tag:blogger.com,1999:blog-69298245794397677422008-10-09T21:56:11.301+02:00... çalışamayanların tek ilacı ...troyhttp://www.blogger.com/profile/17221985777379707413phelan.troy@gmail.comBlogger236125tag:blogger.com,1999:blog-6929824579439767742.post-84927042083677537692008-02-04T13:26:00.007+02:002008-02-23T20:11:25.725+02:00<div align="center"><span style="COLOR: rgb(153,0,0);font-size:180%;" ><strong>Vadesi Dolmuş Bir Blog<br /><br /></strong></span></div><div align="center"><strong><span style="font-size:180%;color:#990000;"></span></strong></div><div align="center"><strong><span style="font-size:130%;color:#990000;"></span></strong></div><div align="center"><span style="font-size:130%;color:#990000;"></span></div><div align="center"><span style="font-size:130%;color:#990000;"></span></div><div align="center"><em><strong><span style="font-size:130%;color:#660000;">Yeni Projeler:</span></strong></em><a href="http://hapishanegunlukleri.blogspot.com/"><em><strong><span style="font-size:130%;"><br /></span></strong></em></a><br /></div><div align="center"></div><div align="center"><span style="font-size:130%;"></span></div><div align="center"><em><strong><span style="font-size:130%;"></span></strong></em></div><div align="center"><a href="http://hapishanegunlukleri.blogspot.com/"><em><strong><span style="font-size:130%;">http://hapishanegunlukleri.blogspot.com/</span></strong></em></a><em><strong><span style="font-size:130%;"> </span></strong></em></div><div align="center"><a href="http://birasigarafutbol.blogspot.com/"><em><strong><span style="font-size:130%;">http://birasigarafutbol.blogspot.com/</span></strong></em></a><br /><br /></div><div align="center"></div><div align="center"></div><div align="center"></div><div align="center"></div><div align="center"><span style="font-size:130%;"><em><strong>Çalışamıyoruz</strong></em> vadesini dolduralı epey olmuştu da biz kabullenemiyorduk. <em><strong>Ocak 2007</strong></em>'de 'final' zamanında can bulan sevgili blog'umuz, <em><strong>Şubat 2008</strong></em> itibariyle fiilen son bulmuştur. Siyaset, gündem, felsefe, edebiyat, sinema, müzik, geyik falan derken <em><strong>aklımızın erdiği ermediği</strong></em> her konuda ahkam kesmişiz. Zaman içinde büyümüşüz, yazdıkça gelişmişiz, toyluğu üzerimizden atmışız. Sonra bir bakmışız ki, <em><strong>vadesini doldurmuş bir blog</strong></em> duruyor karşımızda.<br /><br />Yazan, okuyan, yorum bırakan, takip eden<strong> <em>herkese selam olsun</em></strong>... </span></div>troyhttp://www.blogger.com/profile/17221985777379707413phelan.troy@gmail.comtag:blogger.com,1999:blog-6929824579439767742.post-84264509394843935182008-01-28T20:39:00.000+02:002008-01-28T20:51:07.367+02:00Çift Yönlü Yanar Döner Keser Atar<br><a href="http://bp1.blogger.com/_-XjWeSHJkeg/R54hlj9_mmI/AAAAAAAABNo/jKppUtf0_4Y/s1600-h/86938366sk5.png"><img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://bp1.blogger.com/_-XjWeSHJkeg/R54hlj9_mmI/AAAAAAAABNo/jKppUtf0_4Y/s320/86938366sk5.png" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5160599152207305314" /></a>Zaman gazetesine bayılıyorum ben. Bir sabahları bir de yatmadan evvel tok karnına 15'er dakikalık okumalarla keyiften keyfe koşuyorum. Zati, bir Hürriyet ve Milliyet'in "güzeller" galerileri beni benden alıyor, iki Cumhuriyet'in ezberci yazarları kendimden geçmemi sağlıyor, üç de bu Zaman'la Vakit gazeteleri işte. Her gün oturup medya eleştirisi yapsam aslında, malzemesi bol.<br /><br />not: ekşi'den areels'in 576 no'lu "zaman" entarisinden aldım. teşekkür ederiz.troyhttp://www.blogger.com/profile/17221985777379707413phelan.troy@gmail.comtag:blogger.com,1999:blog-6929824579439767742.post-31749405952872709282008-01-18T17:47:00.000+02:002008-01-18T17:50:15.417+02:00Komplo Teorisi: Çocuklar Efemine*leştiriliyor mu?<br>Uzun zamandır ben de bir komplo teorisine imza atmak istiyordum nitekim bugün o fırsatı buldum sayın okuyucu… <br /><br />Bizim ev zemin katta olduğundan her sabah mahallede oynayan palelerin sesine uyanıyorum ben. Bugün yine böle palelerle iç içe kahvemi içerken birden yapbozun parçaları bir bir yerine oturdu ve sonunda ben de büyük resmi gördüm! Şöyle ki; şimdi hep duyardık çocuklara oyun alanı bırakılmıyor falan diye, İstanbul’a gelince bunun cidden böyle olduğunu öğrendik biz de efendim. Artık çift kale futbol maçı yapıp ardından terli bedenlerinden fışkıran feromonlar eşliğinde duşta çavuşu işkenceyle konuşturma yaşına gelmiş bu küçük Sayid’ler hala bizim camın önünde istop vs. efemine* oyunları oynuyorlardı. Zaten 1968 yılında Danimarkalı bilim adamı Arthur Schopenhauer’in yapmış olduğu bir araştırmaya göre 4-11 yaşları arasında haftada üç defa ikişer saat istop oynatılmış 100 denekten 78 tanesi büyüyünce “efemine*”, ismini verip deşifre etmek istemediğim iki denek de “hayatta başarılı efemine*” olmuş.<br /><br /><span id="fullpost">Şimdi düşünüyorum, bu şehirde çocuklara oyun alanı bırakmayan şey nedir. Tabiî ki büyük iş merkezleri, gökdelenler, alışveriş merkezleri… Peki bu yapıların sözde sahibi görünen paravan kuruluşların arkasında kimin olduğunu araştırdığımda kimin ismine ulaştım dersiniz? Haa? Eeah? Vıy?... Evvet, doğru bildiniz! Bütün şirketler tek kişiye bağlı. İsrail asıllı reggae müzisyeni John Holt! Kendisi 80’lerde Blondie grubuyla ünlenmiş olan “The Tide is High” şarkısının gerçek sahibi gibi görünse de bu adamın bu şarkıyı yazdığına ve söylediğine dair The Paragons grubuyla yapılmış bir albüm, birkaç best of albümü, bir noter belgesi, birkaç Wikipedia kaydı, birkaç bilirkişi raporu ve bir lisans belgesi dışında hiçbir kayıt bulunmamaktadır. Üstelik de izafiyet teorisi bize hiçbir şeyin kesin olmadığını kanıtlamışken!<br /><br />Sizler zaten yapbozu tamamlamış olsanız da ben bugün kafası dağınık okuyucularım için sonuna kadar anlatayım. Şimdi bu John Holt denen İsrail asıllı afro-amerikan da diğer tüm afrolar gibi Roots inancını benimsemiştir. Yani Roots nedir? Bütün insanlığın kökeni Afrika’ya dayanır diyen bir inanıştır bu. Bu düşüncenin en ünlü temsilcisi kanserden öldüğü sanılan fakat şu anda Diyarbakır adlı güzide ilimizde yaşadığı bilinen Bob Marley’dir. Bob Marley Diyarbakır’ı neden seçmiştir peki? Çünkü ülkemiz Asya ve Avrupa kıtalarını birbirine bağlayan, üç tarafı denizlerle kaplı, stratejik önemi çok yüksek topraklar üzerine kuruludur ve buradan Bob Marley’in Orta Doğu’yu, Avrupa’yı ve hatta Körfez Savaşı’ndan beri de Amerika’yı kontrol etmesi çok daha kolaydır. Herneyse konumuz bu değil…<br /><br />Şimdi bu Mr. Holt kendi inancını benimsetmek için sonradan oluştuğuna inandığı diğer tüm ırkları karalamak istemiş ve bunun için de dünyanın her yerinde metropoller oluşturmuştur. Bu metropol kentler çok ciddi nüfus yoğunluklarına ulaşmış fakat boş oyun alanları da aynı oranda azalma göstermiştir. Böylece dünyanın her yerinde geleceğin potansiyel Yusuf Miroğulları, Polat Alemdarları, Hamşet Babaoğulları olan paleler bir anda Elton Johnlara, George Michaellere, Ricky Martinlere dönüşmeye başlamıştır.<br /><br />İşte gördünüz: ÇOCUKLARIMIZ EFEMİNELE*ŞTİRİLİYOR! Ülkemiz ve hatta bütün dünya üzerinde oynanan bu hain oyunlara dur demek için birleşelim sevgili okuyucu. Bu konuda bir şeyler yapmak isteyen herkesi Denis Feneri Derneği’ne para, pardösü, siyah taşlı tesbih ve mavi don bağışına davet ediyorum. Unutmayın: Çocuklarımız “Geleceğimiz”dir!<br /><br /><br />*ibne<br /><br /></span>knnnoreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-6929824579439767742.post-19897186290839762322008-01-02T20:21:00.000+02:002008-01-03T04:10:19.445+02:00mübarek hristiyan bayramınız kutlu olsun<br><A href="http://bp0.blogger.com/_GJ01Xq4viAs/R3vZF-fAkyI/AAAAAAAAAIw/HEGGFBh-C04/s1600-h/maske.JPG"><IMG id=BLOGGER_PHOTO_ID_5150949295523926818 style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://bp0.blogger.com/_GJ01Xq4viAs/R3vZF-fAkyI/AAAAAAAAAIw/HEGGFBh-C04/s320/maske.JPG" border=0></A>herkese mutlu yıllar :)<br /><br />yılbaşı notlarımızı aldık, dersimizi çalıştık, finaller öncesi sizinle de paylaşalım dedik:) <br /><br />tabu diyaloglarına yeni bir perspektif getiren değerli parti sahiplerimizden geliyor bugünkü bombamız. <br /><br />önce sadece anlatanın repliklerini yazıyorum <br /><br />lütfen kendi cevaplarınızı düşünün, sonra diyalogun tamamına bakın:) <br /><strong><br />k-abi senin sabah akşam mesaj attığın şeyin adı ne? <br />c--- <br />k-ona bişey takarsın, hatta girer, nedir o? ne olur? <br />c--- <br />k-abi ne kartı?? <br />c--- </strong><SPAN id=fullpost><br /><strong>k-abi senin sabah akşam mesaj attığın şeyin adı ne? <br />c-telefon <br />k-ona bişey takarsın, hatta girer, nedir o? ne olur? <br />c-kart <br />k-abi ne kartı?? <br />c-hafıza kartı, sim kart? </strong><br /><br /><br />sözcüğün ne olduğunu hatırlamıyorum bile:) <br /><br /><object width="320" height="266" class="BLOG_video_class" id="BLOG_video-b688be57b3c8a7ec" classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="movie" value="http://www.blogger.com/img/videoplayer.swf?videoUrl=http%3A%2F%2Fvp.video.google.com%2Fvideodownload%3Fversion%3D0%26secureurl%3DqgAAABqQx1oQmSnIaATdhug8I96AP772rqwEjHJNc2KcPTLnwzgcGR6bIU8z6tWXuSd_Mie-OhNTsaBSwYx_jmkPJzKupd9kRz5yYTJ17s8illrL2q6hkInoLH5wqTeNfSbgSRsXUXeBit6XB55Bd3nScIs557CW87SOBe_UKeXUmI0Q4kww5dFUveLw_PRlOfWN0W-tAzrt3luLeJLFvHrsomA61XifyjpsMpPIyGOTmnlv%26sigh%3Daunu5dvPmDk2fkDHy3cEFUQ2AYU%26begin%3D0%26len%3D86400000%26docid%3D0&nogvlm=1&thumbnailUrl=http%3A%2F%2Fvideo.google.com%2FThumbnailServer2%3Fapp%3Dblogger%26contentid%3Db688be57b3c8a7ec%26offsetms%3D5000%26itag%3Dw320%26sigh%3DAoCOhAo_y6Zt8L5xyWDJ4Qy077Q&messagesUrl=video.google.com%2FFlashUiStrings.xlb%3Fframe%3Dflashstrings%26hl%3Den"><param name="bgcolor" value="#FFFFFF"><embed width="320" height="266" src="http://www.blogger.com/img/videoplayer.swf?videoUrl=http%3A%2F%2Fvp.video.google.com%2Fvideodownload%3Fversion%3D0%26secureurl%3DqgAAABqQx1oQmSnIaATdhug8I96AP772rqwEjHJNc2KcPTLnwzgcGR6bIU8z6tWXuSd_Mie-OhNTsaBSwYx_jmkPJzKupd9kRz5yYTJ17s8illrL2q6hkInoLH5wqTeNfSbgSRsXUXeBit6XB55Bd3nScIs557CW87SOBe_UKeXUmI0Q4kww5dFUveLw_PRlOfWN0W-tAzrt3luLeJLFvHrsomA61XifyjpsMpPIyGOTmnlv%26sigh%3Daunu5dvPmDk2fkDHy3cEFUQ2AYU%26begin%3D0%26len%3D86400000%26docid%3D0&nogvlm=1&thumbnailUrl=http%3A%2F%2Fvideo.google.com%2FThumbnailServer2%3Fapp%3Dblogger%26contentid%3Db688be57b3c8a7ec%26offsetms%3D5000%26itag%3Dw320%26sigh%3DAoCOhAo_y6Zt8L5xyWDJ4Qy077Q&messagesUrl=video.google.com%2FFlashUiStrings.xlb%3Fframe%3Dflashstrings%26hl%3Den" type="application/x-shockwave-flash"></embed></object><br /></SPAN>menekşenoreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-6929824579439767742.post-71212464756887930142007-12-13T19:11:00.000+02:002007-12-13T19:41:44.149+02:00"Counting" Crows<br>heroes'un 2. sezonu biterse...<br /><br />Uykum saat 4lere 5lere kayınca sabah da kalkamayınca başladım saymaya. Küçüklüğümden beri koyun sayamam ben. Öncelikle koyunların nerden geçmesi gerektiğini bilmiyorum. Çitten atlatsam ayaklarını burkuyorlar, kan gölü oluyor ortalık. Koskoca toparlak koyun atlar mı ordan burdan? Dursalar yünleri yüzünden karıştırıyorum baştan saymam gerekiyor. Hem koyunlar gerçek mi olmalı animasyon mu? Animasyon olunca gözümün önüne Warner Bross bekçi köpeği ve çakal geliyor, sonra da tabiki Road Runner (Beep Beep!). Koyunlardan vazgeçiyorum.<br /><br /><span id="fullpost">Sonra gökyüzünde yıldız saymaya kalkıyorum. Sıkılıp ufo saymaya başlıyorum. Onlar da çok hızlı yetişemiyorum. Eskiden babamın iş yerinin penceresinden yoldan geçen taksileri sayardım. Sonra memlekete giderken ablamla oyun oynamak için (14 saat yol) minare sayardık. Hele Konya üzerinden gidiyorsanız çok çekişmeli oluyor oyun. <br /><br />Şimdi ancak okumam gereken ama okumadığım makalelerin kaç sayfa olduğunu sayabiliyorum. Raflardaki okumadığım kitapları, dolaptaki izleyemediğim filmleri. Anahaber bültenleri reklama (!) girdiğinde sağ alt köşede geri sayım var. Mal gibi bakıp onu sayıyorum. Bazen oturduğum yerden dışarı bakıp hisarüstü trafiğinin en kritik yerinde dörtlülerini yakıp durmuş bir aracın ışıklarını sayıyorum yanıp sönerken. <br /><br />Babamla Güzelbahçe'de balık almak için durduğumuzda leğendeki midyeleri sayardım. Ah be çok özledim çocukluğumu.. Çocukken saymadan uyurdum..<br /><br /></span>menekşenoreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-6929824579439767742.post-82346059825197601752007-12-10T14:00:00.000+02:002007-12-10T14:09:14.161+02:00Duyarlı Facebook İmdada Yetişti<br><a href="http://bp3.blogger.com/_-XjWeSHJkeg/R10qwerzKBI/AAAAAAAABCM/KqZAKFQZCYQ/s1600-h/feysss.bmp"><img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://bp3.blogger.com/_-XjWeSHJkeg/R10qwerzKBI/AAAAAAAABCM/KqZAKFQZCYQ/s400/feysss.bmp" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5142313361885833234" /></a>Facebook'un en mühim faydasını gördüm, tattım ve hazmettim şu sıralar. <br /><br />Hatırlar mısınız lisede, ortaokulda sınıftaki insanların doğum günlerini bir kağıda not tutan kız arkadaşlarımız vardı. Her doğum günü öncesinde insanları uyarırdı bu insancıl ve sevecen arkadaşlar. Çok severdik biz onları bu iyi kalplerinden dolayı. Bayılırdık bayılırdık!<br /><br />Ortaokul bitti, lise bitti. Üniversite yaşamının soğuk yüzü geldi çarptı şaşkın bedenlerimize. Artık doğum günlerini not alan kız arkadaşlar yoktu. Doğum günü kavramı bile unutulageliyordu ki, zati sınıf kavramı neydi ki? <br /><br />İşte Facebook tam da burada yetişti bizlere. Doğum günü oluyor, 3 gün önceden haber veriyor. Biz de duyarlı insanlar olarak "İyyiikkiii doğdun dostuuumm" diyerek yıllardır konuşmadığımız ilkokul arkadaşlarımızın ya da doğum günlerini herhangi bir yerimize takmadığımız maraba-maraba dostlarımızın mutlu günlerine ortak oluyoruz. <br /><br />Amanın bu ne yaman çelişkidir a dostlar?troyhttp://www.blogger.com/profile/17221985777379707413phelan.troy@gmail.comtag:blogger.com,1999:blog-6929824579439767742.post-67800700909319276192007-12-09T18:40:00.000+02:002007-12-09T18:59:19.327+02:00Abidin Dino Bir Dünya<br><a href="http://bp2.blogger.com/_-XjWeSHJkeg/R1wdAerzJ6I/AAAAAAAABBU/YN3NhW_5Odk/s1600-h/abidin_dino.jpg"><img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://bp2.blogger.com/_-XjWeSHJkeg/R1wdAerzJ6I/AAAAAAAABBU/YN3NhW_5Odk/s320/abidin_dino.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5142016768624240546" /></a>Bursa'dan gelen kıymetli misafirlerim ile Emirgan keyfi yaptık bu pazar. Abidin Dino'nun sergisi de rotamız dahilindeydi. Sabancı Üniversitesi Sakıp Sabancı Müzesi'nde yeni yılın 27 Ocak'ına kadar görme şansınız var. <br /><br />Ben Dino'yu babamdan bilirim. Babamın gençlik zamanlarında yaptığı kara kalem çizimlere hayrandım ufak bir veletken. Hala da bayılırım, hayran hayran bakarım onlara. Sonra o bana Dino'ya olan sevgisinden bahsetmişti, Dino'nun çizimlerine ne de çok benziyordu çizimleri, onu farketmiştim. <br /><br />Farklı bir hayranlığım vardı Dino'ya hep ama bilmezdim hayatını pek. Sergi boyunca her bir zerresinde Dino'ya sevgim daha da arttı, bol olsun toprağı. <br /><br /><span id="fullpost">El fetişizmi, futbol ile olan alakası, bildiği yabancı dillerin hayatına ve ilişkilerine olan etkisi, hayatı boyunca tek bir kadına olan bağlılığı, sürgünleri, sansürle ve yasaklarla olan mücadelesi, sanat hayatı boyunca yıllar içinde geçirdiği farklı stillere sahip evreler ve daha birçok Abidin Dino bilgisi. Ya da Fransızların deyimiyle Abidine Dino.<br /><br /><a href="http://bp2.blogger.com/_-XjWeSHJkeg/R1wdFerzJ7I/AAAAAAAABBc/T7KcWlZnEW0/s1600-h/Image176001.jpg"><img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://bp2.blogger.com/_-XjWeSHJkeg/R1wdFerzJ7I/AAAAAAAABBc/T7KcWlZnEW0/s320/Image176001.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5142016854523586482" /></a>Nazım'ın Dino'ya yazdığı şiir ve Dino'nun da ona verdiği cevapla bitirelim yazımızı.<br /><br />Sen mutluluğun resmini yapabilir misin Abidin? <br />işin kolayına kaçmadan ama <br />gül yanaklı bebesini emziren melek yüzlü anneciğin resmini değil <br />ne de ak örtüde elmaların <br />ne de akvaryumda su kabarcıklarının arasında dolaşan kırmızı balığınkini <br />Sen mutluluğun resmini yapabilir misin Abidin? <br />1961 yazı ortalarındaki Küba'nın resmini yapabilir misin? <br />Çok şükür çok şükür bugünü de gördüm <br />ölsem gam yemem gayrının resmini yapabilir misin üstad? <br /><br />Nazım Hikmet<br /><br />---<br /><br />Kokusu buram buram tüten <br />Limanda simit satan çocuklar <br />Martıların telaşı bambaşka <br />İşçiler gözler yolunu. <br />İnebilseydin o vapurdan <br />Ayağında Varna'nın tozu <br />Yüreğinde ince bir sızı. <br />Mavi gözlerinde yanıp tutuşan <br />Hasretle kucaklayabilseydim <br />Seninle, bir daha. <br />Davullar çalsa, zurnalar söyleseydi <br />Bağrımıza bassaydık seni Nazım, <br />Yapardım mutluluğun resmini <br />Başında delikanlı şapkan, <br />Kolların sıvalı, kavgaya hazır <br />Bahriyeli adımlarla düşüp yola <br />Gidebilseydik meserret kahvesine, <br />İlk karşılaştığımız yere <br />Ve bir acı kahvemi içseydin. <br />Anlatsaydık <br />O günlerden, geçmişten, gelecekten, <br />Ne günler biterdi, <br />Ne geceler... <br />Dinerdi tüm acılar seninle <br />Bir düş olurdu ayrılığımız, <br />Anılarda kalan. <br />Ve dolaşsaydık Türkiye'yi <br />Bir baştan bir başa. <br />Yattığımız yerler müze olmuş, <br />Sürgün şehirler cennet. <br /><br />İşte o zaman Nazım, <br />Yapardım mutluluğun resmini <br />Buna da ne tual yeterdi; <br />Ne boya... <br /><br />Abidin Dino <br /><br /></span>troyhttp://www.blogger.com/profile/17221985777379707413phelan.troy@gmail.comtag:blogger.com,1999:blog-6929824579439767742.post-72854153417682250452007-12-06T18:25:00.001+02:002007-12-07T15:44:37.193+02:00LAN!?=S...<br><a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://bp3.blogger.com/_ubBbsORoffU/R1gi6j7nqLI/AAAAAAAAAGI/v1f6wsRAWC4/s1600-h/DSC00294.JPG"><img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://bp3.blogger.com/_ubBbsORoffU/R1gi6j7nqLI/AAAAAAAAAGI/v1f6wsRAWC4/s400/DSC00294.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5140897364116482226" /></a><br /><span id="fullpost"><br /><a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://bp3.blogger.com/_ubBbsORoffU/R1gitj7nqKI/AAAAAAAAAGA/ZzU1kvUuQZ8/s1600-h/DSC00293.JPG"><img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://bp3.blogger.com/_ubBbsORoffU/R1gitj7nqKI/AAAAAAAAAGA/ZzU1kvUuQZ8/s400/DSC00293.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5140897140778182818" /></a>bozuklukları düzenlerken dikkat edilen bir durum... bence siz de cebinizdekileri bi karşılaştırın... tamam hepsi aynı olacak diye bir kaide yok ama bu kadar da fark olmaz, hele en tepedeki direk diyor ben sahteyim diye, ulan bi iş yapıosun anladıkta, bari bu kadar kötü yapma.paranın etrafındaki çerçeveye bir bakın...=) belki de gerçek olan odur...<br /><br />hangisi gerçek hangisi sahte? hadi buyrun bakalım...<br /><br /></span>emonoreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-6929824579439767742.post-48079021628892575202007-12-06T18:06:00.000+02:002007-12-07T15:55:01.504+02:00kendi halim söylerem...<br>Kendi halim söylerem gayrı hikayet etmezem." Bunu ben bir edebiyat öğretmeninden dinledim. Eşrefoğlu Rumi ona söylemiş. Bu dizeleri bana gözyaşlarına dip müziği olarak fısıldadı. Dedi ki: Benim bütün hikâyem derdimdir. Derdimden başka bir ben yok. Ben dertle tamam olmuş bir adem kızıyım. Bu dünyaya dertlenmeye geldim. İçlenmeye, soru sormaya, ağlamaya geldim. Dert sahibi olmakla varım, ondan ötesini de hikâye edilmeye layık bulmuyorum. Ancak dertli olanlar başkasının derdiyle hemhal olabilir. Ötekinin yaralarını ancak kendi sızımdan bilebilirim. Dert sahibiyim, o halde varım. Dert sahibiyim, o halde varsın. Sen benim için varsın çünkü ben derdimden bakınca seni görebiliyor, yaşadığını anlayabiliyorum. <br /><br /><span id="fullpost">Ya hiç derdim olmasaydı? Ya hikâye edilecek hiçbir şey olmasaydı? Ya dilim ve gönlüm takat getiremeseydi de sussaydım? Derdimi söylüyorum ve bu bir hikâye oluyor. Bu hikâye senin hikâyene ulaşıyor, ona karışıyor, ona konuşuyor. Senin hikâyen de bana konuşuyor. Gayrı hikâyet etmediğim ve susmayı becerebildiğim için seni söylüyorum. Derdim ve halim aslında beni değil seni söylüyor. Bütün dertlileri söylüyor. Dost belasından kurtuluş istemeyenleri, aşk derdinden özge feraset istemeyenleri : <br /><br /><span style="font-style:italic;">"Razıyem derdine yarin men şikayeti itmezem<br />Kendi halim söylerem gayri hikâyet itmezem<br />Derd ü mihnet yoldaşımdır bu yola azm ideli<br />Dost belasından başım bir dem selamet itmezem<br />Her ne kim Dost'tan gelir sabir ü şakir durmuşam<br />Âşıkam derdim yeter özge feraset itmezem"</span><br /><br /><span style="font-style:italic;">"Âşık der incitenden<br />İncinme incitenden<br />Kemalde noksan imiş<br />İncinen incitenden".</span><br /><br />Bunu ben bir diş hekiminden dinledim. Ona da Alvarlı Efe söylemiş. Bu dizeleri bana incinmişliğinin dip müziği olarak fısıldadı. Dedi ki: Dünya incitenlerle dolu. Ama olgunluk incinmemeyi bilmekte. Kin tutmamakta. Bağışlamakta. Şimdi içimde yün eğirir gibi bir sabır eğiriyorum kendime. Sövene dilsiz gerek diyerek. Öfkenin kor ateşini, içimin dehlizlerinde soğutup adam ederek. İnsan bu, bir sözden, bir halden, bir dudak kıvrımından inciniyor. Bazen bir susuştan, bir dalgınlıktan inciniyor. 'Bir bulutun yer değiştirmesinden' alınıveriyor. Sen ol ki incinmemeyi başar. Sen ol ki inciten senin yüzünde yeni bir hayatı okusun. Ol ki öfkeden oklar saplanmasın ruhuna, ol ki intikam seni esir almasın. İnciten ne yaptığını bilmiyor ama bak sen biliyorsun. Bırak kin kindarların, hınç zalimlerin, kötülük kötü kalplilerin olsun. <br /><br />dipnot: alıntıdır.. yeniaktüel yazarlarından <a href="http://www.yeniaktuel.com.tr/yaz53-210004-108,125@2100.html"><span style="font-weight:bold;">kemal sayar</span> ın <span style="font-style:italic;">insanlık durumu</span> köşesinden...</a><br /><br /></span>emonoreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-6929824579439767742.post-26298436748066214612007-12-03T23:59:00.000+02:002007-12-04T00:00:36.342+02:00Sigarayı Bıraktım<br><a href="http://bp0.blogger.com/_-XjWeSHJkeg/R1R8W0VrrFI/AAAAAAAAA_k/YVx79HZ1zfk/s1600-R/0,1020,1015117,00.jpg"><img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://bp0.blogger.com/_-XjWeSHJkeg/R1R8W0VrrFI/AAAAAAAAA_k/cyH7DZs74Cw/s320/0,1020,1015117,00.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5139869806185131090" /></a>troyhttp://www.blogger.com/profile/17221985777379707413phelan.troy@gmail.comtag:blogger.com,1999:blog-6929824579439767742.post-24158178081708226342007-12-03T15:44:00.000+02:002007-12-03T21:00:18.878+02:00...<br>Kendine tırnaklarınla ufak ufak mezar kazarsın beyninin içine içine içine doğru..<br /><br /><span id="fullpost">Uyumadan önce ve uyandıktan sonraki o ayık işkence dilimleri dibe çekiyor seni. Kalktığında sanki o gün senin kalbine batıyor ama sen üstüne gidip daha çok sokup da dikeni yerine son mu vermelisin herşeye yoksa kaçıp saklanıp vücudunun başka yerlerine de mi yara almalısın. Uyu, başka çözüm yok. Uyanıp da düşünmeye başladığın ve düşünmemek için kendini yeniden uyumaya zorladığında hala uyuyormuşsun gibi kendini kandırıp düşünmeyebiliyor musun? Güçlü müsün o kadar.. Uyu, hatta sonsuza kadar uyu ki geçsin.. Geçmiyor..<br /><br /></span>menekşenoreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-6929824579439767742.post-46985174235423826222007-11-28T19:18:00.000+02:002007-11-28T19:43:37.195+02:00Uykuda Huzura Ermek<br>Emo'yla falyanos çok özendirdi beni uyku konusu üzerinde kalem oynatmaya. Bakıyorum ikisi de tipik öğrenci dramlarını dökmüşler kelimelere ama ne döküş! Biri son derece eğlenceli ve nüktedan bir ifadeyle dile getirmiş hissiyatını ötekisi de kendi tarzıyla, mısralarda kullanmış uykuyu. İkisi de yazılarının girişini uyku bazlı almış, ondan sonra da başka manalarda sonlandırmışlar. <br /><br />Özendim. <br /><br />Özendim de, benimkisi pek iç açıcı gelmeyebilir size. Şimdiden uyarayım da ondan sonra şikayetlerinizi yumruklarınız ile beraber almayayım. <br /><br /><span id="fullpost">Öğrenci arkadaşlarım bilir, sınavlar sırasında uyku düzeni diye birşeyin varlığı olmaz. Ya dinlenmek için uyursunuz sınav vakitlerinde ya da sınavı ve çalışamamayı unutmak için uyursunuz. Benim şu iki gündür bir manen (şapkalı a) kalp ağrım var ki evlere şenlik. Bu ağrıdan bahsederken şu sanal ortamda, pek bir çekingenlik yok bünyede, zira ağrıya konu ve sebep olan şahıs muhtemelen bu yazıyı okumuyor olacak. <br /><br />İçimden içimden konuşuyorum dünden beri, deliler gibi. Küfrediyorum, sonra küfrettiğim için utanıyorum. Bir sigara yakıyorum ardından, sonra iğreniyorum yaktığımın yarısına gelmeden atıyorum. Sonra o pis nimetin peşinden koşmak geliyor içimden, biliyorum ki birazdan yine yakmak isteyeceğim. İsrafın ta kendisi yaptığım. <br /><br />Sonra bir küfür daha patlatıyorum. Duvarlara, binalara, kaldırımlara ve ve ve en sonunda da kendime ediyorum bu ağız dolusu ayıp lafları. Üşüyorum bir de aynı anda. Dışarıda, karanlıklarda geçiriyorum bu ağrı nöbetlerini, görmesin kimse bu zayıflığımı. İçeri, odaya giriyorum soğuğa yenik düştüğümde. <br /><br />Masada cuma günkü sınavın okunması gereken sayfaları duruyor. Kaç sayfa bilmiyorum. Çok sayfa. <br /><br />Kalorifer peteğine sırnaşıyorum, derken bir küfür patlatıyorum. Hep kendime hep kendime. Olması gerekeni yapamadığımdan, dik duramadığımdan ve kalbime, duygusal yanıma yenik düştüğümden. "Kahretsin" diyorum. "Dışarıdan bu kadar sağlam durmanın bedeli içeriden ağlamak ve destek görememek" herhalde diye birşeyler geveliyorum, kendim bile inanmıyorum.<br /><br />Artık gözlerim tek bir şeyi görüyor odada. Yatağım, yastığım, huzur. Bütün istediğim budur.<br /><br />Uyku beni avutuyor, yastık sarmalıyor. Alarmı kuruyorum, kalkmak lazım bir iki saate ve derse oturmak lazım. Anlamadan uykuya dalıyorum ve ardından kalkıyorum alarmla beraber sorumluluk sahibi bir insan olarak. Bir bebek gibi huzurluyum. <br /><br />Ama yalnızca birkaç dakika için. Sonra başlıyor yine acı nöbetleri. Neredesin be mantıklı tarafım, yastıkta mı kaldın? <br /><br /></span>troyhttp://www.blogger.com/profile/17221985777379707413phelan.troy@gmail.comtag:blogger.com,1999:blog-6929824579439767742.post-19903878425307810512007-11-28T18:57:00.000+02:002007-11-28T19:17:08.676+02:00BU SABAH<br>Şarkıların gürültülerinden gelen çığlıklarla uyandım bu sabah.<br />Karşımda çalmayı bekleyen kurgun saat ve çizikli aynam,<br />Yastığıma baktım bir süre, geceden kalan nefes kokusuyla buluşmuş o yumuşaklığa,<br />Yorganım vücudumu kapamış fakat kollarım yastığımın altında.<br /><br />Saatim işaret etti kalkmamı, <br />Kaldırdım yorganımı ve yalın bir şekilde çıktım yatağımdan.<br />Suların yüzü değdi suratımdaki ifadeye, yetmedi, bir daha değdi, yetmedi, <br />Çarptı…<br /><br /><span id="fullpost">Soğuklukla uyanmak kadar güzeli yok ama bir o kadarda zahmetlisi.<br />Büzülmüş, avucumla buluşan giysiler, anlamsız gelmişti bir süre.<br />Yatağım bana kucak açmış yüzüme sıcaklığıyla hadi diyordu;<br />Gel uyuyalım.<br /><br />Reddetmek gözlerimde kalan su damlalarını silmek kadar zordu,<br />Ellerim soğuktu sonuçta, giysilerse bir o kadar uzakta.<br />Bedenim kendi halinde bir karar verme çabasında boğuşuyordu,<br />Sanırım soğuk yeterli değildi bu cesedi canlandırmaya…<br /><br />Bu sabah bir amacım yoktu aslında,<br />Neden diye soracağım bir soru bulamıyordum!<br />Gideceğim okul, dinleyeceğim ders, görüşeceğim insanlar;<br />Hiçbiri güçlü değildi bu sabah…<br />Yatağım şahlanmış; bayraklar kadar coşkulu dalgalanıyor karşımda,<br />Ne yapayım ne edeyim? Bu vücut kaldı bir aralıkta…<br /><br />Amaç edinmeliyim sanırım, <br />Tutkularla yatmalıyım geceleri,<br />Yarın demeliyim; böyle olacak…<br /><br />İkinci işaret geldi saatimden. Ya uyan ya yat…<br />Ayaktaydım fakat yataktakinden farksızdım!<br />Yatağım uyuyordu karşımda yorganıma sarılmış, sessiz sessiz…<br />Bir olta fırlatsın diye bekledim boğazıma, bir yem;<br />Bile bile takılacaktım!<br />Fırlatmadı…<br /><br />Küskün bir şekilde giyindim; <br />Çizikli aynamda kendi çizgilerime baktım.<br />Aynam daha uyanmamıştı belli, solgundu ilk başta… <br />Sonradan netleşti görüntü, hazırdım artık!<br />Yeni bir yolculuğa, yeni bir derse, yeni bir görüşmeye;<br />Ya da tekrar olan bir hayata…<br /><br />Yolda, <br />Derste,<br />İnsanların gözlerinde düşündüm!<br />Ertesi sabahı düşündüm!<br />Ertesi gün bir nedenim olacak mıydı acaba?..<br /><br /></span>emonoreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-6929824579439767742.post-78619198002221706292007-11-28T15:57:00.000+02:002007-11-28T17:52:16.136+02:00önemli duyuru!<br>Arkadaşlar, <br /><br />Duyduğum kadarıyla bazı arkadaşlarımız -basının tarafsızlığını lekelememek için isim vermek istemiyorum (emir bey)- benim anlamadığım ve muhtemelen hiç bir zaman anlayamayacağım teknolojiler sayesinde/yüzünden bloga sadece son eklenen yazıları açarak onların en üstündekini okuyup sayfayı kapatıyormuş. <br /><br />Böylece bu elim ve vahim yöntem onların birden fazla yazı eklendiğinde erişimlerini kısıtlıyormuş. Bize düşen bu bağlamda kendi sorumluluğumuzun bilincinde olarak yazılara sahip çıkmak, gerekirse yapılan değişiklikleri kontrol etmek olacaktır. <br /><br />Benim şahsi önerim her yazar arkadaşın yazdıklarının altına "okuduğumuzu anlayalım değerlendirelim" soruları eklemesidir. Hepimizin aşina olduğu bu soru sisteminin belli kalıpları ve düzenini takip etmek yerinde olacaktır. <br /><br />Bunu faşistçe ve manyakça bulan arkadaşlar yapmayabilir ama yapmamaları bunu faşistçe ve manyakça bulduklarını göstereceği için mümkün olduğunca yumuşak bir üslupla yapmamanızı temenni ederim..<br /><br /><span id="fullpost">Okuduğumuzu Anladık mı?<br />1. Yazar neden bahsediyor?<br />2. Neden bahsediyor be bu yazar??!<br />3. Bazı arkadaşların yazılara erişiminin azalmasının sebebi nedir?<br />4. Söz konusu arkadaş kimdir?<br />5. Yazarın bu toplumsal probleme çözüm önerisi nedir?<br />6. Katılıyor musunuz? Neden?<br /><br /></span>menekşenoreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-6929824579439767742.post-48313534243639984472007-11-28T14:22:00.000+02:002007-11-29T15:59:15.594+02:00Dram...<br>Sabah dersin başlamasına 60 dakika kala kalkmışsındır. 'Çok erken oldu' der telefonun alarmını kapatırsın ama bilirsin ki 10 dakika sonra gene çalacaktır. Zaten kalkman gerekir çünkü bir önceki geceden çok önemli kararlar almışsındır. Makus talihini yenecek ve bundan sonra sabahları ilk saat olan matematik dersine gireceksindir. 10 dakika da geçmiştir bu arada ve telefonun alarmı yine çalar. Şöyle bir kalkarsın, doğrulursun yatağından, hatta inersin ranzadan aşağı, odadaki elemanlara bakarsın, sonra da oda arkadaşlarının kahkalarına aldırmadan sıcak yatağına geri dönersin. Yok çünkü olmaz bi türlü kalkamazsın. Ne de olsa yüzyılların verdiği miskinlik vardır üzerinde. Dersin başlamasına 15 dakika kala çalacak şekilde ayarlarsın telefonun alarmını bu kez. Bu sefer de dersten önce kahvaltı yapma, bu şekilde kendini düzenli bi adam gibi hissetme çabaların büyük bir darbe yer daha baştan ama aldırmazsın. Derse gideceksindir ya gerisinin önemi yoktur. Neyse güç bela kalkarsın 15 dakika kala, kendine çeki düzen verir sınıfın yolunu tutarsın. Saatine bakarsın derse girmeden önce son kez. 'Hay allah! 3 dakika olmuş ders başlayalı' diye düşünürsün. Sonra bu gereksiz hayıflanmadan sıyrılıp sınıfın kapısını açarsın. Ama hayır! Şaka gibi; sınıf bomboştur. Kimsecikler yoktur sınıfta. Dudaklarından "nası ya" diye belli belirsiz bi şeyler dökülür. Şaşkınlığını üzerinden atamadan sınıfa bir kız girer.<br><br /><span id="fullpost"><br />Sevinirsin bir an ne de olsa bir kızdır, yok yok sınıfta yalnız değilim diye sevinirsin. O da sana 'ders yok mu bugün' diye sorar. Utana sıkıla uzun süredir gelmediğini itiraf edersin. O da 'ben de der'. Aramızda bir sıcaklık, bir yakınlaşma mı olacaktır acaba diye düşünürsün. Sabah yapamadığın kahvaltıyı belki iki kişi olarak yapabileceksindir. Belki de makus talihinin değişeceği alan da budur üstelik! Kısa sürede birçok hayal kurarsın. Yoksa daha uyanamadım mı diye düşünürsün. Kızın 'iyi o zaman' diyen sesiyle irkilirsin. Hayır uyanmışsındır. Hem de gerçek dünyanın tam ortasındasındır. Kız ardına bile bakmadan çeker gider. Sen de küfür ede ede yurdun yolunu tutarsın. Küfrü kendine edersin anlamsız çalışkan insan olma hayalleri kurduğun için. Yurda, şefkatli sevgilin, yatağının kucağına bırakırsın kendini. En büyük mutluluk bu olsa gerek diye düşünürsün, ki gerçekten de odur.<br><br /></span>falyanosnoreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-6929824579439767742.post-89558852289817181932007-11-26T13:30:00.000+02:002007-11-26T13:41:55.554+02:00Vakit: Mesaj Kaygısı Taşıyan Gazete<br><a href="http://bp1.blogger.com/_-XjWeSHJkeg/R0qwxNaJnRI/AAAAAAAAA_c/3SFdlNRVDrs/s1600-h/_41954548_buyukap203body.jpg"><img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://bp1.blogger.com/_-XjWeSHJkeg/R0qwxNaJnRI/AAAAAAAAA_c/3SFdlNRVDrs/s320/_41954548_buyukap203body.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5137112684428893458" /></a><strong>Büyükanıt, Başbuğ ve Pamukoğlu'nun fotoğraflarının yer aldığı bulmacının şifre sözcüğünden 'Siz Kral Değilsiniz" ifadesi çıktı.</strong><br /><br />Yaptığı birçok haberle tartışma konusu olan ve son olarak Danıştay üyelerine yapılan saldırıda hedef gösterdiği iddia edilen Anadolu'da Vakit gazetesi bu kez dün yayımladığı sayısındaki bulmacayla dikkat çekti.<br /><br />Bulmacada, Genelkurmay Başkanı Org. Yaşar Büyükanıt, Kara Kuvvetleri Komutanı Org. İlker Başbuğ ve Emekli Tümg. Osman Pamukoğlu'nun fotoğraflarına yer verildi. Gazetenin 14. sayfasında yer alan bulmacanın soruları yanıtlandığında şifre sözcük olarak "Siz Kral Değilsiniz" ifadesinin çıkması bulmacayı çözenleri şaşırttı.<br />Bulmacada, soldan sağa 2. soru olarak "Genelkurmay Başkanı ve 4.soruda Kara Kuvvetleri Komutanı, 23. soruda "Emekli Tümgeneral soruları soruldu. Soruların yanıtlanması için verilen fotoğraflarda ise Büyükanıt, Başbuğ ve Pamukoğlu'nun üniformalı fotoğraflarına yer verildi.<br /><br />Gazetenin 14. sayfasında, Editör Fatih Uğurlu tarafından hazırlanan, aralarında "cahiliye döneminden putlar, ormanların en iri hayvanı, küfürde olan, gayrimeşru ilişki gibi soruların da bulunduğu bulmacada 17 kelimelik şifre sözcükten "Siz Kral Değilsiniz" ifadesi çıktı. <strong></strong><br /><br /><a href="http://www.milliyet.com.tr/2007/11/26/siyaset/siy01.html">Milliyet'in Haberi</a>troyhttp://www.blogger.com/profile/17221985777379707413phelan.troy@gmail.comtag:blogger.com,1999:blog-6929824579439767742.post-67124482914464832802007-11-17T05:11:00.000+02:002007-11-18T18:03:18.367+02:00Terör'üne deee, Mücadele'ne de!<br>Geçenlerde kantinde arkadaşlarla çalışmaya çalışırken 'Talent Camp' el ilanına ilişti gözüm. Uzun süre aradım ama kendi internet sayfasında bile bulamadım el ilanındaki çizimi. O yüzden gözünüzde canlandırmaya çalışacağım. <br /><br />Mezuniyet sonrası 'Talent Camp' gibi bir başlık var. Altında bir parkurda koşan bir kız. Arkasında Coşkun var, kovalıyor, ondan kaçıyor sanırsınız. Saç baş dağılmış. O meşhur çığlık tablosu vardır ya, öyle bir surat. Reklam da net hani. Mezuniyet sonrası ormanında yolunuzu bulmanıza yardım ediyoruz hesabı. Orası beni ilgilendirmez. Ama ampul yandı ne yaparsın. Haftalardır ekranlarımızda dolup dolup taşan o şehit anaları görüntüleri bir bir geçmeye başladı gözümün önünden.. <br /><br />Terörle mücadele??? <br /><br />Yersen! <br /><br /><span id="fullpost">Kısa bilgilendirme: <br /><strong>Terör : Yıldırı<br />Terörist: Yıldırıcı</strong><br /><br /><strong>Bu yazının alternatif başlığı: Hepimiz Terörist'iz!</strong><br /><br />Türkiye'de manşetlerde bir 'terörle mücadele'dir gidiyor. Yasamızın adı bile terörle mücadele yasası.. Anladık da.. Sen kalkıp da bana her gün en son şehit olan erin cep telefonuyla babasına gönderdiği mesajı gösteriyorsun be adam! Şimdi beni yıldıran kim? <br /><br />Terörle mücadele terörü halkın gözüne, yüreğine sokarak yapılmaz. Senin dediğin teröristle mücadele, ne olur karıştırma.. Terörle mücadele için insanlara bunun nerden geldiğini, nereye gittiğini göstereceksin. Giden askerlerin nasıl korunup kollandığını, çok lazımsa durumu kontrol almak için nasıl politikalar güttüğünü.. Ama yok, ben şimdi erlerin çapraz duruşla nasıl yürüdüğünü, nerde yattığını hep biliyorum. Sadece ben değil, heralde bu kıyımda imzası olanlar da televizyon izliyordur. <br /><br />İşin siyasetini sevmiyorum. Her ne kadar iş tamamen siyasi olsa da.. Ama sen 13 kişinin ölümünün ertesi günü hem Esra Ceyhan'ın, hem Serap Ezgü'nün, hem de adını hatırlayamadığım bir yığın kadın programı sunucusunun canlı yayında "eski" şehit yakınlarını nasıl ağlattığını böyle sıcak bir zamanda halkına izletemezsin. "Bana babasını soruyor" replikleriyle her gün insanları tekrar tekrar çocuklarına suçluluk duyarak bakmak zorunda bırakamazsın. Ayıptır.. Onların yaralarını sarmak da, yeni yaralar oluşmamasını sağlamak da senin işin.. Yapamıyorsan, onu söyle.. <br /><br />El ilanında, özel sektörün caniliği içinde kaybolmuşların dehşetini azaltmak için yapılan o çalışma, terörle mücadele, seninki değil! <br /><br />Sen kendin terörist olmuşsun..<br /><br /><em>Bu yazının muhattabı olanlarla aynı seviyeye inmemek için o 'hep aynı' fotoğraflardan birini kullanmıyorum. Ama eğer görmek isterseniz, terör yazıp aratın! Fotoğraf açıldığında, ne olur tabuta değil de, etrafındakilerin yüzlerine bakın.. Bu yüzlerin sayısı gittikçe çoğalıyor; daha çok kişi öldükçe değil, birileri haber, birileri basın açıklaması yaptıkça artıyoruz her gün!</em><br /><br /></span>menekşenoreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-6929824579439767742.post-31743250901525650572007-11-12T03:47:00.000+02:002007-11-12T21:14:32.742+02:00disko disko partizani...<br><a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://bp0.blogger.com/_ubBbsORoffU/RzezJ5qMtyI/AAAAAAAAAFk/T2BPVVwiJog/s1600-h/shantel.jpg"><img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://bp0.blogger.com/_ubBbsORoffU/RzezJ5qMtyI/AAAAAAAAAFk/T2BPVVwiJog/s200/shantel.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5131767283089979170" /></a>Malum şu sıralar vize, sınav, imtihan zamanları. Öğrenci olan çoğu kader arkadaşımız, okula ve derslerine sövmekteler. Eğitim sisteminin yanlışlığından ve yaptıkları işin boşluğundan söz etmekteler. Dahası yeni arayışlar içine girip ilerisi için kafa yormaktalar… Sözün özü şu sıralar genç ve körpe beyinlerin dolu ve sıkıntılı olduğu zamanlar…<br /><br /> Geçen sabah havanın kapalı ve ağır olduğu bir günde, yatağımdan zor ayrıldım. Her an yağabilme ihtimali olan hava ve nem sayesinde tenimi kesen soğuk, uykulu halimi bir o yana bir bu yana kaydırıp duruyordu. Uykusuzluk ile uykululuk(?) halleri soğuktan daha beter içimi acıtıyordu, hele bir de buna o kahrolası ezber derslerin birinden vizeye girme gerginliği eklenince… Etrafımda ki her şeye sövüyordum. İnsanlara uyuz uyuz bakıyor, kahrolası servisin gecikme sebeplerini kafamda vize konularıyla harmanlıyordum. Tam servis şöförlerine ve taksicilere söverken (durakları sınavlara yetişmek isteyen öğrenci avlamak için kapatıyorlardı) servis dörtyol ağzından görünüverdi.<br /><br /><span id="fullpost">Paramı hazır ettim, mp3 playerımı kulağıma taktım, biner binmez parayı uzattım ki sonradan para üstü alma sıkıntısı yaşamak istemiyordum, bir de baktım, peşime binen 2–3 kişi boş yerleri kapmış. İşte bir sebep daha dedim, sövmeme… Ortalarda bir yerde ne tarafa tutunacağımı bilemediğim bir yerde sıkıştığımda, servis hareket etti. Yine istiflenmişti öğrenciler. Her şey üzerimdeydi sanki, sanki bendim servis de, bütün hepsi benim üzerimdeydi…<br /><br /> Saçma ve kızgın bir surat ifadesiyle mp3 player ın hold tuşunu açmaya çalıştım cebimden. Çıkarıp da yapmak zor geliyordu, hatta sonra tekrar cebime koymak ölüm. Neyse ki hold tuşunu çektim ve play tuşuna bastım. Radiohead- in rainbows albümündeki son parça videotape ‘in son kısımları çalıyordu… İçimden minnet duydum, eğer şarkının başında olsaydım tam olarak psikopata bağlıyacaktım çünkü. (<a href="http://www.youtube.com/watch?v=VQTsJG3CVnE">depresif</a>)<br /><br /> Derken sonraki albüm çalmaya başladı. Tanıdık değildi, muhtemelen dün gece yatmadan yeni attğım birkaç albümden biriydi. Bir klarnet sesiyle giren müzik odağımı kendine çekti. Derken bir saksafon ve ritim… Heyecan ve şımarıklık sarmıştı yeni ifademi… <a href="http://www.lastfm.com.tr/music/Shantel/_/Disko+Partizani">DİSKO DİSKO PARTİZANİ, PARTİ PARTİ PARTİZANİ</a>… Çok eğlenceliydi ve ben ritim tutmaya başlamıştım. Mp3 playerın sesini açtım, yine cebimin üstünden… Sonra Osman aga melodisi ve peşine disco boy… Ritimler ve enstrümanlar insanı fıkır fıkır oynatan cinstendi. Hemen telefonumu çıkardım ve o albümü aldığım arkadaşa durumumu özetleyen mesajı attım… 10 dakika önce serviste dengede duramayan ben resmen kıvırıyordum. Kafa dansöz sitilinde sağ sol yaparken ellerim dayandığım koltukta ritme eşlik ediyordu… Tam bir dengesizlik… En berbat ruh halinden en rahat ve mutlu olduğum ruh haline geçiş… <br /><br /> Sınavım mı? İyi geçmedi tabiî ki, ama en mutlu girip en mutlu çıktığım sınavdı. Sonuna kadar beklemedim hemen kâğıdımı verdim çıktım. Sınavda bile eve dönerken dinleyeceğim yeni albümü düşünmekten yerimde duramamıştım. Çok eğlenmiş ve aklıma kazımıştım. Hayatımın en garip ve en güzel sabahlarından biri olmuştu ve ben bunu tek bir şeye borçluydum. <a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=disko+partizani">Shantel-disko partizani</a>!!! =)<br /><br /> Herkese sınavlarında başarılar ama daha da önemlisi; hiçbir zaman bozulmayacak keyifler dilerim…<br /><br />Dipnot: sabahın köründe Shantel ve benim o fıkırdayan halimi anlatan mesajla uyanan dostum, bana küfür dolu bir mesaj çekti, fakat bu mesaj beni daha da eğlendirdi:D<br /><br />dipnot2: gece yatmadan da süper oluyor...:)<br /><br /></span>emonoreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-6929824579439767742.post-49716418894121344462007-11-06T13:23:00.000+02:002007-11-06T13:34:26.644+02:00çalışamıyoruz banyosundan..<br><strong>common fallacies..</strong><br /><br /><span id="fullpost"><br /><a href="http://bp3.blogger.com/_GJ01Xq4viAs/RzBPEhfXh4I/AAAAAAAAAIc/qh6m1l5V6YE/s1600-h/ads%C4%B1z.bmp"><img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://bp3.blogger.com/_GJ01Xq4viAs/RzBPEhfXh4I/AAAAAAAAAIc/qh6m1l5V6YE/s320/ads%C4%B1z.bmp" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5129686914703001474" /></a>Geçen gün banyoda biraz işim vardı. Baktım çamaşır makinesi bana bakıyo benim de kafamdan istemsizce bir düşünce akışı mevcut. Şahsen bütün çamaşırları öğrenci evi koşulları dahilinde aynı anda atarım makinaya. İçlerinde hassas çamaşırlar ve yünlüler mevcut olduğundan da ya yünlüde ya da düşük sıcaklıkta pamukluda yıkarım. Bu hiç hijyenik değil biliyorum ama <em>"suda boğulur mikroplar ya ne olcak, o kadar saat dönüyolar"</em> diye düşünürüm. Aklıma geldi sonra. Mikroplar suda boğulsaydı eğer, atık su dereleri ya da hatta normal dereler hastalık bulaştırmazdı. Bu gerçekle irkildim.<br /><br />Demek ki neymiş, mümkün olduğunca aynı cins çamaşırları birleştirip uygun programda yıkamamız gerekiyormuş.<br /><br />Çalışamıyoruzun ev hanımı olarak çekip çevirme çalışmalarım devam edecek..<br /><br />(Yarın sınav var da..) <br /><br /></span>menekşenoreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-6929824579439767742.post-7674694805341342362007-11-05T22:19:00.000+02:002007-11-06T13:35:28.507+02:00Yaşasın İlkesiz Medyacılık!<br>Tüm insani değerleri elinin tersiyle iten, bir ölünün son arzusuna saygı duyulması görgüsünden ve anlayışından haberi olduğu halde bunu yerine getirmeye hiç gerek duymayan, tek kaygısı nitelikli ya da niteliksiz yalnızca "haber" olan ve bu uğurda varını yoğunu ortaya koyan ilkesiz medyacılığı ayakta alkışlıyorum ve önlerinde saygıyla eğiliyorum.<br /><br /><a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://bp1.blogger.com/_Keblctks7t8/Ry-GtlI-riI/AAAAAAAAADY/_XKHF_Kvn4Y/s1600-h/gazeteler.JPG"><img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer;" src="http://bp1.blogger.com/_Keblctks7t8/Ry-GtlI-riI/AAAAAAAAADY/_XKHF_Kvn4Y/s400/gazeteler.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5129466618220293666" border="0" /></a><span id="fullpost">"Değer miydi Duygu" başlığıyla verilen haber <a href="http://www.hurriyet.com.tr/gundem/7620127.asp?gid=180&sz=60606">şu</a> şekilde:<br /><br /><span id="fullpost"><span style="font-style: italic;">"BOĞAZİÇİ Üniversitesi öğrencisi Duygu L. (20), Kadıköy’de bir geceliğine tuttuğu otel odasında ölü bulundu...<br />...İhbar üzerine otele gelen polisler, odada yaptıkları aramada boş bir ilaç kutusu ile Duygu L.’nin ailesine hitaben yazdığı, 'İsteklerim için bazı hatalara düştüm. Kişisel problemlerim yüzünden intihar ettim. Ölümümden ben sorumluyum. Kimseden sıkıntım yok. Tek korkum kurtarılmak. <span style="font-weight: bold;">Ölümüm basına duyurulmasın</span>' notunu buldu."</span><br /><br />Şimdi de aynı edebi dille(!) bu olayı haber yapmaktan hiç çekinmeyen medyaya sırasıyla ben soruyorum: Değer miydi Zaman, Sabah, Vatan, HO Tercüman, Hürriyet! <br />Birazcık duyarlı davranıp bu olayı gazetelerinize ya da web sayfalarınıza taşımasaydınız ne kaybederdiniz acaba? İnanın çok merak ediyorum...<br><br /></span></span>falyanosnoreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-6929824579439767742.post-44191630106220477892007-10-25T16:12:00.000+02:002007-10-26T00:44:41.692+02:00Ertuğrul Özkök Üzerine<br><a href="http://bp1.blogger.com/_-XjWeSHJkeg/RyCyMDZrxNI/AAAAAAAAA6U/VY1lZgpWg-0/s1600-h/e_ozkok_big.jpg"><img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://bp1.blogger.com/_-XjWeSHJkeg/RyCyMDZrxNI/AAAAAAAAA6U/VY1lZgpWg-0/s200/e_ozkok_big.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5125292296088831186" /></a><strong>Özkök</strong>'ü şu aralar -aslında şu aralardan kastım 'epeydir'- eleştirmek ve yerin dibine sokmak moda oldu. Eline klavye geçiren giydiriyor, lafından anlayacak bulan da evirip çeviriyor dost meclislerinde. <br /><br />Ertuğrul Özkök'ü <strong>ilkeli bir basın insanı </strong>olarak görmeyin. "O, <em>yazdıklarıyla kamuoyunu doğru yönlendirmek ve bilgilendirmek zorunda</em>" gibi düşünmeyin. Özkök kendisini bir <strong>organizasyon lideri </strong>olarak görüyor ve ben de ona karşı yürütülen bütün bu içi boş veya dolu yaylım ateşleri arasında farklı düşünmek için zorluyorum kendimi.<br /><br /><span id="fullpost"><strong>Hürriyet</strong>'in, <strong>Aydın Doğan </strong>tarafından satın alınmasından sonra, özellikle Özkök'ün yayın yönetmenliğine başladığı andan itibaren gittikçe güçlenmesi ve kendi tabirleriyle "<strong>medyanın amiral gemisi</strong>" olması boşuna değil. Siz ne derseniz deyin, ne kadar bok atarsanız atın, Özkök son derece başarılı bir "<strong>cambazdır</strong>", kendi deyimiyle. <br /><br /><a href="http://bp1.blogger.com/_-XjWeSHJkeg/RyCzjDZrxSI/AAAAAAAAA68/Ev8ept9he8g/s1600-h/hurriyet_logo.jpg"><img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://bp1.blogger.com/_-XjWeSHJkeg/RyCzjDZrxSI/AAAAAAAAA68/Ev8ept9he8g/s320/hurriyet_logo.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5125293790737450274" /></a>Kimi zaman gündeme göre hareket eder, kimi zaman iş ve siyaset dünyasında patronunun işine gelecek kamuoyu yönlendirmelerine önderlik eder, kimi zaman gazetenin satış rakamlarına bakarak yolunu çizer, kimi zaman da halkın duymak istediklerini anlatır halka. <br /><br />O <strong>bu uğurda gözünü karartmış </strong>ve kendine yeni ilkeler, yeni yollar, yeni stiller yaratmıştır. Onun Hillary Clinton ile beraber bulunduğu davette yaşadıklarını anlattığı yazısı da olur, Abdullah Gül ile yaptığı samimi telefon konuşmalarını aktardığı yazısı da olur. Bazen de, dediğim gibi, halkın nabzına dayar şerbeti. Şu sıralar yaptığı savaş yanlısı yayınlar gibi. Tirajlar Çölaşan'ın gidişiyle aşağı doğru seyrederken, o bir şekilde almalıydı ipleri eline. Bu yolu seçti. Bu militarist üslubu gazetenin arka sayfalarındaki Tufan Türenç ya da Rahmi Turan kullansa -ki kullanmıyor değiller- <strong>ormandaki 10 kaplan gücünde </strong>bir muhalefet oluşmaz. Ama onun köşesi dikkat çeker her zaman, çünkü o her ne kadar bir salon insanı olsa da halkın dilinden konuşabilmektedir. <br /><br />Zaten popüler ikonlardan her dayatılanı almaya koşullanmış halkın seviyesinden gitmek ve o bilinci üst seviyeye çıkarmak kaygısı yoktur Özkök'ün. Çünkü <strong>bu yoldan gidenlerin çokça kaybettiğini </strong>biliyordur. Bu kadar idealist olmaması da onun 17 yılı aşkın süredir aynı yönetmenlik koltuğunda oturabilmesini sağlamıştır. <br /><br />O okuyucuyu müşteri gibi görür. Müşteriye hizmet sonsuzdur ve müşterinin isteği bellidir. Müşteri dediğin aynı zamanda kalite ister. Belki hakiki kalitenin ne olduğunu bilmeyebilir ve aslında bu yüzden kaliteli görüneni, algılananı da kabul eder. Hürriyet'in imajı <strong>kaliteli görünme </strong>üzerine kuruludur.<br /><br />Hürriyet'in ne kadar iyi bir imaja sahip olduğunu bilir herkes. Çok uzun zamandır bu imajını bozmadı ve daha uzun bir zaman için de kredisi var. <strong>Bunlar Özkök'ün yayın politikasının getirileri.</strong> İktidarla iyi anlaşmak da, onunla bozuşmak da zaman içinde olabilecek ihtimallerdir. O, ekonomiyi iyi de gösterebilir, kötü de. Halk açsa ve iktidar başarısızsa ve fakat gazetenin iktidara yaranması gerekiyorsa "<em>ekonomi yolunda, çok daha iyi günler bizi bekliyor</em>" der ve iktidara iyi gözükür, aç olan halka da istediği umudu verir. İktidardan alacağı varsa, "<em>ekonomi kötü gidişte</em>" der, aç olan halk "<em>hakkaten yahu</em>" diyerek karşılar ve halkın dilinden anladığı için halka yine yaranır. Hürriyet'in ve Özkök'ün halk nezdinde güvenilirliği sonsuzdur ve bu <strong>tepeden inme bir başarı</strong> değildir. Zaman içinde oluşmuştur.<br /><br /><a href="http://bp3.blogger.com/_-XjWeSHJkeg/RyCyXjZrxPI/AAAAAAAAA6k/tL3a1s11q0A/s1600-h/%C3%B6zk%C3%B6kg%C3%BCl.jpg"><img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://bp3.blogger.com/_-XjWeSHJkeg/RyCyXjZrxPI/AAAAAAAAA6k/tL3a1s11q0A/s320/%C3%B6zk%C3%B6kg%C3%BCl.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5125292493657326834" /></a> O bir iş adamıdır, organizasyon lideridir, cambazdır. Olmak istemediğimizdir ama <strong>aynı zamanda olmak istediğimizdir.</strong> Saldırmak istediğimiz ama <strong>aynı zamanda yanında bir yer almak istediğimizdir.</strong> <br /><br />Olayları herkesin anlattığı gibi görmek mümkündür. Ona saldırmak mümkündür. Bir de farklı açıdan bakmak gerekir. O başarılıdır. <br /><br />Yarın yine Hürriyet alacak ya da web sitesine gireceksiniz. "<em>Yine ne yazmış şu Ertuğrul?</em>" diyeceksiniz. Yine küfredip kapatacaksınız pencereyi. Ama bilin ki, onun hedef kitlesi siz değilsiniz. Siz herkes değilsiniz, azınlıksınız. <br /><br />Ve onun oyunundaki piyonlardan biri olarak, onu <strong>eleştirme görevini </strong>yerine getireceksiniz. Kimisi eleştirecek, kimisi beğenecek. <strong>Oyun böyle böyle devam edecek.</strong><br /><br /></span>troyhttp://www.blogger.com/profile/17221985777379707413phelan.troy@gmail.comtag:blogger.com,1999:blog-6929824579439767742.post-90734117695240800052007-10-23T05:30:00.000+02:002007-10-23T05:46:56.905+02:00Facebook Üzerinden Duyarlı Olmaca<br><a href="http://bp1.blogger.com/_-XjWeSHJkeg/Rx1q9cvttbI/AAAAAAAAA3k/7KtZ6XpGWDA/s1600-h/kurdelams%C4%B1.bmp"><img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://bp1.blogger.com/_-XjWeSHJkeg/Rx1q9cvttbI/AAAAAAAAA3k/7KtZ6XpGWDA/s400/kurdelams%C4%B1.bmp" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5124369554938377650" /></a><strong>Facebook gençliği </strong>pek aktif son günlerde. Malum terör vahşetinin dalgası memleketin her yanına yayıldı, yangın her yeri sardı. Facebook'taki meşhur <em>'bir grup kurayım da herkesi toplayayım, aman aman, hayat daha da güzel sanırım' </em>gençliği de, 'Teröre Karşı SİYAH KURDELE !!!' diye bir grup kurarak <strong>görevini</strong> yerine getirdi.<br /><br /><strong>NE GÖREVİ BE NE GÖREVİ?</strong> Flash TV'nin haber yayıncılığından, sokaklara dökülüp de DTP'nin binasını basan, Kürt aileleri sırf o şerefsizlerle aynı milliyetten olduğu için katleden başı bozuklardan <strong>farkınız</strong> var mı zannediyorsunuz? 60 bine yakın üyesi olmuş bu grubun. 'Description' kısmını bile okumadan <em>"Aha, 'teröre hayır' grubu, ben de bunu bekliyordum, hemen üye olmalıyım"</em> diyerek üye olan kaç kişi vardır dersiniz? 60 bine yakın derim ben. <br /><br />Okumaz ki bu arkadaşların çoğu. Facebook'ta duygu sömürüsü grubuna üye olup da sorumluluklarını üzerlerinden attıklarını düşünürler. Sorumluluğunuz ne biliyor musunuz? <strong>Size</strong> diyorum, bu ülkenin internet kullanan, eğitim seviyesi yüksek, <strong>'potansiyel aydın'</strong> sıfatlı gençleri! <strong>Sizin sorumluluğunuz fikir üretmek.</strong> Bırakın düşük profil grubu sokaklarda yürüsün, bayrak sallasın. Onlardan daha fazlasını beklemek yanlış olur. Herkesin üzerine düşen bir sorumluluğu var. Siz fikir yürütün terör konusunda, fikir. Bilgi edinin, çözüm ne kadar uzak gözükse de varmaya çabalayın.<br /><br />Pardon, özür diliyorum. Yarın basarsak bunların kamplarını herşey biter değil mi? Güneş daha bir parlak doğar, gökyüzü daha bir aydınlık olur.<br /><br />Zamanında, 26 Haziran'da, yani 5 ay önce bir yazı yazmışım. Hepiniz teröristsiniz demişim. Bir daha diyorum: <a href="http://calisamiyoruz.blogspot.com/2007/06/trkiyede-terr-kim-desteklemiyor.html">Türkiye'de terörü kim desteklemiyor?</a>troyhttp://www.blogger.com/profile/17221985777379707413phelan.troy@gmail.comtag:blogger.com,1999:blog-6929824579439767742.post-20245326703185326382007-10-21T17:20:00.000+02:002007-10-21T17:40:42.659+02:00Yeni Proje: At, Avrat ve Silah<br><a href="http://bp3.blogger.com/_-XjWeSHJkeg/RxtykcvttRI/AAAAAAAAA2U/FE2rIEZWw7Y/s1600-h/belluci.bmp"><img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://bp3.blogger.com/_-XjWeSHJkeg/RxtykcvttRI/AAAAAAAAA2U/FE2rIEZWw7Y/s200/belluci.bmp" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5123814971581248786" /></a>Biraz şaşırtıcı oldu aslında. <a href="http://www.nahnu.org">Nahnu</a>, <a href="http://www.blogkazani.com/yazi/fanzin-tadinda-super-bloglar">Blog Kazanı</a>'nda bahsetmeseydi en azından bir iki gün daha tanıtımını yapmayı düşünmüyordum. <strong>Nahnu</strong>'nun göğüs kabartan tanıtımı biraz cesaret verdi sanırım. <br /><br /><em>'Mustafalar, Aliler, Ahmetler, Hüseyinler için. Ayşeler de tadabilir.'</em> gibi tanıdık bir slogan ile yola çıkan <a href="http://atavratvesilah.blogspot.com">atavratvesilah.blogspot.com</a> adresli <strong>yeni konsept blog'unda hedef kitle erkekler</strong>. Az az magazinel konularla, çokça da futbolla, güzelliklerle, erkeğe özgü oyuncaklarla ve de haberlerle dolu olacak. <strong>Merak edene hitap edecek kısacası</strong>.<br /><br /><em>'Her gün güncellenir, her bir 'post' hap niyetine alınır.'</em> diye noktalayayım bu tanıtımı. Girip görmek size kalmış.<br /><br />bağlantı: <a href="http://atavratvesilah.blogspot.com">http://atavratvesilah.blogspot.com</a>troyhttp://www.blogger.com/profile/17221985777379707413phelan.troy@gmail.comtag:blogger.com,1999:blog-6929824579439767742.post-54494800969271967702007-10-21T16:06:00.000+02:002007-10-21T17:20:30.590+02:00ARTIK YETER<br><a href="http://bp0.blogger.com/_oZpD2BX4bkE/Rxtf5olp4DI/AAAAAAAAABY/St9ORdSYd0U/s1600-h/sehitler.jpg"><img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://bp0.blogger.com/_oZpD2BX4bkE/Rxtf5olp4DI/AAAAAAAAABY/St9ORdSYd0U/s320/sehitler.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5123794444816605234" /></a>Spadenoreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-6929824579439767742.post-56045525284226204672007-10-20T19:50:00.001+02:002007-10-20T20:32:39.052+02:00Hayırlı Referandumlar<br><strong>Cumhuriyet</strong> gazetesi yazarı <strong>Nilgün Cerrahoğlu</strong>'ndan bir alıntı daha yapalım istedim. Her gün aynı gazeteyi almadığım için bilemiyorum Cerrahoğlu her gün yazar mı yazmaz mı ama takip etmek lazım derim Nilgün Hanım'ı. <a href="http://calisamiyoruz.blogspot.com/2007/10/myanmar-da-neresi.html">Geçenki Myanmar yazısından</a> sonra şimdi de yarınki referandumu konu ettiği yazısında bir Cumhuriyet yazarına göre farklı açıdan görmüş konuyu. (Tabi yazının yarısında yine klasik siyah-beyaz statükosunu görüyoruz, o ayrı.) <br /><br />Farklı açıdan görsünler, ciğerimi yesinler. Hepsi üç aşağı beş yukarı birbirinin aynı olduğundan, hepsini toplayıp okusam bir tad alamıyorum bendeniz. Neyse, o da başka bir konu.<br /><br />Efendim sizi Nilgün Hanım'la başbaşa bırakmadan önce, hepinize <strong>hayırlı referandumlar </strong>diliyorum. Referandumlar, seçimler güzel şeyler bana kalırsa, hepiniz oy kullanmalısınız. Hem ne demiş bir <strong>Türk büyüğümüz</strong>: <em>"Benim halkım işini bilir."</em> <br /><br /><em>'Referandum kültürü' için aslına bakarsanız 'demokratik toplum' olmak dahi yetmiyor. Ne tür bir toplum olduğunuz için belirleyici. <br /><br />Referandum kültürünün kök saldığı toplumlar, siyasi partiler sisteminin kutuplaşmadığı, düşük düzeyde çatışma üreten, alabildiğine türdeş toplumlar. İsviçre buna örnek. </em> <br /><br /><span id="fullpost"><em>Kutuplaşmanın yüksek olduğu toplumlara, 'referandum kültürü' salık verilmiyor. <br /><br />Cepheleşme yaşayan toplumlarda referandumların fizyonomisi değişiyor ve bizde olduğu gibi referandum aracı amacından sapıyor. <br /><br />Siyaset uzmanları ve hukukçular, bu tip ülkelerde referandumun kendi ilgi alanıyla sınırlı spesifik konuların dışına taşarak, kamplaşmaların yörüngesine girdiğini söylüyor. <br /><br />Doğal mecrası dışına çıkan halkoylaması böylece, güçlü lider ve şahsiyetlerin elinde oyuncak ediliyor. Buna gösterilen en tipik örneklerden biri Fransa'da 'Gaullism' (Golizm) dönemi. <br /><br />General De Gaulle'ün yaygın biçimde kulandığı halk oylaması yönteminin, liderin 'siyasi meşruiyetini' pekiştirme amacına dönüştürdüğüne işaret eden uzmanlar, referandum kültürünün içerdiği yüksek dozlu otoriterizm riskine dikkat çekiyorlar. </em><br /><br />Nilgün Cerrahoğlu - Cumhuriyet Gazetesi - 20 Ekim 2007 - sayfa 17 <br /><br /></span>troyhttp://www.blogger.com/profile/17221985777379707413phelan.troy@gmail.com