tag:blogger.com,1999:blog-77550746630829573542008-07-20T11:38:14.094-07:00peri çıkmazıperiçıkmazıhttp://www.blogger.com/profile/12810665718545365063noreply@blogger.comBlogger27125tag:blogger.com,1999:blog-7755074663082957354.post-74452668939248051812008-07-16T11:22:00.000-07:002008-07-20T11:38:14.105-07:00özürlü özleyiş...<span style="font-family:courier new;font-size:130%;"><span style="font-family:georgia;"><br /><span style="FONT-WEIGHT: bold; COLOR: rgb(204,204,255)">kör kurumuş bir yola yürümekle gözlerin hiçe kapanışı...ne fark eder? ılıktı yaz başıydı; belki de ben uydurdum. öyle olmasını umardım. sen böyle dilemez miydin?</span><br /><span style="FONT-WEIGHT: bold; COLOR: rgb(204,204,255)">... sonra unutuldu. neden sonra adının geçtiği yerlerde sadece başka bir cümlenin beklentisiyle sustular. ben içime konuştum; hep!.. adınla anılan bir güzelliğin emanet olduğunu, elde kalan son şeye benzediğini bildiğim için..</span><br /><span style="FONT-WEIGHT: bold; COLOR: rgb(204,204,255)">susarsam sesin yiter sandığım için.</span><br /><span style="FONT-WEIGHT: bold; COLOR: rgb(204,204,255)">özlemek acının temize çekilmiş hali mi; korkutan cümlelerin arasına sinmiş bir iyilik umudu gibi? hangi coğrafyada derin acıların yerini kahkaha alır? daha deli yakmaz mı yokluk? </span><br /><span style="FONT-WEIGHT: bold; COLOR: rgb(204,204,255)">sordum..</span><br /><span style="FONT-WEIGHT: bold; COLOR: rgb(204,204,255)">kimse bir şey diyemedi. çok fazla deyip susanlar oldu. maskeli yaraların kahır bulaşmış özürüydü bu..</span><br /><span style="FONT-WEIGHT: bold; COLOR: rgb(204,204,255)">özür dileyenler çıktı. unuttukları için..</span><br /><span style="FONT-WEIGHT: bold; COLOR: rgb(204,204,255)">ben unutmadım...</span></span></span><span style="font-size:130%;"><span style="FONT-WEIGHT: bold; COLOR: rgb(204,204,255)"></span></span>periçıkmazıhttp://www.blogger.com/profile/12810665718545365063noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-7755074663082957354.post-24464490213478748112008-06-22T11:51:00.000-07:002008-06-24T04:03:39.608-07:00radikal kitap 'ta 20.06.2008 de yayımlanan yazım..<a href="http://bp1.blogger.com/_1nKlDcMv_nY/SF6gJZi45nI/AAAAAAAAALo/O9sQmDyHxm4/s1600-h/%C5%9Fehper+dehlizdeki+ku%C5%9F.Jpeg"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5214781501878101618" style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center;" alt="" src="http://bp1.blogger.com/_1nKlDcMv_nY/SF6gJZi45nI/AAAAAAAAALo/O9sQmDyHxm4/s320/%C5%9Fehper+dehlizdeki+ku%C5%9F.Jpeg" border="0" /></a><br /><div><strong><span style="color: rgb(255, 153, 102);font-size:180%;" >İnsanı asla terk etmeyen hatıralar</span></strong><br /><br /><span style="color: rgb(255, 255, 255);">AYŞE SAĞLAM</span><br /><span style="color: rgb(255, 204, 204);">Birbirinin içinden geçen, kardeş ama her defasında yeniden damıtılmış öykülerden oluşuyor ‘Şehper, Dehlizdeki Kuş’. Çocuk-kadınların merkezde olduğu, başkalarının ellerinde ezilen yaşamların mevzubahis edildiği on yedi öyküden </span></div><br /><span style="color: rgb(255, 204, 204);"><div><br />Çocuk olmayı bilmeden büyümüş kadınlar, baş aşağı edilmiş yaşamlarında düşsel geçitler açarlar. Hayatın onlar için hazırladığı tuzaklara düşmeden önce masallara inanırlar. Yaşlandıkça çocuk kalan, ama hep iri adımlar atmaya zorlanan kadınların dünyasında zaman ya hiç olmamıştır ya da onları eritecek denli hızlı akar. Şölenler, panayırlar, renk renk oyuncaklarla bambaşka bir hayattan söz eden lunaparklar kurulur; salt zamanın hiçliğine bir anlam uydurabilmek, kötücül olanı iyileştirebilmek için... Dönmedolapların olduğu bir dünyada acı sağaltılabilir, korku bir süreliğine de olsa kılık değiştirebilir. Kaderin kedere evrilişinin önünde sadece bu çocuk kadınlar durabilir. Bir tek onların değişmek bilmeyen hayatlarıyla, korkularıyla ve unutmanın imkânsızlığıyla her gün yeniden yüzleşme cesareti vardır. </div><div><br />Birbirinin içinden geçen, kardeş ama her defasında yeniden damıtılmış öykülerden oluşuyor Şehper, Dehlizdeki Kuş. Çocuk-kadınların merkezde olduğu, başkalarının ellerinde ezilen, anımsamaya yazgılı yaşamları konuşturan on yedi öykü, ustalıklı kurgu ve özgün imgelerle örülmüş, çok kez romana göz kırpan bir akrabalıkla ilerliyor. İçe dokunan, derinde bir şeyleri acıyla kıpırdatan; tehlikeli bir yüzleşmenin kapısını aralıyor yazar. Hemen herkesin yakınından geçen bildik hikâyelerin, ayrıksı kahramanları imgelemler dünyasından, ürkünç bir canlılıkla yaşamın içine dağılıveriyorlar. Çoklukla hayatın sessiz bıraktığı, geçmişin acı hatıralarıyla bezip suskuya gömülmüş birbirinden farklı öykü kişiliklerinin çoğu kadınlardan oluşuyor. Öykülerin merkezinde, kötücül ve karanlık hayatı yaran, ışıklı ve çoksesli bir lunapark duruyor. Seslerin şarkıya dönüştüğü, en sıradan eylemin bile sesle kendini anımsattığı bir rüya/kâbus içinde bellek dehlizinde sıkışıp kalan hatıralarla baş etmeyi sağlayan... Adeta aynı mekân ve aynı zamansızlıkta, kalabalığa sinmiş birbirinden ayrı hayatlara bakış atıyor yazar. </div><div><br />Şehper, Dehlizdeki Kuş, yaşamları boyunca sözlerine gerek duyulmamış, kendi hayatları konusunda bile fikri alınmamış kadınların son sözü söyleme çabalarına bakarken, kimi ince duyarlıkları yitirmemiş erkeklere de yer veriyor. Öyküler ilerledikçe, tuhaf bir gerçeklik ve şüphe iç içe giriyor; çünkü bazı öyküler özellikle yarım bırakılmışcasına yeni bir öyküde açıklık kazanıyor. Boşluğa açılan bir kapıdan içeri girme heyecanı, geç yapılmış bir itirafın acımsılığını, bazı hatıraların asla insanı terk etmediğini çarpıcı bir dille anımsatıyor. Unutmanın mümkünsüzlüğünü kavrayan ve korkmayı bilen insanların acıyla yaşamı iteklemeye razı gelişlerini, yaşadıkları travmaların ürkünçlüğünde fark ediyoruz. Yazarın imgeleri özellikle çocuklar ve çocuklara ait hayatlardan besleniyor. Yalınlığa eklemlenmiş özgün bir anlatım ve şiirsel imgelerin yarattığı rüya atmosferinde zaman adeta hiçleniyor ve her an her yerde mümkün olabilecek denli içimizden parçalar canlanıyor. İlk öyküde öykü kişiliklerinin şimdiki zamana sızışı ve şimdinin o belirsiz zamana karışması anlatılırken bir anlamda öykünün öyküsü yazılıyor ve kurgu büyüleyici bir biçim kazanıyor. Kadınların varlığını hissettirmesiyle sık sık anımsatılan şölen kurulmuş oluyor. Bundan sonrası rüyalara ve gerçekliğe ne kadar dönük olduğumuza kalıyor... </div><div><br />Ayşegül Çelik’in ikinci öykü kitabı olan Şehper, Dehlizdeki Kuş ağır ama güçlü adımlarla yürünmüş bir yolun sonuna ulaşmaya değecek denli özgün bir eser. Hayatların kesişimindeki korkunç sahiciliği öyküye dönüşürken dilin en güzel olanaklarını kullanmış, okuyucuya birtakım sorular eşliğinde illüzyona bulanmış bir farkındalık bırakmış. Şehper, Dehlizdeki Kuş, hemen yanı başımızda soluk alan bir çocuğun içindeki dehlizi, ya da bir kadının içinde saçları uzamaya devam eden bir çocuğu görmek için alışılmışın dışında bir ipucu fısıldıyor. Yıldızların ve rengârenk lunaparkların gerisinde yaşanan bambaşka hayatlar olduğunu da...<br /><br /></div><br /><div><span style="color: rgb(255, 255, 255);">ŞEHPER, DEHLİZDEKİ KUŞ Ayşegül Çelik, Yapı Kredi Yayınları, 2008, 80 sayfa, 5 YTL.<br /></span><span style="color: rgb(255, 204, 204);"><span style="color: rgb(255, 255, 255);">http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=HaberDetay&ArticleID=884340&Date=24.06.2008</span></span><br /><span style="color: rgb(255, 255, 255);"><br /></span></div></span>periçıkmazıhttp://www.blogger.com/profile/12810665718545365063noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-7755074663082957354.post-31500854102580905772008-06-06T06:02:00.000-07:002008-06-06T06:04:10.593-07:00git zaman!<span style="font-family:times new roman;font-size:130%;color:#6633ff;"><strong><em>Gel zaman git zaman.. hiçbir yerinden başlanmayan ya da elbet zamanın tenhasında unutulacak hikayeler, yok sayılmış ve yorgun… ama dokunmasız bir hiçlikte apansız yakalınıveren…<br />Gitmeler-kopuk<br />Ayaz sersemi bir gölge uzak; upuzak yerinde dünün,<br />kim görür-kim unutma oyununda galip gelir?....<br /><br />Parçaları birleşmiyor hayatın. koptuğu yerde bırakılan; ama ille de birilerinin sahiplendiği; tıpkı bir akşamüstü gibi. Uzun susmalardan sonra sessizce kalkıp giden birileri gibi... Tutsak sözcüklerin ışığa yazgılı kaçışmalarını izliyor o birileri. Ellerinde yazılı-yazısız ama ille de dilsiz hatıraların yarası. Kapanmıyor….birileri-bazı eksik yüzlü birileri başkalarının hikayesinde yorgun düşüyor. Uykuya dağılıyor birbirini tutmayan özlemler. Açık yara sızlar. Yarlardan düşer, bin parça ama çok zaman hiçbiri birinin değil…<br />Gel-git<br />Zaman kör ve dilsiz.<br />“Hani bir zaman bir yerde yeniden”<br />Oysa hala dilde bir inilti… “hiç” hem de hiç…<br />Gözlerden uzak sisler içinde alıntılıyor hayat özlemi. Sessizce; ılık bir yaz akşamı içlerde kan kurusu sızılar…buruk ve coşkulu. Gitmek bırakmak kadar kolay olmuyor. Adımlar geriye düğümlüyken haritada en uzak yer yaraların kabuk tutuşu, kırmızı bir iz bırakışı demek unutmaksa çok sonraların hesabını görmeden uzun bir uykuya emanet edilmiş elveda… yok sayılan,gel-git<br />Ve ne yazık<br />Çok çabuk silinen zaman….</em></strong></span>periçıkmazıhttp://www.blogger.com/profile/12810665718545365063noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-7755074663082957354.post-77956966553219064202008-05-25T05:25:00.000-07:002008-06-24T04:04:15.116-07:00radikal kitap 'ta 23.05.2008 de yayımlanan yazım..<span class="black_font20 bosluk cl"><span style="color: rgb(51, 204, 0);font-size:180%;" ><span style="font-weight: bold;">Beş kişilik yalnızlık</span></span><br /></span><img alt="Beş kişilik yalnızlık" src="http://i.radikal.com.tr/644x385/2008/05/22/fft5_mf5039.Jpeg" /><p><span class="acikgri_font8"></span></p><div class="right"><table class="cizgi" border="0" cellpadding="0" cellspacing="0" width="120"><tbody><tr><td class="blue_font9" align="center" height="20"><br /></td></tr></tbody></table></div><div style="color: rgb(51, 204, 0); font-weight: bold;" class="left yArial"><strong>23/05/2008</strong><br /><span class="blue_font9"><script> document.write(); </script>AYŞE SAĞLAM </span></div><p style="color: rgb(51, 204, 0); font-weight: bold;" class="b yGeo">Popüler kültüre göndermeler taşıyan ‘Cesaret Beşlisi’, müziğin ve insan ilişkilerinin sorgulandığı, cesaretin aslında bilinen anlamından çok daha derinlikli ele alındığı özgün bir eser</p><p style="color: rgb(51, 204, 0); font-weight: bold;">Postmodern bir masal içinde avangart klasik müzik eşliğinde cesaretlerini yalnızlıkla bölüşmek zorunda kalan beş insan...<br />Uluslararası üne sahip vokal grubunun, birbirinden alabildiğine farklı yaşamlarını, düşleri uğruna temmuz sıcağında görkemli bir şatoya sürüklemesi, aslında sonu belirsiz bir yolculuğu kabullenmeleriyle başlar. Yıllardır birlikte çalışan, aslında birbirini hiç tanımayan, isimleri müzik dünyasında seçkin bir yer edinmiş vokal grubu Cesaret Beşlisi bu defa kariyerlerinin dönüm notasını oluşturacak, güç ve denenmemiş bir eseri prova etmek için Martinekerke ormanına konuşlanmış ‘Luth Şatosu’nda zorlu iki hafta için bir araya gelir. Cesaretleri yaptıkları işin ayrıksılığıyla sınırlı, tedirgin ruhlarını maskelemek için araya koydukları sınırların ardında yapayalnız grup üyeleri, kendilerini nasıl bir hikâyenin içinde bulacaklarından habersiz, doğanın ürkünç sessizliğine kapılırlar. İsmi klasik müziğe yeni bir pencere açma cesaretlerine bir gönderme taşıyan Cesaret Beşlisi, kendilerine modern müziğin zorluklarını göze alacak kadar güveniyor olsalar da salt müziğin içindeyken duydukları bu sonsuz cesaret günlük hayatlarında çarpıcı bir hızla yerini kayboluşa ve yalnızlığa bırakır.<br />İtalyan besteci Pino Fugazza’nın Partitum Mutante adlı eseri, dönemin bütün kabullerini alaşağı edişi ve yorumlanması için büyük bir cesaret gerektirmesi nedeniyle Cesaret Beşlisi için yaratılmıştır adeta.<br /><br />Huzursuz ruhların birlikteliğinden doğan Cesaret Beşlisi, zorlu sınavlarına en genç üyeleri Dagmar’ın bebeği Axel’i de sırtlayarak bisiklet üzerinde şatoya gelmesiyle başlar. Bu beş kişilik yalnızlık, şatoyu da içine alan görkemli Martinekerke ormanının ürkünç sessizliğiyle sarmalanır. Ruhunun derinliklerinde büyük ızdıraplar taşıyan Catherine bu açmazın farkında olan tek kişidir. Aklının karışıklığı yeteneğinin bile önüne geçmiş, sık sık zaman-mekân ilişkisinin dışına taşan, hemen her şeyden ürken Catherine bunca zamandır birbirleri hakkında hiçbir şey bilmediklerini dehşetle fark eder ve Partitum Mutante’den çok daha önemli bir sorunla boğuşmaya başlar. Kaosun ve çıkmazın eşlik ettiği iki hafta aslında grup üyelerinin yeteneklerinden çok hayatlarını sorguladıkları bitimsiz gibi gelen bir sürece dönüşür. Bir arada geçirdikleri zaman böyle bir eserin prova edilmesi için yetmese de birbirlerine olan tahammüllerinin sınırlarını sık sık aşar. Aile olma zorunluluğunun yarattığı baskı en sıradan konularda bile büyük tartışmaların yaşanmasına yetip artar. Bir arada durabilme yetenekleri tükendikçe her birinin tuhaf özellikleri de yavaş yavaş su yüzüne çıkar. Mutlu bir sona doğru yürümediklerini fark etseler de birbirlerini keşfediyor olmanın gerilimiyle yüklü bitimsiz tartışmalar ve kavurucu sıcak onları neyin beklediğini sezmelerini engeller.<br /><br />Modern dünyaya, popüler kültüre göndermeler taşıyan, oldukça yalın bir anlatımı olan Cesaret Beşlisi, müziğin ve insan ilişkilerinin sorgulandığı, cesaretin aslında bilinen anlamından çok daha derinlikli ele alındığı özgün bir eser. Modern ve klasik göndermelerle ve dinamizmi hiç eksiltmeyen gizem öğeleriyle günümüz insanının trajedisi alaysı ama dokunaklı bir dille aktarılıyor okura. Burnunun ucundaki insanı tanıyamayacak kadar kendine dönük ve yalnızlıkla ördüğü duvarı bile aşmaya cesaret edemeyen bir grup insanın yaptıkları işte ne kadar cesur olabileceği ikilemi roman boyunca sorgulanıyor. Ormanın ürkünç sessizliği içinde içine kıvrılıp kalan ve kendilerine seçtikleri Cesaret Beşlisi adının hakkını verip veremedikleri endişesiyle yavaş ama acılı bir çözülme yaşayan grup üyeleri bir başkasını ve dolayısıyla kendini tanıma cesaretini bulamadıklarında kaybetmeyi ve vazgeçmeyi deneyimliyorlar.<br />1992’ den beri İskoçya’da tıpkı Martinekerke’deki ormanın gizemli ve ulaşılmaz çağrışımlarını anıştıran bir münzevi hayat içinde eserlerini üretmeye devam ediyor. Cesaret Beşlisi kaotik ve bireyin sonsuz yalnızlığa mahkûm edildiği modern dünyada kendini keşfetmek için nelerin göze alınması gerektiğini alaysı ve çarpıcı göndermelerle dillendirirken, okuyucuyu hiç duymadığı bir müziğin içinde gezintiye çıkarıyor. Bu yönüyle Cesaret Beşlisi müziğin olduğu kadar dünyanın neresinde yaşarsa yaşasın modern dünya insanının trajedisi içinde bilinmeyenle yüzleşme cesaretinin de romanı...<br /><br /><strong><em>CESARET BEŞLİSİ<br />Michel Faber, Çeviren: Nurcan İnce Ateş, Sel Yayınları, 2008, 122 sayfa, 8 YTL.</em></strong></p>http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=EklerDetay&ArticleID=879108&Date=25.05.2008&CategoryID=40periçıkmazıhttp://www.blogger.com/profile/12810665718545365063noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-7755074663082957354.post-26611176007657239932008-05-03T05:00:00.000-07:002008-06-24T04:04:23.658-07:00radikal kitap 'ta 18-04-2008 de yayımlanan yazım..<span style="color: rgb(255, 204, 102); font-weight: bold;font-family:Arial,Verdana,MS Sans Serif;font-size:100%;" ><table border="0" cellpadding="0" cellspacing="0" width="100%"><tbody><tr><td><span style="font-weight: bold;font-family:Arial,Verdana,MS Sans Serif;font-size:130%;" ><span style="font-family:Tahoma;">Kumdan buhranlar</span> </span><p> <table align="right" border="0" cellpadding="2" cellspacing="0" width="106"> <tbody><tr> <td align="center"> <img src="http://www.radikal.com.tr/veriler/ekler/kitap/2008/04/18/05.gif" alt="Kumdan buhranlar" align="right" border="0" height="160" width="106" /> </td> </tr> </tbody></table> <span style="color: rgb(255, 153, 0);font-family:Arial,Verdana,MS Sans Serif;" ><span style="font-family:Tahoma;">Japon edebiyatından dilimize geç kazandırılmış olsa da açığı kapatacak kadar etkin bir eserle karşı karşıyayız. 'Kumların Kadını', anlatımı ve Kafkaesk çağrışımları ile unutulmayacak bir roman</span></span></p><p style="color: rgb(255, 153, 0);"> </p><p style="color: rgb(255, 153, 0);"><span style="font-family:Arial,Verdana,MS Sans Serif;"><span style=""><a href="http://www.radikal.com.tr/ek_sayfa.php?ek=ktp&ek_tarihi=18/04/2008">18/04/2008</a> </span> </span></p><p style="color: rgb(255, 153, 0);"> </p><p style="color: rgb(255, 153, 0);"><span style="font-family:Arial,Verdana,MS Sans Serif;"><em><strong>AYŞE SAĞLAM</strong></em> </span></p><span style="color: rgb(255, 153, 0);font-family:Arial,Verdana,MS Sans Serif;" >Bir böceğin yaşama ilham olan tuzağı ve kum yığınları arasında yapışkan bir tutsaklık... Yaşamın tuzla buz olduğu, hiçbir şeyin artık eskiye benzemediği bir ıssızlıkta, durmadan çabalayan, cezanın kaçmakla iç içe geçişinde çaresiz kalan bir adam. Dağıldığı yerde yeniden başlamanın umudu ve aslında hep biraz eksilmeyi yaşayan. Kobe Abe'nin Kumların Kadını böylesi bir parçalanışı, aşılabilir gibi görülenin orta yerinde hapsolmayı anlatır. Kafka' nın eserlerindeki dünyayı çağrıştıran Kumların Kadını avının peşinden giderken, kendini av olarak bulan Cumpei Niki'nin farkında olmadan sadece gidiş bileti alıp, hiç bilmediği bir yaşamın kapısını aralayışının öyküsü.<br />Cumpei Niki, kendini kumun dansına kaptırıp ender bulunan bir böceği yakalamak telaşıyla geride kalan yaşamın bunalımlarından kurtulduğuna o kadar inanır ki, hayalle gerçek arasındaki sınırı yitirir. Kumun büyüsü içinde zaman ve mesafe kavramları başkalaşır. Kumdan kafesine ulaştığında yepyeni bir varoluş öyküsünde bulsa da kendini, tutsaklığı, mantığıyla örtüşmeyecek denli saçmadır... Tuhaf bir iklimde, çok iyi bildiğini sandığı kum koşulları arasında nasıl bir hapsoluşa mahkûm edildiğini anlayamaz. Sarı-gri bir labirentin içinde, attığı adımlar onu hep aynı noktaya; en başa taşırken zihnindeki bulanıklık ortama uyumlanır. Yanında ise bütün yaşamsal belirtileri silinmiş, hayali bir kaleyi bekleyen askerle özdeş bir kadından başka kimse yoktur. Evinde bir gece konaklamayı umduğu bu kadına, birlikte kâbus gibi bir hikâyeyi paylaşacaklarını bilmeden sığınır. Bu da bütün hayatını altüst edecek, bildiği ve hatta emin olduğu her şeyi bir anda tersine çevirecek bir başlangıç olur.<br /></span><p style="color: rgb(255, 153, 0);"><span style="font-family:Arial,Verdana,MS Sans Serif;"><span style="color: rgb(255, 204, 102);font-family:Tahoma;" ><strong>Buyurgan ve öfkelidir kum</strong></span><br />Yolculuğa çıktığına dair tek ipucu yazıp göndermediği bir mektuptur ve yokluğu fark edilmedikçe yeni yaşamın onu sindirmesi kolaylaşır. Günlerce nasılsa çıkıp gidebileceğine olan inancı onu ayakta tutsa da kumlar arasındaki bu tuhaf yaşayış bütün inançlarını yavaş yavaş siler. Yalnızlığı düşüncelerinin acımasız akışına geçit verirken, aslında ince bir varoluş sorgulaması içinde bulur kendini. Yaşamının başka ellerin insafında olma düşüncesini kabullenmek elbette kolay olmaz ve labirentin içinde kendi sözünü söyleyebilmek için çıkış yolları arar. Buyurgan ve öfkelidir kum, kımıldadıkça daha dibe saplanıp kalmak, aslında buradan çok farklı olan hayatına alaycı bir göndermedir. Oradaki anlamsızlık, iletişimsizlik ve bunalım onu buralara kadar getirmiştir; yokluğu fark edilse bile yola çıkışındaki gizem ve seçimleri yüzünden geride bekleyen birilerinin olmadığını görmek, çabasındaki tek itkinin; umudunun önünü keser. Böcek koleksiyonculuğu gibi bir uğraş yüzünden başına bunların gelmiş olması kimseyi şaşırtmayacaktır. Uğraşı yeterince anlamsız ve saplantılıdır. Bu yüzden güçlükle eline geçen gazetelerde günlerce boşuna bir çabayla kendini arar. Gücünün azaldığı yerde öfke belirse de bir süre sonra kadınla ortak bir yazgının açmazında olduğunu anlar. Hatta zamanla, kadının kum tarafından örselenmiş bedenine bir yakınlık duyması ve her firar aşamasında ona ihanet ettiği düşüncesi, içinde başka bir tutsaklığı doğurur.<br />Bütün bu yönleriyle gelgitlerin hiç eksilmediği, kumun bütün bezdiriciliğine karşın devinimi yüksek bir okuma sunuyor Kumların Kadını. Ruhu sıkıştıran, Cumpei Niki'nin kâbusuna ortak eden bir anlatımla, Kafkaesk çağrışımlarla yüklü, Japon edebiyatından dilimize geç kazandırılmış olsa da açığı kapatacak denli etkin bir eserle karşı karşıyayız. Romanda kumun bilinen anlamından çok başka yepyeni bir özelliği, gerektiğinde bir insanı tutsak kılacak denli hoyrat oluşu irkiltici bir gerçeklik kazanıyor. En korunaklı hapishaneden bile çok daha geçit vermez ve kaçışı olanaksız kılan bir hücreye dönüşen kum, aslında bireyin kendi yalnızlığında ne kadar çaresiz ve savunmasız kaldığının da simgesi. "Yalnızlık hayal peşinde koşup da doyurulmamış susuzluktur" ifadesiyle romandaki o geniş hayal imgesinde, bir anlamda hayal işçiliği yapan bir kadının acizliğine salt tanıklık etmek yerine ona bütün varlığıyla dahil olan bir adamın iç burkan karanlığına ortak oluyoruz.<br /></span></p><p style="color: rgb(255, 153, 0);"><span style="font-family:Arial,Verdana,MS Sans Serif;"><span style="color: rgb(255, 204, 102);font-family:Tahoma;" ><strong>Gelmeyeni beklemek</strong></span><br />Kasvetle yüklü tasvirlere karşın efsunlu bir dünyaya çekiyor okuru. Kadının hiçbir soru sormadan yazgısını kabullenişini, Kaf Dağına merdiven kurmak için taş taşımaya benzeten adam, kendi hayatının anlamsızlığını da idrak etmeye başlıyor. Bu yönüyle varoluşçuluğun romanın bütününe hakimiyetinden söz edilebilir. Böcekle başlayan kıyaslama, yaşamın bütününü içine alan geniş bir sorgulamayı beraberinde getiriyor. Tutsaklığın şehvete, şehvetin de vicdan hesaplarına evrilişindeki duyarlık romanın kurgusunda yer yer hissedilen çarpıcı bir öğe aynı zamanda. Gelmeyeni beklemek, nedeni bilinmeyen bir suçun bedelini ödemek, girişi olmayan bir yerden çıkmaya çalışmak... Bu anlamda Kafka ve Beckett le benzerlikler gösteren ve 1962' de Yomiuru Ödülü'nü alan roman, varoluşçuluk sorununa değinen yönüyle de Sarte'yle ilişkilindiriliyor.<br />1924'te Tokyo'da doğan Kobe Abe doktorluk diploması aldıysa da hiçbir zaman doktorluk yapmadı. Matematik ve böcek koleksiyonculuğunun yanı sıra Heidegger, Jaspers ve Nietzsche üzerine araştırmalar yaptı. İlk kitabı 1947'de yayımlandı. Edgar Allan Poe, Samuel Beckett, Rainer Maria Rilke ve Dostoyevski'den etkilendi. 1962'de yayımlanan Kumların Kadını (suna na onna) ona Yomiuru Ödülü'nü getirdi. Yönetmen Hiroshi Teshigahara tarafından sinemaya aktarıldı ve Cannes' da jüri özel ödülü aldı. 1993'te ölen yazarın baş yapıtlarından biri olan Kumların Kadını, Japonya'da yayımlanışından kırk altı sene sonra dilimize çevrilerek büyük bir eksikliği tamamlamış oldu. Japon edebiyatının bu özgün eseri yer yer coşku ve gerilim eşliğinde bilinmeyenin çekiciliğine kapılan okuyucuya kumdan tuhaf bir dünyanın kapısını aralarken, cesaretin sorgulandığı, karanlığa çıkılmış bir yolculukta biletin yalnızca gidiş olabileceğini anımsatıyor.<br /></span></p><hr style="color: rgb(255, 153, 0);"> <span style="color: rgb(255, 153, 0);font-family:Arial,Verdana,MS Sans Serif;" ><br /><i>Olaya kum tarafından bakılırsa şekli olan her şey anlamsız. Kesin olan yalnızca her türlü şekli reddeden kumun hareketliliği. Fakat, aradaki ince tahtanın ardında, kadının kum temizliği değişmeksizin sürüyordu. Öyle bir kadının incecik kolları acaba ne kadar etkilidir? Neredeyse suyu ikiye ayırarak ev kurmaya çalışmak gibi bir çaba değil mi? Suyun üzerine, suyun karakterine uygun olarak gemi koymak gerekir.<br />Bu düşünce, kadının kum temizlerken çıkarttığı seslerin o tuhaf, zorlayıcı baskısından, adamın aniden kurtulmasını sağladı. Su için gemi uygunsa, kum için de uygun olmalıydı. Evin sabit olması gerektiği kavramından özgür kalınırsa, kum ile savaşmak için boşuna uğraşmaya gerek de yok. Kum üzerinde durabilen özgür bir gemi. Hareket halindeki bir ev, şekli olmayan köyler ve şehirler...<br />Elbette kum sıvı değil. O yüzden de kaldırma gücünün olacağını beklemek anlamsız olur. Sözgelişi, özgül ağırlığı kumdan daha hafif olan şişe mantarı gibi bir malzeme bile, hiçbir şey yapmadan bırakılırsa doğal olarak batar gider. Kumun üzerinde kalacak geminin çok daha farklı bir niteliği olmalı. Sözgelişi, salınımlar gösterebilen fıçı gibi bir ev... Çok küçük bir dönüşle, yapışan kumları silkeleyip yine yüzeye çıkabilir... Zaten, evin tamamı sürekli dönecek olursa, içinde yaşayanlar huzur bulamaz... O yüzden bir şeyler icat ederek fıçı iki kat yapılmalı... İç kısımda kalan fıçı, eksen merkezinde dibi yerçekimine uyacak şekilde yapılırsa mesele kalmaz... İç kısmı sabit kalacak, sadece dış kısmı dönecek... Büyük saatlerin sarkacı gibi salınan evler... Beşik şeklinde evler... Çöl gemileri...<br />Sonra, böylesi gemilerin bir araya gelmesinden oluşan, sürekli salınan köyler, şehirler...<br />Derken, adam uykuya dalıvermişti.<br />Kitaptan</i><br /><br /><li>KUMLARIN KADINI<br />Kobe Abe, Çeviren: Hüseyin Can Erkin, Merkez Kitaplar, 2008, 187 sayfa, 13 YTL. </li></span></td> </tr> </tbody></table></span>http://www.radikal.com.tr/ek_haber.php?ek=ktp&haberno=7546periçıkmazıhttp://www.blogger.com/profile/12810665718545365063noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-7755074663082957354.post-88919673380061762642008-04-12T06:52:00.000-07:002008-04-12T07:02:44.349-07:00BİR ZERRİN ŞARKI......<a href="http://bp0.blogger.com/_1nKlDcMv_nY/SADAGeh1okI/AAAAAAAAALg/zoBd-m9vAlo/s1600-h/zerrin.JPG"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5188357988237550146" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://bp0.blogger.com/_1nKlDcMv_nY/SADAGeh1okI/AAAAAAAAALg/zoBd-m9vAlo/s320/zerrin.JPG" border="0" /></a><br /><div>Zerrin Tekindor’ a<br /><br /><span style="font-family:lucida grande;color:#ff0000;">Solmuş bir masal zamanıydı. Bir şeyleri beklemek, yarın denene yürümek kadar zordu. Elde zamandan aynalar, daha erken dedikleri bir yorgunluğa ışık ışık çarpardı. Yalnız hayaller, olmadık hikayelerin ara cümleleriyle yola çıkmak bir meczubun işiydi. Buralarda düş kuranlara baktıkları göz bizimki gibi parlamıyordu. Birileri vardı; olmalıydı. Salt düşlere uzanan yaşamda hangi gerçek akla uyardı; yine de bilerek değil hissederek yürünse dağılırdı karanlık.<br />Hissettiklerimin hesabını görmesi için gölgeme yakarmıştım. Kabuldü. Tek bir şartı vardı. Zaman zaman ben bile çeker giderim!!! “Aklı telaşlı”ların yalnızlığına hiçbir gölge katlanmazdı zaten; olsun. Öyle de olmuştu. İyi ki sözcükler ve onların gizli saklı sahipleri vardı. Onların gölgesi çok önceleri gitmişti; korkmuyorlardı. Cesaret biraz bundandı. Yazıp anlatmak için onların sesi yeterdi. Sayfa sayfa hikayenin yetmediği; en çok da uzun geldiği…. Hele bazen ansızın gelip gözlerindeki yıldız tozlarını savura savura bakarlardı ki; onların yanında kalem erir, sayfalar yanardı kendiliğinden. Meleklerin efsununa dolanmış, ıhlamur tenli kadınlardı onlar. Azdılar. Bir kent en çok onlar yüzünden ateşe verilmeliydi. Hiçbir parıltının yetmediği, onlar varken Ay’ın utançla çekip gittiği şehirler baştan sona yanabilirdi. … Hikayelere adları düşer, anı çokluğundan zorlukla kapatılan bavullar, hep gidiş alınan biletler ve gitmelerin yazgısına vurgun yürekler yeni yaşamlar arardı. Hangi hikayeye yansısa renkleri perilerin çıkmazında şenlik olurdu. Yükseklerden baktıklarını kendileri dahi bilmez, sessiz bir çekimle dünyaları peşlerine katarlardı. Böyle birini gördüğümde duydum perilerin şarkı söylediğini. Güzel yüzlü, aydan daha parlak gözleriyle vardı; gerçekti. Yanında kim olsa giderek sözü sesi yiter, o bildiği dilde “üstü kalsın” derdi. Hayata kalırdı bu; hayat ağırlaştıkça yorulmaz, yine içten bir kahkaha devrederdi yorgun ruhlara. İnatla fazla geldi sözlerim, bunca doğala fazla uzun. Nasılsa anlatmakla olacak gibi değildi… En çok da azaldım anlatmak telaşıyla. Aklın oyunlarından yol aradım, ona varsın, renkler kuşanıp karşısında dursun diye. Zaman hızla geçti. Bir tesadüf, en çok da mucize gerekiyordu sesimi karşısında çatlamadan dimdik tutabilecek.<br />Karşımda durduğunda ne çok yer aramış, nasıl zaman kaybetmiştim… Oysa uzun cümlelerin ardında küçülürmüş hayatlar. Dillendirilmeyenle eksilenin yerine hiçbir şey konamazmış. Çıkmaz sokakların sonuna dek gitmeyenlerin kaçırdığı o büyülü hikaye gölgesiz de yazılabilirmiş..<br />Bir kadın tanıdım. Onu anlatmak için hangi hikayeye dokunsam, şiir oldu. Gözlerindeki ışık için ille de bir melodi gerekti. Yüzünde şarkıların peri seslerinden duyulduğu, gölgesinden ve maskesinden başka bir şeyi olmayanların ille de geç kalacağı….</span></div><div><span style="color:#ff0000;"></span> </div><div><span style="font-size:78%;">(fotoğraf:</span><a href="http://www.zerrintekindor.net/"><span style="font-size:78%;">www.zerrintekindor.net</span></a><span style="font-size:78%;">)</span></div>periçıkmazıhttp://www.blogger.com/profile/12810665718545365063noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-7755074663082957354.post-65839914789291546472008-04-03T12:25:00.000-07:002008-04-03T12:36:15.745-07:002 nisandı....<span style="color:#c0c0c0;">sözcüklere sığmayacak kadar uzun,dün gibi yanıbaşımda yokluğun...bir yıldır yoksun.ömrümden çalan saatlere sözüm yok.ama sensiz bir dünyada yaşamak neye benziyor? sen de bunu bilmiyorsun.annem,,,</span><br /><span style="color:#c0c0c0;">kalbimin neden çölleştiğini dillendiremiyorum.yüzüme bakıyorlar.sanki sen hiç olmamışsın gibi...</span><br /><span style="color:#c0c0c0;"></span>periçıkmazıhttp://www.blogger.com/profile/12810665718545365063noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-7755074663082957354.post-13242417043242101342008-03-18T11:21:00.000-07:002008-03-18T11:24:15.196-07:00BİR ARKADAŞ İÇİN....<a href="http://bp3.blogger.com/_1nKlDcMv_nY/R-AIaE8BKvI/AAAAAAAAAKs/sJoPsSKk0ic/s1600-h/n707421661_287800_4372.jpg"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5179148815571167986" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://bp3.blogger.com/_1nKlDcMv_nY/R-AIaE8BKvI/AAAAAAAAAKs/sJoPsSKk0ic/s320/n707421661_287800_4372.jpg" border="0" /></a><br /><div><br /><span style="color:#ffcc00;">Bir Arkadaş İçin</span></div><br /><div><span style="color:#ffcc00;"></span></div><br /><div><br /><span style="color:#ffcc00;">Aşağıda yatıyorum<br />Sokağa bakan pencerenin yanındaki divanda<br />Bir ses, birden bir olay oluyor<br />Kulağımın dibinde<br />Bir dal Bir cama vuruyor<br />Tezer</span></div><br /><div></div><br /><div><br /><span style="color:#ffcc66;">Can Yücel</span></div>periçıkmazıhttp://www.blogger.com/profile/12810665718545365063noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-7755074663082957354.post-74138282123798586472008-03-15T06:23:00.000-07:002008-03-16T10:08:04.760-07:00kitapsız...<a href="http://bp1.blogger.com/_1nKlDcMv_nY/R9vRZ08BKuI/AAAAAAAAAKM/slG9m3a7NMs/s1600-h/Books-in-Winter-Print-C10100600.jpg"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5177962438229830370" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://bp1.blogger.com/_1nKlDcMv_nY/R9vRZ08BKuI/AAAAAAAAAKM/slG9m3a7NMs/s320/Books-in-Winter-Print-C10100600.jpg" border="0" /></a><br /><div><span style="color:#ffcccc;">sayfa kokuları..eksik hatıraların devşirilmesi ve birden yere düşen bir kuru çiçek...dünden kopup gelecek bir çığlık...kokusunda can bulup yokluğunda hasta düşülen, sevgili çağrışımı gibi. şimdi uzakta; kılıksız bir yoklukta bekleyişleri,,, hatıların ötelenişi</span></div><br /><div><span style="color:#ffcccc;">rengahenk dizildikleri raflardan bir bir toplanıp bir karton kutuya tıkışmalarını izlemedim. onları kendimden -ve elbette dünü- hayatımdan ben uzak tuttum. bir ölümün, ani ve hoşçakalsız bir vedanın ardından önce kedim sonra kitaplarım.. kedim annemin ardı sıra çekip gitti,hayvanların insana çok daha uzak bir şeyi; vefayı karşılayan tertemiz ruhları...ardından eski bir yaşamı geride bırakmayı emreden yeniliğe-zoraki değişime- boyun eğdim. elbette onlarsız olmak korkusu yüzünden bitmek bilmedi serüven. canları acımasın diye her gün bir öbeği, özenle kolilere sığdırmaya çabaladım; gözlerinden kaçmadı. terk ediliyorlardı;geçici bile olsa, yeni yerleri hazır olana dek bile olsa veda vedaydı...yeniden düzenlenecekleri anı beklemek yerine kırılıp sustular... tek tük özgürlükle yetinmek istemediler elbet, o yüzden sayfaların sarısı bile en ufak bir hatırayı canlandırmaz oldu. içinden düşen çiçekler daha kuru,daha YASlıydılar. Bilge Karasu'nun muhteşem eseri "ne kitapsız ne kedisiz" nasıl da doğruca yerleşti yerine...şimdi biraz daha eksik..annekedikitap birbirine dolaşmış ve hatıralar arasında belirsiz bir yerde...kimbilir günün birinde, aynı öyle bir bahar vakti bağışlanırım....</span></div><div><span style="color:#ffcccc;"></span></div><div><span style="font-size:78%;color:#ffcccc;">(resim:Jessie-Wilcox-Smith)</span></div>periçıkmazıhttp://www.blogger.com/profile/12810665718545365063noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-7755074663082957354.post-65827588017737912542008-02-19T05:57:00.000-08:002008-03-16T10:04:06.521-07:00YOK YAŞAM<span style="color:#cc33cc;"><strong>dede'ye</strong><br /></span><strong><br /><span style="color:#cc33cc;">suskuyla irileşen kör bir yazdı.olmasan da uzaktan tanıklığını yaptığından emindik hepimiz.vardın ama olmamayı kendi başına seçmek kadar da içimizdendi yokluğun.seni varsayıp yolumuza koyulamıyorduk; çünkü sapsarı dedikleri ama bana göre yalnızca kurumuş bir kahve artığından ibaret tedirgin bir yazdı. içimiz acıyordu durmadan. içimiz açılmıyordu. uzun konuşmalara kapalıydık ve ne yapsak zaman sadece aynı yerdetakılıp seni anımsatıyordu.seninle birlikte diğer olmayanları. ne yapacağını bilemeyen bir avuç yokinsandık. kendimize bu adı biz seçmemiştik<br />ve beraberinde ne çok şey bizden değildi! avcumda buharlaşan kent hangisiydi. doğup büyüdüğüm mü yoksa düşlerimde yaşamayı seçtiğim mi?</span></strong><br /><strong><span style="color:#cc33cc;"></span></strong><br /><strong><span style="color:#cc33cc;">giderek yitenlerin hesabını görmüyordum. aramızda bir uçurum olmuştu anımsa. telefonun ucunda bir başka yazı kör kılmayıseçmiştin simsiyah bir sis ülkesinden duyurduğun sesinle. göğün bütün anlamı geceye bırakıp kendini; gidivermişti(n). yaşamayı seçtiğim bu yerde senin izlediğin her şeyi soluğum kesilirce etlerim kemiklerimdensökülürce yaşıyordum ve sen bir zamanlar her şeye itiraz eden sesimde susup kalmamı söylüyordun…</span></strong><br /><br /><strong><span style="color:#cc33cc;">hiç konuşmadan içimdesin.bunun kıyımında yalnızım… rüya görmemek için uyumayan insanlardan değildim.inadına rüyama tutunup onlar olmadan yaşanmayacağını anlatmak zorunda gibiydim.bunu diğerleri hiç anlamadılar. benim,yokluğuna rağmen bunca şeyi bilmeni anlayamadığım gibi… </span></strong><br /><strong><span style="color:#cc33cc;"></span></strong><br /><strong><span style="color:#cc33cc;">yaz içimde bitmişti.üşüyordum inadına bütün karanlıklarda seninle başbaşaydım.uzaktan esen loş rüzgar ve sen içimdeki tüm korkuların üzerine gidiyordunuz.ben çocuk kalayım siz gidin yerime oynayın diyordum sana inadına duymadıklarım ve başardıklarım yüzünden bana küsüp duruyordun… </span></strong><br /><strong><span style="color:#cc33cc;"></span></strong><br /><strong><span style="color:#cc33cc;">yaz bitmemişti…</span></strong><br /><strong><span style="color:#cc33cc;"></span></strong><br /><strong><span style="color:#cc33cc;"> birden her şey değişsin istedim ve öyle de oldu.buna sen bile engel olamadın.kalbimin kırık parçaları içinde kanıyormuş ve neden güvenmek denen şeyi durmadan tartışmak zorunda kalıyormuşuz..?ben sana bütün sırlarımı haykırarak gelmiştim ama sen kulağıma inadına… </span></strong><br /><strong><span style="color:#cc33cc;"></span></strong><br /><strong><span style="color:#cc33cc;">hiçbir şeye ekleyip her şeyimi yok oluyorum anımsadıkça.</span></strong><br /><strong><span style="color:#cc33cc;"></span></strong><br /><strong><span style="color:#cc33cc;">cılız yağmurlar esir alıyordu kenti.diğerine de çok önceleri gitmek isteyip bir türlü gidemediğim bir sirk gelmişti.palyaço ve akrobatın aşkı.anımsar mısın bilmem sana çok eskiden bir masal anlatırdım…uydurma diyemez her seferinde yeniden dinlerdin.sevmediğini,uydurduğumu bildiğini bilir üzülürdüm.ama anımsa!üzülmek o zaman güzeldi. </span></strong><br /><strong><span style="color:#cc33cc;"></span></strong><br /><strong><span style="color:#cc33cc;">üşümektense çekip giderim demişsin… </span></strong><br /><strong><span style="color:#cc33cc;"></span></strong><br /><strong><span style="color:#cc33cc;">kalbimde derin bir boşluk bırakan yokluğunda akrobatla palyaçonun tuhaf,yadırganan birlikteliği bir oyundu oyalanmaydı.diğerlerinin sarı dediği bu kapkaranlık yeri bırakıp gidemeyişim de bir yanıklıktı. palyaçolardan korkardın. "bu hayat böyle işte!lanetli ve çürüyen bir ayna! neresinden tutsam elimde kalıyor" diyordu palyaço.korkuyormuş aşkından. ya bırakıp… sen yapmadın.hiç yapmadın bana bunu.acıyan şeyler seni üzermiş. öyle kaldı hatırımda. kent rüzgarlarını boylu boyunca sana bırakmış.sen arkanı dönüp gitmişsin.şehir yanmış,her yanı acıdan kıvranırken uzak bir karşılaşmayı anımsatmış sana.bahanesi her şey olan kaçınmanın dile gelişi…</span></strong><br /><strong><span style="color:#cc33cc;"></span></strong><br /><strong><span style="color:#cc33cc;"> yaram ağırdı sızlıyordu.</span></strong><br /><strong><span style="color:#cc33cc;"></span></strong><br /><strong><span style="color:#cc33cc;">seni onlara anlatmayı başarmıştım artık ve ben sustukça adın inildiyordu aramızda.acısı yaramdan beterdi.ölgün bir sevişmenin tadına varmıştın gitmeden.aklında kocaman memeli o çirkin kahkahalı kadın kalarak gitmiştin.böylesi daha iyi diyordun.onca sancı bu denli basit bir elyazısıyla temize çekiliyordu.gitme!! sana son sözlerim neydi?”ama” derken sesimdeki kırılmayı fark etmiştin biliyorum.hiç yüzüme vurmadın bunu.en az masalım kadar masumdu.ikimiz de aynı yolda ama ters yönlerdeydik. yaz bitmeyecek gibiydi.hiçbir yereydi yolum ama elimde kocaman bir bavul durmadan yer değiştiriyordum.gittiğim yerler sadece bu şehri bana daha iri harflerle anımsatan sıradan hatta basit kent kıyılarıydı.yaz gözlerinde mavi bir erimeydi.bunu içimizden o en güzel gözlü olanın hatırına kabulleniyordun. diğerleri de benim kadar yorgun muydu?</span></strong>periçıkmazıhttp://www.blogger.com/profile/12810665718545365063noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-7755074663082957354.post-50177828594396530652008-02-11T05:06:00.001-08:002008-02-13T04:14:35.985-08:00geceden günden<a href="http://bp1.blogger.com/_1nKlDcMv_nY/R7BIbLojMYI/AAAAAAAAAJs/GH8wmlg9yIk/s1600-h/mavi.jpg"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5165708404410495362" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://bp1.blogger.com/_1nKlDcMv_nY/R7BIbLojMYI/AAAAAAAAAJs/GH8wmlg9yIk/s320/mavi.jpg" border="0" /></a><br /><div><span style="font-size:130%;color:#cc66cc;"><strong>aynı ayininin uğultulu kıskacındadır gece<br />duyuldukça artan<br />kıstırılma korkusu,<br />avcuna örtüsüzce bırakılmış, gizli bir mektuptu<br />sonralar<br />hiç gelmeyecekti</strong></span><span style="font-size:130%;color:#cc66cc;"><strong><br />beklediğin ışıklı günsonları<br />meltemler kaoslarla<br />çökerdi bu kente<br />elde bir yere varmayan adresler<br />gece vakitleri<br />karartılmış istanbul,<br />yakılmış kitap kokularını anımsatır;<br />yorgun evsiz ayyaşların yüzü<br />"o zaman gömdüğümüz kitaplar çiçek açtı" der bezgin hatıralar</strong></span></div><div><span style="font-size:130%;color:#cc66cc;"><strong>istanbul<br />artık sevda kenti olur hep<br />gidilesi, günden kaçılası!<br />güçsüz bir aşkın şiiri<br />hep yarım kalır.<br />elde kadeh<br />sabaha vuran yüzünü görürsün camda<br />buğusunda günü karşılarsın;<br />dışına taştığını bile bile.<br />yazılmamış<br />aşk mektuplarıdır istanbul<br />kadın kokusudur,<br />gece vakti unutulan defterin<br />kara kapağıdır<br />okunmuş güncelerin göz yaşıdır<br />gitmeyi istemekle<br />kalmak için yalvarmak<br />aynı kara yazgının<br />düşman kardeşidir<br />kanındandır ama<br />kanını akıtmak isteyen de odur<br />iki tenha arasında<br />yüz yüze kalmış,<br />bir gece vakti<br />birlikte ıslanmışısınızdır.<br />birileri bunu unutur,<br />yok sayar!!!!!!!!!!!!<br />imkansızın hecelenişine titrer için<br />dokunmaya kıyamadığın yüzden<br />korkarsın<br />güne uyanamamaktan</strong></span></div><div><span style="font-size:130%;color:#cc66cc;"><strong>güz gelir,<br />kanını besleyen kadın gider<br />ıslak beden resitallerinde<br />ağlamak mıdır;<br />apansız sevişme midir teninin yanışı?<br />kim bilebilir<br />imkansızı heceleyenlerden başka...<br />ağlamaklı görürsün<br />kendini kaldırımda boylu boyunca<br />burası istanbuldur;<br />her şeklin bir özeti,<br />anlamdışılığın esrimesi vardır.<br />kanattığın kent<br />kardeşinin kanıdır<br />üstüne bulaşan sombaharları<br />ölesiye seversin<br />ve artık hep gecelerde bulursun<br />aynada yitirdiğin aksini..</strong></span></div>periçıkmazıhttp://www.blogger.com/profile/12810665718545365063noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-7755074663082957354.post-53265401490092687602008-02-11T05:02:00.000-08:002008-02-12T12:35:54.299-08:00bir-iki-üç tıp<a href="http://bp3.blogger.com/_1nKlDcMv_nY/R7BHqrojMXI/AAAAAAAAAJg/twZYiek52Hg/s1600-h/18.jpg"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5165707571186839922" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://bp3.blogger.com/_1nKlDcMv_nY/R7BHqrojMXI/AAAAAAAAAJg/twZYiek52Hg/s320/18.jpg" border="0" /></a><br /><div><span style="color:#ff0000;"><strong><em>sessizliği konuştur hadi!<br />kendine uy<br />bir türlü geri gelmeyen o mevsimden sonra<br />hadi rengini bul bu karanlıkta!<br />uykunu verdiğin o yüze seslen; nasıl da değişmiyor bakışları...<br />aynı çöl iklimindesiniz ama o üşümüyor senin gibi.<br />ne çok sözcük bulacaksın içinde<br />duyulmayan duyurmadığı...<br />sigaran kendi kendine sönerken tek bir ışığın bile sızmadığı o tenhada<br />birileri çok sevecek mevsimleri<br />okuduklarını masal sanacaklar<br />rahat uykuları olacak geceye gebe kalmayacaklar<br />şaşkınlığına bahaneler uyduran çocukların olacak<br />avuçlarında doğurduğun kara yazgılı...<br />hadi duyur sesini karanlığa!<br />senden rengini çalan bir gömüt gibi karşında duran karanlığa...<br />gözlerini kapayıp açınca geçecek sandığın acı, öz be öz mevsimin olacak<br />umut masallarındaki kahramanlara aşık çocukları seveceksin...<br />senden uzakta duran bakışlarının değdiği yerlerde arayacaksın geçmişini..<br />bulamadığın yerlerde mavi tuzaklar bekliyor<br />hadi doğur bütün yalancı çocukları...<br />içleri kan toplasın yalan masalları olsun.</em></strong></span></div>periçıkmazıhttp://www.blogger.com/profile/12810665718545365063noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-7755074663082957354.post-11267029789942590562008-02-11T04:58:00.000-08:002008-02-19T06:16:35.453-08:00amerikan bezi-deli diyenle derilen arasındaki farkı kimbilebilir ki...<a href="http://bp1.blogger.com/_1nKlDcMv_nY/R7rkurojMZI/AAAAAAAAAJ8/nCaKu9y0FAY/s1600-h/b.jpg"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5168695012998984082" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://bp1.blogger.com/_1nKlDcMv_nY/R7rkurojMZI/AAAAAAAAAJ8/nCaKu9y0FAY/s320/b.jpg" border="0" /></a><br /><div>nasıl da başlardık<br />titreyen sözcüklerle konuşmaya<br />bir kentten diğerine gitmek ne kolaydı<br />alev alırdık kuru serinliklerde<br />güne başlar gibi değiştiriverirdik biz gelmeden üzerimize biçilmiş hayatı<br />yarın öykülerde varolan bir yerdi hep gideceğimiz<br />çok da uzak değildi<br />yürünerek daraltılabilirdi acının yolları<br />sağanaklarda susmadan koşacak kadar<br />biliyorduk "hiçbir öykünün sonu bir mezcuba teslim edilemezdi"<br />giydiklerimiz kollarımızı bağlıyordu; çok da sıkıyordu. neden demedik<br />nedenleri biz bilelim istedik<br />kurumuş, kitaparası papatyalardan arta kalandık<br />sayfalar sarardıkça çiçekler gibi eskidi hatıramız<br />belleklerde<br />derin uçurum oldular<br />içine düşüp durduğumuz<br />bıkmadığımız<br />inandığımız<br />yasaksızdı karartma vakiydi oysaki<br />ay edepsiz kavuşumdu<br />bunu kollarımızı arkada sıkıca kenetleyenden mi duymuştuk<br />çıplaklıklar içimizde<br />yağmuru değil<br />kana batmış çocukları büyüttü<br />üstümüz lekelendi<br />acı, kan, sokak koktu beyaz<br />kollarımızı sıkan o beyaz<br />amerikan bezindenmiş<br />ondan canımız yanmış tenimizde hışırtılı yarıklar bundanmış</div>periçıkmazıhttp://www.blogger.com/profile/12810665718545365063noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-7755074663082957354.post-30674060448868571542008-02-11T04:56:00.000-08:002008-02-11T05:14:47.888-08:00kırmızı oda<span style="color:#ccccff;">kapana kısılmış gece yarıları, lekeleri ayışığının...elde mavi bir yanılsama kadar hafif; gökyüzünden yakıcı...loş sokakları geçtik. geceden beterdi yaralarımız ya hiçe yazgılı kör kalanlardık. bilmediğimiz dillerde yalan söylediler bize.melek yüzlerinde unuttuğumuz bahçelerin kızıl çiçekleri..birbirimizin kanından, göz yaşından beslendik. yol hep uzun sürdü.birileri bir yerlere vardığında bizler geri dönmüş ama hiçin orta yerinde bir yerdeydik. kırmızı odalar, şair sesleri bilinmeyen bir yerde kaldı, sona sakladığımız ellerimiz kan...hiç birimiz sağ çıkamayacaktık. bile bile gidip geri dönmek ve beklemek güzeldi. buz gibi gece yarıları ısınmayı umduk; kederden ve geçmeyen yaslardan...bir eksik melodi kulaklarımızı sağır edecekti. bu şarkıyı vasiyetlerimize yazıp birbirimizin ceplerine bıraktık. kırmızı odalar sağır kaldı kırmızı kurdelelere dolandık ana rahmi gibi temiz: yan yana...bir de baktık ki gölgemiz bile çoktan düşmüş yardan ;yar gözlerinden aşağı....bir tutam tuz kaldı avcumuzda; hiç görmediğimiz gün ışığında daha mavi<br /></span>periçıkmazıhttp://www.blogger.com/profile/12810665718545365063noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-7755074663082957354.post-4447015951419293202008-02-09T08:26:00.000-08:002008-02-11T05:56:14.031-08:001163<a href="http://bp0.blogger.com/_1nKlDcMv_nY/R7A8r7ojMWI/AAAAAAAAAJY/1c-0fSFhaRA/s1600-h/elelel.jpg"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5165695498033770850" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://bp0.blogger.com/_1nKlDcMv_nY/R7A8r7ojMWI/AAAAAAAAAJY/1c-0fSFhaRA/s320/elelel.jpg" border="0" /></a><br /><div><span style="color:#6633ff;">aylar eskiyerek dökülüyor avcumdan.yüzüm soluk bir hatıradan düşen kırık parçalar gibi, birbirini tutmuyor.seni bırakalı, orada bir başına bırakıp uzaklaşalı ne çok zaman oldu.içimde sesinin giderek eksilişini izlerken buluyorum kendimi.koskoca kahkahandan geriye çökmesin diye taşlar koyduğumuz bir toprak parçası ve anlamsız sayılar kalmış.ne bir adres ne bir yer haritada, dokundukça sen olduğum..sadece 4 rakamdan ibaret bir yalnızlıkta bıraktık ya seni, yağmurlarda üşüyüp üşümediğini düşündüğüm geceler çoğaldı.izin olsun diye sakladığım her hatıranın yerine loş bir akşamüstü gelip kucağında ağlar gibi toprak kokusuna yaslanmak düştü payımıza.uzaklara gitme diye birbiri ardına eklediğim sicimler şimdi kopuyor.git git uzaklaşıyorsun bizden.adın yerine 1163...arkamızı dönüp hayatlar içinde bir hayata sıkıştığımız için, yağmurlarda seni ıpıssız bıraktığımız için,üstünde olanca ağırlığıyla biriken o taşları çekip atmadığımız için..... bu kadarcık mı diye sorduğunu duyuyorum bazen.hepsi bu kadar mı? </span></div>periçıkmazıhttp://www.blogger.com/profile/12810665718545365063noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-7755074663082957354.post-46120213470358296562008-01-18T11:35:00.000-08:002008-01-26T13:16:21.114-08:00.........................<span style="font-size:130%;color:#cc0000;">Söz vermiştim kendime, yazı bile yazmayacaktım. Yazı yazmak da, bir hırstan başka ne idi? Burada namuslu insanlar arasında sakin ölümü bekleyecektim; hırs, hiddet neme gerekti? Yapamadım. Koştum tütüncüye, kalem kağıt aldım. Oturdum. Adanın tenha yollarında gezerken canım sıkılırsa küçük değnekler yontmak için cebimde taşıdığım çakımı çıkardım. Kalemi yonttum. Yonttuktan sonra tuttum öptüm. Yazmasam deli olacaktım.</span><br />Sait Faikperiçıkmazıhttp://www.blogger.com/profile/12810665718545365063noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-7755074663082957354.post-6978026077190185092007-11-29T11:44:00.000-08:002008-02-11T04:38:06.210-08:00usta'dan<span style="color:#ffcc99;">"Gözlerin çizgiden taşmazsa olmaz."<br /><br />"Ama elin taşmayacak. Aklının çizgisini izleyecek."<br /><br /><strong><em>BİHRAT MAVİTAN</em></strong></span>periçıkmazıhttp://www.blogger.com/profile/12810665718545365063noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-7755074663082957354.post-53446872081028366022007-11-18T15:42:00.000-08:002008-02-22T13:52:24.717-08:00İYİ GECELER ANNE!<span style="font-family:times new roman;font-size:180%;"><span style="color:#ffffff;"><strong>kımıl</strong><strong>tısız gece.ilerlemiyor zaman. 5475 saattir bir ölü bedenin yanında yatıyor diri duygularım.alamadıkları soluk şimdiye kalan tek gerçek...sen bilirsin....</strong></span></span>periçıkmazıhttp://www.blogger.com/profile/12810665718545365063noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-7755074663082957354.post-42049667203205848572007-11-09T12:10:00.000-08:002008-02-11T04:39:10.711-08:00ayışında daha güzel<span style="color:#cc9933;">arka arkaya alınan nefesler gibi.gözlerin buğusunda nemlenir gibi....gecede birbirini içen üç yudum su gibi...ağır aksak hicaz gibi.uzakçıl bir kuşun kanadına bırakılan mektuplar gibi.bir yere varamayışın öcünü sokaklardan alır, yağmura kafa tutar gibi..<br /><br />sahi bir yerinden kırılıverirdi hayat eskiden.şimdi neresinden tutsam elimde kalıyor da yine de bende,ellerimin kırmızı izinde birikiyor..ne eksik melodi ne de perdeleri sımsıkı kenetli sonbahar verebildi hesabı. gidilmeyen, gidilip de dönülmeyen yerlerde, bir hastane sessizliğinde sadece makinelerin soluk alıp verişinde ben bir parçamı daha devrettim hiç olmadığım yerlere...yüzünü ölsem de göremeyeceğim gecelere.hepsi bir hepsi sessizce mavi.</span>periçıkmazıhttp://www.blogger.com/profile/12810665718545365063noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-7755074663082957354.post-42753626291152930242007-10-08T04:29:00.000-07:002008-02-11T04:36:40.830-08:00günsonlarında hiçin izi<strong><span style="color:#33ccff;">sokakları kaplayan gece simsiyah bir tüldür<br />yüzünün en güzel yerinde<br />ay çöker;müzik susar...<br />"bekle!karlar tekrar kimsesizliğin göğünden düşene dek bekle öyleyse!"<br />yalan gibi,<br />ayışığı gibi<br />bir gece yarısı avcumda unuttuğun<br />küfür gibi<br />o dost evinde çıplak sırların ve<br />gözünden düşürmediğin<br />damla gibi<br />ve belki yakılmış masallar<br />çarparken hoyratça ateşlere<br />kinler kanında sulanacak<br />ve sen anımsamayacaksın bile<br />"bekle!ölesiye tırmanırken derin yaralar belleğine susma<br />bekle öylece!"<br />seni<br />bir önceki kadar ağlatmayan<br />şarkılar olacak<br />yanmaktaki parmakların<br />daha da incelecek<br />tende bir iz bırakamayacak kadar<br />yorulacak...<br />kırık ve korkular kadar eski kalacak<br />bir rehavet eşlik edecek sana<br />sessiz ve hep dik kafalı bir cümleyi arayacaksın<br />yangın yerlerinde<br />büyüdüğünü<br />zamanın bir yerinde ölesiye sevildiğini<br />aynalar anımsatacak sana<br />bakamayacaksın asla<br />aksin yalan söylemeyi beceremeyecek<br />puslu bir bakış kalacak<br />aklında<br />sana ömrünü sunan<br />baharları alıp getirmek isteyenden<br />şehir dar gelecek<br />yüzünü verdiğin yaşamların<br />ne kadar hiç olduğunu bil<br />diyecek<br />sen bildiklerinle<br />daha da esmerleşen bedenine bile<br />sığamayacaksın<br />keşkelerin insafında<br />kirli itiraflarda bulacaksın kendini<br />yıllar sonra<br />rakı beyazında<br />yabancı bir kaçağın<br />hazin odasında<br />söylediklerini anlamayacak....<br />yapmadıklarını hiç bilmeyecek<br />sense kavrulan kalbini soğutmak için<br />bir buz daha diyeceksin<br />bir buz daha!<br />kimse sigaralar,kadehler ve şarkılar<br />toplamayacak sana<br />kimse gözyaşından çocukluğunu<br />beklemeyecek<br />kimse gözyaşının tek damlası için<br />ömründen ömür vermeyecek<br />ve ardında gardiyan yürekler...<br />içlerinde ağlamaklı<br />siyah-beyaz gülüşlü yolculuk fırsatları,<br />"bekle!Nasılsa gün ayazında bir yığın Ay küser<br />inlemeler çığlıklara devrolur<br />hiçbir ten sana ışıklar bulup getiremez<br />sen öylece beklerken<br />bekle!deliresiye!"<br />sevdası kış yüklü hüzünler<br />tuzlu yaşlar gibi kalır<br />salkım saçak yüzünde<br />ve alacalı kaçış nöbetlerinde<br />"o delirdi ben korktum"diyemez dilin<br />buna inanmayan kalbin<br />bu defa yalnız bırakır seni<br />sen susmaya başlarsın böylece<br />daha da içeri dönersin<br />bu kez kimselerin el uzatmadığı<br />dehlizlere<br />tünellere sokarsın başını<br />adın bir cam kırığında yazılı kalır<br />birileri başka günleri karşılar<br />kalplerini verdikleri<br />masal kadar imkansız<br />gökyüzü kadar gerçektir<br />kendini yağmur sanan<br />kan damlaları içine dökülür<br />her biri yakar<br />derin yandıkça<br />soluğunda yaşlanırsın işte<br />"bekleme artık!bir yığın ölümden geride kalan sen değilsin yalnızca.<br />bir eksik, bir fazla...<br />kış her defasında karlarla gelir kente<br />belki bir yerlerde senin de sızını dindirir..<br />kimbilebilir ki bunu<br />acıyı seçenden başka.<br />artık bekleme!<br />gelecek hiç bir yolcu senin durağında inmeyecek nasılsa!"</span></strong>periçıkmazıhttp://www.blogger.com/profile/12810665718545365063noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-7755074663082957354.post-18594905946854566132007-10-02T03:51:00.000-07:002008-02-11T04:37:30.791-08:00ben bıraktığınız gibi...<strong><em><span style="color:#339999;">bertan,selin,barış,beste,mehmet,murat için</span></em></strong><br /><span style="color:#ff6666;"><strong>Rüyamda gördüm hepinizi. Bir aradaydık. Kenara atılmış, yalnız gülüşlerin renklendirdiği soluk bir fotoğraftaydık. Gitmemiştiniz. Hepiniz birden terk etmemiştiniz bizi...sırayla;art arda... Geride kalanlara söyleyecek sözünüz vardı. Bir açıklama...Sokaklar boyu dönüp durup cevapları aramam gerekmiyormuş henüz. Susup boynunuzu bükmüyordunuz. Gitmek kaçmak değilmiş. Yanlış anlamışız! </strong><br /><strong>Şarkılarda ağlayalım; sokaklarda, insan yüzlerinde sizi görüp yüreğimiz dağlansın diye yapmamışsınız bunu. </strong><br /><strong>En çok siz bir de ben gülüyordum. En çok ağlattığınız ben. Herkes vardı fotoğrafta. Hepsi hayata bakıyordu ben çaktırmadan yan gözle sizi kolluyordum. Apansız gideceğinizi, rüya bitince tüy kadar hafif ruhlarınızın çekip gideceğini bilir gibi. Peşinizden geleceğimi, bunun bir yolunu arayıp duracağımı,sigaraları çoğaltacağımı bildiğiniz için mi yoksa minik bir avuntuyla kendime geleyim diye mi rüyamda dizi dizi; yan yana gülümsediniz? Kokularda yaşamı dağıtan çağrışımlardan kurtulmak için beynini sürekli birilerinin ellerine emanet eden ben olmuşum. Ama haberiniz yokmuş. Olsaymış, böyle peş peşe dalga geçer gibi ve YOKLUĞA DAYANILIR gibi gitmezmişsiniz. Yapabilseniz geri bile dönermişsiniz ama bunun yolu yokmuş. Size bir defa daha sarılmak için uykuları; ya da size açılan kapının önümde açılmasını beklemem gerekiyormuş. Bunun için özür dilemişsiniz; ben duymamışım. Sabah olduğunda içimi söken gerçeği rüyalarla değiştirmeyecekmişsiniz elinizde olsa. Ama siz de dayanamıyormuşsunuz. Yüzlerinizi unutmamdan korkmuşsunuz. Koynumda fotoğraflarınızla nemli gözlerle uyuya kaldığımı biliyormuşsunuz evet. Ama hala insani zaafları geride bırakamamışsınız. Hem yalnız geçen/geçecek yaş günlerimde yanımda olamayışınıza üzülmüşsünüz. </strong><br /><strong>Çocukluğuma kattığınız güzelliği ince ince geri alışınıza kızmamalıymışım. Yağmur bile kılık değiştirip kan kan damladığında tenime, canımın yandığını görmüşsünüz. En çok sen, evet sen annem olan sen üzülmüşsün. Tenime can veren senin yüreğin yanmış da gelivermişsiniz topluca. Fikir senden çıkmış. Yüreğimin yaşlanmasını istemiyormuşsun. Yerinize bıraktığınız yokluk, doldurulur, sizi anıştırır sanmışsınız. En güçlü benmişim baş ederim sanmışsınız. Size, unutulur, geçer teselli bile olur günler demişler. Alışmayı öğrense de asla unutamaz kalan. Bunu nereden bilecekmişsiniz.. Siz en sevdiklerinizle birlikte yaşlanmışsınız... Büyümesi yarım kalan, kocaman hayallerini buruşturup atanlar bana emanetmiş. Elimden gelirmiş. Ben iyiymişim, şefkatliymişim. Aklımın gece yarıları uçup gideceğini, ağlamaktan gözlerimin sönük yıldızlara döneceğini hesaba katmamışsınız. Geri dönesiniz diye ışıkları açık bırakacağımı; oraya buraya notlar asacağımı tahmin bile edemezmişsiniz. Hem bu biraz delilikmiş. Sayılı zaman çabuk geçermiş; elbet kavuşacakmışız. Bundan emin bile değilmişsiniz. Anlatamazmışsınız. Ne gittiğiniz yerin neye benzediğini, ne de bir daha size sarılıp sarılamayacağımı, zafer,dayı,anneanne,ANNEEEE diye boynunuza atılıp atılamayacağımı söyleyemezmişsiniz. Sizin sevdikleriniz size gençlik, yaşlılık hatıraları bırakırken siz geride hastalık, ölüm, kaybetme korkusundan parçalar bırakmışsınız. Elinizde olsa...Hiç kıyabilir miymişsiniz? Hele anneannem, incecik dokuduğu büyüttüğü torununun böyle aklın kıyılarına gidip gelmesine, hastane koridorlarında dolanmasına dayanamamış. Gençlik umutla beslenecekken, yaşlılıktan gün çalmama en çok Zafer bozulmuş. Güçlü kalmamı haykırmış ve beni affetmiş...O son konuşmayı unutmuş bile. Her şeyi yerli yerine koyamadan gittiği için zaten pişmanmış.</strong><br /><strong>Bir daha bana gülümseyen fotoğraflar yollamayın diye yazıyorum bunları size. Uyanıp da bir an hala yaşadığınızı sanıp telefona sarılmama izin vermeyin diye. Bir ömürlük acı bıraktınız bana ve diğerlerine...Daha fazlasına gücümüz kalmadı. Bilin diye. Yanan canımızda artık yer kalmadı diye...</strong><br />ZAFER(2000ARALIK)-dayı<br />SELÇUK(2005NİSAN)-dayı<br />SEMA(2006NİSAN)-anneanne<br />SUNA(2007 NİSAN)-anne </span>periçıkmazıhttp://www.blogger.com/profile/12810665718545365063noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-7755074663082957354.post-64026940555287096712007-09-28T04:55:00.000-07:002007-10-24T05:05:44.069-07:00TEZER ÖZLÜ kanım, can suyum...seni benden ölüm alamadı hayat hiç kalır<a href="http://bp2.blogger.com/_1nKlDcMv_nY/RvzsbdHfKtI/AAAAAAAAAB8/Ej1uFjyWWug/s1600-h/tezerozlu.jpg"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5115223233202694866" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://bp2.blogger.com/_1nKlDcMv_nY/RvzsbdHfKtI/AAAAAAAAAB8/Ej1uFjyWWug/s320/tezerozlu.jpg" border="0" /></a><br /><br /><span style="color:#cc33cc;">Elektroşokun başlangıcı ve bitişi vardır.Ve ortası yoktur.İnsan için, hasta insan için.Ama ben o ölüm ortasını yaşadım.Ve işte şokun tam ortasındayım.Elektroşok verilirken düşünüyorum ve duyuyorum :<br />“….İşte şimdi olaylar o denli ileri gitti ki, bana elektroşok veriyorlar/belki de beni elektroşokla konuşturma yöntemine gidiyorlar/doktor eve gelmiş olmalı/üstelik elindeki şok gereci garip bir gereç/tahta bir boyacı sandığı gibi/kimbilir belki de elektriği iyi ayarlayamadı/ya da kent ceryanı işte/yükselir alçalır/ve öldürür insanı/ve işte beni şimdi evimde şok komasına soktular/konuşturmak mı istiyorlar/kocam gerçekten aldatılıp aldatılmadığını öğrenmek mi istiyor/aldatılsa ne olur aldatılmasa ne olur/konuşturuyorlar mı/konuşuyor muyum/bana bunu yapmamalıydılar/bir gizlim yok ki/hepsine her zaman hastayken de iyi davrandım/kimseye bağırmadım/kimseye saldırmadım/acıları kendim çektim her zaman/öleceğim de ne olacak/ölsem ne olur/ama şokun derecesini çok kaçırdılar/işte elektriğin dişlerimdeki metal dolgulardaki titreşimini duyuyorum/dayanılır gibi değil/böyle şoklar altında ölenler olduğunu biliyorum/bunları bana anlatmışlardı/hastanelerde dersleri dinlerken duymuştum/öğrenmiştim/başımda Süm var mı/olamaz/annem erkek kardeşim kocam/şok içinde onların başımda olduğunu anlıyorum/doktorun da kim olduğunu biliyorum/biraz sonra gözlerimi kapayınca öleceğim/artık uğraşacak kimseleri kalmayacak/istedikleri ne/yaşamımı elektrikle bitirecek kadar/kızmıyorum/salt iyiliğimi istiyorlar/doğal bir olay mı bu/yaşayarak düşünerek yaşanacak olay mı bu/belki de doğal “<br />-Ölüyorum, devrimci mücadeleyi bensiz sürdürün, diyorum. (Ne 12 Mart döneminde, ne öncesi ne de sonrası devrimci mücadele içinde kendime bir yer vermiş değilim.Düşünce ve davranışlarım küçük burjuva özgürlüklerinin sıkıcı sınırlarını yıkmaktan öte bir anlam taşımaz.)<br />tezer özlü...............................................<br /></span>periçıkmazıhttp://www.blogger.com/profile/12810665718545365063noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-7755074663082957354.post-6910612340362378732007-09-26T11:36:00.000-07:002007-09-26T11:48:39.192-07:00GÜZÜN YÜZÜ<a href="http://bp3.blogger.com/_1nKlDcMv_nY/RvqoXNHfKqI/AAAAAAAAABk/v-wLAJDmWq4/s1600-h/luxury+canvas+tent.jpg"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5114585443444140706" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://bp3.blogger.com/_1nKlDcMv_nY/RvqoXNHfKqI/AAAAAAAAABk/v-wLAJDmWq4/s320/luxury+canvas+tent.jpg" border="0" /></a><span style="color:#ff6666;"> bir güz vakti ardımızda kalacak dersaadet...</span><br /><span style="color:#ff6666;">ardında sadece bir esinti..</span><br /><span style="color:#ff6666;">yüzleri anımsayacağız </span><br /><span style="color:#ff6666;">bir başka kentte yine kendimiz olmanın ^ umutları</span><br /><span style="color:#ff6666;">bavullara sığmayacak acılar</span><br /><span style="color:#ff6666;">en ağırından başlayıp boşaltmaya</span><br /><span style="color:#ff6666;">incecik bir yağmura dönecek yüzümüz</span><br /><span style="color:#ff6666;"> buğusunda kalacağız dersaadetin</span><br /><span style="color:#ff6666;">gitme diyen sesinde;</span><br /><span style="color:#ff6666;">aşınmış, yıpranmış, güzelliğini duvardaki sarı fotoğraflarda arayan bir kadının kırıklığı kalacak</span><br /><span style="color:#ff6666;">kaybettiklerime alışamadan </span><br /><span style="color:#ff6666;">siz nereye diyecek: ağlamayacağız;güz gülmelerin vaktiyle gelecek<br /></span>periçıkmazıhttp://www.blogger.com/profile/12810665718545365063noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-7755074663082957354.post-20765395679900243012007-09-25T15:22:00.000-07:002008-06-26T06:41:26.350-07:00ve onlar, kalanlar,rengarenk balonlarım. DÖNERSENİZ ISLIK ÇALIN<div align="center"><a href="http://bp0.blogger.com/_1nKlDcMv_nY/RvmKwtHfKpI/AAAAAAAAABc/gVXxn1g4JzI/s1600-h/balon.jpg"><span style="color: rgb(51, 204, 255);font-family:verdana;" ><strong><em><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5114271421205260946" style="margin: 0px 0px 10px 10px; float: right;" alt="" src="http://bp0.blogger.com/_1nKlDcMv_nY/RvmKwtHfKpI/AAAAAAAAABc/gVXxn1g4JzI/s200/balon.jpg" border="0" /></em></strong></span></a><span style="color: rgb(51, 204, 255);font-family:verdana;" ><strong><em><br /><br /><br /><span style="color: rgb(102, 0, 204);">GÜZ(her şey.........son'um;sonsuzum)</span> </em></strong></span></div><div align="center"><strong><em><span style="color: rgb(153, 51, 0);font-family:Verdana;" >sonat(sözün bittiği yer...bilen bilir büyüsünden göz gözü görmez.kahverengi'm)</span></em></strong></div><div align="center"><span style="color: rgb(255, 102, 0);font-family:verdana;" ><strong><em>dicle'M (kod adı yağmur;çiçeğim;papatya çayım)</em></strong></span></div><div align="center"><span style="color: rgb(204, 0, 0);font-family:verdana;" ><strong><em>şeşe</em></strong></span></div><div align="center"><span style="color: rgb(255, 153, 255);font-family:verdana;" ><strong><em>dilek(masala hala inananlar ve elbet mikail)</em></strong></span></div><div align="center"><span style="color: rgb(51, 204, 255);font-family:verdana;" ><strong><em>Cemal(abim,K.E.L-13) </em></strong></span></div><div align="center"><strong><em><span style="color: rgb(51, 0, 153);font-family:Verdana;" ><span style="color: rgb(204, 204, 255);">başak(13 yıl,kardeşim,K.E.L,anılarım,sığınağım"yanına oturabilir miyim")</span> </span></em></strong></div><div align="center"><strong><em><span style="color: rgb(51, 102, 255);font-family:Verdana;" >alp(çocukluğum,ekmek arası yüzük)</span></em></strong></div><div align="center"><strong><em><span style="color: rgb(255, 102, 0);font-family:Verdana;" >sevgi(ilkokul kara önlükler.yeniden buldum seni.sunakemalin güzel yüzü)</span></em></strong></div><div align="center"><span style="color: rgb(51, 204, 255);font-family:verdana;" ><strong><em><span style="color: rgb(153, 0, 0);">nihan(teknenin en ucu.içimdeki kadın.dişil yüzüm.aslanların şahı:)</span> </em></strong></span></div><div align="center"><span style="color: rgb(51, 204, 255);font-family:verdana;" ><strong><em><span style="color: rgb(153, 51, 153);">ayşenil(içimden, ta derinimden, belki de aynadan yansıyan yüzüm)</span><br /><span style="color: rgb(255, 255, 102);"><span style="color: rgb(255, 204, 0);">ismail(hayalet oğuz,gecenin öteki yüzü)</span> </span></em></strong></span></div><div align="center"><span style="color: rgb(0, 204, 204);font-family:verdana;" ><strong><em>esra(akdeniz....ankara grisinde kırmızı şarap minicik yurt odaları)</em></strong></span></div><div align="center"><span style="color: rgb(51, 204, 255);font-family:verdana;" ><strong><em><span style="color: rgb(255, 255, 102);"><span style="color: rgb(255, 102, 102);">zerrin(tekindor,melek,melek,melek)<br /></span></span></em></strong></span><span style="color: rgb(102, 255, 153);font-family:verdana;" ><strong><em>lethe(levo-sevi-sıryüzlü)</em></strong></span></div><div align="center"><span style="color: rgb(51, 204, 255);font-family:verdana;" ><strong><em><span style="color: rgb(255, 153, 255);">nurcan(öz hakiki ofelya)<br /><span style="color: rgb(102, 0, 204);">ebru(anımsıyor musun AVARA.Bazen tek bir çağrışım her şeye demek....bilirsin güzelmiş o günler.)</span><br /></span><span style="color: rgb(51, 51, 153);">sema(kızım- kocaman kalbim)</span></em></strong></span></div><div align="center"><strong><em><span style="color: rgb(0, 102, 0);font-family:Verdana;" >enes(karain,okuçları,mikrofauna masası,kamyon,ankarada annem ölmek üzereyken yanımda olan can dostum)</span></em></strong></div><div align="center"><strong><em><span style="color: rgb(51, 51, 255);font-family:Verdana;" >mello(melisim-melekim)</span></em></strong></div><div align="center"><span style="color: rgb(255, 102, 102);font-family:verdana;" ><strong><em>nur(yoldaş)</em></strong></span></div><div align="center"><strong><em><span style="color: rgb(255, 0, 0);font-family:Verdana;" >duygu(doktorum,ortağım..güzellik)</span></em></strong></div><div align="center"><span style="color: rgb(102, 0, 0);font-family:verdana;" ><strong><em>wicca(mektup,kırmızı)</em></strong></span></div><div align="center"><strong><em><span style="color: rgb(51, 153, 153);font-family:Verdana;" >semir(şemir-yeni kuzenII,mimarım,halimem)</span></em></strong></div><div align="center"><strong><em><span style="color: rgb(102, 51, 102);font-family:Verdana;" >özden(çocukluğum,20 yılım,duy beni duyar mısın)</span></em></strong></div><div align="center"><strong><em><span style="color: rgb(0, 0, 153);font-family:Verdana;" >ulben(mavi kız çocuğu)</span></em></strong></div><div align="center"><span style="color: rgb(204, 204, 255);font-family:verdana;" ><strong><em>sel(ASSA)</em></strong></span></div><div align="center"><span style="color: rgb(102, 0, 0);font-family:verdana;" ><strong><em>sevda(şarap yüzlüm)</em></strong></span></div><div align="center"><strong><em><span style="color: rgb(153, 51, 153);font-family:Verdana;" >fatoş(yeni kuzen...güzellik tanrıçam</span></em></strong></div><div align="center"><span style="color: rgb(255, 153, 0);font-family:verdana;" ><strong><em>ersin(kırmızı kurdele))</em></strong></span></div><div align="center"><strong><em><span style="color: rgb(153, 153, 153);font-family:Verdana;" >gün</span></em></strong></div><div align="center"><strong><em><span style="color: rgb(51, 51, 255);font-family:Verdana;" >eda(sırdaş,meslektaş)</span></em></strong></div><div align="center"><strong><em><span style="color: rgb(0, 102, 0);font-family:Verdana;" >beste(1990dı.eylüle az zaman kalmıştı.adı ne olsun dendi.öylece bir isim fısıldadım.adın oldu.daha dünyaya düşmeden bir melodi oldun sen.hep öyle kaldın hatırımda.kuzenlerin en küçüğüydün.sapsarı saçlarınla gülümsersin hala o yılların berraklığından.)</span></em></strong></div><div align="center"><span style="color: rgb(255, 0, 0);font-family:verdana;" ><strong><em>barış,mus,memo,altuğ(kardeş gibisi)</em></strong></span></div><div align="center"><strong><em><span style="color: rgb(51, 153, 153);font-family:Verdana;" >savaş DAYI(vaynam,bazen annem,bazen babam.dillerle oyun oynayan,çok bilgili kaçak)</span></em></strong></div><div align="center"><strong><em><span style="color: rgb(51, 153, 153);font-family:Verdana;" >haluk dayı(sessiz sözsüz...)</span></em></strong></div><div align="center"><em><span style="color: rgb(51, 153, 153);font-family:Verdana;" ><strong><span style="color: rgb(255, 204, 255);">ZAFER(</span></strong></span></em><em><span style="color: rgb(51, 153, 153);font-family:Verdana;" ><strong><span style="color: rgb(255, 204, 255);">dede:</span></strong></span></em></div><div align="center"><em><span style="color: rgb(51, 153, 153);font-family:Verdana;" ><strong><span style="color: rgb(255, 204, 255);">benisevdiğiniyenidenkulağımasöylermisinölmedimgitmedimdermisinbirhiçiçingittimamasenibırakamadımdermisin</span>)</strong></span></em></div><div align="center"><strong><em><span style="color: rgb(204, 204, 204);font-family:Verdana;" ></span></em></strong></div><div align="center"><span style="color: rgb(102, 0, 204);font-family:verdana;" ><strong><em>ANNEM(HİÇ GİTMEDİN Kİ....)</em></strong></span></div>periçıkmazıhttp://www.blogger.com/profile/12810665718545365063noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-7755074663082957354.post-5387576876188538192007-09-23T11:18:00.000-07:002008-02-22T13:55:43.512-08:00rekor<a href="http://bp0.blogger.com/_1nKlDcMv_nY/RvauJdHfKoI/AAAAAAAAABU/Zfe3Z62FjcM/s1600-h/151497.jpg"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5113465904383863426" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://bp0.blogger.com/_1nKlDcMv_nY/RvauJdHfKoI/AAAAAAAAABU/Zfe3Z62FjcM/s320/151497.jpg" border="0" /></a> <em><strong><span style="color:#3333ff;">lev,şeşe ve hiç için</span></strong></em> <div>hiç kimse ve biz bile bilmeden... gözlerimizde akmadan kuruyan yaşlar varken</div><div>yaşam, evet en çok o zaman yaşanmıştı. </div><div>artık melekli kulelerden ne hüzün</div><div>ne de kaçıp gitmeler bakıyor </div><div>uzatıp </div><div>bembeyaz boynunu...</div><div>kalabalıktık bir şiir kadar çok....</div><div>uzun </div><div>bitimsiz ve yarına açık pencereden</div><div>içeri uzanan </div><div>rüzgarda üşümenin </div><div>en güzel olduğu </div><div>zamanlardı onlar</div><div>her şeye gücümüz yeterdi; çoktuk; ölümüneydi </div><div>dostluk</div><div>yerimizden bile kalkacak gücü o eski</div><div>esintide bıraktık</div><div>danslar edip</div><div>kadehe vuran ışık gibi bir rüyaya inandırdık ya birbirimizi</div><div>en büyük suçumuz buydu</div><div>kimse kıramadı rekorumuzu</div><div>kalp kırmaların, acıları yok saymanın</div><div>...altından kalkamadık..</div><div>yalnızca biri</div><div>evet en yüreklisi</div><div>kalkıp </div><div>pencereyi kapadı;</div><div>rüya</div><div>yandı bitti kül olduk</div><div></div>periçıkmazıhttp://www.blogger.com/profile/12810665718545365063noreply@blogger.com