<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss'><id>tag:blogger.com,1999:blog-8586667809174571462</id><updated>2010-01-04T14:38:40.835-08:00</updated><title type='text'>SEVDALARIM</title><subtitle type='html'>Benim Dünyam(My to world)</subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://tunalim-1950.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8586667809174571462/posts/default'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://tunalim-1950.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><link rel='next' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8586667809174571462/posts/default?start-index=26&amp;max-results=25'/><author><name>TUNALIM</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12941521396391642175</uri><email>noreply@blogger.com</email></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>177</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>25</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8586667809174571462.post-6193378879042083422</id><published>2009-12-30T17:55:00.001-08:00</published><updated>2009-12-30T17:55:53.870-08:00</updated><title type='text'>Bu habere bir göz atın: Greenpeace size, hayvanlar aleminden özel bir şarkıyla teşekkür ediyor.</title><content type='html'>&lt;p&gt;Bu habere mutlaka bakmalısın: &lt;a href="http://gotaf.socialtwist.com/redirect?l=-446534132667779291911"&gt;Greenpeace size, hayvanlar aleminden özel bir şarkıyla teşekkür ediyor.&lt;/a&gt; &lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8586667809174571462-6193378879042083422?l=tunalim-1950.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://tunalim-1950.blogspot.com/feeds/6193378879042083422/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=8586667809174571462&amp;postID=6193378879042083422' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8586667809174571462/posts/default/6193378879042083422'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8586667809174571462/posts/default/6193378879042083422'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://tunalim-1950.blogspot.com/2009/12/bu-habere-bir-goz-atn-greenpeace-size.html' title='Bu habere bir göz atın: Greenpeace size, hayvanlar aleminden özel bir şarkıyla teşekkür ediyor.'/><author><name>TUNALIM</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12941521396391642175</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='06304716709334886209'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8586667809174571462.post-2104816043460965953</id><published>2009-12-30T13:05:00.000-08:00</published><updated>2009-12-30T13:06:34.080-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yönetim'/><title type='text'>BU YOLUN SONU NEREYE?</title><content type='html'>Son günlerde devletin tepesinde cereyan eden olaylar gerçekten ibretli olaylar olarak tarihe geçecek geçmesine de bu işten kim kârlı çıkacak, olayların tarafları bunu biliyorlar mı acaba? &lt;br /&gt;Medyaya bakarsanız devletin kurumları birbiriyle çatışma halinde, sivil asker, soğuk savaş durumunda, asker, sivil yargı karşı karşıya, v.s…v.s…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Görüyor musunuz değerli dostlar, yaşananları... Ne garip işler cereyan etmekte…&lt;br /&gt;Demokratik hukuk devletinde yaşadığımızı iddia ediyoruz ama sadece basın yoluyla işlenenler bulunduğumuz hâli anlatmaya yeter artar bile… &lt;br /&gt;Meydanda suç var mı? Suçlu var mı? Bu konuda suçun sabitliği ispat edildi mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Madem ki demokratik hukuk devletinde yaşadığımızı iddia ediyorsak, suçun ve suçlunun yanında kimse yer alamaz, doğru olan da budur. Kanunlarımıza göre suçlu olanlar hangi kurum içerisinden olursa olsun mutlaka cezalanmalıdır. Ama yaşananlara baktığımız ve birazda aklımıza vurduğumuz zaman görülen manzara Askerin bir şekilde yıpratılmaya çalışıldığı görülmektedir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunu bilmek ve görmek için çok özel bilgilere, komplo teorilerine, falan gerek yok. Hani bir ata sözü vardır; “görünen köy kılavuz istemez” diye. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vatandaşla iç içe olan, derdi vatan millet olan gerçek yazarlar, halkın gerçek gündemini onların ağzından öğrenir. Vatandaş bu yaşananlardan gerçekten rahatsızdır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Devletin tepesinden ne oluyor” diye sormayan yok. Vatandaş en azından şunu diyebiliyor… “Devlet bu işerle uğraşırken bizim açlığımızı, işsizliğimizi, düşünmeye zamanı bile yoktur. Vay hâlimize vah hâlimize…”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Devlet sırları, böyle ulu orta meydanlarda dolaşırsa, kurumlar böyle ulu orta davranışlar sergilerse, bu iş demokrasi falan yakıştırmaları ile geçiştirilemez…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu süreç devletin kurumlarına mutlaka zarar verir. Olan yüce devletin bekasına olur. Birlik beraberlik yok olur. Sonrada telafisi mümkün olmayan yaralar açılır. Zararlarını da millet olarak çekeriz…  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Küçücük bir aileyi bile bu tip dedikodular yıpratmaya, yıkmaya yetmez mi? Aile meseleleri içerde halledilir. Onun bunun ağzına düşmekle de bu işler çözülmez. “Kol kırılır, kalır içinde…”&lt;br /&gt;Falan dedi, filan dedi, şu şunu yaptı, bu onu yaptı… &lt;br /&gt;Yazık bu mevzular öyle ulu orta yerlerde, tartışılma, konuşulma durumuna düştü ise, vah hâlimize… &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Asırlarca dünya sahnesinde hüküm süren devlet geleneğimiz yok oluyor. Bundan da devlet ve millet olarak ne zararlar göreceğimizin, taraflar farkında mı acaba?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;U.Kepekçi-TUNALIM...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8586667809174571462-2104816043460965953?l=tunalim-1950.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://tunalim-1950.blogspot.com/feeds/2104816043460965953/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=8586667809174571462&amp;postID=2104816043460965953' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8586667809174571462/posts/default/2104816043460965953'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8586667809174571462/posts/default/2104816043460965953'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://tunalim-1950.blogspot.com/2009/12/bu-yolun-sonu-nereye.html' title='BU YOLUN SONU NEREYE?'/><author><name>TUNALIM</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12941521396391642175</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='06304716709334886209'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8586667809174571462.post-6176978709406305443</id><published>2009-12-22T20:55:00.000-08:00</published><updated>2009-12-23T13:14:01.382-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='doga'/><title type='text'>Galata Kulesi’nden İklim Mesajı: İşimiz Kopenhag’da bitmedi!</title><content type='html'>Greenpeace tarihi Galata Kulesi’nin üzerine ‘Kopenhag: İşimiz bitmedi!’ mesajını projeksiyonla yansıttı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İstanbul, Türkiye — Kopenhag iklim zirvesinin haftasonu hayal kırıklığıyla bitmesinin ardından, Greenpeace tarihi Galata Kulesi’nin üzerine Türkçe, Arapca, İbranice ve İngilizce olmak üzere dört dilde ‘Kopenhag: İşimiz bitmedi!’ mesajını projeksiyonla yansıttı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Greenpeace bu eylemiyle Kopenhag sürecini tıkayan büyük devletlerin yanı sıra, Ortadoğu liderlerini de çok geç kalmadan daha güçlü ve yasal bağlayıcılığı olan bir anlaşmayla iklim değişikliğini engellemeye çağırdı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kopenhag anlaşması büyük ülke liderleri tarafından durumu kurtarmak için ileri bir adım olarak nitelendirildi. Halbuki kaçırılmış tarihi bir fırsat olmasının yanı sıra, Taraflar Konferansı tarafından yasal olarak kabul edilmediği için siyasi bir bildirgeden öte bir anlam taşımıyor. Gelişmiş ülkeler için ciddi salım azaltım hedeflerini içermiyor. Anlaşmanın baştan beri zayıf düşürülmesi için büyük çaba gösteren fosil yakıt sektörüne büyük ödünler veriyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türk delegasyonu hiçbir salım azaltım hedefi koymadığı için zirveden zafer kazanmış gibi döndü. Artık Başbakan Erdoğan, kendi halkının geleceğine ne ölçüde önem verdiğini kanıtlamak için iklim politikalarını yakından izlemeye başlamalı. Türkiye perdenin ardında saklanan fil olmaktan bir çıkar sağlayamayacağını anlamalı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Konferansın sonucunda kayda değer tek sonuç, gelişmekte olan ülkelere ormanlarını korumak, düşük karbon ekonomisine geçiş yapmak ve iklim değişikliğinin etkilerine uyum sağlamak için yıllık 100 milyar dolara çıkan finansal yardım üzerinde anlaşılmış olması. Bunun gerçekleşmesi için yeni İklim Fonu Mekanizmaları kurulacak. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak konferans yasal bağlayıcılığı olan bir hedef üzerinde anlaşılmadığı için, tarihin en büyük kaçırılmış fırsatı olma özelliğini koruyor. Adil, güçlü ve yasal bağlayıcılığı olan bir anlaşma için umutlar Meksika’ya kaldı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kyoto protokolü öldü; yaşasın Kopenhag protokolü!&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Prof. Dr. Kadioğlu Mikdat Yeşil Görünüm'de&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Istanbul, Türkiye — Küresel iklim değişimi problemine, insanın bilinçsiz davranış ve yaşam tarzı neden olduğu bir bilimsel gerçek. “Isınmaya gerçekten insan mı, yoksa buna atmosferimizdeki doğal salımınlardan biri mi neden oluyor” tartışmaları ise artık çok gerilerde kaldı. Biz yeni keşfetmiş olsak bile Kyoto Protokolü de bu “Baki kalan bu kubbede bir hoş seda” oldu artık! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Küresel ısınma konusundaki ilk canlı tartışmaya 1986’da Missouri-Columbia’da atmosfer bilimleri doktorası yaparken tanık olmuştum. İki bilim insanı, karşılıklı duran kürsülerde ve konferans salonunu doldurmuş yüzden fazla kişinin önünde durarak “küresel ısınma var mıdır, yok mudur” tartışıyorlardı. Ben de klimatoloji dersim için “Kim haklı? Neden?” adlı ödevim için oradaydım. Kimi haklı bulduğumu şimdi hatırlamıyorum bile, zaten sayısal hava tahmini ile uğraşan sayısalcı biri olarak “iklim” konusu bana fazla sözel ve lafı güzaf gibi gelmişti!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Isınmaya gerçekten insan mı, yoksa buna atmosferimizdeki doğal salımınlardan biri mi neden oluyor tartışmaları artık çok gerilerde kaldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yıllar geçti, bütün dünya gibi ister istemez ben de bu konuya odaklanmak zorunda kaldım. Çünkü bu problem günümüzde, en az kalkınma, açlık ve sağlık kadar dünya toplumlarının üzerinde durması gereken sorunların başında geliyor. Bu nedenle, 21. Yüzyıl’da kalkınma çabaları ile çevreyi yitirme endişeleri “Sürdürülebilir Kalkınma” kavramını ortaya çıkarttı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sürdürülebilir kalkınma bağlamında iklim değişikliğine neden olan sera gazları (GHG) emisyonlarının azaltılmasına yönelik, ilk olarak Haziran 1992 Rio Konferansı’nda (UNFCCC) özellikle gelişmiş ülkelerin ciddi önlemler alması konusu gündeme getirildi. Bu amaca yönelik olarak, daha sonra Kyoto’da bir araya gelen BM ülkeleri, daha somut adımların atılabilmesi için bir dizi karar aldı. Bu kararlardan en önemlisi, özellikle gelişmiş ülkelerin GHG emisyonlarını 2008-2012 yılları arasında 1990 seviyesinin ortalama %5 altına indirmesiydi. Kyoto Protokolü’nün uluslararası geçerlilik kazanması için önkoşul, global anlamda GHG emisyonunun % 55’ine tekabül eden ve en az 55 ülkenin bu yükümlülük altına girmesiydi. Rusya’nın katılımı ile 16 Şubat 2005’te Kyoto Protokolü yürürlüğe girdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye maalesef olayları hep geriden takip etti ve dünyanın gerisinde kaldı. 1992 Rio Konferansı’nda imzaya açılan 5 temel belgeden Gündem 21’i kabul eden ülkelerden biri de Türkiye oldu. Ancak 1992'de kabul edilen ve 21 Mart 1994 tarihinde yürürlüğe giren BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’ne (İDÇS), Türkiye 24 Mayıs 2004 tarihinde 189. taraf ülke olarak onay verebildi. BM İDÇ Sözleşmesi`ne, 1994 yılında yürürlüğe girişinin üzerinden 10 yıl geçtikten sonra katılan Türkiye, 2005 yılında yürürlüğe giren Kyoto Protokolü`nü de 4. yılında kabul etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye’nin BM İDÇS’yi 10 yıl sonra imzalamasının bir nedeni vardı. 1980’lerde kendisini önce OECD ülkesi olarak lanse etti. Bunu rahmetli Cumhurbaşkanımız Turgut Özal’a bağlayanlar da var. Bizi zengin OECD ülkeleri ile büyük mali yükümlüklerin altına sokan bu fikir kimden ve nasıl çıktı bilinmiyor. Neyse aklımız başımıza geldikten sonra zengin ülkeler grubundan çıkmak için uzun süre uğraştık durduk. Sonunda 2001 yılında Marakeş'te düzenlenen 7. Taraflar Konferansı'nda alınan karar gereğince, Ek-I ülkelerinden farklı konumda sözleşmeye taraf olduk. Böylece, İDSC Sekretaryası’na düzenli olarak sera gazı salımı raporu vermeyi ve gaz salınımını azaltacak önlemler geliştirmeyi taahhüt ettik. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye 24 Mayıs 2004 tarihinden itibaren Kyoto Protokolüne taraf olabilirdi ama olmadı. Neden? İşte bu sorunun mantıklı ve kabul edilebilir bir cevabı yok. 2004 yılından 2009 yılına kadar bu konuda Türkiye için değişen hiçbir şey olmadı ama Türkiye bekledi durdu! Hatta sera gazı artırımında Dünya rekoru kırdı! Aslında Kyoto Protokolü’nün ülkemizde ekonomisinin gelişmesini tehdit edebileceği kaygısı doğru değildi. Diğer bir deyişle, gelişmekte olan ülkeler arasında protokolü ekonomisine tehdit gibi gören tek ülke Türkiye’ydi. Çünkü protokol Türkiye gibi ülkeler için esnek maddeler içeriyor. Türkiye protokolü imzalamaya yanaştığı takdirde bunlardan yararlanabilirdi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında Kyoto Protokolü, sera gazlarını artıran emisyonların salınımın kontrol altına alınarak zarar azaltılması ile birlikte enerji tarım, orman, katı atıklar, kıyıların kullanımı, vb. gibi konu ve sektörlerde uyum çalışmaları yapmamızı istemekteydi. Bütün bunlar, protokol, cezai yaptırım vb. olmadan da küresel iklim değişiminin kötü etkilerinden korunmak için zaten kendiliğimizden yapmamız gereken ve ret edilmesi mümkün olmayan çalışmalardı. Yani gerçekte önemli olan “imza” değil; bizdeki “konuyu algılama, niyet ve zihniyetti”!..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne diyelim zararın neresinden dönersek kardır. Kyoto protokolü öldü; yaşasın Kopenhag protokolü!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Prof. Dr. Mikdat Kadıoğlu&lt;br /&gt;Meteoroloji ve Afet Yönetimi Profesörü. 1984 İTÜ Meteoroloji Mühendisliği Bölümü Mezunu. Atmosfer Bilimleri konusunda 1987'de Master ve 1991'de Doktorasını ABD’nin Missouri-Columbia Üniversitesinden almış. TMMOB Meteoroloji Mühendisleri Odası Marmara Bölge Temsilcisi; Türk Deniz Araştırmalar Vakfı Üyesi. Sinoptik Meteoroloji, Sayısal Hava Öngörüsü, Uygulamalı Klimatoloji ve Afet Yönetimi konuları ile ilgileniyor. Şuan İstanbul Teknik Üniversitesi Uçak ve Uzay Bilimleri Fakültesi Meteoroloji Mühendisliği Bölümü Bölüm Başkanı ve İTÜ Afet Yönetim Merkezi Öğretim Müdürüdür. Hürriyet Gazetesi Seyahat Ekinde yazı yazmakta ve Açık Radyo’da Cuma sabahları Havadan-Sudan adlı bir program yapmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Açık Radyo 94.9 &lt;br /&gt;Prof. Dr. Miktad Kadıoğlu köşe yazıları (Hürriyet) &lt;br /&gt;Harekete Geçin&lt;br /&gt;İklim değişikliğinin tehlikeli etkilerini durdurmamiz için bize yardım edebilirsiniz. Türkiye’de yapılacak 47 yeni kömürlü termik santral için internet eylemine katılın. Sesimizi Ankara’ya hepbirlikte duyuralım. &lt;br /&gt;Destek Ver! (http://www.greenpeace.org/turkey/ )&lt;br /&gt;Bağımsızlığımızı korumak için hiçbir şirket, devlet ya da politik partiden bağış ya da sponsorluk kabul etmiyor, sadece sizin gibi bireylerin desteği ile çalışmalarımızı sürdürüyoruz.&lt;object width="512" height="400"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.bbc.co.uk/emp/external/player.swf"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowFullScreen" value="true"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowScriptAccess" value="always"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="FlashVars" value="playlist=http%3A%2F%2Fwww%2Ebbc%2Eco%2Euk%2Fturkce%2Fmeta%2Fdps%2F2009%2F12%2Femp%2F091218%5Fvid%5Fcohenhagen%5Fclimate%2Eemp%2Exml&amp;config_settings_showPopoutButton=true&amp;config_settings_language=tr&amp;config_settings_showFooter=true&amp;"&gt;&lt;/param&gt;&lt;embed src="http://www.bbc.co.uk/emp/external/player.swf" type="application/x-shockwave-flash" allowfullscreen="true" allowScriptAccess="always" width="512" height="400" FlashVars="playlist=http%3A%2F%2Fwww%2Ebbc%2Eco%2Euk%2Fturkce%2Fmeta%2Fdps%2F2009%2F12%2Femp%2F091218%5Fvid%5Fcohenhagen%5Fclimate%2Eemp%2Exml&amp;config_settings_showPopoutButton=true&amp;config_settings_language=tr&amp;config_settings_showFooter=true&amp;"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8586667809174571462-6176978709406305443?l=tunalim-1950.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://tunalim-1950.blogspot.com/feeds/6176978709406305443/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=8586667809174571462&amp;postID=6176978709406305443' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8586667809174571462/posts/default/6176978709406305443'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8586667809174571462/posts/default/6176978709406305443'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://tunalim-1950.blogspot.com/2009/12/galata-kulesinden-iklim-mesaj-isimiz.html' title='Galata Kulesi’nden İklim Mesajı: İşimiz Kopenhag’da bitmedi!'/><author><name>TUNALIM</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12941521396391642175</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='06304716709334886209'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8586667809174571462.post-25066565179502824</id><published>2009-12-19T17:39:00.000-08:00</published><updated>2009-12-19T17:40:15.661-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='diyalog'/><title type='text'>DİNLERARASI DİYALOG’UN AMENTÜSÜ</title><content type='html'>1964 yılında 2. Vatikan Konsil’inde kurulan “Hıristiyan Olmayanlar Sekreteryası” nın 1973 yılında, sekreterlik görevine getirilen Pietro Rossano, Sekreterya’ nın yayın organı Bulletin’ deki bir açıklamasında şöyle diyordu:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;            “Dinler arası Diyalogdan söz ettiğimizde, açıktır ki bu faaliyeti, Kilise şartları çerçevesinde misyoner ve İncil’i öğreten bir cemaat olarak yapıyoruz. Kilise’nin bütün faaliyetleri, üzerine taşıdığı şeyleri yani Mesih’in sevgisini ve Mesih’in sözlerini nakletmeye yöneliktir. Bu sebeple diyalog, Kilise’nin İncil’i yayma amaçlı misyonunun çerçevesi içinde yer alır.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;            “Papa 6. Paul’un vizyonu gerçekleşmektedir. Çünkü dinler arası diyalog, Kilise misyonunun normal bir parçası olarak görülmektedir.” (Bulletin, 59/ 20–2.1985.124 )&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;            Papa’yı ziyaretinde Fethullah GÜLEN’ de bu konuyu vurgulamıştır:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;            “Papa 6. Paul Cenapları tarafından başlatılan ve devam etmekte olan Dinler arası Diyalog için Papalık Konseyi (PCID) misyonunun bir parçası olmak üzere burada bulunuyoruz. Bu misyonun tahakkuk edişini görmeyi arzu ediyoruz.” (F.G.’nin Papa’ya Mektubu, Zaman Gazetesi,10.02.2009)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;            Dinler arası Diyalogun mimarlarının ve bu projenin Türkiye ayağının açıklamalarını birlikte yazdım ki hâlâ bu gerçeği görmemek için direnenlerin fotoğrafın tamamını birlikte görüp artık bu ihanet projesinin arkasında durmaktan vazgeçmelerine vesile olabilelim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;            Dinler arası Diyalogun Türkiye’deki öncülerinden 9 Eylül Üniversitesi İlahiyat Profesörü Mehmet AYDIN 1998 yılında şöyle diyor:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;            Efendim diyalog ve hoşgörü devam edecekse, Hıristiyanlarla konuşurken sizin kitabınız bozulmuş, sonradan değiştirilmiş, en hakiki din benim dinim demeyeceksiniz.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;            2.Din Şurasında yaptığı konuşmada Diyanetten Sorumlu Devlet Bakanı Prof.Dr. Mehmet AYDIN diyor ki:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;            “Bazı din kardeşlerimiz diyor ki elimize fırsat geçmişken adamlara Müslümanlığı anlatalım belki Allah hidayetini gösterir. Bu bir din mensubuna karşı yapılacak en dinsizce harekettir. Bunu hiçbir din kabul etmez.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;            Fethullah GÜLEN Küresel Barışa Doğru kitabının 131. sayfasında bakın ne diyor?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Herkes Kelime-i Tevhidi esas alarak çevresine bakışını yeniden gözden geçirmelidir ve ıslah etmelidir. Hatta Kelime-i Tevhid’in ikinci bölümünü, yani “Muhammed Allah’ın resulüdür.” Kısmını söylemeksizin sadece ilk kısmını ikrar eden kimselere rahmet ve merhamet bakışıyla bakmalıdır.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;            Prof. Dr. Mehmet AYDIN ise tevhid makamını kendi anlayışlarında bambaşka bir boyuta sokuyor. Nasıl mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;            “Bir sufinin, bütün dinleri birbirine yakın seviyede görmesi, zaten bu tevhid, vahdet makamıdır.” ( 2.Din Şurası Tebliğ ve Müzakereleri; Sf.342 Prof.Dr. Mehmet AYDIN )&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;            “Yahudileri ve Hıristiyanları kınayan ve azarlayan ayetler ya Hazret-i Muhammed döneminde yaşayan ya da kendi peygamberleri döneminde yaşayan bazı Yahudi ve Hıristiyanlar hakkındadır.” (Küresel Barışa Doğru,Sf.45,Fethullah GÜLEN)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;            “Kur-an’ı Kerim’in bazı ayetleri ve bazı Hadis-i Şerifler tarihi sürecini doldurduğu için bunlarla amel edilemez. Kur’an-ı Kerim’in gelmesiyle yürürlükten kalkmış olan İncil ve Tevrat’ın hükümleri hâlâ geçerlidir. Bugünkü İnciller’e ve Tevrat’a inanan, Yahudi ve Hıristiyanlar da cennetliktir. Ehl-i Kitap ile ilgili ayetler, hadisler tarihseldir, dolayısıyla bugünkü Yahudi ve Hıristiyanlar’ı değil o dönemin insanlarını bağlar.” (Hoşgörü ve Diyalog İklimi, Sf.155–156 Fethullah GÜLEN)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;            “Üç dinden herhangi bir dine inanmak yeterlidir. Mühim olan Kelime-i Tevhid inancıdır. Hz. Muhammed’i ise kabul ve tasdik etmek ise şart olmayıp bir kemal mertebesidir. Ehl-i Kitap ile amentüde ittifak halindeyiz.” (Ahmed ŞAHİN, Zaman Gazetesi,17.04.2000)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;            Yukarıdaki açıklamalarından anlaşılacağı üzere İslam’ın temel esaslarını hiçe sayarak “Ilımlı İslam Projesi”ne taşeronluk edenlerin, Vatikan misyonunun parçalarının temsil ettikleri Din İslamiyet değildir. Kendileri yeni inanç esasları oluşturmuşlardır. İttifak halinde oldukları Vatikan’dır. Ve oluşturdukları inanç esasları Vatikan’ın Dinler arası Diyalog Projesi’nin amentüsüdür. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; http://www.burakevci.com&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TUNALIM..&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8586667809174571462-25066565179502824?l=tunalim-1950.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://tunalim-1950.blogspot.com/feeds/25066565179502824/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=8586667809174571462&amp;postID=25066565179502824' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8586667809174571462/posts/default/25066565179502824'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8586667809174571462/posts/default/25066565179502824'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://tunalim-1950.blogspot.com/2009/12/dinlerarasi-diyalogun-amentusu.html' title='DİNLERARASI DİYALOG’UN AMENTÜSÜ'/><author><name>TUNALIM</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12941521396391642175</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='06304716709334886209'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8586667809174571462.post-2416083708655261104</id><published>2009-12-16T16:11:00.001-08:00</published><updated>2009-12-16T16:11:30.262-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hicret'/><title type='text'>1431. HİCRİ YILBAŞINIZ KUTLU OLSUN</title><content type='html'>16 Aralık, Çarşambayı Perşembeye bağlayan gece 1431. Hicri yılbaşı ve mübarek aylardan Muharrem ayının ilk gecesidir. 17 Aralık Perşembe günü de muharrem ayının ilk günüdür. Âlemlere Rahmet, Hazreti Muhammed (sav) Efendimizin Mekke’den Medine’ye Hicreti; İnsanlık için önem arz etmektedir. 1431 yıl önce gerçekleşmiş bu olay, İslam âlemi tarafından hicri takvim başlangıcı olarak kabul edilmiştir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Muharrem ayında oruç tutmak da faziletlidir. Bu konuda Hz. Muhammed(sav) şu haberi vermiştir:&lt;br /&gt;“Ramazan'dan sonra oruçların en faziletlisi, Muharrem ayında tutulan oruçtur. Farzlardan sonra en faziletli namaz da gece namazıdır.”&lt;br /&gt;(Hadîs-i şerîf-Et-Tergîb vet-Terhîb) &lt;br /&gt;”Kim arefe günü oruç tutarsa, iki senelik günahına kefaret olur ve kim de, Muharrem ayında bir gün oruç tutarsa, her bir günü için otuz gün sevabı yazılır.” (Hadîs-i şerîf-Taberânî) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öncelikle şunu kabul etmek lazımdır ki; Müslüman’a yakışır bir “Hicri Yılbaşı” kutlaması yapılmamaktadır. Özelliklede ülkemizde son zamanlarda önemli “Dini ve Milli“ günler hatırlanmak yerine, unutturulmaya çalışılmaktadır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önceki yıllarda; Hicri yılbaşlarında, Hicret hakkında milletimize gerekli şuur verilmeye çalışılırdı. Çeşitli etkinlikler düzenlenir, milletimiz de Hicret vesilesiyle; “Muhammedi” bir havaya bürünürdü. Maalesef, “Hicri Yılbaşını” ve bu tip hadiseleri, AB dayatmalarıyla “Allah katında tek din İslam’dır” ayeti hutbelerden çıkarılalı,(!) milletimize hatırlatacak etkinlikler yapılmamaktadır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hemen her şeyin adına, gün ya da haftalar tahsis edilirken, Âlemlere Rahmet olarak gönderilen Hz. Muhammed (sav ) Efendimizin adeta yeni bir çağ açan Hicreti, sıradan bir olay gibi geçiştirilmektedir.  Bu kadar mühim bir olay; mutlaka “Hicret Haftası” olarak kutlanmalı, ilgililer de hafta boyunca Hicreti bütün yönleriyle halkımıza anlatmalıdır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çünkü sadece Hazreti Muhammed (sav) Efendimizin değil, hemen her Sahabenin Hicreti, ayrı bir mana içermektedir. İnsanlığa mesaj veren yönleri mevcuttur.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hicret, kelime olarak bir yerden, başka bir yere göç etmek manasında kullanılmıştır. Ama bu göç, öğle sıradan bir göç değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu göç ki; yolunu kaybetmiş insanlığa, yol göstermek için yola çıkılan bir göçtür. &lt;br /&gt;Bu göç ki; cahiliye döneminin en karanlık halini, en aydınlık hale dönüştürmek üzere yola çıkılan bir göçtür.&lt;br /&gt;Bu göç ki; anadan, babadan, yardan, evlattan, yurttan, maldan, mülkten, velhasıl sevdiğin her şeyi bırakıp sadece Allah rızasına ulaşmak için yola çıkılan bir göçtür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi kendimize dönüp sormalıyız; Acaba Allah için biz bir şeylerden vaz geçip, Onun rızasına ne kadar Hicret edebiliyoruz?  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;U.Kepekçi-TUNALIM...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8586667809174571462-2416083708655261104?l=tunalim-1950.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://tunalim-1950.blogspot.com/feeds/2416083708655261104/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=8586667809174571462&amp;postID=2416083708655261104' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8586667809174571462/posts/default/2416083708655261104'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8586667809174571462/posts/default/2416083708655261104'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://tunalim-1950.blogspot.com/2009/12/1431-hicri-yilbasiniz-kutlu-olsun.html' title='1431. HİCRİ YILBAŞINIZ KUTLU OLSUN'/><author><name>TUNALIM</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12941521396391642175</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='06304716709334886209'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8586667809174571462.post-5713287203654715556</id><published>2009-12-14T12:10:00.000-08:00</published><updated>2009-12-14T12:11:31.894-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='açılım'/><title type='text'>ŞEHİTLERE RAĞMEN AÇILIM</title><content type='html'>Tokat’ta 7 şehit yüreğimizi dağladı. Üstüne Molotof kokteyl atılan serap kızımız hakkın rahmetine kavuştu, askerlerimizle aynı gün şehit oldular. Özellikle “hükümetin sesi” konumuna gelen TRT başta olmak üzere, hükümetin borazanı olan diğer televizyon kanalları, henüz şehit’lerin naaşı yerdeyken panik ve suçluluk içerisinde açılımı kurtarmaya, PKK’yı aklamaya çalışıyorlar. &lt;br /&gt;Ağız birliği içerisinde “Açılım sabote edildi” diyorlar. Ahmet Türk de aynı şeyi söyledi, Başbakan, Hükümet sözcüsü Cemil Çicek de, TRT ve diğer tüm açılımcı kanallar da...&lt;br /&gt;Şehitlere ve şehirlerde olan kargaşalara rağmen “Durmak yok açılıma devam”. Yani bu yedi askerimizi öldüren caniler dışarı çıkıp, Habur’dan giriş yaptığı takdirde bunlar da affedilecek, çünkü açılım bu. &lt;br /&gt;Kırmızı halılarla karşılanan teröristlerin bu saldırıyı yapmadığı ne malum? Adamlar terör elbiseleriyle geldiler, pişmanım demediler, hergün olayların içindeler...&lt;br /&gt;Yani benim kişisel düşüncem bu, bağımlı olmadığım için açılımcılar gibi düşünmüyorum. PKK’yı temize çıkaramıyorum. Onlar gündüz taş atarlar gece kurşun, gündüz mitinglerde boy gösterirler, APO sloganları atarlar, gece yol keserler, gündüz düz ovada siyaset yaparlar, gece dağda kamp kurarlar, gündüz şehirlerde gece Kandil’de... &lt;br /&gt;Açılımcılar PKK’yı bile solladılar hainlikte, adeta hepsi ovalı terörist çünkü PKK’nın eylemlerini dahi örterek imalı iftiralarda bulunuyorlar. &lt;br /&gt;Teröristi affetmek dışında ne olduğunu bilmediğimiz açılım furyasını Başkan Obama, hükümet, Barzani, DTP övüyor. Yani nasıl yolda olduklarını bu tabloya bakarak bile anlamak mümkün.&lt;br /&gt;Bülent Arınç neden sus pus? Neden ağlaması gelmez?&lt;br /&gt;Diyarbakır’a gidip “ceylanıma nasıl kıydınız” deyip ağlamıştı ya.&lt;br /&gt;Bekledim serap kızımızın cenazesine katılır belki ağlar diye. Olmadı yedi ceylanımızın cenazesinde ağlar diye düşündüm ama nafile “ne Arınç kalmış ortada ne gözyaşı”, boşuna beklemişim.&lt;br /&gt;Diyarbakır’da PKK mayınıyla ölen Ceylan kızımızın failleri hakkında, PKK değil de askerin tatbikat hatası olduğu iftirası olunca Bülent abi ağlıyor. PKK öldürünce ortalıkta gözükmüyor. Ahmet Türk’ün derdiyle dertleniyor, o üzülünce Bülent abi de özlüyor.&lt;br /&gt;Ne aşk Allah’ım. İnsanın bu dünyada böyle bir seveninin, yoldaşının, arkadaşının, meclisdaşının olması ne güzel, hem de bu kişi Başbakan Yardımcısı ise “başına devlet kuşu”, yok yok, AKP kuşu kondu demektir.&lt;br /&gt;Şimdi de model ortaklık... &lt;br /&gt;Başbakan’ı Obama çağırdı. Yarım saat planlanan görüşme iki saat sürdü, kameralar önünde duyduklarımız bize yeter, kamera arkasını bilen yok zaten. Stratejik ortaklık bitmiş çok şükür bunu öğrendik. Ama sevincimiz kursağımızda kaldı şimdi model ortaklık devrede. Ne kanaatkar, itaatkar bir iktidar, ne verseler razı. Hangi görevi verseler itiraz yok ve üstesinden geliyor evvelallah.&lt;br /&gt;“Model Ortaklık” nedir deyip düşünmeyin! yakında “ılımlı İslamcılar” anlatır hepimize. Hem kötü bir şey olsa,  Başbakanımız “One minute” derdi zaten(!) &lt;br /&gt;“ABD’siz olmaz”, ona iman edenler böyle diyor. ABD kötü olsaydı(!) Hocaefendi hiç orda oturur muydu? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Y.Karaca--TUNALIM...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8586667809174571462-5713287203654715556?l=tunalim-1950.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://tunalim-1950.blogspot.com/feeds/5713287203654715556/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=8586667809174571462&amp;postID=5713287203654715556' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8586667809174571462/posts/default/5713287203654715556'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8586667809174571462/posts/default/5713287203654715556'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://tunalim-1950.blogspot.com/2009/12/sehitlere-ragmen-acilim.html' title='ŞEHİTLERE RAĞMEN AÇILIM'/><author><name>TUNALIM</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12941521396391642175</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='06304716709334886209'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8586667809174571462.post-5645867108210716684</id><published>2009-12-12T01:36:00.000-08:00</published><updated>2009-12-12T01:41:50.135-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='iftira'/><title type='text'>PROF. DR. HAYDAR BAŞ’IN PROFOSÖRLÜĞÜ HAKKINDA  ...</title><content type='html'>Bağımsız Türkiye Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş’ın etrafında estirilen fitnelerden bahsetmişken, akademik unvanı hakkında estirilen fitnelerden de bahsedelim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Utanmadan sıkılmadan Sayın Baş’ın Profesörlüğünün sahte olduğunu iddia edenlerin yanında, bunlar yetmezmiş gibi YÖK tarafından da bu unvanı kullanamayacağı hakkında dava açılmıştı. Bu ne garip bir olay ki unvan alınan üniversite ile kısa bir yazışma neticesinde bile öğrenilebilecek bu gerçek ard niyetliler tarafından çarpıtılmaya çalışılmıştır. YÖK ün iddiası; mademki Sayın Baş bu unvanı Türk Üniversitelerinden almadı o zaman Türkiye’de bu unvanı kullanamazmış. Bu unvanı kullanmak için mutlaka Türk üniversitelerinden denklik almalıymış. Bu iddia çok sürmeden mahkeme kararıyla reddedilerek beratına karar verilmişti. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Saçmalığıyla da tarihe geçecek bu iddianın şekline ve içeriğine bakmak yerine medyanın da desteği ile Sayın Baş’ın akademik unvanı etrafında yıllarca fitne estirilmişti. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünyanın her yerinden alınan unvan gayet tabi geçerli olacaktır. Türk üniversitelerinin dışında unvan alanların unvanını kabul etmemek gibi saçma bir iddia ne kadar ilmi ne kadar gerçekçi olabilirdi ki… &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Prof. Dr. Haydar Baş Meltem TV’de yayınlanan, Ekoanaliz programında hakkındaki iddialara cevap verirken Akademik unvanı konusundaki tartışmalarla ilgili şu açıklamaları yaptı: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Bakırköy 3. Asliye Ceza Mahkemesinin 1999–1460 ve 1999–1380 sayılı kesinleşen kararı. YÖK’ün şikâyeti neticesinde benim akademik unvanımla ilgili yapılan yargılamada verilen kararın sonucu şöyledir: “Dosyadaki belgelerden Bakü Devlet Üniversitesi tarafından profesörlük unvanı verildiği ve Azerbaycan Yüksek Onay komisyonu tarafından onaylandığı görülmektedir. Öte yandan iddia ve savunma her ikisi de Mesaj TV’de yapılan bir programda sanığın bu unvanı kullanmasından başka bir eylemi tarif etmemiştir. Hiçbir yasal düzenleme bu unvanı tarif edilen bir şekilde kullanılmasını engelleyemez. Aksi düşünüldüğünde ülkemizde gerçekleştirilen bilimsel toplantılarda yurt dışından gelen yabancı bilim adamlarının bu unvanı kullanmasının ancak müşteki kurumca Türkiye’de geçerli sayılması halinde mümkün olabileceği gibi bir sonuç ortaya çıkartılması gerekmektedir. Oysa günümüzde böyle bir iddia düşünülmeyeceği gibi zaten 2547 sayılı yasada da böyle bir düzenleme yoktur. Öte yandan TCK’nin 252. maddesine göre bilimsel bir unvan olan profesörlüğün mülki ve asgari bir devlet memurluğu olarak düşünülmesi de mümkün olmadığından sanığın üzerine atılan suçun yasal unsurlarının oluşmaması nedeniyle beraatına karar verilmiştir. Karar tarihi 12,1999.”                                                  PROF. BAŞ’A YÖNELİK İFTİRALAR CEVAP BULUYOR   &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Bağımsız Türkiye Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş Meltem Televizyonunda yayınlanan Ekovizyon programına katılarak hakkında yapılan dünden bugüne bütün iddialara cevap verdi. Böylece kötü emel sahibi olan iddia sahiplerinin oyunu bozuldu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Prof. Dr. Baş, 12 Eylül 1980 askeri müdahalesinden bu yana hakkında açılan ‘davalar’ sonucunda uğradığı mağduriyetleri tek tek anlattı. Son 29 yıldır her hükümet döneminde onlarca davaya maruz kaldığını belirten Prof. Dr. Baş; hakkında açılan ceza davalarının tümünün beraatla sonuçlandığını, buna mukabil açtığı tazminat davalarını da kazandığını belgeler sunarak (avukatlarıyla birlikte) dile getirdi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hakkında açılan 20 bin sayfalık davalardan ve hepsinden berat edişlerini karşılığında kazandığı tazminatlardan örnekler vererek gerek askeri gerek sivil mahkemelerde karşılaştıklarını en ince ayrıntısına varıncaya kadar anlattı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sizin de malumunuzdur ki saatler süren açıklamaların makale çapında ele alınması mümkün değildir. Ancak birkaç satırda olsa aktaracağım sözler şunlardır;&lt;br /&gt;BTP Genel Başkanı, “Ben ne askerin, ne de devletin adamıyım. Ben milletin adamıyım” ifadesini sık sık kullandı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Prof. Dr. Haydar Baş, “Ben hiçbir zaman ne devletimi, ne askerimi, ne de bununla ilgili kurum ve kuruluşlarımı Yüce Milletimizin huzurunda eleştirip, bundan bir puan elde etmek istemem. Benim de senelerden beri kulağımıza gelen bu dedikodulara bir gün cevap vermemiz gerekiyordu.” Dedi ve bunların sebeplerini dile getirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Devletin hiçbir günahı yoktur, ordunun da hiçbir günahı yoktur. Bunlar kurum ve kuruluşlardır. Devleti ve milleti ayakta tutan irade, zihniyetine ve ideolojisine göre vatandaşa tavır takınıyor. Ben o gün de, bugün de aynı inançtayım: Devletin hiçbir günahı yok, bu devlet benim devletim. Ordunun hiçbir günahı yok, bu ordu benim ordum. Bunlar olmazsa, millet diye bir kurum olmaz. Yıllardan bu yana oynanan oyun ordu ile devleti devre dışı bırakıp, millet denilen bu köklü varlığı yok etmektir. İşte ben bunun savaşını verdim, veriyorum.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet değerli dostlar Sayın Baş’ın iddialara cevap verdikten sonra şimdi bu iddialarda bulunanların yapması gereken eğer varsa, kızarmış yüzleriyle milletten ve Sayın Baş’tan özür dilemelidirler. &lt;br /&gt;Peki, Prof. Dr. Haydar Baş beye kulak verselerdi ne olurdu?.. &lt;br /&gt;U.Kepekçi-TUNALIM&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8586667809174571462-5645867108210716684?l=tunalim-1950.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://tunalim-1950.blogspot.com/feeds/5645867108210716684/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=8586667809174571462&amp;postID=5645867108210716684' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8586667809174571462/posts/default/5645867108210716684'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8586667809174571462/posts/default/5645867108210716684'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://tunalim-1950.blogspot.com/2009/12/prof-dr-haydar-basin-profosorlugu.html' title='PROF. DR. HAYDAR BAŞ’IN PROFOSÖRLÜĞÜ HAKKINDA  ...'/><author><name>TUNALIM</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12941521396391642175</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='06304716709334886209'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8586667809174571462.post-7172420536653166733</id><published>2009-12-09T11:25:00.000-08:00</published><updated>2009-12-09T11:26:04.247-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='lider'/><title type='text'>DÂVÂ VE ÇİLE ADAMI PROF. DR. HAYDAR BAŞ</title><content type='html'>Prof. Dr. Haydar Baş gerçek bir dâvâ adamıdır. Dâvâsı, her zaman Hak ve millet adına olmuştur. Hayatının, davasına paralel olarak hep çile ve sıkıntılarla geçtiğine de şahit olmuşuzdur. O, kendini milletine adadıkça, anlamakta güçlük çektiğimiz kişiler ve kurumlar tarafından sürekli sıkıntılara uğratılmış, asılsız iftira ve karalama kampanyalarına maruz kalmıştır…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fikir ve kanaat önderi olma şahsiyetinden dolayı; sıklıkla, çeşitli mahkemelerde sorgulanma safhaları yaşamıştır. O, her zaman baba tavrı sergilemiş, kuşatıcı ve affedici tavırlardan hiçbir zaman vaz geçmemiştir. Ona yapılan kötü muamelelere rağmen O, ne devlete, ne millete, küsmemiştir…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O, kendine yapılmaya çalışılan haksızlıklara karşı sadece hukuki mücadeleler vermiş, asla bu kurum ve kuruluşlar hakkında ima yollu dahi kötü ifadeler kullanmamıştır. Hatta bizler, bazen yapılan haksızlıklara dayanamayıp kurumlara sitem ettiğimiz zaman bile bize müsaade etmemiştir. “Bir milletin ayakta durabilmesi için güçlü aile, güçlü ordu, güçlü devlet yapısı olmalıdır. Hiç kimsenin bu gücü yıpratmaya yönelik hareketlerde bulunmasını istemiyorum. Her ne kadar yanlış yaparlarsa yapsınlar biz hukukun üstünlüğüne ve Hakka inanıyoruz, er ve de geç hak tecelli edecektir.” Diyerek bizlere nasihat eder.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En sıkıntılı ve çileli dönemlerinde bile O, Hazreti Musa dönemindeki bir hadiseyi anlattır ve “Ben hazreti Musa dönemindeki anayım” der…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hazreti Musa (as) zamanında bir çocuğa, iki kadın analık iddiasında bulunur. Hazreti Musa’ya gelinir ve durum izah edilir. Hazreti Musa hemen orta yere bir ateş yakılmasını emreder. İki kadına sorar “bu çocuk kimin?” Her iki kadın da “bu çocuk benim” iddiasında bulunur. O zaman Hazreti Musa “atın bu çocuğu ateşe” emrini verir. O sırada kadınların biri haykırarak; “Ya Musa, bu çocuk benim değil” der. Hazreti Musa “ben öğreneceğimi öğrendim. Bu çocuğun gerçek annesi; “bu çocuk benim değil” diyen kadındır. Çünkü evladının yanmaktansa başkasının evladı olarak kalmasına gönlü razı olmuştur. Bu tavrı da ancak gerçek ana ortaya koyar” ifadesini kullanır ve çocuğu gerçek annesine teslim eder. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte Sayın Baş’ın, engin feraset ve merhametinin bir göstergesi olarak devleti, milleti ve orduyu sahiplenmesinin gerçek nedeni… (((PROF. DR. HAYDAR BAŞ ETRAFINDA ESTİRİLEN FİTNELER))) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sayın Baş, dün ve bugün yaşadığı her sıkıntıyı Yüce Allah’ın imtihanı vesilesi olarak gördü ve fakat haklı mücadelesinden sapmadan Hakka ve halka hizmeti ibadet bildi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu çileli hayatın sıkıntıları zaman zaman artarak devam etmiştir. Çileli dönemlerden biri de Onun, Dinler arası diyalog faaliyetlerinin karşısına çıkma dönemine rastlar… &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O, Dinler arası diyalogun Müslüman’ın itikadında asla olmayan bir düşünce olduğunu ve bu faaliyetlerin “milli ve dini bütünlüğümüzü” yıkmaya yönelik haçlı batının oyunu olduğunu ilmi bir bakış açısıyla haber verince, diyalogun yerli ve yabancı taşeronları Onun sesini kesmek için olmaz türlü iftira ve karalama kampanyalarını artırdılar. Ama gerek O, gerek yakın arkadaşları, Dinler arası diyalog projesi mademki uluslar arası nitelik taşımaktadır ve arkasında ABD ve Vatikan vardır, o zaman kimleri karşılarına aldıklarını çok iyi bilmekteydiler. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sayın Baş, ne zaman Bağımsız Türkiye Partisini kurduysa ve Genel Başkanı olsuysa, Onun etrafında estirilen iftira ve karalama kampanyaları daha da hız kazandı. Onun en mahrem aile meselelerinden tutun da yazdığı kitaplara, aldığı ilmi unvanlara varıncaya kadar, tartışma konusu yapıldı... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sayın Baş’ın ortaya koyduğu “Milli Ekonomi Modeli” ve “Sosyal Devlet Milli Devlet” projeleriyle “dini ve milli bütünlüğümüzü” savunduğunu görenler, (aslında dinimize ve vatanımıza kast edenler) Sayın Baş’ı hedef tahtasına oturttular. Sayın Baş ve yakın arkadaşlarına ait olan ne kadar kurum ve işletme varsa hepsi yakın takibe alınarak adeta linç girişimlerinde bulundular. Bütün haksız uygulamalara rağmen Sayın Baş ve arkadaşları, hukuk dışı hiçbir hareket sergilemediler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diyalog safsatasına ve küresel güçlere taşeronluk edenler, hedeflerine varmak için ne gerekiyorsa yapmaktan kaçınmadıklar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Milletin kafasına öyle bir fitne yaydılar ki her yerde devlet ve milleti birbirine düşürmeye çalıştılar. Askerle sivil çatışmasını sağlamak için akla hayale gelmez fitne rüzgârları estirmeye çalıştılar. Ancak, hukuk insanı, bilge adam, vatana sevdalı, bayrak aşığı Sayın Prof. Dr. Haydar Baş, her zaman ve mekânda özünden, kimliğinden taviz vermemiş, milli bütünlüğün tesisi için daima azim ve kararlılıkla yürümesini bilmiştir.TUNALIM...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8586667809174571462-7172420536653166733?l=tunalim-1950.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://tunalim-1950.blogspot.com/feeds/7172420536653166733/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=8586667809174571462&amp;postID=7172420536653166733' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8586667809174571462/posts/default/7172420536653166733'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8586667809174571462/posts/default/7172420536653166733'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://tunalim-1950.blogspot.com/2009/12/dava-ve-cile-adami-prof-dr-haydar-bas.html' title='DÂVÂ VE ÇİLE ADAMI PROF. DR. HAYDAR BAŞ'/><author><name>TUNALIM</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12941521396391642175</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='06304716709334886209'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8586667809174571462.post-2698749622681419693</id><published>2009-12-04T20:31:00.000-08:00</published><updated>2009-12-05T18:20:55.998-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='maske'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='diyalog'/><title type='text'>DİYALOGCULARIN MASKESİ DÜŞTÜ...</title><content type='html'>Dinlerarası diyalog faaliyetlerinin içinde yer alanların büyük yalanlarından biride “dünya barışı” (!) adına diyalog yapıyoruz düzmecesidir.  Müslüman olan birinin bu yalana bilerek düşmesi mümkün değildir. Çünkü Müslüman’ın kitabı Kur’anı Kerimde, Peygamberimize ithaf en: “Biz, seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.” (Enbiya/021.107) buyurmakla, cahiliye döneminin bittiğini, karanlığın aydınlandığını, buna da vesile; Hazreti Muhammed (sav) olduğunu haber vermiştir. Ayeti kerimedeki “âlemler” kavramı, dünya insanlığını değil, yaratılmış adına ne varsa onu kapsamaktadır. Ayrıca, bildiğimiz âlemden başka âlemleri de kapsamaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yunus Emre bir beytinde:&lt;br /&gt;"Mümin olanların çoktur cefası&lt;br /&gt;Ahirette olur zevki sefası&lt;br /&gt;Onsekizbin âlemin Mustafa sı&lt;br /&gt;Adı güzel kendi güzel Muhammed"&lt;br /&gt;buyurmakla âlem kavramının ne kadar geniş olduğunun ipucunu vermektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Barış denen kavram, “sulh” (TDK Sözlüğü) olarak tanımlanır. Sulh kelimesi de; savaşmadan yaşamak; uyum, karşılıklı anlayış ve hoşgörü ile oluşturulan ortam gibi manaları içerir.&lt;br /&gt;Rahmet kavramı ise iyilik ve güzellik adına, bağışlanma, acıma, merhamet duyarak davranma gibi, aklın sınırlarını aşan çok geniş ifadeleri kapsamaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hâlbuki dünya barışından sıkça söz eden haçlı batının; ne barıştan, ne merhametten, hiçbir nasibi yoktur (Irak vahşeti). Sözüm ona ateizm olarak adlandırılan, dinsizlik cereyanlarına karşı birliktelik oluşturmaya kalkışan ABD ve AB ülkeleri bugün dünden daha dindardır (!). Yaptıkları işgalleri ve işkenceleri “haçlı ruhuyla” yerine getirdiklerini ifade etmektedirler.  Bu işleri tanrının verdiği görevle yerine getirdiklerini söyleyecek kadarda yalancı ve barbardırlar!..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rahmet kavramı ve kapsamı yanında barış kelimesinin sözü bile edilemez. Eğer dünya sulh ve huzur içinde yaşamak istiyorsa Âlemlere Rahmet Hazreti Muhammed’in (sav) kutlu mesajları ile buluşmak zorundadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yolunu kaybetmişlerin, yolunu bulmakta gecikmelerinin sebebi; içimizdeki “diyalog sapkınları ve meftunlarıdır.”  Yapılan diyalog teklifini ellerinin tersiyle itip, “Bir elime Güneş’i bir elime de Ay’ı verseniz hak bildiğim yoldan dönmem” diyen Peygamber buyruğunu yerine getirselerdi, yanlıştaki ısrarlarına devam etmeyebilirlerdi. Çünkü bizim dinimiz; Alemlere rahmet olarak Hazreti Muhammed Efendimizi (sav) göndermiştir. Barış Ondadır, Onunla olmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Allah’ın: “De ki: Ey kâfirler; Ben, sizin tapmakta olduklarınıza tapmam. Benim taptığıma da sizler tapmazsınız. Ben de sizin taptıklarınıza, tapacak değilim. Benim taptığıma da sizler, tapacak değilsiniz. Sizin dininiz size; benim dinim banadır” (Kafirun/16) diyerek reddetselerdi. İçimizde uzantı bulamayan haçlı batı avucunu yalamakla kalmayıp, hak duruşumuz karşısında hidayetin kapılarını aralama imkânı bulabilecekti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diyalog meftunları yaptıkları işlere, “dini kılıflar”, ya da sahte “dünya  barışı” ifadeleri kullanarak milleti aldatmaktan geri dursunlar. Geçici bir dünya menfaati uğruna hem kendilerine, hem de MüslümanTürk milletine yazık etmekten vazgeçsinler. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;U.Kepekçi-TUNALIM...&lt;div&gt;&lt;object width="512" height="462"&gt;&lt;param name="movie" value="http://d.yimg.com/static.video.yahoo.com/yep/YV_YEP.swf?ver=2.2.46" /&gt;&lt;param name="allowFullScreen" value="true" /&gt;&lt;param name="bgcolor" value="#000000" /&gt;&lt;param name="flashVars" value="playlistId=101968382&amp;isCarouselEnabled=1&amp;lang=en-us&amp;intl=us" /&gt;&lt;embed src="http://d.yimg.com/static.video.yahoo.com/yep/YV_YEP.swf?ver=2.2.46" type="application/x-shockwave-flash" width="512" height="462" flashVars="playlistId=101968382&amp;isCarouselEnabled=1&amp;lang=en-us&amp;intl=us" allowFullScreen="true" bgcolor="#000000"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href=""&gt;&lt;/a&gt; @ &lt;a href="http://video.yahoo.com" &gt;Yahoo! Video&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8586667809174571462-2698749622681419693?l=tunalim-1950.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://tunalim-1950.blogspot.com/feeds/2698749622681419693/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=8586667809174571462&amp;postID=2698749622681419693' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8586667809174571462/posts/default/2698749622681419693'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8586667809174571462/posts/default/2698749622681419693'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://tunalim-1950.blogspot.com/2009/12/diyalogcularin-maskesi-dustu.html' title='DİYALOGCULARIN MASKESİ DÜŞTÜ...'/><author><name>TUNALIM</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12941521396391642175</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='06304716709334886209'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8586667809174571462.post-1815028792755455548</id><published>2009-12-01T12:48:00.000-08:00</published><updated>2009-12-01T12:49:26.506-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='duyuru'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='açıklama'/><title type='text'>BTP GENEL MERKEZİ'NDEN KAMUOYUNA DUYURU</title><content type='html'>Aziz milletimiz,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özellikle son günlerde bazı çevreler tarafından Genel Başkanımız Prof. Dr.  Haydar BAŞ’la ilgili bazı dedikodu ve iftiralar yapılmaya çalışılmaktadır. Halkın arasına da yayılmaya çalışılan bu nifak ve fitne tohumlarının belirli basın organlarında yer alması düşündürücüdür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dıştan güdülmeyi varlık sebebi sayarak devleti ve milleti içten teslim almaya çalışan, bu sebeple de devlet kurumlarını, orduyu ve milleti birbirine düşüren bu odakların, devlete, millete ve hukuka sahip çıkmış Genel Başkanımızı hedef tahtasına oturtma gayretlerini anlamak hiç de zor değildir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aynı güçler, devletin ve milletin istikbalinin teminatı olan bu hareketi baltalamak, Genel Başkanımızın itibarını zedelemek ve onun hizmetlerini milletin gözünden saklamak için ortaya koyduğu hizmeti illegal göstermeye çalışmaktadırlar. Hemen belirtelim ki asıl illegallik bu menfur zihniyet ve onların ortaya koyduğu fitne hareketleridir. Bu asılsız ve mesnetsiz saldırılar yüce milletimiz tarafından ibretle izlenmekte olup mutlaka mahkûm edilecektir. Ayrıca bu sürece Prof. Dr. Haydar BAŞ Beyin ismini geçirerek bulaştırmaya çalışanlar hukukun en temel ilkelerini çiğnedikleri gibi yargıyı da yanlış yönlendirme hesabı içindedirler. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Söz konusu haksız saldırılar devlet ve millet adına değil, kendini devlet ve millet yerine koyan yerli işbirlikçiler tarafından yapılmaktadır. Burada hedef devletin kimliği, milletin birlik ve beraberliği ve vatanın bölünmez bütünlüğüdür. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu oyun yeni de değildir. Onlarca yıldan beri Genel Başkanımızı millet hizmetinden alıkoymak için mali ve hukuki yönden pek çok saldırı plan ve programı tezgâha konulmuştur. İşyerleri kapatılmaya çalışılmış birçok iftiralar mahkeme salonlarına taşınmıştır. Bugüne kadar yüzden fazla dava ve 20 bin sayfayı aşkın mahkeme dökümanları ile tarihte bir benzeri görülmemiş hukuk mücadelesi verilmiştir. Kendisine iftira atanlar her defasında mahkemeler tarafından ceza ve tazminatlara mahkûm edilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;28 Şubatın gerçek mağduru Prof. Dr. Haydar BAŞ’ tır. Jandarma, emniyet yıllarca onun peşine düşerek baskı uygulamıştır. Birçok işyerlerine baskınlar düzenlenmiştir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O gün olduğu gibi bugün de aynı zihniyet Genel Başkanımızı mağdur etmeye çalışmaktadır. Mesela, BTP tarafından İstanbul Çağlayan meydanında yapılan 300 bin kişilik miting, küçük bir grupça sabote edilmeye çalışılmış, iddianamede, miting o küçük grup tarafından yapılmış gibi ifade edilmiştir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bütün baskılar ve mağduriyetlere rağmen Prof. Dr. Baş, bir şefkatli baba tavrıyla devletine ve milletine sahip çıkmıştır. O yanlış ve zulüm yapanların, kendisini devlet yerine koyan, görevini kötüye kullanan bir kısım şahıslar olduğunu biliyordu. Bu sebeple o, devletine küsmedi, darılmadı, daha çok sahip çıktı. Her zaman “devlet zaafa uğrarsa millet dağılır” dedi. Askere sahip çıkması da aynı mantıkladır. Zira ordusu güçlü olmayan bir milletin ayakta kalma şahsı yoktur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha birkaç gün önce hacda, Arafat ta kaldığı çadırda Türk Bayrağını gören hacılar “mutlaka bu Haydar Hocanın çadırıdır” diyorlardı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Unutmayalım ki, ülkenin yapı taşları ile oynuyorlar. Ülkeyi ülke, devleti devlet ve milleti millet yapan tüm değerler, içimizden gözüken ve fakat başka güçler hesabına çalışan eller üzerinden boşaltılıyor. Ha Türk Devleti olmuş, ha AB, ABD demeye getiriyorlar. Bayrağımızı tartışmaya açarak ona bez parçası diyorlar. Ha Türk Bayrağı, ha ABD veya AB bayrağı ne fark eder diyorlar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vatan topraklarını, millete ait kamu kurum ve kuruluşlarını yapancılara peşkeş çektiler. Asker, Ordu ve devlet “düşman” muamelesine tabi tutuldu. Kıbrıs ta Türk Askeri işgalci ilan edildi. Sözün özü, Türk Milletini teslim almak istiyorlar. Ve iyi biliyorlar ki tüm bu oyunları bozan tek adam Prof.Dr.Haydar Baş’tır. Bunun için ona askerin adamı, derin devletin adamı, yakıştırmasını yaptılar. Keşke Asker ve Devlet Prof. Dr. Haydar Baş’ı dinleseydi. O zaman Kıbrıs elden çıkma noktasına gelmezdi, o zaman millet devlet ile çatışmazdı. O zaman vatan toprakları ecnebilere satılmazdı. Devlet borca batmazdı, teröristler kahramanca karşılanmazdı, o zaman vatan toprakları bölünme noktasına gelmezdi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne yazık ki; Bu millete sahip çıkan Prof.Dr.Haydar Baş’a saldıranlar 28 Şubatın Mağduru değil, gerçekte 28 Şubatın senaryosunu yazanlardır. Onlar iyi polis- kötü polis rolünü paylaşarak sonuçta milletin ve devletin kaybettiği bir finali hazırlamışlardır. Mağdur rolü oynayanla, o günün siyaset ve asker sorumlusu aynı fotoğraf karesinde buluşmuş, aynı Yahudi kuruluşlarından ödül almışlardır. Misyonları ortaya çıkarılınca da bu kez patronlarının çağırmasıyla ABD’de istihbarat kontrollü çiftlik evlere yerleştirilmişlerdir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aziz milletimiz, şu noktadan da rahat olsun ki hukuku ihlal edenlerden, bu yolla yargıyı yönlendirmeye çalışanlardan hukuk nezdinde hesap sorulacaktır. Birtakım dış şer odaklarının talimatları ile hareket eden, milletin kimliğini, akaidini, kültürünü ve fiziki varlığını peşkeş çekenler, tarih- millet ve hukuk önünde hesap vereceklerdir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Genel başkanımız ve biz bu güne kadar haklı olduğumuz bütün konularda geri adım atmadık bundan sonra da atmayacağız. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özümüz ve davamız millet meselesidir. Mücadelemiz devlet millet ve topyekun bizi biz yapan değerler adınadır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dindarız ama asla fundemantalist değiliz. Sonuna kadar milliyetçiyiz ama kafatasçı ve bölgeci değiliz. Her zaman mandacılığa karşı çıktık ve bağımsızlık bizim millet olarak karakterimizdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ana meselemiz insana hizmettir. Vatan ve millet sevgisi iftihar kaynağımızdır. Temel hak ve hürriyetleri korumak, hem sloganımız hem de hedefimizdir. Hukukun üstünlüğüne sahip çıkmak, değişmez parolamızdır. Devlete ve millete birlikte sahip çıkmak ve hizmet etmek gayemizdir. Halka hizmetin hakka hizmet olduğunun idraki içindeyiz. Mücadelemizde milletimizin yüksek menfaatleri ve samimiyetimiz belirleyicidir. Ekonomik kalkınma, hayati önem taşımaktadır. Hiçbir güç bizi bu yüce gayeden geri çeviremez. Millet ve onun bağlı olduğu mana ve değerler dışında başka otoriter bir güçte tanımıyoruz. Kimliği, vasfı, unvanı ne olursa olsun herkes her kurum hukuk çizgisinde kalmaya mecburdur. Yıkıcı çevreler hukukun ve milletin bariyerlerine bir gün çarpacaklarını unutmamalıdır. Yargının adaletle hareket etmesi onun varlık sebebidir ve buna inancımız tamdır. Siyasiler millet için vardır ve asla kendi bindikleri dalı kesmemelidirler. &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Konuyla ilgili olarak Genel Başkanımız Prof. Dr. Haydar Baş 5 Aralık Cumartesi Meltem TV.de saat 21:00 de Ekoanaliz programında basın mensuplarının sorularını cevaplandıracaktır. Bu şartlar altında Yüce Milletimizin Prof.Dr.Haydar BAŞ ve onun fikir ve projelerinin etrafında kenetlenmek dışında başka bir yolu yoktur. Milletimiz, kendisine sahip çıkanlarla, kendisine oyun oynayanları fark etmek mükellefiyeti altındadır. Milletimizin bu basiret ve ferasete sahip olduğuna inanıyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu duygularla Aziz Milletimizi sevgi ve saygılarımızla selamlıyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BTP GENEL MERKEZİ:  Haberin videosu : http://www.dailymotion.com/video/xbbqxu_bayymsyz-turkiye-partisinden-&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8586667809174571462-1815028792755455548?l=tunalim-1950.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://tunalim-1950.blogspot.com/feeds/1815028792755455548/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=8586667809174571462&amp;postID=1815028792755455548' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8586667809174571462/posts/default/1815028792755455548'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8586667809174571462/posts/default/1815028792755455548'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://tunalim-1950.blogspot.com/2009/12/btp-genel-merkezinden-kamuoyuna-duyuru.html' title='BTP GENEL MERKEZİ&apos;NDEN KAMUOYUNA DUYURU'/><author><name>TUNALIM</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12941521396391642175</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='06304716709334886209'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8586667809174571462.post-2046628819586192963</id><published>2009-11-30T10:38:00.001-08:00</published><updated>2009-11-30T10:38:48.077-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='para'/><title type='text'>PARA BAĞIMSIZLIĞINA MUTLAKA KAVUŞMALI</title><content type='html'>Türk lirasını bağımsızlığına kavuşturmadan Türk milletinin ve devletinin bir adım atması mümkün değildir” diyen Prof. Dr. Haydar Baş, “Bunu biz çok iyi biliyoruz ve mükemmel bir şekilde hayata geçirmeye varız” diye konuştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, para konusunda çarpıcı değerlendirmelerde bulundu. “Türkiye’de piyasada bulunan Türk lirasının ABD dolarına karşılık olarak basıldığı için aslında bizim paramız değildir” diyen Prof. Dr. Haydar Baş konuşmasında piyasada Türk parasının hâkim kılınmasının önemine işaret etti. Paranın ne demek olduğunu Milli Ekonomi Modeli’nde tüm detaylarıyla açıkladığını söyleyen Prof. Dr. Baş şöyle konuştu:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Ben Milli Ekonomi Modeli’nde parayı bütün detaylarıyla ele aldım. Ekonomi tarihinde ele alınmadığı şekliyle paranın aslında ne demek olduğunu anlattım. Bu işi ben gerçekten bilen bir insanım. Arkadaşlar para emektir. Çalışıyorsunuz bir yerde memursunuz, ay sonu doluyor para alıyorsunuz. Nedir bu? Emek, eşittir para. Para bir de üretimin karşılığıdır. Önümüzde bardak, kitap ve masa var bunlar ürettiğimiz mamullerdir. Bunları neyle üretiyorsunuz? Parayla üretiyorsunuz. Demek ki üretimin de emeğin de karşılığı paradır.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dolara karşılık basılan para bizim değildir&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye’nin 600 katrilyon lira Gayri Safi Milli Hasılası olduğunu dile getiren BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, buna karşılık piyasada bulunması gereken paranın basılmadığını söyledi. BTP Genel Başkanı şöyle konuştu: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Şimdi Türkiye’nin üretiminin ve emeğinin yılsonu karı var. Buna Gayri Safi Milli Hâsıla denir. Türkiye’nin bugünün şartlarında aşağı yukarı 600 katrilyon TL hâsılası var. Bu 600 katrilyon lira mal olarak raflarımızda var, ama para olarak piyasada yok. Raflar dolu ama karşılığında para basılmadığı için memurun cebinde para yok, işçinin, emeklinin ve tarım köylüsünün cebinde para yok. Devletin o malın karşılığında parasını basmasına senyoraj geliri denir. Bunu yapmadığımız için piyasada para yok. Çarşıya gittiğimizde istediğimiz mamül var ama cebimizde para yok. Bu neden? Emeğinizin karşılığı olarak olması gereken para cebinizde olmadığından istediğimiz gibi alışveriş yapamıyoruz. Onun için GSMH’yı oluşturan bu malın karşılığında devlet parasını basacak. Borç aldığı dövizin karşılığında, hazinesine koyduğu dövizin karşılığında para basmayacak. Dövizin karşılığında para basarsa o para bizim paramız olmaz. Yılsonu kazancımızın karşılığında bastığımız para bizim paramızdır. Yani milletin parasıdır.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu mantıkla millet sıkıntıdan kurtulamaz&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Siyasilerin millete ait olan parayı basmadıklarını ondan sonra da enflasyon olur dediklerini söyleyen Prof. Dr. Haydar Baş, “Bu iddia Kapitalizmin ağzında çiğnediği sakızdır” diye konuştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BTP Genel Başkanı şunları söyledi: “Senin yılsonu kazancın yoktur, hiçbir şeyin yoktur kendi kendine yılsonu para basıyorsun o zaman enflasyon olur. Ama ben 600 katrilyon liradan bahsediyorum. Bunun karşılığında olması gereken para yok diyorum piyasada. İşte Türkiye’de olmayan para bu para. Türkiye’de olan para dövizin karşılığı paradır. Onun için de Türk milleti sıkıntıdan kurtulamaz. Sadece bu formülle Türk milleti batmaya mahkûmdur, devleti batmaya mahkûmdur.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türk lirası bağımsız olmalı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu sıkıntıdan kurtulmak ancak Milli Ekonomi Modeli’nin uygulanmasıyla mümkün olduğuna işaret eden BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş konuşmasını şöyle sürdürdü: “Bu yanlış gidişatı ancak bizim Milli Ekonomi Modeli’nde etraflıca açıkladığımız kurallarla rayına oturtur, sıkıntıdan, musibetten ve belalardan bu milleti kurtarabiliriz. Kimsenin kuşkusu olmasın bunu ben yapmaya varım. Bunu biz yaptığımızda dünyanın hiçbir ülkesi bize mani olamaz. Çünkü bu bizim hakkımız. Düşünün ki ben bu malı para olarak basmıyorum ama ihraç ediyorum. Karşılığında ne alacağım. Para alacağım değil mi? E kardeşim madem satınca para alacaksın şimdi karşılığında para bassana. Niye basmıyorsun? Demek ki biz kendimizi idare edecek muhtariyete henüz kavuşmadık. Bu bütün iktidarlar döneminde maalesef böyle olmuştur. Sağcısı, solcusu ya da İslamcısı hepsinin döneminde böyle olmuştur. Bunların alın birini vurun ötekisine hiçbirinin diğerinden farkı yoktur. Binaenaleyh Türk lirası bağımsızlığına kavuşmadan Türk milletinin ve devletinin bir adım atması mümkün değildir. Bunu biz çok iyi biliyoruz ve mükemmel bir şekilde hayata geçirmeye varız.”TUNALIM....&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8586667809174571462-2046628819586192963?l=tunalim-1950.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://tunalim-1950.blogspot.com/feeds/2046628819586192963/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=8586667809174571462&amp;postID=2046628819586192963' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8586667809174571462/posts/default/2046628819586192963'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8586667809174571462/posts/default/2046628819586192963'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://tunalim-1950.blogspot.com/2009/11/para-bagimsizligina-mutlaka-kavusmali.html' title='PARA BAĞIMSIZLIĞINA MUTLAKA KAVUŞMALI'/><author><name>TUNALIM</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12941521396391642175</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='06304716709334886209'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8586667809174571462.post-8483338901073802470</id><published>2009-11-23T15:03:00.000-08:00</published><updated>2009-11-23T15:04:13.464-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ekonomi'/><title type='text'>MİLLİ EKONOMİ,İNSANA BEŞİKTEN-MEZARA SAHİP ÇIKAN BİR SİSTEMDİR</title><content type='html'>Geçtiğimiz Cuma günü Meltem TV’de yayınlanan Ekoanaliz programına konuk olan Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş birçok güncel konuda önemli tespitler yaptı, çözüm yollarını gösterdi.&lt;br /&gt;Bütün cümleleri güzeldi ama programın sonunda öyle bir cümle ifade etti ki gerçekten asla unutulmaması gerekiyor:&lt;br /&gt;“Biz insanımızı anne karnındayken teslim alacağız, mezara koyana kadar ona sahip çıkacağız”&lt;br /&gt;Müthiş bir sahiplenme ve aidiyet duygusu…&lt;br /&gt;Peki, bu cümle sadece siyasi bir söylem mi yoksa Prof. Dr. Haydar Baş’ın bu büyük hedefi başarma noktasında projeleri var mı?&lt;br /&gt;Esasen bu cümle, Prof. Dr. Baş’ın Ekoanaliz programının başından sonuna kadar anlattığı gerçeklerin bir özeti bir neticesi gibiydi.&lt;br /&gt;Sayın Baş, önce neler yapacağını bir bir açıkladı ve son olarak da bu tarihi cümleyi söyledi. &lt;br /&gt;İnsanımızı anne karnından teslim almak, mezara kadar ona devlet olarak sahip çıkmak…&lt;br /&gt;Prof. Dr. Haydar Baş pratikte bu cümleyi nasıl hayata geçireceğini, dilerseniz, programda anlattıklarından, Milli Ekonomi Modeli ve Sosyal Devlet"Milli Devlet tezinden alıntılar yaparak ifade edelim.&lt;br /&gt;Ev hanımlarına 500 TL “Ev Hanımı Meslek maaşı” verilecek, ev hanımları ayrıca 500 TL de Vatandaşlık Maaşı alacak. Devlet sağlığı “vatandaşına hizmet” mantığıyla ele alacak ve sosyal devlet gereği sağlık hizmetleri kaliteli ve ücretsiz olacak.&lt;br /&gt;Böylece hamile olan bir ev hanımı yeterli ve sağlıklı beslenebilecek, doğum yapana kadar sürekli doktor gözetiminde olacak.&lt;br /&gt;Doğum anı geldiğinde hastane hastane dolaşmayacak, doğum masraflarını nasıl ödeyeceğiz diye düşünmeyecek. Devlet doğum ve sonrası bakım için tam 15 bin TL “Doğum Parası” verecek.&lt;br /&gt;Anne ve babalar çocuk sahibi olduklarında “nasıl bakarız” diye kara kara düşünmeyecek. Milli Devletin kanatları altında geleceğe güvenle bakacaklar.&lt;br /&gt;  Çocuk büyümeye başladı. Devlet, 18 yaşına gelinceye kadar çocuğun masraflarını üstleniyor ve her ay 250 TL burs veriyor. Bu arada eğitimin de tamamen ücretsiz olduğunu ifade etmeliyiz.&lt;br /&gt;18 yaşını aştığı zaman her vatandaş 500 TL vatandaşlık maaşı alıyor. Genç üniversiteye devam etmek isterse sınavsız bir şekilde üniversiteye girebiliyor ve üniversitede okuduğu müddetçe herhangi bir eğitim masrafı yine yok.&lt;br /&gt;Genç işçi olarak çalışmaya başladı, asgari ücreti 2 bin TL olacak.&lt;br /&gt;Genç, memur olarak çalışmaya başladı en düşük memur maaşı 3 bin TL olacak. Maaşlarından da herhangi bir kesinti olmayacak.&lt;br /&gt;Yok açlık sınırıdır, yok yoksulluk sınırıdır gibi bir dert de kalmıyor. Herkes işinin sahibi oluyor, çalışıyor, üretiyor, verimlilik had safhaya çıkıyor.&lt;br /&gt;Genç evlenmek istedi, uzun vadeli sıfır faizli evlilik kredisi alıyor. Ev, araba sahibi olmak istedi yine sıfır faizli uzun vadeli ev kredisi, araba kredisi alabiliyor.&lt;br /&gt;Genç eğitim dönemini tamamladı, iş sahibi olmak istiyor ve kendi işini kurmak istiyor, devlet üreticiye uzun vadeli sıfır faizli kredi imkanı sunuyor.&lt;br /&gt;Unutmadan söyleyelim, Milli Ekonomi Modeli döneminde işçi ya da memur olmak tercih meselesi olacak, kabiliyeti olan herkes devlet desteğiyle kendi işini kurabilecek. &lt;br /&gt;Emeklilik yaşı geldi, tabii bu yaş mezar yaşı olmayacak. Devlet, emeklilerin bütün sağlık problemlerini ücretsiz olarak üstlendiği gibi, mevcut emekli maaşlarının kat kat fazlasıyla onları desteklemeye devam ediyor.&lt;br /&gt;Daha çok şeyler söylenebilir, ama kısaca ifade etmek gerekirse Prof. Dr. Haydar Baş, sunduğu projelerle halkımıza anne karnından mezara kadar sahip çıkıyor.&lt;br /&gt;Prof. Dr. Haydar Baş’ın Milli Ekonomi Modeli’ne boşu boşuna “insan merkezli model” denmiyor.&lt;br /&gt;Bu model ve sahibi boşu boşuna Nobel’e aday gösterilmiyor.&lt;br /&gt;Boşu boşuna bu model için 6 uluslar arası kongre yapılmıyor, bu kongrelerde 400’ü aşkın dünya çapında bilim adamı bu modeli boşu boşuna ayakta alkışlamıyor.&lt;br /&gt;Prof. Dr. Haydar Baş gerçekten farklı bir lider ve projeleri de mükemmel.&lt;br /&gt;İnşallah bu eşsiz modelin uygulanmasına yakın bir gelecekte şahit oluruz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;M.Çabas--TUNALIM...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8586667809174571462-8483338901073802470?l=tunalim-1950.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://tunalim-1950.blogspot.com/feeds/8483338901073802470/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=8586667809174571462&amp;postID=8483338901073802470' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8586667809174571462/posts/default/8483338901073802470'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8586667809174571462/posts/default/8483338901073802470'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://tunalim-1950.blogspot.com/2009/11/milli-ekonomiinsana-besikten-mezara.html' title='MİLLİ EKONOMİ,İNSANA BEŞİKTEN-MEZARA SAHİP ÇIKAN BİR SİSTEMDİR'/><author><name>TUNALIM</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12941521396391642175</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='06304716709334886209'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8586667809174571462.post-5722880781504507231</id><published>2009-11-13T19:58:00.000-08:00</published><updated>2009-11-13T19:59:54.833-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Haydar-Baş'/><title type='text'>28 ŞUBAT'IN GERÇEK MAĞDURU</title><content type='html'>Türkiye'nin içeriden ve dışarıdan yapılan baskılarla ateş çemberi içine düştüğü dönemler hayli fazladır. Türkiye'yi bu ateş çemberi içine itenlerin amacı açıktır: Son Türk Devletini ortadan kaldırmak, Devlet-Millet kaynaşmasını baltalamak, toplumsal dokuyu yozlaştırmak. Böyle dönemlerde eğer ülke içinde birlik ve beraberliği tesis etmek için uğraşan kişiler varsa ve bu kişiler ülkeyi ayağa kaldırmak için fikri, siyasi, ekonomik projelerle halkın uyanmasını sağlıyorlarsa, bunlar her zaman hedef tahtasına alınmıştır.&lt;br /&gt;İşte bugün Türkiye böyle bir dönemdedir. Böyle bir ateş çemberinin içindedir. Bu dönemde halkı uyandırma, ülkeyi ayağa kaldırma, milli hassasiyetleri bayraklaştırma görevini Prof. Dr. Haydar Baş büyük bir gayret ve vecdle üstlenmiş durumdadır. Bundan dolayıdır ki, bazı odaklar tarafından, zaman zaman kendisine yönelik olarak alçakça bir karalama kampanyası devreye konulmaktadır.&lt;br /&gt;Bu kampanyayı yürütenlerin amacı bellbelidir: Milli hassasiyetleri ayakta tutmak, ülkenin ateş çemberi içine atıldığı bir dönemde Kuva-yı Milliye Ruhunu canlı tutmaya çalışmak, ülkenin yeniden dirilişini gerçekleştirmek isteyen Prof. Dr. Haydar Baş'ın itibarını lekeleyerek, bu kritik dönemde ülkeyi kucaklamaktan başka bir hesabı olmayan bir lideri sindirmektir. Böylece; aslında ulusal reflekslerin yeniden uyanmaya başlamasının da önü kesilmek istenmektedir.&lt;br /&gt;Bu yazıda Prof. Dr. Haydar Baş'a yönelik olarak ortaya atılan ve tamamen mesnetsiz olan bazı iddialara cevap vererek müfterilerin çirkin ve şaklabanca iftiralarını, belgelerle yüzlerine çarpacağız.&lt;br /&gt;A- "Prof. Dr. Haydar Baş, 28 Şubat'ın koruduğu bir kişidir" iddiasına red:&lt;br /&gt;28 ŞUBAT'IN GERÇEK MAĞDURU PROF. DR. HAYDAR BAŞ'TIR&lt;br /&gt;Türkiye'de yıllardan beri bazı kesimler tarafından Prof. Dr. Haydar Baş'a yönelik olarak yapılan yorumlarda ne hikmetse, "derin devletin adamı" ya da "28 Şubat tarafından hiç dokunulmayan adam" yaftalaması çok sık kullanılmaktadır. Tabii ki, bu ifadeler bilinçli olarak gündeme getirilmekte ve bu ifadelendirmeyi yapan merkezler, Prof. Dr. Haydar Baş'ı toplum önünde rencide ederek itibar kaybına uğraması taktiğini profesyonelce icra etmeye çalışmaktadırlar.&lt;br /&gt;Şöyle bir düşünün:&lt;br /&gt;28 Şubat, siyaseti ve toplumsal yapıyı ters yüz eden bir hareket. Yıllara yayılan uzun bir süreç. Bu süreci gerçekleştiren ve "derin devlet" olarak nitelendirilen odaklar (ki biz bu odakları iç ve dış küresel kargaşa senaristleri olarak nitelendiriyoruz) sözüm ona; İslamcı, dindar, muhafazakâr kişi ve gruplara karşı çok büyük sindirme ve ezme operasyonları düzenlemişler. Partiler kapanmış, işyerleri basılmış, Müslümanlar ticari ve siyasi arenada darmadağın edilmişler. &lt;br /&gt;28 Şubat'ı yukarıda ifade ettiğimiz çerçevede analiz eden o çokbilmiş taife, devamlı şunu söyler:&lt;br /&gt;"İşte bütün bunlar olurken, Prof. Dr. Haydar Baş'a hiç dokunulmadı. O'nun hiçbir işyerine, kurumuna zarar verilmedi. Hiçbir arkadaşı takibata uğramadı. Demek ki, bu adam, derin devletin adamıdır. 28 Şubat'ın koruduğu bir kişidir."&lt;br /&gt;Böylece, onlarca kitap yazan, binlerce makaleye imza atan, yüzlerce televizyon konuşması gerçekleştiren, fikrî boyutuyla ülkenin sorunlarına ciddi çözümler üreten ve de siyasi kimliğiyle dev adımlarla ülke arenasında gündem oluşturan Prof. Dr. Haydar Baş'ı, "Bu adam devletin adamı, bütün Müslümanlar cefa çekerken o sefadaydı, 28 Şubat'ın koruduğu bir kişidir" gibi masa başı iftiraları ile toplum nezdinde küçük düşürmek ve karalamak için sinsice tezgâhlanan bu oyun devreye girmiş olur.&lt;br /&gt;Bunları söyleyenleri ciddiye almayabiliriz. Ama bugüne kadar kamuoyunun bilmediği bazı gerçekleri bu nev'i şahsına münhasır kişilerin yüzüne çalmanın zamanı gelmiştir, diye düşündük. &lt;br /&gt;Ve düşündük ki, "28 Şubat'ta korunan adam" diye çamur attıkları Prof. Dr. Haydar Baş'ın ve O'na gönül verenlerin uğradıkları hukuk ve insanlık dışı baskıların, takibatın, soruşturmaların sadece bir parçasını onların yüzüne çalalım ki, utansınlar ve attıkları iftiralardan dolayı tevbe etsinler.&lt;br /&gt;SALDIRI BAŞLIYOR&lt;br /&gt;Prof. Dr. Haydar Baş, her zaman ve zeminde, her şartta ve konjonktürde, devletine asla küsmeyen, devlet içindeki bazı güçlerin insanlık dışı baskı ve tavırlarına karşı bile Devlet-i Ebed Müddet felsefesiyle bakarak devlet-millet kaynaşmasından asla taviz vermeyen bir liderdir.&lt;br /&gt;2Bu onurlu duruşun örneğine dünyada başka yerde rastlamak mümkün değildir. Bu onurlu duruşun, 28 Şubat süreci ile maruz kaldığı derin operasyonlar ve hukuk dışı baskıların bir örneğine de dünyada rastlamak mümkün değildir. &lt;br /&gt;"O süreci" planlayan iç ve dış odakların düğmeye basması ile aktif olarak takibata başlamaları, yıllara yayılan ve geniş bir ekibin içinde yer aldığı tam teşekküllü bir küresel çökertme harekâtıdır. &lt;br /&gt;İLK SALDIRI PROFESÖRLÜĞÜNE&lt;br /&gt;28 Şubat'ın bir kaç ay sonrası... Akçaabat Savcılığına ilginç bir suç duyurusunda bulunulur. Suç duyurusunu yapan kişi dönemin YÖK Başkanı Kemal Gürüz'dür. Gürüz, savcılığa yaptığı suç duyurusunda Prof. Dr. Haydar Baş'ın profesörlüğünü Türkiye'de kullanamayacağını, iddia ederek dava açar. Davanın temel konusu Haydar Baş'ın proesörlüğüdür. YÖK, Baş'ın profesörlüğüne karşı adeta savaş ilan etmiştir.&lt;br /&gt;Akçaabat Asliye Ceza Hâkimliği 1999/196 nolu kararıyla konunun kendilerini ilgilendirmediğini ifade ederek İstanbul Bakırköy Asliye Ceza Hâkimliği’ne havale eder. YÖK'ün başlattığı bu operasyon devam eder. Bu defa Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi'ne ihbarda bulunarak Prof. Dr. Haydar Baş hakkında aynı gerekçelerle dava açılması istenir. (BKZ.BELGE–1)&lt;br /&gt;Ankara DGM Başsavcılığı konuyu inceler, 2002/45 nolu kararı ile görevsizlik kararı alarak evrakı Ankara Cumhuriyet Savcılığı'na gönderir. &lt;br /&gt;Bu arada YÖK Başkanlığı hemen Ankara Nöbetçi Cumhuriyet Savcılığı'na aynı ihbarı yineleyerek Prof. Dr. Baş'ın profesörlüğü hakkında dava açılmasını ister. (BKZ.BELGE–2), (BKZ.BELGE–3)&lt;br /&gt;Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı 2002/32283 nolu kararı ile bu iddialar hakkında kovuşturmaya gerek olmadığına karar verir. (BKZ.BELGE–4)&lt;br /&gt;YÖK'ün başlattığı bu mücadele diğer taraftan İçişleri Bakanlığı müfettişlerince devam ettirilecek, Prof. Dr. Haydar Baş'ın profesörlüğü hakkında Ankara Cumhuriyet Başsacılığı'na suç duyurusunda bulunulacaktır. Bu suç duyurusu müfettiş raporlarına da yansıyacaktır. (BKZ.BELGE–5)&lt;br /&gt;Diğer taraftan Ankara DGM tarafından başlatılan soruşturma kapsamında 2 yıl süren araştırma aşamasında, "profesörlük" konusu ilk sıralarda yer alacaktır.&lt;br /&gt;Bir yandan İçişleri Bakanlığı müfettişleri, bir yandan YÖK, bir yandan yerel mahkemeler, diğer yandan DGM!&lt;br /&gt;Prof. Dr. Haydar Baş'ın profesörlüğüne yönelik 4 koldan bir takibat başlar. Dünya tarihinde bir kişinin akademik unvanı ile ilgili böylesine geniş bir tahkikatın yapıldığına ilk kez şahit olunuyordu.&lt;br /&gt;Prof. Dr. Haydar Baş'ın akademik unvanına karşı başlatılan operasyonlara en güzel cevabı bağımsız Türk mahkemeleri verir.&lt;br /&gt;Bakırköy Asliye Ceza Mahkemesi'nin 1999/1380, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'nın kararları "Prof. Dr. Haydar Baş'ın profesörlüğünü kullanmasının çok doğal bir yasal hakkı olduğuna" karar verir.(BKZ.BELGE–6)(BKZ.BELGE–7)&lt;br /&gt;Mahkeme kararlarında, Prof. Dr. Haydar Baş'ın Bakü Devlet Üniversitesi'nden aldığı profesörlük unvanını Türkiye'de kullanmasına hiç bir iradenin ve gücün engel olamayacağının altı çiziliyordu. 28 Şubat'ın hemen sonrasında başlayan bu olaylar zinciri aslında daha sonra dalga dalga büyüyerek gelecek olan başka soruşturmaların sadece bir sinyali olacaktı. Sadece profesörlük konusu bile, kendisini ruhsal yönden çökertmek, bilimsel, akademik, stratejik ve ekonomik çalışmalarını durdurmak, ulusal meselelerde milyonları etkileyen mesajlarını susturmak amacıyla defalarca farklı merciler tarafından, medya kuruluşları tarafından ortaya atılacaktı. Ama yukarıda da ifade ettiğimiz gibi, bağımsız Türk mahkemeleri verdikleri kararlarda Prof. Dr. Haydar Baş'ın profesörlüğünü hukuk önünde tescilleyerek çok önemli bir karara imza atıyorlardı.&lt;br /&gt;SALDIRILAR DEVAM EDİYOR&lt;br /&gt;Takibatın başlamasından sonra, Prof. Dr. Haydar Baş'ın yıllar önce kuruluşuna katılıp daha sonra ortaklığından ayrıldığı şirketlerden tutun da, O'nu sevenlerin kurduğu işletmelere kadar geniş bir yelpazede operasyonların düğmesine basıldı. Vakıflar, dernekler, okullar, öğrenci yurtları, işyerleri, fabrikalar, neler neler... Yelpaze öyle geniş tutulur ki, Prof. Dr. Haydar Baş'a selam veren kişiler bile soruşturma cenderesi içine alınır. 28 Şubat'ın hemen akabinde başlayan ve her aşaması ayrı bir çile manzumesi olan takibat sürecinin en kapsamlı araştırma talimatını Başbakan Bülent Ecevit verir. &lt;br /&gt;(BKZ.BELGE–8) &lt;br /&gt;"Ülke genelinde faaliyet gösteren Haydar Baş Grubunun mal ve hareketlerinin takibi ile grupla irtibatlı olan vakıf, dernek, şirket vb kuruluşların incelenmesi" talimatını alan ilgili kurumlar harekete geçer.&lt;br /&gt;1998 yılında başlayan ve ilk etapta Baş-Çelik, İlmi Araştırmalar Vakfı ve Meltem Kolejlerini hedef alan incelemeler, daha sonra yüzlerce şirketi, binlerce kişiyi içine alacaktır.&lt;br /&gt;SANAYİ KURULUŞLARI HEDEFTE &lt;br /&gt;Aynı güç odakları, 28 Şubatın en hararetli günlerinde birbiri ardına başka düğmelere basarlar.&lt;br /&gt;01.04.1998 tarihinde ortakları arasında Prof. Dr. Haydar Baş'ın da bulunduğu Baş-san tesislerinin Akçaabat'taki fabrikasına hesap uzmanlarınca baskın yapılır. (BKZ.BELGE–9)&lt;br /&gt;Hesap uzmanları baskınlarını Trabzon 2. Sulh Ceza Mahkemesi'nin 1998/25 sayılı kararına dayanarak gerçekleştirirler. Oysa aramanın yapılabilmesi için şirket merkezi olan Akçaabat mahkemesinden karar alınması gerekiyordu. Yani baskın, daha ilk adımında usulsüzce ve yasalara aykırı başlatılmıştı. Adli mekanizmalar ve emniyet güçleri bile yanıltılmıştı. Diğer bir hukuk faciası ise Trabzon mahkemelerinden sadece Trabzon'da merkezi olan bir işletmenin aranması için alınan izinle sadece Akçaabat'taki Baş-San'ın değil, Trabzon'daki Yeni Mesaj gazetesinin, İlmi Araştırmalar Vakıf şubelerinin ve bazı özel işyeri sahiplerinin de şirketlerinin baskın kapsamına alınmasıydı. Bu tam anlamıyla emniyet güçlerinin yanıltılmasıyla yapılan bir skandal. Bu hukuk dışılığa karşı Baş-San tarafından Danıştay'a yapılan itirazda şu satırlara yer verilecektir:&lt;br /&gt;"Yetkisiz mahkemeden alınan kararda bile müvekkilimiz şirketin merkezi olan Sarıtaş Mahallesi Akçaabat adresinde gündüz vakti ve bir defaya mahsus olmak üzere arama yapılmasına müsaade edilmesine rağmen müvekkilimiz şirket ile ilgisi olmayan birçok yere baskınlar düzenlenmiş ve söz konusu mahkeme kararı mesnet gösterilerek muhtelif şehirlerde aramalar yapılmıştır." (BKZ.BELGE–10)&lt;br /&gt;Bütün usulsüz arama ve baskınların, Trabzon Vergi Mahkemesi'nin 1999/399 sayılı kararı ile "yasalara aykırı" yapıldığı da tescillenecektir.(BKZ.BELGE–11)&lt;br /&gt;Şirket temsilcisi Ali Değirmenci'nin 1999 yılında Trabzon Vergi Mahkemesi'ne yazdığı dilekçe bu çok yönlü operasyonlara karşı haklı bir isyanı hukuk dili içinde şöyle dile getiriyordu: "Daha önce de söyledik, yine söylüyoruz. Bizim belirtilen miktarda mal üretmemiz mümkün değildir.&lt;br /&gt;Üretmediğimiz, üretme imkânına sahip olmadığımız bir malı satmamız da mümkün değildir. O zaman üretmediğimiz, satmadığımız ve kazanç elde etmediğimiz halde, böyle bir vergi ve cezaya muhatap tutulmamız adil değildir. Bir de şunu belirtmek istiyoruz. Bu ilk ihbar değil. Zira daha önce de ihbar edildik. 1998 yılından beri kayıtlarımız olağan olmayan yöntemlerle incelenmektedir. Piyasadan silinmemiz için ne gerekiyorsa yapılıyor. Bu incelemeler sonucu yapılan takibatlar öyle fazla ki hepsini yazma olanağına sahip değiliz. 1992/183, 1992/372, 1992/421 ve 1993/295 esas numaralı davalar mahkemenizde açılmıştır. Bu davalar haklılığımızı ortaya koymaktadır.&lt;br /&gt;Mahkemenizce verilen kararlar Danıştay'ca aynen onanmıştır. Söz konusu davalarla ilgili Danıştay kararları dilekçemize eklidir."&lt;br /&gt;Baskınlarda yasalara aykırı olarak ele geçirilen yüzlerce doküman, çuvallar dolusu evrak, mahkemelerin "usulsüzce ele geçirildikleri "yönündeki kararlarına rağmen iade edilmeyecek ve bu sanayi tesislerini her ne pahasına olursa olsun çökertme operasyonu devam edecekti. Bu fabrikalara kesilen cezalar trilyonları bulacak ve Karadeniz bölgesinin sanayi alanında kurulu en güzide tesislerinin kapısına kilit vurulacaktır. Yüzlerce kişinin ekmek yediği bu güzide sanayi kuruluşlarının başına gelenler acı bir hatıra olarak belleklerimize kazınmıştır.&lt;br /&gt;HÜCUM! HÜCUM! HÜCUM! &lt;br /&gt;Mülkiye Başmüfettişi, Vakıflar Genel Müdürlüğü Başmüfettişi, Polis Başmüfettişi ve Vergi Denetmenlerinden oluşan ekip ve bu ekibe bağlı yan ekipler, Türkiye'nin her vilayetinde Prof. Dr. Haydar Baş'la ilgili gördükleri kurum ve şahısları incelemeye alırlar. (BKZ.BELGE–12)&lt;br /&gt;Bir suç unsuru bulmak ya da suç unsuru isnat edecekleri bir olayı ortaya çıkarmak için akıl almaz raporlar yazarlar. Hukuk ve insanlık tarihinin en trajikomik olayları cereyan eder.&lt;br /&gt;B- 28 ŞUBAT VE İLMİ ARAŞTIRMALAR VAKFI BASKINLARI&lt;br /&gt;Bu süreçte, kapatılması için yoğun bir şekilde belge arayışına gidilen kurumlardan biri de İlmi Araştırmalar Vakfı'dır. &lt;br /&gt;Bu vakıf tarafından Türkiye'nin dört yanında Prof. Dr. Haydar Baş'ın konuşmacı olarak katıldığı "Birlik ve Beraberliğin Temel Unsurları" konulu konferanslar verilmiş olması çok ilginçtir. &lt;br /&gt;Türkiye'nin birlik ve beraberliği için konferanslar veren bir kişiyi susturmak ve bu konferansları verdiren vakfı kapatmak amacıyla düğmeye basılmıştı. &lt;br /&gt;Hem de Türkiye'nin içten içe bölünmesi için faaliyet gösteren Konrad Adenauer Vakfı, Frederik Neuman Vakfı, Henrik Böl Vakfı gibi yabancı vakıflara serbestçe çalışma izni verilirken yapılıyordu bu operasyonlar. Hazırladıkları raporlarda ise, bu vakıfların dehşet verici (!) suçlarından bazıları şöyle sıralanıyor: &lt;br /&gt;(BKZ.BELGE–13)&lt;br /&gt;1- "Vakıf bünyesinde oluşturulan (zikir) grupları vasıtasıyla toplantılar yaparak 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Kanununa aykırı davranmak" (Oysa burada adı geçen zikir grubu denilen şey gençlerin cemaatle namaz kılmasıydı. Buradaki gençler Anayasa'nın 24. maddesinde sağlanan çok doğal dini özgürlükleri kullanmışlardır. Vakfın kapatılması için ibadet bile suç kapsamına alınmıştı. Raporu yazanın zikir grubu dediği şey, ibadet yapan Türk vatandaşlarıydı.) (BKZ.BELGE–14)&lt;br /&gt;2- Vakfın Kilis Şubesi Büro Salonu'nda Kuran okunduğunun tespit edildiği ve burada bulunan İlmi Araştırmalar Vakfı yönetim kurulu üyesi ile birlikte adı geçen şahsın ifadelerinin alındığı ve Cumhuriyet Başsavcılığı'na suç duyurusunda bulunulduğu rapor ediliyordu. (BKZ.BELGE–15)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Böylece hızlı müfettişler, vakıf şubesinin bir odasında Kuran okunmasında bile suç unsuru bulmuşlar (!) ve savcılığa suç duyurusunda bulunmuşlardı! Başka söze ne hacet!)&lt;br /&gt;3- "Söz konusu vakıf binasında İlka Kablo Pazarlama'dan alınan sicap cinsi kablonun kullanımına ihtiyaç olmadığı..."&lt;br /&gt;4- "Vakfın satın aldığı 40 ton kömürü koyacak deponun olmadığı, esasen bu binanın 1993 yılında sobalı olduğu"... Derin devletin müfettişleri, ilmi araştırmalar için kurulmuş bir vakıftaki kablolardan tutun da, ısınmak için alınan kömürlerin sarf edilip sarf edilmediğine kadar "derin araştırmalar" yapıp, savcılığa suç duyurusunda bulunuyorlardı. Bazen vakıfta okunan Kuran, bazen ibadet yapan gençler, bazen binaya döşenecek kablolar, bazen ısınmak için yedi yıl önce alınmış ve yıllar içinde tüketilmiş kömür bile "tehlike arz eden suç unsurları (!)" arasında yer almış, vakfın kapatılma davası dosyasına eklenmiştir. Zeytinburnu'nda bulunan öğrenci yurdunun o dönemdeki sorumlu30su (F. İ)'ye karşı tam bir yıpratma sorgulaması yapılıyordu.&lt;br /&gt;İstanbul Valiliği'ndeki bir odada toplanan "özel görevli müfettiş ekibi" bu arkadaşımızı her gün makamlarına çağırıyor, on yıl öncesine giderek binlerce evrakı getirmelerini istiyor, bu evrakların ayrı ayrı fotokopilerini getirilmesini emrediyor, her evrak için hukuk dışı psikolojik baskı içeren bir tavırla sorular soruyor, gelen avukatları yanlarından kovuyordu. Adeta vilayetteki bir odada hücre sorgulamasına maruz kalan bu arkadaşımız, ruhsal dengesini kaybetme noktasına getiriliyordu. Bu ve bunun gibi insanlık dışı araştırma ve soruşturmalarda elde edilen sözde belgelerden bir kısmını buraya aldık. Böylesine trajikomik belgeler için aylar süren soruşturma, araştırma, baskı, psikolojik yıpratma, hukuk dışı bir prosedür Türkiye'nin her yerinde devam edecekti.&lt;br /&gt;HER TARAF DARMADAĞIN EDİLİYOR&lt;br /&gt;İlmi Araştırmalar Vakfı'nın Trabzon Merkezi'ne yapılan hukuk dışı baskın hakkında, vakıf sorumlularının Trabzon Cumhuriyet Başsavcılığı'na yaptıkları suç duyurusundaki şu satırlar ilginçtir: "Vakfın Trabzon Merkezine (S. H) başkanlığında gelen vergi memurları vakıf bürosunun kapalı olmasına rağmen kapısını zorla açarak Nisan ayında farklı tarihlerde iki defa kanunlara aykırı olarak masa ve dolapların çekmecelerine, halıların altlarına varıncaya kadar her yeri karıştırarak, dağıtarak didik didik aramışlar, özel eşyalar da dâhil her şeye el koyarak çuvala doldurmuşlardır. V.U.K m. 142'de arama yapabilme şartları belirtilmiştir. Bu şartlardan hiç birini yerine getirmeden keyfi olarak, baskı havası oluşturarak vakıf bürosunda arama yaparak, kanunsuz olarak kitap, defter ve belgelere el konulmuştur." (BKZ.BELGE–16) (BKZ.BELGE–17) (BKZ.BELGE–18,BKZ.BELGE-18a)&lt;br /&gt;Bütün bu hukuk dışı baskın, araştırma ve soruşturmaların temel ekseninde, bütün bu İlmi Araştırmalar Vakıflarında Prof. Dr. Haydar Baş'a gönül veren vatanseverlerin bulunmasıydı. Ve bu vakıflar Türkiye'nin her yerinde "birlik ve beraberlik" içeren konferanslar vermiştir. &lt;br /&gt;28 Şubatçılar ilmi Araştırmalar Vakfı'nı kapattırmak için kömürden kabloya, zikir grubundan Kuran okumaya kadar bir sürü hayali ve komik suçlar üretmiştir.&lt;br /&gt;28 Şubat'ın operasyon ekibinin sadece İlmi Araştırmalar Vakfı üzerinde yaptığı araştırma, bütün illerle yaptıkları yüzlerce yazışma, valilere verdikleri "vakıfları kapatın" talimatı başlı başına bir hukuk faciasıdır. Müfettiş heyeti Türkiye'nin her ilindeki valiliklere, kaymakamlıklara yazılar göndermişler İlmi Araştırmalar Vakfı ve bu vakfın üyeleri hakkında yasa dışı faaliyetlerde bulunduklarını iddia ederek harekete geçmelerini ihbar etmişti. Türkiye'nin değişik il ve ilçelerinde yapılan araştırma sonuçları ise müfettiş heyeti için tam bir hayal kırıklığı olacaktır.(BKZ.BELGE–19, BKZ.BELGE–20,BKZ.BELGE–21,BKZ.BELGE–22,BKZ.BELGE–23,BKZ.BELGE–24,BKZ.BELGE–25)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye'nin her bölgesinden, illerden hatta ilçelerden gelen resmî bilgiler, bu vakfın, milli bütünlükten yana bir vakıf olduğunun tescilliyordu. Türkiye'nin her yerinden gelen bilgilerde bu vakıfların yasa dışı herhangi bir faaliyetlerinin olmadığının altı çiziliyordu. Bursa ve Rize valilikleri teftiş heyetine gönderdikleri raporlarda bu vakıfların faaliyetlerinde milli birlik ve beraberliği sağlamanın temel unsur olduğunun altı çiziliyordu. Valiliklerin, kaymakamlıkların bu raporlarına rağmen, "ne olursa olsun bu vakfı kapatın" talimatı ile hareket eden teftiş heyeti, hazırladıkları son raporlarına ekledikleri (1038) parça evrakla, Prof. Dr. Haydar Baş'a gönül verenlere ait olan ve birlik-beraberlik konferansları verilen bu vakıfları "Kuran okundu, deposunda kömür vardı, kablo vardı" gibi trajikomik gerekçelerle kapatılmaları amacıyla dava açacaklardı. Sarf edemeyen bu vakfın kapatılması için dava açarlar. Vakıfla ilgili bu derin saldırı süreci, yüzlerce kişiyi mağdur etmiş, ruh sağlığını bozmuş, ekonomik düzenini alt üst etmiştir. "Prof. Dr. Haydar Baş 28 Şubat sürecinde korundu, derin devletin adamıdır" diyenlere, bu vakıf işkencesinde Prof. Dr. Haydar Baş ve O'nu sevenlerin nasıl bir kıskaç içinde psikolojik savaşa tâbi tutulduklarını çuval dolusu belgeyi birazcık karıştırarak ortaya koyduk.&lt;br /&gt;28 ŞUBAT VE KOLEJ BASKINLARI&lt;br /&gt;Prof. Dr. Haydar Baş'a yönelik 28 Şubat tacizinin bir diğer örneği de, Meltem Kolejlerinin maruz kaldığı müfettiş baskınlarıydı.&lt;br /&gt;Bu kolejler, Prof. Dr. Haydar Baş'ın kurduğu, Milli Eğitim Bakanlığı'nın istediği bütün şartlar yerine getirilerek açılmış kolejlerdir. Her biri dört dörtlük eğitim kurumlarıydı. Ödül üstüne ödül almışlardı. Üniversiteye girişte başarısı yüzde 90'lara ulaşıyordu. Çalışma ve eğitim ortamları çok nezihti. Ama, 28 Şubat'ın mimarları düğmeye basmıştı. Bu kolejler imha edilmeliydi. &lt;br /&gt;"Kapatın" talimatını alan müfettişler, bu kolejler üzerinde aylar süren incelemeler yaptılar. Yedi yıldan beri faaliyet gösteren bu güzide kurumları kapatmak, binlerce öğrenciyi sokağa atmak için akıl almaz raporlar hazırladılar. Güngören'deki Meltem Koleji için hazırlanan rapordaki dehşet verici satırları okuyalım: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1- "636 m2 üzerine kurulan binaya ait bahçe, bina nakline ilişkin Bayındırlık ve İskân Müdürlüğü raporundaki beyana göre 1255 metrekare olarak belirtilmiştir."(Oysa her şey Bayındırlık ve İskân mevzuatına uygundu. Okulun açılışı esnasında ilgili bakanlıkların ve kurumların her biri okulun açılışı için her yönden uygun olduğuna dair gerekli belgeleri vermişti. Bahçe ve oyun alanı, en altta ve en üstte iki kat tahsis edilmiş, iki katın toplamı 1400 m2'ye ulaşıyordu. "Kapatın" talimatını alan müfettişler 7 yıldan beri faaliyette olan bütün kamu kurumlarından izinli olan bu mükemmel oyun alanları için "toplama" işlemi yapmaya bile gerek görmemişlerdi.) (BKZ.BELGE–26)&lt;br /&gt;2- "... 1.60 metre genişliğindeki ikinci bir merdivenin yapılmadığı" (Oysa söz konusu merdiven vardı ve daha da genişti. Zaten 28 Şubatçıların bu raporlarla kapattırdığı kolejin yerinde bugün başkaları tarafından açılan bir başka okulun faaliyette olması hayli manidardır!)&lt;br /&gt;3- "... Okula günlük Yeni Mesaj Gazetesi'nin getirildiği, bu gazetenin yönetici odaları ile öğretmenler odasında sürekli olarak bulundurulduğu, Trabzon'da yapılan "soykırım iddiaları" ile ilgili haberlerin yer aldığı gazetenin okulda ve panolarda bulundurulması..."(BKZ.BELGE–27)&lt;br /&gt;(28 Şubat'ın teftiş heyeti Yeni Mesaj Gazetesi'nin okulda bulunmasını ve Ermeni soykırımının reddedildiği bir haberin panolarda sergilenmiş olmasını, kapatma gerekçeleri arasına koyuyordu. Başka söze ne hacet!)&lt;br /&gt;4- Ve sıkı durun, Maltepe'deki Özel Meltem Koleji'nin kapatılmasını isteyen rapordaki ürküten satırlara kulak verin: "Okul binası bünyesinde, girişi yan çıkmaz sokaktan olan bir mescidin yer aldığı, (...) Cuma günleri mescide gelenlerin artması ve hoparlörden duyulan ezanın eğitim öğretimi olumsuz yönde etkilediği..." (Burada adı geçen mescidin okulla ilişkisi yoktu oysa. Okulun 50 metre yakınında bulunan bir mescitti. Bu mescitten yükselen ezan sesi, kolejin kapatılma gerekçesi olacaktı) (BKZ.BELGE–28)&lt;br /&gt;28 Şubat'ın despot teftişçileri İstanbul'daki yüzlerce kolejin tabelasındaki "kolej" kelimesine sesini çıkarmazken, Meltem öğretim kurumlarının tabelalarındaki "kolej" kelimesini de kapatma gerekçeleri arasına eklemişti. &lt;br /&gt;Sonuç olarak bu uyduruk ve trajikomik raporlarla sadece İstanbul'da 5 koleji kapatılmış, binlerce öğrenci, öğretmen ve veli mağdur edilmiştir. (BKZ.BELGE–29) &lt;br /&gt;Böylece Prof. Dr. Haydar Baş'a ait olduğu gerekçesiyle bu güzide kurumları dozerle üzerinden geçilmiş bir hale getirerek kapattılar.&lt;br /&gt;Kapatılma sürecinde ilginç bir oyun oynanmıştı. Okullar eğitim ve öğretime başladıktan bir kaç gün sonra kapatılmaları için yazılar gönderilmiş böylece tam öğretimin başında iken okulların ve Prof. Dr. Haydar Baş'ın itibarına büyük bir darbe vurulması planlanmıştı. &lt;br /&gt;28 Şubatın planlayıcıları Prof. Dr. Haydar Baş'a yönelik bir operasyonu daha başarıyla gerçekleştirmişti. &lt;br /&gt;İFTİRA DOLU KİTAP&lt;br /&gt;Operasyonlar bütün hızı ile devam ederken öbür taraftan birdenbire, baştan aşağı iftira ve yalan dolu bir kitap ortaya çıkar. Kitabın yazarı Hasan Songür'dür.&lt;br /&gt;Kitapta Prof. Dr. Haydar Baş'la ilgili yığınla hakaret, küfür ve iftira vardır... Kitabı kaleme aldıranlar Prof. Dr. Haydar Baş'ı sevenlere karşı adeta infial uyandırmak amaçlı bir provokasyona girişmişlerdi. Doğan Grubuna bağlı gazete ve televizyonlar, düğmeye basılmışçasına saldırıya geçerler. Bir insanın aile hayatı hakkında ağza alınmayacak ifadelerle iftiralar atarlar. Hasan Songür'ün ortaya çıkarıldığı dönem de çok önemlidir. Bir taraftan profesörlüğe yönelik suç duyuruları, diğer taraftan fabrikalara yönelik baskınlar, öbür yandan vakıflara, kolejlere operasyonlar devam ederken birden bire Songür devreye giriyordu. Adeta Prof. Dr. Haydar Baş'ın üzerine topyekûn gidilmesine rağmen, Prof. Dr. Baş'ı olayların içine çekemeyen merkezler başka bir proje devreye koymuşlardı.&lt;br /&gt;Prof. Dr. Haydar Baş'ın aile hayatı ile ilgili baştan sona yalan ve iftira dolu kitap tam da bu konjonktürde piyasaya çıktı. Hasan Songür hukuk önünde büyük darbeler alacaktır gerçi. Ankara 2. Asliye Ceza Mahkemesi 2002/678 nolu kararında hakaretten ve İstanbul 13. Asliye Ceza Mahkemesinde, şantaj suçlamasıyla mahkûm olacaktır. (BKZ.BELGE–30)&lt;br /&gt;Doğan Grubunun yayın organı olan Milliyet gazetesinin iftira dolu yayını hakında Bağcılar Asliye Hukuk Mahkemesi yayını durdurma kararı verecekti. (BKZ.BELGE-30a)&lt;br /&gt;Ama aynı süreçte baskı ve saldırılar dayanılmaz boyutlara ulaşacaktır. BTP Ankara il Başkanı İzzet Yaşar ve arkadaşları bir gece bakını ile evlerinden alınarak, akıl almaz işkencelere maruz bırakılacaklar ve Prof. Dr. Haydar Baş'ın kurduğu bir çetenin üyesi oldukları yolunda hazırlanan bir belgenin altına imza atmaya zorlanacaklardır. Elbette ki, bu yiğit çocuklar böyle bir belgeyi imzalamazlar. Baskı ve dayak onları yıldıramaz. Çünkü ortada ne çete, ne örgüt vardır. Bir fikir adamına karşı tam bir tezgâh planlanmıştır. 28 Şubat'ta ağır tazyiklere uğrayan "İzzet Yaşar" bugün o işkencelere meydan okurcasına Prof Dr. Haydar Baş'ın tavsiyesiyle Kuva-yı Milliye dergisini çıkarmaya başlayarak tokat gibi cevap verecektir. Prof. Dr. Haydar Baş'ın yakın dostlarını olayların içine çekmek için türlü senaryoları devreye koyanlara en güzel cevaplardan birini Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı verecektir. (BKZ.BELGE–31)&lt;br /&gt;O günler zor günlerdir. Çileli günlerdir. Kalemin yazarken titrediği günlerdir. Ama her şey hukuk içinde yürümüyordu, bir arkadaşımız gece vakti evinden derdest ediliyor, bir arkadaşımızın işyeri basılıyor, vakıflar kundaklanıyor, dernekler basılıyor, medyada iftira kampanyaları başlıyor...&lt;br /&gt;Darbe bir o yandan, bir bu yandan geliyordu.&lt;br /&gt;DERNEK BASKINLARI &lt;br /&gt;Girişimci işadamları tarafından ulusal ekonomik model çerçevesinde ülke kalkınmasına hizmet amacıyla kurulan SESİAD (Serbest Sanayici İşadamları Derneği), mühendislerin örgütlenmesiyle oluşan (Mühendisler Cemiyeti), doktorların kurduğu (Tıbbiyeliler Cemiyeti) de baskına maruz kalan kurumlar arasındaydı.&lt;br /&gt;Şirinevler'deki Tıbbiyeliler Cemiyeti'nin kapısı kırılarak içeri girilmiş, odada bulunan ilaç kutularının içine varıncaya kadar "derin" (!) aramalarda bulunulmuş, dernek mensubu tabipler hukuk dışı sorgulamalara tâbi tutulmuştu.&lt;br /&gt;Hazırlanan raporlarda, SESİAD kurucuları arasında Mesaj TV'ye ortak olanların ve Yeni Mesaj gazetesinde yönetici olanların bulunması sanki suçüstü yapılmış bir mantıkla suç duyurusuna eklenmişti.&lt;br /&gt;Oysa bir kişinin sanayici olması da, medyada çalışması da, bir derneğe üye olması da anayasal hakları arasındaydı.&lt;br /&gt;Ancak raporu kaleme alanlara göre Prof. Dr. Haydar Baş'ın arkadaşlarının böylesine bir yapılanma içinde olmaları suçtu!&lt;br /&gt;Bu, görülmemiş bir hukuk ve teftiş ayıbıydı.&lt;br /&gt;Yasaların kendilerine verdiği teşebbüs hürriyeti içinde ticari ve derneksel örgütlenme içinde olan kişilere karşı sırf Prof. Dr. Haydar Baş'a yakınlar diye, dernek ve diğer sivil toplum kuruluşlarını kapatmaya teşebbüs etmek aynı zamanda örneği görülmemiş bir linç projesiydi. (BKZ.BELGE–32)&lt;br /&gt;Çok ilginç ve akıl almaz gelişmeler meydana gelmeye devam etmektedir. Yeni Mesaj Gazetesinde başyazar olarak günlük yazılar yazmakta olan Prof. Dr. Haydar Baş'a bir dava daha açılır. İçişleri Bakanlığı'na bağlı müfettişlerin ihbarı üzerine açılan davanın gerekçesi ilginçtir:&lt;br /&gt;"Prof. Dr. Haydar Baş başyazardır ama mal beyanında bulunmamıştır."Bir başyazara mal beyanında bulunmadığı için suç duyurusunda bulunma olayı ilk kez gerçekleştirilmektedir. Oysa normal hukuki prosedüre göre suç duyurusunda bulunulması için bile yazara mal beyanında bulunması için tebligatta bulunulması gerekiyordu. Ama söz konusu Prof. Dr. Haydar Baş olunca tebligat gibi ayrıntılar hemen göz ardı ederek "vurun kellesini" mantığı devreye sokulmuştu. Ancak bu operasyona da güzel cevabı bağımsız Türk mahkemeleri verecek, Prof. Dr. Haydar Baş'ın yasadışı bir faaliyette bulunmadığı tescillenecekti. Diğer yandan, başyazı yazdığı Yeni Mesaj gazetesi Sanayi Bakanlığı müfettişlerince (Yanlış duymadınız, bir gazete Sanayi Bakanlığı'nca basıldı) teftişe uğruyor, Meltem Hastaneleri didik didik incelemeye alınıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Meltem hastanesinin üzerine gidilmesi ise tam anlamıyla bir sağlık ve denetleme skandalı idi. Çünkü kadın doğum ve çocuk hastanesi olarak faaliyet gösteren bu sağlık kuruluşu ticaret ve sanayi bakanlıkları müfettişlerince takibata alınmıştı. Bir hastanenin ticaret ve sanayi bakanlıklarınca takibata alınması sağlık sektöründe ilk kez görünen bir olaydı! Elbette ki bu hastanede hiçbir usulsüzlüğe rastlayamadılar. Ve bu güzide hastane İstanbul'un en seçkin özel hastanelerinden biri olarak hizmetine devam ediyor.&lt;br /&gt;ERDOĞAN VE ERBAKAN OLAYI&lt;br /&gt;Prof. Dr. Haydar Baş'ı derin devletle ve 28 Şubat'la irtibatlandıranlar bütün bu baskı ve sindirme çalışmaları karşısında utanç duymalıdırlar.&lt;br /&gt;Aynı merkezler bir taraftan da Prof. Dr. Haydar Baş'ın, Erbakan, Erdoğan ve Fethullah Gülen hakkında ağır ifadeler kullandığı şeklinde gerçek dışı sözler sarf ederek, bu şahıslara Prof. Dr. Haydar Baş'ı hedef olarak göstermektedirler.&lt;br /&gt;Prof. Dr. Haydar Baş bir siyasi parti lideridir. Ve siyasi, ekonomik, jeopolitik, kültürel ve toplumsal konularda sayısız tezleri vardır. Görüşlerini değişik platformlarda ortaya koymaktadır ve koyacaktır da...&lt;br /&gt;Bu bağlamda diğer siyasi partilerin söylemlerine, programlarına ve icraatlarına karşı ülkenin içinde bulunduğu badirelerden çıkış yollarının reçetesini sunan projelerini ortaya koyması, onları hedef göstermek değil, tarihî uyarı görevini yerine getirmektir.&lt;br /&gt;Prof. Dr. Haydar Baş'ın bu tavrı O'nun en doğal hakkıdır ve hiç bir güç, tez sahibi liderin ülke sorunlarının çözüm noktasında ortaya koyduğu alkışlanacak çözüm önerilerini "hedef gösterme" olarak küçültme ve karalama hakkına sahip değildir.&lt;br /&gt;Bu bağlamda Prof. Dr. Haydar Baş'ın; Başbakan Erdoğan hakkında beddua eden gruplar oluşturduğu şeklinde ağır bir iftira daha geçtiğimiz günlerde müfteri bir yazarın kaleminden basına yansıdı.&lt;br /&gt;Tarihin en büyük mağduriyetlerinden birine uğrayan Prof. Dr. Haydar Baş'ı karalama kampanyasının piyonları, böylesine ucuz senaryolara alet olmakta, böylesine aşağılık bir konuma düşebilmektedirler.&lt;br /&gt;Prof. Dr. Haydar Baş, beddua değil, dua adamıdır.&lt;br /&gt;O, insanlara doğruyu göstermek için ikaz eder, fikir verir, düşüncesini aktarır, yeri gelince dua eder. Ayrıca, Prof. Dr. Haydar Baş'ın, Türk siyasi tarihimizin önemli isimlerinden Sayın Erbakan'a yönelik olarak bugüne kadar herhangi bir platformda ne bir eleştirisi olmuş, ne de bulunduğu ortamlarda eleştirilmesine müsaade etmiştir. Aynı şekilde, yine Türkiye'nin yetiştirdiği değerli politikacılardan merhum Alparslan Türkeş'e karşı büyük bir saygı beslemiş, hiçbir şekilde eleştirilmesine izin vermemiştir. Bu iftiralar, 'çamur at izi kalsın'dan başka bir şey değildir.&lt;br /&gt;FETHULLAH GÜLEN'E TARİHÎ UYARI&lt;br /&gt;Prof. Dr. Haydar Baş'ın; yıllar önce Fethullah Gülen'in Vatikan'la yakınlaşma süreci içine girdiği dönemde sergilediği tavır, örnek bir tavırdır. Yedi yıl önce adeta bu günleri görürcesine Fetullah Gülen'e içinde bulunduğu durum konusunda çok ciddi uyarılarda bulunarak bir mektup göndermiştir. Prof. Dr. Haydar Baş'ın Fethullah Gülen'e karşı çok nazik bir üslupla ama tarihî bir uyarı niteliği taşıyan ve 1998 yılında kaleme alınan bu mektubu aynen yayınlıyoruz:&lt;br /&gt;PROF. DR. HAYDAR BAŞ'IN FETHULLAH GÜLEN'E YAZDIĞI TARİHÎ MEKTUP&lt;br /&gt;"Muhterem Kardeşim Fethullah Efendi, &lt;br /&gt;Allah'a hamd, Resulüne salât ü selamdan sonra mektubuma başlarken zat-i âlinize ve camianıza selam ve muhabbetlerimi sunarım. &lt;br /&gt;Malumunuzdur ki, Müminlerin birbirlerini sevmeleri, sırat-ı müstakim üzere bulunmaları, varsa noksanlarını telafi edip birbirlerine yardıma olmaları, hakkı tavsiye etmeleri ve gerektiğinde emri bi'l maruf nehyi ani'l münker yapmaları Hakk'ın emri gereğidir ve bir vecibedir. "Müminler ancak kardeştir" ve kardeşler, birbirine yıkayan iki el gibidirler. Kardeşin kardeş üzerinde hem hakkı hem de sorumluluğu vardır. Eğer bir Mümin kaderin şevkiyle bir camianın sorumluluğunu taşıyorsa bu sorumluluk, bu vebal daha da artmakta ve önem kazanmaktadır. Sevgili Peygamberimiz (s.a.v) "Hepiniz çobansınız ve güttüğünüzden mesulsünüz" buyurmaktadır. Bu sebepledir ki, birbirimizi lüzum görülen hususlarda aydınlatmak, istişare etmek, varsa bir yanlıştan sakındırmak, üzerimize bir borç olduğu gibi, kardeşlik hukukunun da bir gereğidir. &lt;br /&gt;Öte yandan zat-i âliniz ve arkadaşlarınızın ülkemizde ve dünyada yaptığı hayırlı hizmetleri takdirle karşılıyor ve hayırla anıyoruz. Bu cümleden olarak bu mektubu, hem bir istişare maksadıyla hem de bir mükellefiyetin gereğini yerine getirmek üzere yazıyorum. Zat-i âliniz ve hizmet camianızla ilgili olarak kamuoyunda tartışılan, medya yoluyla aleniyet kazanan ve aşağıda bir kısmına temas edeceğim hususlarda, inancımız, yolumuz İslam adına ciddi endişelerim hâsıl olmuştur. Belki de meseleler, intikal ettiği gibi değildir ki öyle olmasını çok temenni ederim fakat değil mi ki hadiseler bir noktaya gelmiştir ve tartışılmaktadır; o halde ciddiyet kazanmıştır. Eğer meseleler saptırılıp, kamuoyuna yanlış izlenim veriliyorsa, basın yoluyla tekzibinin çok isabetli olacağı kanaatindeyim. Yaşadığımız devrin şartlarının zorluğunu ve vahametini kabul etmekle beraber, Müminlerin (hele de hizmette öncü olup bir camiayı temsil ediyorlarsa) usul ve metot açısından basiret ve ferasetle yürümeleri, ancak Hakk'ın hududunu da korumaları bir zorunluluktur. Mevzuat ve hukuka ters düşmeden, Devlet ve Millet bütünlüğünü koruyarak zira bu Devlet, bu Millet bizimdir müsamaha hudutlarını sonuna kadar zorlamalı, fakat asla tavize yaklaşılmamalıdır. Buna hakkımız olmadığı gibi, Hakk'a ancak hak ölçülerin korunması suretiyle hizmet edilebileceği, diğer gayretlerin ise hizmet değil, bir vebal olacağı bilinmelidir. Bu ölçüler içerisinde, zat-i âlinizi incitmeden maksadımı anlatabilmek ümidiyle, bizi endişeye sevk eden hususlara ana hatlarıyla temas edeceğim. &lt;br /&gt;1- Bir müddet evvel basına yansıyan bir beyanatınızda başörtüsüne "teferruat" demişsiniz. Bu söz, İslam'ı tahrif etmeyi meslek edinenler tarafından ele alınarak neredeyse tesettürün lüzumsuzluğuna hükmedildi. Belki maksadınız bu değildi, fakat olaylar sonuçlarıyla ölçüdür. Çok iyi bilirsiniz ki tesettür, başörtüsü bir vecibedir, farzdır. Ayetlerle sabittir. Ayette başörtüsü, "Hamr" kelimesiyle anlatılır. Bir manası başı, diğer bir manası da göğsü örtmek hakkındadır. Malumunuzdur ki, lafızların kelime manası esas alındığında mesele sapar ve saptırılır. Zira bu kelimenin elliye yakın manası vardır. Bir manası da içkidir. Sadece kelime manasından yola çıkarak kalkıp da ayette geçen 'Hamr' kelimesini içki anlamıyla kabul edersek "içkiyi örtmek" gibi bir şey ortaya çıkar ki, bu mantıksızlıktır. O halde mefhumları, lafızların kelime manasıyla uğraşıp saptırmadan, ıstılahı mana üzerinde durmak, ayetlerin nüzul sebeplerine inmek ve tarihî tatbikatı da dikkate almak esas olmalıdır. Nitekim tesettür ayeti indikten sonra, Müminlerin Annesi Hazreti Zeynep validemiz, hiç dışarı çıkmamıştır. Yine biliriz ki, bir farzı basite almak, helâli haram, haramı helâl kabul etmek, itikadı açıdan pek vahim sonuçlar doğurur. Neden Allah'ın emirlerini tartışma konusu yapmaya sebep oluyoruz? Bu bir mecburiyet midir? Mecburiyet ise nereden kaynaklanmaktadır? &lt;br /&gt;2- Yine günümüzde Kuran-ı Kerim'i tahrif planları yapan çevreler ve bunların avukatlığına soyunan İslam muhalifleri var. ''Yeniden yapılanma' adı altında İslam'ı, reformcu bir mantıkla tahrife kalkışmaktadırlar. Sanki Resûlüllah (s.a.v), Kuran-ı Kerim'i anlayamamış da, 14 asır sonra bu hilkat garibeleri anlamış... Bunlara göre "Hadis-i şerifler uydurmadır, îcma, kıyas, mezhep ve meşrep gibi kavramlar yoktur. Müçtehit imamlar komisyoncu, Müslümanlar yobaz; İslam 1400 yıldan beri hiç anlaşılmamış.." Bunlara göre, 'Mezhepler haktır' demek küfür; ama lafzı da mucize olan Kuran-ı Kerim'i Türkçeleştirmek uğruna, mezhep imamlarının fetvaları pek muteberdir ve asıldır. &lt;br /&gt;Bu kadar vahim dalâlet, sapıklık ve tezat içinde yüzenlere bin bir zahmetlerle kurduğunuz TV kanalınızda zehirli fikirlerini yayma fırsatı veriyorsunuz. Bundan daha da vahimi, sözünü ettiğimiz şahıs ve şahıslara plaket vermek suretiyle ödüllendiriyorsunuz; bunun adı tolerans, müsamaha oluyor. Böylece hem bu gibiler özendiriliyor, hem de büyük kitleler bu yapılanların meşru olduğu zannına kapılıyor. Buna razı olacağınıza asla inanmıyorum. &lt;br /&gt;3- Basında ve kamuoyunda müşahede ettiğimiz daha büyük bir yanlış ise, Hıristiyan din öncüleriyle yakınlıklar kurulması, karşılıklı dostluk mesajları gönderilmesi ve bu yolda birlik-beraberlik, işbirliği, iyi niyet havasının verilmek istenmesidir. &lt;br /&gt;Hatta son günlerde çıkan bir haberden takip ettiğimize göre bir iftar sofrasında bir Hıristiyan temsilciye dua ettiriliyor. Temsilci duasında teknik bir şekilde Allah Resulü’nü tanımadığını ifade ediyor. "Ortak yanımız Allah-u Ekber'dir. Allahu Ekber diyelim" diyor. Şimdi soruyorum; "Muhammed'ür Rasûlullah" demeden, gerçek manada Allahu Ekber demek nasıl mümkün olur? Belli ki bu demagojidir. Bu şahıs, muharref İncil'e dayalı teslis inancını taşıyan ve Kuran-ı Kerim'de şirk olduğu ifade edilen Hıristiyanlığı cazip ve meşru göstermek maksadındadır. Güya iki din arasında ortak bir taraf bulunuyor ve bu basın yoluyla kamuoyuna arz ediliyor. Oysaki küfür olan Hıristiyanlık ile yegâne hakkın kendisi olan İslam'ın hiçbir ortak yanı yoktur. Küfür ile hak, karanlık ile aydınlık nasıl ortak cihet taşıyabilir? Kaldı ki küfürde olanların duası makbul olmadığı gibi, böyle bir duayı meşru ve faziletli saymak da itikadı açıdan tehlikelidir. Bilindiği gibi itikadı konular son derece büyük bir önemi haizdir. Küçük bir açı farkı, vahim neticeler doğurabilir. &lt;br /&gt;Sizden sâdır olan küçük bir açı farkı, topluma genişleyerek yansır. Hıristiyanlarla tesis edilmiş gibi görünen samimiyet bağı, muhabbet havası ola ki, gençliğe "Hıristiyan da olunabilir" kanaatini verirse, bu hatanın tamiri mümkün olamaz. Kimse de bu vebali kaldıramaz. Bütün bunlar sizin malumunuzdur. &lt;br /&gt;Çok iyi biliniz ki, 'kelime-i tevhit' ancak nübüvvetle tamamlanır. Allah Resulünü inkâr edenler, "Allahu Ekber" kelimesinde nasıl samimi olabilirler? Biz Hıristiyan veya diğer din mensuplarıyla görüşülmesin, irtibat kurulmasın demiyoruz. Ancak onlarla olan ilgi ve irtibat, Hakk'ı ketmetmemek ve açıkça söylemek şartıyla meşrudur. Yani tebliğ esastır. Nitekim Allah Resulünün o devrin Hıristiyanlarla olan görüşme ve münasebetleri, tam bir tebliğ örneği ve hakkın beyanı şeklinde cereyan etmiştir. Kuran-ı Kerim'de Ali İmran suresinin ilk seksen ayetini ve Meryem suresini ibretle inceleyiniz! İstirham ederim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bakınız ilgili ayetler; &lt;br /&gt;Ali İmran (1–8, 18–32, 35–37, 42–51, 53–62, 62–64, 79–80, 85–86) ve Meryem (21–25). &lt;br /&gt;Bakınız, şu ayet Hıristiyanlar hakkında inmiştir; ''De ki: Allah'a ve Rasûlüne itaat ediniz. Eğer yüz çevirirlerse muhakkak ki, Allah kâfirleri sevmez." (Ali İmran, 32). "Ant olsun 'Allah üçün üçüncüsüdür' diyenler kâfir olmuşlardır." (Maide, 73) "Müminler, müminleri bırakıp kâfirleri dost edinmesinler." (Ali İmran, 28) &lt;br /&gt;Kaldı ki haham ve papazlarla işbirliği ihtiyacı nereden çıkmaktadır? Kimin için, neye ve kime karşı bir ve beraber olunacaktır? Ancak ilhad fikri ve ateizm öldüğüne göre bu taviz, bu tahribat, bu zillet nedendir? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu tutum insanlara Hıristiyanlığı normal ve meşru kabul etme hissiyatını verir ki, gençliğimiz, teknolojik üstünlüğü elinde tutan Hıristiyan dünyasına, Hıristiyanlık dinine meylederlerse bu vebali kim taşıyabilir? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nitekim bütün şehirlerimizde ve özellikle İstanbul, İzmir, Ankara, Eskişehir ve Adana gibi vilayetlerde gençlere İncil okutma faaliyetine başlanmıştır. Ve bilmekteyiz ki, asırlardır süren Hıristiyanlaştırma ve misyonerlik faaliyetleri, özellikle günümüzde daha da organizeli ve sinsi bir şekilde hız kazanmıştır. Hâlâ tarihi haçlı taassubunda İstanbul, İzmir ve hatta Anadolu kurtarılmayı bekleyen işgal edilmiş topraklar olarak algılanıyor ve öğretiliyor. İspanya'yı düşünün ki, 800 yıl yaşayan bir İslam medeniyetinden bugün bir iz bile bulamazsınız. Ehli küfrün hesabının ileriye dönük ve intikam dolu olduğunu asla unutmamalıyız. Sekiz asır Endülüs Müslümanlarının yaşadığı İspanya'da bir tek Müslüman bırakılmamış, hepsi katledilmiştir. Oysaki İstanbul'un fethinin üstünden 545 yıl geçmiştir. Sırplar, Bosna'da katliam yaparken 'Hedefimiz İstanbul-Anadolu, hatta Horasan' diyorlardı; unutmayalım. Haçlı taassubunun doğurduğu kin, tarih boyunca hızından hiçbir şey kaybetmeden yaşatılmaktadır. &lt;br /&gt;Son günlerde manevi ve dini değerler üzerinde çıkarılan tartışmalar sebepsiz değildir. Bu, uluslararası organizeli bir güç tarafından planlanmakta, bu hususta yerli uşaklar kullanılmaktadır. İyi bilelim ki hedef, sadece dinimiz değil, devletimiz ve hatta vatanımızdır. &lt;br /&gt;Bir baskı ve yılgınlık hali sergilenmesi de anlamlı değildir. Zira zat-i âliniz hukuk dışı bir iş yapmıyorsunuz ki, korkup endişe edeceksiniz. Yaptığınız millete ve vatana hizmettir. Kaldı ki siz, ne bir siyasi lidersiniz, ne de İslam namına seçilmiş bir temsilcisiniz. Her iki halde de böyle badirelere düşmenin anlamı yoktur. Nitekim biz, devlet ve millet kucaklaşmasıyla milli bütünlüğü temine çalışıyor, mevzuat ve hukukun üstünlüğünü hayata geçirmeye gayret ediyoruz. Biz, bu tartışma, istişare veya uyarıyı nefsanî bir hesapla ve de kötü örnek teşkil edecek şekilde kamuoyu önünde yapmıyoruz. 'Kol kırılır yen içinde...' denildiği gibi, bu bizim kardeşlik ve inanç beraberliğinden kaynaklanan görevimizdir. Samimiyet, ihlâs ve vefanıza inandığım kardeşim olarak, bu açık ve samimi düşünce ve uyarılarımı, edille-i şer'iyye ölçüleri ve hassas inancınız ve vicdanınızla kâmil anlamıyla değerlendirip, bir nefis muhasebesi yapacağınıza inanıyor, bu vesileyle tekrar kalbi muhabbetlerimi arz ediyorum. Allah'tan Sırat-ı Müstakim üzere daim bulunmanızı niyaz ediyorum". &lt;br /&gt;Prof. Dr. Haydar Baş / 6 ŞUBAT 1998&lt;br /&gt;PROF. DR. HAYDAR BAŞ BÜTÜN BU OLAYLARI NASIL YORUMLUYOR?&lt;br /&gt;Hukuk ve insanlık dışı bir baskı sürecinden sadece bir kısım olayları aktardık yukarıda. Prof. Dr. Haydar Baş'la irtibatlı diye vakıfların, derneklerin, fabrikaların, kolejlerin, hastanelerin, medya kuruluşlarının ve diğer kurumların nasıl baskılarla karşı karşıya kaldığının ibret dolu vesikalarını aktardık.&lt;br /&gt;Binlerce insanın nasıl mağdur edildiğinin bazen trajikomik, bazen dramatik olayların hiç bir suçu olmayan vatansever bir gruba nasıl darbe üstüne darbe vurmaya çalıştığını anlattık. Bütün bu araştırma, soruşturma, baskı, baskın, inceleme nevi’nden her türlü taarruzun hedefindeki isim aynıydı: Prof. Dr. Haydar Baş.&lt;br /&gt;Bu oyunu projelendiren, amacı Prof. Dr. Haydar Baş'ı yıldırmak, sindirmek, ulusal söylemlerinden vazgeçirmek, arkasındaki milyonlarca sevenine karşı O'nu karalamak ve sonuçta "imha etmek" idi.&lt;br /&gt;Bir insanın bu kadar baskıya dayanması da görülmüş bir olay değildi. Bu baskılara maruz kalan bir kişinin isyan etmesi, devlete karşı kışkırtıcı bir tavır içine girmesi gerekirdi. Ama Prof. Dr. Haydar Baş bu baskı sürecinin hiç bir döneminde böyle bir yöntem sergilemedi. Böyle bir tavır ortaya koymadı. Bağırmadı, çağırmadı. Kavgacı, saldırgan bir mizaç takınmadı. Hep sağduyulu oldu, hep devlet-millet kaynaşmasından bahsetti, sevenlerine de bunu anlattı. Bütün bu gelişmeleri kaleme alırken "neden" sorusunu kendisine sormak istedik. "Neden bu baskılara bugüne kadar ses çıkarmadınız? Neden bu insanlık ve hukuk dışı olaylara karşı suskun kaldınız?"&lt;br /&gt;Bütün bu soruları Prof. Dr. Haydar Baş'a sorduk. Uzunca bir sohbette aktardıklarını size de nakletmek istiyoruz:&lt;br /&gt;"Bütün bu olup bitenler bir oyundu. Biz ta başından beri bu oyunun farkında idik! Bizi olayların içine çekmek istediler. Bugüne kadar ortaya koyduğumuz ulusal değerlerimizi ayakta tutmağa matuf çizgimizden kopmamızı istediler. Oysa biz hayatımızın her döneminde bu devleti, bu vatanı, bu bayrağı, bu toprakları savunduk. Biz bu değerleri savunmayı kutsal bir vazife olarak telakki ettik. Devletimiz ve milletimize karşı bunca küresel saldırıların ortaya koyulduğu, ülkemizin parçalanmak istendiği bu dönemde bizi ancak birlik ve beraberlik ayakta tutar. Biz devlet - millet kaynaşmasını savunduk, asker-sivil kaynaşmasını savunduk. Zira bu kaynaşmalar tesis edilirse bu devlet ayakta durur, bu milletin sırtı yere gelmez. Eğer biz üzerimize geliyorlar diye bu tezimizden vazgeçse idik, devletimize karşı farklı bir tavır içine girse idik, bu oyunları planlayanların oyunlarına alet olmuş olurduk. Bize inanan, güvenen milyonlarca kişinin böyle bir istikamet sapması içine girmesi zaten kargaşa ortamını planlayanların baş amacıydı. Bazen en büyük fazilet susmaktır. Biz yıllarca sustuk. Dört bir yandan üzerimize gelirlerken sustuk. Bu ülkenin birliği, dirliği, bekası için sustuk. &lt;br /&gt;Bugün yine aynı düşüncedeyiz. Bu vatan bizimdir. Bu ülke bizimdir. Bu devlet, bu bayrak, bu asker bizimdir. Devletle - milleti, askerle - sivili tek bilek, tek yürek yaparsak kimse bizim sırtımızı yere getiremez." &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün bazı geri zekâlı "çamur at izi kalsın"cıların "Prof. Dr. Haydar Baş'ı korudu" dediği 28 Şubat, Türkiye'de en büyük darbeyi Prof. Dr. Haydar Baş'a vurmuştur.&lt;br /&gt;Yıllara yayılan sistematik bir çökertme operasyonunun her adımında hedef Prof. Dr. Haydar Baş'tı. O'nu sindirmek, O'nu bitirmek, O'nu çökertmek istiyorlardı. Amaç belliydi, Prof. Dr Haydar Baş, bütün kurumlarına sahip çıktığı devlete küsecek, devlet- millet barışını bayraklaştırdığı tezini bırakacak, çözümü bu ülke dışında arayacaktı. Zaten, 28 Şubat'ın bir anlamda amacı buydu. Prof. Dr. Haydar Baş'ın başına gelenlerin yüzde birini dahi görmeyenler, tam bir devlet düşmanı kesildiler. Şimdi Brüksel yollarında Müslümanlara hak ve özgürlük arama zavallılığı içerisindeler. &lt;br /&gt;Oysa Prof. Dr. Haydar Baş, dün ne diyorsa, bugün de aynı şeyi söylüyor. Dün hangi çizgideyse, bugün de yine aynı çizgide. Dün de "vatan - millet, bayrak - devlet" diyordu bugün de. Dün de "devlet-millet" kaynaşmasını savunuyordu, bugün de. Gördüğü baskılar, uğradığı takibatlar, soruşturmalar, mahkeme salonlarındaki koşuşturmalar, O'nu zerre kadar yıldırmadı. O yine "bu vatan bizimdir, bizim kalacak" diyor. O'nu seven yüz binler yine aynı çizgide yürüyor.&lt;br /&gt;Böylesine ağır bir baskı ve taciz sürecinde kendisinin bu güne kadar hiç konuşmaması, bu vahim olaylara karşı tepki göstermemesi de ayrıca çok büyük bir vakar örneği idi. Kendisinin de ifade ettiği gibi susması en büyük fazilet olmuştu. "28 Şubat, Prof. Dr. Haydar Baş'ı korudu" diyenler, eğer yüreklerinde bir nebze ahlak kırıntısı taşıyorlarsa, kafalarını duvara vursunlar. &lt;br /&gt;28 Şubat'ın en büyük mağdurunun önünde saygıyla eğilsinler. İç ve dış güçlerin ortaklaşa tezgâhladıkları bu büyük oyuna karşı boyun eğmeyen tek liderin onurlu duruşuna şapka çıkartsınlar.&lt;br /&gt;TUNALIM...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8586667809174571462-5722880781504507231?l=tunalim-1950.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://tunalim-1950.blogspot.com/feeds/5722880781504507231/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=8586667809174571462&amp;postID=5722880781504507231' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8586667809174571462/posts/default/5722880781504507231'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8586667809174571462/posts/default/5722880781504507231'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://tunalim-1950.blogspot.com/2009/11/28-subatin-gercek-magduru.html' title='28 ŞUBAT&apos;IN GERÇEK MAĞDURU'/><author><name>TUNALIM</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12941521396391642175</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='06304716709334886209'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8586667809174571462.post-3902665510122730985</id><published>2009-11-10T10:39:00.001-08:00</published><updated>2009-11-10T10:39:32.440-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='10kasım'/><title type='text'>ATATÜRK’ÜN MİLLİ MİSYONUNA DAHA ÇOK İHTİYACIMIZ VAR</title><content type='html'>BTP’DEN 10 KASIM MESAJI                                                                                                            &lt;br /&gt;GAZİ MUSTAFA KEMAL ATATÜRKÜN 71. ÖLÜM YILDÖNÜMÜ NEDENİYLE BAĞIMSIZ TÜRKİYE PARTİSİ GENEL BAŞKANI PROF. DR. HAYDAR BAŞ BİR MESAJ YAYINLADI.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aziz Kardeşlerim,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk, vefatının 71. yıldönümünde milletçe teessürle anılmakta, büyük misyonu ve eserlerine vurgu yapılmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şüphesiz O'nun en büyük eseri, milli irade, milli devlet ve tam bağımsızlık ilkeleri üzerine kurulu olan Türkiye Cumhuriyeti'dir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Milletin bağrından çıkarak yedi düvele karşı verdiği savaşta galip gelen “Ya İstiklal, Ya Ölüm” diyerek Türk Milleti'ni onuru ve şerefiyle ayağa kaldıran bu büyük lidere O’nun bu mesajlarına ne kadar da muhtaç bulunduğumuz acı bir gerçektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu gerçek acıdır, çünkü günümüz Türkiye’si, yıllardır AB-ABD-IMF güdümünde izlenen politikalar nedeniyle devleti ve milletiyle tasfiye edilme ve tarihe gömülme sürecine girmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cumhuriyetin 86. kuruluş yıldönümünde, anayasayı ve Atatürk ilkelerini rafa kaldıran dünün Sevr şartları, bugün AB Müktesebatı ve şartlarına uyarlanmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ülkemiz etnik kökene dayalı azınlık tanımı ve terör açılımıyla tarihin en kritik sürecine girmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vatan toprakları satılmakta, milli servet yapılan özelleştirmelerle elimizden çıkma noktasına gelmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Devasa boyutlara ulaşan borçlar Türkiye’yi ipotek altına almış, bizi biz eden milli kimliğimiz yok edilir bir hale gelmiştir, bütün bu vahim şartlarda bugün yeniden bir Kuvay-i Milliye'ye ve bir milli şahlanışa ihtiyaç vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her vatan evladına yüklenen görev bizzat Atatürk’ün diliyle Türk İstiklal ve Cumhuriyetini muhafaza ve müdafaa etmektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte Atatürk, bu misyonu ve fikirleriyle bugün taptaze bir gündemle aramızdadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;10 Kasımlar bize bu misyonun gereğini hatırlatmalı, bu muhasebenin yapıldığı zamanlar olmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türk milleti olarak bugün tehlikeye düşen bağımsızlığımıza, vatanımıza, devletimize yeniden sahip çıkmak, istikbalimizi yeniden emniyet altına almak görevini ifa etmekle Atatürk’ün gaye ve hedefleriyle bütünleşmiş olacağız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnanıyorum ki Türkiye Cumhuriyeti Devleti egemenliği ve bağımsızlığıyla var oldukça Atatürk de aramızda yaşayacaktır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün Atatürk’ün Milli Misyonu’na çok daha ihtiyacımız olduğunu vurgular, Aziz Milletime saygılar sunarım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Prof. Dr. Haydar BAŞ&lt;br /&gt;BTP GENEL BAŞKANI                    (TUNALIM...)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8586667809174571462-3902665510122730985?l=tunalim-1950.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://tunalim-1950.blogspot.com/feeds/3902665510122730985/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=8586667809174571462&amp;postID=3902665510122730985' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8586667809174571462/posts/default/3902665510122730985'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8586667809174571462/posts/default/3902665510122730985'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://tunalim-1950.blogspot.com/2009/11/ataturkun-milli-misyonuna-daha-cok.html' title='ATATÜRK’ÜN MİLLİ MİSYONUNA DAHA ÇOK İHTİYACIMIZ VAR'/><author><name>TUNALIM</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12941521396391642175</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='06304716709334886209'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8586667809174571462.post-7432100485234540589</id><published>2009-11-03T14:11:00.001-08:00</published><updated>2009-11-03T14:11:49.615-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sehitler'/><title type='text'>“ŞEHİTLER ÖLÜR, VATAN BÖLÜNÜR” MÜ DİYELİM..!</title><content type='html'>AKP Hatay Milletvekili Türkiye-AB Karma Parlamento Komisyonu Üyesi Prof. Dr Mustafa Öztürk, yaptığı bir konuşmada bakın neler döktürmüş; &lt;br /&gt;“Benim inancıma göre bir cenaze veya şehit olduğu zaman arkasından bağırılmaz. Yani şu slogan söylenmez kusura bakmayın, 'Şehitler Ölmez Vatan bölünmez'. Bir kere böyle bir slogan yok yani. Ama tabii ki arkadan cenaze giderken saygı ölçüsünde hürmet ölçüsünde tevazül ölçüsünde hareket vardır. Bir yandan terörü önleyelim diyoruz ama terörist başının propagandasını yapıyoruz. Zaten terör bunu istiyor daha fazla bağırsınlar ki gündemde kalayım diyor. Dolayısı ile el altında bu propagandalarla birilerini gündemde tutuyoruz buda bana göre fevkalade yanlış bir olay.' &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bakınız değerli dostlar, AB ve ABD zihniyetinin ve içimizdeki taşeronlarının “Milli ve dini bütünlüğümüzü yok etmek, tepkisiz, idealsiz ve savunmasız bir millet oluşturmak” niyet ve karalılığında olduğunu, BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş bey sürekli dile getirmiyor muydu? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Milletimizin en hassas olduğu noktalarda bile saptırma ve yok etme faaliyetlerine devam eden AKP zihniyetinin hala gerçek yüzünü görmemeğe devam mı edeceksiniz? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sureti haktan görünüp, işin aslını cilalayarak, boyalayarak, saptırarak, hem de bunu hak adına yaptığını savunmaları, size bir şeyleri, ahir zaman fitnesini hatırlatması gerekmez mi? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neymiş “şehitler ölmez vatan bölünmez” diye bir slogan yokmuş ve bu PKK propagandasıymış… &lt;br /&gt;Pes doğrusu, Sayın vekil! Ne diyelim yani “şehitler ölür, vatan bölünür” mü diyelim! &lt;br /&gt;Bu yetmezmiş gibi slogandan rahatsızlık sebebini de inancınızın gereğine bağlıyorsunuz. Buna da ayrıca pes… Eğer inançlı biri iseniz şehitlerin ölmez olduğunu beyan eden ayeti gayet iyi bilmeniz lazım… Hem onların ölü değil diri olduklarını yüce Kur’an haber vermiyor mu? “Allah yolunda öldürülenlere “ölüler” demeyin. Hayır, onlar diridirler. Ancak siz bunu bilemezsiniz.”(Bakara Suresi; 154. Ayet) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vatanın bölünmez bütünlüğünü istemek ve haykırmak, dua ve temenni etmek de ayrıca duaların en büyüğüdür… Neden sizi rahatsız etti acaba? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi AKP ye oy veren dindarlar, hacılar, hocalar, pek muhterem hoca efendiler, seçtikleri bu arkadaşlarının iktidar uğruna nerelere geldiğini görecek ve seçim zamanı gerekli dersi vereceklerdir umarım… &lt;br /&gt;Küçük çıkarlar, büyük inanç ve ideallerin önüne geçmezse tabi… &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;U.Kepekçi-TUNALIM...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8586667809174571462-7432100485234540589?l=tunalim-1950.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://tunalim-1950.blogspot.com/feeds/7432100485234540589/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=8586667809174571462&amp;postID=7432100485234540589' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8586667809174571462/posts/default/7432100485234540589'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8586667809174571462/posts/default/7432100485234540589'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://tunalim-1950.blogspot.com/2009/11/sehitler-olur-vatan-bolunur-mu-diyelim.html' title='“ŞEHİTLER ÖLÜR, VATAN BÖLÜNÜR” MÜ DİYELİM..!'/><author><name>TUNALIM</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12941521396391642175</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='06304716709334886209'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8586667809174571462.post-7102661981112739546</id><published>2009-10-31T22:51:00.001-07:00</published><updated>2009-10-31T22:52:06.801-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='para'/><title type='text'>ERDOĞAN'IN ''SÜRPRİZ PARA''ÇIKIŞI..</title><content type='html'>Başbakan R. T. Erdoğan’ın İran ziyaretindeki son sürpriz çıkışını duymuşsunuzdur. Erdoğan “Gelin, iki ülke arasındaki ticaretimizde kendi paramızı kullanalım” diyor İran’a!&lt;br /&gt;Kimden duymuş, kimden ezberlemiş dersiniz bu yöntemi!&lt;br /&gt;BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş beyden…&lt;br /&gt;Hatırlarsanız, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün Rusya ziyaretinde de, Türkiye ile Rusya arasında da böyle bir manevradan söz edilmiş; iki ülke arasındaki ticarette TL–Ruble kullanımı mutabakatı yapılmıştı.&lt;br /&gt;Dünya, bu ithalat–ihracat ve yeni para rejimini Prof. Dr. Baş’ın Milli Ekonomi Modeli’nden öğrendi.&lt;br /&gt;Çünkü Prof. Dr. Baş, Milli Ekonomi Modeli’nde “yeni para formülü” ortaya koydu. Paraya dört perspektiften açılım getirdi. Para, emek, üretim ve hizmet karşılığıdır, aynı zamanda insan kabiliyetini ve piyasayı tahrik aracıdır, dedi özetle. İç piyasada ve uluslar arası ticari ilişkilerde “adil para rejimi”nin nasıl olması gerektiğini formülleriyle anlattı. &lt;br /&gt;Dünya bu formülleri baş tacı etti.&lt;br /&gt;Rusya, Çin, Japonya ve Hindistan başta olmak üzere 80’i aşkın devlet, karşılıksız katrilyonlarca Amerikan dolarının tasallutundan nasıl kurtulacaklarını, Prof. Dr. Baş’tan öğrendi.&lt;br /&gt;Batan liberal kapitalizmin peşine uydu olmuş AKP ekonomi yönetimi ise, kapalı kapılar ardından Prof. Dr. Baş’ı dinliyor, dünyanın Prof. Dr. Baş’ın modeline teveccühünü gözleri kamaşarak izliyorlar.&lt;br /&gt;Gül’ün TL–Ruble manevrası ile Erdoğan’ın İran ziyaretindeki “kendinden beklenmeyen para çıkışı” bunun semeresidir.&lt;br /&gt;Hepsi Prof. Dr. Baş’ın haklı olduğunu ve onun modelinden başka çare olmadığını biliyorlar.&lt;br /&gt;Fakat ABD’ye, AB’ye ve IMF’ye sözler vermişler; taahhütlerde bulunmuşlar. &lt;br /&gt;Lakin sıkıştıkları yerlerde AKP kurmayları da başladılar Prof. Dr. Baş’ın modeline sarılmaya!&lt;br /&gt;AKP hükümetinin de, 80’i aşkın dünya devletinin yetkililerinde olduğu gibi, Prof. Dr. Baş’tan öğrenecekleri daha çok ekonomi gerçekleri var.&lt;br /&gt;Bunların bakmayın bu kabil çıkışlarına; Gül ve Erdoğan, Amerika’nın BOP’unda “stratejik ortak”tırlar. Bu sebeple, Amerikan dolarına karşı “one minutes!” diyemezler&lt;br /&gt;Erdoğan, kapalı kapılar ardında “İsrail ile her türlü anlaşma”yı yapar, onların duyacağı mecralarda “İsrail ile aramızda hiçbir problem yok” der; milletin huzurunda da “one minutes!” çeker. &lt;br /&gt;Erdoğan’ın son para çıkışı da bu kabildendir.&lt;br /&gt;Erdoğan, bu sürpriz çıkışında gerçekten samimi olsaydı, ilk yapması gereken gereken iş, bu modelin sahibi Prof. Dr. Baş’tan bilgi almak, danışmanlık hizmeti almaktır. Ki, Prof. Dr. Baş bir kez, “Yeter ki milletimiz kurtulsun, ben sayın Başbakan’a hiçbir karşılık talep etmeksizin danışmanlık hizmeti vermeye hazırım” çağrısı yapmıştır.&lt;br /&gt;AB, ABD ve IMF’ye paçayı kaptıran Erdoğan, bu çağrılara kulak tıkamış; şimdi ise “ticaretimizde kendi paramızı kullanalım” türünden keyif bağışlamaktadır.&lt;br /&gt;Erdoğan, birkaç gün sırtını ABD ve AB’ye dönüyor, yüzünü Prof. Dr. Haydar Baş beyi çeviriyor; tam “milli ray”a oturuyor. Üç gün sonra bakıyorsunuz, tekrar raydan çıkmış; AB’ci, IMF’ci ve Amerikancı oluvermiş. Bu gel–gitli Erdoğan’ın gerekçesi ise enteresan! “Türkiye’nin bir yüzü Batı’ya, bir yüzü Doğu’ya bakıyor” diyor Erdoğan!&lt;br /&gt;Bu farfara anlayışla Türkiye ayağa kalkamaz; kendisini ve bölgesini toparlayamaz.  AKP’nin ve Türkiye’nin atacağı en temel adım, 80’i aşkın dünya devletinin yaptığı gibi, Prof. Dr. Baş’ın modeline koşmak, batan ve batıran liberal kapitalist anlayıştan kurtulmak için “gerçek ekonomi”yi Prof. Dr. Baş’tan yeni baştan öğrenmektir! Yani kurtuluşun adresi belli; Milli Ekonomi Modeli… Gerisi hikaye! &lt;br /&gt;M.E.Koç--TUNALIM...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8586667809174571462-7102661981112739546?l=tunalim-1950.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://tunalim-1950.blogspot.com/feeds/7102661981112739546/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=8586667809174571462&amp;postID=7102661981112739546' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8586667809174571462/posts/default/7102661981112739546'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8586667809174571462/posts/default/7102661981112739546'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://tunalim-1950.blogspot.com/2009/10/erdoganin-surpriz-paracikisi.html' title='ERDOĞAN&apos;IN &apos;&apos;SÜRPRİZ PARA&apos;&apos;ÇIKIŞI..'/><author><name>TUNALIM</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12941521396391642175</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='06304716709334886209'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8586667809174571462.post-8924506393764741400</id><published>2009-10-28T20:43:00.001-07:00</published><updated>2009-12-05T18:25:12.871-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='açılım'/><title type='text'>DEVLET TESLİM ALINIYOR</title><content type='html'>BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, Kuzey Irak’tan gelen terör örgütü mensuplarının şovuna ilişkin olarak, “Basit gibi görünen bu olaylar aslında çok ciddidir ve devletin teslim alınmasıdır” dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, partisinin İstanbul’da düzenlenen Başkanlık Divanı’nda ‘Kürt açılımı’nda gelinen nokta üzerine çarpıcı tespitlerde bulundu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Devam edegelen açılım sürecinde yaşananları beklediğini dile getiren Prof. Dr. Baş, şunları söyledi: “Çünkü bu sürecin sonu mutlaka böyle olması gerekiyordu. Meltem TV’de ‘Dosya’ diye bir program yayınlandı. Dosya programında ta 1983 – 84 yılında yaptığımız konuşmalarımıza yer vermiş arkadaşlar. Bütün bunlarda biz 1981, 1982 ve 1983’te neyi söylediksek, 2009’da yaşadığımız olaylar onlardır. Artı o gün ne dediysek bugün aynı şeyi söylüyoruz.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Milletimiz ayıkacaktır&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye’de yaşanılan gelişmelerde hiçbir değişmenin olmadığının altını çizen BTP Lideri; uyanışın bir an meselesini olduğunu vurgulayarak, şu değerlendirmeyi yaptı: “Olayı net gördüğümüz için o gün söylediğimizle bugün söylediğimiz arasında fark olmamakla beraber maalesef tespitlerimizin tamamı da olduğu hepsi çıkmıştır. Kısaca gelinen bu netice bizim için malumdu. İstenen bir netice değildir ama tedbir alınmayınca ve söylenenlere kulak verilmeyince bunun olması da kaçınılmaz oluyor. Bundan sonra bu iş olmayacak gibi bir şey de aklımıza gelmesin. Bir insan bir ömür boyu gaflette yaşar bir de bakarsın ki bir anda Allah ona hidayet ihsan eder. Yani ayıkmak bir ‘an’ meselesidir. Öyle inanıyorum ki ben, milletimiz de bir an gelecek ve ayıkacaktır.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üzümler bir anda olgunlaşır&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugüne kadar ifade ettiklerine kulakların tıkandığını, gözlerin kapatıldığını söyleyen Prof. Dr. Baş, “Yani dilsiz olundu, sağır olundu, bir bakıma kör olundu. Bir diyorsun almıyor, iki diyorsun almıyor. Bu nasıl idrak, bu nasıl muhakeme ki bu kadarı da olmaz dedirtiyor. Şimdi aldığımız haberlere göre vatandaşlarımız ‘vay yanılmışız’ deme noktasına geldi. Tam da olgunlaşmış değil. Bir sabah kalkacağız –kapısının önünde asması bilhassa siyah üzümü olan bilir– bir anda oluverir. İşte o üzümleri olmuş bulacaksınız. Kısaca demek isterim ki bu olaylar bize meçhul değildi. Zaten malum olmamış olsaydı Dosya programında ifade edildiği gibi isabet kaydedemezdik” dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaşananlar çok ciddi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Baş, devamla şunları söyledi: “Hakikaten içimizin sızladığı yandığı bir devir bu. Ben ilk andan itibaren televizyon ekranlarının tamamını izlemeye başladım. Bir tanesi bile pişman olduğunu söylemedi. Barış elçileriyiz diyor. Barış için geldik ve 221. maddeden istifade etmek istemiyoruz. Böyle bir şey olamaz, diyor. Bunun masası nedir biliyor musunuz? Biz Türkiye Cumhuriyeti devletini çökerttik, dize getirdik ve şimdi getirdik pazarlık masasına oturduk. İsteseniz de yaptık, istemesiniz de yaptık. Eğer bunun masasını anlamayacak kadar bile basiretleri yoksa ne anlatırsan anlat, hani yüzüne tükürmüşler “yarabbi yağmur yağıyor” demiş. Yani bunun gibi bir şey olur. Anlıyorlarsa bu kabul nedir? Bunu da anlamak mümkün değil. Yani bu gelinen noktanın ne olduğunu anmışlarsa ne demek istiyorsun, ne anlatmak istiyorsun ve ne yapmak istorsun?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Basit gibi görünen bu olaylar aslında çok ciddidir ve devletin teslim alınmasıdır. Şu işe bak yahu, seyyar mahkeme kuruluyor ve devletin resmi ricali orada. Allah Allah, ‘Ya bunlar ne mübarek insanlarmış ne iyi yaptınız da bizim çocuklarımızı öldürdünüz. Aferin size’ demek manasına gelir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Açık ve net ifade edeyim milletin tavrını beğenmiyorum. Üç dört tane şehit derneği ve ailesi onlar sokakta protesto yapıyor ama vatandaşlar sanki hiçbir şey olmamış gibi seyrediyor. Tepki koyan var mı var ama 72 milyon insan için bu devede bir kulak bile değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu uygulamayla birlikte hukuk önünde teröristler meşruiyet kazanmıştır. Şimdi ben bir taraftan teröristlere meşruiyet kazandırıyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diğer taraftan da terörist takibine çıkıyoruz. Soruyorum bunun manası nedir? Bir taraftan ‘tamam sen doğru yaptın’ diğer taraftan ‘oğlum sen git öl’ demek değil midir? Niçin bunun hesabı sorulmuyor? Bu kararı vereceksiniz ondan sonra terörist takibine gideceksiniz ve masum evlatlarımız şehit olacak. Bizler olayları körüklemiyoruz. Mademki bir iş yapacaksın bunu usulüne uygun yapacaksın. On binlerin toplanıp vatan kahramanının karşıladığı gibi sokaklara sel gibi dökülüyorsun ondan sonra bunun adına “Pişmanlık yasasından istifade etmektir” diyorsun.”  TUNALIM... &lt;div&gt;&lt;object width="512" height="462"&gt;&lt;param name="movie" value="http://d.yimg.com/static.video.yahoo.com/yep/YV_YEP.swf?ver=2.2.46" /&gt;&lt;param name="allowFullScreen" value="true" /&gt;&lt;param name="bgcolor" value="#000000" /&gt;&lt;param name="flashVars" value="playlistId=101968381&amp;isCarouselEnabled=1&amp;lang=en-us&amp;intl=us" /&gt;&lt;embed src="http://d.yimg.com/static.video.yahoo.com/yep/YV_YEP.swf?ver=2.2.46" type="application/x-shockwave-flash" width="512" height="462" flashVars="playlistId=101968381&amp;isCarouselEnabled=1&amp;lang=en-us&amp;intl=us" allowFullScreen="true" bgcolor="#000000"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href=""&gt;&lt;/a&gt; @ &lt;a href="http://video.yahoo.com" &gt;Yahoo! Video&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8586667809174571462-8924506393764741400?l=tunalim-1950.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://tunalim-1950.blogspot.com/feeds/8924506393764741400/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=8586667809174571462&amp;postID=8924506393764741400' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8586667809174571462/posts/default/8924506393764741400'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8586667809174571462/posts/default/8924506393764741400'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://tunalim-1950.blogspot.com/2009/10/devlet-teslim-aliniyor.html' title='DEVLET TESLİM ALINIYOR'/><author><name>TUNALIM</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12941521396391642175</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='06304716709334886209'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8586667809174571462.post-7263708708145329563</id><published>2009-10-21T11:35:00.000-07:00</published><updated>2009-10-21T11:36:39.065-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='açılım'/><title type='text'>TÜRKİYE ATEŞ ÇEMBERİNDE</title><content type='html'>Uzun zamandır ülkemiz üzerinde baş döndürücü bir trafikle çeşitli oyunlar oynandığını hatırlatmıştık. Gelinen son nokta da bu oyunun adını artık koyabiliriz; “Türkiye ateş çemberinde” &lt;br /&gt;Açılım adı altında çeşitli süreçlerden geçilerek sonunda bu süreci başlatanların istekleri doğrultusunda düğmeye basıldı ve icraatlara geçildi…&lt;br /&gt;Bir grup terörist, demokratik açılım kapsamında Türkiye’ye geldi ve çeşitli etkinliklerle şenliklerle güvenlik güçlerine sözüm ona teslim oldu…&lt;br /&gt;Televizyonlarda canlı yayınlardaki görüntüleri ve konuşmaları takip eden sıradan bir vatandaş bile açıkça anlamalı ki bu bir teslim olmadan çok, barış gönüllüsü adı altında, İmralı’dan alınan talimatlar gereği, beklenen yol haritasını devletin en yüksek makamlarına ulaştırmak ve Türkiye Cumhuriyeti Devletini terör örgütü ile masaya oturtmak için düzenlenen bir tiyatrodur…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşin asla bununla kalmayacağını, DTP Milletvekili Sırrı Sakıkın ağzından öğreniyoruz. Canlı yayında spiker soruyor; “Sayın Sakık, bundan sonra eğer istenilen adımlar atılırsa PKK silah bırakacak mı?” Sakık cevap veriyor; “PKK nın mücadelesi sadece Kürt halkının özgürlüğü için değildir. Bu mücadele, bu topraklar üzerinde Türk kimliği altında ezilerek kimliklerini, dillerini, dinlerin yaşayamayan bütün halkların özgürlüğüne kavuşmasına kadar devam edecektir. Eğer bu sağlandığı takdirde, kimse silaha aşık değildir, dağlara aşık değildir. Tabii ki o zaman silahlar bırakılır.” &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eee bir söz vardır lafın tamamı kime söylenir diye…&lt;br /&gt;Fazla söze ne hacet…&lt;br /&gt;Hükümet hala bu açılım projesi bizim projemizdir, biz kimseden akıl falan da almıyoruz derlerse desinler… Bunu ancak külahımıza anlatırlar…&lt;br /&gt;Bu projeler, asla Türk milletinin yararına değildir. &lt;br /&gt;Anlaşılan şu ki milletimiz aymazlığa hala devam eder, kurulan şeytani planları sezmezse, geçmiş olsun…&lt;br /&gt;Türkiye’nin parçalanma süreci fiilen başlamıştır. &lt;br /&gt;Millet olarak çok da iyi günlerin bizi beklemediğini söylemek için kâhin olmaya da gerek yoktur…&lt;br /&gt;Dua ediyoruz ki bu süreçten en az zararla kurtulalım, onun için de milletimizin mutlak ayıkması gerekmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uğur KEPEKÇİ-TUNALIM...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8586667809174571462-7263708708145329563?l=tunalim-1950.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://tunalim-1950.blogspot.com/feeds/7263708708145329563/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=8586667809174571462&amp;postID=7263708708145329563' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8586667809174571462/posts/default/7263708708145329563'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8586667809174571462/posts/default/7263708708145329563'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://tunalim-1950.blogspot.com/2009/10/turkiye-ates-cemberinde.html' title='TÜRKİYE ATEŞ ÇEMBERİNDE'/><author><name>TUNALIM</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12941521396391642175</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='06304716709334886209'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8586667809174571462.post-997189323691301944</id><published>2009-10-21T11:25:00.001-07:00</published><updated>2009-10-21T11:25:58.768-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ikaz'/><title type='text'>KÜRT KARDEŞİM OYUNA GELME</title><content type='html'>1878 Yılında Berlin Konferansı’nda ortaya atılan Kürdistan senaryosu günümüzde ecnebilerin yerli taşeronları tarafından hayata geçirilmek istenilmektedir.&lt;br /&gt; Tarihsel sürece baktığımızda görülecektir ki, Kürdistan Senaryosu’nun arkasındaki gerçek Büyük Ermenistan Devleti idealidir. Zira Berlin Konferansı’nda Ermeni Patrik’i Erzurum, Van, Bitlis, Elazığ, Sivas ve Diyarbakır’da Ermeni Devleti kurulması için teklif vermiştir.&lt;br /&gt; Sevr Antlaşması’nın 62. ve 64. maddelerine göre ise İngiliz, Fransız ve İtalyan temsilcilerinden oluşan bir komisyon Fırat’ın doğusundaki Kürt vilayetlerinde bir yerel yönetim düzeni kuracak, bir yıl sonra Kürtler dilerse Birleşmiş Milletler’e başvurup bağımsız bir devlet olma talebinde bulunabileceklerdi.&lt;br /&gt; 1912 yılında T. Wilson, Wilson ilkelerinde Türkiye sınırları içerisinde Ermenistan ve Kürdistan kurulmasını salık veriyordu.&lt;br /&gt;SEVR HORTLATILMAK İSTENİYOR.&lt;br /&gt; Lozan’da Lord Curzon: “Şimdi bu masada verdiklerimizi yakında ekonomik zorluklar içine düştüğünüzde bir bir geri alacağız diyordu.&lt;br /&gt; Ülkemizin düştüğü borç batağı, yaşadığımız ekonomik kriz, milletimizin düştüğü psikolojik buhranlar ve oluşturulan sanal gündemlerle milletimiz daha zor günlerin kendisini beklediğini maalesef algılayamamaktadır. Türk Milleti karda donmak üzeresin, uyku tatlı geliyor fakat ne yazık ki öldüğünün farkında değilsin.&lt;br /&gt;KÜRT SORUNU YABANCI MENŞELİDİR.&lt;br /&gt; 20 Aralık 1919 tarihindeki Paris Konferansı’nda yer alan ve Kürt delegesi olarak seçilmiş olan Şerif Paşa Ermeni asıllıdır. Güya Kürtlerin sorunlarını dile getirmektedir fakat Ermeni ideallerine hizmet etmektedir.&lt;br /&gt; Zira PKK’da Ermeni terör örgütü ASALA’nın devamıdır. MİT raporlarına göre Şanlıurfa ili, Halfeti İlçesi, Ömerli Köyü’nde doğan Apo’nun asıl adı Artin AGOPYAN’dır. Babası ise Suriye asıllı Ömer isimli bir Ermenidir.&lt;br /&gt; Ve hafızalarımızı biraz tazelersek Güneydoğu’da ölü olarak ele geçen teröristlerin %80’inin sünnetsiz olduğu bir realitedir. Öcalan’da İmralı’daki görüşmelerinde ASALA ile 1980 lerde birlikte hareket ettiklerini ve toplantı düzenlediklerini itiraf etmiştir. Öte yandan ÖCALAN Papa’ya yazdığı mektubunda Hıristiyanlık dinine çok yakın olduğunu belirtmiştir. PKK eylemlerinde en çok katledilen ise Kürt vatandaşlarımız olmuştur.&lt;br /&gt; Binaenaleyh bunların ne Kürtlükle ne de Müslümanlıkla uzaktan yakından alakaları bulunmamaktadır. Bunlar küresel güçlerin maşalarıdır. Amaçları Türkiye’yi parçalayıp bizleri küresel dünyanın uşağı haline getirmektir.&lt;br /&gt; 16.02.1999 yılında Kenya’da Abdullah ÖCALAN yakalanınca Vatikan: “1918 yılından beri Kürtler bağımsızlıklarını bekliyorlar.” açıklamasını yapmıştır.&lt;br /&gt; Lozan’da Musul meselesi konuşulurken İngilizler Şeyh Sait’i kullandılar. Fransızlarla Hatay mevzusu konuşulurken Dersim İsyanı gerçekleşti, Türk ordusu Kıbrıs’taki kıyıma dur deyince ASALA örgütü devreye girdi.1984 yılında ise Ağır sanayi yatırımları ile birlikte GAP’ın gerçekleşmesi sayesinde Türkiye’nin kalkınması ve bölgedeki suyu kontrolü sağlanacakken Amerika’nın düğmeye basmasıyla PKK devreye sokulmuştur. Apo’nun: “Şeyh Sait’in devamıydım, kullanıldım. Batılı ülkelerden yardım alarak Türkiye’ye karşı savaştım.” açıklamaları tespitlerimizi doğrular niteliktedir.&lt;br /&gt;                     ARZ-I MEV’UD’DA KÜRT KARTI&lt;br /&gt; ABD’ nin Irak’taki Kürtleri kışkırtması üzerine; Saddam’ın Kürtleri yok etme kararı alması ile ABD bölgeye çekiç güç yolladı. Çekiç güçle birlikte bölgede 1000 olan PKK’lı terörist sayısı 25.000 ‘ e çıktı.&lt;br /&gt; Kürt sorunu bilhassa Körfez krizi ile birlikte ABD Kongresi’nin gündemine gelmekle beraber, Rum ve Ermeni Lobileri’nin aksine, Yahudi Lobisi’nin desteğini alarak ortaya çıkmıştır. İsrail’in Ortadoğu’da son derece zayıflamış bir Irak istemesi ile birlikte Körfez Savaşı boyunca Saddam Hüseyin’in İsrail’e Scud Füzeleri’ni göndermesi; ABD Kongresi’nde Yahudi Lobisi’nin Kürt ayrılıkçılığını desteklemesine neden olmuştur.&lt;br /&gt; İsrail Kürtlerin Araplar içerisinde yaşayan bir azınlık olduğunu ve kendileri için iyi bir müttefik olduğunu gördü. Kürtler İsrail’in sadık hizmetçisi yapılmak istenmektedir.&lt;br /&gt; Öte yandan Washington’da kurulmuş olan bir think-tank kendisini bir Kürt Devleti kurmaya adamıştır.&lt;br /&gt; Washington Institute for Near East Policy (Yakın Doğu Politikası için Washington Enstitüsü ) adlı bu kuruluş hedeflediği Kürt Devleti’ne Türkiye’nin Güneydoğu’sunu da dâhil etmek istemektedir.&lt;br /&gt; Amerikan, Yahudi Basınının önemli yayın organlarından biri olan Washington Jewish Weekly’ de Ortadoğu’daki sorunların Kürtlerden kaynaklandığını Self-Determinasyon ile bunların kaderlerini tayin etmesi gerektiğini belirterek hedeflerini açıkça ortaya koymaktadırlar.&lt;br /&gt; İran-Irak Savaşında Kürtler İran aleyhinde kullanılmıştır. Daha sonra ise Yahudiler Irak’ın kuzeyinde bir Kürt Devleti, ortasında bir Sünni Devleti ve güneyinde bir Şii Devleti kurma amacındaydılar ve bugün buna kısmen ulaşmışlardır. Kürtler’in kullanılmasının amacı çok açıktır. “Ortadoğu’da –bu Müslüman Coğrafyasında- İsrail’den büyük devlet olmaması istenmektedir.&lt;br /&gt;          BİZ TEK MİLLETİZ, BİZİ KİMSE AYIRAMAZ.&lt;br /&gt; Türk Milleti denildiğinde bir inançtan mürekkep millet anlaşılmaktadır. Ve bunun meydana gelmesinde kader ve tensib-i İlahi’nin etkileri inkâr edilemez. Türk Milleti’nin oluşmasında tarihi karabetin, ahlâki karabetin, akrabalığın özellikle “din birliğinin” önemi çok büyüktür.&lt;br /&gt; Atatürk’ün, Cumhuriyet’in ilk yıllarında uyguladığı nüfus politikasında da bu bilinci görmek mümkündür. Cumhuriyetin ilk yıllarında, Türkiye nüfusunun elden geldiğince Müslümanlardan oluşması için çaba sarf etmiştir. Atatürk, “etnik” olmadıkları halde Müslüman kimliği ile Türkiye’ye bağlı olan Boşnaklar, Çerkezler gibi azınlıkların Türkiye’ye göç isteklerinin hepsini olumlu karşılamıştır. Hatta bazı tarihçiler bu politika nedeniyle Atatürk’ün Türk Milliyetçiliği’nin bir yönden de “Müslüman Milliyetçiliği” olduğunu söylerler.&lt;br /&gt;    DİL FARKI MİLLİYET AYRIMINA SEBEP DEĞİLDİR.&lt;br /&gt; Güneydoğu Anadolu Bölgesinde yaşayan vatandaşlarımızın gerek kültürel gerek dini bakımdan birbirlerinden farkları olmamasından dolayı etkileşimleri fazla olmuştur. Her milliyet farkının dil farkını gerektirdiği ama her dil farkının milliyet farkını gerektirmediği sosyolojik bir gerçektir. Amerika’da yaşayan zenciler asimile olarak dillerini yitirmişlerdir fakat herkes bilir ki onlar milliyet bakımından diğerlerinden ayrılmaktadır.&lt;br /&gt;           İSLAM BÖLÜCÜ DEĞİL BÜTÜNLEŞTİRİCİDİR.&lt;br /&gt; Kürtler ve Türkler de bir arada yaşamaları hasebiyle birbirlerini etkilemişlerdir. İslâm Medeniyeti’nin bir gereği olarak birbirlerine farklı göz ile bakmayan bu iki topluluk kardeşlik duyguları içerisinde birbirlerinden kız alıp kız vermişler, kan kana karışmıştır. Taki bölücü unsurların ortaya çıkıp siz birbirinizden farklısınız deyip nifak tohumlarını aralarına ekene kadar…&lt;br /&gt; Bu ayrılığı körükleyenler de elbette ki bu kardeşçe duygulara sahip olmayan ve İngiliz casusu Lawrence gibi Ermeni Şerif Paşa gibi Kürtlerin içlerine sokulan bir grup hain tarafından yapılmıştır.&lt;br /&gt;                KÜRT KARDEŞİM OYUNA GELME.&lt;br /&gt;Tarih ilmi, geçmişten ders alınarak, geleceğe sağlam adımlarla yürünmesi için yol gösterici bir ilimdir. Tarihten ders alındığı müddetçe, tarih tekerrür etmez.&lt;br /&gt;Hicaz’da Müslüman Arap kardeşlerimiz kandırılmış; kendi ailesini, kendi vatanını bırakıp kutsal toprakları korumaya giden Osmanlı askerleri Arap hançerleriyle can vermiş, üzerlerindeki her şeyleri(iç çamaşırları dâhil) bedeviler tarafından yağmalanmıştır. Bugün aynı oyun doğudaki Kürt kardeşlerimiz üzerinde oynanmaktadır. Buradan onlara sesleniyoruz: Kürt kardeşlerimiz oyuna gelmeyiniz, akıttığınız kan Müslüman kanıdır. Dış mihrakların Kürtleri düşündüğü falan yok onların amacı, Büyük Ermenistan’dır, Arz-ı Mev’ud hülyalarıdır. Bugün Arap Yarımadasına bakıp ibret alın. Onlar da dün sizin gibi kandırıldı ve bugün İsrail’in amaçlarına hizmet etmek için kanları akıtılıyor, namusları kirletiliyor, evleri başlarına yıkılıyor. Hülasa yüzleri gülmüyor. Eğer bu oyuna gelirseniz sizin de yarın akıbetiniz hayrolmaz.&lt;br /&gt;     EL ELE VERELİM BU OYUNU BOZALIM.&lt;br /&gt;Gerçekleştirilmek istenilen nihai hedef Federatif yapı, Otonomi ve bunların akabinde parçalanmadır. Ortadoğu çok bilinmeyenli bir denkleme benzer parçalardan birinin değişmesinin diğerlerini etkilememesi imkânsızdır. Kürtler’in kullanılması domino etkisi yapacaktır ve bölge bir kez daha çıkmaza sürüklenecektir.&lt;br /&gt;Ülkeleri bölüp parçalamanın o ülkenin çıkarlarına fayda sağlamayacağı aşikârdır. Eğer tarih tekerrürden ibaretse geçmişteki hüsran dolu tabloların yaşanmaması için oyunun Emperyalizm-Siyonizm menşeli olduğu görülmelidir. Aksi takdirde geçmişi hatırlamayanlar, onu bir kez daha yaşamak zorunda kalacaklardır. Unutmamalıyız ki, ağaçtan düşen yaprak rüzgârın oyuncağı olur. Ortada ki müthiş hadisenin çaresi ise Osmanlı’nın 6 asır uyguladığı “İslam Kardeşliği” fikri, Atatürk’ün “Müslüman Milliyetçiliği” ideolojisidir.&lt;br /&gt; Burak EVCİ-TUNALIM...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8586667809174571462-997189323691301944?l=tunalim-1950.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://tunalim-1950.blogspot.com/feeds/997189323691301944/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=8586667809174571462&amp;postID=997189323691301944' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8586667809174571462/posts/default/997189323691301944'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8586667809174571462/posts/default/997189323691301944'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://tunalim-1950.blogspot.com/2009/10/kurt-kardesim-oyuna-gelme.html' title='KÜRT KARDEŞİM OYUNA GELME'/><author><name>TUNALIM</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12941521396391642175</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='06304716709334886209'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8586667809174571462.post-8314826418655174243</id><published>2009-10-19T14:26:00.000-07:00</published><updated>2009-10-19T14:27:16.052-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='dava'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='basiret'/><title type='text'>ONLAR DAVASINDAN VAZGEÇMEDİLER</title><content type='html'>Türkün tarihinde son zamanlarda alışık olmadığımız bir baş döndürücü, kafa karıştırıcı, gönül kirletici, bir süreç devam ediyor. Millet tarafından Devleti idareye memur kılınmış idareciler, AB ve ABD nin emir ve direktifleri doğrultusunda milli çıkarlarımıza ters icraatlar sergilemektedirler… &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tarihi gerçekler altüst edilmekte, dostlar düşman, düşmanlar dost konumuna getirilerek tarihimiz çarpıtılmak istenmektedir...  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Koca Türk milletinin imparatorluklar kuran, çağlar açıp çağlar kapatan evlatları, yüce ideallerden soyutlanmış, aşının ekmeğinin peşinden koşar vaziyete getirildiğinden, dönen dolaplardan habersizdir. &lt;br /&gt;Dönen dolaplardan haberi olanlardan bir kısmı çaresiz, kahir ekserisi de dönen dolapların değirmenine su taşımakla ve düşmanlarla iş birlikle meşgul olmaktadır…  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aman Allah’ım bu millet bu kadar basireti bağlı olamaz, olmamalı… Tarihini, geçmişini unutmamalı, aidiyet duygusunu kaybetmemelidir. &lt;br /&gt;Aksi takdirde sonu olmayan gayet tehlikeli günler bizi beklemektedir… &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tarihimizi unuttuğumuz takdirde, tarihin tekrar tekerrür etmeyeceğini kimse garanti edemez. Milleti sadıka diye geçmişte bağrımıza bastığımız, kucak açtığımız Ermenilerin değiştiğini, barış içinde yaşayacağını, iç ve dış düşmanlarla işgal yıllarındaki gibi iş birlik içinde olarak vatanımıza, toprağımıza, canımıza, kast etmeyeceklerini kim garanti edebilecek...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Uluslar arası kurumlar devrede onlar garanti veriyor” diye bir düşünce gafletine sakın düşmeyin. Çünkü İsrail-Filistin, Bosna Hersek-Sırbıstan, Azerbaycan-Ermenistan v.s. davalarında batı kimin yanında yer aldı, açık seçik meydandadır.  Batının bütün kurum ve kuruluşları, ister resmi ister sivil hepsi Türkün karşısındadır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunu her an yaşamıyor muyuz? &lt;br /&gt;Suriye de yaşayan çok sayıda Ermeni vardır. Onlarla gidin konuşun…&lt;br /&gt;Onlar hep bizim topraklarımızı tekrar ele geçirip, bizi buralardan kovma hayali peşindedirler. Ve davalarından asla vazgeçemediler. Kilis’te, Antep’te, Maraş’ta dedelerinin evlerini gelip görürlerdi ve dillerinde hep şu söz vardı; “buraları er ve de geç sizden geri alacağız. Bunu göreceksiniz” derlerdi… &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Babam ölü değil sağdır. Gelin ona sorun. Size Suriye’de karşılaştıkları bir şahısla münakaşasını anlatsın... &lt;br /&gt;Babam diyor ki; “adamın birini lisanı biraz Kilis şivesine benzer gördüm. &lt;br /&gt;-Nerelisin diye sordum. O da, şöyle bir göğsünü gere gere ve göğsüne vurarak; &lt;br /&gt;-Ben Kilisli Ermeniyim, Ermeniyim… Dedelerimiz orada yaşamış, bizim orada evlerimiz var… Tekrar geleceyiz. Deyince kafamın tası attı… Ben de ona göğsümü gererek &lt;br /&gt;-Bende Kilisli Türküm… Türkoğlu Türküm… Dedim. &lt;br /&gt;Ancak orada bulunanlar, aman izzet amca bırak bunlar şirret adamlar sonra döğüş dava olur. Sen kafanı yorma diye beni yatıştırdılar” diye anlatır… Bu tip örnekler çoktur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İddia ediyoruz ellerine fırsat geçtiği an, en akıl almaz düşmanlıklarını sergileyeceklerdir. En azından tazminat ve toprak talebinde bulunacaklar. Zaten batının mahkemeleri açmış ağzını bekliyor, bizi her yönden mahkûm edecekler. Çünkü haçlı batı, bizi bölmeyi, parçalamayı gözüne almıştır. Ve Büyük Ermenistan hayaliyle Ermenileri kışkırtmakta ve desteklemektedir…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bizi endişelendiren onların bu tutumundan çok, bizim aymazların sergiledikleri tavırlardır. İdarecilerimiz sanki süt dökmüş kedi gibi suçluluk psikolojisiyle davranmakta ve sürekli devletin bekasına zarar getirecek davranış sergilemektedirler. Milletimiz de üzerine ölü toprağı serpilmiş gibi sessiz ve sedası seyretmektedir…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi daha iyi anlıyorum ki “bu milleti yine milletin azmi ve kararlılığı kurtaracaktır” diye hedef gösteren Mustafa Kemal Atatürk’ün başlattığı kuvayi milliye hareketi benzeri bir hareket şarttır. Eninde sonunda Milletimizin ayıktırılması gerekmektedir... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vatanperver aydınımıza düşen, bıkmadan, usanmadan, gerçek dostu, gerçek düşmanı anlatmak ve olası tehlikeleri milletimize haber vermektir. Yoksa ne sana, ne bana, ne de çocuklarımıza yaşayacak vatan toprağı kalmayacaktır. Milli Şairimizin dediği gibi; “Sahipsiz vatanın batması haktır. Sen sahip çıkarsan bu vatan batmayacaktır”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uğur Kepekçi-TUNALIM...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8586667809174571462-8314826418655174243?l=tunalim-1950.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://tunalim-1950.blogspot.com/feeds/8314826418655174243/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=8586667809174571462&amp;postID=8314826418655174243' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8586667809174571462/posts/default/8314826418655174243'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8586667809174571462/posts/default/8314826418655174243'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://tunalim-1950.blogspot.com/2009/10/onlar-davasindan-vazgecmediler.html' title='ONLAR DAVASINDAN VAZGEÇMEDİLER'/><author><name>TUNALIM</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12941521396391642175</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='06304716709334886209'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8586667809174571462.post-8677713289603201379</id><published>2009-10-15T21:18:00.000-07:00</published><updated>2009-10-15T21:19:06.823-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yalan'/><title type='text'>ASRIN YALANI</title><content type='html'>Yaşadığımız asrın “deccaliyet”(cilacılık-yalancılık) unsurlarına sahne olacağını ve tesirini giderek artırarak insanların adeta yalana teslim olacak bir hâl alacağını her fırsatta dile getirmeye çalışmaktayız. Bakın etrafınıza, bakın yaşadıklarınıza…&lt;br /&gt;Dönünce evinize gün içinde karşılaştıklarınız olaylardaki yalanları sıralamaya kalkışsanız zannedersiniz ki o gün yalanla başlamış, yalanla devam etmiş ve yalanla sona ermiş…&lt;br /&gt;Günün özetinin; “yalan” olduğunu görürsünüz.&lt;br /&gt;Fertler arası ilişkilerdeki yalan, toplumlarda da yaygınlaşmış, devletler, milletler arası ilişkilerde de hâkim unsur olmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mademki yaşadığımız asırda hâkim unsur yalandır, o zaman yalandan korunmanın yolu; yalanları tanımak ve yalanın panzehirini bulmaktır.&lt;br /&gt;Asrın en büyük yalanlarından biri ekonomide faiz zincirinin devletlerin ve milletlerin boyunlarında bir ateş boyunduruk olarak kalması için uydurulanı; “karşılıksız basılan paranın enflasyonu artıracağı” yalanıdır. &lt;br /&gt;Varlığını sürdürmek ve ekonomisini ayakta tutmak için fertten topluma herkesin paraya ihtiyacı olacağı kesin bir hükümdür. Her türlü hizmetin elde edilmesi için bir mübadele aracına ihtiyaç vardır ve onunda en kolay olanı paradır. Piyasada alınacak mal ve hizmetin karşılığında ihtiyaç olan para her ülkenin kendi insiyatifinde ve belli bir ölçü dâhilinde olması gerekirken, süper devletlerin uydurdukları bir yalanla para basma ve paranın dolaşımı, onların insiyatifine geçmiştir. Kurulan bu yalan tuzağında kendi ülkelerinde ve pazar buldukları ülkelere faiz olarak borç verebilmek için ölçüsüz ve karşılıksız para basarak adeta para imparatorluğu kurmuşlardır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İhtiyaç sahiplerine faizli para vermek ve onları boyundurukları altına almak için kurulan bu tuzak, uluslararası para fonu adını almıştır. Kısaca hafızalarımıza IMF olarak kazınan bu yalancılar ve faizciler güruhu ülkelere para satarak ülkeler üzerinde hâkim unsur haline geçmektedirler. Para satmak için uydurdukları yalana; (“para basarsanız enflasyon artar”) ekonomistinden esnafına, sanayicisinden siyasetçisine, avamından Profesörüne, hemen herkes inandırılmış, bu söz hemen herkesin ağzında sakız hâlini almıştır. Karşılıktan anladıklarının ne olduğunu da sorsanız kaç kişi bilir Allah aşkına…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Asrın yalanına asrın bilge insanı Prof. Dr. Haydar Baş, Milli Ekonomi Modeli ile cevap vererek adeta insanlığı bu yalandan kurtarmanın yolunu, akılcı ve ilmi teorilere dayanarak ortaya koymuştur. Modelinde; bir ülkenin ihtiyacı olan parayı kendi merkez bankaları aracılığıyla basması gerektiğine işaret etmiştir.  Böylece hem maliyetsiz (faizsiz) para elde edeceğini hem de uluslar arası sözleşmelerden doğan hak olan senyoraj (paranın üretim maliyeti ile kendi üzerindeki yazılı değer arsındaki fark) hakkını kullanarak da başlı başına bir gelir elde edeceğini haber vermiştir. &lt;br /&gt;Ülkelerin emisyonda dolaşacak paralarının miktarını ayarlayan IMF, eksik kalan kısmını da faizli yabancı para ile karşılamaktadır. IMF nin bu yalanını çarpıcı bir ifade ile bozan Sayın Baş, her fırsatta “bu ne biçim enflasyon ki Türk parasını görünce azıyor, faizli yabancı parayı görünce sakinleşiyor. Eğer dolaşımdaki para ihtiyaçsa biz neden başkasının faizli borçlarına mahkûm olalım. Basarız kendi paramızı, böylece hem faizden, hem borçtan kurtuluruz. &lt;br /&gt;Bu model sadece bizim değil bütün sömürülen ve borç batağında boğulmaya çalışılan devletlerin milletlerin de kurtuluşudur.” İfadelerini kullanmıştır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben ne diyeyim şimdi değerli dostlar, Sayın Baş, senelerdir söyleye söyleye adeta dilinde tüy bitti. Sizde gittiniz IMF cileri işbaşına getirdiniz. Şimdi de IMF den dert yanıyorsunuz. &lt;br /&gt;Asrın yalanından kurtulmak mı istiyorsunuz? O zaman asrın bilgesi Prof. Dr. Haydar Baş’a kulak verin, gönül verin, destek verin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;U.Kepekçi-TUNALIM&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8586667809174571462-8677713289603201379?l=tunalim-1950.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://tunalim-1950.blogspot.com/feeds/8677713289603201379/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=8586667809174571462&amp;postID=8677713289603201379' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8586667809174571462/posts/default/8677713289603201379'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8586667809174571462/posts/default/8677713289603201379'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://tunalim-1950.blogspot.com/2009/10/asrin-yalani.html' title='ASRIN YALANI'/><author><name>TUNALIM</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12941521396391642175</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='06304716709334886209'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8586667809174571462.post-2035396147467176288</id><published>2009-10-12T16:47:00.000-07:00</published><updated>2009-10-12T16:50:19.463-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='uygurlar'/><title type='text'>''İLK URUMÇİ DAVASI'INDA'' İDAM..</title><content type='html'>Çin'de bir mahkeme Temmuz ayında Şincan'da meydana gelen olaylar nedeniyle altı kişiyi cinayet ve diğer suçlardan idama mahkum etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şincan'daki olaylara çok sayıda güvenlik gücü müdahale etmişti&lt;br /&gt;Pekin'den gazeteci Kamil Erdoğdu, ceza alanların hangi etnik gruptan olduğunun belirtilmediğini ancak açıklanan isimlerden ölüm ve ömür boyu hapis cezasına çarptırılanların Uygur olduğunun anlaşıldığını söylüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ölüm cezasına çarptırılanların isimleri şöyle: Abdülkerim Abdülvahit, Geni Yusuf, Abdullah Mettohti, Adil Rozi, Nureli Vuşiıar ve Alim Metyusuf.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tahirejan Abulimit adlı kişinin ise suçunu kabul etmesinden ve Alim Metyusuf’un yakalanması için polise yardımcı olmasından dolayı ölüm cezası yerine ömür boyu hapisle cezalandırıldığı açıklandı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çin basınında yer alan haberlerde tutuklu bulunan yaklaşık 1400 kişinin gruplar halinde yargılanacağı ve resmi makamların olayların ele başları ile “kandırılanları” ayırt etmek istedikleri ve bu kişileri tekrar topluma kazandırmayı amaçladıkları ileri sürüldü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Temmuz ayında Şincan özerk bölgesinde meydana gelen olaylar, Çin'in uzun yıllardır tanık olduğu en ciddi çatışmalardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Etnik Uygurlar ve Han Çinlileri arasında çıkan olaylarda yaklaşık 200 kişi ölmüş, 2,000 kişi de yaralanmıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oyuncak fabrikası&lt;br /&gt;Şincan'daki huzursuzluğu, Çin'in bir başka bölgesindeki Guangdong vilayetinde yer alan bir oyuncak fabrikasında çıkan bir kavganın tetiklediği haber verilmişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu olaylarda iki Uygurun öldüğü, 14 Uygurun da ciddi şekilde yaralandığı bildirilmişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Guangdong'daki bir mahkeme önceki gün aldığı kararda, fabrikadaki kavgada üstlendikleri roller nedeniyle Şiao Canhua'yı ölüm cezasına, Şu Kiçi'yi de müebbet hapis cezasına çarptırdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sayı tartışması&lt;br /&gt;5 Temmuz'da Urumçi'deki Uygur toplumunca Guangdong'daki olaylarda Uygurların ölmesini protesto amacıyla başlayan gösteriler şiddet olaylarına dönüşmüştü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Olaylarda en az 197 kişinin öldüğü, 1,700 kişinin de yaralandığı haber verilmişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hükümet, ölenlerin çoğunluğunun Han Çinlileri olduğunu açıklarken, sürgündeki eylem grubu Dünya Uygur Kongresi, olaylarda çok sayıda Uygur'un da öldüğünü söylemişti.&lt;br /&gt;Kaynak:BBC NEWS...Tunalım..&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8586667809174571462-2035396147467176288?l=tunalim-1950.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://tunalim-1950.blogspot.com/feeds/2035396147467176288/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=8586667809174571462&amp;postID=2035396147467176288' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8586667809174571462/posts/default/2035396147467176288'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8586667809174571462/posts/default/2035396147467176288'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://tunalim-1950.blogspot.com/2009/10/ilk-urumci-davasiinda-idam.html' title='&apos;&apos;İLK URUMÇİ DAVASI&apos;INDA&apos;&apos; İDAM..'/><author><name>TUNALIM</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12941521396391642175</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='06304716709334886209'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8586667809174571462.post-3256318606442366086</id><published>2009-10-10T18:29:00.001-07:00</published><updated>2009-10-10T18:29:59.581-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='davet'/><title type='text'>UYANIK OLALIM! EL ELE, GÖNÜL GÖNÜLE VERELİM! VAR MISINIZ?</title><content type='html'>TÜRKİYE; asırlardır üzerinde HESAP yapan DÜŞMANLARININ bugün de &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;OBJEKTİFİ ALTINDA bulunmaktadır. Bu yüzden ÜLKEMİZ üzerindeki &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;OYUNLARIN ardı arkası kesilmemektedir... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***************************************************&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;..12 EYLÜL 1980 öncesi SAĞ-SOL adı altındaki ÇATIŞMALARIN ALANI &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;haline gelen TÜRKİYE, BEŞBİNİN ÜZERİNDEKİ evladını TOPRAĞA &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;GÖMMÜŞTÜR...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***************************************************&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;...Daha sonra ve bugün, ETNİK ve BÖLGESEL SORUNLAR bahane edilerek&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ve MİLLET BİRBİRİNE DÜŞÜRÜLEREK; ÜLKEMİZ İÇTEN ÇÖKERTİLMEK &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İSTENMEKTEDİR...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***************************************************&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;...LAİK-MÜSLÜMAN ÇATIŞMASI tezgahlanmış, ALEVİ-SÜNNİ KAVGASI &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;oluşturulmaya çalışılmış, TÜRK-KÜRT gibi IRKİ unsurlar kullanılmak &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;istenmiştir. Halen çeşitli iç ve dış OYUNLAR sürdürülmektedir. Bu &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;OYUNLARIN bir kısmı İÇ, bir ÇOĞU DA DIŞ KAYNAKLIDIR.....'&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***************************************************&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TÜRKİYE'Yİ 72 MİLYONLUK BÜYÜK BİR AİLE OLARAK GÖRMEK &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ANA DÜŞÜNCEMİZ OLSUN......&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***************** VAR MISINIZ ? *********************&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;************** HERŞEYİN HAYIRLISI *******************&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;**********KAİNATIN DORUK NOKTASINDAKİ BİR TÜRKİYE VE HUZURLU BİR DÜNYA DİLEĞİYLE********************* TUNALIM...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8586667809174571462-3256318606442366086?l=tunalim-1950.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://tunalim-1950.blogspot.com/feeds/3256318606442366086/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=8586667809174571462&amp;postID=3256318606442366086' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8586667809174571462/posts/default/3256318606442366086'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8586667809174571462/posts/default/3256318606442366086'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://tunalim-1950.blogspot.com/2009/10/uyanik-olalim-el-ele-gonul-gonule.html' title='UYANIK OLALIM! EL ELE, GÖNÜL GÖNÜLE VERELİM! VAR MISINIZ?'/><author><name>TUNALIM</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12941521396391642175</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='06304716709334886209'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8586667809174571462.post-1053820476373523722</id><published>2009-10-02T19:59:00.003-07:00</published><updated>2009-10-02T20:00:58.514-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='insan'/><title type='text'>AİDİYET DUYGUSU İLE DONANMAK</title><content type='html'>Kültürel, ekonomik ve siyasal sahada yoğunluk kazanan tahribatların altında yatan asıl sebep; milleti millet yapan “aidiyet duygusu”nun tahrip edilmesidir. Ulus olarak yaşadığımız bu sıkıntılardan kurtulmadığımız takdirde istenilen başarıları elde etmek asla mümkün olamayacaktır. &lt;br /&gt;Aidiyet duygusunu kuvvetlendirmek için fertler, ait olduğu milletin değerleri ile bezendirilmeli, kendi tarihine ve kültürüne bağlılığı sağlanmalıdır. Bu konuma gelen fertler, ait olduğu değerlerin uğruna fedakârlıklara katlanabilir. Nitekim bir milleti ayakta tutan değerlerin başında aidiyet duygusu gelir.&lt;br /&gt;Aidiyet duygumuz yeterince gelişseydi..!&lt;br /&gt;Gelinen durum itibariyle milletimizin aidiyet duygusunun yeterince gelişmediği gözlemlenmektedir. &lt;br /&gt;Millet olarak aidiyet duygusu yeterince gelişseydi; &lt;br /&gt;– Vatan toprakları üzerinde dönen dolapları görür, dâhili ve harici düşmanlara karşı can siperâne bir mücadele ortaya koyardı, böylece vatan toprakları kolayca satılamazdı..!&lt;br /&gt;– Ait olduğu kültürü anlamış olsaydı o kültürün emri olan; “komşusu aç iken tok yatan bizden değildir” buyruğunu yerine getir, kimse evinde ya da çöplükte açlıktan ölmezdi..! &lt;br /&gt;– Faiz illetini hemen her eve sokan batının kapitalist ekonomi anlayışlarını ülkemize hakim kılmazdı..!&lt;br /&gt;– Kendi menfaatini başkasının menfaatinden üstün görmez, yardımlaşma duygusunu hâkim kılma yolunda gayret sarf ederek yaşadığımız toplum huzur ortamına dönerdi..!&lt;br /&gt;– Ait olduğu Türk milletinin tarihini bilseydi; AB ve ABD önünde kapıkulu gibi el açıp dilenci konuma düşmezdi..! Yapılan uygulamalar maalesef aidiyet duygusunun gelişmesi yönünde olmamış, bize ait olmayan haçlı batı kültürünün her cepheden etkisi altında kalınmış, millet olarak hiç de iç açıcı olmayan hallere düşürülmüşüzdür.&lt;br /&gt;Milli siyasetimiz ne olmalı?&lt;br /&gt;Mustafa Kemal Atatürk’ün Nutukta “TÜRK MİLLETİNİN TAKİP ETMESİ GEREKEN SİYASİ İLKE: MİLLİ SİYASET” başlığı altında ortaya koyduğu ilkelere bakınca o günden bu güne gelinen noktayı tespit etmekte zorlanılmayacağı kanaatindeyim... “Efendiler, Meclis’in açıldığı ilk günlerde, Meclis’e, içinde bulunduğumuz durum ve şartları açıklayarak takip edilmesini ve uygulanmasını yerinde bulduğum görüşlerimi arz ettim. Bu görüşlerin başlıcası Türkiye’nin, Türk milletinin takip etmesi gereken siyasî ilke ile ilgiliydi…&lt;br /&gt;Bizim, kendisinde açıklık ve uygulama imkânı gördüğümüz siyasî ilke, millî siyasettir. Dünyanın bugünkü genel şartları, yüzyılların dimağlarda ve karakterlerde yerleştirdiği gerçekler karşısında hayalci olmak kadar büyük yanılgı olamaz. Tarihin ifadesi budur, ilmin, aklın, mantığın ifadesi böyledir. Milletimizin, güçlü, mutlu ve istikrarlı yaşayabilmesi için, devletin bütünüyle millî bir siyaset izlemesi, bu siyasetin iç teşkilâtımıza tam olarak uyması ve ona dayanması gerekir. Millî siyaset dediğim zaman kastettiğim anlam ve öz şudur: Millî sınırlarımız içinde, her şeyden önce kendi kuvvetimize dayanmakla varlığımızı koruyarak, millet ve memleketin gerçek saadet ve refahına çalışmak...” (Nutuk)&lt;br /&gt;Özünü tanımayan milletler yok olmaya mahkûmdur&lt;br /&gt;Bu gün itibariyle geriye dönüp bir baktığımızda milli siyaseti bir ilke kabul eden Mustafa Kemal Atatürk’ten sonra yavaş yavaş milli politikalardan uzaklaşılmış, bütün ilişkiler batının arzuları istikametinde gelişmiş, adeta kendi irademizden uzaklaşılmış ve başkalarının iradesinde yok olmak durumuna düşülmüştür.&lt;br /&gt;Gelinen noktada milli bir siyasetten milli bir duruştan asla söz edilemez. Vatanımızın bütünlüğüne milletimizin bekasına kasteden bir terör örgütü ile mücadeleyi bile ABD ve AB ekseninde değerlendirip, adeta düşmandan medet umar bir hale düşmüşüz. Kanunlar milli menfaatlerden çok batının menfaati çerçevesinde çıkarılmaktadır. Bu durumda milli bir siyasetten ne kadar bahsedebiliriz. Aslında milli siyasetten uzaklaşmanın emareleri kendi dışımızda çözümler aramak durumuna düşürüldüğümüzden de anlaşılmaktadır. AB politikaları bunun en bariz örnekleridir. &lt;br /&gt;Kendi kültürüne güvenmeyen, kendi özünü tanımayan ve dolayısıyla aidiyet duygusuyla donanmayan bir milletin başkalarının iradesinde yok olması kaçınılmazdır.&lt;br /&gt;Asıl mesele: insan meselesidir&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;“Devlet millet için vardır.” Milletler kendi kendilerini idare etmek için türlü türlü yönetim şekilleri aramışlar, denemişler. Bu arayış, dünyanın başlangıcı ile başlayıp insanlık nesli yok oluncaya (kıyamete) kadar devam edecektir.&lt;br /&gt;Bu arayışta dünyanın en eski medeniyetleri arasında, en önlerde yer alan Türk milleti, hangi yönetim şeklini tercih ederse etsin, onun esaslarını; insan onuruna uygun bir formata çevirmiş, insanın mutluluğunu ve refahını esas alan bir uygulama şekline dönüştürmüştür. Türk milletinden başka devletler; hangi yönetim modeli olursa olsun o modeli, insanlığı köle olarak kullanmaya yönelik uygulamalara dönüştürmüşlerdir. &lt;br /&gt;1980’li yıllarda Prof. Dr. Haydar Baş hocamızı tanıdığımda, çok ilgimi çeken bir tespiti ile karşılaşmıştım. Diyebilirim ki benim dünya görüşümü temelden değiştiren bir tespittir bu tespit. Arz edeyim efendim;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;Yönetim şekilleri, yöneten insanın görüş ve niyetiyle önem kazandığından bahisle, bıçak örneğini vermişti: “Bıçak, annelerimizin elinde yemek hazırlayan bir alet, doktorun elinde can kurtarıcı bir alet, katilin elinde can alıcı bir malzemedir” Buradan anladığımız; bıçak, kullanıcının elinde değer kazanarak, kullanıcının niyetini icra eden bir şekil arz etmektedir.&lt;br /&gt;İşte yönetim şekilleri de o yönetimin başında bulunan kişinin niyet ve davranışlarına göre değer kazanmaktadır.&lt;br /&gt;İnsanlar farklı uygulamalarla; “Halkın egemenliği temeline dayanan yönetim biçimi” ile, demokrasiyi ne hale getirdiler. Hem de yanı başımızda Irak’ta dökülen kanlar, yapılan zulümler ve işgal, demokrasi adına yapılmıyor mu?&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;Ben, Prof. Dr. Haydar Baş Beyi tanıdığımdan bu yana ; “Mesele insan meselesidir, insan meselesini halletmeden hiçbir şeyi halledemezsiniz” tespitini ısrarla gündem etmiştir. Yaptığı her hizmette insan unsurunu merkez kabul etmiş, insanın tekamülü için elinden gelen gayreti göstermiştir.   &lt;br /&gt;İnsan ihmal edile edile, bugün gelinen nokta; insanlar yönetimden, yönetim insandan şikayet eder olmuş, huzursuzluğun hakim olduğu acayip bir hal oluşmuştur. Bir yönetim krizi söz konusudur.&lt;br /&gt;Yukarıda bahsettiğimiz bıçak meselesinde olduğu gibi bu da yönetenlerden kaynaklanmaktadır.&lt;br /&gt;Çünkü; insana göre yönetim değil, yönetime göre insan tarzından yola çıkılmış, böylece insan merkezin dışına çıkartılmıştır. Netice olarak millet devletinden, devlet milletinden bizar bir hale gelmiştir.  &lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;Aziz Türk milleti, içinde bulunduğu en olumsuz şartları tekrar lehine çevirmesini bilmiştir. Millet devletine sahip çıkacak, devlette milletine sahip çıkarak ona hizmet edecektir. Böylece özlenen başarılar elde edilecektir. Özlenen başarının ve huzur ortamının oluşması için yapılması gereken; devletin bütün kurallarını, merkezinde insanın bulunduğu bir hale dönüştürmesi;  dolayısıyla “sosyal devlet, milli devlet” anlayışının  hakim kılınmasıyla gerçekleşecektir. U.Kepekçi--TUNALIM..&lt;blockquote&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8586667809174571462-1053820476373523722?l=tunalim-1950.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://tunalim-1950.blogspot.com/feeds/1053820476373523722/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=8586667809174571462&amp;postID=1053820476373523722' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8586667809174571462/posts/default/1053820476373523722'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8586667809174571462/posts/default/1053820476373523722'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://tunalim-1950.blogspot.com/2009/10/aidiyet-duygusu-ile-donanmak_02.html' title='AİDİYET DUYGUSU İLE DONANMAK'/><author><name>TUNALIM</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12941521396391642175</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='06304716709334886209'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8586667809174571462.post-1227022156117301408</id><published>2009-10-02T15:43:00.000-07:00</published><updated>2009-10-02T15:46:15.875-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ekonomi'/><title type='text'>MİLLETİ AÇ BIRAK; AÇILIMLA AVUT...</title><content type='html'>AKP hükümeti her gün ortaya bir enstrüman getiriyor. Türk milletini meşgul edecek… Oyalayacak… Hükümetin vahim icraatlarını görmezlikten gelmeye yarayacak! Milletin gündemi dışında işler bunlar! Ya bir devlet kurumu ile dalaştır bu… Yahut AB’nin bir talimatı… Yahut da bir IMF fermanı… Veya bir ABD–BOP projesi! Geriye doğru hafızanızı tazeleyin; ne kof gündemlerle meşgul olmuş Türkiye! Yıllardan beri bir arpa boyu dahi yol almamış, alamıyor ne devlet, ne de millet Ne kof gündemlerle kaybettik yılarımızı… Etnik açılım paketi bunlardan biri! Ermeni açılımı bunlardan biri! İran’a karşı Amerikan eksenli manevralar bunlardan biri! ABD’den füze alımı bunlardan biri! Hangisi milletimizin derdi?! Hiçbiri… AKP ve küresel ağabeylerinin taktiği ortada: Türk milleti aç bırak; açılımla avut, paketle oyala, füze ile oynaştır, İran ile dalaştır! Bu vaziyet, faturası ağır çok vahim bir gidişattır! Milletimizin derdi belli: İş… Aş… Geçim! İşsizlik almış başını gidiyor. Yoksulluk hakeza! Can kalmamış piyasada ve millette! Tüketim bitmiş, üretim bitmiş; kaskatı kesilmiş ortalık… Hükümet ve arkasındaki IMF şefleriyle bu tabloyu gizliyor… Yüzde 13, ekonomi daralması yaşayan, büyümesi eksi 13’lerde gezinen bir Türk ekonomisi var ortada. Hükümet ve IMF şefleri, 2010 için yüzde 3’lük büyüme havası basıyorlar. Siz onu gelin de milletin külahına anlatın! Bırakın yalan rakam ve istatistiklerle milletin gözünü boyamayı da; işsizlik, yokluk ve yoksulluğu bir de millete sorun, işçiye, köylüye, çiftçiye, sanayiciye sorun! Dünya Bankası ve Beyazsaray’ın ekonomi eski baş danışmanlarından John Perkins, Bir Ekonomik Tetikçinin İtirafları adlı itirafname yayınlıyor, dünya ekonomilerini, özellikle az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin ekonomilerini nasıl batırdıklarını anlatıyor. Perkins, itirafnamesinde. nasıl yalan istatistikler ve sahte rakamlar türettiklerini örnekleriyle aktarıyor. Türk ekonomisinde de işte bu yalan rüzgarları esiyor şimdi! 2010’da Türk ekonomisi yüzde 3 büyüyecekmiş! 2008 ve 2009’da ne yaptınız ki, 2010’da büyüyecek?! Türk ekonomisini yüzde 13 batıranlar, pembe tablolar üretmekle meşguller! Bu yalanları ne etnik açılım, ne patriot, ne Ermeni şallarıyla örtebilirsiniz! Millet aç… İş ev aştan başka hiçbir şey, milletin açlığını gideremez, milletimizi avutamaz! Tencerelerde taş kaynıyor! Çocuklarına tenceresinde taş kaynatan ve onları avutan ananın kapısını sırtındaki un çuvalıyla çalan Hz. Ömer’in hikayesiyle nutuklarını süsleyen Başbakan R. T. Erdoğan, aynanın karşısına geçiyor mu?! Milyonlarca ana aç… bebekler sütsüz, gençler işsiz! Erdoğan’ın hiçbir etnik manevrası bu açlığı gidermez, iş ve aş sağlamaz! Muhalefetin de heybesinde iş ve aş adına hiçbir proje yok! O halde tek yol var Türkiye için… 70 milyon hep beraber tek yürek olarak şöyle haykırmak: İş–aş Haydar Baş! Kapitalizmin batağında debelenen 80’i aşkın ülke, Prof. Dr. Haydar Baş beyin Milli Ekonomi Modeli ve Sosyal Devlet projeleriyle şahlanıyor. Aklın yolu bu… Başka yol da yok! Hayır, şöyle bir başka yol daha var, diyebilen varsa beri gelsin! Türk milleti bu gerçeği görene kadar yokluk ve işsizlikle cebelleşmeye mahkumdur.M.Emin Koç--TUNALIM...&lt;object width="425" height="344"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/mPpvnju2chk&amp;hl=en&amp;fs=1&amp;"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowFullScreen" value="true"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowscriptaccess" value="always"&gt;&lt;/param&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/v/mPpvnju2chk&amp;hl=en&amp;fs=1&amp;" type="application/x-shockwave-flash" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true" width="425" height="344"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8586667809174571462-1227022156117301408?l=tunalim-1950.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://tunalim-1950.blogspot.com/feeds/1227022156117301408/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=8586667809174571462&amp;postID=1227022156117301408' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8586667809174571462/posts/default/1227022156117301408'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8586667809174571462/posts/default/1227022156117301408'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://tunalim-1950.blogspot.com/2009/10/milleti-ac-birak-acilimla-avut.html' title='MİLLETİ AÇ BIRAK; AÇILIMLA AVUT...'/><author><name>TUNALIM</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12941521396391642175</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='06304716709334886209'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry></feed>