tag:blogger.com,1999:blog-57508390116758353212009-07-14T14:21:39.214-07:00çınarağacıcinarhttp://www.blogger.com/profile/08672510571772878751noreply@blogger.comBlogger305125tag:blogger.com,1999:blog-5750839011675835321.post-24291539271327362892009-07-14T06:05:00.000-07:002009-07-14T06:27:56.083-07:00Coraline, 2009 (8,0)Karşımdakinden beklediğim tek şey samimiyet belki de. İnsan sevse de sevmese de samimi olursa sorun olmuyor gibi geliyor. Ama tabi sevdiğinden gösterdiğin samimiyeti göremiyorsan kötü etkileniyorsun.<br /><br />Ben insanlara bir anda güvenemem. Ama güvendiğimde de sonuna kadar güvenmek isterim. Ya hep ya hiç derler ya, tam da beni anlatır. Bu doğrudur ya da yanlıştır ama böyledir bende. İşte o güven boşa çıkarsa ya da sarsıldığını hissedersem karşımdakiyle kurduğum bütün dünya yıkılır. <br /><br />Ben mi tuhafım bu aralar yoksa insanlar mı tuhaf, çok mu üstüme geliyorlar ona da karar verebilmiş değilim. <br /><br />Neyse, sıcaklardan bunalmış, içindeki dengeyi bu aralar kaybetmiş biri olarak en son seyrettiğim filmlerden bahsedeyim biraz. Hoş bir anime olan Coraline, sonuna kadar dayanabildiğim Doubt, üzerinden epey geçti ama Knowing, işte yazmayınca unuttuğum birkaç film daha. Bu arada Grey’s Anatomy’nin de 5. sezonuna başlamışım ama ara verince onu bile unutmuş bir insan duruyor karşınızda. Ben bu hafızayı ne yapacağım onu bilemiyorum. Hafızam için ilaç aldım ama onu da içmeyi unuttuğum için bir hayrını göremedim :( Her neyse Grey’ste 11. bölüme geldim. Kesin ben bunları da yazmışımdır daha önce :)<br /><br /><a href="http://2.bp.blogspot.com/_oq5IWEd0YxA/SlyD3BKDImI/AAAAAAAACXI/94J4KLU4iYo/s1600-h/coraline.jpg"><img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 216px; height: 320px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_oq5IWEd0YxA/SlyD3BKDImI/AAAAAAAACXI/94J4KLU4iYo/s320/coraline.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5358302637890675298" /></a> <br /><br />Coraline 2009 yapımı bir Henry Selick animesi. 1993’te The Nigtmare Before Christmas adındaki animenin yönetmeni de Henry Selick’ti. Oradan bir sevmişliğimiz var. O anime çok daha iyiydi bu arada. Seyretmediyseniz kesinlikle tavsiye ederim. Müzikleri de çok eğlenceliydi. Bu animede kahramanımız Coraline (Caroline değil evet) ailesiyle pembe eve taşınır. Burası çok büyük bir evdir. Üst katlarında sirk ustası Bay Bobinsky oturmaktadır. Alt katlarındaysa Spink Hanım ile Forcible Hanım oturmaktadır. Evin sahibinin torunu Wybie ile de tanışır. <br /><br /><a href="http://4.bp.blogspot.com/_oq5IWEd0YxA/SlyEO1li6AI/AAAAAAAACXQ/gnM_o1J00Xo/s1600-h/020609coraline5.jpg"><img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 192px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_oq5IWEd0YxA/SlyEO1li6AI/AAAAAAAACXQ/gnM_o1J00Xo/s320/020609coraline5.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5358303047101638658" /></a> <br /><br />Coraline annesi ve babasından beklediği ilgiyi göremediği için sürekli üzgündür. Onların dikkatini çekmeye çalışsa da başarılı olamaz. Bir gün evi keşfetmeye çıktığında salonda küçük bir kapı fark eder. Annesinden bu kapıyı açmasını ister ısrarla. Sonunda annesi gelir ve uygun anahtarı bularak kilidi açar. Coraline hayal kırıklığına uğrar bir anda çünkü kapının arkası tuğla ile örülmüştür. <br /><br /><a href="http://3.bp.blogspot.com/_oq5IWEd0YxA/SlyE2yZxjuI/AAAAAAAACXg/RmBWtZb7JsM/s1600-h/coraline_movie_image__6_.jpg"><img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 193px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_oq5IWEd0YxA/SlyE2yZxjuI/AAAAAAAACXg/RmBWtZb7JsM/s320/coraline_movie_image__6_.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5358303733441728226" /></a> <br /><br />Akşam olup da Coraline uykuya dalınca bir sesle uyanır. Kapısında minik bir zıplayan fare vardır. Anında yataktan fırlar Coraline ve minik fareyi takip eder. Fare salondaki minik kapıya kadar gider ve kapıdan geçer! Coraline çok şaşırır ve takip eder minik fareyi. Karşı tarafa geçtiğinde yine hayal kırıklığı yaşar. Kendi salonlarına geri dönmüştür çünkü. Tek değişiklik mutfaktan gelen kokudur. Normalde annesi çok yoğun bir iş kadını olduğundan, babasıysa evde çalıştığından yemek işleri babasından sorulur. <br /><br /><a href="http://2.bp.blogspot.com/_oq5IWEd0YxA/SlyFbjxppmI/AAAAAAAACXw/OVJjDbJioKQ/s1600-h/Coraline_OtherMother-thumb-550x332-12845.jpg"><img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 193px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_oq5IWEd0YxA/SlyFbjxppmI/AAAAAAAACXw/OVJjDbJioKQ/s320/Coraline_OtherMother-thumb-550x332-12845.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5358304365170501218" /></a><br /><br />Kokuyu da takip eder Coraline :) Annesi yemek pişirmektedir! Normalde giymediği kadınsı ve güzel kıyafetler içindedir. Ama yüzünü Coraline’a döndüğünde gözlerinin düğme olduğunu fark eder Coraline. Ben senin öteki annenim der annesi kılığındaki kadın. Yukarıdaki de öbür baban. Yukarı çıkar Coraline. Babası yine odasındadır ama piyano çalmaktadır! :) Herkes normaldekinden değişiktir ve çok eğlencelidir bu evde. Yemekler şahanedir. Coraline’ın odası bile renk cümbüşü içindedir. Patlayana kadar yer Coraline. Sonra odasına gider ve uykuya dalar. <br /><br />Sabah olup da uyandığında yine o eski renksiz yatağındadır. Üzülür bu duruma. Günlük hayatına devam eder. Wybie ile takılır. Wybie’nin kedisinden hoşlanmaz.<br /><br /><a href="http://1.bp.blogspot.com/_oq5IWEd0YxA/SlyEknbgAtI/AAAAAAAACXY/NrE4PfWlVb4/s1600-h/coraline_movie_image__4_.jpg"><img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 192px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_oq5IWEd0YxA/SlyEknbgAtI/AAAAAAAACXY/NrE4PfWlVb4/s320/coraline_movie_image__4_.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5358303421258531538" /></a> <br /><br />Akşam uykuya dalmadan minik fare yine gelsin diye kapı girişine peynir bırakır. Ve fare yine gelir. Coraline yine onu takip eder ve sihirli kapıdan geçer. Günler bu şekilde devam eder, bir gün Coraline fareye ihtiyaç duymadan kapıdan geçmeyi başarır! Diğer tarafta çok eğlendiği ve ailesinden ilgi gördüğü için o tarafa geçmek ister sürekli. <br /><br /><a href="http://2.bp.blogspot.com/_oq5IWEd0YxA/SlyFGlPt9aI/AAAAAAAACXo/HRjzxJvCgEA/s1600-h/coraline_bg.png"><img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 218px; height: 320px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_oq5IWEd0YxA/SlyFGlPt9aI/AAAAAAAACXo/HRjzxJvCgEA/s320/coraline_bg.png" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5358304004787795362" /></a><br /><br />Diğer annesi sürekli orada kalabileceğini söyler. Ama bunun için gözlerini çıkarıp yerine ona verdiği düğmeleri dikmesi gerekmektedir. Coraline birden soğur öbür anne-babasından ve öbür taraftan. Ve hemen yatağına koşar uykuya dalıp kendini güvende hissettiği gerçek evine gidebilmek için. Uyur. Uyanır. Ama hala karşı taraftadır. <br /><br />Annesine gidip oradan gitmek istediğini söyler. Annesi uzar, uzar, incelir ve şeklini değiştirir. Artık karşısında ürkütücü bir kadın durmaktadır ve Coraline’ın oradan gitmesine izin vermez. Onu iyi bir çocuk olmayı öğrenene kadar aynanın arkasına hapseder. Orada 3 ruhla karşılaşır Coraline. Üçü de zamanında kendisi gibi hapsedilmiştir buraya. Bu tarafın büyüsüne kapılıp gözlerinin çıkarılmasına ve düğmelerin dikilmesine izin vermişlerdir. Ama şimdi gözleri olmadığı için ruhları huzur da bulamamaktadır. Coraline’dan gözlerini bulmasını rica ederler.<br /><br />Coraline gözleri bulup bu taraftan kaçabilecek midir?<br /><br />Hehe bu kadar anlatma yeter. Gerisini de seyredip görürsünüz artık. Ben animeleri çok seviyorum zaten. Ama dediğim gibi The Nightmare Before Christmas daha güzeldi. Tim Burton animelerinin de hastasıyız zaten.<br /><br /><a href="http://2.bp.blogspot.com/_oq5IWEd0YxA/SlyHfpXpxlI/AAAAAAAACX4/Wnchw69lUr8/s1600-h/dakota-fanning-smiling.jpg"><img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 256px; height: 320px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_oq5IWEd0YxA/SlyHfpXpxlI/AAAAAAAACX4/Wnchw69lUr8/s320/dakota-fanning-smiling.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5358306634414802514" /></a><br /><br /><a href="http://1.bp.blogspot.com/_oq5IWEd0YxA/SlyHoOJWSZI/AAAAAAAACYA/2GCleedRl80/s1600-h/1108-dakota%2Bfanning-1.jpg"><img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 214px; height: 320px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_oq5IWEd0YxA/SlyHoOJWSZI/AAAAAAAACYA/2GCleedRl80/s320/1108-dakota%2Bfanning-1.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5358306781725870482" /></a> <br /><br />Gelelim seslendirenlere. Coraline’ı Dakota Fanning seslendirmiş. Koca kız olmuş ya. 1994 doğumlu. Onu ilk olarak 7 yaşında oynadığı I Am Sam adlı filmden biliyoruz diyebilirim aslında. Ama ben sıkı bir ER takipçisi olarak daha önce görmüştüm kendisini. Zaten onun haricinde CSI, Ally McBeal gibi dizilerde oynamışlığı da var. 2005’te Tom Cruise’in kızı rolünde War Of The Worlds isimli bence çok kötü olan bir filmde oynamıştı. <br /><br /><a href="http://4.bp.blogspot.com/_oq5IWEd0YxA/SlyHykA_HfI/AAAAAAAACYI/Ycb4c4a8YxI/s1600-h/teri-hatcher-b.jpg"><img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 255px; height: 320px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_oq5IWEd0YxA/SlyHykA_HfI/AAAAAAAACYI/Ycb4c4a8YxI/s320/teri-hatcher-b.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5358306959395069426" /></a> <br /><br />Coraline’ın iki annesini birdense Teri Hatcher seslendirmiş. Onu da son yılların gözdesi Desperate Housewives isimli diziden biliyoruz. Daha öncesinde benim yine severek seyrettiğim Superman (Luis & Clark: The New Adventures Of Superman) dizisinde oynamıştı. Aslında ondan da önce Tango & Cash’te oynamıştı. Ben ilk oradan hatırlıyorum hatta kendisini. 1997’de bir James Bond filmi olan Tomorrow Never Dies’ta oynadı. <br /><br />Unutmadan söyleyeyim, IMDB puanı oldukça yüksek : 8,0.<div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5750839011675835321-2429153927132736289?l=cinardan.blogspot.com'/></div>cinarhttp://www.blogger.com/profile/08672510571772878751noreply@blogger.com0tag:blogger.com,1999:blog-5750839011675835321.post-32136263715379805822009-07-10T07:10:00.000-07:002009-07-10T07:27:33.095-07:00Sıkıntı / üzüntü ve muz kabuğuYazamadım, sıkıntılıyım vıdı vıdı vudu...<br /><br />Ama hala buradayım. Merak edenlere teşekkür eder sevgilerimi istirham ederim. Kısaca özet geçmek istiyorum.<br /><br />8 Temmuz sevgili dostum Uzunbacak'ın doğumgünüydü. Tekrar nice yıllara, nice güzel yaşlara canım arkadaşım. Hep sevdiklerinle, ve mümkünse hep bizle tabi ki :) Bundan sonra yanımızda Tuna'cım da olunca her şey tastamam olacak Çınar'a kadar :))<br /><br />Sonraki gün yani 9 temmuz da yine kadim dostum Emre'nin doğumgünüydü. Ona da aynı dileklerle. Hayat dostlarla güzel :)<br /><br />Sonraki gün, yani bugün yine çok sıcaktı. Sıcaktan baygınlık geçirecektim neredeyse. Klima bile hafifletmedi sıkıntımızı yani o derece. Tabi bunda öğlen yediklerimizin de etkisi büyük olsa gerek. İki gün önceden arkadaşlarla sözleşmiştik. Herkes bir çeşit yapsın, öğlen hep birlikte bahçeye çıkıp piknik mahiyetinde bir zaman geçirelim diye. Çok iyi hoş oldu da sonrası baya sıkıntılı oldu işte.<br /><br />Evelsi gün meme ultrasonum için kontrole gittim. Daha önce 3 ay sonraya kontrol vermişlerdi. 3 olan sayı bu sefer 6'ya çıktı. Biraz moralim bozuldu elbette. 3 ayda bu kadar çoğalması mümkün değilmiş. Önce bakan arkadaş görmemiştir muhtemelen dedi ultrason doktoru. Cerrah olan kendi doktorum da aynı şekilde yorumladı durumu. İkisinin de uzlaştığı bir nokta daha vardı. Bu 6 sertliğin hepsi de fibroadenom olduğu için korkulacak bir şey yokmuş. 3 ay sonraya bir kontrol daha yazıldı tabi :(<br /><br />Bu haftasonu kendimizi deniz kenarı güzel bir yere, mesela Kerpe'ye atalım dedik biz de. Hava durumundan sonra planlarımız tam anlamıyla suya düştü. Plansız bir haftasonu geçireceğiz sanırım.<br /><br />2 senedir fazladan yaptığımız işler için bundan sonra ilave ücret alacağımızı öğrendik. Tabi ki çok sevindik. Hatta yazının maliyeye intikal ettiğini ve o noktaya geldikten sonra elbette imzalanıp 1-2 ay içinde maaşlarımıza ek olarak gelebileceğini duymak bu sıcaklarda süper bir serinlik gibi geldi :) Yine de alana kadar bir kesinlik yok elbette. Bu devletin işleri belli olmaz malum..<br /><br />Ferhan Şensoy'un Karagöz ile Boşverinbeni'sini bitirdim. Diğer kitapları kadar zevk almadım. Kumrular ve sıkıcı iş hayatı ile ablasının evlen baskısı hakkında kareler vardı. O bitince elime Aslı Erdoğan'ın Taş Binalar'ını aldım. Henüz başındayım.<br /><br />Devrim Arabaları'nı seyrettim. Çok üzüldüm, çok hırslandım, kötü adamlara lanet ettim ve sonunda ağladım. Eskişehir'e kadar gidip de Tülomsaş'a giremediğimize bir kere daha pişman oldum.<br /><br />Sonbahar'ı seyrettim. Tahmin ettiğim kadar etkilenmedim. Bu aralar çok ruhsuzum zaten. Belki de ondan bilmiyorum. Kötü film demiyorum yanlış anlaşılmasın. Ama beni derinden etkilemedi.<br /><br />Fringe'in ilk sezonunu bitirdik ve üzüldüm.<br /><br />Bu aralar bir de taşikardim başladı. Psikolojik, fiziksel her türlüsünden olmaya başladım sonunda. İşte hastanede çalışınca hastanenin doktorunu seçmek mecburiyetinde kalıyorsun "etik olarak". Ama istemiyorum. Hacettepe'ye gidip tam teşekküllü muayene olmak istiyorum. Eko, Efor yaptırıp Holter taktırmak istiyorum. Direkt sevk de etmiyorlar "etik olarak". Yasadaki açık kapıyı arıyorum. Hatta buldum sanırım. Ama önümüzdeki haftasonu nöbetçiyim, sonra da izne çıkacağım. Bu iş de Ağustos'a ertelenecek bu şekilde. <br /><br />Şimdilik bu kadar.<div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5750839011675835321-3213626371537980582?l=cinardan.blogspot.com'/></div>cinarhttp://www.blogger.com/profile/08672510571772878751noreply@blogger.com10tag:blogger.com,1999:blog-5750839011675835321.post-723818635491013902009-06-25T06:34:00.000-07:002009-06-25T12:24:47.508-07:0025.06.2005 :)<a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_oq5IWEd0YxA/SkN_GTlFjVI/AAAAAAAACXA/n53bDOu5bbs/s1600-h/DSC_0133.JPG"><img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 213px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_oq5IWEd0YxA/SkN_GTlFjVI/AAAAAAAACXA/n53bDOu5bbs/s320/DSC_0133.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5351260528558050642" /></a><br />“Nasıl evlilik teklifi aldınız?” diye sordu öğretmen. Kimi kıkırdadı bu soru karşısında, kimi huzursuzca kıpırdandı oturduğu yerde, kimi de hiç umursamadı. <br /><br />- Sen anlat bakalım nasıl aldığını.<br />- Benimki çok özeldi burada anlatamam!<br />- …<br />- Peki, o zaman sen anlat.<br />- Ayyy benimki de çok özeldi, ben de anlatamam!<br />- Teklifin özeli nasıl oluyor sayın öğrenciler? Hep de böyle söylerler ben de hiç anlamam. Burada anlatılamayacak kadar özel ne olabilir ki yani? Ben de aldım evlilik teklifi. Evlenir misin dedi ben de evet dedim. Hayret yani.<br />- (Bana sormasın, bana sormasın hiç uğraşamam şimdi)<br />- Evet, sen söyle o zaman, sen nasıl aldın bu teklifi?<br />- (Haydaaaa!) Ben evlilik teklifi almadım..<br /><br />Bütün gözler bir anda genç kadına çevrildi. Herkes onun evli olduğunu biliyordu. Nasıl yani, yoksa o mu kocasına evlenme teklif etmişti? Olacak şey değil!<br /><br />- Ben evlilik teklifi almadım. Eşimle çıkıyorduk (çıkmak da ne demekse, aslında bu kelimeyi buraya yakıştırmıyorum ama flört demek de çok sosyetik geliyor :) ). Sonra bir anda, evlendiğimizde evimize şunu alırız bunu koyarız derken bulduk birbirimizi. Ve bir baktık “evet” diyoruz :=)<br /><br />Ayyyy benimki de çok özeldi ama anlatıverdim işte burada :)<br /><br />Velhasıl 4 sene geçti “evet” dememizin üzerinden :) Pembe panjurlu bir evde mi yaşıyoruz? Hayır. Masallardaki gibi mi geçiyor her günümüz? Hayır. Eh, ben prenses değilim eşim de prens değil, bir masalda yaşamıyoruz. Ama her şeye rağmen seviyoruz birbirimizi. Önemli olan da “için” değil “rağmen” sevebilmek değil mi? (birilerinin kulakları çınlasın). Elbette ara sıra tartışıyoruz, bazen ikimiz de tembellik edip iş bölümünden kaçıyoruz, birbirimizi sinirlendirecek eylemlerde bulunuyoruz :) ama sonuç olarak mutluyuz ve iyi ki diyoruz. Hayatımızı paylaşıyoruz ve paylaştıkça değerini artırıyoruz her şeyin. Başımıza iyi bir şey geldiğinde (bu otorup dondurma yemek de olabilir) keşke o da yanımda olsaydı diye düşünüyoruz. <br /><br />İkinci velhasıl nice seneleri hep birlikte geçirmek istiyoruz.<br /><br />Kutlu, mutlu olsun işte :)<br /><br /><span style="font-style:italic;">Hamiş : İngilizce sohbet dersleri alıyordum ya geçen sene bir aralar, yukarıdaki sohbet de o esnada yaşandı :)<br /><br />Hamiş 2 : imeem'den 30 saniyelik demolar haricinde bir şey çalamıyorum artık. nedendir bilen var mı acaba? ya da imeem alternatifi bilen var mı? :) O zamana kadar Queen'den Love Of My Life'ı dinliyormuş gibi yapalım hep birlikte :))</span><div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5750839011675835321-72381863549101390?l=cinardan.blogspot.com'/></div>cinarhttp://www.blogger.com/profile/08672510571772878751noreply@blogger.com20tag:blogger.com,1999:blog-5750839011675835321.post-52520548235708636832009-06-12T20:27:00.000-07:002009-06-12T20:49:14.232-07:00True Blood<a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_oq5IWEd0YxA/SjMeGFTdM4I/AAAAAAAACWQ/pVMQsrXeHVQ/s1600-h/truebloodposter_l.jpg"><img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 240px; height: 320px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_oq5IWEd0YxA/SjMeGFTdM4I/AAAAAAAACWQ/pVMQsrXeHVQ/s320/truebloodposter_l.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5346650272470741890" /></a><br /><br />Yeni bir diziye başladık. Seyretmeye başladıktan birkaç dakika sonra başroldeki kız kim diye sordu Badem. I ıh tanıyamadım. Meğer bizim Rogue’muş :) (X-Men serisi)Çok değişik geldi bana ya. Dizi de böyle hem değişik hem basit geldi ama oturup seyrediyoruz yine de :) Hani mutlaka seyredin diyeceğim türden değil ama vakit geçirmek için güzel. <br /><br /><a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_oq5IWEd0YxA/SjMgTOmRBvI/AAAAAAAACWY/06OiEFtRD0c/s1600-h/s.jpg"><img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 212px; height: 320px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_oq5IWEd0YxA/SjMgTOmRBvI/AAAAAAAACWY/06OiEFtRD0c/s320/s.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5346652697327109874" /></a><br /><br />Başrollerdeki güzel kızımız Sookie (Anna Paquin) bir barda garson olarak çalışmaktadır. İnsanların düşüncelerini duyma gibi bir kabileyi vardır. Ama bunu yakın arkadaşları dışında kimse bilmez.<br /><br /><a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_oq5IWEd0YxA/SjMhTymVcgI/AAAAAAAACW4/MBK28qWuZVA/s1600-h/TrueBlood_RyanKwanten.jpg"><img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 213px; height: 320px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_oq5IWEd0YxA/SjMhTymVcgI/AAAAAAAACW4/MBK28qWuZVA/s320/TrueBlood_RyanKwanten.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5346653806502703618" /></a> <br /><br />Sookie’nin abisi Jason (Ryan Kwanten) aklı fikri kadın kızda olan biridir. Bu yüzden başı da sıklıkla derde girer.<br /><br /><a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_oq5IWEd0YxA/SjMgm-J3lFI/AAAAAAAACWg/NIOflTHTAzo/s1600-h/sam.jpg"><img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 214px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_oq5IWEd0YxA/SjMgm-J3lFI/AAAAAAAACWg/NIOflTHTAzo/s320/sam.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5346653036510418002" /></a> <br /><br />Sookie’nin patronu Sam (Sam Trammel) Sookie’den hoşlanmaktadır ama bunu ona bir türlü söyleyemez. Sookie’ye düşüncelerini okuyabileceğini söyler sürekli ama Sookie bu yeteneğini tanıdıklarının üzerinde kullanmamaya çalışmaktadır.<br /><br /><a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_oq5IWEd0YxA/SjMgy8yBwlI/AAAAAAAACWo/zU3E942nIjc/s1600-h/tara.jpg"><img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 224px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_oq5IWEd0YxA/SjMgy8yBwlI/AAAAAAAACWo/zU3E942nIjc/s320/tara.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5346653242300416594" /></a> <br /><br />Sookie’nin yakın arkadaşı Tara (Rutina Wesley) da küçüklüğünden beri Jason’a ilgi duymaktadır ama bu başkalarıyla olması için onu engellemez.<br /><br /><a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_oq5IWEd0YxA/SjMg7kFUhUI/AAAAAAAACWw/RYJjevkdp8Q/s1600-h/bil.jpg"><img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 213px; height: 320px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_oq5IWEd0YxA/SjMg7kFUhUI/AAAAAAAACWw/RYJjevkdp8Q/s320/bil.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5346653390289274178" /></a> <br /><br />Bir gün bara Vampir Billy (Stephen Moyer) gelir. Bütün gözler ona çevrilir. Sookie de şaşkındır ama bunun sebebi bir vampirin bara gelmesi değil hayatında ilk defa birinin düşüncelerinin sesini duyamamasıdır. Sookie Billy’yle ilgilenmeye başlar. Onun yanında sessiz, sakin ve huzurludur ama etrafındakiler hep onun yanıldığını düşünür. Ne de olsa Billy vampirdir. Üstelik kasabalarında katili meçhul cinayetler de işlenmeye başlamıştır. <br /><br />Her bölümde ayrı bir olay var ama hep birbiriyle bağlantılı tabi. Yine de ortadan başlarsanız yukarıda yazdıklarım konuyu yakalamanız için yeterli olacaktır diye düşünüyorum.<div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5750839011675835321-5252054823570863683?l=cinardan.blogspot.com'/></div>cinarhttp://www.blogger.com/profile/08672510571772878751noreply@blogger.com5tag:blogger.com,1999:blog-5750839011675835321.post-79462852232943718522009-06-11T20:35:00.000-07:002009-06-11T20:54:02.230-07:00Mesen Otel<a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_oq5IWEd0YxA/SjHQlJIDaxI/AAAAAAAACWA/B4Oe_2-NdUQ/s1600-h/5.jpg"><img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 240px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_oq5IWEd0YxA/SjHQlJIDaxI/AAAAAAAACWA/B4Oe_2-NdUQ/s320/5.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5346283569188924178" /></a><br /><br />Kaç haftadır haftasonumuzu değerlendirelim ve ya Bozcaada’ya ya da Melen’e falan gidelim diye plan yapıp duruyoruz. Ama benim nöbetlerim ya da başka mevzular yüzünden bir türlü gidemedik. <br /><br /><a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_oq5IWEd0YxA/SjHQDJ9KNgI/AAAAAAAACVw/JCRS2prJkNI/s1600-h/3.jpg"><img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 240px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_oq5IWEd0YxA/SjHQDJ9KNgI/AAAAAAAACVw/JCRS2prJkNI/s320/3.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5346282985296115202" /></a><br /><br />Bu hafta da aynı planlar için düş kuruyorduk, gerçekleşmeyeceğini anlayınca daha kolay bir plan yapmaya karar verdik ve şehrimize çok yakın olan Akçakoca’ya gittik. Orada da uzun süredir gitmek istediğimiz otellerden biri vardı : <a href="http://www.mesenotel.com/">Mesen Otel</a>.<br /><br /><a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_oq5IWEd0YxA/SjHQ0rbxWBI/AAAAAAAACWI/eMefM2c_riw/s1600-h/6.jpg"><img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 240px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_oq5IWEd0YxA/SjHQ0rbxWBI/AAAAAAAACWI/eMefM2c_riw/s320/6.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5346283836096469010" /></a> <br /><br />Fotoğraflardan harika görünüyordu, yarım saatlik yol olmasına rağmen değişiklik olsun, yatılı gidelim diye karar verdik ve cumartesi sabah yola çıktık.<br /><br />Ana yoldan bir yerlerden sapmanız gerekiyor. İşte o sapıştan sonraki yol hakikaten çok kötü. Yolun tamamı neredeyse tek arabalık ve oldukça dik. Üstelik bazı yerler çamurlu. <br /><br /><a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_oq5IWEd0YxA/SjHPLz-O17I/AAAAAAAACVg/v3VG9CKs8mw/s1600-h/1.jpg"><img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 240px; height: 320px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_oq5IWEd0YxA/SjHPLz-O17I/AAAAAAAACVg/v3VG9CKs8mw/s320/1.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5346282034502227890" /></a> <br /><br />Sonuçta ulaştığımız yerin manzarası gerçekten güzeldi ama. Eşyalarımızı odamıza yerleştirdikten sonra hemen havuzun yanındaki çimenliğe koştuk ve şezlonglarımızda malak gibi yattık :) Evet, ihtiyacımız olan şey tam da buydu. Sevgili <a href="http://benimgizlibahcem.blogspot.com/">Tabiat Ana</a>’nın önerisi olan kitaplardan birini okuyup bitirdim : Çizgili Pijamalı Çocuk. Kitap 204 sayfa olduğu için ancak okurum diye düşündüm ama yanılmışım. 1-2 saat içinde bitti kitap. Yedek kitap da götürmemiştim. Hemen Badem’in kitabına sulandım tabi, zaten okuyacaktım gerçi :) Ben Ferhan Şensoy’un Karagöz ile Boşverinbesi’sini okurken Badem de uyumuş oldu işte fena mı?<br /><br /><a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_oq5IWEd0YxA/SjHP1L1anaI/AAAAAAAACVo/A8L6Ow9Hhws/s1600-h/2.jpg"><img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 240px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_oq5IWEd0YxA/SjHP1L1anaI/AAAAAAAACVo/A8L6Ow9Hhws/s320/2.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5346282745282338210" /></a> <br /><br />Otel, ismi otel olmasına rağmen otelden ziyade pansiyon gibi bu arada. Odalarda küçük bir banyo-tuvalet mevcut. Klima, TV falan yok. Tam kafa dinlemelik yani. Zaten manzarayı görünce odada kalmak istemiyorsunuz. Manzaraya karşı yatıp dalga sesleriyle uyumak ya da kitap okumak istiyorsunuz. <br /><br /><a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_oq5IWEd0YxA/SjHQU2LPOuI/AAAAAAAACV4/F98nnr8Zj8w/s1600-h/4.jpg"><img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 240px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_oq5IWEd0YxA/SjHQU2LPOuI/AAAAAAAACV4/F98nnr8Zj8w/s320/4.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5346283289224100578" /></a><br /><br />Mümkün olsaydı denize girmeyi de çok isterdik ama fotoğraftan da anlaşılacağı gibi deniz yosunumsu şeylerle kaplı. Ayaklarıma değdiklerini düşünemiyorum bile! Çakıllı olan ilk giriş kısmına ayaklarımızı soktuk ama, deniz baya ısınmış, çok sevindik :)<br /><br />Akşam enfes yemeklerini yedik, sabah da kahvaltı sonrasında evimize geri döndük. <br /><br />Pazar günü tam bir mutfak günüydü benim için. Badem kısır yaptı yaklaşık olarak her haftasonu yaptığı gibi. Ben yanına ilk defa paçanga böreği yaptım (tarif için Portakal Ağacı’na teşekkürler, ben biraz basitleştirdim), sonra dereotlu peynirli poaça ve tarçınlı cevizli kurabiye yaptım. Akşam için de lazanya yaptık birlikte. Haftasonu hem dinlenmeli, hem yemeli bir haftasonu oldu anlayacağınız. Sanki 1 haftalık tatile çıkıp gelmiş gibi hissettik. İnsan evinden 1 gün bile dinlenme amaçlı uzaklaşınca böyle oluyor sanırım. Biz sevdik bu işi :)<br /><br /><span style="font-style:italic;">Hamiş : Huzur dolu tatile yakışır diye İncesaz'ı seçtim bu sefer. Dinlemeye doyamıyor insan :)</span><div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5750839011675835321-7946285223294371852?l=cinardan.blogspot.com'/></div>cinarhttp://www.blogger.com/profile/08672510571772878751noreply@blogger.com11tag:blogger.com,1999:blog-5750839011675835321.post-31247963983455331312009-06-09T01:56:00.000-07:002009-06-09T02:43:08.011-07:00Midnight Meat Train, 2008 (6,5)<a href="http://3.bp.blogspot.com/_oq5IWEd0YxA/Si4seg1oIsI/AAAAAAAACUo/fG4-uQJf2F0/s1600-h/MidnightMeatTrain2.jpg"><img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 216px; height: 320px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_oq5IWEd0YxA/Si4seg1oIsI/AAAAAAAACUo/fG4-uQJf2F0/s320/MidnightMeatTrain2.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5345258710457918146" /></a><br /><br />Sevgili <a href="http://koyumor.blogspot.com/">Burcu Sezer’in </a>filmlerinden sonra bu filmi de gereksiz korku kategorisine sokabiliriz sanırım. Böyle ne çok film var hakikaten de.<br /> <br />Filmimize bir trende başlıyoruz adından da anlaşılacağı üzere. Siyah-beyaz ve mavi tonlarda görüntüler var. Göz açıp kapayıncaya kadar görünüp kaybolan kanlı görüntüler ve hoop Leon (Bradley Cooper) ile tanışıyoruz. <br /> <br />Leon fotoğrafçılık konusunda sesini duyurmaya çalışmaktadır. Sevgilisi Maya’nın (Leslie Bibb) arkadaşlarından Jurgis’unsa (Roger Bart) bu konuda önemli bağlantıları vardır ve bir gün Leon’u hayranı olduğu Susan (Brooke Shields) ile tanıştırır. Leon’un iyi fotoğrafları vardır aslında ama kadının aradığı farklı bir şeydir. Leon’a daha girişimci olması gerektiğini söyleyerek onu geri çevirir.<br /> <br />Leon bu duruma içerler biraz. Gece sıkıntısından uyuyamaz ve makinesini eline alıp dışarı çıkar. Bir tren (metro) istasyonunda bulur kendini. Gelişigüzel fotoğraflar çekerken bağrışma sesleri duyar ve sese doğru ilerler. 4 erkek bir kızı sıkıştırmaktadır. Önce içgüdüsel olarak fotoğraflarını çeker Leon. Kızın acı çektiğini idrak edince fotoğraf çekmeyi bırakır ve olaya müdahale etmeye çalışır. Adamlarla gayet ters bir şekilde konuşur. Elebaşları sert bakışlar ve sert bir yürüyüşle Leon’a yaklaşır. Niyeti ayan beyan kötüdür ama Jason son anda kendilerini kaydeden kamerayı gösterince hiçbir şey yapmaz ve adamlarını çekip oradan ayrılır. Kız serbest kalınca Leon’a teşekkür eder ve istasyona gelen son trene atlar gider. Kız tam binecekken kapı kapanmak üzeredir hatta, bir adamceyiz elini kapıya koyarak durdurur ve kız içeri girer.<br /> <br />Ertesi gün gazetelerde bir haber vardır. Ünlü manken Nora (Erika Sakaki) kaybolmuştur. Leon bu haberi görünce çok şaşırır çünkü manken diye haberi yapılan kız tam da önceki gün fotoğraflarını çektiği kızdır. Leon sevgilisine de anlatır olanları. Polise gidip fotoğrafları verir ve kızı sıkıştırmaya çalışan adamların şüpheli olabileceğini söyler. Ancak polis de Leon’dan şüphelenir.<br /> <br />Leon haberin üzerine bu işle ilgilenmeye başlar. 2 senedir işlenen cinayetler hep aynı hat üzerinde olmaktadır ve bu da tren istasyonu hattıdır. Leon çektiği fotoğrafları da detaylı olarak inceleyince daha önce fark etmediği şeyler fark eder. Bütün fotoğraflarda hep aynı adam vardır. Tren istasyonunda manken Nora’nın trene binmesi için kapıyı tutan elde fark ettiği yüzüğü takmaktadır.<br /> <br />Leon adamdan şüphelenmeye başlar ve onu takip eder. Adam, Mahogany (Vinnie Jones), bir et kesimevinde çalışmaktadır. Leon bir yandan heyecanla fotoğraf çekmekte bir yandan da adamdan ürkmektedir. Mahogany de Leon’u fark ettiğinde artık o da Leon’un peşindedir. Yine de tren cinayetlerine devam eder.<br /> <br /><a href="http://2.bp.blogspot.com/_oq5IWEd0YxA/Si4su1R2vOI/AAAAAAAACUw/FzoOaBLTpBQ/s1600-h/1.jpg"><img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 212px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_oq5IWEd0YxA/Si4su1R2vOI/AAAAAAAACUw/FzoOaBLTpBQ/s320/1.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5345258990822931682" /></a><br /><br />İstasyonun tamamen boşalmasını bekleyip son trene aldığı yolcuların hepsini bir bir öldürüp kıyafetlerini özenle çıkartıp poşetleyip çıplak vücutları tanınamayacak hale getirmek için gözleri yuvalarından çıkarmak, diş ve tırnakları sökmek, şaçları kazımak gibi bilimum görevini yerine getirir. <br /><br /><a href="http://2.bp.blogspot.com/_oq5IWEd0YxA/Si4taNQlWTI/AAAAAAAACVA/xiSyo83cZYs/s1600-h/3.jpg"><img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 221px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_oq5IWEd0YxA/Si4taNQlWTI/AAAAAAAACVA/xiSyo83cZYs/s320/3.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5345259735994423602" /></a><br /><br /><a href="http://4.bp.blogspot.com/_oq5IWEd0YxA/Si4s7mnhDQI/AAAAAAAACU4/lYGylY1NzNI/s1600-h/2.jpg"><img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 214px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_oq5IWEd0YxA/Si4s7mnhDQI/AAAAAAAACU4/lYGylY1NzNI/s320/2.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5345259210225552642" /></a><br /><br />Son seferindeyse Jason ve kız arkadaşı da trendedir. Zor uğraşlardan sonra adamı etkisiz hale getirir ikili ve son durağa kadar giderler. Zaten isteseler de inemezler çünkü bu son tren cinayet için ayrılmış özel bir trendir ve gideceği yer diğer duraklardan çok farklıdır.<br /> <br />Sonunu da yazmayayım artık değil mi? :) Ama bence bütünüyle gereksiz bir filmdi. Bazı fotoğraflar gerçekten çok iyiydi ama onları görmek için ille de seyretmeniz gerekmez. <br /> <br />Film 2008 yapimi ve Ryûhei Kitamura yönetmiş. IMDB'deki puanı tahmin edilebileceği gibi 6,5. <br /><br /><a href="http://2.bp.blogspot.com/_oq5IWEd0YxA/Si4t7Lp5rbI/AAAAAAAACVQ/rzLZ4pg2HWk/s1600-h/amd_bradley-cooper.jpg"><img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 240px; height: 316px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_oq5IWEd0YxA/Si4t7Lp5rbI/AAAAAAAACVQ/rzLZ4pg2HWk/s320/amd_bradley-cooper.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5345260302499425714" /></a><br /><br />Başrollerdeki Leon rolündeki Bradley Cooper'ı biz özellikle Nip/Tuck adlı diziden tanıyoruz. Aslında daha önce seyrettiğimiz Wedding Crashers'ta da oynamış.<br /><br /><a href="http://1.bp.blogspot.com/_oq5IWEd0YxA/Si4twA_kHZI/AAAAAAAACVI/7i5mbOIn-GU/s1600-h/vinnie-jones-picture-1.jpg"><img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 246px; height: 320px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_oq5IWEd0YxA/Si4twA_kHZI/AAAAAAAACVI/7i5mbOIn-GU/s320/vinnie-jones-picture-1.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5345260110658936210" /></a><br /><br />Azılı katilimiz rolğndeki Vinnie Jones'u aslında epey filmde seyretmişiz ama ben hatırlayamadım o filmlerden. Burada tam anlamıyla psikopat bakışlı, bir bakışla insanın kadını donduran derler ya, siniri gözlerinden akan bir adamdı. Mümkünse tanımayayım yani zaten :) Seyrettiğimiz diğer filmlerine gelince X-Men, Last Stand, Swordfish, Snatch, Gone ın Sıxty Seconds.<br /><br /><a href="http://3.bp.blogspot.com/_oq5IWEd0YxA/Si4uBoxUZJI/AAAAAAAACVY/WdgzP4bms1o/s1600-h/leslie_bibb_300x400.jpg"><img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 240px; height: 320px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_oq5IWEd0YxA/Si4uBoxUZJI/AAAAAAAACVY/WdgzP4bms1o/s320/leslie_bibb_300x400.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5345260413394379922" /></a><br /><br />Güzel kız arkadaş rolündeki Leslie Bibb çok tanıdık geldi bana. Skulls, çok sevdiğimiz <a href="http://cinardan.blogspot.com/2008/06/wristcutters-love-story.html">Wristcutters-A Love Story </a>ve Iron Man seyrettiğimiz filmlerinden. Ama sanırım özellikle E.R. ve Nip/Tuck'taki rolleri nedeniyle çok tanıdık geldi bana.<div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5750839011675835321-3124796398345533131?l=cinardan.blogspot.com'/></div>cinarhttp://www.blogger.com/profile/08672510571772878751noreply@blogger.com3tag:blogger.com,1999:blog-5750839011675835321.post-37153008434651662552009-05-30T06:33:00.000-07:002009-05-30T06:42:08.819-07:00ÇınaraltıVe sonunda sezonu açıyoruz sayın seyirciler :) Bu öyle bildiğiniz karpuz kabuğu sezonu değil ama. Her cumartesi (ve genelde pazarları da) çınarda yaptığımız kahvaltı sezonunu açıyoruz sonunda. Aslinda bu sene de çınara gidip oturduk epey. Ama sabah kalkıp da kahvaltı için gitmedik henüz. Havalar o kadar da ısınmamıştı. Artık oldukça sıcak ve yarın nöbet çıkışı, evet bir Cuma daha nöbetçiyim, yürüyerek işten çıkacağım. Önce markete gidip canım bir şeyler istiyor mu ona bakacağım, oradan hemen yakındaki fırına gidip ağzınızı sulandırmak gibi olmasın çıtır çıtır simit alacağım. Buraların simidi de öyle büyükşehir simitleri gibi olmaz. Hakikaten çok leziz ve çıtır olurlar. İşte onlardan alıp meşhur Çınaraltı’mıza gidip masalarımızı ayarlayacağım. Herhalde o vakte kadar da Bademcimle Uzunbacaklar hazırlanmış olacaklar ve yanıma gelecekler. İşte güneşli bir günde iş yerine tıkılı olmanın beni çok da sıkmamasının güzel nedenlerinden biri :)<br /><br />Sonracıma bu aralar gerçekten çok yorgun hissediyorum. Çocuklar için yeni bir hastalık ismi bulmuşlar. Belirtisi olan ama hiçbir hastalıkla tam uymayan bir durum varsa 5. mi 6. mi ne hastalık diyorlarmış. Sebebi belli değil yani :) Hani büyükler için de isimlendirilemeyen her olumsuz durum için psikolojik, bu mevsimde de bahar çarpmıştır denir ya, hah işte ben de ondan oldum sanırım :) Yani böyle ayaklarımı görseniz, tabi aslında bir bakışta ayaklarımdan anlaşılmıyor da, alışverişi bile canı istemeyen benden anlaşılıyor. Böyle sürekli oturasım ya da yatasım var. Her şeye üşeniyorum. Sürekli yorgunum. Biraz zorlamaya çalışıyorum kendimi hareket etmek için. Bazen oluyor ama bazen de ı ıh…<br /><br />Dün International diye bir film seyrettik. Şimdi oturup anlatmak isterdim ama gene kendi kendime çok sinirlendiğim bir şey yaptım. Arada bir yarım saat falan uyuyakalmışım. Filmin başı sonu belli ama arası yok. Bir ara seyredersem anlatacağım umarım. Böyle komplolu filmleri seven varsa tavsiye edebilirim ama. Tabi Naomi Watts da vardı, o bile seyretmek için yeterli bir neden aslında. Clive Owen’ı seven varsa, ki ben onu da severim, onlara da tavsiye ederim. <br /><br />Saat 5 olmuş ühü :( Herkes giderken arkalarından bakmak da acı oluyor be…<br /><br /><span style="font-style:italic;">Hamiş : Güneş dışarıda pırıl pırıl, gönlümüz huzur dolu, öyleyse içimizin kıpır kıpır olmaması için hiçbir sebep yok değil mi? O zaman hep birlikte dinleyelim. April March bu sefer de bizim için söylesin : Chick Habit :) Tarantino filmlerinden hatırlarınız. Bu arada alttaki yazıya da yanlışlıkla 30 saniyelik demo koymuşum yaaaa :))</span><div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5750839011675835321-3715300843465166255?l=cinardan.blogspot.com'/></div>cinarhttp://www.blogger.com/profile/08672510571772878751noreply@blogger.com9tag:blogger.com,1999:blog-5750839011675835321.post-30686381258737860882009-05-27T09:15:00.000-07:002009-05-27T09:24:46.906-07:00Geri Gelebileyazdım :)Yine yazdım yazdım yayınlayamadım. Aradan zaman geçince de ne derler, zaman aşımına uğruyor anlatmaya çalıştığım şeyler. Heyecanını, bazen anlamını yitiriyor.<br /><br />Kaldığım yerden devam etmek istiyorum aslında. <br /><br />Ben yine iş yerindeyim şu anda :) Kulaklarımda beni Once’ın film müziklerine (ve hayat enerjime) bağlayan o ince kablolar. Hem mutluyum hem ürkek. Tuhaf bir hal bu.<br /><br />Geçtiğimiz haftasonu İstanbul’a gittim. Babamın kontrolleri vardı. Aslında daha önceki işlemler ve kontroller için Ankara’ya gitmiştim. <a href="http://cinardan.blogspot.com/2008/04/hastalk-zerine.html">Şu</a> yazımda bahsetmiştim hatırlarsınız. Geçen hafta halam by-pass ameliyatı olunca babam da kendisi için çok tedirgin oldu doğal olarak. Bizim bile şimdiden kendimizi sağlama almamız lazım aslında. Bu bizim sülalede genetik çünkü maalesef. Dedemi, dedemin kardeşini kalp krizinden kaybetmiştik vakti zamanında. Babanem de by-pass olmuştu 7-8 yıl önce. Babam gen bakımından şanssız. Ama konuyu bildiğimizden biraz da şanslıyız aslında. Yapılacak bir şey varsa şimdiden yaptırmaya çalışıyoruz. Velhasıl, halamın ameliyatı vesilesiyle de Alman hastanesine gittik bu sefer. <br /><br />Babama radyoaktif bir madde enjekte ettiler. Önce normal halde sonra stresli halde röntgenini çekip rapor yazdılar. Çok şükür her şey yolunda çıktı. Geçen sene taktırılan stentlerin durumu gayet iyiymiş. Bu kontrolleri 6 ayda bir yaptırmak gerekiyormuş. Bu arada alman hastanesi de diğer özel hastaneler gibi kalp konusunda SGK’ya beleş. Kalp zaruri olduğu için her hastanede sigorta kapsamında oluyormuş. Yani özel sigortanız yoksa bile kalple ilgili tedavinizi istediğiniz bir hastanede yaptırabiliyormuşsunuz. Tabi yatarak tedavi olmanız gerekiyorsa yatak ücreti veriyorsunuz. Ya da biz bu sefer gittiğimizde 50 TL fark parası aldılar. Hastanede çalışıyorum ama insan başına gelmeyince bu tip şeyleri pek bilmiyor. <br /><br />Cumartesi sabah bindim otobüse, 5’te. Çok erken saatte binince mola da vermiyor. 3,5 saatte İstanbul’daydım, süper oldu. Ablamla kahvaltı ettik önce güzelce. Sonra da çıktık Bağdat Caddesi’nde dolandık. Yalnız ben baya yaşlanmışım, ayaklarım çok ağrıdı ya. Ben ki gezmek olsun da çıplak ayak olsun durumundaydım düne kadar, ayaklarım beni oturmaya zorladı sürekli. Annem de hasta mısın diye sormaktan felak oldu kadıncağız. Velhasıl cumartesi ve pazarımız bu şekilde geçti.<br /><br />Pazartesi de hastaneye git, Salı tekrar hastaneye gidip sonuçları al. Sonuçların verdiği rahatlıkla eve huzurla dön ve hazırlanıp yola çık. Aslında bugün de izinliydim ama işe geldim. Evde tek başıma oturasım gelmedi. Kalabalıktan çıkınca birdenbire yalnız kalmak hoşuma gitmiyor. Kalabalık sevdiğim bir kalabalıksa tabi ki.<br /><br />Ha bu arada Pazar gününün süprizinden bahsetmesem olmaz. Çakılımla buluştuk :) Öyle bıcır bıcır ki kendisi, böyle sanki kırk yıldır tanışıyoruz, her şeyimizi biliyoruz, öylesi bir sohbet içine giriyoruz. Nasıl bir tesadüfle tanışmışız değil mi Çakılım? Çok özlemişim seni :) <br /><br />Bir sürü yorumda bahsettim ama buraya da yazayım. Ben de okudum Elif Şafak’ın Aşk’ını. Cidden çok beğendim. Görümcemin Avustralya yolculuğumuz esnasında okuyayım diye aldığı hediyeydi bu kitap. Yolculukta okuyamadım anime seyretmekten :) Ama dönünce okudum hemen. Ertesi hasta ablamlar ziyaretimize geldiklerinde o da yanında bu kitabı getirmiş. O da okuyup çok beğenmiş ve ben de okuyayım diye bana getirmiş. Tabi ben çoktan okumuştum. Elif Şafak’ı ilk okuyuşumdu bu. Ve bu kitabını çok sevdim. Hem eski zamanlara götürüyor sizi, hem bugünde nefes aldırıyor. Kitabın içine girmemek mümkün değil. Tavsiyem olsun kitap arayışı içinde olanlara.<br /><br />Şu anda da yine hediye bir kitap olan Cariyelikten Hasekiliğe Hürrem’i okuyorum. Tabi aslında bu kitap çok daha önce yazıldı ama bana Boleyn Kızı’nı hatırlattı. <br /><br />Bu arada Osi’yi de yolcu ettik. İş bulan arkadaşımız oydu işte. Bu Cuma günü ev eşyaları da taşınacak. Çok yakın iki dostumuzu da bu şekilde uğurlamış olduk. Bir gün İzmir’de yeniden bir araya geleceğiz umarım.<br /><br />Benden haberler bu kadar sanırım. Yazmayı özlemişim. Sizleri okumayı da :)<br /><br /><span style="font-style:italic;">Hamiş : Her şey çok güzel olacak değil mi? Evet, evet güzel olacak. Kendimi sakinleştirmeli ve parlak gözlerle bakmalıyım hayata. Öyleyse Norah Jones bir kez daha sakinleştirsin mi beni ve sizi? Yumuşacık sesiyle bizim için söylesin o halde, Don't Know Why...</span><div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5750839011675835321-3068638125873786088?l=cinardan.blogspot.com'/></div>cinarhttp://www.blogger.com/profile/08672510571772878751noreply@blogger.com7tag:blogger.com,1999:blog-5750839011675835321.post-47808334330024707902009-05-27T09:14:00.000-07:002009-05-27T09:15:11.098-07:00Mesela biz, mesela İzmir?Uzun zaman geçti. Sanki yıllar oldu içimdekileri bu satırlara dökmeyeli. Daha önce yayınladıklarım hep eski yazılarım. Eskiden hazırlayıp da yayınlamaya bir türlü vakit bulamadığım yazılar. Kafam çok karışık bu aralar. Hem bizim hem arkadaşlarımızın hayatları bir tek günde öyle çok değişti ki…<br /><br />Eşimin iş yerinde olumsuz gelişmeler oldu. Arkadaşlarımızın çoğu da eşimle aynı yerde çalışıyor. Belki televizyonlarda da duymuşsunuzdur, maaşlarda indirim yapıldı. % 5-10 falan da değil, neredeyse yarı yarıya bir düşüş oldu. Arkadaşlarımızdan biri iş buldu bile. Osmaniye’ye gidecek. Biz şaşırdık kaldık. Eşim iş arıyor şimdi. Ben de tayin isteyeceğim. Yani gidiyoruz bu şehirden. Çocukluğumun, ilk gençlik yıllarımın, evliliğimin neredeyse 4 senesini geçirdiğim, annemin babamın, yakın arkadaşlarımın da içinde bulunduğu bu şehri terk etme vakti geldi. Çok da eski olmayan bir zamanda buraları terk edip gitme isteğimden bahsetmiştim. Bu fikir hep vardı aklımızda. Buradan daha modern, daha temiz, daha güzel bir yerde yaşamak, çoluk çocuğumuzu da öylesi bir yerde yetiştirmek gibi bir dileğimiz vardı. Ama bu kadar çabuğunu beklemiyorduk.<br /><br />Yine de her işte bir hayır vardır diye düşünüyorum, bu şekilde düşünmek istiyorum. Belki de vesile oldu bütün bunlar. Başka türlü gideceğimiz yoktu. Ha, burada keyfimiz mi yok, huzurumuz mu yok? Hepsi de var aslında. Ama burası küçük bir yer. İşe gitmek dışında yapılabilecek çok da bir şey yok sosyal faaliyet adına. Gitmek istediğim bir sürü kurs var mesela. Cam boncuk kursu, takı kursu, yağlı boya resim kursu, karakalem resim kursu vs. burada bir tek yağlı boya kursu var. O da mesai saatleri içinde. Emeklilerin ya da ev hanımlarının gidebileceği saatlerde.<br /><br />Sonra burası deniz kenarı şirin bir ilçe ama deniz öyle pis ki, senelerdir giremiyoruz. Çocukluğumda hatırlıyorum da morarana kadar çıkmazdım sudan. Ama limanlar yapılalı beri giremiyoruz. Giren var da, pis olduğunu bile bile giremiyoruz biz. <br /><br />Ne bileyim, İzmir’e taşınsak fena mı olur mesela? Tamam ailemi ve arkadaşlarımı geride bırakacak olmak çok korkutucu, hiç bilmediğimiz bir şehirde, tanımadığımız insanların arasında yeni bir yaşam kurmak fikri çok ürkütücü. Ama hayatımıza getireceği güzellikleri de düşünerek içimi rahatlatmaya çalışıyorum. Bu aralar baya karışık bir haldeyim anlayacağınız…<div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5750839011675835321-4780833433002470790?l=cinardan.blogspot.com'/></div>cinarhttp://www.blogger.com/profile/08672510571772878751noreply@blogger.com5tag:blogger.com,1999:blog-5750839011675835321.post-89423876155153096832009-05-21T12:54:00.000-07:002009-05-23T21:56:17.998-07:00Seyredemeyenler için<a href="http://cinardan.blogspot.com/2008/11/fall-2006-80.html">The Fall</a> 25 Mayıs Pazartesi günü 20:45'te TV8'de. Bilginize.<div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5750839011675835321-8942387615515309683?l=cinardan.blogspot.com'/></div>cinarhttp://www.blogger.com/profile/08672510571772878751noreply@blogger.com4tag:blogger.com,1999:blog-5750839011675835321.post-51589261365853951152009-05-04T22:24:00.000-07:002009-05-04T22:27:36.352-07:00Projektörümüzün CenazesiGitmeden önce projektörümüzü öldürdüğümüzden bahsetmiştim. Almayı istediğimiz model de Türkiye’de 6000 TL olunca onu biraz erteleyelim, Amerikaya gittiğimizde yarı fiyatına alırız dedik (Amerikaya’da gideceğiz yaaa, Melih’le anlaştık, her sene bir yerde buluşacağız artık, çok mu hayal acaba bu?). <br /><br />Onun yerine gittik yeni bir TV aldık kendimize. Sonra almamaya inat ettiğimiz Digitürk’ü de aldık. Sonra gittik üzerine bir de ses sistemimizi değiştirdik. Bakalım bunun sonu nereye gidecek? :)<br /><br />Projektör yasımız nedeniyle filmlere bir müddet ara vermiş idik (Şu anda kulaklıklarım sayesinde iş yerinde mırıl mırıl Katie Melua dinliyorum, acaip güzel ya, ne kadar da yumuşacık bir sesi var, tavsiye ederim) (bir parantez daha lazım buraya, iş yerinde yazıyorum evet, ama nereye, word dosyasına yazıp onu kendime e-posta atıyorum, eve gidince de kopyala-yapıştır ile bloguma yazıp yayınlıyorum). İşte bu aradan sonra yeni televizyonumuzun gelişiyle filmlerimize kaldığımız yerden devam ediyoruz sevgili dostlar.<br /><br />Ses sistemimiz yarın gelecek büyük ihtimalle. Onu deneme şansımız olmadı henüz ama televizyonumuzdan memnunuz. Düşünen varsa tavsiye ederiz (Samsung LE40A656A1F). <br /><br />Bu arada neler seyrettim;<br /><br />Bolt<br />Chuck’tan birkaç bölüm (buna da Melih alıştırdı)<br />Fringe 1. Sezon 6 bölüm birden<br />House M.D. (yeni sezonda epey ilerledik)<br />Let The Right One In<br />Lost (en son bölüm dahil son sezonun bölümleri) <br />Marley & Me<br />Meet The Robinsons (uçakta seyrettim) :) <br />Mentalist 1. Sezon 18 bölüm birden (Melih alıştırdı sağolsun, buna ilk sezondan başlamak lazım, Mentalist’i getirince ta Avustralya’da kulaklarını çınlattım bu arada Aysun’cum, çınladı mı? :))<br />Quantum of Solace<br />Slumdog Millionaire<br />The Curious Case Of Benjamin Button<br />Twillight<br /><br />Bak aklıma yine bir şeyler geldi :) Tiyatromuz o kadar çok beğenilmiş ki tekrar oynamamız istendi. Biz de 6 nisanda yeniden sahneye çıktık :) İlkindeki kadar heyecanlı değildim ben. Bir de geçen gün bahsettiğim sağlık sorunumdan ötürü biraz moralim bozuktu. İlk seferki randımanı alamadım yani kendi adıma. Ama bu da beğenildi tabi. 12 Mayıs’ta bir de il merkezine gidip orada oynayacakmışız. Bakalım o nasıl olacak :)<br /><br />Maeve BINCHY’nin son kitabı, Bu Yıl Farklı Olacak’ı hiç beğenmedim bu arada. Çok sıkıcı geldi nedense. Severim oysa kendisini. Bu kitapta istediğimi bulamadım. <br /><br />Haaa, asıl haber (tabi bekleyenine) Full Metal Alchemist’in yeni bölümleri çıkmış!! :)))) Acaip sevinçliyiz bu konuda. İlk bölümü seyrettik bile. Ama ilk sezonun devamı niteliğinde değil bu. İlk sezonda (aslında sezon denmezdi daha önce, manga olsa gerek, sona ulaşılmıştı). Şimdiki bölümler ilk zamanlarda gösterilmeyen anlar gibi. Hani Lost’ta dönüp dönüp eskileri gösteriyor ya, bu da onun gibi işte. Yine de çok güzel. Bayılıyorum ben bu çocuklara :) İlk bölümleri seyretmek istiyorum tekrardan. Belki bir gün…<br /> <br />Eh bugünlük bu kadar olsun madem.<div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5750839011675835321-5158926136585395115?l=cinardan.blogspot.com'/></div>cinarhttp://www.blogger.com/profile/08672510571772878751noreply@blogger.com8tag:blogger.com,1999:blog-5750839011675835321.post-13456733229068104592009-05-04T22:21:00.000-07:002009-05-04T22:23:50.838-07:00Sydney'in Hastasıyım :)Sydney’e geçiş yapalım artık bitirelim şu Avustralya maceramızı. Melih’cim sağolsun yine biz gitmeden uçak biletlerimizi falan ayarlamıştı. Cuma günü Melbourne’den çıktık, zaten 1 saat sürüyordu yolculuk. Pazartesi de akşam döndük. <br /><br />Sydney’de merkezde kalalım diye epey araştırma yapmış yine Melih (tabi ki yani!). Ve merkezde olan Oxford caddesinde bir apart bulmuş. Apart da ne aparttı. Melih’in evi kadardı. Odaların ikisinde de bir çift kişilik bir de tek kişilik olmak üzere 2’şer yatak vardı. Salonda da yatılabilecek tarzda bir kanepe. Yani 7-8 kişi rahatlıkla kalınabilirdi. Fiyatı da gecelik 110 ya da 130 Avustralya dolarıydı. Oldukça uygun yani. Amaaaaaaaaaa, meğerse gay mahallesiymiş orası :))) Gerçi benim için hiç sorun yoktu, herkes parlak, güleryüzlü vs. Bizim çocuklar korktular biraz. Bir elimden Badem diğer elimden Melih tuttu sürekli. Dışarıya mesaj verildi yani, tercihimiz kızlardan yana falan gibilerinden. Çocuklarda, şu adam bana göz kırptı galiba endişesi falan oldu, gariplerim benim :)<br /><br />Sydney de çok güzeldi. Biz yayılabileceğimiz parkları bulduk hemen tabi. Zaten kaldığımız aparta da çok yakındı büyük parklardan biri. Sonra diğerlerini de gezdik. Ve tabi ki Opera Binası’na gittik. Görüntü çok güzeldi gerçekten de. Sydney’i de bizim boğaza benzettik :) Ama gerçekten çok benziyordu. İşte şunlar boğaza nazır yalılar, dur bakayım, şu da bizim Kız Kulesi değil mi yahu? Fotoğrafları eklediğimde hak vereceksiniz.<br /><br />Sydney’de her yere yürüyerek gittik. Paddy’s Market’a gidin demişti apartta kaydımızı alan amca. Biz de dediğini yaptık ve gittik. Paddy’s Market, hani İstanbul’da hediye fuarı gibi şeyler oluyor ya, onun gibi. Ama her şey Japon işi gibi. Yani çok kaliteli şeyler yok ama hepsi de rengarenk, cıvıl cıvıl. Orada dolaşmak çok hoşuma gitti o yüzden :)<br /><br />Sydney’e gidilince yapılacaklar arasında Manly Plajını görmek vardı bir de. Oraya da gittik. Okyanusa da orada girdik zaten. Amele yanıklarımızı da orada aldığımızı söylememe gerek yok herhalde :)<br /><br />Buradan giderken güneş kremi falan almayı unutmuşum ben. Melbourne’de de hava öyle yakıcı güneşli olmadığı için Sydney’e giderken de aklımıza gelmedi krem falan. Neyse biz haydi plaja gidelim heyecanıyla mayoları geçirip plaja gittik. Limandan yarım saatlik vapur yolculuğu ile gidiliyormuş plaja. Vapur da çok keyifliydi çünkü şehri denizden görmek ve hayran olmak gibi bir fırsatımız oldu. Plajda baktık herkes sörf tahtalarıyla. Ama bizim gibi sade vatandaş da var. Deniz dalgalı olmasına rağmen girenler de var. Hadi dedik, buraya kadar gelmişiz, okyanusa girmeden gitmek olmaz (Denizden ne farkı varsa). Eşyalara mukayet olmak için Melih bekledi önce. Biz Badem’le girdik. Ama çok dalgalı olduğundan ben çok uzun süre suda kalamadım. Bir de Kaş’taki dalgalı denize girip boğulma tehlikesi atlatmıştım hatırlarsanız. Yok dedim ben çıkayım. Dalgadan ziyade, su geri çekilirken insanı da içine çekiyordu, o korkuttu beni. Ben bayrağı Melih’e teslim ettim tabi. Deniz sefamız bitince haydi sahili boydan boya yürüyelim dedi Melih. Peki dedik, ama çok rahatız ve akıllıyız ya(!) üzerlerimizi giyinmeden mayoyla yürümeye başladık. 1 saat kadar sürdü sanırım. Yerimize geldiğimizde o kadar yandığımızın farkında değildik tabi ki. Kıyafetleri giyip çantaları sırta alınca acısını hissettik. O arada bir de ayağıma diken batmaz mı? Eczane eczane dolaşıp cımbız aradık. Sonra da ben oturdum, Badem’le Melih de ellerinde cımbız, ayağımdaki dikeni çıkarmaya çalıştılar. Diken de diken olsa. Görünmüyor bile, ama üzerine basınca acaip acıyor. 15-20 dk sürdü sanırım onu bulup da çıkarmaları :) <br /><br />Sanırım bu kadar anlatacaklarım. Artık biraz da seyrettiğim filmlerden bahsetmek istiyorum yaaaaa :)<div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5750839011675835321-1345673322906810459?l=cinardan.blogspot.com'/></div>cinarhttp://www.blogger.com/profile/08672510571772878751noreply@blogger.com2tag:blogger.com,1999:blog-5750839011675835321.post-90823491617366845432009-04-13T09:44:00.000-07:002009-04-17T21:10:08.609-07:00Melbourne SonNerede kalmıştım sevgili dostlar? Anlata anlata bitiremedim değil mi? <br /><br />Yemeklerden sıkıldım artık. Biraz da genelden bahsedeyim.<br /><br /><a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_oq5IWEd0YxA/SelP-6yY_DI/AAAAAAAACTw/ad1IOu5zufM/s1600-h/Rotation+of+IMG_4957.jpg"><img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 240px; height: 320px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_oq5IWEd0YxA/SelP-6yY_DI/AAAAAAAACTw/ad1IOu5zufM/s320/Rotation+of+IMG_4957.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5325875976693414962" /></a><br /><br /><a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_oq5IWEd0YxA/SelQmsIcJtI/AAAAAAAACUA/w7gcv9Dak7o/s1600-h/IMG_4942.jpg"><img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 240px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_oq5IWEd0YxA/SelQmsIcJtI/AAAAAAAACUA/w7gcv9Dak7o/s320/IMG_4942.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5325876659954132690" /></a><br /><br />Melbourne güzel bir yer. Şehir merkezi olarak geçen yer kalabalık. Yüksek binaları sadece orada görebiliyorsunuz. Tren ve tramvay başlıca ulaşım araçları. Birbirine paralel ve dik kesişen milyonlarca cadde var :) Yok elizabeth yok smith, yok queen yok kings derken hakkaten milyonlarca vardır sanırsam. Melih’in okulu merkezde olduğu için genelde oralaraı dolaştık. Yine okuluna çok da uzak olmayan Melbourne Akvaryum’a gittik bir gün. Biz hayatımızda ilk defa akvaryuma gittik. Böyle camdan koridor içinde büyük büyük balıkları gözlemlemek çok güzeldi. Çok sevdiğimiz imparator penguenlerini de yine bu akvaryumda gördük. Hayvanlar acaip “cool”lar. Sırtlarını bir döndüler bize, pozu yakala yakalayabilirsen. Çektiğimiz çoğu fotoğrafta sırtlarının her ayrıntısı görülebiliyor :) tabi ki her türlü hayvan camların arkasından size bakıyor. Ama özellikle balıkların içinde bulundukları camın bir kalınlığı vardı ki görmeliydiniz. Bademin kafasını baz alarak bir fotoğraf çektim anlaşılsın diye. Onun kafasından bile kalın (Badem kalın kafalıdır anlamında kullanmadım bunu, santim olarak kolay hesaplansın diye yazıyorum :) ). <br /><br /><a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_oq5IWEd0YxA/SelQVX1cdhI/AAAAAAAACT4/p3NXoYBGmmk/s1600-h/IMG_5003.jpg"><img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 240px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_oq5IWEd0YxA/SelQVX1cdhI/AAAAAAAACT4/p3NXoYBGmmk/s320/IMG_5003.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5325876362447975954" /></a><br /><br /><a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_oq5IWEd0YxA/SelRIqx-tqI/AAAAAAAACUI/gDt85gLnwGw/s1600-h/IMG_5053.jpg"><img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 240px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_oq5IWEd0YxA/SelRIqx-tqI/AAAAAAAACUI/gDt85gLnwGw/s320/IMG_5053.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5325877243707045538" /></a><br /><br />Bilimum sürüngen, börtü böcek, balık (hatta köpek balığı bile) mevcuttu akvaryumda. Çok hoşumuza giden görüntülerden biri de koca bir vatozun bir balık adam tarafından elle beslenmesiydi. Hayvan o kadar büyük ki, adamcağızın elinde yiyecek olduğunu da biliyor ya, adamın üzerini bir kaplıyor, adam görünmüyor yani o kadar. Kıyıdan köşeden görülen de adamın el yordamıyla hayvanceyizin ağzını bulması ve balıkları lop lop yutturmasıydı :) İnsanlar bilerek beslenme saatini bekliyorlarmış zaten akvaryuma gitmek için. Bize de denk düştü işte şansımıza.<br /><br /><a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_oq5IWEd0YxA/SelRfHgsIjI/AAAAAAAACUQ/S6_o0gMfzQ4/s1600-h/IMG_5178.jpg"><img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 240px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_oq5IWEd0YxA/SelRfHgsIjI/AAAAAAAACUQ/S6_o0gMfzQ4/s320/IMG_5178.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5325877629376274994" /></a><br /><br />Bir başka gün Melbourne Hayvanat Bahçesine gittik. Orası da çok eğlenceliydi. Çok büyüktü bir kere. 3 saatte falan ancak dolaşmışızdır. Tavus kuşu haricindeki bütün hayvanlar yine cam ya da çit arkasındaydılar. Tavus kuşu insana zararsız bir hayvan olduğu için serbest bırakılmış, böyle çayırda çimende dolaşıyor korkusuzca. Ürkütmeden yanına gidip fotoğraf çektirmeyi ihmal etmedim tabi. Fotoğrafta biraz güdük çıktığım için burada yayınlayamayacağım :)<br /><br /><a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_oq5IWEd0YxA/SelR8IQ9cQI/AAAAAAAACUY/kjzTFz0WyvA/s1600-h/IMG_5251.jpg"><img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 240px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_oq5IWEd0YxA/SelR8IQ9cQI/AAAAAAAACUY/kjzTFz0WyvA/s320/IMG_5251.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5325878127794942210" /></a><br /><br /><a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_oq5IWEd0YxA/SelSX8Rra-I/AAAAAAAACUg/HtlT92oKgdo/s1600-h/IMG_5327.jpg"><img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 240px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_oq5IWEd0YxA/SelSX8Rra-I/AAAAAAAACUg/HtlT92oKgdo/s320/IMG_5327.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5325878605613067234" /></a><br /><br />Bu hayvanat bahçesinde de yine çok sevdiğimiz maymungilleri, zürafaları, zebraları, filleri gördük. Bir de farklı tür penguenleri gördük. Bunlar minyatürdü. Böyle martı kadarcıklardı ve çok şekerlerdi. Paytak paytak yürüyüşlerine bayılıyorum ben zaten :) Tabi kıtaya özgü hayvanları da çok yakından görme şansımız oldu. Koala, kanguru, wombat, walabi gibi. Koalalar çok zavallı görünüyorlardı. Fotoğraftaki kadar sevimli görünüşleri var. Aslında çok garibanlarmış ya. Ben koalaları çok sevdiğim için onlarla ilgili bir sürü belgesel seyretmiştim. Bu belgesellerden edindiğim bir bilgi vardı. Bu hayvanceyizler sadece okaliptus yaprağı yedikleri, etobur olmadıkları için çok enerjileri olmuyormuş. Okaliptus yaprağından aldıkları enerjiyi de sadece yemek için harcayabiliyorlarmış. O yüzden acaip hımbıllar. Yemek yemedikleri zamanlarda sürekli uyuyorlar. Enerjileri yok garibanların, napsınlar…<br /><br />Great Ocean Road turuna gittiğimiz zaman, şoför amcam her bir şeyleri anlattı bize. Hayvanlarla, bitkilerle, yollarla, ekonomik durumla, aklınıza ne gelirse, tüm yolculuk boyunca vıdı vıdı konuştu. Onun söylediklerinden de koalaların sağ ve sol beyinleri arasında bağlantı bulunmadığını, bu yüzden de küçükken örneğin sağ eliyle yemek yemeyi öğrendiyse, sağ elini bağlarsanız sol eliyle yemek yemeyi akıl edemeyip açlıktan öldüğünü öğrendik. Daha da üzüldük tabi bunu duyunca. Bir de çok hassas hayvanlarmış. Koalaların olduğu bölümlere girdiğinizde karşınıza bir sürü uyarı çıkıyor: Sessiz olun, koşmayın, bağırmayın, flaşlı fotoğraf çekmeyin v.s çünkü hayvanlar bundan ürküp strese giriyor ve ölüyorlarmış yine. Ne üzücü değil mi? :(<br /><br />Melbourne’de iki tane tura katıldık. Melih’in bazı günler dersi vardı ve bizden birkaç saat ayrı kalması gerekiyordu. Biz gitmeden önce araştırmış turları. En çok beğenilen ikisi için de gidip isimlerimizi yazdırdı. <br /><br />Bunlardan biri Great Ocean Road Turu idi. Kıtanın 4 bir tarafı okyanus ya, dalgalar bazı kıyıları aşındırmış, değişik şekiller oluşturmuş. İşte manzara güzel, deniz güzel, çayır çimen yemyeşil, dağda bayırda bir de başıboş dolaşan kanguruları falan görüyorsunuz. Güzeldi tur. Ama biz Türkiye’den gittik sonuçta. Bizim memleketimiz de çok güzel. Oradaki insanlara çok değişik geldi mesela bu tür. Ölüp bayıldılar resmen. Bize çok normal geldi. En güzel olanı koalaları doğal ortamlarında görmekti. Bir köy düşünün (ama bizimkiler gibi değil tabi). Şehirden uzak, yeşillikler arasında minik evler anlamında bir köy düşünün. Böyle aralarda okaliptus ağaçları var. Üzerlerinde birkaç tane koala görmek mümkün. Papağanlar da o dal senin bu dal benim uçuşup duruyorlar. Bir de renklerini görseniz. Parlak kızmılar, yeşiller, sarılar. Harika görünüyorlardı. Ama insanlar o kadar alışık kı bu görüntüye, benim memleketimin bazı insanları gibi yok şu koalanın ayağına bir ip bağlayıp eve götürüp evcilleştireyim, papağanı kendime bağımlı yapayım gibi düşünceleri yok. Herkes kendi ortamında acaip rahat. İnsanlar hayvanlara bu rahatlığı tanımış yani. En hoşuma giden noktalardan biri de buydu belki. İnsanların hayvanlara saygısı var yahu. Bizde insana bile saygı yok :(<br /><br />İkinci tursa, yine aynı şoför amcam ve anlatılarıyla uzun zaman geçirdiğimiz Phillip Island Turuydu. Phillip adası penguenleriyle ünlüymüş. Bizim için diğer turdan çok daha keyifliydi o yüzden. Yine uzunca bir yol gittik. Penguenler gece çıkıyorlarmış zaten. Yemeklerini yiyip gece karanlıkta evlerine dönüyorlarmış. Bize de beklemek kaldı tabi. Adamlar sahile 3 grup oturak yapmışlar. Hani antik tiyatrolarda olur ya, o cinslerden. Ben ta Türkiye’den gitmişim, oturakta kalacak halim yok, penguenleri yakından görmeliyim diyerek gittim kumun üzerine oturdum. Herkes oturaklardaydı. Ortadaki alan bomboştu. İleri gidilmesini önlemek için çekilen ipin ucuna kadar gidip oraya oturduk. Biraz bekledikten sonra penguenler gelmeye başladılar. Ama bir baktım penguenlerin çoğu en sondaki bölümle ortadaki bölümün arasındaki patikadan geçiyorlar. Yok dedim bizimkilere. O kadar yol geldim, penguenleri daha yakından görmeliyim! Yok olmaz falan dediler başta. İnsanları rahatsız etmeleyim vs. İnat ettim ve diğer tarafa geçirdim onları da zorla. Ve penguenler elimi uzatsam dokunabileceğim yakınlıktan geçmeye başladılar :) İnanılmaz güzeldi ya. Böyle paytak paytak sağa sola baka baka yürüyorlar. Acaip şekerlerdi. Ama orada da hayvanlar ürkmesin diye fotoğraf, video çekmek yasaktı. Ya ama flaşsız falan demeleri dinlemediler. Yasak kardeşim! Zaten giderken şoför amcam da uyarmıştı. Fotoğraf çekmeye kalkmayın. Uzun yol geldiniz, arkanıza yaslanın ve sadece penguenlerin keyfini çıkarın :) Öyle de yaptık.<br /><br />Penguenler küçük boydandı burada da. Bütün martılar da oraya üşüşmüştü sanki. Penguenler sudan çıkmadan önce hepsi de dizilmişti kumsala. Resmen bizimle birlikte beklediler. Birkaç penguen suda görününce hep birlikte çok sevindik. Zaten tek başlarına çıkamıyorlar korkularına. 5-6 kişilik gruplar halinde çıkıyorlar desem yanlış olur mu ya? Onlar da birer kişilik sayılmaz mı? :) İşte onlar çıkmaya çalışırken bir dalga geliyor, bunların hepsi labut gibi devriliveriyor :) Acaip şeker bir görüntüydü bu. Dalgadır, martıdır derken zaten bir grubun çıkıp evinin yoluna girmesi yarım saati buluyordu. Dalgadan kurtulanlar kumsalda azıcık ilerlediğinde martılar hareket etmeye başlayınca bizimkiler korkup hemencecik suya geri dönüveriyorlardı. İşte bunlar hakikaten de yaşanılası anlardı ya. Canım benim. Penguenler ne sevimli hayvanlar ya :)<br /><br />Dönüş yolunda şoför amcam sordu : Great Ocean Road Turu mu, Phillip Island turu mu? Tabi ki Phillip Island dedik biz. Penguenlere bayıldık ya. Adam da bizim cevabımız karşısında bayıldı (Onun bayılması tam tersi yüzdendi gerçi) Nasıl ya, Great Ocean Road Turu değil mi falan diye inanamadı adamceyiz. Halbuse gelse Türkiye’ye, buraları bir görse bizi çok iyi anlardı. Canım Egem, Akdenizim, Karadenizim.. Aaah ah. <br /><br />Bu arada turlardan birinde ortaokul öğrencileri benimle anket yaptılar. Zaten her gittiğimiz yerde bir öğrenci grubu vardı. Ama başıboş şeklinde değil. Okulla gelmişler. Eğitimin bu türlüsüne de hayran kaldık. Hayvanları kitaplardan göstermekten ziyade, yerine götürüp kendi gözleriyle görmelerini sağlıyorlar. Herkesin elinde defter, kalem. Ne görüyorlarsa, hocaları ne anlatıyorsa şıpır şıpır yazıyorlar. Ertesi gün sınav var belki de.<br /><br />Neyse, öğrencilerden bir grup geldi, anket falan dedi, iyi dedim hadi yapalım. İşte nereden geldiniz vs gibi sorulardan sonra bomba soru geldi. Sizce Avustralyanın sizin ülkenize göre daha güzel olan şeyleri neler? Bismillah. Yavrucum önce sizce daha mı güzel diye sorsan daha iyi olmaz mı? Zaten daha güzel falan da demedim tam bir vatansever olarak. Bence benim ülkem çok güzel dedim kestirip attım valla :) Onlar da daha fazla soru sormadılar zaten :)))<br /><br />Melbourne ile ilgili hatırladıklarım bu kadar sanırım.<br /><br />Sırada Sydney var :)<br /><br />Hamiş : Fotoğrafların devamını en kısa zamanda yükleyeceğim! :)<div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5750839011675835321-9082349161736684543?l=cinardan.blogspot.com'/></div>cinarhttp://www.blogger.com/profile/08672510571772878751noreply@blogger.com4tag:blogger.com,1999:blog-5750839011675835321.post-607087511247497302009-04-09T07:57:00.000-07:002009-04-09T07:58:58.075-07:00Hafif moral bozukluğuYazdıklarımı okudum. Unuttuğum yiyecekleri sıralayayım hemen :)<br /><br />Avustralya mutfağından da yedik bir şey. Aman kafamı toplayamadım bir türlü..<br /><br />2005 Nisan ayında göğsümde bir sertlik hissederek sevdiğim cerrahlardan birine gitmiştim. Ultrason çekilip boyutları ve yeri tam olarak belli olduktan sonra hemen alalım diyerek 2 gün içinde ameliyat etmişti beni. Sonuçlar iyiydi çok şükür. Kadınların % 50 sinde görülebilen fibroadenomdu. İyi huylu tümör yani.<br /><br />Aradan tam 4 sene geçti. Geçen hafta aynı göğsümde daha öncekinden biraz daha büyük bir sertlik hissettim. Sanmayın ki oturup düzenli olarak meme muayenesi yapıyorum. Aslında yapmak da lazım ama bir problem olmayınca insanın aklına gelmiyor. Biraz da korku var tabi. Hep ötelemeye çalışıyorsunuz. Ama işte tam 4 sene sonra yine tesadüfen bir sertlik hissettim aynı göğsümde. Acilen doktora gittim. Aslında acilen gitmem gerektiği konusunda kendimi ikna etmeye çalıştım ama yaklaşık 1 hafta kadar yanılmış olabileceğim konusunda kendimi telkin etmeye de çalıştım. Sonuç itibarıyle bugün yine aynı doktoruma gittim. O da önce hüsnü kurumtum olduğunu düşündü ve kendimle çok ilgilenmememi söyledi. Ama elle muayenede hemen o da fark etti benim fark ettiğimi. Diğer göğsüm için de minik sertlikler olduğunu söyledi ki onları fark etmemiştim ben. Hemen ultrason çekildi tabi. İki göğsümde de olmaması gereken kitleler bulundu :( İkisi için de fibroadenom olabilir dendi. Ama ameliyat olup da patolojisine bakılmadan kesin bir şey söylemek mümkün değil tabi.<br /><br />Daha önce ameliyat olduğum göğsümdeki yaklaşık 2 cm olmuş. Aslında daha önceden fark edebilmem gerekirdi. Diğerindeki 1 cm. Daha önce ameliyat olduğumda da 1 cm civarındaydı ve hemen alalim demişti doktorum. Bu sefer biraz daha büyüsün, ameliyat daha rahat olur dedi. Hem 1 cm lik olan da biraz büyümüş olur ikisini bir alırız dedi. Ultrason çeken doktor zaten fibrokistik bir yapım olduğunu ve bu kitlelerin büyüyeceğini söylemişti. Cerrahım da aynı şeyi söyleyince 3 ay sonraki ultrasonu beklemek düştü bana da. <br /><br />Neyse sonucu iyi olsun da, gerisi önemli değil.<br /><br />Lütfen çevrenizdekileri öncelikle kendi evlerinde basitçe yapabilecekleri elle muayene için teşvik edin. Erken teşhiş çok önemli bu tip şeylerde.<br /><br />Herkese sağlıklı günler dilerim.<br /><br /><span style="font-style:italic;">Hamiş : Kafamı toplayınca Avustralya maceralarımıza devam edeceğim.</span><div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5750839011675835321-60708751124749730?l=cinardan.blogspot.com'/></div>cinarhttp://www.blogger.com/profile/08672510571772878751noreply@blogger.com12tag:blogger.com,1999:blog-5750839011675835321.post-33550983047052849712009-04-08T04:50:00.000-07:002009-04-08T05:16:23.615-07:00Avustralya (bitmez bu maceralar)İlk gün öğlene doğru ancak şehirde olabildik. Zira Melih ilk günün hatrına azıcık daha uyumamıza izin verdi. Hazırlandıktan sonra da şehre ulaşmamız yaklaşık 1,5 saat sürüyordu. Aslında uzaklık olarak 4 km falanmış. Ama evden çık, tren istasyonuna yürü, treni bekle, şehre kadar her durakta dur, yolcu indir bindir derken çok hızlı gidemeyen tren yolculuğu ile toplamda 1,5 saat kadar sürüyor işte…<br /><br />Melih her değişik lezzeti tatmamızı istediği için bizi ilk gün öğlen Japon lokantasına götürdü. Orada Ume Bento yedik. Böyle bir tepsiyi kutucuklara bölmüşler gibi. Bir kutuda soslu bir et var, diğer kutuda tavuklu bir şeyler var, diğerinde somon balığı var, sonuncusunda da kızartılmış balık var. Ortaya bir de soya sosu getiriyorlar. Özellikle eti çok lezzetliydi artık içine ne sosu kattılarsa! Somonu pek sevmiyorum zaten. Tavuk da fena değildi. Balık kıtır kıtır çok güzeldi.<br /><br />Yemek yedikten sonra gezindik şöyle bir. Avustralya’da insanlar acaip rahatlar bunu daha ilk dakikadan fark ettik. Kimsede telaş yok, rahat rahat yaşıyorlar. Orada mesai 4’te bitiyormuş mesela. Market ve mağaza türü işyerlerindeyse 5’te bitiyor. 5,5’ta markete gidip şunu bunu alayım diyemiyorsunuz yani. 5’e kadar aldınız aldınız.<br /><br />Bir de acaip göçmen var. Avustralyalıdan ziyade çekik insanlar gördük orada. <br /><br />Melbourne’de hava da bir değişikti. Evden çıkmadan önce havadan kesinlikle emin olamıyorsunuz. T-shirtle çıktınızsa yanınıza mutlaka kalın bir şeyler de alıyorsunuz zira siz istasyona gidene kadar bile hava birdenbire soğuyabiliyor. Tabi orada yaşayanlar bu duruma bizden daha alışkınlar. Hava güzel başladıysa minicik şortların altına parmak arası terlikleri çekip çıkıyorlar. Hava soğudu mu, üzerlerine belki incecik bir şey alıyorlar hepsi bu. Alt taraf açıkta kalmaya devam ediyor ki ben onları gördüğümde bile üşüdüm çoğu zaman. Ama güneş çıktı mı da tam çıkıyor. İşte o zaman da o şortlardan bende de olması için yandım tutuştum :) <br /><br />Bunları yazmak da çok zor ayrıca. 11 gün hem uzun hem kısa bir zaman. O rahatlığa alışmak için gayet uzun bir zaman. Döndüğümüzde epey zorluk çektik o yüzden. Dün başım ağrımaya başladı mesela. Strese hiç gelemememin bir sonucu bu. İstanbul’u geçtim Ereğli’ye bir geldik acaip bir trafik. Yapılacak bir sürü iş var, gidilmesi gereken yerler var. İçim sıkıldı birden. O yüzden rahat günleri yazmak zor geldi. Biraz ara vereyim en iyisi.<br /><br />* * *<br /><br />1 günlük moladan sonra tekrar yazmaya başlıyorum yoğun istek üzerine :) Zaten unutmamak için bir an önce yazmam lazım. Malum hafıza balıkgillerden…<br /><br />Şimdi bile her şeyi 1. gün 2. gün şeklinde hatırlamıyorum. Ortaya karışık bir şeyler yazayım en iyisi :)<br /><br />Yemekten laf açtık madem, yemekle devam edelim. Bak bunun zamanını çok iyi hatırlıyorum çünkü son günden bir gün önceydi :) Yemek meselesi çok zordu zaten. Bir yere gidiyoruz, Melih soruyor ne yiyeceksiniz diye. Aslında gitmeden önce soruyor, ona göre gidilecek yere karar veriliyor falan ama yiyecekler hep yabancı bize. Ne söylesek boş oluyor. Bir de yemekleri bilmediğimiz için sevip sevmeyeceğimize emin değiliz. E o zaman da karar vermek hayli zor oluyordu. Değişik kültürlerin yemeklerini tatmak da istiyoruz bir yandan, Melih de Hint işi size ağır gelir, çok baharatlıdır falan dedikçe epey zorlandık. Neyse sonuç olarak Çin, Japon, Meksika, Avustralya mutfaklarından tadarak geldik. Hala son gün yemeğini de yazamadım ya aferin bana :)<br /><br /><a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_oq5IWEd0YxA/SdySc1SvtVI/AAAAAAAACTI/xAbrCsa9-wA/s1600-h/thai.jpg"><img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 240px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_oq5IWEd0YxA/SdySc1SvtVI/AAAAAAAACTI/xAbrCsa9-wA/s320/thai.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5322289883684779346" /></a><br /><br />Yemek yediğimiz her yerde fotoğraf çekemedik maalesef. Melih utangaçlık yaptı biraz. Biz de hoşgördük, ne de olsa biz 10 gün orada olacaktık, oysa ömür boyu orada kalmayı düşünüyor. Oranın koşullarına göre yaşaması onun adına iyi bir şey yani. Mesela bir Thai lokantasına gittik. Adamlar her yemeği kaşıkla yerlermiş. Çatal ve bıçak yok. E et geliyor, eti kesmeden nasıl yiyeceksin değil mi? Ama işte çatal falan istemek adamlara hakaret sayılıyormuş diye isteyemedik. Neyse etler çok kocaman değillerdi, kesmeye gerek kalmadı. Thai lokantasında ben honey chicken ısmarladım. Ismarlamaz olaydım :) Aslında isminden gayet açık seçik belliydi işte tatlı tavuk olduğu. Ama değişik bir yemek deneyeceğiz ya, ben de onu seçtim. <br /><br /><a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_oq5IWEd0YxA/SdyTNJ6FR0I/AAAAAAAACTQ/BTr-VHhpoYQ/s1600-h/tiger.jpg"><img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 240px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_oq5IWEd0YxA/SdyTNJ6FR0I/AAAAAAAACTQ/BTr-VHhpoYQ/s320/tiger.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5322290713852200770" /></a><br /><br />Badem tiger beef diye bir şey istedi. <br /><br /><a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_oq5IWEd0YxA/SdyTUfCnloI/AAAAAAAACTY/Su4a7oMKo-s/s1600-h/muc.jpg"><img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 240px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_oq5IWEd0YxA/SdyTUfCnloI/AAAAAAAACTY/Su4a7oMKo-s/s320/muc.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5322290839784232578" /></a><br /><br />Melih’in istediği yemeğin ismini unuttum ama görüntüsü bizim mücvere benziyordu. İçinde balık ve sebze olan mücvere :) İsmi kötü geldi değil mi? Ama masaya gelen en lezzetli yemek oydu.<br /><br /><a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_oq5IWEd0YxA/SdyRouWN-tI/AAAAAAAACTA/0D147WGEWx4/s1600-h/med.jpg"><img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 240px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_oq5IWEd0YxA/SdyRouWN-tI/AAAAAAAACTA/0D147WGEWx4/s320/med.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5322288988467100370" /></a><br /><br />Sonracıma Mad Mex diye bir yer vardı (Meksika usulü). Melih orayı Amerika’dan beri seviyormuş zaten. İyi dedik oraya da girdik. Bildiğin dürümle karşılaştık :) Böyle parlak alüminyum folyo gibi bir şeye sarıyorlar. Tabi lezzeti biraz farklıydı çünkü içinde değişik malzemeler vardı, avokado ezmesi gibi. Ben daha önce avokado da yememiştim. Ne bileyim hiç merak edip de almamışım. Bizim buralarda hala yaygın değil de. Fena bir şey değilmiş. O dürümün içinde hiç hoşuma gitmedi. Zaten et de soğuktu. Her şeye rağmen çok da zorlanmadan yediğimiz ender yemeklerden biriydi gerçi de avokado sosu olmamıştı işte. Ama avokadoyu salata şeklinde tavsiye edebilirim. <br /><br /><a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_oq5IWEd0YxA/SdyUPbixUQI/AAAAAAAACTg/B4BzR2esc9c/s1600-h/nuc.jpg"><img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 240px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_oq5IWEd0YxA/SdyUPbixUQI/AAAAAAAACTg/B4BzR2esc9c/s320/nuc.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5322291852457627906" /></a><br /><br />Bir akşam gnocchi (Patetesli hamurla yapılan yuvarlak şekilli makarna) yanında avokadoyu sadece kesti ve limon-yağ sosuyla tatlandırarak önümüze getirdi Melih. Oldukça güzeldi tadı. Başka bir akşam da tortellini (Peynir, sebze veya et ile doldurulmuş makarna) yanına yine avokadoyu kesip bu sefer kırmızı soğan ile karıştırarak salata hazırladı. O da oldukça güzeldi. Kısacası avokado salata halinde güzelmiş. Mad Mex’te iki gün yedik bu arada. Ha ayrıca Melbourne’de değil Sydney’de gittik. Melbourne’de Mad Mex görmedik zaten. <br /><br />Neyse gelelim diğer yemeklere, son günü yazayım artık en iyisi :) Efenim Çin lokantasına gittik. Melih ilk günden beri dumpling deyip duruyordu zaten. Damak tadımıza uygun olduğunu düşünmüş. Haksız da sayılmazdı. Mantı gibi bir şey dumpling. Ama mantıdan epey büyük. Hani Kayseri mantısı olarak bildiğimiz mantı var ya, eh işte onun 10-15 katı büyüklüğünde falan :) Aslında normal yemek kaşığına bir tanesini koyduğunuzda kaşığa sığmaz taşar diyeyim ben size, öyle anlayın. Değişik şekilleri var. Biz mesela vejeteryan, kıymalı, tavuklu-karidesli olanından yedik. En güzeli vejeterjan olandı. Onu haşlama istedik. Etli olanları kızartma şeklinde istedik. Kıymalısı eh biraz bizim mantıya benziyordu tat olarak. Ama ne sarımsaklı yoğurt var yanında ne de salçalı sos. Onlar olmayınca mantı mantı olur mu peki? Bir de ince çubuklarla yediğinizi düşünün :) Ama güzeldi şimdi hakkını yemeyelim.<br /><br />Sonra bir gün, ta taaaam, suşi yedik. Tabi onun da çeşitleri varmış. Etlisi var, sebzelisi var. Roll denen yosuna sarılmış olanları var bir de sushimi denilen diğer tipleri var. Mantık aynı. Pilavla karışık bir şeyler yemek. Roll’da yosunu düz zemine serip üzerine önce pilav, sonra et ya da sebze koyup sigara böreği gibi sarıyorlar (tabi oldukça kalın sigara böreğine göre), sonra da onu 3-4 santimlik kalınlıklar halinde kesiyorlar. Sushimide ise pilavın üzerine et koyup o şekilde servis ediyorlar. Ama pilavı öyle bildiğin kasenin içine koyup getirmiyorlar tabi. Dörtgen seklinde kesilmiş gibi geliyor. Sebzeliler güzeldi bence, gerisini siz anlayın :)<br /><br />2 gün McDonalds ve Burger King’de yememize şaşırmamalı. Tabi onların isimleri burada bildiğimiz gibi değil. McDonalds aynıydı da Burger King, Hungry Jacks diye geçiyor. Bir de bizim bildiğimiz Algida orada Streets. Böyle değişik şeyler de vardı.<br /><br />Melih bir de pizzacı keşfetmiş. Böyle bizim sevdiğimiz tarzda yemyeşil olan parklardan birine de yakın. İsmini hatırlamıyorum oranın da. Ama pizzacı çocukla muhabbeti kurmuş. En sadesinden bile istese bol malzemeli pizza geldi önümüze :) Zaten tadı da çok güzeldi. İki gün öğlen de bu pizzacıdan pizzalarımızı alıp parkımıza gittik ve yeşil çimenlere yayılarak yedik yemeğimizi. Biz inanılmaz keyifliydik tabi. Önümüzde tadına doyamadığımız güzel pizzalar, altımızda yumuşacık ve mis kokulu çimen, yanımızda en sevdiğimiz dostlardan biri. Daha ne isteyebiliriz ki değil mi? Ama gelin bir de Melih’e sorun. Gene parkta yemek yediriyorum size, doğru düzgün bir yere gitseydik, azıcık gezinseydik vs. Biz mutlu mesut, o sorumluluk sahibi ve halimizden endişeli :))<br /><br />Sydney’deyken bir gün de Portekiz usulu tavuklu sandviç yedim ben. O da çok lezizdi mesela. Büyük kare ekmek dilimlerinin arasına Portekiz usulu tavuk ve bilimum sebze ve sos koyuyorlar. Sonra da sen oturup bir güzel bu sandviçi yiyorsun. Badem tavuk ızgaralı sandviç aldı aynı yerden. Onunkisi tatlıydı şaşırtıcı bir şekilde. İsmini bilmediğimiz soslardan biri tatlıymış meğer. Melihse bir numaralı yiyeceği suşi aldı ve afiyetle yedi.<br /><br />Yemekler sanırım bu kadardı. Zaten 11 gün de oldu sanırım saydıklarımla. Evdeki ıvır zıvıra gelince mesela Dragon Fruit (Pitaya ve Ejderha Meyvesi olarak da biliniyormuş) diye bir meyve yedik. O çok ilginç ve güzeldi. Ya bu arara 10. posta olmadı değil mi bu? Ne yazdığımı da unuttum. Bir de bir sürü insana aynı şeyleri anlatınca kafam karıştı :) Dragon Fruit böyle pembe renkli kocaman bir şey. Neye benziyor desem? Vallahi hiçbir şeye benzetemedim. Ama kozalak falan diyebilirim belki. Kozalağın kapalısı, sadece birkaç parçası açık gibi ve de pembe renkli. O açık parçaların ucu da yeşil. Bu meyveyi ortadan ikiye bölerek yiyormuşsunuz. Kesince içinden beyaz renkli bir şey çıkıyor. Bu şeyin içi de kivideki gibi siyah çörekotu benzeri çekirdekimsi şeylerle dolu. Ve aynen kivideki gibi yeniyor. Zaten beyaz kısmından ayrılması mümkün değil. Tadı da kiviye benziyor yine. Yalnız kivide hafif ekşimtrak bir tat var ya, işte bu meyvede o yok.<br /><br />Sonra Star Fruit (Yıldız Meyvesi, Karambola olarak da biliniyormuş) yedik. Onu da beğendim. O da doku olarak bibere benziyor. Şekil olarak yıldıza benziyor. İsmini de buradan almış olsa gerek. Tadı da biber ve ayva karışımına benziyor. Bunda da ayva yedikten sonra boğazınızda kalan samanımsı tat olmuyor. Sulu bir şey zaten. Yani biberi yediğinizde sulu bir tat alırsınız ya, o şekilde. Badem erikle biber karışımına benzetti. Onu da belirteyim bu arada.<br /><br />Bir de Guava diye bir meyve yedik. Ondan hiçbir şey anlamadım :) Yeşil elmanın biraz küçüğüne benziyor. Tadı hiçbir şeye benzemiyor. Bir de çok çekirdekli. Zor yeniyor. Çekirdeklerini ayırmalı mıydık onu da bilemedik gerçi.<br /><br />Sonra bir şey elması yedik. Neydi adı yahu? Ay onu da unuttum. Melih’e sormam lazım bir ara. Tadına gelince orada yediğim en kötü meyveydi sanırım. Belki de biz yeme zamanını geçirdik bilmiyorum. Elma gibi kesmeye çalıştım ben. Böyle puding gibi bir şey çıktı içinden. Kocaman çekirdekleri var. Ayırıp yemeye çalışıyorsun falan böyle tuhaf bir şey. Ben bir parçasını yemeye çalıştım tadını merak ettiğimden ama diğerlerini yemeye gönlümüz elvermedi ve maalesef kalanı attık. <br /><br />Ha bir de papaya aldık onun tadını merak ettiğimizden. Ben papaya kokusunu çok severim mesela. Kremler, yağlar falan çok hoşuma gider. Ama tadını beğenmedim. O da ben yiyene kadar birkaç gün bekledi. Belki o yüzden bozulmuştur ondan emin değilim. Ama eğer öyle değilse çok tatsız bir şey gibi geldi bana.<br /><br />Hamiş : Meyvelerin fotolarını akşam yükleyeceğim. Daha yazacağım şeyler var. Bir de bu seferki şarkıyı da yine Duffy'den seçtim. Warwick Avenue ile karşınızda :)<div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5750839011675835321-3355098304705284971?l=cinardan.blogspot.com'/></div>cinarhttp://www.blogger.com/profile/08672510571772878751noreply@blogger.com6tag:blogger.com,1999:blog-5750839011675835321.post-63834166968381913582009-04-01T20:47:00.000-07:002009-04-01T20:52:59.099-07:00ühü :(Artık iş yerinden blogspota giremiyorum, hüngürt :((<br /><br />Kendi yazılarımı yayınlayamasam da en azından sizleri okuyabiliyordum. Onu almışlar elimizden, benim yokluğumda. Facebooku da kapatmışlar..<br /><br />Yazım hazırlık aşamasında. İlginiz için çok teşekkür ederim hepinize de. Büyük bir hevesle yazmaya başladım aslında ikinci günden (ilk gün gidiş aşamasını yazmıştım). Ama yazdıkça hatırladım ve özlemim çok ağır bastı. Azıcık ara verdim o yüzden. Haftasonuna tamamlarım. Zira bugün nöbetçiyim, cuma, cumartesi, pazar izinliyim dolayısıyla...<br /><br />Hepinize sevgiler :)<br /><br /><span style="font-style:italic;">Hamiş : Katie'den sıkılmış olabileceğinizi varsayarak bu yazımla dinlemeniz için yine Melih'in bize kazandırdığı Duffy'i seçtim. Ve Mercy ile karşınızda :)</span><div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5750839011675835321-6383416696838191358?l=cinardan.blogspot.com'/></div>cinarhttp://www.blogger.com/profile/08672510571772878751noreply@blogger.com3tag:blogger.com,1999:blog-5750839011675835321.post-63693986973438141012009-03-29T18:50:00.000-07:002009-03-29T19:40:11.589-07:00Avustralya'ya Gidiş<a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_oq5IWEd0YxA/SdAvXZrOtwI/AAAAAAAACS4/Qou4rDGyes8/s1600-h/IMG_0118.jpg"><img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 240px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_oq5IWEd0YxA/SdAvXZrOtwI/AAAAAAAACS4/Qou4rDGyes8/s320/IMG_0118.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5318803239000258306" /></a><br /><br />14 mart cumartesi sabah 06:30 da evden ciktik. Valizleri yerleştir, benzin al derken İstanbul'a doğru yola çıkmamız 07:00 yi buldu. 10:30 civarında İstanbul'daydık. Eşimin ablasına gidip bir güzel kahvaltımızı yaptık. Daha sonra İstinye Park'a gidip 16:00 ya kadar dolandık. 16:00 da maceramızın başlayacağı havaalanına doğru yola çıktık. Emirates vaadettiği gibi 19:10 da hareket ederek Dubai'ye doğru yola çıktı.<br /><br />Bu benim ikinci uçak yolculuğumdu. İlkinde Antalyaya gitmiştim. O da uçuş süresi olarak yarım saat 40 dakika falan sürüyor. İndin bindin bir şey anlamıyorsun. Bu sefer Dubai'ye kadar 4,5 saat falan uçtuk. Çok korkutucu değildi. Bir de bu Emirates iyilerden biriymiş. Rahat ettirmek için her şeyi düşünmüşler. Koltukların arkalarında birer ekran ve kumanda var. Menüde yüzlerce film, dizi, oyun, binlerce müzik var. Seç beğen dinle, seyret, oyna şeklindeler. Tabi bizim için biçilmiş kaftan :) Gerçi filmleri İngilizce altyazı bile olmadan seyretmek biraz kastı beni. Altyazı işimi epey kolaylaştırıyor zira konuşma esnasında kelimeleri şıp diye yakalayamıyorum. Neyse giderken en kolayından (ve benim için güzelinden, ki daha önce seyredememiştim) Madagaskar 2'yi açtım seyrettim. Animeleri seviyorum velhasıl kelam. İyi de oldu. Hem sevdim hem anladım :) Tabi bu arada yanımıza aldığımız kitaplar da yalan oldu.<br /><br />Dubai'ye iner inmez koşuşturmacamız başladı. Çünkü uçuşlar arasında çok zaman yoktu ve hemen işlemlerimizi halledip giriş kapısına gitmemiz gerekiyordu. Öyle de yaptık ve bizi yaklaşık 15 saatlik yolculukla Melbourne'e götürecek olan uçağımıza bindik (Bu arada biz Melbörn olarak okuyoruz ama onlar Melbırn diyorlar). İşte bu uçak korkutucuydu. Yine Emirates olduğu için aynı ekipman mevcuttu lakin okyanus üzerinde uçarken engebeli arazide koca bir otobüs içindeymiş gibi sarsılınca insan ne bir şey seyredebiliyor ne bir şey okuyabiliyormuş. Ben zaman zaman Badem'in eline koluna sarılmış vaziyetteydim. Sarsıntı biraz hafifleyince müzik dinleyip uyumaya falan çalıştım ama dile kolay 15 saat git git bitmek bilmedi. Bir de önceden tecrübeli ağızlardan bilgileri aldık ya, zaten normal üstü bir tuvalet mevzumuz var, bir sürekli su içip tuvalete gitme peşindeyiz. Gerçi çok da iyi oldu zira uçak sonrasında <a href="http://www.saglikbilgisi.com/makale/Jet-lag">Jet-lag</a> denen olayı pek yaşamadık. Bu yolculukta da yine bir animeyi seçtim ve Meet The Robbinsons'u seyrettim. Onu da daha önce seyretmemiştim ve pek keyif aldım :)<br /><br />Sonunda Melbourne'de Tullamarine havaalanına indik. Bizimle saatle kaça takebül ediyordu, sanırım 16:00 suları idi, orada saat 01:00 civarıydı. Valizleri al, taksiye git, eve yönlen derken Melih'le buluşmamız 02:30 u buldu sanırım. Tabi orada Pazartsi sabahıydı. Yani buradan cumartesi çıktık ve saat farkından ötürü neredeyse Pazartesi günü orada olduk. Gelirken ters yön olduğu için bu şekilde olmadı tabi. Cuma sabah çıktık akşam buradaydık.<br /><br />Neyse, taksici abicim otomatik seyrüsefer cihazını (navigator bu şekilde çevrilmiş dilimize) kullanarak bizi gösterdiğimiz adrese getirdi. Ama aslında epey bir dolaştırmış. Bunu sonraki havaalanı yolculuklarımızda ödediğimiz paradan anladık. Zira bu ilk sefer abiye 75 Avustralya doları* verdikten sonra yanımızda Melih varken 44 AUD ye gidebildik!<br /><br />Melih'cim de biz gelmeden önce çıkmış evinin önüne. Soğukta bizi beklemiş garibim. Ama işte sonunda oradaydık. Tam evinin önünde. Tarif edilemez bir mutluluk tabi ki.<br /><br />Hava karanlık, biz leş gibi olunca hemen eve girdik ve sıcak bir banyo sonrası yataklarımıza geçip uyumaya çalıştık. Melih de biz gitmeden 10 gün önce taşınmıştı evine. Biz gidiyoruz diye acilen halletmiş her şeyi. Daha önce okuluna yakın bir otelde kalıyordu. Eninde sonunda eve çıkacaktı tabi de, bizim digişimiz bu durumu birazcık hızlandırdı. Canım benim, her şeyi de düşünmüş. İletişim sağlayabilelim diye bize cep telefonu ve Avustralya hattı bile almış. Bu noktada Melih'e olan sevgimi Sevgili Tabiat Ana'nın yüzyıllar öncesinde beni sobelediği yazıya, 30'undan sonra dostluk adlı o güzel konuya yönlendirmek istiyorum. 30 undan sonra aradığım tek şey samimiyet sanırım. İnsan samimi olduğu zaman işte böyle ince fikirli de oluyor, empati de kuruyor. Bize de sevgi yumağına sarmak kalıyor tabi :)<br /><br />Pazartesi sabahı askeriye kampındaymışız misali saat 8'de Melih kapımıza dayandı :)) İlk yurtdışı gezimiz ve bu da Melih'in yanına ya, kendini sorumlu hissediyor tabi bizimki. Her dakika önemli! Görülecek, gidilecek, yapılacak çok şey var ama bizim gözler açılmıyor tabi. Burada çok erken kalkarım bilirsiniz. 6,5 bilemedin 7 de ayaktayım. Orada ne mümkün! Bir de bizim odanın camı merdivene bakıyor. Güneş almıyor yani, dolayısıyla beynim havanın aydığını ayamıyor :) O yüzden her sanah aynı kamp mevzusunu yaşadık (Melihcim seni çooook seviyorum! :)) )<br /><br />Sonunda kalkıp ekmek, nutella, domates ve çeşitli ezmelerle kahvaltımızı yapıp Melbourne sokaklarına atıyoruz kendimizi...<br /><br />* : 1 AUD = 1,12 TL idi o zamanlar.<br /><br />Hamiş 1 : Gördüğünüz gibi uyku tutmadı yine. Saatin 05:30 olduğunu göz önüne alarak biraz daha uyumaya çalışayım en iyisi. Arkası yarın anacım :))<br /><br />Hamiş 2 : Bu yazımla dinlemeniz için Melih'in arşivimize kazandırdığı ve çok sevdiğimiz Katie Melua'dan Nine Million Bicycles'ı seçtim.<div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5750839011675835321-6369398697343814101?l=cinardan.blogspot.com'/></div>cinarhttp://www.blogger.com/profile/08672510571772878751noreply@blogger.com9tag:blogger.com,1999:blog-5750839011675835321.post-71767968886486017562009-03-29T09:19:00.000-07:002009-03-29T09:48:04.122-07:00Ve döndükKulağımda Nilüfer'in hüzünlü sesi, içimde bir burukluk yurda döndüm, döndük. Arkamızda sevdiğimiz birini bırakmak çok zor geldi...<br /><br />Fotoğraflı anlatım yazılarımla yakında karşınızda olabilmeyi umuyorum. Hepinize sevgiler...<br /><br /><span style="font-style:italic;">Hamiş : Kulaklarımda olan aslında Nilüfer'in "Seni Şimdiden Özledim" şarkısıydı. Ancak onu bulamadım. O yüzden sevdiğim şarkılarından başka birini paylaşmak istedim.</span><div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5750839011675835321-7176796888648601756?l=cinardan.blogspot.com'/></div>cinarhttp://www.blogger.com/profile/08672510571772878751noreply@blogger.com8tag:blogger.com,1999:blog-5750839011675835321.post-55873436819563131012009-03-22T00:06:00.000-07:002009-03-22T00:12:11.022-07:00Kanguruyu beslemis bulunuyorum!!<a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_oq5IWEd0YxA/ScXkv_Uo57I/AAAAAAAACSw/eEAgpv_Uvrg/s1600-h/IMG_5810.jpg"><img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 240px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_oq5IWEd0YxA/ScXkv_Uo57I/AAAAAAAACSw/eEAgpv_Uvrg/s320/IMG_5810.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5315906448283723698" /></a><br /><br /><span style="font-style:italic;">o la la sayin seyirciler!</span><br /><br />Avustralya'dan sevgilerle :))<div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5750839011675835321-5587343681956313101?l=cinardan.blogspot.com'/></div>cinarhttp://www.blogger.com/profile/08672510571772878751noreply@blogger.com7tag:blogger.com,1999:blog-5750839011675835321.post-75765490926343464202009-03-06T07:39:00.000-08:002009-03-06T21:18:41.316-08:00Tiyatro Maceramız ve Yolculuk<a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_oq5IWEd0YxA/SbIBaZaR8ZI/AAAAAAAACR8/HORbX-lllNo/s1600-h/1.jpg"><img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 240px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_oq5IWEd0YxA/SbIBaZaR8ZI/AAAAAAAACR8/HORbX-lllNo/s320/1.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5310308463632576914" /></a><br /><br /><span style="font-style:italic;">oyun : ve perde açılır, ilk sahne görünür... (Dil-u Beste sahnesi)</span><br /><br /><a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_oq5IWEd0YxA/SbIBvuHdtPI/AAAAAAAACSE/2qpn1781Dek/s1600-h/2.jpg"><img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 240px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_oq5IWEd0YxA/SbIBvuHdtPI/AAAAAAAACSE/2qpn1781Dek/s320/2.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5310308829968053490" /></a><br /><br /><span style="font-style:italic;">oyun : ve ben sahneye çıkarım : Beyin Cerrahı, aynı sahne</span><br /><br />Sonunda tiyatro oyunumuzu sahneleyebildik. O kadar uzun zamandır çalışıyoruz ve o kadar fena durumdaydık ki son ana kadar bir arıza çıkmasını bekledim aslında. Ama sonuç çok şaşırtıcıydı. Her şeyden önce biz çok eğlendik :) Hani sahnenin tozunu yutunca artık başka bir şey düşünemezsin gibi şeyler söylerler ya, biz doyamadık, perde açılmadan önce heyecandan arka kapılara kaçmaya çalışan bizler, oyun bittikten sonra biz bu oyunu bir kez daha, hatta bir kez daha oynamalıyız şekline büründük :) Hatta şu anda bunun yollarını arıyoruz. <br /><br /><a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_oq5IWEd0YxA/SbICQXrpHbI/AAAAAAAACSU/QsSBNrfMdNQ/s1600-h/4.jpg"><img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 214px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_oq5IWEd0YxA/SbICQXrpHbI/AAAAAAAACSU/QsSBNrfMdNQ/s320/4.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5310309390881463730" /></a><br /><br /><span style="font-style:italic;">provalar : aynı sahne yine ben :)</span><br /><br />Oyun esnasında da oyun sonrasında da çok alkış aldık, herkes çok güldü, çok eğlendi. Aynı bizim gibi, onlar da bizim performansımızın beklediklerinin üzerinde olduğunu söylediler. Bu iyi bir şey mi tartışılır tabi :) <br /><br /><a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_oq5IWEd0YxA/SbICl46vw4I/AAAAAAAACSc/wNKHe0383sw/s1600-h/6.jpg"><img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 240px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_oq5IWEd0YxA/SbICl46vw4I/AAAAAAAACSc/wNKHe0383sw/s320/6.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5310309760580436866" /></a><br /><br /><span style="font-style:italic;">Oyun : Çeşitlemeler sahnesi, sarışın hemşire iğneyi yanlışlıklar doktora yaparken</span><br /><br /><a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_oq5IWEd0YxA/SbIC49CzV1I/AAAAAAAACSk/tThxO-FUVNI/s1600-h/7.jpg"><img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 240px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_oq5IWEd0YxA/SbIC49CzV1I/AAAAAAAACSk/tThxO-FUVNI/s320/7.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5310310088105482066" /></a><br /><br /><span style="font-style:italic;">Provalar : Dayak sahnesi</span><br /><br />Ama sonuç olarak il sağlık müdürlüğünden haber geldi. İl merkezine gidip bir kez de orada oynamamızı rica ediyorlarmış. Sonracıma Kızılay yararına da oynama ihtimalimiz varmış. Bu da bizim açımızdan epey sevindirici oldu.<br /><br /><a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_oq5IWEd0YxA/SbICFVOJWxI/AAAAAAAACSM/-iEscKp415Q/s1600-h/IMG_4914.jpg"><img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 240px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_oq5IWEd0YxA/SbICFVOJWxI/AAAAAAAACSM/-iEscKp415Q/s320/IMG_4914.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5310309201242315538" /></a><br /><br /><span style="font-style:italic;">Oyun bitiminde tüm oyuncular sahnedeyken</span><br /><br />Tiyatroda rol almak, bütün o heyecanı yaşamak da acaip keyifli bir şeymiş. Son zamanlarda çok sıkılmıştım, bitsin artık diye düşünmeye başlamıştım ama bitince de hakikaten yeniden başlasın diye düşünmeye başladım. Evet, öncesi baya eziyetli. Ezberlemeki rol arkadaşlarının ezberlemesi için beklemek, provalar falan derken bayık zamanlar da geçirdik. Ama sonuç gerçekten de güzel oldu ya :)<br /><br />Yurtdışı seyahatimiz ise gerçekleşmek üzere :) Evet evet, yanlış okumadınız. Bütün endişelerimize rağmen vizeli pasaportlarımız şu anda kargoda, hatta kargo elemanları hastanemiz merdivenlerinde bile olabilirler şu dakikada :) Bu da çok ayrı bir keyif tabi ki. Başta epey gözümüzü korkuttular. Gitmek planımız her zaman vardı aslında. Ne de olsa o uzun yolun sonunda kardeşimiz gibi olan Melih vardı. Ama zaman belli olmayınca öncesinde de bir hazırlık yapmamıştık. Gitmeye aniden karar verince de bazı şeyler için geç kaldık gibi düşündürttüler. Siz siz olun korkmayın :) Başvurumuzu 4 martta yapabildik biz. Zira evraklarımız hazır olsa da randevusuz almadıkları, randevuyu da 10-15 gün sonrasına verdikleri için geciktik. Ama yine de 4 mart akşamı telefondan arayarak işlemimizin tamam olduğunu, ama kargo gittiği için postalamayı ancak ertesi gün yapabileceklerini söylediler. Hemen aynı gün halloldu yani, inanılır gibi değil :))) Dün de postaladılar doğal olarak bugün de elimize ulaşacak işte!<br /><br />Nereye mi gidiyoruz? Efenim ta Avustralya’ya uçacağız 14 Martta. Yaklaşık 19 saat uçacağız. Biraz göz korkutucu bir rakam bu 19. Ama havayolları sağolsun bir sürü şey düşünmüş bu uzun yolculuk için. Filmler, müzikler, oyunlar. E biz yanımıza birkaç kitap da aldık mı heralde çok sıkıntı çekmeyiz değil mi?<br /><br />İşte gördüğünüz gibi yolculuk heyecanına şimdiden kapılmış durumdayım. Dünyanın neredeyse diğer ucuna gidip kanguruları, koalaları, şu meşhur Opera Binasını görme şansım, okyanusta yüzme ihtimalim var! :)<br /><br /><span style="font-style:italic;">Hamiş : Dinlemeniz için Careless Whisper'ı seçtim bu sefer. Oyunumuzun son perdesinde hademe bu şarkıda süpürgeyi alıp dans ediyordu :)</span><div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5750839011675835321-7576549092634346420?l=cinardan.blogspot.com'/></div>cinarhttp://www.blogger.com/profile/08672510571772878751noreply@blogger.com13tag:blogger.com,1999:blog-5750839011675835321.post-19451393145989214142009-02-26T23:40:00.000-08:002009-02-26T23:48:57.177-08:00Kitapseverler Derneği :)<a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_oq5IWEd0YxA/SaeZ8yFE0qI/AAAAAAAACR0/TH1P2LdknPs/s1600-h/203996_2.jpg"><img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 222px; height: 320px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_oq5IWEd0YxA/SaeZ8yFE0qI/AAAAAAAACR0/TH1P2LdknPs/s320/203996_2.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5307379955393680034" /></a><br /><br />Sevgili <a href="http://evvelzamanicinde.blogspot.com/">Evvel Zaman İçinde</a> ve <a href="http://www.seraptan.blogspot.com">Serap</a> güzel bir etkinlik başlatmışlardı. Kitapseverler derneği gibi bir şey :) Bildikleri kitapseverleri bir araya toplayarak kitap hediyeleşmesine olanak sağladılar. <br /><br />Bu şekilde sevgili <a href="http://denizanasi.blogspot.com/">Denizanası</a>’na ben seveceğini umarak kendi sevdiklerim arasından <a href="http://denizanasi.blogspot.com/2009/02/geldiii.html">bir kitap</a> seçip gönderdim. İdeefixe biraz geç gönderdiği için ben de azıcık gecikmiştim.<br /><br />Dün de benim kitabım geldi. Sevgili <a href="http://www.kaybolmusmasumiyet.com/">Halim Kılıç</a>, kendi beğendikleri arasından Hürrem’i (Erdem Sabih Anılan) göndermiş. Çok teşekkür ederim. Kargo poşetinden henüz okumadığım bir kitap çıktığı için memnun oldum :) Okuduğum zaman yorumlarımı yazacağım.<br /><br />Emeği geçen herkese tekrar teşekkür eder selamlarımı yollarım :)<br /><br /><span style="font-style:italic;">Hamiş : Kendi çektiğim otoğrafları henüz yükleyemediğimden ideefixe'ten aldım bu fotoğrafı.</span><div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5750839011675835321-1945139314598921414?l=cinardan.blogspot.com'/></div>cinarhttp://www.blogger.com/profile/08672510571772878751noreply@blogger.com5tag:blogger.com,1999:blog-5750839011675835321.post-88745977592021479932009-02-25T21:23:00.001-08:002009-02-25T21:23:51.553-08:00Cesaret İşiAmaaaaaan! Şu işyerinde de bir gün geçmez ki olumsuz bir durum olmasın :((( <br /><br />Bu sefer de geçici görevle başka hastanelere (İl merkezine) göndermeye çalışıyorlar içimizden birini. En son ben geldiğim için piyango da bana patlayacak büyük ihtimalle. <br /><br />Zaten birkaç yıldır işyerimi seviyorum muhabbetinden itinayla uzak duruyorum :( Bu tip durumlar da (çok adilane bir çözüm getirilemeyeceğini düşünüyorum) iyice moralimi bozuyor. Çakılım da ne güzel haberler yazmış abisiyle ilgili. Benim de pılımı pırtımı toplayıp şöyle huzurluca mutluca yaşayabileceğim yerlere göç edesim var. Misal İzmir’e. Ama pek cesaretim yok bu konuda. Gideceğim yerde daha mutlu olacağımın garantisi yok çünkü. Hiç tanımadığın bir yerde, hiç tanımadığın insanlarla yepyeni bir hayata başlamak biraz ürkütüyor beni. Ama bu risk sonuçta. Bir gün alacağız da bu riski. Bu gidişatla çabuklaşacak gibi…<br /><br />Ne diyeyim, hayırlısı olsun…<div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5750839011675835321-8874597759202147993?l=cinardan.blogspot.com'/></div>cinarhttp://www.blogger.com/profile/08672510571772878751noreply@blogger.com7tag:blogger.com,1999:blog-5750839011675835321.post-51991407989300765672009-02-21T22:49:00.000-08:002009-02-21T23:10:32.063-08:00Pasaport MaceramızSonunda bir nöbetten canlı yayın yapmaktayım sevgili seyirciler :) Tabi bu yazıyı yarın sabaha yayınlamayı umarak yazıyorum bütün bu cümleleri..<br /><br />Dün eşimle birlikte izin alarak il merkezine gittik pasaport çıkartmak için. Bunun giriş ve sonucu da ayrı yazılara konu olmalı aslında. Giriş çoktan yaşandı, sonuca gelemedik daha. Ama güzel sonuç için pasaportla ilgili "gelişme" macerasını yaşamalıydık.<br /><br />Pasaport için neler gerekli?<br /><br />İnternetten araştırıp gittik zaten. Ama son anda bir arkadaşımızı da arayıp ona da sorduk. O da yeni çıkarttı çünkü pasaportunu. Diploma mevzusunu ondan öğrenebildik böylece.<br /><br />5 adet yeni çekilmiş 4,5*6 vesikalık<br />nüfus cüzdanınızın aslı ve 1 adet fotokopisi<br />Diplomanızın fotokopisi<br />Pasaport harç dekontu<br /><br />Biz yola çıkmadan evvel İş Bankasına giderek bu harcı yatırmaya çalıştık. Ama kabul ettiremedik bir türlü. Daha önce sadece vergi dairesine yatıyormuş. Bankalar aracılığıyla harç yatırılmaya yeni başlanmış. O yüzden de biraz karışıklık yaşandı sanırım. Emniyet dekont isteriz derken banka da harç bedelini yatırmak için bir evrak getirmeniz gerekiyor dedi. Ama ne evrağı olduğu belli değil :) Biz de mecburen kalktık ile gittik (zaten diğer işlemleri de orada yaptıracaktık). İl Emniyet Müdürlüğü'ne başvurumuzu yaptık. Tabi ki dekont istediler :) Bankaya yatıramadığımızdan bahsedince vesikalıklarımızla aynı büyüklükte bir kağıda isimlerimizi yazıp ne kadar ödeyeceğimizi not edip parayı yatırmak üzere yolladılar bizi. Biz de bu sefer ildeki İş Bankası şubesine giderek sonunda harçlarımızı yatırabildik. O minik kağıtta harcı yatırabileceğimiz diğer bankaların isimleri de yazıyordu : İş Bankası, Yapı ve Kredi Bankası, Vakıf Bank, Şeker Bank, Oyak Bank, Ziraat Bankası.<br /><br />Daha sonra tekrar emniyete gidip dekontumuzu ve diğer evraklarımızı verip başvurumuzu tamamlamış olduk. Sabahtan gelirseniz akşama pasaportunuzu veririz demişlerdi. Biz de akşama kadar gezinmeye karar verdik.<br /><br />30 senedir aynı yerde yaşamamıza rağmen pek bilmiyoruz oraları. İşimiz olmadıktan sonra il gezmeye de hiç gitmedik doğrusu. Bilen arkadaşa da ulaşamadığımız için eşimle kafa kafaya verdik ve sonunda bildiğimiz bir yere gitmeye karar verdik : Amasra.<br /><br /><a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_oq5IWEd0YxA/SaD3O52lotI/AAAAAAAACRc/3mxWBm0Uy0E/s1600-h/g1.jpg"><img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 240px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_oq5IWEd0YxA/SaD3O52lotI/AAAAAAAACRc/3mxWBm0Uy0E/s320/g1.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5305512196462453458" /></a><br /><br />Hiç gittiniz mi Amasra'ya? Mutlaka gidin derim ben. Bartın'a bağlı, şirin, küçük bir yer. Salatasıyla ve lezzetli balıklarıyla ünlüdür. Geçtiğimiz senelerde Popstar türü yarışmalardan birinde ünlenen Barış Akarsu vardı. Sonra da trafik kazası geçirerek vefat etmişti hani. İşte o Barış da Amasra'lıydı. Belki o haberlerden de duymuş olabilirsiniz.<br /><br />Aslında yaşadığımız yere 3,5 saat falan uzaklıkta. Ama hazır il'e gitmişiz, yakınlaşmışız Amasra'ya, zaten canımız da balık çekmekte. Vurduk arabamızı yollara. <br /><br /><a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_oq5IWEd0YxA/SaD3b_v4KBI/AAAAAAAACRk/7ROOCIPp7D4/s1600-h/s1.jpg"><img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 240px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_oq5IWEd0YxA/SaD3b_v4KBI/AAAAAAAACRk/7ROOCIPp7D4/s320/s1.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5305512421383219218" /></a><br /><br /><a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_oq5IWEd0YxA/SaD3nCp0cJI/AAAAAAAACRs/YYJE3MgkWPo/s1600-h/b1.jpg"><img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 240px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_oq5IWEd0YxA/SaD3nCp0cJI/AAAAAAAACRs/YYJE3MgkWPo/s320/b1.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5305512611141677202" /></a><br /><br />Amasra'da Hoşafçı'nın Yeri'ni seviyoruz aslında. Size yabancı gibi davranmıyorlar en başta. Biraz salaş bir mekan. Gidip istediğiniz kadar oturabiliyorsunuz. Garsonlar kalkın gidin diye gözlerinizin içine bakmıyor yani, o şekil mekanlardan. Maalesef kapalıydı. Biz de ikinci seçenek olarak Canlı Balık'a gittik. Güzel salatamız eşliğinde leziz balıklarımızı yedik bir güzel.<br /><br />Hava acaip yağışlıydı bu arada. Tahtacılar çarşısını falan öyle ağır ağır gezemedik. Amasra yolu üzerindeki Askeri Bölge'nin sınırları içinde kalan tavşanları da göremedik bu yüzden :(<br /><br />Ben cumartesi, yani şehrimizde bana göre en güzel pazar olan gün, nöbetçi olacağımdan Amasra'da hazır pazarı yakalamışken yeşillik alışverişimizi de yaparak tekrar yola çıktık. <br /><br />Emniyete geldiğimizde pasaportu hazır olanların isimleri okunuyordu teker teker. Sıra bize geldiğinde çok heyecanlıydık :) Senelerdir aklımızda olmasına rağmen ne yurtdışına çıkabildik ne pasaport alabildik çünkü. Pasaport demek yurtdışı hayallerimize bir adım daha yaklaşmak demekti ne de olsa :)<br /><br />Sonuç olarak memurların söz verdikleri gibi 1 gün içerisinde bütün işlemleri halledip pasaportlarımızı alabildik.<br /><br />Döndükten sonra da evle ilgili çok komik bir mevzu oldu. Bir süredir ev bakıyoruz. Şimdiki evimizi seviyoruz aslında ama, ev oldukça eski. İç mimarisi de eski tip o yüzden. Bütün odalar salona açılıyor mesela. Sevmediğimiz tek tarafı bu diyebilirim.<br /><br />Neyse, işte biz geçen sene de ev arıyorduk ve bir eve baktık. Beton aşamasındaydı o zamanlar. 9 katlı, 18 daireli bir apartman. Yokuşta, dar yollu bir aradaydı. Araba parkı falan sorun olur dedim ben de. Evi yapan müteahhit sinirlendi bana. Bilmediğiniz işler hakkında neden yorum yapıyorsunuz falan diye. Ben de sinirlendim tabi. Göz var nizam var, gösterdiğiniz alana 18 araba sığmaz falan diye. Tabi evi falan almadık, adamla bir güzel atıştık ve ayrıldık oradan. Dün de, emlakçılardan biri bizi aradı bir ev diye. Tarif ettiği yerden o ev olduğunu anladık anlamasına da, nasılsa emlakçı gösterecek, bir de bitmiş halini görelim diye tamam dedik. Bir gittik, geçen seneki ukala adam karşımızda! Adam eşimi hatırlamadı ama doğal olarak beni hatırladı :) Pürüzler hep hatırlanır zaten. Sonra yine gezdik daireleri, adamdan fiyat istedik. Geçen senekiyle aynı fiyatı söyledi bize. Hem de kriz olmasına rağmen. Hem de daha önce size verdiği fiyattan epey düşük fiyata ev sattığını bildiğimiz halde :) Adam eve çok özendiği için satacağı kişileri de seçiyormuş meğerse :) Zaten bunu da duymuştuk daha önce. Adam sırf almayalım diye uçuk bir fiyat söyledi anlayacağınız :)))<br /><br />Eve gelince yemek hazırlıklarına giriştim. Dostlarımız yemeğe gelecekti akşam. Yemek derken aslında maksat şarap eşliğinde sohbet etmekti. Şarabın yanına fırında makarna ve salata, yapıp kırmızı biber turşusu ve pancar turşusu çıkardım. Afiyetle yedik.<br /><br />Hamiş : Pancar turşusunu da yeni yaptım. Aslında hiç sevmem ama eşim çok sever. Kendim yapınca tadına bir daha baktım. Çok hoşuma gitti bu sefer. Kendim yaptığım için midir bilmem artık :) Tarifi de <a href="http://kucukevinmutfagi.blogspot.com/2007/03/pancar-turusu_05.html">buradan</a> aldım (sirkesi bizim ağız tadımıza göre biraz az geldiği için ben sonradan bir miktar sirke daha ekledim).<br /><br />Hamiş 2 : Bu yazımı okurken dinlemeniz için yol boyu bize eşlik eden iki film müziğiyle başbaşa bırakıyorum sizi. İlki Finestra Di Fronte, La (Karşı Pencere) ikincisi 2046'dan...<div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5750839011675835321-5199140798930076567?l=cinardan.blogspot.com'/></div>cinarhttp://www.blogger.com/profile/08672510571772878751noreply@blogger.com14tag:blogger.com,1999:blog-5750839011675835321.post-57488179025258260002009-02-20T21:03:00.000-08:002009-02-20T21:14:10.722-08:00Şimdi Yazmak Zamanı<a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_oq5IWEd0YxA/SZ-NS_iwyAI/AAAAAAAACRU/UFPWzvJPEoA/s1600-h/Orkide.jpg"><img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 233px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_oq5IWEd0YxA/SZ-NS_iwyAI/AAAAAAAACRU/UFPWzvJPEoA/s320/Orkide.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5305114243500132354" /></a><br /><br />(Fotoğraf <a href="http://www.kaliteli-resimler.com/resimi-cicek-resimleri-11-orkide-7578.html">şuradan</a> alınmıtır)<br /><br />Günlerdir, haftalardır seyrediyorum bir türlü bitiremedim Kavak Yelleri'ni. Bir yandan da bitmesini istemiyorum o ayrı. Ama daha da bitiremem zaten. Yeni bölümleri hala yayınlanıyor ne de olsa.. <br /><br />Haftasonu nöbetçiyim. Yani tam bir (kocaman, koskocaman biiir) cumartesi günü işyerinde olacağım. Bu da dizilerimi vs seyretmek için istediğimde 24 saatimin olabileceği anlamına geliyor. Bunu idrak ettiğimde sevince boğulmuştum ki, diziyi her açtığımda ben seyretmiyorum nasılsa diyerek ıvır zıvır işlerle uğraşan eşim sonunda içindekine yenik düştü ve o diziyi ben de seyrediyorum bir kere dedi :) Meğer istemem yan cebime yapmış şimdiye kadar. Fasulye :)) Sanırım Grey's Anatomy'i seyrederim bu haftasonu.<br /><br />Gerçi düşündüğüm kadar çok vaktim de olmayacak. 2 martta tiyatromuz var ya, provalarımız gittikçe sıklaştı. Her hafta Çarşamba, Cumartesi ve Pazar yapıyoruz artık. Bu haftasonu olacak provalar için de yine işyerimizin yemekhanesinde karar kıldık. Dizilerimi seyredemesem bile en azından matrak geçebilecek 1-2 saatim olacak. <br /><br />İnsanları da hiç anlamıyorum. İnsanlarda hoşlanmadığım / nefret ettiğim diyebileceğim yüzlerce madde sıralayabilirim belki de. Şu bizim tiyatrodaki tipler mesela. Arkadaşım bir insan bu kadar mı sorumsuz olur? Her prova için kararlaştırılan belli saatler var. Haftaiçleri 16:00 da, haftasonları 15:00 da. Birkaç kişi dışında kimse de vaktinde gelmiyor. Bir de oyunlar bir iki kişilik değil ki. Ekip tamamlanmadan oynamanın anlamı olmuyor. Ama tipler de gelmeyince otur bekle. En sinir olduğum şey! Bir sorun vardır, olağanüstü bir durum vardır, arar bildirirsin geç kalma mazeretini, biz de senin bulunduğun oyunu atlar bir sonrakine geçeriz falan filan. Ama yok. İnsanlarda sorumluluk duygusu yok ki. Biri arasa diğeri aramıyor zaten. Her oyunu çakma oyuncularla oynuyoruz gerçek oyuncular gelene kadar. Geçen hafta 5 rolde birden oynadım misal. Benim durumunda olan bir sürü insan da vardı tabi..<br /><br />Bir de insanların soğuk nevale olmalarına sinir oluyorum. Hani ilk görüşmede çok sıcak olamayabilirsin karşındakine vs, o ayrı mesele. Ama bir insan sana güleryüzle günaydın, merhaba gibi şeyler söylüyorsa anlamsız bakışlarla süzmezsin karşındakini ya. Süzer misin? Hani büyük alışveriş merkezlerinde falan kapıda güvenlik olur ya, çok dikkat ediyorum, giriş çıkışlarda kimse merhaba, kolay gelsin gibi şeyler söylemiyor. Tamam söylemesin. Ama ben söylüyorum ve o güvenlikçiyi düşünüyorum. Gün içinde böyle şeyleri kaç kişiden duyuyor olabilir mesela diye. Belki bir belki iki. Taş çatlasa beşi geçmeyeceğine eminim (bizim memleketten bahsediyorum bu arada, hani küçük bir yer anlamında). Ama o bir belki iki kişiye aynı samimiyetle karşılık veren güvenlikçi de yok. Hayret bir şey yani. Ama katışıksız polyannacılığımdan vazgeçmeyeceğim.<br /><br />Böyle deyince aklıma İstanbul'da çalıştığım zamanlar geldi. Koskoca fabrika. Bir sürü eleman var. Güvenlikçisi ayrı, şoförü ayrı, departmanlarda çalışanlar, aynı servisi kullananlar ayrı (bunu daha önce yazmış mıydım yoksa ya? Yazdıysam biri beni dürtsün). Bizim duraktan binen 3 kişiyiz. Ben hepsini gördüğümde de sabahın 6,5'u olmasına rağmen güleryüzle selamlıyorum. Ama onlarda tık yok. Servise her bindiğimde kocaman bir günaydım yüklüyorum servis arkadaşlarıma. Ne şoförün ne yolcuların umrundayım. Millette sabah sabah seni hiç çekemeyiz durumları var. Ben de küçük kasabasından yeni gelmiş biriyim ya, İstanbul henüz beni yutmamış, her seferinde aynı şeyi tekrarlıyorum. İlk bir ay aynı şekilde geçti. İkinci ay önce durak arkadaşlarım günaydın demeye başladı bana. Daha sonra yolculardan tek tük günaydın sesleri yükselmeye başladı. Ve sonunda çoğunluk bir ağızdan günaydın demeye başladı ben servise bindiğimde. İnanın şoför bile arkasını dönüp günaydın diyordu yahu.<br /><br />Tam 9 ay çalıştım o iş yerinde. Sonra birden memleketime geri dönmeye karar verdim. Burada çalışmaya başladıktan yaklaşık 1 sene sonra İstanbul'a gittiğimde eski işyerimi ziyarete gittim. Güvenlikçilerden biri hoş geldiniz Çınar Hanım dedi bana. Kulaklarıma inanamadım. 1 sene geçmiş olmasına rağmen beni, dahası ismimi hatırlıyordu. Sonra içeri girerken şoförlerden biriyle karşılaştım ve ondan da hoş geldiniz Çınar Hanım lafını duydum. Nasıl mutlu oldum anlatamam.. iş yerimdeki çoğu insan da aynı şekilde karşıladı zaten.<br /><br />Aradan yıllar geçti.. Tabi hala ilaç işindeyiz ya, ara sıra firmaları arayıp faturayla vs ilgili birkaç şey sormak lazım geliyor. Bu sefer eski iş yerimi aramam icap etti ve Satın Alma bölümünü aradım. Kendimi tanıttım ve karşımdaki ses, daha önce burada çalışan Çınar sizdiniz değil mi dedi :)) Buradan kendisine de selamlarımı yolluyorum :))<br /><br />Amma da yazdım bugün ya. Tam günlük gibi oldu yani. Bıdı bıdı bıdı :)))<br /><br />Hamiş : Bir sonraki yazı konusu : pasaport maceramız :)<div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5750839011675835321-5748817902525826000?l=cinardan.blogspot.com'/></div>cinarhttp://www.blogger.com/profile/08672510571772878751noreply@blogger.com2tag:blogger.com,1999:blog-5750839011675835321.post-67189528343881083832009-02-12T03:49:00.000-08:002009-02-12T04:33:23.304-08:00Dörtlü sobe<a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_oq5IWEd0YxA/SZQWRjYh3QI/AAAAAAAACRE/oAJcNZmhhKg/s1600-h/papatyam82_papatya6214785.jpg"><img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 240px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_oq5IWEd0YxA/SZQWRjYh3QI/AAAAAAAACRE/oAJcNZmhhKg/s320/papatyam82_papatya6214785.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5301887152133627138" /></a><br /><br />(fotograf <a href="http://www.kadinlarkulubu.com/bahce-bakimi-ve-cicekler/137213-papatya.html">şuradan</a> alınmıştır.)<br /><br />Dün gece nöbetçiydim. Nöbetten canlı yayın yapayım dedim, birkaç paragraf da yazdım aslında ama iş yerinden sadece blog okuyabiliyorum maalesef. Yazı yayınlayamıyorum, yorum yayınlayamıyorum. O yüzden yine günü gününe bir yazı yazamadan/yayınlayamadan karşınızdayım sevgili seyirciler :))<br /><br />Birkaç blogda görüp de pek hoşuma giden bir sobe olayı var. İlk Çakıl'ımda görmüş ve ben de yazmak istemiştim. Hazır nöbetimin iznini bulmuşum, bilgisayarı boş bulmuşum, Döne sağolsun temizlik işlerini bitirmişim, e daha ne bekliyorum değil mi? Öyleyse hemen sıralayayım ben de:<br /><br />**Yaptığım 4 iş:<br /><br />8 senedir çalışıyorum ama bu ikinci iş yerim. Çok geniş bir yelpazem yok. Diplomamla çalışmak istediğim zaman yapabilecek çok işim de yok zaten. İkisinde de eczacı olarak çalıştım malum :)<br />1. si : Bir ilaç firmasında Kalite Güvence bölümünde çalıştım 9 ay kadar.<br />2. si : Daha sonra da şimdiki iş yerimde çalışmaya başladım. Yani devlet hastanesinin eczanesinde.<br /><br />**Defalarca seyredebileceğim 4 film : <br /><br />Buna cevabım epey kalabalık olur aslında ama 4 ile sınırlamaya çalışayım madem:<br />1. si : Fountain (uzun uzadıya bahsetmedim daha önce, ama çok sevdiğimden bahsettim birkaç yazımda, başrollerde güzeller güzeli Rachel Weisz ve Hugh Jackman var).<br />2. si : Star Wars serisi. Özellikle de Darth Vader'ın nasıl Darth Vader olduğunu anlatan 3. bölüm (Revenge Of The Sith).<br />3. sü : Up Close&Personal (bu filmi herkes çok sevmez ama milyon kez seyrettim. hepsini de aynı beğeniyle seyrettim üstelik, başrollerde Michelle Pfeiffer ve Robert Redford var).<br />4. film : Hmm bu son hakkım, şöyle bir kez daha düşüneyim.. Aslında hem Matrix serisi hem de Lord of the Rings serisi demek istiyorum. 5 film olsun napalım artık.<br /><br />**Yaşadığım 4 yer : <br /><br />Yine benim için oldukça kısıtlı cevaplar gelecek bir soru.<br />1. yer : doğup büyüdüğüm ve halen yaşamakta olduğum Ereğli.<br />2. yer : Üniversite için gidip 1 sene de çalışarak toplamda 5 yılımı geçirdiğim İstanbul.<br /><br />**Seyrettiğim 4 televizyon programı : <br /><br />1. si : (diziler buna dahildir sanırım) Kavak Yelleri<br />2. si : cnbc-e'nin aşağı yukarı bütün dizileri <br />3. sü : yakaladıkça Haydi Gel Bizimle Ol ve <br />4. sü : yakaladıkça Sade Vatandaş<br /><br />**Tatil için gittiğim 4 yer : <br /><br />Kaş<br />Datça<br />Ayvalık<br />Fethiye<br /><br />Kalbimiz genelde Ege'den yana. Bir çocuğumuz olursa ismini Ege koyabiliriz yani o kadar. Ama tatil deyince Fethiy'yi de asla es geçemem. Yaklaşık 4 senedir evliyiz ve 4 senedir her tatilimizin 1 haftasını mutlaka Fethiye'ye ayırdık.<br /><br />**En sevdiğim 4 yemek.<br /><br />Allaaaaaaaaaah! :) Aslında bütün hamur işlerini sayabilirim hemen şu anda :)<br />Mantı<br />Fırında makarna<br />Menemen<br />Balık<br /><br />**Hemen şimdi olmak isteyeceğim 4 yer : <br /><br />Eşimle birlikte Küba ya da İspanya seyahatinde<br />ailemle (annemler, ablamlar falan) birlikte herhangi bir yurtdışı seyahatinde<br />Kız arkadaşlarımla birlikte herhangi bir yurtdışı seyahatinde <br />evimizde (şu an evdeyim zaten, oh misler gibi :)<br /><br />**Bir yağmur damlası olsaydım düşmek isteyeceğim 4 yer:<br /><br />Suya muhtaç herhangi bir çocuğun elindeki boş bardağa<br />Susuzluktan kavrulan ağaçların köklerine,<br />Su bekleyen barajlarımıza ve<br />kimyasal bir tepkime başlatması beklenen balon jojenin içine :)<br /><br />Hmm cevaplarını merak ettiğim değerli blog arkadaşlarım var. Aslında herkes yazsa çok mutlu olacağım. Cevaplar mısınız ne dersiniz? (Cevaplamazsanız tek tek isim de yazabilirim :))<div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5750839011675835321-6718952834388108383?l=cinardan.blogspot.com'/></div>cinarhttp://www.blogger.com/profile/08672510571772878751noreply@blogger.com8