tag:blogger.com,1999:blog-50614661099477299622008-08-18T23:31:29.672+03:00muhaber, muhabere, muhaberemiz...muhaber.nethttp://www.blogger.com/profile/09921174069453187865noreply@blogger.comBlogger181125tag:blogger.com,1999:blog-5061466109947729962.post-3680593361644951832008-08-14T10:52:00.002+03:002008-08-14T10:55:16.083+03:00Hukuk ve Tıp Fakülteleri FakültesiEkşi'de "<a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=oxford+ve+harvard+universiteleri+universitesi%2F%2313776756">oxford ve harvard universiteleri universitesi</a>" başlığını görünce, derin düşüncelere daldım; "bu üniversitede nasıl fakülteler olabilir?" diye. Ve şu sonuca vardım: Hukuk ve Tıp Fakülteleri Fakültesi ve Veterinerlik ve Psikoloji Fakülteleri Fakültesi gibi fakülteler...<br /><span class="fullpost"> </span>muhaber.nethttp://www.blogger.com/profile/09921174069453187865noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-5061466109947729962.post-78811788047126341662008-08-08T22:20:00.004+03:002008-08-08T22:25:12.582+03:00Azist MetakimyaTaze-taze iki tene iğrenç esprim:<br /><br />1- Azist nedir?<br /><br />"Azizim" seslenişini benimsemiş kişidir. <br /><br />2- Metakimya nedir?<br /><br />Simyadır. <br /><br />Not1 : Metafizik çözülmüştü. Metakimyayı ben çözdüm. Metabiyolojiyi de Zihincell'e havale ediyorum.<br /><br />Not 2: Bitti. Devamı tıhlanılmaya. (metakimya nedir? onu çözdüm. Kısa yazılarda "devamını oku" yazısını kaldırmayı çözemedim) <br /><span class="fullpost"> </span>muhaber.nethttp://www.blogger.com/profile/09921174069453187865noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-5061466109947729962.post-86243987865804224902008-08-08T13:45:00.004+03:002008-08-08T22:09:50.640+03:00Kurs Yıkıldı: 18 Can Karşılığı1- "Din Hayattır" meşhur bir söz. Evet can alan din değil elbette.. Fakat din insanlar içinse, dini hayat, ölüm sebebi değil, hayat sebebi olmalı. <br /><br />1 Ağustos 2008.. Konya Balcılar beldesinde, gaz sızıntısının patlaması sonucu çöken binada, 17 küçük kız ve 1 hoca öldü.. <br /><br />Hiç bir veli şikaetçi olmadı. <a href="http://www.konhaber.com/?syf=ktgr&ktgr=18&hbr=SOk16uv6aD">Bırakın şikayeti, Kur'an Kursu olduğu bile ispatlanamıyor</a>. Halbuki haberi duyar duymaz, burayı bilmediğim halde Süleyman Hilmi Hoca'nın bir yeri olduğunu hemen anlamıştım. <br /><br />Peki neden bizimkiler (bizimkiler diyorum. Çünkü benim ailem ve çevrem Süleymancı olmadığı halde, bu şikayetsizliği pek beğendi. Neticede benzer tandansa sahipiz) şikayet etmedi? Bunu bizden birisinden başkası tam anlamıyla anlayamaz...Evet şikayetsizliğimizi anlayamıyorlar... Şikayet etmeliydiler diye tartıştığım bizimkiler de beni anlamıyor... <br /><span class="fullpost"><br />Neden şikayet etmediler?<br /><br />Cevap basit; bir kelime: Mağdurluk. <br /><br />Bizim cemaatler, büyük gözükmeyi sevmez. Bu yüzden cemaatlerin kurumları bir dernek, şirket, vakıf ya da çatı altında toplanmaz. Cemaatlerin kurumları yöreseldir. Yani, bir yerdeki yurt, kurs, dersane ya da okul o bölgede faaliyet gösteren bir dernek, şirket ya da vakıfa bağlıdır. <br /><br />Bunun sonunda da, herhangi bir kaza veya belada ilgili küçük dernek muhatap olur. Bu küçük dernek de, mağdurların bizzat yönetiminde olduğu bir yer olduğu için kimse şikayet edemez. <br /><br />Bağlıca Kuran Kursu'ndaki mağdur velilerin bir çoğu bu minimize edilmiş vakıfta ya yöneticidir, ya mütevillidir, ya da bunların dostudur. Böylece istesler de şikayet edemezler. <br /><br />Bir an, aynı yıkımın bir cemaat ya da tarikatta değil de, devlete bağlı bir yibo, yurt ya da okulda olduğunu düşünelim. Mağdur veliler, gene çocuklarımız şehit oldu diye devletten tazminat için şikayetçi olmayacaklar mıydı? Elbette olacaklardı. <br /><br />Peki bu veliler, devleti, cemaatlerinden daha mı az seviyorlardı? Bizimkiler dediysem, cevabını ben vereyim: Devletini, cemaatleri ve tarikatları kadar severler. Fakat gene de, şikayetten dur olmazlardı. Çünkü devlet güçlüdür. <br /><br />İşte cemaatlar ve tarikatların yapıları bir çatı altında toplansaydı, cemaatler de güçlü olacağı için eminim ki, veliler çatır-çatır şikayetçi olacaklardı... <br /><br />Bir de, velilerin "çocuklarımız şehit oldu. Balede ölselerdi daha mı iyi olcaktı?!" tesellileri var ki... Ne desem bilemiyorum. <br /><br />Çocuklar zaten reşit olmadığından değil Kur'an kursunda, bir bale kursunda olsaydılar bile cennetlikti zaten... <br /><br />Evet boşverelim çocukları, yeter ki müesselerimize halel gelmesin (!). (<a href="http://www.muhaber.net/2008/05/ocuklar-boverin-kangallk-messesesine.html">not benzer bir yazı için tıklanıla</a>)<br /><br />Son bir soru ve cevap.<br /><br />Bir Soru: Kuran kursu olduğu neden ispatlanamıyor?<br /><br />Bir cevap: Bir başka bahara bunun cevabı... <br /><br />2. 50 çocuk Zekai Tahir Burak'ta son bir ayda öldü. <br /><br />"Sağlık da hayattır." <br /><br /><br /></span>muhaber.nethttp://www.blogger.com/profile/09921174069453187865noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-5061466109947729962.post-17906372868419630132008-08-06T22:55:00.005+03:002008-08-08T13:45:37.855+03:00Akp KapatılmadıKıyamet'in Cuma günü ikindiden sonra kopacağına dair hadisler var. "Neden, Cuma günü ve ikini sonrası?" diye sorarken, bunun hikmetini Anayasa Mahkemesi'nde buldum. Cevabı (iki nokta üstüste): Borsaya halel getirmemek. <br /><br />Anayasa Mahkemesi, türban kararı gibi, Cuma'yı beklemese de bu sefer, en azından ikindi sonrasını bekledi. Cuma'yı beklemedi, çünkü Cuma'ya Yaş olacağıdı... <br /><span class="fullpost"><br />30 Temmuz günü borsanın ani yükselişini sabahtan görünce Akp'nin kapatılmayacağını anlamıştım. Her ne kadar, 30 Temmuz borsa yükselişini, basın Abd'deki iyileştirmeye bağlasa da, bağlantıyı kuran kurmuştu (örnek: ben (!))...<br /><br />Akp'ye dava açıldığı 14/03/2008'de hemen-hemen herkes Akp'nin kapatılmasına kesin gözüyle bakarken, Hak-Par'ın kapatılmaması ve özellikle Ergenekon Operasyonu'nun derinleşmesi akıllarda "acaba" sorusunu sormaya başladı. Gene de, bu soruya herkesler "Akp nasıl olsa kapatılacak. Bari vurdu-vuruldu olmasın; vurdu-vurdu olsun" şeklinde cevaplar vermeye başladı.<br /><br />Sonra birden Yaş'ın önemi ortaya çıktı. Hatta 28 Temmuz'dan bir iki hafta önce, Akp'den çok önemli birisinden "28 Temmuz'dan önce dava, görüşmeye alınır. Ve, 1 Ağustos'tan önce de karar açıklanırsa, Akp kapatılmayacak" sözlerini duyunca hayretten hayretlere düşmüştüm ki, Vatan Gazetesi kapatmadan bir-iki gün önce skoru bile ilan etmişti: 6/5.<br /><br />Gerçekten de Haşim Kılıç 30 Temmuz 2008 'de saatler 18.00 sularında kararlar açıklandığında, kıyamet koptu. En azından Sakarya Caddesi'nin meyhanelerinde kapatılmama haberini izleyen bendeniz, meyhane köşelerinden Kılıç'ı izleyen yüzlerdeki kıyameti bariz bir şekilde görmüştü... Meyhaneler iyi iş yapacaktı; müşterileri efkarlanmıştı... <br /><br />Kapatma olması için 11'de 7 oy gerekiyordu. "Fakat kapatma olmasın diyen" bir oya sahip Haşim Kılı'ın dediği oldu; yaptırım olarak da "Akp odaktır fakat kapatılacak kadar odak değildir. Bu yüzden para cezası verelim" diyen 4 kişinin cezası uygun görüldü. <br /><br />Benim merak ettiğim şu: 4 kişi "kapansın"; diğer 6 kişi de "ceza-i müeyyide uygunlansın" deseydi ne olacaktı?<br /><br />Ben ne kadar işi geyiğe döksem de, ortada bir garabet var. Allah'tan bu garabeti üstad hukukçu Sami Selçuk da çözmüş; her ne kadar benim kadar demese de. ( Sami Selçuk'un ne demek istediğini Mümtaz Türköne bir yazısında gayet açık anlatmış. Okumak istenilirse, <a href="http://www.zaman.com.tr/yazar.do?yazino=721602">burası tıklanıla</a>)<br /><br />Neticede:<br /><br />1- Yargıtay'ın Fethullah Hoca'yı beraat ettirmesinden ve Ergenekon Davasından sonra sol ve ulusal kesimin bu kararla yargıya olan güveni iyice bitti. <br /><br />2- Abdullatif Şener yıkıldı. <br /><br />3- Akp'nin laiklik odağı olduğu Anayasa Mahkemesi tarafından tescillendi, böylece Akp, adeta rehin alındı. Kapatılsaydı kendileri için belki daha iyi olurdu. <br /><br />4- Darbe bile olacaksa Türkiye'de Cuma günü ikindi sonrası olacaktır. Borsalar 2 günde toparlansın diye... <br /> <br /></span>muhaber.nethttp://www.blogger.com/profile/09921174069453187865noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-5061466109947729962.post-68601586749238049282008-08-06T10:53:00.003+03:002008-08-06T10:58:32.600+03:00Zaman, Taraf Olma Zamanı...Arnavut uçağı ile İstanbul'a gelen bir arkadaşımın, hostes ile diyaloğu:<br /><br />Hostes: Hangi gazeteyi alırdınız?<br />Arkadaşım: Zaman Gazetesi<br />Hostes: Zaman kalmadı. Başka ister misiniz?<br />Arkadaşım: Taraf gazetesi olsun o zaman.<br />Hostes: Nedense, Zaman alamayanların hepsi, Taraf istiyor... <br /><br />bitti<br /><span class="fullpost"> </span>muhaber.nethttp://www.blogger.com/profile/09921174069453187865noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-5061466109947729962.post-42888151197983762322008-08-05T14:50:00.004+03:002008-08-06T10:58:55.068+03:00Hayvanlar Araç YıkayabilirSitemin amacı, kapsamlı bir almanak oluşturmak. Şu sıralar, tam almanaklık 2 haber var: Akp'nin kapatılmaması ve Kur'an kursunun çökmesi. Ama bu iki konuya çok üşendiğimden, 31/07/2008'de Kırşehir Kayadibi Köyü'nde çektiğim bir fotoğrafı koymak isterim. (ne alaka) (dur!! alaka kur!! Uzaydan bağlantı kurmaya çalışıyorum) <br /><br />Bir yalak resmi. "İnsanların Araç Yıkaması ve Gürültü Yapması Yasaktır" diyor bu resimde. Demek ki hayvanlar, araç yıkayabilir ve gürültü yapabilir. Ne de olsa burası bir yalak; hayvanların mesire yeri. Araç da yıkar, gürültü de yapar hayvanlar. <br /><br />Resmi büyütmek için, üstünü tıklayabilirsiniz. <br /><br /><a href="http://bp1.blogger.com/_RpSYI9Bct2A/SJhBMmMxU2I/AAAAAAAAAMs/Z5B6pp9fpbg/s1600-h/yalak.JPG"><img style="cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://bp1.blogger.com/_RpSYI9Bct2A/SJhBMmMxU2I/AAAAAAAAAMs/Z5B6pp9fpbg/s320/yalak.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5231002651859178338" /></a><br /><span class="fullpost"> </span>muhaber.nethttp://www.blogger.com/profile/09921174069453187865noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-5061466109947729962.post-55666996525866026892008-07-30T11:26:00.003+03:002008-08-06T10:59:24.456+03:00Güngören 'de Patlama27/07/2008 Güngören 'de patlama oldu: 18 ölü, 150 yaralı...<br /><br />Önce 1 bomba patlatıldı. Ardından yaralılara müdahale etmek isteyenler ve meraklılar olay mahalinde toplandı. Bu toplantıda 2. bomba patlatıldı. İlk bombada 2 ölü varken, 2.'sinde ölü sayısı 16 daha arttı. Bu el-kaide taktiği imiş. <br /><span class="fullpost"><br />1- pkk: "<a href="http://haberler.com/pkk-biz-yapmadik-diyor-haberi/">Biz yapmadık." <br /></a><br /><br />3 Ocak 2008 Diyarbakır patlamasında da aynı şüphe vardı. pkk olayı üstlenmemiş, fakat pkk'nın yayın organı özgür gündem, pkk'nın yaptığına dair <a href="http://www.muhaber.net/2008/01/diyarbakrda-patlama.html">imalı haberler</a> yapmıştı. <br /><br />Bu sefer, <a href="http://vtunnel.com/index.php/1010110A/088106229e4cb74f6b2e7014450d6e55d95151880f3b6392c18b495158693629ecc6dc9bba2b241c847f769e5bedb1865f15844">özgür gündem</a> ve dtp başkanı Ahmet Türk olayı kınadı. <br /><br />pkk'nın üzerina atılamayınca, pkk'nın içindeki çatışmaya dikkat çekilip, olayın "teyrebazen azadiya kurdistan" yani kürdistan özgürlük şahinleri'nin (tak) tarafından gerçekleştirildiği üzerinde duruldu. <br /><br />Tak'ın sitesinde gerçekten bu tür eylemleri benimsendiğine dair ifadeler var. <br /><br />Bu lanetli örgüt, sitesinde "sokak pususu" başlığında, sokak pususunu şöyle tanımlıyor: "Pusular, sürpriz olarak gerçekleştirilen hücumlardır. Yanlış bir işaret vererek düşmanı pusuya düşürmek mümkündür. Pusular, düşmanda korku ve güvensizlik yaratır..... Buradan da anlaşılacağı gibi, koşulların özgünlüğüne göre ve eylemin hedefine göre pusu kurulur. Gerektiğinde; düşman otomatik silahlarla vurulur, gerektiğinde mayın döşenir, gerektiğinde patlayıcı maddeleriyle ya da molotof kokteylleriyle saldırı gerçekleştirilir." <a href="http://vtunnel.com/index.php/1010110A/088106229e4cb74f6b3d6003530d6d51c24f5c8f19616c999bc74e5d157f2b6cecdedcd1a13f350cd87e66ce0215844">kaynak için tıkla</a> <br /><br />2. Olay duyulur duyulmaz, çoğu kanal programlarını kesip, Güngören'e bağlandılar. Dağlıca katliamında da, yayını durdurmayan İbo Show gene yayına devam etti. Bu showların yayını kesmesi çok fazla eleştirildi. <br /><br />3- Görüntülerin yayınlanmasını Tayyip Erdoğan, basını eleştirerek "propaganda oldu" dedi. Deniz Baykal ise basını tebrik ederek "bu görüntülerin amacı propaganda için değil; lanet içindir" dedi. <br /><br />4- 28 Temmuz , Akp'nin kapatılma davası öncesi bu patlamanın olması, <a href="http://vtunnel.com/index.php/1010110A/088106229e4cb74f6b2e7014450d6e55d95151880f3b6392c18b495158693629ecc6dc9bba2b241c847f769e5bedb1865915844">Ergenekon evhamlılarını da alevlendirdi</a>. <a href="http://haberler.com/dtp-israrli-pkk-degil-ergenekon-isi-haberi/">Bu evhamlılar "biz bitmedik" için bu yapıldı dediler</a>.Bir sürü senaryolar konuşuldu. <a href="http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/9543151.asp?yazarid=249&gid=61&sz=69810">Yılmaz Özdil</a> bunlarla çok güzel dalga geçti. <br /><br /><a href="http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=719431&title=gungoren-guven-mahallesi-menderes-cikmazi-sokak-patlamanin-adresi-mesaj-mi">Zaman Gazetesi, olay mahallinin adresinden bile anlamlar çıkardı</a>. Halbuki Türkiye'deki tüm adres adları gayet anlamlıdır. <br /><br />Kimisi de "<a href="http://www.haberx.com/Gundem-Haberleri/Temmuz-2008/Ergenekonu-bitirmek-yetmedi.aspx">Ergenekon'u bitirmek yetmedi</a>" dedi.<br /><br />5- Ölenlere Allah'tan rahmet; yaralılara acil şifalar; faillere lanetler... okundu da, okundu.<br /><br />6- 5. maddedeki hissiyatı tazelemek için videosu:<br /><br /><div><object width="420" height="336"><param name="movie" value="http://www.dailymotion.com/swf/x69syz&related=1"></param><param name="allowFullScreen" value="true"></param><param name="allowScriptAccess" value="always"></param><embed src="http://www.dailymotion.com/swf/x69syz&related=1" type="application/x-shockwave-flash" width="420" height="336" allowFullScreen="true" allowScriptAccess="always"></embed></object><br /><b><a href="http://www.dailymotion.com/video/x69syz_27-temmuz-2008-gungorendeki-patlama_news">27 Temmuz 2008, Güngören'deki Patlama!</a></b><br /><i>Yükleyen <a href="http://www.dailymotion.com/jimi_the_kewl">jimi_the_kewl</a></i></div><br /><br /> <br /><br /> <br /><br /> </span>muhaber.nethttp://www.blogger.com/profile/09921174069453187865noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-5061466109947729962.post-82120920963728422572008-07-26T11:13:00.008+03:002008-07-29T12:50:05.311+03:00Narnia Masal Değildir: Şeyhzade KaspiyanNarnia Günlükleri'nden Prens Kaspiyan'ı izledim. İzlerken, alanımla (dinle) geçişler yaşadım; 3 majesteciğin yaşadığı gibi.<br /><br />Geçişlerim:<br /><br />1-Prens (şehzade) Süleyman:<br /><span class="fullpost"><br />Narnia'daki Prens Kaspiyan'ın hayvanlarla konuşması beni, Hz. Davut Kral'ın oğlu prens yani şeyhzade Hz. Süleyman (as)'ın hayvanlarla konuşmasına götürdü. <br /><br />2- Aslan'ın efsunlu nefesinin ağaçları yürütmesi, hazreti peygamberim Muhammed (sav)'in ağaçları çağırmasını ve kökleri ile yürütmesini çağrıştırdı. <br /><br />3- Aslan'ın mübarek nefesi ile farenin kopan kuyruğunu geri getirmesi, İslam Peygamberi'nin şifalı tükürüğünü akla getirdi. Uhud Savaşı'nda sahabeden birisinin kolu kopmuş ve bu kolu peygamberine uzatınca, peygamber, parmağına sürdüğü tükürüğünü, arkadaşının koluna sürmüş ve kolu yapıştırmıştı. <br /><br />4- Allah'ın Aslanı, bir kapı açmış, kapıdan geçenler yok olmuş ve öteki dünyaya gitmişlerdir. Bu yok oluşu gören diğerleri Aslan'a "hadi onlar yok olmuşsa, hadi onlar öteki dünyaya gitmemişse" gibi itirazlarda bulunmuşlardır. Bu itirazları susturmak için Aslan'ın en güvenilir adamları, Aslan'ın açtığı kapıdan geçerek diğerlerini de ikna etmişlerdir. <br /><br />Dünyamızdaki ölüm de, Ahiret'in (öteki dünyanın) kapısıdır. Ölüm kapısından geçmenin yok olmadığını ispatlamak için, insanlığın en emin adamları (peygamberler) görevleri biter bitmez, bu kapıdan geçerek asıl emekliliğin öteki dünya olduğunu göstermişlerdir. <br /><br />Yusuf Peygamber'in insanlığı kurtarma amacına ulaşırken çektiği sıkıntılar, amacına ulaşması ile bitmiş ve bitmesi ile de, ölümü dilemesi aynı anda olmuştur. <br /><br />Bu hazreti peygamberim Muhammed (sav) için de, diğer peygamberler için de ve peygamberin takipçileri için de böyle olmuştur. Tam görevleri bittikleri ve rahata kavuştukları anda, ecellerinin gelmesi... <br /><br />5- 20. Asrın başlarındaki İngiltere'den el feneri ile 13 asır öncesine(tam olarak 7. yüzyıl, yani Asr-ı Saadet) giden Narnia Şeyhzadeleri, 20. asrın başlarına geldikleri zaman, bir şey farkederler: Pilli el fenerlerini Narnia'da unutmuşlardır. <br /><br />"7. Yüzyılda unutulan o el feneri, günümüzdeki modern teknolojinin de atası olmuştur"u Terminatör'den ele kalan hurdaları geliştirirek Terminatörleri yaratma sanrısına bağlama aklıma geldiyse de, bu alan -<a href="http://www.zihincell.com/?p=101">tahsilat hayatını çok iyi bildiğim</a>- Zihincell'e aittir diyerek, kendi tahsil hayatıma dönüyorum. <br /><br />Buyrun: Günümüzdeki modern teknoloji ürünlerini mucize olarak peygamberler en güzel bir şekilde göstermişlerdir.<br /><br />3. Maddemizdeki kol kopma olayı artık, kopan kolların dikilmesi ile artık gerçekleşmiştir. <br /><br />Musa As'ın asası ile istediği yerden su çıkarması, sondaj çalışmalarına; Hz. Muhammed sav'in Mekke'de iken Kudüs'ü izlemesi, televizyona benzetilebilmektedir. <br /> <br />Tüm bunlara inanmak, ya da inanmamak kişiye kalmış. Neticede insanın fantastik bir yönü var. Bir inanç boşluğunda dinler yerine Narnia, Yüzüklerin Efendisi ve Harry Potter gibi masallara delicesine yönelmek de mümkün. <br /><br />Özet: Narnia da, şeyhzadeler de, masal değildir. <br /><br />Tepki: : Bir din kültürü öğretmeni izlediği sinema için başka nasıl bir yorum yapabilirdi ki? Başka bir yorumun için <a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=next/@kasaturasiz+rambo">tıklayınız</a>. <br /> </span>muhaber.nethttp://www.blogger.com/profile/09921174069453187865noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-5061466109947729962.post-7142072318505728062008-07-19T11:41:00.016+03:002008-07-19T16:22:26.594+03:00Ömer Öngüt ve Yaşar Nuri Öztürk ve BenAhirette cehenneme ilk gireceklerin hocalar olduğuna dair bir hadis var. Bu hocaların, ilmiyle yaşamayan ihlassız (samimiyetsiz) alimler olduğuna dair çıkarım yapmamızı sağlayan başka hadisler de var. <br /><br />Başlığımda Ömer Öngüt ve Yaşar Nuri Hocaları kullanarak bunları "Cehennem'e ilk gidecek hocalar" şeklinde anlamanızı istemiyorum. <br /><br />Ben de bir hocayım, hem de ilmiyle yaşamayan, samimiyetsiz bir hoca... Bunu beni az önce uygunsuz bir şekilde yakalayan akraba bir hocam, benden iyi bilir. <br /><span class="fullpost"><br />Hz. Peygamber'in (asv) eleştirdiği hocaları, başlığımdaki hocaların da, eleştirmemesi düşünülemez. Ama bir ölçüsü var İslam'ın eleştirisinde: İsim vermemek, toptancı olmamak gibi... <br /><br />Ömer Öngüt, "Narcıların İç Yüzü (Nurcuların İç Yüzü), Süleymancıların İç Yüzü, Refah Dinine Mensupların İç Yüzü" adlı ve benzeri kitaplarla, saydıklarını küfürle (kafirlikle) suçluyor.<br /><br />Yaşar Nuri Hoca da, "Allah ile Aldatanlar" kitabında Nurcuları, Süleymancıları, Milli Görüşçüleri ve bunların hegamonyasında gördüğü Diyanet'i, imam hatip liselerini ve ilahiyat fakültelerini, Allah ile aldatmakla suçluyor, ve soruyor: "Allah'ı da aldatabilir misiniz?" <br /><br />Ben de soruyorum (!): Milyonları bulan bu müslümanları, toptan itham etmenin hesabını nasıl vereceksiniz, Yaşar Nuri ve Ömer Öngüt Hocalar? İçlerinde samimi bir müslüman varsa, ne olacak haliniz? Hacda bile bir kişinin haccı yüzünden, tüm hacları kabul eden Allah'a bunun hesabını nasıl vereceksiniz?<br /><br />İsim verilince ve toptan bir karalama olduğunda, Ahirette'ki hesap da kişiselleşip toptanlaşıyor; adeta kamu davasına dönüyor iş. İşin işine bir de, Allah adı katılınca hepten ciddileşiyor iş.<br /><br />Ahiret'teki hesap deyince... Epeydir yazmak istediğim bu yazıyı, az önce yakalanmam üzerine yazmaya karar verdim. Normal bir insanın yakalanması olsaydı bu, hiç bir şey hissetmezdi. Ama ben çok ezildim, sırtımdan terleyip, kan gerçekten beynime çıktı... Dünya'da böyleyse alenen rezil olmak, Ahiret'te kim bilir nasıldır? diye de hayıflandım. Ama, "musibet ne kadar çok kişiye tesir ederse, acısı da o kadar az olur" sözü beni teselli etti. Allah'tan benim gibi hocalar çok fazla :)) <br /><br />Şaka bir yana, hocalık ne kadar zor yaf?! <br /><br />Okulumda da çok zorlanıyorum. Hele bir de, Öğrencilerime "din için ayrı bir evrene gerek olmadığını, kendi evrenlerinde de, din olabilir"i göstermek için onlarla ben, ayrı değil, aynı evreni paylaşarak örnek olmaya çalışıyorsam, çok daha zor. <br /><br />Ne demek bu? Şu demek: Yusuf İslam'ın İslam'a girdikten sonra hayat tarzını değiştirdiğne sonradan pişmanlığı demek. Yusuf İslam, tarzını değiştirmeyerek İslam'ı çok daha fazla yayacağını, çok sonradan anlamıştı... <br /><br />Evet. Gerçekten zorlanıyorum okulumda. Tüm bunları yaparken, yaşamadıklarımı anlatmama kaidem buna eklenince, anlatacak bir şeyim de kalmıyor haliyle.<br /><br />Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmenliğinden istifa etmeme bir kaç yılım kaldı. İşlerim iyi giderse ya da, sayısal loto kazanırsam... <br /><br />Ekleme: Yaşar Hoca, bir tek Nakşileri saymamış. Bunun da sebebini, kendisini Hulki Cevizoğlu'nun bir programında Nakşibendi olarak tanıtmasına bağlıyorum. </span>muhaber.nethttp://www.blogger.com/profile/09921174069453187865noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-5061466109947729962.post-51302460253958748462008-07-13T12:19:00.009+03:002008-07-13T13:05:18.051+03:00Ayva Dersem Çık; Elma Dersem ÇıkmaBasın, haber almak için değil; basının nasıl düşündüğünü öğrenmek için takip edilmelidir.<br /><br />Büyük basın organlarından, haber takip etmiyorum artık. Ettikçe iğreniyorum. Uzun süredir, ana haber bülteni izlemiyordum. Dün es kaza, Atv Ana Haber Bülteni'ni izledim. Gene sinirlerim tavan yaptı. <br /><span class="fullpost"><br />Haberlerden yarım saat önce, "Tülay Tuğcu'dan şok açıklamalar. Anayasa Mahkemesi'ne parti kapatma görevi verilmiş" diye bas bas bağırmaya başladılar. Gerçekten merak ettim. Haberleri izlemeye başladım. Haberler arasında da, ikide bir aynı anonsu tekrar edip durdular. <br /><br />Gerçekten merak ettim. Acaba bu görevi Yüce Mahkeme'ye kim verdi? diye. Aklıma bir takım generaller, localar falan getirmeye çalışırken, Tülay Tuğcu'nun konuşmasına geldim. <br /><br />Şöyle diyordu Tuğcu: "<a href="http://yenisafak.com.tr/Gundem/?t=11.07.2008&i=128306">Bana vermişsiniz parti kapatma görevini, ben siyasallaşmayacağım, nasıl olacak bu mümkün mü? değil.</a>" <br /><br />Bu konuşmada Tuğcu, görevi verenin bizzat, anayasanın kendisini olduğunu açıkça kastediyor. Hangi kasıtla bu sözler çarpıtılıyor? "Anayasa Mahkemesine, parti kapatma görevi verildi" diye anosnları hatırlıyorum, sonra çıldırıyorum.<br /><br />Daha sonra, bugün, kaynakları buraya link vermek için araştırıyorum. Bu sefer de, başka çarpıtmalarla karşılaşıyorum. <br /><br />Buyrun. Başta Habertürk olmak üzere bir çok haber sitesinin "<a href="http://www.haberturk.com/haber.asp?id=85344&cat=110&dt=2008/07/12">Anayasa Mahkemesi siyasallaştı</a>" diyerek başka bir çarpıtmaya imza attığını görüyorum.<br /><br />Bu haberi okuyanın, Anayasa Mahkemesi eski başkanının, "mahkemeyi siyallaştı" diyerek eleştirdiğini sanan okuyucu, başkanın " "Rahat verseler yargı siyasallaşmaktan kurtulacak. Ama o huzura kavuşamıyor. Şimdi eğer Anayasa Mahkemesi'nden bahsetmemiz gerekirse, Anayasa Mahkemesi'nde bir ölçüde siyasallaşma sözkonusudur. Bir siyasi partiyi kapatacaksınız, bir kanunu iptal edeceksiniz ve bu siyasallaşma olmayacak, mümkün değil. Çoğunluğun çıkardığı kanunu kalkıp 11 kişi iptal ediyor. Tabiî ki siyasallaşıyor. Ama bu siyasallaşmak, belli bir siyasi partiye yaklaşım anlamında değil işin gereğidir bu." sözlerini okuduktan sonra -eğer objektifse- siteye, en basit anlamıyla "yönlendiriliyoruz" anlamında sitem edecektir. <br /><br />Önceden karşılaştığım ve bizzat yaşadığım Vakit'in ve Doğan Haber Ajansı'nın traşıkomik anısı ile yazımı bitirip, başlığımla alakalı bir hale gelecekti yazım. Fakat uzun yazıları sevmediğimden, okumadığımdan, okumadıklarından bitiriyorum.<br /><br />Gene de bir alaka: Ayva yemek istemiyorsan, basına asla çıkmayacaksın. <br /><br />Editörün eklemesi (!): Bana göre, Anayasa Mahkemesi, 367 ve cumhubaşkanını yargılama gibi kararlarla çoktan siyasallaşmıştır. Gene de, haberlerin beni aldatmalarını istemiyorum. Sadece haber takip edip, habere kendi dünya görüşümü yansıtmak istiyorum. Artık bu internet sayesinde çok basit. İnternette haberi, haber olarak veren bir sürü site var. Benim takip ettiğim: <a href="http://www.haberler.com">www.haberler.com</a> </span>muhaber.nethttp://www.blogger.com/profile/09921174069453187865noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-5061466109947729962.post-56819669435203891042008-07-10T20:45:00.005+03:002008-07-11T15:38:01.433+03:00Hava Çok SıcakKlimaya en çok ihtiyaç duyduğumuz bu günlerde, muhaber.net'ten gelen buz gibi bir fotoşop çalışması:<br /><br /><a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://bp1.blogger.com/_RpSYI9Bct2A/SHdSwlGOBtI/AAAAAAAAAMc/B6TJYS6kxC8/s1600-h/murat+turizm+tur.jpg"><img style="cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://bp1.blogger.com/_RpSYI9Bct2A/SHdSwlGOBtI/AAAAAAAAAMc/B6TJYS6kxC8/s320/murat+turizm+tur.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5221733287504774866" /></a><br /><br />Not: Resme tıhlanırsa büyür. <br /><br /><a href="http://www.elazigmuratturizm.com/otobusresim/5.jpg">Fotonun orjinali için tıhla</a><br /><br /><span class="fullpost"> </span>muhaber.nethttp://www.blogger.com/profile/09921174069453187865noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-5061466109947729962.post-70427871590744970142008-07-09T11:21:00.006+03:002008-07-09T11:40:19.928+03:00Kopya ve DarbeHocaların, sınav öncesi meşhur bir deyişi: <br /><br />"Kopya çekmek serbest; ama yakalanana kadar.. Yakalarsam yakarım!"<br /><br />Darbe de, böyle bir şey. <br /><span class="fullpost"><br />Darbe yapmak serbest; ama yakalanana kadar... Yakalananların sonu görülüyor. <br /><br />Öğrenciyken ve kopya çekerken öğretmenlerim, farkına varmıyor sanırdım. Öğretmen olduktan sonra anladım ki, öğretmen bazen öğrencileri görmemezlikten geliyormuş.<br /><br />Aynısı bu darbeciler için de geçerli. Gül'den Özkök'e kadar kime sorulsa "biliyorduk" diyorlar.<br /><br />Sonra,<a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=kopya+cekmeden+once+hocaya+atilan+bakis">kopya öncesi hocaya bakılan son bakış</a> var ki... Bu olaydan darbecilere bir benzetme yapılsa, süper komik olurdu.<br /><br />Hele bir de, sınavlarda nereye baktığı anlaşılmasın diye güneş gözlüğü takan bir hocamız vardı. Bu hocamdan esinlenen istihbaratçılar, güneş gözlüğünü hiç çıkarmamış; böylece darbeciler, ajanlar başka yöne bakıyor sanarak yanılmış ve yakalanmışlardır. <br /><br />Ve son konumuz: Yurdum abazanlarının, güneş gözlüğü ile bir kesişi var; bu konumuz olmadığından es geçiyorum. Es. </span>muhaber.nethttp://www.blogger.com/profile/09921174069453187865noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-5061466109947729962.post-81201037816465191042008-07-06T13:08:00.006+03:002008-07-06T13:18:23.126+03:00Köpek GirerAntalya istikametinden Serik 'e girişteki bir yazı: "Köpek Girer" <br /><br /><a href="http://bp1.blogger.com/_RpSYI9Bct2A/SHCalNkbAuI/AAAAAAAAAMM/8NaZ5hPfcZo/s1600-h/k%C3%B6pek+girer+serik.JPG"><img style="cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://bp1.blogger.com/_RpSYI9Bct2A/SHCalNkbAuI/AAAAAAAAAMM/8NaZ5hPfcZo/s320/k%C3%B6pek+girer+serik.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5219841932210668258" /></a><br /><span class="fullpost"><br />Sonra bir bayana, "nedir bu?" sorusunu sordum.; "alışverış merkezlerinin girişinde 'köpek giremez' diyor ya... işte Serik'te böyle bir kural yok, demek istiyor herhalde" dedi... <br /><br />Bunun ne demek istediğini çok iyi biliyor, ve bir fiş olarak bloğumun kara disklerine not ediyorum. Yorum ve kınama sizin. <br /><br />not: resmi büyütmek için, resme tıklanabilir. <br /> </span>muhaber.nethttp://www.blogger.com/profile/09921174069453187865noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-5061466109947729962.post-56241769506821034262008-07-06T11:47:00.006+03:002008-07-06T13:22:07.511+03:00Define Avcıları = Umut AvcılarıErzurum'un <a href="http://www.memurlar.net/haber/3868/">Tekman ilçesi, 923 ilçe arasında, en düşük 5 ilçe arasında</a>. Tekman'da çalışırken, bir öğretmen arkadaşım, şöyle bir anısını anlatmıştı:<br /><span class="fullpost"><br />"Köyümde telefon yok, cep telefonları da çekmiyor. Can sıkıntısından patlıyorum. Bir gün inat ettim. Cep telefonumu aldım, kendimi dağlara vurdum. Belki, karşı dağların açıklarından sinyal gelip, bir yerlerden cep telefonum çekebilirdi. <br /><br />Akşam olacaktı ki... Cep telefonum sinyal almıştı. Dünyalar benim olmuş, hemen sevgilimi, anne babamı ve arkadaşlarımı aramıştım. Şarjım bitene kadar konuşmak istememe rağmen, hava kararmaya başladığından dönmeye karar verdim. <br /><br />Fakat, aynı yeri nasıl bulacaktım? Bu bir sorundu. Çünkü, birkaç adım, yerimi değiştirdiğimde sinyal gidiyordu. Öyle bir nokta yakalamıştım. Hemen taşları toplayıp, kendimce bir işaret yaptım. <br /><br />Evime gittim. Köyümdeki en huzurlu uykumu çekmiştim.Hayattaki en değerli hazinenin konuşmak, arkadaşlık, akrabalık olduğunu daha iyi anlamıştım. Artık köyüm, eski köy değildi. Sabah ilk iş, aynı istikamette, yol aldım. Aldım, aldım... Konuştuğum yerlere geldim. İşareti arıyordum. İşareti bulamıyordum... Ne kadar aradımsa, işaretimi bulamadım. <br /><br />Öğlenleyin, yürüyen ceset şeklinde köyün kahvesine gittim. Çay söyledim. Çayımı içerken, arka masadakilerin konuşmalarına kulak kesildim.<br /><br />Hasan Emmi: Gene mi, defin kazısından yeğenim?<br />Yusuf Yiğen: Akşam bizim çoban bir define işareti bulmuş. Sabah namazından sonra hemen oraya gittik...<br /><br />------AÇIK UÇLU SON-------<br /><br />Not: <a href="http://www.muhaber.net/2008/04/douda-bir-yatl-okulun-lojmanlar.html">Tekmanla ilgili iki resmim için burası tıklanabilir</a> </span>muhaber.nethttp://www.blogger.com/profile/09921174069453187865noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-5061466109947729962.post-61752487354692592532008-07-03T16:36:00.006+03:002008-07-03T16:59:44.166+03:002 Orgeneralin ve Aygün'ün Gözaltıları01/07/2008'de 2 emekli orgenaral (Hurşit Tolon ve Şener Uygur) ve Sinan Aygün başta olmak üzere bir çok kişi Ergenekon Operasyonu kapsamında gözaltına alındı. <br /><br />İddianame hazır olmadığından suçları "darbe planı" olarak söylendi durdu. Eski generaller darbe yapamayacağına göre şimdiki generaller ile işbirliği içinde olmalılar. Görevleri başındaki generaller, gözaltına alınmadığına göre, eski bir plandan ötürü gözaltına alındılar diye tahmin ediyordum ki... <br /><span class="fullpost"><br />Yanılmışım. 07/07/2008'de darbe yapacaklarmış (<a href="http://www.sabah.com.tr/haber,EABE07B1FF7043C0810191F612FD29D1.html">kaynak için tıkla</a> )<br /><br />Ucuz atlatmışız yani... İyi de, madem böyle bir şey var; başta dediğim şeyde haklıyım. İçerdeki generaller alınmadıkça, muhafazakarlar sevinmemeli. Eski generaller içeri alınması artık devrim değil. Netekim, İlhami Erdil bugün cezasını tamamlayıp, cezaevinden çıkıyor. <br /><br />Şimdi maddeler:<br /><br />1- The Guardian Ergenekon ve Akp kapatılma davasını ideolojik bir olay olarak değil; bir sınıf çatışması olarak görüyor ve şöyle diyor: " AKP’nin ideolojisi, liderlerinden birinin deyişiyle Türkiye’nin neredeyse 100 yıl önce sert bir şekilde modernleşmesinin getirdiği ‘travmayı’ iyileştirerek mütevazı bir İslami yenilemeye işaret ediyor." <a href="http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=HaberDetay&ArticleID=886419&Date=03.07.2008">kaynak</a><br /><br />Tabii, burda Dengir Mir Fırat'ın "Atatürk'ün devrimleri travma yarattı" sözüne göndermeyi hemen anladık biz... <br /><br />2- 01/08/2008'de Yargıtay Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya'nın Akp'nin kapatılması ile ilgili Anayasa Mahmekesi'nde sözlü verdiği gün, bu operasyonların olması, "tesadüf mü, kasıt mı?" tartışmasını doğurdu. <br /><br />Einstein diyor ki: "Kainatta, tesadüfe tesadüf edilemez"<br /><br />Ben de diyorum ki: "Tabiat, kendisine verilen numuneyi devamlı olarak tab eder." <br /><br />3- Yargının bağımsızlığı üzerine vurguyu gene herkes işine geldiği gibi yaptı. Akp'ciler operasyonla ilgili "yargı bağımsızdır" derken, ulusalcılar da Akp'nin kapatma davası ile ilgili "yargı bağımsızdır" demeye devam ediyor. <br /><br />4- Muhazakar kanatın gazetelerinden edindiğim izlenim şu: Hrank Dink süikastı, Malatya'daki rahiplerin katledilmesi ve Danıştay suikastı gibi olaylar Ergenekon'un işi. Hatta Zaman Gazetesi'ne yazı yazan ve Alevi-solcu olduğunu iddia eden Ümit Aksoy, Sivas Madımak Katliamı'nı bile Ergenekonculara gönderme yaparak ele alıyor. <br /><br />Ümit Aksoy şöyle diyor:" Evet, bugün 2 Temmuz. Dün de bu ayın ilk günüydü. Orgeneraller, tuğgeneraller, gazeteciler, ticaret odası başkanları göz altına alındılar. <br /><br />Bu geniş katılımlı darbe girişimi sürecinde genişliği, uçsuz bucaksızlığı sağlayan sadece bu üst kademe değildi şüphesiz. 27 Nisan'dan beri yaşayageldiğimiz malum bin yıllık, hiç bitmeyen, hiç bitmeyecek darbe süreçlerinin, Cumhuriyet mitinglerinin yegane motifi olanlar vardı birde HİÇ unutmadığımız: 29 Nisan 2007 tarihinde, yukarıda adı geçen ailenin de içinde olduğu "bilmem kaç milyon insanın" hınca hınç doldurduğu Çağlayan Mitingleri. Evet, birde mitingler vardı neredeyse meydanı Atatürklerle, CHP'lerle, Anıtkabirlerle, darbelerle dolduran "Cumhuriyet'in yegane taşıyıcı motifi" Aleviler. <br /><br />Hepsi "solcu, ilerici, laik, aydın" ve diğer binlerce sıfatı korkmadan, yılmadan, usanmadan göğüslerine takıp sokaklara çıkmışlardı bir kez daha. Ve onların, annemin dediği gibi "Türkiye Laik'di, Laik kalacaktı. "Şeriat"a elbette hayırdı. <br /><br />Evet, bugün 2 Temmuz 2008. 15 yıldır bu ülkede diğer birçok olan biten gibi bu meşum olayda aydınlatılmadan öylece bekliyor. O gün 37 kişi hayatını kaybetmişti. Hayatta bazı şeyler işte bu kadar nettir aslında." <a href="http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=709491">kaynak için tıkla</a> <br /><br />5- Basında gördüğüm, en güzel yazı Umur Talu'ya ait; <a href="http://www.sabah.com.tr/2008/07/02/haber,03582C35DE854E00AE83BE639C36BD00.html">burayı tıklayarak okuyabilirsiniz</a>. </span>muhaber.nethttp://www.blogger.com/profile/09921174069453187865noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-5061466109947729962.post-27861480829058044502008-07-03T16:19:00.004+03:002008-07-03T16:36:39.175+03:00Fethullah Hoca'nın Beraati24/06/2008'de Fethullah Gülen Hoca, <a href="http://haberler.com/yargitay-dan-gulen-icin-kritik-karar-haberi/">Yargıtay Ceza Genel Kurulu, Laik devlet yapısını değiştirmek ve yerine dini kurallara dayalı bir devlet kurmak amacıyla yasadışı örgüt kurup bu amaç doğrultusunda faaliyetlerde bulunduğu iddiasıyla</a> ilgili Yargıtay'dan beraat etti.<br /><br />Bu beraat kararı, -muhafazakarlar için pek hissedilmese de- Akp'nin olası kapatılmasından daha önemliydi. <br /><span class="fullpost"><br />Çünkü, Gülen Hoca beraat etmeseydi hakkındaki karar emsal gösterilerek kendisine bağlı tüm okullar, şirketler, medya, dersaneler bir-bir kapatılcaktı. <br /><br />Akp kapatılsa da, yeni bir parti hemencecik kuruluverir. Fakat, okullar, dersaneler ve eğitim şirketleri parti kadar kolay kurulamazdı. <br /><br />Zaten bu gerçeği gören Ali Bulaç, Sabah Gazetesi'nin Gülen Cemaati'nin Akp ile ilişkisini soran sorusuna şöyle dedi: "<strong>AK Parti kapatılırsa kimse arkasından ağlamayacaktır</strong>. " (<a href="http://arsiv.sabah.com.tr/2008/06/30/haber,4340C8BD55FB41859A9DF093AEE87215.html">kaynak için tıklayınız</a>)<br /><br />O zaman 3 kişi arasındaki maç şöyle:<br /><br />1- Ulusalcılar, Ergenekon Operasyonu ile 1 gol yedi.<br />2- Akp, kapatma davası ile bir gol yedi.<br />3- Fethullah Hoca, beraat ile bir gol attı. <br /><br />O zaman da skor şöyle:<br /><br />Ulusalcılar ve Akp'ciler 1-1 berabere.<br />Fethullah Hoca kanadı, 2-1 önde. <br /><br />Fethullah Hoca'nın yediği gol: Akp'nin kapatılma davası; attığı goller: beraat ve Ergenekon operasyonu. <br /><br />Peki, Fethullah Hoca'nın beraatini Akp'nin attığı gol olarak yazmadım?<br /><br />Dolaylı bir cevap:<br /><br />Akp medyası sanıldığı şekilde şöyledir: Yeni Şafak, Star, Vakit, Zaman, Bugün, Kanal 7, Samanyolu ve Sabah Grubu. <br /><br />Fakat, Akp medyası sanılanın aksine 2'ye ayrılır. <br /><br />1- Gerçek Akp medyası: Yeni Şafak, Star Gazetesi, Vakit, Sabah, Kanal 7...<br /><br />2- Akp'yi yönlendirmeye çalışan medya: Zaman, Samanyolu, Bugün...<br /> </span>muhaber.nethttp://www.blogger.com/profile/09921174069453187865noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-5061466109947729962.post-92047512211746253592008-06-27T12:09:00.007+03:002008-06-27T19:54:44.819+03:00Meb ve Diyanet'in Yasakladığı SitelerMahkeme kararı olmaksızın, Milli Eğitim ve Diyanet bazı siteleri kullanıcılarına yasaklıyorlar. Gördüğüm örnekleri yazıyorum.<br /><span class="fullpost"><br />Diyanet'in Genel Merkez binası, Ekşi Sözlük'ü yasaklamış. Genel Merkezdeki Diyanet'in memurları Ekşi Sözlük'ü açamıyor. <br /><br />Meb ise, Facebook, Alexa gibi büyük sitelerin yanında, <a href="http://www.zihincell.com">zihincell</a> gibi blogları ve daha bir çok siteyi yasaklamış. Meb'in yasakladığı sitelerde şöyle bir sayfa çıkıyor: <br /><br /><a href="http://bp3.blogger.com/_RpSYI9Bct2A/SGSvL1rC5XI/AAAAAAAAAL8/-sVz7k716wo/s1600-h/meb+yasak.JPG"><img style="cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://bp3.blogger.com/_RpSYI9Bct2A/SGSvL1rC5XI/AAAAAAAAAL8/-sVz7k716wo/s320/meb+yasak.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5216486886322922866" /></a> <br /><br /><br />Not: Resmi büyültmek istiyorsanız, üstünü tıklayın </span>muhaber.nethttp://www.blogger.com/profile/09921174069453187865noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-5061466109947729962.post-21615226359171084602008-06-26T09:39:00.007+03:002008-06-27T19:49:37.313+03:00Gol Yedikten Sonra Bıyık Altından GülmekTürkiye Avrupa 2008 (Euro 2008) Turnuvası'nda yarı finale çıktı. Türkiye'nin final süreci:<br /><span class="fullpost"><br />İlk maçta, Portekiz'e yenildik. Bu maçtan sonra Fatih Terim, idam sehpasına çıkarıldı. Fakat, idam edilmedi. En büyük gerekçe: Arda'yı oynatmama...<br /><br />Ev sahibi İsviçre'yi öne geçtiği halde Arda'nın sayesinde yendik ve eledik. En çok buna sevindim. Elemelerdeki intikamımız ve rövanşımız alındı.<br /><br />Çekler'i son 3 dakikada yendik; çeyrek finaldeyiz.<br /><br />Hırvatlarla maçımız Viyana'da. Viyana rövanşları konuşuldu bu sefer. Hırvatlar, 119'da gol attı. Biz, 120+2'de; yarı finaldeyiz. Fatih Terim, maç sonrası "yenilseydik, idam edilecektik" dedi... <br /><br />Yarı finalde Almanlar'dan 2. golü yedikten ve mağlup duruma düştükten sonra Türkler, bıyık altından gülmeye başladı. <br /><br />Bu gülüş smileyi şöyleydi: <span style="font-size:180%;"><strong>: { )</strong><br /></span><br />Ne var ki, Çek ve Hırvat maçlarından ders çıkaran Almanya, 3. golü çok geç atarak, bize gol atma zamanı ve fırsatı bırakmadı :(((<br /><br />2002 Dünya Kupası Finalleri'nde krizdeydik, Dünya üçüncülüğü ilaç gibi gelmiş sokaklara dökülmüştük. Hatta 2002'de Davut Güloğlu'nun Nurcanım şarkısı, halktaki krizi unutturduğu için Cumhurbaşkanı Sezer tarafından tebrik edilmişti Davutoğlu...<br /><br />2008 Avrupa Kupası Finalleri'nde de krizleydeydik. Ve her galibiyet sonrası milletimin sokaklara dökülmesi halkımızın boşalması olarak yorumlandı. Ya kardeşim, krizsiz bir ortamda sevinmek istiyorum artık ben... Maçların bana teselli olmadığı; eğlence olduğu ortamlar...<br /><br />Nasıl sevindik?<br /><br />Milli takım için hepimiz çok şey yaptık<br />Kimimiz gol attı, kimimiz kurşun attık<br /><br />Ben de çok şey yaptım: Arabamın kornasını patlattım, kırmızı ışıklarda geçtim, sesim kısıldı...<br /><br />Ama oturduğum öğretmen lojmanlarında öğretmenler, evimin ilerisindeki asker lojmanlarından askerler tabanca patlattı; hangi öğretmen komşumda tabanca var, onu öğrendim.<br /><br />Silah sıkma eylemini hiç bir yayın bitiremedi. Halbuki ben, bıçak gibi kesecek bir önlem biliyorum: </span><span class="fullpost">Çeyrek finalden sonra, Milli Takım'ın finallerden çekilmesi, süper bir önlem olurdu. </span><br /><p><span class="fullpost">Bence buna değerdi.</p><br /><br /><br /></span>muhaber.nethttp://www.blogger.com/profile/09921174069453187865noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-5061466109947729962.post-38212808259959772762008-06-17T22:42:00.006+03:002008-06-18T10:28:39.164+03:00Sen de mi Ressam Oldun?Birisi, yağan yağmur ve çakan şimşeği çiziyormuş. Birisi de ona <br /><br />"Çizdin yağan yağmur çakan şimşek<br />Sen de mi ressam oldun eşşolu eşşek" demiş. <br /><br /><span class="fullpost"><br />Önceden, Sakarya Şiiri'nin ilk beytine nazire yapan bendeniz. Şimdi de, Monna Rosa'ya -bilmeden- yaptığı bir nazireyi yazıyor. <br /><br />Zamanında bana smsle gelen Monna Rosa'dan şu kıtayı alıntılayım önce:<br /><br /> yağmurlardan sonra büyürmüş başak,<br />meyvalar sabırla olgunlaşırmış.<br />bir gün gözlerimin ta içine bak:<br />anlarsın ölüler niçin yaşarmış<br /><br />Bu kıta sms ile geldiğinde, askeri kıtada olduğumdan ve tuvalet dışında smsleşemediğimizden hemen nazire yapmıştım. Şöyle:<br /><br />sıcaklardan sonra çatlarmış, toprak.<br />bulutlar duayla dolgunlaşırmış;<br />hasret kalırmış, öpüşmeye iki çift dudak<br />anlarsın o zaman, damlalar niye koşarmış.<br /><br />Sonra "haddini bil! Bu Sezai Karakoç'a ait" diye sms alınınca haddimi bilmiştim. <br /><br />Artık Orhan Veli'ye falan nazire yapıyorum. Örnek:<br /><br />İstanbul'u dinliyorum gözlerim kapalı<br />Sen de mi şair oldun Y. Kemal Beyatlı<br /><br />Bir de, önceden yazdım dediğim Sakarya Türküsü'ne yaptığım nazire (nispet) :<br /><br />İnsanın eli, kesilince, eli kanar ya;<br />Bir yanda öten benim, öte yanda kanarya.<br /><br />Bu da orjini:<br /><br />insan bu, su misali, kıvrım kıvrım akar ya; <br />bir yanda akan benim, öbür yanda sakarya.<br /><br /><br />Bir insan, noktalama işaretlerine varıncaya kadar nazire yapıyorsa.... Ne diyim ben sana.<br /><br />Biraz da aforizma uçurayım:<br /><br />Bir karpuz ne kadar ağırsa; içi o kadar doludur.<br /><br />Bir karpuz ne kadar hafifse; içi de o kadar hamdır. <br /><br />İçinin oranının, kabuğun oranına baskın geldiği bir karpuz istiyorsan, ağır karpuz almalısın.<br /><br />Not: Böyle bir karpuz görülmemiştir!!<br /><br /><br /><br /> </span>muhaber.nethttp://www.blogger.com/profile/09921174069453187865noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-5061466109947729962.post-76483602761577923042008-06-17T21:06:00.007+03:002008-06-17T21:25:33.976+03:00Ağlama Duvarı Ve Hasan Onbaşı<a href="http://bp1.blogger.com/_RpSYI9Bct2A/SFgAHTLCJXI/AAAAAAAAALA/ZukzV4U61Ps/s1600-h/ilker+ba%C5%9Fbu%C4%9F+a%C4%9Flama+duvar%C4%B1nda.jpg"><img style="cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://bp1.blogger.com/_RpSYI9Bct2A/SFgAHTLCJXI/AAAAAAAAALA/ZukzV4U61Ps/s320/ilker+ba%C5%9Fbu%C4%9F+a%C4%9Flama+duvar%C4%B1nda.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5212916694086985074" /></a><br /><br /><a href="http://www.haber10.com/haber/125813">2008 Ağustos'undan sonraki Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ</a>'un <a href="http://www.1923turk.org/yahudi-bush-ve-bopun-perde-arkasi-t28580.html?t=28580">Ağlama Duvarı</a>'ndaki resimleri çok tartışıldı. Fazilet Partisi Milletvekilleri bile Ağlama Duvarı'na gitmişlerdi. Ben de giderim. (kim takar beni)<br /><br />"Paşamız, oraya kadar gitmişken Mescid-i Aksa'ya gitmiş mi?" sorusu da baya tartışıldı. Eski cumhurbaşkanımız Sezer'in Mekke'ye kadar gidip, Kabe'yi ziyaret etmemesi de haber konusu olmuştu.<br /><br />Son olarak, eski bir Genelkurmay Başkanımızın, Kudüs'ü bekleyen Hasan Onbaşı'ya olan hayranlığını <a href="http://www.turkeyforum.com/satforum/archive/index.php/t-181829.html">turkeyforum</a>'dan alıtılıyorum. Buyrun:<br /><br /><span class="fullpost">Iğdırlı Onbaşı Hasan'ın 55 yıllık Mescid-i Aksa nöbeti <br /><br />İlhan Bardakçı’nın Kudüs’te yaşadığı bir hatıra ilginç ve bir o kadar da ibret vericidir: <br />Mevki Kudüs. Mekân Mescid ül Aksa, Tarih 21 Mayıs 1972 Cuma. Ben ve gazeteci arkadaşım rahmetli Said Terzioğlu, İsrail Dışişleri rehberlerinin yardımı ile bu mübarek makamı dolaşıyoruz. <br /><br />Kudüs Kapalı Çarşısı’nda rüzgâr gibi dolanan entarili kahvecilerin ellerindeki askılara çarpmadan biraz yürüdünüz mü, önünüze çıkan kapı sizi Mescid ül Aksa’nın önüne kavuşturur. Mirac mucizesinin soluklanıldığı ilk Kıble’mize yani... Hemen oracıkta, ilk avlu vardır ki, hâlâ bizim lâkabımızla anılır. “12 bin şamdanlı avlu” derler oraya. Yavuz Selim 30 Aralık 1517 Salı günü Kudüs’ü devlete katmıştır da, ortalık kararmıştır. Yatsı namazını o avluda kılar. Kendisi ve bütün ordu beraber. Şamdanları yakarlar. Tam 12 bin şamdan... O isim oradan kalmadır. Sekiz on basamaklı geniş merdiveni adımladınız mı, o mukaddes Mescid’in bağdaş kurduğu ikinci avluya ulaşırsınız. <br /><br />Onu o merdivenin başında gördüm. İki metreye yakın bir boy... İskeletleşmiş vücudu üzerinde bir garip giysi... Palto?.. Hayır, kaput, pardösü veya kaftan?.. Değil. Öyle bir şey, işte. <br /><br />Başındaki kalpak mı, takke mi, fes mi? Hiçbsirisi değil. Oraya dimdik, dikilmiş. Yüzüne baktım da, ürktüm. Hasadı yeni kaldırılmış kıraç toprak gibi. Yüz binlerce çizgi, kırışık ve kavruk bir deri kalıntısı. <br /><br />Yanımda İsrail Dışişleri Bakanlığı Daire Başkanı Yusuf var. Bizim eski vatandaşımız. İstanbullu. “Kim bu adam?” dedim. <br /><br />Lâkaydi ile omuz silkti. “Bilmem.” diye cevap verdi. “Bir meczup işte. Ben bildim bileli, yıllardır burada dururmuş. Çakılı gibi, hâlâ duruyor ya... Kimseye bir şey sormaz. Kimseye bakmaz, kimseyi görmez.” <br /><br /><br />Kan mı çekti nedir? <br /><br /><br />Nasıl, neden, niçin hâlâ bilmiyorum. Yanına vardım. Türkçe “Selâmünaleyküm baba.” dedim. <br /><br />Torbalanmış göz kapaklarının ardında sütrelenmiş gibi jiletle çizilmişçesine donuk gözlerini araladı. Yüzü gerildi. Bana, bizim o canım Anadolu Türkçemizle cevap verdi: <br /><br />- Aleykümüsselâm oğul... <br /><br />Donakaldım. Ellerine sarıldım, öptüm öptüm... <br /><br />- Kimsin sen, baba? dedim. <br /><br />Anlattı ki, ben de size anlatacağım. <br /><br />Ama evvelâ biliniz. O canım Devlet çökerken, biz Kudüs’ü 401 yıl 3 ay 6 günlük bir hakimiyetten sonra bırakırız. Günlerden 9 Aralık 1917 Pazar günüdür. Tutmaya imkân yok. Ordu bozulmuş, çekiliyor, Devlet, zevalin kapısında. İngiliz girinceye kadar geçen zaman içinde yağmalanmasın diye oraya bir artçı bölük bırakırız. Âdet odur ki kenti zapteden galip, asayiş görevi yapan yenik ordu askerlerine esir muamelesi yapmaz. <br /><br />Anlattı, dedim ya. Gerisini tamamlayayım. <br /><br />- Ben, dedi, Kudüs’ü kaybettiğimiz gün buraya bırakılan artçı bölüğünden... <br /><br />Sustu. Sonra, elindeki silahın namlusuna sürdüğü fişekleri ateşler gibi zımbaladı: <br /><br />- Ben, o gün buraya bırakılmış 20. Kolordu, 36. Tabur, 8. Bölük, 11. Ağır Makineli Tüfek Takım Komutanı Onbaşı Hasan’ım... <br /><br />Yarabbi. Baktım, bir minare şerefesi gibi gergin omuzları üzerindeki başı, öpülesi sancak gibiydi... <br /><br />Ellerine bir kerre daha uzandım. Gürler gibi mırıldandı: <br /><br />- Sana, bir emanetim var oğul. Nice yıldır saklarım. Emaneti yerine teslim eden mi? <br /><br />- Elbette, dedim, buyur hele... <br /><br />Konuştu: <br /><br />- Memlekete avdetinde yolun Tokat Sancağı’na düşerse... Git, burayı bana emanet eden kumandanım Kolağası (Önyüzbaşı) Musa Efendi’yi bul. Ellerinden benim için bus et (öp). Ona de ki... <br /><br />Sonra, kumandanı olduğu takımın makinelisi gibi gürledi: <br /><br />- O’na de ki, gönül komasın. Ona de ki, “11. Makineli Takım Komutanı Iğdırlı Onbaşı Hasan, o günden bu yana, bıraktığın yerde nöbetinin başındadır. <br /><br />Tekmilim tamamdır kumandanım. dedi” dersin... <br /><br />Öleyazdım. <br /><br />Sonra yine dineldi. Taş kesildi. Bir kez daha baktım. Kapalı gözleri ardından, dört bin yıllık Peygamber Ocağı ordumuzun serhat nöbetçisi gibiydi. Ufukları gözlüyordu. Nöbetinin başında idi. Tam 55 yıl kendisini unutuşumuzdaki nadanlığımıza rağmen devletine küsmemişti. <br /><br />Kaynak: Zafer Dergisi. (Sayı: 345) <br /><br />Merhum Bardakçı, “İlhan Murad” müstearıyla yıllarca Zaman gazetesinde yazılar yazdı. Doğumu: 22 Şubat 1926 Burhaniye; Vefatı: 28 Şubat 2004 Frankfurt) <br /><br /><br />YILLAR SONRA <br /><br /><br />Merhum İlhan Bardakçı bu hatırasını, TV’de anlattığında zamanın genelkurmay başkanı onu arar ve bu aziz askeri bulmak için aracı olmasını ister. Bardakçı sonra şunları yazar: Hasan Onbaşı bizdendi... O halde unutulmak kaderi idi. Öyle de oldu zaten. Aramadık ki, bulalım. Bulunamazdı zaten. O ki, göklere baş vermiş bir ulu selvi idi. Ve bizler ki, başımızı kaldırmış olsak bile, uzandığı feza ufkuna yetişemeyecek cılız otlara dönüşmüştük. Biz, sadece unuturduk. Unuttuğumuz diğerleri gibi o nöbet noktasındaki elmas mânâyı da unutmuştuk... <br />Sayı: 173 <br />Bölüm: Hayatın İçinden<br /> </span>muhaber.nethttp://www.blogger.com/profile/09921174069453187865noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-5061466109947729962.post-27484813874115052142008-06-15T21:19:00.003+03:002008-06-15T21:25:00.639+03:00Tağ Tünmuhaber.net, öğleden sonraları sınıfa girdiğinde "tünaydın" der, öğrencilerin de kendisine "tağolun" demesini ister. Örnek uygulama:<br /><br />muhaber.net: Tünaydın çocuklar<br />öğrenciler: Tağolun öğretmenim<br /><br />Not: Bitti. Devamını tıhlamayın.muhaber.nethttp://www.blogger.com/profile/09921174069453187865noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-5061466109947729962.post-42484857002682750792008-06-14T18:01:00.009+03:002008-06-14T18:40:53.065+03:00Batı'ya Tuvaleti Öğreten O TuvaletlerimizBatı, tuvalet etmeyi -pardon- tuvaleti bizden öğrendi efsanesini doğrular nitelikte çektiğim iki tarihi fotoğraf: (resimlerin büyümesi için resimleri tıklayabiliz)<br /><br /><a href="http://bp3.blogger.com/_RpSYI9Bct2A/SFPhbBHiYjI/AAAAAAAAAKw/tkpbR7Znctk/s1600-h/ishak+pasa+tuvaleti.jpg"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5211757048070562354" style="CURSOR: hand" alt="" src="http://bp3.blogger.com/_RpSYI9Bct2A/SFPhbBHiYjI/AAAAAAAAAKw/tkpbR7Znctk/s320/ishak+pasa+tuvaleti.jpg" border="0" /></a> <a href="http://bp3.blogger.com/_RpSYI9Bct2A/SFPhmyi3ygI/AAAAAAAAAK4/AL5lWG4EV8c/s1600-h/%C3%B6mer+durul+evi+tuvaleti.jpg"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5211757250317109762" style="CURSOR: hand" alt="" src="http://bp3.blogger.com/_RpSYI9Bct2A/SFPhmyi3ygI/AAAAAAAAAK4/AL5lWG4EV8c/s320/%C3%B6mer+durul+evi+tuvaleti.jpg" border="0" /></a><br /><span class="fullpost"><br /><br />1- Soldaki tuvaletimiz, Doğubeyazıt İshak Paşa Sarayı'nın tuvaleti. Tuvaletin penceresindeki manzara süper. Ağrı, Doğubeyazıt ve Papazın Bahçesi harika gözüküyor. Tarihi eseri pislemeden ben de oturdum, tuvalet taşına; ordan biliyorum. İnsanın tuvaleti yoksa bile, ka(l)kası gelmez o tuvaletten...<br /><br />2- Sağdaki 2. tuvaletimiz ise, Akseki Ömer Durul Evi'nden bir tuvalet. Bu ev, 250 yıllık Akseki'nin "Düğmeli Evler" diye bilinen evlerinden. Avrupa, tuvaleti bilmezden önce, bizimkiler tuvalet yapmakla kalmayıp, her yatak odasına da bir banyo yapmışlar, bizzat gördüm.<br /><br />Hamamı da, "Turkish Bath" adından hareketle, bizimkiler bulmuş diyecem ama, Perge Antik Kenti'nde Roma Hamamları'nı gördükten sonra diyemiyorum...<br /><br />Bu antik kentte asil Romalılar, tuvalet ihtiyaçlarından önce kölelerini gönderir ve kölelerini taş tuvaletlere oturtup, taşları ısıtırlarmış. Böylece sıcacık taşlara, asil Romalılar...<br /><br />Dur! Roma devrinde tuvalet de mi varmış... İnanın, kölelerin tuvaleti ısıtma olayı yalan değil.<br /><br />Ama şu yalan:<br /><br />Türkiye'nin, meşhur tuvaletlerine gidince, müşterilerin eline bir anı defteri veriyorlar. Duvarlarına, müdavimi olan meşhurların resmini de asan bu tuvaletin hatıra defterine insanlar; "hayatımda böyle rahat etmemiştim, çok rahatladım, herkese tavsiye ederim, şu kadar bakanın, paşanın, başbakanın, patronun, sanatçının ettiği bu tuvalete etmenin ayrı bir hazzını yaşarken...." diye yazı yazarken, böyle yazı yazmak istemeyenler de, şikayet kutusuna şikayetlerini yazabiliyorlar...</span>muhaber.nethttp://www.blogger.com/profile/09921174069453187865noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-5061466109947729962.post-45986989256733218332008-06-13T23:51:00.008+03:002008-06-14T00:39:47.146+03:00Farkındalık ŞarabıAtalarımız, her şeyin farkındaymış. Empatinin de, farkındalığın da... <br /><br />Empatiyi tanımlayan bir atasözü: "Çuvaldızı kendine batır." Bu atasözümüzde "çuvaldız" kelimesini bir empati aleti olarak görmekteyiz...<br /><span class="fullpost"><br />Farkındalığı tanımlayan, atasözlerinden bir atasözü: "Gönül, görmediğine katlanır" <br /><br />Geçenlerde hanımla, sağır kedimiz hakkında konuşuyoruz:<br /><br />muhaber.net: Kedimiz sağır diye çok üzülüyorum.<br />Hanım: Üzülme. İnsan mı ki o; sağır olduğunun farkına varsın...<br />muhaber.net: Ama biz farkındayız... <br />Hanım: O zaman, biz kedimiz adına üzülelim... <br /><br />Farkındalık bir şaraptır. <br /><br />Şaraplar da ikiye ayrılır: <br /><br />1- Üzüm şarabı<br />2- Aşk şarabı<br /><br />İkisi içilmeden, arasındaki farkları anlaşılamaz. Mesela gurmeler, iki şarap arasındaki farkı anlamak için, ikisinin de tadına bakar... İkisi içilmeden, farkındalık şarabı, hiç içilmez. <br /><br />"Sen hangisini içtin?" diye sorarsanız; "ben, içki kullanmıyorum" diye cevap veririm. Ama, <a href="http://www.zihincell.com">Zihincell</a> okuyorum, zihnim açılıyor. Bunların öyle farkına varıyorum.<br /><br />Sonra, aşk şarabı da, ikiye ayrılır:<br /><br />a- İlahi aşk şarabı<br />b- Mecazi aşk şarabı<br /><br />Bir de, şarapçılar ve alemciler arasındaki farklar var. <br /><br />Alemcinin dünyası, şahinin bagajı; Şarapçının dünyası, sokaklardır. <br /> <br /> </span>muhaber.nethttp://www.blogger.com/profile/09921174069453187865noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-5061466109947729962.post-57476867830062083832008-06-11T21:07:00.007+03:002008-06-11T21:31:02.976+03:00Türkçe İçin Ofsayt Bir Hoca: SkibbeGs, Skibbe ile anlaştığını <a href="http://www.galatasaray.org/kulup/haber/1288.php">duyurdu</a>.<br /><br />Galatasaray, önceden de, Götz diye birisi ile anlaşacaktı ki, son anda olmadı. Götz denilen adamı hiç istememiştim; ismi ofsayt diye sırf.<br /><br />Sonra, Skibbe diye bir adamla anlaşmışlar. Bunun ismi tümden ofsayt. <br /><span class="fullpost"><br />Türk taraftarının eline böyle kozlar verilmemeli. Bu ismi öğrencilerime nasıl söylerim... Öğrencilere "skeç" desem bile gülüyorlar... Hele geçenlerdeki Side gezisinde, bir jetsky görmüştüm, ortam kaynamasın diye nasıl uzaklaştırmıştım öğrencileri...<br /><br />Saf ve masum öğrencilerim bile böyleyken, pek saf ve masum olmayan fanatik taraftar neler yapmaz ki...?!<br /><br />Werner Lorant gibi bir isim "vernel" ile özdeşleştirilmişse, bu cennet ülkemizde... <br /><br />Werner Lorant zamanında sloganlar şöyleydi:<br /><br />"Wernerleyin, yumuşacık olsun<br />Wernerleyin, mis gibi koksun" <br /><br />Özet olarak; Skibbe'ye yapılacak tezahüratları düşünemiyorum.. <br /><br />Not: Mesleğim el verse, düşündüklerimi öyle bir yazardım ki :((... Gene de, "anladın sen onu fener" desem yeter herhalde :)))<br /><br /> </span>muhaber.nethttp://www.blogger.com/profile/09921174069453187865noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-5061466109947729962.post-48242847025168817042008-06-10T10:24:00.005+03:002008-06-10T10:34:17.820+03:00muhaber.net Diyor ki:Örnek eğitimcilerden, emektar bir ilköğretim müfettişinden şöyle bir söz duymuştum: <br /><br />"Devletin dili, kelam değil; kalemdir."<br /><br /><span class="fullpost"> </span>muhaber.nethttp://www.blogger.com/profile/09921174069453187865noreply@blogger.com