tag:blogger.com,1999:blog-53377081439614512242009-07-05T04:42:13.110+03:00Günay Doğan | Kişisel Bi'şeyGünay Doğanhttp://www.blogger.com/profile/12478781574041842558gnydgn@gmail.comBlogger266125tag:blogger.com,1999:blog-5337708143961451224.post-54418562762672067862009-06-28T03:57:00.006+03:002009-06-28T04:07:43.284+03:00İran'da Ayaklanma; Bende Rüya<a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_bVu37zVD5Dw/SkbBxVoZMbI/AAAAAAAABFM/LU2GXKwYMmI/s1600-h/iran.jpg"><img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 129px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_bVu37zVD5Dw/SkbBxVoZMbI/AAAAAAAABFM/LU2GXKwYMmI/s200/iran.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5352178260540731826" /></a>Ekşi Sözlük'teki "13 haziran 2009 iran ayaklanması" başlığına, 2 gün önce aşağıdaki entry'i girmiştim. Aynen buraya kopyalıyorum, gördüğüm ilginç bir rüya. Birçok tezatlığı içinde taşıyan bir garip rüya. Başlıyor:<br /><br /><b>13 haziran 2009 iran ayaklanması:</b> <span style="font-style:italic;">gece rüyamda gördüğüm ayaklanmadır. burdan bir otobüs tutuyoruz. güya, birçok kişiyi otobüslerle iran'a taşıyacağız, ordaki ayaklanmaya destek sunacağız. kimler yok ki arabada? kardeşim, dedem, yengem, kuzenlerim ve birçok arkadaşım. otobüste 35 kişiyiz. bir de otobüsü tutan, insanları ikna eden, bilinçlendiren bir ablamız var başımızda. soruyorum: 2 gün sürer değil mi yolculuk? "evet" diyor. içimden "çok uzun ya bu süre" deyiveriyorum. rüya saçmalamasıyla "uçak tutsaydık daha mantıklı olmaz mıydı?" diye soruyorum. "olur muydu sence günay?" diye sorunca söz konusu abla, başımı önüme eğiyorum.</span><span class="fullpost"><br /><br /><span style="font-style:italic;">otobüs sık sık molalar veriyor. her mola verişinde de ben otobüsten kaçmak istiyorum. hala türkiye'deyiz nasıl olsa. yakalanıp hapse koyulursak, derdimizi nasıl anlatacağımızı düşünüyorum. kaçmayı unutunca da aklıma kardeşim geliyor. daha küçük, lise çağında. "ne işi var onun burda?" diye düşünüyorum bir de içten içe. ama düşündüğüm şeye bak, yan tarafımda 70'ini geçmiş dedem çatışmaya gidiyor.<br /><br />arkadaşlarım otobüsün arkasında türküler, marşlar söylüyor. yine rüya saçmalaması içerisinde toros dağlarının en yüksek noktasında mola veriyoruz güya. toros dağları filan şu anda bilmiyorum ama rüya içerisinde gayet mantıklı geliyor. yan tarafımda yengem "ince memed toroslardan gürledi" diye "ince memed" parçasına giriyor. ancak kendisinden ses erkek gibi çıkıyor. rüya saçmalaması içerisinde bu da mantıklı geliyor bana.<br /><br />ince memed toroslar’dan gürledi<br />buhurcular kulak verip dinledi<br />onyedi kurşunu yedi ölmedi<br /><br />kardeşim dağlarda geziyor; daha doğrusu koşuyor, tepeleri filan aşıyor, iniyor çıkıyor garip garip. toros dağları da, küçükken bolca izlediğim heidi çizgi filmindeki dağların aynısı. bizim toroslarımız, rüyamda alp dağları olarak karşıma çıkmış. böyle dağların doruklarında hafif karlar, yemyeşil düzlükler, inekler, koyunlar filanlar falanlar. bu arada arkadaşlarım yan tarafta okey masası kurmuşlar. çatışma öncesi biraz eğlenelim diyenler var.<br /><br />sonra oturuyorum. güya toroslardan iran görülebiliyormuş da iran sınırına bakıyorum. tam sınırların olduğu yerden itibaren dumanlar yükseliyor. sanki uzaydan bakıyorum gibi, ancak bir fark var. uzaydan fiziki olarak görebileceğim iran haritasına birisi sarı çizgiler koymuş, sınırları belli etmiş. google earth'te ülke sınırlarını belli ederiz ya, öyle bir şey; hatta tam olarak öyle diyebilirim. kara dumanları gördükçe içimden "gitmeyelim, gitmeyelim" demelerimi çoğaltıyorum. sürekli dayak yiyeceğimizi, hapse atılacağımızı, herkesin orda bizi unutacağını, sokakta kurşun yiyebilip ölebileceğimizi; kardeşimi, akrabalarımı ve arkadaşlarımı düşünüyorum.<br /><br />sonra yeniden otobüse binecekken rüyam son buluyor. kalkıyorum. gözlerimi faltaşı gibi açıyorum yatakta. faltaşı gibi açıyorum ki bir daha uyumayayım, rüyaya geri dönmeyeyim. "iyi ki bitmiş" diyorum. rüyamda her şey o kadar korkutucu ki. ve umutsuz.<br /><br />ben basit bir rüyada bile bu kadar korkuyorum; bir de iran'da rüya değil gerçeği yaşayanlar var: her an öldürülebilecekler, dayak yiyebilecekler, hapse gönderilebilecekler...<br /><br />zor onlar için her şey. sıradan bir ülkede çıkabilecek isyandan daha farklı onların isyanı. birlikte hareket etme ihtimalleri az; birlikte ölüm ihtimalleri çok olan bir halkın isyan bu. cesarete en çok iranlı gençlerin ihtiyacı var şu zamanlarda. bilmiyorum ki ne desem.</span><br /><br />Kib Öpt By!</span><div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5337708143961451224-5441856276267206786?l=www.gunaydogan.com'/></div>Günay Doğanhttp://www.blogger.com/profile/12478781574041842558gnydgn@gmail.com3tag:blogger.com,1999:blog-5337708143961451224.post-3464112913048142992009-06-26T16:08:00.008+03:002009-06-26T16:42:12.514+03:00Şeytan Tüyü Bolluğu Yaşarken<a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_bVu37zVD5Dw/SkTO7DaxgFI/AAAAAAAABEk/98M_qWOAOPk/s1600-h/%C5%9Feytan.jpg"><img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 150px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_bVu37zVD5Dw/SkTO7DaxgFI/AAAAAAAABEk/98M_qWOAOPk/s200/%C5%9Feytan.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5351629771148197970" /></a>Yaz aylarında farkettiğim bir bolluktan söz edeyim size. Kışın başımızı, götümüzü örttüğümüz için pek farkedemediğimiz bir bolluk belki de bu. Evet efendim açıklıyorum: Şeytan tüyü bolluğu. "Nedir bu şeytan tüyü, ne işe yarar, neden çıkar, bu ne lan çabuk açıkla?" diyenlere açıklamalarım var aşağılarda, bir yerlerde.<br /><br />Şeytan tüyü dediğimiz şey, bir şeytanda bir de pek sevgili insanlarda bulunan bir tüy; genellikle beyaz renkte olur, diğer tüy ve kıllardan 10 misli daha uzun olabilir :) Böylece garip bir şeydir. Mesela dün denize gittik ve hemen birisini kaşfettim. Arkadaşlarıma gösterdim, gösterirken ben de bir an şok oldum çünkü iki parmağımla tutup çektiğim bu tüy, hayvansal boyutlara ulaşmıştı. Hiç abartmıyorum en az 20 santim; fazlası olur, azı olmaz. 20 santimlik bir tüy diyorum lan. Alo!<span class="fullpost"><br /><br />Yukarıda bahsettiğim 20 santimlik tüyüm, akşam saatlerine doğru yerinde yoktu. Muhtemelen bu durumdan hoşlanmayan bir arkadaşım, tüyümü koparmış olacak :( Bilmiyor ki şeytan tüyü koparanların, işi yolunda gitmez, ayağı çamurdan çıkmaz... Peh, benim için hava hoş. Yeniden çıkar ne de olsa. Mesela şu an özenle yetiştirdiğim bir tanesi 10 santime yaklaştı, bir diğeri de boynumda yine 6-7 cm en az. Ben her gün bunları ölçüyorum, suyunu veriyorum, ilaçlıyorum. Bakımını yapıyorum anlayacağınız.<br /><br />Bu tüye sahip olanların da tabi çeşitli ayrıcalıkları varmış. Mesela genelde başarılı olurlarmış, dikkat çekerlermiş, ayrıcalıklı görünürlermiş, kendini çok sevdirirmiş vs. Güzel şeyler bunlar.<br /><br />İnce görünüşü olduğu için hemen koparılırmış gibi görünen bu tüy zor kopuyor sanırım. Hiç kendim koparmadım ancak hafif çektim, kopar gibi sandığım bu tüyler, deriye nasıl yapışıyorsa artık kolay kolay ayrılmıyor bu sevdadan. "Burda durcam, uzadıkça uzicam, devasa boyutlara ulaşcam, hepinizin gtüne koycam" havaları var. Az önce yazdığım şeyi, sizi güldürmek için yazdım. Umarım güldürebilmişimdir. Teşekkür ederim ilginiz için.<br /><br />İşin şakası, saçmalanamayışı, garipliği, gerizekalılığı bir yana; bu tüylerden neden bende çıkıyor bilmiyorum ama kendilerinden pek de rahatsız olduğum söylenemez. Öyle geçiniyoruz. Ben şeytan, o tüyüm. Sevgiyle!<br /><br />Kib Öpt By!</span><div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5337708143961451224-346411291304814299?l=www.gunaydogan.com'/></div>Günay Doğanhttp://www.blogger.com/profile/12478781574041842558gnydgn@gmail.com7tag:blogger.com,1999:blog-5337708143961451224.post-13654182690550416552009-06-26T01:27:00.008+03:002009-06-26T01:37:19.545+03:00Michael Jackson ÖldüBöyle açık ve net bir biçimde "öldü" demek garip tabi; garip olmakla birlikte acı verici bir durum halihazırda. Henüz Türk medyasına düşmemiş olan bu haber muhtemelen gerçek. Dünya medyasında gece saat 12'ye doğru geçen bu haber doğruysa -resmi açıklama olmadığı için ihtimallerden bahsediyorum- gerçekten üzücü bir haber.<br /><br />Ne kendisini bolca dinlerim, ne de hayranıyım falan filan. Ancak ne kadar büyük kitleleri peşinde koşturduğunu bilirim. Dünyanın en çok satan albümü Thriller'in sahibi olduğunu bilirim. Bu albümün 46 milyona yakın sattığını bilirim. Bir de kendisi hakkında çıkan sansasyonel haberleri bilirim ki şu an bunlardan bahsetmek, adamın sanatına ve anısına da saygısızlık olur. Bu yazıyı da bir anlık üzüntü ile yazdım zaten. Bahsetmeseydim kısa da olsa, içim rahat etmezdi.<br /><br />Pop müzik tarihinde bir devir daha kapandı. Kalp krizi; genç sayılabilecek bir yaşta böyle bir yıldız kaydı maalesef. Bu arada Ntvmsnbc'ye an itibariyle haber düştü:<div><br /><a href="http://www.ntvmsnbc.com/id/24978806/">http://www.ntvmsnbc.com/id/24978806/</a></div><div><br />Kib Öpt By!</div><div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5337708143961451224-1365418269055041655?l=www.gunaydogan.com'/></div>Günay Doğanhttp://www.blogger.com/profile/12478781574041842558gnydgn@gmail.com3tag:blogger.com,1999:blog-5337708143961451224.post-29540998461531497052009-06-23T01:32:00.007+03:002009-06-23T03:03:37.930+03:00Karafatma, Allah Belanı Versin!<a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_bVu37zVD5Dw/SkAbHgFZ-HI/AAAAAAAABEU/Di1LGXRI5lw/s1600-h/cockroach123.jpg"><img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 164px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_bVu37zVD5Dw/SkAbHgFZ-HI/AAAAAAAABEU/Di1LGXRI5lw/s200/cockroach123.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5350306173001791602" /></a>Sıcaklar arttığından mıdır, bizim evimiz rutubetli midir, mutfağımız çok zengin de ondan mıdır, yoksa benim çok çekici olduğumdan mıdır bilemiyorum ama karafatmalarla fena halde başım dertte. Genellikle hamam böceği diye adlandırılan bu ibnenin evlatları, geceleri ortaya çıkıyor, hiç olmadık anda karşımda dikiliyor ve beni korkudan altıma sıçtırtıyor.<br /><br />Genellikle mutfakta karşılaşıyorum bunlarla. Mutfağın ışığını açar açmaz hiç hareket etmiyorum ki; nerede olabildiklerini, nereye kaçabildiklerini göreyim. Bazen ayağımın dibinde oluveriyor, ayağıma doğru hamle yapıyor ki çığlık atasım geliyor, evdekilerin de uyanıp ağzıma sıçması geliyor. Bir de bünyesi zedelenmiş olanları var bunların ki o çok daha tehlikeli. Önlem amaçlı aldığımız böcek tableti; adi olduğundan mıdır nedir, bunları öldürmüyor ama sarhoş gibi dengesizleştiriyor. Önceleri ışık açılınca, benden uzak kaçan bu hayvanlar, şimdi tabletin etkisiyle üzerime üzerime bilinçsizce koşuyor. Biraz daha kafayı bulsa, evin içinde beni kovalayacak yemin ederim :(<span class="fullpost"><br /><br />Evrime inanmayan arkadaşlara da çağrımdır. Bir hamam böceğinin nasıl evrim geçirebileceğini, size birkaç gün içerisinde ispatlayacağım. Hiç öyle milyon yıl beklemeye gerek yok. Bizim evdeki karafatmalar, çok yediğinden midir nedir, böcekçillerden çıkıp direkt kemiriciler sınıfına giriş yapıyor. Faremsi karafatmaya rastladım bizim evde. O kadar büyük ya :(<br /><br />Şimdi araştırdım, bunların uçabilenleri de varmış. Ben bunları havada hayal edemiyorum. Ciddi ciddi banyonun ya da mutfağın ışığını açınca üzerime doğru uçan bir karafatma görürsem orda hakkın rahmetine kavuşurum. Lan valla dilim tutulur, "yusuf yusuf" denilen 'şey'i orada yaşarım. Hem bu bizim evdekiler uçarsa, ben bunlara "uçan hamam böceği" değil; direkt karga derim. İbnelerin bir bacağı var, bizim bacakgillere mensup mankenlerimize taş çıkarırlar valla. Lan bir böceğin 2 santim bacağı olur mu?<br /><br />Neredeyse gördüğüm her karartıyı bu embesillerden birisi sanıp geri çekiliyorum. Ciddi bir korkaklık şeysi yarattı bu hayvanlar bende. Ama tüm bu olumsuzluklara rağmen neredeyse hiç karafatma öldürdüğümü hatırlamıyorum. Hatta birçoğunun hayatını kurtardım. Kaza geçirip ters dönmüş olan karafatmaları, düz çevirip hayata döndürdüklerimi hatırlarım. Bu hareketimi kendi kendime bir meşrulaştırırım ki sormayın: "Ya onlar da can taşıyor, hem yazık onlara da, ben onlardan onlar benden korkuyor, belki onun da hisleri vardır, çocukları onu öldürürsem öksüz kalır" filan falan. Evet bir karafatma için bunları söyleyebilen birisi ya delidir, ya da korkudan kafayı sıyırmıştır ki bence ikinci şık bana daha uygun.<br /><br />Mutfağa ve banyoya gitmeye cidden korkuyorum. Işığı açınca; tabureye oturmuş, masaya kollarını uzatmış, iki elini birleştirip bana "Merhaba hacı!" diyebilecek bir karafatmadan korkuyorum. Böcekçillerden kemirgenlere hızlıca geçiş yapan bu hayvanların, insansılara geçiş yapması pek de zor olmasa gerek. Bunlar bizi evden mevden de kovar valla. "Günay, şu meşhur sandviçlerinden yap da yiyelim mına koyim" diyebilecek bir karafatma hayal etmeye başladım. Bismillahirrahmanirrahim... Sevgiyle!<br /><br /><span class="Apple-style-span" style="font-size: x-small;">Not: Bu yazı anlayacağınız üzere devasa boyutlarda abartmalarla bezenmiştir. "Anlayacağınız üzere" ise neden belirtme gereği duydum? O da benim manyaklığım.</span><br /><br />Kib Öpt By!</span><div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5337708143961451224-2954099846153149705?l=www.gunaydogan.com'/></div>Günay Doğanhttp://www.blogger.com/profile/12478781574041842558gnydgn@gmail.com8tag:blogger.com,1999:blog-5337708143961451224.post-23193732044144932272009-06-15T00:06:00.008+03:002009-06-15T01:29:04.176+03:002009 ÖSS<a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_bVu37zVD5Dw/SjV0_lvgqOI/AAAAAAAABBE/FG6q2pPGfw4/s1600-h/%C3%BCzg%C3%BCn.jpg"><img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 150px; height: 250px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_bVu37zVD5Dw/SjV0_lvgqOI/AAAAAAAABBE/FG6q2pPGfw4/s320/%C3%BCzg%C3%BCn.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5347308768384297186" /></a>İçimi dökmek istiyorum bugün. Tam zamanıdır. Diyordum ki az evvel, dışarı çıkayım da hava alayım; ancak sonra vazgeçtim, evde kalıp içimi bloguma dökmek, en doğrusu olur diye düşündüm. Ne mi yazacağım şimdi? Dün geceden itibaren yaşadıklarımı, bugünkü sınavı ve hali hazırdaki ruh halimi. Okumak isteyenlere, pek esprili bir yazı sunamayacağımı söyleyeyim ancak.<br /><br />Dün gece çok heyecanlıydım. Oysa, ÖSS öncesi ve ÖSS sırasında çok da heyecanlanan bir tip değilimdir. Yarın ÖSS'ye girecek olmamdı elbette beni bu kadar heyecanlandıran. Edebiyattan bazı eksikliklerimi tamamlamak istedim. 1 saat kadar edebiyata göz attım. Yazar-eser eşleştirmelerine kafa yordum. 12 gibi yatağa girdim. Yatağa girer girmez, kendimi bir işkencenin ortasında buldum.<span class="fullpost"><br /><br />Yatağım çok ısınmıştı sanki. Başımın altındaki yastık, "fazla" geliyordu bana. Başımı bir yastığın altına, bir üstüne koyuyordum. Yastığın soğuk tarafını bulup da mutlu olmak vardır ya bizde, dün gece aynısını bir kez daha yaşadım. Karanlıktan görünmeyen duvarları görür oldum. Odam küçüldükçe küçüldü. Duvarlar daraldıkça daraldı. Kurtulmak istedim bu kapandan, kalktım su içtim, yeniden yatağıma döndüğümde her şey aynıydı. Huzursuzdum. Bir mühlet sonra yine kalktım yatağımdan, bu sefer oturma odasına gittim, koca pencereyi çift taraflı açtım. Derin nefes alıp, rahatlamaya çalıştım. Kendimi rahatlamış hissetmiş olacağım ki yeniden döndüm yatağa. Saatimin 2'ye yaklaştığını hatırlıyorum, başka da bir şey hatırlamıyorum; uyuya kalmışım.<br /><br />Saat 6 civarları kalktım. Çalar saate ihtiyacım olmadı. 15-20 dakika yatağımda oyalandım. 6 buçuğa doğru kalkıp banyo yaptım. 7 buçukta duraktaydım. Dolu dolu iki otobüs bizi almayınca, birkaç arkadaş ile birlikte taksi tuttuk. 8 buçuğa doğru okuldaydım. Dün geceki heyecanımdan eser yoktu. Kendime yeniden güveniyordum, sınava girecek ve istediğim puanı alıp çıkacaktım. Hem denemelerde birçok kez almıştım hedeflediğim puanı. Ayrıca ÖSS soruları daha netti ya, kolay iş deyip kendimi rahatlatıyordum. 9'da sınav salonlarına alınacağımızdan, aradaki yarım saati kaldırımda oturarak, kekimi yiyerek ve boğazı seyrederek geçirdim.<br /><br />Saat 9.30 olduğunda sınav da başlamıştı. Yine heyecan yoktu. İlk birkaç soruyu hızlıca cevapladım. Bazı sorularda çelişkide kaldım, boş bıraktım. Sonlara doğru artan paragraf sorularında kafayı yiyecek gibi oldum. Normalde en fazla 25 dakikamı ayırdığım Türkçe sorularına, bu sefer 35-40 dakika ayırmak zorunda kalmıştım. Sosyal Bilgiler ve Edebiyat sorularını da "hızlı" sayılmayacak bir şekilde çözdüm. Bu 3 dersin çöüzümü normalde 1 saat 15 dakikayı geçmezken, ÖSS'de 1 saat 45 dakikayı buldu sanıyorum. Ama henüz asıl kabus dolu dakikalara gelmemiştim.<br /><br />Matematikte 18. ya da 19. sorudaydım, kolumdaki saat yerine duvardaki saate bakayım dedim. Saatin 11.45 olduğunu gördüm ki, tam o anda bana neler olduğunu anlayamadım. Hiç heyecanlanmayan benim, ellerim titremeye başladı. Tam titremede değil; bir dengesizlik başladı. Yaptığım işlemi unutuyorum, aklımda tutmam gereken bir kaç ayrıntıyı kaybediyorum, sürekli kendi kol saatime bakıyorum. Çok az zamanım kalmıştı. Son 15 dakikada eski sorulara dönmem gerektiğinden, sadece 45 dakikam vardı ve ben matematik 1. bölüm 19. sorudaydım. Daha çözmem gereken matematik 2. bölüm soruları vardı ki ben matematik 1. bölümün ortasındaydım nerdeyse. Bu düşünceler beynimi kemirirken ben de tırnaklarımın çevrelerindeki etlerimi koparmaya başladım. Sol baş paröağım ve sağ işaret parmağım kan içinde kaldı. Soru kitapçığına kan bulaştı. Gözetmenlerden birisi fısıldayarak "Selpak?" dedi, ben "Hayır, emerim." dedim yine kısık ses ile. Kanayan iki parmak, soru kitapçığı, titrer gibi salınan eller, bir türlü odaklanamayan beyin, hızla ilerleyen dakikalar...<br /><br />Şimdi sınav bitti. Matematik 2'ye sadece 15-20 dakika ayırabildim. O 15-20 dakikayı da hiç saymıyorum bile. Ne adam gibi soru okuyabildim ne de başka bir şey. Saat 11.45 beni mahvetti. 11.45'e kadar ne yaptıysam oydu. Nitekim 11.45'e kadar yaptığım sorularda matematik 2. bölüm yoktu.<br /><br />Matematik 2. bölümden neredeyse 0. Matematik 2 olmadan, geçen yılki puanıma yakın bir puan alacağım. Hedefleridğim bölüme gidemeyeceğim belki ama İstanbul'da 4 yıllık bir bölümü okuyacağım. Zaten çocukluğumdan bu yana bir meslek istemedim ya neyse.<br /><br />Kötüyüm. Moralim bozuk. Günüm berbattı. Aldığım haberler de yıkıcıydı.<br /><br />Beni bu İstanbul sevdası mahvetti. Mahvetti de yine de bir sevdadır bağlanmışım ona. Bugün boğaza bakınca sınavdan önce, bir kez daha dedim bunu. Yerim burası benim. Kopamam bir daha hayatımda. Zaten bu kopamamazlıktı ya bugün parmağımı kanatan, kitapçığı kanlar içinde bırakan.<br /><br />Kib Öpt By!</span><div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5337708143961451224-2319373204414493227?l=www.gunaydogan.com'/></div>Günay Doğanhttp://www.blogger.com/profile/12478781574041842558gnydgn@gmail.com9tag:blogger.com,1999:blog-5337708143961451224.post-72301248378829004582009-06-13T20:55:00.002+03:002009-06-13T20:57:41.202+03:00Küt küt atıyor kalbim!Küt küt atıyor kalbim!<br /><br />Kib Öpt By!<div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5337708143961451224-7230124837882900458?l=www.gunaydogan.com'/></div>Günay Doğanhttp://www.blogger.com/profile/12478781574041842558gnydgn@gmail.com4tag:blogger.com,1999:blog-5337708143961451224.post-11792039755752084392009-06-07T00:18:00.011+03:002009-06-07T01:11:35.769+03:00ÖSS ile ilgili naçizane isteklerim<a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_bVu37zVD5Dw/SirlzuJF2GI/AAAAAAAABAc/hL7bWvLcMj0/s1600-h/k_Ali__KILIC_Kirazlitepe.jpg"><img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 250px; height: 130px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_bVu37zVD5Dw/SirlzuJF2GI/AAAAAAAABAc/hL7bWvLcMj0/s320/k_Ali__KILIC_Kirazlitepe.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5344336584550766690" /></a>Benim öğrenim durumumu bilenler, son bir kaç yılda, ne kadar karışık durumlar yaşadığımı da bilirler. Önce güzel bir başarı ancak daha sonrasında belki de yanlış verilmiş kararlarla gelen başarısızlıklar. Şimdi söz konusu başarısızlıkların üzerini örtmek için son soluk, son nefes, son gayret...<br /><br />Bugün "Sınav Giriş Belgesi" geldi. Ben açamadım zarfımı. Nerede sınava gireceğimi, ben öğrenemedim. Benden önce akrabalarım bakmış bile nerede gireceğime. Zararı yok elbette, alışığım zaten bu tip şeylere. Zarfı elime aldım, bakılmış olan belgeme bir de ben baktım. Hangi okulda girecektim sınava? Önemliydi elbet bunlar.<br /><br />Kirazlıtepe diye bir yer. Fotoğrafını görüyorsunuz zaten. Üsküdar'a bağlı. Önceki yıl, bir arkadaşım da aynı okulda sınava girdiği için, tanıyorum okulu. Geçen sene görünce de hayran kalmıştım ve "Ne güzel manzarası var böyle" diye söylenmiştim. Okul güzel de benim isteklerimi bakalım nasıl karşılayacaksınız. Hazır olun :)<span class="fullpost"><br /><br />O gün, beni destekleyenleri orda görmek istiyorum. Sınav süresince, "Günay Günay Günay" tezahüratları eksilmesin. Cam kenarında oturursam eğer, zorlandığım bir soruda size yaptığım bir işaret ile "Aaaaa" diye üzülmenizi, tam tersinde ise "Olley" sesleri içerisinde sevinç çığlıkları atmanızı istiyorum.<br /><br />Sınav bitince, beni merdivenlerde karşılayacaksınız elbette. Ağzıma bakın hemencecik. Eğer gülümsüyor isem, daha önce hazırlamış olduğunuz havai fişeklerin fitillerini ateşlemenizi istiyorum. Konfetiler, okul binasının üstünden bırakılsın üzerime. Tam tersi bir durumda ise göz yaşlarınızın sel olmasını istiyorum. Bu arada güzel bir durumda patlatılacak olan şampanyaların, adi olmamasını, adıma yaraşır bir marka olmasını söylemeyi gerek bile duymuyorum.<br /><br />En önemlisini yine tekrarlıyorum. Sınav boyunca sürekli tezahürat. Şimdiden ayarladım; birkaç ünlü sanatçı da orda olacak. Aslen Üsküdarlı olduğunu sandığım Ceza, arkadaşlarıyla orda olacak. Metallica solisti James Hetfield da orda olacak, söylememe gerek yok sanırım; bilirsiniz zaten kendisiyle samimiyetimi. Adriana Lima, önceki gece bende kalacak zaten, ertesi gün yine sizinle tezahüratlarda bulunacak şahsım için. Bu Acun, Adriana'nın geleceğini öğrenmiş olacak ki "Günay, ben de başarılı olmanı istiyorum, gelip destekleyeyim mi?" diye sordu ama aldığı cevabı yazmıyorum buraya. Küfürlü canım.<br /><br />A bu arada benim için önemsiz olan bir mesaj, ayıp olmasın diye yayınlıyorum. Üsküdar Belediye Başkanı Mustafa Kara'nın kısa mesajı:<br /><br /><i>"Sevgili Günay'ın bizim ilçemizde sınava girmesi, gerek ilçemizin tanıtımı, gerekse ilçemizde yaşayanların memnuniyeti açısından çok sevindiricidir. Şimdiden başarılar diliyorum."</i><br /><br />Bu arada, desteklemeye gelemeyecek olanlar, aynı gece düzenleyeceğim kokteyle gelebilirler. Başarılı olmam ya da olmamam, bu kokteylin düzenlenmesi konusunda ölçüt olmayacak. Yaklaşık 500 bin kişi olacak. Mekanı tahmin edenler vardır muhakkak. Reina diyorsunuz değil mi? Yanıldınız tatlı insanlar:) İstanbul Valisi Muammer Güler, öğleden önce açtığı telefonda, gece yapılacak olan kutlamalar için her iki boğaz köprüsünün de kapatılabileceğini söyledi. Ben acıdığım için sadece Boğaziçi Köprüsü'nün kapatılmasını uygun gördüm.<br /><br />14 Haziran gecesi, İstanbul'un yalılarının ışıkları boğazın sularına vururken, Kız Kulesi yine yalnızken ve ay yine soluk ışıklarıyla gökyüzünden bizi seyrederken, kadehlerimizi kaldırmak güzel olacaktır eminim. <br /><br />Yalnız taşkınlık yapmak yok gençler. Adriana filan... Şimdiden uyarayım ;) Sevgi ile!<br /><br />Kib Öpt By!</span><div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5337708143961451224-1179203975575208439?l=www.gunaydogan.com'/></div>Günay Doğanhttp://www.blogger.com/profile/12478781574041842558gnydgn@gmail.com16tag:blogger.com,1999:blog-5337708143961451224.post-82778297840323234122009-06-03T23:54:00.005+03:002009-06-04T00:08:52.602+03:00Haziranda Ölmek Zor<a href="http://3.bp.blogspot.com/_bVu37zVD5Dw/SibmCSulRqI/AAAAAAAABAE/jpTEPbyZQek/s1600-h/aydin.jpg"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5343210934983018146" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 150px; CURSOR: hand; HEIGHT: 200px" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_bVu37zVD5Dw/SibmCSulRqI/AAAAAAAABAE/jpTEPbyZQek/s200/aydin.jpg" border="0" /></a>3 Haziran bitmek üzere, 4'üne gireceğiz ayın. Dün, yani 2 Haziran'da, Ahmed Arif ve Orhan Kemal ustalarımızı kaybetmiştik. Bugün de Nazım Hikmet'i. Onlar gibi olmak lazım derim hep. "Üretmek" ama sadece üretmek değil; öyle üretmek ki, ürettikleriyle başkalarını etkilemek. ";)"<br /><br />Zaman darlığı bir yana, yazacak pek de bir şey bulamıyorum böyle günlerde. Ancak ne olursa olsun, birkaç satırla olsa da anmak gerekliydi. Hüzünlü cümleler kurup da onların anısına ters düşmek istemiyorum. Bizim için bu aşamada; marifet, onları hüzünle anmak değil; onlar gibi hayata bakabilmek.<br /><br />"Haziranda Ölmek Zor" demiş şair. Haziranda doğan birisi olarak, haziranda ölen ustalarımızı saygı ile anıyorum.<br /><br />Kib Öpt By!<div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5337708143961451224-8277829784032323412?l=www.gunaydogan.com'/></div>Günay Doğanhttp://www.blogger.com/profile/12478781574041842558gnydgn@gmail.com6tag:blogger.com,1999:blog-5337708143961451224.post-39117878260771249282009-06-02T17:50:00.007+03:002009-06-02T21:06:32.668+03:00Kiraz meyve ise diğerleri meyvemsidir!<a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_bVu37zVD5Dw/SiVFFE6kjSI/AAAAAAAAA_8/nAYsxyZ_AAg/s1600-h/kiraz.jpg"><img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 150px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_bVu37zVD5Dw/SiVFFE6kjSI/AAAAAAAAA_8/nAYsxyZ_AAg/s200/kiraz.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5342752486466030882" /></a>Yeni bir meyve keşfettim. Adı kiraz. Böyle koyu kırmızı bir rengi var. Kendisine bakınca aklıma önce "al" kelimesi geliyor. Bazıları iri iri. İri boyutlarda zeytinler olur ya, hani "etli zeytin" gibi iğrenç bir tanımlama ile niteleriz; bu da öyle. Bir de kız kardeşi var bunun. Adı vişne. Ama bizim konumuz kız kardeşi değil elbette. İşte böyle bir meyve. İçinden minik bir çekirdeği çıkıyor. Çekirdek deyince korkup paniklemeyin hemen. Nitekim dişimiz ile bir darbe vurduğumuz an, çekirden korkudan fırlıyor yuvasından. Sadece kiraz kalıyor ağzımızda ki tadından yenmez. Şimdi kirazın ne olduğunu size kısaca anlattım. Bundan sonra, bu meyveyi çok iyi biliyormuşsunuz gibi konuya devam edeceğim. Hani, sanki sadece biz üst sınıf insanlar değil de, siz de evinize alıp yiyebiliyormuşsunuz gibi yazacağım. Tamamdır.<br /><br />Bugün 5. gündeyim. 5 gün üst üste, her gün bir kilo olmak üzere, toplam 5 kilo kiraz tüketmiş vaziyetteyim. Yani hiç sıçmasaymışım, 5 kilo almış olacakmışım. Tabi midemin, hiçbir besini yakmadığını da hesaba katıyorum.<span class="fullpost"><br /><br />Bu yazıyı yazarken bile, faremin hemen yanında bir tabak kiraz duruyor. Pardon 1 bölü 3 tabak diyelim çünkü çoğunu mideme indirmiş durumdayım. Şu an ellerimin bazı kısımları hafif kırmızı. Hatta inanmayacaksınız; -ki ben de olsam inanmam- kulağıma 2 adet kiraz takmış vaziyetteyim. Hani olur ya saplarından takılır, şirince.<br /><br />Kiraz alırken dikkat edilmesi gereken hususlara değineyim. Öncelikle kirazlar, ezik olmamalı. Ezik olan kirazlar yerine, gidin vişne suyu alın için, daha mantıklı. Kiraz dediğimiz ağza gelmeli, ısırınca parçalandığını hissetmeli. Daha sonra kirazlar da olgunlaşmalarına bağlı olarak "koyu kırmızı" ve "normal kırmızı" olarak ikiye ayrılır. Siz markete gittiğinizde, üşenmeden koyu kırmızıları alın. Bu "dikkatlenmeler" yeter gibi.<br /><br />Kiraz, hassas bir meyve olduğundan, içerisinde kurt adını verdiğimiz, mide canlısı dost hayvanlar olabilir. Bütün kirazların içini tek tek açıp kontrol etme imkanımız olmadığı için, ağzımıza aldığımız kirazı iyice çiğniyoruz. İyice çiğniyoruz ki, yaşayan bir kurt varsa da midemize inmeden önce ağzımızda hakkın rahmetine kavuşsun. Yoksa bunlar, bir anda ürüyüverirler; midenizde şehir devletleri kurarlar. İğrenç gibi geldi bu kurtçuk yemek filan değil mi? Ama kirazın tadına varmak için kurt yemeyi göze almalıyız :(<br /><br />5 günde 5 kilo yedim. Yaz boyunca da param oldukça alırım muhtemelen. Herkese tavsiye ediyorum. Kiraz meyve ise, diğerlerine "meyvemsi" adını veriyorum. Kiraz yemenizi şiddetle tavsiye ediyorum. Sizleri selamlıyorum. Sevgiyle!<br /><br />Kib Öpt By!</span><div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5337708143961451224-3911787826077124928?l=www.gunaydogan.com'/></div>Günay Doğanhttp://www.blogger.com/profile/12478781574041842558gnydgn@gmail.com12tag:blogger.com,1999:blog-5337708143961451224.post-63689891889859681882009-06-01T15:14:00.000+03:002009-06-01T16:14:20.364+03:00Dünya Hava Trafiğiİnternette birkaç hafta önce keşfettiğim bir video bu. Tam bilgisayarımdaki "Geri Dönüşüm Kutusu" isimli yere gönderiyordum ki; dedim "Yazık, blogumdaki garibanlar da izlesin de Dünya'daki hava trafiğinin günlük ne kadar dev boyutlarda olduğunu öğrensinler." Hiç kimseyi cahil ve cühela bırakmayacağım. Söz veriyorum. Öperim.<br /><object width="400" height="330" class="BLOG_video_class" id="BLOG_video-cb05f8ec43418d38" classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="movie" value="http://www.blogger.com/img/videoplayer.swf?videoUrl=http%3A%2F%2Fvp.video.google.com%2Fvideodownload%3Fversion%3D0%26secureurl%3DqAAAAHZQAKfu6jF-JfdYz_38Vlim9NLa3iItj3H9CZRyLm8yh_aTaE3Y8CkEHIwvNBvWP7wXjYQVljUAzL_1d0IfD48aSLkf_JFBI8T5emt8F3lPFrCxSrbMYQebzhBEON1rchpmakvGGnDYUfrv7BDGuxVZ_uqGtrbTG1aoifPJNKgy8GZ-Qk0MyLtYytzL4E2cwSzW5gE_SQGWeAIMpS0ltcVQd8be9U5WXVst6sWVUJVH%26sigh%3Dz5pr993T7txI-EwwFKVinjYX50A%26begin%3D0%26len%3D86400000%26docid%3D0&nogvlm=1&thumbnailUrl=http%3A%2F%2Fvideo.google.com%2FThumbnailServer2%3Fapp%3Dblogger%26contentid%3Dcb05f8ec43418d38%26offsetms%3D5000%26itag%3Dw320%26sigh%3DSVK2z2QmRueTlGoPod8wxY2Vonw&messagesUrl=video.google.com%2FFlashUiStrings.xlb%3Fframe%3Dflashstrings%26hl%3Den"><param name="bgcolor" value="#FFFFFF"><embed width="400" height="330" src="http://www.blogger.com/img/videoplayer.swf?videoUrl=http%3A%2F%2Fvp.video.google.com%2Fvideodownload%3Fversion%3D0%26secureurl%3DqAAAAHZQAKfu6jF-JfdYz_38Vlim9NLa3iItj3H9CZRyLm8yh_aTaE3Y8CkEHIwvNBvWP7wXjYQVljUAzL_1d0IfD48aSLkf_JFBI8T5emt8F3lPFrCxSrbMYQebzhBEON1rchpmakvGGnDYUfrv7BDGuxVZ_uqGtrbTG1aoifPJNKgy8GZ-Qk0MyLtYytzL4E2cwSzW5gE_SQGWeAIMpS0ltcVQd8be9U5WXVst6sWVUJVH%26sigh%3Dz5pr993T7txI-EwwFKVinjYX50A%26begin%3D0%26len%3D86400000%26docid%3D0&nogvlm=1&thumbnailUrl=http%3A%2F%2Fvideo.google.com%2FThumbnailServer2%3Fapp%3Dblogger%26contentid%3Dcb05f8ec43418d38%26offsetms%3D5000%26itag%3Dw320%26sigh%3DSVK2z2QmRueTlGoPod8wxY2Vonw&messagesUrl=video.google.com%2FFlashUiStrings.xlb%3Fframe%3Dflashstrings%26hl%3Den" type="application/x-shockwave-flash"></embed></object><br />Kib Öpt By!<div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5337708143961451224-6368989188985968188?l=www.gunaydogan.com'/></div>Günay Doğanhttp://www.blogger.com/profile/12478781574041842558gnydgn@gmail.com1tag:blogger.com,1999:blog-5337708143961451224.post-12848460759344967322009-05-31T14:02:00.006+03:002009-05-31T15:19:17.447+03:00Asker uğurlamak ve hayvanlaşmak!<a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_bVu37zVD5Dw/SiJzVQokhRI/AAAAAAAAA_s/E35P0DwehpQ/s1600-h/asker.gif"><img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 184px; height: 200px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_bVu37zVD5Dw/SiJzVQokhRI/AAAAAAAAA_s/E35P0DwehpQ/s200/asker.gif" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5341958917094409490" /></a>1988 ve 1989 doğumlular, şu sıralar askere gidiyor. Bu nedenle, sabahtan akşama kadar kafamız skiliyor, beynimizi birileri kemiriyor. Ne bitmez şeymiş bu asker uğurlamak şeysi diye diye, bloguma yazı yazmaya karar verdim. Birçok kişi tarafından tepkiyle karşılanabilir bu yazım; varsın karşılansın bakalım.<br /><br />Öncelikle "Kişileri askerden soğutmak" suçundan başımın ağrımasını istemiyorum o nedenle şöyle diyorum ve götümü kurtarıyorum: "Herkes mutlaka askere gitsin!, Askerler çok yaşasın!" Şimdi rahatça konuya giriş yapabilirim sanırım. Birkaç gündür her gece, birileri askere uğurlanıyor ve çevredeki insanlara rahatsızlık veriliyor. Her şeyin olduğu gibi askere uğurlamanın da bokunu çıkarıyorlar. Zaten vereceğim örneklerde de bunu görebilirsiniz bence. Bence ama.<span class="fullpost"><br /><br />Bildiğiniz asker uğurlama vaziyeti nasıldır? Askere gidecek kişinin arkadaşları, birkaç araçlık konvoy oluşturur. Konvoy kişinin semtinde dolaştırılır, kornalara yüklenilir ve "En büyük asker bizim asker" diye çığlık atılır. Bu söylediklerim bile rahatsızlık verici şeyler iken; bazıları, silahlarını ateşler, bazıları havai fişekler atar, bazıları caddede trafiği keser, ortalığın mına koyar.<br /><br />Ben de 3 gün içerisinde 2 arkadaşımı askere uğurladım. Ancak hiçbirisinde "sevinç gösterileri" sergilemedik. Silahları çekmedik, sokaklarda bağırıp çağırıp kornalara yüklenmedik. Arkadaşımızdan ayrı kaldığımız için üzüldük; onu askere gönderiyoruz diye sevinç yumağı haline gelmedik.<br /><br />Bir arkadaşım, Harem'den otobüsüne bindi. Onu Harem'e götürürken, tuttuğumuz minibüsün içinde de bir hüzün vardı. Ne kadar belli etmesek de, ne kadar "Sayılı gün çabuk geçer ya, takma kafana" desek de, hep birlikte üzülüyorduk. Minibüsün içi böyleydi de, Harem'e iner inmez durum daha farklı bir hal almaya başladı. Bir biz değildik asker uğurlayanlar. Çevremizda askere gidecek onlarca kişi ve onların yüzlerce arkadaşı. İndikten birkaç dakika sonra, arkadaşımızı bindireceğimiz otobüse doğru yürürken yanımızda bomba patlattılar. Bomba dedim diye abarttığımı düşünmeyin. Birkaç metre ilerimde patlayan ve bu kadar devasa sesi çıkaran şey, bomba olabilir ancak. Birçok kişinin elinde yeşil renkli koca meşaleler, çeşitli köşelerde havaya atılan askerler, "Bizim askerimiz daha büyük ulan" dercesine karışılıklı atılan "Büyük asker" tezahüratları, hareket edemeyen otobüsler, tam hareket edecekken bir grup ibne tarafından önü kesilen otobüsler, şoförleri çileden çıkmış otobüsler, otobüsler, otobüsler... Her tarafta otobüsler.<br /><br />Siyasi çekişmeye de dönüyor tabi böyle ortamlar. Bozkurt işareti yapıp coşanları mı demezsiniz, tekbir getirip imana gelenleri mi demezsiniz, dakika başı İstiklal Marşı'nı okuyup milliyetçi damarlarını patlatanları mı demezsiniz... Bir de biz işte. Arkadaşımızı uğurluyoruz. Arkadaşımızın gözünden yaşlar akıyor. Otobüse bindikten sonra el sallıyor. Ellerimiz buruk bir biçimde havalanıyor, istemeye istemeye sallanıyor.<br /><br />Kendi aramızda sohbet ediyoruz daha sonra. "Ne rezillik bu" diye. Kurtuluş Savaşı'na mı gönderiliyor bu kişiler? Böyle sevinmek niye? Çok milliyetçiysen tamam, sevinebil de işin bokunu çıkarmak niye? Yoksa peygamber makamına ulaşma ihtimalleri mi bunca sevincin kaynağı? Diyorlar ya "Şehit olup peygamber makamına erişeceğim inşallah" diye.<br /><br />Sevinenlerin tahlilini de yapıyorum kendimce. Hiçbiri okumuş, hayattan nasibini almış, düşünebilen birilerine benzemiyor. Sanki alkol almışlar öncesinde ya da hap atmışlar birkaç tane; bulmuşlar da kafayı gelip "uğurlama" yapıyorlar kendince.<br /><br />Sevinmek bir yana da, sevinci abartıp başkalarına zarar vermek filan ne iş? Olmadı efendim, olmadı. Yine de sevgiyle!<br /><br />Kib Öpt By!</span><div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5337708143961451224-1284846075934496732?l=www.gunaydogan.com'/></div>Günay Doğanhttp://www.blogger.com/profile/12478781574041842558gnydgn@gmail.com4tag:blogger.com,1999:blog-5337708143961451224.post-70492807615323263462009-05-26T19:01:00.008+03:002009-05-26T21:49:53.608+03:00Tırnak yemek de bir şey mi?<a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_bVu37zVD5Dw/ShwgQsELQGI/AAAAAAAAA-0/SviPVQx4UWg/s1600-h/sosis_parmak.jpg"><img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 150px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_bVu37zVD5Dw/ShwgQsELQGI/AAAAAAAAA-0/SviPVQx4UWg/s200/sosis_parmak.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5340178729233236066" /></a>Garip bir özelliğimden söz edeyim. Özelliğimin garip olması, sadece bana özgü olduğu anlamına gelmez tabi. Birçok kişide aynı sorun var; biliyorum ama yine de burdan konuyu biraz ayrıntılı biçimde dillendirmek istedim. Benim sorunum, gizli bir yamyam olmam. Yamyam deyince ne geliyor aklınıza? Benim, "insan eti yiyen hayvanoğluhayvanlar" geldi. Bu arada "hayvanoğluhayvan" kelimesi ne kadar uzunmuş. Tam hayvanca yani.<br /><br />Ben insan eti yiyorum efendim. "Eeee bu durumda hayvanoğluhayvan mı oluyorsun Günay?" diyorsan "Evet" canım der ve devam ederim. Neyse. Yediğim başkalarının etleri değil ama kendi etimi yemekten zevk alıyorum. Mesela her sabah, elime bir bıçak alıp genellikle kollarımdan başlayıp, etlerimi kesiyorum, üzerindeki tüyümsü kılları temizliyorum ve hafif tuzlayıp afiyetle zıkkımlanıyorum. Kanı kesmek pek de uzun sürmüyor, bir bez parçasını yaraya sıkıca bastırmak, kan akışını kesiyor; "et ihtiyacım" en nihayetinde giderilmiş oluyor.<span class="fullpost"><br /><br />Şimdi yukarıdaki paragrafı hiç okumamış olun. "Nasıl yani yaa :(" diye üzülecek kadar embesiller yoktur umarım aramızda. Sakın benim gerçekten etlerimi bıçak ile koparıp koparıp yediğimi sandığınızı söylemeyin. Kollarımdan kestiğim et parçaları da yalandı. Kollarımdan koparmıyorum et parçalarını ve bıçak kullanmıyorum ancak; dişlerim ile tırnak kenarlarımdaki eti yiyorum. Evet ağzımdaki baklayı çıkardım.<br /><br />Benimle aynı sorunu paylaşan birçok kişiyi tanıyorum. Her ne kadar tırnak diplerindeki etlerde iğrenç bir görüntü oluşsa da, her ne kadar yaralı bereli parmaklara sahip olunsa da; o bölümdeki et parçacıklarını çiğnemek kadar zevkli az şey vardır.<br /><br />Hiç daha önce bunu yapmamışsanız, büyük bir eksiklik bence. Mutlaka birgün tırnak sokumunuzdaki etcikleri zıkkımlanın. İlle de "Ben yiyemem Günay, şimdiden iğrendim be" diyenlere, tadını tarif edeyim isterseniz; nasıl olur? :) Tadı 'hiçbir şey' gibi, yani anlayacağınız bir skime benzemiyor tadı. Nasıl bebekler çocukken baş parmaklarını emer, nasıl bazı kişiler sigara kullanımı için "dudak tiryakisiyim hacım" der, bu da böyle bir şey. O etimsi şeyler, ağıza götürüp binbir mikrobu mideye indirmek, bana zevk veriyor.<br /><br />Hem düşünsenize, pis pis tırnak yemektense, dediğim yerleri yemek, hem daha sağlıklı, hem de daha bilmem ne. (bilmem ne yerine istediğiniz 'güzel'liği koyabilirsiniz) Şaka şaka her ikisi de acayip zararlı. Parazitlerle dost oldum ulen! Ama ne yapayım :(<br /><br />Bu yazıdan sonra muhtemelen, tırnak diplerinize bakıyorsunuzdur. Ne güzeldir şimdi sizinkiler. Yerinizde olsam, hiç zaman kaybetmeden yerdim onları. Bir kez deneyin. Tırnak diplerinizin kötü görünecek olması, sizin bu zevki hiç tadamayacağınız anlamına gelmesin. Hayatta her şeyin tadına varmak lazım.<br /><br />Bu arada, bu yazı ile birlikte, şahsımının kafayı yemiş olabileceği konusundaki şüpheleriniz, muhtemelen "kesinlik" halini almıştır ki; oh ne güzel! Sevgiyle!<br /><br />Kib Öpt By!</span><div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5337708143961451224-7049280761532326346?l=www.gunaydogan.com'/></div>Günay Doğanhttp://www.blogger.com/profile/12478781574041842558gnydgn@gmail.com5tag:blogger.com,1999:blog-5337708143961451224.post-14024563482157658412009-05-17T01:48:00.007+03:002009-05-17T02:11:41.408+03:00Aleksandır Ribak; Tebrikler!<a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_bVu37zVD5Dw/Sg9FkNHfC5I/AAAAAAAAA-E/gyouB54c0Vw/s1600-h/Alexander_Rybak.JPG"><img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 169px; height: 200px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_bVu37zVD5Dw/Sg9FkNHfC5I/AAAAAAAAA-E/gyouB54c0Vw/s200/Alexander_Rybak.JPG" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5336560571755989906" /></a>Bir Eurovision heyecanını daha geride bıraktım. Hop oturup ama hop kalkmadım; yorgundum. Hadise'nin performansını beğendim ama 1. olamayacağını da biliyordum. Alexander Rybak'ı birkaç gündür dinliyordum zaten. Hatta birçok arkadaşıma da atıp "Eurovision birincisi olacak bu şahıs" diyordum.<br /><br />Pek sempatik, pek tatlı, pek genç, pek 'güzel sesli' bu arkadaşımızı tebrik ediyor, gelecek sene Norveç'te, görüşmek üzere diyorum. Ayrıca, "Dün gece izlemedim, nasıldı bu Aleksandır?" diyenler <a href="http://www.youtube.com/watch?v=SkeyIilWZaw">şuraya</a> tıklayabilir. Youtube'unuz açılıyorsa tabi :)<br /><br />I’m in love with a fairytale,<br />Even though it hurts<br />Cause i don’t care if i lose my mind<br />I’m already cursed...<br /><br />Kib Öpt By!<div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5337708143961451224-1402456348215765841?l=www.gunaydogan.com'/></div>Günay Doğanhttp://www.blogger.com/profile/12478781574041842558gnydgn@gmail.com10tag:blogger.com,1999:blog-5337708143961451224.post-14936233412189417282009-05-11T00:46:00.008+03:002009-05-11T01:07:12.204+03:00Kirpi; sen ne tatlı şeysin öyle!<a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_bVu37zVD5Dw/SgdO397z6EI/AAAAAAAAA90/GxC7jrAqea4/s1600-h/110520092484.jpg"><img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 150px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_bVu37zVD5Dw/SgdO397z6EI/AAAAAAAAA90/GxC7jrAqea4/s200/110520092484.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5334319007068842050" /></a>Az evvel, arkadaşlarım ile sokakta kızlara laf atarken, taciz ederken, onlara terbiyesizlik yaparken; bir de baktık ki bizim kapının önünden faremsi bir hayvan geçiyor. Koştuk hemen üzerine üzerine; öldürecekmiş gibi. Hayvan ile aramızda birkaç metre kalmıştı ki "Anaaa kirpi lan bu!" cümlesi çıktı ağzımızdan. Biraz gerildik, uzaktan izlemeye koyulduk. "Bu, gerçekten iğnelerini fırlatıyor mu?" diye tartışmaya giriştik, en sonunda kendisine sataşmaya başladık. Dürttük, dürttük ve yine dürttük.<br /><br />Kirpiye rahatsızlık verdikçe, kirpi içine kapandı, ağlamaklı oldu, duygusallaştı. Sonra kafamıza dank etti: "Biz çocuk muyuz ya? Neden zarar veriyoruz ki hayvancağıza?" Çocukken, pek nadir de olsa öldürdüğümüz kirpilerle futbol maçı yapardık. Şimdi ise ben, birden bire kendinise saygılı olma kararı aldım. Daha önce öldürdüğüm akrabaları için, kendisinden özür diledim. Af buyurmasını rica ettim. Sağolsun kırmadı beni. "Abi fotoğrafını da çekebilir miyim?" diye sordum. "Birkaç tane çek ve yürü git yoluna" dedi. "Gitmezsem ne olur?" demeye kalmadan "İğnelerimi gtüne sokarım" cevabını aldım. İşte o kirpi ve fotoğrafları :)<span class="fullpost"><br /><br /><a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_bVu37zVD5Dw/SgdOaEC8fvI/AAAAAAAAA9s/TgJOTdRuNRU/s1600-h/110520092486.jpg"><img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 300px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_bVu37zVD5Dw/SgdOaEC8fvI/AAAAAAAAA9s/TgJOTdRuNRU/s400/110520092486.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5334318493313302258" /></a><br /><a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_bVu37zVD5Dw/SgdOZ2EJK_I/AAAAAAAAA9k/KXOR8IErybU/s1600-h/110520092484.jpg"><img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 300px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_bVu37zVD5Dw/SgdOZ2EJK_I/AAAAAAAAA9k/KXOR8IErybU/s400/110520092484.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5334318489560230898" /></a><br /><a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_bVu37zVD5Dw/SgdOZl2-krI/AAAAAAAAA9c/QWtbLaGrbpk/s1600-h/110520092482.jpg"><img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 300px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_bVu37zVD5Dw/SgdOZl2-krI/AAAAAAAAA9c/QWtbLaGrbpk/s400/110520092482.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5334318485210043058" /></a><br /><a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_bVu37zVD5Dw/SgdOZagBf8I/AAAAAAAAA9U/q6KiGppgrQc/s1600-h/110520092480.jpg"><img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 300px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_bVu37zVD5Dw/SgdOZagBf8I/AAAAAAAAA9U/q6KiGppgrQc/s400/110520092480.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5334318482160975810" /></a>Kib Öpt By!</span><div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5337708143961451224-1493623341218941728?l=www.gunaydogan.com'/></div>Günay Doğanhttp://www.blogger.com/profile/12478781574041842558gnydgn@gmail.com7tag:blogger.com,1999:blog-5337708143961451224.post-598050313167528322009-05-08T23:30:00.003+03:002009-05-09T00:04:33.030+03:00Birisi belamı verdi ama kim?<a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_bVu37zVD5Dw/SgSbs-ySN-I/AAAAAAAAA88/doEwb0NO9uM/s1600-h/gnydgn.JPG"><img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 220px; height: 320px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_bVu37zVD5Dw/SgSbs-ySN-I/AAAAAAAAA88/doEwb0NO9uM/s320/gnydgn.JPG" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5333559055783966690" /></a>Çok dertliyim çok. Belamı verdi birisi, arıyorum ama bulamıyorum. Şu an ne adam gibi sandalyeme oturabiliyorum, ne insan gibi ayağa kalkabiliyorum, ne de başka bir şey. Henüz evrimini tamamlayamamış maymunumsu insan gibiyim şu an. Yani o şekilde eğik bir vaziyette yürüyorum. Göt kısmı dışarıya, karın kısmı içe basık, göğüs kısmı da öne doğru eğik. Ulan böyle insan mı olur? Evet, şu an böyle bir insanım :(<br /><br />Bakın resmimi biraz çizmeye çalıştım. Resmimde de göreceğiniz üzere acayip fena durumdayım :) Neyse, kendimi acındırmayı bırakayım da neden bu hale geldiğimi kısaca açıklayayım. İstanbul'da yaşayanlar bilir, bazı parklara spor aletleri kondu. Bu aletlere binip çeşitli hareketler yaparak, kendinizi güzelce sakatlayabiliyorsunuz. İşte bu aletlerden birisi de mekik çekme şeysi. Bundan sonrası malum, anlatmaya gerek yok diyeceğim ama anlatmazsam da çok kısa bir konu olacak. O nedenle dinleyin hele.<span class="fullpost"><br /><br />Pek sevdiğim bir abim ile iddiaya girdim. Her zamanki iddia: "Nesine? -Kolasına" 40 tane mekik çekemezmişim ben :( Başlamadan önce yanımdaki bir arkadaşım "Çok yüklenme olum sonra bol bol acısını çekersin" dedi de takmadım ben. 40 tane çekerdim ya ben. Neyse başladım çekmeye. İlk 20'yi seri bir şekilde çekiverdim. Hem de güle oynaya, sohbet ede ede. Hatta inanır mısınız espri bile yapıyordum. Gelin görün ki 30'lara doğru biraz zorlandım. 30'dan sonrası ise işkenceydi resmen. Son 5 mekiği nasıl çektiğimi bir ben bir de Darwin bilir.<br /><br />Bitti her şey. "Abi kolam nerde?" dedim, "Alırım sonra" cevabıyla sustum. Karın kaslarımda bir ferahlama, bir rahatlama, bir özgürleşme hissediyordum. E hani ağrı olacaktı?<br /><br />Gece yattım kalktım yine bir şey yok. Ta ki ertesi gün öğleden sonra uyuklayana kadar. Uykumun sonrasında, yataktan kalkayım dedim hafif bir sızı belirdi karnımda. Daha sonra aynı gece (dün) maç da yaptım üzerine. Sabah bir kalktım ki çarpılmışım. Evrimleşme sürecim geriye tepmiş. Türdeşlerim ayağa kalkerken, ben eğilmeye başlamışım :)<br /><br />İşin ilginç yanı, çok eğilince de ağrıyor. Mesela sıçış pozisyonunda da acayip bir ağrı beliriyor karnımda. İğrenmeyin yahu, bu bir sır değildi; ben de sıçabiliyorum. Yani eğilsem bir dert, doğrulsam bir dert. Eğilmek ile doğrulmak arasında yaşam savaşı veriyorum. O spor aletlerini oraya koyana küfür etmek bir yana, beynimi skeyim; iddiaymış... Gördüm iddiayı. "Allah belamı versin!" diyeceğim ama "Vermiş ya lan zaten" deyip de pis pis sırıtabilecek kişilerden korkuyorum. Ühühühü :(<br /><br />Kib Öpt By!</span><div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5337708143961451224-59805031316752832?l=www.gunaydogan.com'/></div>Günay Doğanhttp://www.blogger.com/profile/12478781574041842558gnydgn@gmail.com15tag:blogger.com,1999:blog-5337708143961451224.post-43499749512269441972009-05-05T19:58:00.006+03:002009-05-05T20:26:18.541+03:00Bandista; Anlatılan Senin Hikayendir<a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_bVu37zVD5Dw/SgB2MK2UhBI/AAAAAAAAA8s/TNGiwRh_Gvc/s1600-h/Bandista1.gif"><img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 196px; height: 200px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_bVu37zVD5Dw/SgB2MK2UhBI/AAAAAAAAA8s/TNGiwRh_Gvc/s200/Bandista1.gif" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5332391910249366546" /></a>Selamün aleyküm hacılar! Öyle bir şeycikler karalayayım dedim. Öncelikle bir gruptan bahsedeceğiim size. Birkaç yıldır varlığını sürdüren bir grup. Adı: Bandista. Süper müzik yapıyor bu abilerimiz. Sol tandanslı müzik yaptıkları ama alışılmışın dışında biraz. Çok farklı enstrümanlar kullanıyorlar. Demiştim ya birkaç yıldır varlığını sürdürüyorlar diye; albümleri ise hiç de öyle birkaç yıllık değil. Sıcacık, yepyeni.<br /><br /><a href="http://tayfabandista.org/"><span class="Apple-style-span" style="color: rgb(255, 102, 0);">Şuraya</span></a> tıklayıp sitesine gidebiliyorsunuz ve alt tarafta bulunan linklerden "De te fabula narratur" isimli albümlerini indirebiliyorsunuz. 'De te fabula narratur' ne demek diye sorarsanız şöyle cevaplarım: "Anlatılan senin hikayendir." Evet, böyle demek tam olarak. He unutmadan bir de tavsiyem var. Siteye girdikten sonra orta kısımda albümdeki parçaların adını göreceksiniz. Ordan "hiçbir şeyin şarkısı"na tıklayın ve harika olarak nitelendirdiğim parçayı dinlemeye başlayın. Sözlerden bir şey anlamazsanız eğer, sağ tarafta bütün şarkıların sözleri de var. Takip edebilirsiniz. Bandista'yı bir kenara koyup başka bir konudan söz edeceğim kısaca.<span class="fullpost"><br /><br />Bildiğiniz üzere 6 Mayıs 1972'de Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan, idam cezasına çarptırılıp darağacında katledilmişlerdi. "Katletmek?" Evet, katletmek!<br /><br />Onlar hakkında uzun uzun yazacak değilim. 'Güzelce' doğdular, 'cesurca' düşündüler ve 'onurluca' öldüler.<br /><br />Onlardan sonra tam 37 yıl geçti. Şimdi "onlar" haklı bulunuyor, şimdi "keşke"ler ortalıkta geziyor ama ne fayda ki? Gitti giden, gitti giden...<br /><br />"En uzun koşuysa elbet..."<br /><br />Kib Öpt By!</span><div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5337708143961451224-4349974951226944197?l=www.gunaydogan.com'/></div>Günay Doğanhttp://www.blogger.com/profile/12478781574041842558gnydgn@gmail.com7tag:blogger.com,1999:blog-5337708143961451224.post-9895044529214090652009-04-28T02:14:00.006+03:002009-05-02T17:19:02.974+03:001 Mayıs 2009 ve Taksim Meydanı'1 Mayıs' ile ilgili yazımı, 1 Mayıs günü ya da hemen önceki gece yazmayı düşünüyordum ancak sonra beynimde ampüller yandı. AKP'nin ampüllerine benziyordu bu ampüller. Böyle sarı sarı renkler belirdi zihnimde. Ampüllerin verdiği fikir ise hiç de AKP'nin fikirlerine benzemiyordu. Bu fikirlerde ne yasak, ne cop, ne de gaz bombaları vardı. Bu fikirlerde "çağrı" vardı. Fısıldadı 'fikir ampülleri': Günay, çağır bu insanları Taksim'e. Ne kadar izin verilmiyor olsa da, ne kadar gaz bombaları altında nefes almaya çalışıyor olacaklarsa da, ne kadar gözaltına alınma ihtimalleri olsa da; çağır onları Günay dedi bu sarı ampüller.<br /><br />Çağırıyorum arkadaşlarım sizi. 10 aya yakın oldu blogumu açalı. İlk kez bir çağrıda bulunuyorum. Hem de yürekten bir çağrı: "1 Mayıs'ta Taksim'de olalım." Başka illerde oturuyor dahi olsanız bile, -var ise imkanınız- atlayın bir otobüse önceki gece, gelin İstanbul'a. İstanbul'un bir ilçesinde oturuyor ve "Şu şu ve bu nedenle gelemeyeceğim" diyorsanız da görünmeyin gözüme! Gidin lan!<span class="fullpost"><br /><br />Çağırıyorum sizleri bakın. 3 gün var önümüzde. 3 günde ne kadar kişi ziyaret edebilir ki bu siteyi? Belki birkaç bin. Olsun. Birkaç bin kişiden birini ikna etme olaslığım için yazıyorum bu yazıyı, yapıyorum bu çağrıyı. Gelin o gün, hiçbir şey yapmak için değil; Taksim'e girebilmek için gelin. Limonunuz olsun cebinizde sadece. Atılan gaz bombalarının etkisini geçirir belki diye. Ya da boşverin limonu, sadece gelin. Bizimle dalga geçenlere gerekli yanıtı vermek için, sıradan halkı "adam" yerine koymayanlara ders vermek için gelin, tacizcilerden daha değerli olduğumuzu birilerine haykırmak için gelin. "Ne alaka lan tacizciler şimdi?" dediniz değil mi?<br /><br />Taksim Meydanı kimlere açık arkadaşlarım? Kimler aklınıza geliyor? Mesela yılbaşı kutlamaları geldi mi? Yukarıda belirttiğim "tacizci" olayı tam burada başlıyor. Yılbaşlarında halka açılır o meydan. Konserler verilir. Güvenlik zaafiyetinden bahsedilmez bile. Hatta o kadar "dış"tadır ki güvenlik konusu; tacizciler turistleri taciz eder, biz izleriz ve insanlığımızdan utanırız. Bir anlamda tacizciler için de davetiye basar İstanbul Valiliği ve Emniyet Müdürlüğü. Gelin kutlamalara, dinleyin sanatçıları, "havai fişeklerimiz var" izleyin onları da, "sizin için turistleri getirdik" elleyin doya doya, silahlarınız varsa sıkın rahatça, Adem Doğan isimli gençler var o meydanda sıkın kafasına kafasına. Güvenlik mi? Ne gereği var, vur patlasın çal oynasın.<br /><br />Taksim Meydanı kimlere açık arkadaşlarım? Kimler aklınıza geliyor? Mesela polis haftası etkinlikleri geldi mi? Binlerce polis nasıl da tek bir vücut olup gövde gösterisi yapıyorlar öyle değil mi? Dosta güven, düşmana korku salan polislerimiz. E var tabi ufak tefek hataları. İnsanlara işkence yaparak katletmek ya da yanlışlıkla çıkan kurşunlarla öldürmek gibi. "Yanlışlık" dedik ya; üstünde durulmaması gerekilen şeyler bunlar. İnsan hayatı nedir ki? Siz polislerimize bakın. İşte polisimize de açık olan bu meydanda, her yıl binlerce polis geçiş yapar, hatta halktan kişiler de onlara eşlik eder.<br /><br />Taksim Meydanı kimlere açık arkadaşlarım? Ya da durun! Taksim Meydanı'nın kimlere açık olduğu ortada. Şöyle sorayım bir de: Taksim Meydanı, kimlere kapalı arkadaşlarım? Şu ülkede sadece kimlere kapalı? Cevap, 3 gün sonrasında gizli. 1 Mayıs'ı kutlamak isteyenlere; yani işçilere, memurlara, öğrencilere...Her türlü kutlamaya ev sahipliği yapan Taksim Meydanı, neden işçilere kapalıdır? İşçiler değil midir, bu ülkede üreten? İşçiler değil midir "olmazsa olmaz"lar. İşçiler değil midir, ülkenin can damarı, her şeyi? O zaman neden dalga geçersiniz ki insanlarla? Neden kapatırsınız o meydanı halka, "güvenlik" maskesi ile? Başka meydanlarda kutlanınca güvenlik sağlanabiliyor da Taksim'de mi sağlanmıyor? Hem güvenlik zaafiyeti varsa, o da sizin sorununuz değil mi? Sizin göreviniz, güvenliği sağlamak değil mi? Ağızlarının suyu akan tacizcilerin güvenliğinde problem olmuyor da, onurlu insanlarda mı bir problem oluyor? Ya da kısa ve net bir soru sorayım: Siz kimi kandırıyorsunuz?<br /><br />Çağrı yapıyorum arkadaşlarım burdan! Kalkın ve gelin Taksim'e. Bir grup gördünüz mü takılın peşlerine. Korkmayın, televizyonlarda izlediğiniz gibi değil her şey. Provakatörler olmayacak orda. Teröristler de yok, rahat olun. Kimse bombalarla girmez o alana, 77'deki katil zihniyet dışında. Kimse taciz etmez sizi bayan arkadaşlarım. Dedim ya Taksim civarında bir grup gördünüz mü takılın peşlerine. "Yaşasın 1 Mayıs, Yaşasın Taksim" sloganını atmaktan çekinmeyin. Gaz bombalarından, tazyikli sulardan, cop darbelerinden korkmayın. Biliyorum, insanız ve korkulmayacak gibi değil bu dediklerim. O zaman, korkun da belli etmeyin. Hepimiz birer yiğit kesilelim o gün. Bize açılmayan o meydanı biz alalım. "Kimin meydanını kime açmıyorsunuz?" diye diye yürüyelim.<br /><br />İlk kez yapıyorum bu çağrımı. Belki de suçtur bu çağrım, kim bilir? Suç ise, farketmez yine yapıyorum. O gün, orada Avrupa'dan gelen sendikacılar ve işçiler de olacak. O gün Filistin'de elindeki taşlarla direnen çocuklar bizi izleyecek belki televizyonlardan. Irak'ta vurulan anneler, Hakkari'de dayak yiyen çocuk, Yunanistan'da öldürülen gencin arkadaşları -kendi ülkemizdekileri saymıyorum bile-, tüm ezilen halklar izleyecek bizi. Geniş bir yelpazeden baktığımın farkındayım ama bunların sebepleri var elbette. Kuru laf kalabalığı olsun diye demiyorum. Bir "onur", bir "irade" muharebesi olacak İstanbul'da. Tüm dünyadaki onurlu insanların kalbi bizimle atacak o gün. Abartmıyorum da; tüm kalbimle diyorum bunu. Taksim Meydanı'nda olmak, sadece 1 Mayıs'ı kutlamak değildir, sadece o meydanda ölenleri anmak değil. O gün, bizi koyun gibi görenlere, kendisini çoban sananlara ders verme günüdür. Yasakçı zihniyete küfür etme günüdür. Evet küfür etmekten bahsediyorum.<br /><br />1 Mayıs'ta Taksim'de olalım arkadaşlarım. Polislerin dilediği gibi etkinlik yaptığı, bilimum kutlamaların olduğu, tacizcilerin faaliyet yürüttüğü o meydanda biz olmalıyız o gün. Bizim meydanımızdır orası. Ölen işçilerin kanı ile teri birbirine karışmıştır o meydanda.<br /><br />Çağrıdır bu arkadaşlarım. Ellerimizden alınmak istenen onurumuza, sahip çıkmak için yapılan bir çağrıdır. Bunu okuyanlar, gelin bu çağrıya kulak verin. Hem güzel bir çağrı bu, bir düşünsenize?<br /><br />Buluşmak üzere Taksim'de, kalın sevgiyle!<br /><br />Kib Öpt By!</span><div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5337708143961451224-989504452921409065?l=www.gunaydogan.com'/></div>Günay Doğanhttp://www.blogger.com/profile/12478781574041842558gnydgn@gmail.com10tag:blogger.com,1999:blog-5337708143961451224.post-72726965365082995072009-04-25T02:08:00.013+03:002009-04-25T02:33:22.202+03:00Bir sarhoş görürsen beni hatırlaDamar şarkı diye nitelendirilen bazı parçalar vardır. Bu parçalar, genelde arabesk olurlar ve "baba" diye tabir edilen sanatçılar tarafından seslendirilirler. Bu "baba"ları herkes bilir zaten; meşhurdurlar. Bir de pek bilinmeyenler varmış, Cavit Karabey gibi. Adamın 17 albümü var sanırım ve 2008'in başında bir otel odasında ölü bulunmuş. Çok öncelerden kulak aşinası olduğum bir parçasını bugün yine dinleyince, hoşuma gitti. "Böyle parçalar da mı dinliyorsun sen?" diye söylenenleri duyar gibiyim. Geniş olmak lazım efendim geniş; ortada üretilen bir sanat var:) "Beni Hatırla" isimli bu parçayla size mesaj da veriyorum; ne kadar yazamasam da bu aralar, beni hatırlayın :( Gözlerin nemlenmesin, sustum :( Hayır anlamam, neden beni bu kadar seversiniz. Dinleyin bakalım...<br /><object width="400" height="28" class="BLOG_video_class" id="BLOG_video-bd6808695ede817a" classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="movie" value="http://www.blogger.com/img/videoplayer.swf?videoUrl=http%3A%2F%2Fvp.video.google.com%2Fvideodownload%3Fversion%3D0%26secureurl%3DqAAAABqQx1oQmSnIaATdhug8I97XwcdeHGzjezp5-dfPscFKYCO_aGO1bAijhNWSzSUN8WkA1c259kpSe8fU1IAxQxsWXQnPgnwX3x0GvLLbT7jcDm3LyCILvoFEISQJda82ZfA01HHXtVLE8TIWqa69IH0L6mdK87-DOzYPr9LQDq1dXMbvY2v8eFEPJP_8zn3Iqt7djR3c5_jdbg8a3fUmoFhOnkdjSvbVwB6M4svOUv-K%26sigh%3DS1S8-blyUlbPMrQxf69zGHd7p6s%26begin%3D0%26len%3D86400000%26docid%3D0&nogvlm=1&thumbnailUrl=http%3A%2F%2Fvideo.google.com%2FThumbnailServer2%3Fapp%3Dblogger%26contentid%3Dbd6808695ede817a%26offsetms%3D5000%26itag%3Dw320%26sigh%3D1AkbrtX8XMDfakIdO5zSIAB6mpU&messagesUrl=video.google.com%2FFlashUiStrings.xlb%3Fframe%3Dflashstrings%26hl%3Den"><param name="bgcolor" value="#FFFFFF"><embed width="400" height="28" src="http://www.blogger.com/img/videoplayer.swf?videoUrl=http%3A%2F%2Fvp.video.google.com%2Fvideodownload%3Fversion%3D0%26secureurl%3DqAAAABqQx1oQmSnIaATdhug8I97XwcdeHGzjezp5-dfPscFKYCO_aGO1bAijhNWSzSUN8WkA1c259kpSe8fU1IAxQxsWXQnPgnwX3x0GvLLbT7jcDm3LyCILvoFEISQJda82ZfA01HHXtVLE8TIWqa69IH0L6mdK87-DOzYPr9LQDq1dXMbvY2v8eFEPJP_8zn3Iqt7djR3c5_jdbg8a3fUmoFhOnkdjSvbVwB6M4svOUv-K%26sigh%3DS1S8-blyUlbPMrQxf69zGHd7p6s%26begin%3D0%26len%3D86400000%26docid%3D0&nogvlm=1&thumbnailUrl=http%3A%2F%2Fvideo.google.com%2FThumbnailServer2%3Fapp%3Dblogger%26contentid%3Dbd6808695ede817a%26offsetms%3D5000%26itag%3Dw320%26sigh%3D1AkbrtX8XMDfakIdO5zSIAB6mpU&messagesUrl=video.google.com%2FFlashUiStrings.xlb%3Fframe%3Dflashstrings%26hl%3Den" type="application/x-shockwave-flash"></embed></object><br />Elleri cebinde, hali perişan<br />Bir sarhoş görürsen, beni hatırla<br />Feleğe kahretmiş, yalnız dolaşan<br />Bir Mecnun görürsen beni hatırla<br /><br />Hayatta ümidi, kaybolup sönen<br />Neşesi acıya, eleme dönen<br />İnleye inleye, ölmeden ölen<br />Bir Mecnun görürsen beni hatırla<br /><br />Kib Öpt By!<div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5337708143961451224-7272696536508299507?l=www.gunaydogan.com'/></div>Günay Doğanhttp://www.blogger.com/profile/12478781574041842558gnydgn@gmail.com10tag:blogger.com,1999:blog-5337708143961451224.post-67263604764789951362009-04-13T19:50:00.002+03:002009-04-13T20:04:43.584+03:00Hayvan katliamı nasıl yapılır?Çocukken hepimiz, şimdi yapamayacağımız delilikler yapmışızdır. Bu delilikleri şimdi anımsayınca bile "Nasıl yaptım ya?" diye söylenebilirsiniz, şaşıra şaşıra bir hal olursunuz. İşte bu deliliklerden bir kategori sunacağım size. Çocukken öldürdüğüm hayvanlar. "Ne kadar canimişsin!" deyip de sinirimi bozmayın; nitekim ne diyorum? Çocuktum canım çocuk.<br /><img src="http://4.bp.blogspot.com/_bVu37zVD5Dw/SeNu9kqc4BI/AAAAAAAAA4k/E8PLF4pcePc/s400/hayvankatliam%C4%B1.gif" style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 320px;" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5324221188574863378" />Öldürdüğüm binlerce karınca, yüzlerce sinek ve yine bir o kadar çeşitli böcekgilleri saymayacağım size. Daha büyük hayvanları, nasıl öldürdüğümü ya da öldürdüğümüzü anlatacağım. "-müz" dedim çünkü bazı hayvanları, arkadaşlarımızla birlikte öldürüyorduk.<span class="fullpost"><br /><br />Hayvanseverler sakın burada nefretlerini kusmasınlar bana. Aslında okuyacaklarınız, "nefret kusmaya müsait" şeyler ama çocukken insan, düşünemiyor ki ne doğrudur ne yanlıştır diye. Hemfikirsek başlıyorum. Benden nefret edenler daha da nefret edeceklerdir. Neyse efendim.<br /><br />Bir gece ailemle düğünden geliyorduk. Ev kapısı değil de binamızın dış kapısının açık olduğunu görmüştük. Aile bireylerinden içeriye en son ben girecektim. Herkes içeri girer, ben de girerim ve tam kapıyı kapatacakken, kapı aralığındaki "birşey"in, kapıyı kapatmama engel oluşturduğunu anlarım. Önce bakarım "Ne acaba?" diyen gözlerimle, sonra anlarım ki bir kurbağa. Zaten kapıyı kapatma çabalarım sırasında, belli ki ölmüş ya da ölmek üzere; hareketsiz bir vaziyette. Nasıl bir zeka, nasıl bir akıl varsa bende; kurbağayı kapı aralığından çıkarmak yerine, kapıya tüm gücümle yüklenip kurbağayı öldürüyorum. Kurbağa, eziliyor; ezilirken çıkardığı pörtleme sesi. Ertesi gün Günay, oynamak için dışarı çıkar. Yengesi, küfürler eşliğinde kapı aralığında kanlar içerisinde olan kurbağanın cesedi ile uğraşıyordur.<br /><br />Kaplumbağalar vardı bizim buralarda eskiden. Şimdilerde her yan koca binalarla çevrili ancak yine 8-10 yıl evvelinde kaplumbağaların bile yaşayabileceği doğal alanlar vardı. Yine de kaplumbağa bizim için ilginç bir hayvandı. Kedi, köpek gibi değil. Kaplumbağa gördüğümüz anda onları yakalar ve beslerdik. Beslerdik dediğime bakmayın, onlara özel yiyecekler vermezdik; sadece toprağı kazır ve onlara yer altında ev yapardık. Ancak hep beslemiyorduk, bazen yine caniliğimiz üzerimizde olunca, onları öldürmekten de çekinmiyorduk. Eski bir fabrika vardı bizim burada. Fabrikanın önünde derinliğini bilmediğimiz koca bir kuyu. Bir keresinde kaplumbağaya bir ip bağlayıp kuyunun derinliğini ölçmek için atmıştık kuyuya. Amaç, gerçekten derinliği ölçmekti. Kuyunun devasa derinliğini ölçüp, kaplumbağayı yeniden su yüzüne çektiğimizde şok oluyoruz. Kaplumbağanın burnundan kanlar geliyordur. O an yaşadığımız panikle, kaplumbağayı yeniden suya atarız ve aylar sonra şişen kaplumbağa yeniden su yüzüne çıkar. Sudan binbir çaba ile çıkarıp, leş gibi kokan soyulmuş kaplumbağanın dış yüzünü inceleriz. Hayretler içerisinde kalırız.<br /><br />Fare öldürmeyen çok az kişi vardır sanırım. Her yakaladığımız hayvanı serbest bırakmamız için bize yalvaran komşu ve akrabalarımız, fare gördükleri an "Yakalayın ulen şunu, öldürün hemen!" deyip bizi gaza getirirlerdi. Biz de yine çocukluğumuzun verdiği heyecan ile, bir sopa kapıp düşerdik farelerin peşine. Genelde yakalayamazdık ama yakaladık mı da, tam yakalardık. Sopayı, farelerin bedenine saplar ve sokakta bir yukarı bir aşağı gezdirirdik. Bizi gören komşularımız, "Aferin" der gibi bakarlardı ve bizim de o zamanlar küçücük olan götümüz kalkar kalkar, kocakarılar gibi olurdu.<br /><br />Kediler vardı bir de. Şimdilerde çok sevdiğim ve beslemek için can attığım kediler, ben çocukken çok çekmişlerdi elimden. Yakaladığımız kedilerin boynuna ip bağlardık. Köpek gibi, mahallede gezdirirdik. Bizzat katlettiğim kedi hatırlamıyorum ama kuyruğundan tutup sallayarak, duvara çarpanlar mı demezsiniz; kediyi bilmem kaçıncı kattan atıp da ölmeyince "8 canı kaldı lan he he" diye gülenleri mi demezsiniz; yoksa kedileri yakanları mı demezsiniz... Bolca cani arkadaşlarım da vardı hani. Kediler, şeytanın hayvanı; köpekler de Allah'ın hayvanıydı bizim çocuk aklımızda. Öyle öğrenmiştik sokaklardan. Oysaki tam tersidir, öyle değil mi? Kedidir Allah'ın hayvanı olan. Benim aklımda öyle kalmış. Belki de bundandı kedilerin bizden çektiği.<br /><br />Şimdilerde çok sevdiğim ve birçoğunu beslemek istediğim hayvanları, zamanında az öldürmemişim. Şimdi aklıma geldikçe bile tüylerim diken diken olur da; o zaman nasıl yapmışım, çok ilginç. Çocuk olmak tehlikeli işmiş valla. Hayır nerden aklıma geldiyse bu hayvan öldürme hikayelerim? Öldürdüğüm hayvanlardan daha hayvanmışım ya. Neyse yine neyse. Sevgiyle!<br /><br />Kib Öpt By!</span><div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5337708143961451224-6726360476478995136?l=www.gunaydogan.com'/></div>Günay Doğanhttp://www.blogger.com/profile/12478781574041842558gnydgn@gmail.com17tag:blogger.com,1999:blog-5337708143961451224.post-87402376226132949692009-04-06T02:21:00.010+03:002009-04-06T02:53:46.889+03:00Acıma Yetime Döner Koyar Götüne<a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_bVu37zVD5Dw/SdlCN3zoGUI/AAAAAAAAA38/iur699Ral5o/s1600-h/algi2.JPG"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5321357240801171778" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 229px; CURSOR: hand; HEIGHT: 247px" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_bVu37zVD5Dw/SdlCN3zoGUI/AAAAAAAAA38/iur699Ral5o/s320/algi2.JPG" border="0" /></a>Çok kısa bi'şeyler... Gece gece geziniyorum nette. Çeşitli erotik ve bilimum pornografik siteler filan; bilirsiniz ne kadar ahlaksız olduğumu. Neyse, bu erotik sitelerden bir ara çıktım ve bizim Türk sitelerine gireyim dedim. Bu arada "Türk erotik siteler yok mu?" diye soranlara, "Yok be abicim, bu işi bizimkiler yapamıyor" diyorum ve konuya dönüyorum. Adını vererek reklam yapmak istemediğim, Türkiye'nin en az ziyaret edilen sitelerinden birinde, başlığı şöyle olan bir video vardı:<br /><br />"Acıma Yetime Döner Koyar Götüne"<br /><br />"Algıda seçicilik" diye psikolojik bir kavram vardır. Algımızı, çevrede bulunan uyarıcılardan birine yöneltmek şeyidir bu kavram.<a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Alg%C4%B1da_se%C3%A7icilik">*</a> Ben yukarıdaki başlığı okuyunca, aklıma ne geldi sanırsınız? Cevap veriyorum: "Açlığım" Ne alaka değil mi? İşte algıda seçicilik şeyi. Söz konusu cümledeki "döner" kelimesi, aç olduğumu hatırlattı bana. Gece gece komik bir durum belirdi zihnimde.<span class="fullpost"><br /><br />E ben bunu neden şimdi anlattım? Valla bilemiyorum ki, birden komik bir durum olduğunu sandım ama gelin görün ki yazınca hiç de komik bir şekilde ifade edemediğimi anladım. Utanıyorum bakmayın öyle!<br /><br />"Acıma yetime, döner koyar götüne" Böyle bir cümleden, bildiğimiz 'döner' manasını çıkarabilmek... Nasıl aç ayı oynamıyorsa, aç Günay da yazamıyor ya. Ayrıca düşünemiyor, yerinden kalkıp da karnını doyurma zahmetine bile giremiyor. Sıçarım böyle Günay'ın ağzına.<br /><br />"Ey Günay! Titre ve kendine gel!" diyenleri dikkate alarak, yazıma son veriyorum; gücümü toplayarak mutfağa yöneliyorum. Bu yazıyı okuduysan buraya kadar, verdiğim geçici rahatsızlık nedeniyle de çok üzgünüm; bilmeni isterim. Bu blog başlı başına bir rahatsızlık şeyi :)<br /><br />"Acıma yetime döner koyar götüne" Hey allahım ya! Döner, döner, döner; töbe töbe töbe...<br /><br />Hayır arkadaşım! Alkol filan almadım. Ciddiyim. Bakma, saçmaladığıma sen.<br /><br />Kib Öpt By!</span><div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5337708143961451224-8740237622613294969?l=www.gunaydogan.com'/></div>Günay Doğanhttp://www.blogger.com/profile/12478781574041842558gnydgn@gmail.com14tag:blogger.com,1999:blog-5337708143961451224.post-28546658649710662792009-04-04T01:55:00.007+03:002009-04-04T02:41:31.455+03:00Kolbastı oyunu; yeter ulan!<a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_bVu37zVD5Dw/SdadKeXGPQI/AAAAAAAAA30/OZflEbghQYA/s1600-h/kolbasti.jpg"><img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 202px; height: 200px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_bVu37zVD5Dw/SdadKeXGPQI/AAAAAAAAA30/OZflEbghQYA/s320/kolbasti.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5320612813059013890" /></a>Bazı yazılarımda attığım başlıktan sonra, yazının devamını okumanın pek de bir manası olmuyor. İşte bu tip yazılardan birisi. Başlığı gördünüz, sitem ettiğim konuyu idrak ettiniz; tamam, sayfayı kapatabilirsiniz. "Sayfayı kapatın." diyerek daha da çekici olduğumu düşünüyorum. Yani kimse umrumda değil, ziyaretçi kaygım yok filan imajları. Anlatabildim mi?<br /><br />Kolbastı diye bir oyunumuz var. Genellikle Doğu Karadeniz yöresinde oynanan, söz konusu yöreye özgü bir oyun ya da 'dans'; ne şekilde nitelendirirseniz nitelendirin. Ya da durun ya, hiç nitelendirmeyin. Kolbastı kolbastı diye kafamızı skenlerden biri de siz olmayın. Rica ediyorum. Her açtığım kanalda kolbastı oynayan gençler, kolbastı oyununu öve öve bitiremeyen yaşlılar ve kolbastı öğrenmeye çalışan veletler. Allah belanızı vermesin lan! Bıktık, yeter! (Bela okumadım ha, dikkat edin 'vermesin' dedim)<span class="fullpost"><br /><br />Ben bu oyunu, meşhur olmadan da biliyordum. (Ben değil, oyun meşhur manasında) Birkaç yıl önce, bir arkadaşım MSN'den "Günay, baksana ne kadar ilginç bir oyun" deyiverdi ve YouTube diye bir siteden (Bir zamanlar bizim ülkemizde de vardı bu site) izleyiverdim söz konusu oyunu. Ben de izleyince "Cidden de bir garip ve dengesizce" yorumunu yapmış, oyunun sergilendiği videoyu defalarca izlemiştim. Ama gelin görün ki; şu an bu oyundan nefret eder duruma geldim.<br /><br />Ya kardeşim bırakın, prim yapacak konu bulma arayışınızı! Güzelimsi gibi görünen oyunumuzu ne hale getirdiniz. Eminim benim gibi birçok kişi vardır; ilk izleyişte oyunu ilgi çekici bulup da şimdi kolbastı gördüğü her kanala küfreden.<br /><br />İşin bokunu çıkarsalar iyi. Daha fena bir hal aldı bu kolbastı şeyi. Öyle ki; doğuştan beri tek bildikleri sadece halay olan doğulu arkadaşlarım bile, "Kolbastı diye bir şey var lan, aha şöyle oynanıyor" deyip; topal zombi misali kolbastı yürüyüşü yapmaya başlıyor. Yani korku filmlerindeki yaratıkları bu oyundaki gibi yürütseler, izleyenler altına bile sıçamadan kalpten gider yemin billa.<br /><br />Bakın arkadaşlar! Ben burda kolbastı oyununa küfür edip, onu milyonlarca (milyara yakın) okuyucuma teşhir etmiyorum. Sadece bazı şeylerin cılkının çıktığını belirtiyorum. Karadeniz kültürünün bir parçası olan bu yandan yemiş süperimsi oyunumuzu, neden salakça bir duruma sokuyorsunuz? Yani oyuna küfür etmiyorum, hatta ilk izleyişte süper ilginç bir oyun olarak nitelendirdiğimi de belirtiyorum ama söylemeden de edemeyeceğim ki; bir oyun bu kadar mı estetikten yoksun olur, bu kadar mı birbirinden alakasız figürlerle süslenmiş olur? Oluyormuş demek.<br /><br />Ayrıca kolbastı için kurslar filan da açılmış. Hatta Karadeniz'deki bazı üniversitelerde "kolbastı dans kulübü" adı altında çeşitli kulüpler bile kuruluyormuş. Yani anlayacağınız, öğrenciler bu dansı öğrenmek için para veriyorlar filan da falan. Ben ise size buradan işin püf noktasını göstereceğim. Hiç öyle milyarlar harcamanıza gerek yok bu oyunu öğrenmek için. Malzemeleri sayıyorum: Cin, vişne suyu. Cin deyince hemen aklınıza o korku abidesi doğaüstü şeyler gelmesin, bildiğimiz alkol olan Cin'den bahsediyorum. Neyse efendim, Cin ile vişne suyunu karıştırıyorsunuz, birkaç kadeh adam akıllı zıkkımlanıyorsunuz. Ha unutmadan, bir arkadaşınızın sizi kameraya kaydetmesini de rica ediyorsunuz. Nerde kalmıştık? He, içtiyseniz Cin ve vişne suyu karışımını; hemen kendinizi boş bulduğunuz bir sahneye atın. "Eee ne yapcam lan Günay? :(" deyip korkmayın. Hiçbir şey yapmayın. Sadece alkol etkisinden sonra arkadaşınıza, çektiği görüntüleri size izletmesini rica ediyorsunuz. Ne oluyor lan? Şaşırma hemen. Evet evet, sahnede kolbastı oynayan sensin. Garip değil mi? Tamam ya ağlama, benim için öğretmek basitti ;)<br /><br />Çok bilmişim, ukalayım, kafanızı kırarım! Sevgiyle!<br /><br />Kib Öpt By!</span><div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5337708143961451224-2854665864971066279?l=www.gunaydogan.com'/></div>Günay Doğanhttp://www.blogger.com/profile/12478781574041842558gnydgn@gmail.com9tag:blogger.com,1999:blog-5337708143961451224.post-78266853751742208772009-03-28T20:53:00.005+02:002009-03-28T21:08:23.531+02:00Oyunu At!<a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_bVu37zVD5Dw/Sc5z-5L0sRI/AAAAAAAAA3c/jnYvZ6VITbg/s1600-h/oyunuat-001.jpg"><img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 400px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_bVu37zVD5Dw/Sc5z-5L0sRI/AAAAAAAAA3c/jnYvZ6VITbg/s400/oyunuat-001.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5318315734310629650" /></a>Yorum yapmaya gerek var mı? Oyunu At! Çöpe at, sktir et yani!<div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5337708143961451224-7826685375174220877?l=www.gunaydogan.com'/></div>Günay Doğanhttp://www.blogger.com/profile/12478781574041842558gnydgn@gmail.com3tag:blogger.com,1999:blog-5337708143961451224.post-63927521845543196712009-03-27T22:40:00.005+02:002009-03-27T23:58:52.603+02:00Muhsin Yazıcıoğlu; sevgi pıtırcığı<a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_bVu37zVD5Dw/Sc1LnxclPTI/AAAAAAAAA3M/iLQc15cVeyA/s1600-h/muhsin.jpg"><img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 150px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_bVu37zVD5Dw/Sc1LnxclPTI/AAAAAAAAA3M/iLQc15cVeyA/s200/muhsin.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5317989881654623538" /></a>Bizim ülkemiz gariptir; ülke insanımız ise daha bir garip. Mesela ölen sanatçılarımız vardır. Ölmeden önce kimsenin umrunda değildir, öldükten sonra ise "İnanılmaz büyük sanatçıydı vah vah!" denilir. Söz konusu sanatçı, gerçekten büyük müdür bilinmez ama, bizim halkımızın genelinin bu konuda bir zaafı olduğu muhakkaktır.<br /><br />Muhsin Yazıcıoğlu'nu bilirsiniz. Bir helikopter kazası sonucu, hayatını kaybeden ilginç bir adam. Onun ilginçliğini sonra irdeleyeceğim de; ölüm haberi gelmeden önce ve geldikten sonra medya kuruluşlarının takındığı tavır, çok daha ilginç ve iğrenç. "Muhsin Başkan'ın kendi sesinden şiiri" başlığı atılıp, adamın bir süre önce okuduğu 'acıklı' şiir yayınlanır ya da "Öyle bir hayat ki..." diye bir başlık atılıp, Muhsin Yazıcıoğlu övüle övüle bitirilemez. Sevgi pıtırcığıdır sanki Muhsin Yazıcıoğlu, sanki Nobel Barış Ödülü sahibi...<span class="fullpost"><br /><br />Ölen insanın ardından genelde üzülmek lazımdır. Bize böyle öğretilmiştir. Yani biz Anadolu'da yetişen, bu kültürü alan insanlar olarak ölümlere üzülürüz, peşlerinden ağıtlar yakarız, insanlar genelde siyah giyer de belli eder yaslaını; bir manada kara günlerdir ölümlü günler. Ancak belki de, sırf "insan ölümü"ndan bu kadar tiksindiğimiz için, şahsım adına söylüyorum ki; üzülmedim Muhsin Yazıcıoğlu'nun ölümüne. "E nasıl bir çelişki bu?" diye soracaksınız ve ben hemen durumu özetleyeceğim.<br /><br />Muhsin Yazıcıoğlu'nun temsil ettiği, uğruna partiler kurduğu fikirleri zehirliydi.<br /><br />Abdullah Çatlı'nın dostudur Muhsin Yazıcıoğlu. Abdullah Çatlı'nın nasıl bir insan olduğunu, sözde vatanseverlik maskesi altında gençleri nasıl öldürdüğünü, iplerle boğduğunu bilmeyeniniz yoktur sanırım. Abdullah Çatlı yakalanır. Emniyeti arayan Muhsin'dir. Der ki: "Çatlı'yı bırakmazsanız, Ankara'nın her yerinde bomba patlatırız."<br /><br />Birçok katliamla ilgili kendisine dava açılmıştır. Ancak neredeyse tüm benzer görüşü savunanlar gibi, kendisi de bu davalardan beraat etmiş ve aynı kişi, meclise milletvekili olarak girebilmiştir, parti kurabilmiştir. Söz konusu katliamların itirafçıları, "Emirleri Muhsin Yacıcıoğlu'ndan aldık" demiştir ancak ne deseler boştur. Gelin görün ki; olan, 20'sinde hayata veda eden gençlere olmuştur. Yazıktır; varsa ilahi adalet günahtır.<br /><br />Yine aynı itirafçılar ve bir zamanların Ülkü Ocakları Hukuk Masası şefleri, Sivas Katliamı'nın planlayıcıları içerisinde de Muhsin Yazıcıoğlu'nun olduğunu ifade eder. Hatta bizzat, katliam sırasında Sivas'ta olup olaylara önderlik ettiği söylenir. Bu denilenler itirafçıların 'deme'sidir de bir de katliamı yaşayanların anlatımı vardır. Madımak Oteli'ndeki yangından kaçıp, yan taraftaki Büyük Birlik Partisi binasına sığınmak isteyen birçok kişi, parti pencerelerinden uzanan elleri kalaslı gençler tarafından dövülmüştür. Birçok insan oracıkta can vermiştir. BBP'den yükselen "Geberin pislikler!" sesleri ise hiç dinmemiştir.<br /><br />Maraş Katliamı'nı bilirsiniz. Öyle bir katliamdır ki bu; sırf alevi ve solcu oldukları için hamile kadınların karınları deşilip içerisindeki ceninler duvarlara yapıştırılıyor. Öyle bir katliamdır ki bu; çocuklar bile kafalarından ağaçlara çakılıyor. Öyle bir katliamdır ki bu; insanlar baltalarla paramparça ediliyor. Öyle bir katliamdır ki bu; 505 kişi hayatını kaybediyor, binlercesi yaralanıyor. Katliamı gerçekleştirenlerin ve halkı kışkırtanların ülkücü çeteler olduğunu bilmeyeniniz var mı? Ya ülkü ocaklarının başında Muhsin Yazıcıoğlu'nun olduğunu bilmeyen?<br /><br />Çok mu uzak verilen örnekler? Peki gelelim birkaç yıl öncesine. Hrant Dink; ermeni bir aydın. İki halkın kardeşçe yaşayabileceniği her fırsatta söyleyen, bu amaç ile çabalayan bir gazeteci. O da katledildi. Cinayeti azmettirenleri de hepimiz yakından tanıyoruz. Erhan Tuncel ve Yasin Hayal de bu azmettiricilerden; cezaevindeler. Erhan Tuncel, Muhsin'in Trabzon'daki miting ve toplantılarını organize eden ve Trabzon'da onun korumalığını üstlenen bir kişi. Bu durum resimlerle de ispatlıdır.<a href="http://www.hurriyet.com.tr/gundem/5826791.asp?m=1&gid=112&srid=3428&oid=5">*</a> Yasin Hayal de, her mahkemede "Yaşasın Büyük Birlik Partisi" diye slogan atan bir kişidir ki<a href="http://www.uslanmam.com/guncel-haberler/435735-yasin-hayal-iktidara-yuruyoruz.html">*</a>; BBP'nin hem kurucusu hem de her şeyidir Muhsin Yazıcıoğlu. Hem, Yasin Hayal Mc Donalds'a bomba atarken ve bu durum emniyet kayıtlarında sabitken, Muhsin "Yasin Hayal, Mc Donalds'a maytap atmış" deyiveriyor ki, maytap nerde, bomba nerde... Ve yine Söylemeden edemeyeceğim ki, Yasin Hayal ifadelerinde "Cezaevindeyken BBP MKYK üyesi Halis Egemen ve BBP İl Başkanı Yaşar Cihan'dan 1000 YTL para ile giyecek ve eşya yardımı aldım" demiş ve bu sözlerin ortaya çıkmasından sonra, kamuoyu Muhsin Bey'den bu iki görevliyi görevinden ihraç etmesini beklerken, Muhsin: "Arkadaşlarımı infaz etmem" demiştir.<a href="http://www.milliyet.com.tr/2007/02/10/son/sonsiy03.asp">*</a><br /><br />Geçmişi karanlık olan bir insandır Muhsin Yazıcıoğlu. Kazası nedeniyle, duygu sömürüsü yapılıp da "Musum insan" imajı çizmeye gerek yok. Ölülerin ardından o kadar gözyaşı döktük ki; öldüren zihniyetin temsilcilerine, elbette gözyaşı dökmeyeceğiz. Ve ben elbette üzülmeyeceğim. İlk bakışta "acımasız" gibi görünse de bu dediklerim; kimlerin acımasız olduğu gün gibi ortadadır. Sadece gerçekleri görmek için hangi açıdan bakmamız gerektiğini bilelim.<br /><br />Fazla siyasi oldu farkındayım. Sevgiyle!<br /><br />Kib Öpt By!</span><div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5337708143961451224-6392752184554319671?l=www.gunaydogan.com'/></div>Günay Doğanhttp://www.blogger.com/profile/12478781574041842558gnydgn@gmail.com209tag:blogger.com,1999:blog-5337708143961451224.post-83535893414676203052009-03-24T17:21:00.010+02:002009-03-24T19:33:27.999+02:00Bugün beni ilk defa güneşe çıkardılarBazen uzun aralıklar, bazen de böyle kısa süre içerisinde 2 yazı. Bu sefer pek yazmayacağım gerçi. Fikret Kuşkan'ın ağzından bir şiir dinleteceğim size. Nazım Hikmet'in "Bugün Pazar" şiiri. Ne kadar etkilendiğimi tahmin edebilirsiniz. Yoksa kolay kolay yayınlamam blogumda; bilesiniz...<br /><object width="400" height="330" class="BLOG_video_class" id="BLOG_video-4162649651f747c" classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="movie" value="http://www.blogger.com/img/videoplayer.swf?videoUrl=http%3A%2F%2Fvp.video.google.com%2Fvideodownload%3Fversion%3D0%26secureurl%3DpgAAAPCZD0ddCGBZjZs6HcCGJYc8ligNWYSwDm5-PR2eE4JdKo-tFDxyG8A4BcbUjXNHM2teK_Beyt5eJhcuDhX6YsAWTsaSzLzXpULkdLAif-PZDKJHN64QgzFVjc0Z6i4GOC_j6mX23qpjinwXElz8Fswb97e2CfGitkfcXQo-QcbU8B5PYAZIXaKtU3l2IZhSjd3NOnM822hdTN5Hbpx9KOPuZAj1Fm0IgkGbV4KEIV8a%26sigh%3D-1TqP3YJAJEN8vfG92NZd2sfyjQ%26begin%3D0%26len%3D86400000%26docid%3D0&nogvlm=1&thumbnailUrl=http%3A%2F%2Fvideo.google.com%2FThumbnailServer2%3Fapp%3Dblogger%26contentid%3D4162649651f747c%26offsetms%3D5000%26itag%3Dw320%26sigh%3DFjiOMOzNyYWAf3NC50Q0-Ybo0Qc&messagesUrl=video.google.com%2FFlashUiStrings.xlb%3Fframe%3Dflashstrings%26hl%3Den"><param name="bgcolor" value="#FFFFFF"><embed width="400" height="330" src="http://www.blogger.com/img/videoplayer.swf?videoUrl=http%3A%2F%2Fvp.video.google.com%2Fvideodownload%3Fversion%3D0%26secureurl%3DpgAAAPCZD0ddCGBZjZs6HcCGJYc8ligNWYSwDm5-PR2eE4JdKo-tFDxyG8A4BcbUjXNHM2teK_Beyt5eJhcuDhX6YsAWTsaSzLzXpULkdLAif-PZDKJHN64QgzFVjc0Z6i4GOC_j6mX23qpjinwXElz8Fswb97e2CfGitkfcXQo-QcbU8B5PYAZIXaKtU3l2IZhSjd3NOnM822hdTN5Hbpx9KOPuZAj1Fm0IgkGbV4KEIV8a%26sigh%3D-1TqP3YJAJEN8vfG92NZd2sfyjQ%26begin%3D0%26len%3D86400000%26docid%3D0&nogvlm=1&thumbnailUrl=http%3A%2F%2Fvideo.google.com%2FThumbnailServer2%3Fapp%3Dblogger%26contentid%3D4162649651f747c%26offsetms%3D5000%26itag%3Dw320%26sigh%3DFjiOMOzNyYWAf3NC50Q0-Ybo0Qc&messagesUrl=video.google.com%2FFlashUiStrings.xlb%3Fframe%3Dflashstrings%26hl%3Den" type="application/x-shockwave-flash"></embed></object><br />Bugün pazar.<br />Bugün beni ilk defa güneşe çıkardılar.<br />Ve ben ömrümde ilk defa gökyüzünün<br />bu kadar benden uzak,<br />bu kadar mavi,<br />bu kadar geniş olduğuna şaşarak<br />kımıldamadan durdum.<br />Sonra saygıyla toprağa oturdum,<br />dayadım sırtımı duvara.<br />Bu anda ne düşmek dalgalara,<br />ne baş aşağı, ne baş yukarı.<br />bu anda ne kavga, ne hürriyet, ne karım...<br />Sade toprak, güneş ve ben...<br />Bu anda yeter bana bu kadarı<br />Bahtiyarım...<div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5337708143961451224-8353589341467620305?l=www.gunaydogan.com'/></div>Günay Doğanhttp://www.blogger.com/profile/12478781574041842558gnydgn@gmail.com5tag:blogger.com,1999:blog-5337708143961451224.post-19094059819570001272009-03-24T00:30:00.005+02:002009-03-24T01:12:45.092+02:00Komünist Şirinler; sizi seviyorum!<a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_bVu37zVD5Dw/ScgWFahOmOI/AAAAAAAAA3E/Wp93jUFGP8s/s1600-h/%C5%9Firinbaba.png"><img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 150px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_bVu37zVD5Dw/ScgWFahOmOI/AAAAAAAAA3E/Wp93jUFGP8s/s200/%C5%9Firinbaba.png" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5316523642384718050" /></a>Şirinler'i elbette bilirsiniz. Yani bilmeyecek kadar cahil arkadaşlar varsa, yuh olsun onlara. Şirinler'in komünizm propagandası yaptığı söylentileri de var; onu da birçok kişi duymuştur eminim. Başlığı atarken "Yaşasın" dedim Şirinler için çünkü internet alemini inceleyenler de görecektir ki; Şirinler'in komünizm propagandası yaptığı iddiası üzerine birçok kişi, "Hay mına koyayım nasıl izledim onları?" triplerine girmiş. Hayır gören de diyecek ki; Şirinler, "Adam nasıl dolandırılır, insan nasıl katledilir, bir kız nasıl taciz edilir?" dersleri veriyor. Ben size şimdilik bir şey demiyorum.<br /><br />Güzelce inceleyeceğiz şimdi Şirinler'i. Bakalım gerçekten komünist propaganda yapıyor mu? Nasıldı onların ormanda yürürken söyledikleri parça? "La la lalalala lalalalala" bak burası saçma gibi duruyor ama müziği hatırlayanlar için "lala"larım anlamlı gelebilir. Evet efendim başlayalım.<span class="fullpost"><br /><br />Şimdi sevgili arkadaşlarım, öncelikle Sirinler'in ismiyle ilgili bir problemimiz var. "Şirin"in ingilizcede karşılığı "Smurf"mış. Bu kelimenin baş harflerinden şöyle bir şey üretiliyormuş: "<span class="Apple-style-span" style="font-weight: bold;">S</span>mall <span class="Apple-style-span" style="font-weight: bold;">M</span>en <span class="Apple-style-span" style="font-weight: bold;">U</span>nder <span class="Apple-style-span" style="font-weight: bold;">R</span>ed <span class="Apple-style-span" style="font-weight: bold;">F</span>lag." Yani Türkçe karşılığı, "Kızıl bayrak altında yaşayan küçük adamlar"mış. Valla diğer tespitler için bir şey diyemeyeceğim ama bu kelimeler biraz götten uydurulmuş gibi geldi açıkcası bana.<br /><br />Bildiğiniz üzere Şirinler'de, 'para' yoktur; herkes komünal bir yaşam sürüyor. Bu yaşamda, herkes ihtiyacı olana sahip oluyor; ihtiyaçlarını bedava ediniyor. İşte bu durum "komünizm"e benziyor ki ben de katılıyorum. Benziyor. Ne de iyi ediyor :)<br /><br />Şimdiki şey ise benim en çok katıldığım şey. Bildiğiniz üzere Şirin Baba, Karl Marx'a benziyor. Sakalları ile Karl Marx'ın tıpa tıpı diyebilirim. Kızıl şapkası da cabası. Yani eğer Şirinler'de komünist unsurlar aranacaksa Şirin Baba örneği, bu unsurların en birincisidir efendim. Bence yani, bakmayın öyle!<br /><br />Şirin Köyü'nde herkes kendi işini yapıyor ve çok mutlu. Bir eşitlik var. Şirin Çileği Tarlaları da tüm şirinlerin, hiçbirinin daha fazla yemeye hakkı yok. Mesela Tembel Şirin, tembel olduğu halde diğer şirinler ile eşit şartlarda yaşamını sürdürüyor. Tembel olması, "tembellik hakkı" olarak nitelendiriliyor.<br /><br />Şirinler Köyü'nde dini bir unsur da yok. Yani bir cami, kilise ya da havra; mümkünü yok bulamazsınız. Bir düşünün hele, Şirine'nin örtünüp namaz kıldığını filan? Ya da Gözlüklü Şirin'in camiden ezan okumasını filan? Yok yani... Dini bir unsur olmaması da komünizme yakınlık olarak nitelendirilip "Şirinler komünisttir" tespiti yapılıyor. Süper!<br /><br />Gargamel, cübbe taktığından, dini temsil ediyor olarak görülüyor. Ayrıca para ve altın düşkünü olduğundan "kaptalist" de olabileceği düşünülüyor. Şirinleri yemek istemesi, misyonerlik olarak değerlendiriliyor. Gargamel, ülke bazında ABD'yi hatırlatıyor. Onun kedisi Azman da ABD işbirlikçisi ülkeleri temsil ediyor. Sürekli önplana atılan bir Azman. Hatırlarsınız ya; "Yakala Azman" ;)<br /><br />Şirinlerin her biri de farklı kültürleri, insan tiplerini temsil ediyormuş. Örnek verecek olursak; Şirine feminizmi, Süslü Şirin eşcinselliği, Güçlü Şirin maçoluğu vb. Bildiğiniz üzere komünizm, bu tiplerin eşit şekilde ayrım yapılmadan yaşayabileceği bir sistem.<br /><br />Şirinler'in yaratıcı olan Peyo'nun da komünist olduğu yönünde iddialar var. Ayrıca; ABD, Şirinler hakkında çıkan bu propaganda haberlerinin ardından, çok izlenildiği halde Şirinler'i yayından kaldırdı. Türkiye'de de yıllardır yayınlanmıyor.<br /><br />Şimdi soruyorum başka forum ve platformlarda öten, gerizekalı moronumsu embesil aptallara. Ne var ulan? Ne kötülüğü öğretti de Şirinler, "Keşke izlemeseydim ya" diyebiliyorsunuz? Güçlü Şirin gtünüzü sksin!<br /><br />"Yaşasın Şirinler" diyorum çünkü bize güzel şeyler öğrettiler. İyiden yana olmayı, kardeşçe yaşamayı, birbirimizi kırmamayı, kötüye karşı devamlı mücadeleyi ve ısrarla sevgiyi, sevgiyi, sevgiyi. Şirince dostluğu...<br /><br />Şirince selamlar! ;)<br /><br />Kib Öpt By!</span><div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5337708143961451224-1909405981957000127?l=www.gunaydogan.com'/></div>Günay Doğanhttp://www.blogger.com/profile/12478781574041842558gnydgn@gmail.com11