<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss'><id>tag:blogger.com,1999:blog-7035262680933797932</id><updated>2009-11-25T18:36:27.589+02:00</updated><title type='text'>Aykırı Çağrışım</title><subtitle type='html'></subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://arka-sokak.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7035262680933797932/posts/default'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://arka-sokak.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><link rel='next' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7035262680933797932/posts/default?start-index=26&amp;max-results=25'/><author><name>Hazal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10635638823482125549</uri><email>noreply@blogger.com</email></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>150</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>25</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7035262680933797932.post-1749394357234641384</id><published>2009-11-24T15:12:00.015+02:00</published><updated>2009-11-24T16:23:47.819+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Mim kutusu'/><title type='text'>Tam Benlik Bir Mim</title><content type='html'>&lt;strong&gt;Uzun zamandır yazmadığım gibi mimlenmiyordumda. Şimdi sevgili &lt;a href="http://yorgun-savasci.blogspot.com/"&gt;mit&lt;/a&gt; beni mimlemiş, hem de kitaplar üzerine! Uçarak cevaplamaya başlamadan önce kendisine teşekkürlerimi sunarım ^^.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;1.Şu an okumakta olduğunuz kitap ve kısaca konusu:&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_ylD8kE4QU3g/SwviywOUG_I/AAAAAAAABXo/4Eo4-JL4wbU/s1600/silahsor.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 222px; height: 320px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_ylD8kE4QU3g/SwviywOUG_I/AAAAAAAABXo/4Eo4-JL4wbU/s320/silahsor.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5407665139154689010" /&gt;&lt;/a&gt;Stephen King'in meşhur serisi Kara Kule'nin ilk kitabı, &lt;strong&gt;Silahşor&lt;/strong&gt;. TÜYAP'tan 1.ve 2.sini almıştım bu serinin. Uzun zamandır da merak ediyordum. Okuduğum diğer kitaplara hiç benzemiyor ve benim okuduğum ikinci King kitabı oluyor kendisi.&lt;br /&gt;Stephen King'in fantastik kitabı diye çıktı zaten her yerde. Kendine ait bir evreni var fakat bu evren çok değişik. Biraz Ravenloft gibi, çünkü başka diyarlardan başka kararkterlerin bu evrene çekilme durumu var. Silahşor ya da gerçek adıyla Roland o diyara isteyerek gelmiş biri. Siyahlı Adam diye hitap ettiği bir büyücünün peşinde. &lt;br /&gt;Hee bir de diyarlar derken mesela bir kahraman New York'tan çekilip bu çarpık boyuta düşmüş. Siyahlı Adam onu bu diyara yollamış.&lt;br /&gt;Kitapta Western filmi havası var aynı zamanda. Etraf bu kitapta upuzun çöllerle çevirili. Orta Dünya'ya da güzel göndermeler var. Zaten King de bir Tolkien hayranıymış ^^. Ayrıca, kitaptaki kasabalar da tam kovboy kasabası şeklinde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse neyse çok uzattım cevabı. Kısaca çok farklı bir kitap. Her olay(detaylara girmiyim) sizi daha çok merak ettiriyor. Bir de Roland kara kuleyi arıyor ama onu yok mu edecek koruyacak mı bilmiyorum. King'in tanıtımdaki sözlerinden kuleyi korumak tarzı bir şeyler anlamıştım ben :P. Bakalım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;2.En son aldığınız kitap:&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TÜYAP'tan 3 kitap aldım en son. &lt;strong&gt;Mezarlık kitabı&lt;/strong&gt;(Neil Gaiman), &lt;strong&gt;Kara kule-1-Silahşor&lt;/strong&gt; ve &lt;strong&gt;Kara Kule-2- Üç'ün Çekilişi&lt;/strong&gt;(Stephen King).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mezarlık Kitabı'nı bir solukta okudum. Aldığı ödülleri hak eden çok tatlı bir Gaiman kitabı :). Bana okurken feci derecede Küçük Vampir tadını verdi. Ben böyle diyince çocuk kitabı gibi gelir. Çünkü konu, mezarlıkta büyüyen-yaşayan bir çocukla ilgili. Mutlaka okunmalı bu kitap ;).&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_ylD8kE4QU3g/SwvjWbynxZI/AAAAAAAABXw/BpUiXGp4zE8/s1600/96572.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 205px; height: 320px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_ylD8kE4QU3g/SwvjWbynxZI/AAAAAAAABXw/BpUiXGp4zE8/s320/96572.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5407665752145118610" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;3.Şimdiye kadar aldığınız kitaplar arasında en sevdiğiniz:&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birden fazlalar elbette :D! Bir tane olmasına imkan ihtimal yok. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Ejderha Mızrağı"nın 14 kitaplık ana serisi benim için apayrıdır. Özellikle 2.kitap olan &lt;strong&gt;"Kış Gecesi Ejderhaları"&lt;/strong&gt; favorim. Bunun dışında Unutulmuş Diyarlar'dan &lt;strong&gt;"Anayurt"&lt;/strong&gt;, çok güzel bir üçleme olan &lt;strong&gt;"Warcraft Serisi"&lt;/strong&gt;, İhsan Oktay Anar'ın &lt;strong&gt;"Puslu Kıtalar Atlası"&lt;/strong&gt;, Ursula Le Guin'den &lt;strong&gt;"Yerdeniz Serisi"&lt;/strong&gt;, çocukluğumdan kalan eski dost &lt;strong&gt;"Küçük Vampir serisi"&lt;/strong&gt;, ödüllü kitap ve beğendiğim tek bilimkurgu kitabı&lt;strong&gt;"Fahrenheit 451"&lt;/strong&gt;, yeni aldığım kitaplardan &lt;strong&gt;"Mezarlık Kitabı"&lt;/strong&gt;, Tolstoy'a saygılarımla ;) &lt;strong&gt;"İnsan Ne İle Yaşar?"&lt;/strong&gt;, klasiklerden devam edeyim &lt;strong&gt;"Monte Cristo Kontu"&lt;/strong&gt;, İpek Ongun'un genç kızlar için mutlaka okunmalı dediğim serisi &lt;strong&gt;"Bir Genç Kızın Gizli Defteri"&lt;/strong&gt;, modern romanlardan &lt;strong&gt;"Koku", Simyacı, "Şeytan ve Genç Kadın"... &lt;/strong&gt;Uzayıp gidiyor işte :D! Daha devam etmeyeyim yoksa uzayıp duracak.&lt;br /&gt;.&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_ylD8kE4QU3g/SwvkqiG3API/AAAAAAAABYA/q2j3A3TXevo/s1600/Kis-Gecesi-Ejderhalari-Ejderha-Mizragi-2__13394381_0.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 141px; height: 200px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_ylD8kE4QU3g/SwvkqiG3API/AAAAAAAABYA/q2j3A3TXevo/s200/Kis-Gecesi-Ejderhalari-Ejderha-Mizragi-2__13394381_0.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5407667196949627122" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;4.Bir türlü bitiremediğiniz, bitirsenizde size illallah ettiren kitap:&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;"Gülün Adı". &lt;/strong&gt;O kadar meşhur kitap, filmi bile var ama ben bitiremedim gitti. Kitapla aramda ilginç olaylar dönüyor. Hem başı pek sarmadı hem de ne zaman elime alsam kötü haber alıyorum korktum artık :S. Daha vardı da sattım bir kısmını şu an kitaplığımda yoklar. &lt;br /&gt;Herkes çok sevmesine rağmen &lt;strong&gt;"Olasılıksız"&lt;/strong&gt;ın başı beni sıktı mesela, bende kendimi kasmadım açıkçası, onu bu şıkka yazmam pek doğru değil. Devam etmeliyim ona da bir ara.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Utanarak şunu diyim &lt;strong&gt;"Silmarillion"! &lt;/strong&gt;İlk okuduğumda bana çok ağır gelmişti :S! Küçüktüm o zaman belki de ondan. Dili beni yormuştu. Uzaklaştım sonra kitaptan. Bir ara yeniden elime almalıyım(o zaman kendimi kasa kasa yarılamayı başarmıştım ama :D. Dili ağır gelmişti napıyım :/).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;5.Elinizdeki kitap bitince okumayı düşündüğünüz kitap:&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Silahşor" bitince serinin devam kitabı "Üç'ün Çekilişi" var. Yalnız keyfim bilir :D. 2.kitaba hemen başlamayıp "Yerdeniz Öyküleri"ni(Yerdeniz Serisinin kendi yazarı tarafından yazılmış öykü kitabı) okuyabilirim. Olmadı İhsan Oktay Anar'ın alıpta yarım bıraktığım "Amat"ını da okuyabilirim. Bilemiyorum ^^.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bende bu mimi &lt;em&gt;&lt;strong&gt;Bedir&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;'e postalıyorum :P. &lt;strong&gt;AMME&lt;/strong&gt;(yok yok dua falan değil xD) adlı bloglarına da ilk mim atana ben oluyorum yehuuu :D!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_ylD8kE4QU3g/Swvlb-h0eBI/AAAAAAAABYI/mhxZwVLGrs0/s1600/91646.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 240px; height: 320px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_ylD8kE4QU3g/Swvlb-h0eBI/AAAAAAAABYI/mhxZwVLGrs0/s320/91646.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5407668046392490002" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7035262680933797932-1749394357234641384?l=arka-sokak.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://arka-sokak.blogspot.com/feeds/1749394357234641384/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=7035262680933797932&amp;postID=1749394357234641384&amp;isPopup=true' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7035262680933797932/posts/default/1749394357234641384'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7035262680933797932/posts/default/1749394357234641384'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://arka-sokak.blogspot.com/2009/11/tam-benlik-bir-mim.html' title='Tam Benlik Bir Mim'/><author><name>Hazal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10635638823482125549</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='10660412539281888282'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_ylD8kE4QU3g/SwviywOUG_I/AAAAAAAABXo/4Eo4-JL4wbU/s72-c/silahsor.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7035262680933797932.post-3015317570993225699</id><published>2009-10-02T13:12:00.012+03:00</published><updated>2009-10-02T13:29:23.017+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Haber'/><title type='text'>Zaman Çarkı 12. Kitap- Fırtına Toplanıyor ÖN OKUMASI</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_ylD8kE4QU3g/SsXUE9b3YmI/AAAAAAAABXg/rHVAxnuS0IU/s1600-h/story_header-490.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 180px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_ylD8kE4QU3g/SsXUE9b3YmI/AAAAAAAABXg/rHVAxnuS0IU/s400/story_header-490.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5387945710894670434" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Zaman Çarkı'nın hayranlarına güzel bir haberim var. Robert Jordan'ın ölümüyle Karısı &lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;Harried tarafından serinin son kitabını yazması için seçilen &lt;span style="color:#990000;"&gt;Brandon Sanderson&lt;/span&gt;'ın daha önce, okuyuculara adeta bir günah çıkrma tadında kendisnini nasıl seçildiğini ve kitabın son durumu hakkında neler söylendiğini dah önceden çevirmiştik.(Olayları Brandon Sanderson'da dinlemek için &lt;a href="http://www.kayiprihtim.org/portal/brandon-sanderson-amol-aciklamasi/"&gt;buyrun&lt;/a&gt;.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi ise, son kitabın üçe bölüneceği haberi bir kenarda dursun, biz size 12.kitabın ilki olan ve &lt;span style="color:#990000;"&gt;27 Ekim 2009&lt;/span&gt;'da piyasaya sürülecek &lt;/strong&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;Fırtına Toplanıyor&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;un (The Gatherin Storm) &lt;strong&gt;ön okumasını Türkçe'ye çevirdik!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bitmedi!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu çevirmiz, serinin kendi çevirmeni olan Niran Elçi tarafından okundu ve kendisi onca işinin arasında bize editörlük yaptı! Bir nevi serinin kendi çevirmeninin gözetimi altında, kitabın kendisi tadında bir ön okuma sunuyoruz sizlere :).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;Çevirenler:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Buğra Şenyüz&lt;br /&gt;Hazal Çamur&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;Editör:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Niran Elçi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;İlk okuma:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Hakan Tunç&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;Son okuma- Sayfa tasarımı:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Ozancan Demirışık&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hemen ön okumayı indirmek için &lt;a href="http://www.kayiprihtim.org/dosya/Firtina_Toplaniyor-ON_OKUMA.pdf"&gt;BURADAN&lt;/a&gt; buyrun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu çeviri &lt;a href="http://www.kayiprihtim.org/"&gt;Kayıprıhtım&lt;/a&gt; sitesinin yeni bir çalışmasıdır.&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7035262680933797932-3015317570993225699?l=arka-sokak.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://arka-sokak.blogspot.com/feeds/3015317570993225699/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=7035262680933797932&amp;postID=3015317570993225699&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7035262680933797932/posts/default/3015317570993225699'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7035262680933797932/posts/default/3015317570993225699'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://arka-sokak.blogspot.com/2009/10/zaman-cark-12-kitap-frtna-toplanyor-on.html' title='Zaman Çarkı 12. Kitap- Fırtına Toplanıyor ÖN OKUMASI'/><author><name>Hazal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10635638823482125549</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='10660412539281888282'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_ylD8kE4QU3g/SsXUE9b3YmI/AAAAAAAABXg/rHVAxnuS0IU/s72-c/story_header-490.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7035262680933797932.post-3236574340694159604</id><published>2009-09-17T17:22:00.008+03:00</published><updated>2009-09-17T18:01:14.589+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Geniş Açı'/><title type='text'>EjderYürek</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_ylD8kE4QU3g/SrJOr9o0dgI/AAAAAAAABW4/rwhlk7pAegk/s1600-h/sinemadevri_com_ejder-yurek.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 150px; height: 220px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_ylD8kE4QU3g/SrJOr9o0dgI/AAAAAAAABW4/rwhlk7pAegk/s400/sinemadevri_com_ejder-yurek.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5382451021848278530" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;Bu filmi ilk izlediğimde 7 yaşındaydım. Eh, film 1996 yapımı ne de olsa :P. Ama önemli olan bu değil. Ejderyürek, benim izlediğim ilk "ejderhalı" filmdi. Ve işte ilk defa o zaman bu muazzam yaratıklara vurulmuştum :).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir ejderha avcısı olan Bowen, ejderhalra olan güvenini kaybedip onlara savaş açmıştır. Çünkü bir ejderha tarafından ihnaete uğramıştır vakti zamanında. Dünyada kalan son ejderha olan Draco'nun peşine düşer ve bilmediği şeyi öğrenir: onun son ejderha olduğunu. Bu film, bir ejderha avcısı ve ejderhanın arasındaki dostluğun yapıtıdır. Zaman zaman neşeli, zaman zaman buruk... Ama belki de en önemlisi, ihanete uğramış bir güvenin yeniden ortaya çıkıp, oluşmasıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Avcımız oldukça başarılıdır. Birçok ejderhayı öldürerek nam salmıştır. Dünyada kalan tek ejderhayı da öldürmek için yollara düşer. Ancak onla karşılaştığında Draco ondan çok uzun bir süre bir gerçeği saklar.&lt;br /&gt;Bu ejderha, yani Draco, yıllar önce savaşta yaralanıp ölmek üzere olan genç kral Eion'u kurtarmak için kalbinin yarısını vermiştir. Böylece hastalıklı, genç kral ve Draco artık birbirlerine bağlanmıştır. Ancak Kral Eion kötü biridir ve halka zulüm etmektedir. Draco'da ona kalbini vermekte pişman olduğunu söylüyor zaten filmin bir yerlerinde :D.&lt;/strong&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_ylD8kE4QU3g/SrJOxWAB5mI/AAAAAAAABXA/oyIWq6P61D4/s1600-h/dragonheart-1.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 272px; height: 320px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_ylD8kE4QU3g/SrJOxWAB5mI/AAAAAAAABXA/oyIWq6P61D4/s320/dragonheart-1.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5382451114287425122" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Önce savaşıp, sonra dost olan avcı Bowen ile ejderha Draco bir planı yürütmeye başlarlar. Draco, kasabalara saldırıyor gibi yaparak sadece çiftlikleri yakar (insanlara dokunmaz). Böylece ejderhadan korkan halkı kurtarmak için Bowen çıkagelir o anda ve düzmece bir savaş , ardından Draco'nun gösterişli yenilişiyle (yaptığı rol güldürüyor sizi :)) para ve ün kazanmaya başlarlar. Tabii köylüler Draco'nun dünyada son kalan ejderha olduğunu bilmedikleri için her seferinde saldıranın başka ejderha olduğunu sanırlar.&lt;/strong&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_ylD8kE4QU3g/SrJMtv7ZZlI/AAAAAAAABWo/u7fuEUqu_jg/s1600-h/ejder_yurek_2571_c.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 281px; height: 216px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_ylD8kE4QU3g/SrJMtv7ZZlI/AAAAAAAABWo/u7fuEUqu_jg/s400/ejder_yurek_2571_c.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5382448853504583250" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;Olaylar bu biçimde devam ederken genç kral Eion'un bu baskıcı ve kötücül gidişatına dur demeye karar verir ikilimiz. Böylece ona savaş açarlar. &lt;br /&gt;Burda tek bir öenmli durum var, Draco Bowen'ı yolundan alıkoymamak için kral Eion ile birbirlerine bağlı olduklarını, yani aynı hayatı paylaştıklarını söylemez çok uzun bir zaman.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O zamanın görsel efektlerine göre ben büyülenmiştim. 7 yaşında bir cimcime olarak filmden sonra bir ejderham olmasını hayal edip durmuştum. Bowen ben olurdum o da ejderha ortağım ;).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonu oldukça hüzünlüydü. Hala içime bir şey oturur filmi tekrar tekrar izlediğimde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İki düşman türün oluşan dostluğu, parçalanıp nefrete dönüşmüş bir güvenin yeniden kazanılması ve bu iki olgunun birleşiminden doğan birlik beraberlik duygusuyla baş kaldırış...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğer bu filmi izlemediyseniz ve hele de bir fantastik severseniz çok şey kaçırmışsınız demektir. Benim küçüklük gözdem, ejderhalara, hatta fantastiğe ilgi duymamı sağlayan biricik filmimi siz de mutlaka izleyin!&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7035262680933797932-3236574340694159604?l=arka-sokak.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://arka-sokak.blogspot.com/feeds/3236574340694159604/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=7035262680933797932&amp;postID=3236574340694159604&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7035262680933797932/posts/default/3236574340694159604'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7035262680933797932/posts/default/3236574340694159604'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://arka-sokak.blogspot.com/2009/09/ejderyurek.html' title='EjderYürek'/><author><name>Hazal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10635638823482125549</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='10660412539281888282'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_ylD8kE4QU3g/SrJOr9o0dgI/AAAAAAAABW4/rwhlk7pAegk/s72-c/sinemadevri_com_ejder-yurek.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7035262680933797932.post-7098133921348838124</id><published>2009-09-15T14:51:00.006+03:00</published><updated>2009-09-15T15:22:37.370+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Haber'/><title type='text'>Film Olan Oyunlara Yenisi Eklendi: WoW</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_ylD8kE4QU3g/Sq-GgLO44xI/AAAAAAAABWQ/Ds1pCVfg3i0/s1600-h/20071119222805_959.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 289px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_ylD8kE4QU3g/Sq-GgLO44xI/AAAAAAAABWQ/Ds1pCVfg3i0/s400/20071119222805_959.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5381667967060206354" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Max Payne, Resindet Evil, Lara Croft: Tomb Raider, Doom, Silent Hill, Dead or Alive... &lt;br /&gt;İşte oyun olup da filmi yapılanlardan birkaçı. Bunların çoğu başarısızdı benim için. Hele Uwe Boll'un mahvettikleri dillere destandır. Bu kervana bir yenisi daha katılıyor. Her açıdan diğerlerinden daha riskli ve bir o kadar muazzam, devasa online oyun World of Warcraft da filmi çekilecek oyunlar arasında yerini aldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hemen ekleyeyim, Blizzard filmi çekmek için talip olan Uwe Boll'a "Cesedimi çiğnersin" tarzı bir cevap vermiş :D. Fiyuuu!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Film hakkındaki bilgiler pek net değil. Alliance tarafından aktarılacağı bilinoyr. Classlar (snıflar) filmde yer alacakmış ancak Warcraft'ın kahramanları (heroları) filmde olacak mı olmayacak mı belli değil. Bir Artas ismi geziniyor sitelerde o kadar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Warcraft'ın tarihçesine de değinmesi beklenen film kitleler üzerinde büyük heyecan yarattığı kadar şüphe de doğurdu. WoW gibi oyun tarihini değiştirmiş bir oluşumn filminin de en az onun kadar ses getirmesi ve oyunların çekilen filmlerinin kara talihini değiştirmesi dileğiyle...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Not: Çıksa da izlesek :P&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7035262680933797932-7098133921348838124?l=arka-sokak.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://arka-sokak.blogspot.com/feeds/7098133921348838124/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=7035262680933797932&amp;postID=7098133921348838124&amp;isPopup=true' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7035262680933797932/posts/default/7098133921348838124'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7035262680933797932/posts/default/7098133921348838124'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://arka-sokak.blogspot.com/2009/09/film-olan-oyunlara-yenisi-eklendi-wow.html' title='Film Olan Oyunlara Yenisi Eklendi: WoW'/><author><name>Hazal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10635638823482125549</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='10660412539281888282'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_ylD8kE4QU3g/Sq-GgLO44xI/AAAAAAAABWQ/Ds1pCVfg3i0/s72-c/20071119222805_959.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7035262680933797932.post-1245408734016143876</id><published>2009-08-30T19:00:00.008+03:00</published><updated>2009-08-30T19:36:10.942+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Mim kutusu'/><title type='text'>Mim- Kişisel Sorular</title><content type='html'>&lt;strong&gt;Sevgili, ve bir o kadar neşeli insan, &lt;a href="http://lunaparktayasamak.blogspot.com/"&gt;kamikaze&lt;/a&gt; beni mimleyen bir başka kişi olmuş. Açıkçası geç kaldığım için özür dilerim kendisinden :(. Şimdi affına sığınıp mime cevap veriyorum efendim :).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu mimde verilen soruları cevaplayacağım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;1.Neden blog yazarısın?&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında önceleri kişisel amaçlı kurulmuştu bu blog. Önce bunu söyleyeyim. Sonradan fantastik hikayelerimi ve her demden incelemei bu alanda icraa edebileceğim gerçeğiyle karşılaştım. Başta hiç okuyucum yoktu. Ama şimdi yorum yazmasalar da üyelerimden haberdarım ;).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Soruya dönecek olursak, yazdığım şeyleri insanlarla paylaşmak için blog yazarıyım. "Bakın ben bunları yazdım, görüşeriniz ve eleştirileriniz nelerdir?" demek için bu blog var. Kısaca bir kitap basamayacağıma göre, ben de kendi çapımda yazdığım inceleme ve hikayelerimi(bu aralar çeviri de eklendi ;) )insanlarla paylaşıyorum. Görüş alış-verişi için bir nevi. Ama son zamanlarda sevgili okuyucularımın yeni bölümler okuması için de blog yazarı olduğumu fark ettim :). Ne mutlu bana!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;2.Son zamanlarda hiç vakit ayıramadığın bir uğraş:&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son zamanlarda miskinlikten bir şey yaptığım yok :P. Elimde ciddi bir çeviri var bir kısmını yaptım ona devam etmeliyim mesela. Ama sanırım en önemlisi önce ÖSS ve ardından da üniversiteye başlamamle geçen üç sene de keman çalmayı bırakmam oldu. Evet, sanırım bu soruya verilecek en doğru cevap budur. Artık keman çalmıyorum. Hem vaktim olmuyor hem de kursa devam edemiyorum(yine vakit olmadığından).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;3.Şu an için imkanınız olsa gerçekleştireceğiniz hayaliniz:&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İskoçya'ya gitmek istiyorum. Aslında seneye yazın sonlarına doğru bir aylığına gidebilirim belki, dilimi geliştirmek için ancak bizimkiler İskoçya yerine başka ülke düşünüyor :P. Ama benim gönlümden geçen bu. Bir de hikayelerimi toplayıp bir e-kitapta birleştirme fikrim var ama bakalım, hayırlısı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;4.Hayatınızda iyiki yapmışım dediğiniz üç şey:&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;a)İyiki üniversiteyi kazanmışım :P. Öss'yi iki sene çektim ben(evet ikinci girişte kazandım) çok zor valla.&lt;br /&gt;b)İyiki güzel bir dost kazanmışım. Son zamanlarda çok çalkantılı zamanlarımız olsa da yine de onla geçirdiğim 6 seneyi kimseyle yaşayamayacağımı biliyorum.&lt;br /&gt;c)İyiki fantastikle tanışmışım. Benim fantastikle tanışmam doktor tavsiyesiydi(gerçekten. anlatırım onu da bir ara. şaka yapmıyorum). Bu durumda iyiki o doktora gitmişim :D. Saol doktor amca :P. &lt;br /&gt;Fantastik okumaya başladıktan sonra "aradığım şey bu!" demiştim de. Hayalgücümü eliştirmem bana her alanda yardımcı oldu çünkü. Özellikle projelerde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;5.Mutfakta en sevdiğim uğraş nedir?&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tembelimdir ama güzel yemek yaparım. Kimsenin ilk duyuşta inanmadığı iki özelliğimden biridir. Anne tarafım el sanatlarına çok yatkındır, yemek de dahil buna. (e o da bi sanat :P). Mutfağa pek girmem ama girersem de her şeyi kendim yapmak isterim. Becerebildiğim ve sonuçtan herkes memnun olduğu için bu konuda güveniyorum kendime.&lt;br /&gt;(zaten kuzenlerimini-hepsi erkek tek kız benim- hazaaaaaal bize kek yap! diyişinden rahat anlaşılıyor bu :D).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;6.En sevdiğiniz üç yemek:&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mantı!&lt;br /&gt;Her türlü tatlı!&lt;br /&gt;Mercimek çorbası&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ya bu soru olmamış ben iskender, urfa kebap gibi şeyler de demek istiyorum :(. Dal gibi olmama rağmen mideme düşkünümdür. Hele tatlılar ah ah! (Small değil X-small giyiyorum kıyafet bedenim olarak :D.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;7.Giyim konusunda abarttığın eşya:&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yok öyle bir şey. Ben doğallıktan yanayım :).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;8.Çocuklarınıza nasıl hitap edersiniz?&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocuğum yok -_-'. İnşallah bir gün benim de olur. Çocukları çok severim! Onları severken durmadan mıncıklarım ve her türlü anlamsız sesi çıkartırım o esnada. Çocuk benim hakkımda iyi şeyler düşünmüyordur tabii :P. Kocaman kızsın yaşından utan!, diyorsa haklı. Ama bunu dışında "ablasının bir tanesi, aşkım benim, aman da aman hayatım!" tarzı şeyler söylerim. Bunları farkında olmadan bapırarak söyleyebiliyorum. Çok seviyorum çocukları :(.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;9.Sizi anlatan bir resim:&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oooo! En çok bu soruyu sevdim!!! Ancak iki resim koymak istiyorum ben :D.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendini beğenmiş demeyin sakın. Haksızlığa tahammülüm olmadığı için ve genelde hep dorğu olanı(dokuz köyden kovulacağımı bile bile)söylediğim için çevremdeki herkes beni bir "şövalye" olarka tanımlar. Gerçekten bu böyle :).&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_ylD8kE4QU3g/Spqm2z15JII/AAAAAAAABVw/ARTcdgXS0II/s1600-h/Angel_Greg_Staples.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 240px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_ylD8kE4QU3g/Spqm2z15JII/AAAAAAAABVw/ARTcdgXS0II/s320/Angel_Greg_Staples.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5375792565779506306" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Ama bu kişiler arasından fantastik okumuş olanlar sinirlendiğimde bir drow dişine dönüştüğümü de söylerler xD. Bu nedenle iki resim koyma gereği duydum.&lt;/strong&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_ylD8kE4QU3g/SpqpNFjzSdI/AAAAAAAABV4/njv6RmrOef8/s1600-h/dx20070508_DrowUnderdark_Anybys.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 219px; height: 320px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_ylD8kE4QU3g/SpqpNFjzSdI/AAAAAAAABV4/njv6RmrOef8/s320/dx20070508_DrowUnderdark_Anybys.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5375795147515840978" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Tekrar &lt;em&gt;kamikaze&lt;/em&gt;'ye bu mim için teşekkürlerimi sunarım ;).&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7035262680933797932-1245408734016143876?l=arka-sokak.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://arka-sokak.blogspot.com/feeds/1245408734016143876/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=7035262680933797932&amp;postID=1245408734016143876&amp;isPopup=true' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7035262680933797932/posts/default/1245408734016143876'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7035262680933797932/posts/default/1245408734016143876'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://arka-sokak.blogspot.com/2009/08/mim-kisisel-sorular.html' title='Mim- Kişisel Sorular'/><author><name>Hazal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10635638823482125549</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='10660412539281888282'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_ylD8kE4QU3g/Spqm2z15JII/AAAAAAAABVw/ARTcdgXS0II/s72-c/Angel_Greg_Staples.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7035262680933797932.post-5381845060583975380</id><published>2009-08-30T14:02:00.005+03:00</published><updated>2009-08-30T14:36:02.107+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Mim kutusu'/><title type='text'>Mim- Asla Vazgeçemedikleriniz</title><content type='html'>&lt;strong&gt;Uzun zamandır mim gelmiyordu, sevindim bu mime doğrusu :). Beni mimleyen &lt;a href="http://yorgun-savasci.blogspot.com/"&gt;mit&lt;/a&gt;'e teşekkür ederim. Şimdi gelelim konumuza.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başlıktan da anlaşıldığı gibi "Asla vazgeçemediklerim" konumuz. Eh bir liste yapayım o zaman nelerden vazgeçemediğimi de düşüneyim bu arada ;).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1.Birilerini sevmekten vazgeçemiyorum. Vakti zamanında herkese karşı nefret doluydum, ama o zamanlar da bile içimde birilerine sunmak istediğim bir sevgi vardı. Sevmeyi seven bir insanım (nasıl bir cümleyse bu da :P). Bu nedenle nefretim güçlü olsa da bu gerçek hiç değişmiyor. Son zamanlarda da nefret doldum mesela, ama yine de içimde kıpırdayan sevgi tohumları var. Sevmek dünyanın kuralı ne de olsa.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2.Huylarımdan vazgeçemiyorum :D. Huylu huyundan vazgeçmiyor efendim! Laf sokmaktan vazgeçemiyorum mesela, huylar çerçevesinde. Böyle ukala ya da karşısındakini haksızlığa uğratan görünce evrim geçirip adeta Hulk'a dönüşen bir Bruce modeli oluyorum :P. Çok çekiyor insanlar bu nednele benden. Sonra bir de inatçıyım xD. Bu huyumdan da vazgeçemiyorum. Yok yok huyum kurusun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3.Fantastikten vazgeçemiyorum. Başkaşeyler de okuyorum elbet ama ne zaman bir fantastik kitap satın alsam yuvaya dönmüş gibi hissediyorum kendimi. Hala baş tacım Ejderhamızrağı ne yapayım :(. Seviyorum!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4.Hayatıma giren insanlardan vazgeçemiyorum. Birini terk emek kadar zor bi şey yok benim için. Yok acaba üzülür mü, yok şöye olur mu derken akıyor zaman. He üzülen ben oluyorum bu esnada tabii. Beni çok üzen kişilere bile, "hadi canım hadi!" diyemiyorum ben. Çok büyük bir yanlış halbuki. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5.Aşırı gururumdan vazgeçemiyorum. Bu hayatta benim için gururumu ayaklar altına alabileceğim bir kişi vardı sadece. Onun için de çok ayağımın altında ezmişimdir gururumu. Pişman değilim. Ama artık bunu yapmamaya karar verdim. He o kimdi peki? Sevgilim falan değildi elbette. Geriye bir seçenek kalıyor zaten.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;6.Oyunlardan vazgeçemiyorum. Bir PS2 sahibi olan, ülkemizin sayılı dişilerinden olarak gurur duyuyorum :D. Bu eğlence çok işe yarıyor gerçekten de. Özellikle RPG, ya da Türçesi ile RYO (rol yapma oyunları) oynayan biri olarak kişiye olan katkıları kanıtlamış. Örneğin, karmakarışık bir ortamda aradığını bulma hızımız normal bir insandan daha yüksek. &lt;br /&gt;Tabii genelde bilgisayar oyunlarını oynuyorum. İkinci bir joystick'im var PS2'de ama eşlik edenim yok :(.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;7.Kedilere karşı olan gıcıklığımdan vazgeçemiyorum. Kedi sevmiyorum, onlar da beni sevmesin,hıh.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;8.Hayallerimden vazgeçemiyorum. Bazen, bazı kurduğum hayalleri çok açma bulsam da hayal kurmaktan hiç vazgeçemiyorum. İnsanlar hayalleriyle var olurmuş ne de olsa :).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;9.Animelerden vageçemiyorum. Uzun yıllar izlemedikten sonra bir geri dönüş yaptım. Ah ah!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;10.Çizmekten de vazgeçemediğimi gördüm bu ara. Evet çizmek :). Yazıyı yazan ben olunca yazmak demem lazımdı belki ama bunu zaten biliyor bu blogu okyanlar :).&lt;br /&gt; Bir ara anime çizerdim, şimdi karikötür çizmeye başladım. Penguen dergisine yollayacağım bir ara ama bakalım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aklıma gelenler bu kadar. Bunların dışında bir insan ailesinden ve ona destek olan hayatındaki herkesten vazgeçemez elbette. Ama ben bunları değil de, megoomanlık yapıp tamamen kendime has şeyleri söylemek istedim. Sıkmadım umarım okuyanları :).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu mim için &lt;em&gt;mit&lt;/em&gt;'e tekrar teşekkürler.&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7035262680933797932-5381845060583975380?l=arka-sokak.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://arka-sokak.blogspot.com/feeds/5381845060583975380/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=7035262680933797932&amp;postID=5381845060583975380&amp;isPopup=true' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7035262680933797932/posts/default/5381845060583975380'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7035262680933797932/posts/default/5381845060583975380'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://arka-sokak.blogspot.com/2009/08/mim-asla-vazgecemedikleriniz.html' title='Mim- Asla Vazgeçemedikleriniz'/><author><name>Hazal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10635638823482125549</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='10660412539281888282'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7035262680933797932.post-4287608022486278672</id><published>2009-08-28T11:32:00.003+03:00</published><updated>2009-08-28T11:36:10.741+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Serbest öykü'/><title type='text'>Dört Mevsimin Hanımları</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_ylD8kE4QU3g/SpeWzIs6_cI/AAAAAAAABVo/DIxq2PPk7Fk/s1600-h/untitled.bmp"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 316px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_ylD8kE4QU3g/SpeWzIs6_cI/AAAAAAAABVo/DIxq2PPk7Fk/s400/untitled.bmp" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5374930485543370178" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Tarla başında bir çiftçi, elinde tırmığı, ağzında çubuğuyla tarlasını izliyordu. Hemen yanı başındaki kulübesindeki sallanan sandalyesine döndü acele etmeden. Aynı acelesiz ve dingin adımlarla sandalyeye yürüdü. Sanki o kadar çok vakti vardı ki, çabuk olmak ona gereksiz geliyordu. Böylece oturdu sandalyesine. Gözlerini tarlasına dikmiş bir biçimde, bir duygu kırıntısının bile oluşmadığı yüzündeki durgun ifadeyle izledi onu. &lt;br /&gt;Çiftçi, tarlayı hiç ekip biçmezdi. Zaten tarlada yetişen de sebze-meyve değildi ya, ne gerek vardı ekip biçmeye? Elindeki tırmığı da koruma amaçlı tutardı. Birileri gelip tarlaya zarar vermesin ya da ona sahip olmaya çalışmasın diye. İşte, tam da karşıdan gelen adamın amaçladığı gibi…&lt;br /&gt;Karşıdaki sık ağaçlı ormandan bir gölge ilişti gözüne. O an gözünü tarladan kaldırdı ve aynı dingin bakışlarla adama bakmaya başladı. Karşıdan gelen adamın kemik gibi bembeyaz bir suratı vardı. Gözbebeklerinde sanki alevler vardı. Zayıf, uzun boylu ve atletik bir hali vardı. O da çok zamanı varmış gibi acele etmeden yürüyordu yolda. Gözünü önce tarlaya dikmişti fakat çiftçiyi görünce gözünü onun üstüne dikmeyi daha mantıklı buldu. Ağır adımlarla yaklaştı alev gözlü adam ve çiftçide aynı ağır biçimde kalktı sallanan sandalyeden. Ağzındaki çubuğu yere tükürdü ve elini pantolonunu tutan kayışları götürerek arasına sıkıştırdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“İyi günler sayın çiftçi.” dedi yoldan gelen saygılı bir biçimde onu selamlayarak.&lt;br /&gt;“Size de iyi günler yolcu. Sizi buralara getiren de nedir?”diye cevapladı aynı saygıyla.&lt;br /&gt;“Tarlanızın ününü çok duydum. O kadar çok ki ona gelip yakından bakmak istedim.”dedi alevli gözlerinde oynaşan ateşlerle. &lt;br /&gt;Çiftçi elini tarlaya doğru uzattı.&lt;br /&gt;“İşte, boydan boya hepsi budur. İstediğin kadar ona bakabilirsin. Kimsenin bakması yasak değil ne de olsa.”ve ardından yavaş yavaş sandalyesine geri döndü. Cebinden bir pipo çıkardı ve onu tüttürmeye başladı. Pipodan tüten her dumanın buğulu benliğinde, yolcunun kemik rengi teni heyecanla pembeleşti. &lt;br /&gt;“Gerçekten de dedikleri kadar varmış! Onu bana vermek istemez miydin? Hem, burada başında nöbet tutarak onu beklemek zorunda kalmazsın.”sözleri baştan çıkarıcı bir ses tonuyla söylenmişti. Yüzünde güven veren bir gülümseme vardı. Yine de çiftçinin tepkisiz yüzünde bir değişme olmadı.&lt;br /&gt;“Hayır hayır. Ben burayı bırakmayı düşünmüyorum. Bu benim işim herkes kendi işini yapmalı.”&lt;br /&gt;“Sana ne istersen veririm!”dedi alev gözlü yolcu büyük bir tutkuyla.&lt;br /&gt;“Sen benim isteyeceğim şeye sahip değilsin.”dedi çiftçi tek düze bir sesle. Yolcu yıkılmıştı. Giderek artan öfkesi, kemik rengi teninde kıpkırmızı bir biçimde ortaya çıkmıştı. Yaşayan ateşleri barındıran gözleri de bir yangın gibi yükselmişti. Adamın hiddeti çiftçiyi bir adım bile geri attırmadı. &lt;br /&gt;“Unutma çiftçi! Önümüz kış! Ve herkes bilir ki Kışın Hanımı soğuk ve acımasızdır!” İşte bu oldu yolcunun son sözleri ve gitti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aradan kısa bir zaman geçmişti. Çiftçi, kulübesine gidip buzdan, devi bir kılıç getirdi. Keskin kısmı mavi buzdandı ve üzerinde soğuğu dumanlarla tütüyordu adeta. Kabzası ise kar fırtınalarındandı. Böylece getirdi kılıcı ve tarlanın üzerine bıraktı. Sahibi gelince onu mutlaka arayacaktı. Az sonra bir kadın geldi oraya. Kimselere dokundurmadığı tarlasının üstüne çıktı kadın ve tam merkezinde durdu. Çiftçi eğilerek onu saygıyla selamladı. Kadın da aynı şekilde onu. Kışın Hanımı vaktinin gelmesini bilince, kışı getirmek için teşrif etmişti. Dal gibi zayıf bir kadındı. Bembeyaz teninde iki buz parçası gibi parlayan uçuk mavi gözler vardı. Dudakları da uçuk pembeydi. Saçları kar beyazdı ve dümdüz bir biçimde omuzlarına dökülüyordu. İri bir kar tanesiyle saçını yandan toplamıştı. Böylece saçını bir kısmı önüne gelmiyordu. Dümdüz, süsten uzak bir elbisesi vardı; buz mavisi renkte. Yakasında küçük bir kar tanesi broş vardı ve ayakları çıplaktı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kadın, ansızın dansına başladı. Kolları karlı rüzgârlar gibi sert ve çetin hareketlerle gidip gelirken kar yağdı. Ayağını yana doğru uzatıp, tüm vücuduyla oraya doğru kapanırken fırtınalar koptu, denizler yükseldi. Haşin dansı devam ettikçe kış gücünü gösterdi ve dört bir yana kış geldi. Ağaçların üzerini kalın kar tabakaları kapladı. Buz sarkıtları evlerin çatılarından sarktı. Kışın Hanımı dans ettikçe kış da devam etti. Hayvanlar kış uykusuna yattı, soğuk insanların içine işledi. Sadece çiftçi, tüttürdüğü piposu ve yanı başında duran tırmığıyla onu büyük bir hayranlıkla izledi. Yüzünde yine en ufak bir değişiklik yoktu ancak içi bu soğuk rüzgârlar ve kopan fırtınalarla ironik bir biçimde sınıyordu. Yağan her kar tanesi yeni haberler getiriyordu ona. &lt;br /&gt;Böylece 3 ay sürdü Kışın Hanımının dansı. Çiftçinin onun için hazır ettiği kılıcını da görmekten memnundu. Her zaman olmasa da kılıcını da uydurdu bu dansa. Kılıcı her daim kullanmayı sevmezdi ne de olsa. Ne zaman çığ düşürmek ya da denizlerde hortumlar yaratmak istese kılıcını çekti ve onun savaşan bir dans yarattı. Karşısındaki düşmana indirilen darbeler ve kılıcı geri çekip yere saplayarak bitirdiği, ancak bunların hepsini büyük bir harmoni ve estetikle yaptığı bir danstı bu. Kışın son günü, o bembeyaz tenli, soğuk mavi gözlü ve soluk pembe dudaklı kadın dansının son hareketini yaptı. Vücudunu adamın olduğu yöne doğru döndürerek ellerini estetik bir biçimde ona doğru kıvırdı. Ayakları ise ileriye dönüktü. Soğuk mavi gözleriyle göz kırptı ona. Soluk pembe dudaklarında hafifi bir tebessüm oluşmuştu. Adam da aynı küçük tebessümle gülümsedi ona. Bu sırada Kışın Hanımı ilk defa konuştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Tarlayı gelen ateş gözlü yolcuya verecek misin?” sesiyle birlikte soğuk rüzgârlar yüzüne vurdu çiftçinin. Kadının sesinde hiç şüphesiz bir sitem vardı.&lt;br /&gt;Çiftçi cevaplamadan önce piposundan bir nefes daha çekti.&lt;br /&gt;“Hayır, onda benim isteyebileceğim hiçbir şey yok.” Dedi böyle bir şeyin olmasına ihtimal vermeyen, rahat bir sesle.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kısa zaman sonra İlkbaharın Hanımı geldi. Gelişi şirin bir kahkahayla olmuştu. O da Kışın Hanımı gibi tarlanın üzerine çıktı ve dansına başladı. Ancak o bıcır bıcır bir hanımdı. Dans ederken kendi kendine bir ezgi mırıldanıyor ve bazen de mırıldanmak yerine çiftçi ile sohbet ediyordu. İlkbaharın Hanımı gelmeden önce, çiftçi karları temizledi tarladan. Onun gelişi için uygun ortamı hazırladı. Bir ıslık tutturdu kendi kendine ve işine koyuldu. Karların da hepsini temizlemedi ki, İlkbaharın Hanımı gelince eritecek bazı şeyler bulsun diye. Temizliği pek severdi bu neşeli hanım. Sonra kulübeye gidip, baharın taze çiçeklerini sakladığı bir kutudan çıkardı onları ve tarlanın üzerinde onlarla bir salıncak ördü. İlkbaharın Hanımı bu taze çiçekli bahar salıncağını pek bir severdi.&lt;br /&gt;Böylece geldi ikinci hanım ve dansıyla ilkbaharı getirdi dört bir yana. O dans ettikçe bülbüller öttü, sincaplar ağaçlara tırmandı, hayvanlar ormanlarda koşup oynadı ve her canlının yüreğine aşk okunu fırlattı. Sevgi ve neşenin mevsimiydi o. Zaten halinden de oldukça beliydi bu.&lt;br /&gt;İlkbaharın Hanımı balıketli, al yanaklı ve her daim yüzünde duran o kahkahaya hazır gülümsemesiyle sevgi dolu bir kandındı. Yeşil gözleriyle uyumlu, taze çiçeklerle süslü yeşil bir elbisesi vardı. Başında papatyalardan dairesel bir taç ve al yanaklarında sabah çiği yer alırdı. Saçları ise sarı ve kıvır kıvırdı. Espriler yapmayı da çok severdi. O geldiğinde hep fıkralar anlatır, çiftçiyi güldürmeye çalışırdı. Neşeliydi ve neşesi her yere bulaşırdı. Çiftçi ise sade bir tebessümle karşılık verirdi esprilerine. &lt;br /&gt;Kadın kahkahalar attıkça bülbüller oluşur ve bu bülbüller cıvıl cıvıl ötüşerek tarlaya dalardı. 3 ay boyunca İlkbaharın Hanımı orada hüküm sürdükçe bülbüllerin sesleri gelirdi tarlanın derinliklerinden. &lt;br /&gt;Çiftçiyi de dansa çağırmak gibi bir huyu vardı. Ancak çiftçi, başıyla onu nazikçe selamlar ve seyrine devam ederdi. &lt;br /&gt;Dansı oldukça hareketliydi. Durmadan oradan oraya hareket eden zarif sıçrayışları vardı. Bu nedenle çıplak ayaklarının altı kıpkırmızı olurdu. Kollarını büyük bir sevinçle açar ve sonra göğsüne kapayarak kendi etrafında döner; ardından yeni bir coşkuyla bacaklarını oldukça geniş bir biçimde açarak tarlanın üzerinde estetik bir biçimde atlardı. Her zaman da parmak uçlarında yere iner ve elleriyle harp çalan hareketler yaparak mırıldanmaya başlardı. Hopladı, zıpladı ve kendi etrafında döndükçe etekleri etrafında uçuştu. Çiftçide ayağını ritmik bir biçimde yere vurarak ona tempo tuttu. Salıncağı ise tıpkı, Kışın Hanımı’nın kılıcına yaptığı gibi her zaman kullanmadı. Onun üstüne atlayıp ileri giderken bir ayağını, geri giderken diğerini uzatarak dansına uydurdu sallanışını. Dans etmeyi hiç bırakmamıştı o da. Bu esnada, dansın sürdüğü 3 ay boyunca kadın kışın izlerini sildi, karları eritti ve güneşin ışınları artık yeryüzüne insin diye bulutları araladı.&lt;br /&gt;Hareketli bir dansın bitiriş hareketini yapmak için kollarını iyice açarak havaya kaldırdı İlkbaharın Hanımı. Sanki güneşi kucaklıyordu. Ardından çiftçiye döndü. Sabah çiğleri gözyaşına dönüşmüştü al ve tombul yanaklarında.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Tarlayı o yolcuya vermeyeceksin değil mi?”&lt;br /&gt;“Hayır, onda benim isteyeceğim hiçbir şey yok.”dedi çiftçi nazikçe ve İlkbaharın Hanımı dudaklarında neşeli bir kahkahayla, ona el sallayarak, hoplaya zıplaya gitti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çiftçi eline tırmığını alıp, bahardan arta kalanları düzenlerken ormanın derinliklerinden yine bir gölge ilişti gözlerine. Alev gözlü adam az sonra karşısında bitmişti. Bu defa aceleciydi; bu her halinden belliydi. Elleriyle üzerindeki gömleğin kollarını çekiştiriyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Ben çok düşündüm çiftçi. Ben de olmayan şey nedir söyle bana! Ben her şeye sahibim. Elbet senin istediğini de verebilirim! Yeter ki, şu tarlayı bana ver. İşte o zaman ben muradıma ererim sen de burada boş boş tarlayı beklemek yerine daha heyecanlı bir yaşam sürersin.”&lt;br /&gt;“Madem bu kadar merak ettin, bir de üzerinde düşündün o zaman sana bana veremeyeceğin şeyi söyleyeyim: bu tarlayı.”&lt;br /&gt;“E zaten benim istediğim de bu tarla be adam!” dedi gözlerin yükselen ve neredeyse gözlerinden fışkırıp adamı yakacak bakışlarla.&lt;br /&gt;“Ben de bu tarlanın sahibi değilim ki. Ben onu gelen hanımlar için hazırlarım ve göz kulak olurum. Sahibi olsaydım burayı eker biçerdim öyle değil mi?”&lt;br /&gt;Kemik tenli, alev gözlü yolcu öfkesini lanetlemelerle kustu. Sonra kendine hâkim olup konuyu değiştirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Kışın Hanımı yine hoyratça esip geçmiş bu tarladan öyle mi?”&lt;br /&gt;“O kışın kraliçesi. O, istediği gibi esip geçer ben karışmam. Ama evet, tüm ihtişamı ve sertliğiyle geldi ve dansını yaptı.”&lt;br /&gt;“Sen de hiçbir şeye karışmıyorsun yahu! Neden her şeye bu kadar tepkisizsin?”&lt;br /&gt;“Eh, herkes kendi görevini yaparken başkalarına karışmak bana düşmez.”dedi ve yeni bir tütün koydu piposuna. Ardından ağır adımlarla kulübesine gitti ve sallanan sandalyesine oturdu. İleri geri sallanırken hala daha orda duran yolcuya baktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Boşuna bekleme derim, burayı alamazsın. Herkesin arzusu ve tutkusudur burası. Koca bir tarlayla başa çıkabilecek misin sen hem?”&lt;br /&gt;“Elbette!”&lt;br /&gt;“Ben sende o ışığı görmedim. Tarlanın sahibi değilim ama olsaydım da sana vermezdim. Haydi, kal sağlıcakla.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu sözler üzerine kemik rengi tenine ateşler bastı yolcunun. Yine elleri boş bir biçimde geldiği yoldan geri döndü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çiftçi işine devam etti bir süre sonra. Bahardan arta kalan tüm o dağılmış ortamı toplayıp yaza hazır etti. Yazın Hanımı etrafı toplamakla ilgilenmezdi ne de olsa. Çiftçi, onun için de pek sevdiği denizköpüklerini getirdi tarlaya ve bıraktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çiftçi yeninden işini bitirip piposundan bir nefes daha çekerek gelecek hanımı beklerken sırtında sıcak bir dokunuş hissetti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Beni mi bekliyordun hayatım?” dedi yanık tenli, oyuncu bir kadın.&lt;br /&gt;“Buyurun hanımefendi, her şey hazır.”&lt;br /&gt;Yazın Hanımı küsmüş gibi omuz silkti.” Sende de hiç muhabbet yok yahu!”ve ardından tarlanın merkezine geçip dansına başladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dansı, İlkbaharın Hanımı’ndan çok daha hızlıydı. Hareketleri oldukça seri ve umursamazdı. Kışın Hanımı’nın ciddiyetinden uzak bir biçimde alev kırmızısı saçlarını savurdu durdu. Gözleri güneşin kavurucu ışınlarıyla boyanmış gibi bal rengiydi. Güneşte yanmış teniyle alev kırmızısı saçları iyi bir uyum oluşturmuştu. Zaman zaman tepinmeye benzeyen bazen de hüzünlenip yaz yağmurlarını getiren dansını yaptı. Ama genel olarak her türlü dertten aranmış bir duruşu vardı dansının. O güldükçe denizler gelgitler halinde kıyılara burdu. Kayalar onun ayakları ve sıçrayışları altında un ufak olup kuma dönüştü ve denize karıştı. &lt;br /&gt;Elleriyle bulutları kenara itti ve böylece güneşin tüm ışınları dünyaya indi. Tüm tarla boyunca, ellerini arkaya uzatıp seri adımlarla koştu ve ardından merkeze dönüp tek ayağı üstünde hızla döndü. Hızlı bir müzikte dans ediyormuşçasına kalçasına salladı ve başını da aynı ritimde sallayarak alev kırmızısı saçlarının ahenkle savrulmasına sağladı. Yüzünde mutlu, aynı zamanda yaramaz bir gülümsem vardı. Baştan çıkarıcı kahkahaları ve kaprisli tavırlarıyla yazı getirdi dört bir yana. &lt;br /&gt;İlkbaharın Hanımı gibi, o da bir ezgi mırıldanıyordu. Onunki oldukça hareketli ve vücudundun her kıvrımını harekete geçirip savurmasına neden olan türden bir ezgiydi. Ama o da arada bir mırıldanmayı bırakıp çiftçiyle muhabbet ediyordu. Çoğunlukta çiftçinin suskunluğundan dert yanıyor ve ani bir dönüş yaparak bunu unutup mutluluğuna geri dönüyordu. Bazen de, onun için bırakılan denizköpüklerini yaramaz bir kız gibi mutlu gülüşmelerle etrafa saçıyor, onları bir o yana bir bu yana atarak eğleniyordu. O balon balon beyaz şeyleri etrafa dağıtmaktan büyük bir haz duyduğu her halinden belliydi. &lt;br /&gt;Yazın Hanımı aşkı ve tutkuyu getirdi yeryüzüne. Eğlenceyi ve cazibeyi serpti 3 ay boyunca ve bu üç aynı sonunda bitiriş hareketini yaptı. Ellerini gökyüzüne doğru uzatarak kapadı ve dirseklerini kırarak göğsünde birleştirdi. Ardından dizlerinin üzerine çöküp başını dizlerine yasladı ve dansı bitti. Ama bu esnada soruyu sormayı da unutmamıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Bizi o alevlerime özenmiş gözlerinde ateşi taşıyan yolcuya tercih edecek misin? Peki ya tarlayı ona devredecek misin?”&lt;br /&gt;“O nasıl söz hanımım! Sizleri nasıl onarla tercih ederim? Tarlayı da ona vermeyeceğim; çünkü onda benim isteyeceğim hiçbir şey yok.” Bu sözler üzerine sevinçten zıpladı Yazın Hanımı ve koşup çiftçiye sarılarak yüzüne yazın sıcağıyla ısınmış bir öpücük kondurarak gitti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çiftçi yeniden aldı tırmığını ve yazın eğlenerek kendini dağıtmış doğasını daha ciddi bir havaya soktu. Az sonra Sonbaharın Hanımı gelecekti. Onun için tarlayı hazır tutmalıydı. Böylece tırmığıyla neşenin son demlerini topladı ve sonbaharın hüznü için her şeyi hazır etti. Son olarak da kulübesinden kurumuş yaprak sarısında bir şal getirip tarlaya bıraktı. Sonbaharın Hanımı gelince mutlaka bu şalı arayacaktı. &lt;br /&gt;Tam arkasına dönüp sandalyesine oturmak için kulübeye gidecekti ki arkasına dönmesiyle Sonbaharın Hanımıyla burun buruna gelmesi bir oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Hanımım! Ne çabuk geldiniz?”&lt;br /&gt;“Eh, benim ne zaman geleceğim pek belli olmaz.” dedi üzgün bir sesle, biraz alınmış olarak Sonbaharın Hanımı. &lt;br /&gt;“Buyurun, her şey hazır.”dedi çiftçi ve piposundan bir nefes daha çekerek sandalyesine oturdu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tarlanın merkezine gelince önce etrafa hüzünle baktı Sonbaharın Hanımı. Kızıl-kahve gözlerinde hüzün vardı. Kestane rengi saçlarının uçları ise hafif bir rüzgârla savruluyordu. Omuzları düşüktü, sanki kendine güveni henüz gelmemiş, ne yapacağını bilmiyor gibiydi. Elbisesi ise kahverengiydi. Kuru yaprakların uçları gibi dilim dilimdi elbisenin etekleri. Böylece başladı dansına başlayacaktı ki birden ilk hareketi yaparken durdu ve çiftçiye döndü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Duyduklarım doğru mu?”&lt;br /&gt;“Ne duydunuz hanımım?”&lt;br /&gt;“Şu gelen ateş gözlü yolcu ve tarlayı istemesi olayı canım, ne olacak.”sesinde bir sitem vardı.&lt;br /&gt;“Ah, evet. O olay doğru hanımım.”&lt;br /&gt;“Kararın nedir?”&lt;br /&gt;“Burayı bırakmıyorum hanımım, yeter ki siz üzülmeyin.”dedi çiftçi ve saygıyla selamladı onu.&lt;br /&gt; Hüzün ve değişimin etkilerini getirdi son hanım. O hüzünlü dansını yaptıkça yapraklar sarardı ve yer yer döküldü. Bitkiler boyunlarını büktü, insanların içine bir ağırlık çöktü. Yağmurlar yağdı yeryüzüne ve dört bir yana sonbahar geldi. &lt;br /&gt;Kimi zaman güneş ışınlarını yeryüzüne getirdi ve havayı ısıttı. Ertesi gün bundan vazgeçip kara bulutları çağırdı ve soğuk bir hava estirdi dünyada. Dengesiz bir ruh hali vardı. Bir öyle bir böyle yapıyordu. Ancak aylar geçtikçe o da kendine olan özgüvenini kazandı ve giderek Kışın Hanımı’na benzemeye başladı. Yerdeki kuru yaprak sarısı şalı omuzlarına attığında artık soğuğun etkilerinin kesin olarak geleceği anlaşılırdı. Duruşu dikleşir ve kış gibi ciddiyete bürünürdü. İşte böylece onun hükümdarlığı da 3 ay sürdü. Biraz aceleci, zaman zaman dengesiz olmasına rağmen en sonunda özgüvenine kavuşup soğuğu kesin olarak getirse de, kızıl-kahve gözlerdeki hüzün orada hep kalırdı.&lt;br /&gt;Ellerini ağıt yakıyormuşçasına ileri geri hareket ettirerek yaprakları sarı ve kahverengiye boyadı. Sonra, saçlarını savurup, boynu bükü bir biçimde tüm bedenini aşağıya eğerken taze çiçekler boyunlarını büktü. Hüzünlü bakışları bir an olsun değişmeden, kollarını iki yana ayırıp, başını da geriye atarak tek ayağı üzerinde ileriye doğru uzanırken kuru yapraklar dallarından düştü.&lt;br /&gt;Sonbaharın Hanımı hüzünlü dansının son hareketini yaparken tekrar konuştu.&lt;br /&gt;“Kararından dolayı sen takdir ederim.”dedi. Bu defa sesindeki hüzün saklıydı. Artık soğuk yerleşmişti ve o tıpkı Kışın Hanımı gibi ciddi bir tonda konuşmuştu.&lt;br /&gt;“Teşekkürler hanımım.”dedi çiftçi ve ardından kadın şalına iyice sarının bir hareket yaptı elleriyle ve ardından bacaklarını bir balerin gibi tamamen ayırıp yere oturdu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonbaharın Hanımı gider gitmez Tam önünde ateş gözlü yolcu belirdi çiftçinin.&lt;br /&gt;“Bu ne acele beyim?”&lt;br /&gt;“O Mızmız Hanım gitti mi?”dedi alayla.&lt;br /&gt;“Kimmiş o Mızmız Hanım?”&lt;br /&gt;“Kim olacak canım! Sonbaharın Hanımı elbette! Her daim ağlamaklı bakışlarıyla pek bir sulu göz yahu.”&lt;br /&gt;“Onları eleştirmek bana düşmez ama.”&lt;br /&gt;“Ah evet biliyorum biliyorum! Her neyse konuya dönelim.”&lt;br /&gt;“Pek bir acelecisiniz bugün.”&lt;br /&gt;“Tarlayı artık ebediyen almak için geldim.”&lt;br /&gt;“Bunun imkânsız olduğunu söylemiştim size. Bunu size kanıtlama vakti sanırım. Gelin, tarlanın kenarına gelin.”&lt;br /&gt;Böylece çiftçi ile alev gözlü yolcu tarlanın kenarından baktılar.&lt;br /&gt;“Bakın burada yetişenler ne meyve ne de sebze.”&lt;br /&gt;“Bu yüzden bu kadar cazipler ya!”dedi kendinden geçen yolcu.&lt;br /&gt;“işte, bakın burası dünyanın ta kendisi. Ama onlar bile kendi içlerinde yaşadıkları bu tarlaya, yani dünyaya, hâkim olmak istiyorlar. Kendi türevlerine hükmederek en tepede bulunmak, bir nevi tarlanın sahibi ve hükümdarı olmak en büyük tutkularıdır.”&lt;br /&gt;“Ya! Demek onlar bile bu amacı güdüyor, öyle mi?”&lt;br /&gt;“Aynen öyle.”&lt;br /&gt;“Hımm, bak çiftçi bana güzel bir fikir verdin yahu!” dedi ani bir neşeyle yolcu ve adamı kucakladı.&lt;br /&gt;“Nedir o?”&lt;br /&gt;“Eh, madem bunlar da aynı şeyi istiyor ben de onların arasına karışıp kendi hükümdarlıklarının hayaliyle onları kullanabilirim!”&lt;br /&gt;“Bu sizin tercihiniz. O zaman yolunuz açık olsun. Tek tavsiyem şudur ki, bu tarla hiçbir ölümlüye kalmaz. Asla ebediyete kadar size hizmet edecek birini bulamazsınız.”&lt;br /&gt;Yolcunun siniri bozulmuştu ancak yine de tarlaya daldı ve derinliklerine ilerleyerek gözden kayboldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çiftçi arkasını döndüğünde Dört Mevsimin Hanımları’nı gördü arkasında.&lt;br /&gt;“Bırakalım da istediğini yapsın. Bu dünya kime kalmış ki ona kalacak?” dediler hep bir ağızdan ve güldüler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çiftçi de güldü. Böylece mevsimler gelip geçmeye devam ettikçe insanlar da doğdu, büyüdü ve öldü.&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7035262680933797932-4287608022486278672?l=arka-sokak.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://arka-sokak.blogspot.com/feeds/4287608022486278672/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=7035262680933797932&amp;postID=4287608022486278672&amp;isPopup=true' title='9 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7035262680933797932/posts/default/4287608022486278672'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7035262680933797932/posts/default/4287608022486278672'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://arka-sokak.blogspot.com/2009/08/dort-mevsimin-hanmlar.html' title='Dört Mevsimin Hanımları'/><author><name>Hazal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10635638823482125549</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='10660412539281888282'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_ylD8kE4QU3g/SpeWzIs6_cI/AAAAAAAABVo/DIxq2PPk7Fk/s72-c/untitled.bmp' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>9</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7035262680933797932.post-2518505578905405427</id><published>2009-08-22T14:08:00.007+03:00</published><updated>2009-08-22T14:28:56.664+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Drow Fısıltıları'/><title type='text'>Sakat Rahibe // 5.Bölüm</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_ylD8kE4QU3g/So_WSyrrvWI/AAAAAAAABVg/ZpJzq5UN9Lw/s1600-h/eilistraee.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 296px; height: 400px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_ylD8kE4QU3g/So_WSyrrvWI/AAAAAAAABVg/ZpJzq5UN9Lw/s400/eilistraee.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5372748498807274850" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Keraunzaalar’da işler çığırından çıkmıştı. Toplantıya giderken evin diğer üç kızından biri olan İralde, eve döndüğünde ise yeni matrondu. Annesini tam anlamıyla temizleyen drow kızının önünde artık tek engel iki kız kardeşiydi. Çok uzun zamandır onları ortadan kaldırmak ve özellikle Elinnya’nın ölümünü izlemek istiyorduysa da bunu yapmanın ne kadar büyük bir aptallık olduğunu fark etmişti. Evin matronu olarak o ikisini hemen oracıkta öldürebilirdi. Peki ya sonra? Evde ondan başka bir rahibe olmayacaktı. Henüz evlenmemiş ve ona destek olup ailesini ilerilere taşıyacak kızlarını doğurmamıştı. Bu durumları göz önüne aldığında, kendi hırsına yenik düşüp iki kız kardeşini öldürürse ne kadar büyük bir hata yapacağını anlamış oldu. İralde zeki bir rahibeydi. Ablasının aksine hatalarını gerçekleştirmeden önce fark eder ve buna göre hareket ederdi. Ailenin tek zeki dişisi olduğunu düşünmekle oldukça haklıydı. Ancak, sakat kardeşi Elinnya’nın birden nasıl olduğu anlaşılmaz bir biçimde ortaya çıkışı onu mahvetmişti.  Bir bakıma, planlarında değişikliğe gitmesine neden olan olayda buydu. Valerrny belki çabuk sinirlenen bir aptal olabilirdi, ancak o sakat fahişenin neden yaşamasına izin verdiğini yaşayarak anlamıştı. Aynı zamanda Valerrny’nin planını da kavramıştı, bu onun için çocuk oyuncağıydı. Eğer bu kız böyle güçlere sahipse, onun güvenini kazanarak matronluğa ulaşmak en kolayı olurdu. “Hah!” dedi içinden, “ Aptal ablamdan da ancak bu kadar basit bir plan beklenirdi!”.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İralde yeni durumdan oldukça rahatsız ancak yapacak hiçbir şeyi yoktu. Artık Valerrny gibi İralde de Elinnya’nın gücüne muhtaçtı. Valerrny’nin sağladığı gibi onu kendi köpeği yapamazdı ancak onların güvencesini temin ederek uslu durmalarını sağlayabilirdi. Tabii bunların hepsi kendi kızları doğup, birer rahibe oluncaya kadardı. Sonra teyzelere elveda demek oldukça büyük bir zevk olacaktı. &lt;br /&gt; İşte yolda giderken bunları kurdu kafasında ve artık bir matron olarak kendine bir eş bulması gerektiğini de kafasına not etti. Ayrıca, evleri uzun zamandır bir savaşçıdan yoksundu. Arnkra bir büyücüydü ve evde bulunması gereken savaşçı öleli çok olmuştu. İralde’nin babası olan savaşçı öldüğünden beri de yerine birini getirememişlerdi. Eh, o sıra Elinnya’nın doğumu gerçekleşmiş ve ev uzun süre karmaşada kalmıştı. &lt;br /&gt;Eve vardığında hisleri onu uyardı, izleniyordu. Ancak kılını bile kıpırdatmadı. Onun için gelmediklerini biliyordu. Elinnya’yı izlemeye alacaklarını tahmin etmişti ve bu tahmininin gerçekleşmesine sevinmesi uzun sürmedi. Kıza ihtiyacı vardı artık. Yine de onu korumak için fazla bir şey yapmaya gerek yoktu. Nasıl olsa Valerrny kendini öne atardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eve girdiğinde haber çoktan duyulmuştu. Annesini cesedini oradan alması için birkaç hizmetçi yolladı ve artık ona ait olan matron tahtına doğru yol aldı. O, kasıla kasıla yürürken Valerrny sinir krizleri geçiriyordu. Ancak Elinnya akıllılık edip onu ayakaltından çıkarmıştı. Haberin eve ulaşması oldukça kolay olmuştu. Evden bir kişi bile buna şaşırmamış, aksine sevinmişlerdi. Ev halkının İralde’ye inancı tamdı. Artık yükselmek için doğru an gelmişti. Valerrny bile kız kardeşini başarılı olacağından adı gibi emindi. Onun çekemediği ise o tahta oturan kişi olamamasıydı. Elinnya onu odasına götürmüşken sakat kız kardeşini azarlayarak odadan kovdu. Eğer bu kız onu en tepeye çıkaramadıysa ne işe yaracaktı ki? İralde güçlenmeden onu alaşağı etme vakti beklediğinden erken gelmişti. Ama bunu bir önemi yoktu, madem o matron olmuştu, o ünvanı elinden almak yerine ayaklarının altından çekecekti. Bunları kafasında kurarken hizmetkârlardan biri odaya girdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Ne var! Rahatsız edilmek istemediğimi söylemiştim hepinize! Defol!”&lt;br /&gt;“Efendim, Matron İralde sizi çağırıyor.” &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İralde’ye matron diye hitap edilmesiyle kan beynine sıçrayan Valerrny yine de kendini tuttu. Yüce Anne’ye bağlılık yemini etme vakti gelmişti ve o bunu yapmalıydı. Yoksa her şeyini kaybedecekti.&lt;br /&gt;Aşağıya inerken Elinnya yanına geldi. Doğuştan içer dönük ayağıyla Valerrny’e yetişmekte çok zorlansa da acınacak bir çabası vardı. Ablası ona tiksinerek baktı fakat kız bunu umursamadı. Nasıl ki İralde o toplantıdan sonra hayatından yeni bir başlangıç yaptıysa aynı şey Elinnya’ya da olmuştu. Kendine bir özgüven gelmiş, attığı her zoraki adımda sarsılmaz gibi duruyordu. Valerrny duruma lanet etti. Bu işten herkes karlı çıkmıştı, o hariç. Elinnya’nın şu an onu satacağını düşünüyordu ve kız kardeşinin o sıradaki konuşmalarına en ufak bir cevap vermiyordu.&lt;br /&gt;Duruma daha fazla dayanamayan Elinnya Valerrny’i kolundan yakaladı ve sıktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Eğer artık matron oysa her şeyi kazanmak daha kolay!”&lt;br /&gt;“Ne saçmalıyorsun!”&lt;br /&gt;“Ne anlatıyorsun demeliydin!” Elinnya’nın ona ilk bağırışı o an gerçekleşmişti.&lt;br /&gt;Valerrny ksıa süreli bir şok yaşadı. Bu kıza neler olmuştu böyle? İpleri elinden düşürme korkusu sardı içini. Stratejik davranmalıydı. &lt;br /&gt;“Ne anlatıyorsun o zaman?”&lt;br /&gt;“İralde ikimizin baş düşmanı olabilir ancak bize ihtiyacı var!”&lt;br /&gt;“Ona bağlılık yemini ettikten sonra ikimizi uykumuza öldürtecek salak!”&lt;br /&gt;“Diyelim ki bunu yaptı, o zaman evi tek rahibe olarak mı yönetecek? Bu biçimde nasıl yükselecek?”&lt;br /&gt;Valerrny bunu bir an düşündü. Kardeşi haklıydı. Evin artık 3 dişisi kalmıştı ve ikisi giderse…geriye kalırdı 1. Tek başına hiçbir şey yapamazdı. En azından kendi ailesini kurana kadar onlara ve tecrübelerine muhtaçtı. Ancak birden bir gerçekle yüz yüze geldi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Bu o kadar da basit değil! Sen henüz bir rahibe bile değilsin!”&lt;br /&gt;Bu soru üzerine Elinnya afallamalıydı ama bunu yerine en ufak bir duygu kırıntısı bile oluşmadı yüzünde.&lt;br /&gt;“Evet.”kısa ve dümdüz bir evetti bu.&lt;br /&gt;“O zaman onun ihtiyacı olan tek şey benim, sen değil. İralde’nin de beni ne kadar sevdiğini herkes bilir.” Dedi çarpık bir gülümsemeyle. “Eee, bu durumu nasıl açıklayacaksın?”&lt;br /&gt;“Eminim ki kardeşimiz bunu da göz önünde bulundurmuştur. Sana yardım eden yaratığa neden hiç güvenmiyorsun?”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kısa bir sessizlik ve ardından Elinnya’nın tereddütsüz bir biçimde odaya girişi… Valerrny afallamıştı. Sakat kızın bunu nereden bildiğini bilmiyordu ancak soracak zamanı da yoktu. Aceleyle salona girdi. Tabii kafası karma karışık bir biçimde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Büyük salonun, loş ışıkları altında gölgeler birer canavar gibiydi. Belli ki, az da olsa odayı aydınlatan ışık, odadaki drowların gerçeklerini yansıtıyordu. Işık sayesinde uzayan gölgeler duvarlara boylu boyunca uzanıyor, parmaklar ve kollar uzamış şekilleriyle duvarda korkunç görüntüler oluşturuyordu. Tıpkı avına uzanan eller ve pençeler gibi. Zaten birazdan İralde de ilk avlarını onlara açıklayacaktı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Odaya son giren Valerrny olmuştu ve buna kimse şaşırmamıştı. &lt;br /&gt;“Geç kaldın.” Dedi yeni matron hesap soran bir biçimde. Valerrny sadece sustu.&lt;br /&gt;Salona ilk giren ve tahtın hemen altında bekleyen ilk kişi Arnkra olmuştu. Evin yeni düzeninden oldukça memnun bir biçimde kız kardeşlerini bekliyordu. Artık başsız bir koyun gibi oradan oraya savrulmak yerine gücü tadacaklarına inancı tamdı. &lt;br /&gt;Ardından odaya sakat ayağını sürüye sürüye, ancak her nasıl olduysa kendinden emin adımlarla Elinnya girmişti. Ve en son da Valerrny.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Artık herkes buradaysa yemin töreni başlasın.” Dedi Yüce Anne İralde.&lt;br /&gt;Herkesi şaşırtan bir biçimde Elinnya öne çıktı. Boyunun 3 katı yukarısında bulunan tahta baktı. İralde sanki tanrılaşmıştı. Hiçbir duygu taşımadan kız kardeşinin önünde eğildi ve onun emri altında bulunacağına yemin ederek, bir yemin sembolü yaptı parmaklarıyla. Bu anın provasını yapmış gibiydi ama İralde sadece iki saatliğine yanlarında değilken nasıl bu kadar değişmiş ve güvenle hareket eder olmuştu?&lt;br /&gt;Ardından Valerrny geldi. Ona kalsa Arnkra’yı tekmeleyerek öne atar, sırasını savardı ancak kural kuraldı. Aynı Elinnya’nın yaptığı hareketleri yaparak eğildi ve sözleri söyledi.&lt;br /&gt;“Varlığım ve Lloth’un adıyla, evimiz ve ailemiz için senin emrin altında bulunacağıma yemin ederim… Yü…yüce… An-ne!” Son sözler boğazına takılmış ve boğulur gibi zorla ve boğuk bir şekilde çıkmıştı.&lt;br /&gt;Valerrny’in her kelimesinden oldukça memnun olan ve yüzünde giderek yayılan hoşnut bir gülümsemeyle onu izledi İralde. Oturduğu yerde bacak bacak üstüne atmıştı ve yaşadığı andan oldukça büyük bir zevk alıyordu. &lt;br /&gt;Son olarak, evin tek erkeği Arnkra yeminin etti ve böylece ev halkı tarafından yeni matron kabullenilmiş oldu, en azından bir süreliğine. İralde arkasından dönecek dolapların çok iyi farkındaydı ama yine de Elinnya’nın öne çıkıp ilk olarak yemin etmesi de onu oldukça mutlu etmişti. Yeni hâkimiyet alanından ve emellerine ulaşmaktan duyduğu hazzı, yeni zaferiyle süslemek istiyordu ve bu konuya ailesine de açtı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Artık her şey hallolduğuna göre, evimizin mutlak yükselişi için zaman harcamamalıyız. “&lt;br /&gt;Bu kadar yeniyken her şey, bir anda böyle bir planla karşılarına çıkması onları şaşırttıysa da kimse hiçbir şey demedi. Sonra Valerrny işini ciddiye alan bir edayla kurbanlarını sordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Peki kime saldıracağız?”&lt;br /&gt;“Cevap sizi oldukça şaşırtacak ama” bu sözleri söylerken Elinnya ve Valerrny’e iğneleyen bir bakış atmıştı, “Benim aklımdaki ev Harrdelinler!” dedi zaferle.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Harrdelinler mi! Bizi şikâyet eden hainler mi Yüce Anne!” Elinnya şaşırmış bir biçimde matrona baktı. Bu sırada “yüce anne” demeye ne de çabuk alıştığını düşünerek, Valerrny hain ilan ettiği kardeşini kısılmış gözlerle süzdü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Evet, o hainler! Evimizin adını iki paralık ettiler! Ancak, onarla direk saldırmayacağız. İlk saldırımızın onlara olması bütün şüpheleri üstümüze çeker. Bu da başımızı daha çok belaya sokar. Onlar bizim ana hedefimiz ancak, öncelikle 18.evi yıkmalıyız. Böylece başarımız takdir toplarken Harrdelinleri yıkıp intikamımızı almamız o kadar da göze batmayacaktır.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında Elinnya bir nebze olsun şaşırmamıştı. İralde’den bu planı bekliyordu. Onların güvenini kazanmak ve kendi zaferini yaymak için hızlı davranacağından adı gibi emindi. Ne de olsa bilgi sağlam yerden gelmişti, yine de kimseye bir şey belli etmeyerek rolünü güzel oynamıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendisinden beklenmeyecek kadar sakin ve mantıklı bir biçimde lafa Valerrny girdi bu arada.&lt;br /&gt;“Peki neden onlar? Bizi daha birkaç saat önce o aileyle iş birliği yapıp yüzüstü bırakan bir matron neden onları seçer ki?”. Bu sorunun ondan geleceğini beklemeyen İralde yüzünü ekşitti. Görünüşe göre ablasını fazla hafife almıştı. Oysa o, bu haberle bütün evin coşkuyla plana uyup ona güvenmesini beklemişti. Demek ki hızlı davranmıştı. Bir şeyler söyleyemedi bir an ve dudağını ısırdı. Sonra aklına gelen fikirlerle durumu toplardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Artık evin Yüce Annesi ve matronu olarak bazı şeyleri kenara bırakıp, evin salt başarısı için birlikte çalışmalıyız. Doğru, eğer annemiz burada olsaydı Harrdelinler’e dokunmayı önermezdim bile ancak işler değişti. Biz bir aileyiz ve bu ailenin kızları olarak evimizin geleceği bizlere bağlı.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Valerrny cevap olarak hiçbir şey söylemedi. Belki de onun cevap vermemesi şu an İralde’yi bu kadar rahatsız ediyordu. Ablası sadece anlaşılmaz gözlerle ona bir süre baktı, o kadar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Planım için başka fikirleriniz var mı evin rahibeleri?”&lt;br /&gt;“Hangi rahibeler? Elinnya henüz Lloth tarafından kabul görmedi, göremeyecekte.” Valerrny bunu tükürürcesine söylemişti ancak yine şüpheli bir biçimde sinirlerine hâkim oluyordu. &lt;br /&gt;“Doğru, ama ayağını bu biçimde gizlediğine göre onu bizimle paylabileceği bir sırrı vardır belki.” Dedi bakışlarını tatlı tatlı Elinnya’ya çevirerek. Ama Elinnya sade sustu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Tamam öyleyse, ısrarcı olmak benim huyum değildir.” Dedi omuz silkerek. Bu lafıyla bile Valerrny’e laf sokuyordu. “Ben onun gücüne inanıyorum.”&lt;br /&gt;“Bu yaptığımızın sonucu olarak Lloth bizi cezalandırabilir.”&lt;br /&gt;“Bu kızın yaşamasına izin vermemizle bile cezalandırabilirdi ama imkânsızlar yaşayan bir aileyiz biz.”&lt;br /&gt;“Lloth beni kabul edecektir, en azından bir süreliğine.” Konuşan Elinnya olmuştu. Bu sözler üzerine salonda bulunan iç kişi de bakışlarını kuşkucu bir biçimde ona çevirdi.&lt;br /&gt;“Bu nasıl olabilir?” dedi Arnkra. Onun bu sorusunu sıkı bir azarla susturabilirlerdi ancak kimse itiraz etmedi.&lt;br /&gt;“Benim yüzümden evimizin erkekleri öldü. Bu artık önemli değil, bu eksikler kapanacak ve başka erkek feda edilmeyecek. Lloth böyle dedi.”&lt;br /&gt;Şok üstüne şok yaşayan Keraunzaalar ağızları bir karış açık sakat kıza baktılar.&lt;br /&gt;“Bundan nasıl olabiliyorsun!” İralde’nin bağırışı duvarları titretti. Tanrıçasına bir hakaret olarak kabul ettiği sözler karşısında kız kardeşini cezalandırmamak için çok az bir zaman vardı.&lt;br /&gt;“Bu kadar sinirlenme Yüce Anne İralde. Lloth’un seni sevdiğini bugün gördük. Senin tarafında yer aldı değil mi? O zaman senin yükselişine de izin verecektir, ben sonumu biliyorum.” dedi itaatkâr bir biçimde başını eğerek. İralde buna tam olarak inanmasa da bir inandırıcılık payı bulduğunu inkar edemiyordu. Valerrny ve Arnkra onu kuşkuyla süzemeye devam ettiyse de sessiz kaldılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Eksiklerimizi en kısa zamanda kapatıp saldırıya konsantre olmanızı istiyorum sizlerden. Artık ailemizin adını daha yukarılara çıkarma vakti bizim için geldi!” Bu sözleri duymak hepsini mutlu etmişti. Yüzlerde hoşnut gülümsemeler oluştu. Ve salondan ayrıldılar…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Arnkra, sen kal.” dedi yüce anne.&lt;br /&gt;Herkes gittikten sonra Arnkra konuştu, “Ne istemiştin Yüce Anne?”&lt;br /&gt;“Biliyorsun ki evimizin bir savaşçısı yok. Elinnya yüzünden bütün erkeklerimizi kurban ettik. Senden, ailemize iyi bir savaşçı ve bana iyi bir eş olabilecek güçlü bir erkek bulmanı istiyorum.”&lt;br /&gt;Arnkra bu emre memnuniyetle uydu. Yüzünde giderek yayınlan bir sırıtmayla,” Bu emri yerine getirmekten büyük mutluluk duyacağım.” dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu sırada, koridorda:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Elinnya! Sen nasıl olup da bu kadar şey biliyorsun!”&lt;br /&gt;“Abla, artık gerçeği kabul etmeliyiz. O iblis bana da geldi ve her şeyi anlattı. Seni ne kadar sevdiğimi biliyorsun. Bugün o ettiğim yeminin hiçbir önemi yok! Benim sadakatim tamamen sana. Ama şu da bir gerçek ki, Lloth İralde’den şu anlık çok memnun. Yaşamama izin verecek ve İralde bir gün kendi kızlarını doğurduğunda işimi bitirecek… Ama o zamana kadar sen matron olamazsan tabii. Böyle bir şey asla olmayacak. Çünkü sen, benim yardımımla en tepeye çıkacaksın!”&lt;br /&gt;Valerrny değişmiş kız kardeşini baştan aşağıya süzdü. Bu gün bütün gün bunu yapmıştı zaten.&lt;br /&gt;“Sana güvenmiyorum Elinnya. Sen de değişik bir şeyler var. Örümcek Kraliçe’nin hiç merhameti yoktur, gözdeleri için bile. Bu söylediklerin akla yatkın değil.&lt;br /&gt;“O zaman izle ve güvenine yeniden layık olayım abla. Eğer Örümcek Kraliçe beni yok edecekse, en azından senin güvenliğini sağlayabilirim.” İşte bu sözlere inandı Valerrny, Yine de Lloth’un Elinnya’ya zarar vermeyeceğine hiç inanmıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ondan izin isteyip ayrılan Elinnya’yı izledi bakışlarıyla. Koridorda, önünde yürüyen drow dişisi kesinlikle bir Lloth rahibesi değildi. Valerrny bilmiyordu ama kardeşi o an çoktan bir Eilistraee rahibesi olmuştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İralde’nin evi gelişi sırasında geçen o iki saatte, Elinnya tam 1 hafta geçirmişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İralde eve gelirken ve Valerrny Elinnya tarafından bin bir türlü dil dökülerek odasına götürülmüşken:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Elinnya! Bana gel!”&lt;br /&gt;Yatağında uzanmış ve uykuya dalmış Elinnya, karşısında gördüğü kadınla şoka uğramış ve ne yağacağını bilemenden olduğu yerde kalmıştı. Karşısında duran, tıpkı kendisi gibi bir drow dişisi olan kadının üzerine hiçbir şey yoktu. Bileklerine kadar uzun, beyaz saçları savrularak mahrem yerlerini örtüyordu. Saçları durmadan dans ediyor, kadının elinde bulunan tek silah olan, uzun kılıçta bu dansa eşlik ediyordu.&lt;br /&gt;Elinnya’nın içinde büyüyen korku aynı zamanda dayanılmaz bir tapınma gücüyle çakışıyordu. En sonunda buna karşı duramayıp kendini dizlerinin üstünde buldu. “Tanrıçam!”&lt;br /&gt;Neden böyle demişti?&lt;br /&gt; Bu tanrısal varlık nasıl olup da onun tanrıçası oluyordu?&lt;br /&gt;“Bir tanem, beni unutmamışsın demek”. Kadının yüzünden tatlı bir gülümseme oluştu.&lt;br /&gt;“Seni en son daha yeni doğmuş bir bebekken ziyaret etmiştim. Ama hiç şüphen olmasın, seni her zaman uzaktan gözledim ve korudum. Hatta bu koruyuculuğu ablan Valerrny’e verdim, o bunu bilmese de.” Dedi gözlerini devirerek.&lt;br /&gt;“Tabii o seni kendi çıkarları için kullanmak istiyor ama artık gerçeklerle yüzleşmelisin.” &lt;br /&gt;Bu sözlerle kafası zaten karışmış olan Elinnya’nın kalbine iğneler battı. Ablası onu hiç sevmemiş, sadece kendi amaçları için kullanmak istemişti. Ağladı, hıçkıra hıçkıra ağladı. Kendini o an ne kadar güvende ve rahat hissetse de kırılan duygularına hakim olamıyordu.&lt;br /&gt;“Ağlama drow kızı.” dedi derinlerden bir erkeğin sesini andıran başka bir ses.&lt;br /&gt;Kız kafasını kaldırdığında, görüntüsü oldukça korkunç ve karanlıkta alev alev yanan kırmızı gözleriyle bir iblis buldu karşısında. Kısa bir çığlık attı ancak hiçbir şey olmadı. İblis, Tanrıça’nın ayakları dibinde durmaya devam etti.&lt;br /&gt;“Korkma Elinnya, o senin gerçek koruyucun. Ablasını bunu yapmaya ikna eden kişi. Görünüşünün altında gerçekten iyi bir kalbi vardı. Sadece drowlarla biraz problemleri var.”dedi aynı tatlı kıkırdamayla.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Tanrıçam! Beni yaratan güç sizsiniz! Nasıl bilmiyorum ama bu gerçeği şu an varlığımın her damlasında hissediyorum. Benden ne istiyorsunuz! Neden benim gibi bir sakatı seçtiniz!”dedi hıçkırıkları boğazından düğümlenerek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Evet, seni ben yarattım! Ama güçlü, başın dik dursun diye! Sen sakat bir drow kızı olabilirsin Elinnya Keraunzaa, ama şunu da bil ki o evin matronluğu senin kaderinde var. Bırak kardeşlerin seni kullanmaya çalışsın.”dedi ve İralde’nin geri döndüğünde evin matronu olacağını ve aklında planların hepsini anlattı.&lt;br /&gt;“Sakatsın, çünkü o sol ayağın sana bir hatırlatma. İçindeki kötülüğü yen ve benim rahibem, aynı zamanda seçilmişim olarak yüksel! Annem Lloth’ karşı olan savaşımda yanımda yer al bir tanem!” &lt;br /&gt;“Ama nasıl?”&lt;br /&gt;“Seni böylece onların önüne atacak değilim. Şimdi gel. Eğitimin başlıyor. Çok acılar ve zorluklar çekeceksin. Ama her şey bittiğinde Eilistraee rahibesi olarak yerini alacak ve gücünle evini yukarılara taşıyacaksın. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte bu sözlerle başka bir boyutta bir hafta geçirdi Elinnya ve geri geldiğinde sadece iki saat geçmişti. Ablalarının her şeylerine hazırdı ve yüreğine batan iğneleri de bu bir hafta içinde sindirmişti. Güçlüydü, belki sakattı ama yine de seçilen o olmuştu. Saklayamadığı bir gururu vardı içinde. İşte bu şekilde ailenin en tepesindeki yerini almak için hazırlanmıştı. Ve sırası gelince Lloth’a karşı duracaktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün söylediği çoğu şey yalandı. Çok güzel planlar yamıştı. Valerrny bu gün bütün aileyi şaşırtan kişi olsa da onun da güvenini kazanacağını biliyordu. Ne de olsa o sadakatiyla aciz, sakatlığıyla bir pislikti. Kendi kendine güldü ve odasına girdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Keraunzaalar’ın yeni matronu bir eş arıyormuş.” Dedi evi gözetlemekle görevli olan drow dişisi savaşçılarının lideri. Şimdi raporlarını iletiyordu.&lt;br /&gt;“Hımm bu oldukça ilgi çekici. Onları dışarıdan izleyerek elde edeceğimiz bilgiyi, evin içine bir casus yollayarak daha rahat elde edebiliriz.”dedi biri.&lt;br /&gt;“O zaman, yeni matrone eşi biz bulalım.”dedi öteki.&lt;br /&gt;“İçeriden bir casus, kesinlikle en mantıklı olanı.” dedi bir başkası.&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7035262680933797932-2518505578905405427?l=arka-sokak.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://arka-sokak.blogspot.com/feeds/2518505578905405427/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=7035262680933797932&amp;postID=2518505578905405427&amp;isPopup=true' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7035262680933797932/posts/default/2518505578905405427'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7035262680933797932/posts/default/2518505578905405427'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://arka-sokak.blogspot.com/2009/08/sakat-rahibe-5bolum.html' title='Sakat Rahibe // 5.Bölüm'/><author><name>Hazal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10635638823482125549</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='10660412539281888282'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_ylD8kE4QU3g/So_WSyrrvWI/AAAAAAAABVg/ZpJzq5UN9Lw/s72-c/eilistraee.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7035262680933797932.post-1214915703818825959</id><published>2009-08-16T19:06:00.014+03:00</published><updated>2009-08-16T19:49:27.392+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Haber'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Okuyuculara notlar'/><title type='text'>Kiralık Kılıçlar 2 // Cadı-Kral'ın Yemini (Ön Okuma)</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_ylD8kE4QU3g/SogzhFwvRII/AAAAAAAABVQ/Ce3cAEy3M-Y/s1600-h/promisewk1_1024.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 300px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_ylD8kE4QU3g/SogzhFwvRII/AAAAAAAABVQ/Ce3cAEy3M-Y/s400/promisewk1_1024.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5370599199214617730" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Jarlaxle Baenre ve Artemis Entreri'nin birlikte atıldıkları maceraları konu alan "Kiralık Kılıçlar" serisinin ilk kitabı zaten çıkmıştı. "Kristalin Hizmetkarı" adı altında uzun zaman önce piyasaya çıkmış olan ilk kitabın ardından yenisinin bir ön okuması yayınlandı. &lt;br /&gt;Unutulmuş Diyarlar'ın iki zeki ve etkileyici kiralık katilin ünü, ana karakter Drizzt Do'urden'i bile geçmiştir pek çok kişi için. İşte Wizards the Cost firması da bunu fark etmiş olacak ki bu ikisini bir üçlemede bir araya getirdi.&lt;br /&gt;İşte 2.kitap olan "Cadı-Kral'ın Yemini" kitabının ön okuması siz okurlar için tarafımızdan Türkçe'ye çevrildi :).(Eh tabii çevirenlerden biri de benim)&lt;br /&gt;Kitap önümüzdeki haftalarda yine Laika Yayıncılık tarafından çevirelecekmiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;Çevirenler:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Çağıl Erbaş (Arlinon)&lt;br /&gt;Bedir Yılmaz (Estarriol)&lt;br /&gt;Hazal Çamur (Fırtınakıran)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;Editör:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Hakan Tunç (magicalbronze)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;Sayfa tasarımı:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Ozancan Demirışık&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir KayıpRıhtım çevirisi olan bu çalışma, ön okuma yayınlandıktan sonra ilk olarak bizim tarafımızdan çevrilmiştir.(şimdi var mı başka çeviren site bilemiyorum, ben size haber vermekte geç kaldım. Bloga doğru düzgün bir şey yazamıyorum zaten ne zamandır :P)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ön okumayı indirmek için &lt;a href="http://s2.dosya.tc/Cadi_Kral-On_Okuma.pdf.html"&gt;BURDAN&lt;/a&gt; buyrun.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;İyi okumalar :).&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7035262680933797932-1214915703818825959?l=arka-sokak.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://arka-sokak.blogspot.com/feeds/1214915703818825959/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=7035262680933797932&amp;postID=1214915703818825959&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7035262680933797932/posts/default/1214915703818825959'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7035262680933797932/posts/default/1214915703818825959'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://arka-sokak.blogspot.com/2009/08/unutulmus-diyarlar-yeni-kita-on.html' title='Kiralık Kılıçlar 2 // Cadı-Kral&apos;ın Yemini (Ön Okuma)'/><author><name>Hazal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10635638823482125549</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='10660412539281888282'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_ylD8kE4QU3g/SogzhFwvRII/AAAAAAAABVQ/Ce3cAEy3M-Y/s72-c/promisewk1_1024.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7035262680933797932.post-7165356450783648902</id><published>2009-08-02T13:57:00.008+03:00</published><updated>2009-08-02T15:39:00.589+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Geniş Açı'/><title type='text'>Tolkien Elfçesine Devam</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_ylD8kE4QU3g/SnWHL1ao6sI/AAAAAAAABUQ/bgnsl3S6TWU/s1600-h/tolkien1.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 226px; height: 320px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_ylD8kE4QU3g/SnWHL1ao6sI/AAAAAAAABUQ/bgnsl3S6TWU/s320/tolkien1.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5365343168468937410" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;Uzun bir aradan sonra yine J.R.R Tolkien Elfçesi ile devam ediyorum. Daha önceki &lt;a href="http://arka-sokak.blogspot.com/2009/01/tolkein-elfesinden-semeler.html"&gt;yazıda&lt;/a&gt; ay isimleri, selamlama şekilleri, veda şekilleri, övgüler, hakaretler, emir cümleleri, saldırı sözleri ve günlük konuşmalarda sorulan sorulardan seçmeler aktarmıştım. Şimdi kaldığımız yerden devam edelim. Bu yazıda bulacaklarınız ise; &lt;br /&gt;*haftanın günleri, &lt;br /&gt;*ırk isimleri, &lt;br /&gt;*meslekler(sınıflar ya da yaygın adıyla class), &lt;br /&gt;*saygı duyulan kişilere hitaplar, &lt;br /&gt;*sevilmeyen kişilere hitaplar, &lt;br /&gt;*yönler, &lt;br /&gt;*şahıs belirtme biçimleri(ben, sen o vs.) olacaktır. İyi okumalar :).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;***Haftanın günleri:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pazartesi: Elenya&lt;br /&gt;Salı: Anarya&lt;br /&gt;Çarşamba: İsilya&lt;br /&gt;Perşembe: Alduya&lt;br /&gt;Cuma: Menelya&lt;br /&gt;Cumartesi: Valanya&lt;br /&gt;Pazar: Tarion&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;***Saygı duyulan kişilere hitap şekilleri:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaşlı kişi: Yaaraer&lt;br /&gt;Sakallı kişi: Spangaer&lt;br /&gt;Düşmanım/Rakibim: Gothamin&lt;br /&gt;Düşmanımın düşmanı: Goth en gothamin&lt;br /&gt;Arkadaşımın arkadaşı: Mellon en mellonamin (geçen yazıda belirttiğim gibi, arkadaşım: mellonamin'dir).&lt;br /&gt;Ufak/kısa baba (yetişkin erkek cüceler için): Ai' atar&lt;br /&gt;Şampiyonum: Aratoamin&lt;br /&gt;Hanımım (resmi durumlarda): Arwen en amin&lt;br /&gt;Lordum (resmi durumlarda): Heru en amin&lt;br /&gt;Saf olan: Poikaer (burdaki saflık masumiyet anlamındadır)&lt;br /&gt;Hayalperest: Elear&lt;br /&gt;Bilge kişi: Hodoer&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;***Sevilmeyen ve saygı duyulmayan kişiler için hitap biçimleri:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nefret edilen: Thaurer&lt;br /&gt;Agresif olan: Ruthaer&lt;br /&gt;Kan emici: Agaryulnaer&lt;br /&gt;Karanlık kişi: Morier&lt;br /&gt;Düzenbaz: Wethrinaer&lt;br /&gt;İğrenç olan: Feuyaer&lt;br /&gt;Korkunç olan: Gayaer&lt;br /&gt;Kötü olan: 'ksher&lt;br /&gt;Haddini aşan: Beikaer&lt;br /&gt;Korkak: Gorgaer&lt;br /&gt;Soğuk olan: Helkaer&lt;br /&gt;İstenmeyen kişi: Avaier&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;***Yönler:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kuzey: For&lt;br /&gt;Güney: Har&lt;br /&gt;Doğu: Rhun&lt;br /&gt;Batı: Numen&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;***Meslekler (Sınıflar):&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başbüyücü: Val'istar&lt;br /&gt;Suikastçı: Sereg'wethrin&lt;br /&gt;Bard: Lindar (bardlar için özel bir isim kullanmıyoruz genelde, olduğu gibi almışız ama ozan diyebiliriz bir nevi)&lt;br /&gt;Cleric: Amandil&lt;br /&gt;Druid: Taur'amandil&lt;br /&gt;İlüzyonist: İta'istar&lt;br /&gt;Paladin: Nim'ohtar&lt;br /&gt;Kolcu(ranger): Taur'othar&lt;br /&gt;Hırsız: Cam'wethrin&lt;br /&gt;Savaşçı: Ohtar&lt;br /&gt;Büyücü: İstar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;***Irk İsimler:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;At adam: Rah'edan&lt;br /&gt;Cüce: Naugrin&lt;br /&gt;İnsan: Edan&lt;br /&gt;Yarı elf: Elandili&lt;br /&gt;Elf: Quessir&lt;br /&gt;Orc: Orqu&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;***Şahıs belirtme biçimleri:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Ben: Amin&lt;br /&gt;Sen: Lle&lt;br /&gt;O (erkekler için): Ro&lt;br /&gt;O (bayanlar için): Re&lt;br /&gt;O (cansız varlıklar için): Ta&lt;br /&gt;Biz: Lye&lt;br /&gt;Siz: Llie&lt;br /&gt;Onlar: Ron&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benim: Amin&lt;br /&gt;Senin: Lle&lt;br /&gt;Onun (bayanlar için): He&lt;br /&gt;Onun (erkekler için): Ho&lt;br /&gt;Onun (cansız varlıklar için): Ta&lt;br /&gt;Bizim: Lye&lt;br /&gt;Sizin: Llie&lt;br /&gt;Onların: Sen&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu: Sina&lt;br /&gt;Şu: Tanya&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7035262680933797932-7165356450783648902?l=arka-sokak.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://arka-sokak.blogspot.com/feeds/7165356450783648902/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=7035262680933797932&amp;postID=7165356450783648902&amp;isPopup=true' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7035262680933797932/posts/default/7165356450783648902'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7035262680933797932/posts/default/7165356450783648902'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://arka-sokak.blogspot.com/2009/08/elfceye-devam.html' title='Tolkien Elfçesine Devam'/><author><name>Hazal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10635638823482125549</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='10660412539281888282'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_ylD8kE4QU3g/SnWHL1ao6sI/AAAAAAAABUQ/bgnsl3S6TWU/s72-c/tolkien1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7035262680933797932.post-1497120609789945527</id><published>2009-07-27T13:22:00.017+03:00</published><updated>2009-08-02T12:13:52.219+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Geniş Açı'/><title type='text'>Fantazyada Din Öğeleri ve Propagandası</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_ylD8kE4QU3g/SnM8CYMNlDI/AAAAAAAABUI/Pjfrkm1QXts/s1600-h/sovalye13un%255B1%255D.gif"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 191px; height: 200px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_ylD8kE4QU3g/SnM8CYMNlDI/AAAAAAAABUI/Pjfrkm1QXts/s200/sovalye13un%255B1%255D.gif" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5364697592679470130" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;Söz konusu fantazya olunca (fantastik, bilim-kurgu, korku vs.) dini faktörler ister istemez giriyor eserlere. Bunlar arasında bulabileceklerimiz pek sınırlı aslında. Dönüp dolaşıp aynı yere geliyoruz: Hıristiyanlık. Bilim-kurguyu aradan çıkarılım, o konuda fazla bilgim yok ancak fantastik ve korku edebiyatlarında Hıristiyanlığın rolü büyüktür. Bir şövalye diz çöker ve tanrısına ya da her neye tapıyorsa, dua eder-tıpkı Orta Çağ'da olduğu gibi. Savaşa gitmeden önce bir tapınağına uğrar, rahibinden kutsanma alır. Kutsama olayı da çoktur bu durumda. Korku edebiyatında ise, üzerinize gelen vampirden boynunuzdaki haçı çıkarıp, göstererek kaçarasınız. Bir kiliseye sığınır, olmadı kutsal su püskürtürsünüz. Böyle şeyler hiç değişmez ve beynimiz bunları hiç yadırgamaz. Neden? Böyle alıştık çünkü. Bugün siyah beyaz bir korku filminde de, günümüzün son teknolojisi olanlarda da durumlar farklı değil. Bir kilise, çıkarılan bir haç, kutsal su vb. şeylerle kötücül varlıklar bizden uzak tutulur. Ancak, başka dini öğeler çok nadir görülür bu gibi konularda.&lt;br /&gt;Şimdi, diyeceklerimi "KESİNLİKLE" bir din propagandası olarak algılamayın ya da beni tarikatçı yapmayın ama mesela, Müslümanlık unsuru olanı hiç gördünüz mü? Hayır. Yine neden diye soruyorum ve cevap basit: bu defa da az önce dediğim gibi tarikatçı, cemaatçi gibi benzetmelere maruz kalmak var. Ayrıca, Müslümanlık öğeleri taşıyan bir korku filmi insana çok absürd geliyor - ben de böyle düşünenlere dahilim. Ancak, bu da bizim kültürümüz bir yerde. Absürd gelme nedeni de ortada; biz hep tek bir şeye alışmışız. Başta da dediğim gibi, Hıristiyanlık öğelerini gördüğümüzde hiç yadırgamıyoruz. &lt;br /&gt;Film sektörünün hele, Amerika elinde olduğunu düşünürsek, aynı şey Amerikan propagandası için de geçerli; tabii konudan sapmayalım.&lt;br /&gt;Herkesin dini görüşüne saygım sonsuz ve Müslümanlık sadece bir örnek. Diğer dinleri de görmüyoruz ki, değil mi? Kimse bir camiiye olmadığı gibi, bir sinegoga da sığınmıyor mesela.&lt;br /&gt;Acaba, bu eserlerin ve filmlerin altından bir Hıristiyanlık propagandası yapılıyor olabilir mi? Neden olmasın?&lt;br /&gt;Herkesi bunu yapmakla suçlamıyorum elbette, ancak biz de bunu sürekli gördüğümüz için hiç yadırgamıyor ve sorgulamıyoruz. Aslında onlar da bir derecede haklı, çünkü bu da onların kültürü. Mesela şövalyelik zaten Avrupa'nın kendi dokusunda var, e hal böyle olunca adam diz çöküp dua da eder gider günah da çıkarır. Sonra tapınaklardaki dini görevlilere de rahip/rahibe der. Kendi bir yaratık yaratır, sonra da kendi dinsel olgularıyla bunu püskürtür.&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_ylD8kE4QU3g/SnM40OkjKZI/AAAAAAAABT4/F9hIyEcmmDc/s1600-h/templier-ordres.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 195px; height: 200px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_ylD8kE4QU3g/SnM40OkjKZI/AAAAAAAABT4/F9hIyEcmmDc/s200/templier-ordres.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5364694051044141458" /&gt;&lt;/a&gt;Filmlere tekrar bir bakış atacak olursak, Hıristiyanlığın 7 günahı da en çok işlenen dini öğeler arasındadır. (Bilmeyenler için hemen bu 7 günahı yazalım: oburluk, tembellik, aç gözlülük, haset etme, gazap, gurur ve şehvet.) Bunlardan en meşhuru, şüphesiz "Seven (yedi)" isimli filmdir. Bu gerilim filminde de buna bir örnek görüyoruz. Şövalyelik ise, Tapınak Şövalyeleri adı altında, adamları öven filmler dönüyor. Gerçek gayet farklı olsa da, nasıl Haçlı Seferleri asil askerlerin "görgülü" davranışlarıyla yapıldığı yansıtılıyorsa bu da o şekilde. Bugüne kadar objektif olduğuna inandığım tek film "Cennetin Krallığı"dır. En sevdiğim filmler arasında çok rahat 1. sırayı da alabilir. &lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_ylD8kE4QU3g/SnM2YB6r5OI/AAAAAAAABTc/4pWIK2q9tr8/s1600-h/DeM-angel-piping-L.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 164px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_ylD8kE4QU3g/SnM2YB6r5OI/AAAAAAAABTc/4pWIK2q9tr8/s200/DeM-angel-piping-L.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5364691367587734754" /&gt;&lt;/a&gt;Melek figürlerine gelecek olursak, kiliselerde resmedilmiş melek tasvirlerinin yansımasına şahit oluyoruz. Ancak, kendi içlerinde bunu değiştirienler de var. Bunlardan benim için en meşhuru, Diablo serisinin yaratıcılarının (Blizzard) Tyrael adlı meleğidir. Bütün melek tasvirlerini alt üstü edip, kiltleleri kendine hayran bırakmıştır (asaletine kurban!). Kendi dediğimi çürütmek adına söyledim bunu bir anlamda. Kendi içlerinde bunu değiştirenler az da olsa var. Yine de, ondan bile o tarafa doğru bir yönelim var, az da olsa.&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_ylD8kE4QU3g/SnM28mKiN1I/AAAAAAAABTk/yQWsHzbNdss/s1600-h/tyrael-knight(b%C3%BCy%C3%BCk).jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 150px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_ylD8kE4QU3g/SnM28mKiN1I/AAAAAAAABTk/yQWsHzbNdss/s200/tyrael-knight(b%C3%BCy%C3%BCk).jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5364691995793176402" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Konuyu oyun sektörüne de getirmişken değineyim, onlar da farklı değil aslında bu konuda. Oyunların geneline bakacak olursak (oyun çok severim! yanlış anlaşılmasın!) adamlar doğal olarak kendi özlerinden bir şeyler katıyor. Sektör onların elinde çünkü. Her birimiz bir korku oyununda yıkık bir kilise görmüşüzdür hiç değilse :).&lt;br /&gt;Biz neler yapıyoruz?&lt;br /&gt;Efendim, biz en çok Cin Suresi'ni kullanıyoruz :D. Yeterince korkutucu bir etmen kendisi ^^. En son Anadolu Korku Hikayeleri adlı kitapta gördüm, almadım ama :D. Bu da bizim kültürümüzün bir parçası sonuçta. Gayet de korkutmaya yetiyor. Hee, ama bunu dünyaya yayamadık ona yanarım. Öcü kavramını, Bugimen olarak benimseyen dünyaya gayet hoş bir korku olurdu sanırım. Japonlar yapıyor bunun benzerelrini genelde. Dünyada sıkışıp kalmış hayaletler hikaye :P, bizimkiler şahane. Hollywood bir cinli film çekse, dünya komaya girer, iddialıyım xD! &lt;br /&gt;Kendi öz eleştirime gelcek olursak,(reklam gibi olacak ama) şu an yazdığım ve yarım bıraktığım bir hikayem olan "Kargalar ve Mezarlar" adlı hikayemde bunu kullanmayı çok düşündüm. İstanbulda geçen bir undead avcısı, teşkilat ve necromancerlardan oluşan, Türk karakterlerin olduğu bir hikaye bu. Ancak, (undead avcımız değilde, öğrencisi) karakterlerden biri, boyunundan haç çıkarmasın da bize ait bir şey yapsa ne olur? Adam fısıldıyarak dua etsin mesela. Ne okuduğu önemli değil, onu yazmam da. Din propgandası olur çünkü :P, hoş değil.  Kendi yazdıklarımda zaman zaman aklıma gelen ve kullanmaktan çekindiğim bir konudur bu. Nedeni ise basit, yanlış anlaşılmak. Ayrıca, Avrupa bunu göstere göstere yaparken, biz bunu kendi çapımızda neden sürdürelim ki? Hepimiz teröristiz tabii onların gözünde :P. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Toparlarsak, elimize geçen kitaplarda, oynadığımız younlarda ve özellikle izlediğimiz filmlerde bir din propagandası yapılıyor olabilir mi? Sizin fikriniz nedir bilmem ve dinlemekten de mutluluk duyarım ancak ben derim ki, evet yapılıyor. Çok sevdiğim yazarlar ve yönetmenler de bunu yapıyor ancak, ben herkesi değil bunu yapabilecek olan olasalığı suçluyorum. Bugün nasıl bir Amrekina propagandası gümbür gümbür filmlerde gidiyorsa elbet bu da yapılabilir&lt;/strong&gt;.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7035262680933797932-1497120609789945527?l=arka-sokak.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://arka-sokak.blogspot.com/feeds/1497120609789945527/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=7035262680933797932&amp;postID=1497120609789945527&amp;isPopup=true' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7035262680933797932/posts/default/1497120609789945527'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7035262680933797932/posts/default/1497120609789945527'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://arka-sokak.blogspot.com/2009/07/fantazyada-din-ogeleri-ve-probagandas.html' title='Fantazyada Din Öğeleri ve Propagandası'/><author><name>Hazal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10635638823482125549</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='10660412539281888282'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_ylD8kE4QU3g/SnM8CYMNlDI/AAAAAAAABUI/Pjfrkm1QXts/s72-c/sovalye13un%255B1%255D.gif' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7035262680933797932.post-389952084795554955</id><published>2009-07-22T19:57:00.010+03:00</published><updated>2009-07-22T20:48:22.234+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Haber'/><title type='text'>Ustalara Saygı Kuşağında Genç Yetenekler</title><content type='html'>&lt;strong&gt;Aşağıdaki resimler, Uludağ Üniversitesi Resim Bölümü, 1. sınıf öğrncisi &lt;em&gt;Abdullah İpek &lt;/em&gt;tarafından yapılmıştır. Cnbc-e çakması bir başlıkla, emeğine duyduğum saygıyı yanstımak istedim ^^. Ama siz bakmayın onun Resim Bölümü'nde okuduğuna, en iyi arkadaşından dinledim ondaki doğal yetenekmiş :). &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Resimlerin detaylarına iyi bakın, gölgelendirmelerine ve detaylardaki gerçekçiliği siz de takdir edeceksiniz. (Ancak, kendisi resimleri fotoğraf makinesyile çekip gönderdiği için, bazı resimler bulanık gözüküyor olabilir)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir iblis resmiyle başlayalım o zaman. "İleriii!" emrini verdiğini duyar gibiyim...&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_ylD8kE4QU3g/SmdFw3hZHBI/AAAAAAAABSs/l0OWLfVYQIQ/s1600-h/PHOT0007.JPG"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 300px; height: 400px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_ylD8kE4QU3g/SmdFw3hZHBI/AAAAAAAABSs/l0OWLfVYQIQ/s400/PHOT0007.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5361330587247909906" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bu savaşçı bana, nedense Budist rahipleri hatırlattı, ancak onların barış kavramıyla pek örtüşmüyor sanırım. Kan revan içinde olduğuna dikkatinizi çekerim ;).&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_ylD8kE4QU3g/SmdHJtPMK-I/AAAAAAAABS0/8w0AXHN8T6Y/s1600-h/PHOT0008.JPG"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 300px; height: 400px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_ylD8kE4QU3g/SmdHJtPMK-I/AAAAAAAABS0/8w0AXHN8T6Y/s400/PHOT0008.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5361332113495567330" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Ve aynı savaşçının daha yakından bir resmi.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_ylD8kE4QU3g/SmdH_jlgNLI/AAAAAAAABS8/MS5w0yZmgWk/s1600-h/PHOT0002.JPG"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 300px; height: 400px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_ylD8kE4QU3g/SmdH_jlgNLI/AAAAAAAABS8/MS5w0yZmgWk/s400/PHOT0002.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5361333038617736370" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;İşte! En iyisini en sona sakladım. Assolistler en son gelirmiş değil mi ;)? Bu aşağıdaki ise bir insan şaman. Yaşına hürmet edip, eğilesi geliyor insanın ^^.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_ylD8kE4QU3g/SmdI6Dk3qWI/AAAAAAAABTE/wcb1UfZSw88/s1600-h/PHOT0001.JPG"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 300px; height: 400px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_ylD8kE4QU3g/SmdI6Dk3qWI/AAAAAAAABTE/wcb1UfZSw88/s400/PHOT0001.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5361334043637426530" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;İnsan şamanımıza farklı bir açıdan bakış.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_ylD8kE4QU3g/SmdJ0J1SkfI/AAAAAAAABTM/9KlLW-3L13U/s1600-h/PHOT0003.JPG"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 300px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_ylD8kE4QU3g/SmdJ0J1SkfI/AAAAAAAABTM/9KlLW-3L13U/s400/PHOT0003.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5361335041749324274" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Son olarak da, şamanın yüzüne daha yakından bir bakalım.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_ylD8kE4QU3g/SmdKmMSBl5I/AAAAAAAABTU/zYkM-sg4bOk/s1600-h/PHOT0002(1).JPG"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 300px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_ylD8kE4QU3g/SmdKmMSBl5I/AAAAAAAABTU/zYkM-sg4bOk/s400/PHOT0002(1).JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5361335901400176530" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Detaylara bakarak biraz zaman geçirmenizi tekrar tavsiye ederim :). Emeklerini bizlerle paylaştığı için &lt;em&gt;Abdullah İpek'e &lt;/em&gt;teşekkür ederim.&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7035262680933797932-389952084795554955?l=arka-sokak.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://arka-sokak.blogspot.com/feeds/389952084795554955/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=7035262680933797932&amp;postID=389952084795554955&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7035262680933797932/posts/default/389952084795554955'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7035262680933797932/posts/default/389952084795554955'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://arka-sokak.blogspot.com/2009/07/ustalara-sayg-kusagnda-genc-yetenekler.html' title='Ustalara Saygı Kuşağında Genç Yetenekler'/><author><name>Hazal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10635638823482125549</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='10660412539281888282'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_ylD8kE4QU3g/SmdFw3hZHBI/AAAAAAAABSs/l0OWLfVYQIQ/s72-c/PHOT0007.JPG' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7035262680933797932.post-4686620527071355704</id><published>2009-07-22T19:44:00.004+03:00</published><updated>2009-07-22T19:57:21.820+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='T.F.B-Site Tanıtımları'/><title type='text'>Site Tanıtımları-Holymirage</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_ylD8kE4QU3g/SmdELR5jdiI/AAAAAAAABSk/lTIYT_dq03A/s1600-h/Yeni+Resim.bmp"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 121px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_ylD8kE4QU3g/SmdELR5jdiI/AAAAAAAABSk/lTIYT_dq03A/s200/Yeni+Resim.bmp" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5361328841981916706" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;Site Adı:&lt;/span&gt;  Holymirage&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;Site Adresi:&lt;/span&gt;  &lt;a href="http://www.holymirage.com"&gt;http://www.holymirage.com&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;Sitenin Kuruluş Tarihi:&lt;/span&gt;  2007&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;Sitenin Tanıtımı:&lt;/span&gt;  FRP arşivi ile bilgi paylaşımı yapabileceğiniz, her ırka ait forumlardan sağlam bilgiler edinebileceğiniz, online oyun dünyasını ve frp konulu haberleri yakından takip eden bir websitesi. Her hafta güncellenen ve Abdullah Kara’nın yazıp çizdiği Kızıl Diyar adındaki hikaye farklı ırklar ve farklı konuları ile adından ilerleyen yıllarda bahsettirebilecek güzel bir proje. HM, World Of Warcraft ve Warhammer Online gibi MMORPG ve birçok rpg oyunlar hakkında da geniş bilgiler içermekte. Sitede zaman geçirenlerin keyifli vakit geçirmeleri için Resim galerileri ve Mp3 çalar da düşünülmüş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;Sitenin Amacı:&lt;/span&gt;  Sitenin başta kuruluş amacı şahsi olarak yazarın Kızıl Diyar adlı hikayesi ve çizimlerini yayınlamaktı. Fakat zamanla bu amacın içine FRP’yi sevdirme ve hakkında bilgi edindirme gibi güdüler almış ve site dahada büyümüş yeni konulara yelken açmıştır. Holymirage tamamen FRP severlere bilgi edindirmek ve onların soru işaretlerini ortadan kaldırabilmek için kurulmuş bir websitesidir. Kısacası holymirage.com’un tek amacı fantastik kurgu ve fantastik edebiyattır. Görünüşe göre siteyi ziyaret edenlerin pişman kalmayacakları bir oluşum.&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7035262680933797932-4686620527071355704?l=arka-sokak.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://arka-sokak.blogspot.com/feeds/4686620527071355704/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=7035262680933797932&amp;postID=4686620527071355704&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7035262680933797932/posts/default/4686620527071355704'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7035262680933797932/posts/default/4686620527071355704'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://arka-sokak.blogspot.com/2009/07/site-tantmlar-holymirage.html' title='Site Tanıtımları-Holymirage'/><author><name>Hazal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10635638823482125549</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='10660412539281888282'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_ylD8kE4QU3g/SmdELR5jdiI/AAAAAAAABSk/lTIYT_dq03A/s72-c/Yeni+Resim.bmp' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7035262680933797932.post-6681251973539868191</id><published>2009-07-12T15:28:00.009+03:00</published><updated>2009-07-12T15:48:28.172+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Serbest öykü'/><title type='text'>Kayıp Yüz</title><content type='html'>Temmuz ayı, &lt;a href="http://oyku.kayiprihtim.org/"&gt;Kayıprıhtım Aylık Öykü Seçkisi&lt;/a&gt; için yazdığım hikayemdir. &lt;br /&gt;Temmuz ayı temamız "&lt;em&gt;korsan&lt;/em&gt;"dı ve birazdan okuyacağınız bu hikaye de "korsan" teması üzerinedir. Hikayeme gelen yorumları görmek için &lt;a href="http://oyku.kayiprihtim.org/kayip-yuz-firtinakiran/"&gt;buyrun&lt;/a&gt;.(Ağustos ayı temamız "&lt;em&gt;kule&lt;/em&gt;" üzerine olacaktır.)  &lt;br /&gt;Şimdi buyrun okumaya :).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_ylD8kE4QU3g/Slna756AHHI/AAAAAAAABSc/4Zy7kJUkuYY/s1600-h/Korsan_Gemisi_Resimleri.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 249px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_ylD8kE4QU3g/Slna756AHHI/AAAAAAAABSc/4Zy7kJUkuYY/s400/Korsan_Gemisi_Resimleri.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5357553954425150578" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Yapboz parçaları, günlerdir dağınık olduğu kutudan bir bir alınıp bütünleştirilmişti. Şimdi ise, son üç parça kalmışken, sahibinin heyecanı gözlerinden okunuyordu. Akşamüzeri, batmakta olan güneşin turuncu gökyüzüyle kucaklaştığı bir esnada, siyahlaşan deniz dalgalarıyla yüzen bir gemide, geminin burun kısmında ayakta durmuş bir delikanlı vardı. Yapboz sahibi de, bu 2000 parçalık yapbozu bitirerek denizlerin hırçın delikanlısının yüzünü görecekti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Oğlum saat kaç oldu, yat artık! Bir şeyi 3 kere tekrarlatma bana!”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocuk sinirle kafasını geriye çevirdi ve bağırdı:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Bitiyor dedim ya anne! Tamam, yatıyorum işte!”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Son 1 saattir yatıyorsun zaten! Yatağa, hadi!”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocuğun asık suratı, yapboza çevirmesiyle düzeldi. Son üç parçayı da özenle yerine koydu ve tam geriye çekilip eserine gururla baktığında yüzü asıldı. Sevgili korsanının, o gemi burnunda deli cesaretiyle ayakta duran, dalgalara meydan okuyan delikanlının yüzünü oluşturan parça yoktu. Kutuyu evirdi çevirdi, sonra yatağının altına ve odanın her bir noktasını aradı. Parça hiçbir yerde değildi. Yapboz kutusunun kapağına baktı yeniden. Orda korsanın yüzü tam seçilemiyordu, işte o da bu yüzden bitirmek için bu kadar hevesliydi. Sadece rüzgârla uçuşan sarı saçlar görüyordu yap-bozda, ama bir yüzü yoktu.&lt;br /&gt;Yeniden yüzü asılmıştı. Ellerini sinirle saçlarını arasında gezdirdi yatağa yatarken. Sinirinden gözleri dolu dolu olmuş, kayıp parçaya lanet etmişti. O uykuya daldığında, odanın karanlığında bir kıpırtı oldu ve çapkın bir delikanlının hikâyesini anlattı dalgalar…&lt;br /&gt;Resimdeki siyaha dönük dalgalar hareketlendi, gökyüzünün turunculuğu daha bir gerçekçi oldu aniden. Herkes susmuşken, parçaların sahibi uykuya dalmışken, yapboz parçaları bir zamanlar var olanı ve kayıp parçayı anlattı uykudaki herkese.&lt;br /&gt;Aslen bir Viking olan “Sarı Bela” lakaplı Odin, kuzey kıyılarından aşağılara inip de adını ve yaşamını burada sürdürmeye karar verdiğinde herkes onu saygıyla selamladı. Aslına bakarsanız, bunu sadece korsanlar yapmıştı. Boyu 2 metre, kollarındaki kasları kaplan başı kadar, göğüs kasları kendinden önce köşeyi döner vaziyette olan bu İskandinav, dağınık filoları toplayarak kendi ordusunu kurdu ve civar kıyılardaki sakinlerin “belası” oldu. Ayrıca, her bir korsanın sararmış dişleri, denizlerde gezmekten esmerleşmiş tenleri olmasından ötürü; onun düz, rüzgârda haşince ve tıpkı bir pelerin gibi dalgalanan sarı saçları ve güneş altında yandığında esmerleşmek yerine kızaran teni sayesinde “Sarı Bela” denmesi uygun görülmüştü. Ah tabii, başka isimleri de vardı. Acımasızlığından dolayı “Kan Tükürten”, iyi balta savurmasından dolayı “İnsan Biçen” ve çok çok az kişi tarafından bilinen iyi dans edişi yüzünden de “Kıvrak Kalça” gibi. Eh, Kıvrak Kalça lakabını bu kadar az kişi bilmesinin nedeni, hiç şüphesiz öğrenenlerin şimdi okyanusların derinliklerinde balıklarla iskambil oynamasındandır.&lt;br /&gt;Sarı Bela Odin’in adı, o doğduğunda büyük umutlarla konulmuştu. Babası aynı zamanda kabilenin de şefiydi ve ona, dünya üzerindeki her su birikintisinde hâkimiyet kurabilmesi için bu adı vermişti. İsim ona verilip, herkes büyük coşkuyla biraları yuvarlarken, kamburu çıkmış bir cadı kadın oraya varmıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Seni gidi kendini bilmez hergele! Oğluna bir tanrı ismi vererek tüm kabileyi nasıl tehlikeye atarsın!”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Defol git buradan yaşlı bunak! Sen benim oğlum ve geleceğine nasıl bir hakarette bulunursun!”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Konuşma küfürlerle sürüp gitmiş ve en sonunda kabile yaşlı cadıyı haklı bulmuştu.&lt;br /&gt;“Eğer bu laneti sırtlanmaya hazırsan, sen veya bu tanrı isimli velet olmasa da, torunun ya da onların torunları bu bedeli elbet ödeyecek!”deyip çekip giden cadının arkasından olaylar patlak vermişti.  Ne yaptılarsa kabile şefi inadından vazgeçmeyince, birkaç kanlı kavga ve ardından yuvarlanan biralarla yeniden huzur sağlanmıştı. Saldırılan kabile şefi olunca, onu ve adamlarını yere yıkmak imkansız hale gelmişti elbette. Ancak, Odin babasının ona verdiği görevle birlikte kuzeyden ayrılınca lanette onları terk etmişti.&lt;br /&gt;Odin, sıcak sulara indiğinde, gönlünü birçok kadın çaldı. Bunlardan hiçbiriyle uzun bir ilişkisi olmadı. Tıpkı adını aldığı tanrısı gibi, çok eşlilik işine geliyordu. Giderek artan saygı ve her geçen gün ekibine katılan korsanları sayesinde babasının umutlarını boşa çıkarmamıştı. Artık suya bakan herkes, acaba buradan bir yerden çıkar mı diye onu düşünür olmuştu.&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_ylD8kE4QU3g/SlnY8cimWAI/AAAAAAAABSM/4TwBNhBZ8s4/s1600-h/fable_2_art_03.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 130px; height: 320px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_ylD8kE4QU3g/SlnY8cimWAI/AAAAAAAABSM/4TwBNhBZ8s4/s320/fable_2_art_03.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5357551764698978306" /&gt;&lt;/a&gt;Gel gelelim, günlerden bir gün, Notre Dame’da esmer bir çingene Odin’in kalbini çaldı. Esmer teni, kırmızı, dolgun dudakları ve her daim estetik bir hareketle adamı sarmaya hazır kolları sayesinde sarışın korsanın kalbinde taht kurmuştu. O sıralar, Notre Dame Katedrali’nde bir kamburun çanlara asılarak çaldığını anlatan hikâyeler gezmekteydi. Bu hikâye giderek yayıldı ve ağızdan ağza geçerken genişledi. Sonraları bu olay, çanları çalan kamburun, Odin’in kalbini çalan çingeneye aşık olduğu yönünde başlayacak ve aynı çingenenin de şehirde görevli sarışın bir delikanlıya aşık olmasıyla devam edecekti. Hâlbuki bu kadın, ne bir kambur tarafından görülmüş ne de kalbini masum bir aşka bırakmıştı. &lt;br /&gt;Günler ve geceler boyunca Odin, tef çalan diğer Çingenelerle dans etmiş ve kadınla yatağını paylaşmıştı. Gün gelip yeniden denizlere açıldıklarında, kıyılardaki hiçbir kadının bu kadar baştan çıkarıcı olmadığını fark edince, 6 ay sonra Notre Dame’a geri dönüp kadını karısı ilan etmişti. &lt;br /&gt;İşte, yapbozdaki çapkın delikanlı bu ikilinin meyvesiydi. Sarı Bela ve herkesin yüreğini hoplatan esmer dilberin meyvesi, önceleri fazla cılız olduğu için babası tarafından reddedildi. Ayrıca, bir kadın ve bebeğini beraberinde denizlere götürmek büyük uğursuzluktu. Bunun lafını gemide ettiğinde adamları ayaklarına kapanmış, bırakın bir kadının gemiye uğursuzluk getirmesini hele hele o büyücü çingenenin gemi değil, iskeleye ayak basmasının bile hepsini ölüme göndermekten beter olduğunu anlattılar. Odin o gün ilk defa kadının bir cadı olduğunu öğrendi. Babasının umursamadığı, ama onun aklını hep kurcalayan lanet için karısından yardım istedi. Çingene kadın, narin parmaklarıyla ona büyülerini yaptı ve boynuna bir muska takarak bunu asla çıkarmaması gerektiğini tembihledi. Odin öldüğünde, hiçbir lanet ona işlememişti.&lt;br /&gt;Karısı ve cılız oğlunu karada bırakan Odin, hazine, şan ve şöhret avına devam etti. Bu sırada, annesinin tatlı kollarında, dans, şarkılar ve kurnazlıkla büyüdü çocuk. Babası yıllar sonra döndüğünde karşısında annesinin beyaz tenli ve sarı saçlı bir kopyasını buldu. Ona o kadar benziyordu ki, Odin’in deyimiyle kız gibi bir yüzü vardı. Sonraları “Bebek yüzlü Thomas” olarak bilinecek ve babasını gittiği yolda, yani kadınların kalbini çalan yolda, emin adımlarla yürümesine olanak verecekti bu.&lt;br /&gt;Çocuk 16 yaşına geldiğinde, Odin oğlunu yanında denizlere götürdü. Yıllarca süren yolculukları ve soygunları sayesinde oğlu gerçek bir erkek olmuştu. Artık Odin’in içi rahattı. Ölürken içinde oğluna karşı hiçbir şüphe yoktu. Vasiyeti ise bir gün kuzeye, kendi vatanına gidip kabilesini görmesi olmuştu. Tabii ki, cesedinin denizlere atılması ve karısı olacak cadının hiçbir erkeğe bakmaması için annesini gözünün önünde tutması gerektiğini sıkıca tembihledikten sonra.&lt;br /&gt;Bebek yüzlü, annesinin ve her ne kadar babası inkar etse de babasından da biraz aldığı kıvraklığı sayesinde her savaşta düşmanını çıldırtır olmuştu. Başta tayfası ve korsan filosu tarafından sünepe bir çocuk olarak görülse de, yetenekleri sayesinden tayfanın gözünde yükselmişti. Her daim yüzünde duran gülümsemesi ve kimsenin karşı koyamadığı masum yüzü sağolsun, adamları da ona güvendi.&lt;br /&gt;Saldırdıkları gemilere halatlarla altlarkenki esnekliği, ona savrulan kılıçlardan bir iki bel kıvırmasıyla kurtuluşu ve düşman gemilerdeki yolcu kadınların onu görünce bir “ah!” çekmeleri sayesinde işi zor olmuyordu. Servetleri giderek artarken o, kıyılarda onu görünce çıldıran kızlarla gününü gün etmeye devam etti. Büyük şehirlerin soylu hanımefendileri bile, yanlarından bu genç adam geçerken mendillerini yere atıp, almak için yere eğildiklerinde kaza süsü vererek omuz askılarını düşürürlerdi. Asil babalarının arabalarında yoldan geçen genç hanımlar ise, geceleri kaçıp onunla olurlardı.&lt;br /&gt;Hayatına giren kadınlardan birinin, karadul Kanlı Mary olduğu bile söylentiler arasındaydı. Genç ve güzel kalmak için, genç bakire kızların kanıyla yıkanan bu dehşet verici dişi canlının bir süre sevgilisi olarak kaldığı ve kadınla hala temasları olduğu da söylentiler arasındadır.&lt;br /&gt;İstediği her şeyi ama her şeyi vardı. Hayatının en büyük aşkı ise her korsan gibi denizlerdi. Savaş, masum yüzünde bir iz bulmasa da hayatının anlamıydı. Yağmalanacak bir gemi gördüğünde, derinlerde annesinin sinsiliği parlar ve avını kıstıran bir kaplan gibi üzerine atlardı. Bu gence çok lanet edilmişti. Yağmalanan gemilerin ahalisi, evlenme vaadiyle kandırdığı genç kızlar ve borcunu ödemek yerine camdan sıvıştığı barmenler…&lt;br /&gt;Ama hiçbiri bir işe yaramamıştı. Rakip korsan gemileri, sırf kazançları düşsün ve hatta bu bebek yüzlü zibidi geberip gitsin diye ona büyüler yaptırdıysa da sonuç bir hiçti. Çünkü annesi, oğlunu korumak için onu doğduğu günden beri Çingene büyüleriyle koruyordu. &lt;br /&gt;Bir akşamüstü, batmakta olan güneşin ışınları havayı turuncuya boyamışken, giderek kararan gökyüzünün altında dalgaları siyaha dönük bir renkte dalgalanırken yeni bir av gördüler. İyice görebilmek için geminin burnuna koştu ve atletik bir hareketle, tek sıçrayışta kenarda durdu. Şimdi, elini mavi ve buzlu gözlerine siper etmişken, akşam rüzgârı, dağınık sarı saçlarını savuruyor ve bir yandan da gömleğini şişiriyordu. Deli cesareti bu olsa gerek, zira kendisi o anda tam uçta, denizle arasındaki mesafe bir hiç olacak şekilde duruyordu. Ayağı bir kaysa, serin sularda köpekbalıklarına güzel yüzlü bir yemek olacaktı. İşte bu tablo, tamda küçük bir çocuğun yapbozundaki resimdi. Ama o, şu an sadece avını düşlemekteydi. Giderek yaklaşan İngiliz bayraklı gemiye hasretle ve elleri seğiren bir deli gibi baktı uzun bir süre.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Beyler! Hedef saat 6 yönünde!”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Emri alan korsanlar bağırışlar ve denizci jargonu dolu bir yığın talimatlarla gemiyi savaşa hazırladı. İngiliz gemisi hazırlıksız yakalandı. Bir anda gemilerinden delik açan bir topla sarsıldılar. Bir adam güvertedeki direkten aşağı bağırdı:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Korsanlaaaaaaaaar!”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çatışma kısa sürmüştü. İngiliz gemisi basit bir tüccar gemisinden fazlası değildi ne de olsa. Karşıdaki gemiye atılan halatlar ve kıvrık kılıçlarını ağzına alarak, iplerden vahşice atlayan korsanlara teslim olmamak için ne gibi bir nedenleri olabilirdi?&lt;br /&gt;O gün çok ilginç bir şey oldu, gemi direğine bağladıkları tüccar ve gemideki kızı, köpekbalıklarına yürütülmeden önce son kez gemide yağmalamadıkları bir şeyler var mı diye öğrenilmeye çalışılırken, Bebek yüzlü Thomas, kızın yanına gidip ona tatlı sözler söyledi ve isterse onunla kalp ölümden kurtulabileceğini ima etti. Pek çokları kendini onun kollarına bırakmıştı. Çingene annesinin, cazibe tohumlarını oğluna devrettiği bir gerçekti ama bazen insanlar büyü gücünü de verdiğinden şüphelenirdi. İrade kırmakta üstüne yoktu.&lt;br /&gt;Bu gün diğerlerinden farklıydı ya, kız genç adamın suratına okkalı bir biçimde tükürdü. Tüm tayfa ve kendisi şoka uğramıştı. Kızın iplerini kılıcıyla tek vuruşta kesti ve saçların tuttuğu gibi sürükleyerek denizin dibine fırlattı. Kızı yerde sürüklerken aklında hiçbir şey yoktu. Gözleri deliye dönmüş bir biçimde ilk defa tattığı yenilginin acısını taşıyordu sadece.&lt;br /&gt;Gemilerine döndüklerinde kaptanları kamarasına kapandı. Odasında yere göğü yıktığı duyulmayacak gibi değildi hani, ama yanına yaklaşan olmadı. Bir iki kere, kızı denize atarak nasıl harcadığından hayıflansalar da, masum yüzlü kaptanlarının çileden çıkmış haliyle ne kadar da Sarı Bela Odin’e benzediğini fark ettikleri an sustular. O gün bir milat oldu genç korsan kaptana.&lt;br /&gt;Pusuluya eline aldığında, artık iyice hava kararmıştı. Güvertede tek başına durmuş, içip sızmış tayfasını ve yerleri silerken müstehcen bir şarkı mırıldanan adamını izlerken, cebindeki pusulayı çıkardı ve altın kapağını açtı. Bunu geçen ay birinden yürütmüştü ama kim olduğunu hatırlamıyordu. Yıldızlarla dolu gecede, birkaç yıldızın ışığı birleşti ve altın puslanın açık kapağına vurdu. Kapağın ucundan yansıyan cılız bir ışık huzmesi ise, N yazan ve kuzeyi sembolize eden harfin üzerinden hareler oluşturdu. İşte o gece bunu ikinci bir işaret olarak kabul eden Bebek yüzlü, bugün olan yenilgisini atalarına yaptığı bir saygısızlık ve babasının vasiyetine ihanet ettiği olarak saydı. Annesine dair olan vasiyetine gelince, onu yanına almak istemişti ki savaşlarında büyüsüyle onlara yardım etsin diye ama adamları tıpkı babasına verdiği tepkiyi verip ayaklarına kapandı. Kadını görmeye tahammülleri yoktu. Onun etki alanında birer kukla olacaklarından emindiler. O da bundan vazgeçip annesini halkıyla bırakmıştı. &lt;br /&gt;Konuya geri dönecek olursak, Bebek yüzlü Thomas o gece tayfasını uyandırdı ve içip sızmışları tekmeleyerek ayılttı. Rota kuzeye, buzların soğuk nefesinin insanı ürperttiği ve Sarı Bela Odin gibi daha nicesini kan kokusuna hasretle beklediği diyarlara çevrildi.&lt;br /&gt;Aylarca süren yolculuk sonunda kuzeye vardılar. Thomas, tayfasını geri de bırakarak kabilesini bulmaya gitti. Aslında, var olmayanı aramaya gitti, zira kabilesi olan halk çürümüş cesetlerden ibaretti. Cesetlerin ortasında oturan kambur bir kadın vardı. Yaşlı cadının her yerinden uğursuzluk akıyordu. Çocuk etrafına dehşet içinde bakarken kadın aninden kafasını kaldırdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Odin oğlu Thomas!”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Benim!” dedi hiç düşünmeden. Kadını adını nasıl olup da bildiğini sonra düşünebilmişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Senin büyükbabanın sana kalan mirasına iyice bak bakalım…” dedi kısık bir gülümsemeyle.&lt;br /&gt;Thomas hiçbir şey anlamamıştı. O da büyükbabası gibi lanet kehanetini takmamıştı. Bir tek babası bunu düşünecek kadar duyarlılık göstermişti. O an, gerçekler yüzüne tokat gibi çarpmıştı. Babasını vasiyeti olan halkını ziyaret ona felaketi de mi getirmişti? Yoksa büyükbabasının oğluna verdiği isim, halkına tanrıların hiddetini mi taşımıştı?&lt;br /&gt;Çocuk kendi içinde gelgitler yaşarken, yaşlı cadı yerden kalkıp usulca ona yaklaştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Sen, baban ve büyükbabanın günahlarından arınmanın tek bir yolu var… Benimle gel de sana gerçeği göstereyim!” dedi ve çocuğu kolundan çekti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Afallamış bir biçimde kadını takip eden Bebek yüzlü Thomas en sonunda bir mağaranın önünde durdu. Kadın mağarayı kapatan sarmaşıkları açtı ve içeriden birine seslendi. Biri, ağır adımlarla kapıda belirdi. Thomas, gözlerine inanamayarak şoka girdi ve gözlerini kapatarak bu görüntüye daha fazla bakmaya devam edemedi. Karşısında, çırılçıplak bir kadın vardı ama bir kadından çok yaratıktı. Yer yer mantarlaşmış cildi ve hiç güneş görmemiş yüzüyle, gözbebeksiz gözleri onu daha da itici yapıyordu. Ellerini çocuğa doğru uzattı ve hiç kesilmemiş, kırık dökük ve sarı tırnakları ortaya çıktı. Çalı gibi saçları yer yer yüzüne düşüyordu. Dudaklarının olması gereken yerde yeşil bir yosun tabakasına benzer, tanımlanamayan bir katman vardı. Bir şeyler söylüyordu ama sesi o kadar derinden ve ürperticiydi ki genç adam daha fazla tahammül edemedi bu görüntüye. Bir bağırış koptu kırmızı dudaklarından. Gerilemeye başlamışken yaşlı cadı onu yakaladı:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Kızımla evlenmeden buradan asla çıkamazsın!”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kadını kemikli elleri genç adamın beyaz tenine battı. Hala daha gelin adayı tüm ucube varlığıyla ona doğru seğirtiyordu. Korkunç kız kollarını adamın boynuna dolayacakken boynundaki muska patladı. Ucube kız, genç adamın kollarında yandı. Adam dehşete kapılmış halde kıpırdayamadan kalsa da, ateşler ona hiçbir zarar vermedi. Annesinin büyüsü ona zarar vermezdi elbette.&lt;br /&gt;O an, o kıpırdayamadığı ve sonsuz gibi gelen saniyeler içinde baştan çıkarıcı bir ses beyninde yankılandı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Sana söylediğimi unutma sevgili oğlum. Kadınlar… tehlikeli canlılardır. Erkekler savaşır, ama kadınlar entrikalar çevirir. Bir kadın, asla masum değildir…”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her şey gün gibi açıktı artık. Yanan yığını kendinden itti ve cadı kadın boğazından yakalayarak havaya kaldırdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Kabilemi sen öldürdün! Bunların hepsi, ama hepsi planlıydı! O çirkin ucubeyle beni evlendirip kızını bana yamayacaktın!”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cadı ise tiz bir kahkaha attı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“O benim kızım değil, başka bir kurbanımdı. Onunla olan birlikteliğin ise, sadece bana yeni bir güç kaynağı olacaktı, Odin oğlu Thomas!” ve tiz kahkahaları doruğa ulaştı. &lt;br /&gt;Bebek yüzlü Thomas, ona zarar veremeyeceğini biliyordu ve yapabileceği en iyi şeyi yaptı: kaçtı. Gemiye binip arkasına bakmadan uzaklaştı. Ertesi sabah ise, lanetiyle yüzleşti. Sabah kalkıp yüzünü yıkadıktan sonra aynaya baktığında, en değerli hazinesinin orda olmadığını gördü. Eğer babası bağrışını duysa, bir kadın gibi çığlık attığı için onu gemi direğinde sallandırırdı, ama o bunu yapmıştı. Bebek yüzlü olarak anılmasına neden olan incisi, yüzü orada değildi. Annesinin Çingene büyüsü onu ucube kızdan korumuştu ama, muskanın işini bitirip yok olmasıyla birlikte savunmasız kalan adamı, yaşlı kuzeyli cadının lanetinden koruyamamıştı…&lt;br /&gt;Rivayetlere göre, Bebek yüzlü Thomas, eski sevgilisi ve temasını hiç bırakmadığı karadul Kanlı Mary’e gitti. Yanında da tüm hazinesini götürmüştü. Bunu yapmak için, ona izin vermeyen tüm adamlarını kesmesi gerekmişti ve Kanlı Mary onu büyük bir zevkle buyur etmişti. Hele o hediyeden sonra…&lt;br /&gt;Sevgilisinin yüzünü geri alması için onu ortağı yaptı. Artık Thomas ona genç bakireler bulurken, o da bunun karşılığında geçici olarak kullanması için, tuzağına düşürdüğü genç adamların yüzlerini veriyordu. Sonrası ise tam bir muammadır.&lt;br /&gt;İşte böylelikle bitti yapbozun içinde saklı hikâye. Ama belki de yeni başlıyordur? Neyden emin olabiliriz ki? &lt;br /&gt;Yapboz parçaları, sanki yanmış ya da çürüyor gibi içe doğru kıvrıldı. Resim giderek karardı ve üzerine katran dökülmüş gibi bir hal aldı. Yanmışta, uçları kıvrık kıvrık olmuş gibi bir hal alan parçalar un ufak oldu ve içinden bir karaltı yükseldi. Çocuk uyuyordu. Kara siluet ona doğru eğildi ve yüzüne dokundu. Bir zamanlar sahip olduğu gibi bir masum yüze dokundu. Onun yüzünü ondan almadı, artık hikâye anlatılmış ve bitmişti. Adını anılması bile ona yetmişti. Açık penceren gökyüzüne, uzun yıllardır aradığı huzura yükseldi ruhu ve hikâye bitti…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında yapboz parçaları en başından beri tamdı. Yüzü olmayan biri için, oraya bir parça yerleştirmek ne kadar doğru olurdu ki… &lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7035262680933797932-6681251973539868191?l=arka-sokak.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://arka-sokak.blogspot.com/feeds/6681251973539868191/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=7035262680933797932&amp;postID=6681251973539868191&amp;isPopup=true' title='8 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7035262680933797932/posts/default/6681251973539868191'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7035262680933797932/posts/default/6681251973539868191'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://arka-sokak.blogspot.com/2009/07/kayp-yuz.html' title='Kayıp Yüz'/><author><name>Hazal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10635638823482125549</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='10660412539281888282'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_ylD8kE4QU3g/Slna756AHHI/AAAAAAAABSc/4Zy7kJUkuYY/s72-c/Korsan_Gemisi_Resimleri.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>8</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7035262680933797932.post-2120688724497189710</id><published>2009-07-06T13:04:00.016+03:00</published><updated>2009-07-06T13:31:23.728+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Haber'/><title type='text'>Aylık Öykü Seçkisinde 2.Ay</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_ylD8kE4QU3g/SlHOW13qGzI/AAAAAAAABR8/RvSnXidEvjo/s1600-h/secki-korsan.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 160px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_ylD8kE4QU3g/SlHOW13qGzI/AAAAAAAABR8/RvSnXidEvjo/s400/secki-korsan.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5355288323733199666" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;a href="http://oyku.kayiprihtim.org"&gt;Kayıprıhtım Aylık Öykü Seçkisi&lt;/a&gt;'nde 2.aya başarıyla girmiş bulunmaktayız. Bu ay, geçen aya göre daha verimli geçti ve tam 9 katılımcıyla karşınızda. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu ayki temamız &lt;/strong&gt;&lt;em&gt;"Korsan"&lt;/em&gt;&lt;strong&gt;dı ve katılımcılarımız bu temaya göre yazılarını sundular.&lt;/strong&gt; &lt;strong&gt;Ben de bu ay,&lt;/strong&gt; &lt;a href="http://oyku.kayiprihtim.org/kayip-yuz-firtinakiran/"&gt;Kayıp Yüz&lt;/a&gt; &lt;strong&gt;adlı bir öyküyle katıldım seçkiye.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gelecek ayki temamız ise &lt;span style="color:#990000;"&gt;Kule&lt;/span&gt;! Unutmayın, katılımınız her daim kabul görecektir. Çünkü, verilen temaya uygun olduğu sürece gönderilen öyküleri geri çevirmeden yayınlıyoruz. Fantazya türleri altında olan, fantastik, bilim-kurgu, korku ve gotik edebiyat gibi, türlerden birine seçin ve:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;em&gt;Yazı tipi: Times New Roman &lt;br /&gt;Yazı tipi boyutu: 12pt&lt;br /&gt;Sayfa sayısı: En fazla 15 sayfa&lt;/em&gt;        &lt;strong&gt;olacak şekilde,&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt; &lt;em&gt;"kayiprihtim@gmail.com"&lt;/em&gt; &lt;/span&gt;       &lt;strong&gt;adresine yollayın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu ayki &lt;em&gt;"Kule"&lt;/em&gt; teması için son katılım tarihi:&lt;span style="color:#990000;"&gt; 26 Ağustos&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; &lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Kurallar çerçevesinde gönderilen tüm yazılar okur beğenisine sunulacak ve o ayki en beğenilen öykü "Dönem Seçkisi" dediğimiz 6 ayda bir düzenlenecek yarışmadaki, 6 öyküden biri olmaya hak kazanacaktır. Son olarak; "Dönem Seçkisi" diye nitelendirdiğimiz yarışmada birinci seçilen öykümüzün sahibi ise Kayıp Rıhtım'dan süpriz hediyeler kazanacaktır.&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7035262680933797932-2120688724497189710?l=arka-sokak.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://arka-sokak.blogspot.com/feeds/2120688724497189710/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=7035262680933797932&amp;postID=2120688724497189710&amp;isPopup=true' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7035262680933797932/posts/default/2120688724497189710'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7035262680933797932/posts/default/2120688724497189710'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://arka-sokak.blogspot.com/2009/07/aylk-oyku-seckisinde-2ay.html' title='Aylık Öykü Seçkisinde 2.Ay'/><author><name>Hazal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10635638823482125549</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='10660412539281888282'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_ylD8kE4QU3g/SlHOW13qGzI/AAAAAAAABR8/RvSnXidEvjo/s72-c/secki-korsan.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7035262680933797932.post-4770906165480349118</id><published>2009-07-06T12:45:00.008+03:00</published><updated>2009-07-06T13:04:49.479+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='T.F.B-Site Tanıtımları'/><title type='text'>Site Tanıtımları-FRP Kitap</title><content type='html'>İşte biz fantastikseverler için online alışveriş imkanı! Frpnet'e ait olan bu site de, her türlü kitap, FRP kitabı, figür ve daha fazlasını bulabilirsiniz :). İndirimleriyle piyasadaki kitaplardan daha ucuz ve ön sipariş seçenekleriyle erkenden sahip olma avantajı caiz seçenekler arasında.&lt;br /&gt;Buyrun tanıtıma.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_ylD8kE4QU3g/SlHLN0Z68dI/AAAAAAAABRs/q9zK3Durj2U/s1600-h/Yeni+Resim.bmp"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 121px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_ylD8kE4QU3g/SlHLN0Z68dI/AAAAAAAABRs/q9zK3Durj2U/s200/Yeni+Resim.bmp" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5355284870186332626" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;Site Adı:&lt;/span&gt;  FrpKitap&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;Site Adresi:&lt;/span&gt; &lt;a href="http://www.frpkitap.com/"&gt;www.FrpKitap.com&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;Sitenin Kuruluş Tarihi:&lt;/span&gt; : 15 Kasım 2007&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;Sitenin Tanıtımı:&lt;/span&gt;  Türkiye'de Fantastik Kurgu, Bilimkurgu ve Çizgiroman üzerine uzmanlaşmış ilk ve tek internet satış sitesidir.&lt;br /&gt;Kitapların dışında FRP zarları, Magic kartları ve figürler gibi&lt;br /&gt;fantastik konsepte yakın ürünlerin de tüm Türkiye'ye en güvenli&lt;br /&gt;şekilde satışı yapılmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;Sitenin Amacı:&lt;/span&gt;  Türkiye'nin her yerine fantastik, bilimkurgu ve çizgiroman ürünlerinin ulaşmasını sağlamak ve okuyucuların da kitaplara en&lt;br /&gt;uygun fiyatlarla en güvenli ve hızlı şekilde ulaşmasını sağlamak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlgili: Kayra Küpçü&lt;/strong&gt;&lt;a href="www.frpkitap.com"&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="http://www.frpkitap.com/"&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7035262680933797932-4770906165480349118?l=arka-sokak.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://arka-sokak.blogspot.com/feeds/4770906165480349118/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=7035262680933797932&amp;postID=4770906165480349118&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7035262680933797932/posts/default/4770906165480349118'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7035262680933797932/posts/default/4770906165480349118'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://arka-sokak.blogspot.com/2009/07/site-tantmlar-frp-kitap.html' title='Site Tanıtımları-FRP Kitap'/><author><name>Hazal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10635638823482125549</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='10660412539281888282'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_ylD8kE4QU3g/SlHLN0Z68dI/AAAAAAAABRs/q9zK3Durj2U/s72-c/Yeni+Resim.bmp' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7035262680933797932.post-4374727859027828263</id><published>2009-07-04T19:50:00.005+03:00</published><updated>2009-07-04T20:24:10.639+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Haber'/><title type='text'>Son Havabükücü (Film)</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_ylD8kE4QU3g/Sk-P-e5gUYI/AAAAAAAABRk/evkyOhTzkJM/s1600-h/untitled.bmp"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 381px; height: 400px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_ylD8kE4QU3g/Sk-P-e5gUYI/AAAAAAAABRk/evkyOhTzkJM/s400/untitled.bmp" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5354656785575727490" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Nam-ı Diyar, Avatar: Son Havabükücü film oluyor. Çizgi dizisini ilgiyle izlediğim ve ülkemizde yayınlanmayan bölümlerini büyük bir açlıkla internette izleyerek tamamladığım bir seridir kendisi ve ben çok heyecanlıyım!&lt;br /&gt;Aang'i oynayan oyuncunun ne kadar ufak olduğunu görüyoruz ve bu, birçok eleştiriye maruz kalmasına neden oluyor. Ama unutmayalım ki, çizgi dizideki Aang de -yani avatar- oldukça küçüktü.&lt;br /&gt;Bazı söylentilere göre 3leme şeklinde olacakmış film. Avatar dizisinde Su, Toprak ve Ateş olarak üç kitaptan(yani sezondan) oluşan diziye uyarlılığı tam sağlamak için bu şekilde yapılacağı söylense de, kesin bir bilgi bulamadım.&lt;br /&gt;Herkes tarafından anime sanılan(ziraa ben de öyla sanıyordum), ama sonra çizgidizi diye hitap edilmeye başlayan eşsiz bir dizi. İlzmeyen herkese tavsiyemdir! &lt;br /&gt;Filmin adı neden orjinali gibi "Avatar: Son Havabükücü" değil derseniz, James Cameron'un "Avatar" adında, 2015'te vizyona girecek bir film bulunmasındandır. Bu nedenle isim önceden alndığı için geriye "Son Havabükücü" kalmış :).&lt;br /&gt;Filmin, 2010 yazında vizyona girmesi bekleniyor. Yöentmen M. Night Shyamalan,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilmeyenler için kısaca konuya değinirsek:&lt;br /&gt;Su, toprak, hava ve ateş... 4 element aynı zamanda 4 ulusu da temsil etmektedir. "bükme" adı verilen bir yetenek sayesinde, elementleri kontrol edebilen halklar denge içinde yaşamaktadır. Ama bir gün, Ateş Ulusu dengeyi bozar ve güçlerini artırmanın yolunu bularak kontrolden çıkan hırslarıyla diğer uluslara saldırmaya başlarlar. Denge alt üst olmuştur ve onları kurtaracak avatar ise henüz bir çocuktur. Hava Ulusu tamamen yok olur ve sadece avatar burdan kurtulur. 100 yıl sonra uykusundan uyandırıldığında 9-10 yaşlarında bir çocuktur ve gördüğü yıkım karşısında dehşete düşer. Artık dünyanın kaderi onun ellerindedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Avatar nedir peki? &lt;br /&gt;4 elemente hükmedebilen tek kişidir.  Avatar çemberi denen bir düzende, yani su-toprak-ateş-hava sırasında bir ulustan diğerine geçerek devam eder. Bir avatar öldüğünde, sıra diğer ulusa geçer ve sırası gelen ulusta bir avatar doğar Avatarların amacı dengeyi korumaktır ve son havabükücü olan Aang, hem dengeyi sağlamak hem de ateş ulusunun giderek dünyaya hakim olan gücünü sonlandırmaktır. Tek sorun, o henüz havabükme de bile tam olarak ustalaşamamıştır. Önce kendi elementinde ve ardından diğer 3 elementte ustalaşarak dünyayı kurtarmak için çok ama çok az bir zamanı vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Henüz bir tane trailerı yayınlandı. İzlemek için buyrun :&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.youtube.com/watch?v=9W1dhqc-JBs"&gt;http://www.youtube.com/watch?v=9W1dhqc-JBs&lt;/a&gt;&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7035262680933797932-4374727859027828263?l=arka-sokak.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://arka-sokak.blogspot.com/feeds/4374727859027828263/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=7035262680933797932&amp;postID=4374727859027828263&amp;isPopup=true' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7035262680933797932/posts/default/4374727859027828263'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7035262680933797932/posts/default/4374727859027828263'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://arka-sokak.blogspot.com/2009/07/son-havabukucu-film.html' title='Son Havabükücü (Film)'/><author><name>Hazal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10635638823482125549</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='10660412539281888282'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_ylD8kE4QU3g/Sk-P-e5gUYI/AAAAAAAABRk/evkyOhTzkJM/s72-c/untitled.bmp' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7035262680933797932.post-5043215942209378612</id><published>2009-07-01T18:53:00.007+03:00</published><updated>2009-07-01T19:07:31.347+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Geniş Açı'/><title type='text'>Puslu Kıtalar Atlası</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_ylD8kE4QU3g/SkuIJKogivI/AAAAAAAABQ8/4jLyZkTx3UE/s1600-h/puslu-kitalar-atlasi.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 264px; height: 400px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_ylD8kE4QU3g/SkuIJKogivI/AAAAAAAABQ8/4jLyZkTx3UE/s400/puslu-kitalar-atlasi.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5353522273114426098" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bilirsiniz, bu blogda daha önce hiç kitap incelemesi yapmadım. Neden? Çünkü böyle şeyleri her yerde bulabilirsiniz. Ama bu defa farklı. Bu kitabı kendim anlatarak daha çok okuyucuya kavuşmasını can-ı gönülden istiyorum. İşte bu blogun ilk kitap tanıtımı. Yazara ve eserine saygılarımla...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir Türk’ün, hayal gücünü yoğurup, kelimelere dans ettirmesiyle ortaya çıkan bir eserin tanıtımı bu karşınızdaki. Her yerde ona olan övgüleri duyduğunuz, ama nedense, tıpkı benim, gibi tereddüt ettiğimiz bir kitap bu: Puslu Kıtalar Atlası. &lt;br /&gt;İşte sözün kilitlendiği yere geldik. Neden mi? Çünkü İhsan Oktay Anar öyle bir kitap yazmış ki, okurken sayfalar parmaklarınızdan kayarak aksa da anlatırken dilinize kilit vuruyor. Bu kitabı anlatmak o kadar zor ki :)…&lt;br /&gt;Öncelikle ilginç bir ayrıntıyla başlayalım. Kitabın kapağındaki her bir kahraman kitap içinde geçiyor. Bu çok güzel ve bir o kadar da ilginç bir ayrıntı. Kitabı okudukça dönüp kapağa bakarsanız anlatılan bir karakteri mutlaka orda bulacaksınızdır.&lt;br /&gt;1995 yılında ilk defa yayınlanmış bu kitap ve aynı zamanda yazarın da ilk kitabı. Bendeki 29.baskısı ve 2006’da basılmış. Gerisini siz düşünün ;).&lt;br /&gt;Dili ise eski Türkçe ağırlıklı. Bu size ağı gelebilir ve hatta sıkabilir. Ama pes etmeyin! Sonradan bu dile alışıyorsunuz ve ağır eski Türkçe sözler hafifliyor. Böyle bir anlatım benimsemesi ise, olayların geçtiği zamanı iyi yansıtmak adına hoş bir değişikliktir.&lt;br /&gt;Konuya geleyim uzatmadan.&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_ylD8kE4QU3g/SkuJYuAME6I/AAAAAAAABRU/pJN29VrXxNM/s1600-h/ilgili.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 200px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_ylD8kE4QU3g/SkuJYuAME6I/AAAAAAAABRU/pJN29VrXxNM/s200/ilgili.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5353523639818654626" /&gt;&lt;/a&gt;İhsan Oktay Anar’ın şöyle bir tarzı var, hiç kimse tamamen başkarakter değil. Yan karakterlerini süslemiş ve detaylarla sizi oldukça eğlendirmiş bir yazar. Kullandığı üslubu ve tarzıyla tamamen kendine özgü. &lt;br /&gt;Olaylar, M.S 1681’de İstanbul’da geçmektedir. Ama onun deyişiyle “ Konstantiniye” deyiz. Yazar bunu bile size pat diye söylemiyor. Lafı öyle evirip çeviriyor ki kitabın başında, cümle bitip siz anlamak için yeninden aynı cümleyi okuduğunuzda bu sonuca varıyorsunuz. Cümleleri oldukça uzun, ama hayır sıkmıyor. Aksine, cümle ilerledikçe detaylarda boğulmak yerine her bir kelimeyle daha çok okuma isteğiyle doluyorsunuz. İstanbul’un her bir köşesine gidiyor okuyucu. Galata meyhanelerinde içip, sokaklarda naralar atıyor, saray avlularına şöyle bir uğruyor, Ermeni ve Rum semtlerinde esnafla alışveriş yapıyoruz. Güzelim İstanbul’un her noktasına nüfuz ediyoruz kısaca. &lt;br /&gt;Peki anlatılan olaylar neler derseniz şöyle buyurun:&lt;br /&gt;Arap İhsan isimli amansız bir korsanla başlıyoruz hikâyeye. Galata’ya yanaşan gemiden, kulağından tutuğu Alibaz isminde bir çocukla evine gitmektedir.  İşte burada bile hayal gücünün ürünlerini görmeye başlıyoruz. Alibaz, üç yaşına kadar afyonla uyutulmuş bir çocuktur. Zira çok yaramazdır, bu nedenle de uyusun da kurtulalım mantığıyla afyonla susturulmaya çalışılmıştır. Afyona karşı kazandığı bağışıklık onu uykudan etmiştir. Feci bir biçimde yaramaz olmasıyla birlikte, uyumaması da etrafındakileri çileden çıkarmaktadır. Arap İhsan ise tam bir külhanbeyidir. Tepesinde bir tutam bırakılacak şekilde kesilmiş saçı, sırtında ve geniş göğsündeki savaş ve kırbaç izleriyle süslü iman tahtası( yazar böyle diyor)ile tam bir yiğittir. Ama bir o kadar da belalı. Öyle ki, Venediklilere saldırdıklarında, sırtında dev sandıklarla kaçarken, arkasından kurşun sıkanlarla alay etmeyi adet edinmiş bir korsan o. Nasıl Alibaz uyku nedir bilmiyorsa, Arap İhsan da korku nedir bilmiyor. Evine gittiğinde ise ana karakterler diyebileceğimiz diğer iki kişiyle tanışıyoruz. Bunlardan biri Arap İhsan’ın yeğeni, Uzun İhsan Efendi. Bu karakter hayli ilginç, çünkü hikâyeyi yönetme gücü var. Ayrıca, bu gücünün kaynağı ise yazara çok benzemesidir. İhsan Oktay Anar gibi, uzun boylu ve çekik gözlü. Ayrıca adaşlıkları da ortada. Yazar bunu başka kitaplarında da yapıyor. Diğer kitaplarında da başka Uzun İhsan Efendiler çıkıyor karşımıza.&lt;br /&gt;Devam edecek olursak, Uzun İhsan Efendi’nin oğlu Bünyamin var bir de. Yakışıklı bir genç kendisi ve babasının beyaz teninin aksine, büyük dayısı olan Arap İhsan gibi esmer bir delikanlı.&lt;br /&gt;Arap İhsan, yeğeni olan Uzun İhsan Efendi’ye sövüp sayıyor her defasında. Çünkü Uzun İhsan Efendi bol bol uyuyor. Hem de nerdeyse tüm gün. Bir de dünya haritasını çıkaracağını iddia ediyor. Arap İhsan bilmese de, Uzun İhsan Efendi uyuyarak bunu gerçekten yapıyor. İçtiği yeşil bir sıvıyla, rüyalarında dünyayı gezerek bir atlas oluşturuyor. Bu atlası oğluna verdiğinde ise adını “Puslu Kıtalar Atlası” koyuyor.&lt;br /&gt;Bir gün Bünyamin lağımcılar ocağına katılıyor. Bir kale kuşatmasında, kaleden kaçırılacak casus içim tünel kazmakla görevli bu ekip. İşte hikâye tam da burada, Bünyamin’in hayatının alt üst olduğu noktada başlıyor… &lt;br /&gt;Casusu kaçırırlarken yüzüne inen bir zincir zırh ve soğukla anında yapışıp, ardından düşman tarafından acımasızca çekilmesiyle yüzü akıp gidiyor. Artık o yakışıklı yüzün yerini çirkin bir dilenci alıyor.&lt;br /&gt;Kaçırılan casusu Zülfiyar adında Teşkilat-ı Humayun’un bir üyesi. Bu casusluluk teşkilatının 2 numaralı adamı kendisi. Kaleden aldığı şey ise, kitap sonuna kadar tam bir muamma. &lt;br /&gt;Kara metalden bir para getiriyor yanında. Önemi çok büyük ama bu para gibi şeyin üstünde ne bir turpa var ne başka bir şey. Kaçmaları sırasında onu Bünyamin’e atıyor ve yüzü tanınmaz hale gelen Bünyamin’i, savaşta yaralanmış bir yeniçeri sanınca, Bünyamin’in bu esrarengiz kara parayla kaçtığına kanaat getiriliyor. Artık Zülfiyar’ın teşkilattan gelen yeni görevi, Bünyamin’i yakalamak. &lt;br /&gt;Teşkilat-ı Humayun öyle bir ekip ki, devletin her yerine hükmedebiliyorlar. Yıllarca padişahlara hizmet etmiş ve sadece başa gelen padişahlara kendilerini açıklamışlar. Ama yeni başkanları Ebrehe diğer liderlerin tam tersi. Bu garip adam, bilme arzusunun esiri ve elindeki güçle kendi zevkleri için sahte belgeler, kılık değiştirmeler ve daha fazlasıyla hayatlarını kontrole diyor. Peki Ebrehe tarihte kimdir? Kabe’ye fillerle saldıran Hıristiyan komutandır kendisi. Kur’an da adı geçmektedir. Eh, kitapta da iyi bir insan değil.&lt;br /&gt;Bünyamin’e geri dönecek olursak, kendisini yeniçeri sananlara hafızasını kaybetmiş gibi davranır ve babasının yanına döner. Gittiğinde ise durum vahimdir… Kara parayı aramaya gelen yeniçeriler, Bünyamin’in yerini söylemesi için Uzun İhsan Efendi’ye işkence ederler ve evlerini yakarlar. Uzun İhsan Efendi artık gözleri oyulmuş ve burnu kesilmiş sakat bir adamdır. Ama bu kadar basit midir her şey? Uzun İhsan Efendi’de şaşırtıcı olaylar bitmez. Tıpkı gören ve etrafına yön veren bir güçle kuşanmış gibi hayatına devam eder ve herkese yön veriri. Oğluna ettiği bir laf vardır ki, kitap sonunda ne demek istediğini anlıyoruz.&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_ylD8kE4QU3g/SkuIW2ymCeI/AAAAAAAABRE/gKyiD-AmeyE/s1600-h/415220090317095402993.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 272px; height: 204px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_ylD8kE4QU3g/SkuIW2ymCeI/AAAAAAAABRE/gKyiD-AmeyE/s320/415220090317095402993.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5353522508306188770" /&gt;&lt;/a&gt;Alibaz’a gelecek olursak, okula başladığında zamanla çocuk çetelerinin başı olur ve Eminönü’nde oyuncakçıları yağmalarken görebiliriz kendisini . Hep kitaplarda okuduğu “Efrasiyab” ünvanını alır. Peki Efrasiyab kimdir? Kendisi Alper Tunga’dan başkası değil. Bu isim ona, İranlılar tarafından verilmiştir. Bir kere daha gördüğünüz gibi İhsan Oktay Anar, tarihsel kişileri alıp farklı rollerde, ama gerçeğe yakın biçimlerde kitabına katmıştır. Efrasiyab yine bir kahramandır ama bir kitap kahramanıdır bu eserde.&lt;br /&gt;Yine bir tanıdık isimle olan bağlantıya bakacak olursak bir yan karakterle birlikte anlatayım bunu size.&lt;br /&gt;Kubelik diye bir Frenkli var mesela. Önceden kâtipmiş. Sonra alkolle giderek artan dostluğu yüzünden alkolik olmuş. Artık alkol almadan elleri tirer olmuş.  Falakaya yatırılarak bu alışkanlığından kurtulamayınca kovulmuştur. Bir gün sarhoş sarhoş sokaklarda gezerken, kafasına atılan bir kerpetenden sonra dişçiliğe başlamıştır . İlerleyen zamanlarda, cesetleri kaçırıp insan anatomisini oluşturan bir kaynak hazırlamıştır. Bilme arzusunu burada bir kere daha görüyoruz. Kubelik’i özel yapan ise, Arap İhsan’ın ona bir kitabı tercüme ettirmesidir. Bir Frenk gemisinden kaçarken, göğsüne sıkılan bir kurşunla ölmesini engelleyen kitaptır bu. Çaldıklarını taşırken göğsüne sokuşturması sayesinden kurşun kitaba saplanmış ve Arap İhsan kurtulmuştur. Kubelik’in yaptığı çeviride önce her şey sokak argosuyla dolu. Bu kitap daha sonra Uzun İhsan Efendi’nin eline geçip de, tam bir çevirisi ortaya çıkınca şunu okuyor Uzun İhsan Efendi: “Düşünüyorum öyleyse varım.”-Renderkar.&lt;br /&gt;Tanıdık geldi mi :D? Bu söz ünlü filozof, René Descartes’e ait. Descartes’in adı “Descart” diye okunduğu için, René Descart diye düşünürsek, “Renderkar” ismi buradan türetilmiştir. Gerçeğe hep bir gönderme mevcut :).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu anlattıklarım beni hiç mi hiç tatmin etmedi. Ben şu an size resmen “hiçbir şey” anlatmadım ve anlatamadım da. Kitap öyle güzel ve öyle sürükleyici ki, okurken yazarın hayal gücüne ve detaylarda oluşturduğu farklı minik hikâyelere hayran kalacaksınız. Ayrıca, kendi ülkemizin ve tarihimizin, içinde barındırdığı farklı etnik dokuları, güzelliklerini ve en önemlisi bizi biz yapan olguları tatmak eşsiz bir duygu. Kitabın türü için “tarihi-fantastik” diyorlar. Doğru da. Kitaba ilk başladığımda “Neresi fantastik bunu?” demiştim, ama okudukça neden “fantastik” sıfatını da kazandığını anlıyoruz.&lt;br /&gt;Her bir karakterin, ister en önemlisi ister yoldan geçen adam, kendine has bir öyküsü var. Ve biz o sokaktakilerden biriyiz. Belki şu köşede nargilesini tüttüren bir adam, belki günü sıcağından terleyen bir esnaf ya da Teşkilat-ı Humayun’un kılık değiştirmiş casuslarından biri. &lt;br /&gt;Yazara neden, bazı kesimlerce “Türkiye’nin Tokien’i” dendiğini ise kitap bitince anlıyoruz. Kendisi yeni ırklar, yeni diller yaratmasa da, var olandan yeni bir anlatım tarzı ve yeni bir hayal gücü düzeni oluşturmuş.&lt;br /&gt;Bu kitaptan sonra yazarın diğer kitaplarına hücum edebilirsiniz, dikkat! 2006 yılında yazdığı “Amat” kitabı 2009’da Erdal Öz Edebiyat Ödülü’nü almıştır ayrıca. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İhsan Oktay Anar’ın zekâsına, kurgusuna ve anlatımına hayran olacaksınız. &lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7035262680933797932-5043215942209378612?l=arka-sokak.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://arka-sokak.blogspot.com/feeds/5043215942209378612/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=7035262680933797932&amp;postID=5043215942209378612&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7035262680933797932/posts/default/5043215942209378612'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7035262680933797932/posts/default/5043215942209378612'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://arka-sokak.blogspot.com/2009/07/puslu-ktalar-atlas.html' title='Puslu Kıtalar Atlası'/><author><name>Hazal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10635638823482125549</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='10660412539281888282'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_ylD8kE4QU3g/SkuIJKogivI/AAAAAAAABQ8/4jLyZkTx3UE/s72-c/puslu-kitalar-atlasi.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7035262680933797932.post-7511132737379287672</id><published>2009-06-30T10:15:00.003+03:00</published><updated>2009-06-30T10:28:14.310+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='T.F.B-Site Tanıtımları'/><title type='text'>Site Tanıtımları-FrpWorld</title><content type='html'>Onları zaten tanıyorsunuz. Birçok kişi, internet üzerinde fantastiğe giriş kapısıydı bir zamanlar. Öncülükleri yadsınamaz. Saygı duydume fendim ^^. Ben de bu blogu yeni kurduğum zamanlarda, Melek'in tavsiyesiyle takip ederdim FrpWorld'ü. Güzeldir, kalitelidir ve hele o temasıyla insan garip duygular yaşatır. Bazen, eskidi artık temaları desem de FrpWorld deyince gözümün önüne gelen hallerini sevdiğimi hatırlarım. Ne diyelim, 25.000'i bulmuş üyesiyle hoş ve nostaljik bir site. Buyrun kendilerini tanıtsınlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_ylD8kE4QU3g/Skm-PH2aPTI/AAAAAAAABQ0/M3ZQmVtwI6E/s1600-h/Yeni+Resim.bmp"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 120px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_ylD8kE4QU3g/Skm-PH2aPTI/AAAAAAAABQ0/M3ZQmVtwI6E/s200/Yeni+Resim.bmp" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5353018799121120562" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;Sitenin Adı:&lt;/span&gt; FrpWorld&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;Site Adresi:&lt;/span&gt;  &lt;a href="http://www.frpworld.com"&gt;http://www.frpworld.com&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;İletişim:&lt;/span&gt;  efla@frpworld.com&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;Sitenin Kuruluş Tarihi:&lt;/span&gt;  2003&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;Sitenin Tanıtımı:&lt;/span&gt;  Frpworld, fantastik rol yapma oyunları ya da fantastik kurgu edebiyatı meraklılarının fikirlerini, eserlerini ve yorumlarını paylaşabileceği, forum ortamı üzerinden rol yapma oyunları oynayabileceği bir platformdur. FRP teması üzerine kurulmuş olmasına rağmen bilim kurgudan çizgi romana, animelere hatta klasik edebiyata kadar geniş bir yelpazede kullanıcılarına özgür ve düzeyli bir ortam sağlar. Forumlarda hikaye ve şiir gibi alanlarda amatör edebiyatın örnekleri dikkat çekmektedir. Site kurulduğundan bu yana bir çok yönetici değiştirmiştir. Yönetimde uyguladığı demokratik yaklaşım kullanıcıların siteyi benimsemesini sağlamakla birlikte sitenin bugüne kadar taşınmasını sağlamıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;Sitenin Amacı:&lt;/span&gt;  FRP ve fantastik edebiyatla ilgilenen her kesimden insana kaliteli bir ortam sağlamak, akıllarındaki fikirlerin internet ortamında gerçekleştirilmesine yardımcı olmak ve başlıca fantastik kurgu alanında olmak üzere amatör edebiyatı desteklemektir. Bunun yanında Frp ve fantastik kurguya karşı oluşmuş anlamsız önyargının ve yanlış anlaşılmaların giderilmesinde hassasiyet gösterir.&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7035262680933797932-7511132737379287672?l=arka-sokak.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://arka-sokak.blogspot.com/feeds/7511132737379287672/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=7035262680933797932&amp;postID=7511132737379287672&amp;isPopup=true' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7035262680933797932/posts/default/7511132737379287672'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7035262680933797932/posts/default/7511132737379287672'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://arka-sokak.blogspot.com/2009/06/site-tantmlar-frpworld.html' title='Site Tanıtımları-FrpWorld'/><author><name>Hazal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10635638823482125549</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='10660412539281888282'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_ylD8kE4QU3g/Skm-PH2aPTI/AAAAAAAABQ0/M3ZQmVtwI6E/s72-c/Yeni+Resim.bmp' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7035262680933797932.post-893648340070190848</id><published>2009-06-17T13:21:00.002+03:00</published><updated>2009-08-17T15:26:09.459+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Drow Fısıltıları'/><title type='text'>Sakat Rahibe // 4.Bölüm</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_ylD8kE4QU3g/SjjD6Y33JJI/AAAAAAAABQk/yc21dm06xHI/s1600-h/underdark.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 366px; height: 400px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_ylD8kE4QU3g/SjjD6Y33JJI/AAAAAAAABQk/yc21dm06xHI/s400/underdark.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5348239965379044498" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;"Valerrny Keraunzaa..."&lt;br /&gt;Bir ses uyuyan drow dişisini çağırıyordu. Ama ne için? &lt;br /&gt;Valerrny huzursuzca uykusunda kıpırdandı. Ardından, uyuyan silüeti şiddetli bir kasılmayla iki büklüm oldu.&lt;br /&gt;"Sen!" dedi rüyanın derinliklerine doğru, "Geri döndün!". Onu yeniden gördüğüne inanamıyordu.&lt;br /&gt;Rüyanın karanlığında iki dev, kırmızı göz hain bir sırıtışla olduğu kadar tanıdık bir biçimde kısıldı. Hala daha bir ağız, burun ya da başka bir organ yüzde mevcut değildi. Sadece o kan kırmızı gözler...&lt;br /&gt;"Sana yeniden görüşeceğimizi söylemiştim." dedi iblis rahat bir tavırla. Geçen yıllar içinde hiç değişmemişti anlaşılan.&lt;br /&gt;"Kız güvende." dedi Valerrny ani bir panikle. Kız kardeşini bu denli isteyen iblise karşı, Baenrelerle olacak görüşmeyi ört pas etmeye çalışıyordu. Bu ani paniğinin büyük bir aptallık olduğunu biraz sonra anlayacaktı. İşte bu yüzden İralde ondan bir adım öndeydi hep. Planlı ve soğukkanlı kardeşi...&lt;br /&gt;"Biliyorum, biliyorum." dedi umursamazca iblis, &lt;br /&gt;"Ama yardımıma ihtiyacın olduğunu da biliyorum." dedi yeniden kısılan gözlerle. Anlaşılan yeniden gülüyordu.&lt;br /&gt;"Hangi konuda..." Valerrny'in sesinde zoraki bir umursamazlık vardı.&lt;br /&gt;"Benden saklayabileceğini mi sandın! Seni adi, küçük..!" sözleri birden kesildi. Bir süre sustu ve ardından sakinleşti.&lt;br /&gt;"Bunu bir daha yaparsan seni öldürür, bedeninle senin hayatına ben devam ederim." dedi ani ve bir o kadar ürkütücü bir sakinlikle.&lt;br /&gt;"Eğer başarısız olursan huzurlu bir ölüm bekleme benden. Bir drider kadar lanetli olursun tatlım." dedi. &lt;br /&gt;Valerrny o an fark etmiyordu ama, iblis çok ani bir biçimde sakinleşmişti. Ayrıca, detaycı ve meraklı biri iyice dinlerse, her kelimesini özenle seçtiğini ve sesinde çok derinlerde yatan bir gerginlik olduğunu fark ederdi. İblis az önce birinden azar işitmişti: sakat Elinnya'yı yaratan güçten.&lt;br /&gt;Valerrny bir süre sustu. Aklından ilk geçen, ona boyun eğmeyerek kafa tutmak ve kolay lokma olmadığını kanıtlamaktı; ardından boğazına kadar batmış olduğunu hatırladı ve bir Baenre'yi atlatmak için büyücüden fazlasına ihtiyacı vardı. İçinde yaşadığı ve belli etmekten kaçındığı korku da çabasıydı. Stratejik düşündü ve sakin, aynı zamanda itaatkâr ses tonuyla konuşmaya başladı. İralde'den ilk defa kendi çıkarına yarayacak bir şey öğrendiğini fark etti konuşmaya başladığında.&lt;br /&gt;"Senden saklamam çok büyük bir hataydı. Bu doğru. Ama şunu kabul etmelisin ki, bu durumu sana anlatmam için hiç bir yol yoktu. Bana hep sen ulaştın ben sana ulaşamadım..." sustu, iblisin tepkisini bekledi. İblis hiç ses çıkarmayınca doğru yolda olduğunu anladı ve devam etti.&lt;br /&gt;"Baenreler dışında ilk 10 ev de orda olacak. Bu her şeyi daha da korkunç yapıyor. Nasıl oldu bilmiyorum ama kızın sakat olduğu ortaya çıktı. Kim ya da nasıl olduğuna dair hiçbir iz yok!" Bu noktada durup yumruklarını sıktı. "Bana yardım etmelisin! Sakat kardeşimi saklamak için bana bir yol göster!"&lt;br /&gt;İblis bunları kafasında tarttı ve bir sonuca vardı:&lt;br /&gt;"Ben buraya yardıma geldim. Bu çok açık. Bunu sen bile anlamalıydın! Yazık! Sonuca gelirsek, sana yardım edeceğim ama bunu senin için değil O'nun için yapıyorum! Bunu sakın unutma! Kızı bir avuç drow cadısına kaptıramam! Ne tür bir yardım yapacağımı yarın öğreneceksin. Şimdi gidiyorum ve sende uykuna geri dönüyorsun."&lt;br /&gt;Her şey bu sözlerle sona erdi. Valerrny ter içinde uyanmıştı, ama kazandığı zaferin tadı ağzında nahoş bir tat bırakmış halde geziniyordu. Yüzüne yayılan gülümseme ve zaferin baş döndüren kokusuyla evin matronu olduğu günleri hayal ederek yeniden yatağa uzanırken bileğinde derin bir acıyla bağırmaya başladı. Bir şey sol bileğini deliyor, yakıyor ve parçalıyordu. Görünmeyen saldırganı elleriyle itmeye çalıştı. Lloth rahibelerinin dualarından birini okudu, ama sonuç bir hiçti. En sonunda acı çığlıkları saldırıyla birlikte kesildi. Acı içinde terden yapışmış saçları arasından bileğine baktı ve oraya dağlanmış bir sembol gördü. Bugüne kadar çok uğursuz sembol görmüştü ama bu hiçbirine benzemiyordu. Valerrny kimin olduğunu anlamak da gecikmedi. Zira biri karanlığın içinde kıs kıs gülüyordu.&lt;br /&gt;"Benden bir şey saklamamayı öğrenmen için sana bir hediye bırakıyorum. Ve unutmadan, bana bir daha yalancı itaatkârlıklarda bulunmaya kalkma! Bunun için çok akıllıyım drow kızı. Çok!" dedi iblisin gülen sesi ve kayboldu. Valerrny ise, bileğine dağlanan sembolle odasında kaldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ertesi gün, ev halkı ölüme yürüyormuş gibi bir havada uyandı. Evin nerdeyse tamamını kaplayan dilsiz hizmetkârlar evin hanımları için koşuşturdular. Dili olan az sayıdakiler ise onlara emirler verdi. Bu konuşma yeteneğinden yoksun bırakılanlar ve bırakılmayanlar arasında yeni bir efendilik yaratmıştı. Aralarında en üst düzey uşak ve hizmetçi olanlar şimdi en altlarının boyunduruğu altındaydı. Artık emir verecek bir dili yoktu hiçbirinin.&lt;br /&gt;Evin zorunlu sessizliği ve ölüme yürüyen drow dişilerinin yas tutan izleriyle yıkandı koridorlar. Ev, onlar gidince artık onlarsız devam edecekleri birkaç saniyelik hayata hazırlamaya başladı kendini. Şurada, onların ölümünden birkaç saniye sonra o da gidecekti. Lloth'un hiddetinden asla kaçamazlardı sonuçta.&lt;br /&gt;Elinnya, dün gece tekmeleyerek mahvettiği büyücü kardeşinin önündeydi şimdi. Evin halkı önden gitmiş, onu da sonra gelmesi için bırakmışlardı. Umutsuzca konuşarak halledebileceklerini düşünüyorlardı. Eğer gerekirse Elinnya çağrılacaktı. Bu basit düşünce karşısında hem Valerrny hem de İralde küplere binmiş, ama annelerinin zayıflığına karşı gelememişlerdi. İki düşman kardeş, o an sayılı fikir birlikteliklerinden birini yaşıyordu.&lt;br /&gt;Büyücü tüm gece boyunca çalıştığı büyüsünü tamamladığında, Elinnya'nın ayağında bir illüzyon oluştu. O yürürken arada titreşiyordu ama hiç yoktan iyiydi. Tek sorun, Elinnya yine de toplallıyordu. Ayağı sağlam görünse de, topallamasına bir türlü engel olamıyordu. Hayalkırıklığı gözlerine hücüm ederken o bir köşede oturdu ve onu hiçbir zaman kabul etmeyecek Lloth'a dua etti. Elinnya başka bir tanrı bilmiyordu belki ama başka bir tanrı onu biliyordu. Uzaktan kızı izliyordu o sırada, ama sadece izliyordu...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gergin bekleyiş sürerken Keraunzaa ailesinin 3 dişisi Baenrelerin malikanesine giriyordu. İhtişamıyla, kıskançlıkları had safhaya çıkan aile boyunları bükük yollarına devam etti. İralde'nin nefret ve lanetlemeyle parlayan gözlerini, Valerrny ufak söylenmelerle dile getirdi. Bugün çok uyumlulardı. Belki de kıyamet alameti dedikleri bu olmalıydı.&lt;br /&gt;Hizmetkarlar onları toplantı salonuna buyur etti ve çift kanatlı dev kapılar açıldığında zifiri karanlıktaki odada 10 aileyle buldular kendilerini.&lt;br /&gt;Drowlar için sorun yoktu, hepsi çok rahat görüyordu. Lloth'un iradesi de orda olduğu için iyice uğursuz bir hava yaratılmıştı. Keraunzaalar iliklerine kadar ürperdi. İralde kendini dizlerinin üstüne atıp Lloth'a yalvarmak ve suçu ailesine atarak kendini kurtarmamak için zor duruyordu. En ufak fırsatta ailesini satmayı kafasına koymuştu. Durmadan Valerrny'e, bu senin suçun, diyen bakışlar atıyordu. &lt;br /&gt;"Keraunzaalar öne çıkın!" dedi yaşlı ve lanetli bir ses. Baenre matronu korkunç ihtişamıyla odada şimşek gibi çakmıştı. Onun sesiyle birlikte uğursuz yeşil alevler gerilerde parıldadı. Herkes birbirini ve bu lekeyi daha net görsün diye yakılmışlardı.&lt;br /&gt;Keraunzaa kadınları öne çıktı. Valerrny umutsuzca yumruklarını sıkıyor, ama buna rağmen yanındaki aile üyeleri gibi metanetli bir biçimde kıpırtısız duruyordu. Bugün bütün Keraunzaa kadınları İralde'nin soğukkanlılığını bölüşüp gelmişlerdi sanki. İsteyince Valerrny bile böyle kalabilmişti. O sırada gözüne bir hareketlilik çarptı. Göz ucuyla soluna baktığında 9.ev olan Do'Urdenlerin en büyük kızını gördü. Daha doğrusu kemerini... Kemerinde asılı duran Lloth rahibesi kırbacının yılanbaşlı uçları durmadan hareket ediyor ve birbirlerine dolanıyordu. Arada bir öne uzanıp üzerlerinde şaklayacak ve ısıracak kurbanlar aranıyorlardı. Çok sık kullanıldıkları belliydi. Briza Do'Urdenle göz göze gelen Valerrny bakışlarını kaçırdı. Bu iri ve kaslı kızla göz göze gelmekten dolayı oldukça rahatsız olmuştu.&lt;br /&gt;Baenre matronu tekrar konuştuğunda Valerrny onun o uğursuz yüzüne tekrar bakmak zorunda kaldı ve sadece bir kere görmüş olmasına rağmen hiçbir detayını unutmamış olduğunu fark etti. &lt;br /&gt;"Evinizde sakat bir kız bulunduğu söyleniyor! Böyle bir utancı nasıl taşırsınız!"&lt;br /&gt;"Yalan söylüyorlar Sayın Baenre ve sayın konsey matronları." diye başladı Keraunzaa matronu ve ellerini iki yana açarak devam etti.&lt;br /&gt;"Bu sadece bir iftiradır. 25. ev Teran'kurların çirkin bir iftirası!" ardından nefret dolu gözlerle salonu taradı. Orda bir yerde Teran'kurları arıyordu gözleri.&lt;br /&gt;Bu sözler üzerine aralarında fısıldaştı matronlar. Teran'kular Keraunzaalar tarafından alt edilip 25.ev olmaya gerilemiş ve 23. ev olma hakkı Keraunzaaların olmuştu. Ev tamamen yıkılmamışta olsa büyük kayıplar vermişlerdi. Onlardan intikam almak için böyle bir durum çok muhtemeldi. Ama matron Baenreden başka kimse ihbarı yapanın kim olduğunu bilmiyordu.&lt;br /&gt;Uzun bir sessizlik oldu. Bu sırada herkes gizli gizli Keraunzaaların içini araştırmak için Lloth'un öğretilerini uyguladı. Dudaklar sessizce oynuyor ve sinsi girişimler üzerlerinde geziniyordu. Zihinsel olarak hepsini püskürtmek imkansızdı, ama her nasıldı oluyordu işte. Valerrny bunu iblise borçlu olduğunu, bileğindeki hediyesi(!) bir acı dalgasıyla onu sarstığında anladı. Asıl sürprizin bu olmadığını umut ediyordu. Kardeşinin topallayarak içeri giren görüntüsü aklından gitmiyordu.&lt;br /&gt;"İhbarı yapanlar onlar değil". Bu söz üzerine gözler aynı anda Keraunzaalara döndü. Sıkıca kenetlenmiş dudaklar bir ismi bekledir.&lt;br /&gt;"İhbarı yapanlar 15. ev, Harrdelinlerdir. Kızı dışarıda dolaşırken görmüşler. Gördüklerinde çok ısrarcıydılar. Sizden çok daha üstte olan bir evin sizi alt etmek için iftira atmayacağına göre..." herkes içinden kıs kıs güldü bu sözlerle. Aşağılama ve aptallıklarıyla alay eden bakışlar gezindi üzerlerinde. Valerrny, İralde'den gözlerini alamıyordu. Birazdan kendini çok güzel bir biçimde sıyıracaktı. Hep sıyrılan o olmuştu, ama bu defa zaferi o kucaklayacaktı. İnanıyordu...&lt;br /&gt;"Sadece onlar değil." dedi birden bire Briza Do'Urden.&lt;br /&gt;"Bu söylentilerin gezindiği zamanlarda, Lloth tarafından yollandığım bir görevde gördüm onu. Yüzeye, o hain kuzenlerimizle yüzleşmeye gidiyorduk. Dedikleri gibi kızı ben de gördüm! Topal ayağıyla pek de güzeldi..." bunu söylerken yüzünü ekşitti "bir fare gibi sürünüp duruyordu! Hem de bir drow kızı! Bu nasıl bir saygısızlıktır! Lloth bunu bağışlamaz!" bunun üzerine herkes onaylayan mırıldanmalarda bulundu. Malice Do'Urden ise yüzünde hoşnut bir gülümsemeyle kızıyla gurur duyan bir ifadeyle Keraunzaalar'a delici bakışlarla bakıyordu.&lt;br /&gt;Seçkin bir drowun verdiği beyandan daha önemlisi olmazdı. Bu durumda kız sakat olmasa bile öyleymiş gibi bir sonuca varacaklardı.&lt;br /&gt;"O zaman karar veril..." ama Baenrenin sözünü biri kesti.&lt;br /&gt;"Bir dakika!" herkes Baenreler'in sözünü kesmeye cüret eden kıza, İralde'ye döndü hışımla.&lt;br /&gt;"Sizlere gerçekleri anlatacağım!" Baenre matronu onu lanetlemek için elini kaldırmış, elinde giderek artan bir lanet birikintisi yükselirken, bu sözler üzerine onu yok etti. Elini öne doğru uzattı;&lt;br /&gt;"Anlat o zaman. Ama çabuk olsun!"&lt;br /&gt;"Elbette Matron Baenre,"dedi İralde herzamanki saygılı ve soğukkanlı haline bürünerek.&lt;br /&gt;"Her şey kız kardeşim" bu lafı iğrenerek söylemişti,"Elinnya doğduğunda gerçekleşti. Evet! O bir sakat! Ama onu yaşatanlar kimler!" Birden elini yanında duran aile üyelerine çevirdi, "İşte bunlar! Sevgili annem ve ablam! Onlara yapmamaları gerektiğini tekrar tekrar anlattıysam da beni dinlemediler. Kızdaki güç aurasına kapılmış aptal ablam onu yaşattı ve dahası ona bir isim verecek kadar ileri gitti!" bu noktada herkes nefesini tutmuştu. Lloth'a bu derece itaatsizlik ederek her dişiye hakaret etmişti olan ablaya, yani Valerrny'e pörtlemiş kırmızı gözlerle yoğunlaştılar.&lt;br /&gt;"Günler ve geceler boyu, bize başka bir kız vermesi için Lloth'a yakardım, ama bize sadece basit erkekler geldi." Bu noktadan Baenre matronu elini havaya kaldırdı ve İralde saygılı bir biçimde sustu. Baenrenin gözleri geriye doğru döndü ve kırmızı gözleri korkunç bir biçim aldı. Kadın transa geçmişti. Anlaşılan tanrıçasıyla baş başaydı o an. Transatan çıkması uzun sürmedi. Geriye dönen kırmızı gözleri eski haline döndü.&lt;br /&gt;"Kız doğru söylüyor!" dedi hışımla. İralde zafer kazanmış bir edayla ablasına gözlerini dikti. Yüzünde sakin bir gülümseme, gözlerinde ise kin vardı. Valerrny kız kardeşini orda boğmamak için kendini zor tutuyordu.&lt;br /&gt;"İşte hepsi bitti ablacım! Siz gidiyorsunuz, ama ben kalıyorum!" zafer kazanan kahkahası salon duvarlarında yankılandı.&lt;br /&gt;Valerrny yumruklarını o kadar sıktı ki, bileğindeki yanık ona dayanılmaz acılar çektirdi. Bu acı onun aklını başına getirmişti. Emin olmasa da iblise güvenmek zorunda olduğunu hatırladı.&lt;br /&gt;"Kardeşimin buraya getirilmesini talep ediyorum!" dedi kendi aralarında konuşan matronların sesini bastırmak için. Herkesin suratından pis bir sırıtış oluştu.&lt;br /&gt;"Gerçekler bu kadar açıkken o sakatı aramıza mı sokmaya çalışıyorsun!" Baenre'nin hiddetli gözlerine çok fazla bakamadı Valerrny. Buna rağmen, içindeki öfkesi ölümcül boyutlardaydı. O an kalabalığın ve az sonra eviyle onların üzerine püskürecek Lloth'un laneti bile şu anlık bir hiçti. Tek isteği, İralde'nin siyah derilli, narin boynunu yakalamak ve her drowun ruhuna huzur veren o "çatırt!" sesiyle kırmaktı.&lt;br /&gt;Matronlar fısıltıyla da olsa kendi aralarında konuşmaya dalmışken kafasını kaldırıp Briza Do'Urden denilen kıza baktı. Annesinin minyon tipi yanında dev gibiydi. Geniş omuzları, uzun boyu ve kaslı kollarıyla annesinin özel koruması olmaya adaydı. Malice Do'urden'in yüzündeki hoşnut gülümseme giderek daha çok yayılırken, Valerrny kendi annesine lanet etti.&lt;br /&gt;Valerrny son gücüyle haykırdı, "Yüce Lloth! Kardeşimin buraya getirilmesine izin ver!"&lt;br /&gt;Ona sonsuz gibi gelen o kısacık anda herkes sustu... Lloth gitmişti. Daha sonuç verilmeden iradesi onlarla ilgilenmeyi bırakmıştı. Her drow dişisi hayret nidalarında bulunurken, Keraunzaalar daha da zor bir durumda kaldı. Lloth'un İralde için olan emrini önceden almış olan Baenre, gerikalanlar ve ev için ne yapması gerektiğini bilemedi. Lloth'a durmadan seslendi. En sonunda 10 evinde matronların güçlerini birleştirip tanrıçalarına yakardı. Duyabildikleri tek şey, şimdilik kendi kararlarını vermeleri gerektiğine dair sıkı bir azar oldu. Tanrısal düzlemde her ne olduysa, Lloth öfkeden köpürüyordu. Lloth'un öfkesini iliklerine kadar hisseden drow dişileri sessizleşti. Hepsinin kafası karışmış olsa da, hiçbiri diğerine bunu yansıtmadı. Yüzlerindeki buz gibi maskeleri bir an bile kıpırdamadı. &lt;br /&gt;Baenre kendini ilk toparlayanlardan oldu. O ilk evin efendisi ve Lloth'un gözbebeğiydi. Kendi başına daha öncede karar vermişti ve yine bunu yapmaktan korkmuyordu. Tam infaz emrini verecekken aklına bir fikir geldi, neden kızın oraya gelmesine izin vermeyecekti ki? Drowlar entrikacı bir ırktı, tıpkı kendisinin de olduğu gibi. Eğer ortada onun haberi olmadan bir şeyler dönüyorsa, bunu açığa çıkarmalıydı.&lt;br /&gt;"Keraunzaa evine haber gönderin! Elinnya Keranunzaa buraya gelsin!"&lt;br /&gt;Nefesini tutan dorw kadınları, karara en ufak bir itirazda bulunmadı. Bunun tek nedeni ise, kızı kendilerinin de merak etmeleriydi. Sabırla beklenen bir süre içinde kız karşılarında olacaktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Keranunzaaa ailesanini kapısında bir haberci Elinnya'yı arıyordu. Kasları üzerindeki deri askıları yırtacak cinsten bir dişi savaşçı, Baenreler'den haber getirmişti. Elinnya'ya haber hızla iletildi ve vaktinin geldiğini anlayan sakat drow başı önünde eşlikçisinin yanında yürümek için aşağı indi.&lt;br /&gt;Birkaç saat sonra, çift kanatlı kapılar açıldı ve içeri yumuşak yüzlü bir drow kızı girdi. Herkes hayretle ona bakıyordu. Ne Briza Do'Urden'in dediği gibi sürüngen gibi sürünen bir ayağı vardı, ne de ablası İralde'nin ifade ettiği gibi herhangi bir sakatlığı. Kusursuz bir şekilde salonda ilerledi kız ve saygıyla önce Lloth büstünün, sonra Baenre ve diğer evlerin önünde eğildi.&lt;br /&gt;"Varlığınıza şahit olmak bir onur yüce rahibeler!" dedi yüzü gibi yumuşak bir sesle.&lt;br /&gt;Valerrny yeniden acıyan bileğine baktı. Bileğine dağlanan garip sembol yavaş yavaş yok oluyordu. Beyninde iblisin zafer kazanmış sesini duydu.&lt;br /&gt;"İyi iş değil mi?" dedi iblisin kendiyle övünen sesi.&lt;br /&gt;Valerrny hoşnutça gülümsedi.&lt;br /&gt;"İyi olduğu kadar, temiz de bir iş." &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Elinnya Keraunzaa, hakkında sakat bir kız olduğuna dair söylentiler geziniyor. Bunu bize kanıtlamalısın. Eğer yapamazsan sen ve ailen Lloth'un hiddetiyle titreyecek." Baenre bu sözleri her zamanki buyurgan sözüyle söylemişti ama kendisinin de kafası çok karışmıştı. Eğer bu bir illüzyonsa hepsini birden nasıl kandırmayı başarmıştı?&lt;br /&gt;Elinnya anladığını belirten bir şekilde kafasını salladı. Ardından belindeki kuşağı çekip saçlarını topladı ki boynu ve yüzü açıkça görülsün diye. Kuşağın çıkmasıyla serbest kalan ve dökümlü bir hala elbisesini çıkardı acele etmeden. Çırılçıplak kalana kadar soyundu ve drow dişilerinin gözleri önünde hiçbir sakatlığı olmayan genç bir beden kaldı. Erkek kardeşinin büyüsü acizdi, bunun farkındaydı. Neden bilmiyordu ama o an, onca düşman gözün önünde kendini güvende hissediyordu. İçinden bir şükranda bulunmak geldi ama bu kesinlikle Lloth'a değildi. Orda, çıplak bir beden içinde özgürce yükselen ruhu, Lloth'a kendini kabul ettirmek yerine o an başlayan bir nefretle haykırmak istiyordu. Artık Lloth yoktu. Hayır... Artık o bilmediği bir koruyucusunun hizmetkârı olacaktı.&lt;br /&gt;Kafalar allak bullak olmuştu. Az önce kızıyla gurur duyan Malice Do'Urden, şimdi sinirden kızarmış, siyah bir deri üzerinde bordoya çalan bir biçimde, yüzle duruyordu. Artık karar ne olacaktı? Kızın hiçbir kusuru yoktu. Ama Lloth diğer şikâyetçileri olmasa da İralde'yi onaylamıştı. Bir süre boyunca bunu tartıştılar ve Lloth'un geri dönmeyen iradesinden dolayı, karar ertelendi. Keraunzaalar yollandığında ise başbaşa kalan 10 ev, onları izlemeleri için birilerini seçmeye karar verdi. Artık Keraunzaalar gece gündüz izlenecekti. Madem Lloth kararı onlara bırakmıştı, onlarda değerlerini kanıtlamalıydı. Kanıt olmadan bir yıkım belki bir erkek için sorunsuzdu ama bir drow evi için bela getirebilirdi.&lt;br /&gt;Valerrny zaferle yürürken, kusursuz bir biçimde yürümeye devam eden kız kardeşini koltuğunu altına aldı ve onunla ne kadar gururu duyduğunu anlattı. Annesi ve hain kız kardeşini geride bırakarak evin yolunu tuttu. Elinnya garip bir biçimde düzelmişliğinin kısalığının farkındaydı. Eve döndüklerinde her şey bitecek ve o yeninden topallayan bir utanç olacaktı. Ama o kısa an için bile ablası tarafından övülmek her şeye değerdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Anne, seninle biraz konuşabilir miyiz?" İralde'nin tek düze sesi matron Keraunzaa'yı durdurdu.&lt;br /&gt;"Sen ailemiz için bir numaralı utançsın! Aileni nasıl ele verirsin! Dua et de Valerrny bizi her nasıl olduysa kurtardı! Yoksa hepimiz senin yüzünden yıkıma uğrayacaktık! Bundan sonra senin gibi kıızm yok benim!" dedi belindeki kırbacı düşünmeden çekerken. İralde'nin yüzünde iğrenç bir gülümseme oluştu.&lt;br /&gt;"Ben de bunu istiyorum zaten!" dedi, annesi kırbacını ileri savururken uzun kollu tuniğinin altından kayarak çıkan bir hançeri annesinin kalbine saplarken. Yılanbaşlı kırbacın dişeri İralde'nin omzunu sıyırdıysa da acı duyucak halde değildi.&lt;br /&gt;"Senin gibi zayıf bir kadın annem olduğu için utanıyorum!" dedi ve ardına bakamdan cesedi orda bırakarak gitti. Nasıl olsa birkaç hizmetkarı temizlemesi için yollayacaktı.&lt;br /&gt;"Sıra sizde..." dedi hırsla kısılan sesiyle fısıldayarak. Keraunzaa evi için matronluk mücadelesi resmen başlamıştı.&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7035262680933797932-893648340070190848?l=arka-sokak.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://arka-sokak.blogspot.com/feeds/893648340070190848/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=7035262680933797932&amp;postID=893648340070190848&amp;isPopup=true' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7035262680933797932/posts/default/893648340070190848'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7035262680933797932/posts/default/893648340070190848'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://arka-sokak.blogspot.com/2009/05/sakat-rahibe-4bolum.html' title='Sakat Rahibe // 4.Bölüm'/><author><name>Hazal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10635638823482125549</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='10660412539281888282'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_ylD8kE4QU3g/SjjD6Y33JJI/AAAAAAAABQk/yc21dm06xHI/s72-c/underdark.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7035262680933797932.post-7435634655934650279</id><published>2009-06-16T19:35:00.004+03:00</published><updated>2009-06-16T19:56:52.315+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='T.F.B-Site Tanıtımları'/><title type='text'>Site Tanıtımları-ÇROP(Çizgi Roman Okurları Platformu)</title><content type='html'>İşte benim gibi bir blog var bu defa tanıtımımızda :). Üretken, yorulmak nedir bilmeyen, ama bir o kadar da gülümseten bir blog. Ümit abi'nin güzel blogu ÇROP. Çizgiroman okumanın çocukalra özgü bir şey olmadığını herkese duyuyrurken, küçükler için öğretici etkinlikler de bulunan(trt'ye çıkmışalrdı), aynı zamanda üniversitelere gidip panel düzenleyen bir grup bu blog. Şiddetle tavsiye edilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_ylD8kE4QU3g/SjfOIjYS-cI/AAAAAAAABQc/QedwvkT-JL4/s1600-h/Yeni+Resim+(1).bmp"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 116px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_ylD8kE4QU3g/SjfOIjYS-cI/AAAAAAAABQc/QedwvkT-JL4/s200/Yeni+Resim+(1).bmp" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5347969728857176514" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;strong&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;Site Adı:&lt;/span&gt; Çizgi Roman Okurları Platformu (ÇROP)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;Site Adresi:&lt;/span&gt; &lt;a href="http://cizgiromanokurlariplatformu.blogspot.com"&gt;http://cizgiromanokurlariplatformu.blogspot.com&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;İletişim:&lt;/span&gt; croplatform@gmail.com&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;Sitenin Kuruluş Tarihi:&lt;/span&gt; 23 Nisan 2006&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;Sitenin Tanımı:&lt;/span&gt; ÇROP Blog, iki nedenden ötürü kurulmuştur. Bunlardan ilki çizgi roman alanında gerçekleştirdiğimiz projeleri duyurmak, ikincisi de okurlarımızı genel çizgi roman aleminden haberdar etmek, bilgilendirmek, farklı bakış açıları sunarak çizgi romanın bir sanat dalı olarak sadece kuru macera kurgusundan değil içerik olarak da yoğun mesajlardan oluştuğunu algılatmak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;Sitenin Amacı:&lt;/span&gt; ÇROP’un kuruluşu bir etkinlikle başladı: “Yayınevlerimize çizgi roman bastıkları için teşekkür kartpostalı atmak”. Başta okurlara gülünç gelen bu etkinlik zamanla katlanarak artan ve büyüyen projelere dönüştü. Elbette “ben çizgi roman okuruyum” diyerek ÇROP’a destek verenler de arttı. Blogumuzun yukarıda, Site tanıtımında geçen amaçlarına ek olarak çok ciddi bir amacı belirginleşti: Çizgi roman okurunun “sanatına sahip çıkması” için özgüvenini arttırmak. Okurların bir çoğunun, özellikle de 30 yaş üzerinin, çizgi roman okuru olduğunu söylemekten korktuğu bir gerçekken şimdilerde her yaştan okur Blog’a yazıyor, facebook üyemiz oluyor en azından çevresine “çizgi roman okuruyum” diyebiliyor, önerilerde bulunuyor okunması için. Bununla birlikte ÇROP’un tür, ekol, hedef kitleler arasında köprü olmak gibi bir misyonu da bulunmaktadır. Karikatür, mizah çizgi romanları, çizgi roman, çocuk çizgi romanları, fumetti, comics, manga, frankofon…&lt;br /&gt;ÇROP Blog tümüne sayfasında yer vererek tüm çizgi roman okurlarının ortak bir sanatın parçası olduğunu hatırlatmaya çabalıyor.&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7035262680933797932-7435634655934650279?l=arka-sokak.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://arka-sokak.blogspot.com/feeds/7435634655934650279/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=7035262680933797932&amp;postID=7435634655934650279&amp;isPopup=true' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7035262680933797932/posts/default/7435634655934650279'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7035262680933797932/posts/default/7435634655934650279'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://arka-sokak.blogspot.com/2009/06/site-tantmlar-cropcizgi-roman-okurlar.html' title='Site Tanıtımları-ÇROP(Çizgi Roman Okurları Platformu)'/><author><name>Hazal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10635638823482125549</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='10660412539281888282'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_ylD8kE4QU3g/SjfOIjYS-cI/AAAAAAAABQc/QedwvkT-JL4/s72-c/Yeni+Resim+(1).bmp' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7035262680933797932.post-2618932710087478687</id><published>2009-06-16T19:34:00.002+03:00</published><updated>2009-06-16T19:43:33.790+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='T.F.B-Site Tanıtımları'/><title type='text'>Site Tanıtımları-Akvadi</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_ylD8kE4QU3g/SjfLn7Uw8LI/AAAAAAAABQU/1KspbOim5mM/s1600-h/Yeni+Resim.bmp"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 120px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_ylD8kE4QU3g/SjfLn7Uw8LI/AAAAAAAABQU/1KspbOim5mM/s200/Yeni+Resim.bmp" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5347966969325875378" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;Site Adı:&lt;/span&gt; Akvadi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;Site Adresi:&lt;/span&gt;  &lt;a href="http://www.akvadi.net"&gt;http://www.akvadi.net&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;Sitenin Kuruluş Tarihi:&lt;/span&gt;  01.09.2004&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;Site Tanımı:&lt;/span&gt;  Akvadi, her yaştan ve her kesimden insana hitap edebilen, kendi fantastik dünyasına, dünyasına özel frp sistemine, özgün hikayesine ve forum üstünden yıllardır oynanan Akvadi Dünyası oyunuyla büyük bir oyuncu kitlesine sahip olan, Türkçe rol oyunlarını destekleyen ve kurulduğu günden beri yükselişini sürdüren bir kültür&amp;sanat ve rol yapma oyunları sitesidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;Sitenin Amacı:&lt;/span&gt;  Akvadi’nin amacı, fantastik dünyayla henüz tanışmamış, ilgili oyuncuları dünyaya dahil ederek oyuncuların frp kültürünü ve bilgisini arttırmak, kendi hikayesi ve sistemiyle internet üstünden sürekli devam eden aktif bir rol yapma oyunu yaratmak, Türkçe rol oyunlarının gelişimini sağlamak, üyelerine Akvadi’nin sadece bir internet sitesi değil, hepimizin hayal gücüyle yaratılmış fantastik bir diyar olduğunu hissettirmek ve şu ana kadar başarıyla yerine getirdiğimiz bu amaçları önümüzdeki yıllarda da geliştirerek sürdürmektir.&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7035262680933797932-2618932710087478687?l=arka-sokak.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://arka-sokak.blogspot.com/feeds/2618932710087478687/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=7035262680933797932&amp;postID=2618932710087478687&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7035262680933797932/posts/default/2618932710087478687'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7035262680933797932/posts/default/2618932710087478687'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://arka-sokak.blogspot.com/2009/06/site-tantmlar-akvadi.html' title='Site Tanıtımları-Akvadi'/><author><name>Hazal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10635638823482125549</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='10660412539281888282'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_ylD8kE4QU3g/SjfLn7Uw8LI/AAAAAAAABQU/1KspbOim5mM/s72-c/Yeni+Resim.bmp' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7035262680933797932.post-5232800059893316521</id><published>2009-06-13T18:27:00.004+03:00</published><updated>2009-06-13T20:41:13.810+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Serbest öykü'/><title type='text'>Tutkunun Çağrısı</title><content type='html'>Birazdan okuyacağınız hikaye ilk olarak Kayıprıhtım'ın "aylık öykü seçkisi"nde yayınlamıştır. Bu ayki tema "göl"dü ve bu hikaye göl teması üzerine yazılmıştır. Eğer, öykü seçkisine gitmek istiyorsanız &lt;a href="http://oyku.kayiprihtim.org/"&gt;tıklayın&lt;/a&gt;. İyi okumalar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_ylD8kE4QU3g/SjPHCbwYI5I/AAAAAAAABQM/hmtq3uLt18A/s1600-h/trubv%2520%252840%2529.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 256px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_ylD8kE4QU3g/SjPHCbwYI5I/AAAAAAAABQM/hmtq3uLt18A/s320/trubv%2520%252840%2529.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5346836027243242386" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Orda, uzakta bir yerde, var olanla olmayanın kesiştiği noktaya, “kesişen nokta” demişti oranın sakinleri. İşte o göl de tam olarak bu kesişme noktasındaydı. Sadece o ve onunla yüzyıllardır yaşayan halkın ona verdiği kutsal varlığı vardı… ve en büyük korkusu. Saygıyla karışık bir korkuydu bu. Gölün kutsallığına duyulan saygından türemiş bir cevaptı sanki. Ya da, gölün koyduğu kurallara katıksız itaat…&lt;br /&gt;Gölün kutsal varlığı, canlılığından geliyordu o zamanlar. Yaşayan bir ruhun parçası, konuşan, isteklerini sıralayan ve çoğu zaman susan bir varlıktı o. Onun halktan tek bir isteği vardı, o da kimsenin onun sularına girmemesiydi. Ama ne garipti ki, her gece halktan biri onu çağıran gölü rüyalarında görür, ama korkuya yenik düşer ve yakınına gittikten sonra arkasına bakmadan kaçardı. Yine de, gölün çağırdıkları özel kişilerin olduğu bilinse de bu asla ve asla sözlerle ifade edilmezdi. Göl kutsaldı ve kutsal şeylere dokunulmazdı. Sadece aralarından bazıları bu şerefe nail olurlardı; onlar da bu yaşayan varlığın ödülleriyle başka bir boyuta geçerdi. &lt;br /&gt;Derme çatma bir kulübenin içinde yaşayan yalnız bir kız vardı o halk arasında. Sahip olduklarını çok zaman önce kaybetmişti ve genç bir kızın yalnızlığına ağlardı yıkık dökük kulübe duvarları. Onun hüznüyle içerlenir ve onun dayanıksızlığıyla esen her rüzgârla etrafa dağılırdı. Soğuk kış geceleri, çıplak ayaklarına vuran soğukla daha da çökermiş kalan bir avuç iradesi. Var olanla olmayanın sınırında, ait olmadığını hissettiği bir yerin insanıydı o ve içindeki arayışa çok geçmeden cevap bulacağını bilemeden uyudu gece boyu.&lt;br /&gt;Huzursuz geceler teker teker her kapıyı çalmaya devam ettiği bir gece, sıra ona gelecekti. Göl onun varlığından haberdardı, ama heyhat kız da öyle miydi acaba? Herkesi tek tek, her bir ruh kırıntısına kadar işleyerek taradı göl. Kutsal varlığıyla onlara tatlı sözler fısıldadı ve kendine çağırdı. “Bana gel.” Dedi hoş bir erkeğin cezbeden sesiyle insanlara,”Gel ki, seninle bir olalım ve ben seni kesişen noktadan alıp, gerçek varlığa taşıyayım.” &lt;br /&gt;Huzursuzca kıpırdandı gölün kıyısındaki halk. Rüyaların uğradıkları çekici sesin teklifleriyle mutlu oldu, ama sonra halkın yaşlılarının uyarılarını hatırladı ve rüya iyice huzursuz bir hale geldi. Ter içinde uyanan birçok insan, yarın bu olaydan kesinlikle bahsetmeyecek ve çağrılan tek kişinin kendileri olduklarını düşünmeye devam edeceklerdi. Bu hep böyle değil miydi zaten?&lt;br /&gt;Yaşayan göl mutluydu bugün. Onun vereceği hediyeyi hak edecek birini bulmuştu sonunda. Ruhani uzantılarını kızın göğsüne soktu ve ruhunu karıştırmaya başladı. Umursamazca her özel noktasına nüfus ediyor, hayatına dair olanları araştırıyordu. Kızın rahatsız uykusunu katlanılmaz kılıyor, ama ona vereceği hediyeyle teselli ediyordu. Kız ter içinde uyandığında, tıpkı diğerleri gibi, halkının yaşlılarının uyarılarını hatırladı.&lt;br /&gt;“Gölün yakınına gitmek tehlikelidir. Yakınında olmak yasak olmasa bile, onunu güzelliğine kapılıp sularına girersen seni var olmayana fırlatır! Seni kimse kurtaramaz çocuğum… Gölle anlaşmamız budur. Hiç kimse ama hiç kimse sularında yüzmemelidir!” &lt;br /&gt;Herkesin takıldığı nokta da buydu aslında. Göl kimseyi sularında istememesine rağmen, vereceği hediyeyi herkesin rüyalarına sokmaktan geri durmazdı. Nadiren de olsa, birilerini gerçekten hoş görüyle kabul ettiği zamanlarda da onları var olana taşırdı. Hüzünlü ve yalnız kız işte tam bunları tartıyordu kafasında. Gölün onun acılarına temas ederek onu anladığını düşündü ve ona karşı hissettiği çekime her geçen dakika yenik düşmeye başladı. &lt;br /&gt;Sabaha kadar gözüne uyku girmemişti ve şimdi çıplak ayaklarla ona doğru koşuyordu. Elleri uzun zamandır dokunmadığı bir yaşayanın varlığına duyulan özlemi taşırken, gökteki solgun ay yüzündeki huzur arayışını etrafta olmayanlara anlatıyordu. “Bakın,” dedi Ay, yanındaki yıldızlara dönerek, &lt;br /&gt;“işte biri daha ona doğru gidiyor. Bu döngü hiç bitmeyecek!”&lt;br /&gt; Ardından yıldızlar başlarını çevirdiler. Kızı onaylamayan bakışlarıyla gözlerini kırptılar ve yok oldular. Sıra artık Güneş’indi; ışığıyla umut veren, sarıp sarmalayan ve yargılayan Güneş’in. Güneş doğdu böylece. Onun yeni doğan ışınları altında çıplak ayaklarını yere her vurduğunda şıp şıp diye ses çıkaran bir kızı izlemeye koyuldu. “Ona gidiyor.”dedi uzaklarda dinlenen Ay’a dönerek ve Ay onaylamadığını belirtmek için tamamen ortadan kayboldu.&lt;br /&gt;Koşmaktan bitap düşen dizlerine yenik düştüğünde artık gölün kenarına varmıştı. Dizlerinin üzerine yığıldı ve o an gölün kutsal sınırlarında olduğunu gördü. Dizlerinin üzerinden kalkmadı, zira varlığına olan saygısını tüm anlamıyla ifade etmek istiyordu. Bir süre diz çökmüş biçimde bekledi ama hiçbir kıpırtı olmadı. Sonra oturur pozisyona geçti ve yine bir şey olmadı. Göl onu deniyor muydu? Ama o, varlığa ve mutluluğa o kadar açtı ki, beklemekten dert etmedi. Sabretti ve karşılığını da aldı. Ona sonsuz, göl için ise kısa bir an kadar bekledi ve sonra sularda kıpırtılar olmaya başladı. Günün yarısı onun konuşmasını bekleyerek geçmişti ve korkudan tek kelime bile edememişti o.&lt;br /&gt;Sular dalgalandı aheste aheste. Sanki birinin esnemesi gibi gerindi ve yükseldi. Sonra yükselen sular kızın korkuyla dolu bakışları altında çöktü ve yüzeyde belirli bir şekil oluştu: bir yaşayanın ince dudakları. Yükselen sulardan bir kısmı yüzeyde kalmış ve çökenlerle birlikte bu şekli oluşturmuştu. Kim bilir, belki gölün kutsal varlığı onun anlayamayacağı bir biçimde olduğu için, onla iletişime geçmek için onun basit beyninin anlayacağı bir seviyeye inmişti. &lt;br /&gt;Önce derin bir nefes almak için açıldı ağız ve suları çekilen havayla titreşti. Ardından, ilk kelimeler döküldü sulardan oluşmuş dudaklardan, &lt;br /&gt;“Bana gelecek kadar cesurmuşsun. Seni takdir ettim.” &lt;br /&gt;Kız yaşadığı şoku, hayatının hiçbir karesinde yaşamamıştı; yaşayamazdı da. Rüyasında konuşan çekici erkeğin sesi, şimdi gölün sularla dalgalanan dudaklarından dökülüyordu. Her nefes alışında inip çıkan bir göğüs gibi sular inip kalkıyor, kelimelere can verdiği sesiyle onu kendine esir ediyordu. &lt;br /&gt;“Sizin varlığınızla onurlandım…” dedi yeniden dizlerinin üzerine çökerek. Göl bir süre sustu. Ona bir şey demeye gerek görmemişti; belki de yaptığı hareketin keyfini sürüyordu.&lt;br /&gt;“En üzücü, en yalnız ve en karanlık anılarına dokundum. Seni tanıdım, seni hissettim ve seni buraya çağırmaya layık gördüm.” Yaptığı özel hayata bir müdahaleydi, ancak gölün özür dilemeye hiç niyeti yoktu. O, yaşayan, kutsal bir varlıktı ve o af dilemek gibi bir nezaket gösterisinde bulunmayacak kadar önemliydi.&lt;br /&gt;“Beni buraya çağırmaya layık gördüğünüz için size minnetimi sunmaktan başka verecek bir şeyim yok.” dedi kız gölün varlığı altında ezilerek. “Beni bağışlayın ve lütfen kovmayın…”&lt;br /&gt;“Seni kovmak mı?”dedi göl. “Seni kovacak olsam buraya hiç çağırmazdım. Kararlarımı uzun sürelere yayarak veririm ve seni ben seçtim, başkası değil. Bu durumda senden bir beklentim yok. Tek amacım sohbet etmek. Sen de yalnızsın ben de… Bu yüzden anılarında gezindim ve seni buldum.” &lt;br /&gt;Kız bu sözlerle yıkılmıştı. Gölün onu diğer boyuta geçireceğini ve kesişen noktadan alıp gerçek varlığa götüreceğini sanmıştı.&lt;br /&gt;“Ama efendim, ben sanmıştım ki…” bu noktada göl kızın sözünü hiddetle kesti.” Ne sanmıştın! Yoksa seni temiz sularıma alacağımı ve diğer boyuta taşıyacağımı mı? Git buradan seni nankör! Git ki Güneş’i seni kavurmak için çağırmayayım; git ki Ay’ı geceleri seni karanlıkta bırakması için görevlendirmeyeyim!”&lt;br /&gt;Gölün ani hiddetiyle afallayan kız, arkasına bakmadan gözünde yaşlarla kaçtı. Ne yapmıştı? Nasıl bir pot kırmıştı? Eline geçen tek şansı mahvetmişti ve işte yine yalnız ve hüzünlü gecelerine dönüyordu. Ağlamaktan bitap düştüğünde uyuyabildi ancak. Kulübe duvarları yine onun hüznü paylaştı ve kapıyı çalan rüzgâra karşı koyacak direnci kendilerinde bulamadılar. Ama rüzgâr onlara gölün sesini getirmişti. “Seni affettim… Ben çabuk hiddetlendiğim kadar çabuk da affederim. Şimdi kalk ve bana gel. Beni fazla bekletme ki, sohbetimizden en ufak bir parça bile zamana yenik düşmesin.” &lt;br /&gt;Mucizevî bir biçimde oldukça dinç bir şekilde uyanan kız apar topar göle koştu. Yine dizleri isyan edene kadar koştu ve yine dizlerinin üzerine düştüğünde oradaydı. Bu defa dudaklar çoktan şekillerini bürünmüş, hazır bekliyordu.&lt;br /&gt;“Sonunda geldin.” Dedi cazibeli erkeksi sesiyle. &lt;br /&gt;“Geldim… Beni affettiniz!” dedi kız neşeyle.&lt;br /&gt;“Sizli bizli konuşmaları bir kenara bırak. Ben buraya sohbet edeceğim birini çağırdım, bir köleyi değil.” Dedi göl umursamazca. Ama sözlerindeki samimiyet yadsınamazdı. Kızın beyninde gölden duyduğu ilk sözler yankılandı “Sen de yalnızsın ben de…” Başını minnettarlıkla eğdi. Orda olmaktan memnundu. Sadece o ve kendisi vardı. Yıldızlar küskün duruşunu sürdürse de, o bunu göremeyecek kadar kördü.&lt;br /&gt;Böylece başladı sohbetleri. Saatlerini, bazense günlerini harcadı gölün kıyısında. Onun güzelliği ve ihtişamıyla büyülendi. Her konuştuğunda kelimelerine can veren muhteşem sesiyle başı döndü. Ve en sonunda ona âşık oldu…&lt;br /&gt;Önce her gece evine dönüyordu, ama zamanla göl onu yollasa da o gitmemeye başladı. Halkı onu aramaya çıktı bir zaman sonra. Onun umutsuz ve kendini koy vermiş görüntüsü, dingin sokakların arasında hüznü saçarak gezmediğini fark etmek zaman almamıştı. Bir yerde bir eksiklikleri vardı. Mutsuzlukları eksikti ve mutsuzluk olmadan insan mutluluğun değerini bilemezdi. Kademe kademe aralarından silinen, önce gezinişleri nadirleşen ve sonra tamamen yok olan mutsuzluklarına karşı özlem duymaya başladılar. Böylece onu aramaya çıktılar. Kimsenin aklına göle bakmak gelmemişti. Kız yalnız ve mutsuz olabilirdi, ama gölün kutsal varlığını rahatsız etmek gibi bir terbiyesizliği yapacak cinsten de değildi. Günlerce onu aradılar. Mutlu değerlerinin kıymetini bilmek için, mutsuzluklarına koştular. Ama sonuç bir hiçti.&lt;br /&gt;Kız her gece gölün kıyısında uyuduğunda, göl onu sularıyla örtmeye başlamıştı. Ancak bunu her yaptığında, ruhani varlığı yine onun ıssız, karanlık ve iç parçalayan anılarında geziniyordu. Sırf, birinin varlığını hissetmek için katlandı buna ve mutlu olduğunu düşündü. Tek yaptığı ise kendini kandırmaktı. İçinde duyduğu aşk dalga dalga yükselirken, o buna yenik düştü. İçinde bir gün bir tufan koptu ve aşkı su yüzeyine çıktı.&lt;br /&gt;“Seni seviyorum!”dedi bir an bile tereddüt etmeden. “Seni bu hayattaki her şeyden bile çok seviyorum! Hatta dayanılmazca ve bencilce istediğim var olmaktan bile çok!”&lt;br /&gt;Göl yine bir süre sessizleşti… Ardından kıza umut veren sözler döküldü suya kazılı dudaklarından.&lt;br /&gt;” Ben eskiden senin gibi kesişen noktada bir insandım. Sonra var olma tutkusuyla yanıp tutuşurken, var olmanın bedeli olarak bu göle dönüştüm. Şimdi seni sularıma alacağım ve sana gerçek görüntümü göstereceğim. Böylece sen ve ben bir olacağız! Çünkü ben de seni seviyorum!”&lt;br /&gt;Kız için bundan daha büyük bir mutluluk olamazdı. Kendini avuttuğu, gölün ona olan acı verici dokunuşlarıyla geçen yalancı mutluluğu bile parçalanmış ve gerçeğe dönüşmüştü. Şimdi göl onu gerçekliğe kavuşturacak ve dahası, ona gerçek bir erkek olacaktı.&lt;br /&gt;Yavaş yavaş suya girmeye başladı. Dudaklar su yüzeyinden kayboldu. Beyninde bir ses yankılandı. “Gel!” dedi göl coşkuyla, “Bana gel! Ve benim ol!” Kız kendini serin ve parlak sulara bıraktı ve bir an sonra suyun dibine doğru sürüklenmeye başladı. Derine indikçe yüzeydeki ışık azaldı. En dibe geldiğinde ise, nefesi nerdeyse tükenme noktasındaydı. Dipte bir erkek, onu cazibeli sesiyle baştan çıkaran çekici bir erkek görmeyi bekledi, ama tek bulduğu uğursuz, mat bir ışıkla aydınlanan kurumuş cesetler oldu. Dehşet içinde bağırmaya çalıştıysa da, bu sadece kalan son nefesini dikkatsizce sarf etmek oldu.&lt;br /&gt;“Ne de güzel bana itaat ettin!” dedi göl delice bir kahkahayla kızın beyninin içinde.&lt;br /&gt;“Bana yalan söyledin!” diye haykırdı kız ona zihninden seslenen göle aynı yolla.&lt;br /&gt;“Sana hiç yalan söylemedim aptal kız! Sana, seninle bir olacağımı söyledim ve işte şimdi senin özünü alacağım ki, ben yaşamaya devam edeyim! Hımm, tabii sevgi konusunda bazı ufak detayları abartmış olabilirim, ama ben her kurbanımı severim!” dedi aynı rahatsız edici kahkahayla.&lt;br /&gt;Kız nefesini yeniden kazanmak için yüzeye doğru var gücüyle çıkarken gölün son sözlerini duydu. &lt;br /&gt;“O kadar acele etme! Burası benim yaşama alanım ve burada hâkimiyet de, güç de benim! Şu an sesini kullandığım aptal ve ondan öncekiler de bunu çok denedi. Ama kazanan hep ben oldum!” dedi ve ardından şeytani ruhunun uzantılarıyla kızı sardı. Onu mengene gibi görünmez dokunaçlarıyla sıktı ve çığlık atmak için açılan ağzına girdi. Kız en ufak bir ses bile çıkaramadan öncelikle ondan sesini aldı. Ardından, sesi kendi özüne yedirirken, kalan son şeyi, yaşam enerjisini de ondan aldı. Kızın etleri içine göçtü, derisi kemiklerine yapıştı ve kurumuş bir ölü olarak dipte yatanlara katıldı.&lt;br /&gt;Halk kızı bulamayınca Güneş’e danıştılar. Güneş’in cevabı ise, oldukça netti.&lt;br /&gt;“Göle gidin bakın! Hani şu kutsallaştırdığınız göle! Onu orda bulacaksınız ya da bulamayacaksınız! Ey kayıp insanlar, kesişen noktayı unutun ve yaşamaya devam edin!” &lt;br /&gt;Güneş’in önünde saygıyla eğildi halk ve göle koştular. Göle kızı sorduklarında cevap saatler sonra geldi. Merakla ve ona muhtaç olarak bekleyişlerini seviyordu.&lt;br /&gt;“Onu ben aldım!” dedi giderek çatlayan ve ihtişamını kaybeden bir erkeğin sesiyle. Konuştuğunda herkes bu çatlak sesle titredi.&lt;br /&gt;“Kız çok yalnızdı ve bende ona gerçeği bahşettim! Artık diğer boyutta. Var olanın yanında…” bunu üzerine sustu ve halk neşe içinde dağıldı. Mutsuzlukları artık yoktu ama en azından bir kayıp daha tutkusuna ulaşmış ve var olana geçmişti.&lt;br /&gt;Akşamüstüne doğru Ay, Güneş’in yanına indi.&lt;br /&gt;“Baksana bilge Güneş,”dedi Ay endişeyle,”Bu masum halk ne zamana kadar daha böyle sömürülecek?”&lt;br /&gt;Güneş öfkeyle yüzünü öyle bir çevirdi ki, gece saatlere yayılmak yerine bir anda yeryüzüne indi.&lt;br /&gt;“Ne zamanki kesişen nokta diye bir şey olmadığını ve aslında en başından beri var olduklarını anlarlar işte o zaman sömürü biter! Ama o zamana kadar, gölün şeytani yalanlarının ve onları avucundan tutmak için uydurduğu gerçekten var olma saçmalığının esiri olmaya devam edecekler.” Bu sözlerle birlikte Güneş gitti.&lt;br /&gt;Ay, başını eğdi ve onu neşelendirmek için yıldızlar yanına indi. Onlara dönüp bakmak için arkasını döndü.&lt;br /&gt;“Onlar gerçekten varlar. Ama bunu anlayana kadar kayıplar ölüme yürümeye devam edecek.”dedi ve yıldızlar onunla ağladı. &lt;br /&gt;                                              ***&lt;br /&gt;Mutsuz bir genç, yatağında huzursuzca dönüyordu. Onun en karanlık ve en mutsuz anılarına dokunuyordu göl o sırada.&lt;br /&gt;“Gel.” dedi hüzünlü bir kızın sesiyle. “Bana gel…”&lt;br /&gt;Ve genç yatağından kalkıp, delice bir hızla göle doğru koştu. Onu baştan çıkaran hüzünlü bir kızın sesine doğru koştu…&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7035262680933797932-5232800059893316521?l=arka-sokak.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://arka-sokak.blogspot.com/feeds/5232800059893316521/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=7035262680933797932&amp;postID=5232800059893316521&amp;isPopup=true' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7035262680933797932/posts/default/5232800059893316521'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7035262680933797932/posts/default/5232800059893316521'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://arka-sokak.blogspot.com/2009/06/tutkunun-cagrs.html' title='Tutkunun Çağrısı'/><author><name>Hazal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10635638823482125549</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='10660412539281888282'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_ylD8kE4QU3g/SjPHCbwYI5I/AAAAAAAABQM/hmtq3uLt18A/s72-c/trubv%2520%252840%2529.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7035262680933797932.post-1769165809613912796</id><published>2009-06-01T16:53:00.011+03:00</published><updated>2009-06-01T17:29:12.779+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='T.F.B-Site Tanıtımları'/><title type='text'>Site Tanıtımları- Kayıp Rıhtım</title><content type='html'>Özellikle beklediğim, kardeş siteme geldi sıra sonunda ^^. &lt;em&gt;Türk Fantazya Birliği&lt;/em&gt;'nin belirlenen sırada giden tanıtımlarına devam ediyoruz ve bu haftaki tanıtım durmadan adı geçen Kayıprıhtım'a ait. Yaklaşık 6 ay önce tanıştırıldığım bir site. Ziraa magicalbronze'un blogum için yazdığı &lt;a href="http://arka-sokak.blogspot.com/2009/05/kayprhtmdan-mektup.html"&gt;yazıda&lt;/a&gt; tanışmamız yazıyor. İşte zamanla forumlarında yaza yaza birkaç hafta önce b sitenin forumunda &lt;em&gt;Genel Editör &lt;/em&gt;oldum. Bu yüzden bugün tanıtılacak site benim de sayılır :). Dostane, sıcak ve kültür deposu olduğu kadar fantastiğin her köşeye çöreklendiği ve yeni açılan "korku &amp; gerilim" kısmıyla ufkunu açan bir site burası. Forumunu şiddetle tavsiye ediyorum herkese. Beni de orda &lt;em&gt;"Fırtınakıran"&lt;/em&gt; kullanıcı adıyla bulabilirsiniz ^^. Şimdi site admini magicalbronze(Hakan) sizlere site(mizi)sini tanıtsın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_ylD8kE4QU3g/SiPihnLpMaI/AAAAAAAABP0/AOUS_JSDpyg/s1600-h/Yeni+Resim.bmp"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 124px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_ylD8kE4QU3g/SiPihnLpMaI/AAAAAAAABP0/AOUS_JSDpyg/s200/Yeni+Resim.bmp" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5342362650072920482" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;Site Adı:&lt;/span&gt; Kayıp Rıhtım&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;Site Adresi:&lt;/span&gt; &lt;a href="http://www.kayiprihtim.org"&gt;www.KayipRihtim.org&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;Sitenin Kuruluş Tarihi:&lt;/span&gt; 01.01.2008&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;Sitenin Tanıtımı:&lt;/span&gt; Fantastik Kurgu ve Edebiyatı hakkında türlü türlü bilgilere, kitap tanıtımlarına, röportajlara, incelemelere ve fantastik dünyada yaşanan son gelişmelere kadar, her gün güncellenmekte olan içeriğe erişebilmenin yanı sıra; site içerisindeki tartışmalara katılabilme, konular hakkında fikirlerinizi belirtebilmenize olanak sağlayan, bir yandan da FRP, Bilim Kurgu gibi yakın türlere değinmekte olan samimi ve aktif platform.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;Sitenin Amacı:&lt;/span&gt; Doksanların sonlarından günümüze kadar hala emekleme dönemini atlatamamış bu tür için yani fantastik edebiyat için, edebiyat alanında gerçek anlamda bir yer kazandırmaya çalışmaktır. Bilim Kurgu ve FRP’nin yanı sıra “fantastik edebiyat” ve “fantastik kurgu” alanında daha aktif çalışmalar yapmaktır. Türün sadece yazgısal bölümünü değil basımına kadar işleyen süreçleri irdelemektir. Yalnızca yazarı ve kitabı değil aynı zamanda editörü, çevirmeni, yayınevi, çizeri gibi önemli rol oynayan çevreleri de tanıtmaktır.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eklemek istediklerim;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Forumda, "&lt;a href="http://arka-sokak.blogspot.com/search/label/Drow%20F%C4%B1s%C4%B1lt%C4%B1lar%C4%B1"&gt;Sakat Rahibe&lt;/a&gt;" isimli hikayemi de eş zamanlı olarak yayınladığımı söylüyorum her yeni bölümde zaten. Bu nedenle ben bu tanıtıma ekstra olarak forumlarını da kısaca ben tanıtmak istiyorum. İçinde Ejderhamızrağı, Unutulmuş Diyarlar, Harry Potter, Yüzüklerin Efendisi, Kara Kule(Stephen King), Ravenloft, Talihisiz Serüvenler, Miras Döngüsü ve Narnina Günlükleri dışında, blümü-kurgu ve korku edebiyatını da içeren bir forum. Bunların yanı sıra tartışma platformalrı, genelk kültür, mitoloji vs. gibi farklı tatlarda seçeneklerde sunuyor size.&lt;br /&gt;Foruma gitmek için &lt;a href="http://www.kayiprihtim.org/forum/index.php"&gt;TIKLAYIN&lt;/a&gt;!.&lt;/strong&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_ylD8kE4QU3g/SiPjvVcGLyI/AAAAAAAABP8/iDubyZYXTOM/s1600-h/Yeni+Resim+(1).bmp"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 195px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_ylD8kE4QU3g/SiPjvVcGLyI/AAAAAAAABP8/iDubyZYXTOM/s320/Yeni+Resim+(1).bmp" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5342363985339887394" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="http://arka-sokak.blogspot.com/2009/05/kayprhtmdan-mektup.html"&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7035262680933797932-1769165809613912796?l=arka-sokak.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://arka-sokak.blogspot.com/feeds/1769165809613912796/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=7035262680933797932&amp;postID=1769165809613912796&amp;isPopup=true' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7035262680933797932/posts/default/1769165809613912796'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7035262680933797932/posts/default/1769165809613912796'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://arka-sokak.blogspot.com/2009/06/site-tantmlar-kayprhtm.html' title='Site Tanıtımları- Kayıp Rıhtım'/><author><name>Hazal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10635638823482125549</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='10660412539281888282'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_ylD8kE4QU3g/SiPihnLpMaI/AAAAAAAABP0/AOUS_JSDpyg/s72-c/Yeni+Resim.bmp' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7035262680933797932.post-8844592681911245196</id><published>2009-05-29T11:10:00.007+03:00</published><updated>2009-06-01T17:27:14.177+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Okuyuculara notlar'/><title type='text'>Kayıprıhtımdan Mektup</title><content type='html'>Az sonra aşağıda okuyacağınız yazı magicalbronze(Hakan) tarafından bloguma dair düşüncelerini içermektedir. Nasıl buldu bi blogu, sonra olaylar nasıl ilerledi bunları kendi ağzından anlatacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_ylD8kE4QU3g/Sh-aIoDIsfI/AAAAAAAABPs/FfMbSjzX8xI/s1600-h/Yeni+Resim+(1).bmp"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 47px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_ylD8kE4QU3g/Sh-aIoDIsfI/AAAAAAAABPs/FfMbSjzX8xI/s400/Yeni+Resim+(1).bmp" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5341157156064899570" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Eveet, sonunda çok ama çok uzun bir süre önce verdiğim fakat -her zamanki gibi- bir türlü yerine getiremediğim sözümün arkasında durmak ve Hazal'ın blogu olan Aykırı Çağrışım hakkında ki fikirlerim ile düşüncelerimi bu yazıya dökmek istiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk olarak ne zaman girdim bu bloga, nasıl oldu, nereden buldum, Hazal ile nasıl tanıştım vs. kısaca anlatayım sizlere ki şu anki duruma nasıl gelindiği hakkında ön bilgi vermiş olayım. Tam olarak hatırlayamasam da Kasım 2008'in son günlerine yakın yine fantastik edebiyat ile ilgili araştırmalarıma devam ediyor, google amcamızdan son olarak nelerin geldiğini görüntülüyordum. Fakat bazı zamanlarda google'a girişim; ansiklopedi karıştırmak gibi olur benim için. Aradığınız bilgiye gelene kadar önceden görmüş olduğunuz kelimelere ait bilgilere dalıp kendinizi kaptırırsınızya, o şekil. Kelimeden kelimeye atlıyor, çıkan sonuçlara bakınıyor, fantazya ile yakından uzaktan her türlü bilgi kırıntısına göz gezdiriyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte yine böyle bir günde -şu anda ne aradığımı hatırlayamadığım bir konuda- Aykırı Çağrışım adlı bu bloga rastladım. Hiç unutmayacağım, ilk olarak "&lt;a href="http://arka-sokak.blogspot.com/2008/12/cennetin-kl-tutan-elityrael.html"&gt;Cennetin kılıç tutan eli: Tyrael&lt;/a&gt;" adlı yazıyı okumuştum. Ki öyle kolay kolay inceleme beğenmeyen birisi olarak ilk tepkim "Kim yazmış bunu acaba?" oldu. Yazara baktım: Hazal, önceden hiç duymadığım bir isimdi. Biraz karıştırmaya başladım, fanastik anlamda sağlam yazıları gördüm ve boş bir zamanda siteyi boylu boyuna incelemeye almayı aklımın bir kenarına not ettim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tabii hayatımdaki en büyük hatalarımdan birisi böyle olaylar için bir kenara not etmek yerine aklıma not etmem olmuştu. Unutmuşum girdiğimi, daha doğrusu girdiğim yerin ismini. Adres satırında arka sokak kelimelerinin geçtiğini biliyor fakat tam olarak nasıl erişebildiğimi hatırlamıyordum. Tyrael incelemesinden, google'dan tekrar tekrar ulaşmaya çalıştım fakat bulamadım. Bir süre sonra pes edip 'Neyse artık talihsizlik, belki tekrar karşılaşırım.' diyerek bıraktım peşini. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fakat ofis arkadaşım sayesinde çağrışım kelimesini anımsadım ve 'arka sokak çağrışım' kelimeleri ile tekrar giriş yapabildim. (Bu sefer kesin çözüm olarak sık kullanılanlara ekledim.) Yavaş yavaş kısa olan hikayeleri okuyor, ondan da öte inceleme ve haberlere önem veriyordum. Bugüne dek bir kaç fantastik temalı blog ile karşılaşmıştım fakat bu şekilde detaylı ve aktif olarak devam eden -istediğim şekilde- bir blog ilkti. Bunların yapıcısı olan Hazal ile işte o an tanışmaya karar verdim. 'Bu kişi ile tanışmalıyım!' dedim kendi kendime. Böyle yazıları olan birisinin fantastik muhabbeti muhteşem olur dedim ama maalesef ki blogda kendisine ulaşabileceğim bir mail adresi yoktu. (Sonradan eklendi tabii.) Mesaj panosu vardı ve aslında hiç yapmayacağım bir şeyi yaparak orada kendisiyle tanışmak istediğimi belirttim, ki sadece normal tanışma için değil blog hakkında önerilerle gelerek. İşte tanışmamız ve olayların bugüne gelmesi o gün başlamış oldu. Tabii çok fazla şey oldu bu arada ama bunlar farklı bir konu. Ben asıl konuya dönüp blog hakkındaki düşüncelerimi ve analizlerimi dile getirmek istiyorum...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi, Aykırı Çağrışım bloguna girdiğiniz zaman neler mi bulabilirsiniz? Ben buraya girdiğimde öncelikli olarak samimiyeti, yazarın hiç bir şeyden kaçınmayarak okurlarıyla içli dışlı olduğunu, bildiği zaman paylaşan fakat kurallardan da ödün vermeyen bir yazar görüyorum. Kişisel egolardan arınmış sadece sevdiği işi hakkıyla yapabilme arzusu ile daha ilk yazısında bile neden 'Aykırı Çağrışım' denildiğini anlıyorum. Yeni gelen arkadaşlara ilk yazıları da okumalarını tavsiye ederim hatta be hatta blogun bu kadar süre devam etmesine sebep olan o giriş yazısını da okumalarını öneririm. Kendi açımdan özellikle yapılan incelemelerden ayrı bir tat alıyorum. Okuduğum mimli hikayeler ise cabası. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzun metrajlı olan hikaye, bir açıdan blogun temellerini oluşturmakla birlikte gittikçe kendine özgün dünyası ile size tam bir kaçış edebiyatı olanağı sunuyor. Her geçen gün daha da gelişmekle birlikte arşiv niteliğindeki yazılar ise düşüncelerinize ilham kaynağı oluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Edebiyattan tutunda kurguya, hikayelerden tutunda incelemelere, müzikten tutunda şiirlere, kısaca fantastik anlamda farklı tarzları bir araya getiriyor sizlere. Üstelik hayal dünyasını bizlere açan yazarımız hiçbir kar amacı gütmeden, sadece kendi düşüncelerini, kendi bakış açısını yansıtıyor. Bu işi çok iyi yaptığını da belirtmeden geçemeyeceğim, hoş okuyucusu olan arkadaşların çoğu eminim ki benimle aynı fikirdedir bu konuda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğer 'Kim yahu bu herif, ne diyor böyle?' diyip, okumayı yarıda bırakmadıysanız ve buraya kadar geldiyseniz diyebileceğim tek yer doğru yerdesiniz. Başta Hazal'a daha sonra okuyucularına olmak üzere blogun buraya kadar gelmesine vesile olan herkese ama özellikle çabalarından dolayı tekrar tekrar Hazal'a teşekkür etmek istiyorum. İnanıyorum ki daha nice yıllar bu adresten gelen fantastik içerikli her türlü yazıyı okumaya devam edeceğiz.&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7035262680933797932-8844592681911245196?l=arka-sokak.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://arka-sokak.blogspot.com/feeds/8844592681911245196/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=7035262680933797932&amp;postID=8844592681911245196&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7035262680933797932/posts/default/8844592681911245196'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7035262680933797932/posts/default/8844592681911245196'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://arka-sokak.blogspot.com/2009/05/kayprhtmdan-mektup.html' title='Kayıprıhtımdan Mektup'/><author><name>Hazal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10635638823482125549</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='10660412539281888282'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_ylD8kE4QU3g/Sh-aIoDIsfI/AAAAAAAABPs/FfMbSjzX8xI/s72-c/Yeni+Resim+(1).bmp' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>2</thr:total></entry></feed>