tag:blogger.com,1999:blog-54753056936364244892008-07-17T00:09:37.520-07:00kolayingilizce pratikingilizce ingilizcediyaloglarkurthttp://www.blogger.com/profile/00313935282743465115noreply@blogger.comBlogger6125tag:blogger.com,1999:blog-5475305693636424489.post-26599137035455760072008-02-01T08:07:00.000-08:002008-02-25T13:06:03.446-08:00gÜnlÜk ingilizce diyaloglar-konusmalar<a href="http://bp3.blogger.com/_3gKlABaXQpw/R8MrhylvBmI/AAAAAAAAABs/587TrQXIuBY/s1600-h/tr_komik_4.jpg"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5171024656667182690" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 516px; CURSOR: hand; HEIGHT: 255px; TEXT-ALIGN: center" height="255" alt="" src="http://bp3.blogger.com/_3gKlABaXQpw/R8MrhylvBmI/AAAAAAAAABs/587TrQXIuBY/s400/tr_komik_4.jpg" width="505" border="0" /></a><br /><div>Evet arkadaşlar bu günkü dersimizde günlük hayatta işimize yarayacak çok elzem çümleleri işleyeceğiz. Umarım bu ingilizce diyaloglar işinize yarayacaktır . birazda gülelim :))<br /><br /><br /><span style="color:#ff0000;"><strong>My mother to be my wife:</strong></span> Anam Avradım olsun<br /><br /><span style="color:#ff0000;"><strong>Come with ball my brother Come with ball:</strong></span> Topla Gel Abicim Topla gel<br /><br /><span style="color:#ff0000;"><strong>Chicken translation:</strong></span> Piliç çevirme<br /><br /><span style="color:#ff0000;"><strong>Leave the door december:</strong></span> Kapıyı aralık bırak<br /><br /><span style="color:#ff0000;"><strong>Where is this waiter who I put:</strong></span> Nerede bu kodumun garsonu!...<br /><br /><span style="color:#ff0000;"><strong>Clean family girl:</strong></span> Temiz aile kizi.<br /><br /><span style="color:#ff0000;"><strong>Your hand is on the job your eye is on playing:</strong></span> Elin işte gözün oynaşta<br /><br /><span style="color:#ff0000;"><strong>Sensitive meat ball:</strong></span> İçli köfte.<br /><br /><span style="color:#ff0000;"><strong>Urinate quickly, satan mixes:</strong></span> Acele işe şeytan karışır<br /><br /><span style="color:#ff0000;"><strong>There is no saturation to her observations:</strong></span> Onun gözlemelerine doyum olmaz<br /><br /><span style="color:#ff0000;"><strong>Man doesn't become from you:</strong></span> Senden adam olmaz<br /><br /><span style="color:#ff0000;"><strong>Enter the desk:</strong></span> Sıraya gir<br /><br /><strong><span style="color:#ff0000;">Look my ram, I'm an Anatolian child, If I put, you sit.:</span></strong> Bak koçum, ben Anadolu çocuguyum, bir koyarsam oturursun<br /><br /><strong><span style="color:#ff0000;">Airplane out of the fart, say hi to that sweetheart:</span></strong> Osuruktan teyyare, Selam söyle o yare<br /><br /><strong><span style="color:#ff0000;">Master !!! do something burning-turning in the middle:</span></strong> Usta !!! Ortaya yanardöner bişi yapsana<br /><br /><span style="color:#ff0000;"><strong>Exploded egypt has escaped to my bosphorus:</strong></span> Boğazıma patlamış mısır kaçtı<br /><br /><span style="color:#ff0000;"><strong>In every job there is a no:</strong></span> Her işte bir hayır vardır<br /><br /><strong><span style="color:#ff0000;">She is such a mother's eye girl:</span></strong> Çok anasının gözü bi kız</div>kurthttp://www.blogger.com/profile/00313935282743465115noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-5475305693636424489.post-14162560819153607612007-10-07T02:58:00.000-07:002007-10-07T02:59:23.671-07:00sık kullanılan ingilizce kelimelera<br /> "Sokaktan bir adam geçti." cümlesindeki -herhangi bir adam, <br /><br />adamın biri- anlamındaki bir kelimesine karşılık gelir. <br /><br />Sessiz harfle başlayan kelimelerin önünde kullanılır.<br /><br />Örnek: My brother is a lawyer. Erkek kardeşim avukattır.<br /> <br />a few<br /> Sayılabilen isimlerin az bir miktar (çok olmasa bile, yeter miktarda) olduğunu göstermek için<br /><br />-birkaç tane- anlamına gelen a few kullanılır. İsimlerin çoğul halleriyle kullanılır.<br /><br />Örnek: I have a few oranges. –Birkaç tane portakalım var.-<br /> <br />a little<br /> Sayılamayan isimlerle kullanılır ve onların az bir miktar (yeteri kadar) olduklarını gösterir.<br /><br />Örnek: There is a little fig jam in the box. –Kutuda biraz incir reçeli var.-<br /> <br />a lot of<br /> Bir çok anlamındadır. Sadece olumlu cümlelerde kullanılır.<br /><br />Örnek: There are a lot of cars in the street. Caddede birçok otomobiller var.<br /> <br />about<br /> Hakkında, dair.<br /><br />Örnek: What do you know about Italy? İtalya hakkında ne bilirsin?<br /> <br />across<br /> Bir şeyin (enlemesine) bir tarafından diğer tarafına geçiş veya gidişi anlatırken kullanılır.<br /><br />Örnek: The boat is going across the river. Kayık nehrin bir tarafından öbür tarafına gidiyor.<br /> <br />again<br /> Bir daha, tekrar, yeniden, yine.<br /><br />Örnek: Who can get this engine working again? Kim bu motoru yeniden çalıştırabilir?<br /> <br />all<br /> Hepsi, bütün. Örnek: They are all learning English. Hepsi İngilizce öğreniyorlar. <br /> <br />am<br /> var olmak, bulunmak anlamındaki to be fiilinin cümlenin öznesi I (ben) olduğunda aldığı şekildir. <br /><br />Genellikle -dir, -dır şeklinde ek olarak tercüme edilir. <br /><br />Örnek: I am a student. Ben bir öğrenciyimdir.<br /> <br />among<br /> İkiden fazla şeyin arasında anlamındadır.<br /><br />Örnek: Our village is among the hills. Köyümüz tepeler arasındadır.<br /> <br />an<br /> "Sokaktan bir adam geçti." <br /><br />cümlesindeki -herhangi bir adam, adamın biri- anlamındaki bir kelimesine karşılık gelir. <br /><br />Sesli harfle başlayan kelimelerin önünde kullanılır<br /><br />Örnek: He is an interesting person. O ilginç bir kimsedir.<br /> <br />another<br /> Diğer bir.<br /><br />Örnek: Give me another cup. Bana diğer bir (başka bir) fincan ver.<br /> <br />any<br /> Hiç. -birkaç, biraz- yerine kullanılan some kelimesinin kullanılması gerektiği <br /><br />soru cümlelerinde -hiç- anlamında kullanılır. <br /><br />Örnek: Masanın üzerinde birkaç kitap var mı? yerine -Masanın üzerinde hiç kitap var mı?-<br /><br />There aren't any apples on the table. Masada hiç elma yok.<br /> <br />are<br /> var olmak, bulunmak anlamındaki to be fiilinin cümlenin öznesine göre aldığı şekildir. <br /><br />Öznenin çoğul olduğu durumlarda kullanılır. <br /><br />Genellikle -dir, -dır şeklinde ek olarak tercüme edilir. <br /><br />Örnek: They are nurses. Onlar hemşiredir.<br /> <br />aren't<br /> Are ve not kelimeleri birleştirilerek aren’t şeklinde yazılabilir.<br /> <br />as<br /> O kadar, aynı derecede, gibi, olarak.<br /><br />Örnek: You are as intelligent as they. Sen de onlar kadar zekisin.<br /><br /> …iken, esnasında anlamını verir.<br /><br />Örnek: As I came here, I saw a big crowd. Buraya gelirken büyük bir kalabalık gördüm.<br /> <br />at<br /> 1. –de, -da anlamındadır. Belirli bir yerde oluşu gösterir.<br /><br />Örnek: My son is at scholl. Oğlum okuldadır.<br /><br />2. Saat ifadelerinde –de eki. <br /><br />Örnek: I get up at eight o’clock. –Saat sekizde kalkarım.-<br /><br />3. Küçük yerler ve bir şehrin semtleri için at kullanılır. <br /><br />Örnek: Recep’s house is at Kadıköy. –Recep’in evi Kadıköy’dedir.<br /> <br />at all<br /> Hiç, katiyen. Örnek: I am not tired at all. Hiç (katiyen) yorgun değilim.<br /> <br />at once<br /> Derhal, hemen. Örnek: I must go there at once. Oraya derhal gitmeliyim.<br /> <br />be<br /> Ol. Örnek: Be a good boy. –İyi bir çocuk ol.-<br /> <br />behind<br /> Arkasında<br /><br />Cümlede to be fiili veya başka fiil kullanılmamışsa –ki eki alır. <br /><br />Örnek: The dog behind the tree. –Ağacın arkasındaki köpek.-<br /> <br />between<br /> İki şeyin arasında anlamındadır.<br /><br />Örnek: There are five villages between the two stations. İki istasyon arasında beş köy var.<br /> <br />bought<br /> <br /> <br />buy<br /> Bir şeyi satın almak.<br /><br />Örnek: I’ll buy a car. –Bir otomobil alacağım.-<br /> <br />by<br /> 1. Bir nakil vasıtasıyla gidiş anlatılırken by kullanılır. <br /><br />Örnek: I go to school by bus. –Okula otobüsle giderim.-<br /><br />2. yanında, yanıbaşında, hemen yanında. Near ön takısından daha fazla yakınlık ifade eder.<br /><br />Örnek: Our house is by the lake. –Evimiz gölün yanındadır.-<br /><br />3. göre anlamını da verir.<br /><br />Örnek: It is ten o’clock by my watch. Benim saatime göre saat on.<br /><br />4. tarafından anlamında da kullanılır.<br /><br />Örnek: This play is by Shakespeare. Bu piyes Shakespeare tarafındandır.<br /> <br />clock<br /> Duvar saati, masa saati. Örnek: There is a clock on the table. Masanın üstünde bir saat var.<br /> <br />do<br /> Yapmak. Bir harekette bulunmak anlamında –yapmak- (make fiili ile karıştırılmamalıdır.)<br /><br />Örnek: What are you doing? -Ne yapıyorsun?-<br /><br />I am reading a book. – Bir kitap okuyorum.<br /> <br />does <br /> Do fiili özne tekil olduğu zaman does şeklinde yazılır.<br /> <br />doesn't <br /> Does ve not kelimeleri birleştirilerek doesn’t şeklinde yazılır<br /> <br />don't <br /> Do ve not kelimeleri birleştirilerek don’t şeklinde yazılır.<br /> <br />east<br /> Doğu. Örnek: Kars is in the east of Turkey. Kars, Türkiye'nin doğusundadır.<br /> <br />est<br /> Türkçedeki –en- anlamını vermek için tek heceli veya kısa iki heceli olan sıfatların sonuna –est- eklenir.<br /><br />Örnek: This is the smallest of the apples. –Bu elmaların en küçüğüdür.- <br /> <br />every<br /> Her, her bir. Örnek: They come here every day. –Onlar her gün buraya gelir.-<br /> <br />Everybody<br /> Herkes, her bir. Her ne kadar çoğul bir ifade gibi görünüyorsa da aslında tekildir.<br /><br />Örnek: Everybody is in the garden. Herkes (her bir şahıs) bahçededir.<br /> <br />Everyone<br /> Herkes, her bir şahıs. Örnek: Everyone was there. Herkes oradaydı.<br /> <br />everything<br /> Her şey. Örnek: Did she see everything? Her şeyi gördü mü?<br /> <br />for<br /> için anlamında bir öntakıdır. Örnek: There is a book for Zeynep. Zeynep için bir kitap var.<br /> <br />from<br /> 1. Bir yere doğru yön gösteren to öntakısının zıddı, Türkçedeki "-den, -dan" ekinin karşılığı. <br /><br />Örnek: Come to the house from the field. -Tarladan eve gel.-<br /> <br />get on<br /> Bir vasıtaya binme hareketi get fiili ve on öntakısının meydana getirdiği get on deyimi ile anlatılır.<br /><br />Örnek: The woman is getting on a bus. Kadın otobüse biniyor.<br /> <br />go<br /> Git. Örnek: Go there. Oraya git.<br /> <br />goes<br /> Özne tekil olduğu zaman, geniş zaman halindeki fiilin sonuna –s- ilave edilir. Fiilin son harfi sesli<br /><br />harf ise -es- ilave edilir. <br /><br />Örnek: My son goes to the station every morning. Oğlum her sabah istasyona gider.<br /> <br />going<br /> Gitmek fiilinin şimdiki zaman çekimi. Örnek: I am going. Gidiyorum.<br /> <br />get off<br /> Bir vasıtadan inme hareketi get fiili ve off öntakısının meydana getirdiği get off deyimi ile anlatılır.<br /><br />Örnek: The boy is getting off the car. Çocuk otomobilden iniyor.<br /> <br />had<br /> Have –sahip olmak- fiilinin geçmiş halidir. <br /><br />Örnek: I had a book. –Bir kitabım vardı.-<br /> <br />has<br /> Sahip olmak anlamındaki have kelimesi he, she, it veya tek bir şahıs veya şey gösteren bir kelime<br /><br />İle kullanılınca –has- şekline girer. Örnek: He has two legs. İki bacağı var.<br /> <br />have<br /> 1. Bir şahıs veya bir şeyin herhangi bir şeye sahip olduğunu anlatmak için, <br /><br />bu şahıs veya şeyi gösteren kelimenin yanına -sahip olmak- anlamında -have- getirilir. <br /><br />Örnek: I have a book. Bir kitabım var.<br /><br />2. Türkçedeki –kahvaltı etmek, öğle yemeği yemek, çay içmek- anlamını da verir.<br /><br />Örnek: I have breakfast. –Kahvaltı ederim.-<br /> <br />haven't<br /> Have ve not kelimeleri birleştirilerek -haven't- şeklinde yazılabilir.<br /> <br />he<br /> Erkekler için kullanılan -o- zamiri.<br /> <br />hour<br /> 60 dakikalık zamanı ifade eden –(bir) saat- anlamındadır.<br /><br />Örnek: How many hours are there in a day? Bir günde kaç saat vardır? <br /> <br />How<br /> Nasıl, ne kadar. Örnek: How are you? Nasılsınız?<br /> <br />I<br /> Ben<br /> <br />in<br /> 1. içinde. <br /><br />Türkçede genellikle -içinde- kelimesi yerine ismin sonuna -de, -da eki ilave edilerek <br /><br />-içinde- kelimesi kaldırılır. Örnek: -sepetin içinde- yerine sepette <br /><br />The pencils are in the box. Kalemler kutunun içindedir.)<br /><br />2. Memleket ve şehirlerde bulunuşu anlatırken in öntakısı kullanılır.<br /><br />Örnek: Hasan Bey’s house is in Adapazarı. –Hasan Beyin evi Adapazarı’ndadır.<br /><br />3. Zaman bildiren kelimelerle kullanılır. <br /><br />Örnek: We’ll go to England in July. –İngiltere’ye Temmuzda gideceğiz.-<br /> <br />in front of<br /> Önünde. Örnek: The teacher is in front of the school. Öğretmen okulun önündedir.<br /> <br />into<br /> 1. Türkçedeki "-e,-a" eklerinin karşılığı olan -to- öntakısı kapalı bir yer için <br /><br />kullanıldığı zaman -into- şeklini alır. <br /><br />Örnek: Put the chairs into my room, please. Lütfen sandalyeleri odama koy.<br /><br />2. –ye, -ya. Örnek: They are translating from Turkish into English.<br /> <br />is<br /> var olmak, bulunmak anlamındaki to be fiilinin cümlenin öznesine göre aldığı şekildir. <br /><br />Öznenin tekil olduğu durumlarda kullanılır. <br /><br />Genellikle -dir, -dır şeklinde ek olarak tercüme edilir. <br /><br />Örnek: He is a student. O bir öğrencidir.<br /> <br />isn't<br /> is ve not kelimeleri birleştirilerek isn't şeklinde yazılabilir.<br /> <br />it<br /> o, onu, ona şeklinde tercüme edilebilir. Cansız varlıklar ve hayvanlar için kullanılır.<br /> <br />like<br /> beğenmek, hoşlanmak ve benzer, gibi anlamları vardır. <br /><br />Örnek: Most boys like football. Çoğu erkek çocuk futboldan hoşlanır.<br /> <br />look for<br /> Aramak, bulmağa çalışmak.<br /><br />Örnek: I am looking for my pencil. Kalemimi arıyorum.<br /> <br />look like<br /> Görünüş olarak benzemek. <br /><br />Örnek: The two brothers don’t look like each other at all. İki kardeş birbirlerine hiç benzemiyorlar.<br /> <br />made from<br /> -den yapılmış. Bir şey yapılırken kullanılan ana madde eski niteliğini kaybediyor ve <br /><br />meydana gelen şeyin içinde görülemiyorsa bu durumda made from deyimi kullanılır.<br /><br />Örnek: Butter is made from milk. Tereyağ sütten yapılmıştır.<br /> <br />made of<br /> -den yapılmış. Bir şeyin yapıldığı veya imal edildiği ana madde imal edilen şeyde mevcutsa,<br /><br />Yani görülebiliyorsa bu durumda made of kullanılır.<br /><br />Örnek: This table is made of wood. –Bu masa tahtadan yapılmıştır.-<br /> <br />make<br /> Yapmak. bir şeyi imal etmek, meydana getirmek anlamında –yapmak- (do fiili ile karıştırılmamalıdır.)<br /><br />Örnek: What are you making? –Ne yapıyorsun?-<br /><br />I am making a table. –Bir masa yapıyorum.-<br /> <br />making<br /> Make fiilinin şimdiki zaman çekimi.<br /> <br />many<br /> Çok, birçok anlamına gelir ve sadece sayılabilen isimlerle kullanılır.<br /><br />Örnek: There are so many things to see. Görülecek o kadar çok şey var.<br /> <br />more<br /> Daha, daha çok. Örnek: Would you like some more cake? Biraz daha pasta ister misin?<br /> <br />most<br /> İkiden fazla heceli veya çift heceli olup da hecelerinden bir tanesi uzun sesli olan sıfatlarda bu <br /><br />sıfatların önüne most konulur.<br /><br />Örnek: Hatice is their most careful maid. Hatice onların en dikkatli hizmetçileridir.<br /> <br />much<br /> Çok anlamına gelir ve sadece sayılması mümkün olmayan isimlerle kullanılır.<br /><br />Örnek: Is there much milk in the glass? Bardakta çok süt var mı?<br /> <br />must<br /> Yardımcı fiildir. Fiillerin önüne gelerek o fiilin yapılmasının lüzumlu olduğunu ifade eder. <br /><br />Türkçeye –meli, -malı olarak tercüme edilir. Örnek: I must go. Gitmeliyim.<br /> <br />near<br /> Yakında,yanında, yakınında.<br /><br />Örnek: She is sitting near the guide. Rehberin yanında oturuyor.<br /><br />Memleket söylenirken anlam değişir.<br /><br />Örnek: I am from Ankara. – Ankara’lıyım.<br /> <br />need<br /> Lüzum, gerek, ihtiyaç. Örnek: The poor man was in need. Yoksul adam ihtiyaç içindeydi.<br /> <br />No<br /> Hayır.<br /> <br />north<br /> Kuzey. Örnek: Sinop is in the north of Turkey. Sinop, Türkiye'nin kuzeyindedir.<br /> <br />not<br /> Değil, yok, olumsuzluk belirten ek. Örnek: They are not tired. Onlar yorgun değildirler.<br /> <br />o'clock<br /> Vakit bildirirken söylenen –saat üç, saat beş- gibi sözlerdeki –saat- anlamındadır. <br /><br />Örnek: It’s ten o’clock. Saat ondur.<br /> <br />of<br /> Tamlayanı hayvan veya cansız bir varlık olan isimlerle yapılacak isim tamlamalarında <br /><br />ise Türkçedeki -in- takısının vazifesini of kelimesi görür. <br /><br />Örnek: The legs of the table are short. -Masanın bacakları kısadır.-<br /> <br />off<br /> Kapalı. Örnek: The green light is off. Yeşil ışık sönük (kapalı).<br /> <br />on<br /> Üstünde, üzerinde. <br /><br />Örnek: I am writing on the blackboard. –Karatahtanın üzerine yazıyorum.-<br /><br />Haftanın günlerinden önce -on- eki kullanılabilir.<br /><br />Örnek: Come on Sunday. -Pazar günü gel.-<br /> <br />one<br /> Türkçede sıfatın sonuna eklenerek yapılan şey İngilizce de one kelimesi ile yapılır.<br /><br />Örnek: There are two boks on the table. Masamın üstünde iki kitap var.<br /><br />The yellow one is mine, the red one is my brother’s. Sarısı benimkidir, kırmızısı kardeşimindir.<br /><br />Muhakkak sıfattan sonra gelir. Sadece sayılabilen isimlerle kullanılabilir.<br /> <br />ones<br /> Tekrar edilmemesi istendiği için ikinci defa geçeceği yere one konulan isim çoğul olduğu takdirde one<br /><br />yerine ones kullanılır.<br /><br />Örnek: There are some apples on the table. Masanın üstünde birkaç elma var.<br /><br />Put the red ones in the basket. Kırmızılarını sepete koy.<br /><br />Muhakkak sıfattan sonra gelir. Sadece sayılabilen isimlerle kullanılabilir.<br /> <br />or<br /> yoksa, veya, ya da<br /><br />Örnek: Would you like a cup of tea or coffee? Bir fincan çay mı yoksa kahve mi istersiniz?<br /> <br />other<br /> Diğer, diğeri. <br /><br />Örnek: This boy is Tom; the other boy is Bill. Bu çocuk Tom’dur; diğer çocuk Bill’dir.<br /> <br />others<br /> Diğerleri<br /><br />Örnek: This vase is better than the others. -Bu vazo diğerlerinden daha iyidir.-<br /> <br />out<br /> Dışarı, dışarıda.<br /><br />Örnek: The girl went out of the room. Kız odadan (dışarı) çıktı.<br /> <br />over<br /> Üstünde, üzerinde. On önekinden farklı olarak gösterdiği şeyin altta bulunan şeye değmeyerek<br /><br />Daha yukarıda ve tam üstünde anlamındadır.<br /><br />Örnek: There are black clouds over the hills. Tepelerin üzerinde siyah bulutlar var.<br /> <br />owe<br /> Borçlu olmak. Örnek: How much do I owe you? Borcum ne kadar? <br /> <br />put on<br /> Giymek.<br /><br />Örnek: Put on your hat. Şapkanızı giyiniz.<br /> <br />receive<br /> Almak. Örnek : We received your letter last week. Biz geçen hafta sizin mektubu aldık.<br /> <br />round<br /> Sıfat olarak yuvarlak, daire şeklinde anlamındadır.<br /><br />Örnek: The ball is round. Top yuvarlaktır.<br /><br />Öntakı olarak kullanıldığında around öntakısıyla eş anlamlıdır.<br /><br />Örnek: The girl is running round the house. Kız evin etrafında koşuyor.<br /> <br />shall<br /> -ecek, -acak. Gelecek zaman cümlelerinde fiillerin sonuna gelen eklerin karşılığıdır. <br /><br />I ve We özneleri ile kullanılır.<br /><br />Örnek: I shall go. –Gideceğim.-<br /> <br />she<br /> Bayanlar için kullanılan -o- zamiri.<br /> <br />some<br /> Çoğul isimlerin önünde bulunur. <br /><br />Sayının belirtilmesi gerekmediği veya belirtilemeyeceği durumlarda birkaç, biraz anlamında kullanılır.<br /><br />Sayılamayan isimlerin önünde –biraz, bir miktar- anlamına gelir. <br /><br />Örnek: some water. –biraz su-<br /><br />Some kelimesi ayrıca –bazı- anlamına da gelir. <br /><br />Bu anlamda olduğu zaman genel olarak cümlenin başında olur ve sayılamayan isimlerle hemen<br /><br />Hemen hiç kullanılmaz.<br /><br />Örnek: Some lessons are short. Bazı dersler kısadır.<br /> <br />south<br /> Güney. Örnek: Antalya is in the south of Turkey. Antalya, Türkiye'nin güneyindedir.<br /> <br />take<br /> Bir şeyi bir yerden almak, elle tutup almak.<br /><br />Örnek: Don’t take my basket. Benim sepetimi alma.<br /> <br />Take off<br /> Çıkarmak.<br /><br />Örnek: Take off your coat. Ceketini çıkar.<br /> <br />than<br /> -dan. Genellikle ikinci isimden önce gelir. <br /><br />Örnek: My hat is bigger than your hat. Şapkam senin şapkandan daha büyüktür.<br /> <br />that<br /> Şu<br /><br />Örnek: That is a door. Şu bir kapıdır.<br /><br />-ki<br /><br />Örnek: He is so strong that he can carry this table. O kadar kuvvetlidir ki bu masayı taşıyabilir.<br /> <br />the<br /> Türkçe karşılığı yoktur. <br /><br />A kelimesi gibi isimlerin önünde kullanılır.<br /><br />Önünde bulunduğu ismin söyleyen ve söylenen kişi tarafından bilindiği durumlarda kullanılır. <br /><br />Örnek: The sun is in the sky. Güneş göktedir. <br /><br />Bir isimden daha öncede bahsedilmişse ismin önünde -the- kullanılır.<br /> <br />there<br /> Orada, oraya, orayı. Örnek: Don't go there now. Oraya şimdi gitme.<br /> <br />they<br /> onlar. Soruda these, those, they kelimelerinin hangisi olursa olsun cevapta they kullanılmaktadır.<br /> <br />This<br /> bu, bu kadar<br /> <br />to<br /> Türkçedeki fiil kelimelerinin sonundaki -mek, -mak eklerinin karşılığıdır. <br /><br />Örnek: to come: gelmek - come : gel <br /><br />Fiil kelimelerinin önünde değilse, kendisinden sonraki kelimeye -e, -a ekini getirir. <br /><br />Örnek: Go to the wall. Duvara git. He went to London. Londra’ya gitti.<br /> <br />under<br /> Altında<br /><br />Örnek: The dog is sleeping under the chair. Köpek sandalyenin altında uyuyor.<br /> <br />up<br /> Yukarı, yukarıda. Örnek: The man looked up. Adam yukarı baktı.<br /> <br />used<br /> Kullanılmış, eski. Geçmişte adet halinde yapmakta olduğumuz hareketleri anlatırken fiil önüne<br /><br />-used to- getirilir. Örnek: I used to come late. Eve geç gelirdim.<br /> <br />usually<br /> Çoğunlukla, genellikle. Örnek: She usually finishes early. Genellikle erken bitirir.<br /> <br />was<br /> To be –olmak- fiilinin geçmiş halidir. I öznesi ve tekil şahıslarla birlikte kullanılır.<br /> <br />were<br /> To be –olmak- fiilinin geçmiş halidir. Çoğul şahıslarla birlikte kullanılır.<br /> <br />weren't<br /> Were ve not kelimeleri birleştirilerek weren’t şeklinde yazılır.<br /> <br />west<br /> Batı. Örnek: İzmir is in the west of Turkey. İzmir, Türkiye'nin batısındadır.<br /> <br />What<br /> 1. Soru kelimesi: ne? Örnek: What is this? –Bu nedir?-<br /><br />2. Şahıslarla kullanıldığı zaman –neci, ne iş yapar, mesleği nedir?- <br /><br />Örnek: What is your father? –Babanız necidir?-<br /> <br />where<br /> Nereye, nerede, nereden.<br /><br />Örnek: Where is the teacher? Öğretmen nerededir?<br /><br />Cümle içinde bir isimden sonra geliyorsa, -ki orada- anlamına gelir.<br /><br />Örnek: A bedroom is a place where we sleep. Yatak odası bir yerdir ki orada uyuruz.<br /> <br />who<br /> Kim, kime anlamında soru kelimesidir.<br /><br />Örnek: Who came here? Buraya kim geldi?<br /><br />Cümle içinde bir isimden sonra geliyorsa, -ki o- anlamına gelir.<br /><br />Örnek: A teacher is a man who teaches. Öğretmen bir adamdır ki o öğretir.<br /> <br />will<br /> -ecek, -acak. Gelecek zaman cümlelerinde fiillerin sonuna gelen eklerin karşılığıdır. <br /><br />I ve We özneleri dışındaki şahıslar için kullanılır.<br /><br />Örnek: He will sleep. –Uyuyacak-<br /> <br />with<br /> 1. ile, beraber. Örnek: I am going with my father. –Babamla gidiyorum.-<br /><br />2. kullanarak. Örnek: I write with a pencil. -Bir kalemle yazarım.-<br /><br />3. –lı eki : Örnek: the girl with blue eyes is my sister.- Mavi gözlü kız kızkardeşimdir.<br /> <br />Yes<br /> Evet<br /> <br />you<br /> Siz, senkurthttp://www.blogger.com/profile/00313935282743465115noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-5475305693636424489.post-91900898524961492942007-10-07T02:42:00.000-07:002007-10-07T02:43:54.462-07:00ingilizce kelime ezberleme teknikleriDil öğrenmede ilk adım: <br />Bir dili öğrenmede ilk adım, o dilde hakim olmak için güçlü bir arzu ve istek geliştirmektir. Bu isteğe sahip arkadaşlarınızla bir araya gelin, klüpler kurun. İsteği kendi aranızda kamçılayacak şeyler tasarlayın. Bir dili ortam oluşturmadan öğrenmek zordur. Kısaca kendinizi sürekli güdüleyin (motive edin) ve buna istekli çevre oluşturun.<br /><br /><br />En sık kullanılan 1000 kelime:<br /> Bir dili kestirme öğrenmenin yollarından biri o dilde en sık kullanılan 1000 kelimeyle işe başlamaktır. Günlük konuşulan Türkçede 500 kelime kullanıldığı söylenmektedir. Öğrendiğiniz yabancı dilde en sık kullanılan 1000 kelimeyi öğrenerek işe başlayabilirsiniz<br /><br />Flaş Kart: <br />Flaş kart kullanmanın amacı bir kelimeyi ezberlemek veya hafızaya kalıcı olarak almaktır. Kullanımı çok basittir. Bir kart tarafına soru diğer tarafına cevabı yazılır. Kağıdın bir tarafına sözcük diğer tarafına anlam ve kullanımı yazılır. Flaş kart sadece dil için değil her amaçla kullanılabilir (sözcük, tarih, formül vs). Öğrenilen kartlar diğerlerinden ayrıştırılır. Rasgele, otobüste giderken, gezerken vs kullanılabilir.<br /><br />Bu strateji ile seçici öğrenme gerçekleşir. Zor kartlar bir grupta, sık kullanılan kelimeler bir grupta, mesleki kartlar bir grupta vs. <br /><br />Bu yöntem Alman piskolog Sebastian Leitner tarafından 1970 yılında önerilmiştir.<br /><br />Artık kullanılan Elektronik flaş kartlar ile sadece metin değil, resim ve seslerle hatırlama oranı artmakta öğrenme zamanı kısalmaktadır.<br /><br /><br />Kelime Öğrenmek için Hafıza Geliştirme Teknikleri: <br />Bir kelimeyi öğrenmede en etkin yoldur. 1990 yılında yurt dışına öğrenim amacıyla çıkmadan önce sözlükten seçtiğim 3500 kelimeyi flaş kartlarla denemiştim. Günde en fazla 20-30 kelime öğrenilebiliyor ve kalıcı da olmuyor. Hedefimin de yarısına ancak ulaşmıştım. Eğer hafıza tekniklerini kullanırsanız günde 200 kelime rahatlıkla öğrenilebiliyor. Evet yanlış okumadınız. Tecrübeyle sabittir. 10 sene sonra tekrar yurt dışına çıkmadan önce kızımla denemiştik. 3500 kelime ile denedik ve pek çoğu da kalıcı oldu. Bu metot çok basit. Yabancı dilde öğrenmek istediğiniz kelimeyi seçiyorsunuz örneğin İngilizcedeki 'accommodation' kelimesini alalım. Okunuşu 'ekomodeyşın' kelimenin anlamı barınılacak yer, ikamet adresi. Kızım hayalinde akademiye yazıldığını ve barınacak yer bulamadığı için her gün kendini ışınlayarak eve gelip gittiğini hayal etmişti. 'Accomodation' kelimesinin okunuşunun Türkçeye en yakın kelimeler grubu olarak 'akademi ve ışın' kelimelerini seçmişti. Çok etkili hayal ve kelimeler grubunu yakalarsanız çok etkin şekilde kelime öğreniliyor. <br /><br /><br />Zihinde kurulan diyaloglar: <br />Arabada, trende veya vapurda giderken, caddede yürürken, kuyrukta beklerken kafanızda karşılıklı diyaloglar ve konuşmalar kurun. Örneğin, otobüs bekliyorsunuz. Yanınıza o anda bir turist geldiğini ve bir istikamet sorduğunu, sizin de ona tarif edeceğinizi düşünün. Bu amaçla cep sözcüğü faydalı olabilir. Elbette bu konuşmayı herkesin içinde yüksek sesle yapmadankurthttp://www.blogger.com/profile/00313935282743465115noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-5475305693636424489.post-21063780870029020542007-10-07T02:25:00.000-07:002007-10-07T02:30:51.584-07:00ingilizce diyaloglarOn The Telephone<br /><br /><br /><br />Read the text below, paying close attention to the words in blue.<br /><br />Daisy : Hello. <br />John : Hi. Is Lucy there? <br />Daisy : Just a minute. I'll check.... No, she's not here. She's out. <br />John : Could you ask her to call John? <br />Daisy : Yes, what's your number? <br />John : 555-6423. Thanks. Bye! <br /><br />check kontrol etmek <br />out dışarıda <br />ask rica etmek <br /><br /><br /><br />Volleyball Lesson<br /><br /><br /><br />Read the text below, paying close attention to the words in blue.<br /><br />Jack : First, the other team serves the ball to our team. <br />Lucy : When do I hit the ball? <br />Jack : Wait until the ball comes into your area. <br />Lucy : Do I have to hit the ball over the net? <br />Jack : You can pass the ball to someone on your team or hit it over the net. <br />Lucy : I'm ready. Let's play! <br /><br /><br />serve servis vuruşu yapmak <br />hit the ball topu vurmak <br />area alan, yer <br />pass the ball topu geçirmek <br /><br /><br />The Interview<br /><br /><br /><br />Read the text below, paying close attention to the words in blue.<br /><br />Mr. Lennon : Do you have experience as a computer programmer? <br />Alan : Yes, I worked as a programmer for PGM Software Company. <br />Mr. Lennon : How long did you work there? <br />Alan : I started 3 years ago. I am still working there. <br />Mr. Lennon : Why do you want to leave PGM? <br />Alan : Your company offers a higher salary and more chances for promotion. <br /><br /><br /><br /><br />experience tecrübe <br />ago önce <br />software yazılım (Bilgisayar için program) <br />salary maaş <br />chance fırsat, şans, olasılık <br /><br /><br />The Hot Weather<br /><br /><br /><br />Read the text below, paying close attention to the words in blue.<br /><br />Dave : What a heat wave we're having! <br />Tina : Yes, I was burning up on my way to work this morning. <br />Dave : I heard that some rivers are drying up. <br />Tina : And the farmers don't like this dry spell. <br />Dave : Maybe it will rain cats and dogs tomorrow. <br />Tina : And maybe it will cool down, too. <br /><br /><br />heat wave Period of hot weather. (Sıcak hava akımı) <br />drying up Becoming dry or without water. (kuraklaşma) <br />rain cats and dogs Rain heavily. (Bardaktan boşalırcasına yağmur yağmak.) <br /><br />Lunch On Campus<br /><br /><br /><br />Read the text below, paying close attention to the words in blue.<br /><br />Tom : After school, what are you doing for lunch? <br />Roger : I'm going to the cafeteria. <br />Tom : I can't stand cafeteria food. I'm going to the food court. <br />Roger : But the food at the food court is more expensive. <br />Tom : Yes, it is. But it's worth it. <br />Roger : After I graduate, I'll be able to afford to eat anyplace I want! <br /><br /><br /><br /><br />What are you doing for lunch? Öğle yemeği için ne planlıyorsun? <br />I can't stand Katlanamam. Hiç sevmem. <br />Worth (yapmaya) değer. <br />Graduate mezun olmak <br /><br /><br />That sounds good<br /><br /><br />Read the text below, paying close attention to the words in blue.<br /><br />Waiter : Are you ready to order? <br />Paula : I have a question. Could you tell me about the lasagna? <br />Waiter : Our lasagna has 6 layers of broad noodles with tomato sauce and cheese. <br />Paula : Hmm. I don't know. What about the pasta primavera? <br />Waiter : Our pasta primavera has fresh vegetables mixed with pasta and served with olive oil. <br />Paula : Mmm! That sounds good. I'll have the pasta primavera. <br /><br /><br /><br />broad Wide. (Geniş) <br />fresh Food that has been recently made or taken from a garden; not old. (Taze) <br />served Put on a dish for a person to eat. (Servis etmek) <br /><br /><br />On The Train<br /><br /><br /><br />Read the text below, paying close attention to the words in blue.<br /><br />Tom : This is the first time I've taken a train. <br />Jill : I commute on this train every day. <br />Tom : Then you know a lot about trains. Who is that man in the black uniform? <br />Jill : He's the conductor. <br />Tom : What does he do? <br />Jill : He checks ticketsand helpspassengers. <br /><br /><br /><br /><br />take a train bir trene binmek <br />commute gidip gelmek <br />conductor kondüktor, trende bilet kontrolü yapan görevli <br />ticket bilet <br />passanger yolcu <br /><br /><br />The Whole Story<br /><br /><br />Read the text below, paying close attention to the words in blue.<br /><br />Ellen : Hello? Mom? <br />Mom : Ellen, how are you? Can you hang on for just a minute? Your father is on the other line. <br />Ellen : Well I have something very important I have been meaning to tell you. <br />Mom : You are marrying Bill!?! Your father will be tickled. Let me tell him. Just a minute. <br />Ellen : Mom, I, No-- <br />Mom : I'm back. We're so happy for you. Tell me the whole story. <br />Ellen : Mom, you shouldn't jump to conclusions. I'm not marrying Bill. I called to tell you I am quitting school. It's too boring. I want to express myself. I am going to be a folk singer instead! <br /><br /><br />Hang on Wait on the telephone. (Telefonda beklemek) <br />Have been meaning to Have been wanting to do something but not done it. ( Yapmayı aklımdan geçiriyordum.) <br />The whole story All about the subject. (Konuyla ilgili herşey)kurthttp://www.blogger.com/profile/00313935282743465115noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-5475305693636424489.post-68612481893974224392007-10-07T02:03:00.000-07:002007-10-07T02:06:04.713-07:00ingilizce gramerDerli toplu gramer yapılarını örnek cümleler ve cümle kuruluş yapılarıyla beraber veren faydalı bir çalışma.<br /><br />YALIN TÜMCELER 'OLMAK' EYLEMİ<br />I) 'Olmak' (to be) eyleminin (-dir, -tür, -dur vb) Türkçe’de olduğu gibi ingilizce de de (to be) önemli bir işlevi vardır. Türkçe’de bu eylemin değişik türden eylemlere eklenen değişik biçimleri varsa da, üçüncü şahıs biçimi (-dır, -dür vb) özellikle adlara eklenerek ad tümcecikleri oluşturur. 'Olmak' eyleminin kullanıldığı üç temel kalıp şunlardır:<br /><br />S + BE<br />a) Özne + olmak (is, are, am) + ad öbeği (noun phrase-NP)<br />I am a teacher/ Ben bir öğretmenim.<br />You are a student / Siz bir öğrencisiniz.<br />Iron is a metal / Demir bir madendir.<br />b) Özne + olmak + sıfat (S + BE + Adj)<br />The answer is wrong / Cevap yanlıştır.<br />He is not very intelligent / O pek zeki değildir.<br />Overweight is bad for health / Fazla kilo sağlığa zararlıdır.<br />S + BE<br />c) Özne + olmak + ilgeç öbeği (Prepositional phrase)<br />The factor is outside the town (Fabrika kasabanın dışındadır.)<br />Are you susceptible to disease? / (Hastalıklara karşı duyarlı mısınız?)<br /><br />Açıklama:<br />1. ingilizce de iki türlü ad vardır: çoğul yapılabilen (count noun; örn, book, boy, letter vb.) ve genelde çoğul olarak kullanılmayan adlar (örn. money, metal, water vb.) Bunların bilinmesi tekil (is) ve çoğul (are) eylemin seçimi bakımından önemlidir.<br />2. Türkçe’de olmak eylemi kimi zaman kullanılmayabilir (yukarıda ayraç içinde de gösterilen örneklerde olduğu gibi) ancak ingilizce de is, are, am kullanılmadan yukarıdaki kalıplarla tümce yapılamaz.<br />3. Türkçe’de olmak eyleminin tümcenin sonuna geldiğine, ingilizce de ise özneden hemen sonra geldiğine dikkat edilmelidir.<br /><br />II) 'Olmak' eyleminin geçmiş biçimi de (dı, du, tı, tu vb) aynı kalıplarla kullanılır.<br />Örnekler:<br />a) Özne + olmak (was/were) + ad öbeği (S + BE + NP)<br />The writer was a woman / Yazar kadındı.<br />The signature was not a forgery / imza sahte değildi.<br />Were you a teacher? / Öğretmen miydiniz?<br />They were scientists / Onlar bilim adamı idiler.<br /><br />b) Özne + "olmak + sıfat (S + BE + Adj.)<br />I was ill yesterday / Dün hastaydım.<br />The results were doubtful / Sonuçlar kuşkuluydu.<br />Was she unhappy? / O mutsuz muydu?<br />They weren't successful / Onlar başarılı değildiler.<br />The method was not new / Yöntem yeni değildi.<br /><br />c) Özne + olmak + ilgeç öbeği (S + BE + Prep P)<br />She was at the university / O üniversitedeydi.<br />You were in hospital yesterday / Dün hastanedeydiniz.<br />The photographs were not in the box / Fotoğraflar kutuda değildi.<br />The employer was at the office / İşveren dairedeydi.<br />My friends were in the garden / Arkadaşlarım bahçedeydiler.<br /><br /><br /><br />İYELİK YAPILARI<br />HAVE; S; İYELİK SIFAT VE ZAMİRLERİ<br /><br />a) Özne + have/has (got) + tümleç (S + have / has got + complement)<br />Translation has some difficulties / Çevirinin bazı güçlükleri vardır.<br />My mother has got two sisters / Annemin iki kız kardeşi vardır.<br />Do you have any brothers or sisters? / Hiç erkek ve kızkardeşiniz var mı?<br />The company has a reputation for efficiency / Şirket becerisi ile ünlüdür.<br /><br />Açıklama:<br />Resmi dilde have, gündelik dilde have/has got kullanılması daha uygundur.<br /><br /><br />b) İyelik anlatmak için iyelik sıfatları (my, your, his, her, our, your, their) ile iyelik zamirleri (mine, yours, his, hers, its, ours, yours, theirs) de kullanılır. Örnekleri inceleyiniz;<br />My sister is a student / Kardeşim öğrencidir. '<br />Mine is a teacher / Benimki öğretmendir.<br />He has lost his pencil / Kalemini kaybetti.<br />Their house is very small / Onların evi çok küçüktür.<br /><br /><br /><br />İYELİK YAPILARI II<br />"s ve of"<br /><br />a) Tekil ad öbeği + 's + ad öbeği + is/are + tümleç (NP+ 'S + NP + is/are + comp.)<br />The boy's coat is very old / Çocuğun ceketi çok eski.<br />People's feelings are also important / İnsanların duyguları da önemlidir.<br /><br />Açıklama :<br />1. ('s) canlı adlara eklenir ve -nin, -nın (iyelik) anlamını verir.<br />2. Tekil adlara ('s), çoğul adlara yalnızca (') eklenir, (s) ile biten adlara ('s) eklenebilir, kimi zaman yalnızca (') eklenir.<br />3. Deyimlerde (') ya da ('s) kullanılır: Two weeks' holiday, tomorrow's paper; out of the harm's way vb.<br /><br /><br />Açıklama:<br />'Of’ ingilizce de cansızlar için iyelik anlatmada ('s) yerine kullanılır; -nin, -nın anlamındadır. Özellikle bilim dilinde, resmi dilde yaygındır.<br /><br /><br />VAR/YOK <br />There + is/are + ad öbeği + (ilgeç öbeği)<br />(was/were)<br />a) There are a lot of trees in the garden./ Bahçede birçok ağaç var.<br />There is a lake in the park. / Parkta bir göl var.<br />There was an accident at the corner of the street./ Sokağın köşesinde bir kaza vardı.<br />There is not much bread here. / Burada fazla ekmek yok.<br /><br />b) There are not many trees in the park. / Parkta çok ağaç yok.<br />There isn't any cheese in the refrigerator./ Buzdolabında hiç peynir yok. .<br />There weren't any children in the school garden. / Okul bahçesinde hiç çocuk yoktu.<br /><br />c) There + kiplik + olmak +tümleç (There + model + be + comp.)<br />There will be a short test tomorrow./ Yarın kısa bir sınav olacak.<br />There could be some failures / Bazı başarısızlıklar olabilir.<br />There have been many new discoveries in the 20 th century./20. yüzyılda birçok yeni buluşlar olmuştur. There must be a short cut to this problem. / Bu sorunun kısa bir çözümü olmalı.<br /><br />d) Özne +kiplik ♦ olmak: (be)+ eylem yapıları there + kiplik + olmak + özne ♦ eylem yapısına dönüşebilir. Ancak 1. yapıda özne belirsiz olmalı ve tümcede olmak (be) kullanılmış olmalıdır.<br />1) Özne + eylem + nesne (S + V + O)<br />Something must be wrong. There must be something wrong / Yanlış birşey-ler olmalı.<br /><br />2) Özne + eylem+ nesne (S + V + O)<br />Plenty of people are getting promotion. There are plenty of people getting promotion./ Terfi eden bir çok insan vardır.<br /><br />3) Özne + eylem + nesne + nesne (S + V + O + O)<br />Something is causing her distress. There is something causing her distress /onun canını sıkan birşey var.<br /><br />There is, there are seçimi için bu yapıdan sonra gelen adın tekil yada çoğul olmasına göre karar verilir. Eğer There'den sonra gelen ilk ad öbeği tekilse 'is' çoğulsa 'are' kullanılır.<br />There is one girl and three boys in the classroom./ Sınıfta bir kız ve üç erkek çocuk vardır.<br />There're two umbrellas and a raincoat by the door. / Kapının yanında iki şemsiye ve bir yağmurluk vardır.<br /><br /><br /><br />AD, ZAMİR ve AD BELİRLEYİCİLERİ İLE<br />İLGİLİ KİMİ YAPILAR<br /><br />1) Zamir + of (the) + ad öbeği (Pron + of (the) + NP)<br />some of the books / kitapların bazıları<br />most of the boys/çocukların çoğu<br />all of the countries/ülkelerin hepsi<br />a few of his friends / arkadaşlarından birkaçı <br />a little of the liquid / sıvının birazı<br />some of the profit / kazancın birazı<br />most of the energy/enerjinin çoğu<br /><br />All of the ideas were interesting/ Düşüncelerin tümü de ilginçti.<br />I met a few of his friends /Arkadaşlarından bir kaçıyla tanıştım.<br />We used up much of the milk/ Sütün çoğunu tükettik.<br />You haven't considered many of the details / Ayrıntıların bir çoğunu gözönüne almadınız.<br />Most of the evidence was unreliable /Kanıtın /kanıtların çoğu güvenilmez durumdaydı.<br /><br /><br />1a) sıfat + tekil ad + eylem + tümleç (Adj. + NP + ing + V + Comp.)<br />Each child learns in his own way / Her çocuk kendi yöntemiyle öğrenir.<br />Either bock will do / Kitapların herhangi biri olabilir.<br />Every student has to learn this / Her öğrenci bunu öğrenmeli.<br />Neither job is difficult / işlerin hiçbiri zor değil.<br /><br />b) zamir + eylem + tümleç (Pron + V + Comp.)<br />Each told the story in a different way / Herbiri öyküyü değişik biçimde anlattı.<br />Everyone was ready for the exam. / Sınavda herkes hazırdı.<br />Neither wanted to go home / Hiçbiri eve gelmek istemedi.<br /><br />Açıklama:<br />Bu sözcükler (a) ve (b)'deki örneklerde görüldüğü gibi kimi zaman sıfat, kimi zaman zamir olarak kullanılabilirler.<br /><br /><br /><br />c) Sıfat + çoğul ad + eylem + tümleç (Adj. + Npl + V + Comp.)<br />Several possibilities can be considered / Birkaç olasılık düşünülebilir.<br />Many students went to Paris today. / Birçok öğrenci bugün Paris'e gitti.<br />Both men were found innocent. / iki adam da suçsuz bulundu.<br />A few tourists spoke Italian. / Birkaç turist İtalyanca konuşuyordu.<br />Few people can speak Chinese here. / Burada çok az kimse Çince konuşur.<br /><br />d) Zamir + eylem + tümleç (Pron. + V + Comp.)<br />Several (students) remained at school after class. / Birkaçı dersten sonra okulda kaldı.<br />Many voted for him. / Bir çoğu oyunu ona verdi.<br />Both came here today. / ikisi de bugün buraya geldi.<br />Few knew the story. / Öyküyü çok azı biliyordu.<br />A few were from Canada. / Birkaçı Kanadalıydı.<br /><br />e) zamir + kütle adı + eylem + tümleç (Pron. + mass N +.V + Comp.)<br />A little time was necessary to finish the assignment./Ödevi bitirmek için biraz zaman gerekliydi.<br /><br />Açıklama:<br />1. bölümdeki söz öbeklerinin 'of kullanılmadan söz öbeği oluşturmaları da olanaklıdır: Örn: some books, most boys, vb., ancak doğal olarak bu durumda anlamları değişecektir.<br /><br />2. Örneklerde görüldüğü gibi c, d ve e bölümünde kullanılan sözcükler hem sıfat, hem de zamir olarak kullanılabilirler. Öte yandan bu sözcüklerden many, a few, all, several, another, most, one, none vb. sayılabilen adlarla; little, a little, much, less, a great deal of, a large amount of çoğul yapılmayan adlarla; some, a lot of her iki türden adla kullanılır.<br /><br /><br />4) ad öbeği + ilgeç öbeği + (ilgeç öbeği) (NP + Prep P)<br /><br />a) The difference between the results / Sonuçlar arasındaki ayrım<br />The cure for this disease / Bu hastalığın tedavisi<br />The papers on my table / Masamın üzerindeki kağıtlar<br /><br />b) The photograps on the back page of the newspaper / Gazetenin arka sayfasındaki fotoğraflar<br />The difficulty in the explanation of the problem / Sorunun açıklanmasındaki güçlük<br />A study of the history of civilization / Bir uygarlık tarihi incelemesi<br />The difference between the results was significant. / Sonuçlar arasındaki ayrım belirgindi.<br />They'll find the cure for this disease sooner or later. / Ergeç bu hastalığın çaresini bulacaklar.<br />I haven't seen the photographs on the back page of the newspaper. / Gazetenin arka sayfasındaki fotoğrafları görmedim.<br /><br /><br />Açıklama:<br />Bu anlatımlarda nitelenen (head) baştaki addır, bu nedenle önce ilgeç öbeği çevrilmeli, ad buna eklenmelidir. İki ilgeç öbeği kullanıldığında (b'deki örneklerde olduğu gibi) önce ikinci ilgeç öbeği çevrilmelidir. Bu yapılar eylemden sonra da bulunabilir: I appreciate the difficulty in the explanation of the problem / Problemin açıklanmasındaki güçlüğü anlıyorum.<br /><br /><br /><br /><br />TOO/ENOUGH<br /><br />a) Özne 4 eylem + too + sıfat / for me etc.) + Inf + tümleç<br />This grammar is too difficult for a child to understand / Bu dilbilgisi çocuğun anlayamayacağı ölçüde zor.<br /><br />b) Özne + eylem + sıfat + enough + tümleç<br />He is clever enough to understand all this perfectly / Bütün bunları çok iyi anlayacak kadar zekidir.<br /><br />c) özne + eylem + enough + ad + tümleç<br />I have enough money to pay the bill / Hesabı ödeyebilecek kadar param var.<br /><br />Açıklama:<br />too sıfattan önce; enough sıfattan sonra, addan önce kullanılır.<br /><br /><br /><br />DÖNÜŞLÜ YAPILAR (Reflexive pronouns)<br /><br />a) Özne + eylem + dönüşlü zamir + (tümleç)<br />I looked at myself in the mirror. / Aynada kendime baktım.<br />She enjoyed herself very much at the party / Partide çok eğlendi.<br />He considers himself a genius / Kendini dahi olarak kabul ediyor.<br /><br />b) Özne + (dönüşlü zamir) + eylem + (dönüşlü zamir) + tümleç (dönüşlü zamir)<br />My friend himself gave it to me. / Onu bana arkadaşım kendisi verdi.<br />You must answer the question yourself / Soruyu kendiniz yanıtlamalısınız.<br /><br />Türkçe’de dönüşlü kullanım (Kendimi, kendini vb.) denilen durumlarda ingilizce de myself, yourself, himself, herself, itself, ourselves, yourselves, themselves kullanılır, (b)'deki örnekler ise aynı sözcüklerin vurgulama anlamında (o kimse, o şey, bizzat kendisi anlamında) kullanılmalarını örneklemektedir.<br /><br /><br />c) Özne + eylem + nesne -t- on one's own / by oneself<br />He is very independent so he likes to work by himself / Çok bağımsız bir kimsedir, o nedenle kendi kendine çalışmayı sever.<br />She learnt to play the piano on her own / Piyano çalmayı kendi kendine öğrendi.<br />The children did the assignment by themselves. / Çocuklar ödevlerini kendileri yaptılar.<br /><br />NOT: Bu kalıp yukarıdaki a, b yapılarının değişik bir biçimidir.<br /><br /><br />a) One, ones, the one, the ones<br />We are looking for a flat. We'd like one with a garden. / Bir ev arıyoruz. Bahçeli olanı yeğleriz.<br />The new designs are much better than the old ones. / Yeni tasarımlar eskilerden çok daha iyidir.<br /><br />One, ones bu kalıpta adların yinelenmesini önlemek için kullanılmaktadır.<br /><br />b) One cannot succeed unless one (he) works hard. / Bir kimse çok çalışmadıkça başarılı olamaz.<br />You can't succeed unless you work hard. / Çok çalışmazsanız başarılı olamazsınız.<br />One shouldn't get upset about stupid things. / Saçma şeylere canınızı sık-mamalısınız.<br />You shouldn't get upset about stupid things. / Saçma şeylere canınızı sık-mamalısınız.<br /><br />c) People, everyone, everything<br />Everyone has his own problems / Herkesin kendi sorunu vardır.<br />The people who live in big cities have their own problems. / Büyük kentlerde oturanların kendi sorunları vardır.<br />English people drink less than they used to / İngilizler eskiden olduğundan daha az içiyorlar.<br />Everything on the table is mine. / Masanın üzerindeki herşey benimdir.<br /><br />Açıklama:<br />Everything, everyone, everybody gibi belgisiz zamirlerin İngilizce de tekil eylemlerle kullanıldıklarına dikkat edilmelidir.<br /><br /><br />d) No one, none, any, anyone, anything.<br />She was not interested in any of them / Onların hiçbirisiyle ilgilenmedi.<br />None of us likes him. / Onu hiçbirimiz sevmeyiz.<br />There was no one at home. / Evde kimse yoktu.<br />I have not seen anything in the dark room. / Karanlık odada hiçbir şey görmedim.<br />e) Someone else, nothing else, vb.<br />We don't need anything else. / Başka birşeye gereksinmemiz yok.<br />There is nothing else to do. / Başka yapacak birşey yok.<br />This is not my book. It must be someone else's. / Bu benim kitabım değil, başka birisinin olmalı.<br />He wants to see someone else. / Başka birini görmek istiyor.<br /><br />Açıklama:<br />Genel olarak any ve türevlerinin olumsuz ve soru tümcelerinde, some ve türevlerininse olumlu tümcelerde kullanıldığına dikkat edilmelidir.<br /><br /><br /><br /><br />f) a lot of, great deal of, a good deal of, a large amount of, a number of<br />A lot of money was stolen from the bank. / Bankadan çok para çalındı.<br />A lot of people came to the party. / Toplantıya çok insan geldi.<br />A great number of people came to the party. / Toplantıya çok sayıda insan geldi.<br />A large amount of money was found in the garden. / Bahçede çok para bulundu.<br />A great number of yalnızca çoğul yapılan adlarla, a lot of her iki tür adla, ötekiler ise çoğul yapılamayan adlarla kullanılır.<br /><br /><br /><br /><br />SIFAT VE ZARFLARLA İLGİLİ<br />KARŞILAŞTIRMA YAPILARI<br /><br /><br />a) Özne + olmak (be) + as + sıfat t- as + tümleç<br />They are as poor as we are. / Onlar bizim kadar yoksuldur.<br />Ankara is not so large as İstanbul is. / Ankara istanbul kadar büyük değildir.<br />She is as bad-tempered as her mother. / O annesi kadar huysuzdur.<br />My mother is not so old as your mother is. / Annem senin annen kadar yaşlı değil.<br /><br />b) Özne ♦ eylem + as + zarf + as tümleç<br />He drives as carefully as I do. / Benim kadar dikkatli araba sürer.<br />She sang as beautifully as you did. / Senin kadar güzel şarkı söyledi.<br />We can run as fast as they do. / Onlar kadar hızlı koşabiliriz.<br /><br />Açıklama:<br />As...as karşılaştırmada eşitlik anlatmak için kullanılır. Olumsuz biçimi not so / as..as'dir. Zarfların karşılaştırması da aynı kalıpla yapılır ancak eylemin to be dışında bir eylem olması gerekir.<br /><br /><br />c) Özne + olmak / eylem + the same + ad + as + tümleç<br />My brother is the same age as you are. / Kardeşim sizinle aynı yaştadır.<br />Her hair is the same colour as her mother's. / Saçı annesininkiyle aynı renktir.<br /><br />d) Özne + eylem + as + many / much + ad + as + tümleç<br />I have as many friends as you have / Benim sizin kadar arkadaşım vardır.<br />He has as much money as I have / Onun benim kadar parası var.<br /><br />Karşılaştırmayı nitelemenin bir başka yolu da sayı kullanmaktır.<br /><br />e) Özne + eylem / olmak + sayı + as + much + tekil ad + as + tümleç<br />He has twice as much money as I have. / Benim paramın iki katı parası var.<br />I know three times as many words as you do. / Sizin üç katınız sözcük biliyorum.<br /><br />Bu karşılaştırmalarda much sözcüğünün daha önce belirtildiği gibi çoğul yapılanmayan adlarla many'nin ise çoğul adlarla kullanıldığına dikkat edilmelidir.<br /><br /><br /><br />ÜSTÜNLÜK DERECESİ<br />(Comparative Degree)<br /><br /><br />a) Özne + olmak / eylem + sıfat + -er (more + sıfat) + than + tümleç (S + be / V + adj. + er / more + adj. + than + comp.)<br />My brother is older than I am / Erkek kardeşim benden büyük'tür.<br />The Kızılırmak is longer than the Sakarya / Kızılırmak Sakarya'dan uzundur.<br /><br />b) My sister is more intelligent than I am. / Kızkardeşim benden daha zekidir.<br />This room is more comfortable than the other one. / Bu oda ötekinden daha rahattır.<br /><br />Açıklama:<br />İngilizce de üstünlük derecesinin anlatımında tek ve iki heceli sıfatların çoğu için -er....than kullanılır. Bu kuralın dışında kalan sıfatlardan en önemlileri good/better, bad: worse, little: less.<br /><br />c) Özne + olmak / eylem + much / far + karş. sıfat + than + tümleç (S + be / V + much / for + comp. adj. + than + Complement)<br />I am much older than you are. / Ben sizden çok daha yaşlıyım.<br />She is a little more intelligent than I am. / O benden biraz daha zekidir.<br />You are far more tolerant than your brother is. / Siz kardeşinizden çok daha hoşgörülüsünüz.<br /><br />Açıklama<br />Karşılaştırmaları nitelemek için much, far, a, lot, rather, less kullanılabilir (very kullanılmaz).<br /><br /><br />d) Daha az sayı ya da miktar göstermek için less ve fewer kullanılır. Özne + eylem + less + tekil ad + than + tümleç<br />I have less time than you have / Sizden daha az zamanım var.<br />He ate less bread than I did / Benden daha az ekmek yedi.<br /><br />Özne + eylem + fewer + çoğul ad + than + tümleç<br /><br />We bought fewer books than you did / Sizden daha az kitap aldık.<br />I visited fewer cities than he did / Ondan daha az kent gördüm.<br /><br />Not: Less sayılamayan adlarla, fewer çoğul adlarla kullanılır.<br /><br /><br />e) Özne + eylem + karş. + and + karş. (S + V + comp. adj + and + comp. adj.)<br />She is getting fatter and fatter / Gittikçe şişmanlıyor.<br />They are going more and more slowly. / Giderek daha yavaş gidiyorlar.<br /><br />Get ve go bu kalıpta 'gide, gide, giderek' anlamında, sürekli değişimi anlatmak için kullanılır.<br /><br />f) The + karş. + tümce + the + karş. + tümce<br />The more you work, the more you'll earn. Ne kadar çok çalışırsanız o kadar çok para kazanırsınız.<br />The older they get, the happier they are. / Yaşlandıkça daha çok mutlu oluyorlar. <br />The sooner you start, the earlier you'll get there. / Ne kadar erken yola çıkarsanız, o kadar erken varırsınız oraya.<br />The less you argue, the better it will be for you. / Ne kadar az tartışırsanız, sizin için o ölçüde iyi olur.<br /><br />Not: Aynı ölçüde iki değişimin birlikte olduğunu anlatmak için the + karş. sıfat/ zarf + the karş. sıfat//zarf kullanılır. Özellikle deyimlerde daha kısa biçimleri bulunmakla birlikte her iki karşılaştırmadan sonra en azından özne + yüklem yapısında bir tümce kullanmaya özen göstermelidir.<br /><br /><br />EN ÜSTÜNLÜK ANLATAN YAPILAR<br />(Superlative Degree)<br /><br />a) S + V + the + Adj + est + C<br />(Özne + eylem + the + sıfat + est + tümleç)<br />İstanbul is the greatest city in Turkey. / İstanbul Türkiye'nin en büyük kentidir.<br />He is the richest man of all. / O en zenginleridir.<br /><br />b) S + V + the + most + Adj + G<br />(Özne + eylem + the + most + sıfat + tümleç)<br />She is the most sensible girl of all. / O en aklı başında kızdır.<br />It is the most expensive car in the world. / O dünyanın en pahalı arabasıdır..<br /><br />c) S + V + theleast + adj + C<br />(Özne + eylem + the least + sıfat + tümleç)<br />He is the least succesful student in class. / O sınıfın en başarısız (en az başarılı) öğrencisidir.<br />Democracy is the least harmful form of government. / Demokrasi en az zararlı yönetim biçimidir.<br /><br />Açıklama : Sıfatların en üstünlük derecesi, üstünlük derecesinde olduğu gibi, tek ve iki heceli sıfatlar için the + adj + est, daha uzun heceliler için the most kullanılarak yapılır. Kural dışı olanlar: good / best, bad / worst, little / least.<br /><br /><br />d) S + V + the süperi, adv + C<br />(Özne + eylem + the + most + zari + tümleç)<br />My brother drives the most carefully of all. / En dikkatli (biçimde) kardeşim sürer. (En dikkatli araba süren kardeşimdir.)<br />His grandfather walks the slowest of all. / En yavaş büyükbabası yürür. Zarfların en üstünlük derecesi genellikle bu kalıba göre yapılır.<br />En üstünlük dereceleri sıfatlar gibi the + adj + est kullanılarak yapılan şunlardır: fast, soon, early, late, hard, long, far, near, slow, loud, quick. Kural dışı olanlardan kimileri: well/the best / badly / the worst, little / the least, much / the most, many / the most.<br /><br /><br />e) Karşılaştırmada kullanılan kimi başka sözcükler: different from, similar (to), like, alike, unlike.<br />My approach is different from yours. / Benim yaklaşımım sizden farklıdır.<br />He is like his father in many ways. / Birçok bakımlardan babasına benzer.<br />Unlike her mother she never loses hope. / Annesinin tersine hiç umudunu yitirmez.<br /><br /><br /><br />f) Kimi yaygın pekiştiriciler de karşılaştırmanın niteliğine katkıda bulunurlar:<br />fairly, quite, rather, almost, hardly, nearly.<br /><br />He is rather short to be a basketball player. / Basketbol oyuncusu olmak için oldukça kısa boylu.<br />The trains to Istanbul are quite frequent but they sometimes arrive rather late. / İstanbul'a tren epeyce sıktır ama (trenler) kimi zaman epeyce geç varırlar.<br />I am fairly confident about the exam. / Sınava epeyce güveniyorum.<br />The book was rather more interesting than I expected. / Kitap umduğundan çok daha ilginçti.<br />The performance was quite extraordinary. / Temsil bir hayli olağanüstüydü.<br />The trains hardly ever arrive on time. I Trenler çok seyrek olarak zamanında gelir.<br />There was hardly anyone in the audience. / Seyirci neredeyse yok gibiydi.<br />(He is very popular) Nearly (almost) everyone likes him. / Hemen herkes onu sever. <br /><br />Açıklama: Quite olumlu, rather olumsuz anlamda 'oldukça' demektir. (Örn. quite thin, rather fat.) Fairly beklendiği ölçüde olmayan olumlu durumlar için kullanılır. Hardly olumlu tümcelerde olumsuz anlamda (neredeyse, hiç, vb.) Nearly olumlu yapılarda kullanılır.<br /><br /><br /><br />KOŞUT YAPILAR (Correlative conjunctions)<br /><br />Both... and hem,... hem de / gerek... gerek(se)<br />Either... or ya... ya da<br />Neither... nor ne... ne de<br />Not only... but also yalnız o değil... o da<br />Not... but o değil...<br />just as ...so ... gibi... o da<br /><br />Neither Ayşe nor her brother speaks German. / Ne Ayşe ne de kardeşi Almanca biliyor.<br />My wife both washed the dishes and dried them. /Eşim hem bulaşıkları yıkadı hem de duruladı.<br />The thief not only broke into his office but also tore up his papers. / Hırsız yalnız ofisine girmekle kalmadı, evraklarını da yırttı.<br /><br />Just as we must put aside our prejudices, so we must tolerate their views. / Önyargılarımızı bir yana bırakmamız gerektiği gibi, görüşlerine de hoşgörü ile bakmalıyız. <br />They didn't come to help us but to hinder us (Bize yardıma değil, engel olmaya geldiler) You can either come with us now or walk home. (Ya şimdi bizimle gelirsiniz, ya da yürüyerek gelirsiniz)<br /><br />Açıklama:<br />Bu yapılarda önemi olan bağlaçları izleyen yapıların eşdeğerli olmasıdır/Sözgelimi 1. bağlaçtan sonra özne geliyorsa, 2. den sonra da özne gelmelidir. Bu yapılarla devrik tümce de yapılabilir. (Devrik tümce konusuna bakınız.)<br /><br /><br />KİPLİKLER<br />(Modals)<br /><br />1) Beceri, yetenek, yeterlik, fırsat: can, could, be able to S + Mod + V + C (Özne + kiplik + eylem + tümleç)<br />He can speak English fluently. / O, akıcı biçimde İngilizce konuşabilir.<br />I could speak Greek (when I was younger) (Gençliğimde) Yunanca konuşabilirdim.<br />She will be able to speak German in another few months. / Birkaç ay içinde Almanca konuşabilecek.<br />He was able to come on time. / Zamanında gelebildi.<br /><br />Açıklama:<br />Geçmişte belli bir zamandaki yeteneği, başarmayı anlatmak için be able to (was, were, able to) (could değil) kullanılır. Could, genel, kuramsal yeteneği anlatır; her zaman geçmişi anlatmaz.<br /><br />.<br /><br />2) Olasılık, izin: can, could, may, might.<br />(Özne + kiplik + eylem + tümleç) S + mod + V + C<br />A fuller explanation can / may be found in reference books. / Daha eksiksiz bir açıklama başvuru kitaplarında bulunabilir.<br />Accidents can happen / Kaza olabilir. You might have an accident. / Kaza yapabilirsiniz.<br />This could be a good chance for you. / Bu sizin için iyi bir fırsat olabilir.<br />May I make a suggestion? / Bir öneride bulunabilir miyim?<br />Can I have some more tea? / Biraz daha çay alabilir miyim?<br />Could I ask you a question? / Size bir soru sorabilir miyim?<br /><br />Açıklama: Can kuramsal olasılığı, could geçici nitelikteki olasılığı anlatır. Bu kalıpta could ve might'ın her zaman geçmiş zaman anlatmadıkları unutulmamalıdır.<br /><br />3) Zorunluluk, gereklilik, gereksizlik, yasak: must, have to, mustn't<br /><br />a) Özne + must / have to + eylem + tümleç (S + mod + V + C)<br />You must study hard if you want to pass. / Geçmek istiyorsanız çok çalışmalısınız.<br />I have to answer all the questions. / Bütün soruları yanıtlamalıyım.<br /><br />Açıklama:<br />must konuşmacıdan gelen zorunluluğu, have to ise dışardan gelen zorunluluğu anlatır.<br /><br />b) (Özne + must not + eylem + tümleç) S + mod + V + C<br />We mustn't smoke at the cinema. / Sinemada sigara içmemeliyiz.<br />You mustn't cross in the red light. / Kırmızı ışıkta karşıya geçmemelisiniz.<br /><br />Açıklama :<br />must not (mustn't) must'ın olumsuzu olarak düşünülmemelidir. Yasakları anlatan bir biçimi olarak algılanmalıdır.<br /><br /><br />c) Mantıksal sonuç, çıkarım, varsayım, tahmin: must be, may be, can't be, should, should be<br />(it is getting dark) It must be about 8:30 (Hava kararıyor.)<br />Saat aşağı yukarı 8.30 olmalı (olsa gerek).<br />He must be ill. / Hasta olmalı.<br />That can't be the postman. (It is only 6 o'clock). (Saat 6)<br />Bu postacı olamaz.<br />She may be at home. / Evde olabilir.<br /><br />d) Özne + must / may / can + be V -İng. + tümleç<br />We may be moving to İzmir next week. / Gelecek hafta İzmir'e taşınabiliriz. (taşınıyor olabiliriz.)<br />He must be cleaning the car. / Arabayı temizliyor olabilir.<br /><br />e) Tahmin, kararlılık, niyet, alışkanlık, kapasite vb.; will.<br />Oil will float on water. / Yağ su üzerinde yüzer.<br />She will do anything for money. / Para için herşeyi yapar.<br />You'll already be familiar with this subject. / Bu konuyu bilmeniz gerek.<br /><br />f) Dilek, öğüt, iç yükümlülük: should, ought to, had better.<br />You should (ought to) read that book. / O kitabı okusanız iyi olur.<br />You'd better see a doctor (If you are still ill). (Eğer hâlâ hastaysanız)<br />Bir doktora görünmeniz iyi olur.<br /><br />Açıklama:<br />Bütün kipliklerle ilgili genel özellikler:<br />1)3. tekil şahısta -s almazlar.<br />2) Soru yapılmak için tümce başına getirilirler, olumsuz İçin not alırlar.<br />3) Eylemin kökü (1. biçimi) We kullanılırlar.<br /><br /><br /><br />KİPLİKLERİN BİTMİŞLİK DURUMLARI (Perfect with modals)<br /><br />a) Özne -t- kiplik + have + V3 + tümleç<br />You could have told me you were coming. / Geleceğinizi bana söyleyebilirdiniz.<br />She can't have gone to school. / Okula gitmiş olamaz, (it is Sunday).<br />(He is late) He may have missed the train. / Treni kaçırmış olabilir.<br />The hill is very steep. You might have killed yourself.<br />Dağ çok dik, ölebilirdiniz.<br />Bu yapılar geçmişte olasılığı anlatır. Yeterlik anlatmak için was, were able to kullanılır.<br /><br />b) Özne + must + have + V3 + tümleç<br />I must have forgotten to set the alarm clock. / Çalar saati kurmayı unutmuş olmalıyım.<br />Bu yapı da geçmişteki bir olasılığı, varsayımı, çıkarımı anlatır.<br />c) Özne + needn't + have + V3 + tümleç<br />He needn't have resigned / İstifa etmese de olurdu (ama etti.)<br />Bu yapılar geçmişte yapılmasa da olabilecek bir işin gereksiz yere yapılmış; olduğunu anlatmak için kullanılır.<br /><br /><br />d) Özne + should/ought to + have + V3 + tümleç<br />You should have got up earlier. / Daha erken kalkmalıydınız.<br />The experiment ought to have been completed. / Deney tamamlanmalıydı.<br /><br />Bu yapıda geçmişte yapılması gerekip yapılmayan ya da yapılmaması gerekip de yapılan olgular anlatılır.<br /><br /><br />e) Özne + had to + eylem + tümleç<br />He had to take the exam. / Sınava girmek zorundaydı.<br /><br />Must'ın geçmiş zamanda kullanılan biçimi had to'dur. Yukarıda da değinildiği gibi must + have + V3 geçmişteki varsayımları anlatır.<br /><br /><br />f) Öteki Kipliklerle İlgili Örnekler<br />I'd rather have tea. / Çay içmeyi yeğlerim.<br />I'd rather you told me the truth. / Bana gerçeği söylemenizi yeğlerdim.<br />They used to live in Ankara. / Ankara'da otururlardı.<br />We are used to getting up early. / Erken kalkmaya alışkınızdır.<br />You'll soon get used to living in a city. /Kentte yaşamaya çok geçmeden alışırsınız.<br />She is going to graduate this year. / Bu yıl okulu bitirecek.<br />I was going to finish the book last night. / Kitabı dün akşam bitirecektim.<br />I was to have started work last night. / işe dün akşam başlamam gerekiyordu.<br />The form is to be filled in and returned tomorrow. / Formun doldurulup yarın geri verilmesi gerekiyor.<br />The Queen is to visit Turkey next year. / Kraliçe gelecek yıl Türkiye'yi ziyaret edecek.<br />We have got to get up early tomorrow. / Yarın erken kalkmamız gerekiyor.<br />Everyone is supposed to obey traffic rules. / Herkesten trafik kurallarına uyması beklenir.<br />I would prefer living in a village. / Köyde yaşamayı yeğlerim (dim).<br /><br />Bu sözcüklerin kullanıldıkları yapı, soru biçimleri bakımından asıl kipliklerden ayrılan yanları örneklerin incelenmesinde anlaşılabilir. Kullanımlarında bu ayrımlara dikkat edilmelidir.<br /><br />g) Özne ♦ kiplik -t- have + been + V + ing + (tümleç)<br />The worker must have been working hard, işçi çok çalışmakta (olmuş) olsa gerek.<br />The nurse should have been helping the doctor. Hemşire doktora yardım ediyor olmalıydı.<br />They may have been learning English. İngilizce öğrenmekte (olmuş) olabilirler.<br />Foreign Currency could have been flowing into the country. Ülkeye döviz akıyor olabilirdi.<br /><br /><br />KİPLİKLERLE EDİLGEN YAPILAR<br />(Passive with modals)<br />(Özne + kiplik + be + V3)<br /><br /><br />Açıklama:<br />Kipliklerin have almadan kullanılan biçimleri (can, could, will, would vb.) edilgen yapıda be + V3 alırlar.<br /><br /><br />ZAMANLARLA İLGİLİ ÇEVİRİ ÖRNEKLERİ<br /><br />1. YALIN ZAMANLAR : SIMPLE PRESENT, SIMPLE PAST (ACTIVE/PASSIVE)<br /><br />Özne + yüklem + tümleç (S + V + Complement)<br />The scientist uses reliable instruments. / Bilim adamı güvenilir araçlar kullanır.<br />They made an electronic computer. / Onlar elektronik bir bilgisayar yaptılar.<br />The classroom is cleaned every day. / Derslik hergün temizlenir.<br />Some complex instruments were tested in the experiment. / Deneyde bazı karmaşık araçlar denendi.<br /><br />Açıklama:<br />Simple present, eylemin 1. biçimi (go, sit, use vb.) kullanılarak yapılır. 3. tekil şahısta eyleme -s eklenir, (goes, sits, uses vb.) Edilgen biçimi is, are, am + V3 ile yapılır. Simple past tense'te bütün şahıslarda eylemin 2. biçimi kullanılır (went, used, sat, asked vb.) ; soruları did ile (Did you see him? Did you make an electronic computer?) olumsuzları didn't kullanılarak yapılır; edilgen biçiminde was/were + V3 kullanılır.<br /><br /><br />II. GELECEK ANLATIMINDA KULLANILAN YAPILAR: FUTURE, SIMPLE PRESENT, PRESENT CONTINUOUS IS/ARE + TO<br />They will discuss the problem later. /Sorunu daha sonra tartışacaklar.<br />The train leaves at 7 o'clock. /Tren saat sekizde kalkıyor.<br />I'm going to go to Istanbul tomorrow. /Yarın İstanbul'a gideceğim.<br />He is leaving tomorrow. /Yarın yola çıkıyor.<br />He is to leave tomorrow. / Yarın yola çıkması gerekiyor.<br />A four lane-road will be built between Ankara and İstanbul (Ankara ve İstanbul arasında 4 şeritli bir yol yapılacak.)<br /><br />Açıklama:<br />Gelecek anlatımında değişik yapılar kullanılır. Bunların en yaygın olanları will, be going to, ve the present continuous tense'tir. Will, öngörü (prediction) için, koşula bağlı gelecek anlatımında : be going to kararlaştırılan, belirlenen durumları anlatmada kullanılır, koşullu (if) tümcelerde kullanılmaz.<br /><br /><br />III. SÜREKLİLİK ANLATAN YAPILAR:<br />PRESENT CONTINUOUS, PAST CONTINUOUS,<br />PRESENT PERFECT CONT., PAST PERFECT CONT.<br />• (ACTIVE/PASSIVE)<br /><br />The engineers are developing a new type of fuel. /Mühendisler yeni bir yakıt türü geliştiriyorlar.<br />English is being taught for the first time this year. / ingilizce bu yıl ilk kez öğretiyor/ okutuluyor.<br />He was mending the wall when I saw him. (Onu gördüğümde) duvarı onarıyordu.<br />The wall was being mended. / Duvar onarılıyordu.<br />They have been dealing with the problem for over ten years. / Sorunla on yılı aşkın bir süredir uğraşıyorlar.<br /><br />Süreklilik anlatan zamanların tümünde V-ing kullanılır, is, are, am + V-ing şu andaki sürekliliği, was/were V-ing geçmişte belli bir andaki sürekliliği, have been + V-ing geçmişten günümüze ulaşan sürekliliği, had been + V-ing geçmiş iki eylemden daha uzak geçmişteki eylemin sürekliliğini anlatır. Edilgen biçimleri is, are, am + being -V3 ve was/were + being - V3 kullanılarak yapılır. have ve had kullanılan sürekli zamanların edilgen biçimleri çok seyrek kullanılır, bu nedenle örnek verilmemiştir.<br /><br /><br />IV. BİTMİŞLİK ANLATAN ZAMANLAR (PERFECT TENSES) ÖZNE + have + V3 + tümleç had + V3 + tümleç<br />will have + V3 + tümleç<br />Medicine has made great progress in the last 20 years. / Tıp son yılda büyük gelişmeler kaydetmiştir.<br />The paintings have been sold. / Tablolar satılmıştır.<br />She had sung that song before you arrived. / Siz gelmeden o şarkıyı söylemişti.<br />A great deal of research had been done in the possible causes of cancer in the past. / Geçmişte kanserin olası nedenlerine ilişkin epeyce araştırma yapılmıştı.<br />You will have left school by this time next year. / Gelecek yıl bu vakitler okulu bitirmiş olacaksınız.<br /><br />Açıklama:<br />Bitmişlik anlatan zamanların tümü have + V3 ile yapılır. Süreklilik anlatan biçimleri de vardır. Tümünün edilgen biçimleri have'den sonra been eklenerek yapılır. Süreklilik anlatan biçimlerinin edilgen çatıları kullanılmaz.<br /><br />FUTURE CONTINUOUS VE<br />FUTURE PERFECT CONTINUOUS TENSES<br /><br />a) Özne + kiplik + eylem + ing + tümleç (S + mod + V-ing + Comp.)<br />We will be watching television tomorrow evening. Yarın akşam televizyon seyrediyor olacağız.<br />The students will be studying in the library at two o'clock tomorrow. Öğrenciler yarın saat ikide kütüphanede çalışıyor olacaklar.<br />I will be travelling at this time next week. Gelecek hafta bu zaman seyahat ediyor olacağım.<br /><br />Note: Bu zaman, bir işin gelecekte belli bir anda devam edeceğini, gelecekle ilgili tahminleri veya gelecekte belirsiz zamanlarda olacak işleri anlatır.<br /><br />b) Özne + kiplik + have + been + eylem + tümleç<br />I will have been living in Ankara for ten years by the summer. Yaz gelince Ankara'da 10 yıldır oturuyor / oturmuş (olmakta) olacağız.<br />My daughter will have been studying English for a year by the end of next month. Kızım gelecek ayın sonunda bir yıldır İngilizce çalışıyor/çalışmakta olacak.<br /><br />Note: Bu zaman, gelecekte belli bir andan önce tamamlanacak işin sürekli<br />olma özelliğini vurgulamaktadır.<br /><br /><br /><br />KOŞUL ANLATAN YAPILAR (CONDITIONALS)<br />a) Özne + eylem + V1 + tümleç + if + özne + V1 + tümleç<br />Oil floats if you pour it on water. / Yağ su üzerine dökülürse yüzeyde kalır.<br />If you have money, you can buy that house. / Paranız varsa o evi alabilirsiniz.<br /><br />b) Özne + will ♦ V1 + tümleç + if + özne + V1 + tümleç If + özne + tümleç + will + V1 + tümleç<br />If you work hard, you will pass the exam. / Çok çalışırsanız sınavı geçersiniz.<br />I will take you to the cinema if you finish your assignment / Ödevini bitirirsen seni sinemaya götüreceğim.<br />If you have got a stamp, you can post a letter / Pulunuz varsa mektubu postalayabilirsiniz.<br />If you have toothache, you should go to the dentist / Dişiniz ağrıyorsa dişçiye gitmeniz gerekir.<br /><br />Açıklama:<br />Should ve ought to bu yapıda birine akıl vermek, tavsiyede bulunmak için kullanılır.<br />I will meet her when she arrives. / Gelince onunla buluşacağız.<br />I will take my umbrella if it rains tomorrow. / Yarın yağmur yağarsa şemsiyemi alacağım.<br /><br />Açıklama :<br />Bu örneklerde "if' li tümce olasılık "when"li tümce ise kesinlik ifade etmektedir.<br />If you would kindly wait a moment, I'll see what I can do. / Biraz bekleyebilirseniz ne yapabileceğimi bir düşüneceğim.<br />If you will take a seat, he'll see you soon. / Biraz oturursanız sizinle hemen görüşecek.<br /><br />Açıklama :<br />Koşul tümcelerinde "if" li kısımda genellikle "will" kullanılmaz. Fakat bu tümcelerde will / would kibarca bir arzu veya istek ifade etmek için kullanılmıştır. "Future" anlamda kullanılmamışlardır.<br />If you will smoke so heavily, it is not surprising you feel ill. Bu şekilde çok fazla sigara içerseniz kendinizi hasta hissetmeniz hiç de şaşırtıcı değil.<br /><br />Açıklama :<br />Burada "will" kullanımı da inatçı bir direnmeyi, ısrarı belirtmek için kullanılmıştır.<br />If Mr. Boztaş should come, ask him to wait in the office. / Eğer bay Boztaş gelecek olursa, büroda beklemesini rica edin.<br /><br />Açıklama:<br />Should" + inf simple present yerine kullanıldığında bir şeyin olma olasılığının zayıf olduğunu gösterir.<br />If Seda won't go to bed early, it is not surprising she always feels tired. / Seda erken yatmazsa her zaman kendini yorgun hissetmesi şaşırtıcı değildir.<br /><br />Açıklama : Bu tümcede "If she wont, 'if she refuses to" anlamında kullanılmaktadır.<br /><br />c) Özne + would + V1 + tümleç + özne = V2 + tümleç<br />You would pass the exam if you worked hard. / Çok çalışsanız geçersiniz.<br />If I were you, I would put on a coat. / Yerinde olsam sırtıma bir ceket alırım/alırdım.<br />If I were you, I would give up smoking / Yerinde olsam sigara içmeyi bırakırım/bırakırdım.<br /><br />Açıklama:<br />Bu tür tümcelerde "If I were" birine öneride veya tavsiyede bulunmayı anlatır. <br /><br />Açıklama:<br />Bu yapılar da yukarıdaki a ve b yapısı gibi şimdiki zamanı anlatır. Tek ayrım düşsel, varsayıma dayanan bir durumu dile getirmesidir. Türkçe'de çalışsan ve çalışırsan arasındaki ayrımı özenle kullanmak gerekir.<br /><br /><br /><br /><br /><br />d) Özne + would + V3 + tümleç + if + özne + had + V3 + tümleç<br />You would have passed the exam if you had worked hard. / Çok çalışmış olsanız geçerdiniz.<br /><br />Bu yapı geçmişte gerçek olmayan, tümüyle düşsel bir koşullu durumu anlatmada kullanılır. Koşul tümcelerinin geçmiş zamanla bağlantılı biçiminin bu yapı o. duğu anımsanmalıdır. (would + V geçmiş anlatmaz). Koşullu tümcelerin tümünde (a, b, c,) if'li tümcecikler temel tümceden önce ya da sonra gelebilir. Tümce başına geldiklerinde virgülle temel tümcecikten ayrılmaları gerekir.<br /><br />e) Koşullu tümcelerin devrik biçimleri<br />Should you see him, tell him to come to the meeting / Görürseniz toplantıya gelmesini söyleyiniz.<br />Had I known about it, I wouldn't have let you* / Bilmiş olsam size izin vermezdim.<br />Were she my daughter, I would not let her go. / Benim kızım olsa gitmesini izin vermem.<br /><br />Bu yapılar özellikle yazın dilinde yaygındır.<br />If she liked dancing, I would have taken her to a discotheque. Dansetmeyi sevseydi onu bir diskoteğe götürürdüm.<br />If I had a car, I would have lent it to you yesterday. Arabam olsaydı dün sana ödünç verirdim.<br /><br />Bu tümcelerde geçmiş zaman bir işi bir kere yapma yerine bir şeye olan sürekli eğilim ve hoşlanmayı ifade ediyor.<br />If she had received my letter, she would be angry now. Mektubumu almış olsaydı şimdi kızgın olurdu.<br /><br />EYLEMLİK YAPILARI (INFINITIVES)<br />a) to + inf + nesne + eylem + tümleç<br />To implement the new laws may not be easy. / Yeni yasaları uygulamak kolay olmayabilir.<br /><br />Aşağıdaki (e) yapısı bunun değişik bir söyleniş biçimidir.<br /><br />b) to + inf + nesne + tümce<br />To improve the situation, the goverment decided to take new measures. Durumu düzeltmek için hükümet yeni önlemler almaya karar verdi.<br /><br />c) Özne + eylem + (nesne) + to + inf + tümleç<br />He bought a newspaper to read the article. / Makaleyi okumak için bir gazete aldı.<br />Measures can be taken to prevent the damage. / Zararı önlemek için önlem alınabilir.<br /><br />(b) ve (c) kalıbı eylemliğin amaç anlatmada kullanılan biçimleridir.<br /><br /><br />d) Özne + eylem + to + inf + tümleç<br />They want to learn English. / İngilizce öğrenmek istiyorlar.<br />We decided to buy a new car. / Yeni bir araba almaya karar verdik.<br /><br />Bu yapıda kullanılan eylemlerden kimileri şunlardır: ask, decide, expect, fail, learn, promise, prove, regret, try, wait, want, vb.<br /><br />e) It + olmak + sıfat + tümleç<br />It was difficult to answer the question. / Soruyu yanıtlamak zordu.<br />It will be interesting to study Chinese. / Çince çalışmak ilginç olacak.<br />She was upset to hear that her brother was ill. / Kardeşinin hasta olduğunu öğrenmek onu üzdü.<br /><br />f) Özne + eylem ♦ (nesne) + soru sözcüğü + to + inf + tümleç<br />He told me how to get to the station. / istasyona nasıl gideceğimi söyledi.<br />She wonders who to write. / Kime yazacağını merak ediyor.<br /><br />Bu kalıpta yaygın olarak kullanılan eylemlerden kimileri: ask, tell, explain, show, wonder, consider, find out, understand vb.<br /><br /><br />g) Özne + eylem + to be / to have + V3 + tümleç Özne + eylem + to have + V3 + tümleç<br />The form is to be filled in and returned. / Formun doldurulup geri verilmesi gerekiyor.<br />He is thought to have acted. / Onun rol yapmış olduğu düşünülüyor.<br />Ali was supposed to have brought the money. / Ali'nin parayı getirmesi bekleniyordu.<br />Ayşe plans to have done the shoping before five o'clock. / Ayşe saat 5'den önce alışverişi yapmış olmayı planlamaktadır.<br /><br />Örneklerde görüldüğü gibi bu kalıp eylemlik yapısının edilgen (passive) biçimini göstermektedir. to be + V3 şimdi ve gelecek anlamlı, to have + V3 ise geçmiş anlamlıdır.<br /><br /><br />h) ad + to + inf<br />Pek çok addan sonra eylemlik getirilebilir ve bu yapılarda eylemlikler sıfat görevi üstlenirler.<br />The next train to arrive (=which arrives / will arrive) is from London. Bundan sonra gelecek tren Londra'dan.<br />The first man to fly (=who flew) non - stop across the Atlantic was John Alcock. Atlantik okyanusunu hiç iniş yapmadan ilk kez geçen kişi John Alcock olmuştur.<br />Will you buy me a magazine to read ( = that I can read) on the journey? Bana yolculukta okuyabileceğim bir dergi alır mısın?<br /><br /><br />V - ing ile ilgili yapılar I<br /><br />a) V - ing (özne) + (tümleç) + eylem + tümleç<br />Beating a child will do more harm than good./ Çocuğu dövmek yarardan çok zarar verir.<br />Swimming is a very useful exercise. / Yüzme çok yararlı bir idmandır.<br />Destroying harmful insects is a useful activity. / Zararlı böcekleri yok etmek yararlı bir iştir.<br /><br />b) Özne + eylem + (iyelik) + V + ing + tümleç<br />He avoids making mistakes. / Hata yapmaktan kaçınır.<br />Do you mind my making a proposal? / Bir öneride bulunmamın sakıncası var mı?<br /><br />Açıklama:<br />(a) kalıbında V-ing yapısı özne konumundadır. (b) kalıbında bütün eylemler kullanılamaz. Sıkça kullanılan eylemlerden kimileri şunlardır: avoid, consider, enjoy, can't help, mind, practice, risk, can't stand, postpone, admit, suggest, understand, dislike, give up, detest, mention, finish, appreciate vb.<br /><br /><br />c) Özne ♦ yüklem + (ad öbeği) + ilgeç + V -ing + tümleç<br />That is a very reliable method of curing the disease. / O, hastalığı tedavi etmenin epeyce güvenilir bir yoludur.<br />They always talk about moving to the country. / Onlar hep kırsal alana taşınmaktan söz ederler.<br /><br />d) Özne + yüklem + (ilgeç) + being + V3 tümleç Özne + yüklem + having been + tümleç<br />He felt flattered at being considered the most successful man. / En başarılı kimse kabul edilmesi hoşuna gitti.<br />He denied having been told to check the engine. / Makineyi gözden geçirmesinin söylendiğini inkâr etti.<br /><br />Açıklama:<br />3. kalıpta görüldüğü gibi (look forward to, be used to, object to gibi kimi yapılar dışında) ilgeçten sonra (in, at, for vb) V-ing kullanılır. 4. kalıp edilgen anlamlıdır.<br /><br /><br />-Ing ve -ed / sıfat görevli yapılar II<br /><br />1) V-ing + nesne (tümleç) + tümleç<br />Witnessing the crime, he had to give evidence in court. / Cinayeti gördüğünden mahkemede tanıklık yapması gerekti.<br />Visiting a strange city, I like to have a friend with me. / Bir yabancı kenti gezerken yanımda bir arkadaşım olsun isterim.<br /><br />2) V-ing + nesne + eylem + tümleç / Özne + eylem + (tümleç) + ilgeç + V-ing + ad öbeği<br />The living cells can be seen by means of a microscope. / Canlı hücreler mikroskopla görülebilir.<br />The bottle must be sterilized in boiling water. / Şişe kaynar suda sterilize edilmelidir.<br /><br /><br />3) Ad öbeği + V-ing + tümleç + eylem + tümleç (NP + V - ing + Comp + V + Comp)<br />The demonstrator, protesting violently (who protested violently) was led away by the police. / Yoğun protestoda bulunan gösterici polis tarafından uzaklaştırıldı.<br />Anybody working hard (who works hard) will succeed at the end. / Çok çalışan kimse sonunda başarıya ulaşacaktır.<br />A diet lacking in protein (which lacks in protein) can be dangerous for health. / Proteinden yoksun bir gıda rejimi sağlık için tehlikeli olabilir.<br /><br />Not: 'Progressive meaning' - şu anda devam eden bir anlam veren yapılarda "Participle" yapı kullanılır. Böyle olmayanlarda "relative clause" kullanmak gerekir.<br /><br />4) Having + V3 + (tümleç) + tümleç<br />Having seen that movie (As we had seen that movie) we went somewhere else. / O filmi gördüğümüzden başka bir yere gittik.<br />Having failed to obtain promotion (Because / As he had failed to obtain promotion) he lost interest in his job. ( Terfi edemediği için, işe karşı ilgisini yitirdi.<br /><br />5) V-ing + tümleç + tümce<br />Feeling rather tired, I went to bed early. / Oldukça yorgun hissettiğimden erken yattım.<br />Being unable to help in any other way, I gave him some money. / Başka türlü yardım edemediğimden ona biraz para verdim.<br /><br />Not: Bu yapılar sıfat (2,3) ve zarf (1,4) görevindedir.<br /><br /><br />6) Bağlaç / ilgeç + V-ing + tümleç + tümce (Conj / Prep + V - ing + Comp + Sentence)<br />Özne + yüklem + (tümleç) + ilgeç + V-ing + tümleç<br />After talking to her I always feel better. / Onunla konuştuktan sonra kendimi hep iyi hissederim.<br />On being introduced to somebody, a Turkish person often becomes friends. / Biriyle tanıştırıldıktan sonra bir Türk genellikle arkadaş olur.<br />In criticising my work, he pointed out my mistakes. / işimi eleştirirken yanlışlarımı gösterdi.-<br />The government improved the forests by removing the old trees. / Hükümet yaşlı ağaçları ayıklayarak ormanı geliştirdi.<br /><br />İlgeçlerden sonra V-İng kullanıldığı bir kez daha anımsanmalıdır.<br /><br />7) V-3 + tümleç + tümce (V3 + Comp + Sentence)<br />Used economically, this box will last for a month. / Tutumlu kullanılırsa bu kutu bir ay gider.<br />Warned by his doctor, Mehmet began to exercise. / Doktoru tarafından uyarılan Mehmet idmana başladı.<br /><br />8) Özne + V3 + tümleç + tümce (S + V3 + Comp + Sentence)<br />a) The curriculum used as basis for teaching is provided by the Ministry of Education. / Öğretim için kullanılan müfredat programı Milli Eğitim Bakanlığı tarafından sağlanır.<br /><br />b) Özne + yüklem + tümleç + V3 + tümleç (S+V +Comp + V3 + Comp)<br />Primitive villages developed into towns surrounded by walls. / ilkel köyler surların çevrelediği kentlere dönüştüler.<br /><br />9) (the) + V3 + (ad öbeği) + eylem + tümleç<br />The required material can be imported from England. / Gerekli malzeme İngiltere’den ithal edilebilir.<br />Improved methods of education should be introduced. / Geliştirilmiş eğitim yöntemleri getirilmelidir.<br /><br />Bu yapıda V3 açıkça sıfat görevindedir.<br /><br /><br /><br />ETTİRGEN YAPI<br /><br />1) Özne+have/get + nesne + V3+ tümleç (S+have/get + obj. + V3 + Comp)<br />I have my hair cut every month. / Her ay saçımı kestiririm.<br />You can have your hair cut. / Saçınızı kestirebilirsiniz.<br />I must get my shoes polished. / Ayakkabılarım boyatmalıyım.<br /><br />2) Özne + have + nesne + V1 + tümleç Özne + get + nesne + to + inf. + tümleç<br />She had the doctor vaccine her baby. / Bebeğini doktora aşılattı.<br />I'll get him to repair my car. / Ona arabamı tamir ettireceğim.<br />I must have an oculist examine my eyes. / Gözlerimi bir göz examine doktoruna muayene ettirmeliyim.<br /><br />Açıklama:<br />1 ve 2. kalıpta nesne ve eylemin durumuna dikkat edilmelidir.. I. kalıpta V3 2. kalıpta V1 kullanılması özellikle önem taşımaktadır. Ayrıca ikinci kalıpta get eyleminden sonra to-inf kullanıldığına dikkat edilmelidir.<br /><br />3) Özne + make/let + nesne + V1 + (tümleç)<br />The teacher made him do a lot of homework. / Öğretmen ona çok ödev yaptırdı.<br />My father made me go to the dentist. / Babam beni dişçiye gitmeye zorladı.<br />His parents didn't let him play outside. / Anne-babası dışarıda oynamasına izin vermedi.<br /><br />Bu kalıpta kullanılan make eyleminin zorlayıcılık anlamı olduğunu anımsa-malıdır. Her iki eylemin (make/Iet) nesnesinden sonra kullanılan ikinci eylemin (do, play, go) to almadan kullanılmaları özellikle önem taşımaktadır.<br /><br />4) Have + ad + V3 veya infinitive<br />Have the technician repair the car. / Arabayı teknisyene tamir ettiriniz.<br />Have the car repaired. / Arabayı tamir ettirin.<br /><br /><br />BİLEŞİK TÜMCELER (Compound sentences) AD TÜMCECİKLERİ (Noun clauses)<br /><br />1) Özne + eylem + that + özne + eylem + tümleç (S+V+ that+S + V Comp.)<br />People believed that the earth was flat. / insanlar dünyanın düz olduğuna inanırlardı.<br />It is maintained that linguistics is a science. / Dilbilimin bir bilim olduğu öne sürülmektedir.<br />Common sense demands that principles of non-violence should prevail everywhere. / Sağduyu şiddete karşı olan ilkelerin her yerde egemen olmasını diliyor.<br /><br />2) That + özne + eylem + tümleç + eylem + tümleç<br />That he will come back soon is certain. / Yakında geleceği kesin. (It is certain that he will come back soon)<br />That women are worse drivers than men has never been proved. / (It has never been proved that women are worse drivers than men) Kadınların erkeklerden daha kötü sürücü oldukları hiçbir zaman kanıtlanmamıştır.<br />That the world is round is obvious. / Dünyanın yuvarlak olduğu belli. (It is obvious that the world is round)<br /><br />3) The fact + that + özne + eylem + tümleç + eylem + tümleç<br />The fact that a healthy man has a higher resistance to disease is quite obvious. / Sağlıklı bir kimsenin hastalığa daha büyük direnci olduğu açıktır. The fact that you have not signed your name to the letter<br />shows that you lack courage. / Mektuba imza atmamış olman cesaretsizliğini gösteriyor.<br /><br />Açıklama:<br />Ad tümcecikleri ad yerine geçen sözcük kümeleridir. Bu nedenle adlar gibi, özellikle özne ve nesne olarak kullanılırlar. 2. kalıp ancak be, make gibi çok sınırlı eylemlerle kullanılır. Yine örneklerden de anlaşılacağı üzere 2 nci kalıp, 1 nci kalıpta "IT"le başlayan tümcelerin başka bir şekilde söylenişidir.<br /><br /><br />SORU SÖZCÜKLERİYLE YAPILAN ÖTEKİ AD TÜMCECİKLERİ<br /><br />1. Tümce + if/whether + özne + eylem + tümleç<br />He wondered if I could speak Spanish. / İspanyolca bilip bilmediğimi merak ediyordu.<br />Scientists wanted to find out whether cancer can be cured. / Bilim adamları kanserin tedavi edilip edilemediğini öğrenmek istediler.<br />It is a little difficult to judge whether he really means what he says. / Söylediğini gerçekten söylemek isteyip istemediğine karar vermek güç.<br /><br />2. If/whether + özne + eylem + tümleç + eylem + tümleç<br />Whether we buy the house or not depends on how much it costs. / Evi satın alıp almamamız fiatına bağlı.<br />If he was a traitor or not is still unknown. / Vatan haini olup olmadığı bugün de bilinmiyor.<br /><br />Açıklama:<br />1, kalıp bu yapının nesne olarak, 2. kalıp ise özne olarak kullanılışını göstermektedir. 2. kalıpta bütün tümcecik özne olduğundan yeni bir özne kullanmamaya özen göstermelidir.<br /><br /><br />3) Tümce + soru sözcüğü + (what/where vb) + özne + eylem + tümleç<br />I don't know where they live. / Nerede oturduklarını bilmiyorum.<br />Japan provides the most striking example in the modern world of what technology can achieve. / Japonya çağdaş dünyada teknolojinin neler başarabileceğinin çarpıcı bir örneğini oluşturmaktadır.<br />People always discuss how disarmament could be achieved. / İnsanlar hep silahsızlanmanın nasıl başarılabileceğini tartışırlar.<br /><br />4) Soru sözcüğü + özne + eylem + (tümleç) + eylem + tümleç<br />What they need most of ail is money. / En çok gereksinme duydukları şey paradır.<br />Why he did so is a complete mystery. / Onu niçin yaptığı tümüyle bir giz.<br /><br />Bu kalıptaki tümceciklerin özne olarak kullanıldıklarına dikkat edilmelidir.<br /><br />5) Ad ♦ soru sözcüğü + özne + eylem + tümleç + eylem + tümleç<br />The reason why food is short is obvious. / Yiyeceğin neden az olduğu belli.<br /><br /><br />Wish - tümcecikleri<br /><br />1) Özne + wish + özne + eylem (V2) + tümleç<br />I wish I knew Italian. / Keşke İtalyanca bilsem<br />He wishes he went to Istanbul. / İstanbul'a gelmeyi istiyor.<br /><br />2) Özne + wish + özne + eylem (past perfect) + tümleç<br />I wish my son had passed the exam. / Keşke oğlum sınavını başarmış olsaydı.<br />She wishes she could have bought a house at the seaside. / Deniz kıyısında bir ev alabilmiş olmayı istiyor.<br /><br />3) If only + özne + yüklem + tümleç<br />If only we had more money. / Keşke daha çok paramız olsa.<br />If only next week would come. / Keşke gelecek hafta gelmiş olsa.<br /><br />Açıklama:<br />Bu yapılarda wish / if only'den sonra gelen geçmiş zaman yapısının şimdiki zamanda bir dileği; past perfect (had + V3) zamanın ise geçmiş zamana ilişkin dileği anlattığı anımsanmalıdır.<br /><br /><br />SIFAT TÜMCECİKLERİ (Adjective Clauses)<br /><br />1) Ad + ilgi zamiri (who/that, which) + tümleç + eylem + tümleç<br />The runner who is wearing the red shirt is winning the race. Kırmızı gömlek giyen koşucu yarışı kazanıyor.<br />The flat bones which form the skull give protection to the delicate brain Kafatasını oluşturan düz kemikler hassas beyni korurlar.<br /><br />Açıklama:<br />Yukarıdaki sıfat tümcecikleri, özne görevi yapan adları - the runner, the flat bones - nitelemektedir. Bu tip tümcecikleri V-ing (present participle) kullanarak da ifade edebiliriz: The runner wearing...... the flat bones<br />forming........<br /><br />2) Özne + eylem + nesne + ilgi zamiri (who, that, which) + eylem + tümleç<br />We couldn't understand the instructions that/which were given in the booklet. Kitapçıkta verilen açıklamaları anlayamadık.<br />I know a man who speaks four languages fluently. Dört dili akıcı bir şekilde konuşan bir adam tanıyorum.<br /><br />Açıklama:<br />Edilgen yapılı tümcecik V3 (past participle); etken olanı da V-ing (present<br />participle) ile kısaltılabilir..... the instruction given ...... , ...... a man speaking.....<br /><br />3) Özne + eylem + nesne + ilgi zamiri (who, whom, that/which) + özne + eylem + tümleç<br />Mary is the girl (that/who (whom) my elder brother wants to marry. Ağabeyimin evlenmek istediği kız Mary'dir.<br />That's the problem (which/that) we have to solve. Çözmemiz gereken sorun odur.<br /><br />Açıklama:<br />Bu tür sıfat tümceciklerinde, ilgi zamirleri tümcedeki eylemin nesnesi durumundadır ve çoğu kere kullanılmazlar. Ancak belirleyici olmayan sıfat tümceciklerinde şahıslar için who ve whom, cansız ve hayvanlar için which'in mutlaka gerekli olduğunu hatırlayınız.<br /><br /><br />4) Ad + sıfat tümceciği + eylem + tümleç (N + Adj. Cl + V + Comp)<br />The teachers who will give the test are very young. / Sınavı verecek ola öğretmenler çok genç.<br /><br />Ad + to + inf + nesne + eylem + tümleç (N + to + inf + obj + V + Comp)<br />The teachers to give the test are very young. Sınavı verecek öğretmen çok genç.<br /><br />Açıklama:<br />Gelecek zamanlı sıfat tümceciklerinde nesne varsa bunlar to + inf yapısıyla kısaltılabilirler.<br /><br />5) Ad + whom + özne + eylem + tümleç + eylem + tümleç<br />My sister, whom you met yesterday, wants to speak to you./ Dün tanıştığınız kızkardeşim sizinle konuşmak istiyor.<br />Our employer, whom nobody likes, works in the next room. / Kimsenin sevmediği işverenimiz bitişikteki odada çalışır.<br /><br />Açıklama:<br />Whom belirleyici olmayan (non-defining) sıfat tümceciklerinin yapımında kullanılır, kendinden önce gelen adın insanla ilgili olması gerekir. Nesne yerine geçtiğinden whom sözcüğünü bir özne izlemelidir.<br /><br /><br />6) ad+ (tümleç)+ whose+ ad+ (özne) + eylem + tümleç + (eylem + tümleç)<br />The President, whose life has been devoted to his country, deserves his popularity. / Yaşamını ülkesine adayan Başkan herkes tarafından sevilmeyi hakediyor.<br />Children whose future we must safeguard deserve a happier world. Geleceklerini güvence altına almamız gereken çocuklar daha mutlu bir dünyayı hakediyorlar.<br /><br />Whose iyelik anlatır. Whose'den sonra bir ad kullanılması unutulmamalıdır.<br /><br />7) Of which (... ad + of + which + (özne) + eylem + nesne)<br />The lecture, the subject of which was very abstract, was very difficult to understand. / Konusu çok soyut olan konuşmanın anlaşılması çok zordu.<br /><br />Of which cansızlar için iyelik anlatımında kullanılır, whose ise hem canlı hem de cansızlar için kullanılabilir.<br /><br />8) ad + soru sözcüğü + özne + eylem + + tümleç<br />He would like to retire to the town where there is more peace. / Emekli olup daha sakin bir kasabaya gitmek istiyor.<br />I remember the night when we locked ourselves out of the house. / Evin dışında / kapıda kaldığımız geceyi anımsıyorum.<br /><br /><br />9) Özne + ilgeç + sıfat tümceciği + eylem + tümleç<br />The doctor to whose daughter I was engaged, is a close friend of my father's,/ Kızıyla nişanlı olduğum doktor babamın yakın arkadışıdır.<br />The people with whom she worked regarded him as strange. / Birlikte çalıştığı insanlar ona garip bir kimse gözüyle bakıyorlardı.<br />The interest with which a book is read depends to some extent upon the language used. / Bir kitabın okunmasındaki ilgi bir ölçüde kullanılan dile bağlıdır.<br />The scientists produced a working model on which reliable tests could be conducted. / Bilim adamları üzerinde güvenilir testlerin yaplabileceği işlerliği olan bir model ürettiler.<br />It is a family of three children, all of whom are studying medicine. (O) hepsi de tıp öğrenimi gören üç çocuklu bir ailedir.<br /><br />Bu kalıpta görüldüğü gibi eylemlerin aldığı ilgeçler ilgi zamirlerinden önce kullanılabilir; who ve that bu kalıpta kullanılmazlar, whom ya da which kullanılmalıdır.<br /><br />10) Tümce + sıfat tümceciği<br />She wore her swimming things in the office, which shocked her boss a great deal. / Ofiste yüzme giysilerini giydi, bu patronu şaşkına çevirdi.<br />He has given in his resignation, which was the best thing he could do. istifasını verdi, bu durumda yapabileceği en iyi şeyi yaptı.<br /><br />Çevirilerinden de anlaşılacağı gibi buradaki sıfat tümcecikleri ötekiler gibi belirli bir adı değil, bütün tümceyi nitelemektedir. Bu nedenle genellikle tümce sonunda kullanılırlar.<br /><br /><br />ZARF TÜMCECİKLERİ<br />(Adverbial Clauses)<br /><br />1) Zamanla ilgili olanlar: when, while (whilist) whenever, after, before, since, until, as, by the time, as long as, scarcely, hardly when, as soon as, no sooner... than<br /><br />Örnekler:<br />There is a lot to do before we accomplish our objective. / Hedefimize varmadan önce yapmamız gereken çok şey var.<br />After computers have been introduced into government offices, there'll be less work to do. / Bilgisayarlar hükümet dairelerine girdikten sonra yapacak daha az iş olacaktır.<br /><br />Açıklama:<br />1. Zarf tümcecikleri tümce başında da tümce sonunda da kullanılabilir.<br />Tümce başına geldiğinde temel tümceden virgülle ayrılmalıdır.<br />2. İngilizce’den Türkçe’ye çeviri yaparken zarf tümceciği genellikle temel tümceden önce çevrilmelidir.<br />3. so... that, such... that yapılarında önce ana tümceciği çevirmeli, sonra buna zarf tümceciği eklenmelidir.<br />I'll stay in London until/till I learn English very well. İngilizceyi çok iyi öğreninceye kadar Londra'da kalacağım. As I get older, I get more optimistic. Yaşlandıkça daha iyimser oluyorum.<br />Until education became a public service, the establishment of schools was left to private sector. / Eğitim bir amme hizmeti oluncaya kadar, okulların kuruluşu özel sektöre bırakıldı.<br />Whenever I go there, I always buy a pen. / Oraya her gittiğimde daima bir kalem satın alırım.<br />While he was mending my watch, I watched TV. / O saatimi tamir ederken ben TV seyrettim.<br />When you have time, please come and see me. / Zamanınız olunca gelip beni görünüz.<br />Fatih will be able to come as soon as he has finished his work. Fatih işini bitirir bitirmez gelebilecek (tir.)<br />My daughter has been working for a company since she left university. Kızım üniversiteden ayrıldığından bu yana bir firmada çalışmaktadır.<br />The play had hardly begun when the lights went out. / Işıklar söndüğünde oyun yeni (henüz) başlamıştı.<br />Scarcely had we started lunch when the door bell rang. / Kapının zili çaldığında öğle yemeğine henüz başlamıştık / oturmuştuk.<br /><br />2) Yerle ilgili zarf tümcecikleri: where, wherever, as near / far as<br />You can go wherever you like. / İstediğiniz yere gidebilirsiniz.<br />They will go where you want them. / Nereye isterseniz gidecekler.<br />I will find her wherever she may be. / Onu nerede olursa bulacağım.<br />He drove the car as far as he could. / Arabayı sürebildiği kadar sürdü.<br /><br />3) Tarz anlatan zarf tümcecikleri: as, how, in that, as if, (as though)<br />He looks as if he is going to cry / Ağlayacakmış gibi görünüyor.<br />Please tell me how you did it. / Lütfen nasıl yaptığını bana söyle.<br />Hold this chalk in your hand, as I told you. / Bu tebeşiri sana söylediğim gibi elinde tut.<br />I feel as if I hadn't slept well. / iyi uyumamış gibiyim.<br />The milk tastes as if they have put water in it. / Sütün içine su konmuş gibi.<br /><br />4) Derece anlatan zarf tümcecikleri: as...as, not so...as, the...the, in proportion as, -er/more, so long as, in so far as<br />Nothing is so bad as you think it is. Hiç birşey düşündüğünüz kadar kötü değil.<br />A car cannot travel as fast as an aeroplane. / Otomobil uçak kadar hızlı gidemez.<br />If you spoke a little more slowly, I might understand you better. / Biraz daha yavaş konuşsanız sizi daha iyi anlayabilirdim.<br />The nearer a place is to the equator, the hotter it is. / Bir yer ekvatora ne kadar yakın olursa o kadar sıcak olur.<br /><br /><br />5) Neden anlatan zarf tümcecikleri: because, since, as, for seeing that, now that, due to, due to the fact that, owing to the fact that, on account of, because (of)<br />Because I was tired, I went to bed early. / Yorgun olduğumdan erken yattım.<br />Since he is a little boy, he is not allowed to smoke. / Küçük bir çocuk olduğu için sigara içmesine izin verilmiyor.<br />Now that he has left, there is nothing more to do. / Ayrıldığına göre yapılacak birşey yok.<br />As you have been here before, you'd better lead the way. / Burada daha önce bulunduğuna göre yol göstersen iyi olur.<br />You must finish now, for it's nearly bedtime. / Yatma zamanı yaklaştığı için bitirmelisin.<br /><br />6) Amaç ve sakınma anlatan zarf tümcecikleri: in order that, so that, lest, for fear that, in case<br />I turned off the lights so that I could sleep. / Uyuyabilmek için ışıkları söndürdüm.<br />Some people eat so that they may live. / Bazıları yaşamak için yer.<br />Others seem to live in order that they may eat. / Bazıları da yemek için yaşıyor görünüyorlar.<br />The teacher is telling you this rule lest you should make a mistake.<br />The teacher is telling you this rule for fear that you should make a mistake. Öğretmen bu kuralı yanlış yaparsınız diye söylüyor.<br />It is a good idea to carry an umbrella in Britain in case you get wet./ İngiltere'de yağmurda ıslanma olasılığına kaşı şemsiye taşımak iyi bir fikir.<br /><br /><br />7) Ödünleme ve zıtlık anlatan zarf tümcecikleri: although, though, even though, as, in spite of the fact that, in spite of, while, whereas, yet, however + zarf/sıfat; no matter how...<br />Although I worked hard all my life, I never saved up enough money to buy a car. / Bütün ömrünce çok çalıştığım halde araba alacak parayı biriktiremedim.<br />Though (although) I was in the same class as Nurşen for four years, I never knew her very well. / Nurşen'le 4 yıl aynı sınıfta olduğum halde onu hiç de iyi tanıyamadım.<br />However hard-working he is, he will never be top of his class. / Ne kadar çalışkan olursa olsun kesinlikle sınıfının birincisi olamayacak.<br />Even (though) he hadn't eaten for days, he looked strong and healthy. / Günlerdir yemek yemediği halde kuvvetli ve sağlıklı görünüyordu.<br />He is coming today in spite of the fact that I distinctly told him I didn't want him. / Ona kesinlikle kendisini istemediğimi söylememe karşın yine de bugün geliyor.<br />No matter whether you agree or not, I'll buy that car. / Kabul etsen de etmesen de o arabayı alacağım.<br />He is never tired, whereas I always am. / Onun hiç yorulmamasına karşı, ben her zaman yorgun oluyorum.<br /><br />8) Koşul anlatan zarf tümcecikleri: if only, if, unless, provided that, supposing that, on condition that, so long as, in case that, only if.<br />You can buy a car if you save up enough money. / Yeterince para biriktirebilirsen bir araba alabilirsin.<br />If only you had acted sensibly, you wouldn't now be in such a difficult posi. tion. (Keşke) mantıklı hareket etmiş olsaydın şimdi bu güç duruma düşmez, din.<br />Supposing that you told him the truth, what could he do about it? / Tut to ona gerçeği söyledin, bu hususta ne yapılabilecek.<br />I'll help you on condition that you keep your promise. / Sözünde durman koşuluyla sana yardım edeceğim.<br />You can borrow my notes provided that you give them back to me tomorrow. / Yarın geri vermek koşuluyla notlarımı sana ödünç verebilirim.<br />You can come with us, so long as you don't make a nuisance of yourself Rezalet çıkarmamak koşuluyla (çıkarmadığın sürece) bizimle gelebilirsin.<br />He will sign the contract as long as his wife has no objections. / Karısı itiraz etmediği sürece sözleşmeyi imzalayacak.<br />He will not sign the contract unless it is satisfactory. / Tatminkâr olmadıkça sözleşmeyi imzalamayacak.<br />If the patient is overweight, his diet should be restricted. / Hasta fazla şişmansa diyeti sınırlandırılmalıdır.<br /><br /><br />9) Sonuç, etki anlatan zarf tümcecikleri: so, so...that, such... that<br />He worked so hard that he became ill. / Öyle çok çalıştı ki hasta oldu.<br />The teacher gives such clear explanations that we learn a lot from him. Öğretmen o kadar güzel açıklamalar yapmaktadır ki biz ondan çok şeyler öğreniyoruz.<br />I hadn't seen you all week, so I decided to call you up. / Bütün hafta sizi göremediğim için telefon etmeye karar verdim.<br /><br />10) Sakınca, sakınma anlatan zarf tümcecikleri: except that, apart from the fact that, except for the fact that<br />He is a very good man except that he is a bit miserly. Biraz cimri olması dışında çok iyi bir kimsedir.<br />Except for the fact that the signing was very bad, it was a good concert. Şarkıların kötü söylenişi dışında iyi bir konserdi.<br /><br /><br />TÜMCE BAŞINDA It-Kullanımı<br /><br />1) İt + olmak + sıfat + that (It + be + adj. + that)<br />It was lucky that he wasn't involved in the accident. / Kazada ona birşey olmaması bir şanstı.<br /><br />2) İt + olmak + sıfat + for + tümleç + to + inf (İt + be + adj. + for + comp to + inf.)<br />It is easy for them to criticize. / Onların eleştirmesi kolay(dır).<br /><br />For ile kullanılan sıfatlardan kimileri şunlardır: boring, dangerous, difficult, easy, expensive, healthy, necessary. That - yapısında kullanılan kimi sıfatlar: certain, clear, curious, likely, lucky, probable, surprising, true.<br /><br />3) It + olmak + sıfat / ad + for + tümleç + to + inf<br />It is nice to be with you. / Sizinle beraber olmak güzel.<br />It is time for the Public to know the real facts. / Kamuoyunun gerçekleri bilme zamanıdır.<br /><br />4) It + eylem + tümleç + that (It + V + comp. + that)<br />It worried me a bit that she didn't phone. / Telefon etmemesi beni biraz endişelendirdi.<br /><br />5) İt + olmak + not + use + (you, your) + V-ing + tümleç<br />It is no use working yourself to death if you never get the chance to enjoy life. / Eğlenme fırsatını elde edemezsen ölesiye çalışmanın hiçbir yararı yok.<br /><br />6) It + appear, happen, seem, turn out + tümce<br />It appears that they haven't heard us ringing. / Öyle anlaşılıyor ki zili çaldığımızı duymadılar.<br />It seems that they are angry. / Kızgın oldukları anlaşılıyor.<br /><br />7) It + take + nesne + ad öbeği + inf + tümleç<br />It takes them two hours to get to school. / Okula varmaları iki saat sürer.<br /><br />8) Cleft sentences (ayrık tümceler) : İt + olmak + vurgulanacak öğe + that / who + tümleç<br />It was your children that threw a stone at the window. / Pencereye taş atan sizin çocuklarınızdı.<br />It was Mehmet who (that) wore his best suit to the dance last night. Dün akşam danseden en iyi giysiyi giyen Mehmet'ti.<br />It was his best suit that Mehmet wore to the dance last night. Mehmet'in dün akşam dansta giydiği en iyi giysisiydi.<br />It was in September that I first noticed it. / Onu ilk kez Eylül'de farkettim.<br /><br />Açıklama :<br />Ayrık tümceler genellikle it + be ile başlar ve daha sonra vurgulanacak öğeler gelir. Be'nin en yaygın kullanılan biçimleri it is ve it was'dır. Tümcelerin eylem dışındaki her öğesi vurgulanabilir. Özne vurgulandığında that yerine who kullanılır. Özne vurgulandığında zamirlerin özne ve nesne biçimleri kullanılabilir; Örn: It was I who ya da It was me who. (İkinci biçim daha gündelik bir kullanımı yansıtır.)<br /><br /><br />TÜMCE BAĞLAÇLARI<br />Tümce bağlaçları genellikle iki ya da daha çok yalın ve karmaşık tümceyi bağlayabilir. Tümce bağlaçlarını kullanmak için önce tümcelerin doğru olması gerekir. Girişte de değinildiği gibi ingilizce tümce, temelde özne + eylem + nesne (tümleç) düzeninden oluşur. Şöyle bir soru düzeniyle tümce öğelerinin eksikliği bulunup bulunmadığı araştırılabilir. Kim; ne (özne) + (iş, oluş), (eylem) + kimi neyi (nesne) + kime, neye (dolaylı nesne) + nasıl (tarz zarfı) + nerede (yer zarfı) + ne zaman (zaman zarfı). Elbette bütün tümcelerde bu öğelerin tümü bulunmaz ama özne + eylem + tümleç kaçınılmaz olarak vardır. Aşağıdaki örnekleri incelerken bu noktaları göz önüne almak uygun olacaktır.<br /><br />1. Sıralayıcı bağlaçlar: first, second, finally, to begin with, next, then, the first thing etc.<br />Several reasons can be given for the change in the attitude of many people. To begin with, they fear the outbreak of a nuclear war. In the second place, they're concerned over the continuning pollution of the environment. / Birçok kimsenin tutumlarındaki değişiklik için çeşitli nedenler ileri sürülebilir. En başta bir nükleer savaş çıkmasından korkuyorlar. İkincisi çevrenin giderek kirlenmesinden kaygı duyuyorlar.<br /><br />2. Ekleme bağlaçları: and, also, what's more, equally, besides, too, indeed, actually moreover, in addition vb.<br />We saw many interesting towns and cities on our tour. In addition, we met several nice people. / Gezimizde birçok ilginç kasaba ve kent gördük. Ayrıca birçok iyi insanla tanıştık.<br /><br />Açıklama:<br />Yuk