tag:blogger.com,1999:blog-6808129107572703102008-07-17T08:02:35.164-07:00lunchweek goes bloggerlunchweeknoreply@blogger.comBlogger18125tag:blogger.com,1999:blog-680812910757270310.post-21468874394184328582008-07-07T09:45:00.000-07:002008-07-07T09:48:58.521-07:00Yenilik söz konusu<script src="http://www.podipodi.com/get/5ISW-J3OD/"></script><br /><div style="text-align: center;"><a href="http://www.podipodi.com/" class="podipodi"><img src="http://www.podipodi.com/buttons/c2o_lit.png" /></a><br /><br /><div style="text-align: left;">PodiPodi adlı bu şirin şeyi ekledim bugün. Biraz kurcalayın bakalım. Shift+Space yapıyoruz. Ben gideyim de güncelleştireyim biraz daha.<br /></div></div>lunchweeknoreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-680812910757270310.post-60981357925563120172008-07-06T11:09:00.000-07:002008-07-06T11:10:31.787-07:00Bu Japonlar beni öldürecek<a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://cdn-www.cracked.com/articleimages/wong/camelhead.jpg"><img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px;" src="http://cdn-www.cracked.com/articleimages/wong/camelhead.jpg" alt="" border="0" /></a><br />Bunun ne olduğunu tam olarak anlayamamakla birlikte; öyle tahmin ediyorum ki peluştan gerçek boyutunda bir deve yapmışar ve daha fazla para kazanabilmek için parça parça satıyorlar. Bu kafası.lunchweeknoreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-680812910757270310.post-48352125238644347962008-07-04T04:16:00.001-07:002008-07-04T09:32:03.821-07:00Bir, iki, üç yetmez; doksan trilyon olsun<a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://cdn-i.dmdentertainment.com/cracked/jp/bucholz/B10025.jpg"><img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px;" src="http://cdn-i.dmdentertainment.com/cracked/jp/bucholz/B10025.jpg" alt="" border="0" /></a><strong>Yazar, Jack L Chalker: </strong>"Hey Bernie, en büyük sayı kaç?"<br /> <strong>Editör, Bernie Ciscain: </strong>"Doksan trilyon. Hayırdır, niye sordun?"<br /> <strong>Jack L Chalker:</strong> <em><scribbling madly=""></scribbling></em> "Hiç, öylesine."lunchweeknoreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-680812910757270310.post-32068021437774771712008-07-03T14:43:00.000-07:002008-07-04T04:14:17.636-07:00Şimdi şöyle de bir şey varBen seviyorum blog yazmayı. Yeni işim azcık yorduğu için bir süredir yazamıyorum; ama karar verdim, yarından itibaren başlıyorum. Valla bak.lunchweeknoreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-680812910757270310.post-9218099612919925542008-07-01T07:54:00.000-07:002008-07-01T07:55:42.365-07:00MSN konusunda küçük bir uyarıEğer adınız şöyle görünüyorsa:<br /><br />·$15·#·$1๑۩۞۩๑·#·$16D·$26D·$43D·$35D·$44D·$46d4rk3lf·$44f·$35f·$26f·$17f·$16f·#·$1 ๑۩۞۩๑·0·$1·0<br /><br />derhal "engelle" butonuna basarım. Sevgiler.lunchweeknoreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-680812910757270310.post-82868891927066782592008-05-20T07:02:00.001-07:002008-05-20T07:02:46.792-07:00Pi (?)<a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://img.blogcu.com/uploads/lunchbox_Graphic1.jpg"><img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px;" src="http://img.blogcu.com/uploads/lunchbox_Graphic1.jpg" border="0" alt="" /></a>lunchweeknoreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-680812910757270310.post-6609578193508250932008-05-20T07:01:00.000-07:002008-05-20T07:02:13.255-07:00Against Myself!<a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://img.blogcu.com/uploads/lunchbox_blog.jpg"><img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px;" src="http://img.blogcu.com/uploads/lunchbox_blog.jpg" border="0" alt="" /></a>lunchweeknoreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-680812910757270310.post-72837527634021407242008-05-20T06:55:00.000-07:002008-05-20T06:59:54.935-07:00Sihirli 8 Topu<a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://dfwebbot.com/Cage/Portals/0/eightball.jpg"><img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px;" src="http://dfwebbot.com/Cage/Portals/0/eightball.jpg" border="0" alt="" /></a><br />80'lerde doğup 90'ların başında aklı belirli şeylere basmakta olanlar hatırlayacaktır bir ihtimal başlıkta adı geçen oyuncağı. Bildiğiniz bilardo topu; 8 numaralı, siyah... Üzerinde küçük bir ekran var. Topa gelecekle, kendinizle ya da herhangi biriyle/bir şeyle ilgili "Evet/Hayır" soruları soruyorsunuz, şöyle bir sallıyorsunuz topu, o da size "Mümkün", "Kesinlikle evet!", "Çok küçük bir olasılık" gibi cevaplar veriyor ekranındaki sistem sayesinde. Şimdi oyuncak olarak düşündüğünüzde pek de matah bir şey değil. Mantıklı düşünecek olursak böyle bir şey bir çocuğa pek de hitap etmediği gibi, herhangi bir insanı maksimum bir elli sorudan sonra sıkacaktır.<br /><br /> Bu aletten Türkiye'de hiç üretilmedi sanırım. "Osman Plastik" gibi bir şirket üretseydi de herkesin bir "Sihirli 8 Topu" olsaydı benim için o kadar değeri olurmuydu bilmiyorum; ama ben sekiz yaşındayken, teyzemin İngiltere'den getirdiği birsürü oyuncağın arasında en değerlisiydi benim için "Sihirli 8 Topu"m. Diğer oyuncaklar da pek bir şeye benzemiyordu aslında. Belki içlerinde "Sihirli 8 Topu"nu unutturabilecek tek bir oyuncak vardı, o da uzaktan kumandalı bir UFO...<br /><br />Yetmedi ama... Sadece "belki"yle kaldı...<br /><br />Bir anda o olağanüstü, "geleceği gören" top, 8 yaşındaki şahsımın her şeyi haline geldi. Kimsede olmayan ve geleceği gören bir topum vardı, daha ne olsundu ki? Tek problemim üzerindeki yazıların İngilizce olmasıydı o zamanlar -ki onu da teyzem, bir kağıda bütün cevapların Türkçe'lerini yazarak halletmişti sağolsun...<br /><br />Bu durum bir seneye yakın bir süre boyunca rahatsız edici bir şekilde devam etti. Rahatsız edici yanı o küçücük bünyemin "güya" sihirli bir top dışındaki herhangi bir şeye inanmayı reddetmesiydi.<br /><br />- Çağrı, otur azıcık ders çalış, zafıy getireceksin!<br />- Zayıf getirecek miyim sekiz? - "İçimden bir ses hayır diyor."<br />- Ders çalışmama gerek yok o zaman, zayıf getirmeyeceğim...<br /><br />Sekiz'in yalanını yakaladığım ana kadar, o küçük top benim en iyi dostum olmuştu belki... "Bu kış hasta olacak mıyım?" diye sorduğumda, "Cevabım: Hayır" diye yanıtlamıştı "Sihirli 8 Topu". Yine inanmıştım; ta ki o kış zatürre olana kadar... Hasta yatağımda lanetler okuyup durmuştum topuma. Belki de bir "voodoo bebeği" olabilme ihtimalim gelmişti hastalığım yüzünden iğnelenirken, o zamanlar küçücük olan aklıma...<br /><br />Burda asıl ilginç olan topa olan bağlılığım değil, topun neredeyse bir sene boyunca sorduğum sorulara hep doğru cevap vermiş olması bana kalırsa. Neler sorduğumu hatırlamıyorum açıkçası; ama çok özenle seçmiş olmalıyım sorularımı...<br /><br />Sabahın bu saatinde nerden aklıma geldi bilmiyorum sihirli topum. Günlerdir kendimi bir "Sihirli 8 Topu" gibi hissetmemden olsa gerek... Birisi beni çalkalıyor, bir iki kelime ediyorum ve gidiyorum...<br /><br />Aklıma gelince bir anda gaza geldim, internette bir yerlerde hala kalmış olduğunu fark ettim hayatımın oyuncağından. Aradan on üç yıl geçtikten sonra yine beni eskisi kadar etkileyip etkilemeyeceğini merak ettim. Hala da ediyorum...<br /><br />- Beni o kadar etkileyebilecek misin geçen bu kadar vakitten, değişen bu kadar şeyden sonra sekiz?<br />- "Mümkün"...<br /><br />Ç.A.<br /><br />Not: Alın size benden bir iyilik, bu zevki tadamamış olanlar için:<br /><br />http://www.sakla.8k.com/sihirli8topu.htmlunchweeknoreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-680812910757270310.post-76662403501929333592008-05-07T06:30:00.001-07:002008-07-01T07:18:38.783-07:00Octal Alpha v1.0Ben yaptım, oldu.<br /><br /><a href="http://www.octalalpha.com"><center><img src="http://img502.imageshack.us/img502/8202/octalalphalogohl1.jpg"></a></center>lunchweeknoreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-680812910757270310.post-78190229496335406452008-05-07T06:27:00.001-07:002008-05-07T06:29:21.576-07:00Alien Adoption Agency<a href=http://www.alienaa.com/cgi-bin/c.fcgi?travelid=119590&noiframe=1><br /><img src=http://www.a3share.com/stills/postcard.jpg border=0><br /></a>lunchweeknoreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-680812910757270310.post-38257344858563215732008-03-28T06:19:00.001-07:002008-03-28T06:54:07.408-07:00ARG<a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.timesonline.co.uk/multimedia/archive/00161/zodiac_code01_161016a.jpg"><img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 200px;" src="http://www.timesonline.co.uk/multimedia/archive/00161/zodiac_code01_161016a.jpg" alt="" border="0" /></a>Öncelikle, "ARG nedir?" diyorsanız <a href="http://www.giantmice.com/arg-quickstart/">burdan</a> başlayabilirsiniz.<br /><br />Yeni başlamış ve pek ilerleme kaydedilmemiş 2 yeni ARG mevcut: <a href="http://projectloyola.wikispaces.com/">Project Loyola</a> ve <a href="http://thefinalstate.wikidot.com/">The Final State</a>. Yaklaşık 2 haftadır Loyola'yla bozmuş durumdaydım ki, oyunun yavaş ilerlemesi, atılan maillere cevap alınamaması, bulmacaların zor değil hardcore olması gibi sebeplerle baymaya başladım yavaştan. İşte o vakit The Final State yetişti imdadıma. Son derece heyecanlı olacakmış gibi, kaçırmayın derim. Bi de gezinirken <a href="http://cruonit.blogspot.com/">şöyle bir şey</a> buldum; ama henüz trailhead'i elime ulaşmadığı için olayı nedir bilmiyorum. Olaya dahil olmak istiyorsanız ve bir yerleri anlamakta zorlandıysanız <a href="http://www.unforums.com/">unfiction</a> forumlarından <span style="font-weight: bold;">chinga</span> mahlaslı şahsıma bi pm atabilirsiniz.lunchweeknoreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-680812910757270310.post-58647595069313921532008-02-19T15:10:00.000-08:002008-02-19T15:11:28.500-08:00Sonunda!Yıllardır arıyordum, sonunda buldum!<br /><br /><object width="425" height="355"><param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/C5kQRC3NKyk&amp;rel=1"></param><param name="wmode" value="transparent"></param><embed src="http://www.youtube.com/v/C5kQRC3NKyk&amp;rel=1" type="application/x-shockwave-flash" wmode="transparent" width="425" height="355"></embed></object>lunchweeknoreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-680812910757270310.post-81187248245374382652007-12-18T18:16:00.000-08:002008-04-08T00:56:12.326-07:00Anlatsam Film Olur<center><object id="A8413910442079569920" quality="high" data="http://llnw.jibjab.com/content/player.swf?content_url=http://www.jibjab.com/sendables/api/remote/mzPozfQEj7FQKA8oe7KXfxxh.xml" pluginspage="http://www.macromedia.com/go/getflashplayer" type="application/x-shockwave-flash" wmode="transparent" height="369" width="420"><param name="wmode" value="transparent"></param><param name="movie" value="http://llnw.jibjab.com/content/player.swf"></param><param name="scaleMode" value="showAll"></param><param name="quality" value="high"></param><param name="allowNetworking" value="internal"></param><param name="FlashVars" value="content_url=http://www.jibjab.com/sendables/api/remote/mzPozfQEj7FQKA8oe7KXfxxh.xml"></param><param name="allowScriptAccess" value="never"></param></object></center>lunchweeknoreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-680812910757270310.post-68509042642572178212007-12-16T03:16:00.001-08:002007-12-17T20:50:01.920-08:00Beni böyle sevin<a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://img72.imageshack.us/img72/1442/bitanemmmlc8.jpg"><img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px;" src="http://img72.imageshack.us/img72/1442/bitanemmmlc8.jpg" alt="" border="0" /></a><p> </p><br /><p>Kaç zamandır bir şeyler yazasım var. Baktım ki blogdaki yazılar 2006’dan falan kalma. Yazdığımda gençmişim bi’ kere, düşünün yani.<br /></p><p>Uzun süredir yazmadığım bloguma, uzun süreden sonra yazdığım ilk yazımı, dünyanın en “random” fotoğrafıyla süslemek istedim. Fotoğraftaki gerecin ne olduğu konusunda en ufak fikre sahip değilim. Yandaki kalp ve ona dokunan parmak da aynı şekilde son derece “bizarre” bana kalırsa. Ne ki şimdi bu? Hadi o kalpleri o gereci kullanarak yaptık diyelim; niye dokunuyorsun be adam o kalbe? Belli ki yenmek üzere yapılmış ve sonsuz bir zamana sahip, muhtemelen fotoğraftaki araç kadar gereksiz bir insan tarafından o şekle sokulmuş. Niye dokunuyorsun? “Yemek üzere elini uzatmış arkadaş” diyenlerinizi duyar gibiyim; ama üzgünüm, yanlışsınız. Ne zaman bir grup “bişiy” içinden yalnızca bir tanesini yemek üzere o bir grup bişiyin orta mahalline doğru işaret parmağınızı uzattınız? Düşünün bunu.<br /></p><p>Hazır elim değmişken (hayır, fotoğraftaki el bana ait değil), resmin adına da değinmek isterim: “<span style="color: rgb(0, 128, 0);">bitanemmmlc8.jpg</span>”. Çok sevgili dostum Google’nin de yardımıyla yaptığım uzun araştırmalar sonucu öğreniyorum ki, bu alet gerçekten de dünyanın en random aletiymiş.</p>Hayır, tabii ki yazınsal kariyerime bu saçmalıkları yazmak için bir yıl ara vermiş değilim; kaldı ki bir yazınsal kariyer sahibi de değilim. En son Temmuz 2006’da yazmışım bir şeyler; bakalım o günden bu güne neler değişmiş:<br /><ul><li>Yaşlandım. Baya, bildiğin yaşlandım.</li><br /><li>Sakarya’da yaşamıyorum artık, canım benim İstanbul’uma geri döndüm. Çok sevindi.</li><br /><li>Her sene mini mini dönemler halinde çalıştığım Açık Radyo’da yeniden çalışmaya başladım. Ağır çalışıyorum, arkadaşlarımı göremiyorum, insanlarla iletişimim sıfır, aklî dengemi yitirmek üzereymiş gibi hissediyorum, duvarlar üstüme üstüme geliyor… Ahahah yok yahu, şaka yapıyorum be! Ey sevgili okuyucu, ne zaman gördün benim öyle bunaldığımı? Her zamanki gibi hayat doluyum ben. Ağır çalıştığım ve bu vesileyle sağlığımı az da olsun bozduğum doğrudur; ama o da bir şey. İyiyim ben, sağol.</li><br /><li>Belki biraz değişmişimdir fiziksel olarak. Her gün aynaya bakan bir adam olmadığım ve dahi zaman zaman kendini aynada gördüğünde selam verip geçen cinsten bir insan evladı olduğum için, bunun farkına varacak olan kişi ben değilim. Bakınız veriyorum bir fotoğraf, siz yapınız kendi içinizde teâtisini:<br /></li></ul><p style="text-align: center;"><img alt="2007" src="http://img155.imageshack.us/img155/7070/n59949882057890jk9.jpg" align="middle" border="0" /><br /></p><p style="text-align: center;"><em>Gaziosmanpaşa Avrupa Color’a katkılarından ötürü teşekkür ederim.</em><br /></p><ul><br /><li>Yeni bir radyo programı yapmaya başladım Metamorfoz adında. 8–Bit’e de devam ediyorum. İki program, teknisyenlik, teaserler falan derken çok sevgili Açık Radyo dinleyicisinin benden tiksindiğini sanıyorum. Yadırgamıyorum.</li><br /><li>Popomundo oynuyorum hala. Emniyet Müdürü oldum ne lazımsa, hayatım gerilim oldu, korku filmi oldu.</li><br /><li>Yaratıcılık bana küstü. Arada gönlünü almaya çalışıyorum, iki yüz verip bi’ daha arkasını dönüyor.</li><br /><li>Cüneyt beni tanıdı sonunda.</li><br /><li>Canımıniçi anneannemi kaybettim. Fazla deşmeden geçiyorum, nur içinde yatsın.</li><br /><li>Müthiş insanlarla tanıştım.</li><br /><li>Durdum.</li><br /><li>Daha fazla durdum.</li><br /><li>Uyudum.</li><br /><li>İşe gittim.</li><br /><li>Uyudum.</li><br /><li>Yine işe gittim.</li><br /><li>Durdum.</li><br /><li>Uyudum.</li><br /><li>İşe gittim.</li><br /><li>İş yerinde uyudum.</li><br /><li>İş yerinde uyuduğum için işe gitmedim.</li><br /><li>Durdum.</li></ul>Gördüğünüz gibi muazzam bir hayat yaşıyorum. Özellikle de “durduğum” anlar beni benden alıyor, hayata bağlandıkça bağlanasım geliyor. Bütün bu sıkıcılıkta hala nasıl zevk alabildiğimi anlayamadığım hayata seslenmek istiyorum izninizle burdan: “Lan! Olayın nedir olayın? İki aksiyon macera sür şuraya be! Aşk yolla, macera yolla bi’!”<br /><br />Ehm. Toparlamak gerekirse, öyle annelerimizin “aman aman” tabir ettiği bir durum söz konusu değil yaşamımda. Daha önceden bir çok kez seslendiğim hayata bir kez de sizin huzurunuzda seslenmek istedim, bir ihtimal yüzü kızarır diye.<br /><p>Aslında yazmak istediklerim bunlar değildi benim, var yazmak istediğim çok şey; ama onları yazıya dökemeyecek kadar uykusuzum. Şimdilik burda bırakıyorum bu yazıyı. Ne kadar değiştim bi’ senede, neye döndüm bilmiyorum, onu söyleyecek kişi ben değilim. Bildiğim, eskisi kadar sosyal ol(a)madığım. Son zamanlarda sadece çok ama çok yakın, hayatımın sonuna kadar yanımda olacaklarından emin olduğum dostlarım arayıp soruyorlar. Ya Turkcell mesaj atıyor, ya da sağolsun Fidem. Diğerlerine de kızamıyorum, onlar da aranmak, sorulmak, hatırlanmak istiyorlar; doğal olarak bilmiyorlar da “sürekli” hatırlandıklarını. Belki biraz daha insani bir saatte çalışmayı başarabilirsem, neden olmasın?<br /></p><p>Neysem oyum canlarım, beni böyle sevin. Ben hepinizi olduğunuz gibi seviyorum, hatta belki de gereğinden çok... Sevgim bol benim, yeterim hepinize. Mutlu olun siz yeter ki.<br /></p><p>/Çağrı</p><br /><p><br /></p><p>Edit: Çabuk duydu hayat, fazla bağırmışım sanırım (: Alın size şarkı o zaman:</p><p><embed type="application/x-shockwave-flash" src="http://stat.radioblogclub.com/radio.blog/skins/mini/player.swf" allowscriptaccess="always" width="180" height="23" bgcolor="#ECECEC" id="radioblog_player_-1" flashvars="id=-1&amp;filepath=http://www.radioblogclub.com/listen?u=..wLzRmb192cvc2bsJmLvlGZhJ3L1hmLhJHd4VmL6V3c/Gary%2520Jules%2520-%2520Mad%2520World.rbs&amp;colors=body:#ECECEC;border:#BBBBBB;button:#999999;player_text:#999999;playlist_text:#999999;"></embed><br /></p>lunchweeknoreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-680812910757270310.post-10458995545161803612007-12-15T01:56:00.000-08:002007-12-15T02:03:11.735-08:00Yihu vrs. 1.2b - Join the Open Beta Now!<a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.smileyland.com/shop_images/Smiley_Faces_Ceramic_Coasters.jpg"><img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 200px;" src="http://www.smileyland.com/shop_images/Smiley_Faces_Ceramic_Coasters.jpg" alt="" border="0" /></a><br />Neşeliyim ben be!lunchweeknoreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-680812910757270310.post-66897131950578128062007-12-03T13:27:00.000-08:002007-12-04T18:11:20.036-08:00Yihu<a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.sokakta.com/photos/Ocak07/heidi.jpg"><img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 200px;" src="http://www.sokakta.com/photos/Ocak07/heidi.jpg" alt="" border="0" /></a><br />Benim Keykan diye bi' arkadaşım var. Keykan'ın çok güzel bir <a href="http://www.keykan.com/index.html">blog</a>u var. Keykan'ın Ayda diye bi sevdiceği (seg'lisi) de var. Onun da çok nefis bir <a href="http://iynx.blogspot.com/">blog</a>u var. İkisini de çok seviyorum. Hayat ne güzel. Heidi oturmaya mı geldik? Disko disko.lunchweeknoreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-680812910757270310.post-38121590732637976222007-11-20T21:22:00.001-08:002007-11-20T21:39:48.326-08:00Şans<a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://img340.imageshack.us/img340/1438/lunchboxdicesi6.gif"><img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 200px;" src="http://img340.imageshack.us/img340/1438/lunchboxdicesi6.gif" alt="" border="0" /></a>Hani bazen şanslı olduğunu hissediyor ya insan, işte ben onu hissedemiyorum; daha doğrusu hissediyorum ama yanlış hissediyorum. Şanslı hissetmemin bana hiçbir yararı olmadığı gibi, artık zararının olduğunu düşünmeye başladım. <p style="margin: 0px;"> </p> <p style="margin: 0px;">Dün misal, delicesine şanslı hissettim kendimi. O kadar şanslı hissettim ki, hayatımda ilk defa bir kazı kazan kartı aldım. Birinciyi kazıdım, hiçbir şey çıkmadı. İkinci, üçüncü derken baktım ki cebimdeki bütün bozukluklar bitmiş. Hırs yaptım ama... Devam ettim kazımaya. Kendimi öylesine şanslı hissediyorum çünkü... Sonra baktım ki, büyük bir hırsla onuncu kartımı kazımaya başlamışım. </p> <p style="margin: 0px;"> </p> <p style="margin: 0px;">Ben hep duyarım kazıyanlardan; bugüne kadar bana "kazı-kazan maceraları"nı anlatanların hepsi, en azından karta verdikleri parayı çıkartmış olur, bedavaya kart kazımanın verdiği huzurla güne devam ederlerdi. Ama yok arkadaş, kazı allah kazı bir tane çıkmıyor. "Ben mi bilmiyorum acaba?" diye düşündüm bir an, sordum biletçiye, doğru biliyormuşum, üç tane aynı mebladan bulursan kazanıyormuşun parayı.</p> <p style="margin: 0px;"> </p> <p style="margin: 0px;">Kazıyorum, bir tane çıkıyor, sonra aynısından bir tane daha çıkıyor, heyecan yapıyorum; üçüncüsü mümkün değil çıkmıyor ama... Neyse ki bir anda kendime geldim, "N'apıyorsun sen be?" diye çemkirdim bünyeme. Bünyem de sağolsun hemen cevap verdi ve kazımayı bıraktım. Zararlı. Kumar gibi bir şey.</p> <p style="margin: 0px;"> </p> <p style="margin: 0px;">Zaten kendimi "şanslı" hissetmem çok garip benim. Şanssız bir adamımdır ben. Şanslı günlerim yok mu? Var-DI. Belki on sene önce...</p> <p style="margin: 0px;"> </p> <p style="margin: 0px;">Artık birisinin ahı mı tuttu nedir, on senedir şanssız bir adamım. Rahatsız edici derecede değil ama...</p> <p style="margin: 0px;"> </p> <p style="margin: 0px;">Sadece bana mı oluyor onu da bilmiyorum; hani bankada sıra beklerken senden önceki herkesin işi on dakika sürer de sıra sana gelince on saniyede işlemini yapıp gönderirler seni... O tarz bir şanssızlık işte bendeki...</p> <p style="margin: 0px;"> </p> <p style="margin: 0px;">Sonra benden daha şanssız olanları düşünüyorum. Onların haline üzülmekten kendi halime sevinemiyorum bile. Kazı kazan'dan hiçbir şey kazanamıyor olabilirim belki; ama güzel bir yerinde duruyorum hayatın. Bu açıdan, bir çok insandan daha çok şanslıyım galiba.</p> <p style="margin: 0px;"> </p> <p style="margin: 0px;">Mükemmel arkadaşlarım, beni mutlu eden işlerim, vs. var etrafımda. Bir yanda da soğuktan ölen insanlar, serum için damarlarındaki kan son damlasına kadar çekilen atlar, doğal dengenin içinde başka canlılara yem olanlar...</p> <p style="margin: 0px;"> </p> <p style="margin: 0px;">Sonra bir anda fark ediyor ki insan, binlerce, yüzbinlerce dengenin arasında "şans" diye bir şeyin dengesi yok. Yok işte. Yok oğlu yok.</p> <p style="margin: 0px;"> </p> <p style="margin: 0px;">Ne ırksal açıdan var, ne karakteristik açıdan var, ne türsel, ne cinssel... Yok böyle bir denge ve bu dengesizliğin içinde sekiz milyar insan ve bilmemkaç milyar canlı bir yandan birbirini, bir yandan kendini yiyip duruyor.</p> <p style="margin: 0px;"> </p> <p style="margin: 0px;">En mantıklısı düşünmemek sanırım, çünkü "şansı" elde etmenin bir yolu yok. Bıraktım ben kendimi, o beni elde etsin. Hatta bir de karar verdim, kendimi naza çekmeyi planlıyorum beni elde etmeye çalışırken. Görsün kiminle uğraştığını. Benim şansım bana yeter, gitsin benden daha şanssız birini bulsun...</p> <p style="margin: 0px;"> </p> <p style="margin: 0px;">Her neyse, hepinize iyi şanslar.</p> <p style="margin: 0px;"> </p> <p style="margin: 0px;">Şansın kötüsü var mıdır ki?..</p><br /><p style="margin: 0px;"><br /></p><p style="margin: 0px; font-style: italic;">/Çağrı<br /></p><p style="margin: 0px;"><span style="font-style: italic;">29 Mart 2006 Sakarya</span><br /></p>lunchweeknoreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-680812910757270310.post-81966689672399380722007-11-20T20:40:00.001-08:002007-12-04T18:20:54.854-08:00Fallout: Dünyanın Astroloji Haritası<a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://img408.imageshack.us/img408/3563/lunchboxgalleryradiatiodj9.jpg"><img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 200px;" src="http://img408.imageshack.us/img408/3563/lunchboxgalleryradiatiodj9.jpg" alt="" border="0" /></a><span style="font-family:Times New Roman;"><i style="">The Unity will bring above the master race.<span style=""> </span>One able to survive, or even thrive, in the wasteland. As long as there will be differences, we will tear ourselves apart fighting each other. We need one race! One goal! One people... to move forward to our destiny.</i>~<b style="">Fallout</b><o:p></o:p></span> <p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-indent: 261pt;"><i style=""><o:p><span style="font-family:Times New Roman;"> </span></o:p></i></p> <p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-indent: 27pt;"><span style="font-family:Arial;">İçten pazarlıklı bir insan değilim. O yüzden baştan, açık açık söylüyorum: Şu an üçüncü cümlesini okumaya başladığınız yazı bir video oyunu anlatımı/tanıtımı kisvesi altında nükleer “ıvır zıvırlar”dan bahsetmektedir/bahsedecektir.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-indent: 27pt;"><span style="font-family:Arial;"><o:p> </o:p></span></p> <p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-indent: 27pt;"><span style="font-family:Arial;">Başlıkta da adı geçen “Fallout” bazıları için sadece bir video oyunu olabilir, anlayışla karşılıyorum; lakin video oyunu diyip geçmemek lazım; zira “nükleer silah barındırdığı için” ele geçirilen ülkelere <i style="">(bkz: Irak)</i>, güvenlik sistemi devre dışıyken yapılan bir deney nedeniyle sızıntı yapıp neredeyse 2 <i style="">(yazıyla iki)</i> milyon kişinin ölümüne sebebiyet veren nükleer reaktörlere <i style="">(bkz: Çernobil)</i> ve daha nicesine ev sahipliği yapan bir dünyada ikamet ediyoruz. <o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-indent: 27pt;"><span style="font-family:Arial;"><o:p> </o:p></span></p> <p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-indent: 27pt;"><span style="font-family:Arial;">Fallout kelimesinin dilimizdeki karşılığı “nükleer serpinti”, yani bir nükleer silahın patlaması ya da bir nükleer kazanın gerçekleşmesi sonucu ortaya çıkan radyasyonun, atmosferden yer yüzüne geri yansıması... Fallout adlı oyunun anlattığı şey de tam olarak bu. Nükleer silahların da bolca teşvikiyle birlikte yaşanmış bir üçüncü dünya savaşının ardından, yıllarca sığındığımız, hatta -özellikle yıllarca kelimesinin anlamını artırmak için yazıyorum- doğup büyüdüğümüz yer altı barınağımızdan su akışını sağlayan mikroçipimizin bozulması nedeniyle çıkmak zorunda kaldığımız ve neredeyse tamamen “yok olmuş” bir dünyayla yüz yüze geldiğimiz bu oyun, benim gibi incir çekirdeğini doldurmayacak şeylerden komplo teorileri üreten insanlar için bir oyundan daha fazlası anlamına geliyor.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-indent: 27pt;"><span style="font-family:Arial;"><o:p> </o:p></span></p> <p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-indent: 27pt;"><span style="font-family:Arial;">Nasıl ki bazı filmler, bazı kitaplar, bazı resimler insanları bir “farkındalığa” yöneltmeyi amaçlıyorsa, bazı video oyunları da aynı hedefin peşinden koşuyor diye düşünüyorum. Ve bu düşünceme örnek olarak da Fallout’u gösteriyorum; çünkü Fallout’un anlattığı korku dolu hikayede Pamuk Prenses’in yedi cücesinden birini, Rapunzel’in saçını, Cindrella’nın ayakkabısını değil, bizzat hikâyenin sahibini, jönünü, esas oğlanını canlandırıyorsunuz. Bunu yaparken de kendi yarattığınız karakteri, tercihen “kendinizi” yönetiyorsunuz: Hikâyeyi dinlemiyor, yaşıyorsunuz.Ve hikâye hem oyunun içindeki, hem de bilgisayar başındaki “siz”e tek bir şey haykırıyor: <strong>RADYASYON TEHLİKELİDİR!<o:p></o:p></strong></span></p> <p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-indent: 27pt;"><span style="font-family:Arial;"><o:p> </o:p></span></p> <p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-indent: 27pt;"><span style="font-family:Arial;">Bu mesajı bize kimi zaman trajik, kimi zaman ironik şekilde veriyor oyun. Ortalıkta bir çeşit başa dönme, “primatlaşma” söz konusu: Para yerine kullanılan gazoz kapakları, harap olmuş evler, fakirlik, sefâlet, kumar ve uyuşturucu bağımlıları, sokakları dolduran fahişeler, vs.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-indent: 27pt;"><span style="font-family:Arial;"><o:p> </o:p></span></p> <p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-indent: 27pt;"><span style="font-family:Arial;"><o:p> </o:p></span><span style="font-family:Arial;">İşin ilginci, bu kaos ortamı içinde “insan ırkı” olarak yalnız değiliz. Radyasyon yüzünden derileri yanmış ve “mutant” diye adlandırılmaya başlanmış mazlum insanlar, değişime uğramış garip garâbet canlılar, iki kafalı inekler ve kendini “şövalye” ilan edip bütün bu değişime karşı gelen “Çelik Kardeşliği” de hikâyemizde bize eşlik edenler arasında.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-indent: 27pt;"><span style="font-family:Arial;"><o:p> </o:p></span></p> <p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-indent: 27pt;"><span style="font-family:Arial;">Bütün bu olayların sebebi ne? Cevabı basit: İsteseler birlikte kardeşçe yaşayabilecek ülkelerin -nedense- birbirlerine güç gösterisi yapma çabaları. Peki sonuç ne? O da bir üst paragrafta mevcut.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-indent: 27pt;"><span style="font-family:Arial;"><o:p> </o:p></span></p> <p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-indent: 27pt;"><span style="font-family:Arial;">Radyasyon, nükleer silahlanma, nükleer santral gibi kavramların -her ne kadar oyundaki gibi mutant ırklar yaratmasa da- insan aklının almadığı/almayı reddettiği ölçüde korkunç olduğunu bildiğimiz halde, bütün bu kavramlara olan sevdamızdan vazgeçemiyor olmamızın nedenini çözmek çok güç. Çocukluğumdan aklımda kalan küçük bir ayrıntı vardır: İlkokulda okurken sınıfımızda asılı duran ve tarih çağlarını gösteren tabloda 2000 yılından sonrası için “uzay çağı” yazardı, hala neye dayanarak yapıldığını anlayamadığım bir öngörüyle.<span style=""> </span>O yüzden benim için, içinde bulunduğumuz çağ “uzay çağı”dır; lakin çağı yakalayan insanlar değil, teknoloji oldu/oluverdi ne hikmetse. Ve ne üzücüdür ki hâla bunun farkına varamadığımızdan, kendi zekâmız çağa ayak uyduramadan yapay zekayı -<i style="">artificial intelligence</i>- geliştirme çabasına düştük. Belki de artık her şeyi “sanal” bir düzleme oturtup, bütün bu olan “korkunç ama gerçek” olayları yadsımak istememizden, ya da “bana dokunmayan yılan bin yaşasın” tavrımızdan... Geç de olsa korkarak, üzülerek farkına varacağız ki, Hiroşima’da ölen yüz binlerce insandan, Çernobil faciası yüzünden kaybedilen ve hala kaybedilmeye devam edilen canlardan –bu noktada Kazım Koyuncu’yu sevgiyle anıyorum-, radyasyonla yıkanan toprakların varlığını bildiğimizden beri sıkı sıkı sarılıyor o yılan bize. Ve Sinop’a nükleer santral kurma çabaları azimle sürdürüldükçe, ülkeler “nükleer başlıklı kızlarını” baş tacı ettikçe, herkes tehlikenin farkında olmasına rağmen “bize bir şey olmaz, her şey kontrol altında” kafası kırılmadıkça, sıkmaya devam edecek bizi; boğana, öldürene kadar.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-indent: 27pt;"><span style="font-family:Arial;"><o:p> </o:p></span></p> <p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-indent: 27pt;"><span style="font-family:Arial;">Bir şeyden ders almak, bir yanlışın farkına varmak için, o yanlışı yüzlerce kez tekrarlamak gerekmiyor. Tarih tekerrürden ibaret ve “gelecek” belki de Fallout gibi oyunlarda, tehlikeyi bangır bangır bağıran kitaplarda, makalelerde, belgesellerde, en önemlisi de “geçmişte” yazılmış durumda.<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-indent: 27pt;"><span style="font-family:Arial;"><o:p> </o:p></span></p> <p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-indent: 27pt;"><span style="font-family:Arial;">Fallout’un bir bölümünde, eskiden ailece oturup izlenen “Lassie” adlı diziye bir gönderme vardır: Bir köyde karşılaştığınız, köpeği kendinden geçmişçesine havlayan adam, “Sanırım bize bir şey anlatmaya çalışıyor” der. Ne dersiniz, belki de bütün bu olan bitenler bize bir şeyler anlatmaya çalışıyordur?<o:p></o:p></span></p> <p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-indent: 27pt;"><span style="font-family:Arial;"><o:p> </o:p></span></p> <div style="text-align: right;"><i style=""><span style="font-family:Arial;">- </span></i><i>広島の少女サダコへ捧げる*...</i><i><br /><br /></i><div style="text-align: left;"><span style="font-style: italic;">/Çağrı</span><br /><span style="font-style: italic;">8 Temmuz 2006 İstanbul<br />Açık Radyo Ansiklopedisi'nden...<br /><br />* Hiroşima'nın Sadako'sunun anısına...<br /></span></div></div>lunchweeknoreply@blogger.com