<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss'><id>tag:blogger.com,1999:blog-7755074663082957354</id><updated>2009-12-09T03:31:50.100-08:00</updated><title type='text'>peri çıkmazı</title><subtitle type='html'>gidilemeyen yerlerden,yalansız ama vahşi yaşamlardan,uykusuz gecelerin -çoğunun bilmediği- esintisinden, delilerden ve akıllı olduğunu iddia etmeyenlerden,moru renk olduğu için değil yaşama benzeyişinden, sonbahardan dağlardan arkasındaki turkuaz denizlerden,uzakçıl bakanlardan, gözün rengini değil değdiği yeri sevenlerden, annemden, güzden ve dostluğun kalbe değeninden ibaretim.</subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://perikmaz.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7755074663082957354/posts/default'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://perikmaz.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><link rel='next' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7755074663082957354/posts/default?start-index=26&amp;max-results=25'/><author><name>periçıkmazı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12810665718545365063</uri><email>noreply@blogger.com</email></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>41</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>25</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7755074663082957354.post-1902762066539327003</id><published>2009-10-16T04:50:00.000-07:00</published><updated>2009-10-17T04:38:49.884-07:00</updated><title type='text'>siz siz değilsiniz...</title><content type='html'>Ağırdı, ağlıyordunuz...&lt;br /&gt;Gerçekliği yoktu yanınızda bazı eskimelerin. Bir yolun ucunda kızıl patlamalar taşıyan o turuncu kapıya dönüktü yüzünüz. Kandırılmanın masallarda kaldığı, bazen zamanın kurcalayıp kanattığı o yerde bir yüzünüz güneşe dönüktü. Gün batımlarının sahici fısıltısı, ayın kendini durmadan anımsatan kımıltısı avcunuzda bir veda mektubu gibi kalmıştı. Biliyordunuz..&lt;br /&gt;Ağlamanın bozgun sayıldığı o sokak arasındaydınız.sahi!yalnızdınız üstelik!&lt;br /&gt;Nasıl da korkmuyordunuz.&lt;br /&gt;İki nefes arasında kocaman bir boşluk günün yalanlarını maskeliyordu. Bir adım sonraya gücü kalacak mı dedikleriniz çoktan geri dönmüştü. Gölgeler vardı, gölgeler konuşmuyordu.&lt;br /&gt;Bir rüyanın renklerle sabahı çağırması gibiydi zaman sizin için. Kimselerin duymadığı bir sesi, geceden kalma bir gülüşe emanet edişiniz bundandı. Tuhaftı, yerin göğe el uzattığı tünellerden geçiyordunuz. Ağrılı bir kalbin usul sesine kulak verdiniz. Kalp kentin orta yerinde açılıverdi. Korku bulaşmamıştı henüz. Hiçbir şey kirletemezdi oyunlarınızı. Yol uzadıkça telaşlar dökülüyordu yüzünüzden. Yüzünüz ılık iklimlerin özetiydi, bir nefes sonraya hayatı anlatıyordu. Hayat elinizde neydi ki?&lt;br /&gt;Ağlamanız kesilmedi hiç.  Korkutuyordunuz.&lt;br /&gt;Yığınlar arasında ışıklar içinde savruluyordunuz. Adınız asılıydı dudak kenarlarında. Gözünüzde sadece yolculuklardan dönenler ve hep o belirsiz yola koşan “gidip bakalım hadi” diyen sesin sahibi vardı. Gözleriniz çok zaman görünmüyordu ağrıdan ve tozdan.&lt;br /&gt;Bir masal zamanıydı. Tüller içinde yalanlar geçiyordu önünüzden. Çoktunuz bunca eksilmenize rağmen. Gün batımları sizi çağırıyordu karanlık bir odada uyanmanızı beklerken. Siz seslere “kapılan”dınız. Ansızın ahşap bir bedende yabancılaşan parçanızı yalanlara bahane ediyordunuz. İçinizde hayatlar vardı kapısı açılmamış. Tenhada bir kavuşum uzaktı size. Büyük hayatlardan geçip küçük eller tutuyordunuz üstelik. &lt;br /&gt;Yağmur yağmıyordu hiç. ...&lt;br /&gt;Bir kent düşü kurulmuştu. Orta yeri şölen. Kimliksiz taşlara isimler, bir yerlere renkli dilekler asılıyordu. Hiç görmediğiniz hayatlardan kopup gelen bir ses ardınızda soluk alıyordu. Nefesi teninizde kıyım... kurumuş, unutulmuş bahçelerden bir esinti. Nasıl da güzeldi...&lt;br /&gt;Aslında ağlamıyordunuz.. Yağmur hızlanmıştı. Elinizde siyah beyaz bir özleyişin izi.. yüzünüze  bulaşan o rengin sahibini gün batımlarında bırakıp hızla çıkıyordunuz tünelden...yağmur size değmiyordu...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7755074663082957354-1902762066539327003?l=perikmaz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://perikmaz.blogspot.com/feeds/1902762066539327003/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=7755074663082957354&amp;postID=1902762066539327003' title='7 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7755074663082957354/posts/default/1902762066539327003'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7755074663082957354/posts/default/1902762066539327003'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://perikmaz.blogspot.com/2009/10/siz-siz-degilsiniz.html' title='siz siz değilsiniz...'/><author><name>periçıkmazı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12810665718545365063</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='14253356484515364488'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>7</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7755074663082957354.post-1189665168909112036</id><published>2009-09-01T14:13:00.000-07:00</published><updated>2009-09-01T14:15:08.356-07:00</updated><title type='text'>RADİKAL KİTAP 17.07.2009</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span"  style=" line-height: 20px; font-size:12px;"&gt;&lt;p class="habdetay_tarih" style="margin-top: 5px; margin-right: 0px; margin-bottom: 10px; margin-left: 0px; padding-top: 0px; padding-right: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; border-top-width: 0px; border-right-width: 0px; border-bottom-width: 0px; border-left-width: 0px; border-style: initial; border-color: initial; outline-width: 0px; outline-style: initial; outline-color: initial; font-style: inherit; font-family: Arial, Verdana, Helvetica, sans-serif; vertical-align: baseline; font: normal normal normal 12px/normal Arial, Helvetica, sans-serif; line-height: 1.7em; clear: left; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#CCCCFF;"&gt;&lt;img src="http://i.radikal.com.tr/644x385/2009/07/18/fft5_mf210977.Jpeg" alt="Evrensel kimsesizler" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="habdetay_tarih" style="margin-top: 5px; margin-right: 0px; margin-bottom: 10px; margin-left: 0px; padding-top: 0px; padding-right: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; border-top-width: 0px; border-right-width: 0px; border-bottom-width: 0px; border-left-width: 0px; border-style: initial; border-color: initial; outline-width: 0px; outline-style: initial; outline-color: initial; font-style: inherit; font-family: Arial, Verdana, Helvetica, sans-serif; vertical-align: baseline; font: normal normal normal 12px/normal Arial, Helvetica, sans-serif; line-height: 1.7em; clear: left; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#CCCCFF;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="habdetay_tarih" style="margin-top: 5px; margin-right: 0px; margin-bottom: 10px; margin-left: 0px; padding-top: 0px; padding-right: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; border-top-width: 0px; border-right-width: 0px; border-bottom-width: 0px; border-left-width: 0px; border-style: initial; border-color: initial; outline-width: 0px; outline-style: initial; outline-color: initial; font-style: inherit; font-family: Arial, Verdana, Helvetica, sans-serif; vertical-align: baseline; font: normal normal normal 12px/normal Arial, Helvetica, sans-serif; line-height: 1.7em; clear: left; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#CCCCFF;"&gt;17/07/2009&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="bold"   style="margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; padding-top: 0px; padding-right: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; border-top-width: 0px; border-right-width: 0px; border-bottom-width: 0px; border-left-width: 0px; border-style: initial; border-color: initial; outline-width: 0px; outline-style: initial; outline- font-style: inherit;  vertical-align: baseline; line-height: 1.7em; clear: left; font-family:Arial, Verdana, Helvetica, sans-serif;color:initial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#CCCCFF;"&gt;Tomris Uyar hemen her öyküsünde okuyanın kendi sesiyle ayrıntılara, gözden kaçırılmışlara tanıklığını bekler. Hikâyelerinin tüm yalınlığına karşın son sözün olasılıklarda; üçüncü gözlerde hayat bulacağı ipucunu saklı tutar&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="habdetay_yazarisim"   style="margin-top: 8px; margin-right: 0px; margin-bottom: 8px; margin-left: 0px; padding-top: 0px; padding-right: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; border-top-width: 0px; border-right-width: 0px; border-bottom-width: 0px; border-left-width: 0px; border-style: initial; border-color: initial; outline-width: 0px; outline-style: initial; outline- font-style: inherit;  vertical-align: baseline; line-height: 1.7em; clear: left; font-family:Arial, Verdana, Helvetica, sans-serif;color:initial;"&gt;&lt;a href="mailto:aysesaglam81@gmail.com" target="_blank"   style="margin-top: 8px; margin-right: 0px; margin-bottom: 8px; margin-left: 0px; padding-top: 0px; padding-right: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; border-top-width: 0px; border-right-width: 0px; border-bottom-width: 0px; border-left-width: 0px; border-style: initial; border-color: initial; outline-width: 0px; outline-style: initial; outline- font-style: inherit;  vertical-align: baseline; text-decoration: none; line-height: 19px; font-family:Arial, Helvetica, sans-serif;color:initial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#CCCCFF;"&gt;AYŞE SAĞLAM&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#CCCCFF;"&gt; (&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=DetayliAramaSonucV2&amp;amp;ItemsPerPage=10&amp;amp;PAGE=1&amp;amp;CategoryTypeID=-1&amp;amp;Keyword=&amp;amp;SameKeyword=&amp;amp;NotKeyword=&amp;amp;CategoryID=-1&amp;amp;prmEk=0&amp;amp;AuthorKeyword=&amp;amp;MuhabirKeyword=AY%C5%9EE%20SA%C4%9ELAM&amp;amp;startDateNull=&amp;amp;endDateNull=&amp;amp;Asc=0" style="margin-top: 8px; margin-right: 0px; margin-bottom: 8px; margin-left: 0px; padding-top: 0px; padding-right: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; border-top-width: 0px; border-right-width: 0px; border-bottom-width: 0px; border-left-width: 0px; border-style: initial; border-color: initial; outline-width: 0px; outline-style: initial; outline-color: initial; font-style: inherit; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; vertical-align: baseline; text-decoration: none; line-height: 19px; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#CCCCFF;"&gt;Arşivi&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#CCCCFF;"&gt;)&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="bold" style="margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; padding-top: 0px; padding-right: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; border-top-width: 0px; border-right-width: 0px; border-bottom-width: 0px; border-left-width: 0px; border-style: initial; border-color: initial; outline-width: 0px; outline-style: initial; outline-color: initial; font-style: inherit; font-family: Arial, Verdana, Helvetica, sans-serif; vertical-align: baseline; line-height: 1.7em; clear: left; "&gt;&lt;/p&gt;&lt;p   style="margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; padding-top: 0px; padding-right: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; border-top-width: 0px; border-right-width: 0px; border-bottom-width: 0px; border-left-width: 0px; border-style: initial; border-color: initial; outline-width: 0px; outline-style: initial; outline- font-style: inherit;  vertical-align: baseline; line-height: 1.7em; clear: left; font-family:Arial, Verdana, Helvetica, sans-serif;color:initial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#CCCCFF;"&gt;Handan İnci, Tomris Uyar’ın unutulmaz öykülerinden bir seçkiyi okurla buluşturdu. Üstelik bu buluşmanın, ilkgençlik dönemi okuyucusuna seslenişiyle ayrı bir yeri var. Seçki, Tomris Uyar’ ın yeni nesil tarafından algılanıp özümsenmesi, yokluğunun sıradan bir kayıptan ibaret olmadığının yinelenmesi açısından oldukça önemli bir girişim olarak nitelendirilebilir... Gündelik hayatın kimi kez fark edilmeyen ayrıntılarından, bir yaz akşamüstü açık pencereden sokağa sızan sıradan ama bir yanıyla hep dokunaklı hayatlardan beslenir Tomris Uyar’ ın anlatıları. Öykü kişileri ‘evrensel kimsesiz’lerden, ‘yaşamın incelikli bir ağ olduğuna’ inananlardan, ebedi yalnızlığa mahkûmlardan oluşur ille de. Ahmet Cemal’ in ‘yaşama ustası’ olarak imlediği Tomris Uyar’ ın benzersiz gözlem yeteneği ve sonuna dek açık algılarının izleri, hemen her öyküde yepyeni bir kılıkla sahne alır.  Metal Yorgunluğu, yazarın dönemsel kurgu arayışlarını yansıtan farklı kitaplarından seçilerek oluşturulmuş on öyküsünden oluşuyor. Tomris Uyar öykücülüğüne merhaba demek için özenle seçilmiş öykülerde, yazarın sadık okuyucularının çok iyi bildiği eşsiz gözleme dayalı hayatlar; kıyıda köşede unutulmuş ayrıntılar göze çarpıyor.&lt;br /&gt;İlk öykü Çiçek Dirilticileri’nde sokaktan hayatlara bulaşmış ayrıntılar bir çocuk, baba ve dede üçgeninde ele alınıyor. Babasıyla gizli bir sırdaşlığı paylaşmanın gönenci içindeki çocuğun gözünde yıllar sonraya devrolacak ayrıntılar, okura yalın/dolaysız ama çarpıcı bir dille geçiyor. Tomris Uyar’ın öykülerinde yaşlılar ve çocuklar, zamansal uzaklıklarına karşın, görmezden gelinip ‘unutuş’a terk edilmeleriyle benzer bir trajediyi bölüşüyorlar. Ilık, Yumuşak, Kahverengi Şeyler öyküsü de yine iki kader ortağının -çocuk ve dede- ekseninde, bambaşka hayatlara dahil ediyor okuru. Çocuklar hayatlarına daimi olarak ilişecek ve elbette başka gözlerin kolaylıkla göremediği anları, tam aksine unutmaya odaklı yaşlılarla aynı gözlerle görüyorlar. Bu hüzünlü bir paylaşımdan öte, büyüsü bozulmasın diye çaba harcanan bir suç ortaklığına dönüşüyor. Birbirinin suskusunda sonu bekleyen ve git gide görünmez olan iki yaşlı çift Şen Ol Bayburt öyküsünde bir gencin tanıklığıyla dile geliyor: “Kirli camlara özgü o dolanık, halkalanarak büyüyen iç kapayıcı lekelerin berisinde ufacık bir lekeydi Behçet Bey; biraz kazınsa kendiliğinden çıkabilirdi.”&lt;br /&gt;Tomris Uyar düzenli yazdığı ve her birinde yüzlerce öykünün köklendiği güncelerinde yaşama bakışı, onu yaşayışı hakkında bilgiler verir okura. Bu yönüyle hayatı neresinden yakaladığı ve hangi gözlerle gördüğünü bilmek, ayrıntıların gündelik yaşayış içindeki tahrip edici-büyüleyici etkisini kavramak için önemli bir itkidir daima. Muhalif bakış açıcı, yüzeyden çok dibi vurgulayan anlatımı öykülerdeki kurgunun da temelini oluşturur. Bu nedenle gerek sosyal kurumların içinin boşalması, mutlu görünen yaşamların merkezindeki büyük trajedi ve elbette kaçınılmaz yazgı olan yalnızlık öykü kişilerinin karakterlerine sızar. Bu durum kitapta Dön Geri Bak gibi ayrıksı bir yaşayışa eklemlenme çabasında git git mutsuzlaşan Nesrin’in ve ona tutkuyla tanıklık eden Mustafa’nın öyküsü olarak karşımıza çıkıyor. Fark edilmeyen, kıyısından geçilip gidilen kenar mahallelerde yaşanan/ yaşatılamayan duygular, mutsuz evlilikler... Kadının zamanla yalnızlaşmasına dönüşen mutsuz evlilikler, bazen parçalanmalarla kişiye bir nefeslik boşluk yaratıyor. Oysa bu, Ormandaki Ayna öyküsündeki gibi bir anda çöküverecek yalnızlığın da göze alınması demektir.&lt;br /&gt;Seçkiye adını veren Metal Yorgunluğu ise, Tomris Uyar’ın 1980’den sonraki hikâyelerinde kullandığı gibi ironik, masalsı bir kurguyla biçimleniyor. Hayatın koşuşturmacası içinde yitmiş, gölgesini bile kaybetmeye yüz tutmuş eski bir hesap uzmanı olan Ferdi Bey bir başınalığını alaysı bir dille anlatır.&lt;br /&gt;Tomris Uyar hemen her öyküsünde okuyanın kendi sesiyle bu ayrıntılara, gözden kaçırılmışlara tanıklığını bekler. Hikâyelerinin tüm yalınlığına karşın son sözün olasılıklarda; üçüncü gözlerde hayat bulacağı ipucunu saklı tutar. Okuyucu da bu serüveni paylaşırken, içinde dolaştığı  hikâyelerin yüzlerce kişisinden biri olmaya gönüllüdür Bakıp da göremediği ayrıntılar, güzellik ve acı yazarın anlatımında sahicileşir. Bunu göze alabilmek, bildik masallara benzemezliğiyle değerli bir yolculuğa çıkmak için Tomris Uyar’ın özenle seçilmiş öyküleri yine tazelik ve dirimle karşılıyor okuru.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;METAL YORGUNLUĞU&lt;br /&gt;Tomris Uyar&lt;br /&gt;Yapı Kredi Yayınları&lt;br /&gt;2009&lt;br /&gt;112 sayfa&lt;br /&gt;6 TL.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7755074663082957354-1189665168909112036?l=perikmaz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://perikmaz.blogspot.com/feeds/1189665168909112036/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=7755074663082957354&amp;postID=1189665168909112036' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7755074663082957354/posts/default/1189665168909112036'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7755074663082957354/posts/default/1189665168909112036'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://perikmaz.blogspot.com/2009/09/radikal-kitap-17072009.html' title='RADİKAL KİTAP 17.07.2009'/><author><name>periçıkmazı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12810665718545365063</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='14253356484515364488'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7755074663082957354.post-1980120505649345570</id><published>2009-07-08T01:11:00.000-07:00</published><updated>2009-08-25T02:04:36.130-07:00</updated><title type='text'>gün-geç...</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_1nKlDcMv_nY/SlRXI75yNhI/AAAAAAAAATY/dVxsp4giM8k/s1600-h/perelachaise18web.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 0pt 10px 10px; float: right; cursor: pointer; width: 190px; height: 320px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_1nKlDcMv_nY/SlRXI75yNhI/AAAAAAAAATY/dVxsp4giM8k/s320/perelachaise18web.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5356001667880990226" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(153, 255, 153);"&gt;  bir yüzün ayaküstü bıraktığı iz..lekesinden tanıyorum.üzerimde ve unutmaya yeltendiğim her şeyde. geldiğinde ağlıyordu; bir yanında hiç bilmediği hayatların yükü..onca ağırlığı nereden bulduğunu soramadım. içlerinde tanıdığım yaralar. ona uymayan, hep biraz fazla gelen. en ince yerinden kopacak birazdan ve yıkıntılar arasında yüzü biraz daha çocuk. yaşlanmayı umup git gide bedeninin gençliğine hapsolan. baktığı yerde biçimsiz ızdıraplar kımıldanıyor. oysa artık yeri yok gözle görünmeyenin acısına ağlamanın. bilmiyor. fark etmeden biriktirdikleri zamanın kuyusunda aksini saklayacak artık. karanlık ve ışıklar içinde. bir çocukluk hatırasının böyle erken tanığı olmasaydı...kimselerin anımsamadığı bir kuytuda, bir kadının elinden tutuşumun geç kalmış ortağı oysa. bir zamanlar diye başlayıp boş yüzlerin arasında sustuğum o hatıra ansızın karşımda.onun sözlerinde. elimi uzatsam yok olacağımı biliyorum. o bilmiyor.hayat her yerinden kırılıyor yine. unut her şeyi, buralarda biriktirmenin adı deliliğe ilişik diyorum.sesim kendini eziyor.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(153, 255, 153);"&gt;bir çocuk ağlıyor. kocaman adımları atmaktan vazgeçmek için geç &lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(153, 255, 153);"&gt;kalışına.&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7755074663082957354-1980120505649345570?l=perikmaz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://perikmaz.blogspot.com/feeds/1980120505649345570/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=7755074663082957354&amp;postID=1980120505649345570' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7755074663082957354/posts/default/1980120505649345570'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7755074663082957354/posts/default/1980120505649345570'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://perikmaz.blogspot.com/2009/07/gec.html' title='gün-geç...'/><author><name>periçıkmazı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12810665718545365063</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='14253356484515364488'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_1nKlDcMv_nY/SlRXI75yNhI/AAAAAAAAATY/dVxsp4giM8k/s72-c/perelachaise18web.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7755074663082957354.post-5819114561538062879</id><published>2009-06-03T13:40:00.000-07:00</published><updated>2009-06-14T04:04:52.312-07:00</updated><title type='text'>ben'Siz</title><content type='html'> mehmet'e...&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_1nKlDcMv_nY/SibiA-obEVI/AAAAAAAAATI/NkpZJdlo7GM/s1600-h/veil_carv_plach_ef_06.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 303px; height: 320px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_1nKlDcMv_nY/SibiA-obEVI/AAAAAAAAATI/NkpZJdlo7GM/s320/veil_carv_plach_ef_06.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5343206514362093906" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;meta equiv="Content-Type" content="text/html; charset=utf-8"&gt;&lt;meta name="ProgId" content="Word.Document"&gt;&lt;meta name="Generator" content="Microsoft Word 11"&gt;&lt;meta name="Originator" content="Microsoft Word 11"&gt;&lt;link rel="File-List" href="file:///C:%5CDOCUME%7E1%5CADMINI%7E1%5CLOCALS%7E1%5CTemp%5Cmsohtml1%5C01%5Cclip_filelist.xml"&gt;&lt;!--[if gte mso 9]&gt;&lt;xml&gt;  &lt;w:worddocument&gt;   &lt;w:view&gt;Normal&lt;/w:View&gt;   &lt;w:zoom&gt;0&lt;/w:Zoom&gt;   &lt;w:hyphenationzone&gt;21&lt;/w:HyphenationZone&gt;   &lt;w:punctuationkerning/&gt;   &lt;w:validateagainstschemas/&gt;   &lt;w:saveifxmlinvalid&gt;false&lt;/w:SaveIfXMLInvalid&gt;   &lt;w:ignoremixedcontent&gt;false&lt;/w:IgnoreMixedContent&gt;   &lt;w:alwaysshowplaceholdertext&gt;false&lt;/w:AlwaysShowPlaceholderText&gt;   &lt;w:compatibility&gt;    &lt;w:breakwrappedtables/&gt;    &lt;w:snaptogridincell/&gt;    &lt;w:wraptextwithpunct/&gt;    &lt;w:useasianbreakrules/&gt;    &lt;w:dontgrowautofit/&gt;   &lt;/w:Compatibility&gt;   &lt;w:browserlevel&gt;MicrosoftInternetExplorer4&lt;/w:BrowserLevel&gt;  &lt;/w:WordDocument&gt; &lt;/xml&gt;&lt;![endif]--&gt;&lt;!--[if gte mso 9]&gt;&lt;xml&gt;  &lt;w:latentstyles deflockedstate="false" latentstylecount="156"&gt;  &lt;/w:LatentStyles&gt; &lt;/xml&gt;&lt;![endif]--&gt;&lt;style&gt; &lt;!--  /* Style Definitions */  p.MsoNormal, li.MsoNormal, div.MsoNormal 	{mso-style-parent:""; 	margin:0cm; 	margin-bottom:.0001pt; 	mso-pagination:widow-orphan; 	font-size:12.0pt; 	font-family:"Times New Roman"; 	mso-fareast-font-family:"Times New Roman";} @page Section1 	{size:595.3pt 841.9pt; 	margin:70.85pt 70.85pt 70.85pt 70.85pt; 	mso-header-margin:35.4pt; 	mso-footer-margin:35.4pt; 	mso-paper-source:0;} div.Section1 	{page:Section1;} --&gt; &lt;/style&gt;&lt;!--[if gte mso 10]&gt; &lt;style&gt;  /* Style Definitions */  table.MsoNormalTable 	{mso-style-name:"Normal Tablo"; 	mso-tstyle-rowband-size:0; 	mso-tstyle-colband-size:0; 	mso-style-noshow:yes; 	mso-style-parent:""; 	mso-padding-alt:0cm 5.4pt 0cm 5.4pt; 	mso-para-margin:0cm; 	mso-para-margin-bottom:.0001pt; 	mso-pagination:widow-orphan; 	font-size:10.0pt; 	font-family:"Times New Roman"; 	mso-ansi-language:#0400; 	mso-fareast-language:#0400; 	mso-bidi-language:#0400;} &lt;/style&gt; &lt;![endif]--&gt;&lt;!--[if gte mso 9]&gt;&lt;xml&gt;  &lt;o:shapedefaults ext="edit" spidmax="1026"&gt; &lt;/xml&gt;&lt;![endif]--&gt;&lt;!--[if gte mso 9]&gt;&lt;xml&gt;  &lt;o:shapelayout ext="edit"&gt;   &lt;o:idmap ext="edit" data="1"&gt;  &lt;/o:shapelayout&gt;&lt;/xml&gt;&lt;![endif]--&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Bir yokluk arasında, içi dışı bir yalnızlık gölgesinde geçer zaman…&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Nefes nefese üç kelime duyulur sadece. Birbirine benzemeyen, ille de birbirini anlatmaya yeltenen…kayıt dışı anılar içinde tek başına olabildiğince uzağa ama hep aynı yere; ilk kitaba koştururken bir sonrakini yitirmeye yazgılı; yitirdiğinden habersiz dönüp duran gölge şimdi: adımı sahiden unutmuş gibi yapan..bana benzeyip git git yaşlanmayı bile beceremeyen.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Coşkusunda başka başka yüzlerin jilet izleri ... Ağır aksak kanayışta bile ne kadar tükendiğini, tükenirken neleri tükettiğini göremeyişin o tuhaf; o belli belirsiz izleri: ıpıslak yine. Cümleler kurmaktan cayıp suskuyu erdem sayanlara dahil olan ama aslında eskisinden çok konuşan yaraya benzeyen o ben…bir yerlerde o küçük çocuğa gerçekleri yalancı bir dille anlatmaya yeltenirken yaralar dile gelmiş; tuhaf bir iklimde serpilmeye durmuştu. Şimdi kanında bir benzerim dolaşan çocuk, hiçbir hatırayı anımsamayacak kadar sahici bir kılıkta ve dilsiz ve çok uzak bakışlarla eklemli yaşayıp gitmekte... &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;Usul usul seslendim oysa. Yapabildiğim yerde yüzümü eriten cehenneminizdi. Her şeyi bilip, hiçbirini anlatamadığım o ufak hikayeler, anısız/belleksiz bir çocukta büyüdü. Bütün ızdırabı onun ceplerinde bırakıp kaçmak benim fikrimdi. Siz sadece tanıklık edip gidecektiniz. O bile fazla geldi, yüzüm içinize bulaştı. Bazen hiç olmadık şeylerden, onurlu kahramanlar yarattım; gölgesinde uzun uykulara daldınız. Nasılsa sonuna doğru lodos kokan bir kent bu sihirli yalandan sizi çekip çıkaracaktı. Bir delirişin, olmayan bir masalcının sözlerine kanışınız bundandı. İnanmayı seçip, unutmaya koyuldunuz. Ben bir yerde başka dillerde konuşup en sevdiğiniz yalanları hatırlattığım sürece sıkıcı oyunlarınıza dahildim.. Acımı çağrıştıran cümleler ağzımda dolanıp, iyilik-esenlik cümleleriyle size değerken ya da&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;hiç görmediğiniz hayatların kederi kahkahalarınıza karışırken..oyun bozulmadıkça, balonlarınız en çiğ renklerle göğe koşturdukça..&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Oysa zaman esriyip, bir an için yanılır bazen… en son söylenecek, en güzel uykuları tatlı bir nefesle bölecek sözler, zamanın pençesinde çığırından çıkar, diller dolanıp, yalanlar unutuluverir… ve bütün masallar gibi bitmeyeceği, başından belli bir anlatı yüzünüzde korkudan lekeler bırakır…bir çocuk yüzü görürsünüz yüzümde: belleğini yitirmesi için günahları seçtiğim çocuğu. ve lodosun her zaman ılık bir esinti getirmediğini, vakti dolmuş bir ay çabukluğunda, kıyıma dönüştüğünü anlatır size biri..kendi el yazısıyla…icabına bakılması gereken bir itiraf mektubunda…&lt;/p&gt;  &lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7755074663082957354-5819114561538062879?l=perikmaz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://perikmaz.blogspot.com/feeds/5819114561538062879/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=7755074663082957354&amp;postID=5819114561538062879' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7755074663082957354/posts/default/5819114561538062879'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7755074663082957354/posts/default/5819114561538062879'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://perikmaz.blogspot.com/2009/06/bensiz.html' title='ben&apos;Siz'/><author><name>periçıkmazı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12810665718545365063</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='14253356484515364488'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_1nKlDcMv_nY/SibiA-obEVI/AAAAAAAAATI/NkpZJdlo7GM/s72-c/veil_carv_plach_ef_06.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7755074663082957354.post-5058386379817738321</id><published>2009-05-02T04:28:00.000-07:00</published><updated>2009-05-02T04:47:55.986-07:00</updated><title type='text'>paslı bahane</title><content type='html'>&lt;span style="color: rgb(204, 204, 255);"&gt;bir yerde, en eskimiş yerinde içinin, kırılacağı anı beklemekten yorulmuş, tutsaklığına bahane aramaktan bile çoktan vazgeçmişti...artık tende iz bırakan acıların yanışını bile duymuyordu..bir adım sonrası , ya da koşar adım  gitmek dünün kaldığı yere..hepsi aynı yazgının ahenk yoksunu geçişlerinden biriydi...bir eksik bir fazla...ne olacağı belirsiz bir karşılaşmanın telaşı gözlerindeki ışıkla birlikte gitmeye hazırdı..çoktan gittiğini göremediği aynaların kırılıp ellerine batışı, kanın usulca akışı bile duyulmuyordu teninde..acıdan yoksun, telaşı yitik ve sonranın beklentisinden caymış bir karaltıydı. herkesin arkasından bakıp nerede kaldığını, zamanın hangi anda düğümlendiğini düşünmeye yeltendi.boşvermek bir oyundu eskiden..bir şeylere yok olduğunu tokat gibi anlatmanın en güzel haliydi..onu bile yapamazdı, boşverileceklerin her biri çoktan anılar arasındaydı.yüzü yok, bahanesi paslı...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(204, 204, 255);"&gt; aradan ne kadar zaman geçmişti..beklemeye başlayıp neyi beklediğini bile unuttuğu o kısacık an ömründen neleri alıp hiç bir yere bırakmıştı? bilmedikleri, aramaktan vazgeçtikleri, zorlu bir konuşmayı öksürükle başlatan o aceminin sesinde yitmişti çoktan. sayrılı bir dönem özeti ellerindeki ize, yaşlandığının çığırtkanlarına yansımış, çok eskide kalan güzel bir hikaye, git gide bir yanılsama, hastalıklı bellek oyunu gibi oracıkta kendine benzemişti. bir kalbin ansızın duruşunu, durabilişini düşündü..her şeyi sonlandıracak, en çok da bu anlamsız bekleyişi "beklenti" olmaktan çekip çıkaracaktı. olmuyordu. zaman sadece burada tıkalıyken, bir yerlerde olanca hızıyla yenilenirken böylesi bir kurtuluş, gölgesiz varlığı için çoktu. kimse dönüp bakmayacak, burada sıkışıp kalan bedenini sökercesine hayata karıştıramayacaktı. çoktan öldü sanılan, adı giderek hafızada başka isimlerle karışan ve bütün hikayelerdeki bir soluklanmadan ibaret bir hiçe iliştirilmişti.  &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(204, 204, 255);"&gt; kalbi kim söktü yerinden.ya da bir başka yüzün gölgesinden nasıl da eksilivermişti.kendi bile hatırlamazken, aklında birbirine dolanmış bütün isimlerin hatıra çöplüğünde nasıl yer edinebilirdi? bununla acımıyordu, bütün aksi olasılıklarla açılmıyordu içi.. artık yerlebir varlığını, farkettirmeden yok olan gölgesinin bıraktığı boşluğu seviyordu. ölüm bir yerde, başkalarının kurtulma umuduyken, kendi coğrafyasına hiç uğramayacaktı zaten.olduğu yerde, arada bir zamanda çürümeyi biliyordu..daha öncekilere benzemeyen ama birgün olacağına hep inandığı...&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7755074663082957354-5058386379817738321?l=perikmaz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://perikmaz.blogspot.com/feeds/5058386379817738321/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=7755074663082957354&amp;postID=5058386379817738321' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7755074663082957354/posts/default/5058386379817738321'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7755074663082957354/posts/default/5058386379817738321'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://perikmaz.blogspot.com/2009/05/pasl-bahane.html' title='paslı bahane'/><author><name>periçıkmazı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12810665718545365063</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='14253356484515364488'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7755074663082957354.post-6253361726668460534</id><published>2009-04-12T14:38:00.000-07:00</published><updated>2009-04-12T14:44:01.233-07:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;span style="color: rgb(204, 0, 0);"&gt; bir zaman susarsa söz, irileşerek uzaklaşan pasın izini sürüyordur, ya da büyük bir duvarın altından birilerine bir el uzanmıştır; ; yer belirsiz, yıkıntı yok sayılacak kadar uzak-gölgesiz...el kalakalır; ucundaki nefessiz. ve birden bir şey olur. daha iri bir çöküntü kendine gölge salar.artık yitecek bir şey yoktur ve öylece beklenir yenileri.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(204, 0, 0);"&gt;ayağa kalkamıyorsam bir sözden diğerine; yıkımlardan hayatlara evrildiğimden..sözler bencildir çok zaman, elin kalem tutamayışına aldırmaz.daha fazlasının yoksunluğunda kendi kanıyla beslenen, ölmemekte-her nedense- direnene acımaz. bir bir eksiltir cümleyi...ardı ardına yıkılan duvarlardan hayat çıkmayacağını anlamaksa yılların posasıdır.anlayıp dinlemekse, bin yıl yaşasa büyüyemeyene göre değildir....üzgünüm.bir yer çok kan kaybetti..ve kurabileceğim hiçbir cümle acının yerini imleyemedi...&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7755074663082957354-6253361726668460534?l=perikmaz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://perikmaz.blogspot.com/feeds/6253361726668460534/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=7755074663082957354&amp;postID=6253361726668460534' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7755074663082957354/posts/default/6253361726668460534'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7755074663082957354/posts/default/6253361726668460534'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://perikmaz.blogspot.com/2009/04/bir-zaman-susarsa-soz-irileserek.html' title=''/><author><name>periçıkmazı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12810665718545365063</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='14253356484515364488'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7755074663082957354.post-3546846886572003076</id><published>2009-01-12T09:09:00.000-08:00</published><updated>2009-01-12T09:13:09.291-08:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;span style="color: rgb(204, 204, 255);"&gt;kıpkırmızı şiirim benim&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(204, 204, 255);"&gt;gece yarısı elimde kırılan kadehin dudak izi&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(204, 204, 255);"&gt;yaslı yorgun bahçelerde çığlıklarla büyüyen o ağacı&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(204, 204, 255);"&gt;anımsa&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(204, 204, 255);"&gt;bir çocukluk ya da ilk gençlik..&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(204, 204, 255);"&gt;adına ne dersen o kabulüm&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(204, 204, 255);"&gt;yalnız sonrası olmasın&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(204, 204, 255);"&gt;son cümlede bir duraksa isterim&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(204, 204, 255);"&gt;kadın kokan bir sokakta&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(204, 204, 255);"&gt;yine bir kadın sesinde sabahladığını bileyim...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(204, 204, 255);"&gt;bu yeter bana..&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7755074663082957354-3546846886572003076?l=perikmaz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://perikmaz.blogspot.com/feeds/3546846886572003076/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=7755074663082957354&amp;postID=3546846886572003076' title='16 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7755074663082957354/posts/default/3546846886572003076'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7755074663082957354/posts/default/3546846886572003076'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://perikmaz.blogspot.com/2009/01/kpkrmz-iirim-benim-gece-yars-elimde.html' title=''/><author><name>periçıkmazı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12810665718545365063</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='14253356484515364488'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>16</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7755074663082957354.post-2137343108832212527</id><published>2008-12-28T06:19:00.000-08:00</published><updated>2009-06-04T07:52:11.955-07:00</updated><title type='text'>Kalp K'aralar</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_1nKlDcMv_nY/Siffal3IqYI/AAAAAAAAATQ/Q2347qI3NTE/s1600-h/cafe-muller.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 208px; height: 320px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_1nKlDcMv_nY/Siffal3IqYI/AAAAAAAAATQ/Q2347qI3NTE/s320/cafe-muller.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5343485130831341954" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 255, 255);"&gt;Kalp karalar…ıssızlıkta kalırsa, birbirinden ağır sözlerin gölgesinde durur ve kurar..güzelin kıyımı böyle başlar aslında. Bir aklın, yetime, kendine acıyan bir esintiye dönüşmesi an bekler. Uygun yerde ve zamanda..aslında birbirini tutmayan uyumların sanrısında. Kalp karaladıkça yalnızlaşır, ağırlaşır.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 255, 255);"&gt;Tut tutabilirsen. Eline değen kırmızısında hayat mı var yoksa arafta bir soluklanma tuzağına düşen hiçlik mi? Kim bilebilir, kendine ettiğin kötülüğün kaç bucak olduğunu…Neyle bedellenip yüzüne tokat gibi çarptığını.. Asıl ağrıyan gözlerinken ve kalbin giderek bir et parçasından çürümeye dönerken cümlelerin asılı durduğu ana benzemektir bu. Kendine dönen ve içinden çıkıldıkça karalanan.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 255, 255);"&gt;Bir kent bozgun yiyor yine..aynı kent değil.  İçindekilerden herhangi biri..en olmadık zamanda yenik düştüğün ve yine de sevmekten cayamadığın. Bir yangın, lal bir yaralanış ve intihar söylentileri arasında yaşamaktayım diyen o cılız ses..asıl aldanışın budur belki. Yaraların yeni yerlerinde huzursuz işte! Rahat durmayacaklar. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 255, 255);"&gt;Yaralar kalbin ağrısında kara.. Bozgunlar arasında inatçı bir tutunmaya gereksinmek…hem de ölesiye yaşam sevinci içinde… Yere yığılmanı seyrederken kimsenin aklına gelmeyendir hangi kalbin karasında geceyi bölüştüğün. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 255, 255);"&gt;Ay bağıra çağıra batarken gün doğumuna koşuşmalar görüp gitmeye yeltendiğinde ansızın bir akşam üstü..Tenha bir sokaktan geçişin ve açık penceren gelen kokular çelecek aklını. Orada kalmak senin seçimindi dediklerinde verebileceğin ağız dolusu  cevabı o an orada bir pencerenin önünde ezişine aldırmayacaksın. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 255, 255);"&gt;Bir bozgundur bu yenilmelere alışmanın başlangıcı…Kentinle birlikte gömdüğün kalbini durmadan arayışının, sonunu bilmeden iri cümlelere kalkışmanın….&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7755074663082957354-2137343108832212527?l=perikmaz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://perikmaz.blogspot.com/feeds/2137343108832212527/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=7755074663082957354&amp;postID=2137343108832212527' title='10 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7755074663082957354/posts/default/2137343108832212527'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7755074663082957354/posts/default/2137343108832212527'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://perikmaz.blogspot.com/2008/12/kalp-karalar.html' title='Kalp K&apos;aralar'/><author><name>periçıkmazı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12810665718545365063</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='14253356484515364488'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_1nKlDcMv_nY/Siffal3IqYI/AAAAAAAAATQ/Q2347qI3NTE/s72-c/cafe-muller.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>10</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7755074663082957354.post-992492549394582139</id><published>2008-12-19T07:58:00.000-08:00</published><updated>2009-03-04T01:40:26.919-08:00</updated><title type='text'>19.12.2008 tarihli Radikal Kitap Eki'nde yayımlanan yazım....</title><content type='html'>&lt;h1 style="color: rgb(102, 51, 255);" class="habdetay_h1"&gt;Pişmanlığın da izi var&lt;/h1&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="bold"&gt;Kimi yerde yarım bırakılmış, kiminde acımasız bir sona okuru hazırlayan öykülerden oluşan ‘Rüyalarının Kızı’, birbirinden güç alıyor gibi görünse de bağımsız hayat parçalarından birer kesit. Çocukların ve kaybetmeye odaklanmış yaşamların özel bir yer edindiği altı öykü bildik kavramlara kafa tutan irkiltici simgelerle örülmüş&lt;/p&gt;&lt;p style="color: rgb(255, 0, 0); font-weight: bold;" class="habdetay_yazarisim"&gt;&lt;script&gt;       document.write();      &lt;/script&gt;&lt;a href="mailto:aysesaglam81@gmail.com" target="_blank"&gt;AYŞE SAĞLAM&lt;/a&gt;      (&lt;a href="http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=MuhabirArama&amp;amp;Keyword=AY%C5%9EE%20SA%C4%9ELAM"&gt;Arşivi&lt;/a&gt;)     &lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="color: rgb(204, 255, 255);"&gt;Bir yerlerde unutulmuş, eninde sonunda hortlayacağından emin olunan pişmanlıklar bölüşülebilir mi? Hayatın acımasız renkleriyle dolu bir aynada yüzüne bakan, sadece yaşlandığı gerçeğiyle mi karşılaşır? Ya zaman hesaplaşmanın yüküyle o aynadan uzatıverirse başını...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(204, 255, 255);"&gt; Bir yaşamın içinde, kuytuda kalmış, görmezden gelinmiş, unutulsun diye beklenmiş; azap dolu hikâyeler biriktiğinde, dile gelmeleri için üzerlerine koşar adım giden birileri vardır mutlaka. Gücünü, bir şeyleri yerle bir eden yaşamdan alır; gerçek masalların anlatıldığı hikâyelerle unutmanın mümkünsüzlüğünü anımsatırlar, yeniden!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(204, 255, 255);"&gt; Olanı olduğu yerde bırakmak yerine rüyaya bulanmış buz gibi gerçeğin ustalıkla anlatıldığı yaşam dolu hikâyeler Burak Evren’in kaleminden, Rüyalarının Kızı’yla söze ve cana bürünüyor. Bildik renkli rüyalara benzemeyen, mutlaka birilerini ürkütecek türden, yaşama ve ölüme akraba sözcükler kimi detayları anıştırmakla kalmıyor; hayatın onlarla yüklü olduğunu haykırıyor. Ölümün örtülü anlamlarla hep bir yerlerden başını uzattığı öykülerde, yaşayıp gitmenin, bir şeylere ilişmeden ‘son’u beklemenin hiç de kolay olmadığı yinelenirken, yarım bırakılmışlık hissiyle kavrulan hayatlar aramızdaki yerini alıyor. Hesabı sorulanla, soran bir yerlerde mutlaka karşılaşıyor. Haksız bir hesaplaşma değil bu. Herkesin sözünü söylediği; ya da söylememeyi seçtiği için bir bedel ödediği; kuralları belli bir oyun...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(204, 255, 255);"&gt; Yazarın dilinin ustalıkla yönlendirdiği, zamanı olmayan bir ara durakta olup bitiyor her şey. Bu zamansızlık içinde bilinç akışına benzer geçişlerle, dünden bugüne uzanan ama andan çok anıların yönlendirdiği bir yolculuğa çıkıyor okuyucu. Kurmacanın içinde kaybolacakken ansızın beliren gerçeğin soğukluğu, sözü edilen anların önemini söküp atıyor.. Kimi yerde yarım bırakılmış, kiminde acımasız bir sona okuru inceden hazırlayan öykülerden oluşan Rüyalarının Kızı, birbirinden güç alıyor gibi görünse de bağımsız hayat parçalarından birer kesit aslında. Çocukların ve kaybetmeye odaklanmış yaşamların özel bir yer edindiği altı öykü bildik kavramlara kafa tutan irkiltici simgelerle örülmüş . &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(204, 255, 255);"&gt; ‘Tünel’ ve ‘Sula’ adlı iki öyküde benzer bir yarayı farklı dokunuşlarla ele alan yazar, dipsiz ve karanlık bir kuyuya sözcüklerle uzanıyor. Suçlu ve kurban durumunu aynı anda yaşayan, acımasız hayat içinde yer edinme çabasındaki çocuklar aracılığıyla yetişkinler sorgulanıyor. Geç kalmış itiraflar, cesaretin korkuyla yer değiştirdiği ve oyunmuşcasına yinelenen mutsuz hayatların sözünü eden ‘Rüyalarının Kızı’ aynı zamanda kitaba da adını veren öykü. ‘Uzaktaki Işıklar’ isimli öyküde de “geleceğe dair hayallerim beni hangi arada terk etmişti de bu hale...” sorusu, hesabı görülmeyen yaşam içinde soluk almaya benzer bir isyanı, yıllarla biriken bir hayıflanmayı özetliyor. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(204, 255, 255);"&gt; 2008 Yaşar Nabi Nayır öykü ödülünü alan Burak Evren, akıcı bir dilde, gerçek-rüya arası bir zeminde biçimlediği ilk kitapla selamlıyor okuru. Tedirgin eden, irkilten sarsıcı imgeler, çok iyi bildiğimiz gerçek hikâyeler yazarın dilinde unutmama cesareti isteyen, yüzleşmenin kolay olmadığı bir serüvene dönüşüyor. Rüyalarının Kızı, aynadaki yüzde zamandan çok anıların; en çok da pişmanlıkların izinin birikeceğini anımsatıyor: dolaylamadan, sakınmadan...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;RÜYALARININ KIZI&lt;br /&gt;Burak Evren&lt;br /&gt;Varlık Yayınları&lt;br /&gt;2008&lt;br /&gt;88 sayfa&lt;br /&gt;9 YTL.&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7755074663082957354-992492549394582139?l=perikmaz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://perikmaz.blogspot.com/feeds/992492549394582139/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=7755074663082957354&amp;postID=992492549394582139' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7755074663082957354/posts/default/992492549394582139'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7755074663082957354/posts/default/992492549394582139'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://perikmaz.blogspot.com/2008/12/19122008-tarihli-radikal-kitap-ekinde.html' title='19.12.2008 tarihli Radikal Kitap Eki&apos;nde yayımlanan yazım....'/><author><name>periçıkmazı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12810665718545365063</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='14253356484515364488'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7755074663082957354.post-1135535376318652115</id><published>2008-12-03T06:54:00.000-08:00</published><updated>2008-12-17T03:42:14.513-08:00</updated><title type='text'>bir şey söyle!</title><content type='html'>&lt;span style="color: rgb(102, 204, 204);font-family:georgia;" &gt;Gücün er ya da geç bitecekti. Bir hikayede hep konuşan olamazdın; sesinin soluğunu keseceğini söylerdin. İnanmazdım. Tıpkı ellerimde ve yüzümde, aynaya her bakışımda gördüğüm yansımanın giderek silikleşmesine inanamadığım gibi. Özlemek ağır işti; sen bunu bilir gibiydin. Bazen içine dönen; bazen kalbinden hızlı koşan gözlerinde görürdüm. Neye benzediğini bilmediğim, yabancı bir şeydi üstelik. Nasılsa öğreneceksin diyemez; daha hızlı konuşur, daha deli bakardın. Yokluk bıraktığın yerlerde  izlerini bir kutsal emanet gibi saklayacağımdan emin, her şeyi biriktirirdin. Bir gün lazım olacak nasılsa….hep dediğin, hep kızdığım gibi..Bir gün lazım oldu. Gün geldi her şeyden çok onlara gereksindim. Eriyip giden hatıranla başa çıkmak için ellerinin değdiği her şey mabedim oldu. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(102, 204, 204);font-family:georgia;" &gt;  Şimdi başka yüzlerdeki garipsemeyi tanıyabiliyorum. Yanındayken senin bende gördüğün şeyi iyi biliyorum. Sormadıklarım, ertelediklerim, neye yarayacak bunlar dediklerim hayatımın baş ucunda..Bir ömre yetecek özlemle, eksik kaldığın cümleleri doldurmak işi bana düştü. Yüzümde senden alıntı izlerle birilerine özlemden ötesi yoktur demeye çalışıyorum. Sözle değil izle anlatılabilecek, tanıdık ama hiçbir şeye benzemeyen…&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(102, 204, 204);font-family:georgia;" &gt;  Senden sonra birgün mutlaka lazım olacak hiçbir şey bulamadım. Sesinin sinmediği kırıntılardan hayat çıkarmayı beceremedim… Senin yarım bıraktığın bu hikayede kimse konuşmuyor artık. Hani biri çıt çıkarsa büyü bozulacaktır….Öylesi bir bekleyiş içinde birbirinin yüzüne bakamayan öykü kişilerine benzedik. Bir daha konuşamayacağımızı biliyoruz. Sustuklarımızın ardında senin olduğunu, paylaşmayı beceremediğimiz sessizliğinin beklediğini; ama ilk cümleyi söyleyen olmaktan kaçtığımızı da…&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7755074663082957354-1135535376318652115?l=perikmaz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://perikmaz.blogspot.com/feeds/1135535376318652115/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=7755074663082957354&amp;postID=1135535376318652115' title='11 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7755074663082957354/posts/default/1135535376318652115'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7755074663082957354/posts/default/1135535376318652115'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://perikmaz.blogspot.com/2008/12/bir-ey-syle.html' title='bir şey söyle!'/><author><name>periçıkmazı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12810665718545365063</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='14253356484515364488'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>11</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7755074663082957354.post-7691874233500179883</id><published>2008-11-08T09:18:00.000-08:00</published><updated>2008-11-08T09:30:58.729-08:00</updated><title type='text'>bir şeyler...ama ille de eksik!</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_1nKlDcMv_nY/SRXMtLX5rTI/AAAAAAAAAQE/bY0NJ-3BaSw/s1600-h/Snaha%281752%29.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 0pt 10px 10px; float: right; cursor: pointer; width: 320px; height: 240px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_1nKlDcMv_nY/SRXMtLX5rTI/AAAAAAAAAQE/bY0NJ-3BaSw/s320/Snaha%281752%29.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5266340415798881586" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="caption"&gt;&lt;span style="color: rgb(153, 153, 255); font-weight: bold;"&gt;bir söz ve susuş..kalbin ritmini ayaklandıran adımların izinde. yolun sonu hep aynı yere vardığında söz kendine kapanır; aynı isimle çağrılan; birbirinden habersiz iki çocuk...yaşamı sahiplendiğini sanan, hayallerin kapı eşiklerinden sığmayacağını bilmeden büyüyen... zaman alıp başını giderken, hayaller bir bir geride bırakılır. terk edilen o yer yıllar sonra bile aynı kalsın diye. zaman acımasız bile olamayacak kadar kendine dönük...hoyrat ve sakar! neleri yıkıp yaktığından habersiz.kimlerin yüzünde keskin, dibe çöreklenmiş izler bıraktığının da... &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(153, 153, 255); font-weight: bold;"&gt;isimler aynı kalır; sesleniş de..ama seslerin içindeki o ince duyuş zamanın ellerinde tuzla buz..kurumuş yaprakların hazin sesi.çocukluğun üstüne basmaktan zevk alışına aldırmayan...nasılsa bir yerlerden hortlayacak, kendinin olanı çekip alacak. zamanın aymazlığıyla tanışmamış iki çocuk.. belki daha fazlası. biri büyümenin gereklerini bir çırpıda kavrayacak, diğeri hep kavruk..sanki dün daha..çocuk işte çocuk....&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(153, 153, 255); font-style: italic;"&gt;&lt;span style="color: rgb(102, 102, 204);"&gt;resim:BESTE AKPINAR&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(153, 153, 255); font-weight: bold;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7755074663082957354-7691874233500179883?l=perikmaz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://perikmaz.blogspot.com/feeds/7691874233500179883/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=7755074663082957354&amp;postID=7691874233500179883' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7755074663082957354/posts/default/7691874233500179883'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7755074663082957354/posts/default/7691874233500179883'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://perikmaz.blogspot.com/2008/11/bir-eylerama-ille-de-eksik.html' title='bir şeyler...ama ille de eksik!'/><author><name>periçıkmazı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12810665718545365063</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='14253356484515364488'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_1nKlDcMv_nY/SRXMtLX5rTI/AAAAAAAAAQE/bY0NJ-3BaSw/s72-c/Snaha%281752%29.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7755074663082957354.post-4319256830799059054</id><published>2008-10-17T08:50:00.000-07:00</published><updated>2009-03-04T15:35:23.510-08:00</updated><title type='text'>17.10.2008 tarihli Radikal Kitap ekinde yayımlanan yazım</title><content type='html'>&lt;span class="black_font20 bosluk cl"&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 204, 0);font-size:180%;" &gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0); font-weight: bold;"&gt;Onun sessizliği edebiyatı eksik kıldı&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;span class="acikgri_font8"&gt;İLÜSTRASYON: SEYHAN ÇELİK&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="color: rgb(204, 204, 255);" class="left yArial"&gt;&lt;strong&gt;17/10/2008&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="blue_font9"&gt;&lt;script&gt;             document.write();           &lt;/script&gt;&lt;a href="mailto:aysesaglam81@gmail.com" target="_blank"&gt;AYŞE SAĞLAM&lt;/a&gt;           (&lt;a href="http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=MuhabirArama&amp;amp;Keyword=AY%C5%9EE%20SA%C4%9ELAM"&gt;Arşivi&lt;/a&gt;)         &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;p style="color: rgb(255, 204, 0); font-style: italic;" class="b yGeo"&gt;Füsun Akatlı’nın ‘ramp ışıkları onu hiç aydınlatmamıştır’ dediği, Tomris Uyar’ın ‘rejimi düzenli bir ırmak’ olarak tanımladığı Selçuk Baran gerçek anlamda gösterişten, abartılı sözlerden, büyük iddialardan çok uzakta, yalnız yazma duygusunun erinci için yaşamayı seçti. Sesini duyuramadığını anlayıncaya dek durmadan üretti&lt;/p&gt;&lt;span style="line-height: 1.5em; color: rgb(204, 0, 0);"&gt;&lt;p style="color: rgb(255, 255, 204);"&gt;Bir şeyleri beklemenin, yarın denene yürümek kadar zor olduğu, dibe çöreklenmiş ayrıntıların diliyle konuşan solmuş bir masal zamanından çıkıp gelmiş bir mektup... Uçsuz bucaksız kırların, yapraklarında deniz sesi uğuldayan ağaçların, yalnızlıktan acısını bile unutmuş kadınların, ümitsiz kaçakların dilinden; vaktinden çok önce ‘sessizce’ gitmiş, yıllar süren bir suskudan yorulmuş eski bir dostun el yazısıyla yazılmış... Yansıdığı hayatların grisini, unutulmuş çiçek adlarıyla, hayatları kıskıvrak yakalayan mevsimlerle ve dilindeki gerçeklikle renklendiren Selçuk Baran, edebiyatın yaşayacağı büyük yoksunluğu; vicdan sızısı ve hüzünle anımsanmayı göze alarak bir Kasım soğukluğunda çekip gittiğinde ardında yedi öykü kitabı, üç roman ve çok sayı da yayımlanmamış yapıt bıraktı. Yaşamın ve ‘küçük insanların’ gözden yiten büyülü ayrıntılarıyla yüklü öyküleri yıllarca ulaşılamaz bir uzaklıkta durmayı sürdürdüler. Kitapları uzun bir süre basılmadı. Ardında bıraktığı boşluktan sızıp yiten, sadece eşsiz öykücülüğü değil, yaşamın gözden yiten ayrıntılarında can çekişen hayattı. Ta ki öyküleri Ceviz Ağacına Kar Yağdı ismiyle yeniden ve toplu halde yayımlanıncaya kadar... Ceviz Ağacına Kar Yağdı salt bir öykücünün ölümünden sonra yayımlanmış öyküleri olmakla kalmayan, Selçuk Baran’ı hayattayken keşfedemeyenleri hâlâ yeniliğini koruyan bambaşka bir öykücüyle tanıştırma sorumluluğunu da taşıyan bir armağan.&lt;br /&gt;Füsun Akatlı’nın “ramp ışıkları onu hiç aydınlatmamıştır” dediği, Tomris Uyar’ın “rejimi düzenli bir ırmak” olarak tanımladığı Selçuk Baran gerçek anlamda gösterişten, abartılı sözlerden, büyük iddialardan çok uzakta, yalnız yazma duygusunun erinci için yaşamayı seçti. Sesini duyuramadığını anlayıncaya dek durmadan üretti. Hayatını bir yazar olarak değil; “herhangi biri” olarak sürdürmeye karar verişi aynı zamanda edebiyata ve yazmaya olan inancını yitirmesinin başlangıcı oldu. Oysa henüz hiçbir kitabı yayımlanmamışken, günlüğüne “ Öben kırkımda, ellimde en genç coşkularla yazacağımı biliyorum. Başaramasam da bana verilmiş en güzel şeyleri, bütünüyle yaşamıma katmış olmanın sevincini tadacağım.” diye yazan da kendisidir. İlk kitabı Haziran, 1973’te TDK hikâye ödülünü aldıktan sonra, Selçuk Baran öykücülüğü, dikkat çekmeye başladı. Yedi yıllık çalışmasının sonucunda yirmi bir öyküden oluşan Haziran, sürekli sevgi açlığı çeken mutsuz ve yalnız kadınların, ölüme koşar adım giden ama hayatı son anda kavramanın ızdırabını çeken yaşlıların, karmaşanın uzağında kalmaya çalıştıkça hepten içine düşen erkeklerin ve ille de erkenden büyümek zorunda kalan çocukların iç içe geçtiği; birbirinin yerini aldığı öykülerden oluşuyor. Öyle ki Haziran aslında Selçuk Baran öykücülüğünün yenilenerek ve daima şaşırtarak, birbirine benzer hayatları dillendirişinin başlangıcı. Öykü kahramanları isimleri ve görünümleri değişerek, ilişik acıları farklı tepkilerle yaşarken, bir yandan da bu kadar içinde durup göremediklerimiz karşısındaki acizliği de haykırıyor. Haziran’da İhtiyar Adam ve Küçük Kız öyküsünde “çaresizliğine bir umut gibi sarıldı” diye tanımladığı yaşlı adamın ızdırabı, Baran’ ın öykü kahramanlarının yazgısıdır adeta. Umudu bir çakımlık sevinçlerde arayan, bulduklarıyla yetinmeyi erken öğrenmiş, ama gizliden gizliye buna karşı durmaya çalışan insanlar, bir araya geldiklerinde büyük bir ailenin fertleridir adeta. Unutulmuş, kaderine mahkum edilmiş, seçme şansı olmamış insanlardan oluşan bir ailenin...&lt;br /&gt;Selçuk Baran yaşlanmayı ölüme içkin tutar öykülerinde. Çaresizliğin son aşamasıdır ve çok zaman dönüş yoktur. Geç kalmışların, son anda yakaladıkları yaşama sevincinin bile bir anlamı kalmaz; aksine daha büyük bir azap verir. Yaşamı değiştirecek gücü olanlar, nefes alabilmek için boşluklar açarlar hayatlarında; ya da kaçarlar: “günün birinde kalabalığı silkelemekten ve tek başıma kalmaktan başka bir isteğim olmadığını anlayıverdim.” der Ceviz Ağacına Kar Yağdı(Haziran) öyküsündeki anne. Evini, kurulu düzenini, çocuklarını bırakıp bambaşka bir hayat kurma cesaretini gösterir. Ama Baran’ın öykülerinde yazgı değiştirmenin de mutlaka bir bedeli vardır. Bu bedelin en ağırı, farkına varmaktır çok zaman. “Kaçmak; zavallı, önemsiz bir şeydir. Buna başarı denemez. Ben kaçtım.”&lt;/p&gt; &lt;p style="color: rgb(255, 255, 204);"&gt;&lt;strong&gt;Mevsimler, bireylerden daha güçlü&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;1978 yılında Sait Faik öykü ödülü kazanan ikinci öykü kitabı Anaların Hakkı, Selçuk Baran’ın en dikkat çeken eserlerinden biridir. İlk kitaptaki değinmeleri anıştıran hikâyeler, yazarın doğayı hayatın içinde algılayışı bakımından da önem taşır. İlişik hayatları işaret etse de şaşırtmayı ve özgünlüğü elden bırakmaz. Yoksulluğun ve kışın benzersiz tasvirleri içinde iddiasız, sıradan insanların yaşamındaki yinelenen yenilgileri, düş kırıklıklarını, çaresizlik duygusunu okuyucuya da duyuran bir gerçeklikle anlatır. Yazar, Anaların Hakkı’nda güllerin sevgiyle koparıldıklarında ölmeyeceklerine inanan, evlenip hayal kurmayı unutan, yorulunca ölen kadınların ve çoğu kez büyük değişimlere direngen hayatlarının yükünün farkında bile olmayan erkeklerin dünyasına çağırıyor okuru. Bu öykülerde mevsimler, bireylerden daha güçlü, daha kararlı. Selçuk Baran’ın doğa; özellikle çiçeklere ve ağaçlara düşkünlüğü öykülerde incecik duyuruyor kendini.&lt;br /&gt;Üç öyküden oluşan Kış Yolculuğu; yazarın deyimiyle “suskunun öyküsü”, ölümü ve kaçışları irdeliyor. Herkesin aslına döneceği, kaçışların imkânsızlığı bir kez daha Selçuk Baran’ın vurgusunda güçleniyor. Kitaba adını veren Kış Yolculuğu öyküsünde beraberinde sürüklediği acılar yüzünden zamanından önce yaşlandığını keşfeder Cemil. Duvarların gerisinde düş kurmayı unutan insanların dramı karşısında irkilir.&lt;br /&gt;Tortu ise bir roman gibi okunabilecek, diğer kitaplarından farklı bir kurguyla biçimlenmiş beş uzun öyküden oluşuyor. Köy-kent ikilemi arasında sıkışan Halim’in hayat kavrayışındaki değişimler anlatılıyor.&lt;br /&gt;Yelkovan Yokuşu, kadın-erkek ilişkisinin evlilik kuşatmasında zedelenişi, toplumsal baskıların yola açtığı kaçışların doğurduğu sonuçlar üzerine kurgulanmış yedi öyküden oluşuyor. Değirmen Öyküsü’nde, bütün öykülerde üstü kapalı söz edilen kısacık ve ‘uçucu’ umutlanma anları na değinir yazar: “çoktan yitirilmiş, yitirildiğ i bile unutulmuş bir şey, bir anı, ruhsal yapılarının temel taşlarından biri belki, vazgeçilmez bir duyarlık nasılsa bulunuverirdi belki de, insanlar gene onu az sonra, şöyle bir dalgınlık sırasında ellerinden kaçıracaklarını iyi bildiklerinden, sevinçlerine hüzün katarak, geçip giden dakikalara sımsıkı sarılırlardı.”&lt;br /&gt;Arjantin Tangoları’nda Selçuk Baran’ın sürekli imlediği, sevgiyi arayan kadınlar ön plandadır. Evlilik kurumunun yıprattığı şey sadece sevgi değil, kadınlık halleri ve yaşama bakıştır. Yazgısı mutsuzlukla biçimlenmiş kadınların yaşamında evlilik, ruh sıkışmalarının, kapana kısılmanın vardığı son nokta olur. Evlenmeyenler ise yalnızlığın yarattığı kırılmada yorgun düşerler.&lt;br /&gt;Hayatın kendisiyle yola çıkan, öykücülüğ ünü gerçeklerle beslemiş; gözden kaçan anları yazdıklarıyla gerçek kılan Selçuk Baran, Feridun Andaç’ ın deyimiyle, “yaşama yazdığının ucuyla bakan biri değildi.” Yazmamayı seçip, sessizliğe çekilmesi, edebiyatı hep biraz eksik kıldı. Zamansı z yokluğ un ardındaki kırılmışlık, yaşama bakışı ndaki ince duyarlıktan esin alan öykülerinin hangi duyuşlarla biçimlendirdiğini de açıklar. Düşerken yeni yaralara yer açan bir kabullenişle, büyüklük telaşlarına hiç bulaşmamış, acının karasını yazdığı halde hayattan haz almayı, çevresindekilere yaşam saçmayı bırakmamış bir yazar Selçuk Baran. Çıkmaz sokakların sonuna dek gitmeyenlerin kaçırdığı büyülü hikâyelerine, gölgesinden ve maskesinden başka sığınacak bir şeyi olmayanların ille de geç kalacağı...&lt;/p&gt; &lt;p style="color: rgb(255, 204, 0);"&gt;&lt;strong&gt;CEVİZ AĞACINA KAR YAĞDI&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="color: rgb(255, 204, 0);"&gt;&lt;strong&gt;Selçuk Baran&lt;br /&gt;Yapı Kredi Yayınları&lt;br /&gt;2008&lt;br /&gt;712 sayfa&lt;br /&gt;28 YTL.&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7755074663082957354-4319256830799059054?l=perikmaz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://perikmaz.blogspot.com/feeds/4319256830799059054/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=7755074663082957354&amp;postID=4319256830799059054' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7755074663082957354/posts/default/4319256830799059054'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7755074663082957354/posts/default/4319256830799059054'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://perikmaz.blogspot.com/2008/10/17102008-tarihli-radikal-kitap-ekinde.html' title='17.10.2008 tarihli Radikal Kitap ekinde yayımlanan yazım'/><author><name>periçıkmazı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12810665718545365063</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='14253356484515364488'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7755074663082957354.post-3856059921843709972</id><published>2008-08-29T06:54:00.001-07:00</published><updated>2008-09-03T07:12:00.782-07:00</updated><title type='text'>CUMHURİYET GAZETESİ - PAZAR DERGİ 14.EKİM 2007 TARİHLİ YAZIM</title><content type='html'>&lt;span style="font-style: italic;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_1nKlDcMv_nY/SLgAKsg26mI/AAAAAAAAAMI/Iz5AyvoM6qU/s1600-h/zelda.JPG"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer;" src="http://3.bp.blogspot.com/_1nKlDcMv_nY/SLgAKsg26mI/AAAAAAAAAMI/Iz5AyvoM6qU/s320/zelda.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5239938350193240674" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;font-family:georgia;" &gt;Dergi 14.10.2007 &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:georgia;"&gt;Nilgün Marmara 20 yıl önce, 13 Ekim'de gitmişti...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(153, 153, 255);font-family:georgia;font-size:180%;"  &gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Dünyayla yaralı Zelda &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic;font-family:georgia;" &gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayatına dair bütün ipuçları şiirinde saklıydı &lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(102, 102, 204);font-family:georgia;" &gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Nilgün Marmara&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic;font-family:georgia;" &gt;'nın. Üstelik şiiri hakkında konuşmayı da sevmezdi. Ece Ayhan'a göre bu gerçek marjinallere dahil bir tutumdu. Cemal Süreya'ya göre "Dünyayla yaralı bir Zelda"ydı, Lale Müldür'e göre "Kalabalıklarda bir Slav düşesi". Erken çekip gitti...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(204, 204, 255); font-weight: bold;font-family:georgia;font-size:100%;"  &gt;&lt;span&gt;                    &lt;span style="color: rgb(153, 153, 255);"&gt;                                                                                                                    &lt;span style="color: rgb(102, 51, 255);"&gt;&lt;span style="color: rgb(204, 204, 255);"&gt;Ayşe Sağlam&lt;/span&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(153, 153, 255);font-family:georgia;" &gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şair "Nilgün'dü / intihar karası bir kardeş / adını verdi Marmara denizine" dedi bir başka şairi tanımlarken "saçları şelaleli bir amazon / içe dönük bir anarşist"... Anlatan İlhan Berk'ti, anlatılan Nilgün Marmara. Yakın dosttular, sonra Marmara çekip gitti, Berk'i, diğer dostlarını Cemal Süreya'yı, Ece Ayhan'ı ve diğerlerini... Sonra dostlarının bir bölümü de aynı yolculuğa çıktı, ama erken giden oydu, tam yirmi yıl önce, 13 Ekim 1987'de.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nilgün Marmara 13 Şubat 1958'de İstanbul'da doğdu. Kadıköy Maarif Koleji'nden sonra Boğaziçi Üniversitesi İngiliz Filolojisi'nde eğitimine devam etti; tez konusunu çok sevdiği yazar Sylvia Plath üzerine hazırladı. Bugün de Nilgün Marmara denince akla ister istemez kesişik yaşamları, benzer yollardan geçip aynı dilde yaşamla aralarındaki kavgayı sonlandırmaları nedeniyle Sylvia Plath gelir. Hem dünya hem de Türk şiirini çok iyi bilen, bu bilgisini de değerlendirebilen usta bir kalemdi. Yaşama içkin tuttuğu ölüme sanki hep alay edercesine göndermeler yaptı. İkisini hiçbir zaman birbirinden ayırmadı. Hayat aslında başlarken bitmeye yüz tutuyordu:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Dünyamsın benim, zorbam, düzenim / Bundan gözlerim göğe çevrili, / ellerim denizde. / Hiç katılmadan sende yaşıyorum, /dirimimsin benim, / doğarken öldüğüm."&lt;br /&gt;Kırılıyor, anlamlandıramıyor, kimselere sezdirmeden diplere varıyordu. Bu, salt kendi dünyasında yaşadığı, dışarıya sözcükler yoluyla akıttığı; dostlarının yanında coşkuya dönüşen hassas ruhunun eseriydi. Dizelerinde bütün isyankâr ve öfkeli tavrının arasında çocuksu saflığını, ışığa ulaşma umudunu da barındırıyordu. Yorulduğu, tükeneceğini hissettiği anlar oldu. Yine de dostları Nilgün Marmara'nın coşkusundan, dostluğundan ve cesaretinden çok etkilendiler. Kimi salt varlığından; kimi yazın dilinden ilham aldı. Yakın dostu Seyhan Erözçelik onu "çocuk hanımefendi" olarak tanımlıyordu. O yıllarda "umutsuzlar merdiveni" olarak adlandırdıkları yerde, derslere girmeyip o merdivende uzaklara dalıp gidişi hatıraları arasındaydı Erözçelik'in. Yaşamı boyunca yazdı ve çeviriler yaptı; yalnız bir kez bir reklam ajansında çalışmayı denedi, ancak ilk işi bir ölüm ilanı yazmak olunca hem çok güldü hem de işi bıraktı. Ece Ayhan'ın sivil şairi, Cemal Süreya'nın ise dünyayla yaralı'sı oldu. Süreya ona Scott Fitzgerald'ın çılgın eşinin adı olan Zelda ismini yakıştırdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(153, 153, 255);font-family:georgia;font-size:130%;"  &gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;ŞİİRİNDEN KONUŞMAZDI... &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(153, 153, 255);font-family:georgia;" &gt;&lt;br /&gt;Alaycı bir biçemde ama ille de ölüme yüz tutan şiirlerinde yaşamına dair çok fazla ipucu vermedi okuyucuya. Sadece çok anlamlılıktan herkesin kendinden bir şeyler bulabildiği, aslında çocuk-kadın Nilgün Marmara'nın biyografisiydi yazdıkları. En yakın dostu Gülseli İnal'ın derlediği "Kırmızı-Kahverengi Defter"de bile diğer sanatçı güncelerinden çok farklı notlar, anıştırmalar vardı. Okuyucuyu zorlu bir yolculuğa, labirentler içinde bir oyuna sürüklüyordu. Hayatın neresinden dönülse kârdı onun için; bitmeyen, dinmeyen acının tek bir çıkış kapısı olduğundan emindi. Bunu her defasında dillendirmekten çekinmeyişi, ölüme uzanan yolda yürüdüğünü açıkça tarifleyişi çocuksu cesaretine, biraz da yaşamı çok iyi tanıyor oluşuna bağlanabilirdi. Bir anlamda da dostlarının Nilgün'ü olması bu yaşamla arasındaki tuhaf ve esnek ilişkideki cesaretinden, herkesten farklı oluşundandı. Kızıltoprak'ta eşiyle birlikte yaşadığı evin kapısı bütün dostlarına her zaman açıktı. Evi, dönemin ünlü sanatçılarının buluşma, toplanma yeriydi. Cemal Süreya'ya göre saat beşten sonra kılık değiştiren, ruhu bambaşka bir biçim kuşanan biriydi. Coşkusu ve herkesi kendine hayran bırakan güzelliği bu saatlerde ortaya çıkıyordu. Gözleri eşsiz güzellikte, insanı büyülercesine bakan, konuşan bu kadın, herkesin gerçek marjinal dediği ve Ece Ayhan tarafından tasvirlenen bir hayali bir müzik grubunda bando şefiydi. Ece Ayhan ve Cemal Süreya bir söyleşide Nilgün Marmara'nın şiirlerinden, şairliğinden çok söz etmeyişinden söz ederler. Ece Ayhan bunu Nilgün Marmara'nın gerçek bir marjinal oluşuna bağlar; ona göre gerçek marjinaller kendi şiirleri hakkında konuşmazlar. Nilgün Marmara da zaten yazdıklarını içinde yaşayan;bunları söze aktarırken yalnızlığına çekilen bir şairdi. Çocuksu sevinci, asla terk etmediği masumiyeti, hayatla bu kadar inatlaşırken bir yandan da ona sıkıca sarılma çabasının sonucuydu: "bir şeyden kaçıyorum. Kendimi bulamıyorum. Dönüp kendime yerleşemiyorum. Kendime bir yer edinemiyorum. Kafatasımın içini bir küçük huzur adına aynalarla kaplattım. Ölü ben'im kendisini izlesin her yandan, o tuhaf sır içinden. Paniğini kukla yapmış hasta bir çocuğum ben. Oyuncağı panik olan sayrı yalnızlık kendi kendine nasıl eğlenir..."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(153, 153, 255);font-family:georgia;" &gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;KALABALIKLARDA BİR SLAV DÜŞESİ &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(153, 153, 255);font-family:georgia;" &gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(153, 153, 255);"&gt;Hayat onun için salt bir bekleme salonuydu. Misafirlerle dolan, insansızlıkla saydamlaşan, yolculuklarda bile bırakmadığı... Bir sene kadar Libya'da yaşadı, sonra da Avusturya'ya gitti. İzlenimleri şiirlerine yansıdı. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(153, 153, 255);"&gt;Marmara'nın dostlarından biri, yazılarında ve söyleşilerinde adını sıkça geçiren Lale Müldür'dü, kahvaltıları, rafadan yumurtaları Hint baharatıyla sunuşu, kalabalık buluşmalarında dikkati en çok onun çekmesi... Müldür son kitabı "Anne Ben Barbar mıyım?" da onun için "kalabalık toplantılarda bir Slav düşesi" diye söz edecekti. Müldür'e göre; gece yaşamına, konyağa ve aryalara yakışan biriydi Marmara. Cezmi Ersöz içinse esin perisi ve gerçek bir dosttu. "Kırk Yılda Bir Gibisin" adlı kitabında "Biraz Sabahattin Ali'nin Kürk Mantolu Madonnasıydın, biraz Ahmed Hamdi Tanpınar'ın Huzur'da anlattığı Nuran" diye yazıyordu "en çok da Nilgün Marmara'ydın.Yine Tanpınar'ın Bir Yaz Yağmuru romanındaki o büyülü, uçarı kadında da senden çok izler vardı. Masum bir sevinç için ikbal yakan kadınlardandın sen". Asla yerleşik olmak istemeyişi, hayata saplanıp kalma fikrinin şiirine yansıyan kâbusu, kendi çığlık tünellerini oluşturdu. "Cam kırıklarından bir elbise" giyerek hayat içinde, insanlar arasında yaşadı. Bu karanlık tünellerde yalnız başınaydı. Ne kimseyi dahil etti; ne de akşam beşte kılık değiştirir gibi üzerinden attığı bu acı renkli elbiseyi birilerine gösterdi. Birilerinin dostu, sırdaşı, eşi, ilham perisi oldu. Yine de pek çoğu onu, şiirlerinde bağıra çağıra dillendirdiği ölüme taşıyan gerçek sebebi bilemedi. Kimi hafızasını yokladı, kimi ipuçlarını sonradan birleştirebildi. Ama herkes için 29 yıllık bir yaşamın sonlanışı kekremsi bir tatla yıllarca içte çağıldayan bir yara oldu. Her ölüm erkendi; ama Nilgün Marmara için daha da erken. Oysa o en son söylenecek sözleri en başta dile getirmiş, bekleme salonunu terk etmek, çağırdığı ölüme gitmek için bütün hesapları görmüştü. Cemal Süreya, Marmara'nın ölümünden sonra bir anısında şairin, bir dosta ölüm tasarısından söz ettiğini hatta ölmeden beş altı gün önce "Aydan el sallıyorlar bana" dediğini anlatmıştı.Bir başka durağa varma arzusu, yeni yolculuğuna çıkma zamanı kendince belirlediği biçimde ve anda geldi, bunu kendi yöntemiyle; ancak çok hazin bir biçimde gerçekleştirdi: "ölürken kahkahamı ona bırakacağım, kış uykusundaki melek" &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(153, 153, 255);"&gt;Güzel kahkahasını kime bıraktığı elbet bilinmiyor; ama sözcüklerini, yaşamının izlerini kimlere, nasıl bir etkiyle bıraktığı apaçık. 29 yıllık yaşamı 13 Ekim 1987'de İstanbul Kızıltoprak'taki evinde son buldu. Kentlerin havaalanlarından çok düş alanlarına gereksinim duyduğuna inanan "Dünyayla Yaralı Zelda", Ece Ayhan'ın anlatımıyla, "üzerinde mor bir elbiseyle, denize ters yönde bir çığlık bile atmadan, kendini 6. kattan aşağı bıraktı." Ölümünün ardından en trajik yorumu Nejat Bayramoğlu yaptı: "Bizim hiçbirimizin yapamadığı şeyi yaptı kız". Yaşamı boyunca çığlık tünelleri kazıyan Nilgün Marmara ölüme giderken hazırlıklıydı. Sevdiği renge bürünmüş, çığlık bile atmamıştı. küçük İskender'in deyimiyle, Nil'de Gün Ansızın Battı! l&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7755074663082957354-3856059921843709972?l=perikmaz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://perikmaz.blogspot.com/feeds/3856059921843709972/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=7755074663082957354&amp;postID=3856059921843709972' title='9 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7755074663082957354/posts/default/3856059921843709972'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7755074663082957354/posts/default/3856059921843709972'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://perikmaz.blogspot.com/2008/08/dergi-14.html' title='CUMHURİYET GAZETESİ - PAZAR DERGİ 14.EKİM 2007 TARİHLİ YAZIM'/><author><name>periçıkmazı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12810665718545365063</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='14253356484515364488'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_1nKlDcMv_nY/SLgAKsg26mI/AAAAAAAAAMI/Iz5AyvoM6qU/s72-c/zelda.JPG' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>9</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7755074663082957354.post-1278441578586380457</id><published>2008-08-03T05:29:00.000-07:00</published><updated>2008-08-03T05:36:44.740-07:00</updated><title type='text'>unut...tum</title><content type='html'>&lt;span style="color: rgb(51, 204, 255);"&gt;bir yaradan; kemikleşmiş sancıdan aşağı.. yokuş aşağı...dipsiz hazların sonundan geçip hiçbir yere varmayacağını bilerek yürüyenlerden öğrendiğimiz...karmakarışık, kan tutan çocuklar, kimseye emanet edilemeyen acılarıyla bağır- çağır... bir yer vardı hep gidilen; acıyı ve kahrı saklamaya gerek duyulmayan.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 204, 255);"&gt;     adı yok şimdi. unutulmuş!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 204, 255);"&gt;biz uydurmuşuz! demeye dilin varmadığı..&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 204, 255);"&gt;yaralar dökülünce altı bembeyaz..ten daha kutsanmamış yenileriyle. kendini kusmuyor, rengi hayat karası olmamış henüz. çok korkan çocuklar çörekleniyor orta yerine hikayenin. gerisini anlatmak zor iş. susup kalmak dilin yaraya değmesi...Tuz tadı: ince-kesif-öksüz&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 204, 255);"&gt;adı bilinmeyen ya da unutulmuş gibi yapılan o yerde şimdi atlıkarıncalar dönüyor. bazısı içlemiyor oyunları, tıpkı şimdiki gibi. "çocukça" diyor ya da en iyi bildiği gibi "boşver"le geçiştiriyor kendi beyaz kabuk altı hikayesini.görünmezle bilinmez arasında yokuş aşağı düşen; düştüğü yerde "bu bir rüyaydı/ ben iyiyim" diyebilen koca insanlar oluyor. aklını tavan arasında toza teslim edip akıllandım oyununu oynayan. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 204, 255);"&gt;         oysa düşendik, düşerken yaraların yenilerine yer açan...&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7755074663082957354-1278441578586380457?l=perikmaz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://perikmaz.blogspot.com/feeds/1278441578586380457/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=7755074663082957354&amp;postID=1278441578586380457' title='10 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7755074663082957354/posts/default/1278441578586380457'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7755074663082957354/posts/default/1278441578586380457'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://perikmaz.blogspot.com/2008/08/unuttum.html' title='unut...tum'/><author><name>periçıkmazı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12810665718545365063</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='14253356484515364488'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>10</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7755074663082957354.post-7445266893924805181</id><published>2008-07-16T11:22:00.000-07:00</published><updated>2008-07-20T11:38:14.105-07:00</updated><title type='text'>özürlü özleyiş...</title><content type='html'>&lt;span style="font-family:courier new;font-size:130%;"&gt;&lt;span style="font-family:georgia;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="FONT-WEIGHT: bold; COLOR: rgb(204,204,255)"&gt;kör kurumuş bir yola yürümekle gözlerin hiçe kapanışı...ne fark eder? ılıktı yaz başıydı; belki de ben uydurdum. öyle olmasını umardım. sen böyle dilemez miydin?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="FONT-WEIGHT: bold; COLOR: rgb(204,204,255)"&gt;... sonra unutuldu. neden sonra adının geçtiği yerlerde sadece başka bir cümlenin beklentisiyle sustular. ben içime konuştum; hep!.. adınla anılan bir güzelliğin emanet olduğunu, elde kalan son şeye benzediğini bildiğim için..&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="FONT-WEIGHT: bold; COLOR: rgb(204,204,255)"&gt;susarsam sesin yiter sandığım için.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="FONT-WEIGHT: bold; COLOR: rgb(204,204,255)"&gt;özlemek acının temize çekilmiş hali mi; korkutan cümlelerin arasına sinmiş bir iyilik umudu gibi? hangi coğrafyada derin acıların yerini kahkaha alır? daha deli yakmaz mı yokluk? &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="FONT-WEIGHT: bold; COLOR: rgb(204,204,255)"&gt;sordum..&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="FONT-WEIGHT: bold; COLOR: rgb(204,204,255)"&gt;kimse bir şey diyemedi. çok fazla deyip susanlar oldu. maskeli yaraların kahır bulaşmış özürüydü bu..&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="FONT-WEIGHT: bold; COLOR: rgb(204,204,255)"&gt;özür dileyenler çıktı. unuttukları için..&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="FONT-WEIGHT: bold; COLOR: rgb(204,204,255)"&gt;ben unutmadım...&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="FONT-WEIGHT: bold; COLOR: rgb(204,204,255)"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7755074663082957354-7445266893924805181?l=perikmaz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://perikmaz.blogspot.com/feeds/7445266893924805181/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=7755074663082957354&amp;postID=7445266893924805181' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7755074663082957354/posts/default/7445266893924805181'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7755074663082957354/posts/default/7445266893924805181'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://perikmaz.blogspot.com/2008/07/zrl-zleyi.html' title='özürlü özleyiş...'/><author><name>periçıkmazı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12810665718545365063</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='14253356484515364488'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7755074663082957354.post-2446449021347874811</id><published>2008-06-22T11:51:00.000-07:00</published><updated>2009-03-04T15:38:50.742-08:00</updated><title type='text'>radikal kitap 'ta 20.06.2008 de yayımlanan yazım..</title><content type='html'>&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 153, 102);font-size:180%;" &gt;İnsanı asla terk etmeyen hatıralar&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 255, 255);"&gt;AYŞE SAĞLAM&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 204, 204);"&gt;Birbirinin içinden geçen, kardeş ama her defasında yeniden damıtılmış öykülerden oluşuyor ‘Şehper, Dehlizdeki Kuş’. Çocuk-kadınların merkezde olduğu, başkalarının ellerinde ezilen yaşamların mevzubahis edildiği on yedi öyküden &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 204, 204);"&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Çocuk olmayı bilmeden büyümüş kadınlar, baş aşağı edilmiş yaşamlarında düşsel geçitler açarlar. Hayatın onlar için hazırladığı tuzaklara düşmeden önce masallara inanırlar. Yaşlandıkça çocuk kalan, ama hep iri adımlar atmaya zorlanan kadınların dünyasında zaman ya hiç olmamıştır ya da onları eritecek denli hızlı akar. Şölenler, panayırlar, renk renk oyuncaklarla bambaşka bir hayattan söz eden lunaparklar kurulur; salt zamanın hiçliğine bir anlam uydurabilmek, kötücül olanı iyileştirebilmek için... Dönmedolapların olduğu bir dünyada acı sağaltılabilir, korku bir süreliğine de olsa kılık değiştirebilir. Kaderin kedere evrilişinin önünde sadece bu çocuk kadınlar durabilir. Bir tek onların değişmek bilmeyen hayatlarıyla, korkularıyla ve unutmanın imkânsızlığıyla her gün yeniden yüzleşme cesareti vardır.  &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Birbirinin içinden geçen, kardeş ama her defasında yeniden damıtılmış öykülerden oluşuyor Şehper, Dehlizdeki Kuş. Çocuk-kadınların merkezde olduğu, başkalarının ellerinde ezilen, anımsamaya yazgılı yaşamları konuşturan on yedi öykü, ustalıklı kurgu ve özgün imgelerle örülmüş, çok kez romana göz kırpan bir akrabalıkla ilerliyor. İçe dokunan, derinde bir şeyleri acıyla kıpırdatan; tehlikeli bir yüzleşmenin kapısını aralıyor yazar. Hemen herkesin yakınından geçen bildik hikâyelerin, ayrıksı kahramanları imgelemler dünyasından, ürkünç bir canlılıkla yaşamın içine dağılıveriyorlar. Çoklukla hayatın sessiz bıraktığı, geçmişin acı hatıralarıyla bezip suskuya gömülmüş birbirinden farklı öykü kişiliklerinin çoğu kadınlardan oluşuyor. Öykülerin merkezinde, kötücül ve karanlık hayatı yaran, ışıklı ve çoksesli bir lunapark duruyor. Seslerin şarkıya dönüştüğü, en sıradan eylemin bile sesle kendini anımsattığı bir rüya/kâbus içinde bellek dehlizinde sıkışıp kalan hatıralarla baş etmeyi sağlayan... Adeta aynı mekân ve aynı zamansızlıkta, kalabalığa sinmiş birbirinden ayrı hayatlara bakış atıyor yazar. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Şehper, Dehlizdeki Kuş, yaşamları boyunca sözlerine gerek duyulmamış, kendi hayatları konusunda bile fikri alınmamış kadınların son sözü söyleme çabalarına bakarken, kimi ince duyarlıkları yitirmemiş erkeklere de yer veriyor. Öyküler ilerledikçe, tuhaf bir gerçeklik ve şüphe iç içe giriyor; çünkü bazı öyküler özellikle yarım bırakılmışcasına yeni bir öyküde açıklık kazanıyor. Boşluğa açılan bir kapıdan içeri girme heyecanı, geç yapılmış bir itirafın acımsılığını, bazı hatıraların asla insanı terk etmediğini çarpıcı bir dille anımsatıyor. Unutmanın mümkünsüzlüğünü kavrayan ve korkmayı bilen insanların acıyla yaşamı iteklemeye razı gelişlerini, yaşadıkları travmaların ürkünçlüğünde fark ediyoruz. Yazarın imgeleri özellikle çocuklar ve çocuklara ait hayatlardan besleniyor. Yalınlığa eklemlenmiş özgün bir anlatım ve şiirsel imgelerin yarattığı rüya atmosferinde zaman adeta hiçleniyor ve her an her yerde mümkün olabilecek denli içimizden parçalar canlanıyor. İlk öyküde öykü kişiliklerinin şimdiki zamana sızışı ve şimdinin o belirsiz zamana karışması anlatılırken bir anlamda öykünün öyküsü yazılıyor ve kurgu büyüleyici bir biçim kazanıyor. Kadınların varlığını hissettirmesiyle sık sık anımsatılan şölen kurulmuş oluyor. Bundan sonrası rüyalara ve gerçekliğe ne kadar dönük olduğumuza kalıyor... &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Ayşegül Çelik’in ikinci öykü kitabı olan Şehper, Dehlizdeki Kuş ağır ama güçlü adımlarla yürünmüş bir yolun sonuna ulaşmaya değecek denli özgün bir eser. Hayatların kesişimindeki korkunç sahiciliği öyküye dönüşürken dilin en güzel olanaklarını kullanmış, okuyucuya birtakım sorular eşliğinde illüzyona bulanmış bir farkındalık bırakmış. Şehper, Dehlizdeki Kuş, hemen yanı başımızda soluk alan bir çocuğun içindeki dehlizi, ya da bir kadının içinde saçları uzamaya devam eden bir çocuğu görmek için alışılmışın dışında bir ipucu fısıldıyor. Yıldızların ve rengârenk lunaparkların gerisinde yaşanan bambaşka hayatlar olduğunu da...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 255, 255);"&gt;ŞEHPER, DEHLİZDEKİ KUŞ Ayşegül Çelik, Yapı Kredi Yayınları, 2008, 80 sayfa, 5 YTL.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 204, 204);"&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 255, 255);"&gt;http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=HaberDetay&amp;amp;ArticleID=884340&amp;amp;Date=24.06.2008&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 255, 255);"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7755074663082957354-2446449021347874811?l=perikmaz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://perikmaz.blogspot.com/feeds/2446449021347874811/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=7755074663082957354&amp;postID=2446449021347874811' title='7 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7755074663082957354/posts/default/2446449021347874811'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7755074663082957354/posts/default/2446449021347874811'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://perikmaz.blogspot.com/2008/06/radikal-kitap-ta-20062008-de-yaymlanan.html' title='radikal kitap &apos;ta 20.06.2008 de yayımlanan yazım..'/><author><name>periçıkmazı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12810665718545365063</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='14253356484515364488'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>7</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7755074663082957354.post-3150085410258090577</id><published>2008-06-06T06:02:00.000-07:00</published><updated>2008-06-06T06:04:10.593-07:00</updated><title type='text'>git zaman!</title><content type='html'>&lt;span style="font-family:times new roman;font-size:130%;color:#6633ff;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;Gel zaman git zaman.. hiçbir yerinden başlanmayan ya da elbet zamanın tenhasında unutulacak hikayeler, yok sayılmış ve yorgun… ama dokunmasız bir hiçlikte apansız yakalınıveren…&lt;br /&gt;Gitmeler-kopuk&lt;br /&gt;Ayaz sersemi bir gölge uzak; upuzak yerinde dünün,&lt;br /&gt;kim görür-kim unutma oyununda galip gelir?....&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Parçaları birleşmiyor hayatın. koptuğu yerde bırakılan; ama ille de birilerinin sahiplendiği; tıpkı bir akşamüstü gibi. Uzun susmalardan sonra sessizce kalkıp giden birileri gibi... Tutsak sözcüklerin ışığa yazgılı kaçışmalarını izliyor o birileri. Ellerinde yazılı-yazısız ama ille de dilsiz hatıraların yarası. Kapanmıyor….birileri-bazı eksik yüzlü birileri başkalarının hikayesinde yorgun düşüyor. Uykuya dağılıyor birbirini tutmayan özlemler. Açık yara sızlar. Yarlardan düşer, bin parça ama çok zaman hiçbiri birinin değil…&lt;br /&gt;Gel-git&lt;br /&gt;Zaman kör ve dilsiz.&lt;br /&gt;“Hani bir zaman bir yerde yeniden”&lt;br /&gt;Oysa hala dilde bir inilti… “hiç” hem de hiç…&lt;br /&gt;Gözlerden uzak sisler içinde alıntılıyor hayat özlemi. Sessizce; ılık bir yaz akşamı içlerde kan kurusu sızılar…buruk ve coşkulu. Gitmek bırakmak kadar kolay olmuyor. Adımlar geriye düğümlüyken haritada en uzak yer yaraların kabuk tutuşu, kırmızı bir iz bırakışı demek unutmaksa çok sonraların hesabını görmeden uzun bir uykuya emanet edilmiş elveda… yok sayılan,gel-git&lt;br /&gt;Ve ne yazık&lt;br /&gt;Çok çabuk silinen zaman….&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7755074663082957354-3150085410258090577?l=perikmaz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://perikmaz.blogspot.com/feeds/3150085410258090577/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=7755074663082957354&amp;postID=3150085410258090577' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7755074663082957354/posts/default/3150085410258090577'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7755074663082957354/posts/default/3150085410258090577'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://perikmaz.blogspot.com/2008/06/git-zaman.html' title='git zaman!'/><author><name>periçıkmazı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12810665718545365063</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='14253356484515364488'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7755074663082957354.post-7795696655321906420</id><published>2008-05-25T05:25:00.000-07:00</published><updated>2008-06-24T04:04:15.116-07:00</updated><title type='text'>radikal kitap 'ta 23.05.2008 de yayımlanan yazım..</title><content type='html'>&lt;span class="black_font20 bosluk cl"&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 204, 0);font-size:180%;" &gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Beş kişilik yalnızlık&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;img alt="Beş kişilik yalnızlık" src="http://i.radikal.com.tr/644x385/2008/05/22/fft5_mf5039.Jpeg" /&gt;&lt;p&gt;&lt;span class="acikgri_font8"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="right"&gt;&lt;table class="cizgi" border="0" cellpadding="0" cellspacing="0" width="120"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="blue_font9" align="center" height="20"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: rgb(51, 204, 0); font-weight: bold;" class="left yArial"&gt;&lt;strong&gt;23/05/2008&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="blue_font9"&gt;&lt;script&gt;       document.write();      &lt;/script&gt;AYŞE SAĞLAM      &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;p style="color: rgb(51, 204, 0); font-weight: bold;" class="b yGeo"&gt;Popüler kültüre göndermeler taşıyan ‘Cesaret Beşlisi’, müziğin ve insan ilişkilerinin sorgulandığı, cesaretin aslında bilinen anlamından çok daha derinlikli ele alındığı özgün bir eser&lt;/p&gt;&lt;p style="color: rgb(51, 204, 0); font-weight: bold;"&gt;Postmodern bir masal içinde avangart klasik müzik eşliğinde cesaretlerini yalnızlıkla bölüşmek zorunda kalan beş insan...&lt;br /&gt;Uluslararası üne sahip vokal grubunun, birbirinden alabildiğine farklı yaşamlarını, düşleri uğruna temmuz sıcağında görkemli bir şatoya sürüklemesi, aslında sonu belirsiz bir yolculuğu kabullenmeleriyle başlar. Yıllardır birlikte çalışan, aslında birbirini hiç tanımayan, isimleri müzik dünyasında seçkin bir yer edinmiş vokal grubu Cesaret Beşlisi bu defa kariyerlerinin dönüm notasını oluşturacak, güç ve denenmemiş bir eseri prova etmek için Martinekerke ormanına konuşlanmış ‘Luth Şatosu’nda zorlu iki hafta için bir araya gelir. Cesaretleri yaptıkları işin ayrıksılığıyla sınırlı, tedirgin ruhlarını maskelemek için araya koydukları sınırların ardında yapayalnız grup üyeleri, kendilerini nasıl bir hikâyenin içinde bulacaklarından habersiz, doğanın ürkünç sessizliğine kapılırlar. İsmi klasik müziğe yeni bir pencere açma cesaretlerine bir gönderme taşıyan Cesaret Beşlisi, kendilerine modern müziğin zorluklarını göze alacak kadar güveniyor olsalar da salt müziğin içindeyken duydukları bu sonsuz cesaret günlük hayatlarında çarpıcı bir hızla yerini kayboluşa ve yalnızlığa bırakır.&lt;br /&gt;İtalyan besteci Pino Fugazza’nın Partitum Mutante adlı eseri, dönemin bütün kabullerini alaşağı edişi ve yorumlanması için büyük bir cesaret gerektirmesi nedeniyle Cesaret Beşlisi için yaratılmıştır adeta.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Huzursuz ruhların birlikteliğinden doğan Cesaret Beşlisi, zorlu sınavlarına en genç üyeleri Dagmar’ın bebeği Axel’i de sırtlayarak bisiklet üzerinde şatoya gelmesiyle başlar. Bu beş kişilik yalnızlık, şatoyu da içine alan görkemli Martinekerke ormanının ürkünç sessizliğiyle sarmalanır. Ruhunun derinliklerinde büyük ızdıraplar taşıyan Catherine bu açmazın farkında olan tek kişidir. Aklının karışıklığı yeteneğinin bile önüne geçmiş, sık sık zaman-mekân ilişkisinin dışına taşan, hemen her şeyden ürken Catherine bunca zamandır birbirleri hakkında hiçbir şey bilmediklerini dehşetle fark eder ve Partitum Mutante’den çok daha önemli bir sorunla boğuşmaya başlar. Kaosun ve çıkmazın eşlik ettiği iki hafta aslında grup üyelerinin yeteneklerinden çok hayatlarını sorguladıkları bitimsiz gibi gelen bir sürece dönüşür. Bir arada geçirdikleri zaman böyle bir eserin prova edilmesi için yetmese de birbirlerine olan tahammüllerinin sınırlarını sık sık aşar. Aile olma zorunluluğunun yarattığı baskı en sıradan konularda bile büyük tartışmaların yaşanmasına yetip artar. Bir arada durabilme yetenekleri tükendikçe her birinin tuhaf özellikleri de yavaş yavaş su yüzüne çıkar. Mutlu bir sona doğru yürümediklerini fark etseler de birbirlerini keşfediyor olmanın gerilimiyle yüklü bitimsiz tartışmalar ve kavurucu sıcak onları neyin beklediğini sezmelerini engeller.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Modern dünyaya, popüler kültüre göndermeler taşıyan, oldukça yalın bir anlatımı olan Cesaret Beşlisi, müziğin ve insan ilişkilerinin sorgulandığı, cesaretin aslında bilinen anlamından çok daha derinlikli ele alındığı özgün bir eser. Modern ve klasik göndermelerle ve dinamizmi hiç eksiltmeyen gizem öğeleriyle günümüz insanının trajedisi alaysı ama dokunaklı bir dille aktarılıyor okura. Burnunun ucundaki insanı tanıyamayacak kadar kendine dönük ve yalnızlıkla ördüğü duvarı bile aşmaya cesaret edemeyen bir grup insanın yaptıkları işte ne kadar cesur olabileceği ikilemi roman boyunca sorgulanıyor. Ormanın ürkünç sessizliği içinde içine kıvrılıp kalan ve kendilerine seçtikleri Cesaret Beşlisi adının hakkını verip veremedikleri endişesiyle yavaş ama acılı bir çözülme yaşayan grup üyeleri bir başkasını ve dolayısıyla kendini tanıma cesaretini bulamadıklarında kaybetmeyi ve vazgeçmeyi deneyimliyorlar.&lt;br /&gt;1992’ den beri İskoçya’da tıpkı Martinekerke’deki ormanın gizemli ve ulaşılmaz çağrışımlarını anıştıran bir münzevi hayat içinde eserlerini üretmeye devam ediyor. Cesaret Beşlisi kaotik ve bireyin sonsuz yalnızlığa mahkûm edildiği modern dünyada kendini keşfetmek için nelerin göze alınması gerektiğini alaysı ve çarpıcı göndermelerle dillendirirken, okuyucuyu hiç duymadığı bir müziğin içinde gezintiye çıkarıyor. Bu yönüyle Cesaret Beşlisi müziğin olduğu kadar dünyanın neresinde yaşarsa yaşasın modern dünya insanının trajedisi içinde bilinmeyenle yüzleşme cesaretinin de romanı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;CESARET BEŞLİSİ&lt;br /&gt;Michel Faber, Çeviren: Nurcan İnce Ateş, Sel Yayınları, 2008, 122 sayfa, 8 YTL.&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=EklerDetay&amp;amp;ArticleID=879108&amp;amp;Date=25.05.2008&amp;amp;CategoryID=40&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7755074663082957354-7795696655321906420?l=perikmaz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://perikmaz.blogspot.com/feeds/7795696655321906420/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=7755074663082957354&amp;postID=7795696655321906420' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7755074663082957354/posts/default/7795696655321906420'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7755074663082957354/posts/default/7795696655321906420'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://perikmaz.blogspot.com/2008/05/radikal-kitap-ta-23052008-de-yaymlanan.html' title='radikal kitap &apos;ta 23.05.2008 de yayımlanan yazım..'/><author><name>periçıkmazı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12810665718545365063</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='14253356484515364488'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7755074663082957354.post-2661117600765723993</id><published>2008-05-03T05:00:00.000-07:00</published><updated>2008-06-24T04:04:23.658-07:00</updated><title type='text'>radikal kitap 'ta 18-04-2008 de yayımlanan yazım..</title><content type='html'>&lt;span style="color: rgb(255, 204, 102); font-weight: bold;font-family:Arial,Verdana,MS Sans Serif;font-size:100%;"  &gt;&lt;table border="0" cellpadding="0" cellspacing="0" width="100%"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td&gt;&lt;span style="font-weight: bold;font-family:Arial,Verdana,MS Sans Serif;font-size:130%;"  &gt;&lt;span style="font-family:Tahoma;"&gt;Kumdan buhranlar&lt;/span&gt; &lt;/span&gt;&lt;p&gt;  &lt;table align="right" border="0" cellpadding="2" cellspacing="0" width="106"&gt; &lt;tbody&gt;&lt;tr&gt; &lt;td align="center"&gt; &lt;img src="http://www.radikal.com.tr/veriler/ekler/kitap/2008/04/18/05.gif" alt="Kumdan buhranlar" align="right" border="0" height="160" width="106" /&gt; &lt;/td&gt; &lt;/tr&gt; &lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;  &lt;span style="color: rgb(255, 153, 0);font-family:Arial,Verdana,MS Sans Serif;" &gt;&lt;span style="font-family:Tahoma;"&gt;Japon edebiyatından dilimize geç kazandırılmış olsa da açığı kapatacak kadar etkin bir eserle karşı karşıyayız. 'Kumların Kadını', anlatımı ve Kafkaesk çağrışımları ile unutulmayacak bir roman&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="color: rgb(255, 153, 0);"&gt; &lt;/p&gt;&lt;p style="color: rgb(255, 153, 0);"&gt;&lt;span style="font-family:Arial,Verdana,MS Sans Serif;"&gt;&lt;span style=""&gt;&lt;a href="http://www.radikal.com.tr/ek_sayfa.php?ek=ktp&amp;amp;ek_tarihi=18/04/2008"&gt;18/04/2008&lt;/a&gt; &lt;/span&gt; &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="color: rgb(255, 153, 0);"&gt; &lt;/p&gt;&lt;p style="color: rgb(255, 153, 0);"&gt;&lt;span style="font-family:Arial,Verdana,MS Sans Serif;"&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;AYŞE SAĞLAM&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt; &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 153, 0);font-family:Arial,Verdana,MS Sans Serif;" &gt;Bir böceğin yaşama ilham olan tuzağı ve kum yığınları arasında yapışkan bir tutsaklık... Yaşamın tuzla buz olduğu, hiçbir şeyin artık eskiye benzemediği bir ıssızlıkta, durmadan çabalayan, cezanın kaçmakla iç içe geçişinde çaresiz kalan bir adam. Dağıldığı yerde yeniden başlamanın umudu ve aslında hep biraz eksilmeyi yaşayan. Kobe Abe'nin Kumların Kadını böylesi bir parçalanışı, aşılabilir gibi görülenin orta yerinde hapsolmayı anlatır. Kafka' nın eserlerindeki dünyayı çağrıştıran Kumların Kadını avının peşinden giderken, kendini av olarak bulan Cumpei Niki'nin farkında olmadan sadece gidiş bileti alıp, hiç bilmediği bir yaşamın kapısını aralayışının öyküsü.&lt;br /&gt;Cumpei Niki, kendini kumun dansına kaptırıp ender bulunan bir böceği yakalamak telaşıyla geride kalan yaşamın bunalımlarından kurtulduğuna o kadar inanır ki, hayalle gerçek arasındaki sınırı yitirir. Kumun büyüsü içinde zaman ve mesafe kavramları başkalaşır. Kumdan kafesine ulaştığında yepyeni bir varoluş öyküsünde bulsa da kendini, tutsaklığı, mantığıyla örtüşmeyecek denli saçmadır... Tuhaf bir iklimde, çok iyi bildiğini sandığı kum koşulları arasında nasıl bir hapsoluşa mahkûm edildiğini anlayamaz. Sarı-gri bir labirentin içinde, attığı adımlar onu hep aynı noktaya; en başa taşırken zihnindeki bulanıklık ortama uyumlanır. Yanında ise bütün yaşamsal belirtileri silinmiş, hayali bir kaleyi bekleyen askerle özdeş bir kadından başka kimse yoktur. Evinde bir gece konaklamayı umduğu bu kadına, birlikte kâbus gibi bir hikâyeyi paylaşacaklarını bilmeden sığınır. Bu da bütün hayatını altüst edecek, bildiği ve hatta emin olduğu her şeyi bir anda tersine çevirecek bir başlangıç olur.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;p style="color: rgb(255, 153, 0);"&gt;&lt;span style="font-family:Arial,Verdana,MS Sans Serif;"&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 204, 102);font-family:Tahoma;" &gt;&lt;strong&gt;Buyurgan ve öfkelidir kum&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Yolculuğa çıktığına dair tek ipucu yazıp göndermediği bir mektuptur ve yokluğu fark edilmedikçe yeni yaşamın onu sindirmesi kolaylaşır. Günlerce nasılsa çıkıp gidebileceğine olan inancı onu ayakta tutsa da kumlar arasındaki bu tuhaf yaşayış bütün inançlarını yavaş yavaş siler. Yalnızlığı düşüncelerinin acımasız akışına geçit verirken, aslında ince bir varoluş sorgulaması içinde bulur kendini. Yaşamının başka ellerin insafında olma düşüncesini kabullenmek elbette kolay olmaz ve labirentin içinde kendi sözünü söyleyebilmek için çıkış yolları arar. Buyurgan ve öfkelidir kum, kımıldadıkça daha dibe saplanıp kalmak, aslında buradan çok farklı olan hayatına alaycı bir göndermedir. Oradaki anlamsızlık, iletişimsizlik ve bunalım onu buralara kadar getirmiştir; yokluğu fark edilse bile yola çıkışındaki gizem ve seçimleri yüzünden geride bekleyen birilerinin olmadığını görmek, çabasındaki tek itkinin; umudunun önünü keser. Böcek koleksiyonculuğu gibi bir uğraş yüzünden başına bunların gelmiş olması kimseyi şaşırtmayacaktır. Uğraşı yeterince anlamsız ve saplantılıdır. Bu yüzden güçlükle eline geçen gazetelerde günlerce boşuna bir çabayla kendini arar. Gücünün azaldığı yerde öfke belirse de bir süre sonra kadınla ortak bir yazgının açmazında olduğunu anlar. Hatta zamanla, kadının kum tarafından örselenmiş bedenine bir yakınlık duyması ve her firar aşamasında ona ihanet ettiği düşüncesi, içinde başka bir tutsaklığı doğurur.&lt;br /&gt;Bütün bu yönleriyle gelgitlerin hiç eksilmediği, kumun bütün bezdiriciliğine karşın devinimi yüksek bir okuma sunuyor Kumların Kadını. Ruhu sıkıştıran, Cumpei Niki'nin kâbusuna ortak eden bir anlatımla, Kafkaesk çağrışımlarla yüklü, Japon edebiyatından dilimize geç kazandırılmış olsa da açığı kapatacak denli etkin bir eserle karşı karşıyayız. Romanda kumun bilinen anlamından çok başka yepyeni bir özelliği, gerektiğinde bir insanı tutsak kılacak denli hoyrat oluşu irkiltici bir gerçeklik kazanıyor. En korunaklı hapishaneden bile çok daha geçit vermez ve kaçışı olanaksız kılan bir hücreye dönüşen kum, aslında bireyin kendi yalnızlığında ne kadar çaresiz ve savunmasız kaldığının da simgesi. "Yalnızlık hayal peşinde koşup da doyurulmamış susuzluktur" ifadesiyle romandaki o geniş hayal imgesinde, bir anlamda hayal işçiliği yapan bir kadının acizliğine salt tanıklık etmek yerine ona bütün varlığıyla dahil olan bir adamın iç burkan karanlığına ortak oluyoruz.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="color: rgb(255, 153, 0);"&gt;&lt;span style="font-family:Arial,Verdana,MS Sans Serif;"&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 204, 102);font-family:Tahoma;" &gt;&lt;strong&gt;Gelmeyeni beklemek&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Kasvetle yüklü tasvirlere karşın efsunlu bir dünyaya çekiyor okuru. Kadının hiçbir soru sormadan yazgısını kabullenişini, Kaf Dağına merdiven kurmak için taş taşımaya benzeten adam, kendi hayatının anlamsızlığını da idrak etmeye başlıyor. Bu yönüyle varoluşçuluğun romanın bütününe hakimiyetinden söz edilebilir. Böcekle başlayan kıyaslama, yaşamın bütününü içine alan geniş bir sorgulamayı beraberinde getiriyor. Tutsaklığın şehvete, şehvetin de vicdan hesaplarına evrilişindeki duyarlık romanın kurgusunda yer yer hissedilen çarpıcı bir öğe aynı zamanda. Gelmeyeni beklemek, nedeni bilinmeyen bir suçun bedelini ödemek, girişi olmayan bir yerden çıkmaya çalışmak... Bu anlamda Kafka ve Beckett le benzerlikler gösteren ve 1962' de Yomiuru Ödülü'nü alan roman, varoluşçuluk sorununa değinen yönüyle de Sarte'yle ilişkilindiriliyor.&lt;br /&gt;1924'te Tokyo'da doğan Kobe Abe doktorluk diploması aldıysa da hiçbir zaman doktorluk yapmadı. Matematik ve böcek koleksiyonculuğunun yanı sıra Heidegger, Jaspers ve Nietzsche üzerine araştırmalar yaptı. İlk kitabı 1947'de yayımlandı. Edgar Allan Poe, Samuel Beckett, Rainer Maria Rilke ve Dostoyevski'den etkilendi. 1962'de yayımlanan Kumların Kadını (suna na onna) ona Yomiuru Ödülü'nü getirdi. Yönetmen Hiroshi Teshigahara tarafından sinemaya aktarıldı ve Cannes' da jüri özel ödülü aldı. 1993'te ölen yazarın baş yapıtlarından biri olan Kumların Kadını, Japonya'da yayımlanışından kırk altı sene sonra dilimize çevrilerek büyük bir eksikliği tamamlamış oldu. Japon edebiyatının bu özgün eseri yer yer coşku ve gerilim eşliğinde bilinmeyenin çekiciliğine kapılan okuyucuya kumdan tuhaf bir dünyanın kapısını aralarken, cesaretin sorgulandığı, karanlığa çıkılmış bir yolculukta biletin yalnızca gidiş olabileceğini anımsatıyor.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;hr style="color: rgb(255, 153, 0);"&gt; &lt;span style="color: rgb(255, 153, 0);font-family:Arial,Verdana,MS Sans Serif;" &gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;Olaya kum tarafından bakılırsa şekli olan her şey anlamsız. Kesin olan yalnızca her türlü şekli reddeden kumun hareketliliği. Fakat, aradaki ince tahtanın ardında, kadının kum temizliği değişmeksizin sürüyordu. Öyle bir kadının incecik kolları acaba ne kadar etkilidir? Neredeyse suyu ikiye ayırarak ev kurmaya çalışmak gibi bir çaba değil mi? Suyun üzerine, suyun karakterine uygun olarak gemi koymak gerekir.&lt;br /&gt;Bu düşünce, kadının kum temizlerken çıkarttığı seslerin o tuhaf, zorlayıcı baskısından, adamın aniden kurtulmasını sağladı. Su için gemi uygunsa, kum için de uygun olmalıydı. Evin sabit olması gerektiği kavramından özgür kalınırsa, kum ile savaşmak için boşuna uğraşmaya gerek de yok. Kum üzerinde durabilen özgür bir gemi. Hareket halindeki bir ev, şekli olmayan köyler ve şehirler...&lt;br /&gt;Elbette kum sıvı değil. O yüzden de kaldırma gücünün olacağını beklemek anlamsız olur. Sözgelişi, özgül ağırlığı kumdan daha hafif olan şişe mantarı gibi bir malzeme bile, hiçbir şey yapmadan bırakılırsa doğal olarak batar gider. Kumun üzerinde kalacak geminin çok daha farklı bir niteliği olmalı. Sözgelişi, salınımlar gösterebilen fıçı gibi bir ev... Çok küçük bir dönüşle, yapışan kumları silkeleyip yine yüzeye çıkabilir... Zaten, evin tamamı sürekli dönecek olursa, içinde yaşayanlar huzur bulamaz... O yüzden bir şeyler icat ederek fıçı iki kat yapılmalı... İç kısımda kalan fıçı, eksen merkezinde dibi yerçekimine uyacak şekilde yapılırsa mesele kalmaz... İç kısmı sabit kalacak, sadece dış kısmı dönecek... Büyük saatlerin sarkacı gibi salınan evler... Beşik şeklinde evler... Çöl gemileri...&lt;br /&gt;Sonra, böylesi gemilerin bir araya gelmesinden oluşan, sürekli salınan köyler, şehirler...&lt;br /&gt;Derken, adam uykuya dalıvermişti.&lt;br /&gt;Kitaptan&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;li&gt;KUMLARIN KADINI&lt;br /&gt;Kobe Abe, Çeviren: Hüseyin Can Erkin, Merkez Kitaplar, 2008, 187 sayfa, 13 YTL.  &lt;/li&gt;&lt;/span&gt;&lt;/td&gt; &lt;/tr&gt; &lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;/span&gt;http://www.radikal.com.tr/ek_haber.php?ek=ktp&amp;amp;haberno=7546&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7755074663082957354-2661117600765723993?l=perikmaz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://perikmaz.blogspot.com/feeds/2661117600765723993/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=7755074663082957354&amp;postID=2661117600765723993' title='7 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7755074663082957354/posts/default/2661117600765723993'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7755074663082957354/posts/default/2661117600765723993'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://perikmaz.blogspot.com/2008/05/radikal-kitap-18-04-2008.html' title='radikal kitap &apos;ta 18-04-2008 de yayımlanan yazım..'/><author><name>periçıkmazı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12810665718545365063</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='14253356484515364488'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>7</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7755074663082957354.post-8891967338006176264</id><published>2008-04-12T06:52:00.000-07:00</published><updated>2008-10-17T10:10:16.617-07:00</updated><title type='text'>BİR ZERRİN ŞARKI......</title><content type='html'>&lt;a href="http://bp0.blogger.com/_1nKlDcMv_nY/SADAGeh1okI/AAAAAAAAALg/zoBd-m9vAlo/s1600-h/zerrin.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5188357988237550146" style="margin: 0px 0px 10px 10px; float: right;" alt="" src="http://bp0.blogger.com/_1nKlDcMv_nY/SADAGeh1okI/AAAAAAAAALg/zoBd-m9vAlo/s320/zerrin.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Zerrin Tekindor’ a&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);font-family:lucida grande;" &gt;Solmuş bir masal zamanıydı. Bir şeyleri beklemek, yarın denene yürümek kadar zordu. Elde zamandan aynalar, daha erken dedikleri bir yorgunluğa ışık ışık çarpardı. Yalnız hayaller, olmadık hikayelerin ara cümleleriyle yola çıkmak bir meczubun işiydi. Buralarda düş kuranlara baktıkları göz bizimki gibi parlamıyordu. Birileri vardı; olmalıydı. Salt düşlere uzanan yaşamda hangi gerçek akla uyardı; yine de bilerek değil hissederek yürünse dağılırdı karanlık.&lt;br /&gt;Hissettiklerimin hesabını görmesi için gölgeme yakarmıştım. Kabuldü. Tek bir şartı vardı. Zaman zaman ben bile çeker giderim!!! “Aklı telaşlı”ların yalnızlığına hiçbir gölge katlanmazdı zaten; olsun. Öyle de olmuştu. İyi ki sözcükler ve onların gizli saklı sahipleri vardı. Onların gölgesi çok önceleri gitmişti; korkmuyorlardı. Cesaret biraz bundandı. Yazıp anlatmak için onların sesi yeterdi. Sayfa sayfa hikayenin yetmediği; en çok da uzun geldiği…. Hele bazen ansızın gelip gözlerindeki yıldız tozlarını savura savura bakarlardı ki; onların yanında kalem erir, sayfalar yanardı kendiliğinden. Meleklerin efsununa dolanmış, ıhlamur tenli kadınlardı onlar. Azdılar. Bir kent en çok onlar yüzünden ateşe verilmeliydi. Hiçbir parıltının yetmediği, onlar varken Ay’ın utançla çekip gittiği şehirler baştan sona yanabilirdi. … Hikayelere adları düşer, anı çokluğundan zorlukla kapatılan bavullar, hep gidiş alınan biletler ve gitmelerin yazgısına vurgun yürekler yeni yaşamlar arardı. Hangi hikayeye yansısa renkleri perilerin çıkmazında şenlik olurdu. Yükseklerden baktıklarını kendileri dahi bilmez, sessiz bir çekimle dünyaları peşlerine katarlardı. Böyle birini gördüğümde duydum perilerin şarkı söylediğini. Güzel yüzlü, aydan daha parlak gözleriyle vardı; gerçekti. Yanında kim olsa giderek sözü sesi yiter, o bildiği dilde “üstü kalsın” derdi. Hayata kalırdı bu; hayat ağırlaştıkça yorulmaz, yine içten bir kahkaha devrederdi yorgun ruhlara. İnatla fazla geldi sözlerim, bunca doğala fazla uzun. Nasılsa anlatmakla olacak gibi değildi… En çok da azaldım anlatmak telaşıyla. Aklın oyunlarından yol aradım, ona varsın, renkler kuşanıp karşısında dursun diye. Zaman hızla geçti. Bir tesadüf, en çok da mucize gerekiyordu sesimi karşısında çatlamadan dimdik tutabilecek.&lt;br /&gt;Karşımda durduğunda ne çok yer aramış, nasıl zaman kaybetmiştim… Oysa uzun cümlelerin ardında küçülürmüş hayatlar. Dillendirilmeyenle eksilenin yerine hiçbir şey konamazmış. bu büyülü hikaye gölgesiz de yazılabilirmiş..&lt;br /&gt;Bir kadın tanıdım. Onu anlatmak için hangi hikayeye dokunsam, şiir oldu. Gözlerindeki ışık için ille de bir melodi gerekti. Yüzünde şarkıların peri seslerinden duyulduğu,....&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;(fotoğraf:&lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.zerrintekindor.net/"&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;www.zerrintekindor.net&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;)&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7755074663082957354-8891967338006176264?l=perikmaz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://perikmaz.blogspot.com/feeds/8891967338006176264/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=7755074663082957354&amp;postID=8891967338006176264' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7755074663082957354/posts/default/8891967338006176264'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7755074663082957354/posts/default/8891967338006176264'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://perikmaz.blogspot.com/2008/04/bir-zerrin-arki.html' title='BİR ZERRİN ŞARKI......'/><author><name>periçıkmazı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12810665718545365063</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='14253356484515364488'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp0.blogger.com/_1nKlDcMv_nY/SADAGeh1okI/AAAAAAAAALg/zoBd-m9vAlo/s72-c/zerrin.JPG' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7755074663082957354.post-6583991478929154647</id><published>2008-04-03T12:25:00.000-07:00</published><updated>2008-04-03T12:36:15.745-07:00</updated><title type='text'>2 nisandı....</title><content type='html'>&lt;span style="color:#c0c0c0;"&gt;sözcüklere sığmayacak kadar uzun,dün gibi yanıbaşımda yokluğun...bir yıldır yoksun.ömrümden çalan saatlere sözüm yok.ama sensiz bir dünyada yaşamak neye benziyor? sen de bunu bilmiyorsun.annem,,,&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#c0c0c0;"&gt;kalbimin neden çölleştiğini dillendiremiyorum.yüzüme bakıyorlar.sanki sen hiç olmamışsın gibi...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#c0c0c0;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7755074663082957354-6583991478929154647?l=perikmaz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://perikmaz.blogspot.com/feeds/6583991478929154647/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=7755074663082957354&amp;postID=6583991478929154647' title='8 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7755074663082957354/posts/default/6583991478929154647'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7755074663082957354/posts/default/6583991478929154647'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://perikmaz.blogspot.com/2008/04/2-nisand.html' title='2 nisandı....'/><author><name>periçıkmazı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12810665718545365063</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='14253356484515364488'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>8</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7755074663082957354.post-1324241704324210134</id><published>2008-03-18T11:21:00.000-07:00</published><updated>2008-03-18T11:24:15.196-07:00</updated><title type='text'>BİR ARKADAŞ İÇİN....</title><content type='html'>&lt;a href="http://bp3.blogger.com/_1nKlDcMv_nY/R-AIaE8BKvI/AAAAAAAAAKs/sJoPsSKk0ic/s1600-h/n707421661_287800_4372.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5179148815571167986" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://bp3.blogger.com/_1nKlDcMv_nY/R-AIaE8BKvI/AAAAAAAAAKs/sJoPsSKk0ic/s320/n707421661_287800_4372.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffcc00;"&gt;Bir Arkadaş İçin&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color:#ffcc00;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffcc00;"&gt;Aşağıda yatıyorum&lt;br /&gt;Sokağa bakan pencerenin yanındaki divanda&lt;br /&gt;Bir ses, birden bir olay oluyor&lt;br /&gt;Kulağımın dibinde&lt;br /&gt;Bir dal Bir cama vuruyor&lt;br /&gt;Tezer&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ffcc66;"&gt;Can Yücel&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7755074663082957354-1324241704324210134?l=perikmaz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://perikmaz.blogspot.com/feeds/1324241704324210134/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=7755074663082957354&amp;postID=1324241704324210134' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7755074663082957354/posts/default/1324241704324210134'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7755074663082957354/posts/default/1324241704324210134'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://perikmaz.blogspot.com/2008/03/bir-arkada-iin.html' title='BİR ARKADAŞ İÇİN....'/><author><name>periçıkmazı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12810665718545365063</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='14253356484515364488'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp3.blogger.com/_1nKlDcMv_nY/R-AIaE8BKvI/AAAAAAAAAKs/sJoPsSKk0ic/s72-c/n707421661_287800_4372.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7755074663082957354.post-7413828212379858647</id><published>2008-03-15T06:23:00.000-07:00</published><updated>2008-03-16T10:08:04.760-07:00</updated><title type='text'>kitapsız...</title><content type='html'>&lt;a href="http://bp1.blogger.com/_1nKlDcMv_nY/R9vRZ08BKuI/AAAAAAAAAKM/slG9m3a7NMs/s1600-h/Books-in-Winter-Print-C10100600.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5177962438229830370" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://bp1.blogger.com/_1nKlDcMv_nY/R9vRZ08BKuI/AAAAAAAAAKM/slG9m3a7NMs/s320/Books-in-Winter-Print-C10100600.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color:#ffcccc;"&gt;sayfa kokuları..eksik hatıraların devşirilmesi ve birden yere düşen bir kuru çiçek...dünden kopup gelecek bir çığlık...kokusunda can bulup yokluğunda hasta düşülen, sevgili çağrışımı gibi. şimdi uzakta; kılıksız bir yoklukta bekleyişleri,,, hatıların ötelenişi&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color:#ffcccc;"&gt;rengahenk dizildikleri raflardan bir bir toplanıp bir karton kutuya tıkışmalarını izlemedim. onları kendimden -ve elbette dünü- hayatımdan ben uzak tuttum. bir ölümün, ani ve hoşçakalsız bir vedanın ardından önce kedim sonra kitaplarım.. kedim annemin ardı sıra çekip gitti,hayvanların insana çok daha uzak bir şeyi; vefayı karşılayan tertemiz ruhları...ardından eski bir yaşamı geride bırakmayı emreden yeniliğe-zoraki değişime- boyun eğdim. elbette onlarsız olmak korkusu yüzünden bitmek bilmedi serüven. canları acımasın diye her gün bir öbeği, özenle kolilere sığdırmaya çabaladım; gözlerinden kaçmadı. terk ediliyorlardı;geçici bile olsa, yeni yerleri hazır olana dek bile olsa veda vedaydı...yeniden düzenlenecekleri anı beklemek yerine kırılıp sustular... tek tük özgürlükle yetinmek istemediler elbet, o yüzden sayfaların sarısı bile en ufak bir hatırayı canlandırmaz oldu. içinden düşen çiçekler daha kuru,daha YASlıydılar. Bilge Karasu'nun muhteşem eseri "ne kitapsız ne kedisiz" nasıl da doğruca yerleşti yerine...şimdi biraz daha eksik..annekedikitap birbirine dolaşmış ve hatıralar arasında belirsiz bir yerde...kimbilir günün birinde, aynı öyle bir bahar vakti bağışlanırım....&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color:#ffcccc;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:78%;color:#ffcccc;"&gt;(resim:Jessie-Wilcox-Smith)&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7755074663082957354-7413828212379858647?l=perikmaz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://perikmaz.blogspot.com/feeds/7413828212379858647/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=7755074663082957354&amp;postID=7413828212379858647' title='7 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7755074663082957354/posts/default/7413828212379858647'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7755074663082957354/posts/default/7413828212379858647'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://perikmaz.blogspot.com/2008/03/kitapsz.html' title='kitapsız...'/><author><name>periçıkmazı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12810665718545365063</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='14253356484515364488'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp1.blogger.com/_1nKlDcMv_nY/R9vRZ08BKuI/AAAAAAAAAKM/slG9m3a7NMs/s72-c/Books-in-Winter-Print-C10100600.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>7</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7755074663082957354.post-6582758801773791254</id><published>2008-02-19T05:57:00.000-08:00</published><updated>2008-03-16T10:04:06.521-07:00</updated><title type='text'>YOK YAŞAM</title><content type='html'>&lt;span style="color:#cc33cc;"&gt;&lt;strong&gt;dede'ye&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc33cc;"&gt;suskuyla irileşen kör bir yazdı.olmasan da uzaktan tanıklığını yaptığından emindik hepimiz.vardın ama olmamayı kendi başına seçmek kadar da içimizdendi yokluğun.seni varsayıp yolumuza koyulamıyorduk; çünkü sapsarı dedikleri ama bana göre yalnızca kurumuş bir kahve artığından ibaret tedirgin bir yazdı. içimiz acıyordu durmadan. içimiz açılmıyordu. uzun konuşmalara kapalıydık ve ne yapsak zaman sadece aynı yerdetakılıp seni anımsatıyordu.seninle birlikte diğer olmayanları. ne yapacağını bilemeyen bir avuç yokinsandık. kendimize bu adı biz seçmemiştik&lt;br /&gt;ve beraberinde ne çok şey bizden değildi! avcumda buharlaşan kent hangisiydi. doğup büyüdüğüm mü yoksa düşlerimde yaşamayı seçtiğim mi?&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc33cc;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc33cc;"&gt;giderek yitenlerin hesabını görmüyordum. aramızda bir uçurum olmuştu anımsa. telefonun ucunda bir başka yazı kör kılmayıseçmiştin simsiyah bir sis ülkesinden duyurduğun sesinle. göğün bütün anlamı geceye bırakıp kendini; gidivermişti(n). yaşamayı seçtiğim bu yerde senin izlediğin her şeyi soluğum kesilirce etlerim kemiklerimdensökülürce yaşıyordum ve sen bir zamanlar her şeye itiraz eden sesimde susup kalmamı söylüyordun…&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc33cc;"&gt;hiç konuşmadan içimdesin.bunun kıyımında yalnızım… rüya görmemek için uyumayan insanlardan değildim.inadına rüyama tutunup onlar olmadan yaşanmayacağını anlatmak zorunda gibiydim.bunu diğerleri hiç anlamadılar. benim,yokluğuna rağmen bunca şeyi bilmeni anlayamadığım gibi… &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc33cc;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc33cc;"&gt;yaz içimde bitmişti.üşüyordum inadına bütün karanlıklarda seninle başbaşaydım.uzaktan esen loş rüzgar ve sen içimdeki tüm korkuların üzerine gidiyordunuz.ben çocuk kalayım siz gidin yerime oynayın diyordum sana inadına duymadıklarım ve başardıklarım yüzünden bana küsüp duruyordun… &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc33cc;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc33cc;"&gt;yaz bitmemişti…&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc33cc;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc33cc;"&gt; birden her şey değişsin istedim ve öyle de oldu.buna sen bile engel olamadın.kalbimin kırık parçaları içinde kanıyormuş ve neden güvenmek denen şeyi durmadan tartışmak zorunda kalıyormuşuz..?ben sana bütün sırlarımı haykırarak gelmiştim ama sen kulağıma inadına… &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc33cc;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc33cc;"&gt;hiçbir şeye ekleyip her şeyimi yok oluyorum anımsadıkça.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc33cc;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc33cc;"&gt;cılız yağmurlar esir alıyordu kenti.diğerine de çok önceleri gitmek isteyip bir türlü gidemediğim bir sirk gelmişti.palyaço ve akrobatın aşkı.anımsar mısın bilmem sana çok eskiden bir masal anlatırdım…uydurma diyemez her seferinde yeniden dinlerdin.sevmediğini,uydurduğumu bildiğini bilir üzülürdüm.ama anımsa!üzülmek o zaman güzeldi. &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc33cc;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc33cc;"&gt;üşümektense çekip giderim demişsin… &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc33cc;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc33cc;"&gt;kalbimde derin bir boşluk bırakan yokluğunda akrobatla palyaçonun tuhaf,yadırganan birlikteliği bir oyundu oyalanmaydı.diğerlerinin sarı dediği bu kapkaranlık yeri bırakıp gidemeyişim de bir yanıklıktı. palyaçolardan korkardın. "bu hayat böyle işte!lanetli ve çürüyen bir ayna! neresinden tutsam elimde kalıyor" diyordu palyaço.korkuyormuş aşkından. ya bırakıp… sen yapmadın.hiç yapmadın bana bunu.acıyan şeyler seni üzermiş. öyle kaldı hatırımda. kent rüzgarlarını boylu boyunca sana bırakmış.sen arkanı dönüp gitmişsin.şehir yanmış,her yanı acıdan kıvranırken uzak bir karşılaşmayı anımsatmış sana.bahanesi her şey olan kaçınmanın dile gelişi…&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc33cc;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc33cc;"&gt; yaram ağırdı sızlıyordu.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc33cc;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc33cc;"&gt;seni onlara anlatmayı başarmıştım artık ve ben sustukça adın inildiyordu aramızda.acısı yaramdan beterdi.ölgün bir sevişmenin tadına varmıştın gitmeden.aklında kocaman memeli o çirkin kahkahalı kadın kalarak gitmiştin.böylesi daha iyi diyordun.onca sancı bu denli basit bir elyazısıyla temize çekiliyordu.gitme!! sana son sözlerim neydi?”ama” derken sesimdeki kırılmayı fark etmiştin biliyorum.hiç yüzüme vurmadın bunu.en az masalım kadar masumdu.ikimiz de aynı yolda ama ters yönlerdeydik. yaz bitmeyecek gibiydi.hiçbir yereydi yolum ama elimde kocaman bir bavul durmadan yer değiştiriyordum.gittiğim yerler sadece bu şehri bana daha iri harflerle anımsatan sıradan hatta basit kent kıyılarıydı.yaz gözlerinde mavi bir erimeydi.bunu içimizden o en güzel gözlü olanın hatırına kabulleniyordun. diğerleri de benim kadar yorgun muydu?&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7755074663082957354-6582758801773791254?l=perikmaz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://perikmaz.blogspot.com/feeds/6582758801773791254/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=7755074663082957354&amp;postID=6582758801773791254' title='9 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7755074663082957354/posts/default/6582758801773791254'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7755074663082957354/posts/default/6582758801773791254'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://perikmaz.blogspot.com/2008/02/yok-yaam.html' title='YOK YAŞAM'/><author><name>periçıkmazı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12810665718545365063</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='14253356484515364488'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>9</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7755074663082957354.post-5017782859439653065</id><published>2008-02-11T05:06:00.001-08:00</published><updated>2008-02-13T04:14:35.985-08:00</updated><title type='text'>geceden günden</title><content type='html'>&lt;a href="http://bp1.blogger.com/_1nKlDcMv_nY/R7BIbLojMYI/AAAAAAAAAJs/GH8wmlg9yIk/s1600-h/mavi.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5165708404410495362" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://bp1.blogger.com/_1nKlDcMv_nY/R7BIbLojMYI/AAAAAAAAAJs/GH8wmlg9yIk/s320/mavi.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#cc66cc;"&gt;&lt;strong&gt;aynı ayininin uğultulu kıskacındadır gece&lt;br /&gt;duyuldukça artan&lt;br /&gt;kıstırılma korkusu,&lt;br /&gt;avcuna örtüsüzce bırakılmış, gizli bir mektuptu&lt;br /&gt;sonralar&lt;br /&gt;hiç gelmeyecekti&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#cc66cc;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;beklediğin ışıklı günsonları&lt;br /&gt;meltemler kaoslarla&lt;br /&gt;çökerdi bu kente&lt;br /&gt;elde bir yere varmayan adresler&lt;br /&gt;gece vakitleri&lt;br /&gt;karartılmış istanbul,&lt;br /&gt;yakılmış kitap kokularını anımsatır;&lt;br /&gt;yorgun evsiz ayyaşların yüzü&lt;br /&gt;"o zaman gömdüğümüz kitaplar çiçek açtı" der bezgin hatıralar&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#cc66cc;"&gt;&lt;strong&gt;istanbul&lt;br /&gt;artık sevda kenti olur hep&lt;br /&gt;gidilesi, günden kaçılası!&lt;br /&gt;güçsüz bir aşkın şiiri&lt;br /&gt;hep yarım kalır.&lt;br /&gt;elde kadeh&lt;br /&gt;sabaha vuran yüzünü görürsün camda&lt;br /&gt;buğusunda günü karşılarsın;&lt;br /&gt;dışına taştığını bile bile.&lt;br /&gt;yazılmamış&lt;br /&gt;aşk mektuplarıdır istanbul&lt;br /&gt;kadın kokusudur,&lt;br /&gt;gece vakti unutulan defterin&lt;br /&gt;kara kapağıdır&lt;br /&gt;okunmuş güncelerin göz yaşıdır&lt;br /&gt;gitmeyi istemekle&lt;br /&gt;kalmak için yalvarmak&lt;br /&gt;aynı kara yazgının&lt;br /&gt;düşman kardeşidir&lt;br /&gt;kanındandır ama&lt;br /&gt;kanını akıtmak isteyen de odur&lt;br /&gt;iki tenha arasında&lt;br /&gt;yüz yüze kalmış,&lt;br /&gt;bir gece vakti&lt;br /&gt;birlikte ıslanmışısınızdır.&lt;br /&gt;birileri bunu unutur,&lt;br /&gt;yok sayar!!!!!!!!!!!!&lt;br /&gt;imkansızın hecelenişine titrer için&lt;br /&gt;dokunmaya kıyamadığın yüzden&lt;br /&gt;korkarsın&lt;br /&gt;güne uyanamamaktan&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#cc66cc;"&gt;&lt;strong&gt;güz gelir,&lt;br /&gt;kanını besleyen kadın gider&lt;br /&gt;ıslak beden resitallerinde&lt;br /&gt;ağlamak mıdır;&lt;br /&gt;apansız sevişme midir teninin yanışı?&lt;br /&gt;kim bilebilir&lt;br /&gt;imkansızı heceleyenlerden başka...&lt;br /&gt;ağlamaklı görürsün&lt;br /&gt;kendini kaldırımda boylu boyunca&lt;br /&gt;burası istanbuldur;&lt;br /&gt;her şeklin bir özeti,&lt;br /&gt;anlamdışılığın esrimesi vardır.&lt;br /&gt;kanattığın kent&lt;br /&gt;kardeşinin kanıdır&lt;br /&gt;üstüne bulaşan sombaharları&lt;br /&gt;ölesiye seversin&lt;br /&gt;ve artık hep gecelerde bulursun&lt;br /&gt;aynada yitirdiğin aksini..&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7755074663082957354-5017782859439653065?l=perikmaz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://perikmaz.blogspot.com/feeds/5017782859439653065/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=7755074663082957354&amp;postID=5017782859439653065' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7755074663082957354/posts/default/5017782859439653065'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7755074663082957354/posts/default/5017782859439653065'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://perikmaz.blogspot.com/2008/02/geceden-gnden.html' title='geceden günden'/><author><name>periçıkmazı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/12810665718545365063</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='14253356484515364488'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp1.blogger.com/_1nKlDcMv_nY/R7BIbLojMYI/AAAAAAAAAJs/GH8wmlg9yIk/s72-c/mavi.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>6</thr:total></entry></feed>