tag:blogger.com,1999:blog-82822186061704132792009-03-01T10:35:04.164+02:00et's R'n'R gumboerkan tekman'ın hayatı ve eserleri...EThttp://www.blogger.com/profile/15864601143515090670noreply@blogger.comBlogger186125tag:blogger.com,1999:blog-8282218606170413279.post-35586596505191967932008-12-31T11:14:00.003+02:002008-12-31T12:15:02.752+02:002008 Biterken, 2009 BaşlarkenHer senenin sonunda biten senenin bir muhasebesini yapmak ve yeni başlayan için hedefler koymak iyi bir alışkanlık. Pardus projesi bağlamında ben de katılayım bu gidişata...<br /><br />2008 yılı Pardus için pek çok ilke sahne oldu: <br /><ul><li>İlk Pardus ön-yüklü sistem satışını <a href="http://www.escortdonanim.com.tr/?module=pardus">escort Bilgisayar</a> yaptı. 2009 yılında yeni katılımlar bekliyoruz.<br /><li>İlk kez Google Summe of Code programında <a href="http://feedproxy.google.com/~r/GoogleOpenSourceBlog/~3/gPHLMAfvXxo/pardus-google-summer-of-code-experience.html">yer aldık</a>. Programa dahil olan 5 Linux dağıtımından biri idi Pardus. Yürüttüğümüz 5 projeden 4'ü başarı ile sonuçlandı. GSoC projelerinde görev alan genç arkadaşlara teşekkürler! Önümüzdeki senelerde GSoC'a abone olacağız... <br /><li>İlk kez iki Pardus sürümünü aynı anda canlı tutmayı ve geliştirmeyi başardık. <strong>Pardus 2009</strong> çalışmaları sevgili Onur kontrolünde son hız devam ediyor. Bu arada da Pardus 2008'in güncelleme sürümlerini çıkarıyoruz. Artık sürüm çıkarma işini öğrendik...<br /><li>Kullanışlılık ve etkileşim tasarımı alanına girdik Pardus projesi olarak. Yıldız Teknik Üniversitesi İletişim Tasarımı Bölümü, İnteraktif Medya Tasarımı Ana Bilim Dalı (İMT) ile yaptığımız anlaşma gereğince sevgili Oğuzhan Özcan hoca ve arkadaşları danışmanımız oldular. 2009'da bu işbirliğini daha da genişletmek niyetindeyiz... <br /><li>İlk kez TÜBİTAK UEKAE ekibi dışından bir arkadaşımızı bir sürümle ilgili kilit görevlerden birine getirdik. Sevgili Selim Ok, Pardus 2009 için Ürün Yöneticisi olarak görev yapıyor ve ürünün şekillenmesinde camianın talep ve önceliklerini çekirdek ekibe iletiyor. 2009'da bu yönde yeni gelişmeler olacak ve Pardus projesi geliştirici camiasını gittikçe daha fazla işin içine sokacak... <br /><li>İlk logo programımız olan Pardus Göç Ortaklığı'nı duyurduk. Şimdiden üç göç ortağımız çeşitli kurumları Pardus ve özgür yazılıma göç ettirme yönünde çalışıyorlar. 2009 yılı için Pardus Göç Ortaklığı programının patlamasını bekliyorum, aklımdaki hedef sayıyı telaffuz etmeye dahi korkuyorum...<br /><li><a href="http://ozgurlukicin.com/dukkan/">E-dükkan</a> aracılığı ile Pardus ürünleri satımına başlandı. 2009 yılı içerisinde dükkanımız hem çeşitlenecek, hem de çok ilginç kampanyalar başlatacak.<br /><li>Resmi <a href="http://ozgurlukicin.com/forum/">forumumuz</a> yayına girdi. Bir yıldan az bir sürede 6 bine yaklaşan kullanıcısı ve 25 bine yaklaşan mesaj sayısı ile Pardus kullanıcıları ve özgür yazılım camiasının toplanma yeri haline gelen forum için, başta sevgili Ali Işıngör, tüm artistanbul tayfasına ve camiamızdan foruma destek veren arkadaşlara kucak dolusu teşekkürler.<br /><li><a herf="http://ozgurlukicin.com/e-dergi/">E-dergimiz</a> yayın hayatına başladı. GErek görsel ve gerekse içerik açısından harika bir çalışma! Her ay 60 sayfayı aşan ve neredeyse 10 bin kişiye ulaşan mükemmel bir kaynak. Bir önceki maddedeki arkadaşlara bir alkış daha!<br /><li>Resmi camia portalımız <a href="http://ozgurlukicin.com/">Özgürlük İçin</a> bu yılın son günlerinde trafiği ile <a href="http://pardus.org.tr">resmi sitemiz</a>i solladı. Özgürlük İçin'in dur-durak bilmez yükselişi 2009'da da devam edecek gibi görünüyor. artistanbul ve camiaya üçüncü alkış! 2009 yılı içerisinde resmi sitemiz yeni görünüm, içerik ve kavramsal yapısı ile artık daha çok (potansiyel ve mevcut) iş ortakları ve kurumsal kullanıcılara hizmet vermeye başlayacak.</ul><br />Tabii devam eden işlerimiz de var:<br /><ul><li>Pek çok aksilik ve olumsuzluk arasında ciddi doğum sancıları ile yeni bir sürümümüz hayata geldi: <strong>Pardus 2008</strong>. Ve en azından abisi/ablası Pardus 2007 kadar başarılı oldu. Başta sürüm yöneticimiz sevgili Ekin olmak üzere tüm ekibe fedakarca ve kimi zaman insanüstü çabalarından dolayı kocaman bir tebrik!<br /><li>Ekibimizden üç arkadaş (sevgili Gökmen, Gökçen ve Ozan) KDE geliştiricisi olurken sevgili Ozan kernel geliştiricileri arasına dahil oldu. İsimler değişse de ekibin bilgi ve yeteneğinin sürdürülebilir olduğunu gördük, sevindik. Tebrikler çocuklar!<br /><li>Geliştirici seviyesinde ilk kez "milli" olduk. Sevgili Gökçen Linux Foundation Users' Summit'e ve sevgili Pınar da GSoC Mentors' Summit'e katıldı. 2009 yılında çekirdek ekip küresel etkinliklerde gittikçe daha fazla yer almaya başlayacak...<br /><li>Ürünlerimizin küresel Linux ve özgür yazılım camiasında takdirle karşılanması devam etti. Pardus 2008 için Fransa'dan Filipinler'e pek çok portal, haber sitesi ve kişisel blog'da çok iyi şeyler yazıldı. Yazılmaya devam da edilecek...<br /><li>İlk büyük kurumsal kullanıcımız Milli Savunma Bakanlığı (MSB) Pardus sistemlerini canlı kullanıma başladı. Türkiye çapında 600'e yakın noktada 5 bine civarında kullanıcıyı kapsayan sistemde Pardus terminal sunucular (PTSP), Pardus çalıştıran ince istemciler, web, e-posta, dosya, vb sunucular mevcut. MSB projesi bize çok şey öğretti...<br /><li>Staj programımız 2008'de de devam etti. Bu yıl 23 stajyere tanıtım filminden network-manager kodlamasına varan envai çeşit iş yaptırdık. Bir yandan ürünümüz güçlenir ve işlevselleşirken bir yandan da özgür yazılım geliştirici camiasına yeni üyeler kazandırdık. Staj programımıza devam...<br /></ul><br />2008'den diğer akılda kalanlar:<br /><ul><li>Meşhur OOXML format belirtimi ile ilgili ISO oylamasında TSE "Çekimser" oyu kullandı. 2007 sonbaharındaki oylamada "Evet" oyu verdiği anımsandığında ve son oylamada tüm dünyanın Microsoft akımına kapıldığı düşünüldüğünde önemli bir oy değişikliği. Bu değişiklikte Pardus projesinin katkısı olması bizim açımızdan sevindirici. Durumu iyi bir şekilde değerlendiren ve kararlarını dirayetle savunan TSE yönetimine tebrikler!<br /><li>DPT Bilgi Toplumu Dairesi tarafından hazırlanan Birlikte Çalışabilirlik Rehberi'nin ikinci sürümünün <a href="http://www.bilgitoplumu.gov.tr/yayin/BirlikteCalisabilirlikRehberiSurum2-Taslak.pdf">taslağı</a> kamuoyu görüşüne sunuldu. Tekelci uygulamaların ve hapsolma senaryolarının önüne geçmek için çabalarımız bu platformda da devam etti ve edecek...</ul><br /><br />Herkese güzel bir 2009 diliyorum!<div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8282218606170413279-3558659650519196793?l=rnrgumbo.blogspot.com'/></div>EThttp://www.blogger.com/profile/15864601143515090670noreply@blogger.com0tag:blogger.com,1999:blog-8282218606170413279.post-79649601574845064372008-12-31T09:43:00.005+02:002009-01-02T11:49:18.962+02:00Pardus'un İkinci Üç YılıPardus projesi, TÜBİTAK'ın Başbakanlık tarafından bir "ulusal işletim sistemi"nin olurluğunu araştırmak ve projelendirmek ile görevlendirilmesi ardından 2003 yılı sonbaharında UEKAE bünyesinde başlatıldı. UEKAE'ye katılmam da aynı tarihlere denk geliyor, -o zamanlar adı dahi olmayan- Pardus'un özellikle iş geliştirme faaliyetlerini üstlenerek. Pardus'un ilk bir yılı hayli hareketli ve çalkantılı bir dönemdi, iş bir olurluk çalışmasından dağıtım geliştirmeye evrildi, ilk teknik arkadaşlar (sevgili Barış Metin ile sevgili Serdar Hoca) aramıza katıldılar, projeyi tarif etmeye başladık, çeşitli anlaşmazlıklar oluştu, vb...<br /><br />Yanlış anımsamıyorsam 9 Eylül 2004 günü Pardus projesinin yönetimi ile görevlendirildim. Ben projenin miladını o yakınlara tarihlemeyi tercih ediyorum. Çünkü o aralarda yazarak ve çizerek projenin amacını, hedefini, kaynakları ve kısıtlarını, takvimini ve risklerini belirlemeye başladık. Bir barometre ile projenin nabzını kontrol etmeyi denedik ve teknik ekibi hızla genişlettik. Nitekim Ekim 2004 içerisinde projenin ilk (ve şimdilerde hayli eskimiş, ciddi bir elden geçirme bekleyen) Ana Sözleşmesi'ni hazırladık ve yayımladık. Ardından da hayli yoğun bir çalışma ile Şubat 2005 başında Pardus Çalışan CD ortaya çıktı. Bana sorarsanız Pardus projesi dört yaş civarında ve bir ay kadar sonra da Pardus ürününün dördüncü yaşgününü kutlayacağız.<br /><br />Pardus'un 2005-2008 arasını kapsayan dört yıllık tarihçesini yazmak bu yazının sınırlarını zorlayacaktır, belki başka bir zamana. Ama şunu ifade edeyim: Bizlerin (en azından benim) beklentilerimizin üzerinde bir başarı ve gelişme kaydettik. Pardus artık Türkiye'nin en büyük özgür yazılım projesi, işletim sistemi pazarında ciddiye alınması gereken bir seçenek ve yavaş yavaş küresel özgür yazılım sahnesine çıkmaya hazırlanan inovatif bir proje. Bunda en büyük pay, tabii ki, geliştirme işini yüklenmiş olan sevgili ekip arkadaşlarımın. Onların fedakar ve kimi zaman insanüstü çabaları ve daha önemlisi Pardus aşkları olmasa bırakın buraları, çok daha azını gerçekleştiremezdik. İkinci büyük teşekkür beş yılı aşkın bir süredir Pardus projesini özkaynakları ile finanse eden UEKAE'ye ve özellikle Enstitü Müdürü sayın Önder Yetiş'e gidiyor. Şimdilerde 18 kişilik bir ekibe ve yıllık 1 milyon ABD dolarına yaklaşan bütçeye sahip olan Pardus onların bize inancı ve güveni sayesinde gerçekleşebildi.<br /><br />Ben, Pardus'un sözünü ettiğimiz ilk dört yılını "Pardus'un ilk üç yılı" olarak tanımlıyorum, biraz saçma da olsa. Nedeni basit: 2007 yılı ikinci yarısında Pardus'un ilk çizilen hedeflere ulaştığı ve artık vites değiştirmesi gerektiği bariz hale gelince 2008 yılı için daha farklı bir yapılanma ve finansman modeli üzerinde çalışmaya başladık. Çeşitli nedenlerle bu çalışmalarımız olumlu sonuç vermedi. Öngörülerimiz doğrultusunda, 2008 yılı içerisinde, eski yapılanma ve finansman modelimiz ile çok zorlandık. Kimi fırsatları kaçırdık, kimilerini riske attık. Temel işimiz olan dağıtım işinde bile sıkıntılı zamanlar yaşadık. Neyse ki, yine harika ekibimiz sayesinde, Pardus 2008 kazasız belasız çıktı ve sevgili Ekin Meroğlu eli ile gayet sorunsuz bir şekilde ara sürümlerini de veriyor. Ama 2008 Pardus için karanlık bir yıl oldu; ben 2008 yılını saymıyorum bu nedenle :-P<br /><br />Aynı hesaba göre 2009-2011 yılları "Pardus'un ikinci üç yılı" olacak. Bu dönem için, neyse ki, yeni yapılanma ve finansman modelini hayata geçirebileceğiz gibi duruyor, aman nazar değmesin (pisi info knazar)... Biz de bu ikinci üç yılı biraz daha rahat, yeni heyecan ve ümitlerle planlıyoruz. Planların sürüm ile ilgili teknik kısmını birkaç hafta önce bir e-posta listesinde, farklı bir bağlamda açıklamıştım. Ama belki daha geniş bir kitleye ulaşır ve hem de kayıt düşmüş oluruz düşüncesi ile bir kez da burada yayınlayayım istedim. Önümüzdeki günlerde Pardus'un ikinci üç yılı ile ilgili başka yazılar da yazacağım umarım.<br /><br />Pardus 2007 şu aralarda sadece güvenlik güncellemelerini alır durumda hemen hemen. Sürümleri oluşturup güncelleme sonrasında bir de ortadan kaldırma sürecini tanımlamak gerekiyor. Bu işi tamamladık gibi, bir-iki ufak rötuş yapıp yayımlayacağız. Sevgili Ekin bu işi üstlenmiş durumda, önümüzdeki günlerde açıklamalarını bekleyin. Özetle eski sürümlerin nasıl sadece güvenlik güncellemesi durumuna geçeceğini ve sonrasında da nasıl dondurulacaklarını yaklaşık bir takvim ile açıklayacağız. Pardus 2007'nin düzgün bir şekilde ölüme gönderdiğimiz ilk sürümümüz olmasını bekliyoruz.<br /><br />Pardus 2008.2, biliyorsunuz, Ocak 2009 sonunda yayımlanacak. Ardından Pardus 2008 daha çok kurumsal kullanıcıya hitap edecek şekilde bir "kararlı" ve "sadece güvenlik" deposuna evrilmeye başlayacak. Amacımız bir sonraki kurumsal sürüme kadar (bkz. aşağıya) göç yapacak özellikle büyük kurumsal kullanıcıların Pardus 2008'i kullanmaları. Bu amaçla kurumsal yönetim gereklerine yanıt verecek kimi yeni Pardus teknolojileri geliştirmeye başlayacağız önümüzdeki aylarda, özellikle ahenk temelli. Bir yandan da Pardus teknolojilerine Pardus 2009 (yani KDE4) için yapılan iyileştirmeleri Pardus 2008 (yani KDE3) ortamına geri yüklemeye (<em>backport</em>) başlayacağız.<br /><br />Pardus 2009'un çıkış tarihi, bildiğiniz üzere, Mart-Nisan 2009 olarak açıklandı. Benim tahminim Şubat ortalarında çıkacak bir alfa ve Nisan sonunda çıkacak bir sürüm şeklinde. Doğal olarak KDE4.2 takvimi de belirleyici olacaktır. 2009 da ara sürümler verecek, 2009.1 ve 2009.2 kesin görünüyor. 2009.3'ün varlığı 2010 yolunun nasıl şekilleneceğine bağlı. Benim tercihim 2009.x'lerin yalnızca paket güncelleme içerikli olması yönündeki ama çok büyük olasılıkla çekirdek takımın tercih ve isteği doğrultusunda Pardus teknolojilerine yenilikler de eklenecektir (2007.x ve 2008.x'de olduğu üzere). 2009 için kurumsal bir sürüm düşünülmüyor, çünkü zaten söz konusu evrilme yaklaşık 1 yıla yakın bir zaman anlamına geliyor, bkz. aşağı. Bu konularda sürüm yöneticimiz sevgili Onur Küçük çok daha ayrıntılı duyurular yapacaktır önümüzdeki haftalarda...<br /><br />Pardus 2010 için hazırlıklar 2009 yazında (ve belki de Pardus 2009 çıkışı ile birlikte) başlayacak ve Pardus 2010 ya 2009 sonlarında, ya da 2010 başlarında yayımlanacak. Ardından geçen 6 aylık sürede de 2010 için bir kurumsal (yukarıda bahsi geçtiği üzere "kararlı" ve "sadece güvenlik" deposu) sürüm oluşturulacak ve 2010 yılı sonu ile 2012 yılı ortası arasında bir zamanda bu kurumsal sürüm 2008 kurumsal sürümünün yerini tümüyle alacak. 2008 kurumsal sürümüne ne şekilde ve ne süre ile destek verile(bile)ceği mevcut kurumsal müşterilerle yapılacak görüşme ve anlaşmalar çerçevesinde belirlenecek.<br /><br />Pardus 2010 ile birlikte sürüm yönetimini daha değişik bir modele oturtmayı planlıyoruz. Pardus 2009 için Ürün Yöneticiliği görevini üstlenmiş, TÜBİTAK UEKAE dışından ve camiadan bir arkadaşımız, sevgili Selim Ok var. Selim camianın ve kullanıcıların Pardus 2009'da hangi özellikleri görmek istediklerini, hangi hataların kritik görüldüğünü ve daha ğek çok ilintili konuyu derliyor ve sürüm yöneticimiz Onur'a iletiyor. Bu uygulamanın başarısını önümüzdeki aylarda iyice sınayacağız, sürecin oturması için yapılması gerekenleri bulacağız ve iyileştirmelere girişeceğiz. Ama Pardus 2010 için iki ürün yöneticisi kullanmak gibi bir fikir oluştu şimdiden kafamızda. Biri TÜBİTAK UEKAE elemanı, daha çok iş ortaklarımız ve kurumsal kullanıcılarımız aracılığı ile gelen talepleri işleyecek, ismin genelgeçer tanımına daha uygun bir Ürün Yöneticisi. Diğer ise Selim gibi camiadan gelen Ürün Camia Temsilcisi. Bu şekilde Pardus'un hem üretici merkezli (<em>vendor centric</em>), hem de camia merkezli (<em>community centric</em>) hibrit bir yapıya oturması için bir adım daha atmış olacağız.<br /><br />Belki Pardus'un ikinci üç yılı içerisinde bir zamanda, tahminim 2011 içerisinde diğer yaygın/büyük dağıtımlar gibi 6 aylık (mevcut ortalama 1 yıllık yerine) bir sürüm periyodu belirlemek, uzun süreli destek (bizim "kurumsal" sürüm mealinde) için daha kestirilebilir bir sistematik oluşturmak, camia sürümünü (mevcut "bireysel" ???) ayrı bir yönetişim modeli ile geliştirmeye başlamak, vb konuları düşünmeye ve konuşmaya başlayacağız.<br /><br />Önümüzdeki yıl geliştirici camiası için de yenilikler getirecek. Bir kısmını sürprizi bozmamak için açıklamıyorum. Ama 2009 yılı içerisinde büyük olasılıkla ekipten bir Camia Yöneticisi belirleyerek geliştiricilerimizin sesinin karar mekanizmasında daha fazla çıkmasını sağlayacağız. Planlanan yönetişim araçlarından birisinde de geliştirici camiasının temsil edilmesi gibi bir fikrimiz var. Önümüzdeki aylarda bu konuda daha fazla şey söyleyebileceğiz.<br /><br />Oniki saat sonra, benim tanımımla, Pardus'un ikinci üç yılı başlıyor. Sizleri şimdiden bu yolculukta bizlere eşlik etmeye çağırıyoruz...<div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8282218606170413279-7964960157484506437?l=rnrgumbo.blogspot.com'/></div>EThttp://www.blogger.com/profile/15864601143515090670noreply@blogger.com0tag:blogger.com,1999:blog-8282218606170413279.post-69683689127224034972008-12-30T18:02:00.005+02:002008-12-30T18:37:29.382+02:00Pardus için GZFTÖzellikle girişimcilik açısından güçlü ABD gibi memleketlerde sık kullanılan, bu nedenle de Anglosakson yol ve yordamları almaya hevesli bizim gibi topluluklara da bulaşmış bir alışkanlıktır: Bir işe başlarken, bir şirket kurarken, bir <span style="font-style: italic;">due diligence</span> yaparken illa önce bir <span style="font-weight: bold; font-style: italic;">SWOT</span> analizi yaparlar. <span style="font-style: italic;">SWOT</span>, yani <span style="font-style: italic;">Strengths-Weaknesses-Opportunities-Threats</span>, yani Güçlü-Zayıf-Fırsat-Tehdit, yani GZFT. Bir zamandır Pardus projesi için oluşturmuş olduğum ve güncel tutmaya çalıştığım GZFT analizini buradan paylaşayım:<br /><br /><span style="font-weight: bold;">Güçlü</span><br /><ul><li><span style="font-weight: bold;"><span style="font-style: italic;">Oturmuş marka</span></span> İlk Pardus ürününün yayımlanmasından bu yana geçen dört yılda Pardus ismi hem bilişim camiasında, hem teknoloji kullanıcıları arasında ve hem de genel olarak toplumda daha yaygın bilinir ve duyulur hale geldi. Pardus markalı ürünler pazarda bilinilirlik için yeni bir marka kadar çaba sarfetmek sorunda değiller.</li><li><span style="font-weight: bold;"><span style="font-style: italic;">(hemen hemen) Oturmuş sürüm süreci</span></span> Yalnızca kurulabilen sürümler sayıldığında dahi Pardus projesi, üç ana ve dört ara sürüm yayımlamış durumda. Beşinci ara sürüm de bu belgenin yazılması esnasında tamamlanma aşamasında. Bireysel kullanıcıya hitap eden masaüstü sürümleri gözönüne alındığında, iyileştirmeye açık yanları olmakla birlikte, iyi tanımlanmış ve uygulanmakta olan bir sürüm süreci mevcut.</li><li><span style="font-weight: bold;"><span style="font-style: italic;">Geliştirici ve kullanıcı camiası</span></span> Pardus projesinin hevesli ve dinamik bir geliştirici ve kullanıcı camiası oluşmaktadır. Özgür yazılımları sahipli yazılımlardan ayıran en önemli özelliklerinden ve özgür yazılım projelerinin en önemli varlıklarından biri olan "camia", Pardus için hayli yol alınmış bir alandır ve gelecek planlarında dikkate alınması gereken bir unsurdur.</li><li><span style="font-weight: bold;"><span style="font-style: italic;">Mevcut ve potansiyel kurumsal kullanıcılar</span></span> Pardus ürünleri halen çok sayıda kurumsal kullanıcı tarafından iş süreçlerine uyarlanmış ve üretim ortamında kullanıma başlanmıştır. Bu kullanıcılar pazarlama isimlendirmesi açısından "erken uyarlayıcılar" (<span style="font-style: italic;">early adaptors</span>) kategorisine girmektedirler. Ürünün "yararcılar" (<span style="font-style: italic;">pragmatists</span>) ve sonrasında "şüpheciler" (<span style="font-style: italic;">skeptics</span>) kategorilerine yayılması aşamasında bu kullanıcı tabanının varlığının önemli bir kolaylık sağlama etkisi olacaktır.</li><li><span style="font-style: italic;"><span style="font-weight: bold;">(hemen hemen) Tamamlanmış takım</span></span> Pardus projesi başlatıldığında oluşturulmaya başlanan ve geçen süre içerisinde yeni katılımlarla genişleyen ve fakat kimi ayrılmalar da yaşanan UEKAE'de görevli çekirdek ekip sayılan güçlü yanların oluşturulmasında birinci derecede önemli rol oynamıştır. Ekibin dönüm oranı özgür yazılım projeleri ve bilişim sektörü ortalamaları ile uyumludur. Bununla birlikte bilgi birikiminin yeni elemanlara geçirilmesinde önemli bir sorun yaşanmamakta ve süreç pürüzsüz bir şekilde yürütülebilmektedir.</li><li><span style="font-style: italic;"><span style="font-weight: bold;">TÜBİTAK markası</span></span> Kamu görevi üstlenen ve kar amacı gütmeyen TÜBİTAK UEKAE'nin Pardus projesinin destekleyicisi olması ve hatta sahibi olarak algılanması hem kamu kurumlarında ve hem de genel olarak kullanıcılarda olumlu bir izlenim yaratmaktadır. Projenin özgür lisanslama ve dağıtım modeli ile birleşince bu izlenim Pardus'un kullanıcı, katkıcı ve geliştirici cezbetmesinde etken olmaktadır.</li></ul><span style="font-weight: bold;">Zayıf</span><br /><ul><li><span style="font-style: italic;"><span style="font-weight: bold;">Dengesiz iş/işgücü oranı</span></span> Benzer ve kıyaslama (<span style="font-style: italic;">benchmarking</span>) Linux dağıtımlarına bakıldığında ortalama bir Pardus geliştiricisinin iş yükü ortalama bir Linux dağıtımı geliştiricisinin kat kat üzerindedir. Mevcut hali ile bu durum kalite zafiyeti, takvime uyamamak, dönüm oranında yükselme gibi olumsuz sonuçlara yol açabilmektedir.</li><li><span style="font-style: italic;"><span style="font-weight: bold;">Eksik yazılım dizisi</span></span> Özellikle kurumsal kullanıcılar için işletim sistemi yalnızca bir platform olarak işlev görmekte, asıl iş mantığı uygulama katmanına yerleşmektedir. Mevcut hali ile Pardus projesi daha çok bireysel kullanıcıya hitap etmekte, iş mantığı uygulamaları konusunda zayıf kalmaktadır. Sonuç olarak Pardus ve özgür yazılımlara göç, yalnızca işlevsel gerekleri çok temel seviyede kalan "erken uyarlayıcı" kategorisindeki kurumlar tarafından benimsenmektedir.</li></ul><span style="font-weight: bold;">Fırsat</span><br /><ul><li><span style="font-style: italic;"><span style="font-weight: bold;">e-Devlet için mevcut gereksinim</span></span> e-Devlet konusunda son yıllarda yaşanan gelişmelere karşın Türkiye'de hala belirgin bir e-dönüşüm gereksinimi hissedilmektedir. Özellikle e-Dönüşüm Türkiye Projesi çalışmaları, Eylem Planları ve Bilgi Toplumu Stratejisi kapsamında daha pek çok kamu hizmetinin sanal ortama aktarılması çalışmaları sürmektedir. Bu çalışmalarda Pardus ve özgür yazılımların kullanılması, başta lisans bedellerinden tasarruf etme olmak üzere, pek çok kazanım sağlayacaktır.</li><li><span style="font-style: italic;"><span style="font-weight: bold;">Düşük bilgisayarlaşma oranı</span></span> Ülkemizde kişisel bilgisayar yaygınlığı hala OECD ve AB ortalamalarının altında seyretmektedir. Gelir düzeyi ve eğitilmişlik ortalaması gibi unsurlardan kaynaklanan bu durumun değişmesi için gerek devlet tarafında ve gerekse bilişim sektörü aktörlerince çeşitli çalışmalar yürütülmektedir.</li><li><span style="font-style: italic;"><span style="font-weight: bold;">Düşük fiyatlı kişisel bilgisayarlar</span></span> Düşük bilgisayarlaşma oranını yükseltmek için izlenecek yollardan biri işlevsel açıdan makul düzeyde, buna karşın düşük fiyatlı kişisel bilgisayarların piyasaya sunulması olabilir. Dünyada da özellikle son yıllarda izlenen bu yöntemin bilgisayar üreticisi ve satıcısı firmalar ile işbirliği halinde Türkiye'ye de uygulanması mümkündür.</li><li><span style="font-style: italic;"><span style="font-weight: bold;">Kişisel bilgisayar dışı cihazlar</span></span> Aynı şekilde, özellikle internete bağlanmak ve temel işlevler için kişisel bilgisayardan daha küçük form faktörüne sahip cihazlar da bilgisayarlaşma oranını yükseltmek için bir seçenek olabilmektedir.</li><li><span style="font-style: italic;"><span style="font-weight: bold;">Genç nüfusun istihdam gereksinimi</span></span> Özgür yazılım sürecinin özellikle giriş engellerini (<span style="font-style: italic;">barrier to entry</span>) düşürücü ve yok edici etkisi ile yeni girişimcilere ve serbest yazılımcılara büyük olanaklar sağladığı açıktır. Genç ve istihdam edilememiş nüfusun çok olduğu ülkemizde bu durum bir fırsata dönüştürülebilecek niteliktedir.<br /></li></ul><span style="font-weight: bold;">Tehdit</span><br /><ul><li><span style="font-weight: bold;"><span style="font-style: italic;">Kanıksanmış "korsan" yazılım</span></span> Ne yazık ki Türkiye'de "korsan" yazılım kullanımı oldukça yüksek oranlara ulaşmış, kanuni açıdan yasak olan bu yöntemin yaygınlaşması ahlaki sıkıntıların da ikinci plana atılmasına yol açmıştır. Bu durumun aşırı reklam ve tanıtım kampanyaları ile birleştiğinde özgür yazılımı anlatmak ve yaygınlaştırmak önünde önemli bir engel oluşturacağı düşünülmektedir.</li><li><span style="font-weight: bold;"><span style="font-style: italic;">"Bedava" beklentisi</span></span> Tüm dünyada olduğu gibi Türkiye'de de, özgür yazılımın dağıtım modelinden kaynaklanan fiyat avantajı kimi zaman diğer özelliklerini gölgelemektedir. İngilizce'de <span style="font-style: italic;">free</span> sözcüğünün hem <span style="font-style: italic;">özgür</span>, hem de <span style="font-style: italic;">bedava</span> anlamına gelmesi <span style="font-style: italic;">Free Software</span> hareketini ilk izlenimde neredeyse yalnızca bu fiyat avantajına indirgeyebilmektedir. Bu durum, bir yandan kullanıcıda özgür yazılımla ilgili olarak herhangi bir bedel ödemeyeceği beklentisi oluşturmakta, diğer yandan da kalite algısını olumsuz etkilemektedir.</li><li><span style="font-style: italic;"><span style="font-weight: bold;">Fiili tekel</span></span><span style="font-style: normal;"> İşletim sistemi pazarı, özellikle masaüstü segmentinde, tek bir firmanın ürünleri tarafından baskın şekilde kapsanmaktadır. Bu, hem bir seçenek karşısında bilişim sektörü aktörlerinin hareketlerini kısıtlamakta, hem de kullanıcının zihin payını (<span style="font-style: italic;">mindshare</span>) tekel ürünü lehine dengesiz şekilde etkilemektedir. Tekel durumundaki firmanın geniş tanıtım ve pazarlama olanakları ile birleşince durum seçenek ürünler için hayli zorlaşmaktadır.</span></li></ul>Biraz pazarlama soslu bir liste, gördüğünüz üzere, kullanılmakta olduğu belgeler itibarı ile. Ama Pardus projesini iyi bir şekilde yansıttığını düşünüyorum. Bilginize...<div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8282218606170413279-6968368912722403497?l=rnrgumbo.blogspot.com'/></div>EThttp://www.blogger.com/profile/15864601143515090670noreply@blogger.com0tag:blogger.com,1999:blog-8282218606170413279.post-43320057209244566352008-12-04T10:18:00.000+02:002008-12-04T10:22:09.733+02:00Bilişim Dergisi: "Kriz Döneminde Özgür Yazılım"Sanırım sevgili Görkem Çetin başlattı, ardından sevgili Bora Güngören ve sevgili Erhan Ekici katıldılar. Kanbersiz düğün olmaz misali ben de gireyim lafa. <a href="http://www.tbd.org.tr">Türkiye Bilişim Derneği</a>'nin <a href="http://www.tbd.org.tr/yayinlar/dergi_listele.php?dergi=1">Bilişim Dergisi</a>'nin Kasım sayısında yayımlanan <strong>Özgürlük İçin...</strong> köşesi:<br /><br /><blockquote><em><strong>Kriz Döneminde Özgür Yazılım</strong><br /><br /><p>Dünya ekonomisi son seksen yılın en büyük ekonomik krizine giriyor, hatta girdi. Özellikle ABD'de emlak kredileri sektöründe başlayıp ABD ve Avrupa'da bankacılık ve finans sektörlerine sıçrayarak büyüyen kriz, tüm sektörleri ve tüm dünyayı içine alacak gibi görünüyor. Kurumlar ve kişiler için sıkıntılı dönemler. Bu yazımızda kriz döneminde özgür yazılımın halini mercek altına alalım...<br /><br /><p><strong>Kriz Zamanları İçe Dönmek ve Düşünmek için Birebir</strong><br /><br /><p>Kriz dönemlerinde tüm ekonomik aktörler harcamalarını kısmak, maliyetlerini düşürmek ve müşterilerini korumak gibi temel yaşamsal tepkiler gösterirler. Ancak tecrübe gösteriyor ki, bu yaşamsal ve günlük tepkilerin yanında, durgunluk zamanları içe dönmek ve düşünmek için de kullanılıyor. Yarınları etkileyecek kimi girişimler tam da bu kriz zamanlarında ortaya çıkıyor. En çabuk akla gelenler insan kaynaklarının iyileştirilmesi, kalite sistem ve süreçlerinin gözden geçirilmesi ve organizasyonel yükün (overhead) düşürülmesi gibi önlem ve uygulamalar.<br /><br /><p>Bilişim sistemleri, reel sektör firmalarının ana iş kolları veya çekirdek rekabet alanları arasında değildir. Bu nedenle işleyen sisteme müdahale etmek, değişiklik yapmak çok tercih edilmez. Mevcut sistem işini yaptığı sürece “en iyi” sistemdir. Hele bilişim sistemlerinde kullanılan yazılımları üretim, dağıtım ve destek modelleri açısından değerlendirmek, bu modelin firmanın üretkenliği, verimliliği, esnekliği ve karlılığına etkilerini sorgulamak günlük operasyon sırasında akla dahi gelmez. İşlerin yavaşladığı, siparişlerin seyrekleştiği, kemerlerin sıkılmaya başladığı kriz dönemleri ise bunları gündeme almak için biçilmiş kaftan.<br /><br /><p>Mevcut kriz, özgür yazılımın kurumsal pazarda yeniden gözden geçirilmesi ve değerlendirilmesi açısından önemli bir zaman. Mevcut sahipli yazılım çözümlerini sorgulayacak, özgür yazılım çözümleri ile test ve pilot çalışmaları yürütecek, sonrasında da kapsamlı özgür yazılım göçlerine girişecek pek çok firma olacak. Bunun hem bu firmalar, hem de özgür yazılım geliştiren, “satan”, hizmetleri veren yazılım ve bilişim firmaları için önemli bir fırsat olduğu açık.<br /><br /><p><strong>Hem Tasarruf, Hem İnovasyon</strong><br /><br /><p>Özgür yazılım krizde ve sonrasında firmalara neler vadediyor? Doğal olarak öncelikle tasarruf. Bedava anlamındaki free (as in free beer) her zaman özgür yazılımın birinci cazibesi olmuştu, kriz döneminde çok daha fazla böyle olacak. Gözden kaçırılmaması gereken, göçün de kimi zaman dışkaynakla yürütülen, belirgin bir eğitim ihtiyacı yaratan ve uygulama aşamasında üretkenlik kaybına yol açan bir proje olduğu. Özgür yazılıma geçişte yapılan yatırımın geri dönüşü (Return on Investment – ROI) toplam sahip olma maliyetinin (Total Cost of Ownership – TCO) düşüşü ile, belli bir vadede sağlanıyor. Özgür yazılım firmalarının bu dönemde yapması gereken, özgür yazılıma göçü sıkı nakit ve pahalı kredi ortamında dahi cazip kılabilecek yaratıcı iş modelleri üretmek.<br /><br /><p>Özgür yazılımın ilk anda bilançoya yansımayan, yansıdığında da kaynağını çok ele vermeyen bir katkısı ise inovasyonun kolaylaşması, hızlanması ve ucuzlaması. Bu, bilişim firmaları için olduğu kadar reel sektör firmaları için de böyle. Özgür yazılımın teknoloji ve iş modeli getirdiği açıklık ve sayesinde bilişimle hiç ilişkisi olmayan firmalar bile daha yenilikçi olabilecek, 21. yüzyıla daha hızlı ayak uydurabilecekler. Özgür yazılım firmalarının ikinci yapması gereken de özgür yazılımın ilk bakışta göze çarpmayan, ama kriz dönemi içe dönme ve düşünme seanslarının temeline hitap eden bu özelliğini potansiyel müşterilerine doğru anlatmak.</em></blockquote><div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8282218606170413279-4332005720924456635?l=rnrgumbo.blogspot.com'/></div>EThttp://www.blogger.com/profile/15864601143515090670noreply@blogger.com0tag:blogger.com,1999:blog-8282218606170413279.post-29150204500079756672008-12-04T10:09:00.001+02:002008-12-04T10:17:55.584+02:00Bilişim Dergisi: "Özgür Yazılım ile Fırlayan Üretkenlik"Bir yıldır, sevgili Yücel Kamçez derginin başına gedliğinden beri, <a href="http://www.tbd.org.tr">Türkiye Bilişim Derneği</a>'nin <a href="http://www.tbd.org.tr/yayinlar/dergi_listele.php?dergi=1">Bilişim Dergisi</a>'ne "Özgürlük İçin..." başlığı altında yazılar yazıyorum. Özgür yazılım, Linux ve Pardus konularına değindiğim köşenin etkilerini görmeye başladık, iyi yönde ve diğer türlü :-P İşte derginin Ekim sayısında yayımlanan <strong>Özgürlük İçin...</strong> köşesi:<br /><br /><blockquote><em><strong>Özgür Yazılım ile Fırlayan Üretkenlik</strong><br /><p>Özgür yazılımı ayrıntılı didikleyen yazılarımıza “reklamlar” için bu ay ara vereceğiz. Çünkü geçtiğimiz günlerde Pardus 2008'in ilk güncelleme sürümü yayımlandı. Yeni kullanıcıların yüksek hacimli güncelleme gereksinimlerini ortadan kaldırmak ve Pardus teknolojilerinin en son durumlarını içeren güncelleme sürümlerine, geleneksel olarak, Anadolu'da nesli tehlikede bir hayvanın ismini veriyoruz. Bu kez sevimli çizgili sırtlan konuğumuz oldu ve yeni sürümümüz Pardus 2008.1 Hyaena hyaena olarak adlandırıldı...<br /><br /><p><strong>Bir Tane Yetmez, Yedi Tane!</strong><br /><br /><p>Bu sürümümüz bir açıdan şimdiye kadar yaptıklarımızın (ki sadece çalışan CD olanları da sayarsak dokuzuncu resmi ve açık sürümümüz oluyor) en iddialısı oldu. Normalde ya tek bir ürün, ya da kurulan ve çalışan CD şeklinde iki ürün çıkarırken bu kez tam yedi ürün hazırladık.<br /><br /><p>Başta doğal olarak kurulan CD <strong>Pardus 2008.1 Hyaena hyaena</strong> var, özellikle 2007'den 2008'e güncelleme betiği ile eski kullanıcılarımızın uzun süredir beklemekte olduğu. Hyaena hyaena'nın bir diğer özelliği de İsveççe dil desteğinin eklenmesi oldu. Biz sayısını karıştırmaya başladık, ama Pardus 11 dili tam olarak destekliyor artık. Bu da doğal olarak CD'de uluslararasılaştırma paketlerine gittikçe daha fazla yer ayırmamız; aynı zamanda, ve ne yazık ki, uygulama paketlerinin kimilerinden vazgeçmemiz anlamına geliyor. Bu sürümümüzde bu duruma bir çare aradık ve orijinal sürümü yalnızca Türkçe ve İngilizce olacak şekilde ve bolca uygulama ile çıkardık, eski günlerde olduğu gibi. Dünyanın dört bir yanındaki Pardus kullanıcıları için ise <strong>Pardus 2008.1 Hyaena hyaena International Remix</strong> adı altında 11 dilin hepsini (Türkçe, İngilizce, Almanca, Fransızca, İtalyanca, İspanyolca, Hollandaca, Katalanca, Brezilya Portekizcesi, Lehçe ve İsveççe) içeren ikinci bir sürüm oluşturduk. Evet daha az uygulama içeriyor, ama tüm dil destekleri hazır geliyor.<br /><br /><p>Dahası, Pardus 2008 sürümünü yayımlarken hazır olmayan çalışan CD sürümümüzü ufak tefek problemlerini giderek yayımladık <strong>Pardus 2008.1 Hyaena hyaena Çalışan CD</strong>. Pardus'u yalnızca denemek isteyenler için birebir... Bununla yetinmeyip bir yıla yakın süredir ortalıkta olan ve Pardus 2009'un öntanımlı arayüzü olması kuvvetle muhtemel KDE4'ü de (mevcut sürümde KDE 3.5.9 kullanıyoruz) meraklı kullanıcılarımıza ulaştırmak istedik, <strong>Pardus 2008.1 Hyaena hyaena Çalışan CD KDE4 Seçkisi</strong> adı altında bir deneme sürümü daha çıkardık.<br /><br /><p>2008.1 sürecinde iş ortaklarımızdan dört ayı aşkın zamandır Pardus önyüklü masaüstü bilgisayarları pazarlamakta olan <strong>escort</strong>'un sürümlerini de güncelledik. escort için üç ayrı kurulum görüntüsü ve bir kurtarma CD'si hazırladık, ama ben bunları bir sayıyorum.<br /><br /><p>Enteresan bir tanıtım stratejisi ile kapımızı çalan <strong>Mudo</strong> ile birlikte çalıştık ve Mudo mağazalarında dağıtılmak üzere eğlence ağırlıklı bir Mudo seçkisi oluşturduk. Geçtiğimiz günlerde başlayan ve birbirinden cazip unsurlarla sürecek olan, sonuçta da bir sosyal sorumluluk girişimine destek verecek tanıtım kampanyası yalnızca Pardus için değil, Türkiye bilişim dünyası için de ilginç bir örnek oluşturacak.<br /><br /><p>Son olarak da Almanca ve Türkçe kurulabilen ve üniversite öğrencilerinin gereksinim duyacağı çeşitli bilimsel ve teknik uygulamaları da içeren <strong>Pardus 2008.1 Hyaena hyaena Deutsche Akademische Remix</strong> sürümünü hazırladık. Önümüzdeki günlerde Almanca yerelleştiricimiz (yoksa “Pardus Almanya büyükelçisi” mi diyeyim) eliyle Almanya'da bir üniversitede dağıtımını yapacağız. Pardus'un ilk sistemli ve planlı yurtdışı harekatı olacağından hayli heyecanlıyız.<br /><br /><strong>Enerji Gerektiği Yere</strong><br /><br /><p>Bu noktada reklamları kesip arkamıza yaslanalım... Yalnızca 4 yıllık geçmişi olan, henüz 20 kişiye ulaşmamış bir ekip eliyle geliştirilen ve bu geliştirme esnasında ana ürün dışında Pardus teknolojileri adı altında pek çok inovatif bileşen de üretilen bir proje nasıl oluyor da böylesine geniş bir yelpazede bu sayıda ürünü ve eşzamanlı olarak piyasaya sürebiliyor? Pazarlama açısından değerlendirmeyelim, şu anda çok fazla odağımızda değil bu konu. Organizasyon ve planlama ve destek yapısı ve konfigürasyon yönetimi gibi teknik ve işletme ağırlıklı bir açıdan bakalım. Hiç mi çekinmedik böylesine kapsamlı bir operasyonu planlar ve icra ederken?<br /><br /><p>Yanıt çok basit: Hayır, çekinmedik. Çünkü özgür yazılım ve Linux'un onyılları bulan deneyimi ve dünya yüzeyine yayılmış binlerce-onbinlerce geliştiriciyi içeren ekosistemini kullandık. Biz enerjimizi yalnızca gerekli olduğu yere, sistem entegrasyonuna, bu amaçla geliştirdiğimiz Pardus teknolojilerine, sürüm yönetimine ve süreçlere yoğunlaştırdık. Eğer kaynaktan (upstream) kullanıcıya (downstream) akış yolu üzerinde kendinizi doğru konumlandırır ve ev ödevinizi iyi yaparsanız özgür yazılımla üretkenliğinizi havalara fırlatabilirsiniz. Unutmayın, aynı zamanda özgür yazılım lisansları sayesinde kodun <strong>tümü</strong> üzerindeki kontrolünüzü kaybetmeden...</em></blockquote><br /><br />Ufak bir not: Bu yazıyı kaleme aldığımda programa uygun yürüyen Mudo etkinliği önce organizasyon sıkıntıları nedeniyle ertelendi, sonra da ekonomik kriz nedeniyle iptal edildi. Biz yaptığımız çalışma ile kaldık...<div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8282218606170413279-2915020450007975667?l=rnrgumbo.blogspot.com'/></div>EThttp://www.blogger.com/profile/15864601143515090670noreply@blogger.com0tag:blogger.com,1999:blog-8282218606170413279.post-75316023692475757012008-12-04T10:03:00.000+02:002008-12-04T10:07:22.163+02:00Onun adı Özgür Yazılım!Sevgili Bora Güngören'in, belli ki ağzı yanmış bir şekilde, web günlüğüne yazdığı bir <a href="http://blogs.portakalteknoloji.com/bora/blog/2008/12/04/211/">yazı</a> özgür yazılım ve kaynak kodu ile ilgili yıllardır söylediklerimi bir kez daha derli ve toplu bir şekilde kaleme almama vesile oldu. Bora'nın günlüğüne yorum olarak eklediğim metin şöyle:<br /><br /><blockquote><em>Amerika'da Open Source terimi, biliyorsunuz, daha çok konuya ideolojik / ilkesel ya da pragmatik / pratik yaklaşımlar arasında bir anlaşamazlık yaşanması nedeniyle ortaya çıkmıştı. Doğru bir hareket olduğu da yıllar boyunca FSF'e ve Free Software'a burun kıvıran koca koca şirketlerin Open Source'u kucaklamasıyla anlaşıldı.Bir de Free'nin "as in beer" ve "as in freedom" karmaşası var tabii ki...<br /><br />Avrupa'lıların kafası karıştığından FOSS ve FLOSS gibi bence manasız kısaltmalarla yaklaştılar olaya. Ama, örneğin, Brezilya'da Software Libre deniyor ve bir sıkıntı olmuyor. Tabii Brezilyalılar'ın özgürlük vurgusunu akılda tutmak lazım.<br /><br />Neyse, sevgili Bora, olay kaynak kodu değil, açık kaynak kodu da değil. Bunun adı Özgür Yazılım. Özgür ise kaynak kodu açıktır ve daha pek çok şey. Ama kaynak kodunun açık olması tek başına hiçbir şey ifade etmez. Microsoft bile isteyen hukümetlere kaynak kodunu "gösteriyor"du. O kaynak kodunu alıp, derleyip, istersen değiştirerek yeniden derleyip, istersen değiştirilmiş haliyle yeniden dağıtamıyorsan kaynak kodu sana fazla birşey sağlamaz. Bir yazılım ya özgürdür, ya değildir.<br /><br />Bu nedenle, lütfen, Türkçe'de manasız ve gereksiz olan açık kaynak lafını biz bari kullanmayalım. Open Source = Özgür Yazılım, FOSS / FLOSS = Özgür Yazılım. Bir yazılımın özgür olup olmamasını lisansı, lisansın özgür olup olmamasını da OSI (ya da isterseniz FSF) belirler. Her kaynak koduna ulaşabildiğiniz yazılıma özgür yazılım muamelesi yapmayın. Özgür yazılım kod ile ilgili değil, geliştirme ile ve dağıtım ile ilgili birşeydir. Kaynak kodu tam bir bonus olarak gelir...</em></blockquote><div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8282218606170413279-7531602369247575701?l=rnrgumbo.blogspot.com'/></div>EThttp://www.blogger.com/profile/15864601143515090670noreply@blogger.com0tag:blogger.com,1999:blog-8282218606170413279.post-48208665200232411862008-11-24T00:54:00.004+02:002008-11-24T01:43:47.799+02:00Pardus: 2003-2008 ve Geleceğe BakışÖzgürlük İçin'de <a href="http://ozgurlukicin.com/haber/bir-yol-hikyesi-bilisim-08/">haber</a> edildiği üzere, geçtiğimiz Perşembe günü Ankara'da, <a href="http://www.tbd.org.tr/">Türkiye Bilişim Derneği</a> tarafından düzenlenen <a href="http://www.bilisim.org.tr/main.html">Bilişim '08</a> Ulusal Bilişim Kurultayı'ndaydım. Kurultay'da "Açık Kaynak ve Dokümanlar, Türkiye için bir Gelecek mi?" oturumunda hem konuşmacı ve hem de sonrasında oturum başkanı olarak yer aldım.<br /><br />Konuşmam Pardus'un 2003'ten bu yana geçmişi, mevcut durumu ve önümüzdeki üç yıl için planları üzerine genel bir Pardus'un Durumu (Amerikalıların deyimi ile <em>State of Pardus</em>) sunumu idi. <br /><br />Pardus projesinin 2003 Eylül ayından bu yana hangi aşamalardan geçtiğini bilebildiğim ve dilimin döndüğü kadarı ile anlattım izleyenlere. Burada temel amaç kısıtlı kaynaklar ve fakat son derece değerli bir ekiple ortaya koyulan mucizevi ilerlemeyi vurgulamaktan çok, önümüzdeki dönemde benzer mucizelere bel bağlamak yerine artık işe gerekli kaynağı ayırma gereğine dikkat çekmekti. Özellikle Pardus'un gerçekten rekabetçi bir işletim sistemi olması isteniyorsa...<br /><br />Belki sunumun en vurucu kısımlarından birisi <a href="http://ohloh.net">ohloh.net</a> sitesinden alınan veriler ile Pardus projesinin genel ölçeğini ve verimliliğini irdelediğim yansılardı. Satır sayısı üzerinden yapılan hesapla Pardus'taki orijinal katma değerin 600 küsur kişi-yıllık bir emeğe karşılık geldiğini, bunun da parasal değerinin 33 milyon ABD doları üzerinde olduğunu biliyor muydunuz? Oysa dağıtım geliştirme dışında pek çok işin de yapıldığı projemizin 2003 Eylül-2008 sonu aralığını kapsayan toplam harcaması (makul bir kur ile) 3 milyon ABD doları civarında, toplam harcanan işgücü de 630 kişi-ay. Yani Pardus projesi standart geliştirme metriklerine göre 10 küsur kat daha verimli. Yaşasın özgür yazılım... Bu konuda ileride yine yazacağım. <br /><br />Ardından kısaca önümüzdeki üç yıl için planlarımızı aktardım. Ben 2009-2011 arasına "Pardus'un 2. üç yılı" diyorum. 2004-2008 arası da Pardus'un 1. üç yılı oluyor. Şimdi "2004'ten 2008'e dört yıl var" diyeceksiniz, haklısınız. 2008 yılında gerçekleşmesi gereken ve hatta şart olan kimi gelişmeler bir yıl gecikince ilk üç yıl da biraz zamlı oldu, kusura bakmayacaksınız. Neyse ki bu aksilik Pardus'un gidişatını fazla etkilemedi, 2008 gibi son derece sağlam bir ürün çıkardık ortaya.<br /><br />Gelecek planları sonrasında günümüze geri döndük ve ilk konuğumuzu çağırdık, Milli Savunma Bakanlığı projesinin önemli şahsiyetlerinden Binbaşı Savaş Cengiz'i. Savaş Binbaşı MSB'deki karar sürecini, Pardus ile elde ettikleri yararları ve genel izlenimlerini anlattı. Mutlu bir kurumsal kullanıcıyı dinlemek insana her zaman keyif veriyor...<br /><br />Sıra üç önemli duyuruya gelmişti: Pardus Göç Ortakları, Pardus Donanım Ortakları ve Pardus Eğitim Merkezleri ile ilgili duyurulara. İlk duyurumuzda bizlere ilk Pardus Göç Ortakları olan Portakal Teknoloji'den Bora Güngören ve Uygun Teknoloji'den Hakan Uygun eşlik ettiler. İlk Pardus Donanım Ortağı escort Bilgisayar etkinliğe katılamamıştı. Ve Pardus Eğitim Merkezi olmak üzere sözleşme imzaladığımız bir iş ortağımız halen mevcut değil. Her üç program da Pardus'un özellikle kurumsal ve KOBİ pazarına nasıl ciddiyetle yaklaştığını ve Pardus'un 2. üç yılının ne gibi yenilik ve değişikliklere gebe olduğunu göstermeye yetiyor kanımca.<br /><br />Kurultay'da bulunduğum sırada pek çok arkadaşın yanı sıra Pardus Göç Ortağı ya da Pardus Eğitim Merkezi olmak isteyen kimi firma temsilcileri, Pardus'a ve özgür yazılıma göç etmeyi düşünen kimi kamu kurumlarının yetkilileri ve gözleri parlayan genç Pardus gönüllüleri (geleceğin Pardus geliştiricileri) ile tanışma olanağı buldum. Hayli yorucu bir 24 saati son derece mutlu ve geleceğe umutla bakar bir şekilde kapattım. <br /><br />Ankara'dayken ve sonrasında sunumun bir kopyasını isteyenler ve Bilişim '08'e katılamayanlar için sunumumu <a href="http://cekirdek.pardus.org.tr/~tekman/dosya/Bilisim_08.pdf">buradan</a> sizlerle paylaşmak istedim. <br /><br />Pardus'un 2. üç yılına hoş geldiniz... Artık değişim başlıyor, hepimiz kendimizi hazırlayalım!<div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8282218606170413279-4820866520023241186?l=rnrgumbo.blogspot.com'/></div>EThttp://www.blogger.com/profile/15864601143515090670noreply@blogger.com0tag:blogger.com,1999:blog-8282218606170413279.post-85250816595865236772008-10-31T11:48:00.003+02:002008-10-31T11:52:56.908+02:00Bilişim Dergisi: "Açık Kaynak Var, Açık Kaynak Var..."<a href="http://www.tbd.org.tr">Türkiye Bilişim Derneği</a>'nin <a href="http://www.tbd.org.tr/yayinlar/dergi_listele.php?dergi=1">Bilişim Dergisi</a>'nin Eylül sayısında yayımlanan <strong>Özgürlük İçin...</strong> köşesi:<br /><br /><blockquote><em><strong>Açık Kaynak Var, Açık Kaynak Var...</strong><br /><p>Bu yazıdan başlayarak birkaç yazımızda özgür yazılımı biraz daha ayrıntılı tanımlamaya çalışacağız. Dünyada artık altı ayda bir “özgür yazılım nedir?” (İngilizcesi ile “what is open source?”) tartışması yaşanıyor, biz de katkıda bulunalım bu süregiden tartışmaya...<br /><p><strong>Kaynak Kodunu Açmak Özgür Yazılım için Yeterli mi?</strong><br /><p>Özgür yazılımın dört şartını hızla anımsatalım: Kullanma, inceleme ve değiştirme, çoğaltma ve (değiştirerek) yeniden dağıtma. “İnceleme ve değiştirme” şartını yerine getirmenin tek yolu yazılımın kaynak koduna erişebilmek. “Yeniden dağıtma” şartı da dolaylı olarak açık kaynağa dayanıyor. Yani her özgür yazılım açık kaynak kodlu olmak zorunda. Ufak bir saptama: Bu önermenin tersi doğru değil, kaynak kodunun erişilebilir olması yazılımı özgür kılmıyor. Özellikle “yeniden dağıtma” şartı özgürlüğün oluşabilmesi için vazgeçilmez. Gerek Özgür Yazılım Vakfı (FSF – <a href="hhtp://www.fsf.org">www.fsf.org</a>) ve gerekse Açık Kaynak Girişimi (OSI – <a href="http://www.opensource.org">www.opensource.org</a>) tarafından kabul gören bir özgür yazılım lisansı olabilmek için bu şartı sağlamak gerekiyor zaten.<br /><p><strong>Yalnızca Ürün Değil, Süreç de Önemli</strong><br /><p>Kaynak koduna geri dönelim: Evet, özgür yazılım için açık kaynak şart. Ve evet, yeniden dağıtımı sağladığınızda açık kaynaklı yazılımınız özgürleşiyor da. Ama kaynak koduna erişilebilen ve yeniden dağıtılabilen, yani formal olarak özgür yazılım sayılacak her yazılım ürününü aynı kategoride değerlendirmek mümkün değil. Örnek olarak zaman zaman rastladığımız bir uygulamayı vereyim: Bir kurum kendi kullanımı için bir yazılım sipariş ediyor bir şirkete ve kaynak kodunu ve dağıtım hakkını da talep ediyor ürün ile birlikte. Yazılım şirketi hesabını kitabını yapıyor, kurum da şirketin verdiği teklifi kabul ediyor. Şirket, sahipli yazılım geliştirme süreçlerini kullanarak, tümü kendi elemanları eliyle ve kapalı süreçlerle yazılımı oluşturuyor. Sonuçta çıkan ürünü, kaynak kodu ile birlikte kuruma teslim ediyor. Şimdi bu ürün özgür yazılım mı oldu?<br /><p>Doğrudur, bu şekilde bir uygulama kurum açısından son derece avantajlı, kaynak koduna sahip olduğu için hapsolma tehlikesi hayli azalmış durumda. Yazılımın bakım ve tutumunu, gerekirse hata giderme ve iyileştirme işlerini üretici şirket dışında bir üçüncü partiye yaptırabilir ve hatta kendisi de yapabilir. Ayrıca yeni kullanım durumları için yeniden lisans almak gerekmiyor, istedikleri gibi kullanıyorlar yazılımlarını.<br /><p>Buna karşın yazılım tümüyle sahipli yazılım geliştirme süreci ile geliştirilmiş. Meşhur “binlerce göz” testinden geçmemiş, tasarım ve gerçekleştirmesi tümüyle bağımsız zihinlerde değerlendirilip tartışılmamış, genel paylaşıma açılıp çok değişken şartlarda test edilmemiş ... kısacası özgür yazılım geliştirme sürecinin özgüllüklerinden nasibini almamış, bildiğimiz bir kapalı kutu olarak üretilmiş teslim edilmiş.<br /><p><strong>“Camiası Olmayan Özgür Yazılım Eksiktir”*</strong><br /><p>Yazılım sahibi firma eğer özgür yazılımın özgüllüklerini kullanmak istiyorsa ürünü teslim aldığı andan itibaren bir camia oluşturmak zorunda. Hem geliştiricilerin, hem de kullanıcıların dikkatini çekmesi, ürünün geniş bir çerçevede kullanılmasını sağlaması, yazılımı daha iyi bir hale getirmeyi bağımsız geliştiriciler için ilginç ve iddialı bir iş haline getirmesi gerekiyor. Bunun için de hem yeni kullanıcıların yeni işlevsel beklentilerini yazılıma katmak (ya da katılmasına izin vermek), hem de geliştiricilerin ilgisini çekecek mimari ve teknoloji değişikliklerini yapmak (ya da yapılmasına izin vermek) zorunda.<br /><p>İlk başta basit bir yazılım tedariki olarak düşünülen süreç birdenbire bir camia geliştirme macerasına dönüşüveriyor böylece. Diğer seçenek ise yazılımı aynen sahipli yazılım kullanır gibi kullanmak, kaynak koduna müdahaleyi de yalnızca iç (ya da dışkaynaklanmış) bakım ve tutum işleri ile sınırlı tutmak. Bu seçenekte toplam sahip olma maliyetinin sahipli yazılım alternatifinden daha düşük olacağını söylemek ise o kadar kolay değil...<br /><p>İki temel sonuca varıyoruz böylece: Özgür yazılımın dağıtık ve paylaşımlı geliştirme ortamı en azından özgür lisansı kadar önemli. Öte yandan bir camiaya sahip olmayan, bir camia oluşturmadan geliştirilmiş “özgür” yazılımlar özgürlüğün pek çok özgüllüğünü kullanamıyorlar, ne yazık ki...<br /><p>*Özgürlük İçin (<a href="http://www.ozgurluk,icin.com">www.ozgurlukicin.com</a>) camiası emektarlarından Ali Işıngör'ün bir sözünden türetilmiştir.</em></blockquote><div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8282218606170413279-8525081659586523677?l=rnrgumbo.blogspot.com'/></div>EThttp://www.blogger.com/profile/15864601143515090670noreply@blogger.com0tag:blogger.com,1999:blog-8282218606170413279.post-41187864455275519942008-10-31T11:34:00.004+02:002008-10-31T11:47:22.240+02:00Bilişim Dergisi: "Bile Bile Lades"<a href="http://www.tbd.org.tr">Türkiye Bilişim Derneği</a>'nin <a href="http://www.tbd.org.tr/yayinlar/dergi_listele.php?dergi=1">Bilişim Dergisi</a>'nin Ağustos sayısında yayımlanan <strong>Özgürlük İçin...</strong> köşesi:<br /><br /><blockquote><em><strong>Bile Bile Lades</strong><br /><p>Açık standartlar ve özgür yazılım konulu yazılarımıza geçen ay Pardus 2008 duyurusu için ara vermiştik; kaldığımız yerden devam edelim, hem de güncel bir gelişmeye gönderme yaparak.<br /><p><strong>Birlikte Çalışabilirlik Neden Gerekli?</strong><br /><p>Hemen her bilişim sistemi diğer bilişim sistemleri ile birlikte ve çoğu zaman bağlantılı olarak kullanılıyor, hayli uzunca bir süredir... Ne yazık ki (ya da “neyse ki” mi diyelim?) farklı işlevler için kullandığımız bilişim sistemleri, farklı ürünlerden, farklı tedarikçiler eliyle, farklı platformlara yerleştirilmiş, farklı farklı sistemler. Üstüne üstlük, yine pek çok kereler bu farklı sistemler şirketimizin, kurumumuzun farklı birimleri tarafından kullanılan ve işletilen altyapıların birer parçası. Teknik, operasyonel ve sosyal açıdan hayli karmaşık bu ortamda bilişim sistemlerinin birbiri ile sorunsuz veri paylaşabilmeleri hayli önemli bir problem. Bunun için bilişim sistemlerinin veri alışveriş arayüzlerinin düzgün tasarlanması gerekiyor, ta başından. Burada “düzgün” derken belli veri standartlarına uyulmasını kastediyoruz aslında, yani “birlikte çalışabilirlik” kurallarına.<br /><p>Birlikte çalışabilirliğin temel hedefi makineden makineye veri paylaşımını sağlamak. Bu şekilde işler çok daha hızlı, çok daha kolay, çok daha hatasız görülebilecek. Gerçek anlamda elektronik (yani e-) bir uygulamaya geçebileceğiz, sistemden sisteme elle ya da bir insan müdahalesi ile veri taşımak zorunda kalmayacağız. Birlikte çalışabilirliğin en güzel örneği kamu hizmetleri: Çok farklı devlet kurumlarının elindeki verilerin birarada kullanılması gerekiyor ki gerçek e-hizmet ortaya çıkabilsin. Örneğin askerlik işlemleri için nüfus kayıt bilgilerine, sağlık kayıtlarına ve eğitim kurumlarına erişmek gerekiyor; araç satışı için vergi dairelerine, emniyet bilgilerine, nüfus kayıtlarına, trafik tescil ve muayene kayıtlarına; ve benzerleri...<br /><p>Birlikte çalışabilirlik için tüm ilgili taraflar tarafından kabul edilmiş ve uygulanmakta olan kurallar olmadığı sürece e-devlet hayal olacaktır, her kurum kendi uygulamasını elektronik ortama aktarsa bile veri taşıması tümüyle elle yapılacağından.<br /><p><strong>Birlikte Çalışabilirlik Nasıl Sağlanır: İki Senaryo</strong><br /><p>Birlikte çalışabilirliği sağlamanın kolay (?) ve ucuz (?) yolu tek bir üreticinin ürünlerini kullanmak. Bu üretici tüm ürünlerini, doğal olarak, birbiri ile çalışacak şekilde tasarlayıp ürettiği için sizin birlikte çalışabilirlik sorununuz tümüyle ortadan kalkacaktır. Buna karşın nurtopu gibi bir tedarikçi tekeliniz oluşacaktır. Tedarikçinizin ürünlerine sürüm atlatması sırasında oluşacak veri yapısı değişiklikleri, geriye uyumsuzluklar, vs. de cabası.<br /><p>Bir de zor yolu var birlikte çalışabilirliğin: Açık standartları kullanmak. Bu yol zor, çünkü pek çok farklı üreticiyi aynı standartları kabullenmeye ve ürünlerini tasarlar ve üretirken bu standartlara uydurmaya ikna etmek gerekiyor. Üreticiler görünürde performans, geliştirme hızı ve kolaylığı, güvenlik, inovasyon gibi bahanelerle, ama aslında sizi ürünlerine hapsetme ve tekel durumu oluşturmayı tercih ettiklerinden, ortak ve açık standartlara uymayı kabul etmek istemeyecekler; kimi zaman ayak sürüyüp, kimi zaman kendi belirtimlerini birlikte çalışabilirlik kurallarına eklemeye çalışacaklardır. Ama eğer tarafsız ve açık bir birlikte çalışabilirlik kuralları dizisi oluşturabildiyseniz ve daha önemlisi bu kuralları uygulayabiliyorsanız, açık rekabet, dolayısı ile tasarruf imkanı ve inovasyon fırsatı açısından önemli kazanımlar elde etmişsiniz demektir.<br /><p><strong>ODF, OOXML ve Birlikte Çalışabilirlik</strong><br /><p>Gelelim güncele: Türkiye e-devletinin bir Birlikte Çalışabilirlik Kılavuzu var, hem de 2005 Ağustos'undan bu yana. Mevcut kılavuzda gelecek bir zamanda ofis dokümanları için OASIS tarafından geliştirilmekte olan ODF doküman formatının kamu kurumları arasında belge paylaşımı için tek standart olmasını öngörülüyor(du). Ama ne olduysa kılavuzun güncellenen yeni sürümünde ODF'in yanına Microsoft'un rekabet, tasarruf ve inovasyon yerine hapsolma ve tekel vadeden OOXML formatı da ekleniverdi. Hem de Microsoft dahil tüm taraflar ve tarafsızlar “format savaşları”nda galibin ODF olduğunu açık açık beyan ederken...<br /><p>Buna herhalde “bile bile lades” denir.</em></blockquote><div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8282218606170413279-4118786445527551994?l=rnrgumbo.blogspot.com'/></div>EThttp://www.blogger.com/profile/15864601143515090670noreply@blogger.com0tag:blogger.com,1999:blog-8282218606170413279.post-9737710093678396232008-08-18T01:13:00.005+03:002008-08-18T01:30:52.363+03:00Komedi Devam Ediyor: OOXML'e İtirazlar ReddedildiMicrosoft'un OOXML doküman belirtiminin bir ISO standardı haline gelmesi süreci üzerine duruşumu <a href="http://blog.erkantekman.org/2008/04/aka-gibi-bir-standart.html">biliyorsunuz</a>. <br /><br />Oylama sonrasında dört ülke, Güney Afrika, Brezilya, Hindistan ve Venezuella, ISO Teknik Yönetim Kurulu'na başvurarak bu kararı <a href="http://www.iso.org/iso/pressrelease.htm?refid=Ref1136">temyiz</a> etmişlerdi. Bu başvuruların önemi hayli karmaşık oylama süreci ardından hala bu sonucu sorgulayan ulusal standart örgütlerinin varlığı idi. Özellikle Mark Shuttleworth'un Güney Afrika başvurusunu desteklemesi ve Hindistan'ın <strong>da</strong> (Microsoft'un tüm baskılarına karşın) temyizciler arasında bulunması iki önemli noktaydı. Bir de Danimarka'nın resmi olmayan mektubu vardı, oylama sürecini soruşturmakta olan Avrupa Birliği cephesinden...<br /><br />Sonunda ISO ve IEC üyeleri kararlarını verdiler: Temyiz başvuruları daha fazla araştırılmayı gerektirecek nitelikte bulunmadı ve <a href="http://www.iso.org/iso/pressrelease.htm?refid=Ref1151">reddedildi</a>. Beklenen oldu... Cenevre'deki BRM Oy Çözümleme Toplantısı'nda yaşananlardan sonra zaten ISO'nun yanı ve yeri belli olmuştu. OOXML'in standartlaşma yolculuğunu "sorunsuz" tamamlaması için gerekenler yapılıyor...<br /><br />Yine de dört aylık gecikme işe yaradı: Bu arada kullanıcılarının baskısına dayanamayan Microsoft, Office ürününde 2009 yılında ODF desteği vereceğini <a href="http://www.infoworld.com/article/ 08/05/21/Microsoft-to-support-ODF-PDF-in-Office_1.html">ilan etti</a>. OOXML desteği ise ufukta görünmüyor. Bu açıklama dahi ODF - OOXML çekişmesinde Microsoft'un OSP Açık Belirtim Taahhüdü'nün ne derece anlamsız ve alakasız kaldığını, tüm bu standart oyununun yeni bir hapsolma tuzağı olduğunu son derece net bir şekilde gösteriyor. Tabii ki gören gözlere, durumu farklı algılayanlar da <a href="http://www.bilgitoplumu.gov.tr/yayin/BirlikteCalisabilirlikRehberiSurum2-Taslak.pdf">var</a>...<div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8282218606170413279-973771009367839623?l=rnrgumbo.blogspot.com'/></div>EThttp://www.blogger.com/profile/15864601143515090670noreply@blogger.com0tag:blogger.com,1999:blog-8282218606170413279.post-50241242427235253482008-08-17T21:58:00.003+03:002008-08-17T22:04:08.495+03:00Bilişim Dergisi: "Özgürlük için... Bir Adım Daha"<a href="http://www.tbd.org.tr">Türkiye Bilişim Derneği</a>'nin <a href="http://www.tbd.org.tr/yayinlar/dergi_listele.php?dergi=1">Bilişim Dergisi</a>'nin Temmuz sayısında yayımlanan <strong>Özgürlük İçin...</strong> köşesi:<br /><br /><blockquote><em><strong>Özgürlük için... bir adım daha</strong><br /><br /><p>Yazılarımıza başladığımızdan bu yana özgür yazılım, inovasyon, açık standartlar gibi konularda ve biraz da kavramsal düzeyde sürdürdüğümüz diziye bu aylık ara vereceğiz. Çok daha somut ve güncel bir konuya değineceğiz bu kez. Hem de çok geçerli bir nedenle....<br /><br /><p>Yöneticisi olduğum ve TÜBİTAK UEKAE bünyesinde yürütülmekte olan Pardus projesinin en son ürünü, <strong>Pardus 2008</strong> geçtiğimiz günlerde tamamlandı ve kullanıcılara sunuldu. Pardus 2008, projenin 2004 sonbaharında başlayan dağıtım geliştirme çalışmalarının dördüncü ürünü. 2005 Şubat ayında temelde gösterim amaçlı yayınlanan, ÇOMAR'ın bir ön sürümünü içeren, PiSi ve YALI gibi Pardus teknolojilerini barındırmayan <strong>Pardus Çalışan CD</strong> ile başladık işe. 2005 yılının son günlerinde yayımlanan <strong>Pardus 1.0</strong> bilgisayara kurulabiliyor ve masaüstü kullanıcısının hemen tüm gereksinimlerini karşılıyordu. Yine de gerek kararlılık, gerek işlevsellik ve gerekse Pardus teknolojilerinin olgunluğu açısından yapılacak çok şey vardı. Bir yıla varan çalışma sonrasında içimize çok daha sinen bir ürün çıkardık: <strong>Pardus 2007</strong>. Üründen memnun olan yalnızca biz değildik: Dünyanın dört bir köşesinden son derece olumlu değerlendirmeler geldi. Aylık bilgisayar dergileri ürünlerimizi dağıtmak için neredeyse sıraya girdiler, 800 bin civarında CD dağıttık geçen 1,5 yıl içerisinde. Pek çok kurum ve şirket Pardus ile çalışmak için bize başvurdular. Güncelleme ara sürümlerimiz Pardus 2007.1 Felis chaus, Pardus 2007.2 Caracal caracal ve Pardus 2007.3 Lynx lynx merakla beklendiler ve heyecanla karşılandılar. Aynı şekilde Pardus 2008'in de gerek kullanıcılarımız (mevcut ve potansiyel) arasında, gerek iş ortaklarımız (mevcut ve potansiyel) tarafından ve gerekse küresel özgür yazılım camiasında etkili olacağından şüphemiz yok.<br /><br /><p><strong>Pardus 2008 Neden Önemli?</strong><br /><br /><p>Pardus 2008'in teknik özelliklerini, sürüm numaralarını, Pardus teknolojilerine getirdiğimiz yenilikleri, vb anlatmayacağım. Bunlar, başta web sitemiz <a href="http://www.pardus.org.tr">www.pardus.org.tr</a> olmak üzere, çeşitli mecrada yazıldı, çizildi; yazılıyor, çizilecek... <br /><br /><p>Ben, burada Pardus 2008'in Pardus projesi içerisinde nasıl bir değişime, dönüşüme işaret ettiğinden bahsetmek istiyorum. Evet, bir dönüşüm arefesindeyiz. Haydi Pardus 2008'i bir kilometre taşı olarak kullanıp Pardus'un bugününe ve yarınına bakalım: <br /><ul><br /><li>Öncelikle Pardus 2008, birinci (ve birbuçuğuncu) nesil Pardus geliştiricilerinin azınlık olduğu, asıl ağırlığın ikinci nesil Pardus geliştiricilerine geçtiği bir ekiple tamamlandı. Özgür yazılım projeleri ve şirketlerine benzer bir sirkülasyon hızımız var, dolayısı ile bilgi birikimini kişilerden ekibe geçirmek zorundayız. Öyle anlaşılıyor ki bunu epeyce becermişiz. Ama bekleyin, asıl sınav Pardus 2009 için verilecek...<br /><li>Pardus 2008, öncüllerinden farklı olarak daha beta ve RC (sürüm adayı) döneminde uluslararası düzeyde ilgi çekti ve olumlu değerlendirmeler aldı. Bu da Pardus'un kalıcılığının ve inovasyon özelliğinin küresel Linux camiasınca da onaylandığını gösteriyor. Artık Pardus'un ve Pardus teknolojilerinin dışarıdan çok daha dikkatle takip edileceğinden emin olabiliriz...<br /><li>Pardus'un marka bilinirliği önceki sürümlerine göre hayli artmış durumda. Artık yalnızca bilişim meraklılarının bildiği bir isim olmaktan çıkıp sokaktaki vatandaşın aşina olduğu bir markaya dönüştü “Pardus”. Zihin payının (mindshare) artması pazar payını artırmanın önemli bir ön koşulu...<br /></ul><br /><strong>Gelecek Pardus için Neler Vaat Ediyor?</strong><br /><p>Kısa kısa tahminlerimizi yazalım:<br /><ul><br /><li>Pardus iş ortaklarının sayısı ve çeşidi artacak. Önümüzdeki aylarda duyurularımızı takip edin...<br /><li>Pardus göçleri hızlanacak ve büyüyecek. Özellikle kamu kuruluşlarında... Öte yandan KOBİ'ler için de ilginç haberlerimiz olacak!<br /><li>Pardus'un finansal gücü artacak. Dolayısı ile ekip büyüyecek, iş kolları çeşitlenecek ve en önemlisi daha rekabetçi olmak için gereken hareket kabiliyetine sahip olacağız sonunda...<br /><li>Sonuncusu ve belki de en önemlisi, Özgür yazılımın, açık inovasyonun ve bu ikilinin temsil ettiği yeni iş modellerinin başarılı olabileceği kanıtlanmış olacak...</ul></em></blockquote><div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8282218606170413279-5024124242723525348?l=rnrgumbo.blogspot.com'/></div>EThttp://www.blogger.com/profile/15864601143515090670noreply@blogger.com0tag:blogger.com,1999:blog-8282218606170413279.post-19758576644386960222008-08-17T20:23:00.007+03:002008-08-17T22:07:12.761+03:00Ah mazi... reloadedArada bir Pardus projesinin geçmişini <a href="http://blog.erkantekman.org/2008/02/ah-mazi.html">deşiyorum</a>. Hem "nereden nereye" ya da "eskiden buralar dutluktu" nostaljisi yapmak babından, hem de bugünün geçmişin geleceği olması hasebi ile bugünden geçmişe bakmanın bugünden geleceğe bakış için de anahtar olacağı inancı ile. Sağlıklı birşey geçmişi deşmek, zaman zaman yapmak lazım ;-)<br /><br />Bugün anılar kutumuzdan çıkan belge <a href="http://tr.pardus-wiki.org/Pardus:Proje_Ana_S%C3%B6zle%C5%9Fmesi">Proje Ana Sözleşmesi</a>. Bu belge 2004 sonunda yeniden start alan Pardus projesinin o anki ve dört yıldır yürümekte olduğumuz yönün belirledi. İlginçtir, belgenin tam tarihine ulaşmak mümkün olmadı. Pardus web sitesinde 25 Şubat 2005 diyor, <a href="http://pardus.org.tr/belgeler/sozlesme.pdf">PDF dokümanı</a> üzerinde 16 Mart 2005 tarihi var. Oysa bu doküman Eylül 2004'de o zamanki Pardus ekibi elinde şekillenip Ekim 2004'ün ilk haftasında yayınlanmıştı. Netekim yarı-resmi proje tarihçemiz (sevgil MEren'in kulaklarını çınlatalım bu noktada, bu güzel çalışma için) 16 Ekim 2004 gününe <a href="http://tr.pardus-wiki.org/Pardus:Pardus_Tarihçesi#16_Ekim_2004">işaret ediyor</a>. Enteresandır, o zamanlar tek listemiz olan Uludag'da <a href="http://liste.pardus.org.tr/uludag/2004-October/thread.html">Ekim 2004</a> boyunca bu konuda bir mesaj yok, nasıl ilan etmişiz Ana Sözleşme'yi merak ettim. LKD'nin Linux-sohbet listesinde sevgili Barış bir soruya <a href="http://liste.linux.org.tr/pipermail/linux-sohbet/2004-November/000374.html">yanıt olarak bahsetmiş</a> Ana Sözleşme'den, tarih Kasım 2004. Neyse, bu kadar vakanüvislik yeter, Ekim 2004'ün ilk yarısı diyelim ve devam edelim...<br /><br />Uludağ Proje Ana Sözleşmesi tam olarak (bir iki yazım hatasını düzelttikten sonra) şu metin:<br /><br /><blockquote><em><strong>Uludağ</strong><br /><br /><strong>Proje Ana Sözleşmesi</strong><br /><br /><strong>1 Giriş</strong><br /><br /><strong>1.1 Vizyon</strong><br /><br />Uludağ, UEKAE tarafından, bilişim okur-yazarlığına sahip bilgisayar kullanıcılarının temel masaüstü ihtiyaçlarını hedefleyerek; mevcut Linux dağıtımlarının üstün taraflarını kavram, mimari ya da kod olarak kullanan; otonom sisteme evrilebilecek bir yapılandırma çerçevesi ve araçları ile kurulum, yapılandırma ve kullanım kolaylığı sağlamak üzere geliştirilen bir GNU/Linux dağıtımıdır.<br /><br /><strong>1.2 Destekleyici</strong><br /><br />TÜBİTAK/UEKAE<br /><br /><strong>1.3 Yürütücü</strong><br /><br />Erkan Tekman, Proje Yöneticisi<br /><br /><strong>1.4 Varsayımlar</strong><br /><br />• Proje GPL lisanslı bir özgür yazılım projesi olacaktır. <br /><br />• Proje özgür yazılım felsefesine uygun olarak kamuya açık olarak yürütülecek ve katkıcıların yardımlarını kullanacaktır.<br /><br />• Proje diğer Linux dağıtımlarının mimarilerini ve bileşenlerini devir alabilecek, açık kaynak kodlu (dağıtım bağımsız) projeleri doğrudan kullanabilecektir.<br /><br />• Özgür yazılımlar için yapılan yerelleştirme (Türkçeleştirme) çalışmalarının ürünlerin doğrudan kullanılacaktır.<br /><br /><strong>2 Proje Tanımı</strong><br /><br /><strong>2.1 Amaç</strong><br /><br />Dürtücü Teknolojiler (DT) olarak adlandırılan dağıtım altyapısını, Harcıalem Dağıtım (HD) olarak adlandırılan klasik dağıtım anlayışı ile birleştirerek; kullanışlı, kararlı ve geliştirilebilir bir işletim sistemi oluşturmak.<br /><br /><strong>2.2 Sınırlar</strong><br /><br />• Mevcut dağıtımların paketlere harcadıkları emek devir alınacak, paketlere (yazılımlara) dair yapılacak güncellemeler bunların üzerine yapılacak.<br /><br />• Kurulum uygulaması (installer), paket yönetim sistemi ve yapılandırma araçlarının ortak kullanacağı, merkezi bir altyapı (birleştirici katman) hazırlanacak.<br /><br />• Birleştirici katman hazırlanmadan önce kurulum uygulaması, paket yönetim sistemi ve yapılandırma araçları ya bu katman olmadan hazırlanacak ya da var olan özgür yazılımlardan seçilecek.<br /><br />• Dağıtım öncelikle Türkçe kullanan kullanıcılar için hazırlanacak.<br /><br /><strong>2.3 Kaynaklar</strong><br /><br />• Özgür yazılımlar<br /><br />• Mevcut Linux dağıtımları<br /><br />• Açık standart komiteleri<br /><br />• Dürtücü Teknolojiler üreten, diğer yenilikçi projeler<br /><br /><strong>2.4 Kısıtlar</strong><br /><br />• Proje Mayıs 2005 tarihinde yukarıdaki amacı gerçekleştirmiş bir deneme sürümü çıkarmak zorundadır.<br /><br />• Proje 2004 yılı içerisinde en fazla iki yeni eleman alabilecektir.<br /><br /><strong>3 Riskler ve Varlıklar</strong><br /><br /><strong>3.1 İlk 10 Risk</strong><br /><br /><strong>1.</strong> Ortak yol haritası oluşturamamak. Proje elemanlarının hedefe ulaşmak için tek bir yol ve ortak bir amaç üzerinde anlaşamamaları. Risk elemanlardan istenilen (ve beklenen) verimin alınamamasına neden olur.<br /><br /><strong>2.</strong> Terminolojide anlaşamamak. Tüm elemanların kullandığı ve tanımları yapılmış bir terminolojide anlaşamamak proje toplantılarının uzamasına, daha önemlisi kararların her eleman tarafından anlaşılamamasına neden olur. Alınan kararların anlaşılamamasından ötürü elemanlar görevlerini beklenen şekilde yerine getiremezler.<br /><br /><strong>3.</strong> Fikir/amaç uyumsuzlukları. Karar alma sürecine dahil olan elemanlar arasındaki fikir ve amaç uyumsuzluğu karar alma sürecini tıkar. Yavaş işleyen karar alma süreci verimi düşürür.<br /><br /><strong>4.</strong> Aldatıcı riskler üretmek. Tasarım toplantılarının yalnız fikir çatışması olarak görülmesi ve varsayımlar üzerinden yeni riskler üreterek tasarım toplantılarının değiştirilmesi.<br /><br /><strong>5.</strong> Uygulanmayan kararlar. Tüm ekip tarafından ortak karar ile kabul edilen ve/veya proje yöneticisi tarafından alınan kararların elemanlar tarafından uygulanmaması/uygulanamaması.<br /><br /><strong>6.</strong> DT'nin cazibesi. DT'nin cazibesine kapılıp HD bünyesinde yapılacak işlerin zamanından çalmak. Yapılacak tüm işi engeller, anlaşmazlıkları ortaya çıkarır.<br /><br /><strong>7.</strong> HD'nin gerekliliğinin abartılması. HD'nin gerekliliği nedeni ile DT'nin zamanından çalmak. DT'yi engeller, anlaşmazlıkları ortaya çıkarır, vizyonun gerçekleştirilememesine neden olur.<br /><br /><strong>8.</strong> Eldeki güce göre iş planı yapılamaması. Eldeki insan gücü (ve kaynağa) göre iş tanımı yapamamak, ulaşılması kaynaklar ile mümkün olmayan hedefler koymak.<br /><br /><strong>9.</strong> Yeni eleman alımında zorluklar. İstenilen yeteneklerde, gidilen yolu benimseyecek yeni elemanlar alamamak.<br /><br /><strong>10.</strong> Kullanılan araçlarda verimsizlik. Kullanılan geliştirme, iletişim, raporlama, vb. araçlarda; programlama dillerinde elemanların tam hakimiyet kuramamaları nedeni ile veya kullanılan araçların gerçekten verimsiz olmaları.<br /><br /><strong>3.2 Varlıklar</strong><br /><br />• Uzun bir zaman dağıtımların teknik problemleri ve bu problemlerin çözümlerine dair fikir oluşturmuş olduk.<br /><br />• Şimdiye kadar tasarım/fikir oluşturma/üretim(kodlama)/bilgi aktarma konularında yaptığımız tüm yanlışlar bu yanlışları daha kolay tanıyabilmemize yardımcı olacaktır.<br /><br />• Daha önce bir dağıtım oluşturmuş, mevcut dağıtımların nasıl çalıştıklarını hızlı bir şekilde çözüp çıkartabilen elemanlarımız var.<br /><br /><strong>3.3 İş Durumu</strong><br /><br />• Projenin bir iç ya da dış müşterisi bulunmamaktadır<br /><br />• UEKAE tarafından stratejik bir proje olarak değerlendirilmektedir.<br /><br />• Ürünün rekabetçi ve sürdürülebilir olması durumunda uygun iş modelleri oluşturulabilecektir.</em></blockquote><br /><br />Bu metne bakınca, öncelikle bir koalisyon görüyorum. Bundan dört sene önceki Pardus ekibi, içerisindeki farklı yaklaşımlar ve o anda son derece soyut olan tartışmalara referans noktası oluşturabilecek bir öncülün olmayışı nedeni ile ana sözleşmeye öyle sözcükler ve ifadeler dahil etmişiz ki... Sonra hayli fazla muğlaklık görüyorum bu belgede. Örneğin, <em>birleştirici katman</em> diye birşeyden sözediyoruz, şimdinin COMAR'ına denk geliyor büyük ölçekte, ama tarifimiz pek tarif edici olmamış. Ama bu da anlaşılır, Ana Sözleşme sonrasındaki üç sürümde COMAR iki kere baştan yazıldı, sonraki bir sürümde de ciddi bir altyapı değişikliği geçirdi. Muğlaklığı pratikte kaldırmak dahi kaç yılımızı almış...<br /><br />Dikkatimi çeken bir nokta İlk 10 Risk listesi... Sevgili Barış tarafından ve ekibin görüşleri doğrultusunda oluşturulan bu liste ve sonrasında güncellemeleri ile projenin risk yönetimini yapmaya çalıştık. Çok yapısal bir çaba değildi, ama bence genelde başarılı da olduk. Dönüp baktığımda en çok 8 ve 9. risklerin başımıza bela olduğunu görüyorum. 8. risk her zaman, 9. risk özellikle 2006'nın ikinci yarısından itibaren. Ve şu anda da güncel bu riskler. Bir diğer önemli risk de 6. sıradaki, yine hala bu tehlikeyi yaşıyoruz, ve doğal olarak önlemlerimizi almaya çabalıyoruz diğer yandan da. Risk yönetimi çalışmalarına yeniden başlıyoruz, risk muhtarı olarak sevgili Ozan Çağlayan'ı belirledik; pek yakında ilk 10 Risk listesi ile karşımıza gelecektir diye ümit ediyorum.<br /><br />Son olarak da dehşet bir öngörü görüyorum Ana Sözleşme'de. Dikkat adiniz, bu belge Pardus projesinin sıkıntılı ve karanlık bir sürecinde, neredeyse bir son çareye başvurulduğu sırada kaleme alındı. Başarısızlığın karşılığı projenin kapatılması olacaktı. Ama iki-üç haftada üzerinde anlaşmaya varabildiğimiz bu doküman yalnızca günü kurtarmadı, projenin izleyen üç yılını da tarif etti. Üç yıl diyorum, Pardus 2007 sonrasında artık bu belge projeyi yönlendirmekte yetersiz kalmaya başladı, yavaş yavaş yeni ve gözden geçirilmiş bir Ana Sözleşme gereksinimi hissedilmeye başlandı; ama o günkü koşullarımız bu değişikliğe izin verecek şekilde oluşmamıştı, emektar belgemiz bizi bir yıl daha taşıdı.<br /><br />Evet, Pardus projesi takvim üzerinde 5. yılını tamamladı ve mevcut Proje Ana Sözleşmesi ile hemen hemen 4 yıl yürütüldü. Şimdi sırada yeni bir Ana Sözleşme hazırlamak var: Pardus'un 2009-2011 yılları için planlarını yaparken bize rehberlik edecek, ilk sürümüne göre çok daha sağlam temellere dayanan ve dolayısı ile ilkine göre çok daha iddialı olacak olan, ilkinin teknoloji ve sonra kullanıcı ağırlıklı yaklaşımını iş ve kullanıcı ağırlıklı bir yaklaşım ile değiştiren bir Ana Sözleşme...<br /><br />Çalışmalara başladık bile: Ben bir taslak üzerinde çalışıyorum. Kısa zamanda tamamlanacak olan taslağı Pardus ekibi ve UEKAE ile paylaşarak son halini vereceğiz. En sonunda da UEKAE yönetiminin onayı ile resmiyet kazanacak Ana Sözleşmemiz. Hedefimiz ilki gibi Ekim başı...<div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8282218606170413279-1975857664438696022?l=rnrgumbo.blogspot.com'/></div>EThttp://www.blogger.com/profile/15864601143515090670noreply@blogger.com0tag:blogger.com,1999:blog-8282218606170413279.post-51901794737791149882008-08-14T11:11:00.001+03:002008-08-14T11:12:33.205+03:00remember? "a new pardus... in town..."<a href="http://www.linux.com"><img src="http://cekirdek.pardus.org.tr/~tekman/resim/xlc_logo.gif" border="0" alt="" width="330" height="82" /></a> <blockquote><em>My experience with Pardus was quite positive. The attention to detail, right down to skinning Amarok with the Pardus colors, is matched by the elegance of the installer and the efficacy of Kaptan and PiSi. Booting and running Pardus is quite speedy on my old AMD Sempron 2800+ with 512MB RAM; other distributions with similar features (such as Ubuntu) run slower on the same hardware. In short, I think Pardus is a distribution worth looking at for any Linux users who aren't happy with their current choice.</em></blockquote> yazının t&uuml;m&uuml; <a href="http://www.linux.com/feature/144002">burada</a> // the article is <a href="http://www.linux.com/feature/144002">here</a><div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8282218606170413279-5190179473779114988?l=rnrgumbo.blogspot.com'/></div>EThttp://www.blogger.com/profile/15864601143515090670noreply@blogger.com0tag:blogger.com,1999:blog-8282218606170413279.post-6293730363288777922008-07-21T14:14:00.007+03:002008-10-31T11:47:54.613+02:00Bilişim Dergisi: "Bir Hapsolma Masalı"<a href="http://www.tbd.org.tr">Türkiye Bilişim Derneği</a>'nin <a href="http://www.tbd.org.tr/yayinlar/dergi_listele.php?dergi=1">Bilişim Dergisi</a>'nin Haziran sayısında yayımlanan <strong>Özgürlük İçin...</strong> köşesi:<br /><br /><blockquote><em><strong>Bir Hapsolma Masalı</strong><br /><br />Son olarak Microsoft OOXML örneği üzerinden giderek standartlaşmanın temeli ve açık standartların özgür yazılımın gelişmesi açısından önemine değinmiştik, oradan devam edelim. Donanımı ve yazılımı genelde tedarik eden kullanıcının, yani sizin, bilişim sistemlerindeki tek varlığınız bu sistemlere girdiğiniz bilgi: Veri, malumat, enformasyon, bilgi, bildirim... Ne isimle anarsanız ve hangi işlenmişlik düzeyinde olursa olsun, kısaca “bilgi”. Aslında tüm bilişim sistemi bilgilerinizi saklayacağınız ve işleyerek yeni bilgiler elde edeceğiniz bir depolama ve üretim ortamından başka bir şey değil. Bilişim sistemlerinizin (donanımın, yazılımın, vb) sahipliğini sorgulamayabilirsiniz, ama bilgilerinizin, özellikle bilişim sistemine girdikten sonraki, sahipliğine çok dikkat etmelisiniz. Sonuçta, dedik ya, bu sistemde sizin olan tek varlık bilgi!<br /><br /><strong>Bir varmış bir yokmuş...</strong><br /><br />Bir bilişim sistemine belli bir yatırım yapıyorsunuz, donanımını ve yazılımını satın alıyorsunuz, kullanıcılarınızı eğitiyorsunuz, bakım ve desteğini alıyorsunuz, tedarikçilerinize tavsiye ediyor ve hatta zorunlu kılıyorsunuz, bu sistem üzerine size özel geliştirmeler ve değişiklikler yaptırıyorsunuz... Tüm bilgilerinizi bu sistemde depoluyor, işliyor ve yeniden depoluyorsunuz. Gittikçe daha yaygın ve daha etkin kullanmaya başlıyorsunuz bu sistemi... Bir süre sonra kendi üretim ve yönetim sistem ve süreçlerinizden biri haline geliyor...<br /><br />Ancak gün geliyor bu sistemle ilgili çeşitli soru işaretleri beliriyor zihninizde: Acaba çok mu para harcıyorsunuz bu sisteme? Alternatifleri daha çok işinize yarar mı görünüyor? Çok mu çağdışı kalmış sizin sistem, başkaları çok daha modern ve inovatif sistemler kurmuşlarken? Bakımı ve tutumu gittikçe daha zorlaşıyor ve pahalanıyor mu? Başka limanlara yelken açmanın zamanı gelmedi mi? Kararınızı veriyorsunuz: “Yarından tezi yok bu sistemden kurtulacağım, artık başka bir sistem kullanmam daha doğru!”<br /><br />Ve ertesi sabah acı gerçekle yüzyüze geliyorsunuz: Ne yazık ki epey bir zaman önce siz bu bilişim sistemine hapsolmuşsunuz, kurtuluş imkansız! İngilizce'ye lock-in diye yerleşmiş olan, bizim en yakın anlamı ile hapsolmak dediğimiz sendromun temelinde bilginize sahip olma/olamama çelişkisi yatıyor işte. Yıllarca büyük bir rahatlık ve güvenle bu bilişim sistemine girdiğiniz bilgiler geçen zaman içerisinde hayli evrilmiş ve artık yalnızca bu sistem tarafından işlenebilir hale gelmiş. Bu bir şey değil, artık bilgilerinizi bu sistemden alıp farklı bir sisteme taşımanız bile mümkün değil. Mümkün olsa bile çok yüksek maliyetle yapılacak bir iş, yeni sisteme geçişin size kazandıracağı pek çok avantajı bir kalemde silebilecek nitelik ve nicelikte bir maliyet!<br /><br /><strong>Mutsuz Son ve Mutlu Son</strong><br /><br />Sizin açınızdan hayli hazinli bir son: Mevcut sistemle hayatınıza devam ediyorsunuz. Ne kadar çağdışı kalsa, ne derece performansı düşse, maliyeti ne kadar fahiş olsa da... Başka çareniz yok çünkü, dedik ya, hapsolmuşsunuz.<br /><br />Peki bu masalda mutlu kimse yok mu? Var tabii... Mevcut sistemi size satan, kuran, işletenler. Artık inovasyon yapmak, üretim maliyetlerini düşürmek, süreçlerini etkinleştirmek zorunda değiller. Çünkü onlara mahkumsunuz, hapsolmuşsunuz! Önünüze sürecekleri faturayı ödemekten başka çareniz yok.<br /><br />Bu masalın sizin için mutlu şekilde bitmesini sağlayacak bir sihirli değnek var aslında: Açık standartlar. Bilginin yalnızca bilişim sistemleri arasında gidiş gelişte değil, bir bilişim sisteminde depolanmışken de açık standartlara uygun bir yapıda olmasını talep etmek. Bu sayede bilişim sistemi üreticilerinin hapsetme olanaklarını (ya da heveslerini) engellemek; bu sayede donanım ve yazılım üreticilerinin performans, işlevsellik, güvenlik ve maliyet alanlarında rekabet etmelerini şart koşmak...<br /><br />Avrupa Komisyonu (EC) ile Microsoft arasında son yıllarda yaşanan anlaşmazlığın, yüz milyonlarca Avroluk cezaların, OOXML oylaması ile ilgili soruşturmaların... altında yatan temel sorunsal bu işte. EC Microsoft'un (haydi orada sınırlı tutmayalım, iTunes ve iPod ile Apple'ın da) bilgiyi hapsetmemesini istiyor. Yoksa bu firmaları yazılım ve ürün bazında sorgulamıyor ya da kısıtlamıyor, tam tersine rekabete açık bir ortamda bu yazılımların ve ürünlerin daha da iyileşeceklerini düşünüyor ve ümit ediyor. Temel endişesi Avrupalı kullanıcının hapsolmaması, bilgisine sahip çıkması ve sonuçta özgürleşebilmesi.<br /><br />Özgür olmak için sizin de bilginize sahip çıkmanız gerekiyor, bunun için de hapsolmamanız..</em></blockquote><br /><br /><strong>Not:</strong> Yazının başlığı basılı dergide "Bir Mahkumiyet Masalı" olarak yer almış, doğrusu, yukarıda da yazdığı üzere, "Bir Hapsolma Masalı" olacaktı.<div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8282218606170413279-629373036328877792?l=rnrgumbo.blogspot.com'/></div>EThttp://www.blogger.com/profile/15864601143515090670noreply@blogger.com0tag:blogger.com,1999:blog-8282218606170413279.post-60539700045254690862008-06-22T11:18:00.006+03:002008-06-22T22:06:33.152+03:00Yaşasın "Özgürlük İçin..."<a href="http://www.ozgurlukicin.com" target="_blank"><img border="0" alt="Özgürlük için Pardus..." title="Özgürlük için Pardus..." src="http://www.ozgurlukicin.com/media/img/banner/banner01.png"></a><br /><br /><a href="http://www.ozgurlukicin.com">Özgürlük İçin...</a> hareketinin doğumu Şubat 2007'de olmuştu sanırsam, bir Pardus geliştiricileri toplantısında. Sonrasında ismi ve alanadını bir portala çevirme işini yürütmek üzere UEKAE, sevgili Ali Işıngör'ün firması artistanbul ile sözleşme imzaladı. pardus-oyun.org ve pardus-linux.org sitelerinden kimi katılımlar oldu, pardus-linux.org sitesinden kimi itirazlar yükseldi, vb. Ardından da site yavaş yavaş ortaya çıkmaya başladı, ilk başta ittire kaktıra; sonrasında gümbür gümbür. Her geçen gün içeriği güçlendi, altyapısı sağlamlaştı ve katılımcı sayısı arttı Özgürlük İçin...'in. Yeni, bir görsel tasarım ve forum ile yeni bir atak yaptı sonrasında. Tabii ki OOXML'e Hayır kampanyası ile Türkiye özgür yazılım camiasının liderliğine soyundu, Ankaralar'a kadar bizimle geldi, devlet kademelerine OOXML'in hukuksal ve kavramsal sıkıntılarını anlattı. Seminerler vermeye başladı, üniversitelerde şenliklere, sivil oluşumlara katıldı... Sonrasında e-Dergi geldi, harika görsel tasarımı ve gittikçe sağlamlaşan içeriği ile... Artık bilgisayar dergilerinin aranan elemanlarıydılar "Özgürlük İçin... referanslı" genç yazarlar. Oyun sunucusu devreye girdi ve doldu doldu taştı... Bunları yazarken "yahu gerçekten bu işin başlangıcından bu yana yalnızca bir buçuk yıl mı geçti, 2006 olmasın?" diye düşünmekten alamıyorum kendimi.<br /><br />Muhteşem bir iş çıkardı camiamız, benim beklentilerimi kesinlikle aştı ve ileriye çok ümitle bakmamıza vesile oldu. artistanbul'un hakkı da ayrı; başta sevgili Ali, sonra Ahmet(ler), Akın ve Seda, hemen ardından Uğur, Denis ve Rasim; tüm takım sözleşmenin gerektirdiğinin kat kat fazlasını yaptılar, camiaya örnek oldular. Sonra camiadan arkadaşlarımız, Deniz Ege, Ekrem, Gökmen, Eren, adlarını şu anda anımsayamadığım için kendilerinden özür dilediğim onlarca diğeri... Pardus camiasının oluşmasına yaptığınız katkıların ne kadar önemli olduğunu söylememe gerek yok ve bunun Türkiye'de özgür yazılımın gelişmesine vereceği desteği. Ellerinize kollarınıza sağlık!<br /><br />Bunları neden yazıyorum ve neden bugün yazıyorum? Biraz önce öğrendiğime göre <a href="http://www.lkd.org.tr">Linux Kullanıcıları Derneği</a>'nin geleneksel yarışmasında En İyi Basılı/Görsel İçerik dalında Özgürlük İçin..., Yılın Pengueni seçilmiş.<br /><br />Tüm Özgürlük İçin... camiasına tebrikler, yapacaklarınızın yanından şimdiye kadar yaptıklarınızın sönük kalacağından eminim, hatta bunu biliyorum. Yanınızdayız, arkanızdayız!<div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8282218606170413279-6053970004525469086?l=rnrgumbo.blogspot.com'/></div>EThttp://www.blogger.com/profile/15864601143515090670noreply@blogger.com1tag:blogger.com,1999:blog-8282218606170413279.post-4627869080025113032008-06-13T00:02:00.003+03:002008-06-13T00:09:22.416+03:00Bilişim Dergisi: "'Tehlikenin Farkında mısınız?'"<a href="http://www.tbd.org.tr">Türkiye Bilişim Derneği</a>'nin <a href="http://www.tbd.org.tr/yayinlar/dergi_listele.php?dergi=1">Bilişim Dergisi</a>'nin Mayıs sayısında yayımlanan <strong>Özgürlük İçin...</strong> köşesi:<br /><br /><blockquote><em><strong>"Tehlikenin Farkında mısınız?"</strong><br /><br />Birkaç yazıdır inovasyon üzerine yoğunlaşmış durumdayız. İnovasyon yeni şeyler yapma ya da eski şeyleri yeni şekillerde yapma durumuna verdiğimiz ad. İlla bir icat ya da keşif kadar çarpıcı ve parlak olmak zorunda değil. Ama sonuçta hızla yarara dönüşecek kadar gerçeğe yakın ve pratik olmalı. İş dünyasının gözünden baktığınızda onyıllar değil aylar ve yıllar içerisinde üretime aktarılabilecek ve rekabet avantajı ya da doğrudan kar getirecek bir şey. İnovasyonda her zaman daha öncekine göre bir farklılık ve yenilik var, ama her farklı ve yeni olan da inovasyon değil. Belki de inovasyon kavramının iş çevrelerinde bu derece cazip olmasının bir nedeni de bu muğlak tanımı...<br /><br />Standartlaştırma ise çoğu zaman inovasyona ters yönde, en azından inovasyonu engelleyici nitelikte bir hareket. İşlerin, şeylerin ne olduğunu ve nasıl yapıldığını herhangi bir şüpheye meydan vermeyecek şekilde iyi tanımlamak gerekiyor bir standart üretmek için. Çünkü standartlaşmanın temel amacı kaliteyi yükseltmek, maliyetleri düşürmek ve rekabeti artırmak. Standartların varlığı pazardaki büyük ve güçlü aktörlerin çok arzu ettiği bir şey değil, ama giriş engellerini düşürmesi nedeniyle yeni ya da küçük aktörler için bir güvence. <br /><br />Son kullanıcı ve tüketici açısından ise bu ikili yapının sürekli bir dönüşüm içerisinde olması en iyisi: Pazarın düşük fiyatları ve rekabeti tercih ettiği alanlarda standartlaşma yönünde baskı ve çabalar artıyor, yeni işlevsellik gerektiğinde ise standart dışına taşan inovatif değişimler ön plana çıkıyor. Bu sayede ne çağdışı kalmış standartlara mahkum kalıyoruz sürekli, ne de baş döndüren ama gerçek anlamda değer yaratmayan bir inovasyon çılgınlığına kapılıyoruz. Aslında hem o, hem de diğeri. Sektörün ve pazarın durumuna göre kimi standartlar onlarca yıl dayanabilirken, kimileri ancak sürekli güncellenerek gereksinimlere yanıt verebiliyorlar. <br /><br />Standart oluşturma, özellikle büyük aktörlerin baskın konum elde etmemeleri için, uluslar ve şirketler üstü tarafsız organlar (ISO ve TSE gibi) eliyle yürütülüyor. Bu sayede standartların gerçek amacı, yani rekabeti artırma işlevi yerine gelebiliyor. İnovasyon ise büyüklü küçüklü her türlü piyasa aktörü tarafından hayata geçirilebiliyor; her ne kadar yaygın kanı büyük aktörlerin inovatif olma konusunda biraz geri kaldıkları yönünde olsa da.<br /><br />Özgür yazılımların gelişmesi ve yaygınlaşması standartların açık ve hatta özgür olması ile son derece ilişkili. Sonuçta hiçbir bilişim sistemi tek başına işlev görmüyor artık, farklı sistemlerle birlikte çalışıyor, ya veri alıyor, ya veri gönderiyor; ya iş yaptırıyor, ya iş yapıyor başkalarına. Farklı sistemler arasındaki arayüzlerin “ne olduğunu ve nasıl yapıldığını herhangi bir şüpheye meydan vermeyecek şekilde iyi tanımlamak gerekiyor” birlikte çalışabilmeleri için. Özellikle özgür yazılım ürünleri genelde zaten sahipli ürünlerin mevcut olduğu sistemlere dahil edildikleri için bir tekel oluşmaması, ya da özgür yazılımların önüne bir engel çıkarılmaması için bu, yani standartlaşma son derece elzem. Tabii ki bu standartların özgür yazılım geliştiricilerine açık, kolayca erişilebilir olması gerekiyor; erişildiklerinde de makul bir çaba ile gerçeklenebilmeleri, herhangi bir fikri mülkiyet hakkı engeline ya da rüçhan hakkı ödemesine takılmadan kullanılabilmeleri. Aksi durumda mevcut sahipli yazılım ürünleri özgür yazılımlara birlikte çalışma fırsatı tanımadan bir tekel oluşturabiliyorlar.<br /><br />Geçtiğimiz ay Microsoft tarafından geliştirilen ve aslında bir standart değil de bir “ürün” olarak kabul edilmesi gereken Office Open XML (OOXML) dosya biçemi belirtimi, Microsoft'un dünya çapındaki lobi faaliyetleri ve kimi sorgulanabilir girişimleri sonucu ISO tarafından bir uluslararası standart (ISO/IEC DIS 29500) olarak kabul gördü. OOXML içerisinde neler yok ki: Mevcut ve hayli güncel bir uluslararası standart (ISO/IEC 26300 OpenDocument Format) ile büyük ölçüde çakışma ve çelişme, 8.000 sayfa civarında dokümantasyon, Microsoft dahil herhangi bir üretici tarafından gerçeklenmemiş bir belirtim, bol miktarda sahipli teknolojilere atıf, fikri mülkiyet (patentler vb) kapsamında korunmakta olan teknolojiler, daha neler neler... Şimdi yazdıklarımızı başından itibaren bir kez daha okuyun, “tehlikenin farkında mısınız?”</em></blockquote><div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8282218606170413279-462786908002511303?l=rnrgumbo.blogspot.com'/></div>EThttp://www.blogger.com/profile/15864601143515090670noreply@blogger.com0tag:blogger.com,1999:blog-8282218606170413279.post-31691309284246524202008-06-12T22:40:00.006+03:002008-06-13T02:03:28.781+03:00newspapers write it: "there is a new pardus in town"<a href="http://blogs.the451group.com/opensource/"><img src="http://cekirdek.pardus.org.tr/~tekman/resim/451.png" border="0" alt="" width="280" height="85" /></a> <blockquote><em>There are sporadic examples of Turkish open source projects. In August 2007 Turkey’s Military Recruitment Division, which is part of the Ministry of Defense, announced that it was switching to Pardus Linux on all of its 4,500 desktops and more than five hundred servers.<br> <br />Pardus is also being used by Turkish Radio and Television Supreme Council as part of its digital television archive and analysis project.<br><br />[...] Other early adepter success stories include Manisa Health Directorate, Petrol-Is, and Neziroglu Motors, all of which are using Pardus Linux.</em></blockquote> <br />yazının tümü <a href="http://blogs.the451group.com/opensource/2008/06/12/open-source-tour-of-europe-turkey">burada</a> // the article is <a href="http://blogs.the451group.com/opensource/2008/06/12/open-source-tour-of-europe-turkey">here</a><div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8282218606170413279-3169130928424652420?l=rnrgumbo.blogspot.com'/></div>EThttp://www.blogger.com/profile/15864601143515090670noreply@blogger.com0tag:blogger.com,1999:blog-8282218606170413279.post-29065906143370357982008-06-04T14:10:00.007+03:002008-06-04T21:00:08.359+03:00"... and they lived happily ever after"<center><img src="http://cekirdek.pardus.org.tr/~gokmen/timer.php?en&black"></center><br />The #1 Pardus supporter outside Turkey Mr. Willem Gielen and his beloved fiance Ms. Mahican Emeni are married as of today. The wedding ceremony took place in Rotterdam Museum of Natural History, if I'm not mistaken, and under a bright sunny sky, what looks like. Willem is the founder of the Dutch Pardus Users' Group, and pardus-linux.nl web site, and Pardus world forum. Mahican is pursuing a career in medicine, as Willem (he indeed does; IT, Linux and Pardus are his hobbies). They both are very lovely personalities and their hospitality is world class, I should add.<br /><br />I, hereby, unofficially, declare that, the <a href="http://worldforum.pardus-linux.nl/index.php?topic=1725.0">Pardus 2008 Beta1</a>, which has been released today, shall be known as <strong>"Willem-Mahican"</strong> from now on.<br /><br />Dear Willem and Mahican, I wish the best for you on behalf of the Pardus core team, developers, and users; and a life full of love and happiness...<div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8282218606170413279-2906590614337035798?l=rnrgumbo.blogspot.com'/></div>EThttp://www.blogger.com/profile/15864601143515090670noreply@blogger.com0tag:blogger.com,1999:blog-8282218606170413279.post-3821381683907409812008-05-25T02:08:00.012+03:002008-06-13T00:16:00.506+03:00Pardus'a Saldırmanın Karşı Koyulmaz Cazibesi...<blockquote><em><strong>Ön not:</strong> Bu yazının kafamda ilk şekillenen hali hayli kişisel, 10-15 yıllık bir seyahatin mola noktalarına değinen, deyim yerindeyse proje gibi kendimi de hayli faş eden bir metindi. Sonradan bu yapıdan vaz geçtim, belki de çekindim ve korktum; daha resmi, daha mesafeli ve daha objektif bir konumda kalmayı tercih ettim. Bir gün "Bu Pardus da Nereden Çıktı?" mealinde bir kitap yazacak olursam, o zamanlara kadar hafızam bana fazla ihanet etmezse, o gün geldiğinde çekinmez ve korkmazsam o hikayeyi de öğrenebilirsiniz.</em></blockquote>Pek çok özgür yazılım projesini gıpta ile izliyorum, o projelerin yöneticilerinin yerinde olmak istemiyorum, ama Pardus'un değil de o projelerin başında olmanın nasıl bir hafiflik duygusu yaratacağını merak ediyorum. Neden mi? Anlatayım...<br /><br />Benzer bir Linux dağıtımı projesinin başındaki kişi olarak yıllar süren çabalarınız ve son derece hassas ve dikkatli çalışmalarınız sonrasında bir kişisel bilgisayar üreticisini kendi dağıtımınızı ön-yüklü dağıtmaya ikna etseniz başarılı addedilir, alkışlanır, takdir toplarsınız...<br /><br />Ya da bir özgür yazılım projesi yöneticisi olarak amaç ve hedefini bir ürün ortaya koymanın ötesine geçirseniz, proje olarak o memleketin bilişim sahnesinde kayda değer bir değişiklik yapmayı hedeflediğinizi ilan etseniz, "bilişim ihracatı"ndan bahsetseniz hemşehrileriniz bunları duymaktan sevinir, heveslenir, daha şevkle sarılırlar işlerine...<br /><br />Misal, işinizi yalnızca bir yazılım projesini yönetmek olarak görmeyip proje ve ürününüzün basın ve halkla ilişkilerine, tanıtımına, camia ilişkilerine de eğilseniz ve projeler geliştirseniz, bir yandan mekanik yazılım üretim sınırını aştığınız için takdirle karşılanır, diğer yandan da giriştiğiniz işin zorluğu karşısında destek bulursunuz...<br /><br />Veya bir Linux dağıtımının yöneticisi olarak bir dizi danışma sonrasında sürüm isimleri ile çevre ve doğa bilinci ve sevgisini geliştirmeye, dikkati nesli tehlikedeki canlılara çekmeye karar verseniz bu hareketiniz çevreciler tarafından büyük destekle, diğerleri tarafından da saygıyla karşılanır...<br /><br />Pardus projesinin başındaysanız, ASLA! Herhangi bir yapıcılığı olmayan "yannışsın!" tonunda eleştirilirsiniz, itham edilirsiniz, dalga geçerler sizinle, hakarete uğrarsınız...<br /><br /><img src="http://cekirdek.pardus.org.tr/~tekman/resim/pardusman_bm.png" style="float: left; margin-right: 10px;" width="108" height="200">Neden? Anlamakta çok güçlük çekiyorum... Neden bir yandan çok amansız birer özgür yazılım, Linux ve hatta Pardus destekçisi olduklarını söyleyen kişiler projenin ileri doğru adım atmasından ya da hedefini büyük tutmasından rahatsız olur? Neden yaptıklarınız ya da yapmaya çalıştıklarınız, hem de dokuz kat yabancılar tarafından değil, aslında omuz omuza ter dökmeniz gerekenlerce küçük görülür ve küçük gösterilmeye çalışılır? Neden kendi lisanınızda, aynı toprakları paylaştığınız insanlarca yazılmış olumlu ya da ciddi ve derinlikli değerlendirme yazıları bulamazsınız, buna karşın Kanada'dan, Polonya'dan, Japonya'dan alkışlar ulaşır kulaklarınıza? Neden daha iyiye ve daha güzele doğru yarışmak için çabalarken sürekli çelmeler, tekmeler gelir bacaklarınıza, ayaklarınıza? Neden bir Cumartesi gecesi saatin 3'ünde yeni projeleri, atılımları, aşılacak zorlukları değil de bunları düşünür ve yazarken bulursunuz kendinizi? Neden?<br /><br />İlk gününden beri Pardus projesine çok saldırıldı. <strong>Saldırı</strong> diyorum, çünkü başka sözcük bulamıyorum durumu tarif için. İçeriden, dışarıdan; yukarıdan, aşağıdan; gizli, açık çok saldırıldı... Sinirsel ve zihinsel olarak kesinlikle, bu yetmez gibi fiziksel olarak çok yıpratıldık. Tüm hal ve tavırlarımızda olmasa bile eğilim ve yönelimimizde doğru olduğumuzu biliyorduk, dayandık... Artık haklı çıktığımız daha iyi ortaya çıkıyor: Misal, GSoC'dayız; misal, escort Pardus ön-yüklü kişisel bilgisayarlar satıyor; misal, Kubuntu gelecek sürümlerinde Pardus teknolojilerini kullanmayı tartışıyor, düşünüyor; misal, camia sitemiz Özgürlükİçin.com haftadan haftaya, aydan aya erişim sayısını katlıyor... Daha misaller çok, sıradalar, birer birer suyun yüzüne çıkacaklar. Ve eminim ki saldırılar durmayacak, hatta belki daha da artacak...<br /><br />Ben Erkan Tekman... Pardus projesini yönetiyorum... Türkiye'de ve dünyada Pardus'un ve özgür yazılımın başarısı için çalışıyorum ve bu yolda çalışmaya devam edeceğim... Gücüm yettiğince, sabrım elverdiğince... Onlar da saldırmaya devam etsin... Buradayım! Beklerim...<div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8282218606170413279-382138168390740981?l=rnrgumbo.blogspot.com'/></div>EThttp://www.blogger.com/profile/15864601143515090670noreply@blogger.com12tag:blogger.com,1999:blog-8282218606170413279.post-82333601403166675442008-05-08T02:27:00.002+03:002008-05-08T02:32:29.866+03:00Bilişim Dergisi: "Pardus, İnovasyon ve TIO"<a href="http://www.tbd.org.tr">Türkiye Bilişim Derneği</a>'nin <a href="http://www.tbd.org.tr/yayinlar/dergi_listele.php?dergi=1">Bilişim Dergisi</a>'nin Nisan sayısında yayımlanan <strong>Özgürlük İçin...</strong> köşesi:<br /><br /><blockquote><em><strong>Pardus, İnovasyon ve TIO</strong><br /><br />Sözümüzü TIO'dan, yani “toplam inovasyon fırsatı”ndan bahsederek bitirmiştik son yazımızda. Oradan devam edelim, hem de birkaç örnek vererek TIO'dan neyi kastettiğimizi ve özgür yazılımın neden yüksek TIO vadettiğini açıklayarak.<br /><br />Pardus, biliyorsunuz, temelde bir Linux dağıtımı: Linux çekirdeği, çok bilinen çeşitli özgür yazılım uygulamaları (başta Firefox, OpenOffice.org olmak üzere gimp, Amarok, K3B ...), az bilinen pek çok özgür yazılım uygulaması (digikam, Akregator, Kopete ...) ve bunların bir arada, barış içerisinde yaşamasını sağlayan tümleştirme (entegrasyon) çerçevesi ve uygulamaları (kurulum yazılımı, paket yönetim sistemi, yapılandırma sistemi ...). Dünyada 400'ün üzerinde Linux dağıtımı var, binlerce kişinin katkıda bulunduğu “evrensel” işletim sistemi Debian'dan birer kişilik mikro projelere. Buna karşın bahsettiğimiz tümleştirme çerçeveleri sayıca pek az: Red Hat/Fedora'nın RPM temelli sistemi, SuSE/Novell'in YaST merkezli sistemi, Debian ve türevlerinin (örneğin Ubuntu ailesi) dpkg temelli sistemi, Gentoo'nun emerge temelli sistemi. Pardus macerasının ta başında, bu sistemleri hallice bir değerlendirmeden geçirip, artı ve eksilerini tartıp, hiçbirisini kullanmamaya ve yeni bir çerçeve yaratmaya karar verdik. Sonuçta, benim “Pardus teknolojileri” diye adlandırdığım paket yönetim sistemi PiSi, yapılandırma çerçeve ve araçları ÇOMAR, yapılandırma arayüzleri TASMA ve Kaptan, kurulum yazılımı YALI ve iki elin parmaklarını geçmeyen kuzenlerinden oluşan yepyeni ve hayli inovatif bir yapı oluşturduk.<br /><br />Bu kararımız yıllardır sürekli sorgulandı, “Neden bu insan gücünü farklı bir alana yönlendirmediniz? Neden tekerleği yeniden keşfetmek istediniz?” diye soruldu duruldu. Ama özellikle son zamanlarda gördük ki, Pardus teknolojileri sayesinde Pardus temelli sistem ve çözümlerde inovasyon yapma ve değer katma potansiyeli, hadi adını koyalım, toplam inovasyon fırsatı, yani TIO çok çok artmış. Bir yandan modüler, hafif ve güne uygun bir tasarım kullanan, diğer yandan da Pardus ekibince geliştirilmesi nedeniyle ciddi bir bilgi birikimi üzerine oturan Pardus teknolojileri sayesinde, başka sahipli ya da açık/özgür sistemlerle gerçekleştirilmesi çok zor, hatta imkansız olacak çözümler, hızla ve kolayca gerçeklenebiliyor.<br /><br />İlk örnek dağıtık bir mimariye sahip bir kurumsal kullanıcımızdan: Yüzlerce noktada kullanılacak, buna karşın yerinde yüksek yetenekli bir işletme ve bakım ekibi bulundurulamayacak sistemleri için kolay ve hızlı kurulabilen, ayrıca uzaktan yönetilebilen bir yapı gerekiyordu. ÇOMAR üzerine yaptığımız bir ek ile uzaktan yönetimi, YALI'ya yaptığımız ekler ile hızlı kurulumu sağladık. Sonuçta başka sahipli ve açık sistemlerle günler ve hatta haftalar sürebilecek kurulum işini günlere ve hatta saatlere sığdırabildik. Öte yandan hazır ürünlerle gerçeklenmesi için yüzbinlerce YTL harcanması gerekecek uzaktan yönetim sistemini hayli cüzi bir insan gücü kullanımı ile gerçekleştirebildik. Pardus teknolojileri kullanıcıya özgü inovatif çözümleri hızla ve makul bir maliyetle geliştirebilmemizi sağladı.<br /><br />Bir başka örnek de potansiyel çözüm ortaklarımızdan birisi ile yaptığımız çalışma: İşletim sistemi yüklü olarak dağıtımı yapılacak ama yönetici parolası belirleme ve kullanıcı hesabı oluşturma işleri uç noktalarda gerçekleştirilecek çok sayıda PC için bir çözüm arıyorlardı. YALI'da yaptığımız ufak tefek değişikliklerle işletim sistemi kurulumunu merkeze, ilk tanımlamaları uçlara taşıdık. Hem de uçtaki kullanıcılardan herhangi bir teknik bilgi ve beceri kullanımı beklemeden. Birkaç günde geliştirdiğimiz YALI_OEM ile hem bu kullanıcının ve hem de pek çok olası müşterinin sorunlarını kolaylıkla çözüverdik. Aynı şeyi farklı bir Linux dağıtımı ile gerçekleştirmenin hiç de bu kadar kolay olmayacağından emin olabilirsiniz.<br /><br />Pardus teknolojileri hem biz, hem çözüm ortaklarımız ve hem de kullanıcılarımız için hayatı kolaylaştırıyor. Hem, sadece ilk geliştirildikleri halleri ile değil, sundukları inovasyon fırsatları, yüksek TIO ile. Tüm sistemin özgür bir lisansla dağıtılıyor ve aktif bir camia tarafından destekleniyor olması da bağımsız geliştiricilerin elde edilebilirlik ve sürdürülebilirlik konusundaki soru işaretlerini tümüyle ortadan kaldırıyor. İyi ki özgür inovasyon yolunu seçmişiz...</em></blockquote><div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8282218606170413279-8233360140316667544?l=rnrgumbo.blogspot.com'/></div>EThttp://www.blogger.com/profile/15864601143515090670noreply@blogger.com0tag:blogger.com,1999:blog-8282218606170413279.post-43594266310165174762008-04-24T23:54:00.004+03:002008-04-25T15:57:49.876+03:00Pardus Welcomes GSoC Students...From our beloved Çağlar's <a href="http://cekirdek.pardus.org.tr/~caglar/zangetsu/blog/2008/04/22/340/">blog</a>:<br /><br /><blockquote><em>The Pardus Project is pleased to announce that Google has agreed to sponsor five student slots.<br /><br />Congratulations, and welcome to the Pardus community! We are looking forward to the successful completion of the following interesting projects:<br /><br /><ul><li><strong>A System Restore Project for Pardus</strong><br />by <strong>Mehmet Ozan Kabak</strong>, mentored by Gökmen GÖKSEL<br /><li><strong>Pardus CD/DVD/USB Distribution Wizard</strong><br />by <strong>Türker Sezer</strong>, mentored by S.Çağlar Onur<br /><li><strong>Internet Connection Share Module</strong><br />by <strong>Cihangir Beşiktaş</strong>, mentored by Pınar Yanardağ<br /><li><strong>802.1x support for network manager</strong><br />by <strong>İşbaran Akçayır</strong>, mentored by Gökçen Eraslan<br /><li><strong>PISI - Package Signing Mechanism</strong><br />by <strong>Serdar DALGIC</strong>, mentored by Faik Yalçın Uygur</ul><br />Student projects will be worked on roughly full time (~40 hours/week) between May 26th and August 18th.</em></blockquote><br /><br />A hearthly welcome to the "maginificent five" from me as well... Hope you will each become a-heck-of-a-free-software-developer by late August!<div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8282218606170413279-4359426631016517476?l=rnrgumbo.blogspot.com'/></div>EThttp://www.blogger.com/profile/15864601143515090670noreply@blogger.com0tag:blogger.com,1999:blog-8282218606170413279.post-90957619914704754332008-04-24T22:37:00.004+03:002008-04-24T23:53:44.384+03:00Küresel-Ulusal İkilemiBiliyorsunuz, ilk halk karşısına çıktığı 2005 Şubatı'ndan bu yana Pardus'un göbek adı "Ulusal İşletim Sistemi". Bu göbek adını pek çok platformda, hatta proje ekibinden arkadaşlara bile, defalarca açıklamam ve hatta savunmam gerekti geçen üç yıl boyunca. Sanırım en deerli toplu ve doyurucu açıklamam yine bu günlükte yer alan <a href="http://blog.erkantekman.org/2007/05/milli-yerli-egemenlik.html">bir yazı</a> oldu. Başka mecralarda da "ulusal"dan, "milliyetçilik"ten ne anladığımı yazdım-çizdim zamanında; meraklısı ya biliyordur, ya bulur okur. Ama son tahlilde bir "yurtsever" olduğum itiraf etmek durumundayım, mevcut konumum da bunu açıklıyor ya zaten...<br /><br />Öte yandan da bireyin üstünlüğüne, sınırsız yaratıcılığa, rekabete inanan, ve bu bağlamdan hareketle de insanları ayıran her türlü betimlemeye (cinsiyet, ırk, din, millyet, ...) karşı çıkan biriyim. Evet, "enternasyonalist" ve "globalist"im; her ikisi de çeşitli çekincelerle :-P<br /><br />Doğal olarak bu iki cami arasında bi-namaz kalıyorum zaman zaman ve hatta sık sık. Küresel-ulusal ekseninde zihnim sünüp duruyor, bir o yana bir bu yana sallanıp duruyor...<br /><br />Alın son günlerden iki haber: <br /><br /><img src="http://www.radikal.com.tr/veriler/2008/04/21/bin.gif" width="160" height="112" style="float: left; margin-right: 10px;">İstanbul Belediyesi'nin şovunda 165 bin domino taşı bir fiske ile devrilerek <a href="http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=253568">Türkiye rekoru kırılmış</a>. Ne güzel! Japonyalar'da, Hollandalar'da izlediğimiz o şovlar artık bize de geliyor; biz de daha büyük, daha çok, daha uzun domino taşı dizileri yapıp devirmeye başlayacağız artık. Dünya rekoru 4 milyonmuş, ne gam; her uzun yol bir adımla başlar, zamanı gelecektir milyonların da. İlk PiSi paketinin oluşturulduğu günü anımsıyor musunuz? Ama o da ne? Meğersem İstanbul'daki dominoları dizenler de Hollanda'dan gelmişler. Tasarım ithal, taşlar ithal, operasyon (en azından operasyonun yönetimi) ithal. Bizim katkımız olsa olsa "amelelik", gösterilen yere gösterilen taşı koymak. Katma değeri düşük, kolaylıkla yeri doldurulabilir, rekabet gücü az... E, o zaman bunun neresi "Türkiye rekoru"? Sırf İstanbul'da oldu diye mi? Eh o zaman parasını bastırsalardı da 5 milyon taş dizdirselerdi, şanımız yürürdü...<br /><br /><img src="http://muze.sabanciuniv.edu/ssm/userfiles/Image/SSM/koleksiyonlar/hat/hat_kols_2_210x230.jpg" width="210" height="230" style="float: right; margin-left: 10px;">Sakıp Sabancı Müzesi (SSM) Osmanlı Hat Koleksiyonu Sevilla'da Real Alcazar Sarayı'nda <a href="http://muze.sabanciuniv.edu/bulletin/bulletin.php?lngBulletinID=54">sergilenmeye başlanmış</a>. Rahmetli Sakıp Sabancı'nın dillere destan bir hat koleksiyonu vardı. Sağlığında SSM'yi kurup bu koleksiyon da dahil pek çok eser, bu arada oturmakta olduğu evi de müzeye bağışlayınca koleksiyon SSM Osmanlı Hat Koleksiyonu adını aldı. Sakıp Ağa'nın koleksiyonu iken tüm dünyayı gezen hatlar, bu bahar, bu kez yeni adı ile, yeniden yollara düştü ve önce Madrid'de, şimdi de Sevilla'da sergileniyor. Hem de, ironik bir şekilde, Kanuni Süleyman'ın Avrupa'daki baş rakibi Şarlken'in sarayında. Ne güzel! Küratörü bizden, eserleri bizden, sahibi de bizden... Ama bir bakıyoruz, o meşhur Alkazar Sarayı'nın en hususi odalarında koleksiyonun sunumunu tasarlayan mimari ofisi dışarıdan. Yahu, Türkiye'de ne tasarımcılar, ne mimarlar var, bu eserleri o mekana doğru bir şekilde yerleştirecek bir adem evladı bulamadınız mı? Tarihin derinliklerinden kaynayıp gelen bu eserlerin sunumunu da çağdaş bir Türkiye tasarımcısı yapıverse, kremayı da o koyuverseydi...<br /><br />Bu durumlarda ulusalcı/milliyetçi/yurtsever damarım şaha kalkıyor, delleniyorum. Evet, bireyin üstünlüğüne, sınırsız yaratıcılığa, rekabete inanıyorum. Ama kendini bu memleket ile anmayı seçen, buraların vatandaşı olmuş arkadaşların üstünlüğüne ve sınırsız yaratıcılığına da inanıyorum, Hollandalı domino dizicilere ve memleketini bilmediğim mimarlara inandığım kadar. Bizim domüno dizicilerimiz ile bizim mimarlarımızın dünyanın dört bir köşesinde meslektaşları ile rekabet içerisinde olmaları gerektiğine de fena halde inanıyorum. Ama eğer biz domino dizicilerimize ve mimarlarımıza ilk adımı atma şansı vermezsek bu arkadaşların uzun yolculuklarına bir türlü başlayamayacaklarını da görüyorum. Pardus'un MSB'de masaüstü (ve kısmen sunucu) işletim sistemi olarak seçilmesi sürecini anımsıyorum ve bu arkadaşların duygu ve düşüncelerini anlayabiliyorum. Gerek İBB'nin, gerekse SSM'nin tedarik kararlarında memlekette yaratılacak katma değeri artırıcı, yurttaşların rekabet gücünü artırıcı yolları tercih etmeleri gerektiğini düşünüyorum. İBB'nin laleler konusunda yaptıklarına, SSM'nin de müze müdürü ve koleksiyon küratörü (aynı kişiler) seçimine baktığımda aslında onların da bu kaygılara pek de yabancı olmadıklarını düşünüyorum. Biraz daha fazlasını istiyorum...<div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8282218606170413279-9095761991470475433?l=rnrgumbo.blogspot.com'/></div>EThttp://www.blogger.com/profile/15864601143515090670noreply@blogger.com0tag:blogger.com,1999:blog-8282218606170413279.post-28067152332826029172008-04-11T01:35:00.002+03:002008-04-11T01:44:38.126+03:00Özgürlük İçin e-dergiGenelde bağlantı yayınlamaktan hoşlanmam, ya alıntı yaparım ya hiç bahsini etmem. Ama şu anda elimde öyle bir malzeme var ki bunun bağlantısını yayınlamamak büyük ayıp, ayıp ne kelime günah olur! Özgürlük İçin tarafından yayınlanan e-derginin Nisan 2008 tarihli <a href="http://www.ozgurlukicin.com/e-dergi/">ilk sayı</a>sı.<br /><br /><a href="http://www.ozgurlukicin.com/e-dergi/"><img src="http://www.ozgurlukicin.com/media/upload/image/oi-edergi-kapak.jpg" width="" height="" style="float: right; margin-left: 10px;"></a>e-dergi'yi biraz önce LKD gezegenine düşen RSS haberinden gördüm (kişisel açıdan hoş bir çelişki), indirdim, şöyle bir göz attım ve bayıldım. Evet evet, daha başlıklar hariç tek satırını okumadım, ama yine de bayıldım. Görsel aşıdan harika, içerik açısından son derece doyurucu, bilgi açısından büyük olasılıkla yetkin ve yeterli... Daha ne diyeyim! Tüm emeği geçenlere binlerce teşekkür... Bu arkadaşları aralarından çıkaran camiaya binlerce sevgiler... Özgürlük İçin camiasının oluşturulması herhalde Türkiye özgür yazılım hareketinin en önemli kilometre taşlarından bir olarak anılacak <br />ileride!<br /><br />e-dergi'yi henüz okumadıysanız indirin ve okuyun! Okuduysanız arkadaşlarınıza alık verin! Ayda bir yayınlanacakmış, şimdiden gelecek sayıyı beklemeye başlayın! Ne kadar ele ulaşsa azdır...<div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8282218606170413279-2806715233282602917?l=rnrgumbo.blogspot.com'/></div>EThttp://www.blogger.com/profile/15864601143515090670noreply@blogger.com0tag:blogger.com,1999:blog-8282218606170413279.post-62335523712684637752008-04-02T14:54:00.004+03:002008-05-08T02:32:29.867+03:00Bilişim Dergisi: "Özgür Yazılım Neden Satıyor?"<a href="http://www.tbd.org.tr">Türkiye Bilişim Derneği</a>'nin <a href="http://www.tbd.org.tr/yayinlar/dergi_listele.php?dergi=1">Bilişim Dergisi</a>'ne Mart sayısı için yazdığım <strong>Özgürlük İçin...</strong> köşesi huzurlarınızda: <br /><br /><blockquote><em><strong>Özgür Yazılım Neden Satıyor?</strong><br /><br />Geçen yazımızda özgür yazılım şirketleri arasında başarı hikayesi olarak adını geçirdiğimiz MySQL'in Sun Microsystems tarafından, hem de 1 milyar ABD Doları'na satın alınması pek çok gözün, bir kez daha, özgür yazılım tarafına çevrilmesine neden oldu. Ardından da QT uygulama çerçevesinin geliştiricisi Trolltech'in Nokia'ya 150 küsur milyon ABD Dolar'ına satılması... Koca koca şirketler neden minik (kendi boylarına ve kimi endüstri ölçütlerine göre) özgür yazılım şirketlerini satın alıyorlar? Hem de bu minik şirketlerin yıllık gelirlerinin 10-20-50 katı paralar ödeyerek. Yanıt basit: Özgür yazılım satıyor! Geçen yıl 50 milyon ABD Doları kazanan MySQL'in bu yıl 70 milyon ABD Doları'nı rahatça geçmesi bekleniyor: Yılda %40 büyüme, hem de yıllardır bu şekilde sürdürülebilen bir büyüme. İşte bu yazımızın temel sorusu: İnsanlar, daha önemlisi kurumlar, neden özgür yazılım ürünleri satın alıyorlar?<br /><br />Özgür yazılım ürünleri, adı üzerinde, yazılım ürünleri. Yani, kullanıcı, bir yazılım ürününden beklediklerini bekliyor özgür yazılım ürünlerinden de. Bu beklentileri üç eksende toplayabiliriz: İşlevsellik, güvenlik ve maliyet. Hayal ve ümit edilen, kullanıcı tarafından arzu edilen tüm işlevleri yerine getirirken hiçbir güvenlik sorunu yaratmayan, buna karşın makul bir fiyatı olan yazılım ürünleri. Doğal olarak bu mümkün değil, hatta bir eksende ilerledikçe diğer eksenlerde geriliyorsunuz genelde. İşlevselliği artırmaya çalıştıkça hem güvenlik sıkıntıları yaşamaya başlıyorsunuz, hem de fiyat yükseliyor. Sistem çok güvenli olsun deyince hem işlevleri kırpmanız gerekiyor, hem de maliyet artıyor. Ucuza mal olsun dediğinizde ne iş görüyor, ne de güvenli oluyor...<br /><br />Özgür yazılımın temel iddiası, özgür yazılım ürünlerinin her üç eksende sahipli yazılıma göre daha avantajlı olabileceği yönünde. Yani daha ucuza, daha işlevsel ve daha güvenli kod üretmek ve bu kodu yaşatmak mümkün. Böyle olursa, doğal olarak, kullanıcılar da seçimlerini özgür yazılım ürünlerinden yana kullanırlar, herkes özgür yazılım satın alır, özgür yazılım şirketlerinin gelirleri artar ve bu şirketlerin de piyasa değerleri yükselmeye başlar. Ve öngörüsü kuvvetli büyük şirketler, eğer kültürel açıdan da bir sorun yaratmazsa ufak özgür yazılım şirketlerini satın almaya başlarlar; geleceğe hazırlık...<br /><br />Peki, özgür yazılım neden satıyor? Özgür yazılım ürünlerinin edinme maliyeti 0, yazıyla “sıfır”. GPL ve çoğu özgür lisans bunu sağlıyor. Sırf bu açıdan bakınca özgür yazılımın çok ciddi bir avantajı varmış gibi duruyor, ama özgür yazılım şirketlerinin de para kazanması imkansız hale geliyor. Oysa, bir yazılım ürününün gerçek maliyetini ölçmek için farklı bir ölçü var: TCO = Total Cost of Ownership, yani toplam sahip olma maliyeti. Bedavaya edindiğiniz yazılımı sisteminize adapte etmek, bakımını ve güncellemesini yapmak, kullanıcılarınızı eğitmek ve diğer işler için harcamanız gereken parayı, sistemin çalışmamasından doğacak işgücü kaybını, vb. baştan hesaba katmanız gerekiyor. Tabii aynı masraflar lisans ücretini ödeyerek aldığınız sahipli yazılımlar için de söz konusu. Artık oyun bir TCO karşılaştırması haline geliyor.<br /><br />Ama unutmamalı ki GPL'in ve diğer özgür lisansların sağladığı yalnızca bedelsiz dağıtım değil. Özellikle kaynak koduna erişme son derece önemli bir unsur. Sahipli yazılım üreticileri ve taraftarları çoğu zaman bu özelliği “son kullanıcı ya da kurumsal kullanıcı kaynak kodunu ellemiyor ki hiç” diyerek değersiz göstermeye çalışırlar. Oysa kaynak kodunun açık olması, bilginin özgürce el değiştirmesi, fikri mülkiyetin paylaşımı bir yandan özgür yazılım ürünlerinin işlevsellik ve güvenlik eksenlerindeki üstün performansının temel nedeni olurken, diğer yandan da bedelsiz dağıtım modelinin sürdürülebilirliğini sağlıyor. Yani işin kaynağında kaynak kodu var!<br /><br />Ötesi, özellikle son yıllarda daha fazla dillenmeye başlayan yeni bir kısaltma var: TIO – Total Innovation Opportunity, yani toplam inovasyon fırsatı. Pek çok kişi kaynak kodunun açık olmasının inovasyonu artırıcı bir etkisi olduğunu, özgür yazılım kullanan firmaların -kaynak koduna müdahale etsinler ya da etmesinler- bilişimde ve bilişme bağlı operasyonlarında inovasyon yaratarak rekabet avantajı elde etmelerinin daha kolay olacağını, hikayenin basit TCO hesabından çok daha derine indiğini savlıyorlar. Artık yazılım alımlarında TCO, ve daha önemlisi TIO karşılaştırması da yapmanın zamanı geldi mi dersiniz?</em></blockquote><div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8282218606170413279-6233552371268463775?l=rnrgumbo.blogspot.com'/></div>EThttp://www.blogger.com/profile/15864601143515090670noreply@blogger.com0tag:blogger.com,1999:blog-8282218606170413279.post-39009813498622617372008-04-01T23:44:00.006+03:002008-06-13T00:17:07.288+03:00Şaka gibi bir standart<img src="http://cekirdek.pardus.org.tr/~tekman/resim/isomeeting.jpg" style="float: left; margin-right: 10px" width="350" height="324"><br /><br />1 Nisanlar'da genelde ilk okumada inandırıcı, ardından şaşırtıcı, şakanın farkına varınca da eğlendirici mesajlar dolanır internette. Çünkü 1 Nisan şaka günüdür. Bugün de böylesine bir mesaj düştü posta kutularımıza: İlk okumada inandırıcı, ardından şaşırtıcı... ama ne yazık ki eğlendirici değildi... şaka da değildi. Bu nedenle de daha şaşırtıcı idi, hem de biraz hayal kırıklığı yaratan, insanın enerjisini çeken cinsten. Evet, Microsoft'un ofis dokümanı formatı OOXML artık bir ISO standardı, <a href="http://www.iso.org/iso/pressrelease.htm?refid=Ref1123">ISO/IEC DIS 29500</a>.<br /><br />Konunun pek çok cephesi var, neresine değinmeli bilemiyorum. İsterseniz ufak bir tarihçe ile başlayalım: <a href="http://www.oasis-open.org">OASIS</a> (Organization for the Advancement of Structured Information Standards) isimli organizasyon, 2002 yılı sonlarından itibaren ofis dokümanları için XML temelli açık ve özgür bir format geliştirme işine girişti. Bu örgütün üyeleri arasında StarOffice'i satın alan Sun Microsystems ve Lotus Suite'in geliştiricisi IBM yanında Microsoft Office'in geliştiricisi Microsoft da vardı. Ancak Microsoft eş zamanlı olarak kendi XML temelli formatı üzerinde çalışmaya başladığından OASIS'in çalışmalarına pek de rağbet etmedi. Çalışmanın başında format belirtiminin ismi Open Office XML olarak belirlenmişti. İki buçuk yıllık bir çalışma sonunda belirtim, 2005 ortalarında OpenDocument Format (ODF) adı altında yayınlandı. Bu yeni, açık ve özgür formatı öntanımlı doküman formatı olarak kullanacağını çok öncesinden ilan eden OpenOffice.org'un ODF destekleyen ürünleri birkaç ay içerisinde belirmeye başladı. Ardından da KOffice, Google Docs, Zoho ve Lotus Symphony ofis setleri ODF kullanmaya başladılar. OASIS, 2005 yılı sonlarında ODF belirtimini ulusalarası bir standart olarak kabul edilmek üzere ISO'ya sundu, altı ayı geçen inceleme süresi sonunda oybirliği ile kabul edildi ve ISO/IEC 26300:2006 adı ile bir uluslararası standart haline geldi. Bu gelişmelerin Microsoft'un ofis seti pazarındaki güçlü (neredeyse tekel) konumu için bir tehdit oluşturduğunu Gartner ta başından <a href="http://www.gartner.com/resources/111600/111667/111667.pdf">söylemişti</a>, ki öyle de oldu... <br /><br /><img src="http://cekirdek.pardus.org.tr/~tekman/resim/ooxml.png" style="float: right; margin-left: 10px" width="314" height="348">Diğer yandan Microsoft kendi XML format belirtimleri üzerinde çalışıyordu, ta 2000'den beri. Hatta Office 2003 o zamanki XML formatındaki dosyaları destekler durumdaydı. Office 2007 ise öntanımlı olarak yeni bir XML temelli format kullanacaktı. Microsoft'un ofis dokümanı formatları hemen her zaman kapalı, gizlilik anlaşmaları ve fikri mülkiyet hukuku ile koruma altında olmuştu. Bir önceki sürümlerde kullandığı XML temelli formatları bir sonraki sürümde desteklememek ise <a href="http://www.robweir.com/blog/2007/06/file-format-timeline.html">en sık rastlanan uygulama</a> idi. Bu arada bilişim dışı arenada da ilginç gelişmeler yaşanıyordu: Kullanıcılar ofis dokümanlarının açık standartlara uygun formatlarda saklanmasını istemeye başlamışlardı. Hatta AB 2004 yılında OASIS'e desteğini belirtirken Microsoft'a da format belirtimini açmasını ve standartlaştırmasını <a href="http://ec.europa.eu/idabc/en/document/2592/5588">öneriyordu</a>. Microsoft bu öneriyi ciddiye aldı. Ama ancak çeşitli Avrupa ülkeleri ve kimi ABD eyaletleri o zaman mevcut tek açık format belirtimi olan ODF'i desteklemeye başladıklarında. Hem de ODF'in ISO'ya sunulmasının hemen ardından... <a href="http://www.ecma-international.org">ECMA</a> (European Computer Manufacturers Association) altında oluşturulan bir teknik komite ile ve bir yıllık bir çalışmanın ardından, tam da ISO'nun ODF'i yayınlamasının ardından ECMA, Office Open XML (OOXML) format belirtimini yayınladı.<br /><br />İlk başta işler OOXML'in, ve dolayısı ile Microsoft'un, aleyhine gelişti: 6000 sayfayı aşan, buna karşın sınırlı itiraz süresinde 20 ülkeden 3000'in üzerinde teknik eleştiri (her ikisi de "ISO rekoru") alan, mevcut standartları kullanmak yerine sahipli ve kapalı kimi formatlara gönderme yapan, kapalı bir süreç ile geliştirilen, içinde pek çok patent ve korunmş fikri mülkiyet barındıran OOXML'ini hem de hızlı hattan (<em>fast track</em>) ISO kabulü alması pek olası görünmüyordu. Öyle de oldu, Eylül 2007 başında yapılan oylamada OOXML her iki kriterde de (ana üyelerin 2/3 kabulü, tüm üyelerin 1/4'ten az reddi) başarısız oldu. Ardından komedi başladı... ISO bu aşamada hızlı hat sürecini dururup metni ECMA'ya iade etmesi gerekirken süreci işletmeye devam etti. Şubat sonunda Cenevre'de düzenlenen Oy Çözümleme Toplantısı'nda 2000'e yakın teknik eleştiriye ECMA'nın verdiği yanıtlar tek bir oylama ile (mevcut ülkelerin ezici çoğunluğu böyle bir oylamaya katılmamayı tercih etti) "kabul" edildi. 29 Mart günü sonuçlanacak olan nihai oylama için Microsoft tüm dünyada her türlü lobi ve baskı çalışmasını elini kolunu sallayarak yürüttü... Daha birkaç yıl önce <a href="http://www.iso.org/iso/pressrelease.htm?refid=Ref832">Tek Standart, Tek Test: Heryerde Muteber</a> sloganları atan ISO da bu gidişe göz yumdu, hatta yataklık etti. Ayrıntıları OOXML'e karşı küresel dayanışma sitesi <a href="http://www.noooxml.org">NoOOXML</a>'den ve camia sitemiz <a href="http://www.ozgurlukicin.com/etiket/ooxml/">Özgülükİçin.com</a>'dan izleyebilirsiniz. Sonuç: Oy veren 32 ana üyeden 24'ü OOXML'i kabul etti ve oy veren 71 üye ülkenin yalnızca 10'u OOXML'i reddeti. OOXML her iki kriteri de açık ara sağlayarak bir ISO standardı haline geldi.<br /><br /><img src="http://cekirdek.pardus.org.tr/~tekman/resim/drbill.jpg" style="float: left; margin-right: 10px" width="303" height="420">Peki bu sonucun sonucu ne olacak? Kısaca tahmin ve kehanetlerimizi sıralayayım:<ul><li> Onyıllardır kimi sıkıntılar yaşasa da genelgeçer ve tarafsız bir standart organizasyonu olarak kabul gören ISO'nun itibarı ciddi zara görecek. "Parayı veren düdüğü çalar" misali sahipli standartlar çıkarmak için dev şirketler Microsoft'u takip edecekler. ISO tabutuna ilk çiviyi kendi elleri ile çaktı...<br /><br /><li> Son günlere kadar Microsoft lobi ve baskısına boyun eğenlerin daha çok yolsuzluğa bulaşmış ve çürümüş ülkeler olduğu <a href="http://www.effi.org/blog/kai-2007-09-05.en.html">düşünülüyordu</a>. Bu tez tümüyle çöktü, hele Almanya ve Fransa gibi örnekler göz önündeyken. Artık tutunacak dalımız yok!<br /><br /><li> ISO "vuruşması"ndan "zafer"le çıkan Microsoft yine de o kadar rahat değil. Bilgiye özgürce erişmeyi talep eden toplumların baskısı ile bonck boncuk terler döküyor yazılım devi. Ürünlerinde inovasyon sıkıntısı yaşayan, bunun ve tekelci taktiklerinin bir sonucu olarak <a href="http://www.visibilitypr.com/pdfs/BrandPowerRankings07.pdf">gittikçe daha az sevilen</a> Microsoft, eninde sonunda açıklığa ve özgürlüğe boyun eğecek. Keskin sirke küpüne zarar!<br /><br /><li> ISO'nun yol vermesi, "temiz" ülkelerin de rica, minnet, rüşvet ve tehdide boyun eğmesi ardından açık ve özgür standartların en yılmaz temsilcisi olarak Avrupa Birliği kaldı. Microsoft'un tekelci taktiklerine ceza üzerine ceza kesen, en başında OOXML'in ISO standardı olmasını şart koşan, sonrasında OOXML oylamasında dönen dolapları cesurca soruşturmaya başlayan yine eski dünya oldu. Tekelciliğe, bağımlılığa ve güdülmeye karşı çıkanlar, AB ile aynı safta durun!<br /><br /><li> OOXML'in yalnızca <em>de facto</em> "standart" olmakla kalmayıp ISO kabulü alması, başta OpenOffice.org olmak üzere tüm özgür yazılım geliştiricileri için kötü bir haber. Bir yandan açık standartlara vurulan bir darbe, diğer yandan da <a href="http://ec.europa.eu/idabc/en/document/7546/469">haksız rekabet</a> için yeni bir platform. Terlemeye hazır olun, yol biraz daha yokuşlaşacak...<br /><br /><li> OOXML'in standart olması, özellikle e-devlet uygulamalarında, otomatik olarak tercih edilen standart olmasını gerektirmiyor. AB'deki gelişmeler, örneğin Norveç'ten gelen haberler bu yönde. Rakibin gücünü, etki alanını ve nasıl pis oynadığını bilerek çalışmaları bu alana kaydırmak gerekiyor. Ayağa kalkıp mücadeleye devam!</ul><br />Son bir söz de Türkiye ve TSE ile ilgili: Bizim de dahil olduğumuz <a href="http://www.ozgurlukicin.com/forum/haberler/410/">bir girişim</a> ile TSE'nin ISO oylamasındaki oyu EVET'ten ÇEKİMSER'e çevrildi. TSE'nin resmi açıklaması henüz elimizde değil, ama bu değişiklik için temel nedenlerin karar verme sürecinin yeterince katılımcı bir şekilde yürütülmemiş olması, buna karşın paydaşlar arasında bir konsensus oluşmadığının görülmesi, TSE yönetiminin tartışmanın geriplanı hakkında tarafsız ve yeterli şekilde bilgilendirilmemesi olduğunu tahmin ediyorum. Microsoft Türkiye'nin sürece dahil oluş şekli de kimi kuşkuları destekleyecek şekildeydi, ne yazık ki. Uzun süredir talep ettiğimiz açık ve katılımcı süreç işletilebilmiş olsaydı Türkiye'nin oyunu HAYIR'a da çevirebileceğimizi düşünüyorum, her ne kadar nihai sonucu değiştirmeyecek olsa da. Ancak TSE'nin inisiyatif kullanması ile Türkiye'nin lobi ve baskı etkisinde karar vermekten imtina etmesi dahi son derece önemli bir duruş. Çabalarımımızın geleceği için ümit verici bir gelişme. Sağolasın TSE!<div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8282218606170413279-3900981349862261737?l=rnrgumbo.blogspot.com'/></div>EThttp://www.blogger.com/profile/15864601143515090670noreply@blogger.com0