<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss'><id>tag:blogger.com,1999:blog-5570165169657655333</id><updated>2009-11-16T19:39:12.294+02:00</updated><title type='text'>jimi the kewl resmi blog!</title><subtitle type='html'>C. Cengiz Çevik Resmi Blog</subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://jimithekewl.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5570165169657655333/posts/default'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://jimithekewl.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><link rel='next' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5570165169657655333/posts/default?start-index=26&amp;max-results=25'/><author><name>jimi the kewl</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09598437459037444887</uri><email>jengiz@gmail.com</email></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>368</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>25</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5570165169657655333.post-8947390479081984175</id><published>2009-11-15T20:19:00.004+02:00</published><updated>2009-11-15T20:27:55.416+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='nec plus ultra'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='plus ultra'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='motto'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='spain'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='değer'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ispanya'/><title type='text'>Nec Plus Ultra</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;İspanya yüzyıllar boyunca Akdeniz'in en batı ucundaki yeriyle gurur duyarken bu mottoya sığınmıştır; ya da bu motto yaşamsallığını İspanya'nın bu coğrafi niteliğinden almıştır. Her iki durum da geçerli olabilir. Hercules'in sütunları olarak da adlandırılan Cebelitarık Boğazı'nın iki yanındaki yüksek kayalıklar ispanya sınırları içindeydi; ötesi de keşfedilemediğine göre, İspanya başlı başına yeryüzünün &lt;span style="font-style: italic;"&gt;nec plus ultra&lt;/span&gt;'sıydı. Bunu küçümsemeyin. Bizi yaşamsal kılan sınırlar da benzer şekilde çizilir; kendimizi bir değere adadığımızda, o değer bizim &lt;span style="font-style: italic;"&gt;nec plus ultra&lt;/span&gt;'mız olur. Dahası değeri sahiplenişimiz de bize şunu düşündürtür içten içe: "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;O hâlde değer için de ben nec plus ultra olmalıyım&lt;/span&gt;." yani "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;en iyisi olmak&lt;/span&gt;", "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;en &lt;/span&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_LH5nbUgkcyQ/RvsUCp7TdhI/AAAAAAAAAPk/AYTlkYRy8D8/s400/spain-coat-arms.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 0pt 10px 10px; float: right; cursor: pointer; width: 190px; height: 190px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_LH5nbUgkcyQ/RvsUCp7TdhI/AAAAAAAAAPk/AYTlkYRy8D8/s400/spain-coat-arms.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;iyisini yapabilmek&lt;/span&gt;" telâşları hep bu idealize etme çabasından doğar. İspanya'nın yeryüzünün sınırı olması, krallığın da sınır da tanrısallaşması anlamına geliyor; nitekim sınırlayıcı olabilen tek kudret Tanrı'dır diye düşünüyorlar. Şaşırtıcı mı? Hayır.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Ama daha sonra Columbus'un keşfi bu mottonun canına okuyunca, Tanrı'nın kuşatıcılığıyla ilgili mevcut zihinlerin kafasında şüphe oluşmuştur. Bu şüpheyi de küçümsememek gerekiyor: Yine kendi yaşamımızla düşünelim, bir an için bizim için en yüce değerin alaşağı edildiğini, onun aslında bizim diğerlerinden kayırdığımız yüceliği taşımadığını düşünelim. Bu yazıyı okurken arkasında sevgilisi uyuyan okuyucu eğer onu hayatının anlamı olarak görüyorsa, dönüp baksın, o aslında sandığı o değer değil; bir an için daha yücesini değilse de ötesini keşfetsin columbus gibi. Geriye ne kalır? İspanya'nın sadece eskimemiş aynı zamanda bir zamanlar ne kadar da gerçeği yansıtmayan bir inanışın neticesi olduğu anlaşıldığı için, komik duruma düşmüş olan, başlıktaki mottosunu düşününüz. Geriye ne kaldı? Keşfin gücü, var olan değerin etkisini yener. İnsanların genelde muhafazakâr oldukları, yeniliğe karşı geldikleri söylenir; ancak bu korumacı tutum, var olan değerlerin yüceliğe varan doğalarından kaynaklanmaz; ben sanıyorum ki, bu tutum insanın ötesine varamamamış olmasından yani &lt;a class="gb" href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=defectus+defector"&gt;defectus defector&lt;/a&gt;'luğundan kaynaklanmaktadır. İnsan hem güdük (defectus= ötesini bilmiyor, başlıktaki mottoyu uyduruyor); hem de asi (defector= bu mottonun gerçekliğine inanıyor, bunun için savaşıyor).&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bu insanın, var olan mevcut durumun bir "öte" barındırmadığını kabullenişi, sık tekrarladığımız gibi, inançların ihtiyaçtan kaynaklanmasıyla alâkalı. İhtiyaç ortadan kalkınca, inanç da yok oluyor. Her ne kadar yerleşim imkânı bulunmasa da ötede 13 milyon kilometre karelik Antarktika'nın varlığı bile öte'liğe duyulan inançsızlığın kırılması adına önemli bir darbe olmuştur. Eğer kendi içinde huzura erememişsen, arzularını dizginleyememişsen; gidip yerleşmesen de, evinden daha iyi bir ev olduğunu bilmen, seni evinle mutlu kılmayabilir. Bunun gibi, değerini &lt;span style="font-style: italic;"&gt;nec plus ultra&lt;/span&gt; görenler de, öte değerlerin keşfiyle kolayca ayartılabilir. Çift arasındaki aldatma böyle bir şey.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Ayartılamayanın ya da ayartılamaz olanın erdemi, kendi &lt;span style="font-style: italic;"&gt;nec plus ultra&lt;/span&gt;'sına duyduğu derin inancı yaşamsal ihtiyaç olarak bellemesindedir; ayartılabilen ise yaşamsallığını değerinden almadığını, değerlere yaşamsallığı kendisinin verdiğini kabullenmiş durumdadır. Baştaki duruma dönüyoruz: Motto yaşamsallığını, bu ikinci tip insanın değerinde olduğu gibi, insandan almıştır. Oysa sanki başlangıçta, İspanyollar gayet masumca "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;ne yani, ötesi varsa göster, yok işte nec plus ultra&lt;/span&gt;" demiş de, sonrakiler "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;nec plus ultrayız olum biz, adam olun lan&lt;/span&gt;" diye cıvıtmış gibi.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Cıvıtanın sebep olduğu gam yükü, cıvıtmayanın alnına yaşam çizgisi olarak ekleniyor. Bir kırışıklık, bir kırışıklık daha... Saç telleri beyazlıyor, iç organlar yerli-yersiz hareketleniyor, sinirler gevşiyor ya da gerginlikten kopuyor. &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Nec plus ultra&lt;/span&gt;'sı "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;ipse&lt;/span&gt;" (kendisi) olmayan her insanın kaçınılmaz sonu, &lt;span style="font-style: italic;"&gt;öte&lt;/span&gt;'nin keşfiyle bir gün kendisinin de aşılabilecek bir sınır olduğunu keşfetmesidir. Kendisine dönmüş, kendisini &lt;span style="font-style: italic;"&gt;nec plus ultra&lt;/span&gt; bellemiş ve bu yüzden başka sınırlara ehemmiyet vermemiş her kafa, zaman içinde saç tellerindeki beyazlığı da kıvançla karşılar. Çünkü o, bizzat saç teli gibi tümüyle kendisine ait şeylerle sınırlandığını ve ancak bu şekilde özgürleşebileceğini kabullenmiş şahıstır. Böyle kişinin &lt;span style="font-style: italic;"&gt;nec plus ultra&lt;/span&gt;'sı, bizzat &lt;span style="font-style: italic;"&gt;nec plus ultra&lt;/span&gt;'nın kendisi değildir.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5570165169657655333-8947390479081984175?l=jimithekewl.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://jimithekewl.blogspot.com/feeds/8947390479081984175/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://jimithekewl.blogspot.com/2009/11/nec-plus-ultra.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5570165169657655333/posts/default/8947390479081984175'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5570165169657655333/posts/default/8947390479081984175'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://jimithekewl.blogspot.com/2009/11/nec-plus-ultra.html' title='Nec Plus Ultra'/><author><name>jimi the kewl</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09598437459037444887</uri><email>jengiz@gmail.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='10717008059805703373'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_LH5nbUgkcyQ/RvsUCp7TdhI/AAAAAAAAAPk/AYTlkYRy8D8/s72-c/spain-coat-arms.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5570165169657655333.post-4617614859407703066</id><published>2009-11-12T18:46:00.003+02:00</published><updated>2009-11-12T19:04:09.038+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='bacon'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Michele le Doeuff'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kadının Ataerkil Zihniyeti İçselleştirmesi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='felsefe'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='women rights'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kadın'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='feminism'/><title type='text'>Kadının Ataerkil Zihniyeti İçselleştirmesi ( III )</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.decitre.fr/gi/16/9782080814616FS.gif"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 282px; height: 475px;" src="http://www.decitre.fr/gi/16/9782080814616FS.gif" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Fransız züppelerden çıkıyor genelde bu tarz uyumsuzluklar. Nihat Genç gibi konuya girmiş olmamın nedeni canıma tak etmiş olmasıdır; nerede çok konuşup, az düşünce aktaran varsa Fransız çıkıyor. Nihat Genç'e sorsanız der ki, '&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Eşcinsel hakları, kadın hakları, feminizm, çevre hakları, hayvan hakları vb. batı hastalıkları, bizim gibi doğulu toplumları sömüren batılı zihinler tarafından bizim uyutulmamızda kullanılıyor; kadının kocasını Abu&lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt; Ghraib'e götürüp işkenceyle öldürüyorsunuz, sonra aynı kadına, onunla dalga geçercesine batıdaki kadın haklarını satmaya kalkıyorsunuz, iş mi şimdi bu?&lt;/span&gt;' (bu akşam tvde bir yerde bu minvalde bir şeyler dedi) haklılık yanı (yüzde 3,3) var ama haksızlık yanı da (yüzde 96,7).&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Böyle bir yaklaşımda sanki bütün bu hak arayışları bir zihnin sömürgen karakterinden çıkmış gibi düşünülmüş oluyor; dahası bu zihin sömürünün allahını bu tarafa doğru yöneltmiş oluyor. Ben böyle bir şey görmedim, varsa da yüzde 3,3'lük soysuzluğa giriyor olsa gerek (bkz. &lt;a class="gb" href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=amerikal%c4%b1lar%c4%b1n+%c4%b1rakl%c4%b1+kad%c4%b1nlara+vibrat%c3%b6r+yollamas%c4%b1"&gt;Amerikalıların ıraklı kadınlara vibratör yollaması&lt;/a&gt;). Gerisi (yüzde 96,7) ise tümüyle batılının yine kendisine çıkardığı meşgaleden ibaret. aslına bakarsanız, hakikat tek bile değildi, belki de hiç yoktu, cahiller onu çoğaltmadı, var etti. O denli yani "yok yere" batılı kendine dert icat ediyor.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bırak kadın ataerkil zihniyeti içselleştirmiş olsun, nasılsa içselleşmiş olan ile içselleştirilmiş olan arasında bir uyum olduğu tespiti yapılagelmiş, ne diye sorgularsın ki? Ama sorguluyor işte. Zaten felsefe-bilim geleneğinin karakteristiğinde olması gereken de bu, dert çıkarmaca, sorun icat etmece, yok yere yaraları kaşımaca, kanatmaca! Aksi hâlde bu kadar üniversite, bu kadar akademisyen, bu kadar düşün adamı, bu kadar kitap, bu kadar yayın, bu kadar öğrenci, bu kadar araştırmacı ne iş görecek? Olmaz. İçselleşmiş olan ile içselleştiren arasındaki sıkıntısızlığı sıkıntı olarak görüp, deşmek sorgulayıcı zihnin şanındandır.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bu şana yakışır bir tavır içinde olan bir zihin de Fransız &lt;a class="gb" href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=michele+le+doeuff"&gt;Michele le Doeuff&lt;/a&gt;. Kendisiyle ilkin Francis Bacon mevzuunda, aynı arsada top koşturmak zorunda kaldım. Yine hiç gereği yokmuş gibi dururken, Fransa'da İngiliz Renaissance'sına ilişkin yayının az olduğu bir ortamda, Hegel'ciler Kant'çıları, Kant'çılar da Hume'cuları küçümserken İngiliz filozoflar hepten yerle yeksan olmuş. Bacon'ın hiçbir kitabı bulunamazken, Bacon neredeyse hiç bilinmezken, akademik çevrelerde Essays'ten başka eseri okunmazken, bu hanımefendi tutmuş New Atlantis'i yorumlu bir çeviriyle sunmuş. Bir de üstüne bir röportajında "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Kendimi daha ziyade bağımsız bir zihne sahip biri olarak betimleyebilir miyim? Bağımsız bir zihnim olsa da olmasa da, benim ussallık kavramım herhangi bir tahakküme tapınmayı kesinlikle barındırmıyor&lt;/span&gt;." demiş. Böylesine mücadeleci bir zihnin sadece avamın değil, akademinin ve düşün aleminin dilinde de ataerkil zihniyetin tahakkümü altında ezilen kadının sakıncalı piyade minvalindeki durumuna el atmaması düşünebilir miydi? Asla!&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Hem de bu el atışına zemin olan da evvelki Bacon çalışmaları olunca, Le Doeuff tam anlamıyla bomboş bir saha bulup koşturmuş. Gerçekten de evvelce hiç kimsenin eğilmediği, yukarıdaki söylemime yedirip söylemem gerekirse, kanamayan yarayı kanatırcasına ya da tende bilerek, isteyerek kanırta kanırta yara oluştururcasına bir saha bulmuş. Det&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://farm4.static.flickr.com/3281/3035964427_50d13ac0a2.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 0pt 10px 10px; float: right; cursor: pointer; width: 303px; height: 420px;" src="http://farm4.static.flickr.com/3281/3035964427_50d13ac0a2.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;ayları aşağıdaki paragrafta bulacaksınız, sonra 'paragraflar tuğlalaşmış yine' diye şikâyet mesajları yığılıyor posta kutuma.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Buna göre Bacon doğanın bir kadın olduğunu, yanlış bilgi (&lt;a class="gb" href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=bilgi+kirlili%c4%9fi%2f%40jimi+the+kewl"&gt;bilgi kirliliği/@jimi the kewl&lt;/a&gt;) onunla sanki bir fahişeymiş gibi pazarlık ederken doğru bilginin ona uygun bir şekilde yasal eşi gibi davrandığını söylemektedir. Bu da iki bilgi türü arasındaki ayrımı göstermek için ortaya konmuş bir imgedir. Le Doeuff'un yorumuna göre, bu imgeyle birlikte aktarılan düşünce şudur: Bilim-adamı erkektir ve bir kadına lâyıkı ile davranması aslında onun aracılığıyla baba olmak istemesidir. Düşün-kadınımız Le Doeuff, Raoul Mortley'e vermiş olduğu röportajda bu durumu şöyle açımlıyor:&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;"...&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Benim çalışmam felsefi eserlerde bulabileceğiniz imgeler birikimi -bunlar her neye göndermede bulunuyorsa: Böcekler, saatler, kadınlar, adalar gibi- hakkındadır. Bunların felsefî girişimlerde ne rol oynadıklarını göstermeyi deniyorum. Fakat açıktır ki kadın figürü üstüne çalıştığımda, düşsel adalar üstüne çalışmamdan daha önemli bir şey tehlike altında kalmaktadır. Bunun nedeni, ilkin bir filozof adalar üzerine ne yazarsa yazsın, bunun adalara hiçbir zaman zararı dokunmaz. Kadınlar hakkında söyledikleri ise genellikle hakarettir. Böyle sonuçları vardır. İkinci olarak bunun nedeni, sıradan bir okuyucu, bir filozofun böceklere dair yazdıklarının doğru bir betimleme olmayabileceğini açıklamaya hazırken, kadınlara dair söylenen herhangi bir şey ya da her şey eleştirel düşünülmeksizin kabul edilmektedir... &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Geçenlerde çevrenin korunmasıyla ilgilenen insanların huzurunda bacon hakkında yazdığım yazıyı okudum ve arılar, karıncalar, örümcekler, fahişeler, eşlerden bahsettim. Ulusal parklarımızdan sorumlu bir bey tartışma esnasında şunları söyleyerek itiraz etti: 'Fakat karıncalar böyle hiç değildir. Bazıları sadece toplamaz, bahçıvanlık da eder. Filozoflar ne konuştuklarını bilmiyorlar...' Fakat hiç kimse kalkıp da şöyle konuşmadı: 'Fakat kadınlar da hiç böyle değildir. Bazıları ne fahişe ne de eştir ve birçok eşe de edepli davranılmamaktadır.' Ben de böceklerin kadınlara nazaran felsefî suistimale karşı daha çok korundukları sonucuna vardım." &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;(&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Fransız Düşünürleriyle Söyleşiler, sf.125, İmge Kitabevi, 2000&lt;/span&gt;)&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Ataerkil zihniyetin, kadın üzerindeki tahakkümüne ilişkin emarelere felsefe metinlerinden hareketle edinilen imgelerde de rastlamak aslında şaşırtıcı değil. Platon'dan günümüze (aslında evveli de var, ancak Platon'un Devlet'indeki kadın imgesi öylesine belirgin bir örnektir ki, bu konuda konuşmaya başlayanlar genelde Platon'u başlangıç noktası kabul ederler), felsefe ekollerinin çoğu kadını ezen bir ideal dünya tasarlar. Bunun nedeni de büyük olasılıkla, Luce Irigaray'ın isyan etmekte haklı olduğu gibi, mevcut dilin ataerkil menşeili olmasıdır. Zira dili besleyen veya bizzat dilin beslediği ideal alem tasarımları, felsefî olsun, dinî olsun ve hatta, biraz garip gelebilir ama, bilimsel olsun, hep erkek egemen olmak durumunda kalmıştır. Bunda baş sorumlu olanlar, ataerkil düzene seslenen imgelerin sürekliliğini sağlamış oldukları için Bacon veya başka bir filozof ya da hıristiyanlığın bir temsilcisi değildir. Onlar da tıpkı, Luce Irigaray veya başka bir aktivist gibi, ortama doğmuşlar ve ortamın diline göre kendi imgelerini oluşturmak durumunda kalmışlardır.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Meseleyi sadece bir dil problemi olarak görüyormuş gibi görünmem de aldatmasın; meseleyi tetikleyen olduğu kadar bizzat meseleden tetiklenen de dilin kendisi. Karşılıklı olarak emme basma mekanizmasının işlediğini düşünebiliriz; mevcut düşünce ekolleri; dinî, siyasî, sosyo-kültürel sistemler böyle bir dille şekillendiği gibi, her defasında böyle bir dili oluşturmak durumunda kalıyor. Evvelce Latinceden bunun örneklerini ya da Irigaray'in Fransızcadan verdiği örnekleri sunmuştum; onlar içinden çoğul artikeller veyahut isimlerdeki cinslerle ilgili olanları düşününüz: 10 kişilik erkek grubu çoğul-eril; 10 kişilik kadın grubu çoğul-dişil; 9 erkek + 1 kadından oluşan 10 kişilik karma grup çoğul-eril iken 9 kadın + 1 erkekten oluşan 10 kişilik karma grup da çoğul-erildir (düz mantığa göre çoğul-dişil olması gerekirken). Bu dinin veyahut seküler yasaların miras haklarına da yansır, kadının sosyal statüsüne de. şimdi karar veriniz, dil mi statüyü belirliyor; yoksa statü mü dili? Bu tam anlamıyla girift bir problem olup, "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;yumağı çözdüm&lt;/span&gt;" diyene simitçiden simit ısmarlanıyormuş.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Dahası bunun aslında bir oyun gibi bir şey olduğunu ve en azılı feministlerin de, aslında bu oyunun kurgucularının diline uygun olarak yaratılmış oyuncular olduğunu dile getirmeye çalışmıştım evvelce. &lt;a class="gb" href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=sneja+marina+gunew"&gt;Sneja Marina Gunew&lt;/a&gt;'in o doyurucu kitabında bir yerde (Feminist Knowledge: Critique and Construct, p.25, Routledge, 1990) buna değiniliyor. Kabaca deniyor ki, "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;hadi kadına 'kötü' (evil) demeyelim de, 'iyi' (good) diyelim; yahu ona yönelen, onu adlandıran yine biz olduğumuza göre onu daimî olarak 'öteki' (other) kabul etmiş olmuyor muyuz?&lt;/span&gt;"&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Tam anlamıyla benim evvelce anlatmaya çalıştığım oyun kurgusunun "bir nevi" (quasi) foyasını ortaya çıkaran bir soru bu. Sanki dile kim hâkimse, o daimî olarak egemenmiş gibi bir hava estirilmiş oluyor. Buna göre o dille size hangi rolün biçildiğinin hiçbir önemi yok; size "tanrı(ça)" deseler, sizi tabu kılıp bir idolün temsiliymişsiniz gibi muamele de bulunsalar; yine de dilin yaratıcıları, nesnenin konumunu, mahiyetini belirleyenler olarak sizden üstün olacaklar ve imgenin efendileri olarak, tıpkı cennet bahçesinde kendisi dışındaki şeylerin adını koyma hakkına sahip olan adem gibi, tanrıya yakışır bir eylem içinde olacaklar. Peki, siz ne olacaksınız? Bu oyunun tanrıçası. Bundan memnunsanız, diyecek bir şey yok.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Fazlasıyla soyut bir dil kullandığımın farkındayım, ancak "ataerkil zihniyet" derken de aslında elle tutulur bir düşman belleyemediğimiz için, böyle bir dile muhtacız. Yoksa kadınların aktif siyasetteki konumlarını belirleyen kotalar, pozitif ayrımcılık gibi kimi konular gündelik yaşamdaki, kadınların kimi sıkıntılarını giderebilir. Ancak büyük resmi görmedikçe, kümenin sınırlarını genişletmedikçe bir sonraki kuşağa ancak çözülmüş gündelik problemler miras bırakabiliriz. Ha deyince de medeniyetin dilini değiştirmek mümkün değil; ancak bu yumağın bir ucunu bile bulamadan içinde cebelleşip durmak, patenti bana ait olan &lt;a class="gb" href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=tasmal%c4%b1+erk"&gt;tasmalı erk&lt;/a&gt; paradoksunun şanından gelir. En azından ben söyleyeceğimi söylüyorum, der çıkarım işin içinden. Gerisini de başkaları düşünsün.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5570165169657655333-4617614859407703066?l=jimithekewl.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://jimithekewl.blogspot.com/feeds/4617614859407703066/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://jimithekewl.blogspot.com/2009/11/kadnn-ataerkil-zihniyeti_12.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5570165169657655333/posts/default/4617614859407703066'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5570165169657655333/posts/default/4617614859407703066'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://jimithekewl.blogspot.com/2009/11/kadnn-ataerkil-zihniyeti_12.html' title='Kadının Ataerkil Zihniyeti İçselleştirmesi ( III )'/><author><name>jimi the kewl</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09598437459037444887</uri><email>jengiz@gmail.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='10717008059805703373'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5570165169657655333.post-5456795100097851018</id><published>2009-11-11T11:26:00.005+02:00</published><updated>2009-11-11T11:52:08.386+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='seneca'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='dişil'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kadının Ataerkil Zihniyeti İçselleştirmesi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='mitoloji'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kadın'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='myth'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='feminizm'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='feminism'/><title type='text'>Kadının Ataerkil Zihniyeti İçselleştirmesi ( II )</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://static.open.salon.com/files/angela_merkel,_die_deutsche_kanzlerin%5B1%5D1251583458.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 307px;" src="http://static.open.salon.com/files/angela_merkel,_die_deutsche_kanzlerin%5B1%5D1251583458.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Herbert Marcuse'un "Eros ve Uygarlık"ında (yazıdaki metinler için çev.: H. Marcuse, Eros ve Uygarlık: Freud Üzerine Felsefi Bir İnceleme, çev. Aziz Yardımlı, İdea Yay., İstanbul 1998) özgürlük ve kurtuluş temalarıyla ilişkilendirilir bu içselleştirme. Adım adım gidelim:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;1.&lt;/span&gt; "...&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Eğer yönetimlerini sürdürmeyi istiyorlarsa, tüm küme üyeleri tabulara boyun eğmelidirler. Baskı şimdi ezenlerin kendilerinin yaşamına yayılır ve içgüdüsel erkelerinin bir bölümü 'çalışma' sürecinde yüceltme için hazır olur&lt;/span&gt;." (sf.63)&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Burada kaçınılmaz olarak ikili bir toplum tipinin oluştuğundan bahsediliyor. Bir &lt;span style="font-style: italic;"&gt;ezen&lt;/span&gt;, bir de &lt;span style="font-style: italic;"&gt;ezilen&lt;/span&gt;. Aslına bakarsanız ataerkil ya da anaerkil gibi belirlenimler de başlı başına bu ezen ve ezilen ikiliğine dayanıyor. Benim &lt;a class="id" href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?id=16941853"&gt;#16941853&lt;/a&gt; no'lu entirideki "... &lt;span style="font-style: italic;"&gt;şimdiki durumun geçmişten farklılığının bilinebilmesi için kıyas şart&lt;/span&gt;." ve "...&lt;span style="font-style: italic;"&gt; kıyas tanrı gibi bir şey. O olmadan hiçbir şey olmaz. Bütün belirlenimler, kabuller kıya&lt;/span&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.toimg.net/managed/images/bounded/10011519/w482/h317/image.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 0pt 10px 10px; float: right; cursor: pointer; width: 188px; height: 317px;" src="http://www.toimg.net/managed/images/bounded/10011519/w482/h317/image.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;sa dayanır; durumdaki çürümenin, yozlaşmanın, bozulmanın farkınd&lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;alığını kıyasa borçluyuz&lt;/span&gt;." deyişimle ilişkili. Kadın ve erkek imgeleri gibi, ezen ve ezilen imgeleri de durumun analizinin yapılabilmesini sağlıyor. Böyle olmasaydı ya da böyle olsaydı da, biz bunu böyle görememiş olsaydık; büyük ihtimalle küme üyelerinin boyunlarının hangi tabular karşısında kıldan ince olduğunu da çözemeyecektik. Dahası da var, insanoğlu bu ikili düşünce sisteminden mustarip olmasaydı, kutsallar düşüncesini de geliştiremeyecek, buna ek olarak Seneca'nın "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;yükselip kutsallara erişmeyen insan, bedence ne zavallıdır&lt;/span&gt;!" deyişinde de geçtiği üzere hayvanla ilkeller arasında bir yerde kalacaktı. Belki de kalmıştır. Evrim nazariyesinin bir ucundan tutup o insana, o "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;henüz korkularından kutsallar, idoller çıkaramamış&lt;/span&gt;" insana ulaşabiliriz. Korku, burada insanla, boyun eğeceği kutsal ikiliğinin başat tetikleyicisi. En nihayetinde bu gibi tetikleyiciler ikili mekanizmanın işlerliğini sağlıyor; gök gürlemesinden korkup mağaraya saklanan ilkel adamın zaman içinde hem gök gürültüsünü hem de mağarayı kutsallara yorması kendisiyle birlikte, asla kendisi gibi olmayan bir başka kudret yaratımı anlamına geliyor. Bu ilkin çevresinde gördüğü "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;erkek-kadın&lt;/span&gt;" veya "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;insan-hayvan&lt;/span&gt;" gibi belirlenimlerinden farklı, tümüyle tahayyül ve kavrama yeteneğiyle oluşturduğu bir ikili düzen. "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Şu oldu, çünkü öncesinde şu oldu; bu ikisi arasında kutsal bir bağ var&lt;/span&gt;." Bu çıkarımı olabildiğince ilkelleştirip bir ilkelin diline yamayın. Sonuç: Ben ve benim dışımda olan o kudret. O düzeni yaratıyor, ben de düzene uymalıyım ("&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Gök gürleyince mağaraya sığınmalıyım&lt;/span&gt;" gibi).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Ezen &lt;/span&gt;ve &lt;span style="font-style: italic;"&gt;ezilen &lt;/span&gt;gibi, bunun başka şekilde okunması da mümkün. "Ezen", ilk akla geldiğince karşıdakini tutup bastıran anlamında değil; düzene ayarı çeken, onu yoğuran ve ötekini buna mecbur bırakan anlamında. O hâlde &lt;span style="font-style: italic;"&gt;ezen&lt;/span&gt;, yaratıcı (creator), yasa koyucu (rex), düzen yöneticisi (rector) olarak göğe yerleştirildiğine göre, mutlak bir şekilde delinemez olan bu düzende bir kümenin fertleri de (yukarıdaki anlamıyla) ezenin düzenine çalışmak zorundadır. Her şeyin başı kıyas olduğundan, ezenin altında ezildiğimi kavradığım andan itibaren yerimi de belirleyebilmiş oluyorum: "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Tıpkı göğün altında gibi, onun kuralları altında yaşayan&lt;/span&gt;". Bu zamanla kutsalların egemenliğinin çalışma gerektirecek bir işlenmesi anlamına gelir; fertler çalıştıkça düzenin parçası haline gelirler. İlk belirlenimden (ben ve kutsallar) diğer belirlenimler (bana benzeyip de, eylemleriyle tam olarak benim gibi olmayanlar vb.) doğar. &lt;a class="gb" href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=t%c3%bcrk+olmay%c4%b1+s%c3%bcper+bir+%c5%9fey+sanmak%2f%40jimi+the+kewl"&gt;Türk olmayı süper bir şey sanmak/@jimi the kewl&lt;/a&gt; entirisinde bahsettiğim "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;güvenli paylaşım&lt;/span&gt;" arzusuna benzer başka arzuların da tetiklemesiyle ezenin altında farklı kümeler farklı ışıklar, çareler ve kurtuluşlar sunmaya başlar. Örneğin erkek kümesi içine dahil olanlar için avlanma gücü, kadınlara üstünlüğün bir gerekçesine dönüşebilir; bu da medeniyetin izlediği seyre uygun olsa gerek. Önce avlanan bir erkek tipi vardır; daha sonra erkek gibi avlanmak zorunda kalan kadın ve en sonunda aradaki farkın git gide kapanması gerekliliği... Çünkü avlanmanın ertesinde bir de bölüşüm ve takas söz konusudur, ki bu da kadın-erkek ayrımını önemsemez. Kadın da erkek de materyalden yararlanmak durumundadır. İlk belirlenimden başka belirlenimler doğar demiştim; buna uygun olarak materyalin işlenişine, paylaşımına ve geri dönüşümüne ilişkin farklı sınıflar doğar. Bu sınıfların kendi aralarındaki temasları medeniyeti geliştiren unsur olur. Bu sınıflararası farklılığı ve teması atlayıp tekrar kadın-erkek durumuna dönüyoruz; bu aynı zamanda ataerkil ile anaerkil egemenlikleri arasındaki temasla da alâkalı.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;2.&lt;/span&gt; "... &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Baba egem&lt;/span&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://farm3.static.flickr.com/2320/2334887136_872f584fcc.jpg?v=0"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 282px; height: 282px;" src="http://farm3.static.flickr.com/2320/2334887136_872f584fcc.jpg?v=0" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;enliği kendi çıkarına kurar, ama bunu yaparken yaşı tarafından yaşambilimsel işlevi tarafından ve hepsinden çok başarısı tarafından aklanır. Öyle b&lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;ir düzen yaratır ki, onsuz küme dolaysızca çözülecektir. Bu rolde, ilksel baba uygarlığın onlar altında ilerle&lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;diği sonraki egemen baba imgelerini önceden bildirir... İlksel babaerkil despotizm böylece etkili bir düzen oldu. Ama hordaya dayatılan örgütlenmenin etkililiği çok nazik ve buna göre babaerkil sindirmeye karşı nefret çok güçlü olmuş olmalıdır. Freud'un yorumunda bu nefret sürülen oğulların ayaklanmasında, babayı ortaklaşa öldürüp yemelerinde ve sonra kardeş klanın kurulmasında doruğuna varır, ve bu sonuncusu öldürülmüş babayı tanrılaştırır ve Freud'a göre, toplumsal ahlakı yaratan tabuları ve kısıtlamaları da getirir... Buna göre sağın bir anlamda uygarlık ancak kardeş klanda baş&lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;lar... Baba bir tanrı olarak yaşamını sürdürür: Ona tapınarak günahkârlar tövbe ederler, öyle ki günah işlemeyi sürdürebilsinler... Aynı zamanda, klanın kadınları üzerindeki tabu öteki hordalar ile genişlemeye ve kaynaşmaya götürür; örgütlü eşeysellik daha büyük birimlerin oluşumunu başlatır ki, Freud bunu Eros'un uygarlık içindeki işlevi olarak görüyordu. Kadının rolünün kazandığı önem artar. 'Babanın ölümü yoluyla boşalmış olan erkin büyükçe bir bölümü kadınlara geçti; anaerkil toplumun zamanı gel&lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;mişti.' Öyle görünür ki, uygarlığa doğru gelişimin evrelerinde anaerkil dönemin ilksel ataerkil despotizm tarafından öncelenmesi freud'un önsavı için özseldir:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt; &lt;/div&gt; &lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Geleneksel olarak anaerkillik ile birlikte bulunan düşük bir baskıcı egemenlik derecesi ve erotik özgürlük düzeyi Freud'un önsavında birincil 'doğal' koşullar olmakta&lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;n çok babaerkil despotizmin devrilmesinin sonuçları olarak görünürler. &lt;/span&gt;&lt;a style="font-style: italic;" class="gb" href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=uygarl%c4%b1%c4%9f%c4%b1n+geli%c5%9fiminde+%c3%b6zg%c3%bcrl%c3%bck"&gt;Uygarlığın gelişiminde özgürlük&lt;/a&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;a style="font-style: italic;" class="gb" href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=ancak+kurtulu%c5%9f+olarak+olanakl%c4%b1+olur"&gt;ancak kurtuluş olarak olanaklı olur&lt;/a&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;. Kurtuluş egemenli&lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;ği izler—ve egemenliğin yeniden öne sürülmesine götürür. Anaerkillik ataerkil bir karşı-devrim tarafından yerinden atılır ve bu sonuncusu dinin kurumsallaşması ile pekiştirilir. Erkek tanrılar ilkin büyük ana-tanrıların yanısıra oğullar olarak ortaya çıkar, ama adım adım babanın özelliklerini üstlenirler; çoktanrıcılık tektanrıcılığa boyun eğer, ve sonra "gücü sınırsız olan tek ve biricik baba tanrı" geri döner. Yüce ve yüceltilmiş olarak, kökensel egemenlik bengi, kozmik ve iyi olur, ve bu biçimde uygarlık sürecini gözetir. İlksel babanın "tarihsel hakları" geri verilir&lt;/span&gt;." (sf.61-63)&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Dinin kurumsallaşması aslında tanrılaştırılan babanın kurumsallaşması anlamına geliyor. Bunu da tersten okumak mümkün. Robert Graves'in (The Greek Myths'te) çizdiği tabloyu izlersek eski çağlarda Avrupalıların tanrıları yoktu. Ulu tanrıça onlar için ölümsüzdü, değişmezdi ve her şeye gücü yetendi. Babalık nosyonu henüz dinî düşünceye eklemlenmemişti. Dünyada elbette bir dişi-eril zıtlığı ve yakınlaşması mevcuttu; ancak ulu tanrıça nezdinde bu ilişkiler ancak Tanrıça'nın zevk için birlikte olduğu erkeklerle olan temasında geçerliydi. Erkekler anaerkil topluma hükmeden kadından korkardı, ona tapar ve itaat ederlerdi; tanrıça'nın bir mağarada ya da kulübede göz kulak olduğu ocak, erkeklerin ilk sosyal merkezi, annelik de başlıca gizemleriydi. bu yüzden Yunanlar ilk kurbanlarını her daim ocak tanrıçası &lt;a class="gb" href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=hestia"&gt;Hestia&lt;/a&gt;'ya (bakirelikle ilişkilendirilir; krş. &lt;a class="gb" href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=vesta"&gt;Vesta&lt;/a&gt;) sundular.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bu, anaerkilmiş gibi duran ama erkeksi bir tasarımın ürünü olan ve sonunda erkeklerin sosyal ortamını düzenleyen bir tablodur. Korkulan ana Tanrıça'nın dişiliği yeryüzündeki kadınların yani karşı cinslerin de saygınlık kazanmasına neden olmamıştır. Sadece kutsallar nezdinde yüceltilen dişilik, yeryüzündeki yansımasında aynı saygınlığı elde edememiştir. &lt;a class="gb" href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=tasmal%c4%b1+erk%2f%40jimi+the+kewl"&gt;Tasmalı erk/@jimi the kewl&lt;/a&gt; entirisinde "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;tasmalayarak erk'in yönünü değiştiren midir erk'in asıl sahibi, yoksa erk'in yönlendiği, ipleri alan yeni kişi mi?&lt;/span&gt;" diye sormuştum; burada tasarlayanın kudreti ezenin dişil kuvve olmasını arzulamış olmasıyla aslında ipleri elinde tutarak en üst egemen olmuştur. Tasarımcının tasarım yeteneğinin değeri, tasarımın sunduğu değerin üstüne çıkar. Asıl güç tasarlayabilende olsa gerektir. Robert Graves'in şu anaerkillikteki tasarımcı-erkek durumuna ilişkin söyledikleriyle açımlayayım: "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Erkeklere anaerkil kanunlara karşı gelmedikleri sürece, avcılıkta, balıkçılıkta, belirli yiyecekleri toplamada, hayvan sürüleri ile meşgul olup onlar&lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;ı korumanın yanı sıra, kabile topraklarını istilacılara karşı savunmaya yardım etmede güvenilirdi&lt;/span&gt;." Bu da medeniyetin erkeksi kudrete olan ihtiyacıyla alâkalandırılabilir. Bu ihtiyaç, tasmalanmayı isteyen erk'in aslında, arzularını yerine getirmiş olmasından ötürü, erk olarak kalmaya devam ettiğini gösterir. Şekillendirici ve dölleyici erkek olduğu müddetçe de anaerkilliğin erklik anlamında bir değeri kalmamıştır.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Yitik cennet tasarımında olduğu gibi, bir en üst değer yaratılıp ona ulaşmanın arzusu hayatın temel gayesi yapılabilir. Eski anaerkilliğe duyulan özlem de, günümüz kadın hakları savunucuları için, inananlar için cennet tasarımı gibi, heyecan verici bir kimliğe bürünebil&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://farm3.static.flickr.com/2143/2299424196_9358af391a.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 0pt 10px 10px; float: right; cursor: pointer; width: 269px; height: 396px;" src="http://farm3.static.flickr.com/2143/2299424196_9358af391a.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;ir. Oysa buradaki bütün belirlenimlerin ve objektif krıterlerin kabulünün erkeksi bir dünyanın elinden çıkma olduğu unutulmamalı. Anaerkil düzende, kimi kraliçelerin vekaletini üstlenen erkeklerin sahte meme takıp kadınmış gibi davranarak tahtta oturduğunu biliyoruz. Ancak bu onlardaki erkekliği tümden yok etmiyordu; tıpkı geyik avlarken ya da kabile savaşlarında dövüşürken, muhasara esnasında uyguladığı taktikler gibi bir şeydi. Erk'e yakışan erkekti. çünkü dövüşmek, mücadele etmek kudrete dayandığından erk, erkliğini hep erkeklikle beslemek zorunda kalmıştır.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Günümüzde kadın yöneticilerin ya da yönetici adaylarının hâl ve tavırları yanında kıyafetiyle, zihniyetiyle erkeğe yaklaşmak zorunda oluşunun nedeni bu olabilir. Kadınsı yönetici, gizli bir yasaya (ahlâkî, yöresel, dinsel, siyasî vs.) veya yazılı yönetmeliğe göre (pantolon ve gömlek erkeklere özgü müdür?), sanki arzulanmıyor gibidir. Bir kuruluşta ya da devlet kademesinde yükselen kadın, zaman içinde erkeksi hâl ve davranışlar içinde olmadığında, erk'liğine zarar geleceğini düşünmek durumundadır (iyi bir felsefeci, "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;kadın&lt;/span&gt;"dan ne anladığımızı da sorgular; "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;kadın nasıl olmalıdır, ki biz onu ideal olarak sunabilelim&lt;/span&gt;?" veya "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;standart bir kadın tipi belirlenebilir mi, ki yönetici kadınların o tipe uyup uyamayacağı tartışılabilsin&lt;/span&gt;?" gibi sorunlar da ele alınmalıdır). Bunu erk'in kendi niteliğiyle ilişkilendirmekle birlikte, yukarıda marcuse'un sunduğu "baba egemenliği kendi çıkarına kurar" düsturuyla da açıklayabiliriz. Genel hatlarıyla kadını aşağılayan bir oyun düşünün: Oyunun içinde bunun bir oyun olduğunu söyleyen bir yiğit kadın olsun, bu yiğit kadın, oyunun genel mesajının aktarılmasında kullanılan bir araç olmasından ötürü "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;kadınlığın bu oyuna vereceği tepki açısından&lt;/span&gt;" "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;olumlu&lt;/span&gt;" bir karakter midir, yoksa "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;olumsuz&lt;/span&gt;" mu? O kadına ne kadar "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;olumlu&lt;/span&gt;" diyebilirseniz, erkek egemen erk anlayışının hüküm sürdüğü bir dünyadaki kadının erkmiş gibi görünen suretine de o kadar kadınsı diyebilirsiniz. Kadının "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;kadın&lt;/span&gt;" olarak kalabilmesi, "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;yönetici kadın&lt;/span&gt;" olarak kalabilmesinden daha zormuş gibi duruyor (Merkel olayını anımsayınız: &lt;a href="http://getir.net/hg8"&gt;http://getir.net/hg8&lt;/a&gt; ; &lt;a href="http://getir.net/hg7"&gt;http://getir.net/hg7&lt;/a&gt; ; &lt;a href="http://getir.net/hg9"&gt;http://getir.net/hg9&lt;/a&gt; ; ).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://static.open.salon.com/files/merkel_kaczynski1251582441.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 250px; height: 261px;" src="http://static.open.salon.com/files/merkel_kaczynski1251582441.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Yazımı son zamanlarda adet olduğu üzere Seneca'dan bir alıntıyla kapatıyorum. Seneca, döneminde kadınsı davranan erkeklerden şikâyetçiydi, çıtkırıldım olmalarını hazmedemiyordu (ona neyse).&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;"Invenit deliciarum dissolutio et tabes aliquid tenerius molliusque, quo pereat." &lt;/span&gt; &lt;div style="text-align: justify;"&gt;"&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Sefahat düşkünlüğü ve kadınsı incelme, kişinin kendisi için daha nazik, daha yumuşak bir yıkım bulmasıdır&lt;/span&gt;."&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;(Seneca, &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Naturales Quaestiones &lt;/span&gt;7.31.4)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5570165169657655333-5456795100097851018?l=jimithekewl.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://jimithekewl.blogspot.com/feeds/5456795100097851018/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://jimithekewl.blogspot.com/2009/11/kadnn-ataerkil-zihniyeti_11.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5570165169657655333/posts/default/5456795100097851018'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5570165169657655333/posts/default/5456795100097851018'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://jimithekewl.blogspot.com/2009/11/kadnn-ataerkil-zihniyeti_11.html' title='Kadının Ataerkil Zihniyeti İçselleştirmesi ( II )'/><author><name>jimi the kewl</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09598437459037444887</uri><email>jengiz@gmail.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='10717008059805703373'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5570165169657655333.post-3179078240838996940</id><published>2009-11-10T08:34:00.007+02:00</published><updated>2009-11-10T09:21:11.475+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='patriarchy'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='jimi the kewl                    celal cengiz çevik'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kadının Ataerkil Zihniyeti İçselleştirmesi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='women rights'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='feminizm'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='feminism'/><title type='text'>Kadının Ataerkil Zihniyeti İçselleştirmesi ( I )</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_XBmnI0ehQ8g/Sd-tT4dowUI/AAAAAAAAADA/Lew2G-x3rKo/s320/Pandora+Myth.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 286px; height: 320px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_XBmnI0ehQ8g/Sd-tT4dowUI/AAAAAAAAADA/Lew2G-x3rKo/s320/Pandora+Myth.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Evvelce yapmadığım bir şeyi yapacağım: Bir yazı dizisi! Konumuz&lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt; "&lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt;Kadının Ataerkil Zihniyeti İçselleştirmesi&lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;" Birkaç yazıdan oluşan bu diziyi evvelce ekşi sözlük'te yayınlamış, bir hayli mesaj almıştım. Şimdi ilk yazıyı yeniden düzenlerken gördüğüm kadarıyla bu durum şaşırtıcı değil. Doyurucu bir tema olacağını düşünüyorum.&lt;/span&gt; &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Başlayalım.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;I.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;İki büyük Fransız düşünürü var biri &lt;a class="gb" href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=luce+irigaray"&gt;Luce Irigaray&lt;/a&gt;, diğeri &lt;a class="gb" href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=manique+schneider"&gt;Manique Schneider&lt;/a&gt;. İkisi de kadının erkek egemen dili yani başlıktaki ifadesiyle söylersek "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;ataerkil zihniyeti&lt;/span&gt;" içselleştirmiş olması üzerinde durmuştur. İlk düşünür için temel çıkış noktası dilin asla cinsiyetsiz olamayacağıdır. Hâl böyle olunca, tarihte çok belirgin bir şekilde görülen erkek egemen âlemin tahayyül gücünün baskınlığı da kendi dilini erkeksi ya da erkeğin temel ihtiyaçlarına dönük bir dil yaratacaktır, yaratmıştır. Böyle bir düşünce sistemindeki "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;kadınları ezme&lt;/span&gt;" temayülünün kaçınılmaz bir netice olarak değerlendirilmesi gerekiyor. Erkek egemense, egemen dil de erkekten çık&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.gbwn.info/www.gbwn.info/Woman%20Coffee.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 0pt 10px 10px; float: right; cursor: pointer; width: 189px; height: 215px;" src="http://www.gbwn.info/www.gbwn.info/Woman%20Coffee.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;ma olur. Luce Irigaray'in Raoul Mortley ile yapmış olduğu meşhur söyleşide de bildirdiği gibi en temel örnek, batı medeniyetinin (temel) yapı-taşları olan Latincede ve Yunancada da olduğu üzere, kadınlı-erkekli bir grup için kullanılan çoğul ifadenin mutlaka eril olmasıdır. Örneğin 9 kadın ve 1 erkekten oluşan 10 kişilik bir grup düşünelim; bu gruptan bahsederken kullanacağımız "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;onlar&lt;/span&gt;" işaret ifadesi (zamir veya zarf) eril yani (Lat.) &lt;a class="gb" href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=illi"&gt;illi&lt;/a&gt;, &lt;a class="gb" href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=ei"&gt;ei&lt;/a&gt;, &lt;a class="gb" href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=ii"&gt;ii&lt;/a&gt;, &lt;a class="gb" href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=ipsi"&gt;ipsi&lt;/a&gt; (masculinum pluralis) olur, &lt;a class="gb" href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=illae"&gt;illae&lt;/a&gt;, &lt;a class="gb" href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=eae"&gt;eae&lt;/a&gt;, &lt;a class="gb" href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=ipsae"&gt;ipsae&lt;/a&gt; (feminum pluralis) olmaz. Yani grubun içinde bir erkeğin bile olması, çoğunluğun işaretinin eril olması için yeterlidir. Bunu Luce Irigaray şöyle açıklıyor:&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;"... &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Çoğullarda kullanılan imler, yalnızca erkeksi ilişkilerin içerilmesi koşuluyla, eril olarak korunabilir; bu da, kamu düzeyindeki değiştokuş&lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;ların yalnızca eril değiştokuşlar olduğuna işaret eder. Tıpkı değiştokuş tarzı, imge ve temsil dizgesi gibi, dilsel düzgü de eril özneler için üretilmiştir. Tanrı bu yüzden babadır; bir oğul sahibidir ve bunun için işlevi annelikle sınırlanmış bir kadını kullanır&lt;/span&gt;."&lt;br /&gt;(R. Mortley, Fransız Düşünürleriyle Söyleşiler, sf.93, İmge Kitabevi, 2000 : bunun devamı için bkz. &lt;a class="id" href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?id=16833918"&gt;#16833918&lt;/a&gt;)&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Çoğulun cinsiyetinden hareketle yapılabilecek böyle bir değerlendirmede sadece toplumsal açıdan değiştokuşta erkeklerin üstünlüğü değil aynı zamanda başka türlü düşünülmesi mümkün olmayan bir yapı da göze çarpar. Başta türlü olması düşünülemeyecek, hatta kötü bir şekilde karşılanacak bir zorunluluğu düşününüz. Biz bunu Yunan tragedyasında örneklendirebiliriz. Tümüyle erkeği dışlayan, sadece "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;kadınlar grubu&lt;/span&gt;" olması açısından "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;ipsae&lt;/span&gt;", "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;illae&lt;/span&gt;" ya da "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;eae&lt;/span&gt;" olabilecek "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Amazon kadınları&lt;/span&gt;"nın aynı zamanda Medea nezdinde ateşli Yunan seyircisine yuhalatıldığını biliyoruz. Onları eril bir grup haline getirmeye yetkin 1 erkekten bile yoksun olan "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Amazon kadınları&lt;/span&gt;" figürü tümüyle erkeği dışlayan yapısıyla bir kötü model olarak sunulur. Barbarlığın bu denli dişil örnekle sunumu, zaman içinde medeniyetin gelişmesi için de eril gücün başka türlü bir tahayyül yeteneğine sahip olamayacağını gösterir. Ben Luce Irigaray'ın şu yaklaşımını işte bu çözümle okumak istiyorum, Irigaray şöyle diyor:&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;"&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Eril cinsin -sözcüklerin cinsinin- olumlu yananlamı ataerkilin kuruluşunun etkisine, özellikle de tanrısallığın erkeklere tahsis edilmesine bağlıdır. Bu önemsiz bir sorun değildir. Çok önemli sorunlardan biridir. Tanrısal güç olmadan erkekler anne ile kız çocuk arasındaki ilişkiyi ve bunun doğa ile toplumdaki sonuçlarını ortadan kaldıramayacaktı. Ama erkek, kendisine görünmez bir baba -bir baba dili- sağlamakla, tanrı haline gelir. Erkek bir söz olarak Tanrı olur ve bir söz olarak teni meydana getirir. Üreme sürecindeki gücü doğrudan doğruya görülemeyen döl, dilsel düzgü aracılığıyla logos biçimini alır&lt;/span&gt;." (a.g.e., sf.95)&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Irigaray yananlamlardaki eril ile dişil arasındaki eşitsizliği örneklerken Güneş ile Ay kelimesini karşılaştırıyor. Örneğin Güneş, &lt;span style="font-style: italic;"&gt;le soleil&lt;/span&gt;, yani erildir. Ay, &lt;span style="font-style: italic;"&gt;la lune&lt;/span&gt; yani dişildir. Güneş bizim kültürlerimizde yaşam kaynağı olarak ta&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.instablogsimages.com/images/2007/12/17/muslim-woman_64.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 255px; height: 310px;" src="http://www.instablogsimages.com/images/2007/12/17/muslim-woman_64.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;sarlanmıştır, Ay ise belirsiz (a.g.e., sf.95). Ayrıca bkz. &lt;a class="gb" href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=moche%2f%40jimi+the+kewl"&gt;moche/@jimi the kewl&lt;/a&gt;. Latincede de Güneş yani &lt;a style="font-style: italic;" class="gb" href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=sol"&gt;sol&lt;/a&gt; eril,&lt;span style="font-style: italic;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;a style="font-style: italic;" class="gb" href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=luna"&gt;luna&lt;/a&gt; yani Ay dişildir. Dahası Yunan-Roma mitolojisindeki Ay'la ilişkilendirilip "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Ay tanrıçası&lt;/span&gt;" olarak görülen &lt;a class="gb" href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=diana"&gt;Diana&lt;/a&gt; doğum, regl gibi kadınsı kavramların sembolü olmakla birlikte gece yapılan büyülerin kutsal tanrıçası olarak da görülmüştür.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Antikçağda büyücülük ciddi bir meseledir salt kötü karşılandığını iddia edemeyiz, beri yandan kehanetçiliğe de karışıp hem din hem de devlet nezdinde resmîleşmiş bir yönü de vardır ancak genel hatlarıyla olumsuz bir iş olarak sayılır. Zaten büyüdeki "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;gece yapılabilirlik&lt;/span&gt;" animist bir ruha uygun bir şekilde Ay'la ilişkilendirilmiştir. Bu da dişillikteki muammanın insan zihninde uyandırdığı karanlık imgesine uyar. '&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Karanlıkta bütün renkler bir araya gelir&lt;/span&gt;' diyordu Bacon; kast ettiği iyi ile kötünün, kuru ile yaşın karanlıkta karışabileceği, birbirinden ayrıştırılamayabileceği idi. Buna karşılık aydınlık, nizam ve ona bağlı olarak terakki anlamına gelir; iyi ile kötüyü, doğru ile yanlışı gündüz gözüyle ayırt edebilme yetisi, insanlık tarihinin bir dönemine bir isim kazandırmıştır: &lt;span style="font-style: italic;"&gt;enlightenment &lt;/span&gt;yani &lt;span style="font-style: italic;"&gt;aydınlanma&lt;/span&gt;. İsimdeki &lt;span style="font-style: italic;"&gt;light &lt;/span&gt;yani &lt;span style="font-style: italic;"&gt;ışık&lt;/span&gt;, aslında Güneş'in ışığıdır; burada dişil muammanın sembolize ettiği geceden kurtulma vardır. Gündüz gözüyle iyiyle doğruyu, kötüyle yanlıştan ayırabilme yetisine sahip olma vardır. Nitekim Latincede &lt;a style="font-style: italic;" class="gb" href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=nox"&gt;nox&lt;/a&gt; yani &lt;span style="font-style: italic;"&gt;gece &lt;/span&gt;de dişil bir isim olup beri yandan "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;belirsizlik&lt;/span&gt;" anlamında da kullanılmıştır. Ancak bu durum kadınları hepten karamsarlığa itmesin. Örneğin &lt;span style="font-style: italic;"&gt;lux &lt;/span&gt;yani &lt;span style="font-style: italic;"&gt;enlightment&lt;/span&gt;'taki &lt;span style="font-style: italic;"&gt;light&lt;/span&gt;'ın (&lt;span style="font-style: italic;"&gt;ışık&lt;/span&gt;) karşılığı olarak kullanılan isim dişil olmakla birlikte "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;umut ışığı&lt;/span&gt;" anlamında da kullanılmıştır. Hatta kendisinden türeyen "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;lamba&lt;/span&gt;" anlamındaki &lt;span style="font-style: italic;"&gt;lucerna &lt;/span&gt;da (yapıca da apaçık: 1. çekimden isimlere mensup) dişildir.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Burada kafaları karıştıracak, bir nevi komplo teorisi olarak değerlendirilebilecek bir durum söz konusu: &lt;a class="gb" href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=lucifer%2f%40jimi+the+kewl"&gt;lucifer/@jimi the kewl&lt;/a&gt; entirisinde detaylıca işlemiştim, yine dişil olan &lt;span style="font-style: italic;"&gt;lux&lt;/span&gt;'tan gelen "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;ışığı/sabahı getiren yıldız&lt;/span&gt;" olarak bilinen &lt;span style="font-style: italic;"&gt;lucifer, &lt;/span&gt;her ne kadar erilse de, aşkın tanrıçası Venus'un de karşılığı olarak, bildiğimiz gibi, sonradan şeytan anlamında kullanılarak kötücül hale getirilmiştir. Bu da yananlamlardaki eşitsizlikle ilgili olarak hem olumlu hem de olumsuz bir biçimde değerlendirilebilir. Ben sadece bu da aklınızda bulunsun istedim, yoksa &lt;span style="font-style: italic;"&gt;lucifer&lt;/span&gt;'i de dişil &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Venus&lt;/span&gt;'e bağlamadım.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bunlar basit karşılaştırmalar aslında. Elbette dillerde eril olup da kötü anlamda, dişil olup da iyi anlamda kullanılan birçok yapıya rastlayabilirsiniz. Buradaki &lt;span style="font-style: italic;"&gt;gece &lt;/span&gt;ile &lt;span style="font-style: italic;"&gt;gündüz &lt;/span&gt;(Ay ile Güneş) karşılaştırmaları aslında sadece bir fikir verebilir, kişiyi bu konuya çekmede etkin olabilir. Elimizde daha sağlam mitos veriler var; örneğin Pandora hikâyesi ya da Havva'nın Adem karşısındaki durumu gibi. Pandora (&lt;a class="gb" href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=pandora%2f%40jimi+the+kewl"&gt;pandora/@jimi the kewl&lt;/a&gt;) ve Havva (&lt;a class="id" href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?id=10861537"&gt;#10861537&lt;/a&gt;; &lt;a class="id" href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?id=14110326"&gt;#14110326&lt;/a&gt;) hikâyesinde kadının ne denli ikincil bir yaratımın ürünü olduğu apaçık ortadadır. Bu da gelişen medeniyetin ne gibi bir tasarıma mahkum olduğunun göstergesi. Böyle bir durumda din (kutsallar) dili ister istemez medeniyetin arzularına, ihtiyaçlarına göre şekillenmiş oluyor; ya da tam tersi, medeniyetin arzuları ve ihtiyaçları, din diline göre şekillenmiş oluyor. Her iki durumda da kadının ataerkil zihniyeti kabulü, bir nevi onun içinde barınabilme telâşından kaynaklanır. Mitolojinin geri-zekâlı çizdiği Epimetheus'un (zaten öyle olduğu için hataya sebep olacak; verilen mesaj şu: &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Bu hatayı ancak bir gerizekâlı yapabilirdi&lt;/span&gt;), aynı yapı tarafından ileri-zekâlı çizilen Prometheus (verilen mesaj şu: &lt;span style="font-style: italic;"&gt;kadının tehlikelerine ilişkin böyle bir uyarıyı ancak öngörü sahibi biri yapabilirdi&lt;/span&gt;) tarafından uyarılmış olmasına rağmen Pandora'nın yani kadının evrendeki varlığını sağlayan kutuyu açarak zekâca "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;gerilik&lt;/span&gt;" sergilemiş olması ve böylece salt erkeklerin mutlu mesut, tasasız yaşadığı diyalektikten yoksun Altın Çağı'nın kapanıp daha düşük olan Gümüş Çağı'nın başlaması açıkça kadının gündüz/Güneş'in nizamına karşılık gece/Ay muammasını temsil ettiğini gösterir.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Aynı durum Adem ile Havva hikâyesinde de geçerlidir: Adem tanrı tarafından cennet bahçesine yerleştirilmiştir; bu tasasız, sevine-coşa bir yaşama tarzıdır. Kadının yine Adem'in kemiklerinden yaratılmasıyla bu "Altın Çağ"ın bozulma evresine girdiğini görüyoruz, böylece yine kadın diyalektiğin bir unsuru olarak sonsuz mutluluğun, aydınlığın önüne set çekmiş olur. Gece olmadan gündüzün anlamı var mı? Bu diyalektik düşünmenin gereğidir; ancak insan diyalektik düşünmeye yazgılı değildir, aksi yönde tahayyül gücünü geliştirmiştir.&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.kazuya-akimoto.com/2007/2007images/IMG_6567_siren_450.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 0pt 10px 10px; float: right; cursor: pointer; width: 270px; height: 389px;" src="http://www.kazuya-akimoto.com/2007/2007images/IMG_6567_siren_450.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.kazuya-akimoto.com/2007/2007images/IMG_6567_siren_450.jpg"&gt;&lt;/a&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;İnsanın (bu erkektir) kadın olmadan (dikkat: &lt;span style="font-style: italic;"&gt;kadın olmadan da insan erkekti, erkek de insandı&lt;/span&gt;) var olduğuna ve bir cennet ortamında yaşadığına ilişkin hikâyeler zinciri kadını sadece ikincil değil, aynı zamanda kötücül de kılar. Hesiodos'un Theogonia'sında çizilen asıl tasvir çok önemli, erkek zaten yaşıyordu, kadına ihtiyacı yoktu. Bilâkis kadınsız bu yaşamı cennete özgüydü; ne zaman ki kadın belası, bir &lt;span style="font-style: italic;"&gt;geri-zekâlı&lt;/span&gt; modeli olan Epimetheus'un hatasıyla yeryüzüne geldi, böylece erkek şimdiki yani bizlerle eş değerde olan "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;insan&lt;/span&gt;"a dönüşmüş oldu. Çünkü şu anki insan tragedyanın insanıdır, Pandora öncesinin değil.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Biz erkekler Havva'nın yaratılmadığı dönemdeki Adem gibi cennet bahçesinde değiliz, oradan kadının da yönlendirmesiyle, diyalektikle düşürüldük. Böylece şimdiki insana döndük. Mitoloji geçmişe yani köklerimize ilişkin abartılı aktarımlar da bulunabilir, ama asla yalan söylemez, mutlaka bir yerinden imgeleri realiteye sığıştırır. "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Hakikat birdi, cahiller onu çoğalttı&lt;/span&gt;" söylemindekine benzer bir, genişledikçe, arttıkça, zıttıyla kaim oldukça değerini kaybeden bir medeniyetin portresi çiziliyor. Böyle bir durumda kadının ataerkil zihniyet önünde en basit şekliyle "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;yaşayabilmek için&lt;/span&gt;" oyunu kuralına göre oynama refleksini göstermesi gerekir. Hatta Adem'in yaratılması veya Pandora'nın gönderilmesi gibi hikâyelerin tasarlandığı yüzyıllardan çok çok sonra bile bu öylesine medeniyetin genlerine işlemiştir ki, bugün üzerine kafa yormayan (erkek olsun, kadın olsun) hiç kimse neyi ne kadar içselleştirdiğinin bile farkında değildir. Benim &lt;span style="font-style: italic;"&gt;homo insipiens&lt;/span&gt; dediğim, sorgulayabilecekken sorgulamamayı tercih eden kafanın ideolojiler ve dinler karşısındaki uyku durumu da zaten bu tarz öz-bilinç yitiminden oluşan içselleştirmelerden oluşuyor.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5570165169657655333-3179078240838996940?l=jimithekewl.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://jimithekewl.blogspot.com/feeds/3179078240838996940/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://jimithekewl.blogspot.com/2009/11/kadnn-ataerkil-zihniyeti.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5570165169657655333/posts/default/3179078240838996940'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5570165169657655333/posts/default/3179078240838996940'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://jimithekewl.blogspot.com/2009/11/kadnn-ataerkil-zihniyeti.html' title='Kadının Ataerkil Zihniyeti İçselleştirmesi ( I )'/><author><name>jimi the kewl</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09598437459037444887</uri><email>jengiz@gmail.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='10717008059805703373'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_XBmnI0ehQ8g/Sd-tT4dowUI/AAAAAAAAADA/Lew2G-x3rKo/s72-c/Pandora+Myth.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5570165169657655333.post-6743228030226782845</id><published>2009-11-09T10:33:00.005+02:00</published><updated>2009-11-09T10:44:16.782+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='jack nicholson'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='one flew over the cuckoo&apos;s nest'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='guguk kuşu'/><title type='text'>One Flew Over the Cuckoo's Nest</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Filmiyle ilgili ilk söylemem gereken şey, insanlığın jest ve mimik açısından geleceğini karartabilecek bir yapıda rahatsızlık içerdiğidir. Jack Nicholson olmak kolay değil, ama onun jestine, mimiğine öykünmek çok daha karmaşık bir kafa güzelliği gerektiriyor. Bazı geceler uzak otoyoldan "gece izniyle" geçen kamyonların seslerini duyarız. İşte bir yerde Jack Nicholson da sessizliği dinliyor, Billy içeride sevişirken. Bana kalırsa bu sahne, filmin zirve noktasını teşkil ediyor. Önce videoya bakın, sonra konuşalım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;div&gt;&lt;object width="480" height="279"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.dailymotion.com/swf/xb2tuo&amp;amp;related=0"&gt;&lt;param name="allowFullScreen" value="true"&gt;&lt;param name="allowScriptAccess" value="always"&gt;&lt;embed src="http://www.dailymotion.com/swf/xb2tuo&amp;amp;related=0" type="application/x-shockwave-flash" allowfullscreen="true" allowscriptaccess="always" width="480" height="279"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Dün bir biraderle batı uygarlığının ne kadar çok &lt;span style="font-style: italic;"&gt;tabula &lt;/span&gt;(yasa tableti) ve &lt;span style="font-style: italic;"&gt;regula &lt;/span&gt;(kural) uygarlığı olduğundan bahsediyorduk, bu film aklıma geldi. Kuralların işlediği bir batı aleminde, işlerliğin tek garantisi bu düzenin kendisidir. Düzen, kurallılıkla ayakta kalır. Hemşire Ratched (Louise Fletcher) işte bu kurallılığın sembolü. Bu kurallı işleyen fabrikanın başına ya da ustabaşılık görevine dahi bir adam getirmenize gerek yok, tablet varsa, yasa varsa en aptal adam bile bu sistemin işlerliğini sürdürebiliyor. Bunu her alanda görüyoruz, siyasette, parti örgütlenmelerinde, sosyal kuruluşlarda, devlet kademelerinde, sanat eserlerinde ve hatta futbolda. Disiplin ve kurallılık, kahramanların ya da ortalamanın üstündeki ultra zekâlı bünyelerin yücelteceği bir sisteme gereksinim duyulmasının önüne geçiyor; hikâyedeki terapi saatleri, kimi noktalarda izleyicinin hemşire Ratched'den nefret etmesini gerektiriyor; nitekim onun fazladan 1 dakikaya ya da beyzbol maçının izlenip izlenemeyeceğine ilişkin yapılan oylamada fazladan bir oya ihtiyacı yok; terapiyi başlatmıştır bir kere ve başta Billy olmak üzere, görünüşte terapiyle daha da kötüleşmiş gibi duran hastalar mevcut hallerine rağmen terapiyi sürdürmek zorunda olduklarına dair şartlanmış durumdadır. Kurallar böyle istiyor. O televizyon açılmayacak ve belirlenen saatte, belirlenen içerikle terapi sürdürülecek. Ölen ölür, kalan sağlar bizimdir; yeter ki kurallar işlesin. Böyle bir işlerlikte R.M. Mcmurphy (Jack Nicholson) gibi aykırı zekâlı tiplere yer yok, ya hapistir lâyık oldukları yer ya da akıl hastanesi. Kurallar kuralların şartı ve gereğidir. Hikâye bunu müthiş bir şekilde anlatıyor.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;İzleyicinin katı kuralları yüzünden hemşire Ratched'e uyuz olmasının nedeni biraz da hastaların içine düştüğü çaresizlikteki gam yükü olsa gerek. Louise Fletcher'in müthiş oyunculuğuyla, hemşirenin her an otoriteden vazgeçeceğini, bütün kuralları tek bir gülümsemeyle yıkabileceğini düşünüyoruz. Hatta avanakça bekliyoruz. sanki her an biraz olsun kurallardan taşacak da, sağladığı düzeni alternatif tıp yöntemleriyle başka bir mecraya çekebilecekmiş gibi bir his uyanıyor içimizde. Ama olmuyor, pamuk ipliğine bağlı bir düzleme çekiyor izleyiciyi; -her an- koptu kopacak bir seyir halinde oluyoruz. Ama hiçbir şey olmuyor; K-Pax'teki gibi akıl hastanesi curcunası biraz olsun insanîliğin her türlü ilaca ve katı kurala üstün gelebileceğini düşündürtmüştü, burada ise ya kendi isteğiyle hastanede bulunan hafif ya da ağır hasta durumundaki kişilerin alternatif bir yolla rahat nefes alabilmesi mümkün görünmüyor. R.P. Mcmurphy daha gelir gelmez salondaki müzikten rahatsız, oysa o müzik de hastaları dinlendirsin diye çalınıyordu. Terapi deseniz, hastaların daha da anormalleşmesine katkı sağlıyordu; özellikle de hemşire Ratched'ın, odada sevişen Billy'nin annesiyle ilgili saplantılarına vurgu yaparak ondan intikam alır gibi kurallılığın bozulamayacağını göstermesi bütün bu düzenin mekanikleşmesinin neticesi. mekanikliği bozan, dişlileri ve dişleri gıcırdatan R.P. Mcmurphy gibi arıza bir tip; oysa burada böyle bir tip kahramanlaşıyorsa, sistemin kendisi eleştiriye maruz kalmalı.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Ben bu filmde gördüğüm düzen eleştirisini en âlâ mesaj kaygılı filmlerde görmedim. Klâsik bir söylem olmakla birlikte doğruluğunu teyit etmekte zorlanırım, ama "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;hakkaten ya&lt;/span&gt;"lık bir tarafı da var, "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;doğuya kurallılık batıya ise insaniyet gerek&lt;/span&gt;". &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Humanitas&lt;/span&gt;'tan &lt;span style="font-style: italic;"&gt;humanity&lt;/span&gt;'e, bunun bile kitabını yazmış olan batıya insanlığı doğulular öğretecek değil ama kuralların etiği ve düzenin mekanikliği tartışılmalı. Filmin çekildiği 70'lerden bugünlere çok şey değişti, ne insanlar arasında ne de ülkeler arasında sınırlar belirgin; aksine kimlikler silik bir kalemle yazılıyor. Ama yine de belirleyici nitelik olan "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;kurallı olma&lt;/span&gt;" ile "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;kurallı olamama&lt;/span&gt;" arasındaki ayrım, bir tarafın yaşla birlikte yandığını diğer tarafın yaşla birlikte daha da yaşlandığını gösteriyor. Kurallar iyi hoş, ama etiği tartışılmaya ve her daim sorgulanmaya muhtaç. Kendi hayatlarımızda bile hemşire Ratched'lardan hoşlanmıyoruz, birileri bizi kitabına uygun, doğru kurallarla yontmaya kalkıştığında daha da kötü bir hale geliyoruz, günün bu karmaşasında chef gibi susmak ya da "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;artık büyük adam olduğunu hissedip kaçmak&lt;/span&gt;" bazen, sınırları belirlenemeyen düzenin camını çerçevesini indirmek anlamını taşıyabiliyor.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Aslına bakarsanız, kurallı olsun olmasın her düzende R.P. Mcmurphy aktivizmi ve hiperaktifliği başlı başına bir olay anlamını taşır, "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;ölür müsün, öldürür mü&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://img.blogcu.com/uploads/ed_one_flew_over_the_cuckoos_nest.JPG"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 457px; height: 273px;" src="http://img.blogcu.com/uploads/ed_one_flew_over_the_cuckoos_nest.JPG" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;sün&lt;/span&gt;" derler ya, işte tam öyle. Düzen, böyle aykırı adamların karşısında ya öldürmeyi tercih ediyor ya delirtmeyi (deli kabul etmeyi). Film de zaten televizyonu izlemek için, açık olmasının gerekmediğini ve ortadan ikiye bölünmüş bir sigaranın aslında bir sigara etmediğini anlatıyor; bu da yaşarken ölmenin ya da "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;ölmüş de haberi yok&lt;/span&gt;"un delicesi. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;8.5/10&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5570165169657655333-6743228030226782845?l=jimithekewl.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://jimithekewl.blogspot.com/feeds/6743228030226782845/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://jimithekewl.blogspot.com/2009/11/one-flew-over-cuckoos-nest.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5570165169657655333/posts/default/6743228030226782845'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5570165169657655333/posts/default/6743228030226782845'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://jimithekewl.blogspot.com/2009/11/one-flew-over-cuckoos-nest.html' title='One Flew Over the Cuckoo&apos;s Nest'/><author><name>jimi the kewl</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09598437459037444887</uri><email>jengiz@gmail.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='10717008059805703373'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5570165169657655333.post-530476656038068280</id><published>2009-11-06T20:04:00.006+02:00</published><updated>2009-11-06T20:42:50.136+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='copernicus'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='c. cengiz çevik'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='makale'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kutadgubilig 16'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hipotez'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ekim 2009'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='çeviri'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Epicurusçu Felsefede Özgürlük ve Mutluluk Anlayışı Üzerine'/><title type='text'>Kutadgubilig, 16 (Ekim 2009)</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://farm3.static.flickr.com/2717/4081089430_d017b8c1be_b.jpg"&gt;&lt;img style="cursor: pointer; width: 200px; height: 292px;" src="http://farm3.static.flickr.com/2599/4080329783_58e13ffbeb_o.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://farm4.static.flickr.com/3261/4081090590_82400c8936_b.jpg"&gt;&lt;img style="cursor: pointer; width: 200px; height: 292px;" src="http://farm3.static.flickr.com/2519/4081090644_7c2f175cc5_o.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Kapakları görmek için resimlerin üzerine tıklamanız hayrınıza olur.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;İki adet çalışmamın bulunduğu Kutadgubilig (Felsefe-Bilim Araştırmaları) Dergisi'nin 16. Sayısı (Ekim 2009) çıktı.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;1.&lt;/span&gt; &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;(Makale)&lt;/span&gt; C. Cengiz Çevik, "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Epicurusçu Felsefede Özgürlük ve Mutluluk Anlayışı Üzerine&lt;/span&gt;", Kutadgubilig, s.16, Ekim 2009, (Sf.47-62).&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;meta equiv="Content-Type" content="text/html; charset=utf-8"&gt;&lt;meta name="ProgId" content="Word.Document"&gt;&lt;meta name="Generator" content="Microsoft Word 12"&gt;&lt;meta name="Originator" content="Microsoft Word 12"&gt;&lt;link rel="File-List" href="file:///C:%5CDOCUME%7E1%5CADMINI%7E1.COM%5CLOCALS%7E1%5CTemp%5Cmsohtmlclip1%5C01%5Cclip_filelist.xml"&gt;&lt;link rel="themeData" href="file:///C:%5CDOCUME%7E1%5CADMINI%7E1.COM%5CLOCALS%7E1%5CTemp%5Cmsohtmlclip1%5C01%5Cclip_themedata.thmx"&gt;&lt;link rel="colorSchemeMapping" href="file:///C:%5CDOCUME%7E1%5CADMINI%7E1.COM%5CLOCALS%7E1%5CTemp%5Cmsohtmlclip1%5C01%5Cclip_colorschememapping.xml"&gt;&lt;!--[if gte mso 9]&gt;&lt;xml&gt;  &lt;w:worddocument&gt;   &lt;w:view&gt;Normal&lt;/w:View&gt;   &lt;w:zoom&gt;0&lt;/w:Zoom&gt;   &lt;w:trackmoves/&gt;   &lt;w:trackformatting/&gt;   &lt;w:hyphenationzone&gt;21&lt;/w:HyphenationZone&gt;   &lt;w:punctuationkerning/&gt;   &lt;w:validateagainstschemas/&gt;   &lt;w:saveifxmlinvalid&gt;false&lt;/w:SaveIfXMLInvalid&gt;   &lt;w:ignoremixedcontent&gt;false&lt;/w:IgnoreMixedContent&gt;   &lt;w:alwaysshowplaceholdertext&gt;false&lt;/w:AlwaysShowPlaceholderText&gt;   &lt;w:donotpromoteqf/&gt;   &lt;w:lidthemeother&gt;TR&lt;/w:LidThemeOther&gt;   &lt;w:lidthemeasian&gt;X-NONE&lt;/w:LidThemeAsian&gt;   &lt;w:lidthemecomplexscript&gt;X-NONE&lt;/w:LidThemeComplexScript&gt;   &lt;w:compatibility&gt;    &lt;w:breakwrappedtables/&gt;    &lt;w:snaptogridincell/&gt;    &lt;w:wraptextwithpunct/&gt;    &lt;w:useasianbreakrules/&gt;    &lt;w:dontgrowautofit/&gt;    &lt;w:splitpgbreakandparamark/&gt;    &lt;w:dontvertaligncellwithsp/&gt;    &lt;w:dontbreakconstrainedforcedtables/&gt;    &lt;w:dontvertalignintxbx/&gt;    &lt;w:word11kerningpairs/&gt;    &lt;w:cachedcolbalance/&gt;    &lt;w:usefelayout/&gt;   &lt;/w:Compatibility&gt;   &lt;m:mathpr&gt;    &lt;m:mathfont val="Cambria Math"&gt;    &lt;m:brkbin val="before"&gt;    &lt;m:brkbinsub val="--"&gt;    &lt;m:smallfrac val="off"&gt;    &lt;m:dispdef/&gt;    &lt;m:lmargin val="0"&gt;    &lt;m:rmargin val="0"&gt;    &lt;m:defjc val="centerGroup"&gt;    &lt;m:wrapindent val="1440"&gt;    &lt;m:intlim val="subSup"&gt;    &lt;m:narylim val="undOvr"&gt;   &lt;/m:mathPr&gt;&lt;/w:WordDocument&gt; &lt;/xml&gt;&lt;![endif]--&gt;&lt;!--[if gte mso 9]&gt;&lt;xml&gt;  &lt;w:latentstyles deflockedstate="false" defunhidewhenused="true" defsemihidden="true" defqformat="false" defpriority="99" latentstylecount="267"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="0" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Normal"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="heading 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" qformat="true" name="heading 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" qformat="true" name="heading 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" qformat="true" name="heading 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" qformat="true" name="heading 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" qformat="true" name="heading 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" qformat="true" name="heading 7"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" qformat="true" name="heading 8"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" qformat="true" name="heading 9"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 7"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 8"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 9"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="35" qformat="true" name="caption"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="10" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Title"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="1" name="Default Paragraph Font"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="11" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Subtitle"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="22" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Strong"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="20" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Emphasis"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="59" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Table Grid"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" unhidewhenused="false" name="Placeholder Text"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="1" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="No Spacing"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="60" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Shading"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="61" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light List"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="62" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Grid"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="63" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="64" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="65" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="66" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="67" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="68" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="69" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="70" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Dark List"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="71" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Shading"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="72" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful List"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="73" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Grid"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="60" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Shading Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="61" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light List Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="62" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Grid Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="63" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 1 Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="64" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 2 Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="65" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 1 Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" unhidewhenused="false" name="Revision"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="34" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="List Paragraph"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="29" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Quote"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="30" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Intense Quote"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="66" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 2 Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="67" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 1 Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="68" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 2 Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="69" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 3 Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="70" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Dark List Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="71" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Shading Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="72" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful List Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="73" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Grid Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="60" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Shading Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="61" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light List Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="62" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Grid Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="63" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 1 Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="64" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 2 Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="65" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 1 Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="66" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 2 Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="67" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 1 Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="68" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 2 Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="69" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 3 Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="70" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Dark List Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="71" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Shading Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="72" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful List Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="73" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Grid Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="60" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Shading Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="61" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light List Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="62" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Grid Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="63" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 1 Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="64" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 2 Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="65" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 1 Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="66" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 2 Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="67" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 1 Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="68" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 2 Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="69" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 3 Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="70" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Dark List Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="71" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Shading Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="72" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful List Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="73" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Grid Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="60" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Shading Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="61" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light List Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="62" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Grid Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="63" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 1 Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="64" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 2 Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="65" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 1 Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="66" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 2 Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="67" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 1 Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="68" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 2 Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="69" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 3 Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="70" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Dark List Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="71" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Shading Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="72" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful List Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="73" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Grid Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="60" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Shading Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="61" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light List Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="62" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Grid Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="63" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 1 Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="64" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 2 Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="65" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 1 Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="66" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 2 Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="67" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 1 Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="68" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 2 Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="69" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 3 Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="70" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Dark List Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="71" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Shading Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="72" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful List Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="73" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Grid Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="60" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Shading Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="61" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light List Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="62" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Grid Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="63" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 1 Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="64" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 2 Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="65" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 1 Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="66" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 2 Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="67" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 1 Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="68" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 2 Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="69" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 3 Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="70" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Dark List Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="71" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Shading Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="72" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful List Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="73" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Grid Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="19" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Subtle Emphasis"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="21" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Intense Emphasis"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="31" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Subtle Reference"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="32" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Intense Reference"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="33" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Book Title"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="37" name="Bibliography"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" qformat="true" name="TOC Heading"&gt;  &lt;/w:LatentStyles&gt; &lt;/xml&gt;&lt;![endif]--&gt;&lt;style&gt; &lt;!--  /* Font Definitions */  @font-face 	{font-family:"Cambria Math"; 	panose-1:2 4 5 3 5 4 6 3 2 4; 	mso-font-charset:162; 	mso-generic-font-family:roman; 	mso-font-pitch:variable; 	mso-font-signature:-1610611985 1107304683 0 0 159 0;} @font-face 	{font-family:Calibri; 	panose-1:2 15 5 2 2 2 4 3 2 4; 	mso-font-charset:162; 	mso-generic-font-family:swiss; 	mso-font-pitch:variable; 	mso-font-signature:-1610611985 1073750139 0 0 159 0;}  /* Style Definitions */  p.MsoNormal, li.MsoNormal, div.MsoNormal 	{mso-style-unhide:no; 	mso-style-qformat:yes; 	mso-style-parent:""; 	margin-top:0cm; 	margin-right:0cm; 	margin-bottom:10.0pt; 	margin-left:0cm; 	line-height:115%; 	mso-pagination:widow-orphan; 	font-size:11.0pt; 	font-family:"Calibri","sans-serif"; 	mso-ascii-font-family:Calibri; 	mso-ascii-theme-font:minor-latin; 	mso-fareast-font-family:"Times New Roman"; 	mso-fareast-theme-font:minor-fareast; 	mso-hansi-font-family:Calibri; 	mso-hansi-theme-font:minor-latin; 	mso-bidi-font-family:"Times New Roman"; 	mso-bidi-theme-font:minor-bidi;} .MsoChpDefault 	{mso-style-type:export-only; 	mso-default-props:yes; 	mso-ascii-font-family:Calibri; 	mso-ascii-theme-font:minor-latin; 	mso-fareast-font-family:"Times New Roman"; 	mso-fareast-theme-font:minor-fareast; 	mso-hansi-font-family:Calibri; 	mso-hansi-theme-font:minor-latin; 	mso-bidi-font-family:"Times New Roman"; 	mso-bidi-theme-font:minor-bidi;} .MsoPapDefault 	{mso-style-type:export-only; 	margin-bottom:10.0pt; 	line-height:115%;} @page Section1 	{size:612.0pt 792.0pt; 	margin:70.85pt 70.85pt 70.85pt 70.85pt; 	mso-header-margin:35.4pt; 	mso-footer-margin:35.4pt; 	mso-paper-source:0;} div.Section1 	{page:Section1;} --&gt; &lt;/style&gt;&lt;!--[if gte mso 10]&gt; &lt;style&gt;  /* Style Definitions */  table.MsoNormalTable 	{mso-style-name:"Normal Tablo"; 	mso-tstyle-rowband-size:0; 	mso-tstyle-colband-size:0; 	mso-style-noshow:yes; 	mso-style-priority:99; 	mso-style-qformat:yes; 	mso-style-parent:""; 	mso-padding-alt:0cm 5.4pt 0cm 5.4pt; 	mso-para-margin-top:0cm; 	mso-para-margin-right:0cm; 	mso-para-margin-bottom:10.0pt; 	mso-para-margin-left:0cm; 	line-height:115%; 	mso-pagination:widow-orphan; 	font-size:11.0pt; 	font-family:"Calibri","sans-serif"; 	mso-ascii-font-family:Calibri; 	mso-ascii-theme-font:minor-latin; 	mso-hansi-font-family:Calibri; 	mso-hansi-theme-font:minor-latin;} &lt;/style&gt; &lt;![endif]--&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;b style=""&gt;&lt;span style="line-height: 115%;font-family:&amp;quot;;font-size:12pt;"  &gt;Abstract&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="line-height: 115%;font-family:&amp;quot;;font-size:12pt;"  &gt;: &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="line-height: 115%;font-family:&amp;quot;;color:black;"  &gt;In Epicurean philosophy, ultimate aim is human happiness and freedom. Thus firstly people must be freed from fears and disquiets about Gods and about that fabricated frightening fantasies; secondly accept to eventuate everything in the world because of deviations that occur in uncertain times, places and causeless, on falling down atoms. Epicurean Philosophy has a distinctive concept of necessity that depends on coincidence; this concept must be thought to donate very special happiness and freedom to humans.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;b style=""&gt;&lt;span style="line-height: 115%;font-family:&amp;quot;;font-size:12pt;"  &gt;Keys:&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style=";font-family:&amp;quot;;color:black;"  &gt;Atoms, deviation, Epicureanism, Epicurus, freedom, gods, happiness, necessity, philosophy.&lt;/span&gt;&lt;span style=";font-family:&amp;quot;;" &gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;b style=""&gt;&lt;span style="line-height: 115%;font-family:&amp;quot;;font-size:12pt;"  &gt;Özet&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="line-height: 115%;font-family:&amp;quot;;font-size:12pt;"  &gt;: &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="line-height: 115%;font-family:&amp;quot;;" &gt;Epicurusçu felsefede temel hedef insanmutluluğu ve özgürlüğüdür. Bunun için insanların ilkin Tanrılara ve onlara ilişkin uydurulmuş korkutucu fantezilere dayanan korkulardan ve kaygılardan sıyrılması; ikinci olarak da evrendeki her şeyin düşmekte olan atomlarda nedensiz olarak belirsiz bir zamanda ve yerde meydana gelen sapmalardan ötürü oluştuğunu kabul etmesi gerekir. Epicurusçu felsefenin, tesadüfe dayanan kendine has bir zorunluluk anlayışı vardır; bu anlayışın insanlara çok özel bir mutluluk ve özgürlük sunacağı düşünülmüştür.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;b style=""&gt;&lt;span style="line-height: 115%;font-family:&amp;quot;;font-size:12pt;"  &gt;Anahtar Kelimeler: &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;  &lt;span style="line-height: 115%;font-family:&amp;quot;;font-size:11pt;"  &gt;Atomlar, Epicurus, Epicurusçuluk, felsefe, mutluluk, özgürlük, sapma, tanrılar, zorunluluk. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;******************************************************&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;2.&lt;/span&gt; &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;(Latince çeviri &amp;amp; Yorum)&lt;/span&gt; Nicolaus Copernicus, &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Nicolaus Copernicus'un Göksel Hareketlere İlişkin, Kendisi Tarafından Geliştirilen Hipotezlere Dair Kısa Açıklaması&lt;/span&gt;, Kutadgubilig, s.16, Ekim 2009, (Sf.227-252).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;meta equiv="Content-Type" content="text/html; charset=utf-8"&gt;&lt;meta name="ProgId" content="Word.Document"&gt;&lt;meta name="Generator" content="Microsoft Word 12"&gt;&lt;meta name="Originator" content="Microsoft Word 12"&gt;&lt;link rel="File-List" href="file:///C:%5CDOCUME%7E1%5CADMINI%7E1.COM%5CLOCALS%7E1%5CTemp%5Cmsohtmlclip1%5C01%5Cclip_filelist.xml"&gt;&lt;!--[if gte mso 9]&gt;&lt;xml&gt;  &lt;o:officedocumentsettings&gt;   &lt;o:relyonvml/&gt;   &lt;o:allowpng/&gt;  &lt;/o:OfficeDocumentSettings&gt; &lt;/xml&gt;&lt;![endif]--&gt;&lt;link rel="themeData" href="file:///C:%5CDOCUME%7E1%5CADMINI%7E1.COM%5CLOCALS%7E1%5CTemp%5Cmsohtmlclip1%5C01%5Cclip_themedata.thmx"&gt;&lt;link rel="colorSchemeMapping" href="file:///C:%5CDOCUME%7E1%5CADMINI%7E1.COM%5CLOCALS%7E1%5CTemp%5Cmsohtmlclip1%5C01%5Cclip_colorschememapping.xml"&gt;&lt;!--[if gte mso 9]&gt;&lt;xml&gt;  &lt;w:worddocument&gt;   &lt;w:view&gt;Normal&lt;/w:View&gt;   &lt;w:zoom&gt;0&lt;/w:Zoom&gt;   &lt;w:trackmoves/&gt;   &lt;w:trackformatting/&gt;   &lt;w:hyphenationzone&gt;21&lt;/w:HyphenationZone&gt;   &lt;w:punctuationkerning/&gt;   &lt;w:validateagainstschemas/&gt;   &lt;w:saveifxmlinvalid&gt;false&lt;/w:SaveIfXMLInvalid&gt;   &lt;w:ignoremixedcontent&gt;false&lt;/w:IgnoreMixedContent&gt;   &lt;w:alwaysshowplaceholdertext&gt;false&lt;/w:AlwaysShowPlaceholderText&gt;   &lt;w:donotpromoteqf/&gt;   &lt;w:lidthemeother&gt;TR&lt;/w:LidThemeOther&gt;   &lt;w:lidthemeasian&gt;X-NONE&lt;/w:LidThemeAsian&gt;   &lt;w:lidthemecomplexscript&gt;X-NONE&lt;/w:LidThemeComplexScript&gt;   &lt;w:compatibility&gt;    &lt;w:breakwrappedtables/&gt;    &lt;w:snaptogridincell/&gt;    &lt;w:wraptextwithpunct/&gt;    &lt;w:useasianbreakrules/&gt;    &lt;w:dontgrowautofit/&gt;    &lt;w:splitpgbreakandparamark/&gt;    &lt;w:dontvertaligncellwithsp/&gt;    &lt;w:dontbreakconstrainedforcedtables/&gt;    &lt;w:dontvertalignintxbx/&gt;    &lt;w:word11kerningpairs/&gt;    &lt;w:cachedcolbalance/&gt;    &lt;w:usefelayout/&gt;   &lt;/w:Compatibility&gt;   &lt;m:mathpr&gt;    &lt;m:mathfont val="Cambria Math"&gt;    &lt;m:brkbin val="before"&gt;    &lt;m:brkbinsub val="--"&gt;    &lt;m:smallfrac val="off"&gt;    &lt;m:dispdef/&gt;    &lt;m:lmargin val="0"&gt;    &lt;m:rmargin val="0"&gt;    &lt;m:defjc val="centerGroup"&gt;    &lt;m:wrapindent val="1440"&gt;    &lt;m:intlim val="subSup"&gt;    &lt;m:narylim val="undOvr"&gt;   &lt;/m:mathPr&gt;&lt;/w:WordDocument&gt; &lt;/xml&gt;&lt;![endif]--&gt;&lt;!--[if gte mso 9]&gt;&lt;xml&gt;  &lt;w:latentstyles deflockedstate="false" defunhidewhenused="true" defsemihidden="true" defqformat="false" defpriority="99" latentstylecount="267"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="0" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Normal"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="heading 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" qformat="true" name="heading 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" qformat="true" name="heading 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" qformat="true" name="heading 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" qformat="true" name="heading 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" qformat="true" name="heading 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" qformat="true" name="heading 7"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" qformat="true" name="heading 8"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" qformat="true" name="heading 9"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 7"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 8"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 9"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="35" qformat="true" name="caption"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="10" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Title"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="1" name="Default Paragraph Font"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="11" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Subtitle"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="22" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Strong"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="20" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Emphasis"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="59" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Table Grid"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" unhidewhenused="false" name="Placeholder Text"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="1" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="No Spacing"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="60" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Shading"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="61" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light List"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="62" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Grid"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="63" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="64" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="65" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="66" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="67" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="68" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="69" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="70" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Dark List"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="71" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Shading"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="72" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful List"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="73" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Grid"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="60" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Shading Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="61" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light List Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="62" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Grid Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="63" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 1 Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="64" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 2 Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="65" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 1 Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" unhidewhenused="false" name="Revision"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="34" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="List Paragraph"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="29" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Quote"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="30" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Intense Quote"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="66" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 2 Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="67" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 1 Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="68" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 2 Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="69" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 3 Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="70" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Dark List Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="71" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Shading Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="72" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful List Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="73" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Grid Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="60" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Shading Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="61" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light List Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="62" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Grid Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="63" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 1 Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="64" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 2 Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="65" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 1 Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="66" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 2 Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="67" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 1 Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="68" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 2 Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="69" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 3 Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="70" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Dark List Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="71" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Shading Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="72" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful List Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="73" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Grid Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="60" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Shading Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="61" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light List Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="62" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Grid Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="63" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 1 Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="64" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 2 Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="65" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 1 Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="66" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 2 Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="67" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 1 Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="68" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 2 Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="69" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 3 Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="70" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Dark List Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="71" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Shading Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="72" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful List Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="73" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Grid Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="60" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Shading Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="61" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light List Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="62" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Grid Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="63" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 1 Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="64" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 2 Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="65" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 1 Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="66" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 2 Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="67" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 1 Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="68" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 2 Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="69" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 3 Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="70" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Dark List Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="71" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Shading Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="72" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful List Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="73" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Grid Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="60" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Shading Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="61" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light List Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="62" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Grid Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="63" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 1 Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="64" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 2 Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="65" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 1 Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="66" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 2 Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="67" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 1 Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="68" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 2 Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="69" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 3 Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="70" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Dark List Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="71" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Shading Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="72" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful List Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="73" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Grid Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="60" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Shading Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="61" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light List Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="62" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Grid Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="63" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 1 Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="64" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 2 Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="65" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 1 Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="66" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 2 Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="67" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 1 Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="68" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 2 Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="69" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 3 Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="70" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Dark List Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="71" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Shading Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="72" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful List Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="73" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Grid Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="19" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Subtle Emphasis"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="21" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Intense Emphasis"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="31" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Subtle Reference"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="32" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Intense Reference"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="33" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Book Title"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="37" name="Bibliography"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" qformat="true" name="TOC Heading"&gt;  &lt;/w:LatentStyles&gt; &lt;/xml&gt;&lt;![endif]--&gt;&lt;style&gt; &lt;!--  /* Font Definitions */  @font-face 	{font-family:"Cambria Math"; 	panose-1:2 4 5 3 5 4 6 3 2 4; 	mso-font-charset:1; 	mso-generic-font-family:roman; 	mso-font-format:other; 	mso-font-pitch:variable; 	mso-font-signature:0 0 0 0 0 0;} @font-face 	{font-family:Calibri; 	panose-1:2 15 5 2 2 2 4 3 2 4; 	mso-font-charset:162; 	mso-generic-font-family:swiss; 	mso-font-pitch:variable; 	mso-font-signature:-1610611985 1073750139 0 0 159 0;}  /* Style Definitions */  p.MsoNormal, li.MsoNormal, div.MsoNormal 	{mso-style-unhide:no; 	mso-style-qformat:yes; 	mso-style-parent:""; 	margin-top:0cm; 	margin-right:0cm; 	margin-bottom:10.0pt; 	margin-left:0cm; 	line-height:115%; 	mso-pagination:widow-orphan; 	font-size:11.0pt; 	font-family:"Calibri","sans-serif"; 	mso-ascii-font-family:Calibri; 	mso-ascii-theme-font:minor-latin; 	mso-fareast-font-family:"Times New Roman"; 	mso-fareast-theme-font:minor-fareast; 	mso-hansi-font-family:Calibri; 	mso-hansi-theme-font:minor-latin; 	mso-bidi-font-family:"Times New Roman"; 	mso-bidi-theme-font:minor-bidi;} .MsoChpDefault 	{mso-style-type:export-only; 	mso-default-props:yes; 	mso-ascii-font-family:Calibri; 	mso-ascii-theme-font:minor-latin; 	mso-fareast-font-family:"Times New Roman"; 	mso-fareast-theme-font:minor-fareast; 	mso-hansi-font-family:Calibri; 	mso-hansi-theme-font:minor-latin; 	mso-bidi-font-family:"Times New Roman"; 	mso-bidi-theme-font:minor-bidi;} .MsoPapDefault 	{mso-style-type:export-only; 	margin-bottom:10.0pt; 	line-height:115%;} @page Section1 	{size:612.0pt 792.0pt; 	margin:70.85pt 70.85pt 70.85pt 70.85pt; 	mso-header-margin:35.4pt; 	mso-footer-margin:35.4pt; 	mso-paper-source:0;} div.Section1 	{page:Section1;} --&gt; &lt;/style&gt;&lt;!--[if gte mso 10]&gt; &lt;style&gt;  /* Style Definitions */  table.MsoNormalTable 	{mso-style-name:"Normal Tablo"; 	mso-tstyle-rowband-size:0; 	mso-tstyle-colband-size:0; 	mso-style-noshow:yes; 	mso-style-priority:99; 	mso-style-qformat:yes; 	mso-style-parent:""; 	mso-padding-alt:0cm 5.4pt 0cm 5.4pt; 	mso-para-margin-top:0cm; 	mso-para-margin-right:0cm; 	mso-para-margin-bottom:10.0pt; 	mso-para-margin-left:0cm; 	line-height:115%; 	mso-pagination:widow-orphan; 	font-size:11.0pt; 	font-family:"Calibri","sans-serif"; 	mso-ascii-font-family:Calibri; 	mso-ascii-theme-font:minor-latin; 	mso-hansi-font-family:Calibri; 	mso-hansi-theme-font:minor-latin;} &lt;/style&gt; &lt;![endif]--&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: center;" align="center"&gt;&lt;b style=""&gt;&lt;span style="line-height: 115%;font-family:&amp;quot;;font-size:16pt;"  &gt;TRANSLATE OF N. COPERNICUS’S &lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;b style=""&gt;&lt;i style=""&gt;&lt;span style="line-height: 115%;font-family:&amp;quot;;font-size:16pt;"  &gt;DE HYPOTHESIBUS MOTUUM CAELESTIUM A SE CONSTITUTIS &lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;b style=""&gt;&lt;i style=""&gt;&lt;span style="line-height: 115%;font-family:&amp;quot;;font-size:16pt;"  &gt;COMMENTARIOLUS&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;b style=""&gt;&lt;span style="line-height: 115%;font-family:&amp;quot;;font-size:16pt;"  &gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;b style=""&gt;&lt;span style="line-height: 115%;font-family:&amp;quot;;font-size:12pt;"  &gt;Abstract&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="line-height: 115%;font-family:&amp;quot;;font-size:12pt;"  &gt;: &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="line-height: 115%;font-family:&amp;quot;;color:black;"  &gt;Before his more detailed work, &lt;i style=""&gt;De Revolutionibus Orbium Caelestium&lt;/i&gt; (1543) Copernicus wrote a brief sketch of his astronomical system, entitled &lt;i style=""&gt;De Hypothesibus Motuum Caelestium A Se Constitutis Commentariolus&lt;/i&gt; (known as also Commentariolus – Little Commentary) and shared with some scholars.&lt;/span&gt;&lt;b style=""&gt;&lt;span style="line-height: 115%;font-family:&amp;quot;;font-size:14pt;"  &gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;b style=""&gt;&lt;span style="line-height: 115%;font-family:&amp;quot;;font-size:12pt;"  &gt;Keys:&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style=";font-family:&amp;quot;;color:black;"  &gt;Astronomy, De Hypothesibus Motuum Caelestium A Se Constitutis Commentariolus&lt;/span&gt;&lt;span style=";font-family:&amp;quot;;" &gt;, De Revolutionibus Orbium Caelestium, geocentric, heliocentric, Nicolaus Copernicus, Ptolemaeus&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;b style=""&gt;&lt;span style="line-height: 115%;font-family:&amp;quot;;font-size:12pt;"  &gt;Özet&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="line-height: 115%;font-family:&amp;quot;;font-size:12pt;"  &gt;: &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style=";font-family:&amp;quot;;" &gt;Copernicus daha kapsamlı olan eseri De Revolutionibus Orbium Caelestium’u (1543) yayınlamadan evvel, astronomi sisteminin özeti niteliğinde, &lt;/span&gt;&lt;i style=""&gt;&lt;span style=";font-family:&amp;quot;;color:black;"  &gt;De Hypothesibus Motuum Caelestium A Se Constitutis Commentariolus&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span style=";font-family:&amp;quot;;" &gt; başlıklı bir taslak (Commentariolus – Kısa Açıklama olarak da bilinir) kaleme almış ve dönemin bilginleriyle paylaşmıştı.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;b style=""&gt;&lt;span style="line-height: 115%;font-family:&amp;quot;;font-size:12pt;"  &gt;Anahtar Kelimeler: &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;  &lt;span style="line-height: 115%;font-family:&amp;quot;;font-size:11pt;"  &gt;Astronomi, &lt;/span&gt;&lt;span style="line-height: 115%;font-family:&amp;quot;;font-size:11pt;color:black;"   &gt;De Hypothesibus Motuum Caelestium A Se Constitutis Commentariolus (Göksel Hareketlerle İlişkin Kendisi Tarafından Oluşturulmuş Hipotezlere Dair), De &lt;/span&gt;&lt;span style="line-height: 115%;font-family:&amp;quot;;font-size:11pt;"  &gt;Revolutionibus Orbium Caelestium (Göksel Kürelerin Devinimleri Üzerine),&lt;/span&gt;&lt;span style="line-height: 115%;font-family:&amp;quot;;font-size:11pt;color:black;"   &gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="line-height: 115%;font-family:&amp;quot;;font-size:11pt;"  &gt;Güneş-merkezli,&lt;/span&gt;&lt;span style="line-height: 115%;font-family:&amp;quot;;font-size:11pt;color:black;"   &gt; Nicolaus Copernicus, &lt;/span&gt;&lt;span style="line-height: 115%;font-family:&amp;quot;;font-size:11pt;"  &gt;Ptolemaeus, Yer-merkezli&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5570165169657655333-530476656038068280?l=jimithekewl.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://jimithekewl.blogspot.com/feeds/530476656038068280/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://jimithekewl.blogspot.com/2009/11/kutadgubilig-16-ekim-2009.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5570165169657655333/posts/default/530476656038068280'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5570165169657655333/posts/default/530476656038068280'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://jimithekewl.blogspot.com/2009/11/kutadgubilig-16-ekim-2009.html' title='Kutadgubilig, 16 (Ekim 2009)'/><author><name>jimi the kewl</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09598437459037444887</uri><email>jengiz@gmail.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='10717008059805703373'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5570165169657655333.post-5014509756624629001</id><published>2009-11-05T16:06:00.006+02:00</published><updated>2009-11-05T16:41:34.279+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='seneca'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='naturales quaestiones'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='felsefe'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kölelik'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sibi servire'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='immanuel kant philosophy dictionary terms felsefe terimler'/><title type='text'>Sibi servire - kurtulmamak mı? kölelik mi?</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://farm3.static.flickr.com/2766/4077213795_68150bafd7_o.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 529px; height: 431px;" src="http://farm3.static.flickr.com/2766/4077213795_68150bafd7_o.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Naturales Quaestiones'in bu bölümünü sabaha karşı çevirmiştim; problemli bir çeviriydi, günlerce aklımın bir köşesinde sıkıntı oluşturdu.  İşin tuhafı, metnin içinde de "kişinin kendisine köleliği"nden bahsediliyor, hem de ne kölelik! Seneca'nın çevirinin buraya aldığım kısımdan önceki cümlesinde anlattığına göre kişinin kendine köleliği, gece gündüz aynı şekilde (per diem ac noctem aequaliter), ara vermeksizin (sine intervallo), dinlenmeden (sine commeatu) bastıran (premens), daimî (assidua) ve baş edilemez (ineluctabilis) bir köleliktir. Ben de bir türlü baş edemediğim bir cümleyle karşılaştığımı düşündüğüm için günlerce kafamın bir köşesinde bir ur gibi taşıdım sıkıntıyı; adeta kendime köle oldum. Hem de böyle bir metinde! Günlerce sanki hiçbir sorun yokmuş, doğru dürüst çevrilmiş gibi bakmadım metne, bakmak istemedim. Kendimi kandırdım, kendimden emin olmayı kendimi suçlamaya yeğledim. İçten içe taşıdığım ve büyüttüğüm sıkıntıyı yalan bir kabulle bastırmaya çalıştım, sonunda patlak verdi. Hem de en uykulu olduğum bir anda yeniden baktım metne ve sıkıntı toz oldu. Sonra sıkıntının toz olmasına kafayı taktım. Ben insanın bu denli şartlanabilen bir hayvan olmasını anlamakla birlikte, "hoş" bulmuyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diyeceksiniz ki "hoş bul ya da bulma, eğrisi eğriye, doğrusu doğruya denk gelen her şey, öyle kalacak"; pekâlâ, ancak şunu biliyorum ki şartlanabildiğim kadar, hoş bulabilen bir hayvan olmayı da kabullenmiş oluyorum. Kişinin kendine köleliği gibi, kişinin kendine&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.emblems.arts.gla.ac.uk/french/images/pic_m/FPAb085.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 0pt 10px 10px; float: right; cursor: pointer; width: 215px; height: 250px;" src="http://www.emblems.arts.gla.ac.uk/french/images/pic_m/FPAb085.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; köleliğini önemsemesi de bir tür köleliktir; kölelik bitmez tükenmez. Bu açıdan değerlendiriyorum o "hoş" bulmayı veyahut bulmamayı; en nihayetinde köleliği bastırmaya çalışanın da köleliğine dikkat çekmek gerekiyor. Benim metinle ilişkim biraz böyledir, metin çözülmüşse yani anlamca Türkçenin sınırlarına girmişse, yorumlanmışsa, yorumlanabiliyorsa, anlaşılabiliyorsa (ki ben hangi dille yazarsam yazayım, Türkçe anladığım gibi anlayamayacağım; bu anne karnında bana yüklenmiş bir veri, hadi bunu da "hoş" bulayım) kölelik bitmiş gibi durur. Oysa yeni başlıyor(dur), metin köleliği hiç bitmez, yazı adamının en sıkıntılı tarafı da bu; "scripta manent" deyişinin anlattığı bu, kalıcı olan bir şeyler varsa, onun sahibi gibi duran kişi yani yazar sorumluluğunu alır; "hayır ben almıyorum bu sorumluluğu" demenin ne yeri, ne vakti. İlk harf yazılmaya başlandığı andan itibaren, yazının sorumluluğu yazarda. Kimisi intihar ettirir harflere, kağıdı buruşturur, içindeki en zalim krıtikçiye yazdığını beğendiremez. Bu da, kişinin kendisine köleliğinin en önemli göstergesi, filozof bunda da haklı çıkabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi gelelim yukarıdaki Latince metne ve çevirisine. Başta dediğim gibi, sıkıntılı bir çeviri sürecinden geçti, bana kalırsa şu haliyle gayet temiz, aklanmış, paklanmış. Domuz gribinden korunuyor. Seneca "sibi servire" diyor, "kişinin kendisine köle olması", "gravissima servitus est" yani "en ağır köleliktir". Latincedeki "hizmet etmek, kölelik etmek" anlamındaki servio, -ire fiili -dat. isim alır. Yani "ben Marcus'a hizmet ediyorum" demek isterseniz, Marcus'u dativus yani ismin -e hali yaparsınız. Türkçede de böyle, "Marcus'a hizmet..." "Marcus'a..." Buradaki sibi de "kendi" kelimesinin/zamirinin dativus hali; hâl böyle olunca "sibi servire" "kişinin kendisine kölelik etmesi" anlamını taşıyor. Peki, neymiş bu kölelik? "Gravissima servitus" yani "en ağır kölelik". Filozof açımlamaya devam ediyor bu en ağır köleliği; "...quam discutere facile est," yani "ki onu mağlup etmek kolaydır", "en ağır köleliği yani kişinin kendisine köleliğini mağlup etmek"ten söz ediyor filozof. Koşulları açıklıyor: "... &lt;span style="font-style: italic;"&gt;si desieris multa te poscere, si desieris tibi referre mercedem, si ante oculos et naturam tuam posueris et aetatem... ac tibi ipse dixeris:&lt;/span&gt;" yani "... a&lt;span style="font-style: italic;"&gt;şırı isteklerinden vazgeçersen, kendine ödül beklemekten vazgeçersen, doğanı ve yaşamını gözler önüne serersen veyahut kendine bizzat şunları söylersen&lt;/span&gt;:" (Neyleri söylersen? Onları almadım buraya, merak edilsin!) İşte o vakit, kendine kölelikten yani en ağır kölelikten yırtarsın, kurtulursun!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kurtulmamayı tercih edenlere gelsin bu yazı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5570165169657655333-5014509756624629001?l=jimithekewl.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://jimithekewl.blogspot.com/feeds/5014509756624629001/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://jimithekewl.blogspot.com/2009/11/sibi-servire-kurtulmamak-m-kolelik-mi.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5570165169657655333/posts/default/5014509756624629001'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5570165169657655333/posts/default/5014509756624629001'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://jimithekewl.blogspot.com/2009/11/sibi-servire-kurtulmamak-m-kolelik-mi.html' title='Sibi servire - kurtulmamak mı? kölelik mi?'/><author><name>jimi the kewl</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09598437459037444887</uri><email>jengiz@gmail.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='10717008059805703373'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5570165169657655333.post-2118518357080707359</id><published>2009-11-04T13:25:00.003+02:00</published><updated>2009-11-04T13:35:07.927+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='filminfocus'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='shane acker'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='nine'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='9'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='movie'/><title type='text'>9</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bilseydim Tim Burton'ın buna burnunu soktuğunu izlemezdim. Ama bir kere izlemiş bulundum, şaka yapıyorum elbette. Sonda söylemem gereken şeyi başta söyleyeyim (ne zamandır bu kalıbı kullanmamıştım, iyi geldi supradyn içmişim gibi vitaminlendim) biter bitmez çok kısa sürdüğünü düşünmeye başladım, beğendiğimi söyleyebilirim. Bir kere bir süredir gündemimi işgal eden, gâvurların felsefe bohçasında "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;progress of knowledge vs moral philosophy&lt;/span&gt;" şeklinde savaştırılan, dövüştürülen iki kavramın ne kadar da futurist bir söyleme yedirilebildiğini gördüm. Bilen bilir Seneca'da bilginin gelişimi vs ahlâk felsefesi çaprışıklığı meselesi üzerinde yoğunlaştığım şu günlerde, sağda solda konuşurken hava atabileceğim, güzel donel&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_jS3yDnw_hSo/SqkY4Cvr_7I/AAAAAAAACek/RmPDQPwHSSg/s400/9+2009+Hollywood+%28Animation%29+Movie+Watch+Online.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 0pt 10px 10px; float: right; cursor: pointer; width: 280px; height: 400px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_jS3yDnw_hSo/SqkY4Cvr_7I/AAAAAAAACek/RmPDQPwHSSg/s400/9+2009+Hollywood+%28Animation%29+Movie+Watch+Online.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;er sağladı. Nedir bilginin gelişimi vs ahlâk felsefesi, kısaca değinelim:&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bilgi gelişince insanların ahlâkı bozulacak: altın çağ mitosundaki bozulma, İbrahimî kıyamet senaryoları ve Stoacı &lt;a class="gb" href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=ekpyrosis"&gt;ekpyrosis&lt;/a&gt; yani "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;insanlığ&lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;ın çok bilmişliğinden kaynaklanan kozmik bir yangın felâketi olacak, evren tükenecek sonra tanrılar yeniden hayatı başlatacak, bu sonsuza kadar sürecek&lt;/span&gt;" anlayışı. Böylece determinist din adamları ve filozoflarla doğa bilimciler birbirine girer; yaparsın-yapamazsın kavgasına tutuşurlar. "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Bu başımıza bela olur, bırak bu bilgi gizli kalsın&lt;/span&gt;" der din adamları, ahlâk filozofları. Hatta Sokrates'in bile fiziği gereksiz görmesinin nedenlerinden biri budur (bkz. &lt;a class="gb" href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=etik-fizik+ili%c5%9fkisi"&gt;etik-fizik ilişkisi&lt;/a&gt;); kilisenin aykırılıkları ve 9'daki 1'i andıran muhafazakârlıkları bu çaprışıklıktan ileri gelir.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Animasyonun içeriği de bunun üzerine kurulu. Batı düşün geleneğinin en büyük artısı, gelenek olarak kalabilmesinde. Dünü, bugünü ve yarını bir bütün halinde değerlendirip üzerine bunun gibi hikâyeler uydurabiliyorlar. Uydura/bilmek için bilmek gerek. Bu toprağın yetiştirdiği kurgucularının sanatsal kurgu mekanizmasındaki güdüklük de büyük ölçüde bu köksüzlükten kaynaklanıyor, ya &lt;span style="font-style: italic;"&gt;onlar&lt;/span&gt; gibi iş çıkartacaksınız tüm iğretiliğinizle ya da kökünüzü araştırıp onu evrensel nitelikli zamanın ruhuyla kaynaştırıp senteze varacaksınız. Yoksa işiniz kesat.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;9 tam anlamıyla bir batı edebiyatı ürünü sanki. İzlemedim de okudum sanki. O kadar çok derinliği var ki sahnelerin, diyalogların herbirini yazmaya zaman yetmez, gereksiz de zaten, belki de sadece benim hüsnü kuruntumdur. Daha animasyonun başında, mesela, "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Bazı şeylerin olduğu yerde kalması gerekir&lt;/span&gt;" mesajı veriliyor mermi üzerinden. Haklı nedenlerle sindirilmiş, korkutulmuş canlı robotların başındaki 1 için "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;her grubun bir lideri olmalıdır&lt;/span&gt;" deniyor, kaosa doğan canlı robotların şahit olduğu "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;gaz her şeyi yok etti&lt;/span&gt;" ise tam anlamıyla bilgiyle birlikte gelen ve yukarıda kısmen bahsettiğim kıyamet projesinin bir ürünü. bilgi bardaktan taşan su gibi, insanın yaşamından taşmaya başlayınca olan oluyor. "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Haklı nedenlerle&lt;/span&gt;" şartını düşmüş olmamın nedeni bu. İnsanın beyin icat etmesi varacağı son noktaymış gibi geliyor bize. "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;İnsanın beyin icat etmesi&lt;/span&gt;" bile dememek gerek aslında, "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;insanın beyin yapması&lt;/span&gt;" bu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;"&lt;span style="font-style: italic;"&gt;İnsan nasıl beyin yapar?&lt;/span&gt;" sorusunun bilimadamlarınca anlamı var ama 9 gibi distopya örneği bir yapım için anlamsız. Nitekim öne çıkan soru "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;insan neden beyin yapsın ki?&lt;/span&gt;" olmalı sanki. İnsanı bu denli (ne denli? kendini yok edecek &lt;span style="font-style: italic;"&gt;denli&lt;/span&gt;) doğanın sırlarını öğrenmeye iten ise Marlowe'un Dr. Faustus'una biçilen "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;yeryüzünde Zeus olma&lt;/span&gt;" tutkusu olsa gerek. Hepimizin içinde farklı kimlikler dolaşıyor ama bazıları diğerlerinden daha uyanık ya da fazlasıyla cüretkâr; bütün gücü elde etmek isteyen tarafımız, diğer saftirik taraflarımıza üstün geliyor. İnsan ilişkilerimizde, toplumun içindeki ekşiliklerimizde de böyle bu: Berikinin ayağını kaydır, dedikodu yap, tuzak hazırla, sandalyeye çivi koy, maille şaka programı yolla, yatağına sunî fare koy vs. Bu gibi salçalıklarımızın temelinde saftirik tarafımızın elden ayaktan kesilmesi yatıyor. Kendini yok edecek bilgiye erişmek isteyen insanoğlunun debelendiği saha ise animasyonda "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;gizli bilgiler&lt;/span&gt;" diye geçiyor; bunu rahatlıkla büyüye ve ritüellerine yormanız mümkün. İnsanoğlunun büyüyle randevusunu ben içindeki saftirik tarafı bırakıp uyanık tarafıyla uzlaşması olarak görüyorum. Yoksa domuz yemenin günah olduğu bir ortamda sırf komşunun kızını bağlamak için domuz dişini nereden bulursun, anlamıyorum ki.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://geektyrant.com/wp-content/uploads/2009/07/9-nine-comic-con-glover_l.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 300px;" src="http://geektyrant.com/wp-content/uploads/2009/07/9-nine-comic-con-glover_l.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Şunun da altını çizmekte beis görmüyorum. Eskiden kişileştirilen hayvanlar ve doğa, kurgusal alemimizi şenlendirir etik kaygılarımıza doneler sağlardı. Ne olduysa oldu, sanayi devrimi sonrası tüketim toplumunun bir gereği olarak makineler ve robotlar insandan çok insancı olmaya başladı. Fabllarımız bile makineleşti. Bu da etik kaygılarımızın ne denli çağa uygun yaradılışlı olduğunu gösteren bir veri; insanın sosyal evrimi böyle böyle gerçekleşiyor, sonra ara form vs. arıyorsunuz yarı hayvan-yarı robot. İnsanın tasarımı da eldeki imkânlardan yararlanıyor, aisopos görseydi, eseriyle kıvanç duyardı.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Böyleyken böyle. "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Her grubun bir lideri olmalıdır, 1 de bizim liderimizdir&lt;/span&gt;" minvalinde bir şeyler deniyor animasyonda. Bu bana &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Battle For Terra&lt;/span&gt;'daki liderin konumunu anımsattı. Oradaki lider de kendini bir nevi papa'laştırmıştı, dikkat çekilecek nokta da burası, her iki animasyonda da liderin dinî kimliği olmakla birlikte, ikamet edilen kutsî mekânlar da kiliseyi andırıyor. Yukarıda "haklı nedenler" şerhini düştüğüm kısma yeniden bakınız. Komplolardan beslenerek Angels and Demons'a kadar varan bir analiz deryasında yüzdürebilirim sizi bu entiride ancak burada kesmek istiyorum.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Film, kitap ya da müzik önerisi bulunan insanları hiç anlamam; sanki insan insana benzermiş, aklın yolu birmiş gibi, beğeniler örtüşebilirmiş gibi ukalaca bir tavır bu. İnsanın içindeki ve dış yüzeyindeki organlar bile birbirine benzemiyorken, insanı insana benzetmenin bir anlamı var mı? Hiç yok. O yüzden 'ben bunu beğendim' diyerek, geleceğe ilişkin sağladığı donelerden ötürü mutlu kılındığımın da altını çizip entiriyi kapatıyorum.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Paracelsus sizinle. Paracelsus'un iflası.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;İlkin şurada yayınladım bunu:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?id=17164287"&gt;http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?id=17164287&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5570165169657655333-2118518357080707359?l=jimithekewl.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://jimithekewl.blogspot.com/feeds/2118518357080707359/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://jimithekewl.blogspot.com/2009/11/9.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5570165169657655333/posts/default/2118518357080707359'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5570165169657655333/posts/default/2118518357080707359'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://jimithekewl.blogspot.com/2009/11/9.html' title='9'/><author><name>jimi the kewl</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09598437459037444887</uri><email>jengiz@gmail.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='10717008059805703373'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_jS3yDnw_hSo/SqkY4Cvr_7I/AAAAAAAACek/RmPDQPwHSSg/s72-c/9+2009+Hollywood+%28Animation%29+Movie+Watch+Online.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5570165169657655333.post-528390317322229348</id><published>2009-11-01T03:00:00.005+02:00</published><updated>2009-11-01T04:27:54.973+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='jimi the kewl'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='fotoğraf'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='c. cengiz çevik'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Zizek'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='felsefe'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='nietzsche'/><title type='text'>Foto-sophia / Philo-ğraf (1) "MASKELENENİN KENDİSİNDE"</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Bu blogda, belli aralıklarla fotoğraf ile felsefeyi öpüştürmeye çalışacağız. Adına da Foto-sophia / Philo-ğraf diyeceğiz. Fazla düşün aktivitesine takılmadan anlaşılabileceği gibi, kısa analizlerle fotoğraftan felsefeye materyal sağlamaya çalışacağız. Eskiden, çok eskiden belki de, sobaya ilk odun atıldığında, bir süreliğine odunun soğuk kaldığını düşünmüşümdür; küçükken sobalı odada yatıyor olmanın avantajıyla (büyük olmanın bedelini soğuk odada yatmakla ödeyen zavallı ablam!) soğuk gecelerde sobalı odaların tavanlarının nasıl alevlerin dans pistine dönüştüğünü iyi bilirim. Burada ise soba felsefe, odun da fotoğraflardan çıkarttıklarımız olacak; çıkartılanların herbiri bir süreliğine soğuk kalacak, sonra alevin coşkusuna kapılıp, "öteki" seyircilere (ki onlar da yorumlarıyla dansın asıl anlamlı kısmını oluşturacaklar) seyirlik sunacak. Belki düşündürtecek. Belki düşündürtmeden, bir önceki düşünüşün &lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;eser&lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;i olan önyargının &lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;esir&lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;i olacak. Odunun &lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;evet&lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;lenmesinin hiçbir anlamı yok, &lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;hayır&lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;lanması daha makbul. Nitekim Cengiz Çakmak üstadımın, hocamın dediği gibi "&lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;felsefede de dogma vardır, ama yerin dibine sokulur&lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;." Evetin ve Hayırın ötesinde, fotoğrafın ve felsefenin berisinde!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Foto-sophia / Philo-ğraf (1)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;MASKELENENİN KENDİSİNDE&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://farm3.static.flickr.com/2692/4062890340_680c9eb194_o.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 320px;" src="http://farm3.static.flickr.com/2692/4062890340_680c9eb194_o.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt;bir&lt;/span&gt;. Şu tarihsellik meselesi, insanlığın boynundaki zincir gibi bir şey. Her anımız aslında, bu fotoğraftaki gibi maskeli balo. Boynundaki zincir, tarihselliğini vurgulamak, geçmişiyle bütünleşip yaşadığını hissetmek isteyen insanın kimliğine dönüşmüş durumda. Çevremiz bu gibi maskeli balolarla dolu. Nesi maskeli ya da nesi balo? Bir kere yabancılaştırma efektinin sokuşturulduğu, sıkıştırıldığı, bizzat yabancılaştırıldığı bir dekorun önünde yaşamak istiyor. Arkasına aldığı tarihî Roma arenasıyla (Colosseum) birlikte belki fotoğrafın çekildiği yerde bulunan televizyonu izleyerek yaşadığı güne iştirak edecek. Bu iştirakın, pek resmî iş kıyafetiyle geçmiş günüdüzün aksine bilinçli kostüm değişikliğine ihtiyacın resmedildiği geceye özgü maskeli balodaki iştirak arasında bir benzerlik var. Arena, günümüzde restore edilmiş haliyle duvara resmedilmemiş; aksine eski, yıkık dökük, "geçmişten kaldığıyla", kalmış olmasıyla anlamlı bulunmuş. Öndeki cam masa nasıl sade dekorasyonun meyvesi ise, sıradan (sıradanla kastın, "günlük" olduğu unutulmamalı) bir ayakkabının üzerindeki Kovboy ya da Örümcek Adam kıyafeti de arkadaki "eski" Roma arenası olur. Bütün fotoğraf bize, hatta yan taraftaki Colosseum'un içini gösteren duvar fotoğrafı da dahil olmak üzere, tarihselliğin kaçınılmaz maskeliliğini bağırıyor. Bu tarihsellik, geçmişe bu zorunlu bağlanma, maske takmadan duramaz; nitekim maske iç ve dış sakınmanın etkisiyle takılır. Ya kendinizden ya da başkasından, ama temelde bizzat kendinizden çekindiğiniz için maskelenirsiniz. Çekindiğiniz dış dünya olsa bile, siz kendinizden ötürü maskelenirsiniz. Siz bu hâlde "siz" olduğunuz için maskelenme ihtiyacını duyarsınız, sebep belki dış dünyadır, ama temelde dış dünyayı sebep olarak gören de sizsiniz. Dış dünya, siz olmadan da var olmaya devam ediyor. Modern dizaynın buradaki maskesi de, bizzat tarihselliğin kendisi olabilir. Asıl sebep de maskelenin kendisinde ise, o hâlde modern dizaynın bunu bir uslup meselesi hâline getirip "yabancılaştırma" efektini de kendi ana başlığı olan "modern tasarım" altında sunuyorsa, o hâlde yetkin sağlamayı elde etmiş oluruz: Maskeyi takan, maskelenmenin nedeni ise, bu dizaynı bu hâle getiren de ondaki kaygılar olmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt;iki&lt;/span&gt;. Nietzsche "anıtçı tarih" ile ilgili şöyle diyor: "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Anıtçı tarih, maskeli bir balo elbisesi gibidir, bu elbise içinde kendi çağlarındaki büyük ve güçlü olana karşı duydukları hınç ve nefreti geçmiş çağların güçlülerine ve büyüklerine karşı duyulan dolu dolu bir hayranlıkmış gibi gösterirler, bu maske içinde o tarihselliği inceleme biçiminin gerçek anlamını, karşıt bir anlama çevirerek, gizlerler, açıkça bilsinler ya da bilmesinler, öyle bir davranış içindedirler ki, şunu demek isterler sanki: bırakın ölüler yaşayanları gömsünler&lt;/span&gt;." (1)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt;üç&lt;/span&gt;. Nietzsche'nin "anıtçı tarih" ve sonraki insanlar üzerine saptaması ile bir'deki analizimizi çarpıştıralım: Maskeli baloya gelen kişi, varlığından sıyrılmayı istemiş oluyor. Dahası bunu kendisi gibi bir istekle gelen diğer iştirakçilerle paylaşıyor; iştirakçilerin herbiri farklı maskelerin ardında, orada bulunma eyleminin kendisini maskeleştiriyor. Bu iştirakçiler neyi gizliyor? Zaten gizli olanı gizleyebilmek mümkün mü; zaten apaçık olanı apaçık kılmak mümkün mü? Maskenin ardına başka bir maske yok; maskelenmenin kendisinin maskelenme olduğunu söylemeye çalışıyorum. Geçmişin haşmeti karşısında kendini gizleyen modern insan, bir nevi tarihin pınarından içerken, kendi güdüklüğüne nefret yağdırıyor. İçinde olduğu bu durumu maskeleyen insanın, bu yöneliminde ve tercihinde bir şeyi, bir olayı anıtlandırmanın telâşı vardır. Belki "ölüler yaşayanları gömsün" demiyorlar (zaten bunun farkında olup olmamaları da önemli değil) ama son kertede içinde bulundukları durumun, arenanın temsil ettiği durum karşısındaki hezimetini, -ona övgüyle ya da sövgüyle yaklaşmış olmaları fark etmez- onu yaşadıkları mekânla içselleştirerek yani onunla temasa geçmeyi arzulayarak kabul etmiş oluyorlar. Oysa ölüler, yani eski Roma arenasının sembolize ettiği o eskiliğe özgü ne varsa, o, bizi içselleştirmemişti. O "eski olan", "daha eski olan"ın peşine düşmüş olabilir, onunla içselleştirmiş olabilir; ama en sonunda, bu noktaya varan yani bu resim önünde "anıtlaştırma"nın etkisindeki "son kişi" bütün "eski"leri içeren bir kümenin, çemberin kendisi hâline dönüşmekle maskelenmiş olur. Başta "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Boynundaki zincir, tarihselliğini vurgulamak, geçmişiyle bütünleşip yaşadığını hissetmek isteyen insanın kimliğine dönüşmüş durumda&lt;/span&gt;" dememin nedeni buydu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt;dört&lt;/span&gt;. Geçmişten resimler, fotoğraflar; sevdiğiniz insanlardan kalan (saklama cüretini gösterdiğiniz) giysiler, şunlar bunlar... bütün bunlar anıtsallığın ne derece etkin bir prensip olduğunu gösteriyor olabilir. İnsan iki ayaklı bir canlı. Bir ayağı bugüne, diğeri düne basıyor; kafası ise yukarı doğru yani yarına. Bu yükseğe yönelmiş duruşun kendisinde bir maskelenme var; insan neden "merdiven" dendiğinde ilkin yükselmeyi amaçlar? (2) Çünkü düne ve bugüne basan insan, yaşadığı her anın bir ileri yani bulunan noktadan bir fazla öteye aktığını bilir. Geçmiş dinlerde ve mitlerde cennetin yukarıda, cehennemin ya da cehennemsel (ölüm sonrası) acının mekânının altta olduğunu düşünmüştür. Olympos yücedir, yüksektedir; çünkü tanrılarla doludur. Hades aşağıdadır, çünkü insanlara acı çekmeyi anımsatır, günahlarını düşündürür. Öndeki cam masa insanın yukarıya doğru yükselen kafası, merdivenin düşündürdüğü; ayaklar dan biri ise arkadaki duvar kağıdı ya da resim; diğer ayak ise büyük resmin kendisi yani bugün, "bu fotoğrafın çekildiği an" ve kişinin kendisi. Bizim "bugün" dediğimiz an, anıtsallığa muhtaçlığımızın da gösterdiği gibi, güdüklüğün resmi. Ölecek olanın bile, 1 saniye önce ölüp ölmeyeceğini anlayıp anlamadığını bilmiyoruz. Bu bile güdüklüğün resmi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt;beş&lt;/span&gt;. Lacan'ın "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Kadın yoktur&lt;/span&gt;" önermesini hatırlayınız. Zizek bunu şu şekilde açımlıyordu: "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Kadın 'erkeğin semptomu'ndan başka bir şey değildir, büyüleme gücü var olmayışının boşluğunu maskeler, dolayısıyla nihayet reddedildiğinde, bütün ontolojik tutarlılığı kaybolur&lt;/span&gt;."(3) Bakan erkekse, kadının ontolojik tahlilini yapan da erkek olduğundan, büyülenme de erkeksî olur. Bu fotoğraftaki maskelenmenin moderne özgü olması da böyle bir şeydir. Eski Roma'nın büyüleyiciliği aslında, modernin semptomundan başka bir şey değildir. Ondaki büyüleme gücü de moderndeki boşluğu maskeler. Evvelce kapkaranlık odada yetiştirilmiş bir insanı bu fotoğraftaki odaya getirin ve ondan duvardaki arena resminden etkilenmesini bekleyin. Mümkünatı var mı? Onun için büyülenme, bizzat "onun oraya getirilmiş olması"ndadır. O hâlde kadını bilmeyen erkeğin, kadından etkilenmemesi gibi, yabancılaştırma efekti ve dizaynın yarattığı karmaşanın gücünden habersiz biri için de bu mizansenin bir anlamı yoktur, olmamalıdır. Etkileniyorsa, onu asıl etkileyen başka bir şey olmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt;altı&lt;/span&gt;. Yine Zizek. Bu sefer Batman filmindeki Joker'den bahsediyor ama asıl mesele maskeli adamla karşılaşan çocukta: "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Deyim yerindeyse, Joker kendi maskesinin kölesidir, onun kör zorlamasına itaat etmeye mahkûmdur - ölüm dürtüsü yüzeydeki bu deformasyondadır, onun altında yatan şeyde değil. Asıl dehşet verici olan aptalca sırıtan bir maskedir, maskenin gizlediği çarpık, acı çeken yüz değil. Bir çocukla yaşanan günlük bir deneyim bunu doğrulayacaktır: Onun yanında bir maske takarsak, onun altında aşina olduğu yüzümüzün olduğunu bilmesine rağmen çok korkar - sanki maskenin kendisinde ağza alınmaz bir kötülük vardır&lt;/span&gt;." (4) beş'te bahsettiğimiz "karanlık odada yetiştirilmiş adam" ile Zizek'in "maskeden korkan" çocuğu türdeştir. Çünkü ikisi de yabancısı oldukları alemi, olağanın ötesi yani olağan-üstü olarak değerlendirir. Korkmak, ağlamak, hiddetlenmek, hırçınlaşmak vb. tepkilerden hangisinin verildiğinin bir değeri yok; önemli olan alışılan, bilinen alemin dışına çıkmış olmanın verdiği yeni edinimdir. Her insan kendi maskesinin kölesidir, bir'de bahsettiğimiz gibi, bu da kendisinden ötürü böyledir. Kendisinden ötürü duvarına eski Roma'nın bir simgesini yerleştirir, eski Roma'nın haşmetinden ötürü değil. Anıtsallık kişinin kendisinde başlar. Niçin başladığıyla ilgili ise, çok şey söylenebilir.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Notlar:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;1.&lt;/span&gt; F. W. Nietzsche, Tarih Üzerine, Sf.83, Say Yay., 1986.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;2.&lt;/span&gt; Bu konuda bkz. "Scala sive Merdiven" başlıklı yazımız:&lt;br /&gt;&lt;a href="http://jimithekewl.blogspot.com/2009/04/scala-sive-merdiven.html"&gt;http://jimithekewl.blogspot.com/2009/04/scala-sive-merdiven.html&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;3&lt;/span&gt;. S. Zizek, Yamuk Bakmak, Sf.95, Metis Yay., 2005.&lt;br /&gt;4. S. Zizek, a.g.e., Sf.39.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5570165169657655333-528390317322229348?l=jimithekewl.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://jimithekewl.blogspot.com/feeds/528390317322229348/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://jimithekewl.blogspot.com/2009/11/foto-sophia-philo-graf-1-maskelenenin.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5570165169657655333/posts/default/528390317322229348'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5570165169657655333/posts/default/528390317322229348'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://jimithekewl.blogspot.com/2009/11/foto-sophia-philo-graf-1-maskelenenin.html' title='Foto-sophia / Philo-ğraf (1) &quot;MASKELENENİN KENDİSİNDE&quot;'/><author><name>jimi the kewl</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09598437459037444887</uri><email>jengiz@gmail.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='10717008059805703373'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5570165169657655333.post-3982654845240636427</id><published>2009-10-31T19:53:00.005+02:00</published><updated>2009-10-31T20:32:06.482+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='turkey'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='samuel huntington'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='türkiye'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Medeniyetler İttifakı Projesi'/><title type='text'>S. Huntington'dan bugüne dönük iki değerlendirme</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Medeniyetler Çatışması&lt;/span&gt; düşüncesini insanlıkla paylaştığından beri tartışılan bir isim S. Huntington. Aşağıda bugünün Türkiye'sini ilgilendiren iki tespitini okuyacaksınız; ilk tespit ziyadesiyle evrensel bir nitelik taşıyor gibi duruyorken, ikinci tespit doğrudan Türkiye'yi ilgilendirmektedir. Oysa ilk tespit de mevcut iktidarın "Kendine müslüman" dürtüsüyle hareket eden "Kendine demokrasi" anlayışıyla alâkalıdır. Türkiye'deki normalleşme/normalleştirme sürecinin bir parçası olarak atılan adımlar (Kürt açılımı, Ermenistan açılımı, Suriye açılımı, Kuzey  Irak açılımı vb.) umut verici olmakla birlikte, açılım sahibinin yani hükümetin, ancak intikamcılarda görülen, belli bir tarafa (Kemalistler/Atatürkçüler/Ulusalcılar?) yönelmiş kinci okları açılımların samimiyetini düşündürtüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Canım, üzümünü ye bağını sorma&lt;/span&gt;" diyebileceğimiz bir durumda da değiliz, zira Türkiye Cumhuriyeti hükümeti ileride başka hükümetlerin başka bir açılımla düzeltmek zorunda kalacağı başka sorunlara yol açıyor olabilir; böyle bir ortamda birileri mutlaka kendini "dışlanmış/ötekileştirilmiş" hissedecekse, bunlar cumhuriyetin kurucu iradesine gözü kapalı bağlı kişiler olmamalı, diye düşünüyorum.  Kurucu irade ve kurucu "Ata" tabusunun aşılması yönünde Ekşi'de çok klavye oynattım; ancak bu,  Ata mitosu yerine bir "mütedeyyin" mitosunun beslenmesi gerektiği, anlamına gelmemeli. Kimse idollerini mağarasından çıkarmakla yetinmesin, kendisi de mağaradan çıksın. Kimse sadece kendi idolü bakî kalsın diye diretmesin, açılıma destek verilecekse herkes bir ucundan tutsun, muhalifler ya da öc alınacak olanlar günah keçisi ilan edilmesin. Açılımla kucaklananlar, neden bu vakitte kucaklandıklarını da konjonktüre bakıp anlamaya çalışsın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;Metin Üzerinde Çalışmalar:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?id=16982381"&gt;http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?id=16982381&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.guardian.co.uk/commentisfree/2009/oct/30/1989-capitalism-in-crisis-perestroika"&gt;http://www.guardian.co.uk/commentisfree/2009/oct/30/1989-capitalism-in-crisis-perestroika&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;br /&gt;I.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;"...&lt;span style="font-style: italic;"&gt;İstikrarlı bir demokrasinin, gücün paylaşımında büyük değişimlere yol açan hoşgörüye sahip, düşüncelerin çeşitliliği ve düşüncelerin açıklanmasına izin veren demokrasiye yardımcı olan ve sıcak bakan bir kültürün üzerine bina edilebileceği aşikârdır. Daha da önemlisi demokrasiye inanan bir topluma sahip olmanız gerekir. Bir demokraside, iktidarı elinde tutan grup, seçimler sonrası iktidarı diğer bir gruba devredip ofisten çıktıktan sonra kendini güvende hissetmeli, tutuklanmayacağı, vurulmayacağı v.s. bilgisine sahip olmalıdır. Görevi bıraktıkları zaman zahmet çekmeyecekleri, hatta daha rahat edecekleri yönünde bir nevi güvenceye sahip olmalıdırlar. Bence bu nokta, demokrasinin çalışması bakımından hayatî önemi haizdir ve Üçüncü Dalga adlı kitabımda, iktidarın iki defa seçimle iki parti arasında el değiştirmesinden sonra bir demokrasinin istikrara kavuşacağını yazdım. Çünkü, bu iktidarı bırakmaya ve muhalif gruba devretmeye istekli liderlere sahip iki farklı grubun olduğunu gösterir&lt;/span&gt;..."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;II.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;"&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Atatürk'ün başlattığı süreçten  geçtiği ve İslâm'dan uzaklaştığı için Türkiye'nin demokrasi ve ekonomik kalkınma  yolunda birşeyler yapabildiğini düşünüyorum. Şunu daha açık ortaya koymama izin  verin; burada hiçbir kimse için, hiçbir İslâm devletinin avukatlığını yapmıyorum.  Sizin de söylediğiniz gibi, kadınların katılımı sağlanmadan demokrasiden  bahsedilemez. Hatta Türkiye'de kullandığınız İslâm'a dönmek deyimini bile  kullanmıyorum. Türkiye öyle bir dönemden geçiyor ki demokratik gelişimi İslâm'la  barıştırabilecek bir modeli oluşturabilmek için çok uygun pozisyona sahip tek  ülkedir. Çünkü Türkiye yine de bir Müslüman toplumdur, insanlar bu ülkede kendi  geleneklerine sahiptirler. Bu Fransızlar'ın kendilerini Katolikler'e adadıklarından  daha fazla, Türkler kendilerini Müslümanlar'a adamalıdırlar demek değildir. Fakat  buradaki nokta, bir toplum için İslâm kültürü içinde de demokratik olarak  ekonomik gelişmenin sağlanabileceğini ispatlayan bir model inşâ etmektir. Şimdi  Türk kültürünün bir Anadolu kültürü olduğu ileri sürüldü. Türk kültürünün kendine  has birçok unsuru var ve Türkiye ile Suudî Arabistan arasındaki farklar  konusunda söylenenleri de anlıyorum. Kısa bir süre önce, İslâm ve Batı konusunda  konferans vermek üzere Riyad'da bulundum. Bir otelde balo odasında 1200 kişilik  bir topluluk vardı ve hepsi erkekti. Kadınlar yukarıda bir yerde, konferansı  televizyon ekranından izliyorlardı. Üç gün kaldığım devlet otelinde hiç kadın görmedim. Amerikan elçiliğinin dışında gördüklerimin tamamı da peçeliydi.  Farkları çok iyi biliyorum ve hiçbir toplumu Suudî Arabistan'a benzeme  konusunda zorlamıyorum. Bununla birlikte, insanların bakış açıları, yaradılışları ve  ortaya koydukları değerler arasındaki farkların büyük olduğunu da düşünüyorum.  Doğu Asyalılar bunu şiddetle vurguluyorlar ve emin olun evrensel değerlerin var  olduğu konusunda da sizinle hemfikirim. Ancak her kültürün, her medeniyetin  kendi değerlerinin evrensel değerler olduğunu zannetmesinin büyük  problemlerden biri olduğuna inanıyorum. Ve bu kesinlikle doğru, diğerlerinden çok  Batılılar için bu daha doğru, doğru yol budur, bunu neden kabul etmiyorsunuz,  sizin ne sıkıntınız var, neye inanıyorsanız öyle davranmanız gerektiğini bilmiyor  musunuz, bizim yaşadığımız gibi yaşa diyerek Amerikan tarzı hayat veya Batı  tarzı hayat çevresinde dönüp duruyoruz.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Ve yine bence, geçen Mart'ta,  Bangkok'ta Avrupa hükümet liderleri ile Asya hükümet liderlerinin katılımı ile yapılan toplantıda,  Malezya Başbakanı'nın Chirac'a, Kohl'e, Majör'a ve Avrupalı liderlerin karşısında  yaptığı konuşmada, Avrupa'nın değerleri Avrupalı değerlerdir, Asya'nın değerleri  evrensel değerlerdir demesi anlamlı olmamıştır. Başbakan yanılıyordu, bütün  kültürlere yabancı olan değerleri geliştirmeye çalışan insanların ancak evrensel  olduğunu düşünüyorum, gelecek yıllarda kültürler ve medeniyetler çeşitliliğine  sahip bir dünyada, bazı değerleri evrenselleştirmeye uğraşmak yerine, kültürlerin  ve medeniyetlerin sahip oldukları ortak değerleri, Konfüçyanizm, İslâm, Batı  medeniyetleri ile Hristiyanlık arasındaki müşterekleri keşfetmemiz  gerektiğine inanıyorum. Ortak nelere sahiptirler; farklar olacağını kabul ederek  bakıldığında çok fazla müşterek değerlerin olduğu görülecektir ve eğer gelecek  yıllarda makul ve huzurlu bir dünyaya sahip olmak istiyorsak, bu müşterekleri  vurgulamak ve geliştirmek zorundayız&lt;/span&gt;."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt;Salı Konferansları (içinde), çeviren: Sadrettin Karahocagil,   Sermaye Piyasası  Kurulu Yayınları, Ankara, 1997, ss. 227-243&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5570165169657655333-3982654845240636427?l=jimithekewl.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://jimithekewl.blogspot.com/feeds/3982654845240636427/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://jimithekewl.blogspot.com/2009/10/s-huntingtondan-bugune-donuk-iki.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5570165169657655333/posts/default/3982654845240636427'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5570165169657655333/posts/default/3982654845240636427'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://jimithekewl.blogspot.com/2009/10/s-huntingtondan-bugune-donuk-iki.html' title='S. Huntington&apos;dan bugüne dönük iki değerlendirme'/><author><name>jimi the kewl</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09598437459037444887</uri><email>jengiz@gmail.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='10717008059805703373'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5570165169657655333.post-3641064311648257098</id><published>2009-10-29T23:19:00.005+02:00</published><updated>2009-10-29T23:52:31.804+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='turuncu medya'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='küçük iskender'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='necronomicon'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ölüm kitabı'/><title type='text'>K. İskender - Necronomicon</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Küçük İskender namlı bir yazar/şair var, belki tanıyorsunuz, belki biliyorsunuzdur. Başından beri cümle aleme sergilediği, satmaya çalıştığı o, köprü-altına yakıştığını dillendirme telâşındaki problemli entelektüel gömleğinin ardına saklanmış bir yazar olarak gördüm kendisini. Ancak &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Necronomicon: Ölüm Kitabı&lt;/span&gt;'nı yazan da, ki bu kitaptaki, Baudelaire bu devirde Türkiye'de&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://farm3.static.flickr.com/2681/4056824998_e2574df839_o.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 0pt 10px 10px; float: right; cursor: pointer; width: 250px; height: 353px;" src="http://farm3.static.flickr.com/2686/4056084191_2af3d5636c_o.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; yaşamış olsaydı ancak bu kitaptaki gibi yazılar yazardı. Gerçi Baudelaire de Tanrı değil a (haşa),  o da başka gömleklerin ardına gizlenmiş gibidir. Aslına bakarsanız, yazar "en sevdiği" gömleğinin ardına saklanmış bir adam olmaya mecburdur. Mesele okuyucuların da o gömleği benimseyip benimsemeyeceği. Örneğin ben. Küçük İskender'i yaşamıyla yazılarını örtüştürmüş, Ağır Roman'daki jartiyerli eşcinsel kimliğiyle değil, yazılarından fışkıran jartiyerli isyanla tanımak istiyorum. İstediği kimliğe bürünsün, istediği gömleğe sığınsın, bu benim problemim değil. Ama silahı yaşamı, yazıları olsun. Edebî Yaşamı sağda solda anlatılan "problemli-psikopat adam"lığın raconuna uygun Küçük İskender anekdotlarıyla değil, kaleminden fışkıran edebî menilerle boyansın isterim. Bu da benim beğenim. Okuyan, yazana köpek gibi sırnaşır; bu yüzden sırnaşıklık "arsız" bir şey değildir. Bazıları beğeninin kendisinden utanır, göstermez; bazıları da göstermeden edemez, utanamaz. Paylaşımdan, iştirakten utanmayanlara bayılıyorum! Medenî cesaret, bu yaşama özgü madenî cesaretsizlikten çok daha utanç verici değil. Aslına bakarsanız, "utanç verici olan" derken de iğneleme yapmış olmuyorum, az biraz yazılarımı okuyanlar bilir, ben bir şeye "iyi" ya da "kötü" diye bakamayanlardan, en başta gelenlerden olmak isteyenim. Utanç verici olmayaydı da, başka şeyler söylemezdim. Bilmiyorum şimdilik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aşağıda, son zamanlarda en beğenerek okuduğum zihin rahatlatma eserlerinin birinden, &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Küçük İskender&lt;/span&gt;'in &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Necronomicon&lt;/span&gt;'undan (&lt;span style="font-style: italic;"&gt;K. İskender, Necronomicon: Ölüm Kitabı, Turuncu Medya Yay., Sf.133-134, 2004&lt;/span&gt;) bir bölümü bulacaksınız. Ne zamandır paylaşmak istiyordum, birkaç günlüğüne ortadan kaybolduktan sonra bloga aktardığım için epeyce iyi durumdayım, demektir. Yazara &lt;span style="font-style: italic;"&gt;edebî menilerini bize, yaşamsal menilerini ise kendine sakla&lt;/span&gt;, diyerek yazıya geçiyorum.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Günah Seansları&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Küçük İskender&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kimi istavritler büyüyünce balina olurlar: Kes yapıştır bunu ahenge.&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Kokainin dişetlerini ziyareti esnasındaki keşmekeş: Yüzüne İstanbul şehir haritasını dövme diye yaptıran katil. Geride bıraktığın ipuçlarını izleyerek buldu seni hüzün. Sen bunu haketmiştin, sen bununla gübrelenmiştin; şimdi sıfırın alımda bir kalple seviyorsun sevebileceklerini. Aynı mail'i atıyorsun tüm arkadaşlarına: "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Ben oluşan değil, olan bir şeydim zaten!&lt;/span&gt;"&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Kimse cevap yazmıyor artık sana; herkes Harry Potter'ın peşindeyken sen hâlâ Pinokyo derdindesin.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Kimi istavritler büyüyünce denizanası olurlar: Kes yapıştır bunu bilmeceye.&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Şeriat var histerinde: Sanıyorsun ki, bütün bedenlerin gücüne gidiyor senin sigortasız, kredisiz özgürlüğün; oysa böyle hükmetmeyi öğrendin kainata: Sınırları zorlayan bîr terbiyesizlikle. Elbette yalnız kalacaktın, çünkü zulmü aşka alet ettin. Fotoğraflara taptın. Küçük notlara taptın. Kitsch'leşen her şeyle avundun ve yıprandın sürekli. Depresyonlarınla övündün. Depresyonlarınla küçümsedin dünyayı. O lâ la!&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Kanla çiftleşen gurursun: Hafızana al bunu. Yüce değilsin, yüceliği taşıyamazsın: Tıraşladığın organın sınırlarına yerleştir bunu.&lt;br /&gt;Seyrettiğin filmlerin etkisi altında kalıyorsun, tarzının kapasitesi gereği: Ben sana başrol teklif ettim, sen figüran olmayı seçtin; ahh bunu da al hafızana, hafızanı hafızamla koru.&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Kimi istavritler büyüyünce okyanus olurlar: Kes yapıştır bunu bilince. Okyanusun ortasındaki keskin dönenceyi acıya soru diye sor, soruyu korkularının nedenleriyle koru. Unut beni.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Ve unuttuğunu hatırla yalnızca.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5570165169657655333-3641064311648257098?l=jimithekewl.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://jimithekewl.blogspot.com/feeds/3641064311648257098/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://jimithekewl.blogspot.com/2009/10/k-iskender-necronomicon.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5570165169657655333/posts/default/3641064311648257098'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5570165169657655333/posts/default/3641064311648257098'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://jimithekewl.blogspot.com/2009/10/k-iskender-necronomicon.html' title='K. İskender - Necronomicon'/><author><name>jimi the kewl</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09598437459037444887</uri><email>jengiz@gmail.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='10717008059805703373'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5570165169657655333.post-886677127933545946</id><published>2009-10-29T17:39:00.006+02:00</published><updated>2009-10-29T18:02:55.805+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='seneca'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='philosopher'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='st. paul'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='paulus'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Lost Scriptures'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Bart D. Ehrman'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='isa'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='christ'/><title type='text'>Aziz Paulus ve Filozof Seneca arasında "pseudo" irtibat!</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;İlkin Bart D. Ehrman'ın Lost Scriptures: Books that Did Not Make it Into the New Testament (Oxford University Press 2003) adlı spekülatif eserinde gördüğüm kadarıyla Seneca ile Aziz Paulus arasında, uzaktan uzağa etkilenmenin (Paulus'un Seneca'dan etkilenişini kast ediyorum) ötesinde, doğrudan bir ilişki olduğu düşünülmüş. Pseudo-Seneca/Paulus mektupları dahi bulunmuş (belki de yaratılmış). Bugüne değin Hıristiyanlık öncesi pagan düşün adamlarının bu tek-tanrılı din üzerinde ne kadar etkili olduğundan bahsedilirken doğrudan temastan pek bahsedilmemişti. Sözgelimi Vergilius'un IV. Ecloga'sında bahsedilen, doğumuyla yeni bir dönemi müjdeleyecek bebeğin İsa olup olmadığı tartışılırken, Vergilius'un vaktinden evvel Hıristiyan olup olmadığı da konuşulmuştur. Seneca'nın ve diğer stoacıların bir kısmının çok-tanrıcılığa karşın kişiliksiz ("impersonal", "kimliksiz-cinssiz" anlamında tabi ki, "karaktersiz, şerefsiz" anlamında değil- Türkçemiz yanıltmasın) Tanrı önerisi ve metinlerde ısrarla tek tanrıya atıfta bulunması hep tek-tanrıcı Hıristiyanlığın önünü açtığını düşündürtmüştür.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;İşte Bart D. Ehrman'ın eserinde çevirilerinin bulunduğu pseudo- mektupların varlığı bu yüzden önemli, insan gerçek olduğuna inanmasa bile döneme dair düşündürtmesi açısından bunları heyecan verici bulabiliyor (aşağıdaki mektup özetleri için bkz. Bart D. Ehrman, a.g.e., sf.161-164).&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Seneca'nın Paulus'a yazmış olduğu iddia edilen 1. mektupta Seneca, Sallus&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://maskilledawid.files.wordpress.com/2009/08/paul3.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 0pt 10px 10px; float: right; cursor: pointer; width: 254px; height: 381px;" src="http://maskilledawid.files.wordpress.com/2009/08/paul3.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;tius'un bahçesinde Paulus'un yoluna takılan öğrencilerle oturup muhabbet ettiğinden bahsediyor. Hatta "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;keşke sen de olsa&lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;ydın paulusçuğum&lt;/span&gt;" demeyi de ihmal etmiyor. Seneca Paulus'un öğrencileriyle (ilk Hıristiyanlar) birlikte Paulus'un kitabını okuduğundan bahsediyor; burada tuhaf olan, Seneca'nın bu kitaptaki fikirlerden bahsederken "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;bu fikirler senin tarafından değil senin aracılığınla açıklanıyor&lt;/span&gt;" deyip, kutsal vahye selam durmuş olmasıdır. "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Pseudo-luğun da bu kadarı&lt;/span&gt;!" demenin pek mümkün olduğu bir ifade bu. Hemen ardından gerekçesini açıklıyor:&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;"&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Zira burada yazılanlar bir insanın yazamayacağı kada&lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;r derin ve kutsal sözler. Hadi kendine iyi bak dostum&lt;/span&gt;."&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Mektup hemen, böyle bitiyor. Koca Seneca'ya istediklerini söyletip, kapatmışlar mektubu. Kuran-ı Kerim ile ilgili olarak da "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;bir insanın yazamayacağı kutsallıkta&lt;/span&gt;" ifadesi kullanılır övgü niyetine. Burada da aynı niyet geçerli; İ.S. 1. yy.'ın en büyük filozofuna doğrudan Paulus aracılığıyla bunu söyletmek, Hıristiyanlığın ilk metninin yüceltilmesi anlamını taşıyor. Ancak unutulan bir şey var, o da her ne kadar tek-tanrıcı anlayışa yaklaşan stoacı görüşlerini açıkça dile getirmişse de, Seneca Seneca'dır, aksi düşünülemeyecek ölçüde pagan ve eski Roma'ya ait bir zihindir. Onun övgüsü de eski Eoma'ya ve pagan alemine özgü olsa gerek; ben en azından "övgü" mahiyetinde kullanılan malzemenin de niteliğine bakmayı yeğlerim. Kuran'ı ve Hz. Muhammed'i Ebu Süfyan'a övdürmek gibi bir şey, tam değilse de, "quasi" sanki.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;İkinci pseudo- mektup ise Paulus'tan Seneca'ya ilk mektubun cevabı olarak yazılmış. Bu mektupta ilk dikkatimi çeken şey, Paulus'un Seneca'ya iş gücün yoğunluğundan bahsedip, kendisine vakit ayıramadığı için seneca'nın "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;kendisini reddedilmiş/dışlanmış gibi hissetmemesi&lt;/span&gt;" gerektiğine dair yaptığı uyarı oldu. Seneca'nın bu mektup karşısında duygulandığını, kendini yerdne yere vurduğunu düşünmedim değil. Belki içini buruk sevinç bile kaplamış olabilir. Neyse ki bu kısa mektubun sonuna doğru Paulus'tan Seneca'ya övgüler düzülür burma burma:&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;"&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Senin gibi bir kritikçi, filozof, büyük bir yasa-koyucunun (Nero) öğretmeni&lt;/span&gt;..."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Üçüncü ve dördüncü mektuplar ziyadesiyle "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;kanka boş vaktinde çaldır, ben sana dönerim&lt;/span&gt;" modunda, bu yüzden geçiyorum.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Beşinci (Seneca'dan) ve altıncı (Paulus'tan) mektuplar nispeten önemli. Zira bu mektuplardan ilki sayesinde anlıyoruz ki, Paulus'un bir süre sesi soluğu çıkmamış, Seneca da meraklanmış "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Neredesin kardeşim, hayırdır? Din değiştirdin ve eski ritüellerimizi bıraktın diye, üzerine çektiğin imparatoriçemizin tepkisinden dolayı mı inzivadasın&lt;/span&gt;" demiş. Altıncı mektup ise yanıt olarak Paulus'un, İsa sabrını ve hoşgörüsünü gösterdiğine delil niyetine kullanılabilir. Zira altıncı mektupta, Paulus Seneca'ya Romalıların, Hıristiyanlara saldırmak için bahane aradığını ancak kendilerinin olabildiğince sabredip, hoşgörülü davrandığını söylüyor. Bir nevi "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;efendilik bizde kalsın"&lt;/span&gt; tavrı, bu iki pseudo- mektubun teması olmuş. Ancak Paulus'un mektubundaki hinlik de göze çarpmıyor değil, "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;efendilik bizde kalsın&lt;/span&gt;" diyor ama sonra da ekliyor "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;sabredersek, kazanacağız&lt;/span&gt;". Nitekim kazandılar; başta Roma olmak üzere çeşitli vilayetlerde güzelim mabetlerden eser kalmadı. Edward Gibbon o şaheserinde neredeyse kalemini ağlatır bu vandallık konusunda, arzulayan bakabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://special.lib.gla.ac.uk/images/chaucer/H231_0276wf.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 468px; height: 716px;" src="http://special.lib.gla.ac.uk/images/chaucer/H231_0276wf.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Yedinci mektup, Seneca'nın Paulus'un Yeni Ahit'teki mektuplarına övgüyle başlıyor; mektupta geçtiğince "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;onları okumaktan keyif alıyorum&lt;/span&gt;" diyor Seneca. Aralarındaki dinî huşu sayesinde, burada pseudo- olarak andığımız mektupların da o mektuplar gibi olabileceğini de ekliyor. Oysa Seneca'nın başta Lucilius olmak üzere çeşitli muhataplarına yazmış olduğu mektuplar hem yazı stili hem de içerik bakımından, Paulus'un Yeni Ahit'teki mektuplarından çok ama çok üstündür. Böyle farklı amaç ve tarzdaki iki metni karşılaştırmak istemezdim, ancak bir an parmaklarımın ucuna geldi, yazmadan da edemezdim. Göz diye bir şey var en nihayetinde. Belki de bu pseudo- metktupları "gerçek" kabul edersek, Paulus'un şimdiki Yeni Ahit'teki mektuplarının da İznik konsilinde veya öncesinde elden geçmiş olduklarını düşünerek, Seneca'nın elindeki ilk yazmaların çok daha sağlam metinler içerdiğini söyleyebiliriz. Ama bu da, kimse kusura bakmasın ama, fazlasıyla spekülatif oldu. Önce pseudo-'yu gerçek kılacağız da, sonra bahsedilen mektupların değiştirilmiş ya da sadeleştirilmiş olduğunu düşüneceğiz; uğraş, didin... can dayanmaz. okuyucunun beli bükülür.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Yedinci mektubun bir özelliği de Seneca'nın dayanamayıp bir sırrını Paulus'la paylaşmasıdır. Bu sır da düşünce tarihi nezdinde yenilir yutulur gibi değil; sahte mektubun söylediğine göre, Augustus Nero, Paulus'un İsevî görüşlerinden çok etkilenmiş. Ve imparator, yukarıda da bahsedildiği gibi, bu tarz görüşlerin normal bir insan tarafından yazılamayacağını mutlaka arkasında tanrısal ilham olduğunu düşünmüş. Seneca'yı hiç bu kadar dedikoducu görmemiştim. Dahası bu kadar Paulus şakşakçısı olduğunu da bilmezdim! Mektupta söylediğine göre, Seneca imparatora demiş ki "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;valla hükümdarım, tanrılar öğretileriyle böbürlenenlerin değil masum insanların ağzı aracılığıyla konuşur&lt;/span&gt;." Böylece yedi numaralı pseudo- mektup Paulus'un ve takipçilerinin masumiyetini, hoşgörülülüğünü ve sabırlılığını vurgulamış olur. Mission completed!&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Sekizinci mektup ise yedinci mektuba karşı yazılmış yanıt niteliğini taşır. Paulus, imparator putlara taptığı sürece ondaki bu tek-tanrıcılığa olan ilginin samimi olmadığını söyler; hatta Seneca'nın, kendisini sevdiği için ona böyle bir jest yaptığını da ekler. Gelecekte böyle yapmamalıymış; zira imparatoriçenin tepkisini çekebilirmiş, mektupta böyle yazıyor. O hâlde Paulus, Seneca'nın adının karıştığı ve ölümüne neden olduğu siyasî komployu önceden görmüş oluyor; bu da kutsallığına kutsallık katan bir durum. Sekizinci mektubun da misyonu tamamlanmış oluyor; biz okuyucular masum, hoşgörülü, sabırlı Paulus'un tanrısal esinle konuşması yanında öngörüyle de konuştuğunu öğrenmiş oluyoruz.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Dokuzuncu mektupta Seneca'nın, önceki mektuptaki paylanmanın etkisiyle Paulus'la arasında yeni bir başlangıç istediğini görüyoruz. Günümüzde sevgililer bile bu denli anlayışlı değil! Başka yoruma gerek yok (diyorum ama yazmadan da olmaz, 'iyilik yap kötülük bul' demişler, Seneca'nın durumu bu. Otobüste yer verilen yaşlının oturmayacağını söylemesi gibi bir şey. İnsan kendisini sebepsiz yere mutsuz hissedebiliyor).&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Onuncu mektubu geçiyorum, Paulus'un laf kalabalığıyla dolu (Paulusçulardan özür dilerim bu saygısız söylemimden ötürü, ama pseudo ya, pseudo!).&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;On birinci mektup mühim. Pseudo- ama mühim. Zira Seneca bu mektupta, Roma'yı asıl yakanın Hıristiyanlar ve Yahudiler değil, imparator Nero olduğunu söyleyip, masum cezalandırılan hıristiyanlar için ne kadar üzüldüğünü belirtiyor. Geçmişten örnekler vererek imparatorların her şeyi yapabilme yetkileriyle ne kadar rezilce davranabildiklerini gösteriyor. Mektubun sonundaki zaiyatla ve tam tarihle ilgili verilen bilgi ise mektubun pseudo'luğunu örtmek için kullanılan metotmuş izlenimini veriyor. "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Kaynak veriyorum, tarihini veriyorum istiyorsan araştır&lt;/span&gt;" gözdağı var sanki. Hıristiyanlar masum, hoşgörülü, sabırlı, tanrısal esine göre hareket ediyor. Pagan imparatoru ve temsil ettiği kültür ise tümüyle kötü. Bir yerde tümüyle kötüler ve tümüyle iyilerden bahsediliyorsa, oradan şüphelenmeniz gerekir. Ben de tam bunu yapıyorum. Roma'yı Nero'nun yaktığına ilişkin (büyük yangın: Magnum Incendium Romae) kaynaklarımız sınırlı, bunun yanında söylentiler ise çok (iyi bir özet için bakınız: http://getir.net/pxi). Bu mektup silsilesi de o söylentilere karışmış oluyor.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;On ikinci mektup ise Paulus'un, Seneca'nın kendisine karşı olan bu ilgisine ne kadar şaşırdığını gösteriyor. Zira Seneca Roma vatandaşı olduğu için, Hıristiyanlarla ilgili bu denli güzel sözler sarf etmesi garip geliyor. On birinci mektuptaki Roma yangınıyla ilgili Seneca'nın söylediklerine ise detaylı bir girişi yok Paulus'un. Tebrikleri kabul eden "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;başarılı adam&lt;/span&gt;" naifliğinde, tam anlamıyla seçkin gülümsemeli adam profili çiziyor.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;On üçüncü mektubun başında Seneca, Paulus'a yazdıklarının ne kadar allegorical ve enigmatic olduğunu söylüyor. Devamında "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;böyle yazmaya devam et, senden temiz ve akıcı bir latince bekliyorum, hadi&lt;/span&gt;" mesajı var.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;On dördüncü ve son mektupta Paulus'un Seneca'ya övgülerinin sürdüğünü görüyoruz. Bir Hıristiyanın bir pagana düzebileceği en sağlam övgü, Tanrı'nın çok az insana bahşettiği yüceliklerden birinin nasibine düşmüş olduğunu belirtmektir herhalde. Paulus, Seneca'yı yeryüzündeki ender zekâlardan biri olarak görüyor. Ona göre Seneca'nın, Tanrı'ya ilişkin iyi duyuşu asla yanılmayacaktır. Paulus akıllı bir müjdeci olarak Seneca'ya İsa Mesih'in yeni müjdecisi olmayı teklif ediyor gibi. Bu pseudo- mektuplaşmaya yakışan bir final!&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Nedense bu entiri beni çok yordu. Şu an seneca elinde kaaveyle mutfaktan gelse şaşırmam, o derece. Güya paranormal activity adlı nadide yapımı izleyip günün yorgunluğunu atacaktım. Çok yoruldum, omuzlarımda sızı, gözlerimde bitkinlik var. En iyisi bu gereksiz entirinin yaşamımda ne kadar manasız bir ağırlık yaptığını düşüenrek uykuya dalayım. Ama gitmeden önce verilmesi gereken mesajı da es geçmeyeyim.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Siz siz olun, izlediğiniz yolun doğru yol olduğuna başkalarını da ikna etmek adına pseudo-luklar yapmayın. Denyoluk gibi bir şey bu. Sevin gitsin, gidin gitsin. Siz ikna olmuşsanız, mesele hallolmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Metin Üzerinde Çalışmalar:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://wesley.nnu.edu/biblical_studies/noncanon/writing/plnsenca.htm"&gt;http://wesley.nnu.edu/biblical_studies/noncanon/writing/plnsenca.htm&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.angelfire.com/ca4/seneca/"&gt;http://www.angelfire.com/ca4/seneca/&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.orthodox.cn/patristics/apostolicfathers/seneca.htm"&gt;http://www.orthodox.cn/patristics/apostolicfathers/seneca.htm&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.mcleanministries.com/NTA/paul_and_seneca.txt"&gt;http://www.mcleanministries.com/NTA/paul_and_seneca.txt&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://getir.net/pxj"&gt;http://getir.net/pxj&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5570165169657655333-886677127933545946?l=jimithekewl.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://jimithekewl.blogspot.com/feeds/886677127933545946/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://jimithekewl.blogspot.com/2009/10/aziz-paulus-ve-filozof-seneca-arasnda.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5570165169657655333/posts/default/886677127933545946'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5570165169657655333/posts/default/886677127933545946'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://jimithekewl.blogspot.com/2009/10/aziz-paulus-ve-filozof-seneca-arasnda.html' title='Aziz Paulus ve Filozof Seneca arasında &quot;pseudo&quot; irtibat!'/><author><name>jimi the kewl</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09598437459037444887</uri><email>jengiz@gmail.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='10717008059805703373'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5570165169657655333.post-7072156089123519623</id><published>2009-10-25T00:51:00.003+03:00</published><updated>2009-10-25T01:02:09.888+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='seneca'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='jimi the kewl'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='naturales quaestiones'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yazmak'/><title type='text'>Yazmak yazmak yazmak ulaşmak kurtulmak!</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://farm3.static.flickr.com/2451/4040949948_4701a244d6_o.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 450px; height: 391px;" src="http://farm3.static.flickr.com/2619/4040949952_812b3f2ab1_o.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;"Sursum ingentia spatia sunt, in quorum possessionem animus admittitur: at ita si minimum secum ex corpore tulit, si sordidum omne detersit, et expeditus levisque ac contentus modico emicuit. Quum illa tetigit, alitur, crescit: ac velut vinculis liberatus, in originem redit."&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;*&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;"&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Ancak ruhun sahip olabildiği, göksel mekân alabildiğine geniştir, tabi ki bedenle ilişiği pek kalmamışsa, lekelerinden tümüyle arınmışsa ve hafif silahlı ya da arzularında ölçülü biri gibi ileri atılmışsa. Ruh bu yüksekliğe erişince, besinini almış, serpilmiş; yeryüzünün zincirlerinden kurtulmuşçasına, kaynağa geri dönmüş olur&lt;/span&gt;."&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Seneca, Naturales Quaestiones I. P. 9&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;meta equiv="Content-Type" content="text/html; charset=utf-8"&gt;&lt;meta name="ProgId" content="Word.Document"&gt;&lt;meta name="Generator" content="Microsoft Word 12"&gt;&lt;meta name="Originator" content="Microsoft Word 12"&gt;&lt;link rel="File-List" href="file:///C:%5CDOCUME%7E1%5CADMINI%7E1.COM%5CLOCALS%7E1%5CTemp%5Cmsohtmlclip1%5C01%5Cclip_filelist.xml"&gt;&lt;!--[if gte mso 9]&gt;&lt;xml&gt;  &lt;o:officedocumentsettings&gt;   &lt;o:relyonvml/&gt;   &lt;o:allowpng/&gt;  &lt;/o:OfficeDocumentSettings&gt; &lt;/xml&gt;&lt;![endif]--&gt;&lt;link rel="themeData" href="file:///C:%5CDOCUME%7E1%5CADMINI%7E1.COM%5CLOCALS%7E1%5CTemp%5Cmsohtmlclip1%5C01%5Cclip_themedata.thmx"&gt;&lt;link rel="colorSchemeMapping" href="file:///C:%5CDOCUME%7E1%5CADMINI%7E1.COM%5CLOCALS%7E1%5CTemp%5Cmsohtmlclip1%5C01%5Cclip_colorschememapping.xml"&gt;&lt;!--[if gte mso 9]&gt;&lt;xml&gt;  &lt;w:worddocument&gt;   &lt;w:view&gt;Normal&lt;/w:View&gt;   &lt;w:zoom&gt;0&lt;/w:Zoom&gt;   &lt;w:trackmoves/&gt;   &lt;w:trackformatting/&gt;   &lt;w:hyphenationzone&gt;21&lt;/w:HyphenationZone&gt;   &lt;w:punctuationkerning/&gt;   &lt;w:validateagainstschemas/&gt;   &lt;w:saveifxmlinvalid&gt;false&lt;/w:SaveIfXMLInvalid&gt;   &lt;w:ignoremixedcontent&gt;false&lt;/w:IgnoreMixedContent&gt;   &lt;w:alwaysshowplaceholdertext&gt;false&lt;/w:AlwaysShowPlaceholderText&gt;   &lt;w:donotpromoteqf/&gt;   &lt;w:lidthemeother&gt;TR&lt;/w:LidThemeOther&gt;   &lt;w:lidthemeasian&gt;X-NONE&lt;/w:LidThemeAsian&gt;   &lt;w:lidthemecomplexscript&gt;X-NONE&lt;/w:LidThemeComplexScript&gt;   &lt;w:compatibility&gt;    &lt;w:breakwrappedtables/&gt;    &lt;w:snaptogridincell/&gt;    &lt;w:wraptextwithpunct/&gt;    &lt;w:useasianbreakrules/&gt;    &lt;w:dontgrowautofit/&gt;    &lt;w:splitpgbreakandparamark/&gt;    &lt;w:dontvertaligncellwithsp/&gt;    &lt;w:dontbreakconstrainedforcedtables/&gt;    &lt;w:dontvertalignintxbx/&gt;    &lt;w:word11kerningpairs/&gt;    &lt;w:cachedcolbalance/&gt;    &lt;w:usefelayout/&gt;   &lt;/w:Compatibility&gt;   &lt;m:mathpr&gt;    &lt;m:mathfont val="Cambria Math"&gt;    &lt;m:brkbin val="before"&gt;    &lt;m:brkbinsub val="--"&gt;    &lt;m:smallfrac val="off"&gt;    &lt;m:dispdef/&gt;    &lt;m:lmargin val="0"&gt;    &lt;m:rmargin val="0"&gt;    &lt;m:defjc val="centerGroup"&gt;    &lt;m:wrapindent val="1440"&gt;    &lt;m:intlim val="subSup"&gt;    &lt;m:narylim val="undOvr"&gt;   &lt;/m:mathPr&gt;&lt;/w:WordDocument&gt; &lt;/xml&gt;&lt;![endif]--&gt;&lt;!--[if gte mso 9]&gt;&lt;xml&gt;  &lt;w:latentstyles deflockedstate="false" defunhidewhenused="true" defsemihidden="true" defqformat="false" defpriority="99" latentstylecount="267"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="0" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Normal"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="heading 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" qformat="true" name="heading 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" qformat="true" name="heading 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" qformat="true" name="heading 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" qformat="true" name="heading 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" qformat="true" name="heading 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" qformat="true" name="heading 7"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" qformat="true" name="heading 8"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="9" qformat="true" name="heading 9"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 7"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 8"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" name="toc 9"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="35" qformat="true" name="caption"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="10" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Title"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="1" name="Default Paragraph Font"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="11" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Subtitle"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="22" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Strong"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="20" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Emphasis"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="59" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Table Grid"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" unhidewhenused="false" name="Placeholder Text"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="1" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="No Spacing"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="60" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Shading"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="61" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light List"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="62" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Grid"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="63" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="64" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="65" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="66" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="67" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="68" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="69" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="70" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Dark List"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="71" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Shading"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="72" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful List"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="73" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Grid"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="60" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Shading Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="61" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light List Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="62" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Grid Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="63" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 1 Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="64" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 2 Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="65" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 1 Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" unhidewhenused="false" name="Revision"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="34" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="List Paragraph"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="29" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Quote"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="30" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Intense Quote"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="66" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 2 Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="67" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 1 Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="68" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 2 Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="69" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 3 Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="70" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Dark List Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="71" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Shading Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="72" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful List Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="73" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Grid Accent 1"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="60" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Shading Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="61" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light List Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="62" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Grid Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="63" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 1 Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="64" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 2 Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="65" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 1 Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="66" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 2 Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="67" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 1 Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="68" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 2 Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="69" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 3 Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="70" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Dark List Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="71" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Shading Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="72" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful List Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="73" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Grid Accent 2"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="60" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Shading Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="61" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light List Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="62" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Grid Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="63" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 1 Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="64" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 2 Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="65" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 1 Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="66" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 2 Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="67" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 1 Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="68" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 2 Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="69" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 3 Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="70" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Dark List Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="71" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Shading Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="72" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful List Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="73" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Grid Accent 3"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="60" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Shading Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="61" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light List Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="62" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Grid Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="63" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 1 Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="64" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 2 Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="65" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 1 Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="66" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 2 Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="67" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 1 Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="68" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 2 Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="69" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 3 Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="70" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Dark List Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="71" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Shading Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="72" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful List Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="73" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Grid Accent 4"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="60" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Shading Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="61" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light List Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="62" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Grid Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="63" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 1 Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="64" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 2 Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="65" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 1 Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="66" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 2 Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="67" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 1 Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="68" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 2 Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="69" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 3 Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="70" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Dark List Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="71" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Shading Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="72" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful List Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="73" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Grid Accent 5"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="60" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Shading Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="61" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light List Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="62" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Light Grid Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="63" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 1 Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="64" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Shading 2 Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="65" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 1 Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="66" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium List 2 Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="67" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 1 Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="68" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 2 Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="69" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Medium Grid 3 Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="70" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Dark List Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="71" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Shading Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="72" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful List Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="73" semihidden="false" unhidewhenused="false" name="Colorful Grid Accent 6"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="19" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Subtle Emphasis"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="21" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Intense Emphasis"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="31" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Subtle Reference"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="32" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Intense Reference"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="33" semihidden="false" unhidewhenused="false" qformat="true" name="Book Title"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="37" name="Bibliography"&gt;   &lt;w:lsdexception locked="false" priority="39" qformat="true" name="TOC Heading"&gt;  &lt;/w:LatentStyles&gt; &lt;/xml&gt;&lt;![endif]--&gt;&lt;style&gt; &lt;!--  /* Font Definitions */  @font-face 	{font-family:"Cambria Math"; 	panose-1:2 4 5 3 5 4 6 3 2 4; 	mso-font-charset:162; 	mso-generic-font-family:roman; 	mso-font-pitch:variable; 	mso-font-signature:-1610611985 1107304683 0 0 159 0;} @font-face 	{font-family:Calibri; 	panose-1:2 15 5 2 2 2 4 3 2 4; 	mso-font-charset:162; 	mso-generic-font-family:swiss; 	mso-font-pitch:variable; 	mso-font-signature:-1610611985 1073750139 0 0 159 0;}  /* Style Definitions */  p.MsoNormal, li.MsoNormal, div.MsoNormal 	{mso-style-unhide:no; 	mso-style-qformat:yes; 	mso-style-parent:""; 	margin-top:0cm; 	margin-right:0cm; 	margin-bottom:10.0pt; 	margin-left:0cm; 	line-height:115%; 	mso-pagination:widow-orphan; 	font-size:11.0pt; 	font-family:"Calibri","sans-serif"; 	mso-ascii-font-family:Calibri; 	mso-ascii-theme-font:minor-latin; 	mso-fareast-font-family:"Times New Roman"; 	mso-fareast-theme-font:minor-fareast; 	mso-hansi-font-family:Calibri; 	mso-hansi-theme-font:minor-latin; 	mso-bidi-font-family:"Times New Roman"; 	mso-bidi-theme-font:minor-bidi;} p.MsoListParagraph, li.MsoListParagraph, div.MsoListParagraph 	{mso-style-priority:34; 	mso-style-unhide:no; 	mso-style-qformat:yes; 	margin-top:0cm; 	margin-right:0cm; 	margin-bottom:10.0pt; 	margin-left:36.0pt; 	mso-add-space:auto; 	line-height:115%; 	mso-pagination:widow-orphan; 	font-size:11.0pt; 	font-family:"Calibri","sans-serif"; 	mso-ascii-font-family:Calibri; 	mso-ascii-theme-font:minor-latin; 	mso-fareast-font-family:"Times New Roman"; 	mso-fareast-theme-font:minor-fareast; 	mso-hansi-font-family:Calibri; 	mso-hansi-theme-font:minor-latin; 	mso-bidi-font-family:"Times New Roman"; 	mso-bidi-theme-font:minor-bidi;} p.MsoListParagraphCxSpFirst, li.MsoListParagraphCxSpFirst, div.MsoListParagraphCxSpFirst 	{mso-style-priority:34; 	mso-style-unhide:no; 	mso-style-qformat:yes; 	mso-style-type:export-only; 	margin-top:0cm; 	margin-right:0cm; 	margin-bottom:0cm; 	margin-left:36.0pt; 	margin-bottom:.0001pt; 	mso-add-space:auto; 	line-height:115%; 	mso-pagination:widow-orphan; 	font-size:11.0pt; 	font-family:"Calibri","sans-serif"; 	mso-ascii-font-family:Calibri; 	mso-ascii-theme-font:minor-latin; 	mso-fareast-font-family:"Times New Roman"; 	mso-fareast-theme-font:minor-fareast; 	mso-hansi-font-family:Calibri; 	mso-hansi-theme-font:minor-latin; 	mso-bidi-font-family:"Times New Roman"; 	mso-bidi-theme-font:minor-bidi;} p.MsoListParagraphCxSpMiddle, li.MsoListParagraphCxSpMiddle, div.MsoListParagraphCxSpMiddle 	{mso-style-priority:34; 	mso-style-unhide:no; 	mso-style-qformat:yes; 	mso-style-type:export-only; 	margin-top:0cm; 	margin-right:0cm; 	margin-bottom:0cm; 	margin-left:36.0pt; 	margin-bottom:.0001pt; 	mso-add-space:auto; 	line-height:115%; 	mso-pagination:widow-orphan; 	font-size:11.0pt; 	font-family:"Calibri","sans-serif"; 	mso-ascii-font-family:Calibri; 	mso-ascii-theme-font:minor-latin; 	mso-fareast-font-family:"Times New Roman"; 	mso-fareast-theme-font:minor-fareast; 	mso-hansi-font-family:Calibri; 	mso-hansi-theme-font:minor-latin; 	mso-bidi-font-family:"Times New Roman"; 	mso-bidi-theme-font:minor-bidi;} p.MsoListParagraphCxSpLast, li.MsoListParagraphCxSpLast, div.MsoListParagraphCxSpLast 	{mso-style-priority:34; 	mso-style-unhide:no; 	mso-style-qformat:yes; 	mso-style-type:export-only; 	margin-top:0cm; 	margin-right:0cm; 	margin-bottom:10.0pt; 	margin-left:36.0pt; 	mso-add-space:auto; 	line-height:115%; 	mso-pagination:widow-orphan; 	font-size:11.0pt; 	font-family:"Calibri","sans-serif"; 	mso-ascii-font-family:Calibri; 	mso-ascii-theme-font:minor-latin; 	mso-fareast-font-family:"Times New Roman"; 	mso-fareast-theme-font:minor-fareast; 	mso-hansi-font-family:Calibri; 	mso-hansi-theme-font:minor-latin; 	mso-bidi-font-family:"Times New Roman"; 	mso-bidi-theme-font:minor-bidi;} .MsoChpDefault 	{mso-style-type:export-only; 	mso-default-props:yes; 	mso-ascii-font-family:Calibri; 	mso-ascii-theme-font:minor-latin; 	mso-fareast-font-family:"Times New Roman"; 	mso-fareast-theme-font:minor-fareast; 	mso-hansi-font-family:Calibri; 	mso-hansi-theme-font:minor-latin; 	mso-bidi-font-family:"Times New Roman"; 	mso-bidi-theme-font:minor-bidi;} .MsoPapDefault 	{mso-style-type:export-only; 	margin-bottom:10.0pt; 	line-height:115%;} @page Section1 	{size:612.0pt 792.0pt; 	margin:70.85pt 70.85pt 70.85pt 70.85pt; 	mso-header-margin:35.4pt; 	mso-footer-margin:35.4pt; 	mso-paper-source:0;} div.Section1 	{page:Section1;}  /* List Definitions */  @list l0 	{mso-list-id:1488863783; 	mso-list-type:hybrid; 	mso-list-template-ids:-1620274896 1841199574 69140505 69140507 69140495 69140505 69140507 69140495 69140505 69140507;} @list l0:level1 	{mso-level-tab-stop:none; 	mso-level-number-position:left; 	text-indent:-18.0pt; 	mso-ansi-font-weight:bold;} ol 	{margin-bottom:0cm;} ul 	{margin-bottom:0cm;} --&gt; &lt;/style&gt;&lt;!--[if gte mso 10]&gt; &lt;style&gt;  /* Style Definitions */  table.MsoNormalTable 	{mso-style-name:"Normal Tablo"; 	mso-tstyle-rowband-size:0; 	mso-tstyle-colband-size:0; 	mso-style-noshow:yes; 	mso-style-priority:99; 	mso-style-qformat:yes; 	mso-style-parent:""; 	mso-padding-alt:0cm 5.4pt 0cm 5.4pt; 	mso-para-margin-top:0cm; 	mso-para-margin-right:0cm; 	mso-para-margin-bottom:10.0pt; 	mso-para-margin-left:0cm; 	line-height:115%; 	mso-pagination:widow-orphan; 	font-size:11.0pt; 	font-family:"Calibri","sans-serif"; 	mso-ascii-font-family:Calibri; 	mso-ascii-theme-font:minor-latin; 	mso-hansi-font-family:Calibri; 	mso-hansi-theme-font:minor-latin;} &lt;/style&gt; &lt;![endif]--&gt;  &lt;p class="MsoListParagraph" style="margin-left: 14.2pt; text-align: justify; text-indent: -18pt;"&gt;&lt;!--[if !supportLists]--&gt;&lt;b style=""&gt;&lt;span style="line-height: 115%;font-family:&amp;quot;;font-size:12pt;"  &gt;&lt;span style=""&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="line-height: 115%;font-family:&amp;quot;;font-size:12pt;"  &gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5570165169657655333-7072156089123519623?l=jimithekewl.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://jimithekewl.blogspot.com/feeds/7072156089123519623/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://jimithekewl.blogspot.com/2009/10/yazmak-yazmak-yazmak-ulasmak-kurtulmak.html#comment-form' title='8 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5570165169657655333/posts/default/7072156089123519623'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5570165169657655333/posts/default/7072156089123519623'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://jimithekewl.blogspot.com/2009/10/yazmak-yazmak-yazmak-ulasmak-kurtulmak.html' title='Yazmak yazmak yazmak ulaşmak kurtulmak!'/><author><name>jimi the kewl</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09598437459037444887</uri><email>jengiz@gmail.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='10717008059805703373'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>8</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5570165169657655333.post-9042850909658035237</id><published>2009-10-24T20:37:00.002+03:00</published><updated>2009-10-24T20:39:10.333+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hedgehog'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kirpi'/><title type='text'>Kirpi gibi...</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.snootypaws.com.au/blog/wp-content/uploads/2009/03/baby-hedgehog-3.jpeg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 523px; height: 392px;" src="http://wtfunk.com/wp-content/uploads/2009/03/spineless-hedgehog1.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Bazıları kirpi gibi, dikenli olmaya mecburdur.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5570165169657655333-9042850909658035237?l=jimithekewl.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://jimithekewl.blogspot.com/feeds/9042850909658035237/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://jimithekewl.blogspot.com/2009/10/kirpi-gibi.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5570165169657655333/posts/default/9042850909658035237'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5570165169657655333/posts/default/9042850909658035237'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://jimithekewl.blogspot.com/2009/10/kirpi-gibi.html' title='Kirpi gibi...'/><author><name>jimi the kewl</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09598437459037444887</uri><email>jengiz@gmail.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='10717008059805703373'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5570165169657655333.post-1308239185775886854</id><published>2009-10-24T11:45:00.004+03:00</published><updated>2009-10-24T12:02:19.056+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='pixar'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='2009'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Pete Docter'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='bob peterson'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='up'/><title type='text'>Up</title><content type='html'>&lt;span style="font-style: italic;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Başbakandan tarihi uyarı: Animasyonu izlemeyip, ileri bir tarihte izlemek isteyenler bu yazıyı es geçsin.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Süngerbob Karepantolon&lt;/span&gt; gibi &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Mr. Fredricksen Kareçene&lt;/span&gt; ile tanıştırdı film (deli gibi özneyi sona saklarım). Ekşi Sözlük'e izlediğim filmlerle ilgili entiri girmemin tek nedeni, zamanın geçmesiyle unuttuğum bu nadide hikâyelere ilişkin tespitlerimi sanal da olsa bir yere kaydetme telâşıdır. Bu telâşın meyvelerini henüz toplayabilmiş değilim. Birkaç sene önce girdiğim film entirilerine bakıyorum zerre tat alıyorsam, sesim Up'taki lider köpeğin sesi gibi incelsin. Robert de Niro'lu bir şeytan filmi izlemişim ve yorumlarımı yazmışım; sanırsın ki geceyarısı Oscar ödül töreni esnasında NTV'de konuşuyorum. Up'la ilgili görüşlerimin de bana bir dönüşünün olmayacağını düşündüğümü göstermek istedim, o yüzdendi bu girizgah. Girizgahı böyle olan entiriden hayır gelmez yavrucuğum, istersen boşverebilirsin ya da boş koyabilirsin (bunu seviyorum işte).&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://farm3.static.flickr.com/2790/4038704101_2de5ba7ec2_o.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 0pt 10px 10px; float: right; cursor: pointer; width: 300px; height: 268px;" src="http://farm3.static.flickr.com/2790/4038704101_2de5ba7ec2_o.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Animasyon başlar başlamaz duygusal bir şeyler olacağından şüphelendim. Evvelce hakkında bir şey okumadığımdan neyle karşılaşacağımı da bilmiyordum. Evlilikti, yaşlılıktı, ölmeden önce yapılacaklar listesiydi falan derken yine bir "yaşlıdan beklenmeyen atttttraksiyon" temalı konunun işleneceğini anladım. Yanılmadım. Bu gibi hikâyelerde temel mantık, ana karakterlere aslında onlara yakışmayan davranışları atamaktan geçiyor. Ne geçiş ama, çocuk balonlarıyla evi uçur. Bir gecede insanlığın görmezden geldiği, keşfedemediği bir mekâna ak. Bir de izciliği resmîleşecek küçük çocuk var; "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;yaşlı adam ve çocuk&lt;/span&gt;" temalı hikâyelere yatay geçiş yapılmış oldu. Acaba Ellie hakkın rahmetine kavuştuktan sonra Mr. Kareçene hayata küsecek mi, çocuğa ters davranacak mı diye düşündük, genelde öyle olur ya, bu sefer olmadı. Ömrünün son demlerinde hayatının yolculuğuna çıkan babalık (ne zamandır duymadığın bir seslenişti bu, değil mi?) vefat eden hanımı için yokistanı arşınlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;"&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Bir macera daha&lt;/span&gt;!" "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;bir macera daha&lt;/span&gt;!" ünlemiyle yaşamanın, gerçek yaşam olduğunu sanan zihinler iyi bilirler ki, keyifli anlardan kasıt illa ki bulunulan ortamı terk edip, adrenalin salgısını alabildiğine terk etmektir. Çoğu kere bu macera arzusunun maceraperver insana söylettiği şeyler, çevrede çok maceracıymış, çok keyifliymiş gibi dolaşan başka tiplerin söylediklerinden apartılmış olur. Başkalarının maceralarına özenen aptal maceraperestler yüzünden artık kimse özgün maceraların peşine düşemiyor. Herkeste jumping, herkeste eş değiştirme. Ne yani, sen de eş değiştirmeme macerasını dene, ne bileyim ben.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://farm3.static.flickr.com/2695/4038704103_1045b3f0a6_o.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 435px; height: 263px;" src="http://farm3.static.flickr.com/2695/4038704103_1045b3f0a6_o.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Nerelere gitti aklım böyle. Aslında diyeceğim gayet basit bir şeydi, zihnim parmaklarıma giden kana şebeke suyu karıştırmışçasına yolundan saptırdı cümleleri. Sert bir darbe gerek. Ellie'nin verdiği "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;benim son maceram seninle olan 'basit' yaşamımdı&lt;/span&gt;" mesajı, animasyonun taşıyıcı motoruymuş gibi duruyor. Tam işte buydu söylemek istediğim; Wall-E'den de aynı mesajı çıkarmıştık anaokulundaki diğer talebelerle. Animasyon izlerken ağlayan zırlayan bebeler bir kenara, bir ara kablosuz mouse'um da kablolu mouse'u ittire ittire masadan düşürdü. Mp3 indirdiğim için modemin bir ışığı hızlı hızlı yanıp söndü. Hayatımızda bazen öyle olur, bazen basit maceralarla ölür gideriz. Sonra yeniden doğarız, yeniden yeniden, her defasında yeniden etrafımızdaki her şey anlamlanır. Tıpkı dört mevsim gibi. Her defasında kışın son günlerinde yalancı bahar gelir, bahçedeki kimi aceleci çiçekler gibi erkenden açarız; ani bastıran Mart karı ve soğuyla birlikte tezcanlılığımızın bedelini öderiz. Sonraki sene yine kanarız aynı vakitlerde, sonra yine bedel, sonra yine, sonra yine...&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bu, Ellie ile Carl macerası gibi basit bir şey. Basit ve aynı oranda gözden kaçan bir şey. Macera denince akla hemen ejderhalar vs. geliyor ama aslında asıl macera bu gibi basitliklerde yatıyor, yaşam gailesi denilen şey yani, yani birlikte, gün geldiğinde kavanozda biriktirilen bozuklukları almak zorunda kalmak. vs. Bu gibi şeyler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://farm3.static.flickr.com/2605/4038704109_5486bf7a74_o.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 481px; height: 296px;" src="http://farm3.static.flickr.com/2605/4038704109_5486bf7a74_o.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Kavanozu kırıyorsun, sonra yine kırıyorsun, sonra yine, sonra yine... Hedeflenen maceranın yolunda aslında gerçek macera yatıyor. Anlayabilmek için iki taraftan birinin ölmesi gerekmemeli. Ama animasyon işte, gerçekle uzaktan yakından ilgisi yok. Bildiğin insan kurgusu.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5570165169657655333-1308239185775886854?l=jimithekewl.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://jimithekewl.blogspot.com/feeds/1308239185775886854/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://jimithekewl.blogspot.com/2009/10/up.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5570165169657655333/posts/default/1308239185775886854'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5570165169657655333/posts/default/1308239185775886854'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://jimithekewl.blogspot.com/2009/10/up.html' title='Up'/><author><name>jimi the kewl</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09598437459037444887</uri><email>jengiz@gmail.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='10717008059805703373'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5570165169657655333.post-4650515160524929559</id><published>2009-10-22T00:05:00.007+03:00</published><updated>2009-10-22T01:19:48.976+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kalkıp gitsin'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='bilgelik'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='batı felsefesi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='bana rağmen'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='anlam'/><title type='text'>"Bana rağmen" - Kalkıp gitsin</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;"Bana rağmen"&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Niyeyse, nasılsa, hangi cüretleyse yaşamımızda sürpriz diye bir şey kalmadı sanki. İş, okul, ev gidip gelmeleri; alışverişler; sırf çevremizdeki "doğru kişi" olduğunu sandığımız kişilerle temaslarımız ve rutine bağlansın-bağlanmasın karşılıklı nefes paylaşımlarımız... hepsi kendi içinde sürprizini yitirmiş bir uğuldama halinde kulağımızı esir almış ya da gri bir bulut gibi üzerimize çökmüş durumda. Bu aynı'lık durumunun yarattığı iç sıkıntısının (bu aslında tam anlamıyla bir "sıkıntı" değil; zira adına "sıkıntı" deyip çözüm önerileri bulmak başka, bunun "sıkıntı" olarak görülmemesi gerektiğini düşünüp, buna önlem almak başkadır; be burada ikincisini yeğ tutuyorum) temel besleyicisi ve coşturucusu, her şeyi, sanki elimle koymuşum gibi bulmuşçasına sukunetle karşılıyor olma durumunun kendisi olsa gerek. Ben biliyorum ki en sevdiğim gömleğim olan bordo-beyaz-pembe karelerden oluşan o kumaş parçası hep aynı yerinde; bir gün uyandığımda Kafka'nın Dönüşüm'ündeki gibi kendimi böcek olarak görmeme de gerek yok, o gömlek oradan kalksın gitsin, benim ona karşı duyduğum bağlılığa rağmen, kalksın gitsin. Yani bana rağmen, kalksın gitsin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben "bana rağmen" kalkıp gitmesini istediğim, değişmesi için birçok şeyi feda edebileceğim (insanlardaki "feda etme" içtepisinin, dinsel kökenleri kuvvetlidir; insan herhangi bir şey için feda edebileceklerini kendine itiraf ederken bile, sanki Tanrıların mabedindeymşçesine huşu içindedir) şeylerin &lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://keres.meccahosting.com/%7Ea0001455/images/isis-horus.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 0pt 10px 10px; float: right; cursor: pointer; width: 244px; height: 470px;" src="http://keres.meccahosting.com/%7Ea0001455/images/isis-horus.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;esiri olmuşsam, sıkıntı duyarım. Ben "bana rağmen", zincirlenmemeliyim. Ben biliyorum ki, "ben" için en kudretli, en vahşi cellat, yine "ben"im. O halde ben, "bana rağmen" bile değişecek bir yaşamın iştirakçisi olmakla yetinmek durumundayım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Dışsallık&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir süredir buradaki yazılarda bilhassa Stoa felsefesindeki "tutkuları öldürme" telâşının, insanları adı geçen felsefe disiplini önünde bilgeleştireceğinden söz ediyorum. Tutkuyla bağlanan, sıkılan, kederlenen, aşırı mutluluk duyan, şehvetle dolup taşan, toplu taşıma araçlarında karşılaştığı insanlarla, birkaç dakika bile sürse, kendine bile itiraf edemeyeceği fanteziler üreten ya da bir bakışıyla veyahut bacak bacak üstüne atışıyla, dudak ısırışıyla bile başkalarının fantezilerine malzeme olan insanın ne kadar dışsallaştığını düşününüz. Ülkedeki ekonominin dışa bağımlı olması gibi, klışe tabirle üç günlük ömründeki tüm yaşamsal soluğu kendi dışındaki her şeyden alan bir mekanizma olarak düşünün böyle insanı. Yaşayabilmek için ya da salt yaşayabildiğini hissedebilmek için sosyalleşmenin bir zorunluluk olduğunu kabullendiğinin bile farkında olmayan iş-okul arkadaşlarınızın sizler için aslında ne kadar cansız dışsal faktörler olduğunu, ancak kendinize de dışarıdan bakmanızla kavrayabilirsiniz. Temelde Eski Çağ'a özgü felsefî ve bilgece söylemlerin insanı dinginleştirmeyi amaçladığı düşünülürse, Stoacıların tutkulardan (ve yukarıda sayılan dışsal unsurlardan) sıyrılmış adamı bilge sayma mantalitesinin nasıl işlediği de anlaşılır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsan evvela dizlerini karnına çekerek oturur, düşünür. Anne karnındakine benzer bir var-oluş sıkıntısı çekmeye hazırlık yapar. Kendisine sorar: "Kendime rağmen, hayatımda değişmesi gereken ne var?" Sonra kuşkuya kapılır: "Acaba ben başından beri en mutlu olduğum, en kederlendiğim, en şehvetle dolduğum, en azdığım anlarda aslında en fazla kendime mi uzaktım? Beni üzen şeyle, beni mutlu kılan şey aslında aynıymış gibi duruyor. Acaba ben kendimden mi umudu kesmiştim ki, mutluluğumun 'iyi', mutsuzluğumun 'kötü' olduğu sonucuna varmıştım? Ben 'bana rağmen' bu mantaliteden sıyrılmalı mıyım? Ben mutluluğumu ya da başkalarının 'sen çok mutlu olmalısın, bunun için çok nedenin var, bir de bana bak' deyişindeki şımartıcı, gözümü kör edici, sersemletici etkiyi feda etmeli miyim?"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Önce soru, sonra kuşku...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her şey soruyla başlar, kuşkuyla devam eder; sonunda varılan yer ise çıkarımdır. Kimi zaman bu çıkarım gözyaşıyla olur, kimi zaman aşırı mutlulukla, kimi zaman felâket umutsuzlukla, kimi zaman içten içe inanmadığımız ama kendimize bile itiraf edemediğimiz umutla. Yaşamımız ve yaşamımızdaki tercihlerimiz, adı konmamış (sorulmamış) sorularla doludur. Nitekim aldığımız kararlar, aslında en azından tam zıt köşede "öyle yapmama" tercihiyle de çarpıştığından, "almadığımız kararlar" tarafından itildiğimiz cevaplar gibidir. Örneğin ben "vazgeçiyorum" dediğimde, aslında "vazgeçmiyorum" seçeneği tarafından itilmiş oluyorum. Soru da bellidir: "Vazgeçmem gerekiyor mu?" Peki, bu İlkçağ felsefesi ne mene bir şeydir ki, insanı bir nevi insanlıktan çıkarıyor, hayvanlaştırıyor. Adına bilge diyor tornadan en sağlam çıkana. Ama bu ürün aşırı derecede mutlu olmuyor, kederlenmiyor, terleyerek sevişmek istemiyor, boşalamıyor, dolamıyor, içine alamıyor, hayâl kuramıyor, başkalarına açılamıyor, yaranamıyor. Ne yapıyor? Kapandıkça kapanıyor, bir hayvan gibi dinginleşiyor. Sadece doğa kurallarına uyan bir hayvan gibi bilgeleşmiş olmanın tadını çıkarıyor. Oysa bize yaşadığımızı hatırlatan şeyler, bu tarz bilgeleşmenin koşulu olarak kendilerinden vazgeçmemiz gereken "tutku"lar değil midir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bana yaşadığımı hissettiren, o gömleği diğer gömleklerden daha fazla seviyor oluşumdur. Bana yaşadığımı hissettiren beklentilerimin boşa çıkması ve benim buna aşırı tepki vermemdir. Dünyanın en mutsuz insanıymışım gibi düşünerek, o an için yaşamın ne kadar anlamsız olduğunu düşünmemdir. Sevişmenin ortasında bir an için diğer iştirakçiyle, tüyler bazında bile "bir" olduğumu anlamamdır. Aksi halde ben aşırılıkları törpülenmiş bir melek ya da doğa yasaları dışına çıkmayan hayvan gibi, bilgeleşmenin uyuşturuculuğunda, kendime yapacağım içsel yolculuklarda bu sefer bizzat kendimi de kendime karşı dışsal kılmış olabilir miyim? Kendime de başkasına bakıyormuş gibi bakmamdan kaynaklanan bir kayboluş hikâyesi tasarlıyorum. Öyle bir an gelsin ki, ben ben'i de aşarak, Oedipus gibi gözlerimi kör etmeden kendime bakamayacak duruma geleyim, ben'den taşarak bambaşka bir aleme akayım. İşte teoloji/tanrıbilim, bu yüzden/bu şekilde insanın kendinden taşarlığının ilmi haline gelir. Seneca teolojiyi bu kapsamda ele alır. "O quam contemta res est homo, nisi supra humana surrexit!" der, yani "İnsan, insanlığının da üzerine çıkmadıkça, ne değersiz bir şey!" İnsanların tanrıları uğraş edinmesi, kendinden taşma telâşının bir göstergesidir. Ama sadece bu da değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Temas&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O halde melek/hayvan gibi bilgeleşme süreci, beri yandan insanın bambaşka bir kudretle temasa geçmesi anlamına gelir. Bu olmadığı müddetçe, insanın tutkularından sıyrılmış olmasının da bir anlamı yoktur. İnsana yaşadığını kimi zaman acıyla, kimi zaman tatlılıkla anımsatan tutkular yerini daha yüce bir gayeye bırakmak durumundadır. Bu olmadığı vakit "ben şu gömleğimi, diğerlerinden daha fazla seviyorum" kabullenişim ile "ben hiçbir gömleğime bağlı değilim, ben, bendeki ve etrafımdaki her şeyin ölçüsü olmakla birlikte, her şey bana indirgendiğinden, hiçbir şey benden değerli değildir" kabullenişi arasında bir fark görülmez: Vazgeçmek ile vazgeçmemek eşitlenir. Oysa insanı, insanlığından da yukarı yükselten (supra humana surrexit) yüce bir değerle temas halinde olacağına duyduğu inançtır. Bu inanç sadece Tanrılara dönük olmaz; kimi zaman dünyanın en güzel gözleri için, kimi zaman vatan için, kimi zaman da şahsî "kendini gerçekleştirme" hedefleri için böyle bir temas kurulur. Kimi zaman da hedef anlamını yitirir, bizzat temasın kendisi anlamlanır. Dağın zirvesi değil, onun uğrunda katlanılan zorluklar anlamlanır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama "bana rağmen" kalkıp gitmesini istediğim her şeyde olduğu gibi, anlamlar da zaman içinde değişir, gelişir. Bu yüzden kimse, en anlamlı şey için bile "neden eskisi gibi değil" diye sormasın; ya da sorsun, hayâl kırıklığından da, acı yanıttan da bambaşka kapılar açıldığına şahit olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsan zihni, sürekli kendini yıkan bir mekanizma olarak varlığını sürdürsün. O, kendisi olmadan hiçbir şey olmayacağının bilincinde olmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5570165169657655333-4650515160524929559?l=jimithekewl.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://jimithekewl.blogspot.com/feeds/4650515160524929559/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://jimithekewl.blogspot.com/2009/10/bana-ragmen-kalkp-gitsin.html#comment-form' title='7 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5570165169657655333/posts/default/4650515160524929559'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5570165169657655333/posts/default/4650515160524929559'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://jimithekewl.blogspot.com/2009/10/bana-ragmen-kalkp-gitsin.html' title='&quot;Bana rağmen&quot; - Kalkıp gitsin'/><author><name>jimi the kewl</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09598437459037444887</uri><email>jengiz@gmail.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='10717008059805703373'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>7</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5570165169657655333.post-247821387970538974</id><published>2009-10-21T19:06:00.003+03:00</published><updated>2009-10-21T19:24:01.213+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='istanbul'/><title type='text'>İstanbul</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://farm3.static.flickr.com/2780/4031757977_ca0c6ca814_o.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 500px; height: 323px;" src="http://farm3.static.flickr.com/2718/4032510882_bd6874668b_o.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://farm4.static.flickr.com/3109/4031716747_460274767f_o.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 500px; height: 638px;" src="http://farm3.static.flickr.com/2639/4031716749_74b84298a0_o.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;Bu şehr-i Sitanbul ki bî-misl ü behâdır&lt;br /&gt;Bir sengine yek-pâre Acem mülkü fedadır&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Nedim&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;foto: 20 Ekim 2009&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5570165169657655333-247821387970538974?l=jimithekewl.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://jimithekewl.blogspot.com/feeds/247821387970538974/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://jimithekewl.blogspot.com/2009/10/istanbul.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5570165169657655333/posts/default/247821387970538974'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5570165169657655333/posts/default/247821387970538974'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://jimithekewl.blogspot.com/2009/10/istanbul.html' title='İstanbul'/><author><name>jimi the kewl</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09598437459037444887</uri><email>jengiz@gmail.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='10717008059805703373'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5570165169657655333.post-4725798024282965329</id><published>2009-10-20T05:39:00.002+03:00</published><updated>2009-10-20T05:53:02.084+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yasa'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='alışkanlık'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='mucize'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='consuetudo'/><title type='text'>Alışkanlık / Consuetudo</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Alışkanlık, medeniyetin kendi başına itekleyicisi değil ancak bu konuda önemli bir yere sahip itekleyicilerin temel gıdası gibi bir şey. Medeniyeti medeniyet kılan, oturmuş bir düzen içinde anlamlanabiliyor olmasıdır. Başıbozuk insanlardan oluşan düzensiz bir rejimde yaşanan karmaşa, başlı başına bir alışkanlıktan yoksunluğun göstergesidir.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Daha doğrusu, bir üst kümede alışkanlığın olmadığı bir düzene, düzensizliğin düzen olarak anlaşıldığı bir akışa rastlamış oluruz.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Peygamber, medeniyete düşer, yani alışkanlığın ve yerli yerine oturmuş adetler zincirinin göbeğine (her insanlar topluluğu ve düzeni medeniyeti vermez). Onu anlamayacak olanların arasından çıkamaz peygamber ya da bilge. Ya da çıkmışsa da, anlatamadığı veyahut anlaşılamadığı için kaybolmuştur. Yontucu kimliğiyle (önce medeniyet vardır, sonra bozulma en sonunda ise bozulanın gösterilmesi, düzeltilmesi. Böylece kavimler bozulan &lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://bachodi.files.wordpress.com/2007/12/miracle3.gif"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 0pt 10px 10px; float: right; cursor: pointer; width: 300px; height: 364px;" src="http://bachodi.files.wordpress.com/2007/12/miracle3.gif" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;düzenin ihtiyaç duyduğu yontucuyu yaratır: &lt;a class="id" href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?id=16692880"&gt;#16692880&lt;/a&gt;), orada alışkanlığın en karşısında olan şeyi gösterir, bohçasından düzeni en sarsacak olan şeyi çıkarır, mucizeyi; çünkü mucize, alışılmışın dışına çıkarak var olan düzenin değişebileceğinin bir göstergesidir. İsa'nın ölüleri diriltmesi veya Muhammed'in Ay'ı ikiye bölmesi gibi mucizelere duyulan ihtiyaç, mevcut alışkanlıklardan beslenen itekleyicilerin iteklediği mevcut düzenden kurtulma arzusundan kaynaklanır. "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Ölüler eski düzende dirilmiyordu, ama öyle bir mucizeyle karşılaştık ki, ölülerin dirilmesi gibi yüz&lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;yılların birikimi olan tüm problemlerimizden de kurtulacağız&lt;/span&gt;" düşüncesi hâkim olur insanlarda; böylece mucizeye duyulan ihtiyaç, devrime duyulan ihtiyaç olarak kendini gösterir.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Rasyonel sorgu perdesi kalkar, realist kurtulma gayesi belirir. böylece medeniyetin takacağı yeni maske, giyeceği yeni elbise her defasında mucizelere duyulan ihtiyacı kutsîleştirir. Her başlangıç kültleşmeye, kutsîleşmeye mahkûm gibidir. Yeryüzünde, bir medeniyete beşik olmuş neredeyse her kentin kuruluş hikâyesinde bir mucize olmasının nedeni budur; kent kurulurken eski alışkanlıkların değiştiğini yeni bir anlayışın ve bu anlayışı sürekli besleyecek yeni alışkanlıkların doğduğunu, başlangıca tanrısal bir el atfederek anlatır. Bu, aslında her defasında, her başlangıçta bir alışkanlık yitimi olduğunun göstergesidir. İnsan gibi, kitleler de alışkanlıkla çürüyor sanki. Hâl böyle olunca, zamanın çürütemediği, eskitemediği hiçbir taze ruh olmasa gerek, diye düşünmek durumunda kalıyoruz. Her şeyin sonu geldiğine göre, şu an için harika olduğunu düşündüğümüz herhangi bir şeyin de, gün geldiğinde, harikalığını yitireceğini düşünmeye mahkûm oluyoruz. Hiçbir şey sonsuza dek aynı kalmıyor; aynı kalmamanın aynı kalıyor oluşu, bizi sürekli alışkanlıklarımızı sorgulamaya itebilir. Oysa alışkanlık, &lt;span style="font-style: italic;"&gt;alışkansızlık&lt;/span&gt;tan çok daha kuvvetli bir ittirici olduğundan, kimi zaman en haşmetli görüntüler bile ilgimizi çekmez. alışkanlık, haşmetliliğe, görkeme üstün gelir. '&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Alışmış kudurmuştan beterdir&lt;/span&gt;' sözü biraz da buna yönelik.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Seneca şöyle diyor: "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Nam quamdiu solita decurrunt, magnitudinem rerum consuetudo subducit&lt;/span&gt;" (Naturales Quaestiones vii.1.1) bildik hareketler uzun süre gerçekleştiğinde, alışkanlık, şeylerin görkemine üstün geliyor. İnsandaki alışkanlık ittiricisinin ne kadar etkili olduğunu, doğadaki görkemli hareketlerin ne kadar da dikkatimizi çekmediği tespitinden hareketle anlatmaya çalışıyor. Her anımız belki mucizelerle dolu; şaşırmak da şaşırmamak da mümkün. Alışkanlık sanki olan bitene şaşırmamamız gerektiğini söylerken, alıştığımız ve artık bizim için mucizeliğini yitirmiş olan akışların tümü de düzene alışmış gibi davranmaya başlıyor.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Yukarıdaki alıntıda &lt;a class="gb" href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=al%c4%b1%c5%9fkanl%c4%b1k"&gt;alışkanlık&lt;/a&gt; kelimesine karşılık gelen "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;consuetudo&lt;/span&gt;" terimi bile kendi başına, en başta belirttiğim düzeni besleyiciliğin güzel &lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.nightskyinfo.com/sky_highlights/hunters_moon/full_moon_small.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 320px; height: 320px;" src="http://www.nightskyinfo.com/sky_highlights/hunters_moon/full_moon_small.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;örneğidir. Nitekim bu ismin ilk manası alışkanlık olup, ikinci manası "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;birliktelik, temas halinde olma, sosyal iletişim&lt;/span&gt;"dir (&lt;span style="font-style: italic;"&gt;social intercourse, companionship, familiarity, conversation&lt;/span&gt;). En başta belirttiğim o düzen besleyiciliği, aslında birlikteliğin esasını oluşturur. Biz gerek kendimize, gerek kendimiz dışındaki tüm dünyaya alışkanlık gözlüğüyle değil de, &lt;span style="font-style: italic;"&gt;miraculum &lt;/span&gt;terimiyle karşılanan &lt;span style="font-style: italic;"&gt;mucize &lt;/span&gt;gözlüğüyle bakıyor olsak, her anımızı düzensiz ve yersiz geçirmek durumunda kalırız. Sanki medeniyetin sağlamlığını oluşturan temelde yasalara sahip olma bilinci, sadece alışkanlık ittiricisinden besleniyor gibidir. Nitekim Latincede &lt;span style="font-style: italic;"&gt;consuetudo&lt;/span&gt;'nun bir anlamı da "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;temel yasa anlamında geleneksel doğru&lt;/span&gt;"dur (&lt;span style="font-style: italic;"&gt;customary right, usage as a common law&lt;/span&gt;). Bunu evlilik, aile, toplum, din, devlet gibi çevremizdeki bütün sorumluluk yükleyici unsurlar için düşünebilirsiniz. Düzenin temsili olan bütün alışkanlıklarımız aslında yasalaşmış ve gelenekselleşmiş durumdadır (&lt;span style="font-style: italic;"&gt;cunsuetudo&lt;/span&gt; teriminin anlamlarına yeniden bakınız); zaten böyle olduğu için alışarak bağlandığımız ya da bağlanarak alıştığımız her şey, bir vakit sonra yasa gibi ya da gelenek gibi bizi kavrar. Zaman içinde, eskiden büyük bir şevkle tutkunu olduğumuz fakat artık alıştığımız şeylere karşı, içten içe hissettiğimiz yozluk hissi işte bu yasalaşma ve gelenekselleşme durumundan kaynaklanıyor olmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;İnsan tutkunu olduğu şeyi yasalaştırdığında ya da gelenekselleştirdiğinde onu tümüyle yasalara göre hareket ederek bizi şaşırtmayan gökteki Güneş gibi, Ay gibi sıradanlaştırır; sıradanlaşma, çürümeden bile önce gelir. Sıradanlaşma yozluğun, çürüme ise akışın doğal bir şekilde gerçekleştiğinin göstergesidir. Düşünün, hangisi daha etkin? Sıradanlaştırma mı yoksa doğallaştırma mı?&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Medeniyetlerin zaman içinde kabuk değiştirmesiyle insanların ikili ilişkilerindeki kabuk değiştirmenin işte bu &lt;span style="font-style: italic;"&gt;alışkanlık&lt;/span&gt;/&lt;span style="font-style: italic;"&gt;consuetudo &lt;/span&gt;meselesiyle alâkalı olduğunu düşünüyorum. "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Sol spectatorem, nisi quum deficit, non habet&lt;/span&gt;" diyor Seneca aynı eserinde, yani "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;tutulmuyorsa, Güneş'in bile seyircisi yoktur&lt;/span&gt;." Alışkanlığın, Güneş gibi belki de şu alemde görüp görebileceğimiz en şaşalı şeyin bile dikkat çekmemesine neden olduğu vurgulanırken temelde vurgulanan düzenin korunmasına bağlı olarak, onun karşısındaki meraksız tavrımızdır:&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;"&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Haec tamen non annotamus, quamdiu ordo servatur&lt;/span&gt;" / "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Düzen korunduğu müddetçe,&lt;/span&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.noaanews.noaa.gov/stories2008/images/sun_sky.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 0pt 10px 10px; float: right; cursor: pointer; width: 200px; height: 162px;" src="http://www.noaanews.noaa.gov/stories2008/images/sun_sky.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt; bütün bunları (doğadaki aslen mucizevî olan şeyleri) kaydetmeyiz&lt;/span&gt;."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Düzeni bozan bir şeyler olmazsa, medeniyet gibi ilişkiler de çürümeye terk edilmiştir. &lt;a class="gb" href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=malcolm+bradbury"&gt;Malcolm Bradbury&lt;/a&gt;'nin &lt;a class="gb" href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=tarih+adam"&gt;Tarih Adam&lt;/a&gt;'ını hatırlıyorum. Kendilerini "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;dünyanın en sıkıcı çifti&lt;/span&gt;" olarak görebilecek akademisyen bir çiftin, onların çiftliğini bile ortadan kaldırabilecek ölçüde değişiklikler yaparak, cinsel yaşamlarını başkalarıyla doldurup, alışkanlıklarından beslenen yoz düzenlerini yıkabildiğini okumuştuk. Kurgu, bu entiride anlatılmaya çalışılan temaya uyuyor. Peki, insan kendisini ve değerlerini tümden ortadan kaldırabilecek çapta değişiklikler yapmasa da, çürüyen, yozlaşan ya da en basit tabirle, eskisi gibi olmayan bir alemin içinde olsa, zaman içinde alışkanlığa da alışsa, ne olur? Dibe vurarak belki sıfırdan önceye doğru dönüşür; belki de bütün dönüşümler böyle bir şeydir. Bir zamanlar alışmış olduğunu bile unutmuş alışkınlar olabiliriz. çoğu kere alışkanlık elimizde olan bir şey değildir, o bizi bulur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Bu entiriyi ilkin Ekşi için yazmıştım, bu da linki:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?id=17047281"&gt;http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?id=17047281&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5570165169657655333-4725798024282965329?l=jimithekewl.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://jimithekewl.blogspot.com/feeds/4725798024282965329/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://jimithekewl.blogspot.com/2009/10/alskanlk-consuetudo.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5570165169657655333/posts/default/4725798024282965329'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5570165169657655333/posts/default/4725798024282965329'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://jimithekewl.blogspot.com/2009/10/alskanlk-consuetudo.html' title='Alışkanlık / Consuetudo'/><author><name>jimi the kewl</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09598437459037444887</uri><email>jengiz@gmail.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='10717008059805703373'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5570165169657655333.post-3190209055060279890</id><published>2009-10-17T05:20:00.002+03:00</published><updated>2009-10-17T05:24:31.085+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='felsefe'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='philosophy'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='farkındalık duyarlılığı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ahmet İnam'/><title type='text'>Ahmet İnam / Haluk Özbay - Farkındalık Duyarlılığı</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;div&gt;&lt;object height="398" width="480"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.dailymotion.com/swf/xatruk&amp;amp;related=0"&gt;&lt;param name="allowFullScreen" value="true"&gt;&lt;param name="allowScriptAccess" value="always"&gt;&lt;embed src="http://www.dailymotion.com/swf/xatruk&amp;amp;related=0" type="application/x-shockwave-flash" allowfullscreen="true" allowscriptaccess="always" height="398" width="480"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5570165169657655333-3190209055060279890?l=jimithekewl.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://jimithekewl.blogspot.com/feeds/3190209055060279890/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://jimithekewl.blogspot.com/2009/10/ahmet-inam-farkndalk-duyarllg.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5570165169657655333/posts/default/3190209055060279890'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5570165169657655333/posts/default/3190209055060279890'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://jimithekewl.blogspot.com/2009/10/ahmet-inam-farkndalk-duyarllg.html' title='Ahmet İnam / Haluk Özbay - Farkındalık Duyarlılığı'/><author><name>jimi the kewl</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09598437459037444887</uri><email>jengiz@gmail.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='10717008059805703373'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5570165169657655333.post-718282169892075127</id><published>2009-10-16T03:52:00.003+03:00</published><updated>2009-10-16T04:23:16.323+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='birds'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='The Secret Teachings of All Ages'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Manly P. Hall'/><title type='text'>Birds and mystical denotations</title><content type='html'>...&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Among the Greeks and Romans, &lt;span style="font-style: italic;"&gt;the &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;eagle&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt; &lt;/span&gt;was the appointed bird of &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Jupiter &lt;/span&gt;and  consequently signified the swiftly moving forces of the &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Demiurgus&lt;/span&gt;; hence it was  looked upon as the mundane &lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://z.about.com/d/huntsville/1/5/U/d/1/birdEagle.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 0pt 10px 10px; float: right; cursor: pointer; width: 197px; height: 174px;" src="http://z.about.com/d/huntsville/1/5/U/d/1/birdEagle.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;lord of the birds, in contradistinction to the&lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;  phoenix&lt;/span&gt;, which was symbolic of the celestial ruler. The eagle typified the sun in  its material phase and also the immutable Demiurgic law beneath which all mortal  creatures must bend. The eagle was also the Hermetic symbol of sulphur, and  signified the mysterious fire of &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Scorpio&lt;/span&gt;--the most profoundly significant sign  of the zodiac and the Gate of the Great Mystery. Being one of the three symbols  of Scorpio, the &lt;span style="font-style: italic;"&gt;e&lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;agle&lt;/span&gt;, like the &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Goat of Mendes&lt;/span&gt;, was an emblem of the theurgic  art and the secret processes by which the infernal fire of the scorpion was  transmuted into the spiritual light-fire of the gods.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Among certain American Indian tribes the &lt;span style="font-style: italic;"&gt;thunderbird &lt;/span&gt;is held in peculiar  esteem. This divine &lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://media-2.web.britannica.com/eb-media/47/41947-004-B56B0546.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 147px; height: 225px;" src="http://media-2.web.britannica.com/eb-media/47/41947-004-B56B0546.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;creature is said to live above the clouds; the flapping of  its wings causes the rumbling which accompanies storms, while the flashes from  its eyes are the lightning. Birds were used to signify the vital breath; and  among the Egyptians, mysterious hawklike birds with human heads, and carrying in  their claws the symbols of immortality, are often shown hovering as emblems of  the liberated soul over the mummified bodies of the dead. In Egypt the &lt;span style="font-style: italic;"&gt;hawk &lt;/span&gt;was  the sacred symbol of the sun; and &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Ra&lt;/span&gt;, &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Osiris&lt;/span&gt;, and &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Horns &lt;/span&gt;are often depicted with  the heads of hawks. The &lt;span style="font-style: italic;"&gt;cock&lt;/span&gt;, or &lt;span style="font-style: italic;"&gt;rooster&lt;/span&gt;, was a symbol of &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Cashmala&lt;/span&gt; (Cadmillus)  in the Samothracian Mysteries, and is also a phallic symbol sacred to the sun.  It was accepted by the Greeks as the emblem of &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Ares &lt;/span&gt;(&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Mars&lt;/span&gt;) and typified  watchfulness and defense. When placed in the center of a weather vane it  signifies the sun in the midst of the four corners of creation. The Greeks  sacrificed a &lt;span style="font-style: italic;"&gt;rooster &lt;/span&gt;to the gods at the time of entering the Eleusinian  Mysteries. Sir Francis Bacon is supposed to have died as the result of stuffing  a &lt;span style="font-style: italic;"&gt;fowl&lt;/span&gt; with snow. May this not signify Bacon's initiation into the pagan  Mysteries which still existed in his day?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Both the &lt;span style="font-style: italic;"&gt;peacock &lt;/span&gt;and the &lt;span style="font-style: italic;"&gt;ibis &lt;/span&gt;were objects of veneration because they  destroyed the poisonous &lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://images-1.redbubble.net/img/art/size:large/view:main/457812-7-pride-of-the-peacock.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 0pt 10px 10px; float: right; cursor: pointer; width: 212px; height: 316px;" src="http://images-1.redbubble.net/img/art/size:large/view:main/457812-7-pride-of-the-peacock.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;reptiles which were popularly regarded as the emissaries  of the infernal gods. Because of the myriad of eyes in its tail feathers the &lt;span style="font-style: italic;"&gt; peacock &lt;/span&gt;was accepted as the symbol of wisdom, and on account of its general  appearance it was often confused with the fabled phoenix of the Mysteries. There  is a curious belief that the flesh of the &lt;span style="font-style: italic;"&gt;peacock &lt;/span&gt;will not putrefy even though  kept for a considerable time. As an outgrowth of this belief the peacock became  the emblem of immortality, because the spiritual nature of man--like the flesh  of this bird--is incorruptible.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;The Egyptians paid divine honors to the &lt;span style="font-style: italic;"&gt;ibis &lt;/span&gt;and it was a cardinal crime  to kill one, even by accident. It was asserted that the ibis could live only in  Egypt and that if transported to a foreign country it would die of grief. The  Egyptians declared this bird to be the preserver of crops and especially worthy  of veneration because it drove out the winged serpents of Libya which the wind  blew into Egypt. The ibis was sacred to &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Thoth&lt;/span&gt;, and when its head and neck were  tucked under its wing its body closely resembled a human heart. (See  Montfaucon's Antiquities.) The black and white &lt;span style="font-style: italic;"&gt;ibis &lt;/span&gt;was sacred to the moon; but  all forms were revered because they destroyed crocodile eggs, the crocodile  being a symbol of the detested Typhon.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Nocturnal birds were appropriate symbols of both sorcery and the secret  divine sciences: sorcery because black magic cannot function in the light of  truth (day) and is powerful only when &lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://animal.discovery.com/guides/wild-birds/gallery/great_horned_owl.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 178px; height: 248px;" src="http://animal.discovery.com/guides/wild-birds/gallery/great_horned_owl.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;surrounded by ignorance (night); and the  divine sciences because those possessing the arcana are able to see through the  darkness of ignorance and materiality. &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Owls &lt;/span&gt;and &lt;span style="font-style: italic;"&gt;bats &lt;/span&gt;were consequently often  associated with either witchcraft or wisdom. The &lt;span style="font-style: italic;"&gt;goose &lt;/span&gt;was an emblem of the  first primitive substance or condition from which and within which the worlds  were fashioned. In the Mysteries, the universe was likened to an egg which the  Cosmic Goose had laid in space. Because of its blackness the crow was the symbol  of chaos or the chaotic darkness preceding the light of creation. The grace and  purity of the swan were emblematic of the spiritual grace and purity of the initiate. This bird also represented the Mysteries which unfolded these  qualities in humanity. This explains the allegories of the gods (the secret  wisdom) incarnating in the body of a &lt;span style="font-style: italic;"&gt;swan &lt;/span&gt;(the initiate).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Being scavengers, the &lt;span style="font-style: italic;"&gt;vulture&lt;/span&gt;, the &lt;span style="font-style: italic;"&gt;buzzard&lt;/span&gt;, and the &lt;span style="font-style: italic;"&gt;condor &lt;/span&gt;signified that  form of divine power &lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://arran.files.wordpress.com/2009/03/red-headed_vulture.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 0pt 10px 10px; float: right; cursor: pointer; width: 160px; height: 223px;" src="http://arran.files.wordpress.com/2009/03/red-headed_vulture.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;which by disposing of refuse and other matter dangerous to  the life and health of humanity cleanses and purifies the lower spheres. These  birds were therefore adopted as symbols of the disintegrative processes which  accomplish good while apparently destroying, and by some religions have been  mistakenly regarded as evil. Birds such as the &lt;span style="font-style: italic;"&gt;parrot &lt;/span&gt;and &lt;span style="font-style: italic;"&gt;raven &lt;/span&gt;were accorded  veneration because, being able to mimic the human voice, they were looked upon  as links between the human and animal kingdoms.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;The &lt;span style="font-style: italic;"&gt;dove&lt;/span&gt;, accepted by Christianity as the emblem of the Holy Ghost, is an  extremely ancient and highly revered pagan yonic emblem. In many of the ancient  Mysteries it represented the third person of the Creative Triad, or the  Fabricator of the world. As the lower worlds were brought into existence through  a generative process, so the dove has been associated with those deities  identified with t&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.christianunitarian.org/church/dove.gif"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 209px; height: 174px;" src="http://www.christianunitarian.org/church/dove.gif" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;he procreative functions. It is sacred to Astarte, Cybele,  Isis, Venus, Juno, Mylitta, and Aphrodite. On account of its gentleness and  devotion to its young, the dove was looked upon as the embodiment of the  maternal instinct. The dove is also an emblem of wisdom, for it represents the  power and order by which the lower worlds are maintained. It has long been  accepted as a messenger of the divine will, and signifies the activity of God.&lt;br /&gt;...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Manly P. Hall&lt;/span&gt;, &lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;The Secret Teachings of All Ages&lt;/span&gt;'ten (1928)&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5570165169657655333-718282169892075127?l=jimithekewl.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://jimithekewl.blogspot.com/feeds/718282169892075127/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://jimithekewl.blogspot.com/2009/10/birds-and-mystic-denotations.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5570165169657655333/posts/default/718282169892075127'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5570165169657655333/posts/default/718282169892075127'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://jimithekewl.blogspot.com/2009/10/birds-and-mystic-denotations.html' title='Birds and mystical denotations'/><author><name>jimi the kewl</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09598437459037444887</uri><email>jengiz@gmail.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='10717008059805703373'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5570165169657655333.post-3342607685533158369</id><published>2009-10-15T06:36:00.002+03:00</published><updated>2009-10-15T06:50:01.977+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kolophonlu xenophanes'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='fragman'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tanrı'/><title type='text'>Bal</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://images.suite101.com/957119_com_xenophanes.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 110px; height: 110px;" src="http://images.suite101.com/957119_com_xenophanes.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;"&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Yaratmasaydı tanrı sapsarı balı, diyeceklerdi ki insanlar o zaman 'incirdir en tatlı olan'&lt;/span&gt;."&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Kolophonlu Xenophanes, fr.38&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5570165169657655333-3342607685533158369?l=jimithekewl.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://jimithekewl.blogspot.com/feeds/3342607685533158369/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://jimithekewl.blogspot.com/2009/10/bal.html#comment-form' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5570165169657655333/posts/default/3342607685533158369'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5570165169657655333/posts/default/3342607685533158369'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://jimithekewl.blogspot.com/2009/10/bal.html' title='Bal'/><author><name>jimi the kewl</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09598437459037444887</uri><email>jengiz@gmail.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='10717008059805703373'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5570165169657655333.post-4734061003682694350</id><published>2009-10-14T15:08:00.003+03:00</published><updated>2009-10-14T15:38:30.641+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='martialis'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='latin'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='epigrammata'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Crystallina'/><title type='text'>Martialis, Cam kupa üzerine</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://farm3.static.flickr.com/2657/4010618295_675a3ee485_o.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 500px; height: 496px;" src="http://farm3.static.flickr.com/2657/4010618295_675a3ee485_o.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt; &lt;strong&gt;CXI&lt;/strong&gt;   &lt;i&gt;Crystallina&lt;/i&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt;   &lt;p&gt; "Frangere dum metuis, franges crystallina:   peccant&lt;br /&gt;     Securae nimium sollicitaeque   manus."&lt;/p&gt;&lt;p&gt;*&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; "Kesme cam kupaları kırarsın, kırmaktan korkarken:&lt;br /&gt;Elinden düşürürsün sımsıkı tutsan da&lt;br /&gt;çokça tedirginlik göstersen de."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;MARTIALIS&lt;/span&gt;, &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Epigrammata&lt;/span&gt; XIV.111&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5570165169657655333-4734061003682694350?l=jimithekewl.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://jimithekewl.blogspot.com/feeds/4734061003682694350/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://jimithekewl.blogspot.com/2009/10/martialis-cam-kupa-uzerine.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5570165169657655333/posts/default/4734061003682694350'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5570165169657655333/posts/default/4734061003682694350'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://jimithekewl.blogspot.com/2009/10/martialis-cam-kupa-uzerine.html' title='Martialis, Cam kupa üzerine'/><author><name>jimi the kewl</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09598437459037444887</uri><email>jengiz@gmail.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='10717008059805703373'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5570165169657655333.post-5342893332751076719</id><published>2009-10-11T18:06:00.003+03:00</published><updated>2009-10-11T18:22:38.525+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='seneca'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ekmek'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='medea'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='çile'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ilahiyat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='felsefe'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='şeytan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='isa'/><title type='text'>Ekmek &amp; Çile</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;font-size:130%;" &gt;Ekmek&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Ekmek ve şarap bütünlüğü hıristiyan teolojisinin İsa'ya ilişkin icat ettiği en sağlam analojilerden biri. Bu bütünlüğün ekmek kanadının, İsa'dan evvelki serüveninde, hayattaki maddenin temsili olması açısından ayrıca önemi var (&lt;a class="id" href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?id=9965923"&gt;#9965923&lt;/a&gt;). Ekmek bir sembol; en temel beslenme ve buna bağlı olarak hayatta kalabilmenin sembolü. İsa'nın bedeninin ekmek gibi görülmesi, İsa'dan yeme algısını tetikler ancak beni alegorideki yüce manaların keşfi açısından daha da heyecanlandıran yine İsa'yla ilgili olmak üzere şeytan ile İsa'nın son kez karşılaşmasında (&lt;a class="gb" href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=last+temptation"&gt;Last Temptation&lt;/a&gt;: Son sına[n]ma) dile gelen "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;insan sadece ekmekle yaşayamaz&lt;/span&gt;" sözüdür. Burada bahsedilen ekmek ise "ekmek ve şarap"taki misyonun tam tersini içerir.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Kabaca anlatırsam, İsa şeytan tarafından sınanmak için çöle götürülür (Matta 4.1); orada 40 gün-gece oruç tutar ve sonunda delicesine acıkır (Matta 4.2). Yok olmak üzeredir; zira insan beslenmediğinde yok olmaya yazgılı bir güdüktür. Şeytan bunu bilir ve İsa'ya "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Madem Tanrı'nın oğlu'sun, söyle şu taşlar ekmek olsun, yersin!&lt;/span&gt;" der (Matta 4.3). İsa da sınandığının farkında olsun ya da olmasın, içinden gelen en dürüst cevabı vererek 40 günlük açlığının sesini dindirir: "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;İnsan sadece ekmekle yaşayamaz, Tanrı'nın kelâmıyla yaşar!&lt;/span&gt;" (Matta 4.4) Böylece maddî açıdan aç kalmayı, manevî açıdan doymayla eşitlemiş olur. &lt;a class="gb" href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=h%c3%bcseyin+hatemi"&gt;Hüseyin Hatemi&lt;/a&gt;'ye sorarsanız, din de tam anlamıyla işte bu "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;ekmekle yetinememe&lt;/span&gt;" sorunudur (Yeni Şafak, 2 Aralık 2007; H. Hatemi, Yarin Gönlü Sırçadır, sf.434, Lamure Yay. 2008. Ayrıca Krş. Yeni Şafak, 28 Mayıs 2007). O hâlde buradaki ekmek, "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;ekmek (beden) ve ş&lt;/span&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.herchurch.org/sitebuildercontent/sitebuilderpictures/.pond/bread.jpg.w300h383.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 0pt 10px 10px; float: right; cursor: pointer; width: 300px; height: 383px;" src="http://www.herchurch.org/sitebuildercontent/sitebuilderpictures/.pond/bread.jpg.w300h383.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;arap (kan) = İsa&lt;/span&gt;" eşitliğindeki ekmekten çok farklı bir kimliğe bürünür. &lt;a class="gb" href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=contemptus+mundi"&gt;Contemptus mundi&lt;/a&gt;'yi çağrıştıran bir imge olarak kalmak durumundadır. Dünyayı küçümsemiş, yaşamdan vazgeçmiş, ölmeye yazgılı olduğunu hayatının her anına yansıtmış ve sonunda ekmek olması muhtemel taşlara sırtını çevirmiş.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;İlk hikâyede ekmek "şarap ve ekmek"teki hâliyle İsa'nın maddî yönü ise, ikinci hikâyede ise şeytanın onu sınarken tercih olarak sunduğu maddî nimetse; İsa'nın büyük öğüdü olan "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;kendinizden vazgeçiniz&lt;/span&gt;" ifadesi de tam anlamıyla ortaya çıkmış olur. İsa, maddeyi kendisiyle reddediyor. Johann Peter Lange'ın Gospel yorumuna bakarsak İsa, yeryüzündeki ekmeği, göklerdeki (cennetteki) ekmek için reddetmiştir; böylece çileciliğin de önü açılmıştır (J. P. Lange, The Gospel According to Matthew, p.88, pub by. Charles Scribner &amp;amp; Co., New York, 1865).&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Şimdi tasarımı başa saralım. Öyle bir tasarımımız olsun ki, manevî açlığın giderilebilmesi için sunulan alternatifin yüceliği insanın en vazgeçemeyeceği, belki de elinde bile olmadığı hakikatini de yadsıyacak ölçüde olsun. İnsanın hayvanî tarafı olan dünyaya bağlılık ve rutin bir seyir izleyen hayatını idame ettirme telâşı her şeyden evvel beslenmeyi gerekli görür. Beslenmesi gereken kişinin, onu hor görmesi ölüme her an hazır olduğunun ve kendisini başka bir iç besinle doyurduğunun göstergesidir. İsa'yı ekmekle yaşatmayan, ona bağımlı kılmayan tasarım bu kadar açık bir şekilde önerilen yeni düzenin esiri olmak durumundadır.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Öyle bir imge seçilmiştir ki, inananlar için başka hiçbir şey isevî heyecanı bu denli coşturamaz. Ekmeğin insan için kıyas kabul etmez değeri, tanrısal kelâmın içerdiği değerin altına yerleştirildiğinden hipnoz unsuru açıkça kendini belli eder. İnananlar uyuştrulmuş gibi ölümü beklemeye başlarlar. Tasarlanan budur; peki, bu tasarım ne işe yarayacak? İnsanları tümden yaşamdan soğutmak kimin işine gelir ki? Ekmeğin bile doyurmadığı bir insan tasarlanıyor, neden doğarken ölmedik o hâlde? Buna neden aramak bile aslında ekmeği küçümseyenlerin ekmeğine yağ sürer.  Nadide bir kapanış! (&lt;a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?id=16949679"&gt;http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?id=16949679&lt;/a&gt;)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;font-size:130%;" &gt;Çile&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Dasein&lt;/span&gt;'dan &lt;span style="font-style: italic;"&gt;design&lt;/span&gt;'a yani &lt;span style="font-style: italic;"&gt;benlik&lt;/span&gt;'ten &lt;span style="font-style: italic;"&gt;tasarım&lt;/span&gt;'a tuhaf bir köprü gibi çile. Bir insan ne kadar çilelenirse çilelensin, en nihayetinde bunu karşı tarafa aktaramaz. Aktarılan sadece sözcükler olur, idea yani düşün, sahibinde bakî kalır. Çilenin bir düşün aktivitesi ya da neticesi olması da mümkün. O da düşünülürken sözcüklerle anlamlandırılıyor. Köprünün çile olması, bana kalırsa çile'nin de öyle ilk katlanıl(m)ası durumundaki gibi kalması anlamına geliyor. Ondan geçmek ile geçmemek aynı şey. Kimse sizin çile'nizden/köprünüzden geçemez; tanıklığı kaldırabilir tarafı yok çilenin. Herkes kendi çilesinden bir karşı yakaya geçer; hâl böyle olunca &lt;span style="font-style: italic;"&gt;dasein&lt;/span&gt;'dan &lt;span style="font-style: italic;"&gt;design&lt;/span&gt;'a insan sözcükleriyle baş başadır, sonucunu çıkarmak kolaylaşır. Sadece sözcükler kalır. J. Derrida için ise geride kalan başkadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"... &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Bir tanıklığın değeri hiçbir zaman bir bilgi veya kesinlik değeriyle uzlaştırılamayacaktır, bu imkânsızdır ve yapılmaması da gerekir. Biri diğerine asla indirgenemeyecektir, bu imkânsızdır ve indirge&lt;/span&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://revista-amauta.org/wp-content/uploads/2009/08/gshafiq.gif"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 300px; height: 403px;" src="http://revista-amauta.org/wp-content/uploads/2009/08/gshafiq.gif" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;memek gerekir. İşte, bana göre kalan, şahidi olmayan bir çilenin mutlak yalnızlığıdır.&lt;/span&gt;" (Çile'nin son bölümü, paragrafı)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tam ters bir ilaç kullanmak gerek çile için. Aslında o bir hastalık değil, başlı başına bir gam yükü. Gam yükünün de hastalık olduğunu söyleyemiyoruz, hastalıkmış gibi kabul ederek bir ters tasarım yaratmaya girişiyoruz. Sabahı getiren Lucifer ile akşamı getiren Hesperus yıldızları gibi, herbirine bir taşıyıcılık anlamı yüklüyoruz; bunun gibi, &lt;span style="font-style: italic;"&gt;çile&lt;/span&gt;'nin de bu yakaya bir taşıyıcısı olduğuna göre, öbür yakaya götüren bir karşıt-taşıyıcısı daha olmalı. Kendisi başlı başına köprüyse, &lt;span style="font-style: italic;"&gt;çile&lt;/span&gt;'yi taşıyan da &lt;span style="font-style: italic;"&gt;çile&lt;/span&gt;'yle taşınan da kendisi olmuş olur. Bunun çaresi (belki çare doğru bir kelime değil, en azından "durumun tersine dönmesi" diyebiliriz, "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;çile durumundan çıkılması&lt;/span&gt;" ya da) bunu ümit etmemek olabilir. Umudunu hepten yitiren Medea'nın &lt;span style="font-style: italic;"&gt;furia&lt;/span&gt;'lara özgü deli kuvveti de bu farkındalıktan kaynaklanıyordu:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Qui nil potest sperare, desperet nihil&lt;/span&gt;" "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;hiçbir şeyi ümit edemeyen, hiçbir şeyden ümitsizliğe kapılmaz&lt;/span&gt;" (Seneca, Medea 163) Bu tasarımı kaleme alan filozof başka bir yerde ise şöyle söylüyordu: "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Si uultis nihil timere, cogitate omnia esse metuenda&lt;/span&gt;..." "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Hiçbir şeyden korkmak istemiyorsanız, her şeyden endişe duyulması gerektiğini düşününüz&lt;/span&gt;..." (Seneca, Naturales Quaestiones 6.2.3)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Burada ikili fiil grupları &lt;span style="font-style: italic;"&gt;çile&lt;/span&gt;'nin kapsama alanına sızar: 1) &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Sperare &lt;/span&gt;(ümit etmek) ve &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Desperare&lt;/span&gt; (ümitsizliğe düşmek), 2) &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Timere &lt;/span&gt;(korkmak) ve &lt;span style="font-style: italic;"&gt;esse metuend&lt;/span&gt;- (endişe duyulması gerekliliği). Çile kilidini (eğer o bir kilitse) açan anahtar, noktanın ya da çizginin ötesine taşıp, noktadan ya da çizgiden önceki âlemin bütün olarak resmini görebilmektir. Bu da tanıklık kaldırabilir bir şey değilmiş gibi duruyor, çile gibi bu da tek kişiliktir.&lt;br /&gt;(&lt;a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?id=16918260"&gt;http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?id=16918260&lt;/a&gt;)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5570165169657655333-5342893332751076719?l=jimithekewl.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://jimithekewl.blogspot.com/feeds/5342893332751076719/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://jimithekewl.blogspot.com/2009/10/ekmek-cile.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5570165169657655333/posts/default/5342893332751076719'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5570165169657655333/posts/default/5342893332751076719'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://jimithekewl.blogspot.com/2009/10/ekmek-cile.html' title='Ekmek &amp; Çile'/><author><name>jimi the kewl</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09598437459037444887</uri><email>jengiz@gmail.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='10717008059805703373'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5570165169657655333.post-8083357861172476991</id><published>2009-10-09T06:26:00.008+03:00</published><updated>2009-10-09T06:56:38.701+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='seneca'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='animal rationale'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='felsefe'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='philosophy'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='errare est humanum'/><title type='text'>Errare humanum est!</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;"&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Errare humanum est&lt;/span&gt;"'in bu kadar meşhur bir buzdolabı çıkartması sözü haline geldiğini &lt;span style="font-style: italic;"&gt;erratum &lt;/span&gt;başlığına   &lt;a class="id" href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?id=16985382"&gt;#16985382&lt;/a&gt; no'lu entiriyi girerken kavradım, bir an geldi kavramış oldum. Öyle olur ya bazen (bu da, aslında farkında olmadığımız kocaman bir totolojidir; her şey bir an bazenmiş gibi gerçekleşir, evet) bir şeyi bir anda kavrarsınız. Evvelce de her yerde karşıma çıkardı, ancak bu gece bu sözü başka türlü anlamak ve onunla anlamlanmak istedim. &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Errare&lt;/span&gt; müthiş bir yanılgı fiilidir; evvelce &lt;a class="gb" href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=gezegen%2f%40jimi+the+kewl"&gt;gezegen/@jimi the kewl&lt;/a&gt; entirisinde bunu anlatmış olmam lazım; eskiler bizim şimdilerde &lt;span style="font-style: italic;"&gt;gezegen &lt;/span&gt;dediğimiz &lt;span style="font-style: italic;"&gt;ge&lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;zici yıldız&lt;/span&gt;lara "&lt;a class="gb" href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=stella+errans"&gt;stella errans&lt;/a&gt;" diyorlardı; bunlar sabit yıldızlardan farklı olarak geziniyor oluşlarından ötürü &lt;span style="font-style: italic;"&gt;errare &lt;/span&gt;fiilinin participium (sıfat-fiil) haliyle (errans) onore edilmişlerdi. Böylece &lt;span style="font-style: italic;"&gt;errans stella&lt;/span&gt;, "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;yolunu şaşıran, başı boş dolaşan, sağa sola giden yıldız&lt;/span&gt;" anlamına gelmiştir. O hâlde bu örnekten &lt;span style="font-style: italic;"&gt;erro&lt;/span&gt;, &lt;span style="font-style: italic;"&gt;errare &lt;/span&gt;fiilinin "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;hata yapmak&lt;/span&gt;" anlamı dışında başka bir anlamını da kavramış oluyoruz: "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Sağa sola gitmek, başı boş dolaşmak, amaçsız gezinmek&lt;/span&gt;" Hâl böyle olunca, &lt;span style="font-style: italic;"&gt;errare humanum est&lt;/span&gt; de "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;sağa sola gitmek/amaçsız gezinmek insana özgüdür&lt;/span&gt;" şeklinde çevrilebilir.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Aslına bakılırsa "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;yanılmak&lt;/span&gt;" da bir nevi "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;rotadan sapmak, kötü &lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;yola düşmek, yolunu şaşırmak (İng. &lt;/span&gt;&lt;a style="font-style: italic;" class="gb" href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=go+astray"&gt;go astray&lt;/a&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;)&lt;/span&gt;" olduğundan; insanın, bazen amacını yitirerek sağa sola gidişini temyîz ederken &lt;span style="font-style: italic;"&gt;errare est humanum&lt;/span&gt; demek anlamlıdır. Çünkü hayvanlar aleminde "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;rotadan sapma&lt;/span&gt;" yoktur (evde beslenecek diye göz göre göre doğası bozulanlar dışında tabi ki); bu yüzden yanılma payı onlara bırakılmamıştır, ya da bırakılmamış gibi düşünülmüş, kabul edilmiştir. &lt;a class="gb" href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=teoman+dural%c4%b1"&gt;Teoman Duralı&lt;/a&gt; üstadımız, hocamız bunun için "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;insan için zihindeki hürlük en büyük mahkumiyettir... kurtulmaya çalışın bakalım... kurtulamazsınız&lt;/span&gt;" demişti, o aklıma geldi (&lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;addendum&lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;@: "&lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;Cennetten kovulma, hür olmakt&lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;ır&lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;" &lt;a href="http://getir.net/6rq"&gt;&lt;span style="text-decoration: underline;"&gt;http://getir.net/6rq&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;). "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Errare est humanum&lt;/span&gt;" diyen zihin yanılmayı, bir oraya bir buraya gitmeyi, şaşırmayı insana yakıştırırken cümledeki "insan" anlamındaki kelimeyi de neutrum nominativus (cinssiz özne) olarak kullanmış böylece &lt;span style="font-style: italic;"&gt;homo&lt;/span&gt;'dan (insan) türeyen &lt;span style="font-style: italic;"&gt;humanus&lt;/span&gt; (insancıl, insana özgü) sıfatı da mastar halindeki fiili karşılar olmuştur. Latincede, diğer bir çok (cinsli) dilde olduğu gibi, böyle bir durum var: Fiilleri mastar halinde cümle içinde kullandığınızda, onları &lt;span style="font-style: italic;"&gt;neutrum &lt;/span&gt;yani &lt;span style="font-style: italic;"&gt;cinssiz &lt;/span&gt;bir isim gibi düşünürsünüz. &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Errare &lt;/span&gt;de bu kurala uyarak "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;bu, şu şeydir&lt;/span&gt;" yapısında "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;bu&lt;/span&gt;" rolünü üstleniyor. Aslında bu cümle "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;this is a pencil&lt;/span&gt;" cümlesi kadar sarihtir. "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Bu, şu şeydir&lt;/span&gt;." "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Hata yapmak (bu), insancıl bir şeydir (şu şeydir)&lt;/span&gt;." Daha şiirsel ve daha gramere bire bir oturan tercümesi (bana ait) herhâlde "&lt;a style="font-style: italic;" class="gb" href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=hata+yapmak%2c+insancad%c4%b1r"&gt;hata yapmak, insancadır&lt;/a&gt;" olmalı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://brainden.com/images/dali-illusion.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 324px; height: 360px;" src="http://brainden.com/images/dali-illusion.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a class="gb" href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=cornelius+castoriadis"&gt;Cornelius Castoriadis&lt;/a&gt; "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Radikal Tahayyül Gücü ve Toplumsal-Kurumlandırıcı Tahayyül&lt;/span&gt;" başlıklı makalesinde (ed. by &lt;span style="font-style: italic;"&gt;G. Robinson &amp;amp; J. Rundell, Tahayyül Gücünü Yeniden Düşünmek, sf.196, Ayrıntı Yay.,1999&lt;/span&gt;) Aristoteles'e ait olan &lt;span style="font-style: italic;"&gt;anthropos esti zoon logon echon&lt;/span&gt; deyişinden hareketle Seneca'nın insan için kullandığı &lt;a style="font-style: italic;" class="gb" href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=animal+rationale"&gt;animal rationale&lt;/a&gt; (aklî hayvan) ifadesini şöyle değerlendiriyor:&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;"&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Hayvanlar ne şüphe, insanlardan çok daha 'mantıklı' ya da 'akılcı'dır: Yanlış ya da boş yere hiçbir şey yapmazlar&lt;/span&gt;."&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Oysa insan bizzat aklı yüzünden "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;hata yapabilir&lt;/span&gt;" niteliğini kendinde taşır; sonrası ise başlıktaki ifadeyle kimliklenmesi. Mesela biri çıkıyor "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;sen&lt;/span&gt;" diyor, "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;sen hata yaptın&lt;/span&gt;." Sen de çıkıp diyorsun ki buna karşılık "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Eh yani tabi ki, benim bir aklım var ve buna göre herhangi bir rotadan sapma niteliğime uygun davranmış oldum; bunda şaşılacak ne var&lt;/span&gt;? &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Ben hayvanlar gibi kusursuz değilim, tıpkı senin gibi kusurluyum; çünkü akıllıyım, hata yapmaya yazgılıyım&lt;/span&gt;." Böylece yapılmış bütün hatalar temize çekilir; yeniden değerlendirmeye alınır. Aksi hâlde hatalı bünyeyi, bir hayvan gibi sürekli belirlenmiş bir rotada seyreden bir canlı olarak (&lt;span style="font-style: italic;"&gt;animal ir-rationale&lt;/span&gt;) kabul etmemizde bile başlı başına hata yapıyor olmak var. Hata üstüne hata, yanılgı üstüne yanılgı; izlediği rotayı "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;izleyebilmek&lt;/span&gt;" için bir ömrün yeterli olmadığı bir &lt;span style="font-style: italic;"&gt;stella errans&lt;/span&gt;'ın rotasından saptığını düşünerek kişileştirmek de yanılgı. Hayatımızın her anı bu gibi yanılgılarla dolu; yanılarak insanlığımızı fark ediyoruz. Yanılabilirliğini her an deneyimle gösterebilecek insan evladına tasma takıp hayvan muamelesi yapmanın bir anlamı yok; bu tarz disiplin çabalarının çoğu kere ters tepmesinin nedeni de belki, insanı hatalarıyla olgunlaştırmaya bırakmıyor oluşumuzdur. Oysa insan tam zıt yönde, hatalandıkça (hata yaptıkça, hataya bulaştıkça anlamında bir fiil yaratmış oluyorum) insanlaşıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Bu yazıyı ilkin Ekşi'de yayınladım:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?id=16985486"&gt;http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?id=16985486&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5570165169657655333-8083357861172476991?l=jimithekewl.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://jimithekewl.blogspot.com/feeds/8083357861172476991/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://jimithekewl.blogspot.com/2009/10/errare-humanum-est.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5570165169657655333/posts/default/8083357861172476991'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5570165169657655333/posts/default/8083357861172476991'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://jimithekewl.blogspot.com/2009/10/errare-humanum-est.html' title='Errare humanum est!'/><author><name>jimi the kewl</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09598437459037444887</uri><email>jengiz@gmail.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='10717008059805703373'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5570165169657655333.post-1876621548519300476</id><published>2009-10-08T01:22:00.007+03:00</published><updated>2009-10-08T19:43:32.192+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='film'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yorum'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='k-pax'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='movie'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kevin spacey'/><title type='text'>K-Pax</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;a class="gb" href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=the+man+from+earth"&gt;The Man From Earth&lt;/a&gt; ile rahatlıkla karşılaştırılabilir, benim aklıma gelen ise bir o kadar &lt;a class="gb" href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=the+fisher+king"&gt;The Fisher King&lt;/a&gt;'e benzediğidir. Uzaylı muzaylı ışınlama mışınlama evrenin genişlemesi vs de Contact'ı anımsattı desek; çok değilse de beğendiğim üç filmi birden bünyesinde barındırması açısından faideli bir film oldu diyebilirim. Ama onu başka filmlerle anıyor oluşum, tam ters şekilde de yorumlanabilir. Faidesiz (cümle içinde kullanalım: Feride bugün okula gelmedi, başına bir şey gelmiş olabilir).&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Filmin başından beri böyle bir şey bekliyordum cidden. Kesin ailesine bir şey oldu ve tırlattı. Aslında Fisher King'i de bu noktada anımsatıyor, adamımız kendini bu dünyadan soyutlayacak ölçüde, acıyla tanışmış olmalı, diye içimizden geçiriyoruz. Gerçekten de öyle, filmin sonuna doğru Robert Porter'ın başına gelenleri öğrenirken daha makbul olanın gerçek kimliğe geri dönmek mi yoksa onu tümüyle öldürmek mi olduğunu tartmaya çalışıyoruz. Doktor, Prot'u karşısına alıp "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;istersen burada kalabilirsin&lt;/span&gt;" minvalinde bir laf ettiğinde, adamımız bunun sorumluluk almak olduğunu, buradaki insanlar gibi başkalarına bağlanmak anlamını taşıdığını söylemeye çalışıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu benim 63 sene önce çok derinden hissettiğim bir ikiliği anımsatıyor; bu da bana özel. İnsan gerçekten öyle olur, en âlâ uzaylıdan bile daha uzaylı olmak ister, bağlanmamak; bağlandıklarından kopmak, milyar kere milyar ışık yılı ötede bir gezegendeymişçesine kimsenin hayatına girmemek, herkesten uzak olmak ve böylece sorumluluk da almamak ister. Çünkü bu dünyanın arabesk acıları bir kenara, hakikî sakıncaları bile ondaki hiçbir şeye alışmamamız gerektiğine dair birer ipucu sanki. Bağlanma yok, acı yok. Prot gibi hayvan geldim, hayvan gideceğim. Muzu kabuğuyla yerim, etrafıma "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;İşte adamı ben böyle göt ederim&lt;/span&gt;" der gibi bakarım, her lafımda muamma, her lafımda gizem olur. Aklınızı alırım. Astro-fizik benden sorulur, delileri iyileştiririm. Ama fıskıyeyi açmaya-görün, dellenirim, Pete soyunur yeni bir kimliğe kavuşur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Şaka bir yana (ne zaman şaka yaptım ki ben?) ben bir ara konsantrasyonumu kaybettim. Hipnoz esnasında Prot'un anlattığı "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;arkadaşım&lt;/span&gt;" dediği Pete'i gerçekten arkadaşı sandım. aklıma canlı yayında Arif Verimli'yi hipnoz edemeyen kilolu medyum geldi; ona giden kimi deliler (bunlar akıl hastası değil, bildiğin deli; ancak bir deli canlı yayında kendini salya sümük bir şekilde hipnoz ettirir) heder oluyordu. Adamımız, ne bileyim, karısını ve kızını kaybedince kimliğini kaybetmeyi tercih etmiş. Şerifin de dediği gibi "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;ben olsam ben de aynısını yapardım belki&lt;/span&gt;". Biz de ülkemizdeki polislerin böyle insiyatif almasını istiyoruz; tabi gece kimlik soran polisimiz "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;kardeş bir çorba parası at da içimiz ısınsın&lt;/span&gt;" demesin. İnsan olsun biraz, karısına tecavüz edilen adamın tecavüzcüyü öldürme hakkı vardır. Prot bunu zaten dile getiriyor bir yerde, "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;sizin gezegeninizde kıssasa kısas var&lt;/span&gt;" diyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://moviesmedia.ign.com/movies/image/jeffbridges_kevinspacey_k-pax1.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 267px;" src="http://moviesmedia.ign.com/movies/image/jeffbridges_kevinspacey_k-pax1.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bildiğin kimlik muamması yaşanıyor, adamın içine gerçekten uzaylı kaçmış ya da kaçmamış, hiç umrumda değil (aranızda tartışmışsınız, okudum yazdıklarınızı). mananın en hası, benim 89 sene önce bizzat içlendiğim bir duruma takılıyor. Bu dünyadan olmak, bu dünyadan olanlarla aile bağı kurmak demektir. Eğer acı kapınızı çalarsa ya da başkalarını mutlu edemeyeceğinizi anlarsanız, kimliğinizi değiştirir, telefon hattınızı kapatır, protlaşırsınız. Çünkü bu dünyadan olup da, sizinle birlikte lanetlenmemesi gereken dünya güzelleri vardır. Bağlanmak, sorumluluk almak demek. En iyisi doğu saatiyle 5.51 gibi ebem kuşağını tersten görmek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Not: Bu yazımı ilkin Ekşi için yazdım:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?id=16991382"&gt;http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?id=16991382&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5570165169657655333-1876621548519300476?l=jimithekewl.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://jimithekewl.blogspot.com/feeds/1876621548519300476/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://jimithekewl.blogspot.com/2009/10/k-pax.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5570165169657655333/posts/default/1876621548519300476'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5570165169657655333/posts/default/1876621548519300476'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://jimithekewl.blogspot.com/2009/10/k-pax.html' title='K-Pax'/><author><name>jimi the kewl</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09598437459037444887</uri><email>jengiz@gmail.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='10717008059805703373'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>1</thr:total></entry></feed>