tag:blogger.com,1999:blog-50614661099477299622009-07-11T10:06:03.348+03:00muhaber.netalmanak, güncel yorumlar, siyaset, yer yer anılar, ve neler nelermuhaberhttp://www.blogger.com/profile/09921174069453187865colaturka@hotmail.comBlogger342125tag:blogger.com,1999:blog-5061466109947729962.post-52774347602051570972009-07-10T19:53:00.009+03:002009-07-10T20:50:23.503+03:00muhaber net Diyor ki:<blockquote>Salatalığın cacık malzemesi olmasının yegane sebebi, hıyarlığıdır.</blockquote><br /><br />Yani demek istiyor: "Öyle bir hıyardır ki salatalık, cacık malzemelerinin en güzelidir." <br /><br /><object width="150" height="50" align="middle"><param name="movie" value="http://muzicons.com/musicon_v_srv_new.swf"><param name="allowScriptAccess" value="sameDomain" /><param name="wmode" value="transparent" /><embed src="http://muzicons.com/musicon_v_srv_new.swf" width="150" height="50" menu="false" quality="high" align="middle" type="application/x-shockwave-flash" flashvars="&nomuz=muzicon%20unavailable&site=http://muzicons.com/&icon_pic=88.png&music_file=http://supermp3turkce.com/sdfsd8ha/baris_manco/cacik.mp3&bg_color=ff9900&type_of_clip=whith_bar&text_color=FFFFFF&text_message=rasta&buy_link=http%3A%2F%2Fwww.amazon.com%2Fgp%2Fsearch%3Fie%3DUTF8%26tag%3Dmuzicocommusi-20%26index%3Ddigital-music%26linkCode%3Dur2%26camp%3D1789%26creative%3D9325" wmode="transparent" menu="false" quality="high"></embed></object><br /><br />Not: Devamı yok!!!<br /><span class="fullpost"> <br /><br /><br /><br /> </span><div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5061466109947729962-5277434760205157097?l=www.muhaber.net'/></div>muhaberhttp://www.blogger.com/profile/09921174069453187865colaturka@hotmail.com0tag:blogger.com,1999:blog-5061466109947729962.post-84152078516222387362009-07-09T21:10:00.011+03:002009-07-10T00:32:23.982+03:00Hırıfleyiğim<a href="http://1.bp.blogspot.com/_RpSYI9Bct2A/SlY4KmcK5qI/AAAAAAAAAts/0yuoyjZMl5k/s1600-h/adana+salvari.JPG" target="_blank"><img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5356530561572333218" src="http://1.bp.blogspot.com/_RpSYI9Bct2A/SlY4KmcK5qI/AAAAAAAAAts/0yuoyjZMl5k/s200/adana+salvari.JPG" style="float: right; margin: 0pt 0pt 10px 10px;" /></a><br /><br />Dedem, Adana şalvarı giyerdi. Ben de merak ederdim hep, "şalvarın sarkan kısmında ne var?" diye.<br /><br /><br />Dedem bir akşam bize geldiğinde, arkasına geçip, şalvarın sarkan kısmını tutup "dede, burda ne var?" demiştim.<br /><br /><span class="fullpost"><br /><br />Dedem beni küçücük evde kovalamaya başladı. Salonun girişinde yakaladı beni. Kafama bir tokat attı. Bu tokatla başım yarılmış ve bilmem kaç dikiş atmışlardı...<br /><br />Ben hastanedeyken hala kızgınlığı geçmemiş ve demiş ki: "o benimkine elledi. o gelince ben de onunkine elleyecem"<br /><br />Dedem üzülmemiş bile, sonra da beni hiç sevmedi... Gerçi öncesinde de hiç sevdiğini hatırlamıyorum...<br /><br />Damada kendisini yenenlere küserdi. Babaannem, çayına şeker yerine tuz koyunca, bir sillesiyle yere serilmişti.<br /><br />Hatta dedem, nefs-i müdafadan birisini öldürmüş ve bir kaç yıl hapis yatmış....<br /><br />İşte bu dedem, yatalak olduğunda eline kolonya döktüğünde beni sevmişti. 9 Yaşındaydım....<br /><br />Sonra, son sözleri şu olmuş:<br /><br />"Buralar yemyeşil... Hadi siz de gelin."<br /><br />Nerden hatırladım bunları şimdi?<br /><br />Aynaya baktım az önce.<br /><br />Hırıflediğimi gördüm. "Öleceğim" aklıma geldi...<br /><br />Aynalar... Ki karşısında sadece kendini öpebilirsin... Artık kendimi bile öpemiyorum.... Dedim ya.... Hırıfleyiğim...<br /><br /><br /><br /><blockquote>Not: "hırıflemek" Hatay ağzında "koca herif olmak" anlamındadır.</blockquote><br /><br /><a href="http://img1.loadtr.com/b-110472-%C5%9Falvar.jpg" target="_blank">Resim kaynak</a></span><div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5061466109947729962-8415207851622238736?l=www.muhaber.net'/></div>muhaberhttp://www.blogger.com/profile/09921174069453187865colaturka@hotmail.com4tag:blogger.com,1999:blog-5061466109947729962.post-19689876802798814152009-07-07T23:53:00.008+03:002009-07-08T16:16:01.002+03:00Michael Jackson'un Vefatı ve Töreni ve GömülmesiGerek, şeyini düzeltme hareketleriyle, gerekse de perdenin arkasından Hacıvat ve Karagöz gibi ışık oyunları kullanarak oynamalarıyla, O, bizden birisiydi...<br /><br /><object width="320" height="266" class="BLOG_video_class" id="BLOG_video-fd62b9b26c6035ff" classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="movie" value="http://www.blogger.com/img/videoplayer.swf?videoUrl=http%3A%2F%2Fvp.video.google.com%2Fvideodownload%3Fversion%3D0%26secureurl%3DqAAAADjB7cieHmVEItu-JNF4-KIXZ9FbUgQZUYj5uulNh1xOudv5WWNN6gfK03K_tSCOGUfPEbfROuV2Cm_2xQuZDDpdIRqA3wEN2QF9ognJ1rkr3ElIS3bq48bDMBQZUHAwcJbRi10-quMOFCNmkmhr45duhawdkl9Wz2KN-7akFmyCqB4GTzQW3gk6smcS6NH-tvSVzYTr_fs2RF1HZ-ZOIdxDpxWs2CJEcSa81wCvPtNc%26sigh%3DmBv2IgTu7ctUGFtxYTxVuEcnEOU%26begin%3D0%26len%3D86400000%26docid%3D0&nogvlm=1&thumbnailUrl=http%3A%2F%2Fvideo.google.com%2FThumbnailServer2%3Fapp%3Dblogger%26contentid%3Dfd62b9b26c6035ff%26offsetms%3D5000%26itag%3Dw320%26sigh%3DB0bYKVxZEGiy5Blv5xiczMXmt9w&messagesUrl=video.google.com%2FFlashUiStrings.xlb%3Fframe%3Dflashstrings%26hl%3Den"><param name="bgcolor" value="#FFFFFF"><embed width="320" height="266" src="http://www.blogger.com/img/videoplayer.swf?videoUrl=http%3A%2F%2Fvp.video.google.com%2Fvideodownload%3Fversion%3D0%26secureurl%3DqAAAADjB7cieHmVEItu-JNF4-KIXZ9FbUgQZUYj5uulNh1xOudv5WWNN6gfK03K_tSCOGUfPEbfROuV2Cm_2xQuZDDpdIRqA3wEN2QF9ognJ1rkr3ElIS3bq48bDMBQZUHAwcJbRi10-quMOFCNmkmhr45duhawdkl9Wz2KN-7akFmyCqB4GTzQW3gk6smcS6NH-tvSVzYTr_fs2RF1HZ-ZOIdxDpxWs2CJEcSa81wCvPtNc%26sigh%3DmBv2IgTu7ctUGFtxYTxVuEcnEOU%26begin%3D0%26len%3D86400000%26docid%3D0&nogvlm=1&thumbnailUrl=http%3A%2F%2Fvideo.google.com%2FThumbnailServer2%3Fapp%3Dblogger%26contentid%3Dfd62b9b26c6035ff%26offsetms%3D5000%26itag%3Dw320%26sigh%3DB0bYKVxZEGiy5Blv5xiczMXmt9w&messagesUrl=video.google.com%2FFlashUiStrings.xlb%3Fframe%3Dflashstrings%26hl%3Den" type="application/x-shockwave-flash"></embed></object><br /><br /><span class="fullpost"><br /><br />40 Yılldır "Almanak" etiketi altında sadece önemli olayları haber yapıyorum (!). Ama böylesini ilk kez gördüm. <br /><br />Çok önemli birisi öldüğü zaman, olay "Ali Veli'nin Ölümü" başlığı altında haber yapılır ve bu haberin içeriğinde, cenaze töreni, toprağa verme falan hepsi olurdu. <br /><br />Ama Michael'de öyle olmadı. Vefatı, cenaze töreni, gömülmesi (daha gömülmedi gerçi) hepsi ayrı ayrı olay ve haber oldu. <br /><br /><br />25 Haziran 2009'da vefat eden Michael Jackson'un ölüm haberini, İran olayları gibi Twitter'den haber aldık.<br /><br />Manşetler belliydi:<br /><br />"Siyah ve hristiyan doğdu, beyaz ve müslüman öldü" gibisinden manşetler...<br /><br />Sonraki gün tüm internet sitelerindeki Michael Jackson videolarının altına çılgınlar gibi Rip yorumları yapıldı. <br /><br />R.i.p. 'in ne demek olduğunu ve ne olduğunu böylece ilk kez öğrendim. Ne kadar cahilmişim :(..."Allah Rahmet Eylesin" demekmiş. <br /><br /><a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_RpSYI9Bct2A/SlO45u5BCYI/AAAAAAAAAtk/L70nWIimSFk/s1600-h/rip+r+i+p+michael+jackson+allah+rahmet+etsin.JPG" target="_blank"><img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 310px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_RpSYI9Bct2A/SlO45u5BCYI/AAAAAAAAAtk/L70nWIimSFk/s400/rip+r+i+p+michael+jackson+allah+rahmet+etsin.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5355827683852880258" border="0"></a><br /><br />Bu ripler sayesinde internet bile çökecekmiş bir ara...<br /><br />"<a href="http://edition.cnn.com/2009/TECH/06/26/michael.jackson.internet/index.html?iref=mpstoryview" target="_blank">cnn</a> tarafından ölüm haberinin yayıldığı saatlerde google, twitter, aol gibi sitelerin aşırı yükten yamulduğu belirtilmiştir. ek olarakta "internet'i çöktürmek için kaç kişi gerekli? 25 haziran'da bunun sadece bir kişi olduğunu öğrendik. tabi o bir kişi michael jackson olursa..." denmiştir." <a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=michael+jackson%2F%40confusioner" target="_blank">kaynak</a> </span><div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5061466109947729962-1968987680279881415?l=www.muhaber.net'/></div>muhaberhttp://www.blogger.com/profile/09921174069453187865colaturka@hotmail.com6tag:blogger.com,1999:blog-5061466109947729962.post-89963491419001784012009-07-06T11:51:00.010+03:002009-07-06T22:38:51.653+03:00Hacı Bayram'ın Delisi (4. Bölüm)<a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_RpSYI9Bct2A/SlJSCZl_-CI/AAAAAAAAAtc/4WZkKoBPb_8/s1600-h/muz+kabugu+copu+yere+atilmis.jpg" target="_blank"><img style="margin: 0pt 0pt 10px 10px; float: right; cursor: pointer; width: 320px; height: 240px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_RpSYI9Bct2A/SlJSCZl_-CI/AAAAAAAAAtc/4WZkKoBPb_8/s320/muz+kabugu+copu+yere+atilmis.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5355433108080424994" border="0" /></a><br /><br /><br />İkaz: Aslan'ın anlattığı hikayedeki kişi ben değilim. Umredeki hatıralarımın birleşkesidir. Mesela, Medine sokaklarına muz kabuğu atanlardan birisi bendim... ve erzak da götürmüştüm :)<br /><br /><br /><br />Mikrofon Aslan'da:<br /><br /><span class="fullpost"><br /><br />"<br /><br />gece yarısı, mescid’i nebi’nin (hz. Muhammed'in mezarının olduğu cami) minarelerini gördük. sonra, otelin önüne geldik. otelin çatısında ışıklandırılmış “milli görüş” yazısı, medine’nin bir çok yerinden gözükecek büyüklükteydi.<br /><br />otel odalarımız ayarlanırken, bizler, sokakta bekliyorduk. çoğu kişi, türkiye’den muz getirmişti. sıcak memlekette insanların, çok sık ishal oldukları anlatılmış ve bu yüzden, bolca muz tüketmemiz tavsiye olunmuştu. halbuki aylardan ocaktı... arkadaşlarım, hemen erzak poşetlerinden muz çıkarıp yemeye başladılar. muzları yediler ve kabuklarını sokaklara attılar. çok şaşırmıştım, peygamber şehrinin kirletilmesine. arkadaşlarım başka bir tarafa gittiklerinde, arkalarından dönüp, kabukları aldım ve çöpe attım.<br /><br />otele yerleştik. yorgunluğumuzdan ötürü sabah namazına, zar-zor kalktık. sabah namazını, araplar çok uzun kılıyormuş. bazı arkadaşlarımız, namazda uyuya kaldı. hatta bir arkadaşımız, arkaya doğru yıkılırken, arka saftaki adam, kendisini tutmuştu. bu olaya, gün boyu çok güldük. sabah namazından sonra, kendimizi yatağa attık.<br /><br />öğlene kadar uyumuştuk. öğle namazı öncesinde, özel okul hocalarından birisi, bizi, “ubeydullahlar, ubeydcikler (allah’ın kulcukları, kulcuklar)” diye kaldırırken, bizim imam hatipliler, böyle kibar hoca görmediklerinden hocaya, tuhaf-tuhaf baktılar. sonra bu hoca, aramızda, dalga konusu oldu.<br /><br />oda arkadaşları “hadi, erzaklarımızı buraya yığalım. gidene kadar paylaşırız.” dedi. herkes erzaklarını koydu. benim erzak koymadığımı gören bir arkadaş “aslan, sen erzak getirmedin mi? getirmediysen, bizimle yiyemezsin” dedi. kendisine, durumu anlattıktan sonra üzüldü, özür diledi. ben de, “bu durumu, asıl, en baştan ben anlatmalıydım” dedim. hazırlanan yemeğe beni davet ettiyseler de, yemeğe oturmadım. otelden çıktım. bir türk lokantası buldum. medine’ de kaldığımız 8 gün boyunca, aynı lokantaya gittim.<br /><br />medine’yi çok seviyordum. çünkü, o günkü bilgimle, medine’nin Allah’ın Cemal (güzellik) ismine mahzar olduğunu ve bu yüzden medine’nin latif, hoş, munis; insanlarının güleryüzlü ve misafirsever olduğu, içime kazınmıştı.<br /><br />gezilecek kutsi yerleri hep beraber geziyorduk. bu gezilerde, özel okul öğrencilerinden birisi ilahi okuyor, ve özel okul öğrencileri de “hu” zikri çekiyorlardı.<br /><br />biz imam hatipli öğrenciler de, bu durumla dalga geçiyorduk. bir gün, bu ilahiler esnasında, “eaalllaahh” diye esprisine bağırınca, imam hatipli öğrenciler ile yarılmıştık. zaten otobüsün en arkası bizim tayfaydı. artık, sürekli, zikirlerinde “eaalllahhh” diye bağırıp arkasından kahkaha atıyorduk. bu kahkahalarımızda ilahileri söyleyen mahmut da, bize kızgın bakışlarını gönderiyordu. gene birgün, yaptığımın aslında çok yanlış olduğunu ve aslında imam hatiplilerin havasına girdiğimden bu hataya düştüğü düşündüm. bu düşüncemden sonra, artık kimse ile takılmamaya başladım.<br /><br />Artık yalnızdım.<br /><br />"<br /><br /><i>Devam edecek...</i><br /><br /><a href="http://www.muhaber.net/2009/06/hac-bayramn-delisi-1-bolum.html" target="_blank">Hacı Bayram'ın Delisi 1</a><br /><br /><a href="http://www.muhaber.net/2009/06/haci-bayramin-delisi-2-bolum.html" target="_blank">Hacı Bayram'ın Delisi 2</a><br /><br /><a href="http://www.muhaber.net/2009/06/haci-bayramn-delisi-3-bolum.html" target="_blank">Hacı Bayram'ın Delisi 3</a><br /><br /><a href="http://boltart.net/wordpress/wp-content/gallery/gorsel-gunluk/adriana-lara-banana-peel.jpg" target="_blank">Resmin Kaynağı</a></span><div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5061466109947729962-8996349141900178401?l=www.muhaber.net'/></div>muhaberhttp://www.blogger.com/profile/09921174069453187865colaturka@hotmail.com2tag:blogger.com,1999:blog-5061466109947729962.post-20415356634988928092009-07-05T00:35:00.004+03:002009-07-05T00:52:43.428+03:00Alacakaranlık Arog KuşağındaAlacakaranlık (Twilight)'ı izlerken, sinemada beni bir gülme tuttu. Sinemadaki herkes bana bakıyordu... Gülmelerimin sebebim çok basitti: Günümüz gençliğine ideal insan tiplemesinde sunulan vampilerden birisi, ağaçtan ağaca sekerken, aklıma Arog'tan sahneler gelivermişti birden. Uğraştım, videosunu yaptım...<br /><br /><div><object width="420" height="339"><param name="movie" value="http://www.dailymotion.com/swf/x9rt6p" /><param name="allowFullScreen" value="true" /><param name="allowScriptAccess" value="always" /><embed src="http://www.dailymotion.com/swf/x9rt6p" type="application/x-shockwave-flash" width="420" height="339" allowFullScreen="true" allowScriptAccess="always"></embed></object><br /><b><a href="http://www.dailymotion.com/swf/x9rt6p">Alacakaranlik Arog Kusaginda</a></b><br /><i>by <a href="http://www.dailymotion.com/www_muhaber_net">www_muhaber_net</a></i></div><br /><br />Not: Devamı yok kardeşim<br /><span class="fullpost"> <br /><br /> </span><div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5061466109947729962-2041535663498892809?l=www.muhaber.net'/></div>muhaberhttp://www.blogger.com/profile/09921174069453187865colaturka@hotmail.com2tag:blogger.com,1999:blog-5061466109947729962.post-73178640338028810462009-07-02T14:13:00.015+03:002009-07-02T20:08:38.781+03:00Akp ve Gülen'i Bitirmeme Planı<a href="http://1.bp.blogspot.com/_RpSYI9Bct2A/SkyXzy-TpWI/AAAAAAAAAtQ/8uxJUGjRBqM/s1600-h/yasama+yurutme+yargi+cemaat.bmp"target="_blank"><img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 273px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_RpSYI9Bct2A/SkyXzy-TpWI/AAAAAAAAAtQ/8uxJUGjRBqM/s400/yasama+yurutme+yargi+cemaat.bmp" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5353820973148906850" /></a><br /><br />Bu karikatür bence çok yanlış. Çünkü yasama, yürütme, yargı, cemaat yerine; sadece "cemaat" deseydi...<br /><br />Cemaatten severek ayrılmış ve bunun göstergesi olarak 20 yıllık, Zaman aboneliğini hala yürüten (küçük dünyam 1'in tüm sayfaları hala arşivimde mesela) bendeniz dün, Zaman'ı eline aldığında üzüldü.<br /><br /><span class="fullpost"><br />Çünkü, Akp'nin kapatılma davası sürecinde Zaman Gazetesi, "kapatılma davası, ekonomiye şu kadar para kaybettirdi, bu kadar kan kaybettirdi" türünden savunmaları her gün manşetlere taşıyordu.<br /><br />12 Haziran'dan beri Türkiye yatıp kalkıp bu belgeyi konuşuyor. Neler oldu:<br /><br />1- Taraf Gazetesi'nin haberine yayın yasağı geldi. <br /><br />2- Yayın yasağı takılmadı. Hatta yazının sonunda vereceğim Taraf Gazetesi'nin 12 Haziran tarihli birinci sayfasını <a href="http://www.samanyoluhaber.com/ShowNews.aspx?NewsId=231497&AspxAutoDetectCookieSupport=1">Samanyoluhaber</a> kaynağından alarak vereceğim.<br /><br />3- İlker Başbuğ, 30 generali arkasına alarak bir basın toplantısı yaptı. Ama basın toplantısı gereken yankıyı görmedi. Çünkü Micheal Jackson ölmüştü... Bundan önceki son İlker Başbuğ toplantısının olduğu günde de Mardin Katliamı olmuş ve toplantı gene kamuoyunda beklenen etkiyi gösterememişti... Ne şansızlık ama... İlahi ikram diye bir kavram var; Şefkat Tokadı'nın tam tersi olarak.. Yoksa :P....<br /><br />Heee, İlker Başbuğ'un bu konuşmasının hemen ertesi günü Taraf'ın "geçti o günler cancağızım" diye manşet atmasını da, atlayamam... <br /><br />Bu manşeti atabiliyorlarsa, Hilmi Özkök'ü zamanında eleştirenlere borçlular... Hilmi Özkök'e kadar hiç bir genelkurmay başkanı bu kadar eleştirilemezdi. Bu eleştirileri de ancak eleştirmeye izin vermeyenler başlatabilirdi. Ve gerçekten genelkurmay başkanlarını eleştirme adetini, Hilmi Özkök'ü eleştirenler başlattı.<br /><br />4- Zaman'a niye üzülmüştüm?<br /><br />30 Haziran 2009 Tarihinde açıklanan ekonomik verilere göre, ekonomimiz 2. Dünya Savaşı günlerine geri dönmüştü. 1 Temmuz'da bu haber bir çok gazetenin birinci sayfasındaydı... Zaman'ın ise iç sayfalarında ancak yer edinebilmişti bu haber... Gerçekten üzüldüm. 02 Temmuz Yeni Asya gazetesi bile bu haberi tam sayfa haber yapmıştı... Akp kapatılırken ekonomi vurgusu yapılıyor da, neden şimdi ekonomiye vurgu yapılmıyor? Varsa yoksa, belge mi, kağıt mı, kopyala yapıştır mı...<br /><br />5- Albay Dursun Çiçek, 18 saatliğine tutuklandı.<br /><br />6- Meclis'te bir geceyarısı komutanların yargılanması, sivillerin askeri mahkemede yargılanamaması, komutanların sivil mahkemede yargılanması hakkında kanun geçti. Chp onayladığı bu yasaya <a href="http://www.hurriyet.com.tr/gundem/11960060.asp?gid=229"target="_blank">isyan etti</a>.<br /><br />Kanaatimce bu yasa tasarısı ile verilmek istenen mesaj şu: "Albay Çiçek'i Mgk sırasında sorguladık. Yasa da çıkartıyoruz, vu bu kanunla sizi de sorgular, sizi de içeri alırız..." Mesaj bence bu. <br /><br />7- Akp ve Gülen'i Bitirme Planı ile cemaat ve Akp, iyice yekpare oldu. Nurcu gelenekten gelen cemaat için bu normal mi? Bediüzzaman'ın son dönemlerinde Demokrat Parti ile olan ilişkisi hatırlanınca, bu yekparelik Nurcu geleneğe hiç de ters değil... Şartlar meselesi... <br /><br />8- Bir hadis var: "Kişi sevdiğine karşı, kör ve sağırdır" diye. Daha çok yazmak isterim... Ama sevgimden körleşiyor ve sağırlaşıyorum. Sükut!<br /><br /><br /><a href="http://3.bp.blogspot.com/_RpSYI9Bct2A/SkyXOF041nI/AAAAAAAAAtI/bCNqm3aDl6o/s1600-h/12+harizan+2009+tarihli+taraf+gazetesi+darbe+plani.jpg"target="_blank"><img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 332px; height: 400px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_RpSYI9Bct2A/SkyXOF041nI/AAAAAAAAAtI/bCNqm3aDl6o/s400/12+harizan+2009+tarihli+taraf+gazetesi+darbe+plani.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5353820325374645874" /></a><br /><br />Bazı Önemli Linkler:<br /><br />1- <a href="http://tr.fgulen.com/content/view/17423/11/"target="_blank">Fethullah Gülen Hoca'nın yorumu<br /></a><br /><br />2- <a href="http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=11396380&yazarid=10&tarih=2009-04-09"target="_blank">Ertuğrul Özkök, 3 ay önceden işkillenmiş</a>.<br /><br /><a href="http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=11900765&yazarid=48&tarih=2009-06-19"target="_blank" >Karikatür kaynak</a><br /><br /><a href="http://taraf.com.tr/docs/taraf_bugun/1206TRF01RIST-S.pdf"target="_blank">Taraf kaynak</a><br /><br /></span><div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5061466109947729962-7317864033802881046?l=www.muhaber.net'/></div>muhaberhttp://www.blogger.com/profile/09921174069453187865colaturka@hotmail.com0tag:blogger.com,1999:blog-5061466109947729962.post-17050597005672762412009-06-30T20:35:00.012+03:002009-06-30T21:20:04.562+03:00Mehmet Öz ! Size Soruyorum !!<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"><a href="http://4.bp.blogspot.com/_RpSYI9Bct2A/SkpRDALzMtI/AAAAAAAAAs4/ywOy5uj8F3w/s1600-h/siz+guzellik+sirlari.JPG" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"target="_blank"><img border="0" src="http://4.bp.blogspot.com/_RpSYI9Bct2A/SkpRDALzMtI/AAAAAAAAAs4/ywOy5uj8F3w/s320/siz+guzellik+sirlari.JPG" /></a></div><br />Amerika Birleşik Devletleri'nde yani Abd'de, bir profesör büyüğüm var.<br /><br />Bu profesör büyüğüm, Mehmet ÖZ'den daha bilgili ve sağlıklı...<br /><br />Ama, Mehmet Öz kadar...<br /><span class="fullpost"><br /><br /><br /><br /><br /><br /><br />evet. Mehmet Öz kadar saçlı, yakışıklı, iyi giyinen, asil, boğazda yalısı olan, esprili,uzun boylu, zengin, medyayla bağlantısı olan, göbeksiz, kemiksiz birisi değil...<br /><br />Yani bu profesör büyüğüm: Çirkin, kısa boylu, dar omuzlu, kemikli, genetik göbekli, espiriden anlamayan, fodul, kel, köylü...<br /><br />Resmedecek olursak:<br /><br /><a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_RpSYI9Bct2A/SkpW8c_1G4I/AAAAAAAAAtA/pQ1PjL0WbHY/s1600-h/dar+omuzlu.JPG"><img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 85px; height: 200px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_RpSYI9Bct2A/SkpW8c_1G4I/AAAAAAAAAtA/pQ1PjL0WbHY/s200/dar+omuzlu.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5353186703659309954" /></a><br /><br />Gördüğünüz gibi, sağlığına dikkat etmek için, geceleri atıştırmıyor bile...<br /><br />Ama, Mehmet Öz'den kesinlikle daha bilgili ve sağlıklı.<br /><br />Sağlıklı olduğunu tahliller söylüyor; bilgili olduğunu da, Mehmet Öz'e giden meşhurlardan daha meşhur olan ünlüler.<br /><br />Peki bu profesör büyüğüm, Ali Kırca'nın, Oprah Winfrey'in ve benzerlerinin programlarına neden çıkamıyor? Medya neden bunu model olarak halka lanse etmiyor da Mehmet Öz, Alacakaranlık'ta vampirlerin mükemmel bir insan sunulması gibi bize sunuluyor?<br /><br />Mehmet Öz, size soruyorum:<br /><br />Sağlıklı olmak ve bilgili olmak neden yetmiyor? Neden sağlıklı olmak ve bilgili olmak her şey değil? Neden bunları anlatmıyorsunuz?<br /><br />Yoksa...Bu yüzden mi, "Siz Güzellik Sırları" kitabını yazdınız?</span><div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5061466109947729962-1705059700567276241?l=www.muhaber.net'/></div>muhaberhttp://www.blogger.com/profile/09921174069453187865colaturka@hotmail.com2tag:blogger.com,1999:blog-5061466109947729962.post-41317633666126430742009-06-29T16:22:00.006+03:002009-06-29T16:30:59.752+03:00Dudak Okuma Kursu (Ders 1)Ne diyor? <br /><br /><object width="320" height="266" class="BLOG_video_class" id="BLOG_video-5739b506c1fc5a8e" classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="movie" value="http://www.blogger.com/img/videoplayer.swf?videoUrl=http%3A%2F%2Fvp.video.google.com%2Fvideodownload%3Fversion%3D0%26secureurl%3DqAAAAPEbdexZYqODP9Nt5kZfcH0smTZJeTA2rbT3mno9MxxfBB0_mVYodflEZn1GsK4mwoGDBSfEOD_ckgEXsXd-1IeD2-ejq-bTbEEpxOOu0xOieW6T-2UEJljGeG1uePrKSGkcHozZMSBqKD1RhtueKh-WlV6FLLXE8PMIywVlH0TVf95P_uCHd8nPrl7NdZu9vCg61D5Jsu7YlYz2_3rXx_UaSQvh2xN2q3A92OMufSUJ%26sigh%3DDyKyxhXiXp29_BzM_xWFoz2o8io%26begin%3D0%26len%3D86400000%26docid%3D0&nogvlm=1&thumbnailUrl=http%3A%2F%2Fvideo.google.com%2FThumbnailServer2%3Fapp%3Dblogger%26contentid%3D5739b506c1fc5a8e%26offsetms%3D5000%26itag%3Dw320%26sigh%3Dw2CT2H_oUxPnZxlmJQ_JO5D8zXk&messagesUrl=video.google.com%2FFlashUiStrings.xlb%3Fframe%3Dflashstrings%26hl%3Den"><param name="bgcolor" value="#FFFFFF"><embed width="320" height="266" src="http://www.blogger.com/img/videoplayer.swf?videoUrl=http%3A%2F%2Fvp.video.google.com%2Fvideodownload%3Fversion%3D0%26secureurl%3DqAAAAPEbdexZYqODP9Nt5kZfcH0smTZJeTA2rbT3mno9MxxfBB0_mVYodflEZn1GsK4mwoGDBSfEOD_ckgEXsXd-1IeD2-ejq-bTbEEpxOOu0xOieW6T-2UEJljGeG1uePrKSGkcHozZMSBqKD1RhtueKh-WlV6FLLXE8PMIywVlH0TVf95P_uCHd8nPrl7NdZu9vCg61D5Jsu7YlYz2_3rXx_UaSQvh2xN2q3A92OMufSUJ%26sigh%3DDyKyxhXiXp29_BzM_xWFoz2o8io%26begin%3D0%26len%3D86400000%26docid%3D0&nogvlm=1&thumbnailUrl=http%3A%2F%2Fvideo.google.com%2FThumbnailServer2%3Fapp%3Dblogger%26contentid%3D5739b506c1fc5a8e%26offsetms%3D5000%26itag%3Dw320%26sigh%3Dw2CT2H_oUxPnZxlmJQ_JO5D8zXk&messagesUrl=video.google.com%2FFlashUiStrings.xlb%3Fframe%3Dflashstrings%26hl%3Den" type="application/x-shockwave-flash"></embed></object><br /><br />Bir sonraki kursumuz "Hızlı namaz kılma ve kıldırma teknikleri" olacaktır. Nerden aklıma geldi bu kurs? Geçen camide, namaz kılma yarışı yapan iki çocuk gördüğümde.. Tabii ki böyle bir kurs caiz değildir... <br /><br />Not: Devamı yok kardeşim. <br /><span class="fullpost"> <br /><br /> </span><div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5061466109947729962-4131763366612643074?l=www.muhaber.net'/></div>muhaberhttp://www.blogger.com/profile/09921174069453187865colaturka@hotmail.com23tag:blogger.com,1999:blog-5061466109947729962.post-36296729389193370722009-06-28T13:08:00.003+03:002009-06-28T13:11:52.503+03:00Hacı Bayram'ın Delisi (3. Bölüm)Gene not: Aslan'ın yaşadıkları olaylar, umrede yaşamadığım, ama umremden esinlendiğim olaylardır.<br /><br /><blockquote>Aslan'ım, anlatmaya devam ediyor:</blockquote><br /><span class="fullpost"> <br /><br /><b><i>Medine'ye Yolculuk</i></b><br /><br />"uçağa bindik. ilk defa uçağa biniyordum. uçakta, , insanların karınca, yolların da yılan gibi gözüktüğü anlatılan bir fıkrayı düşündüm. ben de o güne kadar gerçekten öyle sanıyordum. aşağıya baktım, insanlar gözükmüyordu. Sadece, dağlar, ev gibiydi.<br /><br />uçakta dikkatimi çeken başka bir şey de, imam hatip lisesinden hiç kız olmayışı; fakat özel okulun en az yarısnın kız olmasıydı... bu istatistikçik, o gün bana bir çok şey anlatmıştı..<br /><br />uçak, cidde’ ye indi. cidde, mekke’ye 45 dakika uzaklığında ve 5-6 saatlik mekke- medine yolunun da üstündeydi. önce medine’ye gidecektik.<br /><br />“kim mescidimde 40 vakit namaz kılarsa, şefaatime ulaşır” hadisinden ötürü, ziyaretçiler, medine’ de en az 8 gün kalırlardı. bu sekiz günde 40 vakit namaz, peygamber mescidi'nde (mescid-i nebevi) kılınmış olurdu.<br /><br />otobüslere bindik. otobüste bazılarımız, ayakta gidecekti. kimisi hemen koltuk kapma yarışına girmişken, aklıma bir olay geldi:<br /><br />suudi devleti, abd’li mühendislerden mekke ve medine arasında en kısa yolun bulunmasını ve yapılmasını istemiş. abd’li mühendisler de, buldukları yolu gösterdiklerinde suudiler çok şaşırmış. çünkü, bu yol hz. Muhammed ve hz. Ebubekir’in hicretteki takip ettiği yolun aynısı imiş.<br /><br />ben de, hz.Muhammed’in (s), binbir sıkıntı ile geçtiği yolda, otobüste rahat-rahat oturamazdım. bu yüzden, koltuk kapma yarışına girmedim. en arkaya geçip yolculuğu ayakta yapmaya kalkıştım. Sonra bu düşüncemden vazgeçip, otobüsün merdivenlerinde uyumaya çalıştım... Çalışırken de saflığıma yanmaya çoktan başlamıştım bile.."<br /><br />devam edecek...<br /><br /><strike>Bir sonraki bölüm: Medine</strike><br /><br /><a href="http://www.muhaber.net/2009/06/hac-bayramn-delisi-1-bolum.html"target="_blank">Hacı Bayram'ın Delisi 1</a><br /><a href="http://www.muhaber.net/2009/06/haci-bayramin-delisi-2-bolum.html"target="_blank">Hacı Bayram'ın Delisi 2</a></span><div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5061466109947729962-3629672938919337072?l=www.muhaber.net'/></div>muhaberhttp://www.blogger.com/profile/09921174069453187865colaturka@hotmail.com1tag:blogger.com,1999:blog-5061466109947729962.post-42550513586315500592009-06-26T18:22:00.003+03:002009-06-26T18:48:04.880+03:00Bozum Bozum Bozmak ve BozulmakAnkara'da bir cemaatin dersanesinde, değişik bir felsefeci vardı. O zamanlar dersaneler kız erkek karışık olmadığı için çok rahat konuşurduk. Hatta imam hatip lisesinde bile okurken sadece erkek sınıfı olduğumuz için erkek hocalarla neler, neler konuşurduk...Hele bi Muammer Hoca'mız vardı... İlginçtir, en çok da böyle tipler sevilirdi.<br /><br />Erkekler her yerde aynılar çünkü... İster cemaat, isterse kuran kursu, isterse imam hatip lisesi... Hatta en iyi Namık Kemal fıkralarını bizde, hafızlar bilirdi. <br /><br />İşte bu felsefecinin bir öğrenciyi bozum bozum bozmasını ve bir öğrenciyi de alttan almasını çok iyi hatırlıyorum..<br /><span class="fullpost"> <br />Bu gayet kilolu olan felsefecimiz, bir olay anlatırken helikopterin kalkışına gelmişti ki, öğrencilerden birisi atılarak "hocam, siz helikoptere binseydiniz, helikopter kalkamazdı" demez mi...<br /><br />Hepimiz gülerken, hoca "ben sana bir binersem, sen hiç kalkamazsın" demesiyle, hepmizi yarmış, arkadaşı da bozumlamıştı. <br /><br /><br />Bu hocayla aramızda perde merde kalmamıştı. Hele bir defasında bir öğrenciye "hıyar ağası" demesiyle, öğrenci çok alınmış, öğrencinin üzüldüğünü gören hoca, "oğlum üzülme, ben seninkini kastettim" demiş ve iki eliyle de kocaman bir şey işaret etmişti... <br /><br />Gene aklıma geldi, ilahiyatta tefsir dersinin tam ortasında sınıfa selpakçı girmez mi? Evet selpakçı girdi. Kafasını uzatıp "selpak" der demez, tefsir profesörü bir ".iktir" çekti ki, o zaman da acayip, yarım yarım yarılmıştık...<br /><br />Ama en büyük bozmayı geçen Salı günü bir bankada bizzat kendim, bir müşteri temsilcisine yaşattım.<br /><br />Şöyle:<br /><br />Müşteri temsilcisinin önünde iki sandalye var. Birisinde ben oturuyorum; diğeri boş. Temsilci dedi ki: "O sandalyeden kalkın. Diğerine oturun. Ekranımı görüyorsunuz, ekranı görmek yasak"<br /><br />Ayağa kalktım. Adamın ekranını iyice kendisine çevirip, eski yerime oturdum. Ve "artık ekranı görmüyorum. Ayrıca Günay Bey çok şeysiniz" dedim. Adam, "neyim" demedi. Çünkü afallamıştı.. Afferin bana. Çok iyi yaptım.<br /><br />He...<br /><br />Ben de bozulmadım mı hiç?<br /><br />Hem de çok.<br /><br />En büyük iki bozuntum:<br /><br />1. Bozumum<br /><br />Hataylılar gecesi için Büyük Ankara Oteli'ndeyiz. Zekai Tunca sahnede. Herkes bir istek istiyor. Ama hiç bir isteği okumuyor. Sonra ben gidip "üstadım, amatör neyzenim. Üzgünüm Leyla'yı icra ederseniz, memnun olurum" diyorum. Sonra Üstad "istekleri okumayacaktım ama bir neyzen kardeşim varmış. Onun için Üzgünüm Leyla'yı okuyacağım" diyerek başladı okumaya...<br /><br />Okudu, bitirdi. Herkes alkışlarken, benim olduğum tarafa geldi ve eliyle beni işaret edince, ayağa kalktım ve hem alkışlayarak hem de bağırarak "bravo üstad" dedim. <br /><br />Meğerse, beni değil de, benim arkamda bir arkadaşı varmış, ona işaret çakmış... Nasıl bozulmuştum, hiç unutamam.<br /><br />2. Bozumum<br /><br />Sene 2000. Ösym Özel Kalem Müdiresi'nin arabasını satın almışım. Kadının adı -atıyorum, atmak zorundayım- Mahinur olsun.<br /><br />Arabasını aldıktan iki hafta sonra Elazığ'dan arkadaşım aradı. Ösym'de çok zor bir işininin olduğunu, yardımcı olmamı rica etti. <br /><br />Yardımcı olmak için Ösym'ye gittim. Görevli bayana "Mahinur Hanım'ın selamı var. Bu iş şöyle şöyle" dedim. Görevli bayan, memnuniyetle iş yapacağını belirttikten sonra arka odaya girdi. Oradan telefonu aldı, telefon etti, sonra beni içeri çağırdı, telefonu bana verdi...<br /><br />Telefonun diğer ucunda, Mahinur Hanım vardı......:(((((((((((((((((((<br /><br />Ayrıca, müşteri temsilcisi "neyim?" deseydi, "kılsınız" diyecektim.<br /></span><div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5061466109947729962-4255051358631550059?l=www.muhaber.net'/></div>muhaberhttp://www.blogger.com/profile/09921174069453187865colaturka@hotmail.com10tag:blogger.com,1999:blog-5061466109947729962.post-48348202447722778932009-06-23T19:52:00.002+03:002009-06-23T19:55:35.176+03:00Eylül, Gönül ve BehlülEylülde melül oldu Behlül, soldu da lale<br />Bir Bihter'e meyl etti gönül, geldi bu hale<br /><br />devamı yok (beytin orjinali değiştirilmiştir. şairin ruhu beni affetsin)<br /><br /><span class="fullpost"> <br /><br /><br /> </span><div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5061466109947729962-4834820244772277893?l=www.muhaber.net'/></div>muhaberhttp://www.blogger.com/profile/09921174069453187865colaturka@hotmail.com1tag:blogger.com,1999:blog-5061466109947729962.post-39955070866352318642009-06-21T22:56:00.001+03:002009-06-21T22:57:58.420+03:00Meb 'den Yasaklı Sitelere GirişMilli Eğitim, bir çok siteye giriş izni vermiyor. Bu izin vermeyiş, mahkeme kararları ya da internet üst bilmemne kurullarından bağımsız olarak veriliyor Meb'de.<br /><br />Blogspot, Wordpress, Facebook, oyun siteleri, Dailymotion sadece bir kaçı, Meb'de yasaklı olanlardan... <br /><br />Fakat video sitelerine girişin bir yolu var Meb'de.<br /><br /><span class="fullpost"><br /><br />Fizy.com Sitesi, Meb'de Youtube ve Dailymotin videolarını açmanın yegane yolu. <br /><br />1- <a href="http://fizy.com/" target="_blank" >Önce Fizy com Tıklanır. Tıkla</a> <br /><br />2- Sonra aranılacak kelime yazılır. Örnek, "Orhan Gencebay" olsun bu :)<br />(resmi büyütmek için üstüne tıklayın hocam)<br /><a href="http://3.bp.blogspot.com/_RpSYI9Bct2A/Sj6PHxDj46I/AAAAAAAAAso/kAUlnWQHBXg/s1600-h/fizy.JPG" target="_blank"><img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 300px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_RpSYI9Bct2A/Sj6PHxDj46I/AAAAAAAAAso/kAUlnWQHBXg/s400/fizy.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5349870770952856482" /></a><br /><br />3- Sonra listeden istenilen bir sonuç tıklanılır. Tıkladıktan sonra, sağ alt köşede bir ekran işareti var. Orası tıklanırsa, video da otomatikmen geliyor. Video gelmişken, görüntü de tıklanırsa, tam ekran oluyor hatta :) Tıklanılcak yer, aşağıda görülebiir.<br /><br /><br /><a href="http://2.bp.blogspot.com/_RpSYI9Bct2A/Sj6POFjJG9I/AAAAAAAAAsw/K7kBLeLuuq0/s1600-h/fizy+video+tikla.JPG" target="_blank"><img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 300px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_RpSYI9Bct2A/Sj6POFjJG9I/AAAAAAAAAsw/K7kBLeLuuq0/s400/fizy+video+tikla.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5349870879533243346" /></a><br /><br /><br /><br />3- Meb'den "video.google.com" yoluyla da videolara ulaşılabiliyor. Fakat, burdaki youtube ve dailymotion kaynaklı videolar açılmıyor. Gene de video.google'den girilecekce kelime arandıktan sonra "-youtube, -dailymotion" yazılarak daha sağlam sonuçlar alınabilir. Fakat Fizy'deki tüm videolar Meb'de açılıyor.<br /><br />4- Wordpress, Blogspot gibi sitelere direkt bir giriş bulamadım. Fakat Google Reader'den wordpresss ve blogspot'taki izlediğim sitelere erişebiliyorum gene de :)<br /><br />5- Biraz ayrıntıya daldım. Çünkü hala e-okul yerine e-kolay'a giren meb personeli gördüm.<br /><br />6- Bu yazıyı, Antalya Otogarı'ndaki bir internet cafeden yazıyorum. Evimdeki bilgisayarın klavyesi bozulmuş... Dışarıdan yazdığım için resimlere eklediğim yazılar kalitesiz oldu :(.. Evde olsa, bir sürü güzel programım vardı... <br /><br />7- Pek anlamasam da artık teknik konularda yazacağım. Özelden bir çok beddua alıyorum. En azından beddualar azalır, hayır dualar çoğalır. <br /></span><div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5061466109947729962-3995507086635231864?l=www.muhaber.net'/></div>muhaberhttp://www.blogger.com/profile/09921174069453187865colaturka@hotmail.com1tag:blogger.com,1999:blog-5061466109947729962.post-48285661746652712292009-06-18T19:48:00.002+03:002009-06-18T19:52:40.904+03:00Hocam Baştan Alır mısınız?Bu soru geldiğinde hocalar başlamış, baştan almaya... <br /><br />Türkçeci: A,b,c...<br /><br />Matematikçi: 1,2,3...<br /><br /><span class="fullpost"> <br />Tarihçi: Yazı icat edilince...<br /><br />Coğrafyacı: Önce büyük bir patlama oldu...<br /><br />İnkilap Hocası: Atatürk'ün annesi Zübeyde Hanım...<br /><br />İngilizceci: Ey, bi, si.. <br /><br />Sınıf öğretmeni: Bu tarak: E; bu da yılan: S...<br /><br />Müzikçi: Elimdeki bu şeye "flüt" derler...<br /><br />Kimyacı: Her şey bir toz bulutu idi...<br /><br />Fizikçi: Bir çarpışma oldu...<br /><br />Biyoloji: Su...<br /><br />Sosyal Bilgiler Öğretmeni: Mağara dönemi...<br /><br />Bedenci: Bunun adı toptur...<br /><br />Bilgisayarcı: Pingala...<br /><br />Dinci: Allah demiş ki meleklere "Bir insan yaratacağım..."<br /><br />Milli Güvenlikçi: Çinlilerin tehdidine karşı, ilk kara kuvvetlerimiz...<br /><br />Sadece başları aldım.... Sonuna gitseydim, dibini bulamazdım... Arif olan, devamını getirir...<br /></span><div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5061466109947729962-4828566174665271229?l=www.muhaber.net'/></div>muhaberhttp://www.blogger.com/profile/09921174069453187865colaturka@hotmail.com12tag:blogger.com,1999:blog-5061466109947729962.post-51697990625605348482009-06-17T15:35:00.006+03:002009-06-17T19:14:57.166+03:00Haci Bayram'ın Delisi (2. Bölüm)Üstüne basa basa not: Bu hikayede'ki olağan dışı olaylar, rüyalar, kerametler vb. hikayeyi marjinalleştirmek için, ve benim yaşamadığım, ama yaşanılan olaylardan esintilenerek özenle uydurulmuştur. <br /><br />Aslan anlatmaya devam ediyor:<br /><br /><span class="fullpost"> <br /><br />umre veya hac sonrası, hediye adetleri vardır. ankara’da bu hediyeler, hacı bayram civarından alınırdı. böylece hediyeler hem daha ucuza getirilmiş olur, hem de yabancı ülkelerdeki sıkıntılardan kaçılırdı. ve gene, kutsi topraklara seyahati ucuza getirmek için, çoğu zaman yemeksiz otellerle anlaşılırdı. bu sebeple de, türkiye’ den bol miktarda erzak götürülürdü.<br /><br />sonraki gün, “hadi sana erzak alalım” dedi babam. bu erzak işine her zaman karşıydım. kutsi yerlerde, yemekle, kap kaçakla uğraşmak bana gereksiz görünürdü. babama erzak istemediğimi söylediğimde ve sebeplerimi anlattığımda babamı zor ikna ettim; bu iş babama pahalıya patladı: 20 günlük lokanta parası…<br /><br />bu işten sonra babamı, hacı bayram’a götürdüm. babam, hemen kitabını basan yayınevine girdi: nur yayınevi. babamın kitabı, babamı, 25 yaşında müftü iken meşhur yapmış; bu meşhurlukla gelen şöhret de 32 yaşında milletvekili... 1980 ihtilalinde, 43 yaşında demirel’ le beraber devrilmiş. sonra demirel’le yolları ayrılmış, siyasete anap ile devam etme kararı almıştı. 13 seneden beri de, tekrar meclise girmek için uğraşıyordu. bu uğraş, kendisini türkiye’de by-pass ameliyatı olan ilklerin kervanına girdirmeye yetmişti…<br /><br />babam, hep bakan olacağını düşlerdi. hatta, anap il başkanlığı için desteklediği bir adamdan bu iş karşılığı için “ben de, aziz hocamı önce milletvekilliği için sonra da bakanlık için destekleyeceğime namusum ve şerefim üzerine söz veririm” diye bir yazı almıştı. bu yazıyı, babam öldükten sonra ortaya çıkardığımızda ne kadar üzülmüştük. çünkü babamı, bu il başkanı adam, adeta sırtından vurmuştu.<br /><br />bakanlık, babamın, medresedeki öğrenciliğinden beri idealiydi. bir de ben, idealiydim babamın. idealiydim, çünkü: benle vakit geçirebiliyordu. darbe sonrası bolca boş vakti kalan babam benimle ilgilenip babalığını yaşıyordu. medresedeki günlerini benimle yaşıyordu. zaten bana da, medrese hocasının ismini vermişti. emsileyi, binayı, maksudu, avamili kaç kez ezberledim hatırlamıyorum.<br /><br />benim de, çok büyük bir adam olacağına inanırdı. hele bir rüyamı anlattığımda bu öngörüsü daha bir artmıştı. rüyamda, şam’ da, ebu ubeyde bin cerrah’ın kabri başında kendimden geçmiş “allah” dedikçe, ebu ubeyde’ nin tabutu yükseliyordu. sonunda, tabut açıldı. ve, ebu ubeyde “ hayatında hiç ben deme. allah senden razı olsun” dedi. sonra uzayı gördüm. ilerde bir gezegenin ardında havai fişekler patlıyordu. manzara müthişti. havai fişeklerin olduğu taraftan hz. ali’nin sesini duydum: “allah, size dünyayı yurt yapsın, türkiye’yi de anayurt”<br /><br />işte, bu rüyamı babama anlattığımda, babam:<br /><br />- oğlum, zaten biliyordum… bir gün sen 4 yaşında iken, seninle adana’ dan, ankara’ ya gelirken otobüse binmiştik. ve demiştin ki, “baba! bir daha buraya, böyle ihtişamlı gelip, böyle ihtişamlı dönemeyeceksin”. ankara’ya geldikten bir süre sonra, 12 eylül ihtilali oldu. hapse girdim ve gerçekten bir daha, adana’ ya eskisi gibi dönemedim. bakanlık…ben de, medresede öğrenci iken, bir gün şöyle bir rüya gördüm: rüyamda hz. ali bir ordu hazırlamış ve sefere gidiyordu. “ben de orduya katılacağım” dedim. hz. ali, beni küçük olduğum için kabul etmedi. çok ısrar ettim. en sonunda ısrarıma dayanamayıp, beni şam valisi atadı; ama gene de, orduya almadı beni. sonra bu rüyamı, bir gece yıldız falıma bakan hocama anlattım. hocam da “işte ali… bak falım da doğru çıktı.” dedi.<br />- baba, hocan, yıldız falında ne demişti?<br />- “ilerde bakan olacaksın” demişti.<br /><br />aslında babam, çocukluğundaki sıkıntılı günlerini hatırlayıp, beni, kendi yerine, hoca emsali yetiştirmeyi hayal ettiğinden bu umre işine, içten-içe de seviniyordu.<br /><br />her şeye rağmen, içimde bir sıkıntı -hala- vardı. çoğu imam-hatipli gibi, biz de ilahiyat’ta okuyan ağabeylerin evlerine gidiyorduk. <br /><br />erginlik dönemindeki genç, kendisine model olarak seçtiği kişileri, her şeyden üstün görürdü. ben de bu tarafı, üstün görüyordum. bu taraf, bize şunu da telkin etmişti: “osmanlı padişahları, vatana-dine hizmetten geri kalmamak için hiçbir zaman hacca/umreye gitmediler” bu telkinleri alan ben ve en samimi sınıf arkadaşım, dava arkadaşımla beraber, bu telkine nasıl karşı gelecektik?<br /><br />bu bocalamalarda, bir gece, benimle beraber umre yapacak arkadaşımı da alıp, ağabeylerin evlerine gittik. gece 3’e kadar sohbet ettik. teheccüt kıldık. sahur için sofra kuruldu. oruç tutacaktık…<br /><br />abi, sofrada konuşmaya başladı:<br /><br />- geçenlerde, kırmızı ışıkta dalmışım. arkadan birisi kornaya, bi bastı ki, ne basma… sonra bi baktım, kornaya basan kişi, talebem veysi. o da, sizin gibi umreye gidenlerden. ‘tabii kornaya basarsın’ dedim. umreye gittin ya… havalara girmişsin!<br /><br />gülüştükten sonra…<br /><br />abimizden umre için izin istedik. önce, her türlü şartı oluşturduktan sonra izin istememizi iğneledi. “artık, izin vermesem de, nasıl olsa gideceksiniz” dedi ve bir şartla razı olacağını belirtti: umreye giden arkadaşlara, kendi davamızı anlatacaktık, böylece, umrede bile, davamızdan ayrılmayacaktık.<br /><br />Devam edecek...<br /><br />(<a href="http://www.muhaber.net/2009/06/hac-bayramn-delisi-1-bolum.html">Bir önceki bölüm İçin Tıkla</a>)<br /></span><div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5061466109947729962-5169799062560534848?l=www.muhaber.net'/></div>muhaberhttp://www.blogger.com/profile/09921174069453187865colaturka@hotmail.com6tag:blogger.com,1999:blog-5061466109947729962.post-51357395893777171132009-06-14T21:08:00.001+03:002009-06-14T21:50:18.394+03:00Kelebekler Ve Sinekİki kelebek yani bir çift kelebek, kur yaparak uçuyorlardı. Ne güzeller, ne kadar romantikler diye seyre daldım; önce bir kelebek, ötekine cilve yapıyor, sonra da diğeri, keskin bir falso yaparak, ötekine.... <br /><br />Bu güzel manzarayı izlerken bir sinek, birden gözüme takıldı. Önce, uzaklarda süzülen bir kuş sandım. Sonra gözümle zumlayınca bunun yakındaki bir sinek olduğunu anladım. Önce kuş sandım, çünkü "bu güzel ortamın arka planında süzülen bir kumru yakışır" psikolojisindeydim. <br /><br />İki nazlı kelebeğe yani, bir çift nazlı kelebeğe hiç yakışmayan bu sinek, nedense kelebeklerin arasına dalmaya çalışıyor ve bu güzel ortamı bozmaya çalışıyordu. Sen kimsin ki pis sinek? Sineğin kim olduğunu çözmek için gözümle daha da zumladım... O da nesi?! Bu sinek....<br /><br /><span class="fullpost"> <br />Evet bu sinek, bir at sineği değil miymiş? <br /><br />Evet evet, at sineğiymiş. <br /><br />Kelebeklerin güzel ortamını bozdu diye sineğe kızarken, kelebeklere kızmaya başladım.<br /><br />Sizin o ortamlarda ne işiniz vardı? Güzeller, güzel ortamlarda bulunmalıydı... Mesela bir gelincik tarlasında, kurlaşabilirdiniz... <br /><br />Sineğin boşuna günahını almışım :(<br /><br /><br /></span><div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5061466109947729962-5135739589377717113?l=www.muhaber.net'/></div>muhaberhttp://www.blogger.com/profile/09921174069453187865colaturka@hotmail.com2tag:blogger.com,1999:blog-5061466109947729962.post-3819820164329985582009-06-13T10:35:00.002+03:002009-06-17T16:07:34.550+03:00Hacı Bayram'ın Delisi (1. BÖLÜM)<blockquote>1993, Lise üçteyken okulca bir uçak kaldırıp umreye gitmiştik. Bu umre'den çıkardığım bir dizi yazım başlıyor. Çok uzun bir dizi. Bu dizide, hayalimde kurduğum, günümüzün ermişleri, kafadan attığım rüyalar, imam hatiplilerin aşkı, serserilikleri ve uçuk kaçık anılarım var. Bu diziyi Aslan, benim adıma anlatacak </blockquote><br />Aslan Anlatıyor:<br /><br /><b><i>UMRE ÖNCESİ</i></b><br /><br />galerimizin bodrumundaki mescidine inerken, yumruğumu hızla duvara vurdum. yumruğum, prize gelmiş ve priz kırılmıştı. ağlayarak “ya baba! umreye gitmemi istemiyorsan, istemiyorum de. neden pasaport işimi halletmiyorsun” dedim.<br /><br />babam, kahkaha atarak “aslan, ben senin böyle olduğunu bilmezdim. celallenme! namazı kılalım, pasaportunu hallederiz” dedi.<br /><br />emekli müftü ve eski milletvekili olan babam, alışmam ve yetişmem için imamlığa gene beni geçirdi. namazı kıldırırken pasaport işimi halletmeyen babama -içimden- hala sayıyordum. bu saymalardan sonra, çocukluğumdaki umre hayallerim, aklıma geldi:<br /><br /><span class="fullpost"> <br /><br />imam hatip’in orta okulunda iken, okulun bahçesine otobüsler girdiğinde umre töreni olacağını tüm öğrenciler gibi ben de anlardım. sınıfta bir kıpırdanmalar başlar, hocayı kimse dinlemezdi. gerçi, hoca da heyecanlanırdı. ne de olsa bazı öğretmenler, kafilede görevli olarak umreye gidecekti. kimse dersi takmaz, bir an evvel aşağıya inmek isterdi. <br /><br />sınıfımın bu durumunu, çöl aslanı (ömer muhtar) filmindeki kuran kursuna benzetirdim. bu filmde, ömer muhtar, çocuklara kuran öğretirken düğün alayı geliyor ve çocuklar da bizim gibi dersi takmıyordu. ömer muhtar da öğrencilerine şefkatle muamele ederek izin veriyordu. sınıfımı o sınıfa benzetirken, o anki hocamı da ömer muhtar’a benzetirdim. hocamız da bize izin verirdi tabii. bahçeye inerdik hemen. bahçeye indiğimiz zamanki, çalan marşlar, ilahiler, okunan kuranlar, hatta bir defasında getirilen mehter takımı… velileri, misafirleri ve öğrencileri yoğun bir şekilde, havaya sokardı. biz çocuklar da “biz de büyüyünce böyle umreye gideceğiz” der, teselli olurduk. 7 bin kişilik okuldan, en az 10 otobüs umreye giderdi. umre kadar, 1 ay süren, otobüs yolculuklarına da imrenirdik.<br /><br />lise 1’e geçtiğimde, körfez savaşı sebebiyle kara yolu ile umreler iptal edilmiş ve okuldan, o sene kimse umreye gidememişti.<br /><br />bu durum üç sene sürdü. lise üçte, tam hayallerimiz bitti derken, bir ilan çıktı. ilana göre, imam hatip lisemiz ile bir özel okul anlaşmış ve anlaşan iki okul, bir uçak kaldıracakmış.<br /><br />uçakla gidileceğinden kontenjan sınırlıydı. babama sormadan, hemen müdür yardımcısına ismimi yazdırmıştım. müdür yardımcısı da, durumumuzu bildiğinden ismimi hemen yazmıştı.<br /><br />işte geçen bu sure zarfında pasaportum gelmemişti. sebebi de, ankara emniyeti’ne, kütüğümün kayıtlı olduğu, adana emniyetinden bir belgenin gelmemesi idi.bu iki haftada, süre dolmak üzere ve şirket de, nerdeyse beni silmek üzereydi.<br /><br />namazda bunları düşünürken aklıma bir cinlik geldi: namazdan sonra hemen parayı almalıydım. böylece, parayı veren babam, pasaport işini ihmal edemeyecek, hem de pasaportumun geç kalmasından ötürü, beni silmek isteyen şirket, silemeyecekti.<br /><br />namazı kıldık, babamdan güç bela parayı kopardım. hemen, balgat’ ta refah partisi genel merkezi’ nin karşısındaki şirkete gittim.<br /><br />- sen silindin.<br />- nasıl silinir?<br />- pasaportun gelmedi. vizeler çoktan alındı. senin vizen yetişmez. hem de yerimiz doldu.<br /><br />o sırada babamın arkadaşlarından birisi aklıma geldi. babama bu olayı söylesem, parayı ister ve “ ne yapalım, hayırlısı olsun. ” derdi. zaten, siyasetçi olan babamın, bir siyaseti de işleri oluruna bırakarak insanları kırmamaktı.<br /><br />babamın bu arkadaşı, ankara merkez vaizlerinden ve okulumuzun anlaştığı özel okulların sahibi olan bir hocaefendi idi.<br /><br />arabaya bindim. ikindi namazı çıkışında hoca efendi’ yi, yakalamalı idim. camiden çıkarken yakaladım hocayı. allah affetsin, babamın olmayan selamını söyledim. hoca da, şirketi arayıp yardımcı olmalarını söyledi.<br /><br />şirkete geri gittim. hocayı kıramamışlardı. paranın tümünü, hemen verdim. iki güne kadar, pasaportum gelmesi şartı ile kabul ettiler. paranın o gün hepsi olmasa idi, herhalde gene kabul etmeyeceklerdi. halbuki, vizesi alınanların bir çoğu, paranın tamamını daha vermemişlerdi.<br /><br />akşam olmuştu. babama, “paranın hepsini verdiğimi ve pasaport için iki süremiz olduğunu” söyledim. babam gülerek, “artık, pasaport işini asamam” dedi. akşam vakti babam, adana’ dan bir emniyet müdürü ile görüştü. bu müdür, ankara’ da bize yardımcı olacağını belirten bir amir adı verdi.<br /><br />sabah, emniyete gittim. ismi verilen amiri buldum. amir, pasaporta bakan amirdi. adana’dan evraklar gelmişti. pasaportum öğlen olmadan çıkmış, şirkete tarafımdan verilmişti.<br /><br />artık, rüyam gerçek olmuştu. sadece geri sayım kalmıştı. gerim sayım sürecinde, diğer arkadaşlarım, umrede yiyecekleri erzakları ve umre dönüşünde verilecek hediyelerini almakla meşguldu.<br /><br /></span><div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5061466109947729962-381982016432998558?l=www.muhaber.net'/></div>muhaberhttp://www.blogger.com/profile/09921174069453187865colaturka@hotmail.com4tag:blogger.com,1999:blog-5061466109947729962.post-63298714772313845982009-06-10T00:02:00.007+03:002009-06-11T22:17:24.576+03:00Öğrencileri Severken Kendini Sevmek EgoistliktirAcemi askeriz. İlk günlerimiz. Acemi bölüklerde 1. dünya savaşından kalma tahta "M 1"ler var. <br /><br />Aynı mangadan bir savcı arkadaşım, bu bölüklere bakarak ve acı acı gülerek diyor:<br /><br />"Cengiz Çandar bizim taburları boşuna köylü taburlara benzetmiyor.Baksana, Kurtuluş Savaşı'ndan kalma tahta tüfeklere"<br /><br />"Bize, o günlerden ruh kalmışsa, o bile yeter." diyorum.<br /><br />Evet askeriyedeki ruh, aynı ruh. 50 Yıl önce neyse, 50 yıl sonra da o....<br /><br />Yıldızı ve kılıcı takan teğmen, daha ilk günden darbenin planlarını yapmaya başlamıştır çoktan...<br /><br /><span class="fullpost"><br />Öğretmenlik de böyle... Ve çok seviyorum bu yüzden öğretmenliği. <br /><br />Eğitimde de ruh hala aynı. Okulların tuvaletlerine bakın, hala aynı tuvaletler, sıralarına bakın hala aynı yazılar, çocuklar hala sözlüklerdeki müstehcen kelimelere bakıp- bakıp gülüyor...<br /><br />Öğretmenliğim sayesinde ruhum hala, öğrenci ruhu... Kar yağınca bir öğrenci gibi "tatil yağıyor" diye seviniyorum. Öğrencinin de en sevdiği ders, boş ders, öğretmenin de....<br /><br />Öğrencilerimi çok seviyorum... Ve bu sevgi karşılığında istediğim tek şey, sevilmek... Sevilmeyi istemek kadar masum bir şey var mı...<br /><br />Ama ben öğrencilerime bağlanıyorum da....<br /><br />Mezuniyet gecelerinin sonunda, doğum günü çocuğunun dağıttığı gecenin bitişinde yalnız kaldığı eve adım attığında tatttığı hüzün ve boşluk kadar hüzne ve boşluğa dalıyorum...<br /><br /><br />Yalnız kaldığı eve her gece girişinde hüzünlenmeyen bebe, neden doğum günü bebesi olduğu gecenin bitişindeki eve girdiğinde yalnızlığını hissederse, ben de her mezuniyet gecesinde o kadar yalnızlık hissederim...<br /><br />Arkadan yeni öğrenciler de gelecektir... daha küçük sınıflardaki tüm öğrencilere de bağlanmışımdır.... ama sekizler gidince dağıtırım....<br /><br />İlk öğretmenlik yaptığım okulıun 8. sınıflarının kabadayısı son gün nasıl ağlamıştı... işte o duyguları aynen her sene yaşıyorum evladım....<br /><br />senin arkadaşlarına bağlandığın kadar ben de bağlanıyorum ve ben de ağlamak istiyorum...<br /><br />bahçede bisikletlerinizi sizden alıp turladığımda, sizlerden birisi olmak için turlarım..<br /><br />her öğlen tenefüsünde sizlerle voleybol oynuyorsam, sizlerle beraber olmak için değil, sizlerden birisi olmak için oynarım...<br /><br />sizi dövüyorsam (yalan :P), ve beni şikayet edemiyorsanız, arkadaşlarınızdan dayak yediğinizde bunu anne babalarınıza şikayet edememe sebebi ile aynı görürüm... (belki de yanılıyorumdur...)<br /><br />bilgisayarı iyi biliyorsam, sizlerle aynı dili konuşmak içindir... varsın yaşıtlarımla aynı dili konuşmayım...<br /><br />kurtlar vadisini, kavak yellerini, arka sıraları, sizlerle beraber izlerim...<br /><br />derste sizler gibi sıralara oturuyorsam ve öğretmen sandalyesinde hiç oturmuyorsam,,, bunun bir anlamı olmalı....<br /><br />geçen ay müdür yardımcılığı teklif edildiğinde kabul etmiyorsam, öğrencilerden ayrılmayı gözü alamadığından....<br /><br />gözüme bakıp da, iltifat bekleyen her öğrenciye çok güzelsin, harikasın, çok yakışıklısın, delikanlı adamsın, temizsin, süpersin, diyorsam, aynı şeyleri sizden işitmek için yapıyorumdur....<br /><br />yaşıtlarımın artık gülmediği ve hatırlamadığı nasreddin hoca fıkralarını ilk kez benden duyduğunuzda, bu fıkraları öğretmenimden ilk duyduğum günlere dönerim... nasreddin hoca fıkraları anlatırım... nasreddin hoca'yı genç kuşaklara ben taşırım... fatiha'yı öğretirim,, "yetişkinliğinizde beni anıp, ruhuma fatiha okuyun" derim... amaç fatiha'dan nasreddin hoca'dan çok unutulmamaktır...<br /><br />hac ünitesini anlattığımda ilerde hacca gideceksiniz, belki ben o zaman ölmüş olacağım, benim için bir tavaf yapın demem de, beyinlerinizde 40 sene boyunca yer edinmek içindir....<br /><br />okul geceleri en son herkes dağılınca 8lerin zibidileri kalır... mahalleli gider, öğretmenlerin çoğu gider, ama ben sizlerle kalırım, sahnedeki yalnızlığımuz ve çalan müzik, ankara sokak düğünlerini çocukluğumda yatağımda sessizce dinlememi çağrıştırır........<br /><br />okul gecelerinde tüm mahallelinin en güzel elbiselerini giyerek ve abartılı makyajla gelmesi, köyümün düğünlerini...<br /><br />mail adresimi "colaturka" şeklinde almışsam, mailimin unutulmaması ve her colaturka içilmesinde hatırlanmam içindir... çocuklara mail adresimi verip, kendileriyle chat yapmamamın en büyük sebebi de, ilerde beni hatırladığınız zaman beni colaturka hotmail adresinde aramanız içindir... <br /><br />şimdilik msn'de çocuklarla bir slm alış verişi... yetişkinliğimizde, hepimiz arkadaş... ben 50'me gelince onların 30 olması beni onlardan birisi yapar çünkü...<br /><br /><br /> <object width="320" height="266" class="BLOG_video_class" id="BLOG_video-e48b5f5d3252ceec" classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="movie" value="http://www.blogger.com/img/videoplayer.swf?videoUrl=http%3A%2F%2Fvp.video.google.com%2Fvideodownload%3Fversion%3D0%26secureurl%3DqAAAAEbqiT-pXmimn7VDny7-dKrq1AzCF203LQfb0iOxV9WPKUU7JP0OwBSiAOgIAC-46_LHoCC1h6pXZ-6UTFyexhCD3rIwjMqPqzed-3vCQq1zmU9MD-o1XUXbwXfp1oaMk-k61USLEYgw2H8KAEjIhrs-xDTk2tgh2FAJAb9hva0DSZCaOXFFTiyy6KgGhO88ihJrzULUstF5LvThDLrWoBtmzJzV-79gqGAJAnsqLlrf%26sigh%3DaWpKhZH3mhn1BFeliObz-qjq8zM%26begin%3D0%26len%3D86400000%26docid%3D0&nogvlm=1&thumbnailUrl=http%3A%2F%2Fvideo.google.com%2FThumbnailServer2%3Fapp%3Dblogger%26contentid%3De48b5f5d3252ceec%26offsetms%3D5000%26itag%3Dw320%26sigh%3Dwp0dgFDzfPI3hrSgkG_vsZ8Cn1c&messagesUrl=video.google.com%2FFlashUiStrings.xlb%3Fframe%3Dflashstrings%26hl%3Den"><param name="bgcolor" value="#FFFFFF"><embed width="320" height="266" src="http://www.blogger.com/img/videoplayer.swf?videoUrl=http%3A%2F%2Fvp.video.google.com%2Fvideodownload%3Fversion%3D0%26secureurl%3DqAAAAEbqiT-pXmimn7VDny7-dKrq1AzCF203LQfb0iOxV9WPKUU7JP0OwBSiAOgIAC-46_LHoCC1h6pXZ-6UTFyexhCD3rIwjMqPqzed-3vCQq1zmU9MD-o1XUXbwXfp1oaMk-k61USLEYgw2H8KAEjIhrs-xDTk2tgh2FAJAb9hva0DSZCaOXFFTiyy6KgGhO88ihJrzULUstF5LvThDLrWoBtmzJzV-79gqGAJAnsqLlrf%26sigh%3DaWpKhZH3mhn1BFeliObz-qjq8zM%26begin%3D0%26len%3D86400000%26docid%3D0&nogvlm=1&thumbnailUrl=http%3A%2F%2Fvideo.google.com%2FThumbnailServer2%3Fapp%3Dblogger%26contentid%3De48b5f5d3252ceec%26offsetms%3D5000%26itag%3Dw320%26sigh%3Dwp0dgFDzfPI3hrSgkG_vsZ8Cn1c&messagesUrl=video.google.com%2FFlashUiStrings.xlb%3Fframe%3Dflashstrings%26hl%3Den" type="application/x-shockwave-flash"></embed></object><br /><br /><br /></span><div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5061466109947729962-6329871477231384598?l=www.muhaber.net'/></div>muhaberhttp://www.blogger.com/profile/09921174069453187865colaturka@hotmail.com3tag:blogger.com,1999:blog-5061466109947729962.post-13738288316000031822009-06-07T17:32:00.004+03:002009-06-07T17:33:58.363+03:00muhaber net Diyor ki:<blockquote>İstanbul'da insan olunmaz, İstanbul olunur. </blockquote>(devamı yok)<br /><span class="fullpost"> <br /><br /><br /></span><b></b><div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5061466109947729962-1373828831600003182?l=www.muhaber.net'/></div>muhaberhttp://www.blogger.com/profile/09921174069453187865colaturka@hotmail.com3tag:blogger.com,1999:blog-5061466109947729962.post-72105772157992338422009-06-06T21:40:00.002+03:002009-06-06T21:49:12.863+03:00Muhaber Magazin ServisiHz. Peygamber (s), İblis ile buluşmasında, İblis'e sorduğu sorulardan birisi şu:<br /><br />"Sevgilin kim?" (<a href="http://www.kelamullah.com/seytanin_hileleri.htm"target="_blank">kaynak için tıkla</a>)<br /><br />Bu soruyu duyduktan sonra, magazincilere hak vermiştim. Sorulacak en güzel magazin sorusu bence bu... <br /><br />Magazinin sırrını çözdüm ben. <br /><br /><span class="fullpost"><br />Magazin programlarını hiç seyretmediğim halde, öyle konuşurum ki, herkes beni süper magazinci sanır.<br /><br />Örnek:<br /><br />Birisinden mi bahsettiler. Hemen kafadan bir isim sallayıp, "şununla beraber değil mi?" derim. <br /><br />O ismi attığım halde, büyük ihtimalle tutar. Yok tutmazsa, nasılsa yakında beraber olacaklar demektir. Ve beraber olduklarında da, bana gelirler ve "helal olsun muhaber, nerden biliyordun?" derler. <br /><br />Tabii ki, böyle şeyler demem. Kim kimle beraber olmuş hiç yorumda bulunmam. <br /><br />Şimdiki magazin konum: "Aşk bu değil" şarkısı hakkında...<br /><br />Hayran olduğum bu şarkının sözleri söyle:<br /><br />"Aşk bu değil.<br />Yapma güzel!<br />Sen insanı güldürürsün…<br />Sen insanı güldürürsün…<br /><br />Sevişirken ah güzel güzel.<br />Sevişirken ah güzel güzel.<br />Sen insanı öldürürsün.<br />Sen insanı öldürürsün."<br /><br />Sözler, bariz ofsayt. Ama beste süper; bestecisi Üstad Avni Anıl. Hatta meşhur Avni Anıl İlahi Grubu bile var...<br /><br />Kimler okumuş bu şarkıyı: Zeki Müren, Funda Arar ve Müslüm Gürses...<br /><br />Mükemmel olan bu şarkının sözleri biraz daha düzgün olsaydı, Ahmet Özhan bu şarkıyı kesinlikle okurdu. <br /><br />Bu kadar güzel bir besteye, böyle söz yazılırsa, Müslüm'ün okumasında bir garabet olmamalı. Hatta Müslüm, söylemekle kalmıyor, bir de üstüne meşhur Nihavent Saz Semaisi ile şarkıya giriş yapıyor. <br /><br />Yapıyor ama, bu kadar güzel besteye, böyle sözler seçildi diye, bu muhteşem semaiye de, rezil bir şiir seçiyor Müslüm.<br /><br />Şiiri arz ederim:<br /><br />"Bana bakıp bakıp acıma öyle.<br />Dolaşıp bir başıma geziyorsam başı boş,<br />Bu benim kendi itliğim.<br />Resminin de hesabını gördüm o gün.<br />Sana beddua ettiğimi de nerden çıkardın.<br />Sana duam tutmaz ki bedduam tutsun.<br />Bundan sonra dünya güzeli kulağıma aşk dese, ben derim hoşt!<br /><br />İşte görüyorsun birtanem.<br />Ortada ne aşk var, ne meşk var.<br />İyisi mi anana babana dön, sımsıkı sarıl.<br />Aklın ermez senin böyle şeylere.<br />Dedim ya sen bana bakma, e mi?"<br /><br />Nasıl bir şiir ya... Ama gerçi şaşırmamak lazım. Üstadlar üstadı Avni Anıl, Aşk Bu Değil şiirine bu derece beste yaparsa, Müslüm de böyle şiirler okuyabilir, hem de nihavent saz semaisi ile...<br /><br />Önce Müslüm'ün videosunu vereceğim. Ardından, "Evlenmeden dula dönmüşsün" diyen Zeki Müren'i... Zeki Müren, asla böyle bir şarkı sözünü kullanmaz demişti, bir öğretmen abim. Şarkının sonunda çatır-çatır diyor ama... Zeki Müren böyle şeyler derse, Müslüm de böyle şiirleri haydi-haydi okur. Hiç kızmaya hakkımız yok.<br /><br />Müslüm'ün Aşk Bu Değil videosu:<br /><br /><object width="425" height="344"><param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/_S6Yf-xbX1U&hl=en&fs=1&"></param><param name="allowFullScreen" value="true"></param><param name="allowscriptaccess" value="always"></param><embed src="http://www.youtube.com/v/_S6Yf-xbX1U&hl=en&fs=1&" type="application/x-shockwave-flash" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true" width="425" height="344"></embed></object><br /><br />Zeki Müren'den Evlenmeden Dula Dönmüşsün Şarkısı (Gördüğüm Rüya)<br /><br /><object width="425" height="344"><param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/JWX9CV_Nv1Y&hl=en&fs=1&"></param><param name="allowFullScreen" value="true"></param><param name="allowscriptaccess" value="always"></param><embed src="http://www.youtube.com/v/JWX9CV_Nv1Y&hl=en&fs=1&" type="application/x-shockwave-flash" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true" width="425" height="344"></embed></object><br /><br />Not: Ben de bu yazıyla saçmalama hakkımı kullandım. Ha bir de, şeytanın sevgilisi ben değilmişim Allah'tan. Çünkü demiş ki şeytan: "Sevgililerim, cumaya gitmeyen erkeklerdir" </span><div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5061466109947729962-7210577215799233842?l=www.muhaber.net'/></div>muhaberhttp://www.blogger.com/profile/09921174069453187865colaturka@hotmail.com1tag:blogger.com,1999:blog-5061466109947729962.post-2936522833298392132009-06-05T22:09:00.001+03:002009-06-05T22:09:38.074+03:00Terminator Kurtuluş, Zayıflama ve Dağılma Dönemleri<blockquote>Bir terminatorun, Connor'u yakaladığı an "bir sor bakim, seni neden öldürmek istedim?" diyor mu hiç? Basıyor tetiğe, basıyor tetiğe, koçum benim...</blockquote><br /><br /><span class="fullpost"><br /><br />Filmlerde iyiler hiç ölmez. Tam öldürülecekken bile, kötü adam, bir mesaj vermek ister, bir soru sorar: "Yaptım. Ama niçin? Bi sor hele!"<br /><br />İyi adam sorar, kötü adam açıklarken, bir şeyler olur, kurtarıcılar vb gelir ve iyi adam kurtulur. <br /><br />Anlamıyorum, neden tam iyiler öldürülecekken, kötüler konuşmaya başlar. Sık kafaya gitsin ya... <br /><br />Bir de, neden kelleye değil de, göğse nişan alırlar hep? Kafaya nişan al. Tabii kafa dağıldıktan sonra, iyi adamın, sağ çıkmasına seyirciyi inandırabilirler mi? Zaten Güllü de, İskender'in kafaya değil, göğsüne nişan almadı mı?! Kelleye; alnın tam çatına nişan al kardeşim ya...<br /><br />İşte Terminator, Matrix, Transformasyon gibi filmleri bu yüzden seviyorum. Makinaların mesaj kaygısı yok. Kurbanı buldum mu, hemen öldürme eylemine girişiyorlar. <br /><br />Bir terminatorun, Connor'u yakaladığı an "bir sor bakim, seni neden öldürmek istedim?" diyor mu hiç? Basıyor tetiğe, basıyor tetiğe, koçum benim...<br /><br /><br />İşte ben bu yüzden seviyordum Matrix'i, Terminator'u ve diğerlerini...<br /><br />Ama Terminator Salvation (Kurtuluş) 'u hiç sevmedim. Robotlara insani değerler verilmiş. Mesela Connor'un babasını yakalayıp, bir hücreye atıyor terminatorler...<br /><br />Eski terminatorler böyle miydi? Nerde hedef bulsalar, kafaya sıkıyorlardı.<br /><br />Zaten bu seferki Terminator serisinin adı Salvation (kurtuluş) idi. Tabii, makinalar da insanlaşınca; bizimkiler kurtuluverir. Öteki seferlerin, -pardon- serilerin adı da hazırmış:<br /><br />Terminator Zayıflama Dönemi: Kurtuluş bölümü ile Terminator resmen zayıflama dönemine girmiştir artık. Bir sonraki aşama...<br /><br /><i><b>Terminator Dağılma Dönemi</b></i>: Terminator zayıfladıktan sonra ilk kez toprak kaybedecek ve dağılma dönemine girecektir. <br /><br /><i><b>Terminator Disintegration</b></i> (dağılma) ile seri de bitecekmiş. <br /></span><div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5061466109947729962-293652283329839213?l=www.muhaber.net'/></div>muhaberhttp://www.blogger.com/profile/09921174069453187865colaturka@hotmail.com7tag:blogger.com,1999:blog-5061466109947729962.post-32903567104426300562009-06-04T17:45:00.005+03:002009-06-04T19:04:24.909+03:00Sevgili Siyaset<div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"><a href="http://4.bp.blogspot.com/_RpSYI9Bct2A/SifsMxLbosI/AAAAAAAAAsA/Y9vCOrykst0/s1600-h/ismet+inonu+ataturk+e+mektup.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"target="_blank"><img border="0" src="http://4.bp.blogspot.com/_RpSYI9Bct2A/SifsMxLbosI/AAAAAAAAAsA/Y9vCOrykst0/s400/ismet+inonu+ataturk+e+mektup.JPG" alt="atatürk ismet inönü lozan" title="ismet inönü den atatürk e lozan dan mektup" /></a></div><br /><br />İsmet İnönü, Lozan'dan yolladığı mektubun sonunda<br /><br />"Benim güzel Şefim,sevgili kumandanım.Seni ne vakit göreceğim.Gözlerinden öperim.Çok laubaliliğimi affet,çok tahassürüm (özlemim) var.Kelimeler çok eksik ve içim hiç tatmin edilmemiştir." <br /><br />diyerek sesleniyor Atatürk'e.<br /><br />Çok güzel bir mektup...<br /><br /><span class="fullpost"><br /><br />Bu mektubu okuduğumdan beri siyasilerimizde bu samimi sözleri arıyorum. Özal mitinglerde, halka beraber şarkı söylediğinde çocuk olduğum halde acaip coşmuştum. Tayyip Erdoğan'ın Beraber Yürüdük Bu Yollarda şarkısını mitinglerde okuduğu zamanlarda Erdoğan'ı, Özal gibi görmüştüm hemen...<br /><br />Çocukluğumdan beri, çok yakından tanıdığım Demirel'in -geçenlerde- bir sözünü duymamla resmen sersemleştim. Diyordu ki: "Aydın Menderes bizim Sevgilimizdir. Bize vediadır (emanettir). Partimizde olsa da severiz, olmasa da..."<br /><br />50 Yıllık Demirel için bu sözler çok yeni. Demirel'i vefasızın önde gideni, duygularını asla açığa vurmayan ve böyle samimi sözler söylemeyen birisi olarak gördüm her zaman...<br /><br />Bu tür sözleri keşke 50 yıldır hem Demirel, hem de diğer siyasiler kullansaydı; Özal, Erdoğan, Sezer, Ecevit, Yılmaz, Erbakan, Gül, Çiller, Baykal da kullansaydı... Şimdi eminim daha güzel bir ülkede yaşıyor olacaktık.<br /><br />Demirel'in ilgili videosu:<br /><br /><object width="320" height="266" class="BLOG_video_class" id="BLOG_video-695760b6727c83f6" classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="movie" value="http://www.blogger.com/img/videoplayer.swf?videoUrl=http%3A%2F%2Fvp.video.google.com%2Fvideodownload%3Fversion%3D0%26secureurl%3DqAAAAIiSxp13MRsP2RXZVN7myjK61RWVzTKojM1ORgJpRWVUTzxMfRH63u9bo_VTFf2tjmhw2bHRlopwFd0f-7oxpwfh0zW4WqnQ-d_MKoYGlHFe7A5MOyLu5scGaaI6vm2SU8TYWT_2BYQH5mLkvsqTMjoAqvKRDdhnN65vE9epajFWOQjp5nqFDh4-1Ve9cO0m74WLnT-e9xoSXa0_P6SKYDBbv5pGq8J57ac_iDQT8KOF%26sigh%3DysEHoME3JvY3VMq9v7p80dDRpAc%26begin%3D0%26len%3D86400000%26docid%3D0&nogvlm=1&thumbnailUrl=http%3A%2F%2Fvideo.google.com%2FThumbnailServer2%3Fapp%3Dblogger%26contentid%3D695760b6727c83f6%26offsetms%3D5000%26itag%3Dw320%26sigh%3Dj8dgmtWcvSKCPcpkfS_PP14jaSs&messagesUrl=video.google.com%2FFlashUiStrings.xlb%3Fframe%3Dflashstrings%26hl%3Den"><param name="bgcolor" value="#FFFFFF"><embed width="320" height="266" src="http://www.blogger.com/img/videoplayer.swf?videoUrl=http%3A%2F%2Fvp.video.google.com%2Fvideodownload%3Fversion%3D0%26secureurl%3DqAAAAIiSxp13MRsP2RXZVN7myjK61RWVzTKojM1ORgJpRWVUTzxMfRH63u9bo_VTFf2tjmhw2bHRlopwFd0f-7oxpwfh0zW4WqnQ-d_MKoYGlHFe7A5MOyLu5scGaaI6vm2SU8TYWT_2BYQH5mLkvsqTMjoAqvKRDdhnN65vE9epajFWOQjp5nqFDh4-1Ve9cO0m74WLnT-e9xoSXa0_P6SKYDBbv5pGq8J57ac_iDQT8KOF%26sigh%3DysEHoME3JvY3VMq9v7p80dDRpAc%26begin%3D0%26len%3D86400000%26docid%3D0&nogvlm=1&thumbnailUrl=http%3A%2F%2Fvideo.google.com%2FThumbnailServer2%3Fapp%3Dblogger%26contentid%3D695760b6727c83f6%26offsetms%3D5000%26itag%3Dw320%26sigh%3Dj8dgmtWcvSKCPcpkfS_PP14jaSs&messagesUrl=video.google.com%2FFlashUiStrings.xlb%3Fframe%3Dflashstrings%26hl%3Den" type="application/x-shockwave-flash"></embed></object><br /><br /><a href="http://www.analiztv.com/news_detail.php?id=7382"target="_blank">Video Kaynak</a> </span><div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5061466109947729962-3290356710442630056?l=www.muhaber.net'/></div>muhaberhttp://www.blogger.com/profile/09921174069453187865colaturka@hotmail.com2tag:blogger.com,1999:blog-5061466109947729962.post-60383955860251851632009-06-01T17:38:00.006+03:002009-06-01T19:28:57.868+03:00Aydın Doğan mı, Aydın Koç mu?Kesinlikle yalan olduğunu bildiğim bir şehir efsanevi dedikodusuna göre Aydın Doğan, Vehbi Koç'un öz oğluymuş. İnternette ufacık bir araştırma yapılsa bu iddia <a href="http://www.google.com.tr/search?hl=tr&q=%22ayd%C4%B1n+do%C4%9Fan+vehbi+ko%C3%A7%27un%22&btnG=Google%27da+Ara&meta=&aq=f&oq="http://www.google.com.tr/search?hl=tr&q=%22ayd%C4%B1n+do%C4%9Fan+vehbi+ko%C3%A7%27un%22&btnG=Google%27da+Ara&meta=&aq=f&oq=>yüzlerce sitede</a> görülebilir.<br /><br /><span class="fullpost"> <br /><br />Ben bu iddiayı ilk kez bir yemekte duydum. Bana fikrimi sorduklarında:<br /><br />"Anlattıklarınıza bakılırsa, Aydın Doğan'ın, Vehbi Koç'un evladı olduğu kesin olmasa da, manevi oğlu olduğu kesin." <br /><br />Demiştim de, yemektekiler birden sol ellerini kaldırıp, "çok yaşa muhaber, çok yaşa muhaber, çok yaşa muhaber" demezler mi? <br /><br />Evet demediler. Ama böyle söylememle, tartışma kahkalarla kapanmıştı. <br /><br />Peki bu söyleme nasıl ulaşmıştım?<br /><br />Van'da öğretmenken, sömestr tatili için Ankara'daydım. Ankara'da bir öğlen yemeğine davet edildim. <br /><br />Yemekte ismini açıklayamacağım pek muhim şahıslar vardı. İsmini açıklamasam da, sanırım işlerini açıklayabilirim.<br /><br />1- Savunma Sanayii Müsteşarlığı'ndan bir daire başkanı.<br />2- Ato'dan çok çok çok üst düzey bir yetkili.<br />3- Süper ultra hiper turbo hırbo dizel bir zengin işadamı.<br />4- Güzide basınımızdan bir gasteci.<br />5- Ve Van'dan kendi halinde bir öğretmen. Yani ben oluyorum bu...<br /><br />İş bu yemekte gündeme geldi bu konu. Hepsi de, ciddiye alınacak adamlardı ve ciddi tüyolar sıralıyorlardı herbirisi...<br /><br />Biri dedi ki:<br /><br />"Koç, Milliyet'i satın almak istediği zaman "tekel olur" baskısından çekinerek kimsenin adını duymadığı Aydın Doğan'a Milliyet'i aldırmıştı. Sonra sırasıyla Hürriyet ve diğer basın yayınlarını. Hem bu yayınlarda Koç aleyhine bir yazı çıkıyor muydu ki hiç?! Öyleyse..."<br /><br />Bir başkası ise buyurdu:<br /><br />"Ankara'da yıllarca Tofaş bayiliği yaptım. Şahinlerin, Doğanların senede 250.000 üretildiği yıllardı. Ve bir arabanın, bir evin yarısı ettiği yıllardı. Bu yıllarda bir Şahin sattın mı, bir Şahin parası kadar kar, bayiye kalırdı. İşte o yıllarda, ayda 40 Şahin Doğan alacam diye az rüşvet vermemiştim... Halbuki günde 40 Şahinim olsa, kırkını da satardım o yıllarda. <br /><br />İşte o günlerde Koç, birdenbire İstanbul Tofaş Ana Bayisi'ni birine verdi. Kim mi o? Tabii ki Aydın Doğan'dı. O zaman?"<br /><br />Milliyet iddiasını gündeme getiren zat, söze daldı:<br /><br />"O yıllarda Milliyet Gazetesi, Tofaş arabalarını çok cazip kampanyalarla pazarlıyordu... Hatırlıyor musunuz? Bunlar bir tesadüf mü?"<br /><br />Her bir zat, bu iddiaları sıralarken ben, ne mi yapıyordum?<br /><br />İlk kez gördüğüm Kalamar salatası, şişte dil balığı kebabı ve daha ismini hatırlamadığım nice yemeklerle tıkınıyordum... Arasıra da kulak kesiliyordum. Yukarda sıraladıklarım, arasıra kulak misafirliklerimden... Yemeğe değil de, anlatılanlara odaklansaydım, daha neler hatırlayacak ve yazacaktım kimbilir?...<br /><br />Sonra içlerinden birisi, benim konuşulan ilgisizliğimle ilgilenerek, "Ya muhaber hocam, sen ne diyorsun bu konuda?" diye sormaz mı?<br /><br />Ağzıma doğru yol alan ve ucunda ne olduğunu unuttuğum çatalımı usulca, ağzıma değil de, masaya doğru yönlendirdim. Ve çatalı imalı bir şekilde tabağa geri bıraktım.<br /><br />Bu hareketlerim, çok ciddi bir mesaj vereceğimim işareti olmuş olacak ki, hepsi bana dikkat kesildi. Adeta nefeslerini bile tuttular.<br /><br />Ve yazının başına geldim. Evet bu "Aydın Doğan, Vehbi Koç'un evladı olmasa da, manevi evladıdır" söylemime bu şekilde geldim. Yani çatalı bıraktıktan sonra "Aydın Doğan, Vehbi Koç'un öz oğlu olmasa da, evlatlığı sayılır" dedim. <br /><br />Yazının başında yazdığım gibi hepsi bir ağızdan "çok yaşa muhaber" diye 3 kez bağırmadılar. Sadece bir kahkaha attılar. <br /><br />Kahkalar 3-5 dakika sürdükten sonra gene bir soru geldi. Bu seferki soru uzmanlık alanımdandı:<br /><br />"Muhaber Hocam -araya giriyorum: estağfurullah canım- , iki saattir burada değişik ucubeler yiyiyoruz. Bunlar dinen caiz midir?"<br /><br />Dedim ki:<br /><br />" Güzel abim -araya giriyor: 'estağfurullah canım hocam'- ne demiş İmam Şafii : Denizden babam çıksa yerim"<br /><br />Gene bir kahkaka koptu. Hem karnım da doymuştu artık... Bi açıldım, bi açıldım, bi muhabbet, bi kahkaha... Sormayın gitsin...<br /><br />İnsana babası bu kadar iyilik yapmaz hem...</span><div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5061466109947729962-6038395586025185163?l=www.muhaber.net'/></div>muhaberhttp://www.blogger.com/profile/09921174069453187865colaturka@hotmail.com1tag:blogger.com,1999:blog-5061466109947729962.post-46119350368937268122009-05-29T21:14:00.004+03:002009-05-29T21:26:57.433+03:00Mayın Tarlası mı, Tarım Tarlası mı?Doğu'daki mayın tarlasından geçileceği vakıt, eşek önden, karı da eşeğin arkasından sürülürmüş. İkisini de, erkek takip edermiş.<br /><br />Bence bu çok yanlış. Önden karı, ardından da eşek sürülmeliydi.<br /><br />Evet benim ki de yanlış. Hanımlara "karı" denilmez. Hanımların önden buyurması kesinlikle yanlış değil ama... <br /><br /><span class="fullpost"> <br /><br />Hüsnü: "Tarık Abi, karına "karı" dedim. Pardon."<br />Tarık: "Allah belasını versin o karının."<br /><br />Ve diğer bir replik:<br /><br />"Sizi 'koca-karı' ilan ediyorum. Pardon, "karı-koca" ilan ediyorum."<br /><br />Son iki replik, Levent Kırca'dan; en baştaki mayın tarlası geyiği, Doğu'nun meşhur geyiklerinden... Geyiği geç! <br /><br />İsrail, mayın tarlası ihalesini alırsa:<br /><br />1- 49 yıl sonra bir 49 yıl daha kiralar.<br /><br />2- 100 sene sonra herşeyi unuturuz. İsrail kalıcı olur.<br /><br />3- Yok unutmazsak, İsrail "burası benim" der. <br /><br />4- Bu 49 yıl içinde organik tarım yapacaksa İsrail... Başta Adana ve Antalya olmak üzere tarımımız biter. İsrail, orayı öyle işletir, ve ürününü öyle pazarlar ki, bizim tarım çöker.<br /><br />5- İsrail'i bu şekilde gözümüzde çok büyütmemiz, canımı acaip sıkıyor. Ama gerçekler bunlar...<br /><br />6- Hz. Muhammed (s), Yahudiler'i sürecekmiş. Yahudiler demiş ki: "Siz, tarım ve ticareti bilmezsiniz. Burada kalmamıza izin verin, hasılatı eşit bölüşelim." Kabul etmiş Hz. Peygamber. <br /><br />Aradan 10-15 yıl geçmiş. Hz. Ömer, halife olmuş. Yahudileri çağırmış.<br /><br />Hz. Ömer: Artık sizi sürüyorum.<br /><br />Yahudiler: Biz, peygamberinizle anlaşma yapmıştık ama...<br /><br />Hz. Ömer: İşi öğrendik. Artık gidebilirsiniz.<br /><br />İslam ilk yıllarda işi, 10-15 yılda kapmıştı. Şimdi işi, gene Yahudiler biliyor. Biz, bir şey bilmiyoruz... Asırlardır sürünüyoruz... Üstelik bugün 29 Mayıs; İstanbul'un fethi. İmam bugün cuma hutbesinde şanlı tarihimizi bi anlattı ki... Acaip coştuk. <br /><br />Ama şimdi neden Ömerler yok, neden Fatihler yok? Ve biz işi neden bilmiyoruz da Yahudiler biliyor? <br /></span><div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5061466109947729962-4611935036893726812?l=www.muhaber.net'/></div>muhaberhttp://www.blogger.com/profile/09921174069453187865colaturka@hotmail.com20tag:blogger.com,1999:blog-5061466109947729962.post-79134935871624884872009-05-27T17:10:00.001+03:002009-05-27T17:10:44.947+03:00İzmirliyik Ruh İkiziyik<b><i>İzmirli bir çiftin diyaloğu:</i></b><br /><br />Sami: Sonunda ruh ikizimi buldum.<br />Fulya: Evet ben de.<br /><br />Aradan bir süre geçer.<br /><br /><span class="fullpost"> <br /><br />Fulya: Hani biz, ruh ikiziydik?<br />Sami: Çift yumurta ikiziymişiz. <br /><br /><i><b>Başka bir İzmirli çift.</b></i><br /><br />Cenk: Beni neden seviyorsun?<br />İlayda: Sen beni seviyorsun diye. Peki sen beni neden seviyorsun?<br />Cenk: Sen beni seviyorsun diye.<br /><br />İşte bu son çiftimiz, gerçekten samimi iseler, tek yumurta ruh ikizleridirler. </span><div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5061466109947729962-7913493587162488487?l=www.muhaber.net'/></div>muhaberhttp://www.blogger.com/profile/09921174069453187865colaturka@hotmail.com8tag:blogger.com,1999:blog-5061466109947729962.post-74210873228491782732009-05-25T21:31:00.002+03:002009-05-25T21:34:34.178+03:00Bunalım.3<blockquote>gök, tohum atar, babalar gibi; toprak, yavrular verir<br /><br />toprak anam, beni, anama emanet verir. ölünce ben, geri alır, emanetini. doğarım bir anam olur; ölürüm, gene bir anam olur. toprağın yavrusu olur; büyümeye başlarım... kök olurum; meyvem, gökten daha derin yerlere salınır. <br /><br />en büyük korkumsa öldüğümde, evlatlıktan reddetmesidir anamın; toprağın beni kabul etmemesi...</blockquote><br /><span class="fullpost"><br />Bunca yıllık otuz yaş bunalımımın tecrübesine dayanarak şunu iddia ediyorum: "Otuz yaş bunalımının en büyük sebebi, ölümü ilk kez düşünmektir." <br /><br />Bunalımı atlamamın yolu basitti. <br /><br /><i><b>1. Yol: <a href="http://www.muhaber.net/2008/03/azrailin-intihar-m.html"target="_blank">Ölümü öldürmek</b></a></i><br /><br />Ölüm yokluksa, ve yoku yok etmek, eksinin eksiyle çarpılmasında sonuccun artı olması gibi, varlıksa; yoku, yok etmeliydim. <br /><br />Aman... Var edemiyorum ki, yok edeyim?! He... Yokluğa örnek veremezsin diyorlar? Ben de diyorum ki: Varlığa örnek verin. <br /><br />Ya da, en iyisi yokluğa örnek vereyim: Geçmişim, ve geleceğim. İkisi de yoklar. <br /><br />Aman da aman... Atla. <br /><br /><i><b>2. Yol: Ölümü Sevmek</b></i><br /><br />Yapamadım. Ölümden korktum. Sebebi de, ölümden daha çok, sonrası idi. Birincil sonram morgtu. Morg, toprağa gömülmekten daha çok korkunç geliyordu. Toprak, anaydı, gökten de derin ve anlamlıydı bana.<br /><br />İkincil sonram ise, toprağa konmak değil, topraktaki hesabımdı. Eşime, organ bağışını vasiyet ederek, ikisinden de biraz olsun kurtulmuştum.<br /><br />Ama, inançlı olmasaydım daha az korkardım gibi geliyor. Hele az önce, lavabo borusunu çıkarınca, daha çok yaşadım bunu. Lavabo borusunda -affedersiniz- bir sürü, benden kalıntılar vardı. Ve hiç acı çekmiyorlardı/çekmiyordum. Ben de "keşke ölünce, lavabo borusu içindeki kalıntılar gibi olacağıma inansaydım" derken, Ramazan el- Buti'nin "insan bedeniyle değil, ruhuyla insandır" sözünü hatırlayıverdim...<br /><br /><br />Evet. Ben hala, ruhumla insan değil, çocuktum. Ve ruh, ihtiyarlamazdı hiç.<br /><br />Ve çocukları cennetine alırmış Tanrı; hangi dinden olursa olsun... <br /><br />Ve ben hala çocukluğumdaki bisikletimin adıydım: Kasaturasız Rambo<br /><br /><strike>Not: Ekşi Sözlük'te yazdığım ve bugün Ekşi'den sildiğim iki yazıdan faydalanarak yazılmıştır.</strike> </span><div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5061466109947729962-7421087322849178273?l=www.muhaber.net'/></div>muhaberhttp://www.blogger.com/profile/09921174069453187865colaturka@hotmail.com4