tag:blogger.com,1999:blog-5869647147923774112008-05-20T17:45:39.803+03:00MaNiaC bi BloGufurihttp://www.blogger.com/profile/08267111005438780089noreply@blogger.comBlogger99125tag:blogger.com,1999:blog-586964714792377411.post-22755292078192925862008-03-16T00:42:00.001+02:002008-03-16T00:42:26.615+02:00Otobüs Maceraları<a href="http://lh5.google.com/ufuk86/R9xQwpJiFiI/AAAAAAAAA_k/i3cNC4bSLVo/otobss7"><img style="border-top-width: 0px; border-left-width: 0px; border-bottom-width: 0px; border-right-width: 0px" height="327" alt="otobüss" src="http://lh4.google.com/ufuk86/R9xQxZJiFjI/AAAAAAAAA_s/puyVQ1LeJUk/otobss_thumb3" width="445" border="0" /></a> <p style="text-align: justify"><span style="padding-right: 5px; font-size: 75px; float: left; width: 53px; color: deepskyblue; line-height: 60px; padding-top: 1px; font-family: times; height: 50px">A</span>naokulunu da sayarsak 22 senelik hayatımın yaklaşık 17 senesi okullarda geçti. Geçmeye de devam ediyor yüksek lisans, master vesaire düşünürsek bu daha böyle uzayıp gider. Hal böyle olunca toplu taşıma araçlarıyla çok yakın ilişki içerisinde olmak kaçınılmaz tabiki. 17 senelik okul hayatımın yaklaşık 8 senesi de otobüslerde geçti. Özellikle üniversiteye girdikten sonra günde yaklaşık 3-4 saatimi yollarda geçirir oldum. Hatta bazen 2 saatlik bi ders için 4 saat yol gidip geldiğim oluyor. Her gün 3 araç değiştirerek fakülteme ulaşmaya çalışmaktayım. Neyse burada asıl paylaşmak istediğim şey ise bu yolculuklar sırasında tanık olduğum garip, komik bazen iğrenç ama gerçek olaylar dizisi.. </p> <p></p> <span class="fullpost"> <p align="justify"><a href="http://lh4.google.com/ufuk86/R9xQyZJiFkI/AAAAAAAAA_0/84jljEJcE3w/otobs54"><img style="border-top-width: 0px; border-left-width: 0px; border-bottom-width: 0px; margin: 0px 0px 0px 10px; border-right-width: 0px" height="180" alt="otobüs5" src="http://lh3.google.com/ufuk86/R9xQzJJiFlI/AAAAAAAAA_8/AT24tJQk3XU/otobs5_thumb2" width="244" align="right" border="0" /></a> Türkiye'de toplu taşımanın ne alemde olduğunu saat 8 buçuk sularında herhangi bi Taksim otobüsüne binen (ya da bindiğini zanneden) herkes çok iyi bilir. Genelde otobüslere binmeye çalışılmaz zaten öyle yoğun saatlerde, ayağımızı koymamız yeterlidir çoğu zaman. İnsanların çoğu camlara yapışmış hatta kırıp çıkmak ister gibi ayakta durmaya çalışırken bulacağınız en son şey konfor olacaktır. ( tamam resim biraz abartı kabul :) İşte yine böyle tıklım tıkış bir Taksim otobüsüne bindiğim bigün ayakta giderkene aslında ayaklarımın yerde olmadığını farkettim. Otobüs o kadar kalabalık ki ayaklarım yere basmıyo havada gidiyorum =)) Şaka tabiki o kadar değil ama yaklaşık. Neyse önümde "arkaya ilerleyelim boş yerleri dolduralım" diye klasik çemkirmelerini yapan bir muavinle yola devam ediyorum. Muavinin sesinin kesilmemesi üzerine ondan kurtulabilmek için biraz ilerlemeye çalıştım ve kısmen başardım da. Ayaktayım ve hemen önümde orta yaşlı bi amca oturuyor. Yolculuğumuz böyle sürerken beklenmedik bi gelişme oldu. Lütfen midesine güvenmeyenler burda bıraksınlar okumayı =)</p> <p align="justify"><a href="http://lh6.google.com/ufuk86/R9xQz5JiFmI/AAAAAAAABAE/doED5eLjDwA/otobuss4"><img style="border-top-width: 0px; border-left-width: 0px; border-bottom-width: 0px; margin: 0px 10px 0px 0px; border-right-width: 0px" height="200" alt="otobuss" src="http://lh4.google.com/ufuk86/R9xQ0ZJiFnI/AAAAAAAABAM/i-Fx_L3DNJ4/otobuss_thumb2" width="244" align="left" border="0" /></a> Tam tepesinde olduğum amca aniden hapşırdı ! Bunda ne var diyebilirsiniz ama devam edin. Amca hapşırığıyla otobüsü inlettikten sonra elini yüzünden çekti ki o da ne elinde bir balgam duruyor. Ben de işim gücüm yokmuş gibi pür dikkat bakıyorum. Can sıkıntısı işte.. Bu da insanlık hali diyebilirsiniz ve beklenen davranış adamın cebinden bi mendil ya da selpak çıkarıp elini yüzünü silmesi olacaktır. Hadi hiç olmadı çaktırmadan üstüne başına silsin. Ancak olay pek umulduğu gibi devam etmiyor. Balgam çıktıktan sonra amca nasıl bi psikolojiye büründüyse onu geri içine almak istedi. Ve bikaç salise içinde yeterince psikopatlaştıktan sonra balgamı hüüüüüp diye tekrar ağzına aldı ordan da mideye indirdi =s evet bööörgg seslerini duyabiliyorum. Ben gülsem mi kussam mı diye düşünürken kafamı kaldırıp başka şeyler düşünmeye çalıştım. Ama o hüpürdetme sesi kafamda çok uzun süreler yankılandı =) </p> <p align="justify">Taksim'de otobüsten indiğimde bu olayı bian önce birilerine anlatıp yarılmak istedim. Bu olayın tamamı belki iki üç saniye sürdü ama etkileri hala devam ediyor. O günden sonra o amcayı bidaha hiç görmedim. Ama bana mide bulandırıcı ve komik bir anı bıraktığı kesin. Böylece anlatmak istediğim ilk olayı bitirmiş olduk. Aklıma geldikçe ve yeni olaylar yaşadıkça bu yazı dizisi devam edecek. Ülkemizde böyle insanlar oldukça mizah malzemesi biter mi hiç =)</p> <p></p> </span> ufurihttp://www.blogger.com/profile/08267111005438780089noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-586964714792377411.post-62532866956412747352008-03-15T13:50:00.001+02:002008-03-15T15:42:05.471+02:00Lost Sırları: S04E07<a href="http://lh4.google.com/ufuk86/R9u3_pJiFZI/AAAAAAAAA-Y/Awh_MjQtf7k/lost%5B4%5D"><img style="border-top-width: 0px; border-left-width: 0px; border-bottom-width: 0px; border-right-width: 0px" height="320" alt="lost" src="http://lh6.google.com/ufuk86/R9u4AJJiFaI/AAAAAAAAA-g/yYmXNl2pBg4/lost_thumb%5B2%5D" width="451" border="0" /></a> <p style="text-align: justify"><span style="padding-right: 5px; font-size: 75px; float: left; width: 49px; color: deepskyblue; line-height: 60px; padding-top: 1px; font-family: times; height: 50px">G</span>eçtiğimiz haftaki, tam bir tatil bölümü tadında olan ve bu yüzden biz izleyicileri tatmin edemeyen bölümün ardından bu hafta yine Lost ruhuna bürünmüş bir bölümle karşılaştık. Yine sorularım cevap bulmaktan ziyade yeni soruları bulduğum bi bölüm oldu. Ana karakterlerimiz olan Sun ve Jin'in eskiden sıkıcı bulduğumuz bölümlerinin aksine gayet akıcı, şaşırtıcı ama aynı şekilde de duygusal ve acıklıydı. Ben gene bazı önemli noktalar üzerine değineceğim fakat sadece bölümü izlemiş olanlar için yapacağım bunu. Bölümü İzlemeyenler ne yapacaklarını daha doğrusu ne yapmayacaklarını çok iyi biliyorlar.. </p> <p></p> <span class="fullpost"> <p align="justify"><a href="http://lh4.google.com/ufuk86/R9vSKpJiFhI/AAAAAAAAA_Y/g3_VrHcC1Rc/lost4x07j%5B1%5D"><img style="border-right: 0px; border-top: 0px; margin: 0px 5px 0px 0px; border-left: 0px; border-bottom: 0px" height="159" alt="lost4x07j" src="http://lh4.google.com/ufuk86/R9u4BpJiFcI/AAAAAAAAA_g/csAJCv14bLw/lost4x07j_thumb" width="310" align="left" border="0" /></a> Öncelikle Oceanic'in 6'lısının tamamlanmasına az kaldı. Geçtiğimiz bölümlerdeki flashforwardlar sayesinde öğrendiğimiz Jack, Kate, Hurley ve Sayid'den sonra 6'lının 5. elemanı olarak Sun'ı görüyoruz. Aynı şeyi Jin için söyleyemeyeceğim malesef çünkü onun durumu çok daha karışık. Bölümün sonundaki dumur edici görüntülerde Jin'in mezarını görüyoruz. Bu noktada kafama bir sürü ihtimal gelse de mezar taşındaki tarihi gördükten sonra bir tanesi ağırlık kazandı. Ölüm tarihi 22.09.2004 olarak gözüküyor. Yani uçağın düştüğü tarih. Bu demektir ki Jin adadan kurtulamadı. Bu öldü anlamına da gelmiyor aslında Sun bişekilde çocuğu doğurmak için adadan ayrılmak zorunda kalmış ve Jin bi nedenden ötürü orada kalmış olabilir. <a href="http://lh4.google.com/ufuk86/R9u4CpJiFdI/AAAAAAAAA-4/mcfVaAQx_rs/lost4x07%5B4%5D"><img style="border-top-width: 0px; border-left-width: 0px; border-bottom-width: 0px; margin: 0px 0px 0px 5px; border-right-width: 0px" height="140" alt="lost4x07" src="http://lh6.google.com/ufuk86/R9u4DJJiFeI/AAAAAAAAA_A/CMfRGczI9Wg/lost4x07_thumb%5B2%5D" width="244" align="right" border="0" /></a> Tabi adadan ayrılırken ya da ayrılmadan önce ölmüş de olabilir. Tek bilinen şey adadan çıkamadığı ve Oceanic'teki yolcular için yapılan bir mezar taşının olması. Aslında bu mezar taşları diğerleri için de olmalı çünkü hepsinin öldüğü sanılıp gömülmüşlerdi. Peki ozaman Jin'in flashforward'ı ne işti neden "daha iki aylık evliyiz" dedi derseniz bence o flashforward değil flashback'ti. Yani aklıma gelen en mantıklı cevap buydu. Bunu en çok destekleyen şey ise satıcının Jin'e "ejderha yılındayız" demesi. Çin takvimine göre ejderha yılı 12 senede bir geliyormuş. 1988, 2000, 2012... gibi. Bu demektir ki Jin'i gördüğümüz flashback 2000 senesine aitti. Yani kazadan 4 sene öncesine.. Yine bebeğin doğumunu düşünürsek Sun'ın flashforwardı da yaklaşık 2005 Ağustos'a denk geliyor.</p> <p align="justify"><a href="http://lh5.google.com/ufuk86/R9u4D5JiFfI/AAAAAAAAA_I/QXcrlSbeMYM/lost4x07micheal3%5B4%5D"><img style="border-top-width: 0px; border-left-width: 0px; border-bottom-width: 0px; margin: 0px 5px 0px 0px; border-right-width: 0px" height="140" alt="lost4x07micheal3" src="http://lh3.google.com/ufuk86/R9u4EZJiFgI/AAAAAAAAA_Q/hQMl5xtMxLQ/lost4x07micheal3_thumb%5B2%5D" width="244" align="left" border="0" /></a> Bölümdeki diğer bir dumur olayı da (malesef bunun olacağını tahmin ettiğimden yeterince etkilenemedim) gemide Micheal'ı görmemiz oldu. Uzun süredir Micheal ve Walt'la ilgili bir bölüm olmasını bekliyordum, hala da bekliyorum. Ama sonunda Ben'in gemideki adamının Micheal olduğunu gördük. Ne olmuşta Micheal böyle birşeyi kabul etmiş olabilir? Daha da önemlisi Walt nerdedir? Geminin duvarındaki kan kimin beyninden artakalanlardır? Geminin kaptanı ne ayaktır ve o kız neden okyanusa atlayıp intahar etmiştir? Bu sorular uzayıp gider herzamanki gibi. Ben bu bölümde en çok o karakutudan çıkarılacak bilgileri merak ettim. Bakalım önümüzdeki bölümlerde bunları öğrenebilecekmiyiz. Buarada son olarak üzücü bir haber veriyorum, malesef 8. bölümden sonra Lost'a 1 ay ara verilecekmiş =(</p> <p></p> </span> ufurihttp://www.blogger.com/profile/08267111005438780089noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-586964714792377411.post-8459828746221395542008-03-15T01:44:00.001+02:002008-03-15T12:45:17.098+02:00Haftanın Canlı Performansı: Paramore<a href="http://lh6.google.com/ufuk86/R9sN1JJiFXI/AAAAAAAAA-I/vvjCYyWGzhw/logo%5B5%5D"><img style="border-top-width: 0px; border-left-width: 0px; border-bottom-width: 0px; margin: 0px 0px 0px 5px; border-right-width: 0px" height="207" alt="logo" src="http://lh5.google.com/ufuk86/R9sN15JiFYI/AAAAAAAAA-Q/xAjw_xkkBWQ/logo_thumb%5B3%5D" width="207" align="right" border="0" /></a> <p style="text-align: justify"><span style="padding-right: 5px; font-size: 75px; float: left; width: 51px; color: deepskyblue; line-height: 60px; padding-top: 1px; font-family: times; height: 50px">Y</span>aklaşık iki haftadır manyak blogum öksüz kaldı. Birçok kez niyetlensem de bitürlü toparlanıp bişeyler yazamadım. Neden derseniz en önemli nedeni yoğunluk sınırlarını aşan dersler, ödevler, sunumlar, sınavlar... Tek neden bu değil aslında bi şekilde vakit ayırabilirdim ama ilham gelmedi, canım istemedi bisürü bahane işte =) Bundan önce kendi kendime her ay için en az otuz gönderi yayımlarım diye planlamıştım ama bu ay işlemeyecek bu sanırım. İşin kötüsü dersler dönem ilerledikçe daha da yoğunlaşıyor. Artık idare etmeye çalışcaz bi şekilde.. Neyse ben gene klasik canlı performansımızdan bahsedeyim. Bu hafta sizlerle çok amatör gibi gözüken ama aslında pek de öyle olmayan bir performans paylaşacağım. Yanlış anlaşılmasın amatörden kötü bi kastım yok. Sadece şarkıyı  yol kenarına oturmuş üç gencin çalıp söylemesinden kaynaklanıyo bu amatörlük. Arkadan araba sesleri dahi duyuluyor yani o derece =) Araştırıp öğrendiğim kadarıyla Paramore adlı bir alternatif rock grubuymuş bu gençler. Halbuki pek öyle bir halleri yok ama çaldıkları şarkı ve kızın sesi çok hoşuma gitti. Sizin de beğeneceğinizden eminim. Video için yazının devamına hoplayın ha buarada youtube gene yasaklandığı için yasak kalkana kadar videoyu göremeyeceksiniz malesef onun için şimdilik <a href="https://www.vtunnel.com/" target="_blank">bu adresten</a> izleyebilirsiniz<em>.(Paramore - Pressure (acoustic)(download @ live-pulse.com)</em> </p> <p></p> <span class="fullpost"><object width="425" height="355"><param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/W3zvt40ADl8&hl=en"></param><param name="wmode" value="transparent"></param><embed src="http://www.youtube.com/v/W3zvt40ADl8&hl=en" type="application/x-shockwave-flash" wmode="transparent" width="425" height="355"></embed></object></span> ufurihttp://www.blogger.com/profile/08267111005438780089noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-586964714792377411.post-19906797223143498172008-03-02T22:12:00.001+02:002008-03-02T22:12:38.739+02:00Lost Sırları: S04E05<a href="http://lh5.google.com/ufuk86/R8sKH6BySdI/AAAAAAAAA9Y/M_2SoGUF_18/lost%5B3%5D"><img style="border-top-width: 0px; border-left-width: 0px; border-bottom-width: 0px; border-right-width: 0px" height="324" alt="lost" src="http://lh5.google.com/ufuk86/R8sKI6BySeI/AAAAAAAAA9g/eB2XybDA3_c/lost_thumb%5B1%5D" width="430" border="0" /></a> <p style="text-align: justify"><span style="padding-right: 5px; font-size: 75px; float: left; width: 43px; color: deepskyblue; line-height: 60px; padding-top: 1px; font-family: times; height: 50px">S</span>öylentilerden bu bölümün dizinin en bomba bölümlerinden biri olacağını duymuştuk, haklılarmış. Çoğu kişiye ve bana göre Flashes Before Your Eyes bölümüyle birlikte bu bölüm tüm 4 sezonun en iyi bölümleriydi. Bahsettiğim iki bölümünde ortak özelliği ana karakterinin Desmond olması ve zamanda yolculuk teması üzerinde durması. Bölümle ilgili yazılacak çok şey var ve hiçbişey yok aslında. Ama ben genede bişeyler karalayacağım. Tabi bu bölümü izlemeyenler bu yazının devamını okumayacak yoksa uff olurlar. Klasik uyarımı yaptıktan sonra yazının devamına bakabiliriz. </p> <p></p> <span class="fullpost"> <p align="justify"><a href="http://lh5.google.com/ufuk86/R8sKJ6BySfI/AAAAAAAAA9o/srwFSEWHJqs/lost_helicopter_desmond%5B6%5D"><img style="border-right: 0px; border-top: 0px; margin: 0px 0px 0px 10px; border-left: 0px; border-bottom: 0px" height="158" alt="lost_helicopter_desmond" src="http://lh6.google.com/ufuk86/R8sKLKBySgI/AAAAAAAAA9w/Q5r-KWrqOe8/lost_helicopter_desmond_thumb%5B4%5D" width="298" align="right" border="0" /></a>Tüm bölüm boyunca ne Oceanic'in 6'lısından, ne Lock'tan ne Aaron'dan ne de Ben'den eser yok. Tamamen bir olay üzerine yoğunlaşılmış ve 40 dakika boyunca bu işlenmiş ve kısmen bir sonuca kavuşturulmuş. Hatırlayacağınız gibi Desmond ve Sayid gemiye gitmek üzere adadan ayrılmışlardı ancak adanın elektromagnetik alanından çıkarken beklenmedik gelişmeler oldu. Hatch'in patlamasıyla yoğun miktarda elektromagnetik enerjiye maruz kalan Desmond'ın zihni zamanda yolculuk yaptı. 1996'da orduda olan Desmond birden kendini helikopterde buldu. Bundan sonra daha birçok gelgitler yaşadı. Zaman yolculuklarını tek yaşayan Desmond değil Minkowski ve Brandon da aynı yan etkiyi yaşamış. Ama onların sonu ölüm oldu malesef.</p> <p align="justify">Çılgın Faraday Desmond'ı geçmişteki kendine yönlendirince olaya bir de "sabit" karıştı. Bu zaman gelgitinden kurtulmanın tek yolu iki zamandada var olan ve çok değer verdiğin bir sabit bulmaktı ve Desmon Penny'sini bularak bundan kurtuldu. Zamanda yolculuk Faraday'da da görülmüş ve bu yüzden hafıza sorunları yaşıyor olabilir. (geçen bölümlerdeki iskambil kartı oyununu hatırlayın) TV'de uçağın enkazını izlerken ağlaması da Desmond'un dediklerini hatırlaması ve yıllar sonra bunların gerçekleşmesi yüzünden diye tahmin ediyorum. Geçmişte günlüğüne girdiği yazıyı bulan Faraday, sabitini Desmond olarak belirlemiş çoktan.</p> <p align="justify"><a href="http://lh3.google.com/ufuk86/R8sKMaByShI/AAAAAAAAA94/hicMuloXKZE/dan_defter6%5B4%5D"><img style="border-top-width: 0px; border-left-width: 0px; border-bottom-width: 0px; border-right-width: 0px" height="237" alt="dan_defter6" src="http://lh6.google.com/ufuk86/R8sKNKBySiI/AAAAAAAAA-A/JDgJeUreyLo/dan_defter6_thumb%5B2%5D" width="458" border="0" /></a>  Bu olaylarla birlikte artık şimdiye kadar izlediğimiz hiçbir şeyde zaman kavramından emin olmamak gerek.  Acaba ilk sezondan beri flashback sandığımız geriye dönmeler aslında böyle zamansal gelgitler olabilir mi? Ya da bu insanların bu adaya ilk düşüşü mü? 3. sezonun finalinde adaya geri dönmeliyiz diyen Jack bir flashback olabilir mi? Ya da Jack bu tür bir zihinsel yolculukla babasını uyarıp ölmemesini sağlayabilir mi? Hugo nun lotonun sayılarını bilmesi bu tür bir zihinsel yolculuk sonucu gerçekleşmiş olabilir mi?  Rousse eski bölümlerde "gemideki herkes hastalandı hepsini vurmak zorunda kaldım" demişti. Bu hastalık Desmond'unkinden olabilir mi? </p> <p align="justify">Benzer sorular çoğaltılabilir fakat hiçbiri teoriden öteye gidemiyor.  Sonuç olarak biçok kez tüylerimi ürperten bir bölüm oldu. Zamanda yolculuk olayına küçüklükten beri takmış ve Geleceğe Dönüş serisini zilyon kere seyretmiş biri olarak bu bölüm çok  etkiledi beni. Önümüzdeki bölüme kadar herkese iyi beklemeler.</p> </span> ufurihttp://www.blogger.com/profile/08267111005438780089noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-586964714792377411.post-71332562203551162652008-03-02T17:27:00.001+02:002008-03-02T17:27:10.317+02:00Haftanın Canlı Performansı: Duman<a href="http://lh3.google.com/ufuk86/R8rHRqBySbI/AAAAAAAAA9I/xH00atY9KqE/logo%5B5%5D"><img style="border-top-width: 0px; border-left-width: 0px; border-bottom-width: 0px; margin: 0px 0px 0px 5px; border-right-width: 0px" height="148" alt="logo" src="http://lh3.google.com/ufuk86/R8rHSqByScI/AAAAAAAAA9Q/4gw_qtAXewI/logo_thumb%5B3%5D" width="148" align="right" border="0" /></a> <p style="text-align: justify"><span style="padding-right: 5px; font-size: 75px; float: left; width: 45px; color: deepskyblue; line-height: 60px; padding-top: 1px; font-family: times; height: 50px">B</span>u haftaya kadar canlı performanslarda hep yabancı gruplara yer verdim. Artık bir Türk grup ağırlamanın vakti geldi diye düşünüyorum. Türkçe rock deyince akla gelen ilk grup hiç şüphesiz Duman oluyor. Grup 1999 yılında Eski Köprünün Altında isimli albümleriyle ilk çıkışını yapsa da en büyük çıkışı Belki Alışman Lazım isimli albümleriyle olmuştur. Yazının devamındaki videoda ise 2003 Bostancı konserindeki Gurbet şarkısı performansını izleyebilirsiniz. İyi seyirler.. </p> <p></p> <span class="fullpost"><object width="425" height="355"><param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/CBAMFXOuZVU"></param><param name="wmode" value="transparent"></param><embed src="http://www.youtube.com/v/CBAMFXOuZVU" type="application/x-shockwave-flash" wmode="transparent" width="425" height="355"></embed></object></span> ufurihttp://www.blogger.com/profile/08267111005438780089noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-586964714792377411.post-63728529616335356752008-02-29T00:00:00.001+02:002008-02-29T00:00:46.684+02:00Yıldız Kardeş<a href="http://lh5.google.com/ufuk86/R8cu-qDrWMI/AAAAAAAAA8o/LUkx3TkWAws/meteor%5B9%5D"><img style="border-top-width: 0px; border-left-width: 0px; border-bottom-width: 0px; border-right-width: 0px" height="331" alt="meteor" src="http://lh6.google.com/ufuk86/R8cu_6DrWNI/AAAAAAAAA8w/WacnGiN7-X0/meteor_thumb%5B5%5D" width="446" border="0" /></a> <p style="text-align: justify"><span style="padding-right: 5px; font-size: 75px; float: left; width: 54px; color: deepskyblue; line-height: 60px; padding-top: 1px; font-family: times; height: 50px">N</span>edenini anlamadığım bir şekilde Dünya'nın sonu konulu ikinci yazımı da yazmış bulunuyorum. Bu seferki seneryomuz ise Güneş ve onun başka bir yıldız kardeşiyle yakınlaşma isteği.. Daha bilimsel bir dille açıklarsam; Güneş sistemimizin yakınlarından geçecek bir yıldız heran Dünya'nın sonunu hazırlayabilir. Böyle şeyler hep konuşuluyo ama gerçekleşeni henüz göremedik diyebilirsiniz çok da haklısınız. Hemen her sene bir göktaşı olayı dolanır medyada yok düşcekmiş yok dünyanın sonu yakınmış falan.. Bu yazıyı diğerleriyle karıştırmayın lütfen ve devam edin =) </p> <p></p> <span class="fullpost"> <p align="justify"><a href="http://lh4.google.com/ufuk86/R8cvCaDrWOI/AAAAAAAAA84/gT1-zZVcxdo/Solar%20System%5B4%5D"><img style="border-right: 0px; border-top: 0px; margin: 0px 0px 0px 10px; border-left: 0px; border-bottom: 0px" height="198" alt="Solar System" src="http://lh3.google.com/ufuk86/R8cvDKDrWPI/AAAAAAAAA9A/IQpMItog6nY/Solar%20System_thumb%5B2%5D" width="266" align="right" border="0" /></a> Konumuza dönecek olursak aslında Güneş sisteminin yakınından Dünya'mızı tehdit edebilecek bir yıldız geçme olasılığı size piyango vurma olasılığından daha yüksek. Dünya'nın Güneş'e yakın gezegenler arasında yer alması ise en büyük şansı olarak görülüyor. Bu sayede Güneş bizi uzayın derinliklerinde kaybolmaktan koruyacak. Ancak yine de 2,2 milyonda bir şansla Dünya yörüngesinden fırlayarak karanlıkta kaybolabilir. Güneş sistemindeki dış gezegenler için ise bu şans çok daha yüksek. Örneğin Jüpiter'in böyle bir olay sonucu yörüngesinden çıkma olasılığı 100 binde bir olarak öngörülüyor. Ancak böyle birşey gerçekleşirse yörüngesinden çıkan Jupiter Dünya'ya öyle yaklaşacakki bizi uzayın derinliklerine fırlatacak, ya da doğru Güneş'in içine... </p> <p align="justify"> Biraz daha iyimser olursak Jupiter ya da geçen yıldız bizi yörüngemizden koparmaz ama yörüngemizin şeklini değiştirir. İyice eliptik olan yörüngemiz sayesinde Dünya'mızda yaşama izin vermeyecek sıcaklık farkları oluşabilir. Daha da iyimser olursak Jupiter yörüngemize dokunmaz ama astroid kuşağının arasından geçerken ordan bulduğu bütün meteorları Dünya üzerine fırlatır. Bunun sonucunda da sonumuz dinazorlarınkinden pek farklı olmayacak sonucu çıkarılabilir.</p> <p align="justify">Ne kadar karamsar olduğumun farkındayım =) Ancak bütün bu kötü olasılıklara karşın biz şansımıza güvenmeliyiz. Güveniyoruz da zaten. Bu yazıyı okuyan kimse 2 dakika sonra böyle bişeyin olasılığını bile kafaya takmayacaktır. Günlük yaşantımızda bile yeterinden fazla sorun varken birde böyle birşeye kafa yormak pek mantıklı değil haliyle. Ve bunun farkında olan beyniniz bu olaslıkları bian önce kafanızdan atmak için faliyete geçecektir o yüzden rahat olabilirsiniz =) Ama düşüncem o ki Dünya er ya da geç böyle bir felaketin eşiğine gelecek ve umarım o duruma geldiğimizde işin içinden çıkabilmek mümkün olur.</p> <p></p> </span> ufurihttp://www.blogger.com/profile/08267111005438780089noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-586964714792377411.post-89546613003550737862008-02-28T23:09:00.001+02:002008-02-28T23:09:36.212+02:00Bowling Evlere Giriyor<a href="http://lh3.google.com/ufuk86/R8cjCKDrWKI/AAAAAAAAA8Y/BR47tGkm1Us/united_bowling_1%5B4%5D"><img style="border-right: 0px; border-top: 0px; border-left: 0px; border-bottom: 0px" height="313" alt="united_bowling_1" src="http://lh5.google.com/ufuk86/R8cjDqDrWLI/AAAAAAAAA8g/Bh72ONW0iss/united_bowling_1_thumb%5B2%5D" width="464" border="0" /></a> <p style="text-align: justify"><span style="padding-right: 5px; font-size: 75px; float: left; width: 44px; color: deepskyblue; line-height: 60px; padding-top: 1px; font-family: times; height: 50px">E</span>vde bilardo masasını duymuştum ama bowling fikrini ilk defa duyuyorum. Florida'da kurulan bir şirket ( United Bowling ) evinize iki şeritli ve boyutları gerçektekiyle birebir aynı olan mini bir bowling salonu kurmayı vaadediyor. Tahmin edebileceğiniz gibi bunu uçuk bir ücretle yapıyor. Tabi sadece şeritleri kurmakla kalmıyorlar aynı zamanda skor sistemi için bilgisayarları, top delikleri ve hatta ayakkabıları bile düşünmüşler. Ee işin ucunda 88,000$ olunca..aa ağzımdan kaçırdım =) Paranın yanında eğer bowling oynamak istiyorsanız eviniz de bu projeye uygun olmalı. Yaklaşık 27 metre uzunluğunda ve 3 buçuk metre genişliğinde uygun bir alan bulunmak zorunda evinizde. Tüm bu uçuk şartları sağladıktan sonra artık arkadaşlarınızı arayıp evinizde bowling partisi düzenleyebilirsiniz. Bu arada şirketin verdiği hizmet Florida'yla sınırlı sanmayın o paraya dünyanın öbür ucuna bile gider o şirket =) </p> ufurihttp://www.blogger.com/profile/08267111005438780089noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-586964714792377411.post-61618689210113157172008-02-28T22:22:00.001+02:002008-02-28T22:24:12.104+02:00Yaratıcı Hoparlör Tasarımları<a href="http://lh6.google.com/ufuk86/R8cXz6DrV8I/AAAAAAAAA6k/bR-CrDOgh_4/hi-fi_window%5B3%5D"><img style="border-top-width: 0px; border-left-width: 0px; border-bottom-width: 0px; border-right-width: 0px" height="261" alt="hi-fi_window" src="http://lh3.google.com/ufuk86/R8cX1KDrV9I/AAAAAAAAA6s/VHiI2L2C5P0/hi-fi_window_thumb%5B1%5D" width="442" border="0" /></a> <p style="text-align: justify"><span style="padding-right: 5px; font-size: 75px; float: left; width: 46px; color: deepskyblue; line-height: 60px; padding-top: 1px; font-family: times; height: 50px">B</span>ilgisayarınızın ya da sinema sisteminizin en önemsenmeyen parçalarından biri hiç şüphesiz hoparlörlerdir. Özellikle bilgisayarlarda olsa da olur olmasa da olur bakış açısıyla yaklaşılır ve mümkünse en ucuzundan alınır. Ama oyun oynarken ya da film seyrederken alacağınız güçlü ve net sesler en az net ve güzel görüntüler kadar etkileyicidir ve multimedya konforunu zirveye taşıyan püf noktalardır ses sistemleri. Ses teknolojisi deyince de aklıma gelen ilk firma Creative oluyor. Bunun arkasında ise ürettiği üstün ses kaliteli hoparlörler ve üretimini sadece ses teknolojileri üstüne yoğunlaştırması var sanırım. Ancak ismi Creative olmasına rağmen birazdan göreceğiniz hoparlörler kadar yaratıcı tasarımlara imza atabilmiş değil. Resimlerini yazının devamına koyduğum birbirinden yaratıcı hoparlörler bildiğiniz tasarımların dışına çıkmanızı sağlayacak. İyi seyirler.. </p> <p></p> <span class="fullpost"><a href="http://lh6.google.com/ufuk86/R8cX16DrV-I/AAAAAAAAA60/KFwuzdOkvQk/speakerprobably_1%5B11%5D"><img style="border-top-width: 0px; border-left-width: 0px; border-bottom-width: 0px; border-right-width: 0px" height="446" alt="speakerprobably_1" src="http://lh3.google.com/ufuk86/R8cX3KDrV_I/AAAAAAAAA68/vKVUg35-qew/speakerprobably_1_thumb%5B9%5D" width="453" border="0" /></a> <a href="http://lh3.google.com/ufuk86/R8cX4KDrWAI/AAAAAAAAA7E/B28Zgq8YV2g/speakerprobably_2%5B9%5D"><img style="border-top-width: 0px; border-left-width: 0px; border-bottom-width: 0px; border-right-width: 0px" height="448" alt="speakerprobably_2" src="http://lh4.google.com/ufuk86/R8cX5aDrWBI/AAAAAAAAA7M/W4J_M5t2OjY/speakerprobably_2_thumb%5B7%5D" width="455" border="0" /></a> <a href="http://lh3.google.com/ufuk86/R8cX6KDrWCI/AAAAAAAAA7U/b692SpAsecY/speakerprobably_3%5B10%5D"><img style="border-top-width: 0px; border-left-width: 0px; border-bottom-width: 0px; border-right-width: 0px" height="424" alt="speakerprobably_3" src="http://lh6.google.com/ufuk86/R8cX66DrWDI/AAAAAAAAA7c/oI7nOrONdYw/speakerprobably_3_thumb%5B8%5D" width="458" border="0" /></a> <a href="http://lh3.google.com/ufuk86/R8cX8KDrWEI/AAAAAAAAA7k/zSjgIMn2mNU/speakerprobably_4%5B9%5D"><img style="border-top-width: 0px; border-left-width: 0px; border-bottom-width: 0px; border-right-width: 0px" height="441" alt="speakerprobably_4" src="http://lh4.google.com/ufuk86/R8cX9aDrWFI/AAAAAAAAA7w/LS_m-osQP_k/speakerprobably_4_thumb%5B7%5D" width="459" border="0" /></a> <a href="http://lh4.google.com/ufuk86/R8cX-aDrWGI/AAAAAAAAA74/LG7gr12xyFM/speakerprobably_5%5B10%5D"><img style="border-top-width: 0px; border-left-width: 0px; border-bottom-width: 0px; border-right-width: 0px" height="407" alt="speakerprobably_5" src="http://lh5.google.com/ufuk86/R8cX_qDrWHI/AAAAAAAAA8A/ojiQPdR5rYQ/speakerprobably_5_thumb%5B8%5D" width="461" border="0" /></a> <a href="http://lh3.google.com/ufuk86/R8cYDKDrWII/AAAAAAAAA8I/xtkBYceolKg/speaker%5B6%5D"><img style="border-top-width: 0px; border-left-width: 0px; border-bottom-width: 0px; border-right-width: 0px" height="348" alt="speaker" src="http://lh3.google.com/ufuk86/R8cYHKDrWJI/AAAAAAAAA8Q/EBYz-A8oY0Q/speaker_thumb%5B6%5D" width="462" border="0" /></a> <p></p> </span> ufurihttp://www.blogger.com/profile/08267111005438780089noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-586964714792377411.post-32843228406554537972008-02-28T00:07:00.001+02:002008-02-28T00:11:08.234+02:00Oyun Canavarı<a href="http://lh6.google.com/ufuk86/R8XfDaDrV3I/AAAAAAAAA54/-2dxZz9Qv4w/xps_630_front4"><img style="border-top-width: 0px; border-left-width: 0px; border-bottom-width: 0px; border-right-width: 0px" height="299" alt="xps_630_front" src="http://lh5.google.com/ufuk86/R8XfEKDrV4I/AAAAAAAAA6A/tMIB2uS2chg/xps_630_front_thumb2" width="433" border="0" /></a> <p style="text-align: justify"><span style="padding-right: 5px; font-size: 75px; float: left; width: 53px; color: deepskyblue; line-height: 60px; padding-top: 1px; font-family: times; height: 50px">K</span>arşınızda tam bir oyun canavarı duruyor. Bu bilgisayarla son çıkan oyunları ( Crysis, Call of Duty 4, Unreal Tournament 3 ) üst düzey ayarlarla ve müthiş performansla oynayabileceksiniz. Dell tarafından üretilen kasa XPS 360 adıyla ve 1,249 $ gibi özelliklerine göre makul sayılabilecek bir fiyatla sahiplerini bekliyor. Bilgisayarın özelliklerine gelince; işlemci olarak Intel'in Core 2 Quad ve Core 2 Extreme modelleri seçilmiş, 4 GB DDR ram bulunan anakart (nForce 650i SLI chipset) aynı zamanda SLI grafik kartlarını destekliyor. </p> <p style="text-align: justify"><a href="http://lh4.google.com/ufuk86/R8Xf96DrV7I/AAAAAAAAA6Y/siP4UB4tZJA/xps_630_inside%5B7%5D"><img style="border-top-width: 0px; border-left-width: 0px; border-bottom-width: 0px; margin: 0px 0px 0px 5px; border-right-width: 0px" height="238" alt="xps_630_inside" src="http://lh3.google.com/ufuk86/R8XfGqDrV6I/AAAAAAAAA6g/5q4yj3l8sP0/xps_630_inside_thumb%5B6%5D" width="270" align="right" border="0" /></a>SLI dediğimiz teknolojinin temeli ise, iki tane grafik kartının aynı anakart üzerinden birlikte çalıştırılmasına dayanıyor. Böylece performans da ikiye katlanıyor doğal olarak. XPS 360 performans açısından üstün özellikler gösterdiği gibi aynı başarıyı depolama işinde de sürdürüyor. 1 TB sabit diski bulunan bilgisayara dünyaları sığdırabilirsiniz ama bununla da yetinilmemiş. Bana yetmez diyenler için bir de Blu-ray sürücü konulmuş kasaya. Bu kadar özellikten sonra standart giriş çıkışları saymama gerek yok sanırım. Bu arada şunu da söylemem gerekir ki bahsettiğimiz bilgisayar aslında sadece kasadan oluşuyor. Yani monitör, klavye, mouse gibi çevre bileşenlerini siz kendiniz edineceksiniz ya da varolanı kullanamaya devam edeceksiniz. Özellikle oyun meraklılarının fazlasıyla ilgi duyacağı birürün.                                                                        </p> ufurihttp://www.blogger.com/profile/08267111005438780089noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-586964714792377411.post-72083895526327863862008-02-28T00:04:00.001+02:002008-02-28T00:05:53.010+02:00Nokia Nano Telefon<a href="http://lh3.google.com/ufuk86/R8XecqDrVyI/AAAAAAAAA5Q/AX3v09E--00/morph_3%5B7%5D"><img style="border-top-width: 0px; border-left-width: 0px; border-bottom-width: 0px; border-right-width: 0px" height="186" alt="morph_1" src="http://lh6.google.com/ufuk86/R8XedaDrVzI/AAAAAAAAA5Y/VeEU56M2tfo/morph_1_thumb%5B3%5D" width="338" border="0" /> <img style="border-top-width: 0px; border-left-width: 0px; border-bottom-width: 0px; margin: 0px 0px 0px 5px; border-right-width: 0px" height="324" alt="morph_3" src="http://lh5.google.com/ufuk86/R8XeeKDrV0I/AAAAAAAAA5g/BJ0Xie2TIwo/morph_3_thumb%5B5%5D" width="184" align="right" border="0" /></a> <p style="text-align: justify"><span style="padding-right: 5px; font-size: 75px; float: left; width: 46px; color: deepskyblue; line-height: 60px; padding-top: 1px; font-family: times; height: 50px">E</span>n saygın cep telefonu üreticilerinden olan Nokia geçtiğimiz günlerde coştu. Nanoteknolojinin tüm nimetlerinden yararlanarak tasarlanan bu cep telefonu görüntüsüyle bile yeterince şey ifade ediyor. Morph ismiyle piyasaya sürülecek olan telefon saydam ve esnek yüzeyi sayesinde istediğiniz şekle bürünebiliyor. Resimlerde gördüğünüz gibi telefonun gelecekten çıkıp gelmiş gibi bir havası var. Yani yolda yürürken birinin elinde bundan görsem ona zaman yolcusu muamelesi yapardım muhtemelen =) Tabi telefonun hemen satışa sunulacağını sanmayın. Ürün henüz tasarım aşamasında ve bu telefonun üretimine geçilip elimize ulaşması için en az yedi yıl beklememiz gerektiği öngörülüyor. </p> <p>                              <a href="http://lh4.google.com/ufuk86/R8Xee6DrV1I/AAAAAAAAA5o/JjThhHqPhvg/morph_2%5B3%5D"><img style="border-top-width: 0px; border-left-width: 0px; border-bottom-width: 0px; border-right-width: 0px" height="187" alt="morph_2" src="http://lh3.google.com/ufuk86/R8XefqDrV2I/AAAAAAAAA5w/eTbrWNtfu9E/morph_2_thumb%5B1%5D" width="240" border="0" /></a></p> ufurihttp://www.blogger.com/profile/08267111005438780089noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-586964714792377411.post-22368016169190001092008-02-27T21:09:00.001+02:002008-02-27T21:29:03.171+02:00Reklamlar...Reklamlar...<a href="http://lh6.google.com/ufuk86/R8W0taDrVLI/AAAAAAAAA0E/kdctyyHWiB8/simdi_reklamlar%5B4%5D"><img style="border-top-width: 0px; border-left-width: 0px; border-bottom-width: 0px; border-right-width: 0px" height="321" alt="simdi_reklamlar" src="http://lh6.google.com/ufuk86/R8W0uaDrVMI/AAAAAAAAA0M/KLiPIOYEL0A/simdi_reklamlar_thumb%5B2%5D" width="441" border="0" /></a> <p style="text-align: justify"><span style="padding-right: 5px; font-size: 75px; float: left; width: 54px; color: deepskyblue; line-height: 60px; padding-top: 1px; font-family: times; height: 50px">H</span>er ne kadar televizyonda favori programlarımızı izlerken araya giren reklamlardan hoşnut olmasak da hepimiz o veya bu şekilde reklamları seyrediyoruz. Sadece televizyonda değil okuduğumuz gazete dergilerde, kullandığımız ulaşım araçlarında, gittiğimiz yerlerde hatta tuvaletlerde bile bolca rastlıyoruz bu reklamlara. Bazıları, özellikle temizleyici, deterjanla ilgili olanları yaratıcılıktan çok uzak, sıradan ve sıkıcı olsa da içlerinde gayet orjinal olanlar ve izleyince "vay be ne reklam yapmışlar" detirtenler de var. Dikkat ettiniz mi bilmiyorum ama özellikle araba reklamları söz konusu olduğunda yaratıcılık üst düzeye çıkıyor. Sıradan bir araba reklamı görmedim ben hepsi farklı, hepsi orjinal. Sanki hepsini bi kişi yapıyomuş gibi =) Neyse konuyu daha fazla uzatmayayım. Yazının devamında internette rastladığım en ama en yaratıcı reklamları bulacaksınız. İyi seyirler... </p> <p></p> <p><span class="fullpost"><a href="http://lh6.google.com/ufuk86/R8W0vaDrVNI/AAAAAAAAA0U/waiX8uCTllM/creative_ads%20%281%29%5B6%5D"><img style="border-top-width: 0px; border-left-width: 0px; border-bottom-width: 0px; border-right-width: 0px" height="289" alt="creative_ads (1)" src="http://lh5.google.com/ufuk86/R8W0wKDrVOI/AAAAAAAAA0c/BWpAmEpCTiA/creative_ads%20%281%29_thumb%5B4%5D" width="447" border="0" /></a>   <em><font size="1">UPS kargoyu bile biz taşıyoruz diyen Fedex'in alaycı reklamı</font></em> <p><font size="1"><a href="http://lh3.google.com/ufuk86/R8W2XqDrVxI/AAAAAAAAA40/NHEj11s3zyI/creative_ads%20%284%29%5B15%5D"><img style="border-top-width: 0px; border-left-width: 0px; border-bottom-width: 0px; border-right-width: 0px" height="408" alt="creative_ads (4)" src="http://lh5.google.com/ufuk86/R8W0yKDrVQI/AAAAAAAAA48/4p-asrtNdxc/creative_ads%20%284%29_thumb%5B11%5D" width="308" border="0" /></a> <em> </em></font><font size="1"><em>"2006 yılı Dünyanın en iyi otomobili seçilen BMW, 2006 yılının en iyi Güney Afrikalı otomobili seçilen Audi'yi tebrik eder."</em></font> </p> <p><a href="http://lh4.google.com/ufuk86/R8W0y6DrVRI/AAAAAAAAA5A/2J9EfmPzXvs/creative_ads%20%283%29%5B14%5D"><font size="1"><img style="border-top-width: 0px; border-left-width: 0px; border-bottom-width: 0px; border-right-width: 0px" height="271" alt="creative_ads (3)" src="http://lh3.google.com/ufuk86/R8W0zqDrVSI/AAAAAAAAA5E/zYfqro_giIk/creative_ads%20%283%29_thumb%5B10%5D" width="360" border="0" /></font></a><font size="1">  </em><em>"2000-2006 arasında 6 kez üst üste Le Mans yarışlarını kazanan Audi, 2006 dünyanın en iyi otomobili seçilen BMW'yi tebrik eder."</font></em></font></p> <p><font size="1"><a href="http://lh4.google.com/ufuk86/R8W006DrVTI/AAAAAAAAA5I/Ab0GOp1pKso/creative_ads%20%282%29%5B15%5D"><img style="border-top-width: 0px; border-left-width: 0px; border-bottom-width: 0px; border-right-width: 0px" height="273" alt="creative_ads (2)" src="http://lh4.google.com/ufuk86/R8W016DrVUI/AAAAAAAAA5M/2k7HEYafv58/creative_ads%20%282%29_thumb%5B11%5D" width="364" border="0" /></a> "</font><em><font size="1">2006 yılının kullanılan uluslararası en iyi motoru seçilen Subaru ,güzellik yarışmalarını kazandığı için Audi ve BMW'yi tebrik eder."</font></em> </p> <p><font size="1"><font size="1"><a href="http://lh5.google.com/ufuk86/R8W04KDrVWI/AAAAAAAAA1c/vlVE3UL6unw/creative_ads%20%2813%29%5B6%5D"><img style="border-top-width: 0px; border-left-width: 0px; border-bottom-width: 0px; border-right-width: 0px" height="336" alt="creative_ads (13)" src="http://lh4.google.com/ufuk86/R8W046DrVXI/AAAAAAAAA1k/WAuo7wVsdTc/creative_ads%20%2813%29_thumb%5B4%5D" width="231" border="0" /><em><font size="1"></font></em></a><a href="http://lh4.google.com/ufuk86/R8W026DrVVI/AAAAAAAAA1U/t2X5sGy0g_4/creative_ads%20%2815%29%5B7%5D"><img style="border-top-width: 0px; border-left-width: 0px; border-bottom-width: 0px; border-right-width: 0px" height="337" alt="creative_ads (15)" src="http://lh3.google.com/ufuk86/R8W05qDrVYI/AAAAAAAAA1s/5FRGwfZUTrI/creative_ads%20%2815%29_thumb%5B5%5D" width="231" border="0" /></a></a></a></a></a></font></font><a href="http://lh3.google.com/ufuk86/R8W06qDrVZI/AAAAAAAAA10/bqnBZr6sqC8/creative_ads%5B6%5D"><img style="border-top-width: 0px; border-left-width: 0px; border-bottom-width: 0px; border-right-width: 0px" height="250" alt="creative_ads" src="http://lh3.google.com/ufuk86/R8W07qDrVaI/AAAAAAAAA18/m-vkCo9YiNc/creative_ads_thumb%5B4%5D" width="465" border="0" /></a> <a href="http://lh5.google.com/ufuk86/R8W09KDrVbI/AAAAAAAAA2E/Wicam8yQ9Lk/creative_ads%20%289%29%5B6%5D"><img style="border-top-width: 0px; border-left-width: 0px; border-bottom-width: 0px; border-right-width: 0px" height="316" alt="creative_ads (9)" src="http://lh6.google.com/ufuk86/R8W0-aDrVcI/AAAAAAAAA2M/_V3xDseI3vM/creative_ads%20%289%29_thumb%5B4%5D" width="464" border="0" /></a> <a href="http://lh6.google.com/ufuk86/R8W0_aDrVdI/AAAAAAAAA2U/CvXMZdNq-5I/creative_ads%20%2811%29%5B5%5D"><img style="border-top-width: 0px; border-left-width: 0px; border-bottom-width: 0px; border-right-width: 0px" height="357" alt="creative_ads (11)" src="http://lh6.google.com/ufuk86/R8W1AaDrVeI/AAAAAAAAA2c/R-ZasscvrDs/creative_ads%20%2811%29_thumb%5B3%5D" width="239" border="0" /></a> <a href="http://lh5.google.com/ufuk86/R8W1CKDrVfI/AAAAAAAAA2k/6s2yv0Dqsio/creativeadvertisements02%5B5%5D"><img style="border-top-width: 0px; border-left-width: 0px; border-bottom-width: 0px; border-right-width: 0px" height="355" alt="creativeadvertisements02" src="http://lh4.google.com/ufuk86/R8W1C6DrVgI/AAAAAAAAA2s/Q78sP1wxilo/creativeadvertisements02_thumb%5B3%5D" width="230" border="0" /></a> <a href="http://lh6.google.com/ufuk86/R8W1EaDrVhI/AAAAAAAAA20/XpytYn7i1NA/creative_ads%20%2814%29%5B7%5D"><img style="border-top-width: 0px; border-left-width: 0px; border-bottom-width: 0px; border-right-width: 0px" height="281" alt="creative_ads (14)" src="http://lh5.google.com/ufuk86/R8W1FKDrViI/AAAAAAAAA28/83chJ_Qnu-I/creative_ads%20%2814%29_thumb%5B5%5D" width="472" border="0" /></a> <a href="http://lh5.google.com/ufuk86/R8W1GKDrVjI/AAAAAAAAA3E/xVIRmmBy7UY/creative_ads%20%285%29%5B6%5D"><img style="border-top-width: 0px; border-left-width: 0px; border-bottom-width: 0px; border-right-width: 0px" height="287" alt="creative_ads (5)" src="http://lh5.google.com/ufuk86/R8W1HKDrVkI/AAAAAAAAA3M/rNvyzHM6DgI/creative_ads%20%285%29_thumb%5B4%5D" width="471" border="0" /></a><a href="http://lh6.google.com/ufuk86/R8W1IaDrVlI/AAAAAAAAA3U/G6lwH3KikmM/creative_ads%20%286%29%5B5%5D"><img style="border-top-width: 0px; border-left-width: 0px; border-bottom-width: 0px; border-right-width: 0px" height="250" alt="creative_ads (6)" src="http://lh6.google.com/ufuk86/R8W1KaDrVmI/AAAAAAAAA3c/ecl2_V2sUNw/creative_ads%20%286%29_thumb%5B3%5D" width="473" border="0" /></a> <a href="http://lh4.google.com/ufuk86/R8W1L6DrVnI/AAAAAAAAA3k/_hLQ-ZqRVXU/creative_ads%20%2812%29%5B4%5D"><img style="border-top-width: 0px; border-left-width: 0px; border-bottom-width: 0px; border-right-width: 0px" height="323" alt="creative_ads (12)" src="http://lh3.google.com/ufuk86/R8W1MqDrVoI/AAAAAAAAA3s/tJzIKk6wOVw/creative_ads%20%2812%29_thumb%5B2%5D" width="245" border="0" /></a> <a href="http://lh3.google.com/ufuk86/R8W1NqDrVpI/AAAAAAAAA30/I9XhalPp8bA/creative_ads%20%2817%29%5B4%5D"><img style="border-top-width: 0px; border-left-width: 0px; border-bottom-width: 0px; border-right-width: 0px" height="319" alt="creative_ads (17)" src="http://lh6.google.com/ufuk86/R8W1OaDrVqI/AAAAAAAAA38/fcyNWMYG3G4/creative_ads%20%2817%29_thumb%5B2%5D" width="223" border="0" /></a><a href="http://lh6.google.com/ufuk86/R8W1PaDrVrI/AAAAAAAAA4E/ywgqvivCedo/creativeadvertisements06%5B3%5D"><img style="border-top-width: 0px; border-left-width: 0px; border-bottom-width: 0px; border-right-width: 0px" height="203" alt="creativeadvertisements06" src="http://lh6.google.com/ufuk86/R8W1QaDrVsI/AAAAAAAAA4M/yIWoogHCGpE/creativeadvertisements06_thumb%5B1%5D" width="246" border="0" /></a> <a href="http://lh6.google.com/ufuk86/R8W1RaDrVtI/AAAAAAAAA4U/2S8PKstdUNQ/creative_ads%20%288%29%5B5%5D"><img style="border-top-width: 0px; border-left-width: 0px; border-bottom-width: 0px; border-right-width: 0px" height="202" alt="creative_ads (8)" src="http://lh5.google.com/ufuk86/R8W1SKDrVuI/AAAAAAAAA4c/jCowrLLdU1E/creative_ads%20%288%29_thumb%5B3%5D" width="222" border="0" /></a><a href="http://lh3.google.com/ufuk86/R8W1TqDrVvI/AAAAAAAAA4k/k-7b0BfUBcY/creativeads%5B6%5D"><img style="border-top-width: 0px; border-left-width: 0px; border-bottom-width: 0px; border-right-width: 0px" height="277" alt="creativeads" src="http://lh3.google.com/ufuk86/R8W1UqDrVwI/AAAAAAAAA4s/nYFtAmJfAKI/creativeads_thumb%5B4%5D" width="477" border="0" /></a>  <em><font size="1">Alaka kurması güç olabilir ama bu bir spagetti reklamı :)</font></em></p> </em> <p></p> </span></p> ufurihttp://www.blogger.com/profile/08267111005438780089noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-586964714792377411.post-56270688943681394922008-02-26T00:11:00.001+02:002008-02-26T00:11:04.025+02:00Bir İnterrailciyi Nesinden Tanırsınız?<a href="http://lh6.google.com/ufuk86/R8M836DrVDI/AAAAAAAAAzE/LDgqC_Chrr4/interrail14"><img style="border-top-width: 0px; border-left-width: 0px; border-bottom-width: 0px; border-right-width: 0px" height="296" alt="interrail1" src="http://lh6.google.com/ufuk86/R8M846DrVEI/AAAAAAAAAzM/rP8Hibocdxs/interrail1_thumb2" width="438" border="0" /></a> <p style="text-align: justify"><span style="padding-right: 5px; font-size: 75px; float: left; width: 51px; color: deepskyblue; line-height: 60px; padding-top: 1px; font-family: times; height: 50px">H</span>adi İnterrail hakkında bilgilenmeye devam edelim. Bu yazı dizisine ilk defa rastlayanlar önce <a href="http://bimaniac.blogspot.com/2008/01/alp-ban-gitmek_4866.html" target="_blank">Alıp Başını Gitmek</a> ve <a href="http://bimaniac.blogspot.com/2008/02/raylardan-gelen-zgrlk.html" target="_blank">Raylardan Gelen Özgürlük</a> isimli yazıları okumalılar. Diğerleri burdan devam edebilir. Son iki yazımda da hatırladığım kadarıyla, kafalarda gitme fikri oluşturabilmek için yırtınıp çemkirmiştim, detaylara girmemiştim.  Siz de içinizden "Bu İnterrail olayı kafama yattı haa !" ve benzeri bir cümle kuruyorsanız amacıma ulaştım demektir. Şimdi bi sonraki aşamaya geçebiliriz, bu aynı zamanda başlığında cevabı olacak. (devamı var) </p> <p></p> <span class="fullpost"> <p>(Bu yazıdan tam verim alabilmek için alttaki şarkıyla okumanız önerilir =)</p> <object type="application/x-shockwave-flash" data="http://ufuk86.googlepages.com/player.swf" id="audioplayer1" height="24" width="290"> <param name="movie" value="http://ufuk86.googlepages.com/player.swf"> <param name="FlashVars" value="playerID=1&soundFile=http://ufuk86.googlepages.com/LoveMeDo.mp3"> <param name="quality" value="high"> <param name="menu" value="false"> <param name="wmode" value="transparent"> </object> <p align="justify">Haftalarca yabancı yerlerde ordan oraya gezinip dururken, bu 3-4 haftalık süreçte kullanacağımız hertürlü eşyayı da yanımızda taşımalıyız. Bunu da çekçekli bir bavulla yapıp yürümeyi işkence haline getirmeyeceğimize göre çözümümüz bir adet sırt çantası olacaktır. Evet sorumuzun cevabı da bu. Yolda gezinen bir interrailciyi diğer insanlardan ayıran en önemli özellik sırtındaki, muhtemelen kendinden daha uzun duran, devasa bir sırt çantasıdır. İnterrailciler kaplumbağa misali evini sırtında taşır. Hal böyle olunca iyi bir çanta yola çıkarken olmazsa olmazlar arasında başı çekiyor. O yüzden paraya kıymamız gereken en önemli malzeme çantadır. </p> <p align="justify"><a href="http://lh6.google.com/ufuk86/R8M856DrVFI/AAAAAAAAAzU/zutLX1m9USQ/112811"><img style="border-top-width: 0px; border-left-width: 0px; border-bottom-width: 0px; border-right-width: 0px" height="240" alt="1128" src="http://lh4.google.com/ufuk86/R8M86aDrVGI/AAAAAAAAAzc/bMbU2k7BWwk/1128_thumb7" width="236" align="right" border="0" /></a> Sırtınıza iyi oturmayan bir çantayla günlük 10 saat yürüyüşler yapmak çok geçmeden bel ağrılarıyla yatağa düşmenize neden olabilir. O yüzden iskeleti ayarlanabilen ve sırtınızdaki yükü kalçanızdan ayaklarınıza iletebilen bir çanta olmalı bu. Satın almadan önce mutlaka deneyip sırtınıza nasıl oturduğunu kontrol edin. Çantanızın büyüklüğüne gelince yaklaşık 60 + 10 litrelik çantalar işinizi görecektir. Ayrıca çantanın yapıldığı malzeme de çok önemli. Yırtılıp sizi yarı yolda bırakan bir çanta isteyeceğiniz son şeydir. Bu yüzden yapıldığı malzeme sağlam ve sırtı terletmeyecek türden olmalı. Yazın kavurucu sıcağında güney ülkelerde gezerken sırtınızın sırılsıklam olması pek hoş olmayan bir durumdur takdir edersinizki. Bunun dışında gideceğiniz yerlerde illaki bikaç gününüzün yağmurlu olacağını düşünürsek kendi yağmurluğu olan çantaları seçmeniz yerinde olacaktır. Çantaların büyük çoğunluğu su geçirmez maddeden üretilse de bu %100 olmayacaktır. Bunun için bir çanta yağmurluğu işinizi görecektir. Son olarak çantanın pratik olması çok önemli. En alttaki eşyanızı almak için bütün eşyanızı dökmeniz gerekiyorsa bu hiç verimli bir işlem olmayacaktır. Bunun için çok bölmeli çantalar tercih edilmeli.  Ayrıca çantanızın fermuarlarında kilit ya da şifre koruması varsa hostellerde ve trenlerde kalan çantanız hakkındaki endişeleriniz sıfıra inebilir.</p> <p align="justify"><a href="http://lh3.google.com/ufuk86/R8M87KDrVHI/AAAAAAAAAzk/UrjHh9Wnj0k/intrek6"><img style="border-top-width: 0px; border-left-width: 0px; border-bottom-width: 0px; margin: 0px 10px 0px 0px; border-right-width: 0px" height="171" alt="intrek" src="http://lh5.google.com/ufuk86/R8M87qDrVII/AAAAAAAAAzs/DQ07V4mvmsM/intrek_thumb4" width="150" align="left" border="0" /></a> Çantadan sonra bir interrailcinin vazgeçilmez malzemesi ayakkabıdır. Günde ortalama 10 saat yürüdükten sonra bikaç saatlik bir uykuyla ertesi gün bir 10 saat daha yürümek ayaklarınızı çileden çıkarabilir. Bu yürüyüşleri maksimum konforda yapmak için çok iyi, amaca uygun bir ayakkabı edinmelisiniz. Paranıza kıymanız gereken diğer bir nokta da burası oluyor. Öncelikle ayakkabı alırken, yolculuk boyunca 4 mevsimi de yaşayacağınızı göz önüne alın. Aynı ayakkabıyla kavurucu güneş altında, sağnak yağmur altında, kumda, çamurda, betaonda gezeceğinizi düşünürsek seçimin önemi daha iyi kavranabilir. İnterraili yaz mevsimi yapacağınızı düşünürsek alacağınız trekking ayakkabıları işinizi görecektir. Vibram tabanlı ve Gore-Tex kaplamalı ayakkabıları tercih ederseniz ayak terlemesi, bilek burkulması gibi sorunların önüne geçebilirsiniz. Bu arada aldığınız ayakkabıyı interraile çıkmadan önce bir ay deneyin mutlaka. Çünkü çoğu ayakkabı anca 15 günlük bir süreden sonra ayağınıza uyum sağlar ve rahat edip edemeyeceğinizi anlarsınız. </p> <p align="justify"><a href="http://lh6.google.com/ufuk86/R8M886DrVJI/AAAAAAAAAz0/0SCVtIWISMU/interrail34"><img style="border-top-width: 0px; border-left-width: 0px; border-bottom-width: 0px; margin: 0px 0px 0px 10px; border-right-width: 0px" height="180" alt="interrail3" src="http://lh5.google.com/ufuk86/R8M89qDrVKI/AAAAAAAAAz8/fIqCG5eWytA/interrail3_thumb2" width="244" align="right" border="0" /></a> Peki bunları nerden bulabiliriz diyeceksiniz haliyle. Çanta için outdoor sports ve kampçılık sitelerine bakmanızı öneririm. Ben burda bitane buldum kendime göre. Tabiki ne kadar çok araştırırsak o kadar iyi. Ayrıca karaköy civarında çok ucuza kaliteli çantalar bulunabiliyormuş duyduğuma göre. Bakmakta fayda var. Ayakkabı için ise yine outdoor sports mağzalarındaki trekking ayakkabılarına ve özelliklerine online olarak bakabilirsiniz. Ya da Adidas, Nike, Solomon gibi mağzalara uğrayıp bilgi alabilirsiniz. Aşağıya size yardımcı olabilecek bikaç örnek site koydum. Araştırmanıza oralardan başlayabilirsiniz.</p> <p align="justify">Ben bu yazımda interrailde ihtiyacınız olan tüm malzemelerden bahsetmeyi planlıyordum ama bunu yaparsam bu yazı fazla uzun olacak. Bu yüzden çantanın içini doldurmayı sonraki yazıma bıraktım. Şimdilik ana malzemeleri tanımış olalım. Çanta ve ayakkabı konusunda yapacağınız iyi seçimler sizi bir ay boyunca rahat ettirecektir. O yüzden bu konuya gereken önemi vermenizi rica ediyorum. Sonradan akılsız başın cezasını ayaklarınız ve sırtınız çekmesin =)</p> <p><a href="http://www.everestoutdoors.com/index.php" target="_blank">EverestOutdoor</a>............<a href="http://www.adrenalin.com.tr/" target="_blank">Adrenalin</a>.............<a href="http://www.atlaskamp.com" target="_blank">AtlasKamp</a>..............<a href="http://www.deveyuku.com/" target="_blank">DeveYükü</a>...........<a href="http://www.andoutdoor.com/" target="_blank">AndOutDoor</a></p> </span> ufurihttp://www.blogger.com/profile/08267111005438780089noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-586964714792377411.post-92033770945717399322008-02-25T00:17:00.001+02:002008-02-25T00:17:11.805+02:00Güneş'in Batmayacağı Gün<a href="http://lh4.google.com/ufuk86/R8Hs16DrU9I/AAAAAAAAAyU/Yh8uU4M6Z0U/solarflareearth5"><img style="border-top-width: 0px; border-left-width: 0px; border-bottom-width: 0px; border-right-width: 0px" height="302" alt="solarflare-earth" src="http://lh4.google.com/ufuk86/R8Hs26DrU-I/AAAAAAAAAyc/pHEy69LbkgU/solarflareearth_thumb3" width="437" border="0" /></a> <p style="text-align: justify"><span style="padding-right: 5px; font-size: 75px; float: left; width: 43px; color: deepskyblue; line-height: 60px; padding-top: 1px; font-family: times; height: 51px">T</span>üm cömertliğiyle insalığın ilk gününden beri bizi enerjisinden, ışığından, ısısından mahrum bırakmayan yaşam kaynağımız Güneş. Her ne kadar sonsuza kadar doğup batacağını sansakta diğer tüm yıldızların olduğu gibi Güneş'in de bi ömrü var. Kabaca tarif edersem enerjisini daha hafif elementlerin birleşerek daha ağır elementler meydana getirmesiyle üreten Güneş malesef bu enerjisini sonsuza kadar yayamayacak ve günün birinde hem kendini hem gezegenimizi yok edecek. (devamı var) </p> <p></p> <span class="fullpost"> <p>(Bu yazıdan tam verim alabilmek için alttaki şarkıyla okumanız önerilir )</p> <object type="application/x-shockwave-flash" data="http://ufuk86.googlepages.com/player.swf" id="audioplayer1" height="24" width="290"> <param name="movie" value="http://ufuk86.googlepages.com/player.swf"> <param name="FlashVars" value="playerID=1&soundFile=http://ufuk86.googlepages.com/03ThisWhiteMountainOnWhichYouWillDie.mp3"> <param name="quality" value="high"> <param name="menu" value="false"> <param name="wmode" value="transparent"> </object> <p align="justify">Genel olarak yıldızların yaşamlarına bakarsak oluşumu çocukluğumuzdan beri bize anlatılan Dünya'nın oluşumuna çok benzemektedir. Başta gazların biraraya gelmesiyele kütle çekimi giderek artar ve toplanan bu gazların orta bölümü aşırı ısınarak nükleer füzyon başlar. Böylece yıldızımız doğmuş olur. Hidrojen gazından nükleer enerji üretmeye başlayan yıldız, bu yakıtı bitince şişerek kırmızı dev dediğimiz evreye girer. Bu evrede iyice büyüyüp parlaklaşan yıldız patlayarak ömrünü tamamlar ve geriye sadece küçük bir çekirdek kalır. </p> <p align="justify"><a href="http://lh6.google.com/ufuk86/R8Hs3aDrU_I/AAAAAAAAAyk/BcY8TgCpoTs/sun4"><img style="border-top-width: 0px; border-left-width: 0px; border-bottom-width: 0px; margin: 0px 10px 0px 0px; border-right-width: 0px" height="199" alt="sun" src="http://lh5.google.com/ufuk86/R8Hs4KDrVAI/AAAAAAAAAys/rgJkpO8-0dQ/sun_thumb2" width="244" align="left" border="0" /></a> Tabi Güneş'imizin kırmızı dev haline gelmesine daha 6.5 milyar yıl olduğundan telaş yapmaya gerek yok =) Öyle sanıyorum ki insanoğlu varlığını o kadar yıl sürdüremeyip kendi kendini yok etmeyi çoktan başarmış olacaktır. Ama biz o günü gördüğümüzü varsayarak yazımıza devam edelim ve bundan 6.5 milyar yıl sonrasına gidelim. Güneş'in ışık yayma gücü bugünkünün 2 katı büyüklüğünde olacak. Aynı zamanda büyüyerek Venüs'ün yörüngesine kadar gelen Güneş, en yakın gezegen Merkür'ü çoktan buhar haline getirmiş olacak. </p> <p align="justify">Dünyamızı da tehdit etmeye başlayan Güneş önce Ay'ı bizden ayıracak. Yörüngesindeki enerji kaybından dolayı, giderek Dünya'dan uzaklaşan Ay aynı zamanda giderek yavaşlayacak. Aynı şekilde Dünya'nın da kendi çevresindeki dönüş hızı yavaşlayacak ve  o zamanınn bir günü şimdiki 47 güne eşit olacak. Yine benzer şekilde Dünya da Güneş'ten bir miktar uzaklaşacak. Dünyayla birlikte Güneş'ten uzaklaşan Ay tekrar Dünya'ya yaklaşmaya başlayacak ancak bu sefer o kadar çok yaklaşacak ki Dünya'nın çekim alanı içinde parçalanıp Dünya'nın üzerine düşecek. Ve böylece bir zamanlar ışığının altında aşklar yaşanan, geceleri seyrederken dalıp gittiğimiz Ay yok olacak. Bundan sonra ise Güneş'in biraz daha büyüyüp Dünya'yı yutmasını bekleyeceğiz.</p> <p align="justify"><a href="http://lh4.google.com/ufuk86/R8Hs46DrVBI/AAAAAAAAAy0/SFeJxNPG4CY/sun33"><img style="border-top-width: 0px; border-left-width: 0px; border-bottom-width: 0px; margin: 0px 0px 0px 10px; border-right-width: 0px" height="196" alt="sun3" src="http://lh3.google.com/ufuk86/R8Hs5qDrVCI/AAAAAAAAAy8/qeCWOEXpmHk/sun3_thumb1" width="244" align="right" border="0" /></a> Gezegenimizden geriye fazla bişey kalmayacak. Güneş, Dünya'yı yutarak dışındaki metal miktarını %0,01 kadar arttırmış olacak sadece. İşte Güneş'in kütlesine eklenen bu %0,01'lik metal parçası, insanlığın yaşadığı tüm olayları, anıları içinde biyerlerde gizlemiş dünyamızdan geriye kalan olacak. Daha sonra ise kırmızı devin ikinci evresine geçen Güneş patlayarak ömrünü tamamlayacak. Kim bilir belki de biz bu olaylar olurken Neptün'ün yaşama elverişli bir uydusundan Dünya'mızın ve Güneş'in sonunu izleyeceğiz.. Yanmaktan kurtulmuş olsak bile enerji kaynağını kaybetmiş bizler Güneş'ten geriye kalan bir çekirdek etrafında dönmeye devam edeceğiz ve bu çok uzun sürmeyecek. Neyse ki biz bu hazin sona şahit olmayacağız ama şuan üzerinde yaşadığımız, gezdiğimiz, gördüğümüz heryerin, herşeyin yok olacağını düşünmek bile yeterince üzücü..</p> </span> ufurihttp://www.blogger.com/profile/08267111005438780089noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-586964714792377411.post-58699928898741986212008-02-24T02:11:00.001+02:002008-02-24T02:11:02.629+02:00Ve Savaşı Kazanan Blu-Ray oldu<a href="http://lh3.google.com/ufuk86/R8C2C6DrU5I/AAAAAAAAAx0/1MoyNG45Ecc/5962legochess4"><img style="border-top-width: 0px; border-left-width: 0px; border-bottom-width: 0px; border-right-width: 0px" height="239" alt="5962-legochess" src="http://lh3.google.com/ufuk86/R8C2D6DrU6I/AAAAAAAAAx8/KaOtF9h0Tcg/5962legochess_thumb2" width="431" border="0" /></a> <p style="text-align: justify"><span style="padding-right: 5px; font-size: 75px; float: left; width: 54px; color: deepskyblue; line-height: 60px; padding-top: 1px; font-family: times; height: 50px">G</span>eçtiğimiz günlerde HD-DVD teknolojisinin yaratıcısı ve üreticisi Toshiba artık bu formatı desteklemeyceğini açıkladı. Bu açıklama hem kullanıcılar hem de üreticiler açısından çok çok önemli. Çünkü biz kullanıcılar desteklenecek teknolojilere göre ürün seçmeye çalışırken aynı şeyi üreticiler de yapıyor ve filmlerini, oyunlarını ve oynatıcılarını ona göre üretiyor. <a href="http://bimaniac.blogspot.com/2008/02/blu-ray-hd-dvd.html" target="_blank">Önceki</a> yazımda belirttiğim kombo oynatıcılara binlerce dolar vermeye gerek kalmadı. Tabi bu parayı çoktan verenler varsa artık çok geç sanırım. </p> <p align="justify"><a href="http://lh6.google.com/ufuk86/R8C2EqDrU7I/AAAAAAAAAyE/v4DsOg1cTso/bluray14"><img style="border-top-width: 0px; border-left-width: 0px; border-bottom-width: 0px; margin: 0px 0px 0px 10px; border-right-width: 0px" height="179" alt="bluray1" src="http://lh5.google.com/ufuk86/R8C2FaDrU8I/AAAAAAAAAyM/5so2IDY4Q4o/bluray1_thumb2" width="244" align="right" border="0" /></a> Toshiba'nın bu geri çekilme kararı almasındaki en büyük etkenlerin Warner Bros. ve Paramount firmalarının Blu-Ray'i tercih etmesi olarak gösteriliyor. Hd-Dvd'nin rafa kaldırılmasının ardından benzer bir açıklama Universal Studios'tan da bekleniyor. Sony ve Toshiba gibi iki dev Japon şirketinin galibi şimdilik Blu-Ray oldu. Bu durumda yapılacak en mantıklı şey  dahili Blu-Ray okuyucu içeren PlayStation3 edinmek gibi gözüküyor ancak bu teknolojiler yerine oturana kadar biraz daha beklemekte yarar var. Toshiba'nın ayrıntılı açıklamaları <a href="http://tech.yahoo.com/news/ap/japan_toshiba;_ylt=AuA_Cw2lUvZFTEkGnJBfIC36L5A5" target="_blank">burada</a>.</p> ufurihttp://www.blogger.com/profile/08267111005438780089noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-586964714792377411.post-12323476792610526222008-02-23T16:26:00.001+02:002008-02-23T16:30:37.920+02:00Lost Sırları: S04E04<a href="http://lh6.google.com/ufuk86/R8As_qDrUxI/AAAAAAAAAw0/FRPzCrcK5Zs/lost_secrets%5B3%5D"><img style="border-top-width: 0px; border-left-width: 0px; border-bottom-width: 0px; border-right-width: 0px" height="318" alt="lost_secrets" src="http://lh6.google.com/ufuk86/R8AtAqDrUyI/AAAAAAAAAw8/dGjiBj-kMeI/lost_secrets_thumb%5B1%5D" width="422" border="0" /></a> <p style="text-align: justify"><span style="padding-right: 5px; font-size: 75px; float: left; width: 52px; color: deepskyblue; line-height: 60px; padding-top: 1px; font-family: times; height: 50px">Y</span>ine kafalarımızdaki soruları çözmek yerine yeni sorular ekleyen bir bölüm izledik. 4. bölümü biraz önce izledim ve bölümde gözüme çarpan olayları paylaşmak istiyorum. Ana karakterimizin Kate olduğu bu bölümde, diğer bölümlere nazaran daha az şaşırtıcı olaylarla karşılaştık diyebilirim. Dumur edici sahne sayısı fazla değildi ama son sahnede ölümcül darbeyi vurdu gene Lost senaristleri. Ben yine uyarımı yapıp sorumluluğu kendi üzerimden atmak istiyorum. Yazının devamını 4. sezon 4. bölümünü izlemeden okumayın sakın. Aksi takdirde spoiler krizine girebilir ve şiddete başvurabilirsiniz. Uyarımı da yaptıktan sonra devamına geçebiliriz... </p> <p></p> <span class="fullpost"> <p align="justify"><a href="http://lh6.google.com/ufuk86/R8AtBqDrUzI/AAAAAAAAAxE/sguHvr1o_-s/lost_kate%5B4%5D"><img style="border-top-width: 0px; border-left-width: 0px; border-bottom-width: 0px; margin: 0px 0px 0px 10px; border-right-width: 0px" height="236" alt="lost_kate" src="http://lh5.google.com/ufuk86/R8AtCaDrU0I/AAAAAAAAAxM/PPCuZDbNcTM/lost_kate_thumb%5B2%5D" width="175" align="right" border="0" /></a> Dediğim gibi bölümün ana karakteri Kate'di ve flashforward'larla gelecekteki Kate'e bol bol gidiş dönüşler yaptık. Zaten 3. sezon finalinden beri Kate'in adadan kurtulduğunu bildiğimizden bu bizi şaşırtmadı. Flashforward'larda Kate, işlediği suçlar yüzünden yargılanıyor ve sonunda şartlı tahliyesine karar veriliyor. Bu aslında 3. sezon finalinde "adaya geri dönelim" diye çemkiren Sakallı Jack'e, Kate'in neden "yapamam" dediğinin bir cevabı olabilir. Sakalsız Jack Kate için şahitlik yaparken biçok yalan söyledi fakat "kazadan sadece 8 kişi kurtuldu" demesi yeni bir soru işareti oluşturdu. Adadan 6 kişinin ayrıldığını biliyoruz, bu iki kişi kim ve neden öldü ya da adadan ayrılmadı? Ayrıca neden 8 kişi diğerlerinden neden bahsedilmedi ve saklanıyor? </p> <p align="justify">Dizinin önemli anlarından birisi Ben ve Miles'ın konuştuğu o bir dakikaydı. Miles Ben'e anlaşma önerdi ve Ben kabul etti. Ancak Miles'ın neden 3.2 milyon dolar istediği bir soru işareti. Neden böyle küsüratlı bir rakamı tercih etmiş olabilir?</p> <p align="justify">Adaya gelen diğer iki yabancı Charlotte ve Daniel ise iskambil kartlarıyla bir oyun oynuyorlar. Bu çok sıradan bir oyun gibi gösterilse de adadaki durum ile ilgili yapılan önemli bir deney de olabilir. Çünkü adaya geldiğinden beri  sürekli deneyler yapmaya çalışan çılgın fizikçi Daniel'in oturup iskambil oynaması pek mantıklı değil. Aşağıdaki karede ise Aeron'un odasından bir manzara var. Arkadaki tabloya dikkat ederseniz bisiklete binen bir çocuk göreceksiniz ama ne alakaysa tablonun altında bir adet iskambil kartı duruyor. Dizideki her sahneyle bişeyler anlatan Lost yapımcıları yine biyere mi dikkat çekmek istiyorlar acaba..                                                                              <a href="http://lh5.google.com/ufuk86/R8AtDaDrU1I/AAAAAAAAAxU/NuHGwcbnkHI/lost_aeron%5B3%5D"><img style="border-top-width: 0px; border-left-width: 0px; border-bottom-width: 0px; margin: 5px 0px 0px; border-right-width: 0px" height="255" alt="lost_aeron" src="http://lh4.google.com/ufuk86/R8AtEKDrU2I/AAAAAAAAAxc/Li0NEOGEwxc/lost_aeron_thumb%5B1%5D" width="464" border="0" /></a> </p> <p align="justify">Bir diğer önemli sahne ise Charlotte'un gemiyle bağlantı kurduğu sahne. Burdan gemidekilerin, önceki bölümde helikopterle gemiye doğru yola çıkan Sayid ve Desmond'dan haberdar olmadıklarını anlıyoruz. Yani helikopter gemiye henüz ulaşmamış. Aklıma gelen ilk olasılık ada ve gerçek dünyadaki zaman farkından dolayı bir gecikme olabileceği geliyor. Çünkü Sayid'in adadan kurtulduğunu bildiğimize göre helikopterin düşme ihtimali yok.</p> <p align="justify"><a href="http://lh4.google.com/ufuk86/R8AtFKDrU3I/AAAAAAAAAxk/9cKbOKNgc7o/lost_aaron2%5B3%5D"><img style="border-top-width: 0px; border-left-width: 0px; border-bottom-width: 0px; border-right-width: 0px" height="252" alt="lost_aaron2" src="http://lh4.google.com/ufuk86/R8AtGKDrU4I/AAAAAAAAAxs/82utR3aSKqQ/lost_aaron2_thumb%5B1%5D" width="461" border="0" /></a> Ve dizinin en can alıcı noktası yine son sahnede geliyor ve Kate'in oğlum dediği çocuğunun Claire'in bebeği Aaron olduğunu görüyoruz. Burda akıllara öncelikle Claire'in bir şekilde ölmüş olup Kate'in bebeği sahiplendiği geliyor. Ancak Jack'in çocuğu görmek istemediğini hesaba katarsak bebeği hala Sawyer'dan zannediyor olabilir. Buda çocuğun Aaron olduğunu bilmediğini ve buda bize Kate ve Jack'in adadan beraber ayrılmadığını gösterir. Tabi Claire adadan ayrıldıktan sonra da ölmüş olabilir, bu da bi olasılık. Birde Kate'in kendi çocuğuna Aaron ismini vermiş olma ihtimali varki bunları sonsuz sayıda çoğaltabiliriz sanırım. Bu arada aklıma önceki sezonlarda Kahin ve Claire'in konuşması geliyor. Kahin "bu bebeği nolursa olsun sen büyütmelisin başkası değil" diyordu ancak bunun gerçekleşmediğini bebeğin Kate'de olduğundan anlıyoruz. Aaron dizinin kilit isimlerinden gibime geliyor. </p> <p align="justify">Bir bölümü de böylece izlemiş bitirmiş olduk. Yapımcılar her yeni bölümle birlikte bizi başka bir köşeye yatırmayı başarıyorlar. Geçen bölümde herkesin gözü adadaki zaman kaymasındayken bu bölümde birden Kate ve Aaron'a yoğunlaşıyor. Tahmin ediyorum ki bi sonraki bölümde bunlar yerine yepyeni bir köşede yatar halde bulucaz kendimizi =) Düzeltmek, eklemek, tartışmak istediğiniz noktalar olursa yorumlarınızı bekliyorum..</p> </span> ufurihttp://www.blogger.com/profile/08267111005438780089noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-586964714792377411.post-63260614554536574162008-02-23T12:30:00.001+02:002008-02-23T12:32:02.786+02:00Haftanın Canlı Performansı: Staind<p style="text-align: justify"><a href="http://lh3.google.com/ufuk86/R7_12KDrUvI/AAAAAAAAAwk/Y4bCV3nEMN8/logo%5B12%5D"><img style="border-top-width: 0px; border-left-width: 0px; border-bottom-width: 0px; margin: 0px 0px 0px 5px; border-right-width: 0px" height="168" alt="logo" src="http://lh6.google.com/ufuk86/R7_126DrUwI/AAAAAAAAAws/kObQyBUz7Lo/logo_thumb%5B8%5D" width="184" align="right" border="0" /></a></p> <p style="text-align: justify"><span style="padding-right: 5px; font-size: 75px; float: left; width: 46px; color: deepskyblue; line-height: 60px; padding-top: 1px; font-family: times; height: 50px">B</span>u hafta size hayran kalacağınız bir canlı performans göstereceğim. Konuğumuz ise Amerikalı alternatif rock grubu Staind. Dinlediğim her şarkısı birbirinden güzel olsa da içlerinden birini seçmem hiç zor olmadı. Çünkü bir şarkısı varki ilk duyduğumda haftalarca bu şarkıyı dinlemiştim. Hala da hiç sıkılmamış bi şekilde dinlerken ilk dinlediğimdeki zevki alabiliyorum bu şarkıdan. Daha fazla lafı uzatmadan videomuza geçelim. Staind'in Break the Cycle albümünden Outside adlı şarkısının akustik performansını yazının devamında bulabilirsiniz. İyi seyirler.. </p> <p></p> <span class="fullpost"><object width="425" height="355"><param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/5y7p06f0EWo&rel=1"></param><param name="wmode" value="transparent"></param><embed src="http://www.youtube.com/v/5y7p06f0EWo&rel=1" type="application/x-shockwave-flash" wmode="transparent" width="425" height="355"></embed></object></span> ufurihttp://www.blogger.com/profile/08267111005438780089noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-586964714792377411.post-33217377790234720082008-02-23T01:00:00.001+02:002008-02-23T01:00:21.904+02:00Multimedia Yatak<a href="http://lh6.google.com/ufuk86/R79T56DrUlI/AAAAAAAAAvU/XpSQ6HzJo9E/hican23"><img style="border-top-width: 0px; border-left-width: 0px; border-bottom-width: 0px; border-right-width: 0px" height="294" alt="hi-can2" src="http://lh6.google.com/ufuk86/R79T66DrUmI/AAAAAAAAAvc/2aPY3PFqb3Y/hican2_thumb1" width="431" border="0" /></a> <p style="text-align: justify"><span style="padding-right: 5px; font-size: 75px; float: left; width: 44px; color: deepskyblue; line-height: 60px; padding-top: 1px; font-family: times; height: 50px">T</span>asarımcı Edoardo carlino, kendine has yatak tasarımlarıyla kendinden söz ettiriyor. Hi-can isimli bu yatakla birlikte günlerinizi yorgan altında geçirebilirsiniz. Öncelikle içeridiği projektör, perdeler ve ses sistemiyle yatağınız aniden bir sinemaya dönüşebiliyor. Yatağın dört bir yanı açılıp kapanabilen perdelerden oluşmakta, yani gizliliğiniz son derece önemsenmiş. Bunu yaparken sizi oksijensiz bırakmıyor tabi. Siz birtakım yer hareketlerine girişirken, yatak içine yerleştirilmiş havalandırma sistemi sayesinde tüm perdeler kapalı olsa dahi ferah ferah nefes alabilirsiniz =) Bunun dışında müzik dinleyip  internette gezinebileceğiniz bu yatak sayesinde evinizin diğer odalarını unutabilirsiniz. Daha detaylı resimler için devamına bakın... </p> <p></p> <span class="fullpost"> <p><a href="http://lh4.google.com/ufuk86/R79T7aDrUnI/AAAAAAAAAvk/kIvR9NieIRQ/hican69"><img style="border-top-width: 0px; border-left-width: 0px; border-bottom-width: 0px; border-right-width: 0px" height="273" alt="hi-can6" src="http://lh3.google.com/ufuk86/R79T8KDrUoI/AAAAAAAAAvs/pqcU8NxDlXk/hican6_thumb5" width="471" border="0" /></a> <a href="http://lh3.google.com/ufuk86/R79T9KDrUpI/AAAAAAAAAv0/pvDPUhiGS0Q/hican36"><img style="border-top-width: 0px; border-left-width: 0px; border-bottom-width: 0px; border-right-width: 0px" height="281" alt="hi-can3" src="http://lh6.google.com/ufuk86/R79T96DrUqI/AAAAAAAAAv8/Yb0hn9ViqC8/hican3_thumb4" width="472" border="0" /></a><a href="http://lh6.google.com/ufuk86/R79T-6DrUrI/AAAAAAAAAwE/kv9wE7-SuWk/hican7"><img style="border-top-width: 0px; border-left-width: 0px; border-bottom-width: 0px; border-right-width: 0px" height="365" alt="hican" src="http://lh5.google.com/ufuk86/R79T_qDrUsI/AAAAAAAAAwM/H1GP5EJ14_Y/hican_thumb5" width="472" border="0" /></a> <a href="http://lh4.google.com/ufuk86/R79UAaDrUtI/AAAAAAAAAwU/hrHHTIF_Tek/hican17"><img style="border-top-width: 0px; border-left-width: 0px; border-bottom-width: 0px; border-right-width: 0px" height="327" alt="hi-can1" src="http://lh3.google.com/ufuk86/R79UBKDrUuI/AAAAAAAAAwc/CpSUJmIVouk/hican1_thumb5" width="472" border="0" /></a> </p> </span> ufurihttp://www.blogger.com/profile/08267111005438780089noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-586964714792377411.post-26113751399745887322008-02-20T18:57:00.001+02:002008-02-20T18:57:38.141+02:00Hem Oyun Kolu Hem Fare<a href="http://lh6.google.com/ufuk86/R7xb_qDrUjI/AAAAAAAAAvE/IwxzAOhTqP0/everg025"><img style="border-top-width: 0px; border-left-width: 0px; border-bottom-width: 0px; border-right-width: 0px" height="279" alt="everg-02" src="http://lh5.google.com/ufuk86/R7xcAaDrUkI/AAAAAAAAAvM/XF6esXpYgFE/everg02_thumb3" width="371" border="0" /></a> <p style="text-align: justify"><span style="padding-right: 5px; font-size: 75px; float: left; width: 55px; color: deepskyblue; line-height: 60px; padding-top: 1px; font-family: times; height: 50px">O</span>yun severler düşünülerek hazırlanmış bu fare açıldığında bir oyun koluna dönüşüyor. Evergreen firmasının ürettiği cihazdaki 1600 dpi çözünürlüklü lazer fare açıldığında 8 tuşlu bir oyun kolu oluyor. Böylece oyunlarınızdan maksimum eğlence almanız sağlanıyor. USB bağlantısı kullanılan ürün 33$ etiketiyle sahiplerini bekliyor. Sizde Playstation'daki PES keyfini bilgisayarınızda da yaşamak istiyorsanız bu kollardan mutlaka edinmelisiniz. Ayrıntılı bilgi ve resimler <a href="http://64.233.179.104/translate_c?&u=http://pc.watch.impress.co.jp/docs/2008/0208/everg.htm" target="_blank">burda.</a></p> ufurihttp://www.blogger.com/profile/08267111005438780089noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-586964714792377411.post-68128979198737314602008-02-20T18:55:00.001+02:002008-02-20T18:55:57.696+02:00Çabuk Kahve<a href="http://lh3.google.com/ufuk86/R7xbl6DrUhI/AAAAAAAAAu0/2fYsrZtuzcs/tefalquickcup7"><img style="border-top-width: 0px; border-left-width: 0px; border-bottom-width: 0px; border-right-width: 0px" height="232" alt="tefalquickcup" src="http://lh4.google.com/ufuk86/R7xbnKDrUiI/AAAAAAAAAu8/YS7FiJekEe4/tefalquickcup_thumb5" width="204" align="right" border="0" /></a> <p style="text-align: justify"><span style="padding-right: 5px; font-size: 75px; float: left; width: 46px; color: deepskyblue; line-height: 60px; padding-top: 1px; font-family: times; height: 51px">T</span>efal'in Quick cup adlı bu ürünü sayesinde çay ve kahve keyiflerinizi çok daha çabuk yaşayabilirsiniz. Çünkü Quick Cup için su ısıtmak sadece 3 saniye sürüyor. Evet bu demek oluyorki siz bu yazının tamamını okuyana kadar suyunuz çoktan kaynamış olacak. Sıradan su ısıtıcılarınızı bir kenara atıp, çayınızı ve kahvenizi anında içebilmek için Quick Cup'ı edinebilirsiniz. Tabi henüz sadece Avusturalya'da satılan bu ürüne sahip olmak için biraz daha beklemeliyiz. Şimdilik fiyat etiketi ise 130$. Ayrıntılı bilgi ve resimler <a href="http://www.gizmag.com/tefal-quick-cup-instant-hot-tea/8814/" target="_blank">orda</a>, <a href="http://gizmodo.com/356642/tefal-quick-cup-boils-water-faster-than-you-can-read-this-abnormally-long-headline-that-we-are-stretching-out-ok-done" target="_blank">burda</a>, <a href="http://gadgets.boingboing.net/2008/02/14/tefal-quickcup-hot-w.html" target="_blank">şurda</a>, <a href="http://www.quickcup.com.au/" target="_blank">heryerde</a>. </p> ufurihttp://www.blogger.com/profile/08267111005438780089noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-586964714792377411.post-17235732316283922008-02-19T19:20:00.001+02:002008-02-19T19:20:00.251+02:00Dünyanın En Büyük Güneş Paneli Çiftliği<a href="http://lh4.google.com/ufuk86/R7sPuaDrUfI/AAAAAAAAAuk/RwzQ3OJkCsI/jumilla_solar_farm5"><img style="border-top-width: 0px; border-left-width: 0px; border-bottom-width: 0px; border-right-width: 0px" height="321" alt="jumilla_solar_farm" src="http://lh5.google.com/ufuk86/R7sPvqDrUgI/AAAAAAAAAus/LF3Bv4cG53g/jumilla_solar_farm_thumb3" width="446" border="0" /></a> <p style="text-align: justify"><span style="padding-right: 5px; font-size: 75px; float: left; width: 44px; color: deepskyblue; line-height: 60px; padding-top: 1px; font-family: times; height: 50px">E</span>lektrik üretimini en temiz yapan teknolojilerden biridir Güneş panelleri. İspanyada kurulan bu devasa çiftlik 20,000 eve güç sağlıyor. Yaklaşık 100 hektar olan bu alan, içinde 120,000 adet güneş paneli barındırarak 20 megawatt elektrik üretebiliyor. Bu panellerin İspanya'nın güneyindeki Jumilla'da kurulması tesadüfi bir seçim değil. Uzmanlar bu bölgenin yılın 300 günü güneşli olduğunu söylüyorlar. Böylece panellerden maksimum derecede verim almak mümkün oluyor. Yıllık 28 milyon $ getiri sağlaması öngörülen bu paneller, atmosferdeki CO2 oranını yılda 42,000 ton azaltması bekleniyor. Tabi birde şöyle bir nokta varki, yapıldığı alana bakacak olursak yapımı için binlerce ağaç kesilmiş olmalı. İnsanoğlu teknolojinin nimetlerinden yararlanmak için doğayı katletmeye devam ediyor malesef. Öyle ya da böyle İspanya'daki enerji üretiminin %7'lik kısmı artık bu panellerden gerçekleşecek. </p> ufurihttp://www.blogger.com/profile/08267111005438780089noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-586964714792377411.post-88287064438482386112008-02-19T01:21:00.001+02:002008-02-19T01:23:19.417+02:00Pilli Cep Telefonu<p><a href="http://lh4.google.com/ufuk86/R7oS8qDrUbI/AAAAAAAAAuE/EjS4OPsyfs0/Xenium99u14"><img style="border-top-width: 0px; border-left-width: 0px; border-bottom-width: 0px; margin: 0px 0px 0px 10px; border-right-width: 0px" height="157" alt="Xenium99u1" src="http://lh4.google.com/ufuk86/R7oS9qDrUcI/AAAAAAAAAuM/VXv0XoeSGzs/Xenium99u1_thumb2" width="244" align="right" border="0" /></a> </p> <p style="text-align: justify"><span style="padding-right: 5px; font-size: 75px; float: left; width: 51px; color: deepskyblue; line-height: 60px; padding-top: 1px; font-family: times; height: 50px">U</span>zun pil ömürlü cep telefonu deyince akla gelen ilk firma hiç şüphesiz Philips oluyor. Ürettiği telefonlarda multimedia özelliklerinden çok inanılmaz batarya süreleriyle ön plana çıkıyor. Örneğin Philips Xenium 9@9u isimli telefon 740 saat bekleme süresiyle yaklaşık bir ay boyunca kesintisiz iletişim kurabilirsiniz. Bunun yanında radyosu, mp3 playerı, 2 megapiksel kamerası, bluetooth, usb ve micro sd girişleri gibi mutimedia özellikleri de sunan telefonu alarak güzel bir seçim yapabilirsiniz. </p> <p align="justify"><a href="http://lh4.google.com/ufuk86/R7oS-qDrUdI/AAAAAAAAAuU/dIGUOf8GqZU/philipsbatteryphone4"><img style="border-top-width: 0px; border-left-width: 0px; border-bottom-width: 0px; margin: 0px 10px 0px 0px; border-right-width: 0px" height="199" alt="philips-battery-phone" src="http://lh4.google.com/ufuk86/R7oS_qDrUeI/AAAAAAAAAuc/pHuTaJyrd8k/philipsbatteryphone_thumb2" width="244" align="left" border="0" /></a> Benim asıl bahsetmek istediğim model ise yeni duyurulan Xenium 9@9j modeli. Bu telefon da önceki gibi 740 saat bekleme süresi sunuyor ama bir farkla. 9@9j'de birde pil yuvası var. Telefona takılan her ince (AAA) pil ekstra 3 saat görüşme süresi (bekleme değil) sağlıyor. Böylece şarjı biten telefonunuzla çaresiz kalmak yerine en yakın marketten bir ince pil alarak önemli görüşmelerinize devam edebilirsiniz. Bu pil telefonun ağırlığını ve boyutunu elbette olumsuz etkiliyor ama bataryaya bağlı kalmamak gibi büyük bir avantajı da yanında getiriyor.</p> ufurihttp://www.blogger.com/profile/08267111005438780089noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-586964714792377411.post-72562368583503560212008-02-18T00:23:00.001+02:002008-02-18T00:26:25.874+02:00Apple Tuvalet Yaparsa<p><a href="http://lh6.google.com/ufuk86/R7izxqDrUXI/AAAAAAAAAt8/2sYz95VnFDM/Apple-Marbles%5B3%5D"><img style="border-right: 0px; border-top: 0px; margin: 0px 0px 0px 10px; border-left: 0px; border-bottom: 0px" height="180" alt="Apple-Marbles" src="http://lh6.google.com/ufuk86/R7izyqDrUYI/AAAAAAAAAuA/NL6bjBIK6TU/Apple-Marbles_thumb%5B3%5D" width="211" align="right" border="0" /></a> </p> <p style="text-align: justify"><span style="padding-right: 5px; font-size: 75px; float: left; width: 50px; color: deepskyblue; line-height: 60px; padding-top: 1px; font-family: times; height: 50px">B</span>aşlık çok enteresan oldu kabul ediyorum. Bir yanda tasarımın dibine vurmuş, ürettiği teknoloji ve tasarım harikası ürünlerle kullanıcıların ağzını açık bırakan firma Apple, diğer tarafta ise her gün uğradığımız ve birtakım sesli aktivitelere giriştiğimiz tuvalet =) İkisinin birleşmesi çok zor gibi görünse de bunu gerçekleştiren bir ürünün tanıtımını okuyorsunuz şuanda. Ürünümüzün adı Air Poo. Ve neredeyse bütün Apple ürünlerini biraraya getirecek donanıma sahip. Bunlar neler mi? Devamını okuyun...</p> <p></p> <span class="fullpost"> <p><a href="http://lh4.google.com/ufuk86/R7iz0KDrUZI/AAAAAAAAAts/wrIfx7axvhU/airpoo21"><img style="border-top-width: 0px; border-left-width: 0px; border-bottom-width: 0px; border-right-width: 0px" height="371" alt="airpoo" src="http://lh4.google.com/ufuk86/R7iz1KDrUaI/AAAAAAAAAt0/axNwefZDKw8/airpoo_thumb15" width="382" border="0" /></a> </p> <p align="justify">Evet resimde gördüğünüz gibi ürünümüz gerçek manada alafranga bir tuvalet. Tabi tahmin ediyorum ki evinizdekinden biraz daha komplike olmalı bu.  Öncelikle 1 numarada gördüğünüz bir ipod ünitesi. Bu sayede ipodunuzu sokete takıp iki yanındaki hoparlörlerden surround ses alabilir ve favori müziğiniz eşliğinde sı...bilir.... ee evet devam edelim =) 2 numaralı alanda iphone' daki çoklu dokunmatik ekran özelliğinden esinlenerek dokunmatik sifon yapılmış. Bu çoklu dokunmatik ekran sayesinde iki parmağınızı birden kullanarak kullanmak istediğiniz suyun büyüklüğünü ayarlayabiliyorsunuz. Tabi yeterli su miktarını ayarlayabilmek için önce deliğe bakıp ne haltlar yediğinizi görmeniz gerekli =) 3 numarada ise Macbook Air için bir giriş bulunmakta. İnternetten tuvalette de vazgeçmek istemeyenler için. 4 numara ise bitarafınızın rahatlığı için sıcaklığı ayarlanabilir ve yumuşak malzemeden yapılmış. </p> <p align="justify">Bu kadar teknolojinin arasında rahatça işinizi görebilirseniz ne mutlu size. Ama bence buraya oturduktan sonra asıl amacınızı tamamen unutup gününüzün büyük bir bölümünü tuvalette geçirebilirsiniz dikkat edin =) Bu arada başlığı "Apple Tuvaletini Yaparsa" şeklinde algılayan arkadaşlar varsa kendilerini tebrik eder başarılarının devamını dilerim. Şu ürün bile yanınızda daha az fantastik kalıyor =)</p> <p>(Yazdığım en boktan yazı oldu sanırım ama yazarken çok eğlendim=)</p> </span> ufurihttp://www.blogger.com/profile/08267111005438780089noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-586964714792377411.post-30497079596725647742008-02-17T05:51:00.001+02:002008-02-17T05:51:10.547+02:00ZZZZzzzz....<a href="http://lh4.google.com/ufuk86/R7evJaDrUTI/AAAAAAAAAs8/0Hm9ElSFfQ0/imageshowtosleepatwork15"><img style="border-top-width: 0px; border-left-width: 0px; border-bottom-width: 0px; border-right-width: 0px" height="156" alt="imageshowtosleepatwork-1" src="http://lh3.google.com/ufuk86/R7evKKDrUUI/AAAAAAAAAtE/ZIQfZ_VbbA0/imageshowtosleepatwork1_thumb3" width="232" border="0" /></a> <a href="http://lh6.google.com/ufuk86/R7evK6DrUVI/AAAAAAAAAtM/Ihu_bTfC814/imageshowtosleepatwork24"><img style="border-top-width: 0px; border-left-width: 0px; border-bottom-width: 0px; border-right-width: 0px" height="155" alt="imageshowtosleepatwork-2" src="http://lh4.google.com/ufuk86/R7evLaDrUWI/AAAAAAAAAtU/czsLFa_PaQk/imageshowtosleepatwork2_thumb2" width="230" border="0" /></a> <p style="text-align: justify"><span style="padding-right: 5px; font-size: 75px; float: left; width: 52px; color: deepskyblue; line-height: 60px; padding-top: 1px; font-family: times; height: 50px">H</span>ani bazı zamanlar vardır. Öyle uykunuz olur ki bikaç dakika uyusanız kendinize gelecek gibi hissedersiniz. Ama okul ve iş şartları buna pek müsade etmez. İşte böyle anlarda yardımınıza göz kapağı yapışkanları yetişiyor. Birkaç dakikalık kestirme için tek yapmanız gereken göz şeklindeki bu çıkartmalardan gözünüze en çok benzeyeni seçip göz kapağınıza yapıştırmanız. Bu şekilde kimse farketmeden şekerlemenizi yapıp gücünüzü geri kazanabilirsiniz. Elbette bu işi yaparken patronunuza veya öğretmeninize yakalanma riski de var. Eğer hiç riske girmek istemiyorsanız kendinize bir bardak kahve alıp uykunuzu açmaya çalışabilirsiniz. Bu yapışkanlar uykuyu seven bir millet olarak çoğu kişinin hoşuna gidecektir ama henüze nerden edinebileceğiniz konusunda bir fikir sahibi değilim. Belki de internetten bir göz resmi bulup yazıcınızdan çıkarmak bile işinizi görecektir. </p> ufurihttp://www.blogger.com/profile/08267111005438780089noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-586964714792377411.post-66684275172610379662008-02-16T17:01:00.001+02:002008-02-16T17:30:40.149+02:00Mimlemecilik: Nasıl Başarısız Blog Yazılır?<p style="text-align: justify"><a href="http://lh5.google.com/ufuk86/R7cBmqDrURI/AAAAAAAAAss/e4qZBV_ungg/newspaper%5B6%5