tag:blogger.com,1999:blog-48617716284874227142009-02-20T22:32:31.370-08:00Korku EviKorkunç Hikayeler Videolar Resimleryoutubeindiricihttp://www.blogger.com/profile/11444916868024736322noreply@blogger.comBlogger53125tag:blogger.com,1999:blog-4861771628487422714.post-31694258476893458782008-06-04T12:54:00.001-07:002008-06-04T12:54:21.695-07:00esrarengiz gün -18 :)8.sınıfa gidiyordum o lanet günde yine canım sıkkındı hava balkanlardan gelen sis tabakasıyla kaplıydı.O gün okula giderken boyutları 2ye 5 birşeyle karşılaştım,garip sesler çıkartarak bana doğru gelmekteydi,gittikçe büyümektedi lanet olası şey bana kenafir gözleriyle bakmaktaydı.O yürüdükçe yerler sallanıor bense altıma etmek üzereydim.O an yere yığıldım.Gözlerimi açtığımda hastanedeydim .Lanet yaratık yanımda ooturmaktaydı.(Yazarken bile hala içim titriyor.)Birden onun sesini duydum bana zatımuhteriminiz(siz) nasıllar efendim dedi o an anladımki o yaratık değil bülent ersoymuş<div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4861771628487422714-3169425847689345878?l=korku-evi.blogspot.com'/></div>youtubeindiricihttp://www.blogger.com/profile/11444916868024736322noreply@blogger.com0tag:blogger.com,1999:blog-4861771628487422714.post-11548961221765245572008-06-04T12:53:00.007-07:002008-06-04T12:53:56.057-07:00üç harfli !!bir gün arkadaşlarımla aşağıda oturuyorduk.zombilerden falan bahsettik sonra iş 3 harflilere geldi(c-i-n)adını anmak istemiyorum çünkü o lafı söylediğim anda ensemde rüzgar hissediyorum.işte baya bir hikayelerden bahsettik.sonra bir kadın geldi.bize bir adres sordu.bizde bilmediğimizi ilettik.sonra arkadaşım bize seslendi.kadın hırıltı ile bize yaklaştı.kadın yüzünü göremiyorduk yada yüzü kaybolmuştu.bizi korkudan dilimizi yuttuk.kadın bize atladı ve dediki ''bizim adımızı anmakla büyük hata işlediniz,peşinizi bırakmayız.''dedi.arkaşım korkudan allah'ın adını andı ve koyboldu telefonlarımız çaldı ve telefonda ''asla bırakmayız beni bir şeyi anmadığınız sürece'' dedi.ardından hızlı bir isim veremediğimiz ses buraya gelin der gibi seslendi.eğer oradan kaçmasaydık üzerimize çinko düşecekti.ertesi gün biz bisiklet sürerken karşımıza köpek çıktı.köpek geride kaldı ve bir korna sesi duysum.geriye baktığımda o kadına benzer yaratık tekrar ordaydı ve arkadaşımı göstererek birşeyler dedi arapça.arkadışıma araba çarpmış ve ölürkende kadının istediği bendim demiş.benide ve bazı arkaadşlarımıda rüyalarımızda rahatsız ediypr.birdaha onlardan bahsetmeyin.size tavsiyem<div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4861771628487422714-1154896122176524557?l=korku-evi.blogspot.com'/></div>youtubeindiricihttp://www.blogger.com/profile/11444916868024736322noreply@blogger.com0tag:blogger.com,1999:blog-4861771628487422714.post-44138104341086237202008-06-04T12:53:00.005-07:002008-06-04T12:53:40.325-07:00SeytanYil 1994 temmuz ayi cumartesi aksami.. Ben ve kardesim o aksam yemek yiyorduk ve aniden zil çaldi, kapiyi annem açti.Kapida olan kisiler arkadaslarimdi ve bizi asagiya çagiriyorlardi saat 10.00'na geliyordu sofradan kalkar kalkmaz asagiya indik arkadaslarimizla her gece korkunç hikayeler anlatirdik, (Gece dedim çünkü sabahlara kadar oturur hikayeler anlatir oyun oynardik) her kafadan bir hikaye çikardi ortaya ama birbirimizi korkutmak için yaris yapardik.O aksam herkez hikayesini anlattiktan sonra oyun oynamaya karar verdik, o zamanlar 11 yasindaydim ve saklanbaç oynamayi çok seviyordum. Ebe saymaya basladiginda herkes yerini almisti ve bende, tabiki ben o anki olacak olaylardan haberdar degildim, kim bilirdiki seytani karsimda görecegimi neyse konuya geçelim ben yerimde ebenin saymayi bitirmesini bekliyordum ebenin saydigi binanin yan tarafindaydim ebebin saymasi bitmedigi için sikintiya girmistim o, an arkami dönmemle dona kalmam bir olmustu simdi seytanla karsikarsiyaydim o herkesin bildigi gördügü bir tipten degildi (tabiki görenler için..) 2 metre boyu,yumrugum kadar iri ve kipkirmizi gözleri çatal biçiminde uzun asasi 2 adet iri buynuzlari ve üstünde siyah birseyi vardi ama ayaklari yoktu evet yanlis okumadiniz ayaklari yoktu adeta uçuyordu o, anda vücudum çözülü vermisti hemen bahçenin ortasindaki kuyunun arkasina saklanmistim ebe agladigimi duyunca hemen arkadaslara haber verdi bu seytani yakin arkadasimda görmüs ve oda çok korkmustu. (ismini vermeyecegim.) Ve bu olaylardan sonra her pisligin yaninda cinlerin olduguna saitlik ettim. Ertesi sabah seytani gördügüm yere geldik orada bulunan ev bombostu evin içinde bir el vardi ve sanki el bizi seyrdiyordu önce inanmadik sonrada banyoda gördük ev zemin kattaydi banyonun penceresinden içeri yumurta kartonu attik ve karton geri geldi ve bu olay bi kaç defa gerçeklesti ne zaman oraya gitsek üst kattakilerin kizini yerde baygin buluyorduk ve bu olaydan sonra bisey farkettimki ne zaman korkunç hikayeler anlatsak ozaman kötü seyler oluyordu ama anlatmayida seviyorduk. Bu yüzden siz siz olun sakin korkunç seylerden bahsetmeyin eger cinlerden bahsedecekseniz kötü varliklar diye konusun, bunu sakin unutmayin...<div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4861771628487422714-4413810434108623720?l=korku-evi.blogspot.com'/></div>youtubeindiricihttp://www.blogger.com/profile/11444916868024736322noreply@blogger.com0tag:blogger.com,1999:blog-4861771628487422714.post-15543273954073954432008-06-04T12:53:00.003-07:002008-06-04T12:53:27.696-07:00Mezardan gelen seslerBir aile anne,baba, bir kız ve erkek bunlar evlerinin yanması sonucu ölmüşler ve hepsini aile olarak yanyana gömmüşler fakat her gece yarısı mezarlıktan ilginç sesler geliyormuş bu orada yaşayan birçok kişi tarafından duyulmuş, sonra içlerinden bir tanesi o seslerin nerden geldiğini anlamak için gece yarısı mezarlığa gitmiş yine başlamış sesler sanki kavga sesleri gibiymiş adam seslerin geldiği yöne gitmiş ve sesler o ailenin mezarından geliyormuş.Sonra mezarı kazıp bakmaya karar vermiş halk mezarı açtıklarında çok ilginç bir manzarayla karşılaşmışlar annenin olması gereken yerde kız,erkek çocuğun olması gereken yerde de baba yatıyormuş herkes şaşırmış bunları yine eski yerlerinde koymuşlar ve mezarı kapatmışlar fakat kavga sesleri bitmek bilmiyormuş tekrar açıp bakmışlar yine aynıymış manzara bu kez düzeltmemeye karar vermişler sadece mezar taşlarının yerlerini değiştirmişler o günden sonra bir daha hiç ses gelmemiş.Oradaki halka göre o sesler o ailenin yaptığı yer kavgasının sesleriymiş<div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4861771628487422714-1554327395407395443?l=korku-evi.blogspot.com'/></div>youtubeindiricihttp://www.blogger.com/profile/11444916868024736322noreply@blogger.com0tag:blogger.com,1999:blog-4861771628487422714.post-74891945756240804342008-06-04T12:53:00.001-07:002008-06-04T12:53:11.481-07:00KarabasanRamazan ayinin ortalarindaydik. Ertesi gün oruç tutmak için sahura kalktim ve uykulu bir halde yemek yedikten sonra, henüz daha sogumayan sicak yatagima uzandim. Uykuya dalar gibi olmamla birlikte üzerimde bir agirlik hissettim. Gözümü açtim ve hareket etme çabalarim sonuçsuz kaldigini gördüm. Yatagimin bulundugu yerden yemek masasinda yemek yiyen annemi görmeme ragmen bir türlü hareket edememem, beni çok sasirtmisti. Vücudumun hiç bir noktasini hareket ettiremememin yani sira parmagimi bile kipirdatamamam beni iyice telaslandirdi. Çünkü daha önceden böyle bir olayla hayatim boyunca karsilasmamistim. Müthis bir güç harcamama ragmen hareket edemiyordum ve avazim çiktigi kadar bagirmaya basladim. Aman Allah'im sesim de çikmiyordu. Yaklasik 3-4 metre uzakta olan anneme lütfen beni kurtar dercesine çirpinmalarima karsi bir türlü kendimi farkettiremiyordum. Artik dayanamayarak gözlerimi kapadim ve "Yeter artik ne zaman bitecek bu iskence? Yoksa ölecek miyim?" gibi düsüncelere dalarken, birden birinin elini omzumda hisettigim anda üzerimdeki agirlik bir anda yok oldu. Bagirarak gözlerimi korkuyla açtigimda omuzundaki elin anneme ait oldugunu görmenin rahatligiyla, yataktan siçrayisimin sesi tüm ev halkini ayaga kaldirmisti. Peki neydi o üstümdeki cisim? Bir insan uykuda olabilir ama gözleri açik asla...<div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4861771628487422714-7489194575624080434?l=korku-evi.blogspot.com'/></div>youtubeindiricihttp://www.blogger.com/profile/11444916868024736322noreply@blogger.com0tag:blogger.com,1999:blog-4861771628487422714.post-64087732258596190492008-06-04T12:52:00.001-07:002008-06-04T12:52:32.250-07:00Yalniz DegilizÖncelikle 34 yasinda ve çok iyi bir sirkette, iyi bir görevde oldugumu belirtmek isterim. Hayatimi, yasayabildigim derecede modern sartlarda yasayip, gece kluplerinden, partilerden çok zevk alan, sosyal yasantisi çok renkli bir hanim oldugumu da. , Sizlere sadece 1 olay degil, birbirini takip eden bir kaç olayi anlatmaya çalisacagim. Aslinda yillardir bunlari unutmaya çalismis ve en yakinlarimla bile paylasmaya cesaret edememistim. Ama sizlerin hikayelerini okuduktan sonra, benim, yasadiklarimin ne kadar gerçek ve de aslinda ne kadar ürkütücü olduklarini bir kez daha kavradim.<br />Bizler, asla...Yalniz degiliz...<br /><br />5 yaslarindayken geceleri korkuyla uyanir hale geldim. Sebebi belirsizdi..Hatirladigim tek sey gece yataga yatip, gözlerimi kapatmaya korktugum.. Bir an da kapinin arasindan yattigim odayi kara kara agir, bulutumsu seyler kapliyordu ve ben nefes alamiyordum. Bu olaylar her gece olmaya basladi. Kimseyi bunlara inandiramadim. Çocukça kapris sandilar. Ve her ne sandilar ise..Bilemiyorum. En sonunda odama gitmeye korkar hale geldim. Çünkü beni oarada, bekleyen, görünmeyen, agir bir sey vardi... Gecelerim aglamakla ve korkuyla geçmeye baslamisti ki...Ailem..(Annem Yugoslav Arnavut, babam Yunan asillidir ) batil inançlara sahip degildir..Öyle olduklari halde , eve yasli birini getirip, kursun döktürdüler, okuttular, bir süre boynumda küçük bir kuran tasidim. Sonra yavas yavas bitti bu olay.. Bu bir karabasan miydi? Bilmiyorum. Halen bilemiyorum<div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4861771628487422714-6408773225859619049?l=korku-evi.blogspot.com'/></div>youtubeindiricihttp://www.blogger.com/profile/11444916868024736322noreply@blogger.com0tag:blogger.com,1999:blog-4861771628487422714.post-16474131510849562092008-06-04T12:51:00.000-07:002008-06-04T12:52:11.347-07:00Musalla TasiKöyümüz, Tipi Köy Iç Anadolunun en eski köylerindendir.Köyümüzün mezarligi evimizin tam karsisindaydi.Komsumuzun bize orada garip seyler gördüm, demesi bizi ne kadar ürkütsede inandirmiyordu.Ta ki Burak arkadasimin sünnet gecesine kadar.Birden arkadasimin hediyesini evde unuttugumu farkettim.Gece garip olaylarin oldugunu bildigim için eve gitmeye korkuyordum.Eve yaklastigimda bazi çigliklar duymaya basladim.Musalla tasinin üzerinde garip isik büzmelerinin daire biçiminde döndügünü gördüm ve birden at sesleri gelmeye basladi.Ileriye dogru baktigimda atin üzerine binmis bir gelinin hizla musalla tasina dogru geldigini gördüm.Gelin bir süre musalla tasinin etrafinda dolastiktan sonra mezarliga girerek agit yakmaya basladi.Ben bu arada korkudan ne yapacagimi sasirdim.Daha sonra bir dügün alayinin gelip gelini alarak oradan hizla uzaklastigini gördüm.Bende dügün yerine kosup olanlari dedeme anlatmaya basladim.Dedem bana inanmadi.Ertesi sabah mezarliga bakmaya gittigimde bir gelin duvaginin bir mezara bagli olarak buldum.Bu duvagi dedeme gösterdigimde dedemin agladigini ve bu duvagin savasta gelinken sehit olan ablasina ait oldugunu ve mezarinsa sevdigine ait oldugunu söyledi.Bir kaç yil sonra Aksehir gölünün tasmasiyla köyümüz sel altinda kaldi, bir daha böyle bir olay görülmedi.<div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4861771628487422714-1647413151084956209?l=korku-evi.blogspot.com'/></div>youtubeindiricihttp://www.blogger.com/profile/11444916868024736322noreply@blogger.com0tag:blogger.com,1999:blog-4861771628487422714.post-3202918759378924192008-05-02T07:05:00.001-07:002008-05-02T07:05:28.506-07:00Kanınız Donacak !<span style="color: rgb(255, 255, 255);">Bu olaya mantıklı bir yanıt bulamıyorum ve hala kanımı donduran bu olayın şokunu yaşıyorum.</span><br /> <br /><span style="color: rgb(255, 255, 255);"> Bulunduğumuz bölge beldenin dışında ve tepelik bir bölge, çevremizde yalnızca birkaç tane ev bulunuyor ve ana yola uzaklığı yaklaşık 1,5 km. yüksek bir nokta olduğu için rüzgarla birlikte, 15 km uzaktaki büyük bir kasabanın ışıklarının verdiği manzara oldukça keyifli. </span><br /> <br /><span style="color: rgb(255, 255, 255);"> İki gün öncesi, akşam saat 9 civarları; kız arkadaşım tatilde olduğu için uzun bir görüşme yapma isteği duydum bu nedenle tepenin üzerine oturdum ve konuşmaya başladım, henüz 5 dakika olmuştu birden arkamdan çok süratlı birşeyin geçtiğini hissettim kafamı çevirdiğimde hiçbirşey görememiştim, konuşuyor olmam ve rüzgarın esmesinden dolayı aklıma kötü bir şey getirmedim, muhtemelen hızlı bir rüzgar arkamdaki otları oynattı diye düşündüm. Görüşmem uzun sürmedi, kız arkadaşım babamlarla dışarıya çıkacağız, dönünce ben seni ararım dedi ve kapattı. Eve girdiğimde bu garip olayı çoktan unutmuştum. Aradan 3 saat geçti kız arkadaşım aradı odada kardeşim uyuduğundan beni biraz bekle dışarıya çıkayım 5 dakika sonra ararım dedim. Amacım arabayı tepenin üzerine çıkartıp hem hafiften müzik dinlemek hem de konuşmaktı, arabayı tepenin üzerinde manzaraya karşı durdurdum, güzel bir müzik açtım, kız arkadaşımı aradım. Yaklaşık 40 dakikadır konuşuyorduk oldukça keyifli gidiyordu sohbet, kız arkadaşım bir dakika beklememi istedi seni hemen ararım dedi ve kapattı, kapatınca ben bir sigara yaktım, müziği değiştirdim, kapıyı araladım dışarıda rüzgar vardı, manzaranın tadını sigarayla yoğunlaştırıyordum, sigarayı ağzıma götürdüm kafamı hafif geri aldım manzaraya bakarak sigaramdan içime çekiyordum gözlerim dikiz aynasına gitti !!!!! AMAN TANRIM!!!!! arabada arka koltukta donuk bakışlarıyla bana bakan bir surat vardı o korkunç ve ölüleri andıran gözleri o kadar içime işlediki kanım dondu, kendimi bu güne kadar hissetmediğim bir korkuda, sanki boşluğa düşercesine dizlerimin dermanın gittiğini ve elimi bile oynatamayacak kadar güçsüz kaldığımı hissettim, gayri ihtiyari bir çığlıkla kendimi kapının dışına yuvarladım çıldırmıştım tepeden eve inişim belki saniseler içerisinde gerçekleşti. Babama kekeleyerek olayı anlattım, işte o an gerçekten ne kadar korktuğumu anladım dizlerim beni daha fazla taşıyamadı yere düştüm. Babam arabayı getirdi ama orada hiç birşey olmadığını söyledi.</span><br /> <br /><span style="color: rgb(255, 255, 255);"> Şimdi düşünüyorum da uzun konuşmam süresince acaba o şey hep oradamıydı ?</span><div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4861771628487422714-320291875937892419?l=korku-evi.blogspot.com'/></div>youtubeindiricihttp://www.blogger.com/profile/11444916868024736322noreply@blogger.com0tag:blogger.com,1999:blog-4861771628487422714.post-33413215616769459292008-05-02T07:04:00.001-07:002008-05-02T07:04:49.782-07:00İşkence<div style="color: rgb(255, 255, 255); text-align: center;" id="post_message_15855782"><img src="http://www.innerdepravity.com/Pictures/photosessions/Hook2/1.jpg" alt="" border="0" /><br /><img src="http://www.innerdepravity.com/Pictures/photosessions/Hook2/3.jpg" alt="" border="0" /><br /><img src="http://www.innerdepravity.com/Pictures/photosessions/Hook2/4.jpg" alt="" border="0" /><br /><img src="http://www.innerdepravity.com/Pictures/photosessions/Hook2/5.jpg" alt="" border="0" /><br /><img src="http://www.innerdepravity.com/Pictures/photosessions/Hook2/6.jpg" alt="" border="0" /><br /><img src="http://www.innerdepravity.com/Pictures/photosessions/Hook2/7.jpg" alt="" border="0" /><br /><img src="http://www.innerdepravity.com/Pictures/photosessions/Hook2/8.jpg" alt="" border="0" /><br /><img src="http://www.innerdepravity.com/Pictures/photosessions/Hook2/10.jpg" alt="" border="0" /><br /><img src="http://www.innerdepravity.com/Pictures/photosessions/Hook2/11.jpg" alt="" border="0" /><br /><img src="http://www.innerdepravity.com/Pictures/photosessions/Hook2/12.jpg" alt="" border="0" /><br /><img src="http://www.innerdepravity.com/Pictures/photosessions/Hook2/13.jpg" alt="" border="0" /><br /><img src="http://www.innerdepravity.com/Pictures/photosessions/Hook2/14.jpg" alt="" border="0" /><br /><img src="http://www.innerdepravity.com/graphics/hook2button.jpg" alt="" border="0" /><br /><img src="http://www.innerdepravity.com/Pictures/photosessions/Hook2/15.jpg" alt="" border="0" /> <br /><img src="http://www.innerdepravity.com/Pictures/photosessions/Hook2/16.jpg" alt="" border="0" /><br /><img src="http://www.innerdepravity.com/Pictures/photosessions/Hook2/17.jpg" alt="" border="0" /><br /><img src="http://www.innerdepravity.com/Pictures/photosessions/Hook2/19.jpg" alt="" border="0" /> <br /><img src="http://www.innerdepravity.com/Pictures/photosessions/Hook2/22.jpg" alt="" border="0" /> <br /><img src="http://www.innerdepravity.com/Pictures/photosessions/Hook2/24.jpg" alt="" border="0" /><br /><img src="http://www.innerdepravity.com/Pictures/photosessions/Hook2/25.jpg" alt="" border="0" /><br /><img src="http://www.innerdepravity.com/Pictures/photosessions/Hook2/26.jpg" alt="" border="0" /><br /><img src="http://www.innerdepravity.com/Pictures/photosessions/Hook2/28.jpg" alt="" border="0" /><br /><img src="http://www.innerdepravity.com/Pictures/photosessions/Hook2/29.jpg" alt="" border="0" /><br /><img src="http://www.innerdepravity.com/Pictures/photosessions/Hook2/30.jpg" alt="" border="0" /><br /><img src="http://www.innerdepravity.com/Pictures/photosessions/Hook2/32.jpg" alt="" border="0" /><br /><br /><span style="font-size:85%;"><span style="font-family:Arial Black;">Bu işkenceleri yapan adamın seri katil oldugu<br />ve kurbanlarını once yakalayıp degısık turde ıskenceler yaparak oldurdugu soylenmektedır<br />resımlerın FaKe olmadıgı da yazılmıstır...</span></span></div><div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4861771628487422714-3341321561676945929?l=korku-evi.blogspot.com'/></div>youtubeindiricihttp://www.blogger.com/profile/11444916868024736322noreply@blogger.com0tag:blogger.com,1999:blog-4861771628487422714.post-33931987796250894212008-05-02T07:03:00.001-07:002008-05-02T07:03:56.506-07:00Müslüman Cin Çağırma Yöntemi<span style="color: rgb(255, 255, 255);" ><b><span style="font-size:85%;"><span style="font-family:Comic Sans MS;">Havas_dua ve tılsımlar adlı kitaptan alıntıdır:<br />Mümin cinlerden birisini davet edip onunla görüşmek için temiz ve karanlık bir mahalde iki diz üzerine oturarak üç defa Eûzü billâhi mineş şeytânir racîm dersin, sonra yedi kez Lâ havle velâ kuvvete illâ billâhil aliyyil azîm dersin, sonra mümin cinlere seslenerek: Ey Allah ve resûlünün emir ve yasaklarına itaat eden mümin cinler! Hanginiz bana hayır üzerine yardım ederseniz Allah da ona yardım etsin, der ve bunu da üç kez tekrar eder, sonra ayağa kalkıp kıbleye müteveccihen durarak yedi kez cin suresini (yani Kul ûhiye'yi) okur, sonra sağ tarafa dönerek:<br />"Ahsenellahü ilâ men ahsene ileyye min ervâhil mü'minîn" der sol tarafına dönerek üç kez: "ye saf dîş" sonra "Bikatlamediyş" söyler sonra da bir kez şöyle dersin:<br />"Tezdâdu bihâ sirran ve alâ sirriküm. Esselâmü aleyküm eyyühel ervâhut tâhireti min cânnil mü'minîn."<br />Bu esnada müslüman cinlerden birisinin sana ESSELÂMU ALEYKÜM dediğini işitirsin. ALEYKÜM SELÂM diye ona karşılık verdikten sonra dilediğin şeyi sorup haber alabilirsin. Yalnız duanın şartı: Karanlık bir mahalde yalnız başına okumalısın. Elbisen,bedenin ve oturduğun mahal gayet temiz olmalı. Bu dua defalarca tecrübe edilmiştir. Sahihtir.<br /><br />cin suresi:<br />Kul ûhıye ileyye ennehüstemea neferun minel cinni fekâlû innâ semi'nâ kur'ânen aceben * Yehdî iler ruşdi feâmennâ bihî velen nüşrike birabbina ehaden * Ve innehû teâlâ ceddü rabbinâ mettehaze sâhıbeten ve lâ veleden * Ve innehû kâne yekulü sefîhünâ alâllahi şetatan * Ve innâ zanennâ en len tekulel insü vel cinnü alâllahi keziben * Ve ennehû kâne ricâlün minel insi yeûzûne biricâlin minel cinni fezâdûhüm rahekan * Ve ennehüm zannû kemâ zanentüm en len yeb'asellahü ehaden * Ve ennâ lemesnes semâe fevecednâhâ müliet harasen şediyden ve şühüben * Ve ennâ künnâ nak'udü minhâ makaide lissem'ı femen yestemiıl âne yecid lehü şihâben rasaden<br /><br />Eğer çağırıdğınız cin geri göitmiyorsa onları cinleri geldiğe yere geri yollama. İşte davet edilen cinleri geri yollama. (havas_dualar ve tılsımlar kitabından.)<br />----------------------------<br />cinleri dağıtmak için okunması gereken azimet şudur:<br />"Bismillahirrahmanirrahim. İnsarifû ilâ mekâniküm bârakellahü minküm ve aleyküm yâ ervâhıl ulviyetti ves süfliyyeti insarifû ilâ mevâtıniküm ve cealnâ min beyni eydiyhim sedden feağşeynâhüm fehüm lâ yübsırûn, bârakellahü minküm ve aleyküm"<br />Üç defa okunursa davet edilen cinler geldikleri yere geri dönerler.</span></span></b></span><div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4861771628487422714-3393198779625089421?l=korku-evi.blogspot.com'/></div>youtubeindiricihttp://www.blogger.com/profile/11444916868024736322noreply@blogger.com0tag:blogger.com,1999:blog-4861771628487422714.post-47040381416382493842008-05-02T06:31:00.000-07:002008-05-02T06:33:17.199-07:00<div style="text-align: center; color: rgb(255, 255, 255);"><b>Her ne olursa olsun bu japonlar koreli ve taywantlilar dan cikiyor isde bir kanitidaha buyrun</b><br /><br /><br /><b> </b><br /><b> <div align="center"><img src="http://media.damnfunnypictures.com/dfp/Gruesomebakery_001.jpg" alt="" border="0" /></div></b><br /><b><div align="center"> </div></b><br /><b><div align="center"> <img src="http://media.damnfunnypictures.com/dfp/Gruesomebakery_002.jpg" alt="" border="0" /></div></b><br /><b><div align="center"> </div></b><br /><b><div align="center"> <img src="http://media.damnfunnypictures.com/dfp/Gruesomebakery_003.jpg" alt="" border="0" /></div></b><br /><b><div align="center"> </div></b><br /><b><div align="center"> <img src="http://media.damnfunnypictures.com/dfp/Gruesomebakery_004.jpg" alt="" border="0" /></div></b><br /><b><div align="center"> </div></b><br /><b><div align="center"> <img src="http://media.damnfunnypictures.com/dfp/Gruesomebakery_005.jpg" alt="" border="0" /></div></b><br /><b><div align="center"> </div></b><br /><b><div align="center"> <img src="http://media.damnfunnypictures.com/dfp/Gruesomebakery_006.jpg" alt="" border="0" /></div></b><br /><b><div align="center"> </div></b><br /><b><div align="center"> <img src="http://media.damnfunnypictures.com/dfp/Gruesomebakery_007.jpg" alt="" border="0" /></div></b></div><div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4861771628487422714-4704038141638249384?l=korku-evi.blogspot.com'/></div>youtubeindiricihttp://www.blogger.com/profile/11444916868024736322noreply@blogger.com0tag:blogger.com,1999:blog-4861771628487422714.post-24717424500311304072008-05-02T06:30:00.001-07:002008-05-02T06:30:47.079-07:00<div style="text-align: center; color: rgb(255, 255, 255);" id="post_message_14537033"><img src="http://img256.imageshack.us/img256/4780/marciamj8.jpg" alt="" border="0" /><br /><br /><b>adı Marcia Constantino...<br /><br />YAŞI:10<br /><br />YER:Maringa (State of Parana) LATİN AMERİKA<br /><br />Cumartesi günü ailesiyle kiliseye gittikten sonra kayboldu.ertesi gün boş bir fabrikanın arazisinde TECAVÜZ edilmiş ÖLDÜRÜLMÜŞ ve YAKILMIŞ olarak bulundu.31.12.2007</b><br /><br /><img src="http://img142.imageshack.us/img142/8099/marcia2xb2.jpg" alt="" border="0" /><br /><br /><img src="http://img513.imageshack.us/img513/7746/marcia3np3.jpg" alt="" border="0" /><br /><br /><img src="http://img84.imageshack.us/img84/1518/marcia5xn9.jpg" alt="" border="0" /><br /><br /><img src="http://img171.imageshack.us/img171/3220/marcia6mo8.jpg" alt="" border="0" /><br /><br /><b>DAHA 10 YAŞINDAYDI</b></div><div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4861771628487422714-2471742450031130407?l=korku-evi.blogspot.com'/></div>youtubeindiricihttp://www.blogger.com/profile/11444916868024736322noreply@blogger.com0tag:blogger.com,1999:blog-4861771628487422714.post-46288655611891909882008-04-23T08:49:00.002-07:002008-04-23T08:51:56.439-07:00Blair Cadısı Özel Dosyası<span style="color: rgb(255, 255, 255);" id="lblInfo">‘Korkmak için hiçbir neden yok, yalnızca korkunun kendisi var... ve korku cehennemden bile daha ürkütücü.’<br /><br />Korku sineması, son 20 yıl içerisinde çok büyük başarılara imza atmasına ve de yapımcıların gişeyi garanti altına almak anlamında en favori türü olmasına rağmen, kendini cinsellik, şiddet ve bol bilgisayar efektleri gibi yan öğelere teslim ederek ‘saf korku’( pure fear ) anlamında yaratıcılığından çok büyük ödün verdi. Son yıllarda gerçekleştirilen korku filmleri arasında yaratıcılığın ne demek olduğunu göstermek anlamında en başarılı yapım ise hiç şüphesiz ‘The Blair Witch Project’ idi.</span> <p style="color: rgb(255, 255, 255);" align="justify"> </p><hr style="color: rgb(255, 255, 255);" size="1" width="98%"> <p style="color: rgb(255, 255, 255);" align="justify"><span id="lblText">Film çekmek amacıyla lanetli bir ormanda tehlikeli bir yolculuğa çıktıktan sonra esrarengiz bir şekilde kaybolan üç sinema öğrencisinin yaşadıklarını ellerindeki High-8 kameranın merceğinden görüntüleyen film, özellikle gerçeklik ve kurmaca arasındaki yakınlıktan yola çıkarak kafalarda oldukça şüphe bırakmıştı.<br /><br />Yalnızca 30.000 dolara mal olan ve sıradan bir el kamerasıyla sadece sekiz gün içerisinde çekilen film, hiçbir yapay unsura başvurmadan adeta korkunun doğasını ekrana yansıtmayı başardı.<br /><br />Korku sinemasının belki de en rahatsız edici ve de ürkütücü filmlerinden biri olan ‘The Blair Witch Project’ kelimenin tam anlamıyla görünürdeki hiçlikten yola çıkarak, izleyicisini oldukça etkileyici ve de inandırıcı bir korku yolculuğuna çıkardı.<br /><br />Florida Üniversitesi’nin iki yetenekli öğrencisi, Daniel Myrick ve Eduardo Sanchez, senaryosunu, yönetimini ve kurgusunu kendilerinin gerçekleştirdikleri bu filmde, olağanüstü set tasarımlarına, profesyonel oyunculuklara, müzik ve özel efektlere yer vermeden seyirciye bir sonraki sahne için hiçbir ipucu vermeden gerçek bir korku atmosferi yarattılar.<br /><br />1994 yılında Maryland ormanında kaybolan üç amatör belgesel sinemacının haberiyle başlayan ‘The Blair Witch Project’ bir sene sonra izleri bulunan bu kayıpların çektikleri video görüntülerinden oluşuyor. Bu anlamda seyirciyi ‘Acaba bunlar gerçekten oldu mu ?’gibi kuşkulu sorulara sevk eden film, yarattığı ikilemi başarıyla pazarlayarak oldukça büyük bir hasılat elde etti.<br /><br />200 yıldır meydana gelen gizemli olaylardan dolayı kötü bir efsanesi olan Maryland’deki Kara Tepeler Ormanı, 21 Ekim 1994 tarihinde Heather Donahue, Joshua Leonard ve Michael Williams adındaki üç meraklı genci konuk eder.<br /><br />‘The Blair Witch’( Blair Cadısı ) diye anılan yerel bir efsaneye vesile olan söz konusu orman, ziyaretçilerinin esrarengiz bir şekilde ortadan kaybolmasıyla ünlendi. Efsaneye bakılırsa 1785 yılında Elly Kedward adındaki biri, birkaç çocuğu evine alarak bedenlerindeki bütün kanı çekip almaya yeltendi. Büyücülük suçlamasıyla yargılanan Kedward, köy sakinleri tarafından sert bir kış dönemi köyden kovularak ölüme terk edildi.<br /><br />Ertesi yıl ise Kedward’ı suçlayanlar bir anda ortadan kayboldular. Köyün üzerinde Kedward’ın lanetinin dolaştığına inanan köy halkı ise, bir daha onun ismini ağzına almadı. Fakat aradan geçen yıllar yeni insanların kaybolmasına engel olmadı. İnsanların ortadan kayboldukları Kara Tepeler Ormanı da lanetli bir yer olarak efsaneleşti ve bu efsane günümüze kadar geldi.<br /><br />İşte bu efsaneyi araştırmak için yola çıkan üç öğrenci de benzer bir sonun kurbanı oldu. ‘Blair Cadısı’efsanesi üzerine yapacakları belgesel için işe çevre sakinleriyle konuşarak başlayan grup, daha sonra ormana yöneldiler. İlk önceleri her şey normal gibi görünse de güneşin batışıyla birlikte yolunu kaybeden gençler, ıssız ormanın içerisinde yapayalnız kaldılar. Soğuk ve açlığın da etkisiyle oldukça zor anlar yaşayan genç ekip, acımasız doğanın pençeleri arasında kabus dolu anlar yaşamaya başladılar.<br /><br />Bütün yaşananları, Josh'un gözleri ve Heather'ın kamerasıyla gösteren film, heyecan ve klostrofobi unsurlarını çok iyi kullanarak izleyiciyi somut bir neden dayanmayan psikolojik bir gerilimin içine sürüklüyor.<br /><br />Yolculuk sırasında duyulan ağaç hışırtıları, ormanın derinliklerinden gelen uğultular ve her adımda takip ediliyormuş hissi veren gölgeler filmin en öneli doğal korku öğeleri. Filmin en büyük özelliği ise, 86 dakika boyunca hiçbir şiddet ve kan öğesine yer vermemesi.<br /><br />1999 yılında Sundance Film Festivali’nde keşfedilen ‘The Blair Witch Project’ kısıtlı imkanlar içerisinde, dar bir kadro ve yalnızca High-8 el kamerasıyla neler yaratılabileceğini göstererek genç ve profesyonel sinemacılara iyi bir ders verdi. Ayrıca sadece hayal gücü ve doğanın sentezinde kurgulanan bir filmin, herhangi bir yapay korku objesine gerek kalmadan umulmadık derecede insanları korkutabileceğini ispatladı.</span></p><div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4861771628487422714-4628865561189190988?l=korku-evi.blogspot.com'/></div>youtubeindiricihttp://www.blogger.com/profile/11444916868024736322noreply@blogger.com0tag:blogger.com,1999:blog-4861771628487422714.post-88297922269024558052008-04-23T08:49:00.001-07:002008-04-23T08:49:36.073-07:00İblisler - Gorgonlar<span style="color: rgb(255, 255, 255);" id="lblInfo">Pek çok kaynak ve resim incelendiğinde iblislerin tarihte ilk dinlerle birlikte ortaya çıktığı söylenebilir. İyi ve kötünün sonsuz savaşında, kötünün değişmez temsilcisidir iblisler. Farklı dinlerin ve inanç sistemlerinin onlara bakış açıları değişse de bazen bambaşka iki coğrafyada çok benzer tasvirlerine rastlamak mümkündür.<br /><br />Günümüzde ise popüler kültürün sıkça kullandığı malzemelerden biri olan iblisler, senaryolar gereği oldukça çeşitlenmiş, efsane ve eski yazılardakilerden oldukça uzaklaşmışlardır. Bu yüzden bir kısmı sahip oldukları lanetler veya güçlerle hepimizin bildiği isimler olsalar da pek çoğu hakkında adından fazla birşey bilmeyiz. Bildiklerimiz ise, filmler, kitaplar veya bilgisayar oyunlarından öğrendiğimiz, yaratıcılarının zihinlerindeki abartılı imaj ve karakterlerdir.<br /><br />Biz de bu karmaşanın ardındaki gizemli ve ürkütücü gerçekleri ortaya çıkarmak için ilk özel dosya serimizde iblislerden bahsedeceğiz. Gerçekler için günümüzden biraz uzaklaşıp, iblislerin tarihteki saklı kalmış tasvirlerine göz atacağız. Neyi ne için yaptıkları, nasıl yok oldukları ya da hala nasıl olup da aramızda dolaştıklarını araştıracağız. Onları sadece kazığa bağlayıp yakmayacak, nerden geldiklerini ve onların korkunç yüzleri ardındaki bilinmeyen hikayelerini öğrenmeye çalışacağız.<br /><br />İlk iblis dosyamız, çok eski dönemlere ait ama hayal etmesi bugün bile korkunç dişi iblisler hakkında: <b>Gorgonlar</b>.<br /><br />Not:Burada anlatılan herşey eskilerin anlattığı gibidir...</span> <p style="color: rgb(255, 255, 255);" align="justify"> </p><hr style="color: rgb(255, 255, 255);" size="1" width="98%"> <p style="color: rgb(255, 255, 255);" align="justify"><span id="lblText">Gorgo kökü Yunanca’da “korkunç, berbat” demektir. Yunan mitolojisine göre Gorgonlar "korkunç", dişi canavarlardır. Deniz Tanrısı, Phorcys ve Ceto’nun kızlarıdır. Sivri köpek dişleri ve saçları yerine de zehirli yılanları vardır. Bazı kaynaklar Gorgonların altın kanatlara ve pirinç pençelere sahip olduğunu da söyler. Tüm özellikleri içinde onların en bilinen ve eşsiz özelliği ise bir Gorgon'un suratına bakmanın o kişiyi taşa çevireceğidir.<br /><br />Gorgonlar üç kızkardeştirler. Bunlar Medusa, Euryale ve Stheno'dur. Eski Yunan vazo ressamları Medusa ve kardeşlerini canavar formunda doğmuş korkunç yaratıklar olarak resmetseler de beşinci yüzyıldan itibaren heykeltıraşlar ve ressamlar tarafından güzel ve korkutucu olarak tasvir edilmeye başlandı.<br /><br /><b>Medusa:</b><br />Kardeşlerden tek ölümlü olandır. Bu yüzden insanların kahramanı Perseus tarafından öldürülebilmiştir. Perseus, Graeae'nin ona verdiği ayna ile Medusa'ya bakabilmiş ve böylece kafasını taşa dönüşmeden kesebilmiştir. Bazı kaynaklar ise Hermes(Merkür)'in ona verdiği orak ve Athena'nın verdiği ayna ya da kalkan ile onu öldürdüğünü söyler. Kafasını kestikten sonra Medusa’nın boynundan denize sıçrayan iki damla kandan Chrysaor ve Pegasus doğmuştur. Bazı kaynaklarda kafası kesildiğinde Medusa'nın hamile olduğu yazar. İki çocuğun da babası "Deniz Tanrısı Poseidon"dur. Bir diğer kaynak ise Medusa'nın boynundan fışkıran her bir kan damlasının yılanlara dönüştüğünü söylemektedir.<br /><br />Perseus, Medusa'nın kafasını kestikten sonra onu, taşa çevirme laneti ile, bir süreliğine silah olarak kullanmıştır. Eve, annesinin bulunduğu adaya döndüğünde, annesinin kralla zorla evlendirilmeye çalışıldığını görür ve ona “Anne, gözlerini kapat der.” Medusa’nın kafasını havaya kaldırır. Onu gören herkes lanetten ötürü bir anda taşa dönüşür.<br /><br />Daha sonra ise Perseus Medusa'nın kafasını Athena'ya verir ve Athena'da onu kalkanına yerleştirir. Başka bir kaynağa göre ise Perseus Medusa'nın kafasını Argos'taki pazar yerine gömmüştür.<br /><br />Ovid'e(Romalı bir şair) göre ise Medusa'nın kafasındaki yılanlar Athena'nın lanetidir. Medusa çok güzel bir kızdır ve altın sarısı saçları Poseidon'u cezbeder. Poseidon, Athena'nın bir tapınağında Medusa ile birlikte olur ve Athena buna karşılık Medusa'nın saçlarını yılanlara dönüştürür. Yüzünü de o kadar çirkin yapar ki, suratına kim bakarsa taşa dönüşür.<br /><br /><b>Euryale:</b><br />Euryale’in kelime anlamı “uzun-sıçrayan”dır. Yunan mitolojisindeki ölümsüz Gorgon'lardan bir diğeridir. Euryale kardeşlerin en büyüğüdür ve diğerleri için bir anne figürü gibidir. Tıpkı kardeşleri gibi Euryale'da baktığı her canlıyı taşa çevirirdi. Euryale’e hikayelerde genellikle yüksek sesli çığlıkları ile değinilir. Özellikle Medusa’nın Perseus tarafından öldürüldüğü hikayede.<br /><br /><b>Stheno:</b><br />Stheno Yunanca’da “güçlü” demektir. Stheno’da kardeşleri ile aynı özelliklere sahipti ve aynı kanı taşıyordu. Medusa’nın ablası ve Euryale’in kardeşiydi. Ortancaları olmasına karşın ikisinden de daha çok kişiyi öldürmüştü.<br /><br />Pek çoğumuz zaten onların efsaneleriyle bir şekilde karşılaşmışızdır ama, Gorgonlar hakkındaki, yukarıdaki hikayeleri çok azımız tam olarak biliriz. Onları korkunç birer iblis, şeytan tohumu olarak görürüz, var oluşlarını salt kötülüğe mal ederiz. Onları öldüreni kahraman ilan eder, hikayelerimizde sadece bir canavar olarak tasvir ederiz. Oysa yansıtıldığının aksine onlar kötü olmak için doğmamışlardır. Örneğin Medusa’nın tek suçu güzel olmaktı kardeşleri gibi korkunç bir lanete maruz kalmak için. Euryale ve Stheno’nun laneti ise ailelerinin günahıydı. Onlar açısından hüzün dolu, gözyaşlarıyla karanlık mağaralarda geçen hayatları bizler için korkunç kabuslardır. Aslında kötülüğün altında yatanın çoğu zaman haksızlık ve bir başkasının suçunun bedelini ödemek olduğunu hatırlamak için güzel bir örnek bu hikaye. Onların da bir zamanlar bizim gibi olduğunu ve bizim de birgün onlara dönüşebileceğimizi hatırlamak için… Unutmayın ki hiçbirşey nedensiz doğmaz, bir iblis bile…</span></p><div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4861771628487422714-8829792226902455805?l=korku-evi.blogspot.com'/></div>youtubeindiricihttp://www.blogger.com/profile/11444916868024736322noreply@blogger.com0tag:blogger.com,1999:blog-4861771628487422714.post-33053900311874057152008-04-23T08:47:00.002-07:002008-04-23T08:48:07.481-07:00Son 50 Yılın Faciaları<div style="color: rgb(255, 255, 255);" class="entrybody"> <p>1955 Mogens von Haven, Danimarka.<br />28 Ağustos 1955′te çekilen bu fotoğrafta bir yarışmacı motokros şampiyonasında motosikletinden düşerken görüntülendi.<br /><img src="http://www.milliyet.com.tr/content/galeri/tamsayfa/50yil/foto/1955.jpg" border="0" /><br />1956 Helmuth Pirath, Almanya.<br />İkinci Dünya Savaşı’nda Sovyetler Birliği’ne esir düşmüş bir Alman yıllar sonra kızıyla buluşuyor<br /><img src="http://www.milliyet.com.tr/content/galeri/tamsayfa/50yil/foto/1956.jpg" border="0" /><br />1957 Douglas Martin, ABD.<br />ABD’de sadece beyaz öğrencilerin devam ettiği Harry Harding Lisesi’ne kabul edilen ilk siyah öğrencilerden Dorothy Counts’ın okuldaki ilk günü. Tacizlere sadece 4 gün dayanabilmişti.<br /><img src="http://www.milliyet.com.tr/content/galeri/tamsayfa/50yil/foto/1957.jpg" border="0" /><br /><img src="http://www.milliyet.com.tr/content/galeri/tamsayfa/50yil/foto/1960.jpg" border="0" /><br />1960 Yasushi Nagao, Japonya<br />12 Ocak 1960. Sağcı öğrenci, Japon Sosyalist Parti lideri Asanuma’yı öldürmeden saliseler önce…<br /><img src="http://www.milliyet.com.tr/content/galeri/tamsayfa/50yil/foto/1962.jpg" border="0" /><br />1962 Héctor Rondón Lovera, Venezuella<br />Sniper tarafından vurulan bir asker son anlarında papaza tutunuyor…<br /><img src="http://www.milliyet.com.tr/content/galeri/tamsayfa/50yil/foto/1963.jpg" border="0" /><br />1963 Malcolm W. Browne, ABD<br />Budist rahip Thich Quang Duc, Güney Vietnam Hükümeti’nin din adamlarına eziyet etmesini kendini yakarak protesto ediyor. Rahip yanarak ölürken hiç ses çıkarmadı ve kıpırdamadı<br /><img src="http://www.milliyet.com.tr/content/galeri/tamsayfa/50yil/foto/1964.jpg" border="0" /><br />1964 Donald McCullin, İngiltere<br />Kıbrıs’ta bir Türk kadın Rumlar tarafından öldürülen kocasının yasını tutuyor. Olaydan çok etkilenen İngiliz McCullin, olaya fotoğrafçı gözüyle baktığı ve bir sosyal görevli gibi yardım edemediği için suçluluk duyduğunu itiraf ediyor.<br /><img src="http://www.milliyet.com.tr/content/galeri/tamsayfa/50yil/foto/1965.jpg" border="0" /><br />1965 Kyoichi Sawada, Japonya<br />Güney Vietnam’da anne ve çocukları ABD bombalarından kaçmak için nehri geçmeye çalışıyor<br /><img src="http://www.milliyet.com.tr/content/galeri/tamsayfa/50yil/foto/1966.jpg" border="0" /><br />1966 Kyoichi Sawada, Japonya<br />ABD birlikleri Güney Vietnam’da Vietkong’lu ölü bir askeri sürüklerken… Ödülü 2 yıl üstüste kazanan Japon fotoğrafçı Swada’yı, tanık olduğu görüntüler onu o kadar yıprattı ki aldığı ödüllere hiç sevinemedi. Kamboçya’da bir görevdeyken 1970′de öldürüldü<br /><img src="http://www.milliyet.com.tr/content/galeri/tamsayfa/50yil/foto/1968.jpg" border="0" /><br />1968 Eddie Adams, ABD<br />1 Şubat 1968. Güney Vietnam Polis Şefi Nguyen Ngoc Loan, Viet Kong’lu olduğundan şüphelendiği genci öldürürken…<br /><img src="http://www.milliyet.com.tr/content/galeri/tamsayfa/50yil/foto/1972.jpg" border="0" /><br />1972 Ut Cong Huynh, Vietnam<br />Güney Vietnam uçakları yanlışlıkla napalm bombasını bir köyün ortasına düşürdü. Fotoğrafçı (şimdilerde herkesin tanıdığı) küçük kızın yanan kıyafetlerini “Çok sıcak” diye bağırarak üzerinden atmasını unutamadığını açıkladı.</p> <p><img src="http://www.milliyet.com.tr/content/galeri/tamsayfa/50yil/foto/1973.jpg" border="0" /><br />1973 Fotoğrafı kimin çektiği bilinmiyor<br />Şili’de demokratik seçimle gelen Başkan Salvador Allende’nin askeri darbe sırasında ölümünden birkaç saniye öncesi. Fotoğrafı çeken kişinin “kişisel güvenliği” için adının açıklanmasını istemediği sanılıyor<br /><img src="http://www.milliyet.com.tr/content/galeri/tamsayfa/50yil/foto/1974.jpg" border="0" /><br />1974 Ovie Carter, ABD<br />Nijerya’da kuraklık kurbanları…<br /><img src="http://www.milliyet.com.tr/content/galeri/tamsayfa/50yil/foto/1975.jpg" border="0" /><br />1975 Stanley Forman, ABD<br />Boston’da bir kadın ve bir kız apartmanın yangın merdiveninin çökmesiyle düşmeye başlıyorlar. Bu fotoğraf yılarca güvenlik kampanyalarında kullanıldı<br /><img src="http://www.milliyet.com.tr/content/galeri/tamsayfa/50yil/foto/1976.jpg" border="0" /><br />1976 Françoise Demulder, Fransa<br />1976 Beyrutu’nda Filistinli mülteciler… Demulder ödülü kazanan ilk kadın fotoğrafçı oldu.<br /><img src="http://www.milliyet.com.tr/content/galeri/tamsayfa/50yil/foto/1977.jpg" border="0" /><br />1977 Leslie Hammond, Güney Afrika<br />Güney Afrika’da evlerinin yıkılmasını protesto eden halka polis gözyaşartıcı bombayla yanıt veriyor. Gözyaşartıcı bomba etkisini yakından hisseden Hammond, sadece birkaç poz çekebiliyor<br /><img src="http://www.milliyet.com.tr/content/galeri/tamsayfa/50yil/foto/1978.jpg" border="0" /><br />1978 Sadayuki Mikami, Japonya<br />Ödüllü fotoğraf, Tokyo’da Narita havaalanının inşaasına karşı yapılan protestolar sırasında çekildi.<br /><img src="http://www.milliyet.com.tr/content/galeri/tamsayfa/50yil/foto/1980.jpg" border="0" /><br />1980 Michael Wells, İngiltere<br />Uganda’da açlıktan ölmek üzere olan bir çocuk ve bir misyoner.</p> <p><img src="http://www.milliyet.com.tr/content/galeri/tamsayfa/50yil/foto/1982.jpg" border="0" /><br />1982 Robin Moyer, ABD<br />Beyrut’taki kamplarda katledilen Filistinli mülteciler… ABD’li Moyer, dayanılmaz koku arasında fotoğrafları çekmeye çalışırken İsrailli askerlerin şakalaştığını duyuyordu. Katiller hiç bir zaman yargı karşısına çıkmadı</p> <p><img src="http://www.milliyet.com.tr/content/galeri/tamsayfa/50yil/foto/1983.jpg" border="0" /><br />1983 Mustafa Bozdemir, Türkiye<br />30 Ekim 1983′te Koyunören’de meydana gelen depremde, Türk annenin 5 çocuğunun ölüsünü gördüğün andaki tepkisi yürekleri parçaladı<br /><img src="http://www.milliyet.com.tr/content/galeri/tamsayfa/50yil/foto/1984.jpg" border="0" /><br />1984 Pablo Bartholomew, Hindistan<br />Hindistan’da Union Carbide adlı ABD şirketinin kimyasal madde fabrikasından sızan zehirli gazlar, binlerce kişinin ölmesine ve sakat kalmasına yol açtı.</p> <p><img src="http://www.milliyet.com.tr/content/galeri/tamsayfa/50yil/foto/1985.jpg" border="0" /><br />1985 Frank Fournier, Fransa<br />Kolombiya’da 12 yaşındaki Omayra Sanchez, Nevado del Ruiz Yanardağı’nın faaliyete geçmesiyle oluşan enkazın altında kaldı. Onu ayık tutmaya çalışan fotoğrafçının çabalarına rağmen 60 saat sonra bilincini kaybeden genç kız öldü…<br /><img src="http://www.milliyet.com.tr/content/galeri/tamsayfa/50yil/foto/1986.jpg" border="0" /><br />1986 Alon Reininger, ABD<br />ABD’li Ken Meeks’in cildi AIDS’e bağlı bir hastalıktan ötürü yaralarla kaplandı.<br /><img src="http://www.milliyet.com.tr/content/galeri/tamsayfa/50yil/foto/1987.jpg" border="0" /><br />1987 Anthony Suau, ABD<br />Güney Kore’de bir anne, Başkanlık seçiminde yolsuzluk yapıldığı iddiasıyla katıldığı gösteride tutuklanan oğlu için özür ve af diliyor.<br /><img src="http://www.milliyet.com.tr/content/galeri/tamsayfa/50yil/foto/1989.jpg" border="0" /><br />1989 Charlie Cole, ABD<br />Çin’de bir gösterici, demokratik reformlar için yapılan protestolar sırasında tankların karşısına dikiliyor<br /><img src="http://www.milliyet.com.tr/content/galeri/tamsayfa/50yil/foto/1990.jpg" border="0" /><br />1990 Georges Merillon, Fransa<br />Yugoslavya’nın Kosova’nın özerkliğini kaldırma kararının protesto edildiği gösteride ölen 27 yaşındaki Elshani Nashim’in evinde acı ve yas vardı…<br /><img src="http://www.milliyet.com.tr/content/galeri/tamsayfa/50yil/foto/1991.jpg" border="0" /><br />1991 David Turnley, ABD<br />ABD’li Çavuş Kozakiewicz, Körfez Savaşı’nda dost ateşi sonucu ölen en iyi arkadaşı Andy Alaniz’in ardından gözyaşlarını tutamıyor.<br /><img src="http://www.milliyet.com.tr/content/galeri/tamsayfa/50yil/foto/1992.jpg" border="0" /><br />1992 James Nachtwey, ABD<br />Somali’de bir anne, kıtlık sonucu ölen çocuğunun cansız bedenini kaldırıyor<br /><img src="http://www.milliyet.com.tr/content/galeri/tamsayfa/50yil/foto/1993.jpg" border="0" /><br />1993 Larry Towell, Kanada<br />Gazze Şeridi’ndeki Filistinli çocuklar oyuncak tabancalarıyla…<br /><img src="http://www.milliyet.com.tr/content/galeri/tamsayfa/50yil/foto/1994.jpg" border="0" /><br />1994 James Nachtwey, ABD<br />Ruanda’da bu adam Tutsi isyancılarıyla konuştuğu gerekçesiyle askerler tarafından bu hale getirildi.<br /><img src="http://www.milliyet.com.tr/content/galeri/tamsayfa/50yil/foto/1995.jpg" border="0" /><br />1995 Lucian Perkins, ABD<br />Çeçen savaşçılarla Rus ordusu arasında kalan Çeçen mülteciler otobüsle Grozni’ye yol alıyor. Otobüsün arka camından bakan çocuk ise tüm bu olanları sembolize etmek ister gibi…<br /><img src="http://www.milliyet.com.tr/content/galeri/tamsayfa/50yil/foto/1996.jpg" border="0" /><br />1996 Francesco Zizola, İtalya<br />Angola’daki iç savaşta öldürülen ve şok içinde yaşayan küçük çocuklar…<br /><img src="http://www.milliyet.com.tr/content/galeri/tamsayfa/50yil/foto/1997.jpg" border="0" /><br />1997 Hocine, Cezayir<br />Cezayir’de bir kadın ölü ve yaralıların getirildiği hastane kapısında ağlarken…<br /><img src="http://www.milliyet.com.tr/content/galeri/tamsayfa/50yil/foto/1999.jpg" border="0" /><br />1999 Claus Bjørn Larsen, Danimarka<br />Yaralı Arnavut, mültecilerin yaşadığı sokaklarda bandajlar içinde yürüyor<br /><img src="http://www.milliyet.com.tr/content/galeri/tamsayfa/50yil/foto/2001.jpg" border="0" /><br />2001 Erik Refner, Danimarka<br />Pakistan’daki kampa hayata veda eden bir Afgan mülteci çocuk cenazesi için hazırlanıyor<br /><img src="http://www.milliyet.com.tr/content/galeri/tamsayfa/50yil/foto/2002.jpg" border="0" /><br />2002 Eric Grigorian, ABD<br />İran’da asker ve köylüler, depremde ölen kurbanlar için mezar kazıyorlar. Bir çocuk ise ölen babasının pantolonuna sıkı sıkı sarılmış, yanıbaşındaki boşluğa babasının gömülmesini bekliyor<br /><img src="http://www.milliyet.com.tr/content/galeri/tamsayfa/50yil/foto/2003.jpg" border="0" /><br />2003 Jean-Marc Bouju, Fransa<br />Iraklı adam, savaş esirlerinin tutulduğu bölgede çocuğunu rahatlatmaya çalışıyor<br /><img src="http://www.milliyet.com.tr/content/galeri/tamsayfa/50yil/foto/2004.jpg" border="0" /><br />2004 Arko Datta, Hindistan<br />Hint kadın, tsunami faciasında ölen yakını için ağlıyor…</p> </div><div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4861771628487422714-3305390031187405715?l=korku-evi.blogspot.com'/></div>youtubeindiricihttp://www.blogger.com/profile/11444916868024736322noreply@blogger.com0tag:blogger.com,1999:blog-4861771628487422714.post-39548924260207257172008-04-23T08:47:00.001-07:002008-04-23T08:47:26.050-07:00kan kokusu (korku kurgu)<span style="color: rgb(255, 255, 255);">Kan Kokusu</span><br /><span style="color: rgb(255, 255, 255);"> Uzun süre oldu kuruyali, bayat kokusu ortaya çikali. Çok sicak bir yaz günü veya berbat bir kis günüydü belki. Sabah kalktigimda ellerimin oldugundan daha çok titremesinden anlamistim bugün kan kokusu alacagimi. Sigarama uzandim her zamanki gibi. Bir nefes, bir nefes daha. Sigara bile sakinlestirememisti titreyen, intikam isteyen ellerimi. Daha günes dogmamisti, belki o gün hiç dogmayacakti… Dogsa bile bakmayacakti sadece kurbanlarini gören uykulu gözlerim. Aynaya baktigimda soguk bir ten, kipkirmizi gözler ve titreyen eller görmek hiç sasirtmamisti bu sefer. Sanki uzun zamandir bekledigim gün buydu, evet evet o gün bugündü. Ne giydigimi hatirlamiyorum o gün. Muhtemelen soguktan koruyan bir bere veya günes gözlügü. Renklerin önemi yoktu.. kirmizinin, kanin rengi disinda. Herzaman yaptigim gibi ayni otobüse binecektim. Fakat bu sefer onlar beni degil, ben onlari öldürecektim. Hayatimda hiç olmadigim kadar sogukkanli. Her sabah gördügüm o soluk, nefret dolu, igrenç yüzler. Hepsi oradaydi yine. Farkina bile varamayacaklardi otobüsün camlarina fiskiracak kanlarin rengini, tadini. Ansizin çekiliverecekti o igrenç, ise yaramaz ruhlari bedenlerinden. Bir süre en nefret ettigimi seçmek için düsündüm. Sanirim bulmustum. Su hergün, maasini son kurusuna kadar yatirdigi o igrenç, muhtemelen “mezbaha” markali parfümünü sikan, igrenç bacaklarini otobüsteki her gözün içine sokan kaltakti galiba. Önce kurbani tanimak gerekiyordu. onu can çekisirken mi izlemeliydim, yoksa tek bir çiglik ve kan mi olmaliydi. Bir durak, bir durak daha. Inmesine 2 durak kala, artik zamanin geldigine inanmistim. Hala kararsizdim neyle öldürecegime ama ellerim o kadar siddetli titriyordu ki bu karari çabuk vermem gerekiyordu. Bu biçagi alirken ne için kullanacagimi bilmiyordum bile.. Fakat sonunda bir ise yarayacakti. Artik emin adimlar atma vaktiydi. Her zaman nasil oluyorsa oturdugu ayni koltuga dogru ilerlemeye basladim. Etrafimdakiler gözümdeki nefreti ve kararliligi görmüs olmalilar ki onlara çarpmama hiçbirsey söyleyemediler. Nabzim daha da hizlanmis, elimin titremesi çok daha normal gelmeye baslamisti. Bir metre daha ve ordaydim.. 2 veya 3 saniye sürmedi, büyüklügünü ancak o zaman anladigim biçagimi çikarip kaltagin gögsüne saplamam. Ummamistim bu kadar kan fiskiracagini, ummamistim parfümünün o an bu kadar güzel kokacagini. Bir daha ve bir daha sapladim.. Agzindan kan gelmesi daha da alevlendirmisti içimdeki vahseti. Suratimdaki sicaklik, hep bekledigim huzurdu sanki. Yorulmustum. Bir an olsun etrafa baktim.. Donup kalmislardi. Herzaman o gür sesiyle yüksek sesle konusan o…. çocugu. O da susuyordu. Bu korku ona yeterdi belki, belki yarinki otobüste anlatacagi birçok sey görmüstü. Peki ya ertesi gün? acaba onun kani da kirmizimiydi, en az bunun kadar igrenç miydi kokusu. Çok geçti artik ögrenmek için. Kapiya yaklastigimda, soförün ben söylemeden açtigi kapidan o otobüsün en sessiz yolcusu olarak indim herzamanki gibi. Son kalan sigarami içmek için en iyi zamandi</span><div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4861771628487422714-3954892426020725717?l=korku-evi.blogspot.com'/></div>youtubeindiricihttp://www.blogger.com/profile/11444916868024736322noreply@blogger.com0tag:blogger.com,1999:blog-4861771628487422714.post-91857807717253621272008-04-23T08:45:00.000-07:002008-04-23T08:46:57.486-07:00İnsan Ölünce Neler Oluyor<span style="color: rgb(255, 255, 255);">Bedenin Ölümü (Dışarıdan Görünen Ölüm)</span><br /><span style="color: rgb(255, 255, 255);"> Ölüm anında ruh, bu dünyadaki insanların içinde yaşadıkları boyuttan ayrılırken, geride cansız bedenini bırakır. Deri değiştiren canlılar gibi, bu dünyadaki bedenini geride bırakır ve asıl hayatına doğru ilerler.</span><br /><span style="color: rgb(255, 255, 255);"> Ancak geride kalan bedenin karşılaşacakları da ibret vericidir. Özellikle bu bedene hayattayken gereğinden fazla değer verenler için.</span><br /><span style="color: rgb(255, 255, 255);"> Peki öldükten sonra bu bedenin başına neler geleceğini ayrıntılı olarak düşündünüz mü hiç?</span><br /><span style="color: rgb(255, 255, 255);"> Bir gün öleceksiniz. Belki hiç beklenmedik bir şekilde. Ekmek almak için bakkala giderken yolda bir araba kazası geçireceksiniz. Ya da amansız bir hastalık hayatınıza son verecek. Veya bir anda kalbiniz duracak.</span><br /><span style="color: rgb(255, 255, 255);"> Böylece ölümü tatmaya başlayacaksınız.</span><br /><span style="color: rgb(255, 255, 255);"> Bu andan itibaren de, bedeninizle hiçbir ilişkiniz kalmayacak. Hayat boyu “ben” dediğiniz ve sahiplendiğiniz o beden, sıradan bir et parçası haline gelecek. Ölümünüzle birlikte bedeninizi başka insanlar taşımaya başlayacaklar. Etrafta ağlayanlar, “daha dün buradaydı”, “dağ gibi adamdı” diyenler olacak. Sonra o bedeni alıp evin bir odasına, belki de morga koyacaklar. Orada bir gece bekleyecek. Ertesi gün gömme işlemleri başlayacak. Cansız bedeni alıp gasilhaneye götürecekler. Görevli, kaskatı kesilmişolan bedeninizi soğuk suyla yıkayacak. Ancak bu aşamada ölümün izleri de bedende aşikar hale gelecek. Morarmalar başlayacak.</span><br /><span style="color: rgb(255, 255, 255);"> Daha sonra bedeni beyaz bir bezle, kefenle saracaklar. Sonra da tahta tabuta koyup üstüne yeşil bir örtü örtecekler. Cenaze arabası gelecek, tabutu devralacak. Araba mezarlığa doğru ilerlerken, yolda hayat devam edecek. Bazı insanlar cenaze geçiyor diye saygı gösterecek, çoğu kendi işine bakacak. Sonra mezarlığa gelinecek. Tabut, sizi sevenler ya da seviyor gibi görünenler tarafından ellerde taşınacak. Etrafta muhtemelen yine ağlayanlar, sızlananlar olacak. Sonra o kaçınılmaz yere, mezara gelinecek. Üstünde sizin isminiz yazılı… Bedeni tabuttan çıkarıp beyaz kefenle birlikte mezarın içine atacaklar. Ve sonra son işyapılacak. Ellerine kürek alanlar, beyaz kefenin içindeki bedenin üzerine toprak atmaya başlayacaklar. Kefenin ağzını açıp içine de toprak atacaklar. Ağzınıza, burnunuza, boğazınıza, gözlerinize topraklar dolacak. Topraklar yavaşyavaşkefeni örtecek. Biraz sonra işleri bitecek ve gidecekler. Mezarlık her zamanki derin sessizliğine bürünecek. Gidenler, kendi hayatlarına geri dönecekler, ama gömülen beden için artık hayatın hiçbir anlamı kalmamışolacak. Dünyadaki hiçbir güzellik, hiçbir güzel ev, güzel insan, güzel manzara artık o beden için bir şey ifade etmeyecek. Bedeniniz, hiçbir dostunuzla artık görüşemeyecek. Beden için var olan tek şey, artık yalnızca toprak ve onun içindeki bakteri ve kurtlar olacak.</span><br /><span style="color: rgb(255, 255, 255);"> Öldükten Sonra Ne Hale Geleceğinizi Hiç Düşündünüz mü?</span><br /><span style="color: rgb(255, 255, 255);"> Zaten gömülmenizle birlikte bedeniniz hem içten hem de dıştan gelen etkilerle hızlı bir parçalanma sürecine girecek.</span><br /><span style="color: rgb(255, 255, 255);"> Vücutta oksijen kalmayacağından, bir süre sonra mikroplar faaliyete geçerek bedene yayılacaklar.</span><br /><span style="color: rgb(255, 255, 255);"> Karında toplanan gazlar cesedi şişirecek ve bu şişlik vücudun her tarafına yayılarak, bedeni tanınmaz hale getirecek.</span><br /><span style="color: rgb(255, 255, 255);"> Bundan sonra gazın diyaframa yaptığı basınçtan dolayı ağızdan ve burundan kanlı köpükler gelmeye başlayacak.</span><br /><span style="color: rgb(255, 255, 255);"> Çürüme ilerledikçe kıllar, tırnaklar, avuç içleri ve tabanlar yerlerinden ayrılacaklar.</span><br /><span style="color: rgb(255, 255, 255);"> Bu dışdeğişmeyle beraber, iç organlarda da (akciğer, kalp ve karaciğerde) çürüme başlayacak.</span><br /><span style="color: rgb(255, 255, 255);"> En korkunç olay ise bu noktada gerçekleşecek; karın bölgesinde toplanan gazlar deriyi zayıf noktasından patlatacaklar ve bedenden tahammül edilmez derecede pis kokular yayılacak. (Ölü insan kokusu, dünyanın en iğrenç kokularındandır.)</span><br /><span style="color: rgb(255, 255, 255);"> Bu süre içinde kafadan başlamak üzere, adaleler de yerlerinden ayrılacak.</span><br /><span style="color: rgb(255, 255, 255);"> Cilt ve yumuşak kısımlar tamamen dökülecek ve iskelet gözükmeye başlayacak.</span><br /><span style="color: rgb(255, 255, 255);"> Beyin tamamen çürüyecek ve kil görünümünü alacak, kemikler bağlantılarından ayrılacak ve iskelet dağılmaya başlayacak…</span><br /><span style="color: rgb(255, 255, 255);"> Bu olay, ceset bir toprak ve kemik yığını haline gelene kadar böylece devam edecek.</span><br /><span style="color: rgb(255, 255, 255);"> “Ben” sandığınız bedeniniz böylelikle korkunç ve iğrenç bir şekilde yok olacak. Geride kalanlar sizden söz ederken, topraktaki tüm kurtlar, böcekler ve bakteriler sizin etlerinizi kemirecekler.</span><br /><span style="color: rgb(255, 255, 255);"> Eğer bir kaza sonucunda ölür de, gömülmezseniz, o zaman çok daha feci bir manzara ortaya çıkacak. Bedeniniz, sıcak havada açıkta kalmışbir et gibi, kurtlanacak, birkaç gün içinde bir kurt yumağı haline dönüşecek. Kurtlar, son et parçasını da yiyene kadar iskeletin kıvrımları arasında dolaşacaklar.</span><br /><span style="color: rgb(255, 255, 255);"> Böylece “en güzel bir biçimde” yaratılmışolan insan hayatı, olabilecek en korkunç biçimde sona erecek.</span><br /><span style="color: rgb(255, 255, 255);"> Peki neden?</span><br /><span style="color: rgb(255, 255, 255);"> İnsan vücudunun öldükten sonra bu hale getirilmesi Allah’ın dilemesiyledir. Ve bunun çok büyük bir hikmeti vardır. İnsan, kendisinin aslında bedenden ibaret olmadığını, bedeninin yalnızca kendisine giydirilmişgeçici bir kılıf olduğunu, bu korkunç sonu görerek anlamalı, bedenin ötesinde bir varlığı olduğunu hissetmelidir. İnsan, sadece bedenden ibaret olamayacağını, bedenin ötesinde onu bir araç olarak kullanan ruhun var olduğunu anlamalıdır.</span><br /><span style="color: rgb(255, 255, 255);"> Allah kendini “et ve kemikten” ibaret sanan insana, belki de bunun bir aldanışolduğunu kavratmak için böyle ibret verici bir son hazırlamıştır.</span><br /><span style="color: rgb(255, 255, 255);"> İnsan, bedeninin ölümüne bakmalı, bu geçici dünyada adeta sonsuza kadar kalacakmışgibi sahiplendiği ve bütün arzularına boyun eğdiği bedeninin akıbeti hakkında düşünmelidir. O beden toprağın altında çürüyecek, kurtlanacak ve iskelete dönüşecektir.</span><div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4861771628487422714-9185780771725362127?l=korku-evi.blogspot.com'/></div>youtubeindiricihttp://www.blogger.com/profile/11444916868024736322noreply@blogger.com0tag:blogger.com,1999:blog-4861771628487422714.post-48948681030777264112008-04-08T12:52:00.001-07:002008-04-08T13:01:51.368-07:00Falcı<div style="color: rgb(255, 255, 255);" class="entrybody"> <p>Olay 1999 yazında gerçekleşmişti. Ben bu tarihte Erdek’te bir otelin barında çalışıyordum. Bu nedenle geceleri geç yattığım için öğlen kalkıyordum. Yine böyle gece geç saatlere kadar çalıştığım bir günün ertesi;öğlen saat 4 gibi kalktım ve her zaman yemek yediğim yer olan otelin karşısındaki büfeye gittim. Orada otelin güvenliklerinden biriyle karşılaştım ve beraberce bir masaya oturduk. Yemeğimizi yerken yanımıza benim arkamdan biri yanaştı ve aynen şu cümleyi söyledi:<br />-”falına bakmamı ister misin?”<br />Ben bu lafın bana söylenmediğini düşünerek tostumu yemeğe devam ederken.Sesinden kadın olduğunu anladığım o şahıs aynı soruyu tekrarladı:<br />-”falına bakmamı ister misin?”<br />Bunun üzerine dayanamayıp arkamı döndüm. Ben de herkes gibi, döndüğümde o tipik falcı kılığındaki birini göreceğimi sandığımdan hızlı ve sinirli bir dönüş yaptım ki bunun bir diğer nedeni o güne kadar fala inanmıyor olmamdı. Kadınla göz göze geldik ve kadın az önce sorduğu soruyu benim ona herhangi bir şey söylememe fırsat vermeden yineledi:<br />-”falına bakmamı ister misin?”<br />Ben de üzerimde neden olduğunu bilmediğim o bir anlık şaşkınlığı atarak hızlı bir şekilde “hayır” diyerek arkamı döndüm .Bunun üzerine yanımdaki güvenlik arkadaşımın kadına “benim falıma bak” dediğini duydum. “Duydum” diyorum çünkü o 3-5 saniye arası sanki yaşanmamış gibi geliyordu. Arkadaşım kolumu tutarak benim de baktırmamı parasını kendisinin vereceğini söyledi. Ben de gayri ihtiyari sanki bunu yapınca rahatlayacakmışım gibi kafamı olur anlamında salladım. İşte tam bu sırada falcı kadın arkadaşıma onun falına bakmayacağını söyledi ve benim yanıma gelerek sanki bir “Rıdvan”(cennetin bekçisi) gibi tepemde dikildi. Bunun üzerine ben de ne istediğini istediğinin para mı olduğunu sordum. Falcı kadın aynen şunları söyledi:<br />-falına bakıcam!<br />Ben de sanki bu bir oyunmuşçasına;<br />“-niye”dedim.<br />Kadın buz gibi donuk sesiyle<br />“-çünkü az önce istediğini söyledin” dedi.<br />Az önce kaynağını bilmediğim o -irkilme sebebim- gibi görünen kadın bana bir anda çekici gelmeye başladı. Ve aklımdan ““neden olmasın ki ne kaybedersin ki zaten”” denen o en tehlikeli düşünce geçti ve falcı kadına “TAMAM” dedim.<br />Kadın hiç duraksamadan yanıma oturdu ve kafasını yere doğru eğerek bana sağ elimi uzatmamı söyledi. Ben de biraz yaramazlık olsun diye aklımdan sol elimi uzatmak geliyordu ki falcı kadının ağzından beynimdeki tüm kanı donduran şu sözler döküldü.<br />“Sakın ha yanlış elini uzatmak gibi haylazca bir şey yapma.”<br />İşte o an kendimi felç olmuş gibi hissettim. Oradan gitmek istiyordum ama mümkün değildi. Ayaklarım sanki yere mıhlanmış gibiydi. Ben bu korkuyla karışık durumda sağ elimi kadına uzattım. Kadın parmaklarımın arasına bir bezden sıktığı sıvıyı sürdü ve sağ elimi sol elimle kapattı. Ve sonra sanki bana acırmışçasına baktı. Ardından elimi açtı ve bir şeyler mırıldanmaya başladı. Bi an sustu ve bana kelimelerine hiç aralık vermeden şunları söyledi:<br />“Bir kağıt alacaksın ve bu seni büyük bir topluluğun içine sokak, 3 gün içerisinde çok sevdiğin iki insanı kaybedeceksin. Şu an sıkıntıların var ama yarın bunların hepsi sona erecek. Annen çok uzaklardan bir haber alacak. Ve en son söylediği söz ise şuydu 2 abinden büyük olanı küçük olanından daha uzak bir yere gidip sizden ayrılacak.<br />Olayın hikaye kısmını geçerek size o hafta olan olaylardan bahsedeyim.2 gün sonra üniversite sınav sonuç kağıdım geldi ve ben artık bir kalabalığın içinde olmaya hak kazanmıştım. Bundan bir gün sonra kuzenim intahar ettiği haberini aldık ve aynı gün dayım kalp krizinden öldü. Ortanca abim aniden askere gitmeye karar verdi ve diğer abim de üniversite için Avusturalya’ya gitti. Ben bu olayın üzerinden yaklaşık 3 yada 4 ay sonra tesadüfen tekrar Erdek’e gittim. Aklıma bu kadın geldi ve aramaya karar verdim. ancak tüm aramalarım boşa çıkmıştı ki. Son bir kez uğradığım benzin istasyonundakilere sorarken birisi bana o kadını tanıdığını ancak o kadının yaklaşık 3 sene önce öldüğünü söyledi. Benim o anki halini tarif edemiyeceğim için bu tarifi size bırakıyorum. Daha sonra adama olayı anlattım .Adamın bana inanmamış olduğunu anlasam da kadının yaşadığı yeri bilip bilmediğini sordum. Bana kadının evini tarif edebileceğini söyledi. Ben tarif doğrultusunda eve gittim. Ancak gittim yer bir ev değil harabeydi. Yanmış yıkık dökük içinde şarap içenlerin olduğu yıkıntı bir yerdi. Ben evin içine girdim biraz dolaştım içerde şarap içen insanlara böyle birini görüp görmediklerini sordum. Kimse görmediğini söyledi ben de ümidimi kesmiş evden tam ayrılacağım sırada az önce çıktığım merdivenlerin üstünde kadının benim elimin üstüne sıktığı bezi gördüm. Diyeceksiniz ki aynı bez olduğunu nerden biliyorsun.</p> <p>ÇÜNKÜ O GÜNDEN SONRA SAĞ ELİMDEKİ KOKU HİÇ ÇIKMADI……</p> </div><div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4861771628487422714-4894868103077726411?l=korku-evi.blogspot.com'/></div>youtubeindiricihttp://www.blogger.com/profile/11444916868024736322noreply@blogger.com0tag:blogger.com,1999:blog-4861771628487422714.post-20980719835901478322008-04-08T12:49:00.000-07:002008-04-08T13:01:51.369-07:00Ölü satan dükkan<div style="color: rgb(255, 255, 255);" class="entrybody"> <p>ABD’ de bulunan bir dükkan ve bu dükkanı diğerlerinden ayıran yanı satılanların gerçek ölüler olması dükkanın sahibi george mc. “Bu bana babamdan kaldı bir yerde baba mesleği desem yeridir bizler anlaştığımız müşterilerimizi ölünce buraya getirip iyice yıkıyor ve bir tür mumyalama yapıyoruz ölülerimizin hepsi taze ve gerçektir bu işi seviyorum ama açıkcası bu şekilde satılmak istemem ”<br />diyerek sözlerine şunlarıda ekliyor;”biz burada bir yerde unutulup gitme işini bitiriyoruz aslında talep çok ve müşterilerimizin adını gizli tutuyoruz hem alanın ölüyle ne yapacağı beni veya bir çalışanımı ilgilendirmez biz işimize bakarız” diyor</p> <p>işte ordaki bir ölüüü:<br /><img src="http://img396.imageshack.us/img396/3752/picmal22nlvq4.jpg" border="0" /></p> </div><div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4861771628487422714-2098071983590147832?l=korku-evi.blogspot.com'/></div>youtubeindiricihttp://www.blogger.com/profile/11444916868024736322noreply@blogger.com0tag:blogger.com,1999:blog-4861771628487422714.post-69747669161619207212008-04-08T12:48:00.000-07:002008-04-08T13:01:51.370-07:00Cin Daveti<div style="color: rgb(255, 255, 255);" class="post_content"><p style="margin: 4px; float: left;"><!-- BASLA: GittiGidiyor Reklam Kodu --> <script type="text/javascript" language="JavaScript"><!-- var id=9860; var rc = (!rc) ? 1 : rc+1; function r(tid,trc){ h=document.getElementsByTagName(\'head\')[0]; s=document.createElement(\'script\'); s.setAttribute(\'type\',\'text/javascript\');h.appendChild(s); s.src = \'http://reklam.gittigidiyor.com/iframe/iframejs2.php?id=\'+tid+\'&rc=\'+trc; }function aLE(tid,trc) { var oldonload = (window.onload) ? window.onload : null; if (oldonload == null) { function nl(){ r(id,rc); } window.onload = nl; } else { function ld(){oldonload(); r(tid,trc);} window.onload = ld; } }document.write(\'<div id="reklam\'+id+\'_\'+rc+\'"></div>\'); aLE(id,rc); //--> </script> <!-- BITTI: GittiGidiyor Reklam Kodu --></p> <p><img src="http://www.haydi.net/images/astroloji/davet.gif" border="0" /></p> <p>Hiç istemememize rağmen ziyaretçilerimden gelen yoğun istek doğrultusunda basit ve kolay bir Cin Daveti nin nasıl olduğunu buraya koymak zorunda kaldım. Ancak hiç bir sorumluluk kabul etmeyeceğimizi baştan belirtmek isterim. İnanın en kolayı bu örnektir.</p> <p><span id="more-792"></span></p> <p> </p> <p> CİN DAVETİ (MENDEL)Bu işte iki kişi gereklidir. Birincisi Tercüman olacak yani medyum yerine geçecek (tercihen mavi gözlü, altıncı hissi kuvvetli, yada aklı baliğ olmamış kız çocuğu) bir kişide Hoca yerine geçecek ve Arapça’yı kıraatlı okumayı (en azından) bilecek.</p> <p><img src="http://www.haydi.net/images/astroloji/2.gif" border="0" /><br />Tercümanın sağ elinin şehadet parmağına</p> <p><img src="http://www.haydi.net/images/astroloji/1.gif" border="0" /><br />Orta parmağına</p> <p><img src="http://www.haydi.net/images/astroloji/4.gif" border="0" /><br />Yüzük parmağına</p> <p><img src="http://www.haydi.net/images/astroloji/3.gif" border="0" /><br />Küçük parmağına </p> <p><img src="http://www.haydi.net/images/astroloji/5.gif" border="0" /><br />Baş parmağının tırnağına da, kelimeleri resmedilir. </p> <p><img src="http://www.haydi.net/images/astroloji/davet.gif" border="0" /><br />Avucuna da bu şekil resmedilir.</p> <p>Tercümanın parmakları kasılmaya açılıp kapanmaya başlayana kadar aşağıya Latin harfleriyle yazdığımız Surei Şems okunur. </p> <p>Bismillahirrahmanirrahim</p> <p>Veşşemsi ve duhaha. Velkameri iza telaha. Vennehari iza cellaha. Velleyli iza yağşaha. Vessmai ve ma benaha. Vel’ardı ve ma tahaha. Ve nefsin ve ma sevvaha. Feelhemeha fücureha ve takvaha. Kad efleha men zekkaha. Ve kad habe men dessaha. Kezzebet semudü bitağvaha. İzinbe’ase eşkaha. Fekale lehüm resulullahi nakatallahi ve sukyaha. Fekezzebuhü fe’akaruha fedemdeme ‘aleyhim rabbühüm bizenbihim fesevvaha. Ve la yehafi ‘ukbaha. </p> <p>Bu işler başlayıp bitene kadar Cavi ve Kizbara adını verdiğimiz buhurlar yakılır, ortam tütsü edilir.<br />Tercüman trans haline gelince, okuma kesilir ve hangi cini davet etmek istiyorsanız onu çağırabilirsiniz. (bu davette tanıdığınız bir ruh çağırma şansınız var) Cin geldiğinde tercüman vasıtasıyla istediklerini sor ve fazla sürdürme.<br />İşin bittiğinde Cinin yada Ruhun gitmesini rica ederken, gitmesi için Aşağıdaki dua-sure yi okurken tercümanın elindeki ve parmaklarındaki yazıları silersin. En az üç defa okumalı ve tercümana üflemelisin. </p> <p>Okunacak dua-sure budur.<br />Bismillahirrahmanirrahiym<br />İnfiru hifafen vesilaken ve cahedu bil envalihim ve enfisiküm fi sebilillahi zaliküm hayrün leküm in küntüm talemün<br />Bismillahirrahmanirrahiym<br />İza zülzilatil ardu zilzeleha Ve ahrecetil ardu ezkaleha Ve kalel insanü ma leha Yevmeizin tühaddisu ahberaha Bi enne rabbeka evha leha Yevmeizin yasdurun nasü eştaten eştaten eştaten </p> <p>Bir açıklama</p> <p>Cin Daveti diğer türlerden çok farklı ve tehlikeli olanıdır. Burada, bir bardak veya kap içerisine konulan su ile bakım yapılır. Bakan kişi, mutlak suretle, cinlerle irtibatı olan kişidir. Çünkü, suya baktığında gördüğü şekiller, cinlerin, söyledikleri veya gösterdikleri şekillerdir. Burada, ayrıca, bakan kişi etrafına büyük bir enerji yayar.Bu enerji, sizin enerjinizi baskı altına alır. Şayet yayılan enerji,sizin enerjinizi baskı altına alamazsa, ortaya hiç hoş olmayan tehlikeli sonuçlar çıkabilir.(baş ağrısı,mide bulantısı,halsizlik,sıkıntı gibi) </p> <p>İnşaallah başınıza bir iş açmazsınız.Yazı alıntıdır ve site yönetimi olarak hiçbir sorumluluk kabul etmemekteyiz…</p> </div><div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4861771628487422714-6974766916161920721?l=korku-evi.blogspot.com'/></div>youtubeindiricihttp://www.blogger.com/profile/11444916868024736322noreply@blogger.com0tag:blogger.com,1999:blog-4861771628487422714.post-70058135065344903182008-04-08T12:46:00.000-07:002008-04-08T13:01:51.370-07:00Cin Çağırma Duası<p style="color: rgb(255, 255, 255);">Mümin cinlerden birisini davet edip onunla görüşmek için temiz ve karanlık bir mahalde iki diz üzerine oturarak üç defa Eûzü billâhi mineş şeytânir racîm dersin, sonra yedi kez Lâ havle velâ kuvvete illâ billâhil aliyyil azîm dersin, sonra mümin cinlere seslenerek: Ey Allah ve resûlünün emir ve yasaklarına itaat eden mümin cinler! Hanginiz bana hayır üzerine yardım ederseniz Allah da ona yardım etsin, der ve bunu da üç kez tekrar eder,</p> <p style="color: rgb(255, 255, 255);"><span id="more-211"></span></p> <p style="color: rgb(255, 255, 255);">sonra ayağa kalkıp kıbleye müteveccihen durarak yedi kez cin suresini (yani Kul ûhiye’yi) okur, sonra sağ tarafa dönerek:<br />“Ahsenellahü ilâ men ahsene ileyye min ervâhil mü’minîn” der sol tarafına dönerek üç kez: “ye saf dîş” sonra “Bikatlamediyş” söyler sonra da bir kez şöyle dersin:<br />“Tezdâdu bihâ sirran ve alâ sirriküm. Esselâmü aleyküm eyyühel ervâhut tâhireti min cânnil mü’minîn.”<br />Bu esnada müslüman cinlerden birisinin sana ESSELÂMU ALEYKÜM dediğini işitirsin. ALEYKÜM SELÂM diye ona karşılık verdikten sonra dilediğin şeyi sorup haber alabilirsin. Yalnız duanın şartı: Karanlık bir mahalde yalnız başına okumalısın. Elbisen,bedenin ve oturduğun mahal gayet temiz olmalı. Bu dua defalarca tecrübe edilmiştir. Sahihtir.</p> <p style="color: rgb(255, 255, 255);">cin suresi:<br />Kul ûhıye ileyye ennehüstemea neferun minel cinni fekâlû innâ semi’nâ kur’ânen aceben * Yehdî iler ruşdi feâmennâ bihî velen nüşrike birabbina ehaden * Ve innehû teâlâ ceddü rabbinâ mettehaze sâhıbeten ve lâ veleden * Ve innehû kâne yekulü sefîhünâ alâllahi şetatan * Ve innâ zanennâ en len tekulel insü vel cinnü alâllahi keziben * Ve ennehû kâne ricâlün minel insi yeûzûne biricâlin minel cinni fezâdûhüm rahekan * Ve ennehüm zannû kemâ zanentüm en len yeb’asellahü ehaden * Ve ennâ lemesnes semâe fevecednâhâ müliet harasen şediyden ve şühüben * Ve ennâ künnâ nak’udü minhâ makaide lissem’ı femen yestemiıl âne yecid lehü şihâben rasaden</p> <p style="color: rgb(255, 255, 255);">Eğer çağırıdğınız cin geri göitmiyorsa onları cinleri geldiğe yere geri yollama. İşte davet edilen cinleri geri yollama. (havas_dualar ve tılsımlar kitabından.)<br />—————————-<br />cinleri dağıtmak için okunması gereken azimet şudur:<br />“Bismillahirrahmanirrahim. İnsarifû ilâ mekâniküm bârakellahü minküm ve aleyküm yâ ervâhıl ulviyetti ves süfliyyeti insarifû ilâ mevâtıniküm ve cealnâ min beyni eydiyhim sedden feağşeynâhüm fehüm lâ yübsırûn, bârakellahü minküm ve aleyküm”<br />Üç defa okunursa davet edilen cinler geldikleri yere geri dönerler</p><div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4861771628487422714-7005813506534490318?l=korku-evi.blogspot.com'/></div>youtubeindiricihttp://www.blogger.com/profile/11444916868024736322noreply@blogger.com0tag:blogger.com,1999:blog-4861771628487422714.post-45534948785513003162008-04-08T12:40:00.004-07:002008-04-08T13:01:51.371-07:00Kehanet ve 32 Yöntem<span style="color: rgb(255, 255, 255);" ><strong>Kehanet ve 32 Yöntem<br /><br />Kehanette bulunma, fal bakma gibi uğraşlar insanların her zaman merakını uyandırmış ve kendine cezbetmiştir. Üzerinde yaşadığımız, Dünya adı verilen bu gezegenin yasaları icabı sadece önümüzdekini görebilmekte, ama onun gerisinde ve ilerisinde olanları fark etmekte acz içinde kalmaktayız. Yani dünya şartları gereği, zaman ve mekân içinde genişleme yeteneğimizi yitirmiş olduğumuzdan ötürü sınırlı bir algılama imkânına sahibiz. Gerçi hassas, medyomsal yetenekleri gelişmiş psişik insanlar her zaman yaşamışlar ve halen de yaşamaktadırlar, ama bütün insanlığa oranla, sayıları yok denecek kadar azdır.<br /><br />İşte, bu zaman ve mekânın ötesine taşma, geçmişte olduğu kadar gelecekte olacakları da öğrenme arzusu, insanda daima yaşamıştır. Tabiî bu, daha ziyade gelecekte olacakları öğrenmek yönündedir. Çünkü bunun altında ne de olsa bir bencillik yatmaktadır, "Acaba iyi olacak mıyım?" endişesi bulunmaktadır. Günümüzde de pek çok insan, dünyevî hayatının tıkırında gidip gitmeyeceğim anlayabilmek, kendisini rahatlatacak birkaç söz duyabilmek amacıyla falcılara gidip durmaktadır. Ama bu, hep olagelmiş bir durumdur.<br /><br />Kökeni çok eski cağlara dek uzanır ve pek tabiî ki hangi seviyede olduğunu da, bunu uygulayanların amaçları belirler. Sadece bedenin ihtiyaçlarına (her türlü arzu ve tutkular) yönelik bir kehanet yöntemiyle, yalnızca diğerkâmca duygu ve düşüncelerle ve en ufak bir benlik kaygısı taşımaksızın uygulanan bir yöntem arasındaki derin uçurumu görmemek imkânsızdır. Ama herhalde, daha ziyade ve hatta hemen hemen daima birincisi uygulanagelmiştir.<br /><br />Eski çağlarda bakılan fallarda, zaman zaman, tüm bir ulusun geleceğini öğrenme endişesi de bulunurdu. O zamanlarda kâhinlerin, falcıların sayısı hayli boldu. Yüksek sınıfa mensup olanlar ve ülkeyi yönetenlerin de özel falcıları, kâhinleri bulunurdu. Görücülerin ve kâhinlerin yanı sıra aşağı seviyeden kâhinler de vardı ve bunlar, halkın önem verdiği her türden işareti yorumlamak gibi bir mesleğe sahiptiler âdeta. Bunların pek çeşitli, garip yöntemleri vardı ve bu tip aşağı seviyeden kehanet yöntemlerinde göksel bir ilhamın payı yoktu.<br /><br />Eski Yunan'ın piti'lerinde olduğu gibi, bir medyomluk söz konusu değildi. Biraz sezgi, biraz da belirtilerin geleneksel anlamlarının bilinişi, kehanette bulunmak için yeterli oluyordu. Tabiî bu işin de uzmanları vardı. Şimdi, bu eski devirlerden beri uygulanmış yöntemlerin neler olduğunu göreceğiz. İsimlerinin tam Türkçe karşılıkları olmadığı için, bunları Fransızca isimleri (Lâtin kökenli) ile vereceğiz.<br /><br />Kehanet Yöntemleri<br /><br />1-) Aruspisler (Aruspice ya da Haruspice), Etrüsk kökenli Romalı kâhinlerdi. Bunlar, kurban edilen hayvanların (genellikle boynuzlu) bağırsaklarını inceleyerek kehanette bulunurlardı. Bu işi daha sonra yıldırımı yorumlayarak devam ettirmişlerdir.<br /><br />Aruspisler hayvanın kurban öncesi hâlini, can çekişmesini, daha sonra iç organlarını (bağırsakları, kalp ve karaciğeri) incelerler, sonra yakılışı esnasında çıkan alevlere bakarlar, ayrıca kurban töreni esnasında kullanılan suyu, tütsüyü, şarabı ve unu da tetkik eder ve kehanette bulunurlardı. Vardıkları hükümler, özellikle görünmez olaylar, kamuoyu ve Roma'nın kaderi hakkında olmaktaydı. Aralarına şarlatanların karışmasını engellemek için, imparator bunları yaklaşık altmış kişilik hür bir akademi hâlinde toparlamıştı.<br /><br />2-) Yanmakta olan ateşe bakarak kehanette bulunmaya Piromansi (Mansi=Manteia (Yun.), kehanet tekniği anlamındadır), bundan çıkan dumanlara göre kehanette bulunmaya da Kapnomansi denir. Bunlar da o dönemin en yaygın teknikleriydi. Şayet ateş zor yakılırsa, alev göğe doğru dikey olarak yükselmezse ve çok parçalı olursa, çıtırtılar şiddetli olursa, ayrıca yağmur, rüzgâr ya da başka herhangi bir etkenden dolayı sönerse, tüm bunlar felâket haberi olarak yorumlanırdı. Tersine, şayet alevler yakılan kurbanın cesedine iyice nüfuz ediyorsa, alev düz ve temiz şekilde yükseliyorsa, duman çıkarmıyorsa, bu, kurbanın tanrılarca kabul edildiği anlamında yorumlanırdı.<br /><br />Dumanın yoğunluğu, rengi, kalınlığı ve yönü de önemli işaretlerden sayılırdı. Tütsüden çıkan dumandan anlam çıkarmaya Lebanomansi denirdi.<br /><br />3-) Yere dökülen unun aldığı şekillere bakarak da kehanette bulunurlardı. Buna da Kritomansi denir.<br /><br />4-) Roma'da bazı kutsal sayılan kuşların uçuşunu, ötüşünü ve yem yiyişini yorumlayan kişilere Öğür (Augure) denir. Bunlar ikinci sınıfa ait işaretlerden sayılırdı ve Yunan'da İonistik, Lâtinlerde ise Ospis (Auspice) adını alırdı. Atinalılarda puhu kuşu, şehri himaye ettiğine inanılan Minerva'ya adanmıştı ve bu kuşun anîden görünmesi çok mutlu bir haber olarak yorumlanırdı.<br /><br />Eski Roma'da Ögürler, önemli kişiler olarak kabul edilirlerdi. Çiçero'nun da bir Öğür olduğu söylenir. Ogürler'in sanatı başlıca üç kaynağa bağlıydı: İnisiye oldukları formül ve gelenekler, Ögür kitapları ve Öğürlerin yorumları.<br />.<br />Ospis, kutsal sayılan bazı kuşlar tarafından yapılan bir işaret anlamına geliyordu. Ama daha sonra bu, tüm doğaüstü işaretlere verilen bir isim oldu. Kuşların ötüşü ile uçuşları ya da diğer hareketleri ayrı ayrı ele alınır ve yorumlanırdı. Aruspislerin kehanetlerinde olduğu gibi, bunlarda da herkesin yorumlayabileceği başlıca işaretler vardı. Diğerlerini yorumlayabilmek içinse, bu sanatı iyice tanımak gerekiyordu. Eski Roma'da baykuş ve kırlangıç gibi kuşlar uğursuz sayılırdı. Bunun yanında kartal, balıkçıl kuşu ve kuzgun ise, mutluluk habercisi olarak kabul edilirdi.<br /><br />Öğür, genellikle gün doğmadan önce dışarı çıkar, başı örtülü olarak gider ve ağaçsız bir yerde dururdu. Burada bazı kutsal sözler söyledikten sonra elindeki değneği yukarı kaldırır ve göğün kısımlarını belirlerdi; ayrıca arazinin, içinde kehanetin gerçekleştirilebileceği sınırları da saptardı.<br /><br />En ufak bir rüzgâr dahi çıksa Ospisler (işaretler) alınamazdı. Plutark'ın aktardığına göre, Öğürler bu yüzden her tarafı açık bir fener taşırlardı. En hafif bir rüzgâr dahi bunları söndürür, onlar da böylece boş yere uğraşmayı bırakırlardı.<br /><br />Askerî seferlerde ise böyle hassas çalışmalar yapılamadığından, daha değişik bir Ospis türüne başvurulurdu: Bir kafese konmuş olan kuşların, genellikle de piliçlerin nasıl yem yediklerine bakarak kehanette bulunulurdu.<br /><br />Bundan başka, bir yolcunun yolu üstünde beliren bazı kuşların, o kişinin sağında ya da solunda oluşlarına göre değişik anlamlan vardı.<br /><br />5-) Ospislerin yanı sıra, bazı doğa olaylarından da bilgiler alınırdı. Yıldırım düşmesi, şimşekler, Ay ve Güneş tutulmaları, kan yağmurları, yer sarsıntıları, doğal olarak kötülük işareti diye kabul edilirdi. Bu vakalardan biri şayet bir toplantı esnasında meydana gelmişse, o topluluk başka bir tarihte biraraya gelmek üzere derhal dağılırdı.<br /><br />6-) İnsanlar, özel hayatlarında da pek çok işareti kehanet vesilesi sayarlardı. Örneğin aksırmak, gözlerin seğirmesi, kulak çınlaması vs. gibi şeyleri, herkes kendi şahsî fikirleri ışığında yorumlardı.<br /><br />7-) Bir lâmbanın (Lampadomansi) ya da bir meşalenin alevine (Linkomansi) bakarak da kehanette bulunulurdu. Şayet alev iki kısma ayrılıyorsa işaret olumsuz, tek uçta birleşiyorsa olumlu, üç dille çıkıyorsa çok iyi olarak yorumlanırdı.<br /><br />8-) Toprak yüzeyindeki çatlaklara, pürtüklü kısımlara bakarak ya da toprağa taşlar atıp bunların aldıkları şekli yorumlayarak yapılan kehanete de Jeomansi denir. Bu, Araplarda çok yaygındı.<br /><br />9-) Yağmur suyu ya da bir çeşmeden akan su da kehanette bulunmak için bir vesile oluştururdu. Bazen su dolu bir kabın içine, falı bakılan kişinin parmağına bağlı bir ipin ucundaki yüzük sallandırılırdı. Yüzük hareketsiz kalırsa başarısızlık, şayet kabın iç yüzeylerine çarparsa basan olarak yorumlanırdı.<br /><br />10-) Gastromansi şöyle uygulanırdı: Etrafı meşalelerle çevrili bir kabın içine saf su konurdu. Sorulan sorunun cevabının, suyun içinde meşalelerin meydana getirdiği ışık hareketlerine bakarak alındığı ve bunu da, sadece ergenlik çağındaki bir gencin ya da hamile bir kadının görebileceği söylenirdi.<br /><br />11-) Aeromansi'de ise, rüzgârın su yüzeyinde oluşturduğu şekillere başvurulurdu. Kâhin yüksek bir yere ya da düz bir ovaya giderdi. Başı örtülü olurdu ve burada hava ilâhlarını davet ederdi. Ardından su ile dolu bakırdan havuzun yanı başına gelir ve buna, başvuran kişinin sorusunu aktarır ve su yüzeyinde oluşan izlere bakarak kehaneti gerçekleştirirdi. Su yüzeyi dümdüz kalırsa bu, beklenen şeyin gerçekleşmeyeceği anlamındaydı. Şayet su hafif bir rüzgâr etkisiyle titreşirse bu, özellikle denizciler için mutlu bir haberdi.<br /><br />12-) Alektriomansi ya da horoz vasıtasıyla kehanet ise şöyle gerçekleşirdi: Bir çember ya da bir kare üzerine alfabenin harfleri çizilirdi ve her biri üzerine bir buğday tanesi konurdu. Horozu bu figürün ortasına koyup taneleri nasıl yediğine bakarlardı. Buğday tanelerinin altındaki harfleri sırasıyla not ederler ve ortaya çıkan kelimelere göre tahminde bulunurlardı.<br /><br />13-) Roma'da fareleri kafeslere kaparlar ve çıkardıkları seslere, yaptıkları hareketlere bakarak kehanette bulunurlardı. Buna Miyomansi denir.<br /><br />14-) Ofiomansi ya da yılanlar vasıtasıyla kehanet, Eski Mısır'da ve Doğu'da hayli yaygındı. Bu hayvanlardan elde edilen alâmetler öyle saygı görürdü ki, sırf bu iş için yılan bile yetiştirirlerdi. Bu işe çok inanan bazı toplumlarda, yeni doğan bir çocuğun meşru olup olmadığını anlamak için, onu Ofiomansi yapanlara götürürlerdi. Şayet yılanlar çocuğa dokunmazsa, anasının masum, çocuğun da meşru olduğu hükmüne varılmaktaydı.<br /><br />15-) Botanomansi uygulamasında ise, danışan kişi adını ve sorularını bitkinin yapraklarına yazar ve bunlar rüzgâra bırakılırdı. Bir süre sonra rüzgârın çok dağıtmadığı yapraklar toplanır ve biraraya getirilerek, üstlerinde yazılı harflerle cümleler oluşturulur ve cevap alınmaya çalışılırdı. Bu iş için daha çok mine, incir, demirhindi ve funda yapraklarına rağbet edilirdi.<br /><br />16-) Diğer garip bir fal şekli de Filloromansi'dir. Kişi, kıvrılmış bir gül yaprağı ile alnına vurur ve çıkan sese bakarak sonuç çıkarmaya çalışırdı.<br /><br />17-) Sykomansi'de ise, rüzgârdan sallanan incir yapraklarının titreşmeleri yorumlanırdı. Bazen de kişi, incirin yaprakları üstüne adını ve sorularını yazardı. Şayet yapraklar yavaş yavaş solarsa bu, mutlu bir haber olarak kabul edilirdi.<br /><br />18-) Dafnomansi: Şayet bir defne dalı ateşe atıldığında çıtırtılar çıkararak yanarsa bu, olumlu bir haber, tersi durumda ise, kötü haber olarak yorumlanırdı.<br /><br />19-) Molibdomansi: Düz ve yaş bir masa üstüne eritilmiş kurşun akıtılırdı. Katılaşan kurşun sonsuz sayıda küçük işaretler oluştururdu ve bunlar tefsir edilirdi.<br /><br />20-) Seromansi de tıpkı Molibdomansi gibi uygulanırdı. Bunun farkı, kurşun yerine balmumu kullanılmasıydı.<br /><br />21-) Belomansi ya da oklarla kehanet daha çok Araplarda, Doğulularda, Slav ve Cermen uluslarında kullanılırdı ve bunu çeşitli şekillerde uygularlardı.<br /><br />Eğer bir sefere çıkılacaksa, belli sayıda ok alınır, her birinin üstüne bir şehrin ismi yazılır ve bunlar, gelişigüzel şekilde ok sadağına konurdu. Bir çocuk kura çeker gibi bunları çeker ve böylece saldırılacak yerlerin adı ve taarruz sırası anlaşılmış olurdu.<br /><br />Bazen üç ok alınır ve bunlardan birincisi üzerine "Tanrı bunu emrediyor." ikincisi üstüne 'Tanrı onu koruyor." yazılırdı. Üçüncüye hiçbir şey yazılmazdı ve tümü sadağın içine konurdu. Sonra bir tanesi çekilirdi; şayet bu birinci ok ise, yapılacak iş zaten emredilmiş kabul edilirdi. İkincisi ise, bu işten vazgeçilirdi. Şayet çekilen ok üçüncüsü ise, bu iş daha uygun bir zamana ertelenirdi.<br /><br />22-) Balta ile kehanet, daha çok, saklı bir şeyi, bir hazineyi ya da bir hırsızlığın failini bulmak için yapılırdı. Buna Aksinomansi denir. Balta, yuvarlak bir kazığın üstüne, sapı yukarı gelecek biçimde dengeli şekilde konurdu; sonra bazı formüller söylenir ve ardından şüphelenilen kişilerin adı söylenerek kazığın etrafında dönülürdü. Eğer birinin ismi söylendiği esnada balta düşerse, bu, suçlunun saptandığını ifade ederdi. Bu kehanet biçimi, Rusya'da uzun zamanlar hazineleri bulmak için kullanılmıştır.<br /><br />23-) Daktiliomansi'de ise, üstünde alfabenin 24 harfinin yazılı olduğu bir masanın üzerinde bir ipe asılı vaziyetteki yüzüğü sıçratırlar ve bunun üstüne düştüğü harfleri bir araya getirerek cevabı saptarlardı.<br /><br />24-) Kosinomansi tekniği de, daha çok Eski Yunanlılar tarafından, hırsız ve katilleri bulmak için kullanılırdı. Bir elek alınır ve bunu, başvuran kişinin başı üzerinde iki parmakla, en ufak bir kafa hareketinin bile sallayabileceği bir şekilde hafifçe tutarlardı ve suçu işlemiş olabilecek tüm şahısların adı söylenirdi. Elek hareket ettiği sırada kimin adı söylenmişse, onun aranılan kişi olduğuna kanaat getirilirdi. Ayrıca, eleği bir ipin ucuna asarlar ya da bir çivi üzerine tuttururlardı; bu âdete İngiltere'de de rastlanırdı. Orada buna "elek çevirme" denmektedir.<br /><br />25-) Alfitomansi'de ise, bir suçu işlediğinden şüphelenilen kişiye, arpa unundan yapılmış pasta yedirilirdi. Şayet kolayca yutmuşsa masumdu, ama zorlanmışsa suçlu olduğu düşünülürdü.<br /><br />26-) Tuz ile yapılan kehanetler de pek yaygındı. Romalılarda, şayet sofraya tuzluk koymak unutulmuşsa, bu, ev sahibi ve davetliler için felâket haberi olarak yorumlanırdı.<br /><br />27-) Tefromansi yönteminde, herhangi bir şeyin üstüne küllerle yazı yazılırdı. Sonra bu, rüzgâra tutulur ve rüzgârın silemediği harflerden kehanette bulunulurdu.<br /><br />28-) Jiromansi yönteminde, yere, yaklaşık bir buçuk metre çapında bir daire ve bunun çevresine de alfabenin harfleri rastgele şekilde çizilirdi. Ardından, kişi dairenin ortasına geçer ve yorgunluktan düşünceye kadar kendi etrafında dönerdi. Bunun üzerine kâhin yaklaşır ve üstüne düşülmüş olan harfleri inceler, bundan, elde edilmek istenen bilgiyi verirdi.<br /><br />29-) Kübomansi ve Astragalomansi, çok benzer teknikler idiler. Zarların ya da minik kemiklerin üzerine alfabenin harfleri yazılırdı. Sonra bunlar rastgele atılır ve ortaya çıkan harflerle, sorulan sorunun cevabı alınmaya çalışılırdı.<br /><br />30-) Onomamansi ya da özel isimlere bakarak kehanet, eskilerce çok kullanılırdı. Her harfe sayısal bir değer verilir ve isimdeki sayının toplamından ya da ismin kökenine bakarak anlam çıkarılırdı. Buna benzer diğer bir teknik de Anagrammatik diye adlandırılandır. Bunda, kişinin adını meydana getiren harflerle yeni kelimeler oluşturulur, bu kelimeler de kehanette bulunma vasıtası olarak kullanılırdı.<br /><br />31-) Rabdomansi, majik değneklerle kehanette bulunmaktır. Kökeni çok eski zamanlara dek uzanır. Değnek, daha ziyade kabalistik işaretler çizmek için kullanılırdı. Ayrıca, bir kabın içine atılan değneklerin aldığı şekle bakarak kehanette bulunulurdu. Rabdomansi'nin sarkaç tekniğinin (radyestezi) atası olduğu söylenir. Değnek, 15. yüzyıldan itibaren, maden damarlarını ve kaynakları bulmada kullanılır olmuştur. İş, hırsızları ve katilleri bulmaya dek varmıştır.<br /><br />32-) Nekromansi ise, öteâlemdeki ruhsal varlıklara danışma vasıtasıyla kehanet anlamına gelmektedir. Çok eski çağlara uzanır. Günümüz spiritizm tecrübelerini andırır. Maji unsuru diğer kehanet yöntemlerinden çok daha yoğun olduğu için zor bir yöntemdir. Eski Mısır'da çok uygulanan bir usuldü.<br /><br />Daha pek çok yöntemi saymak mümkündür. Hatta bunlardan pek çoğu günümüzde de uygulanıyor olabilir, ama asıl olan, bu işin hangi maksatla yapıldığıdır.</strong></span><div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4861771628487422714-4553494878551300316?l=korku-evi.blogspot.com'/></div>youtubeindiricihttp://www.blogger.com/profile/11444916868024736322noreply@blogger.com0tag:blogger.com,1999:blog-4861771628487422714.post-68201280896336175752008-04-08T12:40:00.003-07:002008-04-08T13:01:51.372-07:00Zaman Yolculuğu Mümkün Mü ?<div style="color: rgb(255, 255, 255);" align="center"><b><span style="font-family:Geneva, Arial, Helvetica, san-serif;"><span style="font-size:130%;">ZAMAN YOLCULUGU MÜMKÜN MÜ ?</span></span></b></div><span style="color: rgb(255, 255, 255);" ><br /></span><div style="color: rgb(255, 255, 255);" align="center"><b><span style="font-family:Geneva, Arial, Helvetica, san-serif;"><br /><span style="font-size:100%;"><img alt="" src="http://img237.imageshack.us/img237/9371/saatler4th.jpg" align="bottom" border="0" hspace="0" /> </span></span></b></div><span style="color: rgb(255, 255, 255);" ><br /></span><div style="color: rgb(255, 255, 255);" align="left"> </div><span style="color: rgb(255, 255, 255);" ><br /><br /></span><div style="color: rgb(255, 255, 255);" align="left"><b><span style="font-family:Geneva, Arial, Helvetica, san-serif;font-size:100%;">Bilim kurgu tutkunlarinin degismez rüyasi olan zaman yolculugu, günümüzde önemli arastirmalara neden oluyor. Bilimciler ve düsünürler, H. G. Wells'in öngördügü bir tür zaman makinesinin yapilabilecegini varsayiyorlar, zaman içinde yolculuk fikri gelistirilirken yeni yaklasimlar da ortaya çikiyor, zamanda yolculugun, uzayda yolculuk anlamina gelmedigi aksine<br />"kendi içinde yolculuk" olarak düsünülmesi gerektigi yani zaman içinde ileriye ve geriye yolculuk yapilabilecegi iddia ediliyor. Bütün bu varsayimlara karsi çikanlar da var; bes dakikalik bir süre içinde yüz yillik bir zaman dilimi asilsa dahi yine ayni yerde kalinacagi söyleniyor. Einstein'in Görecelik Kurami gelistirildikçe, zaman yolcusunun uzaydaki göreceli hareketi de zamanla esit olacagindan, zaman yolculugunun yeni olasiliklara izin vermeyecegi belirtiliyor.</span></b></div><span style="color: rgb(255, 255, 255);" ><br /></span><div style="color: rgb(255, 255, 255);" align="center"> </div><span style="color: rgb(255, 255, 255);" ><br /><br /></span><div style="color: rgb(255, 255, 255);" align="left"><b><span style="font-family:Geneva, Arial, Helvetica, san-serif;"><span style="font-size:100%;">Gödel'in Evreni<br />1949 yilinda Kurt Gödel, Einstein'in alan denklemlerini kullanarak, bir evren modeli tasarladi. Tasarim Einstein'inkine benziyordu ama Gödel'in yaklasiminda kozmolojik sabitlere negatif bir deger veriliyor (Einstein formüllerine göre evrenin genislemesi durmustu) ve kozmik bir<br />zamanin tanimlanmasi imkansizlasiyordu. Çünkü yerel zaman gözlemcileri ile maddenin hareketi bir dünya zamani içinde uyumsuzlasiyordu. Modelin en inanilmaz yönü, varolus kapaniyor, zamansal dügümler bir roketin gökte çizdigi yay gibi ancak yeterli egimi çizdikten sonra, gözlemci geçmis veya gelecekteki bir konuma gidip gelebilme imkanim bulabiliyordu. Her ne olursa olsun, dünyadaki herhangi bir konumda deneysel olarak varsayilan dönülebilir geçici bir dönem varoluyor ve eger P ve O gibi iki hayali noktayi varsayarsak, P, O'dan önce geliyor ama daha sonra zaman çizgisi P ile O'yu birlestiriyor ve bu kez O, P'den önce geliyordu. ?ste bu dönülebilir zaman çizgisi Wells'in rüyasi olan zaman çizgisiyle is degerdedir. Gödel'in evreni aslinda yeterince tanimlanmis degildi ve sonuç olarak da zaman yolculugunun imkansiz oldugu sonucuna variyordu. Kisacasi, Gödel'in evreni imajinatifti, fiziksel olasiliklara dayanmiyordu.</span></span></b></div><span style="color: rgb(255, 255, 255);" ><br /><br /></span><div style="color: rgb(255, 255, 255);" align="left"><b><span style="font-family:Geneva, Arial, Helvetica, san-serif;"><span style="font-size:100%;">Zaman yolcusu ne yapacagini çok iyi bilmelidir<br />G. J. Whitrow'a göre ise, kozmik rota yani dizinsel zaman akimi kurami yerine kozmik zaman olayi düsünülmelidir. Radyasyonun temelinde bulunan mikrodalgalar kalicidirlar ve çogulun tipatip örnegine sahiptirler yani bütünün aynisidirlar. Whitrow söyle diyor; "Sonuç olarak, biz evrenin bastan beri homojen bir varolus oldugu düsüncesindeyiz. Bu da kozmik zamanin varoldugunun güçlü bir kanitidir." Bu yaklasim Gödel'in modeli ile uyumsuzdur. Zaman yolculuguna izin verir ama yolculugun fiziksel olarak yapilabilecegi imkansiz görünür. Her seye ragmen zaman yolculugunun imkansiz oldugu düsüncesinin duygusal bir yaklasim oldugu düsünülmektedir çünkü düsüncenin temelinde dogaya karsi gelmek vardir. Gödel rahatsizdi zira birisinin geçmise yolculuk yaparak, kendi gençligi ile karsilacagina inaniyor ve; "Düsünün ki, bu insanin anilarinda bu durumu yasadigi bulunmuyor." diyordu. Bu bakis açisi, kaderciligin neden-sonuç iliskisi inancina aykiridir, bir anlamda yeni bir kaderin olusacagi var sayilabilir yani kisinin yapacagi olacak olandir. Bu nedenle, Gödel'in endiselendigi gibi kisinin ne oldugunu hatirlamamasi önemli degildir ama bu noktada dikkat edilmelidir ki. zaman yolculugu varsayimina engel olan sey, kisinin kendisidir çünkü kendi kendisinden korkacaktir. Öyleyse zaman yolculugunda geçerli kural ne yapacaginizi bilmenizdir.</span></span></b></div><span style="color: rgb(255, 255, 255);" ><br /></span><div style="color: rgb(255, 255, 255);" align="left"> </div><span style="color: rgb(255, 255, 255);" ><br /><br /></span><div style="color: rgb(255, 255, 255);" align="center"><span style="font-size:100%;"><img alt="" src="http://img237.imageshack.us/img237/7547/emc29ds.jpg" align="bottom" border="0" hspace="0" /> </span></div><span style="color: rgb(255, 255, 255);" ><b><span style="font-family:Geneva, Arial, Helvetica, san-serif;"><br /></span></b></span><div style="color: rgb(255, 255, 255);" align="left"><b><span style="font-family:Geneva, Arial, Helvetica, san-serif;"><br /><span style="font-size:100%;">Bir sinema izleyicisi gibi olabilecek miyiz?<br />Eger Abraham Lincoln öldürüldügünde siz zaman içinde geriye dönüp, dondurma yiyorsaniz, gelecek Lincoln öldürüldügünde siz dondurma yediniz seklinde olusacaktir. Burada Lincoln'un ölümü ile sizin dondurma yemeniz arasinda dogrudan bir iliski yoktur. Çünkü dondurma yemeniz veya yememeniz Lincoln'un ölümünü etkilemez. Sonuç olarak bilimle felsefenin karsitligi, felsefe ile dinin karsitligini benzer ve ikilemler arasinda destekleyici etkenler vardir. Bu yüzden dinsel kadercilik tartismasi sonuçta zaman yolculugunun takyonlar yapilip, yapilmayacagi sonucunu olusturur. Geçmisteki olaylar, mantikli olmayabilirler, öngörülmemis bir olay yaklasimi ile de degerlendirilemezler çünkü yapilmamis eylem ancak olasiliktir. Veya geçmisteki olaylari degistiremeyiz yaklasimina girmemiz gerekir. Zaman yolculugunu yapabilirsiniz ama müdahale etmeniz yasaklanabilir. Sessiz kalmaniz gerekecektir. Zaman yolculugu hakkinda endiselerin azalmasi için belki de gerekli olan sey, ilahi bir bilgi ya da mantik ötesi bir bilgi kaynaginin konuyla iliskisi oldugunu varsaymaktir. Bu da bizi Tanri inancina götürür veya Tanri'nin neyi bildigi düsüncesine...</span></span></b></div><span style="color: rgb(255, 255, 255);" ><br /></span><div style="color: rgb(255, 255, 255);" align="left"><b><span style="font-family:Geneva, Arial, Helvetica, san-serif;"><br /><span style="font-size:100%;">Geri döndügünüzde kendinizi bulamayacaksiniz ama giden kimdi?<br />Zaman yolculugunun önemli olup olmadigi çok dikkat edilmesi veya tartisilmasi gereken bir olaydir. Eger bu teknolojiye ulasilmis olunsa dahi, o noktada durmak gerekebilir. Geçmisi ögrenmek, çok ama çok pahaliya malolabilir zira içinde bulundugunuz ani kaybetmeniz olasiligi çok yüksektir. Örnegin inandiginiz bir inancin çok farkli bir sey oldugunu hatta olmadigini ögrenmek çok büyük yikimlara neden olabilir. Tarihi olaylarin zaman içersinde ne derece degismis olduklarini ya da degistirildigini görmek sanildigindan çok daha büyük bir felakete götürebilir. Ama karsit anlamda bu esigin asilmasi kaçinilmaz da olabilir, er veya geç bu noktaya gelinecektir. Böyle bir durumu, bir bilgisayari sifirlamaya benzetebilirsiniz. Her sey yeniden baslayacaktir, hatta artik geçmis yoktur yani geçmisinizi yitirmis olacaksiniz. Yepyeni ve hatta hiç hoslanmayacaginiz bir geçmisiniz olacaktir. Bireysel olarak ortaya çikabilecek riskler de ayni düzeydedir. Geçmise ve çok daha tehlikelisi ama daha dogru anlamda imkansiza yani gelecege gidip gelmek makul mantik esigini asmaktadir. Ölmüs oldugunuz bir gelecege gitmek, Wells'in Zaman Makinesi'nde varolmayan bir kavramdir ama öyle bir gelecekte olmamaniz, sizin gelecege giden varliginizin da olmayacagi anlamindadir.</span></span></b></div><span style="color: rgb(255, 255, 255);" ><br /></span><div style="color: rgb(255, 255, 255);" align="left"><b><span style="font-family:Geneva, Arial, Helvetica, san-serif;"><br /><span style="font-size:100%;">Galiba geçmis, gelecek ve su an birer hayalden öte degil...<br />Bütün bunlar bizleri agir ve zorlu tartismalara götürür. Üstelik bu tartismalarla bir yere varilmayacaktir. Zira denenmesi gereken sey deneyin ta kendisi yani zaman yolculugunu yapabilmektir. Bir baska yakiasima göre ise gelecek zaten yoktur çünkü olusmamistir öyleyse zamanin gerçeklesmis ve gerçeklesmemis iki ayri yönü vardir. Gelecegin varsayimlarla dolu olmasi, su anda yapacaklarimizin sonuçlarini içerir ama bu varsayimlarin sinirsiz olmadigi da unutulmamalidir. Her bireyin gelecekte sinirli varsayimlari vardir, bunlardan birisi gerçeklesecektir veya hiç birisi gerçeklesmeyecektir çünkü birey ölmüs olacaktir. O zaman da bireyin gelecegi bildigimiz anlamda yoktur ya da çok küçücük bir yaklasimla ölü bireyin gelecegi ölümün görülmesi yani tanimlanmasidir. Geçmisle ilgili paradokslar sasirtici olabilirler ama gelecegin paradokslari çok daha sasiritici olabilir. Geçmisteki olaylara müdahale etmeye kalkismak ise, varliginizi ortadan kaldirabilir. Atom bombasinin Hirosima'ya atilmasini engellemek inanilmaz bir alternatif zaman devamliligini ortaya çikarabilir, böyle bir gelecekte II. Dünya Savasi daha sürecek, belki ölenler ölmeyecek, ölmeyecek olanlar ise ölecektir. Bugünün dünyasi olusmayacak, zaman makinesi yapilmayacak ve böyle bir geçmisgelecek olasiliginda geçmise gidilemeyecektir. Oysa ilk yapilan eylem geçmise gidip atom bombasini engellemekti demek ki buna kalkisildiginda tekrar çikis noktasina hiçbir sey olmamis gibi dönülecektir. Sonuçta, zaman yolculugu fikren mümkündür ama pratikte mümkün degildir çünkü geçmise dönen zaman yolcusu bulundugu yere tekrar dönemeyecektir. Bu da her seyin göreceli oldugu bir evrende yasiyoruz anlamindadir. </span></span></b></div><div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4861771628487422714-6820128089633617575?l=korku-evi.blogspot.com'/></div>youtubeindiricihttp://www.blogger.com/profile/11444916868024736322noreply@blogger.com0tag:blogger.com,1999:blog-4861771628487422714.post-4934731257520486462008-04-08T12:40:00.001-07:002008-04-08T13:01:51.373-07:00Ölümsüz kont Saint Germain<script type="text/javascript" src="http://www.reklamstore.com/admanager/render_ads.js"> </script><iframe style="color: rgb(255, 255, 255);" name="reklamstore_frame" src="http://ads.reklamstore.com/show.rs?act=11&amp;st=5666&amp;cust=-1&amp;rgn=16873&amp;sz=1024%20768&amp;rgt=1&amp;rts=V&amp;rgw=336&amp;rgh=280&amp;cbc=000000&amp;cbg=000000&amp;clc=CC0000&amp;cur=CC0000&amp;ctx=FFFFFF&amp;stu=http://www.enteresanolaylar.com/detay.asp?hid=1660&amp;lks=12&amp;bi=0" marginwidth="0" marginheight="0" vspace="0" hspace="0" allowtransparency="true" frameborder="0" height="280" scrolling="no" width="336"></iframe><span style="color: rgb(255, 255, 255);"> </span> <br /> <center style="color: rgb(255, 255, 255);"> <script type="text/javascript"> <!-- var reklamstore_region_id = "19696"; var reklamstore_client_id = "5666"; var reklamstore_ad_type = "text"; var reklamstore_ad_width = 468; var reklamstore_ad_height = 60; var reklamstore_ad_format = "468x60"; var reklamstore_ad_frameborder = 0; var reklamstore_color_border = "#000000"; var reklamstore_color_bg = "#000000"; var reklamstore_color_link = "#CC0000"; var reklamstore_color_url = "#0000FF"; var reklamstore_color_text = "#FFFFFF"; var reklamstore_screen_size = window.screen.width + " " +window.screen.height; //--> </script> <script type="text/javascript" src="http://www.reklamstore.com/admanager/render_ads.js"> </script><iframe name="reklamstore_frame32" src="http://www.reklamstore.com/DenizFeneri/468_60.html" marginwidth="0" marginheight="0" vspace="0" hspace="0" allowtransparency="true" frameborder="0" height="60" scrolling="no" width="468"></iframe> </center> <p style="color: rgb(255, 255, 255);" align="center"><img alt="" src="http://img519.imageshack.us/img519/6640/charkatangermainkr5.jpg" align="bottom" border="0" hspace="0" /></p><span style="color: rgb(255, 255, 255);" ><br /></span><div style="color: rgb(255, 255, 255);" align="left"><b>Ölmsüz kont Saint Germain<br /><br /></b><b>Gizemlerin adamı;Bilinmeyen bir gizem örgütünün dünya temsilcisi;<br /></b><br /><b>Öyle bir adam düşünün ki, yüzyıllardır yaşıyor olsun, 300 yıl boyunca Avrupa Sarayları´nda tanınsın ve el üstünde tutulsun. Büyücü, simyacı, kaşif, milyarder, tıp adamı ve inanılmaz bir müzisyen; hatta Çaykovski onun bestelerini çalmıştı. İşte Kont St. Germain buydu ama böyle biri gerçekten yaşadı mı? Kaynaklar bunu kesinlikle gösteriyor. Kimdi bu garip adam? Gizemlerin adamı; Francis Bacon, Valentine Andres, The Polish Rider (Polonyalı Süvari), Prince Rakoczy, Sinyor Gualdi, Kont Saint Germain gibi isimlerin yanısıra, İngiltere Krallığı’nın gerçek varisi Francis Tudor olduğunu ve gerçek soyunu saklamak için kullandı. Bacon-Shakeaspeare ve Kont St. Germain üçlüsü tek kişi miydi?<br /><br />Kont St. Germain´ın tüm geleneksel biyografi yazarlarını şaşırtan bir yaşamı vardır; yazılan en sempatik kitap “The Com*te de St. Germain-Kralların Sırrı”dır. Yazarı ise dinbilimci I.Cooper Oakley’dir. Kitapta, Kont St. Germain bir kadının gözüle anlatılır. Kont´un gizemi tarihçi Bentick Van Rhoon’un şaşırtıcı notlarından yararlanılarak anlatılmış. 18 Nisan 1760 tarihli notlarda şöyle yazıyor: “Onun kim olduğunu kimse bilmiyordu. İngiltere gibi bir ülkede bu tuhaflık beni şaşırtmazdı çünkü bu gizemi çözecek bir istihbarat örgütü yoktu, fakat beni asıl şaşırtan Fransa gibi bir ülkede bile sırrın çözülememesiydi.” Andrew Lang’ın, “ Tarihsel Gizemler” adlı kitabına bir göz atalım; “Resmi dökümanarda onun izine rastlamadım ama bir yerlerde böyle belgeler olduğu söyleniyor. Kont, 18. Yüzyıl´da*ki bir çok biyografi yazarının ele geçirmek istediği bir kişilikti. Ama güvenilir devlet dökümanlarında onunla ilgili bir ize rastlamak için şansınıza güveniyorsanız, bunun büyük bir hata olduğunu anlarsınız” Fransa İmparatoru III.Napoleon da Kont Saint Germain’in sırlarını merak etmişti. Kütüphanecilerine,18. Yüzyıl sonlarıyla ilgili arşiv ve dökümanları araştırıp toplamasını emretti. Sonunda, koca bir dosyayı dolduraçak kadar belge toplanmıştı. Fakat Fransa-Prusya savaşında ve halk ayaklanmasında toplanan belgelerin bulunduğu bina yandı. Yazar Magre, “Magi’nin Dönüşü” adlı kitabında; “Bu yine kaza olarak nitelenen bir ilahi adalet örneği çünkü dünyada bazı şeyler gizli kalmalı” diyordu </b></div><span style="color: rgb(255, 255, 255);" ><b><br /></b></span><div style="color: rgb(255, 255, 255);" align="center"><b><br /></b><b><img alt="" src="http://img519.imageshack.us/img519/763/caix2qw3.jpg" align="bottom" border="0" hspace="0" /></b></div><span style="color: rgb(255, 255, 255);" ><b><br /></b></span><div style="color: rgb(255, 255, 255);" align="left"><b><br />Elli yıl sonra, yine 45 yaşındaydı...<br /></b></div><span style="color: rgb(255, 255, 255);" ><br /></span><div style="color: rgb(255, 255, 255);" align="left"><b>Gustav Berthold Volz’un 19 ve 20. Yüzyıllar´ı inceleyen yol gösterici araştırmasından sonra, Kont Saint Germain, “7 yıl savaşlarının Tarihçesi” adlı kitapta 18. Yüzyıl’ın en gizemli adamı olarak nitelendiriliyor. Grillot de Givry’nin “Cadılık, Büyü ve Simya” adlı kitabında söylediği gibi Mrs Cooper Oakley, Kont Saint Germain’in hala hayatta olduğunu iddia ediyor ve bu iddiasını kanıtlayacak belgeleri arıyor. Fransız Ulusal Kayıt Ofisi, Yabancı Olayları Araştırma Fransız Ofisi, Berlin’deki Alman Saray Arşivi, Viyana Saray ve Devlet Arşivi ve Kopenhag Devlet Arşivi, Cooper Oakley’in iz sürdüğü mekanlar. Genel bilgilere göre, Kont Saint Germain, doğumu ve kökeni yüzünden kendini saklamak zorunda kalmıştı. Transilvanya prensi Rakoczy’nin en büyük oğlu olduğu iddiaları vardır. Paris’te “Saint Germain”, Londra’da “Kara Haç Markisi”, Ubergen’de “Kont Surmount”, İtalya’da “Kont Bellamore”, Venedik’te “Montferrat Markisi”, Pizza’da “Schoening Şovalyesi”, Cenova’da “General Soltikov” ve Murenberg’de Rus Hükümeti tarafından verilen onur payesini taşıyan “Başarılı General” onun bilinen bazı kişilikleriydi. Rus Savaşı’nda askerlere verdiği bir içecek yüzünden içeceğe “Saint Germain Çayı” adı verildi, çayın adı, ileride “Rus Çayı” olacaktı. Bu bitkisel karışım her derde deva bir içecekti. Kont Saint Germain, bazen de Rakoczy adının harfleriyle oynayarak "Tzaragy" adını kullanıyordu. Bu da kullandığı birçok isimden biriydi. Saint Germain Kontu, ilk kez 1710’da Venedik’te görüldü. Daha sonra Fransız Sefiresi Madam de Gergy onu 45 yaşlarında bir adam olarak tanıdı ve 50 yıl sonra Paris’te karşılaştıklarında sanki hiç yaşlanmamış gibiydi. Sanki Saint Germain Kontu’nun oğluydu. Madam de Gergy’e göre gençliğinin sebebi kullandığı bitkisel bir gençlik iksiriydi. İlk karşılaşmalarında bu iksirden ona da vermişti. Aşağıda göreceğiniz gibi Madam de Gergy de gençliğini korumuş oldu. Kont Saint Germain ilk kez görüldüğü Venedik’ten döndüğünde onu kimse bilmiyordu. Ama Jenning’in “Rosicrucians-Gül Haç, Ayinleri ve Gizemleri” adlı kitabında onunla ilgili atıflar vardır. Burada Kont Saint Germain’e çok benzer bir kişinin tarifi vardı. Verilen tarih ilk görüldüğü yıldan 23 yıl öncesiydi yani, yıl 1687´idi. Bu kişi Sinyor Gualdi adını kullanıyordu, yıllar sonra işi ve uyruğu araştırıldığında şehri çoktan terk etmişti, tıpkı Saint Germain Kontu gibi. Gualdi, bir sanat uzmanıydı ve seçkin parçalardan oluşan bir koleksiyonu vardı. Manly Hall ve yandaşları bu tuhaf “Sinyor”un Kont Saint Germain olmasından kuşkulanıyorlardı. Başka bir yerde “Polish Rider” adıyla tanınan kişi için de aynı izi sürebiliriz. Bu kaynakta iddia edildiğine göre, 1624’te ünlü bilge Francis Bacon olarak resmen öldükten 46 yıl sonra 1670’te, Abbe Monfaucon de Villars’a Gül-Haçlar´ı (Masonların ve okültistlerin ünlü gizem örgütü) anlatan bazı notlar vermişti. Bu notlar “Comte de Gabalis” başlığıyla basıldı. Ancak bir dahi onun özgün yazı stilini taklit edebilirdi. Ama bu çok zor bir ihtimal olduğuna göre bu kişi Kont Saint Germain olmalıydı.<br /><br />Her taşın altında o vardı;<br /><br />İngiltere´deki özel müzesinde kendi el yazısıyla yazılmış bir mektup vardır. Mektup onun 22 kasım 1735’te Hauge Morin’de Baron von Gleichen’in sekreterliğini yapmış olduğunu ve Hollanda’da 1739’da karşılaştıklarını ispatlıyor. 9 Aralık 1745’te Horace Walpole isimli bir kişi Kont Saint Germain’le konuşurken onun iki yıldır Londra’da olduğunu söylediğini anlatıyor. Bu tarih Charles Edward ayaklanmasına rastlıyor ve St. Germain Kontu olduğuna inanılan genç bir isyancı, bir süre şüphe altında kaldı ve tutuklandı. Ama daha sonra masum olduğu anlaşıldı. Bu olayla ilgili olarak Walpole, bir mektupta şöyle yazıyor: “Geçen gün tuhaf bir adamı tutukladılar. Kont St. Germain adında birisiydi. İki yıldır buralarda, hiçbir zaman adını ya da nereli olduğunu söylemiyor. Ama bilinen bir şey varsa, gerçek isminin Kont St. Germain olmadığı. Çok iyi şarkı söylüyor, inanılmaz bir şekilde keman çalıyor, besteler yapıyor ve onun çılgın biri olduğu düşünülüyor. Aslında çok duyarlı ve hassas. İngiltere Prensi bile onu merak ediyor ama çok kibirli biri.” İngiltere’de St. Germain, ünlü yazar Bulwer Lytton ile arkadaştı. Yazarın bir Rosicrucian olduğu düşünülüyordu. Ünlü kitabı “Zazani” nin baş karakteri Kont St. Germain’di. Kitapta bu gizemli adam bir Rosicrucian ve simyacı olarak nitelendiriliyordu. Ayrıca gizli bir yaşam sürdüğü de belirtilmişti. Kont St. Germain’nin kendi beyanlarından 1745 yılında iki kez Hindistan’da bulunduğunu anlıyoruz ve 1773’te yazılmış diğer mektuplardan anlaşılıyor ki; 1755’te tekrar Hindistan’da bulunmuş. Aynı mektupta bir de oğlu olduğundan bahsediyor. Çocuğun Bacon’un oğlu olduğu ve Amerika’nın kolonileşmesinde (Virginia Eyaleti´nin ilk yıllarında) büyük rol oynadığı tahmin ediliyor. Bu konuda daha birçok söylenti var. Hatta Kont St. Germain’in bu olaylardan sonra Himalaya’lara çekildiği iddiası da var. Dinlenmek için düzenli olarak geldiği Himalaya’larda yoga ile ilgilendiği ve yoga yaparken görüldüğü söyleniyor. 18 Yüzyıl boyunca nereden geldiği, kim olduğu ve soyu tüm Avrupa’da merak edildi. Gizemlerin adamı hakkında E. M. Butter’in yazdığı “Magi Efsanesi” adlı kitapta şöyle yazıyor; “Böyle dikkat çekici bir şahsiyetin tanınmaktan kaçması bir meydan okumadır. Çağdaş bilgilerle bile ulaşılamayan bir kimlik aslında hükümsüz demektir. St. Germain, Rakoczy olduğunu söylediğinde de bu doğa kuralından yararlanmıştır. Gün doğmadan önce gizemini derinleştirdi. Çocukluğunu alevli renklerle tasvir diyor. Kendini inanılmaz bir manzara içinde betimliyor. Çok güzel bir havada şahane bahçelerde dolaştığını, Fas’ta Granada krallığının tek gerçek varisiymiş gibi anlatıyor. Kont St. Germain, öğretmenine çıktığı bir gezide başındaki taçla bir daha hiç göremeyeceği annesini son kez gördüğünü ve elinde bir bilezik olduğunu anlatmıştı. Kanıtlamak için de annesinin giysisinden bir parça getirmişti. (YAZARIN NOTU: Kraliyet soyundan geldiğini kanıtlamak için Kraliçe I. Elizabeth’in oğlu olduğunu söylüyor, “bir daha hiç göremeyeceği anne” bunu simgeliyor. Daha sonra Lady Bacon onu kendi oğlu gibi yetiştirmiş. Kısaca kendini krallığın son varisi olarak tanımlamış ama ülkenin adını vermemiş.) Genç yaşında Avrupa’nın büyük kısmını dolaşmıştı, Hindistan’da, İran’da, Türkiye’de, Japonya’da ve Çin’de bulunduğunu iddia etmişti. Gezilerinin adını vermediği bir yazar tarafından kaleme alındığını da söylüyordu. Ona inanmıyoruz ama gerçekten bu ülkeler hakkında öyle detaylar anlatıyor ki, herkes şaşırıyor. Onun güçlü ve etkili bir lider olduğuna inanılıyor. Çünkü, birçok farklı örgüt kurmuş, Bouillon Dükü’ne Paris’te iki yüzü aşkın insanın Dük’ün başkanlığında bir grupta toplanacağını söyledi. Paris’te 1785’te yapılacak Mason Konferansı’na da katılacağını söyledi. Ama bu ölümünden bir yıl sonraydı ve Kont toplantıya geldi”<br /><br />Garip güçlere sahipti...<br /><br />Tüm 18 Yüzyıl boyunca St. Germain Kontu, Avrupa’da ve Doğu’da birçok ülkede daima saraylarda ve kralların, imparatorların, sultanların çevresinde görüldü. Büyük Çar Peter’ın hüküm sürdüğü zamanlarda Rusya’daydı ve ismen sözü ediliyordu. 1737’den 1742’ye kadar İran Şahı’nın onur konuğuydu. İran’dan Fransa’ya ve Calcutta’dan Roma’ya kadar her yerde kraliyet çevresinde saygın biri olarak tanınıyordu. Walpole’nin ona 1745’te, Londra’da, Clive’nin ise ona 1756’da Hindistan’da rastladığından bahsetmiştik. Madam D’Adhemar onun 1789’da Paris’te olduğunu iddia ediyordu. Bu tarih onun öldüğü zannedilen tarihten 5 yıl sonrasıydı. Bunlar yetmiyormuş gibi, bir çok insan Kont Saint Germain’i 19 ve 20. Yüzyıllar´da gördüğünü de belirtiyordu. Avrupa soylularının çok yakından tanıdığı bir kişiydi ve çeşitli ülkelerdeki önemli insanların arkadaşıydı. Büyük Frederick, Voltaire, Madam de Pompadour, Jean Jacques Rousseau ve Chatham onun arkadaşlarıydılar. Hepsini şahsen tanıyordu ve hepsi ondan söz ettiler ve adamın gizemini merak ediyorlardı. Una Birch, St. Germain’in hayatını konu alan “19. Yüzyıl”adlı kitabında şöyle diyor: “Londra’da bir Jacobite ajanı, St. Petersburg’da bir suikastçı, Paris’te simyacı ve sanat eksperi, Napoli’de bir Rus generali, Versailles’te müzisyen olarak karşımıza çıkıyor. Bunların tümü Kont St. Germain´di, Büyük Frederick’in Berlin’deki kütüphanesinden öğreniyoruz ki, İlluministlerle bağlantı kurarak, Ren nehrine yakın yerlerde örgüt toplantıları yapıyordu.” 1757’de St. Germain, Paris’te görüldü ve daha sonra Kraliyet tarafından kabul edildi. Birçok insan onun garip güçlere sahip olmasına ve durmadan kılık değiştirmesine şaşırıyordu. Buttler, bu konuda şöyle yazıyor: “Kont, parlak bir konuşmacı ve araştırmacıydı. Çok fazla seyahat etmiş, çok okumuş, çok bilgili ve nezih biriydi. Mükemmel bir kişiliği vardı; alaycı ve sofistike bir tarzı vardı; iyi bir üne ve güce sahipti ve bunları kendine değer verilsin diye yapmıyordu. Üç yıl boyunca kendini saklayarak entrikacılardan ve kıskançlıklardan korunmayı başardı. Kurnazlığı ve Madam de Pompadour’un lütfuyla Kral´ın nezdinde itibarı tamdı. Doğal etki gücüyle ve inandırıcıyla zaferler kazanıyordu. 15. Louis’in kırılmış elmaslarından birini, bozmadan eskisinden üç kat daha değerli bir elmasa dönüştürdü. St. Germain Kontu´nun bir büyücü olduğu çok söylenir. Ama bu iddia asla kanıtlanamadı ve St. Germain’in başarıları sır olarak kaldı, hala da öyle. 15. Louis zamanını özel bir laboratuarda geçirerek St. Germain’in sırrını çözmeye çalıştığı anlatılır. Birçok yeni buluşun ardında onun bulunduğu söyleniyordu, çok büyük bir para gücüne her zaman sahipti, herkes işin içinde büyük paralar döndüğünü biliyor ve ona hemen kanıyordu. Birçok mucit ve kaşifi Chambord Sarayı´na atadı. Böylece Kraliyet´e gelir sağladı. Kral, ona tapıyordu ama Kont St. Germain resmi bir kişiliğe asla sahip olmadı. Saray çevreleri ondan nefret ediyorlar ama vazgeçemiyorlardı çünkü muhakkak birinin bir derdine o çare bulmuştu veya buluyordu.</b></div><span style="color: rgb(255, 255, 255);" ><br /></span><p style="color: rgb(255, 255, 255);" align="center"><b><img alt="" src="http://img519.imageshack.us/img519/2007/caix1cd8.jpg" align="bottom" border="0" hspace="0" /></b></p><span style="color: rgb(255, 255, 255);" ><b><br /></b></span><div style="color: rgb(255, 255, 255);" align="left"><b>Rus Devrimi´nin ardında o vardı!<br /><br />St. Germain Kontu bazen sarayda kralın özel işlerine bakan bir sırdaş veya resmi daireleri yönlendiren bir fikir babası, bazen bir bilim adamı, bazen de ebedi gençliğin sırlarını bilen bir büyücü ve politikayı etkileyen bir filozoftu. Fransız kabinesinin birçok üyesi, St. Germain’e devlet sorunlarını danışıyor ve tavsiyeler alıyordu. 1760´da Kont St. Germain güvenirliğini kanıtlamış biri olarak, Fransa-İngiltere ile ilişkilerini düzenliyordu. Kont´un bir diplomat ve üst düzey bürokat olarak yetenekleri 15. Louis’i çok etkilemişti. Kral ona deneylerini sürdürebilmesi için bir laboratuar ve Versailles’te bir oda verdi. Böylece Kont St. Germain, günlerini Kraliyet Ailesi´yle birlikte geçirmeye başladı. İngiltere ile savaş devam ederken barışı sağlamak için St. Germain biçilmiş kaftandı. Gizli bir diplomatik görev için Hague’ye gidebilir, İngiliz yetkililerle temasa geçip barışı sağlayabilirdi. Ama birden işler tersine döndü; görevi, zamanın Dış İlişkiler Bakanı Duc de Choiseul’e bildirmediği için ve Hauge’deki Fransız konsolosuna böyle bir bilgi ulaşmadığından St. Germain oraya gidip, Louis’in emirlerini bildirdiği zaman, yetkililer inanmayıp tutuklama emri çıkardılar ve zayıf yaradılışlı kral buna boyun eğdi. Fransız konsolosu D’Affrey, Kont St. Germain’in İngiltere’ye giriş yapmasına ya da başka ülkelere iltica etmesine izin vermedi ama Kont artık ortada yoktu. Yine Paris´de ortaya çıktı ama bu kez Saray´dan uzaktı. Sonra Almanya´da görüldü, İngiltere işinde kıskançlıktan dolayı başarılı olamamıştı ama 1761’de Almanya ve Avusturya arasında barışın sağlanmasınta başarılı oldu. Hatta Rusya’da diplomatik başarılara imza attı ve böylece 1764’de Çariçe Catherine’nin yakın çevresinde yer aldı. Peki acaba düşmanları onun için ne diyordu? St. Germain Kontu, çok eleştirildi. Örneğin, Danimarka’lı bürokrat Kont Charles Wernstedt şöyle yazıyordu; “Burada kötü ünlü bir maceraperest var; adı Kont St. Germain, gerçek bir şarlatan, bir aptal, bir geveze ve bir dolandırıcı, yıllardır onu görmeye alıştık. Kralımız onu tüm kalbiyle onurlandırıyor. Böylece gerçek kimliğini saklayabiliyor. Kim bu adam?" Fransız bilim adamı Thiebault ise “Souvenirs” adlı kitabında Kont St. Germain’e daha bir sempatiyle yaklaşıyor. “Kont St. Germain gelmiş geçmiş en akıllı maceraperesttir. Yaptığı herşey onurludur ve her zaman dürüst olmuştur.” Kont´a hayran olan asil Kauderbach, ilk kez 4 Nisan 1760’da Kont Wackerbath’a şöyle diyordu: “St. Germain, bizlere öyle garip, öyle açık saçık hikayeler anlattı ki, onları herşeyden önce iğrenerek dinlersiniz. Ama etkileyici oldukları kesin. Bu adam 10 yaşındaki birini bile kandıramazken bizleri nasıl kandırsın? Ve ona sabrının sonuna gelmiş bir maceraperest olarak saygı duyuyorum, ama yine de sonu trajik bir biçimde gelmezse şaşıracağım.” Danimarkalı bir politikacı olan Kont Bernstorff ise 1779’da yazdığı özel mektubunda şöyle diyordu: “Ne arkadaşıydım ne de ona hayrandım... Yargılarımı devreye soktum ama itiraf etmeliyim ki, daima gizemli, mantıksız işler yapan, devamlı isim değiştiren, bazen bir suçlu bazen de bir centilmen gibi davranan birine güvenemiyorum.”<br /><br />Dünyanın her yerinde ortaya çıktı...<br /><br />Ve büyük düşünür Voltaire biraz da alaylı bir şekilde arkadaşı Frederick’e Kont St. Germain hakkında şöyle yazmış, “Herşeyi bilen ve hiç ölmeyen biri.” Herhalde Frederick bu alaycı üslubu pek ciddiye almamıştı. Dresden’deki Prusya büyük elçisi Alvensleben de, Frederick’e 25 Haziran 1777’de Kont St. Germain hakkında bir mektup yazıyordu; “Çok yetenekli ve çok zeki biri, ama kesinlikle adalet duygusundan yoksun. Ününü, en basit insanın bile yapabileceği dalkavuklukla kazanmış. Özellikle hitabet yeteneğiyle güzel sözler duymaya hazır birisini kolayca etkileyebilir. Tüm kişiliği, haddinden fazla kibirle örülmüş. Hikayeleriyle toplumu uyarmaya ve bilgilendirmeye çalışıyor. Ama sıra kendi fikirlerini empoze etmeye gelince güçsüzlüğü ortaya çıkıyor. Ama asıl acı olan, onu yalanlayacak kimsenin olmaması.” Danimarkalı Amiral Kont Danneskjold, Amsterdam’dan 27 Nisan 1760’da St. Germain’e bir mektup yazmıştı; “Çok iyi biliyorum ki, Mösyö, dünyanın en iyi yöneticisiniz.” Öylesine çelişkiler vardı ki, takdirler, övgüler bir yanda, alay, küçümseme ve aşağılamalar öte yandaydı. Rusya Büyük Elçisi Prens Golizyn 1 Nisan 1760’da Kauderback’a yazdığı mektupta şöyle bir ifadeye yer veriyordu; “Ben de tıpkı sizin gibi onun bir aptal olduğunu düşünüyorum.” Alman Bürokrat ve devlet adamı Bentinck von Rhoon ise, St. Germain’i çok nazik ve başarılı bulurken beraberlikten zevk alıyordu. Çünkü Rhoon´a göre Kont, gerçekten zeki ve birikimliydi ve birçok ülke hakkında bilgi sahibiydi. Çok iyi bir eğitim almıştı, çok kibardı ve insanlar hakkında verdiği kararlar çok doğruydu. Tarihçi Sypesteyn, “Tarihsel Anılar” adlı kitabında St. Germain Kontu´ndan söz etmiş; “St. Germain, gerçekten dikkat çekici biri. Tanındığı her yerde akılda kalıcı bir etki bırakıyor. Gerçekten de asil ve iyi yanları çok. Hiçbir kötü harekette ya da onursuz davranışta bulunmamış ve heryerde sempatiyle karşılanıyor.” Edebiyatın ölümsüz ismi Çehov, “Maça Kraliçesi” adlı yapıtında Saint Germain tarafından St Petersburg’da yazılmış bir büyü kitabına gönderme yapıyor. 18 Yüzyıl başlarında Saint Germain Kontu´nun, daha sonraları Rus Devrimi´nde büyük rol oynayan gizli direniş gruplarını kurduğu belirtiliyor. Tıpkı Mason örgütlerinin Fransız ve Amerikan devrimlerini etkilemesi gibi, bu örgütler de Rus Devrimi´nin kaderini etkilemişti. Ondan söz edenler, tanıyanlar, sevenler, sevmeyenler ama bunların tümü Kont St. Germain´ın kimliğini anlamaya yine de yeterli olmuyor. Kontes D’Adhemar “Marie Antionette’in Anıları” adlı kitabında Saint Germain’i tanımlıyor; “Herşey 1743 yılında çok zengin ve inanılmaz mücevherlere sahip bir yabancının Versailles’e geldiği dedikodusuyla başladı. Nereden geldiğini kimse bilmiyordu. Görünüşü titiz ve şıktı. Elleri nazik ve zarif, ayakları biçimliydi. Biçimli bacaklarını herzaman şık çoraplar süslüyordu. Giysileri daima vücuduna oturuyor ve uyum gösteriyordu. Gülümserken dişlerinin berraklığı ve pırıltısı dikkat çekiyordu, yanağında şirin bir gamze vardı. Siyah saçları iyi kesimliydi. Ve o harika gözler... Hiç onunki gibi gözlere rastlamamıştım... 45 yaşlarında gözüküyordu. Her zaman Kraliyetin gözdesi oldu ve Kraliyetin ona karşı sınırsız hoşgörüsü 1768’de başlamıştı.”</b></div><span style="color: rgb(255, 255, 255);" ><b><br /></b></span><div style="color: rgb(255, 255, 255);" align="left"><b> </b></div><span style="color: rgb(255, 255, 255);" ><b><br /></b></span><p style="color: rgb(255, 255, 255);" align="center"><b><img alt="" src="http://img519.imageshack.us/img519/1628/trash1lx0.jpg" align="bottom" border="0" hspace="0" /></b></p><span style="color: rgb(255, 255, 255);" ><b><br /></b></span><div style="color: rgb(255, 255, 255);" align="left"><b>Ressam, müzisyen ve şair ama ne?<br /><br />Kont Saint Germain gününün önemli bilginlerinden biriydi. Tarihçilerin onu gözardı etmesi bile halk arasında mitolojik bir figür haline gelmesini engelleyemedi. Onun diller hakkındaki bilgisi hem modern dilleri hem de eskileri kapsıyordu. Almanca, İngilizce, İtalyanca, Portekizce, İspanyolca, Fransızca, Yunanca, Latince, Sanskritçe, Arapça ve Çince konuşabiliyordu. Üstelik bu dilleri anadili gibi düzgün bir aksanla konuşuyordu, çok iyi bir müzisyen, iyi bir kimyacı ve bir dahi olduğu söyleniyordu. Fransa´nın tarihi simgesi Madam de Pompadour ise Saint Germain’i şöyle övüyor: “Modern ve eski tüm dilleri harika konuşuyordu. Harika bir belleği vardı, her alanda konuşmasını sağlayan etkileyici bir bilgi birikimine sahipti, onu iyi bir konuşmacı yapan insanları tanıma yeteneğiydi. Bazen krallar ve prensler hakkında hikayeler anlatırdı. Öyle bir üslup kullanırdı ki, her detay bir illüzyon gibi gözünüzde canlanır, gerçekmişçesine etkilerdi. Bütün dünyayı dolaşmıştı ve Kral onun maceralarını dinlemeye bayılıyordu. Asya, Afrika hatta Rusya, Türkiye ve Avusturalya hakkında öyküler anlatırdı. Üstelik tüm bunlar Kralı ve dinleyenleri derinden etkilerdi.” İşin bir de İngiltere yönüne bakalım; Saint Germain Kontu, bazen Francis Bacon olarak, Kraliçe Elizabeth’in oğlu gibi, bazen de Kral James’in sağ kolu olarak çoğu zamanını Kraliyetle birlikte geçirmişti. Shakespeare’in oyunlarındaki gibi kılıktan kılığa girerek 18 Yüzyıl´ın Avrupa soylularını etkilemeyi başardı. Belki de Bacon-Kont St. Germain-Shakeaspeare üçlemesi oydu. Böylece kendini yormadan içinden gelen bir yetenekle önce Kralı etkiledi sonrada tüm Avrupalı asillere kendini kabul ettirdi. Bunun asıl nedeni iddia edildiği gibi Kraliyetin kanını taşıyor olması mıydı? Belki de, Cooper Oakley’in biyografisinde Kont St. Germain’i tanımlarken “Kralların Sırrı” tamlamasını kullanmasının nedeni buydu. Aşağıda St. Germain’in görünüşü benzer ifadelerle açıklanıyor: St. Germain bir medyum kadar hassas bir ruha ve kibar davranışlara sahipti. Görünüşü güzeldi, cildi esmer, saçları siyahtı. Yüz hatları asildi, zekasını ve dehasını gösteren bir ifadesi vardı. Sadece büyük ve önemli insanlara özgü bir edası vardı, giysileri basit ama şıktı. Lüksü çok sayıda elmaslardan ibaretti. Bunlar iyi gizlenmişlerdi fakat her parmağına yüzük takardı. Saati elmaslarla çevriliydi. Bir akşam güzel ayakkabı tokaları takmıştı. Değerli taş uzmanı von Contaut’un dediğine göre tokaların üzerindeki taşların değeri 200.000 frank kadardı. Oakley yazıyor; “Piyanoda her şarkıyı çalabilmesi bir yana, en zor konçertoları bile değişik enstrümanlarla çalabiliyordu, özellikle yorumlarından etkilenenler sayısızdı. İnanılmaz güzellikte yağlıboya resimler yapıyordu. Resimlerini çekici kılan kendi keşfettiği bir boya türüydü ve bu bir sırdı. Vanloo bu resimlerdeki renklerden çok etkilenmişti ve bir çok kere bu sırrı onunla paylaşması için rica etmişti. Ama sır hiçbir zaman açığa çıkmadı. Aslında mucizelerin kaynağı engin kimya ve fizik bilgisiydi. Her zaman sağlıklıydı ve bunun nedeni gizemli bilgilerdi. Üstelik bir insana nasip olabilecek yaşam süresinin çok üzerine çıkması yine bu bilgilerin hikmetiydi."<br /><br />Çaykovski bir hırsız mıydı?<br /><br />Bu nitelikleri Kont’u Madam de Gergy’nin gözdesi haline getirmişti. Daha ilk günden başlayıp uzun yıllara yayılan ilgi Venedik’teki ilk karşılaşmayla başladı. Madam de Gergy, uzun yıllar sonra bile 25 ‘inde görünmesini sağlayan bir iksiri Saint Germain’den almıştı. Madam de Gergy’nin inanılmaz gençliğine tanıklık edecek yaşıtı olan bir çok yaşlı erkek vardı ve bu yaşlı centilmenler bu sırrı sorguluyorlardı ama asla bir sonuç elde edemediler. Bir müzik kenti olan Paris´de o gerçekten bir ustaydı. Versailles’te bulunduğu sırada kemanla birçok konserler verdi ve bir keresinde bir senfoni orkestrasını yönetti. Eski bir İngiliz şarkısı olan “Oh, Woulds Tough Know What Secret Charms”ın da içinde olduğu besteleri yayınlandı. 1760’da yeni şarkılar besteledi ve 1780’de keman için bir solo grubu oluşturdu. Eleştirmenler onu çalışkan ve kabiliyetli bir sanatçı olarak tanılıyordu. Ayrıca konserleri ve besteleriyle dikkatleri üzerine çekiyordu ve iyi bir nota müzisyeniydi. Bir konser icracısının, alet çalmasını yalnızca Fransız bestecisi Rameau övmüyordu, en inanılmazı da öldüğü zaman Çaykovski’nin kağıtları arasında onun bestelerinin bulunmasıydı. Rusya’daki bu garip olayın bir diğer yönü de, bir Rus bestecisinin onun bestelerini sahiplenmesiydi. Bu olay şöyle anlatılıyor; “St. Germain Kontu, St Petersburg’da Kont Rotari adlı bir ressamla yaşıyordu. Bu ressamın mükemmel portreleri Peterhof Sarayı’nda sergilenmektedir. St. Germain, iyi bir keman virtüözüydü, tek başına bir orkestra gibiydi. Rus besteci N. Pyliaeff için besteler yapmıştı ve besteler Kontes Ostermann’a ithaf edilmişti. Tarih yaklaşık 1760´idi. N. Pyliaeff bu besteleri nedense sahiplendi. Eserlerin bazılarını satın aldı ve bir süre elinde tuttu. Daha sonra onları ünlü bestekar Peter Çaykovski’ye hediye edermişcesine verdi. Böylece bestekar öldüğünde besteler kağıtlarının içinde bulundu. Fakat N. Pyliaeff, St. Germain’in bestelerindeki gizli düzenin kimse tarafından taklit edilemeyeceğini düşünüyordu.” Kısacası Çaykovski´nin, Kont St. Germain´ın bestelerini çaldığı resmen iddia ediliyordu. Daha öte gariplikler de var; Kont St. Germain, aynı cümleyi aynı anda iki eliyle de yazabiliyordu. Sonra bu iki nüshayı ışığa tutunca fotokopi makinesinde çoğaltılmışa benziyordu. Bir okuyuşta bir metni tekrarlayabiliyordu, beyninin iki yarısı, bağımsız olarak işlevlerini yerine getiriyordu. Bunu kanıtlamak için ise sağ eliyle aşk mektubu sol eliyle mistik bir şiir yazardı. Aynı anda da şarkı söylerdi. Yine J. Cooper Oakley´e dönelim; “Bütün bu tuhaf anlaşılmazlar içinde 18. Yüzyıl´ın en evrensel ve dikkat çekici mistik ismi Kont St. Germain’dir. Arada bir romantik bir kahraman, belki bir şarlatan veya dolandırıcı ya da bir maceraperestdi. Hep bu tür sıfatlarla değerlendirildi. Onu değerlendirenler güçlü ve zengindiler, genelde nefret edilen ve erkeklerin çok azının sevdiği, dönemi boyunca kendini saklayan biriydi. Daha önceleri de, şimdi olduğu gibi, majisyenler ve simyacılar şarlatan olarak değerlendirilmişlerdir ve çok az insan bu gizemin gücünü farkedebilmiştir. Kralın arkadaşı ve sağ kolu olarak birçok insanı kıskançlığa sürüklüyordu. Bilgileriyle “Batı’ya” yardım etmek istedi ve birçok ulusu fırtına yüklü bulutlardan kurtardı. Eyvah! Ne yazık ki, uyarı dolu sözlerini ancak sağır kulaklara ulaştırabildi ve tavsiyeleri gerçekten dikkate alınmadı.”<br /><br />"Gizli Kardeşlik" yine karşımızda;<br /><br />St. Germain’i takdir eden bir başka kadın da ünlü gizemci ve Teosofi Örgütü´nün kurucusu Madame Blavatsky´idi. Blavatsky onu şu sözlerle anlatıyor: “Eğer bir şarlatan olsaydı, uzun yıllar boyunca sayısız zeki ve yetenekli devlet adamının ve asillerin takdirini kazanabilir miydi?” Manly Hall’ın Gül-Haç´ı, simyayı, masonları ve diğer mistik bilimleri anlatan, kapağında Prens Rakoczy’nin resmi olan kitabında şöyle yazıyor: “Biri ona kendisiyle ilgili birşey sorduğunda babasının gizli bir düşünce, annesinin ise gizem olduğunu söylüyordu. St. Germain Kontu, Doğu konsantrasyonunun prensiplerini iyi bilen bir üstattı. Çok defa, yoga yaparken görüldü. Himalaya’larda bir inziva köşesi vardı, burada kendini dünyadan tamamen soyutluyordu. Bir iddiaya göre tam 85 yıl Hindistan’da kaldıktan sonra Avrupa’da tekrar ortaya çıktığı söyleniyordu. Sık sık kendinden yüce bir gücün kurallarına uyduğunu tekrarlardı. Söylemediği şey ise, bu üstün gücün bir “Gizem Okulu” olduğu ve onu gizli bir görev için Avrupa’ya gönderdiğiydi. Kont Saint Germain ve Francis Bacon, “Gizli Kardeşlik” tarafından son bin yıldır insan içine salıverilmiş iki önelmi isimdi. (Manly Hall burada bu iki kişinin aslında aynı kişi olduğunu ve Francis Bacon’un esrarengiz ölümünü ima ediyor. Edebiyat eserlerine konu olan, mistik hikayelere karışan bir insan 1624’te öldükten sonra nasıl olur da mezarından kaybolur? Bir kaç farklı kimliğe girerek, düşüncelerini felsefi, dramatik, ve edebi yönden yaymak istiyor olabilir miydi?)<br /><br />Binlerce yılın bilgisini taşıyor;<br /><br />Kont Saint Germain, Gnostikleri ve Gül-Haç´ın Fransız Devrimi´ni bile etkileyen fikirlerini 18 Yüzyıl boyunca yaymaya çalıştı. Lord Bulwer Lytton’un “Zazani” adlı romanının konusunun Count St Germain’in hayatı ve yaptıkları olduğu iddia ediliyor. Masonik törenlerde ilk adımın atılmasındaki önemli figürün ise Kont St. Germain olduğu artık biliniyor. Butler’e göre, "Zazani" adlı kitap Madam Blavatsky’yi etkilemiş ve sonradan başladığı dinbilimsel hareketin temelini oluşturmuştur. Kitabın gerçek kahramanı, yazar Bulwer’in de yakından tanıdığı, gençlik iksirini ve diğer simyasal gizemleri, otların gücünü, Fransız ihtilalinin arkasındaki Rosucrician gizemini bilen Kont St Germain’den başkası olabilir mi? Manly Hall, St Germain’in Francis Bacon’la olan benzerliğini şöyle tanımlıyor: “Cahil ve amaçsız ukalalığın arkasında net ve açık bir şekilde görülen şahsiyet Kont St Germain´dir. Eski bilgeliğin efendisi, unutulmuş doğruların bilgesi, merak edilen antik sanatların profesörü olan bu kişi, bir yandan da modern dünyanın metafizik yanını ve geleneklerini, 50 yüzyıllık bir çalışmanın ürünlerini Kont St Germain adıyla yaymaktadır. Binlerce kez sorulan soru şudur; St Germain Kontu, doğa kanunlarına ait bu ilginç bilgileri nerede saklıyor? Yüzyıllardır kendini nasıl yeniliyor? Nasıl ölümsüz olabiliyor? Tüm insanlığı kaçınılmaz sona götüren sırrın çözümü nedir? St Germain Kontu, Mısır ve Yunan´da yaşamış bir çok filozofun kardeşi olarak onların temsilcisi ve sözcüsüdür. Bize birçok işaret yolladı, aklıyla da birçok kişiyi şaşırttı. Bir adam ki, 2000 yıldır skolastik mütevaziliği ile varoluyor.”<br /><br />Modern bilimin babası, deneysel felsefenin kurucusu insan aklını Aristo’nun arınmış skolastik felsefesinden kurtaran kişi Francis Bacon’dur. İngiltere’deki yapay ölümünden sonra Bacon Avrupa’da Masonların ve Rosicrucian’ların başı olarak ortaya çıktı. 17. ve 18. Yüzyıl´da Avrupa’da, 19 Yüzyıl´da ise Uzak Doğuda görüldü. İddilara ve bazı ciddi kanıtlara göre, Bacon ve St Germain Kontu aynı kişiydiler ve uzun bir yaşamın iki bölümünü oluşturdular. Görünüşünü ve statüsünü hiç değiştirmedi, hep aynı kaldı. Bilinen üçyüz yıllık yaşamı boyunca iki kişiliğiyle de başarılı bir tablo çizdi. Bütün bunlar bir efsaneden başka birşey değil mi? Yüzyıllar içinde büyümüş ve gerçeklerin elbisesine bürünmüş bir masalı mı okuduk? Ama kaynaklar çok sağlam, bu yazıda okuduklarınız bunların çok azı. Kesin olan şey, Kont St. Germain´ın gerçekten yaşadığıdır ama yüzyıllardır yaşıyor olabilir mi ve hala sağ mı? Öyleyse şu anda nerede? Acaba Kont St. Germain, günümüzde bildik, tanıdık bir kişiliğe bürünmüş olabilir mi? Bu soruların cevapları şimdilik yok, gelecekte belki olabilir...</b></div><div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4861771628487422714-493473125752048646?l=korku-evi.blogspot.com'/></div>youtubeindiricihttp://www.blogger.com/profile/11444916868024736322noreply@blogger.com0tag:blogger.com,1999:blog-4861771628487422714.post-4894354699950793022008-04-08T12:39:00.003-07:002008-04-08T13:01:51.373-07:00Kim bu adam<div style="color: rgb(255, 255, 255);" id="post_message_666412"><b>Kim bu adam<br /><br /></b><b>19. yüzyıl İngiltere’sindeyiz…<br />Kraliçe Victoria’nın en iyi en ciddi siyasetçilerinden biri olan, Lord Dufferin, doğrudan doğruya kendisinin yaşamış olduğu paranormal olayı aktarmadan önce, Lord Dufferin hakkında, onu tanıtıcı bilgi verelim:<br />Lord Dufferin, Hindistan’ı yönetmiş; St. Petersburg’da, Roma’da, Paris’te elçilikler yapmış önemli bir kişidir… Asıl adı, uzun adı, Frederic Temple Hamilton Blackwood olan Lord Dufferin olup, her şeye kolayca inanan biri de değildir… Bir yazar oğludur. Uyanık bir zekaya sahiptir. Her olaya, gerçekçi açıdan bakıp değerlendirebilen sağlam bir karakteri vardır… Kolay kolay etki altında kalmayan bir tiptir… Yani, aktaracağım ruhsal olayı, doğrudan doğruya kendisi yaşamamış olsaydı; inandırılması imkansız bir kimsedir… Evet; Lord Dufferin, işte böyle inandırıcı, sağlam birisidir…</b><br /><b>Başından geçen paranormal olayı, zamanımıza kadar ulaşan Lord Dufferin, ne anlatmışsa, gerçekleri anlatmış, çok saygın bir kişidir… Bu bakımdan anlattıklarını yok saymamız olası değildir… Lord Dufferin, Paris’e atanmıştı… Göreve başlamadan önce, birkaç haftalık tatilini, İrlanda’daki arkadaşlarının yanında geçirmek istemişti… Bir gece ansızın bir korkuya kapıldı: Nedenini bulamadığı bu korku etkisiyle uyanmıştı; daha doğrusu uyandırılmıştı… Tekrar uyumaya çalıştı ama, olmadı…</b><br /><b>Uyuyamayınca kalktı ve odada gezinmeğe başladı… Perdelerin arasından Ay’ın yusyuvarlak olduğunu gördü. Perdeyi açtı. Gece çok sessizdi… İlerdeki çayırlar, ağaçlar, gümüş rengi parıltılar içindeydiler… Birden, bu ağaçların altında bir şeyin kıpırdadığını gördü… Pencereden uzaklaşarak izlemeye başladı… Sırtında uzun bir sandık taşıyan adamı fark edinceye kadar bekledi: Adam, ağaçların altından iyice açığa çıktı… Sırtındaki uzun sandıkla çayırlardan geçti ve ilerideki bahçe kapısından girerek, kumlu yoldan eve doğru ilerlemeğe başladı. Tam pencerenin önünde durdu. Başını kaldırıp yukarıya baktı ve Lord Dufferin ile gözgöze geldiler…</b><br /><b>Lord, bu ansızın gözgöze geliş üzerine, tanımlanması güç bir korkuya kapıldı. Çünkü böylesine çirkin ve korkunç bir yüzü, ömrü boyunca hiç görmemişti ve bakışları bir süre, bu çirkin yüze kenetlendi… Bu çirkin adamın bakışları da aynen kenetlenmişti… Yani ikisi de birbirine, kenetlenmişçesine bakıyorlardı… Sonra, bu çirkin adam, başını çevirerek yolun devam ederken, Lord, bu anda, onun omzunda bir tabut taşıdığını fark etti…</b><br /><b>Ertesi sabah, geceki bu olayı, arkadaşlarına anlattı. Fakat, adamı tanıyan çıkmadı… Kimse de o yörede, o yöreyle ilgili cin, peri, hayalet öyküsü bilmiyordu… Ev, yeni yapılmıştı. Ev sahipleri, bu olaya pek inanamadılar… Lord Dufferin, bunu fark edince fazla da ısrar etmedi… Fakat kendisi, bir hayal, bir rüya görmediğinden çok emindi… Aradan birkaç yıl geçti… O, birkaç haftalık tatil çoktan bitmiş; Lord Dufferin, Paris’teki elçilik görevini sürdürmekteydi ve o olayı, unutmaya başlamıştı bile…</b><br /><b>Paris’te, Büyük Otel’de, bir konferansa çağrılmış ve katılmak için bu otele gelmişti... Otelin önünde bekliyordu… Tam asansöre binecekken, gözü, asansörcüye takıldı: İrlanda’da, yıllar önce o gece gördüğü adamdı bu… Korkuyla geri çekildi… Asansörcü kapıyı kapattı ve asansör hareket etti… Lord da merdivenlerden çıkmağa başlamıştı ki, çığlıklar duydu: Asansörün ipi kopmuş ve üçüncü kattan aşağı düşmüştü ve içindekilerin çoğu, bu kazada ölmüşlerdi… Asansörcü de bu ölüler arasındaydı!.. Cesetler dışarı çıkarılırken, Lord Dufferin, o adamın, yani asansörcünün yüzünü bir daha inceledi ve gerçekten bu yüzün, o geceki adamın çirkin yüzü olduğunu hayretle gördü!..</b><br /><b>Otelin yöneticisine başvurdu: Bu adamın, o gün için geçici olarak bu işe alındığını öğrendi ve kimse de onu tanımıyordu!.. Polis bile adamın kimliğini saptayamadı!.. Onu, daha önceleri görmüş bir kimse de bulunamadı!.. Olay, bilinmeyenler arasına karışıp gitti!..</b><br /><b>Yazımızın başında da belirtmiştim: Şu yeryüzü insanı, yani beşer, bilse ki, fani olanın ötesinde, baki olan yine kendisi vardır… Yeryüzündeki her şey, onun, sadece ruhsal tekamülünün aracıdır… Bunu bilen, bunu sezen insana, şu olay neler anlatmaz ki?!.. Lord Dufferin’in şuur yapısını, idrak düzeyini, yani dünya anlayışını bilmiyoruz… Ama ona, bazı ruhsal gerçeklerin anlatılmağa çalışıldığı da bir gerçektir. En azından o, bu gerçekleşen olay üzerinde düşündürülmek istenmiştir. Çünkü bir ölümden döndürülmüştür… Bu ölümden başka şekilde de korunabilirdi… Ama, bu mizansenden amaç, onu düşündürmektir… Elbette, bir hak edişin çok düşündürücü ve de çok önemli bir uyarısına muhatap olmuştur… Bu hak edişin liyakatlisi de olabilmiş midir? İşte bunu bilmiyoruz…</b></div><div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4861771628487422714-489435469995079302?l=korku-evi.blogspot.com'/></div>youtubeindiricihttp://www.blogger.com/profile/11444916868024736322noreply@blogger.com0