri çalıyor olabilirdi.</span><br /><br /><span style="font-family:verdana;">Anlamıyorum sevgili okurlar, gerçekten anlamıyorum. Sürekli aynı müzikleri duymaya sadece sinemada mı tahammül edemiyoruz? Durun ona niye tahammül edemediğimizi söyleyeyim. Yanımıza bi hatun alıp girdiğimiz filmde, toplamda en azından cebimizdeki son 25 lirayı domaldıktan sonra farklı bişeyler görmek istiyoruz değil mi? Ömrü boyunca dinlediği müziğe bile kulak kabartmamış adamlar, Atilla Dorsay edasında, izlediği filmin müziği üzerine laf edip, b.k atmaya kalkınca sinirlerim oynuyor. Parasının karşılığını alamadığı için intikam alır gibi. Olsun ama, en azından adamlar senin için, dinle diye yeni bi şarkı üretmişler ya da güzel bir seçki, kolaj oluşturmuşlar. Her filmin finalinde "We are the Champions" çalsa daha mı iyi olurdu? Gerçi buna da alışırdık. İnsan olarak nelere alışmadık ki? Bozulan ekmeklere bile alıştık. Tabi ekmek bize adaptasyon sağlamadı. Biz de ekmekler gibi kanı bozuk insanlar olduk çıktık. O değil de ben müzik albümü tanıtacaktım bugünkü konuda, yalan oldu. Neyse bi sonraki başlığa.</span><br /><br /><span style=";font-family:courier new;font-size:85%;" >Yazı bittiğinde "Nightingale - Trial and Error" çalıyordu. Evet, bi dahaki başlığa yine zihnimin treni raydan çıkıp gitmezse, bu elemanların mükemmel albümünü inceleyeceğim. Makası çevirmeye kalkmayın, beni uçuruma atmayın. Yakında albümün linkini koltuk altıma alıp, geliyorum.</span><div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8647967185108036050-3439796764504397829?l=www.deliprofesor.com'/></div>Deli Profesörhttp://www.blogger.com/profile/12530653004428220435noreply@blogger.com7tag:blogger.com,1999:blog-8647967185108036050.post-2459558480105660102008-07-05T12:14:00.007+03:002008-07-05T13:06:54.895+03:00Sigarayı Bırakmanın 25 Yolu (Kısa Film)<a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://bp1.blogger.com/_rx6LLl6oeKg/SG87e22hVvI/AAAAAAAABto/-Sd7qfidaws/s1600-h/sigarayi_birakmanin_25_yolu.jpg"><img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer;" src="http://bp1.blogger.com/_rx6LLl6oeKg/SG87e22hVvI/AAAAAAAABto/-Sd7qfidaws/s320/sigarayi_birakmanin_25_yolu.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5219455894452000498" border="0" /></a><span style="font-family:verdana;">Yeni bir yaşa girizgah yapmam sebebiyle bugün "<span style="font-weight: bold;">19th Anniversary</span> etkinlikleri" çerçevesinde yeni bir daimi bölüm daha ekliyorum. Ama öncesinde doğum günü üzerine bi kaç kelam etmeden ölürüm de konuya geçmem. Mesela dikkat ettiyseniz doğum günü kutlamalarının <span style="font-weight: bold;">90%'ı yaz aylarına</span> geliyor. Tam sıcak zamanlarda doğuyoruz Türk insanı olarak. Neredeyse tanıdık çevresinde her gün 5 kişinin doğum günü olması sebebiyle de kimsenin kendini özel hissettiğini sanmıyorum. Öyle bişey olacak ki, <span style="font-weight: bold;">5 Temmuz sadece bana rezerv olacak</span>. Bu tarihte kimse doğamayacak. 5 Temmuz gününde doğmanın patenti bana ait olduğu için; doktor, bebek ani bi çıkış yapmasın diye çıkış yollarını kapatacak bi süre. İsterse tutkallasın, beni dertlemez.</span><br /><br /><span style="font-family:verdana;">4 mevsimi güzel bi sıra içinde yaşayan ülke olarak eğilimimiz aslında belli. Yaz vakitlerinden 9 ay gerisine gittiğimizde görürüz ki, tam havaların ılıman, oynaşmanın güzel olduğu zamanlardır. Yazın sıcağında, kışın soğuğunda "karı-koca ilişkisi hak getire" modunda iken, baharda bombalar patlar. Bu sebepten ülkenin nüfusu her zaman tam bu civarlarda, yani bahardan 9 ay sonraya tekabül eden yaz vakitlerinde katlanır. Hadi bunu da geçtim, Temmuz başında doğanların doğum günlerinin gölgede kalması için <span style="font-weight: bold;">ekstra sebepler</span> vardır. Üstüste gelen 3 özel gün, <span style="font-weight: bold;">Kabotaj Bayramı</span>, <span style="font-weight: bold;">Amerika'nın Bağımsızlığı</span> ve <span style="font-weight: bold;">Kırkpınar Güreşleri</span>'nin başlaması insanların sizin doğum gününüzü akıllarına bile getirememelerine sebebiyet verecektir. 29 Şubat'ta doğan bi insanın doğum günü bile daha fazla kutlanır Temmuz'da doğana göre. Çünkü 4 yılda bir gelen bir gün olduğu için, daha bi tutkuyla beklenir. Hem de benim gibi adam olmak istemeyen eşşek kadar adamlar için "ideal" kelimesinin sözlükteki anlamının zirve noktasıdır. Hele ki o tarihte doğan kadınların ileride ne kadar doğru zamanda çıkış yaptıklarına sevindiklerini hayal bile edemiyorum. Biz <span style="font-weight: bold;">28'inde doğunca 40 yaşında</span> olduğumuz zamanda, o kadın göğsünü gere gere <span style="font-weight: bold;">10 yaşındayım</span> diyebilir. Aslında Gönül Yazar gibileri mahkeme kararıyla bu tarihe de geçebilirler.</span><br /><br /><span style="font-family:verdana;">Konumuza dönelim. Bundan kelli belli zaman periyotları içinde, sürekli üstünüze aynı konuların hücum etmesini istememem sebebiyle, sıralamanın içine <span style="font-weight: bold;">kısa film gösterimleri</span> ekliyorum. Kısa film dediysek, harbiden festivallerde yarışan, iyi işler çıkarmış filmler. 2 tane hanzonun eline kamerayı alıp, abuk sabuk hareketler ve küfürler etmesi değil olay yani.</span><br /><br /><span style="font-family:verdana;">Kısa film konusunda hep anlamadığım bir nokta olmuştur. Dünya çapını bilmiyorum lakin ülkemizde hep evlatlık gibi kalmış bi türdür. Her miyendüzün çekmecesinde film projeleri ve fikirleri olur, ama imkansızlıktan ötürü bir türlü çekmeyi beceremez. Çekebilse de bu sefer insanlara sunamaz. Çevremizdeki insanların kalın kafalı tutumları sebebiyle o çekilmiş film de umutsuzca proje çekmecesinin içine atılır. Bi ara <span style="font-weight: bold;">CNN Türk</span>'te "<span style="font-weight: bold;">Kameramla Kampüste</span>" diye bi yarışma vardı. Ne kadar güzel ve teşvik ediciydi. Katılanlar arasında gerçekten deha dediğimiz tipler çıkarken, salak salak ne çektiğini bilmeyenler de vardı haliyle. Ama o deha gözüyle baktığımız adamlar da unutuldu gitti program yayından kalkınca. Birisi adama el vermiş olsa duyar, görürdük yine herhalde. Evde çekirdek çitleterek kadın programı izleyen reyting etkileyicisi kalın kafalı güruh yüzünden de tek sezonda yayından kalktı program . Kimse "Bu ülkede güzel şeyler de oluyor" demesin. Olmuyor çünkü. Asıl birincil hedef olması gereken, <span style="font-weight: bold;">insanı sahiplenme meziyeti</span>nden ölümüne uzak duran bir ülkenin yaptığı her şey boştur çünkü.</span><br /><br /><span style="font-family:verdana;">Kısa filmler, <span style="font-weight: bold;">çok derin görüşlerin ortalama olarak 4-5 dakika gibi çok kısa sürelerin içine sığdırıldığı filmler</span> olduğundan ötürü, normal filmlerden daha dikkatli izlenmesi gereken filmlerdir. Film başladığında bile <span style="font-weight: bold;">en az 10 dakika film moduna giremeyen</span>, sürekli yanındakine saçma sapan şeylerden bahseden adamların yanında asla izlenmemelidir. Çünkü o denyolar kendini konsantre edene kadar film bitmiş olacaktır. Eğer amacınız ortaya gerçekten unutulmaz bir kısa film çıkarmaksa, işiniz uzun metraj filmde şaheser yaratmaya göre <span style="font-weight: bold;">çok daha zordur</span>. Tabi sokaktaki adama sorarsanız "Onda ne var lan yarraaam, ben de çekerim kısa film, oturmuş kendi kendine konuşuyor deli gibi, al ben de konuşuyorum, kameraya kaydetsen bu da kısa filmdi." diyebilir. İşte böyle bilip bilmeden her konu üzerine moronca yorum yapan adamların üstüne gladyatör arenasında aslanları salıp, geberirken filmlerini çekmek istiyorum.</span><br /><br /><span style="font-family:verdana;">Madem bu başlangıç konusu, o zaman ilk olarak gayet anlaşılabilir olan bi tanesinden, <span style="font-weight: bold;">Bill Plympton</span> tarafından <span style="font-weight: bold;">1989</span> yılında hazırlanan ve <span style="font-weight: bold;">sigarayı bırakmanın 25 yolunu</span> anlatan animasyonla başlayalım. Özellikle kapalı alanlarda sigara yasağı yüzünden mahrum olan insanlarımız için oldukça yol gösterici olacaktır. Herkes kağıt üstünde 3 gün duvarı, 5 gün duvarı diyor, lakin daha kesin bırakma çözümleri gerektiği ortada. Animasyon her ne kadar 1989 yılında çekilmiş olsa da, yöntemlerin yıllardır değişmediğini biliyoruz. Çünkü içindeki artan zehir miktarı haricinde pek de bişey değişmedi. Mevzubahis film, sigarayı bırakma konusundaki parodiler bazında hala birincil referans kaynağı olarak kullanılır. Sigara üzerine en kapsamlı kısa filmlerden birisidir. Uzun metraj olarak da <a style="font-weight: bold;" href="http://www.imdb.com/title/tt0427944/">Thank You For Smoking</a> alanında bir numaradır. Aktif içiciler, sigarayı bırakmaya, pasif içiciler siz de eğlenmeye hazırsanız makarayı sarıyorum. Lights, Camera, Action!</span><br /><br /><center><embed src="http://www.metacafe.com/fplayer/1464005/25_ways_to_quit_smoking.swf" wmode="transparent" pluginspage="http://www.macromedia.com/go/getflashplayer" type="application/x-shockwave-flash" width="400" height="345"></embed> <span style="font-size:78%;"><a href="http://www.metacafe.com/"><br /></a></span></center><div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8647967185108036050-245955848010566010?l=www.deliprofesor.com'/></div>Deli Profesörhttp://www.blogger.com/profile/12530653004428220435noreply@blogger.com7tag:blogger.com,1999:blog-8647967185108036050.post-54105036026010492862008-07-03T08:41:00.005+03:002008-07-04T11:03:10.683+03:00Futurama: Beast With a Billion Backs<a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://bp2.blogger.com/_rx6LLl6oeKg/SGxmmP8Q8mI/AAAAAAAABpg/U4EKsqvzB94/s1600-h/futurama_beast_with_a_billion_backs.jpg"><img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer;" src="http://bp2.blogger.com/_rx6LLl6oeKg/SGxmmP8Q8mI/AAAAAAAABpg/U4EKsqvzB94/s400/futurama_beast_with_a_billion_backs.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5218658875515925090" border="0" /></a><span style="font-family:verdana;">Altyazı çevirmeniyle izleyici arasındaki ilişki, doktorla hasta arasındaki gibi olmalı bir düşünceye göre. Nasıl hastanede ölümle burun buruna bir şekilde yattığınızda bile "Alın lan beni ameliyat edin, ölecem burda, ben öldükten sonra alın o neşteri bi yerinize sokun" diyemiyorsanız, altyazısını büyük bi iştahla beklediğiniz filmin altyazısını yapan adama da, "</span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >Hadi çevir artık şunu anuna goyim, betonarme yapı kıvamına geldik</span><span style="font-family:verdana;">" diyemezsiniz. Sebep ortadadır, ikisinde de durumun daha b.ka sarması korkusu, sizi gerçekleri söylemekten alıkoyar. Doktorla laf dalaşına girsen, adam kıllığına ameliyat etmez yani. Hipokrat'ı mipokratı geçecen hacı. Doktorun insiyatifine bağlısın. Kuklanın ipleri kimin elindeyse ona itaaat edecen. Master, Master! Çevirmen de aynı durum, sadece hayati bi olay yok, tabi o filme ne kadar tutkuyla bağlı olduğunuzla da alakalı. Adama fazla yüklendiğiniz an "S.ktir git lan, çevirmiyorum." demesi olasıdır. Sonuçta bu zevk için yapılan bir iştir ve adamın keyfinin kahyası da olamayız.</span><br /><br /><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >Futurama</span><span style="font-family:verdana;">'nın 2. filmi </span><a style="font-family: verdana;" href="http://www.imdb.com/title/tt1054485/">Beast With a Billion Backs</a><span style="font-family:verdana;"> bundan 1 ay önce, resmi çıkış tarihinden çok önce piyasaya düştüğünde çok sevinmiştim. Hani " İlk izleyen ben olacam heheheeee, sonunu herkese söyleyecem, bu alemde çok itibar görecem, ayaklarımı öptürecem." ritüeli vardır ya yıllardan beri süregelen, böyle durumlarda ona kapılıyorum işte. Kolay değil bi de, yayından kalktığından beri senede bi kere gördüğümüz sevgili gibi oldu. Ya da şöyle söyleyeyim, sanki bi yıldır sevişmiyormuşsunuz da, o yüzden düz duvara tırmanıyomuşsunuz gibi. Futurama'yı takip edenler bana kesinlikle hak verecek, etmeyenler şaşıracaktır büyük ihtimalle bu söylediğime. Lakin olay şudur: Futurama, </span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >Simpsons</span><span style="font-family:verdana;">'tan daha eğlenceli. Simpsons Matt Groening'in olgunlaşma dönemiyken, Futurama, o olgun, bardan her gün farklı bi hatunla çıktığı dönemdir. Bu dediğimi özellikle</span><a style="font-family: verdana;" href="http://www.imdb.com/title/tt0462538/"><span style="font-weight: bold;"> Simpsons Movie</span></a><span style="font-family:verdana;"> ile Futurama'nın </span><a style="font-weight: bold; font-family: verdana;" href="http://www.imdb.com/title/tt0471711/">herhangi bi filmini</a><span style="font-family:verdana;"> kıyaslarken anlayabilirsiniz. Yalnız diziye ve karakterlere adapte olmadığınızda, her diziye olduğu gibi size yeterince komik gelmeyebilir. O yüzden öncelikle ilk 5 sezonu izlemenizde fayda var.</span><br /><br /><span style="font-family:verdana;">Altyazı çevirmeni diyordum. Her çevirmenin kendi mekanları, alanları vardır. Bu bölgeler mafya bölgesi veyahut sit alanı gibidir. Ya da en basidinden herhangi bi köpeğin üzerine işediği ağaç. Bir çevirmen, başlangıçta hangi filmleri ve dizileri çevirirse, onun üstüne yapışır, onunla anılmaya başlar. Aslında bu oldukça güzel bir durumdur. Çünkü çeviri işi,</span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" > yorumun %90 altın değeri</span> <span style="font-family:verdana;">taşıdığı bir zanaattır. Belli bir dizi serisi hakkında belli deneyimleri yaşayıp, karakterleri tanıdığınızda ona daha güzel bir altyazı kalıbı hazırlarsınız. Tabi Türkçe'de karşılığı olmayan kelimeleri bulmak da bu noktada başlar. Futurama'nın da</span> <span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >resmi Türkiye altyazı distribütörü</span><span style="font-family:verdana;">, isminin Feridun olduğunu tahmin ettiğim, </span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >feri_meister</span><span style="font-family:verdana;">. İlk film çıktığında anında çevirip askere gitmişti. Özveri budur, sorumluluğunu biliyor. Bu seferki filmin de, askerden tam yeni geldiği döneme denk geldiğinden sanırım çevirisi bayağı uzun sürüyordu. Ama içimdeki Futurama açlığı had safhadaydı. Bu yüzden dayanamadım ve o girilmemesi gereken doktor hasta diyaloğu içine girdim. Tabi "Aaaaaaal sana altyazı, say bakayım kaç dişli" der mi diye düşünüyordum. Neyseki feri_meister babamız tahmin ettiğim iyi ihtimal dahilinde geyik ve anlayışlı bi adammış. Hemen halledeceğini söyledi. Çevirisini beni dinleyip de pek hızlandırdığını sanmıyorum lakin çeviri sayacını sürekli günceller oldu da, çeviri oranını takip ettim en azından. Bi de altyazı bitince, bana haber verip linkini attı ki sormayasınız, mest oldum, jest oldum. Hasta - Doktor ilişkisini bitirip, iş için 1 seneliğine ayrılan 2 sevgili kıvamına dönüp, "Yine seneye görüşürüz." olayına girdik akabinde.</span><br /><br /><span style="font-family:verdana;">Film, yine orjinal dizi kalıbını kurarak saçma bir hikayeyi alıp, onun geyiğini çevirmek üzere kurulu. Önceden saçmalık havuzuna 10. dakikada atlayan film, bu sefer öncekinden çok daha hızlı, ki bu beni aşırı derecede mutlu ediyor. "</span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >Previously on ...</span><span style="font-family:verdana;">" geyiğiyle başlayan dizilere de bi yandan gönderme yaparken, gökte açılmış devasa bi delik görüyoruz. Delik o kadar uzun süredir açık ki, insanlar artık korkarak deliği gösterirken bile sıkılmışlar. E tabi, olayların başlaması için bizim filmi izlememizi bekliyorlar, bu da ayrı bi güzel gönderme. Ama suçlu biz değiliz. Film ellerinde hazır olmasına rağmen oradaki sübyancıkları bir yıl bekleten </span><a style="font-family: verdana;" href="http://www.imdb.com/name/nm0004981/"><span style="font-weight: bold;">Groening</span></a><span style="font-family:verdana;">. Başka bir boyuta açılan elektromanyetik olduğu düşünülen bu deliği incelemek de, tahmin ettiğiniz gibi "</span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >Good News Everyone</span><span style="font-family:verdana;">" elçimiz </span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >Profesör Farnsworth</span><span style="font-family:verdana;">'un kobay kargo taşımacılarına düşüyor.</span><br /><br /><span style="font-family:verdana;">Hikayenin diğer iskeletini ise yine </span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >Fry</span><span style="font-family:verdana;">'ın </span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >aşk hayatı</span><span style="font-family:verdana;"> oluşturuyor. Tam kendine bi sevgili yaptığını düşünen Fry, hatunun, hiç kimseden saklamadan </span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >aynı anda 4 erkekle daha çıktığını</span><span style="font-family:verdana;"> görünce yıkılıyor. Tabi diğer erkekler durumdan hiç şikayet ediyor gibi gözükmüyor. Hepsi aynı evde hatunla yaşayıp gidiyor. Dünya barışıyla karışık,aşk dolu bir evren mantalitesine sahip erkekler ve tek hatun, evi cinsel ihtiyaçları karşılamak üzere bir pilot bölge olarak görüyorlar sadece. Fry da </span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >Leela</span><span style="font-family:verdana;">'dan sonra 2. bir aşk acısını daha kaldıramayacağı için, uzaklara gitme niyetiyle manyetik boyutun içinden diğer tarafa geçip, her tarafı vantuzlarla dolu, </span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >dev bir yaratığın içine giriyor</span><span style="font-family:verdana;">. Bundan sonrasını da anlatsam spoiler olacağı için, ufaktan yapıya geçiyorum. Lan gerçi bi yandan da içimde aşırı derecede spoiler verip, sizin için filmin tadını kaçırma isteği var. Acaba bilinçaltımda </span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >bu filmden kimse benim aldığım zevki alamasın</span> <span style="font-family:verdana;">gibi bi istek mi var ne? Ama cidden benim aldığımdan daha fazla zevk almayın bu filmden. En azından Türkiye çapında bu filmden en fazla zevk alan ilk 100 adam içine gireyim. Beni spoiler kullanmak zorunda bırakmayııınghhh!</span><br /><br /><span style="font-family:verdana;">Filmde beni rahatsız eden sadece tek bir noktada var. Aslında o da epey derecede rahatsız ediyor. Futurama'nın dizi hayatında, umarsızlığı ve angutluğuyla nam salmış Fry'ımız, bu son iki filmdir aşk acılarıyla kıvranıyor. Tabi dizide de Leela'yla arada sırada aşk ilişkileri oluyordu ama olayı fazla uzatmıyorlardı. Yani dizinin </span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >Bender</span><span style="font-family:verdana;">'dan sonra 2. komedi eksenini oluşturan Fry iptal olmuş durumda gibi. Bu yüzden de Bender'a ve parlak metal k.çına oldukça fazla iş düşüyor. Vallaha içim parçalanıyor bu oğlanı böyle dertler içinde gördükçe. İlk filmdeki, oldukça iyiydi ve olaya mükemmel bir lezzet katmıştı, ama bu filmdeki biraz zorlama olmuş. 2. dereceden yan hikaye olsa itirazım olmazdı. Umarım şu son 2 filmde artık Fry'ın aşk acılarıyla şekillenen hikayelerden çıkarız ve daha fazla çıplak Leela sahneleri görürüz. Biz dizide buna alıştık kardeşim, aşk filmi değil ki bu. Cyclops, mayklops (İngilizcelerde bu ikilemeyi denememek lazım aslında) ama daş.</span><br /><br /><span style="font-family:verdana;">Film, peşpeşe saydırdığı esprilerle yine her zamanki gibi </span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >gobeemizi çatlatacak türden</span><span style="font-family:verdana;">. Hatta şurdan biraz feri_meister'i de övelim, bazı yerlerini çok güzel yorumlamış. Türkçe'de tam olarak karşılığı olmayan öbeklerin, tamlamaların yerine, olacağından çok daha güzellerini koymuş, ki bu yaptığı çevirinin 10 numero olduğunun en önemli göstergesi. Özellikle, filmi izlerken "</span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >S.çkın Robotlar</span><span style="font-family:verdana;">" ve "</span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >Yok ebesinin Ali Sami</span><span style="font-family:verdana;">" yorumlarının çok yerinde olduğunu farkedeceksiniz.</span><br /><br /><span style="font-family:verdana;">Hasretliğin bu kadar canıma tak edeceğini düşünmezdim. Sevdiğim insandan bile yıllarca ayrı kalırım, ama Futurama'dan koskoca 1 sene ayrı kalmak insana koyuyor be. Çevirmene söyledik, altyazı işini ayarladı. Acaba Matt Groening'e de "</span><span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" >Abi bari şunu 6 ayda bir çekin be.</span><span style="font-family:verdana;">" desem fikrimin üzerinde 1 saniye bile olsun, düşünür mü? Ya da ne bileyim, ellerindeki çizgi film yükü fazlaysa bi sene Simpsons, bi sene Futurama oynasa. Hem öyle olunca seyirci açısından da ikisini de izlemesi daha zevk verici olacaktır. 18 sezon Simpsons oldu. Yeter gari. Biraz kardeşine ver de o da yesin. O da büyüsün.</span><br /><br /><span style="font-size:85%;"><span style="font-family:courier new;">Dipçik Not: Futuramadan bihaber olanları da bu diziye çekip, kitleyi büyütmek amacıyla, kendi ellerimle kesip internete koyduğum ve Bender'ın karakterini 30 saniyede tanımamızı sağlayan bu sahneyi sunuyorum. İşte 30 saniyede Bender.</span></span><br /><br /><br /><center><a style="left: 339px ! important; top: 10px ! important;" title="Bu nesneyi Adblock Plus ile engellemek için buraya tıklayın." class="abp-objtab-06330028155237696 visible ontop" href="http://www.metacafe.com/fplayer/1449605/.swf"></a><a style="left: 339px ! important; top: 10px ! important;" title="Bu nesneyi Adblock Plus ile engellemek için buraya tıklayın." class="abp-objtab-06939671918126435 visible ontop" href="http://www.metacafe.com/fplayer/1449605/.swf"></a><embed src="http://www.metacafe.com/fplayer/1449605/.swf" wmode="transparent" pluginspage="http://www.macromedia.com/go/getflashplayer" type="application/x-shockwave-flash" width="400" height="345"></embed> <span style="font-size:78%;"><a href="http://www.metacafe.com/"><br /></a></span></center><div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8647967185108036050-5410503602601049286?l=www.deliprofesor.com'/></div>Deli Profesörhttp://www.blogger.com/profile/12530653004428220435noreply@blogger.com9tag:blogger.com,1999:blog-8647967185108036050.post-67811925610503565652008-06-30T21:07:00.006+03:002008-07-01T21:15:21.496+03:00Bu Yaz Deli Profesör T-shirtleriyle Cıvır Cıvır*<a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_rx6LLl6oeKg/SGnQ0d3t9wI/AAAAAAAABk0/L_X4aeK50i8/s1600-h/deli_profesor_t-shirt.jpg"><img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer;" src="http://2.bp.blogspot.com/_rx6LLl6oeKg/SGnQ0d3t9wI/AAAAAAAABk0/L_X4aeK50i8/s320/deli_profesor_t-shirt.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5217931243075532546" border="0" /></a><span style="font-family:verdana;">Şu <span style="font-weight: bold;">Merchandise</span> olayına internetle tanıştığımdan beri özendim. Arkada bırakılan şehirler, sevgililer gibi hep peşinden geliyor kerata. Hangi siteye girsem alt bi Merchandise sayfasıyla karşılaşıyorum. Hani, sitelerinin derinlerine de gömmüyorlar. Bangır bangır "<span style="font-weight: bold;">Lisanslı Metallica ağda bantları çıktı, resmi Destruction burun kılı alma makinesi</span>" şeklinde reklamlar dönüyor. Milletin paralarını konserlerle cukka ettikleri yetmediği gibi bi de 2 liralık t-shirtün üstüne bi arma basıp oradan indragangi yapıyorlar. Aslında bu olayı ben milletvekillerimizden de beklerdim. Hani bi <span style="font-weight: bold;">Bezgin Bekir</span> kuntiği, sadece uyuyarak poz verdiği t-shirtleriyle Leman'a yıllardır "<span style="font-weight: bold;">kitap fuarları</span>"nda milyarlar kazandırdıysa, meclis kapısının önünde satılan "<span style="font-weight: bold;">Atilla - Koç Daşşağı</span> (a.k.a. Billur Atilla) <span style="font-weight: bold;">t-shirtleri</span>" de gelirsizlikten nefesleri kokan milletvekilerimize yeni gelir kapısı olabilir. Tam yaşlı teyzelerimizin "Tontişiiiim" diyip, bağrına basacağı türden ipeksi tazeliği sahip bi adam. <span style="font-weight: bold;">Abdullah Gül kafası şeklinde köşe minderleri</span> de olabilir mesela, hem de birebir ölçekte. Kafanın boyutunu büyütmeye gerek yok. Tam anlamıyla evin en ağa yastığı olabilecek boyutta bi kafaya sahip zaten. Yanaklar da tipik bir Kayserili karakteristiği olarak sürekli sığır eti yemesinden dolayı yımışak yımışak, yağ bağlamış. Bıyık kısmı haricinde her anlamda yastığa birebir ölçeklendirilebilir anlayacağınız.</span><br /><br /><span style="font-family:verdana;">İşte hacılar, Merchandise böyle bişey. Şayet bu sözcüğü <span style="font-weight: bold;">TDK</span>'ya verip, "Çevirin uleynnn!" deseydik, tabi ormanda 1000 paniklendirici Kadir İnanır ses tonlamasıyla, bu olayın Türkçe karşılığı 99,9% "<span style="font-weight: bold;">Fan Domaltgacı</span>" olurdu. Gerçi "Fan" da yabancı kelimeydi doğru. "<span style="font-weight: bold;">Hayran Domaltgacı</span>"nda anlaşalım. Şimdi bu verdiğim kelimeler de has Türkçe mi diye bakmayacağım. Büyük ihtimalle bi yerlerden şekillenip, at yarışı seyreden seyircinin de "Ayrıl da gel oğlum" naralarıyla kopa kopa gelmiştir. En evrensel ve bize özgü kelime yoğurt var mesela, ya da köşk. İyi o zaman "<span style="font-weight: bold;">Köşk Yoğurtgacı</span>" olsun da şüphe kalmasın Türkçeliğine dair. Valla ferahladım.</span><br /><br /><span style="font-family:verdana;">Ben de uzun zamandır şu Merchandise olayına girmeyi düşünüyordum bu saydığım sebeplerden ötürü. Toplumun bir zorlaması, adeta bir mahalle baskısına dönüşmüştü üzerimde çünkü. Valla camdan dışarı bakamıyordum geceleri. Sokağın bitirimleri kapımda, "T-shirt bastırıp satmadan burdan cesedin çıkar" derken bir yandan ellerindeki sopaları sektiriyorlardı, yakalarsam çok pis indirecem kafana edasında. Ben de her seferinde bi umutla ellerindeki zopa sunta çıkar umuduyla soruyordum: "Abicim o elinizdeki zopa ne(y)den yapıldı?" Gururla, göğsünü gere gere her gece sırayla biri söylerdi: "Saf meşe odunu abicim, bi yakaladık mı sabahlar olmaz."</span><br /><br /><span style="font-family:verdana;">Sonuçta mahalle baskısına ben de yenik düştüm. Sitenin depesinde gördüğünüz "<span style="font-weight: bold;">çocuk katili tırt adam</span>" figürümü Photoshop'ta yüksek çözünürlükte, daha özenli bi şekilde tekrar kestim biçtim. <span style="font-weight: bold;">Dafont</span>'tan da resmin ruhuna uyacak bir fontla alt ve üst metinleri yazdım. Sonra bu mahsulleri belleğin içine atıp, şansıma klimalı çıkan bi otobüsün içine atlayarak <span style="font-weight: bold;">Pasaport</span>'a götürdüm (Lokasyon : <span style="font-weight: bold;">İzmir</span>) Bu aralar bu T-shirt baskı işi çok meşhurlaştı. Merdiven altlarında yıllarca kot taşlayanlar, "Yıllarımız bu işlerle boşuna geçti, boşu boşuna para için milletin ciğerlerini skerttik" dediler ve konsepti T-shirt baskısına çevirdiler. Lakin bu denyolar ucuz sattıkları için, klasik bir Türk geyiğiyle, yani sürümden kazanıyorlar. Bu yüzden sokaktaki herhangi bir baskılı T-shirt satan adama "Kaça basarsınız?" diye sorun. Hepsi yüzünü ekşitip, Fatih Terim gibi ağzını bi sağa bi sola oynattıktan sonra "100 taneden aşağı basmıyoruz" diyecektir.</span><br /><br /><span style="font-family:verdana;">Her neyse Pasaport'ta <span style="font-weight: bold;">Can Fotokopi</span> diye bi yer var. Mekana girmeden önce bu denli kalabalık ve faal olduklarını bilmiyordum. Her taraf adam dolu. Arı gibi vızır vızır ordan oraya koşuyorlar. Baskı işinde aşmışlar artık. Bu denli adam olmasına rağmen eldeki adamlar yetmiyor. Her tarafta işini bi an önce bitirip gitmek isteyen salaklar var. Niye salak diyorum? Çünkü içerisinin klima ayarı o kadar güzel ki, ordan bi an önce çıkıp mevsimin kızgın kum misali havasına atlamak hafiften salaklıktır. Herkes iş adamı değil ya yetişecek işi olsun, tadını çıkarın biraz. İş adamı olsan zaten, "Satılık - 438 22 78" şeklinde kağıt bastırmak için 2 saat beklemezsin orda. Genel olarak fuzuli işlerle uğraşanların yeri aslında. Fuzuli olmayanlar sadece A4 fotokopileri oluyor büyük çoğunlukla. Manyak lan bu millet. Yemin ederim abartısız "Bana basııın!", "Benimkine basııın!" diye koşuşturup duruyor.</span><br /><br /><span style="font-family:verdana;">Oradan sürekli bir baskı türünden diğerine koşmaktan dolayı beyni cacık olmuş adamlardan birine verdim belleği. İçine de iki farklı dosya tipi atmıştım. Transparan olsun diye Photoshop dosyası <span style="font-weight: bold;">psd</span> ve <span style="font-weight: bold;">png</span>'ydi. "Abi T-shirt siyah olsun" dedim. T-shirtte yazı vektörüymüş de bilmemneymiş de bi yığın bişey anlattı bana. Yani böyle yaparsak yazı kötü çıkar dedi, arkaplanla renk farklılığı olurmuş hafiften. Küçümsercesine bana "<span style="font-weight: bold;">AutoCad biliyorsan onunla yap</span>" dedi. Vay nasını be, eskiden ortamlarda "Photoshop biliyorum hacııı" dediğinde havandan geçilmezdi, vermeyen kız kalmazdı. Şimdi <span style="font-weight: bold;">Paint</span> kadar değeri yok. Alelade programlardan biri oldu. Benim bildiğim AutoCad <span style="font-weight: bold;">inşaat, elektrik mühendislerinin kullandığı programdı</span>. Artık Helin Avşar'ın bile g.tünü AutoCad'le düzeltiyorlar demek ki. Sütun gibi bacaklar demek, AutoCad'in iyi iş çıkarmasına bi saygı duruşuymuş meğersem. Hayatı çok yavaş öğreniyoruz azizim. Bu hıza yetişmek ne mümkün. Allah'tan bu engebeli yollara girmedim. Bembeyaz, anamın ak sütü gibi beyaz t-shirt üstüne bastırdım, büyük boy. Vallaha siyah t-shirt'te duracağından daha da iyi durdu. Korkunçluğumu iki kat ön plana çıkardı.<a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_rx6LLl6oeKg/SGpzrunRe1I/AAAAAAAABnY/9ipWrQplJ6c/s1600-h/kobay_mini.jpg"><img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer;" src="http://4.bp.blogspot.com/_rx6LLl6oeKg/SGpzrunRe1I/AAAAAAAABnY/9ipWrQplJ6c/s400/kobay_mini.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5218110313346464594" border="0" /></a></span><br /><br /><span style="font-family:verdana;">Evet işte bir Merchandise hikayesi böyle başladı. Gerçi ben <a href="http://www.deliprofesor.com/2008/02/deli-profesor-pazarlama-gobek-killari.html">göbek pamuğu</a>ndan, <a href="http://www.deliprofesor.com/2008/05/10-parca-kic-catali-seti.html">g.t çatalı</a>na kadar oldukça geniş yelpazede ürünler sunuyordum ama bunun üstünde sitenin adı ve maskotu olan benim tipimin geçmesi olaya ayrı bi güzellik kattı. Her ticari Merchandise girişimi gibi bunu size kaktırmak da bana farz oldu. Tabi kar için satmayacam ben, zaten giyseniz reklamım olur. Bi görenin bi daha bakacağına eminim. İki çeşit ödeme seçeneği sunuyorum sizlere ahali. Birincisi; eft ile 20 lira gönderebilirsiniz, "Alıcı öder" deyip kargoyla size şutlarım, kargo parasıyla 25 liraya patlar. İkincisinde ise 25 lira yatırırsınız, kargo parasını ben öderim, aa lan bu da aynı paraya çıkıyor. "Aklın yolu bir" derler idiydi, doğruymuş. Gerçi kimse almaz zaten, maksat işin eğlencesi, fırfırı.</span><br /><br /><span style="font-family:verdana;">Onu da geçtim de ben t-shirt'ün üstüne resimde de göreceğiniz üzere kocaman puntolarla "<span style="font-weight: bold;">Girmeyen top olsun</span>" yazdım. Hayati tecrübelerinize ve gelişme çağında yediğiniz zopalara saygı duyarak soruyorum: "Sizce bu t-shirt'ü giydiğimde dayak yer miyim?" veyahut "Bu t-shirt'ü nerelerde giymeli, nerelerde giymemeliyim?" Mesela Göztepe'de giymeyeceğimi biliyorum. Adamlar üstümde bunu görse, düğümleyip bi yerime sokarlar, soktuklarıyla da kalmazlar, bağırsaklarımı aşağı dökerler gibime geliyor. Ama mesela Alsancak'taki i.ne tipli denyoların hiç s.kinde olmaz. Tabi bunlar benim varsayımlarım. Sizlerden de mekan önerileri alabilirim. Sonuçta hayat amacımız "Dünyada mekan, ahirette iman".</span><br /><span style="font-size:85%;"><br /><span style="font-family:courier new;">*Cıvıl Cıvıl değil efenim, cıvır cıvır. 90% hatun ilgisi çekme garantisi veriyorum. 30 gün içinde hala hiç bi icraata giremediyseniz, açıkcası benim problemim değil. Girememeniz ne kadar umutsuz bi vaka olduğunuzun göstergesidir.<br /><br /></span><span style="font-family:courier new;">Yazı bittiğinde çok mucizevi bişey dinliyordum.</span></span><div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8647967185108036050-6781192561050356565?l=www.deliprofesor.com'/></div>Deli Profesörhttp://www.blogger.com/profile/12530653004428220435noreply@blogger.com22