tag:blogger.com,1999:blog-83706960062266787542008-10-11T13:37:46.049+03:00TARİH ve BUGÜNatakhan mikhaelhttp://www.blogger.com/profile/15218661432007847753noreply@blogger.comBlogger224125tag:blogger.com,1999:blog-8370696006226678754.post-12725659739867287262008-10-10T22:50:00.001+03:002008-10-10T22:50:17.286+03:00KENDİ DİLİMİZİ KONUŞMAK<p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.4pt;">Tarih ve coğrafya. Belleklerimizde bu iki kavram şimdiyi ve burayı anlamak için bir pusula. Analitik geometri. Birisini yatay, birisini dikey bir düzlem olarak kabul etsek de denklemler her zaman bu kadar kolay çözülmüyor. Üstelik dünyanın daha önce hiç yaşamadığı kadar büyük bir kaos yaşadığı; bu kaosla birlikte küçücük bir köye dönüştüğü bir zaman da yaşıyorsanız.</p> <p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.4pt;">O zaman “birlikte yaşamak” kavramı gelip dayanıyor belleklerimize. Birlikte yaşamak ama nasıl. Birbirimizi anlamak. Doğu ve Batı. Bu soruların en güzel izleneceği yer ise Avrupa Birliği ve Türkiye ilişkileri. Sadece basit bir politik problem değil; yıllardır yenilmişlik psikolojisi içinde Batı’ya benzemeye çalışan, zaman zaman kendi geçmişini unutmaya çalışan, bazen aşırı bir duygusallık ile geçmişine sarılan, yenilmişliğin şokunu hala üstünden atmaya çalışan Doğu, Türkiye. Öte yanda ise dünyayı hiç olmadığı kadar değiştiren, Tanrı’sını reddetmiş, post-modern diye adlandırılan dönemde hala sorularını cevaplayamamış kibirli Batı, Avrupa.</p> <p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.4pt;">Şimdi bu iki coğrafya aynı köyde yaşamak zorundalar. Peki ama bu köyün kuralları ne olacak. Bu kuralları kim koyacak?</p> <p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.4pt;">Bütün bu soruların cevaplanabilmesi için önce iki tarafın birbirini anlaması lazım. Bunun farkında olacak ki AB, hem kendi ülkeleri arasında hem de Türkiye ile Gençlik Programları yürütüyor. Erasmus programlarıyla üniversite okuyan gençler farklı ülkelerde eğitim görüyor. STK’lara verdiği parasal destek ile gençlik değişimleri yapılıyor. Farklı kültürlerden gençler bir araya gelerek kültürlerini tanımaya çalışıyorlar. Ancak bunun ne derece bir olumlu etki yaratacağı tartışma konusudur. </p> <p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.4pt;">Asıl soru şu; Bahsedilen kültürler arası diyalog sadece farklı kültürlerin AB kültürü altında asimile edilerek kültürün sadece yapmacık ve gösterişten ibaret bir kavram olması mıdır, yoksa AB gerçekten farklı bir kültüre hazır mı? </p> <p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.4pt;">Durum aslında AB’nin programlarında kullandığı çeşitliliği simgeleyen şirin AB karikatürleri kadar masum değil. Herkes kendine göre haklı. AB kurduğu sistemin içine dahil edecek olduğu yeni kültürlerin kendi koyduğu kurallar çerçevesinde entegre olmasını istiyor. Entegre olacak olan Türkiye kendi kültürüne sahip çıkacak kadar cesaretli bir tavır sergilemiyor. İşin doğrusu Türkiye, Avrupa ile aynı kavramları kullanmaya başladığından beridir kendi derdini anlatacak dili de kaybetmiş oluyor. Kendi dilini unutan aydınlar şaşkınlık içinde kendi halkını anlamaya çalışırken, Batı’ya daha bir hayran oluyorlar. Batı’dan ithal kavramlar içimize işlerken kendi kendimizi bile anlamaz oluyoruz. Eğer Batı ile bir asimilasyon değil bir birleşme isteniyorsa önce kendi dilimizi hatırlamamız gerekecektir.</p> <p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.4pt;">Doğu’nun unutkanlığından şöyle bahsediyor Cemil Meriç;</p> <p class="MsoNormal">“Zafer sabahlarını kovalayan bozgun akşamları. İhtiyar dev, mazideki ihtişamından utanır oldu. Sonra utanç, unutkanlığa bıraktı yerini “Ben Avrupalıyım” demeye başladı. “Asya bir cüzamlılar diyarıdır”</p> <p class="MsoNormal"><span style=""> </span>Batı ile masaya oturuyor Doğu. Ama bizim belleklerimizdeki her kavramlar hep Batı tarafından dayatılmış. Bizde onları gönüllü kabul etmişiz. Kimse çıkıp da Batı’ya farklı bir dil ile konuşmadığından, Batı’da, hem biraz haklı olduğundan hem de biraz kibrinden dolayı kendi kavramlarıyla tanımış Doğu’yu. Karşısındaki devletler hep Batı’yla Batı’nın dilinden konuşmuşlar. O zaman Doğu’da geleneksel olan hep oryantalist bir pencereden izlenmiş. Sonuçta aslında farklı dili konuşan ama bir tarafın karşı tarafın dilini öğrenip kendi kelimelerini unuttuğu ilginç bir resim var karşımızda. Bu durumda ise yapılması gereken Doğu’ya Batı’nın dilini tam olarak öğretmek ve eski dili sadece bir kültürel süs haline getirmek oluyor Batı için. </p> <p class="MsoNormal"><span style=""> </span>Batı ile diyalog için Batı’nın dilini eleştirecek beyinlere ihtiyaç var. Bu eleştiri için de kendi dilimizi bilmemiz gerekiyor. Tercüman iki dile de hakim olana denir. Başka bir dil öğrenirken kendi dilini unutan biriyle ise herhangi bir diyalog şansı kalmaz. </p> <p class="MsoNormal"><span style=""> </span>Tarih ne gösterir bilinmez. Bu süreçte ya Türkiye asimile olacak ve kendi dilini tamamen unutacak. Ya da farklılıklar onu kendi dilini konuşmaya zorlayacak. Sonuç ne olursa olsun gelecek on yılların çok farklı kültürel açılımlara gebe olduğu muhakkak.</p> <p class="MsoNormal"><span style=""> </span>O zaman tarih ve coğrafya düzlemlerinde kendilerini anlamak isteyenleri çok daha çetrefilli analitik geometri problemleri bekliyor olacak. Çünkü tarihle birlikte coğrafya düzlemi de değişmiş olacak.</p> <p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p> <p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p> <p class="MsoNormal">Ubade Kemerli</p> <p class="MsoNormal">9.10.2008</p>atakhan mikhaelhttp://www.blogger.com/profile/15218661432007847753noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-8370696006226678754.post-10358293929016777102008-10-05T11:13:00.002+03:002008-10-05T11:19:32.624+03:0028 Şubat’ın sürpriz çocuğu: Ak Parti30 Ekim 1995’te, gene Tansu Çiller’in başbakanlığında bir DYP-CHP koalisyon hükümeti kuruldu. TBMM seçimlerin 24 Aralık 1995’te yenilenmesine karar verdi. Sonuçlar, siyasetin krizini alabildiğine netleştirdi. DYP ve ANAP yüzde 20’nin sınırında, sırasıyla 135 ve 132 milletvekilinde dengelenirken, Refah Partisi yüzde 21.38 oy ve 158 milletvekiliyle ilk sırayı aldı. DSP ise tamamen Bülent Ecevit’in kişiliği sayesinde Baykal’in CHP’sini geride bırakıp, 49’a karşı 76 milletvekiliyle ortanın solunda birinci parti oldu.<br /><br /><br /> Seçimlerin ardından, önce Mesut Yılmaz’ın başbakanlığında bir ANAP-DYP koalisyonu denendi. Ancak güven oylaması Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilince, Necmettin Erbakan başbakanlığı üstlenip Refahyol adıyla bilinen RP-DYP hükümetini kurdu. Susurluk skandalı bu dönemde patlak verdi ve Mehmet Ağar’ı yalnız İçişleri Bakanlığı’ndan değil, DYP’den de istifaya zorladı. Bunu, askerî-bürokratik kompleksin Erbakan’a karşı tavrının katılaşması izledi. 4 Şubat 1997’nin erken saatlerinde, Ankara’nın Sincan ilçesinde RP’li belediye başkanının “irticaî” uygulamalarına karşı tanklar bir gövde gösterisi yaptı. 28 Şubat’ta ise, 12 Eylül rejiminin vesayet enstrümanı olarak tasarladığı Millî Güvenlik Kurulu toplanıp 18 maddelik bir kararı benimsedi ve Refahyol hükümetine dikte etti. Bu muhtıra karşısında eli kolu bağlanan Erbakan Haziran’da istifa etti. Çok geçmeden Anayasa Mahkemesi RP’yi “laiklik karşıtı faaliyet”ini gerekçe göstererek kapattı. “Post-modern darbe” Refahyol’un başbakan yardımcısı ve dışişleri bakanı Tansu Çiller’i de hırpaladı. (Altı yıl sonra Çiller, 3 Kasım 2002 erken seçimlerinde DYP’nin barajı aşamaması üzerine istifa ederek politikadan çekildi ve yerini, DYP’ye geri dönen Mehmet Ağar’a bıraktı.)<br /><br /><br />28 Şubat darbesinden sonra, giderek daralan ve tükenen opsiyonlar bağlamında, başbakanlık gene Mesut Yılmaz’a verildi ve 30 Haziran 1997’de zar zor, ANAP ile DSP ve (DYP’den ayrılan Hüsamettin Cindoruk’un kurmuş olduğu) Demokratik Türkiye Partisi’nin Anasol-D koalisyonu kuruldu. Ancak hükümeti dışarıdan destekleyen CHP, Kasım 1998’deki Türkbank ihalesi yolsuzluğu üzerine Mesut Yılmaz hakkında gensoru verince bu formül de çöktü ve uzun süreli bir hükümet bunalımına girildi. Sonunda DYP, Anasol-D’nin başbakan yardımcısı Bülent Ecevit başkanlığında kurulacak bir hükümete destek vermeyi kabul etti. Böylece Ecevit, 21 yıllık (1978-99) aradan sonra 11 Ocak 1999’da başbakanlığa döndü ve DSP azınlık hükümetini kurdu.<br /><br /><br />Garip tesadüf, 1974’teki başbakanlığına denk gelen Kıbrıs müdahalesini seçim başarısına dönüştürememiş olan Ecevit, Abdullah Öcalan’ın 1999’un ilk üç ayındaki başbakanlığı sırasında yakalanıp Türkiye’ye getirilmesini bu sefer sandıkta iyi değerlendirdi ve DSP 18 Nisan 1999 seçimlerinden yüzde 22 oy ve 136 milletvekiliyle birinci parti olarak çıktı. MHP 129, RP’nin yerini alan Fazilet Partisi 111, ANAP 86, DYP 85 sandalye aldı. CHP yüzde 9’a yakın oyla barajın altında ve Meclis dışında kaldı. Tekrar başbakanlıkla görevlendirilen Ecevit, 28 Mayıs 1999’da DSP-MHP-ANAP koalisyonunu kurdu.<br /><br /><br />Bütün icapları, uzantıları ve çağrışımlarıyla birlikte “ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlük” formülüne hapsolmanın yol açtığı zihinsel darlık ve sıkışmayı; aynı zamanda, laik-üniter ulus-devlet fundamentalizminin, sonunda kendini ne kadar sınırlı seçeneklere mahkûm ettiğini, belki hiçbir şey, bu Ecevit-Bahçeli-Yılmaz ittifakının yapaylığı — hattâ, olası koalisyonların en yapayını simgelemesi — kadar iyi anlatamaz. “Konuşan Türkiye” ideali, ya “bağıran” ya da “sus(turul)an Türkiye” arasında bölünüp parçalandı; 1980’lerin ikinci yarısının değişim arayışları tersyüz oldu; 12 Eylül kurumları ve kültürünün dayattığı konformizm büsbütün koyulaştı; adetâ bütün politikalar MGK’nın “gizli anayasa”sından ve “Türkiye’nin kırmızı çizgileri”nden ibaret kaldı. Bu dönemin başlıca üç hatırlanabilir olayı vardı : Demirel’den sonraki cumhurbaşkanı arayışının kilitlendiği bir sırada, Ecevit’in Anayasa Mahkemesi Başkanı Ahmet Necdet Sezer’i hatırlayıp üzerinde uzlaşma sağlaması; derken, 5 Mayıs 2000’de seçilip 16 Mayıs’da göreve başlayan Sezer ile Ecevit arasında tâyinler yüzünden çıkan yakışıksız kavganın, büyük bir malî krizi tetiklemesi; 2000 Kasım ve 2001 Şubat krizlerinin ardından, gene Ecevit’in, Dünya Bankası’ndan Kemal Derviş’i yardıma çağırması ve ekonomiden sorumlu devlet bakanı yapması. Gerisi bir grilikti; “laik gelenekçilik” ya da “Atatürkçü muhafazakârlık”tan beslenen bir millî güvenlik devleti donukluğuydu.<br /><br /><br />W. H. Auden, İkinci Dünya Savaşının patlak vermesi üzerine yazdığı “1 Eylül 1939” şiirinde, “alçak ve yalancı bir onyıl boyunca beslenen kurnazca umutların sönüp gidişi”nden söz eder. Türkiye’nin en yavan, en bayağı, küçük kurnazlıklarla en fazla dolup taşan onyılı, herhalde 1992-2002 arası oldu. Her şey bir yana; bir tükenmiş şöhretler mezarlığıydı enikonu : Kaya Erdem, İsmet Sezgin, Yıldırım Avcı, Hüsamettin Cindoruk, Mesut Yılmaz, Tansu Çiller ve daha niceleri — dönemin unutulmuşları saymakla bitmez. Bunun da altında, giderek dar bir alana hapsolan sivil siyasetin, ıvır zıvır meselelerle uğraşırken, askerlere terk etmeye zorlandığı gerçek sorunlar üzerinde hiçbir yeni fikir, hiçbir yaratıcı ve heyecan verici söylem geliştirememesinin belirlediği yaratıcılık-yetenek-cesaret yoksunluğu yatıyordu.<br /><br /><br />2002 SEÇİMLERİ VE İLK AKP HÜKÜMETİ<br /><br /><br />• Onun için, 1990’lar boyunca eksik olmayan kısa süreli hükümet bunalımlarından bir diğeri patlak verdiğinde, bunun daha derin ve uzun vâdeli bir dönüm noktası olacağını kestirmek kolay değildi. Kısmen, 1999-2000’de bir ara CHP genel başkanlığını bırakır gibi yapan ama hemen geri dönen Deniz Baykal’ın bir diğer manevrası: Şubat 2001 krizinden DSP-MHP-ANAP’ı sorumlu tutup muhalefetini şiddetlendirmesiydi, yakın neden. Kısmen, koalisyonun olmazsa olmazı, temel direği Bülent Ecevit’in sağlık sorunlarının 2002 Mayıs’ından itibaren ağırlaşmasıydı. Kısmen de MHP’nin kendi dışında hükümet formülleri aranmasından tedirgin olmasıydı. Bu koşullarda, 3 Kasım 2002’de bir erken seçim kararı daha alındı — ve artık alışıldığı veçhile, bir köşe kapmaca furyası daha yaşandı. Ecevit’in göreve devam edip edemeyeceğinin belli olmaması DSP’yi böldü. İsmail Cem DSP grubunun yarısıyla birlikte ayrılarak Yeni Türkiye Partisi’ni kurdu. YTP’de yer alması beklenen Kemal Derviş ise, Türk-İş başkanı Bayram Meral, Zülfü Livaneli ve Prof. Yaşar Nuri Öztürk ile birlikte, CHP’ye katılan önemli isimler arasında yer aldı.<br /><br /><br />3 Kasım seçimlerinin, mevcut düzeni ve Türk siyasal hayatının dar çerçevesini altüst edici sonuçları oldu. Bütün varlığı Ecevit’e bağlı olan DSP, tek bir seçim döneminde, yüzde 22 ile iktidar olmaktan sıfırlanmaya yuvarlandı; barajı aşamadı ve Meclis dışında kaldı. Aynı şey MHP’nin de başına geldi. CHP çok büyük umutlarla girdiği bu seçimde, ancak yüzde 19’a ve 178 milletvekiline ulaşabildi. Kazanan ise, yüzde 34’ün biraz üzerinde bir oy oranıyla 360’ı aşkın milletvekilliği elde eden Adalet ve Kalkınma Partisi oldu.<br /><br /><br />Bu kadarını kimse öngörmemişti. Gerçi, yaşlı ve yorgun merkez partilerinin iflâsı karşısında İslâmcılığın yükseldiği ve gerek siyasî, gerek manevî bir boşluğu doldurmaya başladığı gözleniyordu. 1971 öncesinin MNP’si ve sonrasının MSP’si ile başlayan Erbakan önderliği tekrar sahneye çıkmış; Refah Partisi 1991’de 62, 1995’te ise 158 milletvekili çıkarmış ve birinci parti olmuş; kendisini laik-Atatürkçü olarak tanımlayan establishment, bu tehdide karşı tekrar Anayasa Mahkemesi aracılığıyla parti kapattırmaya başvurmuş; RP’nin 1998’de kapatılmasından sonra kurulan Fazilet Partisi de 1999-2001 arasında inişli çıkışlı olarak ilerleyen bir yargılamadan sonra 22 Haziran 2001’de kapatılmıştı. Keza, 28 Şubat’tan başlayarak RP ve sonra FP içinde çatlaklar belirdiği de biliniyor; 1990’ların sonlarından itibaren, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın etrafında, “Millî Görüş”çüler gibi katı bir dogmatizmin esiri olmayan, Batı’ya düşmanlık gütmeyen bir grubun şekillendiği konuşuluyordu. Nitekim FP de kapatıldıktan sonra bu ayrılık iyice belirginleşmiş; “gelenekçiler” ve “yenilikçiler” ayrı ayrı örgütlenmiş; Erbakan’ın emanetçisi Recep Kutan’ın önderliğinde Saadet Partisi ve Erdoğan’ın önderliğinde AKP kurulmuştu.Gene de, ne AKP’nin (SP’yi dahi yok ederek) bu denli büyük kazanacağı tahmin edilebilirdi, ne de — Erdoğan’ın SP’lilerden büyük tepki toplayan “biz gömleğimizi değiştirdik” ifadesine rağmen — alışılmış İslâmcı çizgiden bu kadar farklı ve gene Erdoğan’ın “muhafazakâr demokrat” diye tarif ettiği bir rota tutturacağı. Askerî-bürokratik kompleksin korktuğundan da beteri olmuş; Erdoğan’ın daha önce bir yolu bulunarak (Ziya Gökalp’in bir şiirini okuyarak “halkı düşmanlığa tahrik” ettiği gerekçesiyle) mahkûm edilmesi de işe yaramamış; bütün koalisyon barikatları çökerken, sadece iki partiden oluşan TBMM’de, neredeyse üçte iki çoğunluğa sahip AKP’nin karşısında zayıf bir CHP’den başka kimse kalmamış; dahası, Erdoğan’ın uyduruk siyaset yasağının kaldırılması için önerilen anayasa değişikliği Deniz Baykal’ın da desteğini alarak gerçekleşmiş ve 9 Mart’ta tekrarlanan Siirt seçimlerinde milletvekili seçilen Erdoğan, 15 Mart’ta başbakanlığı Abdullah Gül’den devralmıştı.<br /><br /><br />‘BATI VE AVRUPA’ KÂBUSUNUN CANLANIŞI<br /><br /><br />• Daha da ürkütücüsü, bu andan itibaren AKP’nin, Avrupa Birliği ile tam üyelik müzakerelerinin başlaması için gerekli koşulları gerçekleştirmek için giriştiği atılımdı. Peki, ne vardı bunda? Kırk küsur yıldır resmî politika değil miydi bu? Türkiye tâ 1960’larda Roma Antlaşması’nı, sonra 1990’larda Tansu Çiller Gümrük Birliği anlaşmasını imzalamamış; en son, Ecevit’in başbakanlığındaki o DSP-MHP-ANAP yamalı bohçası dahi, 3 Kasım 2002 erken seçim kararından hemen önce, yeni bazı uyum yasalarını onaylamamış mıydı?Hem evet, hem hayır. Evet, çünkü Avrupa hedefi gerçekten hep vardı; ama aynı zamanda hayır, çünkü her zaman ve bütün unsurlarıyla aynı derecede ciddiye alınmıyordu. Bir kere, Avrupa uluslar-üstücülüğü zaman içinde çok değişmiş; Ortak Pazar’dan başlayıp, Avrupa Ekonomik Topluluğu’ndan geçerek Avrupa Topluluğu ve sonunda Avrupa Birliği’ne doğru evrilmişti. Burada, salt ekonomik düzenlemelerden, giderek daha kapsamlı bir siyasal içeriğe doğru bir kayma söz konusuydu. Dahası, bu kayma demokrasinin yeniden tanımlanmasıyla elele gidiyor; 1960’lar, 70’ler ve 80’ler boyunca özellikle Avrupa’da demokrasi anlayışı genişliyor ve derinleşiyor; demokrasi salt cumhuriyet, anayasa ve seçimlerle özdeşleşmenin ötesine geçip, daha katılımcı, daha çok-kültürlü bir mahiyet kazanıyordu. Dolayısıyla bu süreçte, Türk devlet ve siyaset adamlarına ters düşen bir taraf hep olmuş; daha fazla ekonomik yararları gözetilen bir ilişkinin siyasî boyutları, örneğin 12 Mart ve 12 Eylül gibi darbe dönemlerinde rahatsız edici sayılmıştı.<br /><br /><br />İkincisi, bu tür salınımların ötesinde, 1990’ların sonlarından itibaren daha köklü ve yapısal bir değişim de söz konusuydu. Bu değişim, Türkiye’nin sosyo-ekonomik açıdan gelişmesi ve çeşitlenmesinin (dolayısıyla çoğulculuğun nesnel tabanının genişlemesinin), SSCB’nin dağılması ve Soğuk Savaşın sona ermesi ile çakışmasından kaynaklanıyordu. Komünizm tehlikesi sürdükçe, Yunanistan gibi Türkiye’nin de Batı açısından belirli bir “Soğuk Savaş değeri” hep söz konusuydu. NATO’nun güneydoğu kanadının kilidi sayılan bir ülkede, her türlü sol muhalefet Sovyet yıkıcılığının hesabına yazılabiliyor; madalyonun diğer yüzünde, başta askerî müdahaleler olmak üzere demokrasinin her türlü lekesi, Hür Dünya’nın güvenliği adına mazur görülebiliyordu. Ama diğer yandan, o kadar net görülemeyen bir husus, Batı’nın da Türkiye devleti ve seçkinleri veya egemen sınıfları açısından keza bir “Soğuk Savaş değeri” taşıdığıydı. En başta da belirttiğimiz gibi, Türk ulus-devleti çok güçlü bir milliyetçilik etrafında kurulmuş; diğer Balkan (Bulgar, Yunan), Kafkas (Ermeni) ve Ortadoğu (Kürt, Arap) milliyetçilikleriyle rekabetin yanı sıra, 1911’de Trablus’un işgalinden Seferberliğe (1914-18) ve sonra İstiklâl Harbi’ne (1919-22) uzanan süreçte, sadece zamanın Büyük Devletlerine değil, daha genel olarak Batı’ya da düşman kesilmiş; bu nefret “medeniyet”in (yani “Garp medeniyeti”nin) kâh “kahpe”, kâh “tek dişi kalmış canavar” diye kötülenmesine yansımıştı.<br /><br /><br />1923 sonrasında ise, iki şey bastırmıştı bu Batı ve Avrupa düşmanlığını. Birincisi, Mustafa Kemal’in başlattığı topyekûn Batılılaşma hareketi, İstiklâl Marşı‘nın sözlerini değiştirmemekle birlikte, Âkif’in “medeniyet dediğin tek dişi kalmış canavar” dizesini en azından “muasır medeniyet seviyesine ulaşmak” sloganıyla dengeleyebilmiş; bu çağdaşlaşma hamlesi katı bir anti-emperyalizmi kısmen yumuşatmayı başarmıştı. İkincisi, bunun üzerine Stalin’in Boğazlar üzerindeki talepleri, Kore Savaşı ve NATO üyeliği binmiş; komünizm heyûlası, Türk milliyetçiliğinin hem patriçi (askerî-bürokratik kompleks) hem pleb (MHP) varyantlarını, Batı’ya kinini frenlemeye zorlamıştı.Ama şimdi, yani 20. yüzyılın sonu ve 21. yüzyılın başlarında, bu fren çalışmıyordu artık, zira komünizmin çökmesiyle birlikte, hem Batı için Türkiye’nin, hem Türkiye için Batı’nın Soğuk Savaş değeri yok olmaya yüz tutmuştu. Ve bu iki silme veya eksiltme işleminin etkisi zıt yöndeydi, ya da birbirine ters orantılıydı: Batı, Türkiye’nin demokrasi ve insan hakları ihlâllerine son vermesini eskisinden çok daha kesin ve tutarlı bir şekilde talep edebiliyor; buna karşılık Türkiye’yi vesayet altında tutup tümüyle yönetmek iddiasında olan güçler, bu tür her talep veya uyarıyı eskisinden çok daha antipatik buluyordu. Türk milliyetçiliği 1875-1914 Yeni Emperyalizm çağındaki yalnızlığına, “Türkün Türkten başka dostu yok” fikrinin doğduğu döneme ilişkin büyük korkularını — bölünme ve parçalanma korkusunu, toprak kaybı korkusunu, Büyük Devletlerce himaye edilen gayrimüslimlerin birer Truva atı veya Beşinci Kol gibi kullanılması korkusunu, kozmopolitizm korkusunu, misyonerlik korkusunu, müdahale korkusunu — tekrar hatırlıyor-hatırlatıyor; sadece günümüzdeki şekliyle Kıbrıs, Kürt ve Ermeni soykırımı sorunlarını değil, daha genel olarak AB’yi yeniden bir ezelî ve ebedî emperyalizm sorunsalı, daha özel adıyla “Sevr sendromu” çerçevesinde görmeye-göstermeye başlıyordu. Esas korku ise, adı konsun konmasın, ulus-devletin şeffaflığı, hesap verirliği etrafında dönmekteydi. Türk devletçi-milliyetçili ideolojisi, ülke dışı ve içinde şeffaflığı olan bir yönetişim istemiyor; uluslararası alandan başlayacak bir hesap verirliğin zamanla yerel, ulusal ölçeğe taşınmasını, Cumhuriyet’in kuruluş yıllarının “tam bağımsızlık” sloganına başvurarak önlemeye çalışıyordu. Çünkü bu engellenemediği takdirde, 1920’li ve 30’lu yılların dışlanmış ve/ya koopte edilmiş özlemleriyle yeniden yüz yüze gelinecekti. O dışlanmış, bastırılmış kesimlerin başında da Müslümanlar ve/ya İslâmcılar, sonra Kürtler, sonra anıları ve mağdurlarıyla Rumlar ve Ermeniler, sonra kadınlar ve işçiler geliyordu.<br /><br /><br />Halil Berktayatakhan mikhaelhttp://www.blogger.com/profile/15218661432007847753noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-8370696006226678754.post-65278208137831187562008-10-02T07:14:00.000+03:002008-10-02T07:15:33.930+03:00Yeni paket Senato’dan geçtiAmerika Birleşik Devletleri’nde çıkmaza giren finans sektörü için çıkış yolu aranıyor. Pazartesi günü Temsilciler Meclisi’nde reddedilen 700 milyar dolarlık kurtarma planı, yenilenmiş haliyle Senato’dan geçti. Senato’da yapılan oylamada paket 74’e 25 oyla kabul edildi. Yeni pakette eskisine ilave olarak vergi indirimi içeren ve bankacılık sektörüne güvenin arttırılmasını amaçlayan çeşitli önlemler yer alıyor. <br />devamı için <a href="http://www.ntvmsnbc.com/news/460878.asp">tıklayınız</a>...atakhan mikhaelhttp://www.blogger.com/profile/15218661432007847753noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-8370696006226678754.post-39063607384231039802008-10-01T01:25:00.000+03:002008-10-01T01:26:37.208+03:00Amrikadan bayramınızı kutlar mutluluklar dilerim...Her gün bayram:<br /><br />Zamanla anlıyor insan: 3-4 güne sıkışmış bir tatilden öte bir şey bayram...<br />Hayata rasgele serpiştirilmiş ilahi ikramlar, kıymet bilen kullara her daim bayram yaşatır.<br />Nefes almak bayramdır mesela; günün birinde soluksuz kalınca anlar insan...<br />Görmenin nasıl bir bayram olduğunu karanlık öğretir; sevmeninkini yalnızlık...<br />Sızlamayan her organ, hele de burun direği bayramdır.<br />Bayramdır, elden ayaktan düşmemek, zihinden önce bedeni kaybetmemek, kurda kuşa yem olmayıp "Çok şükür bugünü de gördük" diyebilmek...<br />Sevdiklerinle geçen her gün bayramdır.<br />Küsken barışmak, ayrıyken kavuşmak, suskunken konuşmak bayramdır.<br /><br />Bir kitabı bitirmek, bir binayı bitirmek, bir okulu bitirmek, kâbuslu bir rüyayı, kodeste ağır cezayı bitirmek bayramdır.<br />Yoğun bakımda sancılı geceyi ya da kangren olmuş bir ilişkiyi bitirmek de öyle...<br />Vuslat da bayramdır öte yandan...<br />Endişe içinde beklediğinden mektup almak, telefonda ansızın sesini duymak, deli gibi burnunda tütenin boynuna sarılmak bayramdır.<br />En acıktığın anda dumanı tüten bir somunun köşesini bölmek, korktuğunda güvendiğine sarılabilmek, dara düştüğünde dost kapısını çalabilmek bayramdır.<br />Bir sürpriz paketinden çıkan hediye, tatlı bir şekerlemede üstüne serilen battaniye, saçlarını müşfik bir sevgiyle okşayan anne bayramdır.<br />"Ona güvenmiştim, yanılmamışım" sözü bayramdır.<br />Hiç aldatmamış, aldanmamış olmak bayram...<br />Yeni bir sözcük öğrenmek, bir tünelin sonuna gelmek, müzmin bir işin kapısını çarpıp uzun bir yola çıkıvermek bayramdır.<br />Zorluklara tek başına göğüs gerebilmek, gereğinde haksızlığın üstüne yalın kılıç yürüyebilmek bayramdır.<br />Yeni eve asılan basma perdeler, alın teriyle kazanılmış ilk rızkın konduğu çerçeveler, yüklü bir borcun son taksiti ödenirken sıkılan eller bayramdır.<br />Evde yalnızlığı noktalayan insan nefesi, akşam kapıda karşılayan yavuklu busesi, sevdalı bir elin tende gezmesi, nice adağın ardından çınlayan çocuk sesi bayramdır.<br />Sonrasında gelen ilk diş bayramdır, ilk söz bayram, ilk adım, ilk yazı, ilk karne bayram...<br />Güne gülümseyerek başlamak bayramdır.<br />"İyi ki yanımdasın" bayram, "Her şeyi sana borçluyum" bayram, "Hiç pişman değilim" bayram...<br />Evlatların mürüvvetini görebilmek, eve dolu bir torbayla gidebilmek, konu komşuyla yarenlik edebilmek, akşamları eskimeyen bir keyifle çay demleyebilmek bayramdır.<br />Zamanı donduran eski fotoğraflara nedametsiz bakabilmek, altı çizilmiş eski kitapları aynı inançla okuyabilmek, yol arkadaşlarının yüzüne utanmadan bakabilmek bayramdır.<br />Alnı açık yaşlanmak bayramdır; ulu bir çınar gibi ayakta ölebilmek bayram...<br />Bunların kadrini bilirseniz, kıymet bilmeyi öğrenirseniz her gününüz bayram olur.<br />Meraklanmayın, öyledir diye size deli demezler.<br />Deseler de böyle delilik, bayram artığı günlerdeki nankör akıllılıktan evladır.<br />Her gününüz bayram olsun!<br /><br /><br />Talha İmamoğluM.Akifhttp://www.blogger.com/profile/09086758587331389245noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-8370696006226678754.post-80744120054813233302008-09-30T10:52:00.003+03:002008-09-30T10:54:09.629+03:00Bayram<a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_Zh2ceZ9l0KA/SOHa7JnHgyI/AAAAAAAAAH8/Qm1x-dPxU48/s1600-h/618920080930033531624.jpg"><img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer;" src="http://3.bp.blogspot.com/_Zh2ceZ9l0KA/SOHa7JnHgyI/AAAAAAAAAH8/Qm1x-dPxU48/s320/618920080930033531624.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5251719350217835298" border="0" /></a><br />Salih Memecan<br /><br />Vesile ile bayramınızı kutlarım....M.Akifhttp://www.blogger.com/profile/09086758587331389245noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-8370696006226678754.post-27514170594440501532008-09-29T20:19:00.001+03:002008-09-29T20:21:43.401+03:00Amerikan EkonomisiTalha kardeşimiz Amerika'nın ekonomik durumu ile ilgili güzel bir yazı yazmış okumak isteyenler <a href="http://www.moralhaber.net/yazidetay.php?Yazi_id=8970&amp;yazar=463">buradan</a> okuyabilirler.<blockquote><br /><br /><span style="font-family:Arial;"><span style="font-size: 11pt;"><p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt; text-align: justify;" align="justify"><span style="font-family:Arial;font-size:85%;">Amerikan hükümetinin şu anki tutumu daha çok özel sektörü canlandırmaya yönelik. Aslında hükümet ekonomiye pek müdahale etmemek yönünde idi. Ancak son gelişmeler müdahaleyi mecburi hale getirdi. </span></p> <p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt; text-align: justify;" align="justify"><span style="font-family:Arial;font-size:85%;">Bugün baktığımızda Amerikalılar, korkularından dolayı para harcayamaz oldular. Bütün alışveriş merkezlerinde mağazası bulunan Wilson Leather, White Hall Jewelers gibi markalar dükkânlarını kapatıyorlar. Para harcamayan halk da özel sektörü zor durumda bırakıyor. </span></p></span></span></blockquote><span style="font-family:Arial;"><span style="font-size: 11pt;"><p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt; text-align: justify;" align="justify"><span style="font-family:Arial;font-size:85%;"><br /></span></p><p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt; text-align: justify;" align="justify"></p><blockquote><p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt; text-align: justify;" align="justify"><br /></p><p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt; text-align: justify;" align="justify"><span style="font-size: 11pt;"><p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt; text-align: justify;" align="justify"><span style="font-family:Arial;font-size:85%;"> </span></p> <p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt; text-align: justify;" align="justify"><span style="font-family:Arial;font-size:85%;">Özellikle Los Angeles ve Texas’ın o geniş, 5-6 katlı köprü ve yollarını görünce nasıl bir ülkeye geldiğini daha iyi kavrıyor insan. Şu imkanlarda bu ülkeye batacak demek zor gibi duruyor, onca yollar köprüler viyadükler ve gökdelenler… Fakat özel sektörün zor durumda kaldığı da kesin.</span></p></span></p></blockquote><p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt; text-align: justify;" align="justify"><span style="font-size: 11pt;"><p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt; text-align: justify;" align="justify"><span style="font-family:Arial;font-size:85%;"> </span></p></span></p></span></span>M.Akifhttp://www.blogger.com/profile/09086758587331389245noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-8370696006226678754.post-58944421428310728512008-09-28T14:13:00.001+03:002008-09-28T14:43:20.082+03:00Felsefi Problemlerimiz Üzerine<p class="MsoNormal"><br /></p><p class="MsoNormal">Bu yazıyı aşağı yukarı iki ay önce yazmıştım. Yayınlamayı unutmuşum.<br /></p><p class="MsoNormal"><br /></p><p class="MsoNormal"><br /></p><p class="MsoNormal">Felsefi Problemlerimiz Üzerine</p> <p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p> <p class="MsoNormal">Geçen hafta ilginç bir tartışma oldu. Tartışma Türkiye’nin felsefi problemleri üzerinden başlayarak başörtüsü yasağı konusunda bitti. Bizlerin hakikaten bazı problemleri var. Yanlış anlaşılmasın kimseyi eleştirmek bana düşmez zaten bu konu da yazarların yarısı kadar bilgi sahibi değilim ama Türkiye’nin entelektüel seviyesinin çok çok üstünde olan derin düşünce, ekonomiturk, derinsular gibi platformlar oturup tekrar başörtüsü problemini konuşuyorsa burada bir gariplik var. Bazı konular da nasıl oluyorsa tekrar başa dönüyoruz. Galiba beyinlerimiz de bir çip var ve zaman zaman bizi tekrar başa alıyor. </p> <p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p> <p class="MsoNormal">Benzer şeyleri yaklaşık 2 aydır bulunduğum Amerika’da da yaşıyorum Türk grubu ile birlikte. İki tane çok açık örneğim var; Çalıştığımız yerde çalışanlar arası “talent show” yapıldı. Bu şova aramızdan bir Kürt kökenli arkadaşımız şarkı söylemek üzere katıldı. Arkadaşımız bu şov programın da Türkçe bir şarkı söylemedi. İzlemeye gelen bazı “Türk” arkadaşlar şarkının Türkçe olmadığını duyunca gösteriden ayrıldılar. İşin ilginç yanı şu şarkıyı söyleyen arkadaşımız Kürtçe bir şarkı da söylememişti bu bariz belliydi. Şarkı balkan dillerinden birindendi. Arkadaşımız jüriye Türkçe, Kürtçe birkaç şarkı söylemiş ama jüri balkan dillerinde olanı beğenmişti. O da bu şarkıyı söylemek zorunda kalmıştı. Tabi diğer arkadaşlara bu gerçeği anlatmak zordu çünkü daha önce bahsettiğim çip devreye girmişti ve mantık devre dışı kalmıştı.</p> <p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p> <p class="MsoNormal">İkinci örnek yine Amerika’dan oda arkadaşım Kırgızistanlı. Bir gün bana geldi ve dedi ki; Senin arkadaşların bana “Where are you from?” diye soruyorlar.<span style=""> </span>“Kyrgyzstan” <span style=""> </span>deyince yüzleri değişiyor.(İngilizce söylenişi kurdistana benziyor.) Sonra “Kırgızistan“deyince anlıyorlar ve “kardeşim” diyorlar bana dedi. </p> <p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p> <p class="MsoNormal">Yani anlayacağınız çip sürekli devre de ve sanıyorum bu çipi çıkartma ya da yok etme imkanı yok. </p> <p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p> <p class="MsoNormal">Burada Amerika’da 25 kişi civarındayız. 25 kişi arasında Ülkücü, Nurcu, Kürtçü, Dinsiz, Komünist ve herhangi bir şeyi takmayanlardan oluşan bir grubuz. Eğer burada bile bu kadar farklı fikirlerdeysek nasıl bir ortak nokta da buluşacağız? Ya bir grubun diğer gruplar üzerinde tahakküm kurmasını bekleyeceğiz ya da herkesin bir şekilde birlikte yaşayacağı bir ortam hazırlamamız gerekiyor.</p> <p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p> <p class="MsoNormal">Karşılaştırmak için değil ama Amerika’da ben şuan amacı Hıristiyanlık değerlerini normal hayata uyarlamak olan bir yerde çalışıyorum. Adamlar Yahudi, Müslüman, dinsiz ayırmadan çalıştırıyorlar hatta İngilizce bilmeseniz bile illa değerlendirecek bir yer buluyorlar. Bizde başörtüsünü geçtim geçenler de ben bıyıklı adam çalıştırmam diyenler vardı. </p> <p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p> <p class="MsoNormal">Evet, felsefi problemlerimiz var ama nasıl çözeceğiz bu problemleri belli değil ve bu problemleri çözmek hiç kolay değil. Hoşgörülü olmak, farklılıkları hazmedebilmek belki çözüm de yardımcı olabilir ama sanırım beynimizde ki çipi aldırmadan çok zor.</p> <p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p> <p class="MsoNormal">Mehmet Akif Memmi <span style=""> </span></p>M.Akifhttp://www.blogger.com/profile/09086758587331389245noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-8370696006226678754.post-70726860507070024322008-09-25T00:23:00.003+03:002008-09-25T00:44:28.273+03:00Öz liberal / Sonradan liberalİzlenimler'de enterasan <a href="http://www.izlenimler.net/2008/09/23/hocayi-zinde-gordum/">bir tartışma</a> sürüyor. Öz liberaller ldt'nin ve şuan ki liberal geçinenlerin durumunu eleştiriyorlar izlemeye değer.<br /><br />Bazı yorumlar;<br /><br />denememeler;<br /><em> </em> <p>Ankara’da değilim. memuriyetten istifa ettim. atilla hoca’nın da yanına namazında niyazında çok arkadaş uğruyor, artık orada welcome edilmiyoruz. belki de hiç edilmemiştik. canları sağolsun. biz bir cemaat değiliz. sadece aynı fikirleri paylaşan insanlardık. aynı fikirleri paylaşmayı bırakınca yüzümüze gülmek zorunda değiller. </p> <p>Yazalım sayın FST, Zorunlu din eğitimini yazalım. aleviye de sünniye de . yanlıştır zira zorunlu din dersi. sünniye de yanlıştır. toptan kaldırılmalıdır. son yıllarda alevi olduğunu muhteşem şekilde gizlemezse hiç birinin devlette iş bulamadığını yazalım. biz yazalım da kim okur kaç kişi okur? bizi kaç kişi liberal bilir? ldt’nin başkanı olmak, alevilere de kürtlere de, ermenilere de kendilerinin içinde en rahat yaşayacakları sistemin hatta belki de azınlık oldukları çin rahat edecekleri tek sistemin çoğunluk diktatoryasına karşı kurumlarıyla ve bireysel özgürlüklerle güçlendirilmiş olan liberalizm olduğunu anlatmak sorumluluğu yüklemez mi insana? o zaman gazetesi ki “milli egemenliğin sınırı olmamalı” şeklinde başlık atabilmiştir. sünni çoğunluğu okşayalım, okşayalım da biraz daha okşarsak adımız okşana çıkacak. yazdıklarımın bizzat yazdıklarıyla ilgisi var. bu kavgada saf tutulmamalı. tutulacaksa bu iktidar gücünü arkasına alan taraf olmamalı.<br />sinirlenme sebebim de bu söylediklerimizin hiç bir yerde dinlenmemesi. yahu biz mi yanlış anladık bu liberalizmi? Atilla Hoca değil miydi bireysel özgürlükler önündeki en büyük engel devlettir, başka şeylerden (cemaatler, dernekler, medya vs) önce onun durdurulması gereklidir diyen? nazlı ılıcak ipten döndü geçen hafta. youtube 1 yıldır kapalı hükümet kılını kıpırdatmıyor.<br />hükümet TMSF’den damadının şirketine tv ve gazete satıyor, bizim camiadan gık yok. nazlı ılıcak yahu, o bile yanlış oldu diyor, biz sus pus. trt genel müdürü “reklam almasam kaç yazar, elektirikten zaten para alıyorum” diyor, gıkımız çıkmıyor. kapanması lazımdı bu kurumun hani? eline geçirebiliyorsan dursun, geçiremiyorsan kapat. ollldu.</p> <p>yat kalk darbe karşıtlığı. bu mudur? bu kadar mıdır? hani devlet aygıtlarını kimin yöneteceğinin seçimi değil, devletin yapabileceklerinin sınırı önemliydi? aydın doğana bir sanayici ileride maliyeyle sorun yaşarım korkusuyla reklam vermese ne olur? daha çok oy aldığı için her halukarda haklı mıdır?<br />doğan grubuyla akşam gazetesi de susturulsun, biz de uydudan MTV israil yayınını dinleyen araplara dönelim. zaman gazetesinden haberler okuruz ya da “ekmek çok pahallandı ama açlıktan ölenler cennete gidiyormuş herkül millas yazdı” diye. </p> <p>ya, demiyim dedim ama demeden olmayacak. saygusuz abdal, başka fikrin varsa söyle ama soytarı filan diyip hakaret etme. git forumtürk’te hakaret et olur mu.</p><br /><br /><cite>Bulent Murtezaoglu</cite><em></em><br /><p>Fethi bey,</p> <p><i>Dediğim gibi Atilla Yayla’nın prensip olarak sizden farklı olduğunu zannetmiyorum ama adam damdan düşmüş, Emin Çölaşan’la dalaşmış, yanında korumayla gezmek zorunda kalmış, herhalde bu açıdan bir çağrı yapıyor.</i></p> <p>Cok iyi de, Dink isinde oldugu gibi devlet insanlari siddetten koruyamazken bu sefer ifadeye bulastiriyoruz. Sahsi halet-i ruhiyesi anlasilir bir sey olabilir elbette ama konu ciddi incelendiginde onun aldigi pozisyonu liberal acidan almak zor olabilir. Sunu da soyleyeyim, basin yoluyla adam dovecegini ilan (ve hatta taahhut) etmis birini ‘liberal’ diye davet edip konusturup duruyor LDT anladigim kadariyla — biraz utanc verici bence. Yapilacak is, ‘bu adamin ne gucu var ki bu tehtidi savurdugunda devlet tarafinda sifir hareket oldu?’ sorusunu sormaktir, kabadayiligi marifet zanneden birini ‘liberal’ diye coluk cocugun onune cikartmak degil.</p><br /><p>FST<br /></p><br /><p>Bülent bey,</p> <blockquote><p>Cok iyi de, Dink isinde oldugu gibi devlet insanlari siddetten koruyamazken bu sefer ifadeye bulastiriyoruz</p></blockquote> <p>Evet orada bir muamma var, devlete bu tür yasalarda taviz vermemek daha iyi olabilir. Hele hele Türkiye’de.</p> <blockquote><p>basin yoluyla adam dovecegini ilan (ve hatta taahhut) etmis birini</p></blockquote> <p>Öhö öhöm, ben de buradan öğretmenlere ufak çaplı mesajlar yolluyorum. </p> <p>O şahsın liberalliğini ben bilmiyorum, kabadayılığı var belli ama kabadayıdan liberal olmaz denebilir mi emin değilim. Bazen insan kendi işini kendi görmek isteyebiliyor. O şahsın problemi hanımının milletvekili olması, AKP, Fethullah hocaya yakınlık vesilesiyle bazı imtiyazlar taşıması türü şeyler olması daha akla yakın. Bir de bu tür etkinlikleri düzenleyenlerle tanışıklığı var muhtemelen. Şahsen tanımıyorum.</p>M.Akifhttp://www.blogger.com/profile/09086758587331389245noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-8370696006226678754.post-47004560250757395082008-09-23T23:38:00.001+03:002008-09-23T23:39:32.978+03:00Ezan<span style="font-size: 12pt;font-family:Arial;" ><div id="yazi"><p><span style="font-size:85%;color:#800000;"><strong><br /></strong></span></p> <p style="margin: 0in 0in 0pt;" align="justify"><span style="font-size:85%;">Arada bir öğlenleri Kadıköy’deki Osmanağa Camii’nin yanına gidiyorum.</span></p> <p style="margin: 0in 0in 0pt;" align="justify"><span style="font-size:85%;"> </span></p> <p style="margin: 0in 0in 0pt;" align="justify"><span style="font-size:85%;"><strong>Oradaki müezzinin sesini seviyorum.</strong></span></p> <p style="margin: 0in 0in 0pt;" align="justify"><span style="font-size:85%;"> </span></p> <p style="margin: 0in 0in 0pt;" align="justify"><span style="font-size:85%;">Ezanı kendine has bir tarzda, araları biraz uzatarak ve çok güzel okuyor.</span></p> <p style="margin: 0in 0in 0pt;" align="justify"><span style="font-size:85%;"> </span></p> <p style="margin: 0in 0in 0pt;" align="justify"><span style="font-size:85%;">Cumaları söyleyişi sanki daha da tatlılaşıyor.</span></p> <p style="margin: 0in 0in 0pt;" align="justify"><span style="font-size:85%;"> </span></p> <p style="margin: 0in 0in 0pt;" align="justify"><span style="font-size:85%;">Güzel söylenen ezanı seviyorum.</span></p> <p style="margin: 0in 0in 0pt;" align="justify"><span style="font-size:85%;"> </span></p> <p style="margin: 0in 0in 0pt;" align="justify"><span style="font-size:85%;">Benim her öğlen gidip ezan dinlememin bir hediyesi gibi biraz önce gelen bir paketten Ahmet Özhan’ın söylediği ilahilerin başında ezan çıktı.</span></p> <p style="margin: 0in 0in 0pt;" align="justify"><span style="font-size:85%;"> </span></p> <p style="margin: 0in 0in 0pt;" align="justify"><span style="font-size:85%;">Şimdi onu dinliyorum.</span></p> <p style="margin: 0in 0in 0pt;" align="justify"><span style="font-size:85%;"> </span></p> <p style="margin: 0in 0in 0pt;" align="justify"><span style="font-size:85%;">Bir ney taksiminin ardından ezan başlıyor.</span></p> <p style="margin: 0in 0in 0pt;" align="justify"><span style="font-size:85%;"> </span></p> <p style="margin: 0in 0in 0pt;" align="justify"><span style="font-size:85%;">Çocukluğumu hatırlatıyor biraz bana.</span></p> <p style="margin: 0in 0in 0pt;" align="justify"><span style="font-size:85%;"> </span></p> <p style="margin: 0in 0in 0pt;" align="justify"><span style="font-size:85%;">Akşam ezanından sonra boşalan kömür kokulu sokaklarda, iyice gölgelenen alacakaranlık kaldırımlarda ağır ağır yürüyerek eve giderdim.</span></p> <p style="margin: 0in 0in 0pt;" align="justify"><span style="font-size:85%;"> </span></p> <p style="margin: 0in 0in 0pt;" align="justify"><span style="font-size:85%;">Hep benimle kalacak<strong> bir yalnızlığın kokularını</strong>, seslerini ve kurşuni rengini içime sindirirdim.</span></p> <p style="margin: 0in 0in 0pt;" align="justify"><span style="font-size:85%;"> </span></p> <p style="margin: 0in 0in 0pt;" align="justify"><span style="font-size:85%;">O seslerin içinde ezan da vardı.</span></p> <p style="margin: 0in 0in 0pt;" align="justify"><span style="font-size:85%;"> </span></p> <p style="margin: 0in 0in 0pt;" align="justify"><span style="font-size:85%;">Hep de orada kaldı sanırım.</span></p> <p style="margin: 0in 0in 0pt;" align="justify"><span style="font-size:85%;"> </span></p> <p style="margin: 0in 0in 0pt;" align="justify"><span style="font-size:85%;">Din, benim gibi mahcup bir sevgiyle uzaktan bakanlara bile huzur verici, insana hem yalnızlığını hem sonsuzluğunu anlatan bir tesirle dokunuyor yaklaştığınızda.</span></p> <p style="margin: 0in 0in 0pt;" align="justify"><span style="font-size:85%;"> </span></p> <p style="margin: 0in 0in 0pt;" align="justify"><span style="font-size:85%;"><strong>Çok sık olmasa da bazen geceleyin camiye giderim.</strong></span></p> <p style="margin: 0in 0in 0pt;" align="justify"><span style="font-size:85%;"> </span></p> <p style="margin: 0in 0in 0pt;" align="justify"><span style="font-size:85%;">Işıklarının çoğu sönmüş, kandil misali birkaç lambayla aydınlanmış o büyük kubbenin altında yalnız başıma otururum.</span></p> <p style="margin: 0in 0in 0pt;" align="justify"><span style="font-size:85%;"> </span></p> <p style="margin: 0in 0in 0pt;" align="justify"><span style="font-size:85%;">Öyle otururum.</span></p> <p style="margin: 0in 0in 0pt;" align="justify"><span style="font-size:85%;"> </span></p> <p style="margin: 0in 0in 0pt;" align="justify"><span style="font-size:85%;"><strong>Her şey sonsuzluğun kuvvetli ışığı altında solgunlaşana kadar halıların üstünde bağdaş kurup beklerim.</strong></span></p> <p style="margin: 0in 0in 0pt;" align="justify"><span style="font-size:85%;"> </span></p> <p style="margin: 0in 0in 0pt;" align="justify"><span style="font-size:85%;">Ve, o sonsuzluğu bir yalnızlık içinde hissetmekten hoşlanırım.</span></p> <p style="margin: 0in 0in 0pt;" align="justify"><span style="font-size:85%;"> </span></p> <p style="margin: 0in 0in 0pt;" align="justify"><span style="font-size:85%;">Tanrı, evinin kapılarını bazen açar, bazen açmaz bana.</span></p> <p style="margin: 0in 0in 0pt;" align="justify"><span style="font-size:85%;"> </span></p> <p style="margin: 0in 0in 0pt;" align="justify"><span style="font-size:85%;">O saatte camiye giremeyeceğimi bana bir hoca efendi ya da bir bekçi söylese de, ben onu tanrının söylediğini düşünürüm.</span></p> <p style="margin: 0in 0in 0pt;" align="justify"><span style="font-size:85%;"> </span></p> <p style="margin: 0in 0in 0pt;" align="justify"><span style="font-size:85%;"> </span></p> <p style="margin: 0in 0in 0pt;" align="justify"><span style="font-size:85%;"> </span></p> <p style="margin: 0in 0in 0pt;" align="justify"><span style="font-size:85%;"><strong>Kapılar açılmadıysa, “bir kırgınlık var” diye geçiririm içimden.</strong></span></p> <p style="margin: 0in 0in 0pt;" align="justify"><span style="font-size:85%;"> </span></p> <p style="margin: 0in 0in 0pt;" align="justify"><span style="font-size:85%;">“Onu kıracak bir şey yaptım, onun için açmıyor kapısını.”</span></p> <p style="margin: 0in 0in 0pt;" align="justify"><span style="font-size:85%;"> </span></p> <p style="margin: 0in 0in 0pt;" align="justify"><span style="font-size:85%;">Hiç zorlamam.</span></p> <p style="margin: 0in 0in 0pt;" align="justify"><span style="font-size:85%;"> </span></p> <p style="margin: 0in 0in 0pt;" align="justify"><span style="font-size:85%;">“Peki” der ayrılırım.</span></p> <p style="margin: 0in 0in 0pt;" align="justify"><span style="font-size:85%;"> </span></p> <p style="margin: 0in 0in 0pt;" align="justify"><span style="font-size:85%;">Bilirim ki o kapılar yeniden açılacaktır.</span></p> <p style="margin: 0in 0in 0pt;" align="justify"><span style="font-size:85%;"> </span></p> <p style="margin: 0in 0in 0pt;" align="justify"><span style="font-size:85%;">Bir gece gittiğimde beni buyur edecektir.</span></p> <p style="margin: 0in 0in 0pt;" align="justify"><span style="font-size:85%;"> </span></p> <p style="margin: 0in 0in 0pt;" align="justify"><span style="font-size:85%;">Şefkatli bir ses “hadi açayım kapıları” diyecektir.</span></p> <p style="margin: 0in 0in 0pt;" align="justify"><span style="font-size:85%;"> </span></p> <p style="margin: 0in 0in 0pt;" align="justify"><span style="font-size:85%;">Bundan hiç kuşkulanmam.</span></p> <p style="margin: 0in 0in 0pt;" align="justify"><span style="font-size:85%;"> </span></p> <p style="margin: 0in 0in 0pt;" align="justify"><span style="font-size:85%;">Kendimden kuşkulanırım.</span></p> <p style="margin: 0in 0in 0pt;" align="justify"><span style="font-size:85%;"> </span></p> <p style="margin: 0in 0in 0pt;" align="justify"><span style="font-size:85%;"><strong>Bir dindar gibi gitmem oraya, ibadete, dua etmeye gitmem.</strong></span></p> <p style="margin: 0in 0in 0pt;" align="justify"><span style="font-size:85%;"> </span></p> <p style="margin: 0in 0in 0pt;" align="justify"><span style="font-size:85%;">“Sana inanıyorum” demeye de gitmem.</span></p> <p style="margin: 0in 0in 0pt;" align="justify"><span style="font-size:85%;"> </span></p> <p style="margin: 0in 0in 0pt;" align="justify"><span style="font-size:85%;">Bir şey istemeye de gitmem.</span></p> <p style="margin: 0in 0in 0pt;" align="justify"><span style="font-size:85%;"> </span></p> <p style="margin: 0in 0in 0pt;" align="justify"><span style="font-size:85%;">O’ndan korkmam, ölümden korkmam, korktuğumdan gitmem oraya.</span></p> <p style="margin: 0in 0in 0pt;" align="justify"><span style="font-size:85%;"> </span></p> <p style="margin: 0in 0in 0pt;" align="justify"><span style="font-size:85%;">Hiçbir nedeni yoktur gitmemin.</span></p> <p style="margin: 0in 0in 0pt;" align="justify"><span style="font-size:85%;"> </span></p> <p style="margin: 0in 0in 0pt;" align="justify"><span style="font-size:85%;">Giderim sadece.</span></p> <p style="margin: 0in 0in 0pt;" align="justify"><span style="font-size:85%;"> </span></p> <p style="margin: 0in 0in 0pt;" align="justify"><span style="font-size:85%;">Kokusunu, ışığını, huzurunu, sonsuzluğunu sevdiğim için giderim.</span></p> <p style="margin: 0in 0in 0pt;" align="justify"><span style="font-size:85%;"> </span></p> <p style="margin: 0in 0in 0pt;" align="justify"><span style="font-size:85%;">Söylenmeyen bir ezan duyarım o sessizliğin içinde.</span></p> <p style="margin: 0in 0in 0pt;" align="justify"><span style="font-size:85%;"> </span></p> <p style="margin: 0in 0in 0pt;" align="justify"><span style="font-size:85%;">Kömür kokulu sokaklarda dolaşan bir hayali görürüm.</span></p> <p style="margin: 0in 0in 0pt;" align="justify"><span style="font-size:85%;"> </span></p> <p style="margin: 0in 0in 0pt;" align="justify"><span style="font-size:85%;">Hayatla ölüm iki küçük çocuk gibi oturur karşıma.</span></p> <p style="margin: 0in 0in 0pt;" align="justify"><span style="font-size:85%;"> </span></p> <p style="margin: 0in 0in 0pt;" align="justify"><span style="font-size:85%;">Ben onların başını okşarım.</span></p> <p style="margin: 0in 0in 0pt;" align="justify"><span style="font-size:85%;"> </span></p> <p style="margin: 0in 0in 0pt;" align="justify"><span style="font-size:85%;">O benim başımı okşar, öyle hissederim.</span></p> <p style="margin: 0in 0in 0pt;" align="justify"><span style="font-size:85%;"> </span></p> <p style="margin: 0in 0in 0pt;" align="justify"><span style="font-size:85%;">Öyle otururum.</span></p> <p style="margin: 0in 0in 0pt;" align="justify"><span style="font-size:85%;"> </span></p> <p style="margin: 0in 0in 0pt;" align="justify"><span style="font-size:85%;">Bir şey söylemem O’na.</span></p> <p style="margin: 0in 0in 0pt;" align="justify"><span style="font-size:85%;"> </span></p> <p style="margin: 0in 0in 0pt;" align="justify"><span style="font-size:85%;">Ne söyleyeyim?</span></p> <p style="margin: 0in 0in 0pt;" align="justify"><span style="font-size:85%;"> </span></p> <p style="margin: 0in 0in 0pt;" align="justify"><span style="font-size:85%;">Kim olduğumu biliyor, günahlarımı biliyor, her şeyi biliyor.</span></p> <p style="margin: 0in 0in 0pt;" align="justify"><span style="font-size:85%;"> </span></p> <p style="margin: 0in 0in 0pt;" align="justify"><span style="font-size:85%;"> </span><span style="font-size:85%;"> </span></p> <p style="margin: 0in 0in 0pt;" align="justify"><span style="font-size:85%;">“Sen inançsız birisin, niye geldin evime” demiyor.</span></p> <p style="margin: 0in 0in 0pt;" align="justify"><span style="font-size:85%;"> </span></p> <p style="margin: 0in 0in 0pt;" align="justify"><span style="font-size:85%;">O demez.</span></p> <p style="margin: 0in 0in 0pt;" align="justify"><span style="font-size:85%;"> </span></p> <p style="margin: 0in 0in 0pt;" align="justify"><span style="font-size:85%;"><strong>Bazen kapılarını açıyor.</strong></span></p> <p style="margin: 0in 0in 0pt;" align="justify"><span style="font-size:85%;"> </span></p> <p style="margin: 0in 0in 0pt;" align="justify"><span style="font-size:85%;">Bazen onu kıracak bir şey yaptıysam eğer kapılarını açmıyor bana.</span></p> <p style="margin: 0in 0in 0pt;" align="justify"><span style="font-size:85%;"> </span></p> <p style="margin: 0in 0in 0pt;" align="justify"><span style="font-size:85%;"><strong>Sessizce uzaklaşıyorum.</strong></span></p> <p style="margin: 0in 0in 0pt;" align="justify"><span style="font-size:85%;"> </span></p> <p style="margin: 0in 0in 0pt;" align="justify"><span style="font-size:85%;">“Bir dahaki sefere” diyorum, “açacak kapılarını”.</span></p> <p style="margin: 0in 0in 0pt;" align="justify"><span style="font-size:85%;"> </span></p> <p style="margin: 0in 0in 0pt;" align="justify"><span style="font-size:85%;"><strong>Açmasa da açana kadar gideceğim.</strong></span></p> <p style="margin: 0in 0in 0pt;" align="justify"><span style="font-size:85%;"> </span></p> <p style="margin: 0in 0in 0pt;" align="justify"><span style="font-size:85%;">İnançsız biri için tuhaf inançlarım var benim, en açılmayacak gibi görünen kapıların bile çok istersen, samimiyetle istersen, dürüstlükle istersen açılacağına inanırım.</span></p> <p style="margin: 0in 0in 0pt;" align="justify"><span style="font-size:85%;"> </span></p> <p style="margin: 0in 0in 0pt;" align="justify"><span style="font-size:85%;"><strong>Ve, ne dindarlara yapılan zulmü anlarım, ne de dindarların yaptığı zulmü.</strong></span></p> <p style="margin: 0in 0in 0pt;" align="justify"><span style="font-size:85%;"> </span></p> <p style="margin: 0in 0in 0pt;" align="justify"><span style="font-size:85%;">Dinin yanında, çevresinde, içinde bir zulüm olmasın isterim.</span></p> <p style="margin: 0in 0in 0pt;" align="justify"><span style="font-size:85%;"> </span></p> <p style="margin: 0in 0in 0pt;" align="justify"><span style="font-size:85%;">İnan ya da inanma ama dine dokun.</span></p> <p style="margin: 0in 0in 0pt;" align="justify"><span style="font-size:85%;"> </span></p> <p style="margin: 0in 0in 0pt;" align="justify"><span style="font-size:85%;">Korkulacak bir şey yok.</span></p> <p style="margin: 0in 0in 0pt;" align="justify"><span style="font-size:85%;"> </span></p> <p style="margin: 0in 0in 0pt;" align="justify"><span style="font-size:85%;"><strong>Türbanlı çocukta da, oruç yiyende de korkulacak bir yan yok.</strong></span></p> <p style="margin: 0in 0in 0pt;" align="justify"><span style="font-size:85%;"> </span></p> <p style="margin: 0in 0in 0pt;" align="justify"><span style="font-size:85%;">Korku dinden uzak bence.</span></p> <p style="margin: 0in 0in 0pt;" align="justify"><span style="font-size:85%;"> </span></p> <p style="margin: 0in 0in 0pt;" align="justify"><span style="font-size:85%;">Geceleri camiye gittiğimde, o loş ışıkta, sonsuz bir aydınlığın bütün hayatı solgunlaştırdığını gördüğümde korkmam ben.</span></p> <p style="margin: 0in 0in 0pt;" align="justify"><span style="font-size:85%;"> </span></p> <p style="margin: 0in 0in 0pt;" align="justify"><span style="font-size:85%;">Kimse korkmaz.</span></p> <p style="margin: 0in 0in 0pt;" align="justify"><span style="font-size:85%;"> </span></p> <p style="margin: 0in 0in 0pt;" align="justify"><span style="font-size:85%;">Hayat ve ölüm iki küçük çocuk gibi oturur yanıma.</span></p> <p style="margin: 0in 0in 0pt;" align="justify"><span style="font-size:85%;"> </span></p> <p style="margin: 0in 0in 0pt;" align="justify"><span style="font-size:85%;"><strong>Onlara gülümserim.</strong></span></p> <p style="margin: 0in 0in 0pt;" align="justify"><span style="font-size:85%;"> </span></p> <p style="margin: 0in 0in 0pt;" align="justify"><span style="font-size:85%;">Belli belirsiz bir hüzün, neye olduğunu bilmediğim bir özlem, derin bir şefkat hissederim.</span></p> <p style="margin: 0in 0in 0pt;" align="justify"><span style="font-size:85%;"> </span></p> <p style="margin: 0in 0in 0pt;" align="justify"><span style="font-size:85%;">Bir şey söylemem.</span></p> <p style="margin: 0in 0in 0pt;" align="justify"><span style="font-size:85%;">Bir şey istemem.</span></p> <p style="margin: 0in 0in 0pt;" align="justify"><span style="font-size:85%;"> </span></p> <p style="margin: 0in 0in 0pt;" align="justify"><span style="font-size:85%;"><strong>“İnançsız” olduğumu içimden bile geçirmem, yapmam böyle bir kabalık, O da hatırlatmaz zaten.</strong></span></p> <p style="margin: 0in 0in 0pt;" align="justify"><span style="font-size:85%;"> </span></p> <p style="margin: 0in 0in 0pt;" align="justify"><span style="font-size:85%;">Öyle otururum.</span></p> <p style="margin: 0in 0in 0pt;" align="justify"><span style="font-size:85%;"> </span><span style="font-size:85%;"> </span></p> <p style="margin: 0in 0in 0pt;" align="justify"><span style="font-size:85%;"> </span></p> <p style="margin: 0in 0in 0pt;" align="justify"><span style="font-size:85%;">Bir konuğum ben orada.</span></p> <p style="margin: 0in 0in 0pt;" align="justify"><span style="font-size:85%;"> </span></p> <p style="margin: 0in 0in 0pt;" align="justify"><span style="font-size:85%;"><strong>Bazen kapısını açar, bazen açmaz.</strong></span></p> <p style="margin: 0in 0in 0pt;" align="justify"><span style="font-size:85%;"> </span></p> <p style="margin: 0in 0in 0pt;" align="justify"><span style="font-size:85%;">Yakında gene gideceğim.</span></p> <p style="margin: 0in 0in 0pt;" align="justify"><span style="font-size:85%;"> </span></p> <p style="margin: 0in 0in 0pt;" align="justify"><span style="font-size:85%;">Bakalım açacak mı kapılarını.</span></p> <p style="margin: 0in 0in 0pt;" align="justify"><span style="font-size:85%;"> </span></p> <p style="margin: 0in 0in 0pt;" align="justify"><span style="font-size:85%;"><strong>Yoksa bir “kırgınlık” mı var aramızda...</strong><br /></span> </p><br /><p style="margin: 0in 0in 0pt;" align="justify"><br /></p><p style="margin: 0in 0in 0pt;" align="justify"><span style="font-size: 12pt;font-family:Arial;" ><span style="font-size:85%;color:#800000;"><strong>Ahmet Altan/Taraf<br /></strong></span></span></p></div> </span>M.Akifhttp://www.blogger.com/profile/09086758587331389245noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-8370696006226678754.post-15836790225217439322008-09-22T02:08:00.002+03:002008-09-22T02:12:00.529+03:00Fenere ne oldu?Deniz Feneri derneği ile ilgili olayları takip edemedim ama bu konuda Ali Bulaç çok yerinde <a href="http://www.dunyabulteni.net/author_article_detail.php?id=7085">bir yazı yazmış</a>...Eğer olayları takip edebilseydim yeteri kadar bende bu konuda birşeyler yazmak isterdim.<br /><br />"Uzun zamandır Almanya'da görülmekte olan Deniz Feneri e.V davası bugün (17 eylül) sonuçlandı, üç kişi çeşitli cezalara çarptırıldı. Böylelikle mahkeme, ortada bir suç olduğunu tespit etmiş oldu. Toplanan 44 milyon euro civarındaki paranın yaklaşık 17 milyonu Türkiye'ye usulsüz olarak getirilmiş, uygunsuz yerlerde kullanılmış, amaç dışı kuruluşlara aktarılmış."<br /><br />"Önümüzde birkaç seçenek var: "Böyle bir suç yok mu diyeceğiz?", yoksa bazı zeki yazarların yaptığı gibi "Siz davaya bakmayın, Alman hükümeti Türkiye'nin iç siyasetine müdahale etmek, AK Parti iktidarını zor duruma düşürmek için kendi adalet sistemini kullanıyor" mu diye kendimizi mi rahatlatacağız? Ya da "Ergenekon gibi ciddi bir konu var, bu konuyu gündemden düşürmek isteyenler Deniz Feneri davasını ortaya attılar" deyip konunun özüyle ilgilenmeyecek miyiz?"M.Akifhttp://www.blogger.com/profile/09086758587331389245noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-8370696006226678754.post-25425006907096878402008-09-20T23:22:00.002+03:002008-09-20T23:24:59.768+03:00Yokolsun YÖK<div style="text-align: justify;">Bazı çok önemli meseleler kavga gürültü arasında kaynayıp gidiyorlar demiştik, işte bakın, hükümet YÖK konusunu yeniden gündemine almış, kimsenin haberi de yok, umurunda da değil... Çünkü Doğan-Erdoğan <b>"maçını"</b> seyretmek daha heyecanlı!<br />Cumhurbaşkanı <b>"şu</b> <b>sistemi</b> <b>değiştirin</b> <b>de</b> <b>artık</b> <b>rektör</b> <b>ataması</b> <b>yapmayayım"</b> diye feryat ediyor, basının cici beyleri de cumhurbaşkanına rektör atamaları yüzünden yüklenmeyi sürdürüyorlar. (Hayrola, imar izinleri Köşk'ten de mi geçiyor?)<br />Ahmet Necdet Sezer de <b>"elimde</b> <b>fazla</b> <b>yetki</b> <b>var,</b> <b>alın</b> <b>bunları"</b> demişti, kimse aldırmamıştı, o yetkileri kendi amaçları doğrultusunda kullandırmak istiyorlardı çünkü!<br />Düzgün bir ülkede, üniversite rektörlerini cumhurbaşkanı tayin etmez.<br />Düzgün bir ülkede YÖK mök diye bir kurum da bulunmaz.<br />Gerek bu kurum, gerekse olağanüstü cumhurbaşkanı yetkileri, 12 Eylül düzeninin kamışıdır bizlere! Toplumu zart zurtla yönetebilmenin altyapı taşları...<br />Rektörleri, her üniversitenin öğretim üyeleri kendileri seçerler... Haaa, yalnızca profesörler mi oy versinler, doçentler de katılsınlar mı, asistanlara da oy hakkı verilecek midir, öğrenci temsilcisi de bulunsun mu, <b>"idari</b> <b>personelin"</b> başı kel mi, onlara yazık değil mi, bunları tartışabilirsiniz...<br />İsterseniz, sizi çok mutlu edecekse, cumhurbaşkanı bu seçimleri onaylar ( <b>"formalite"</b> olarak <b>"tasdik"</b> eder), bürokrasi sevinir... O kadar.<br />O üniversitede türbanın serbest olup olmayacağına da gene rektör ve üniversitenin senatosu birlikte karar verirler! Gene oylama yöntemiyle... <b>"Mütevelli</b> <b>heyet"</b> de bunu denetler.<br />Hangi öğrenciden kaç lira ücret alacağına, kime hangi bursu vereceğine, hangi hocanın eline kaç lira maaş geçeceğine de bu <b>"merci"</b> karar verir, bakanlık değil!<br />Öğrenci de böylelikle istediği üniversiteyi kendisi seçer, belki birini ucuz bulur tercih eder, ötekinin bursu caziptir, berikinde kendi <b>"itikadına"</b> göre giyinmesi rahattır.<br />(Doktor olmak isteyen kendini Sümeroloji tahsil ederken bulmaz yani! Giriş sınavı koyacaksa, her üniversite kendi sınavını kendi kriterlerine göre kendisi yapar. Bu, ÖSYS gibi bir <b>"yarış</b> <b>atı</b> <b>parkuru"</b> değil, bir <b>"bilimsel</b> <b>yeterlilik</b> <b>ölçümü"</b> olur. Mühendis olmak isteyen çocuğa kurbağanın sindirim sistemi, karşılaştırmalı edebiyat okumak isteyene entegral denklemi sorulmaz.)<br />Avrupa'da <b>"katolik</b> <b>üniversiteleri"</b> de vardır örneğin ve bunların dini kimlikleri asla tartışma konusu edilmez.<br />Fransa'da, örneğin, dileyen koyu katolik Stanislas Koleji'ne yazılır, isteyen kızıl komünist Vincennes Üniversitesi'ne...<br />Çağdaş yüksek öğretim budur.<br />Bizde çocuğun saçına da karışılır hocanın sakalına da, ve yüksek öğretim yapıyoruz sanılır. Hocalara zorla sakal kestirmek de bize özgü bir rezilliktir, on sekiz yaşını doldurmuş adamla kadının ne giyeceğine karışmak da bize özgü bir faşizm tortusudur.<br />Çünkü bu tür zart zurt eğitimi, aslına bakarsanız, 1934 reformuyla başlamıştır. Fakat tek parti döneminin <b>"kışla</b> <b>üniversitesi"</b> modeli, daha da sertleştirilerek sürmektedir.<br />Türk üniversiteleri, Kenan Evren, Haydar Saltık, Orhan Aldıkaçtı ve İhsan Doğramacı'nın <b>"yüksek</b> <b>liseleri"</b> olmaktan kurtarılamazlarsa, bu memleket de iflah olmayacaktır.<br />Önce bunu çözelim, sonra üniversitelerde <b>"bilim</b> <b>üretmeye"</b> de sıra gelir inşallah!<br />Lehmann Brothers bankasının batmasından korkacağınıza, Türk üniversitelerinin içler acısı durumundan korkunuz. Biri bugününüzü etkiler, öteki, geleceğinizi...<br /><br /><br />Engin Ardıç/Sabah<br /><br />18/09/08<br /></div>M.Akifhttp://www.blogger.com/profile/09086758587331389245noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-8370696006226678754.post-42166646554069586742008-09-17T16:01:00.004+03:002008-09-17T16:03:51.046+03:00Amerika'da son günler...<a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_Zh2ceZ9l0KA/SND__rozeoI/AAAAAAAAAH0/YlRu5BAu-Q4/s1600-h/disney+t%26b.jpg"><img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer;" src="http://4.bp.blogspot.com/_Zh2ceZ9l0KA/SND__rozeoI/AAAAAAAAAH0/YlRu5BAu-Q4/s320/disney+t%26b.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5246975035397339778" border="0" /></a><br /><a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_Zh2ceZ9l0KA/SND_4HP0cYI/AAAAAAAAAHs/MaZZiRtAOck/s1600-h/univrsal+t%26b.jpg"><img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer;" src="http://3.bp.blogspot.com/_Zh2ceZ9l0KA/SND_4HP0cYI/AAAAAAAAAHs/MaZZiRtAOck/s320/univrsal+t%26b.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5246974905369784706" border="0" /></a><br /><br /><br />Uzun zamandır blogu güncellememize engel olan Amerika macerası sona doğru yaklaşıyor inşallah...M.Akifhttp://www.blogger.com/profile/09086758587331389245noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-8370696006226678754.post-32868697375793778852008-09-13T09:00:00.003+03:002008-09-13T09:02:44.553+03:00<a href="http://www.durde.org/index.php?option=com_content&amp;task=blogcategory&amp;id=53&amp;Itemid=61">Ergenekon davasına destek kampanyası...</a><br /><br /><br /><strong>Ergenekon</strong> soruşturmasını yürüten savcı <strong>Zekeriya Öz</strong> bu ülkenin cesur insanlarından biri olduğunu kanıtladı. <strong>Şemdinli Davası</strong> savcısının akıbetine aldırmadan, daha geniş kapsamlı bir soruşturmayı başlattı ve giderek derinleştiriyor.<br />Bu dava artık basit bir ‘çete’ davası olmaktan çıkmış, darbeci bir terör örgütünün devletin tepelerine kadar yayılan uzantılarına ulaşmaya başlamış ve ülkeyi demokratikleştirme mücadelesinin önemli bir parçası olmuştur.<br /><br />***<br /><br />Türkiye bugüne kadar darbelerden ve darbecilerden çok çekti. Bunun en önemli nedeni darbe yapmış hiç kimsenin bugüne kadar, bırakalım yargılanmayı, soruşturmaya bile uğramamış olmasıdır. Geçmişte darbecilerin holding yönetim kurullarına getirilmesi, “tabii senatör” yapılması, hatta Cumhurbaşkanlığı’na kadar yükselmesi ceza yerine bir de ödüllendirilen yeni darbecileri her zaman cesaretlendirdi.<br />Ama ilk kez, darbecilik suçlamasıyla, üstelik henüz darbe olmamışken, ordunun en üst katlarında görev yapmış generallerin de aralarında bulunduğu kişiler sivil bir savcı tarafından sorgulanıyor. <strong>Ergenekon Darbeci Terör Örgütü</strong> bağlantısı olduğu saptananlar birer birer, “paşa paşa” gözaltına alınıyor.<br />Artık darbelerin ve darbecilerin soruşturmaya uğramayacağı, ceza almayacağı en azından “garanti” değil. Hiçbir darbe heveslisi artık rahat uyuyamayacak. <em><strong>“Pişman değilim, bugün olsa gene asarım” </strong></em>diyemeyecek<em><strong>. </strong></em><br /><br />***<br /><br />Bir demokrasi sınavı veriliyor. Savcı <strong>Öz</strong> bu sınavda neredeyse tek başına ter döküyor. Bu sürecin sonu şimdiden belli değilse de kapının aydınlığa açılması için çaba gerek. Cunta pisliğinden bütünüyle temizlenmiş yeni ve sivil bir anayasaya doğru ilerlemenin ilk adımı belki de bu sınavın sonucuna göre atılabilecek.<br />Şimdi sınav verme sırası darbelere karşı olan büyük yığınların temsilcisi demokrasi güçlerinde. Hukuk zemininde yürütülen demokrasi mücadelesine <strong>‘sokağın sesi’</strong> de katılırsa darbeci güçlerin alt edilmesi ve darbelerin tarihe gömülmesi kolaylaşacak.<br /><br />***<br /><br /><strong>DurDe Girişimi</strong> darbelere ‘ama’sız karşı olan bütün yurttaşları <strong>Ergenekon Savcısı Zekeriya Öz</strong>’e destek olmak için imza vermeye çağırıyor. Bir imza da sen ver. Ver ki ilk kez bir darbenin durdurulmasına katkımız olsun. Ver ki darbeler hayatımızın tatsız anıları olarak sadece demokrasi dersi kitaplarında kalsın.M.Akifhttp://www.blogger.com/profile/09086758587331389245noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-8370696006226678754.post-40361630598215760722008-09-08T07:31:00.002+03:002008-09-08T07:35:33.480+03:00Hürriyet arşivlerinde 6-7 Eylül 1955<h1 align="center"><span style="font-weight: bold;font-size:100%;" ><span style="font-weight: normal;">6-7 Eylül olaylarını ne kadar biliyoruz?</span></span><span style="font-weight: bold;"><br /></span></h1><h1 align="center"><span style="font-size:100%;"><span style="font-weight: normal;">Tarihimizin karanlık sayfalarından biri...</span></span><span style="font-weight: bold;"> </span><br /></h1> <div class="firma"> <strong>Yıldıray Oğur</strong> <em>- </em>07.09.2008 </div> <div class="taraf_temizle"> </div> <div class="taraf_inf_com"> </div> <span style="font-family:Times New Roman TUR;"><br /><p>Üç kişi öldü. 30 kişi yaralandı. 73 kilise, 8 ayazma, 2 manastır, 1 fabrika, 3.584’ü Rumlara ait olmak üzere 5.538 ev ve işyeri yakılıp yıkıldı. Daha uzun vadede sermaye el değiştirdi, Rumlar Türkiye’yi terk etti. </p><br /><p>Yıllar sonra eski Özel Harp Dairesi Eski Başkanı Sabri Yirmibeşoğlu gazeteci Fatih Güllapoğlu’na “6-7 Eylül de bir Özel Harp işidir ve muhteşem bir örgütlenmeydi” diyecekti. </p><br /><p>Bugün bu “muhteşem örgütlenme” hakkında dönemin tarihini yazanların bile kurtulamadığı provokatif küçük bir gazete -cahil, talancı, çapulcu halk- milliyetçi sağcı iktidar ‘şeytan üçgeni’ hikâyesi dışında pek bir şey bilmiyoruz.</p><br /><p>Peki, aslında ne olmuştu?</p><br /><p>Bu soruya verilecek pek çok cevap var. Ama önce o günlerin karanlık havasını solumalıyız. Türkiye’nin nerelerden nerelere geldiğini iyice anlamalıyız.</p><br /><p>İşte gün be gün 6-7 Eylül 1955’in hikâyesi.</p><br /><p>Bugünlerde İnsan hakları Evrensel Beyannamesi ile birlikte 60. yılını kutlayan <i>Hürriyet</i> Gazetesi’nin birinci sayfalarından manşetleri eşliğinde. </p><b><br /><p>***</p></b><i><br /></i><p><i>27 Ağustos</i><b> </b><i>(Sadece 10 gün önce...)</i></p><b><br /><p>Polisi boşuna meşgul ettiler</p></b><br /><p>Şehrimizde intişar eden bir Rum gazetesinin mensupları ile Şehir Meclisinde aza olan bir Rum doktor hiçbir sebep yokken dün akşamüstü ortalığı velveleye vermişler ve polis kuvvetlerini işgal etmişlerdir. Hadise polisi yanıltmak ve fuzuli yere meşgul etmek bakımından olduğu kadar, Rum doktorla, Rum gazetesi sahiplerinin taşıdıkları zihniyet bakımından da dikkate şayandır.</p><br /><p>***</p><i><br /><p>30 Ağustos </p></i><b><br /><p>Rum vatandaşların yersiz ve boş telaşları</p></b><br /><p>Kıbrıs’ta katliam gününden sonra şehrimizde herhangi bir hadise cereyan etmemiştir. Fakat şehrimiz Rumlarının bazılarının yersiz bir telaşa kapılarak dükkânlarını mutattan evvel kapadıkları görülmüştür.</p><br /><p>***</p><i><br /><p>31 Ağustos </p></i><b><br /><p>Bayrama gösterilen saygısızlık </p></b><br /><p>Dün 30 Ağustos Zafer Bayramı yurdun her tarafında olduğu gibi şehrimizde de büyük coşkunluk içinde kutlanmış, gece her taraf ışıklandırılmıştır... Bu arada Fener Patrikhanesi’nin karanlık gömülmüş olduğu sanki bu bayramla sanki hiç alakaları yokmuş gibi tenvirat yapmadıkları konusunda gazetemize yoğun şikâyetler gelmiştir.</p><b><br /><p>And İçtiler</p></b><br /><p>İstanbul Kız Lisesi Mezunları Cemiyeti üyeleri dün bir toplantı yaparak Kıbrıs davasında Türk kadınlarına düşen vazifeyi canları pahasına yapacaklarına dair and içmişlerdir.</p><br /><p>***</p><i><br /><p>2 Eylül </p></i><br /><p>Beşiktaş semti gençleri bir duvara çizdikleri Kıbrıs haritası ve Kıbrıs Türktür resmiyle görülüyor.</p><br /><p>Londra konferansında Kıbrıs hakkındaki Yunan görüşünü izah eden Hariciye Vekili’nin konuşmasını yayınlayan şehrimizdeki Rumca gazeteler dün Rumlar tarafından kapışılmıştır. Bu alakalarını tabii görüyoruz. Yunan görüşünün nasıl müdafaa edildiğini öğrenmek elbette tadına doyulmaz bir zevktir. Fakat bu işte asıl gözümüze çarpan Kıbrıs patırtısı sayesinde fazla satış yapan Rumca gazetelerin Türk görüşünü sadece haber şeklinde vermekte hâlâ ısrar etmeleri, bunu belirtmeği ve bir dava gibi ele alarak bir Türk vatandaşına yakışacak tarzda yorumlamayı hiç akıllarına getirmemişlerdir.</p><br /><p>***</p><i><br /><p>3 Eylül</p></i><br /><p>Patrikhane’nin Kıbrıs’a hangi yoldan yardım ettiği anlaşıldı.</p><br /><p>***</p><i><br /><p>5 Eylül</p></i><b><br /><p>Yunanca gazeteler yakılırken</p></b><br /><p>Dün saat 16’da biri Güzel Sanatlar Akademisi talebesi ve biri de lise talebesi olan iki genç Yunanistan’dan memleketimize gelen ve burada satılan gazetelerden 15 adedini Taksim meydanında yakmışlardır.</p><br /><p>***</p><i><br /><p>6 Eylül</p></i><b><br /><p>Patrikhaneye asıldı</p></b><br /><p>Muhtelif yerlere yazılan ve asılan Kıbrıs Türktür ibaresi dün gece yarısına doğru Patrikhane’nin duvarına da yapıştırılmıştır. Fener Patrikhanesi’nin Kıbrıs mevzuundaki sükûtu da Fenerli gençler arasında nefret uyandırmıştır. Dün akşam bir Türk ile Rum arasında çıkan münakaşa karakolda neticelenince Fenerli gençler Patrikhane’nin duvarına Türk bayrağı ile süslü ve üzerinde Kıbrıs Türktür ibaresi yazılı bir yafta asmağa karar vermişlerdir.</p><br /><p>Şişli otobüsünde seyahat eden bir yüzbaşı yüksek sesle Rumca konuşan iki kişiyi dövmüş, birkaç genç de Ada vapurunda Rumca şarkı söyleyen bir grubu zorla susturmuştur. Civarda bulunan ve bakkalın bu hareketine sinirlenen halk kendisinin üzerine hücum etmiş, selameti firarda bulan İstavro evine kaçarak saklanmıştır. Evin önünde toplanan kalabalık halk kitlesi uzun müddet bakkalın evden çıkmasını beklemiştir.</p><br /><p>Ayrıca yine akşamın geç saatlerinde Nişantaşı Meşrutiyet mahallesinde İstavro isminde bir Rum bakkal Türk bayrağına ve hükümet erkânına dil uzatmak küstahlığında bulunmuştur. </p><br /><p>***</p><i><br /><p>7 Eylül </p></i><b><br /><p>Atamızın Selanik’te doğduğu eve atılan bombanın sebep olduğu hadiseleri önlemek için örfi idare ilan edildi.</p></b><br /><p>Aziz Ata’nın Selanik’te evin bahçesine atılan bombanın haberi üzerine muhtelif gruplar Taksim Meydanı’nda toplanmaya başladı. Saat 18.30’da Taksim Abidesi’nin etrafı coşkun bir insan seliyle dolmuş bulunuyordu. Bu saatten sonra kalabalık dükkân ve evlere bayrak astırmak maksadıyla İstiklal Caddesi’ne doğru yürüyüşe geçti ve yolun iki kıyısını kırmızı beyaz renklerle donatarak Tünele doğru aktı. Asmalımescit’teki bir eczanenin sahibi Rumun nümayişçilerin ihtarına rağmen dükkânına bayrak asmayı reddetmesi üzerine tahrip hadiseleri başladı ve kalabalığın coşkun tezahürlerine artık mani olunamadı.</p><b><br /><p>Hedef Patrikhane!</p></b><br /><p>Ellerinde bayraklar, Büyük Atatürk’ün resimleri olduğu halde, Taksim Abidesi’nde biraraya gelen küçük topluluklar, evvela istiklal marşını söylediler ve sonra içlerinden biri “Arkadaşlar bir sakallı patrik var bu adam Makarios’a elini uzatarak dini siyasete alet ediyor. Hedefimiz patrikhane olsun” dedi. Tepebaşına kadar olan yürüyüş hadisesiz geçti. </p><br /><p>***</p><i><br /><p>8 Eylül</p></i><b><br /><p>İzmir’deki olaylar</p></b><br /><p>Bu menfur hadise İzmirliler üzerinde de kırbaç tesiri yapmış, genç, ihtiyar, kadın, erkek, köylü, şehirli herkes büyük bir heyecan içinde fuar münasebetiyle Yunan bayrağının asılmış olduğu konak meydanına koşmuştur. Bu halk kitleleri meydandaki direkte bulunan Yunan bayrağını bir anda indirerek evvela parçalamış, bilahare de yakmıştı. Bu sırada küçük bir çocuk elinde bayrağımız olduğu halde meydana gelmiş ve biraz evvel Yunan bayrağı bulunan direğe tırmanarak elindeki Türk bayrağını buraya çekmiştir. Bayrağımız direğe çekilirken meydanı dolduran halk hep bir ağızdan İstiklal Marşı’nı söylemiştir. Gittikçe büyüyen halk kitlesi önlerinde Türk bayrakları olduğu halde Fuar’a yürüyüşe geçmiş Yunan pavyonuna hücum ederek pavyonu evvela taşa tutmuş ve sonra da ateşe vererek kül haline getirmiştir. Buradan da Yunan Konsolosluğu’na doğru yürüyen nümayişçiler tenekelerle benzin temin ederek binayı ateşe vermişler, binanın içinde ele geçirilen Yunan bayrakları yakılmak suretiyle meşaleler meydana getirilmiştir.</p><br /><p>***</p><i><br /><p>9 Eylül</p></i><b><br /><p>Nümayiş gecesi tahrikât yapan otuzdan fazla komünist yakalandı.</p></b><br /><p>Asmalımescit’te tanınmış randevuculardan Melahat’ın evinde de beş komodin, bir camlı masa ve yol halılarıyla külliyetli miktarda kumaş meydana çıkarılmış. Çapulcular yakalandı (Ellerinde daktilolarla poz veren dilenciler)</p><br /><p>Balıklı Rum Hastanesi’ni yakmaya teşebbüs eden üç genç kızdan ikisi adliyeye sevk edildi.</p><br /><p>Birinci Ordu Müfettiş Vekili Korgeneral Vedat Garan, İstanbul Kumandanı Korgeneral Fazıl Bilge ve İstanbul Garnizon Kumandanı Tuğgeneral Nedim Erensoy görevden alınıyor</p></span>M.Akifhttp://www.blogger.com/profile/09086758587331389245noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-8370696006226678754.post-80753853449118687692008-09-07T20:30:00.003+03:002008-09-07T20:39:54.587+03:00İlker Başbuğ ve zavallılık<div style="text-align: justify;"><span style="font-family:Times New Roman TUR;"><p>İlker Başbuğ yeni görevine “hızlı” başladı...</p></span><br /><span style="font-family:Times New Roman TUR;"> <p>Ergenekon terör örgütü davasında sanık olan iki emekli orgenerali TSK adına Korgeneral Mendi’ye ziyaret ettirdi...</p></span><br /><span style="font-family:Times New Roman TUR;"> <p>Türkiye’de bir kesimin Başbuğ’dan beklentileri büyük... Ergenekon da Şemdinli hadisesi haline getirtilsin isteniyor. Başbuğ yargıya müdahale etsin ve bu “fasa fiso” dava kapansın isteniyor... Fakat bunlar da yetmez, dahası da isteniyor...</p></span><br /><span style="font-family:Times New Roman TUR;"> <p>Başbuğ’un görevi aldığı gün, emekli yargıç olan dayımın verdiği bir yemekteydim. Yemekte dayımın kendi döneminden birçok yargıç ve savcı arkadaşı da vardı... Özellikle de o ortamda olmak istedim. Bizimkiler başta biraz telaşlandı “Ya senin <i>Taraf</i>’ta yazdığını duymuşlarsa” diye, sonra yengemden istihbarat aldık ki henüz haberleri yok gibiymiş...</p></span><br /><span style="font-family:Times New Roman TUR;"><i> </i><p><i>Taraf</i> gazetesinin bu kesim için “heretic” bir sembol olduğunu daha evvel de yazdım. “Dinci basın”dan daha çok tepki duydukları gazete bizim <i>Taraf</i>... Temel olarak laik kökenli insan malzemesinin bu gazeteyi oluşturması tepkilerini ikiye katlıyor. Aslında <i>Taraf</i>’ı okudukları falan yok, o sebeple benim yazdığımı da bilmiyorlar. Sadece kendi okudukları gazetelerinden aldıkları bilgiyle “nasıl bir gazete olduğunu” biliyorlar... Özellikle kadınlar her romanını ellerinden düşürmeden okudukları, hayran oldukları Ahmet Altan’a çok tepkililer...</p></span><br /><span style="font-family:Times New Roman TUR;"> <p>Neyse, istihbarat olumlu gelince “gönül rahatlığı”yla davete gittik. Yolda bana sürekli telkinlerde bulunuldu; “Aman oğlum siyasete girme, herhangi ters bir şey deme”, “Hepsi seni çok severler, taraf-maraf karıştırma”... Ben de yol boyu hem güldüm hem de “Mahalle baskısı kavramının ete kemiğe bürünmüş hali başka nasıl olabilir acaba” diye içimden geçirdim...</p></span><br /><span style="font-family:Times New Roman TUR;"> <p>O yemekte siyasal anlamda en çok kızılan ve olumsuzlanan kişi Tayyip Erdoğan değil Yaşar Büyükanıt idi... Beklentileri boşuna çıkan misafirler Büyükanıt’a demediğini bırakmadı. Hemen hepsi bu ruh haliyle Fikri Sağlar’ın Dolmabahçe iddiasına da aynen inanıyor. Hatta yemekte bir teyzemiz <i>Cumhuriyet</i>’ten Deniz Som’un Büyükanıt’a karşı büyük öfke kusan alegorik bir yazısını yüksek sesle okudu...</p></span><br /><span style="font-family:Times New Roman TUR;"><i> </i><p><i>Cumhuriyet</i> gazetesinin genel ruh hali de şu an o şekilde... Kendini Kemalist olarak nitelendiren kesimin geldiği nokta gerçekten ürkütücü. O derece radikalleştiler ki geçmiş iki genelkurmay başkanını da darbe yapmadıkları için nerdeyse nefretle anıyorlar... Son 10 yıldır sistematik olarak sürdürülen psikolojik operasyonlar belki TSK’nın bile istemediği ölçüde paranoya içinde ve darbe ile AKP devrilmedikçe tatmin olmayacak bir Kemalist sınıf yarattı...</p></span><br /><span style="font-family:Times New Roman TUR;"> <p>Başbuğ’un gelişi o açıdan sanki “son umut” gibi karşılanıyor bu çevrelerde... Başbuğ da daha ilk icraatıyla beklentilere cevap vermeye girişti. Yalnız İlker Paşa unutmasın, Büyükanıt da böyle başlamıştı... 2007 ağustosuna kadar Yaşar Paşa da son derece “kahraman” bir şahsiyetti... Büyükanıt da göreve başlar başlamaz sert mesajlar verdi. Şemdinli’de hükümetin de işbirliğiyle “gereken” yapıldı. Özde-sözde muhabbetiyle hükümete gözdağı verdi. O da yetmedi 27 Nisan’da meşhur muhtırayı verdi. Mahkemenin 367 kararının çıkmasına vesile oldu... Aslında şu saydıklarım bile “muasır medeniyet” ülkelerinde yargılanma sebebidir... Bunlara rağmen seçim sonrası Büyükanıt’ın bir nebzecik “ılımlı” hale gelişi, paşayı “kahraman”dan nerdeyse “hain” mertebesine indirdi...</p></span><br /><span style="font-family:Times New Roman TUR;"> <p>Yani İlker Başbuğ şunu bilmelidir... AKP’yi direkt devirmeye kalkışmak gibi bir çılgınlık yapmadıkça, bugünün Kemalist sınıfını tatmin etmek mümkün değildir... Bunu yapmaya kalkan bir Başbuğ’un da sonu hiç kuşku duymasın ki Yunan darbe lideri Yorgo Papadopulos gibi olur... Diğer yandan böyle bir girişimin varlığı bile ülkeyi aşılması güç bir krize sokar...</p></span><br /><span style="font-family:Times New Roman TUR;"> <p>İlker Paşa mesaj verecekse tam aksine bu Kemalist tabana yönelik teskin edici mesajlar vermelidir. Her şeyden evvel bu kesimin çıldırmasında en büyük sebep olan psikolojik harp çalışmalarını durdurmakla işe başlayabilir...</p></span><br /><span style="font-family:Times New Roman TUR;"> <p>Dolayısıyla İlker Paşa... Şemdinli’de Büyükanıt’ın yaptığını Ergenekon’da yapmaya kalkışmak da bu kesimi tatmin etmez... Daha da fazlası sizden talep edilecektir. Yani bu yolun sonu yok İlker Paşa, bu yol karanlık...</p></span><br /><span style="font-family:Times New Roman TUR;"> <p>Bir de bütün bunlar bir yana, bu ülkenin gençleri yani bizler artık doğru düzgün bir devlette yaşayalım be İlker Paşa... Biz büyük bir ülkeyiz. Elbette dinamik, disiplinli ve güçlü bir ordumuz olacak. Ama tıpkı “muasır medeniyet” ülkeleri gibi devletimize ait bir ordumuz olsun; Orduya ait bir devletimiz değil be Paşa... Güçlü ve ileri ülkelerde devletin kendine ait bir ordusu olur. Ordunun kendine ait bir devleti olmaz... Orduya ait devletler yalnızca güçsüz, geri kalmış ve zavallı ülkelerde olan bir şeydir...</p></span><br /><span style="font-family:Times New Roman TUR;"> <p>Ülkemiz bu zavallılığı hak ediyor mu sence İlker Paşa?</p><p><br /></p><p>Taraf/ Rasim Ozan Kütahyalı<br /></p></span></div>M.Akifhttp://www.blogger.com/profile/09086758587331389245noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-8370696006226678754.post-49424129220663477752008-08-31T05:45:00.001+03:002008-08-31T05:49:31.171+03:00Erbakan: Nerede kalmıştık?<span style="font-family:Arial;"><span style="font-size: 11pt;"> <div class="haberBaslik" align="justify"><span style="font-family:Arial;font-size:85%;"><br /><br /><span style="font-style: italic; font-weight: bold;">Cemal Uşşak Abi'nin bu yazısını okudukdan sonra Erbakan Hoca taraftarlarının Nurcuları sürekli korkaklıkla suçlamaları aklıma geldi...</span><br /><br /><br /><br />"Geçtiğimiz günlerde, Sayın Erbakan’ın affedilmesi üzerine bir yazı yazan değerli Mümtazer Türköne Hocamız önemli bir tesbitte bulunmuştu:</span></div> <p class="MsoNormal" style="background: white none repeat scroll 0% 50%; -moz-background-clip: -moz-initial; -moz-background-origin: -moz-initial; -moz-background-inline-policy: -moz-initial; text-align: justify;" align="justify"><span style="color: black;"></span><span style="font-size:85%;"><span style="font-family:Arial;"><i><span style="color: black;">“Yakın tarihimizde Jakoben laikliğe karşı radikal dinî tepkilerin ortaya çıkmasını birbirinden farklı çerçevede iki inisiyatif engellemiştir. Bunlardan ilki Bediüzzaman Said Nursî, ikincisi de Necmeddin Erbakan'dır.”</span></i><span style="color: black;"> (21.08.2008/ZAMAN)<o:p></o:p></span></span></span></p> <p class="MsoNormal" style="background: white none repeat scroll 0% 50%; -moz-background-clip: -moz-initial; -moz-background-origin: -moz-initial; -moz-background-inline-policy: -moz-initial; text-align: justify;" align="justify"><span style="color: black;"><span style="font-size:85%;"><span style="font-family:Arial;">Bu tespit doğrudur ama, ne var ki bu iki Zatın din-siyaset ilişkileri babındaki tavır ve görüşlerinin tam anlaşılması bakımından fevkalade eksiktir. Mümtazer Türköne’den elbette bir gazete makalesinin hacmi içerisinde her şeyi anlatmasını beklemeye hakkımız yoktur. Ben yukarıda iktibas ettiğim cümlenin, özellikle genç kuşaklar tarafından yanlış anlaşılmaya müsait olmasından endişe ederek, kendimce bazı doğruları ifade etmek isterim. <o:p></o:p></span></span></span></p> <p class="MsoNormal" style="background: white none repeat scroll 0% 50%; -moz-background-clip: -moz-initial; -moz-background-origin: -moz-initial; -moz-background-inline-policy: -moz-initial; text-align: justify;" align="justify"><span style="color: black;"><span style="font-size:85%;"><span style="font-family:Arial;">Bediüzzaman, daha Osmanlı’nın son döneminden itibaren, siyasete hep mesafeli durmuş, <b><i>“maksad-ı asli siyaseti gütmeye” </i></b>karşı gelmiş ve bu tavrını <b><i>“Euzü billahi mineşşeytanı ve’s-siyaseti: Şeytandan ve siyasette Allah’a sığınırım”</i></b> diye formüle etmiş; Erbakan ise, 1969 yılında Adalet Partisinin adaylığını reddetmesi üzerine, önce bağımsız milletvekili olarak daha sonra da Milli Nizam Partisi’ni kurmak suretiyle dindarların sözcülüğü adına, doğrudan siyaset yapmıştır. <o:p></o:p></span></span></span></p> <p class="MsoNormal" style="background: white none repeat scroll 0% 50%; -moz-background-clip: -moz-initial; -moz-background-origin: -moz-initial; -moz-background-inline-policy: -moz-initial; text-align: justify;" align="justify"><span style="color: black;"><span style="font-size:85%;"><span style="font-family:Arial;">Bediüzzaman, <b>“<i>Din dahilde menfi tarzda istimal edilemez”</i></b> demiş, siyasette dini duygu ve kavramların kullanılmasına şiddetle karşı çıkmış; Erbakan ise tam tersini yaparak bazı dini duygu ve kavramları sıkça ve hoyratça kullanarak samimi dindarların duygularını rencide etmiştir. <o:p></o:p></span></span></span></p> <p class="MsoNormal" style="background: white none repeat scroll 0% 50%; -moz-background-clip: -moz-initial; -moz-background-origin: -moz-initial; -moz-background-inline-policy: -moz-initial; text-align: justify;" align="justify"><span style="color: black;"><span style="font-size:85%;"><span style="font-family:Arial;">Bediüzzaman, <b>“<i>Din hiçbir siyasete alet edilemez”,</i> <i>“Dine hizmet etmek; teşvik ve imale etmek (meyl ettirmek) suretiyle olur”</i></b> derken Erbakan, kah seçimlerde <b><i>“Müslüman sayımı”</i></b> yapmış, kah bugün Türk toplumunun büyük çoğunluğunun, demokratikleşme ve refah umudu haline gelen AB’yi <b><i>“Bir hristiyan kulübü”</i></b> olarak tavsif etmiş, kah seçim meydanlarında yüksek sesle, <b><i>“Zaferi kazanır kazanmaz, ilk İslam Birliği kongresini Ayasofya’da yapacağız”</i></b> diyerek dini hissiyatı tepe tepe kulanmıştır. <o:p></o:p></span></span></span></p> <p class="MsoNormal" style="background: white none repeat scroll 0% 50%; -moz-background-clip: -moz-initial; -moz-background-origin: -moz-initial; -moz-background-inline-policy: -moz-initial; text-align: justify;" align="justify"><span style="color: black;"><span style="font-size:85%;"><span style="font-family:Arial;">Sayın Erbakan’ın kendisine destek verip gönül bağlayan seçmenlerini “sistem içinde” tuttuğu ilke olarak doğrudur. Ne var ki, bu “sistem içinde kalış” samimi dindarların hiçbir din eksenli meşru, ma’kul ve demokratik taleplerine cevap üretmemiş, tam tersine Erbakan politikaları “Sistem muhafızları”nın daha ziyade işine gelmiştir. Bu bağlamda Sayın Erbakan’ın misyonunun <b><i>“dindar kitle için bir emniyet sübabı”</i></b> olduğu değerlendirmesinde bulunanlar bile vardır. Tabii ki, <i>“Sistem muhafızları”</i> adına. Vatandaşların dini alandaki taleplerine ise cevap hep “merkez sağ” politikalardan, kısacası Adnan Menderes, Süleyman Demirel ve Turgut Özal (Bugün ise elbette Tayyip Erdoğan çizgisinden) gelmiştir. <o:p></o:p></span></span></span></p> <p class="MsoNormal" style="background: white none repeat scroll 0% 50%; -moz-background-clip: -moz-initial; -moz-background-origin: -moz-initial; -moz-background-inline-policy: -moz-initial; line-height: 14.4pt; text-align: justify;" align="justify"><span style="font-size:85%;"><span style="font-family:Arial;"><span style="color: black;">Bediüzzaman ise, elbette demokratik sistem içinde kalarak, “jakoben, baskıcı laiklik anlayışlara” ciddi eleştiriler getirmiş ve bu mücadele uğrunda büyük hak mahrumiyetlerine uğramıştır. Eğer hakkın hatırına saygı adına söylemek gerekirse, sayın Erbakan siyasi ikbal mülahazalarıyla da olsa, dindarların radikalleşmesi riskinin bir nisbette reel, bir nisbette potansiyel tetikleyicisi olma misyonunu omuzlarında taşımıştır. 1970’lerin Türkiye’sinde yaşayanlar bu gerçeği kabulde zorlanmayacaklardır.</span><span style="color: rgb(51, 51, 51);"><o:p></o:p></span></span></span></p> <p class="MsoNormal" style="background: white none repeat scroll 0% 50%; -moz-background-clip: -moz-initial; -moz-background-origin: -moz-initial; -moz-background-inline-policy: -moz-initial; line-height: 14.4pt; text-align: justify;" align="justify"><span style="font-size:85%;"><span style="font-family:Arial;"><span style="color: black;">Sayın Erbakan’ın son mahkumiyetini ve diğer siyasilerle birlikte yaşadığı kısa süreli 12 Eylül dönemi mahrumiyetini nazara almayacak olursak, “mücadele uğrunda” kayda değer bir bedel ödememiştir. Sistemin “siyaset mühendisleri” onun varlığına daima ihtiyaç duymuşlardır. Bu ihtiyaç, sayın Erbakan’ın İsviçre’den, “teminat verilerek” Türkiye’ye davet edilmesi konusunda açıkça ortaya çıkmıştır. </span><span style="color: rgb(51, 51, 51);"><o:p></o:p></span></span></span></p> <p class="MsoNormal" style="background: white none repeat scroll 0% 50%; -moz-background-clip: -moz-initial; -moz-background-origin: -moz-initial; -moz-background-inline-policy: -moz-initial; text-align: justify;" align="justify"><span style="color: black;"><span style="font-size:85%;"><span style="font-family:Arial;">Çok genel çerçevede izah etmek gerekirse, Sayın Tayyip Erdoğan ve arkadaşları Erbakan çizgisinden kurtulup Bediüzzaman çizgisine gelmek suretiyle, bugün bir merkez sağ muhafazakar kitle partisine dönüştürdükleri AKP ile, toplumumuzun umudu haline gelmiştir. <o:p></o:p></span></span></span></p> <p class="MsoNormal" style="background: white none repeat scroll 0% 50%; -moz-background-clip: -moz-initial; -moz-background-origin: -moz-initial; -moz-background-inline-policy: -moz-initial; text-align: justify;" align="justify"><b><i><span style="color: black;"><span style="font-size:85%;"><span style="font-family:Arial;">Ciddi bir endişe ? <o:p></o:p></span></span></span></i></b></p> <p class="MsoNormal" style="background: white none repeat scroll 0% 50%; -moz-background-clip: -moz-initial; -moz-background-origin: -moz-initial; -moz-background-inline-policy: -moz-initial; text-align: justify;" align="justify"><span style="color: black;"><span style="font-size:85%;"><span style="font-family:Arial;">Sayın Erbakan, daha dün denecek yakın bir geçmişte, seçim meydanlarında, Sayın Tayyip Erdoğan, Abdullah Gül, Bülent Arınç ve diğerleri için <b><i>“Çocuk bunlar… Çocuuuk… Çocuuuk… Ne bilir bunlar? Bunlar milletimizin hiçbir derdine çare olamaz”</i></b><i> </i>demişken, af kararının akabinde gazetecilere, <b><i>“Onlar her zaman bizim kardeşimiz, talebemiz ve evlatlarımızdır” </i></b>demiştir. Bu olumlu beyanları, nezaketli ve şık bulmamakla birlikte, bu duruşun kalıcı olmamasından endişeliyim. Birisi beni rahatlatırsa çok sevinirim. <o:p></o:p></span></span></span></p> <p class="MsoNormal" style="background: white none repeat scroll 0% 50%; -moz-background-clip: -moz-initial; -moz-background-origin: -moz-initial; -moz-background-inline-policy: -moz-initial; text-align: justify;" align="justify"><span style="color: black;"><span style="font-size:85%;"><span style="font-family:Arial;">Medyaya yansıya bir habere göre, kendisinin ilk ziyaretçisi, şu sıralarda <i>“Sistem muhafızları (!)” </i>cephesinde<i> </i>gözüken <b><i>“eski kulağı kesik”</i></b> bir politikacı imiş. <o:p></o:p></span></span></span></p> <p class="MsoNormal" style="background: white none repeat scroll 0% 50%; -moz-background-clip: -moz-initial; -moz-background-origin: -moz-initial; -moz-background-inline-policy: -moz-initial; text-align: justify;" align="justify"><span style="color: black;"><span style="font-size:85%;"><span style="font-family:Arial;">İçime bir kurt düştü. 1971 darbesi sonrası kendisini İsviçre’de iken Türkiye’ye davet edip aktif siyasete teşvik eden güçler, şimdi de onu AKP’yi yıpratma korosunda anlamlı bir “koç başı” olarak mı kullanmak istiyorlar acaba? <o:p></o:p></span></span></span></p> <p class="MsoNormal" style="background: white none repeat scroll 0% 50%; -moz-background-clip: -moz-initial; -moz-background-origin: -moz-initial; -moz-background-inline-policy: -moz-initial; text-align: justify;" align="justify"><span style="color: black;"><span style="font-family:Arial;font-size:85%;">Eğer Hoca buna alet olursa çok yazık eder. Hem kendine, hem de sevenlerine"</span></span></p><p class="MsoNormal" style="background: white none repeat scroll 0% 50%; -moz-background-clip: -moz-initial; -moz-background-origin: -moz-initial; -moz-background-inline-policy: -moz-initial; text-align: justify;" align="justify"><br /><span style="color: black;"></span></p><p class="MsoNormal" style="background: white none repeat scroll 0% 50%; -moz-background-clip: -moz-initial; -moz-background-origin: -moz-initial; -moz-background-inline-policy: -moz-initial; text-align: justify;" align="justify"><span style="color: black;"><span style="font-family:Arial;font-size:85%;">Cemal Uşşak/ Bugün<br /></span></span></p></span></span>M.Akifhttp://www.blogger.com/profile/09086758587331389245noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-8370696006226678754.post-52089001468912638992008-08-30T06:41:00.000+03:002008-08-30T06:42:53.858+03:00Müslümanların iki hastalığı<span style="font-family:Arial;"><span style="font-size: 11pt;"><p align="justify"><span style="font-family:Arial;font-size:85%;">Hadislerin tesbitiyle, Müslümanların en temel iki hastalığı dünyevîleşme ve cehalettir. Hadis-i şerif her iki hastalığa da aynı teşhis ve tanıyı koyuyor: Bir nev'î sarhoşluk hali. Sarhoşluk da zahirî ve batinî olmak üzere iki çeşittir. Fizikî sarhoşluk ve metafizikî sarhoşluk. Cehalet ve dünyevileşme yani dünya sarhoşluğu manevî sarhoşluk çeşitlerindendir. Müslümanları yıkıp bitiren iki hastalık türü. Bu iki hastalığın hadisler eliyle teşhis edildiğini Bandırmalı Ali Öztaylan’ı anlattığım Zaman’ın Cüneyd’i yazısında konu ettiğim Mahmut Kaya Hoca dile getirdi. O yazıda Mahmut Kaya Hoca sehven Mahmut Kanık olarak da yazılmıştı ve bu vesileyle düzeltmiş olalım. Mahmut Kaya Hoca camiamızın güzide azalarından birisidir. Orada Ali Ağabeyi yad-ı cemil suretinde anarken Mahmut Kaya Hoca ile hususî dairede kısa bir sohbet gerçekleştirdik ve onun anlatımından, dağarcığımızda hadislerce yapılan Müslümanların iki müzmin ve kronik hastalığı kaldı. </span> </p><p align="justify"><span style="font-family:Arial;font-size:85%;">Hadis-i şerifte şöyle buyruluyor: “Entüm el yevme ala beyyinetin min rabbikum ma tazhare fikum sekretani: Sekretü’l ayş ve sekretü’l cehli. Entüm el yevme te’muruna bi’l marufi ve tenhevne ani’l münkeri ve tatahavvulune an zelike iza feşa fiku’m dünya...” Yani siz; içinizde iki haslet yayılmadıkça afiyet ve istikamet üzerinesinizdir. Bu iki haslet, yaşama sarhoşluğu ve tutkusu (dünyevileşme) ile cehalet sarhoşluğudur. Siz bugün doğruyu emretmek ve yanlışı ve bozuk olanı da sakındırmakla bu iki hastalıktan beri ve muafsınız (adeta aşılı). Sizde dünyevîleşme yayılırsa bu muafiyetten mahrum kalırsınız...” </span> </p><p align="justify"><span style="font-family:Arial;font-size:85%;">Burada birbirine bağlı hususlar var. En baş hastalık dünya sevgisi ve ölüm kerahiyetidir. Buna rağmen İsrail Başbakanı Olmert ve kimi yandaşları Müslümanları ölüm kültüne bağlı olmakla ve ölüme tapınmak ve ibadet etmekle suçluyorlar (August 18, 2008 by Foreign Policy in Focus Christians United for Israel and Attacking Iran by Dedrick Muhammad and Farrah Hassen/Commondreams.org). Günümüzde Müslümanları suçlayıcı ifadelerden birisi de ‘death worshippers’ ölüme ibadet edenler kavramıdır. </span> </p><p align="justify"><span style="font-family:Arial;font-size:85%;">*** </span> </p><p align="justify"><span style="font-family:Arial;font-size:85%;">Bununla birlikte dünyevîleşmeye ve cehalete karşı en büyük sigorta ve garanti emri bi’l maruf ve nehyi ani’l münker prensibi ve bu görevin hakkıyla ifasıdır. Zaten İslâm ümmetinin diğer milletlere rüçhaniyeti de bu kurala sadakati nisbetindedir ve bu bizzat Kur’ân tarafından bize haber verilmektedir. Emri bi’l maruf ve nehyi ani’l münker sosyolojik bazda kolektif bir sigortadır. Ondan mahrum kalmak bizi sukuta götürüyor. </span> </p><p align="justify"><span style="font-family:Arial;font-size:85%;">Peki, günümüzde yaşanılanlar ve gerçekler ne kadar hadis-i şerifinin ortaya koyduğu tezle örtüşmektedir? Türklerin pek okumadıklarını biliyoruz. Araplar da aynı illetle malul. Bunun yanında şifahî kültürümüzü yani geleneğimizi de kaybettik. Bunun neticesinde bir iki gün önce baktığım Ürdün gazetesi er Rey’e göre Ürdün’de boşanma oranı yüzde 44 seviyesinin üzerine çıkmış. Bunun nedeni ne? Dünyevîleşme. Paylaşma ve fedakârlık kültürünün azalması. Bizi biz yapan fedakârlık gibi değerlerin dumura uğraması. Bu da aileyi ve cemiyeti solduruyor. Arapların da bizim gibi okuma özürlü olduklarını ben de biliyorum. Bunu teyidle ortaya koyanlardan birisi de Suudi Arabistan’ın vaidkâr kuşağını ve yeni dâvetçilerini temsil eden Aiz el Karni. ‘El Amel evi’l Mevt’ yazısıyla aynen Necip Fazıl Kısakürek gibi ‘Ya ol ya da öl’ diyen Aiz el Karni bu makalesinde, ‘ Al Arab la yakraune/Araplar okumuyor’ başlıklı başka bir makalesine gönderme yapıyor. Ve şunu söylüyor: “Okumayan ve üretmeyen bir millet bekayı hak etmiyor. Ölü gibidir ve ölüme mahkûmdur.” Her ne kadar bu tabiî seleksiyonu akla getiriyorsa da öbür dünyanın imadı ve direği nasıl bu dünyada çalışmak çabalamak ise yine bu dünyanın direkleri de çalışmakla kaimdir. Aiz el Karni bize seleflerinin 100 yıl önce Japonya’ya örnek göstermesine nazire olarak bugün Almanya’yı örnek göstermektedir. </span> </p><p align="justify"><span style="font-family:Arial;font-size:85%;">*** </span> </p><p align="justify"><span style="font-family:Arial;font-size:85%;">Evet Araplar okumuyor. Ya İranlılar? Ben onların biraz daha zinde ve canlı olacaklarını umuyordum. Meğer onlar da diğer şarklı kavimler gibiymiş. Aiz el Karni paralelinde İranlı Yazar Samira Aslanpur da İranlıların kitaba ilgi göstermediklerini ve okumadıklarını söylüyor ve bundan yakınıyor ve muzdarip olduğunu dile getiriyor. Kültür Bakanlığının Kadın İşleri Danışmanı olan Aslanpur çocuklara kitap edinme ve okuma alışkanlığı kazandırma hususunda büyük fırsatların kaçırıld