tag:blogger.com,1999:blog-44384338182263054812008-07-11T21:26:37.251-07:00asktirgitskoerhttp://www.blogger.com/profile/13468730695647620194noreply@blogger.comBlogger41125tag:blogger.com,1999:blog-4438433818226305481.post-85575487917891811702008-05-25T09:39:00.000-07:002008-05-25T09:46:45.627-07:00Cevap 21<span style="font-size:100%;"><span style="font-family:trebuchet ms;">Romantik serserim Skör,</span><br /><br /><span style="font-family:trebuchet ms;">Bunca zamandır bekledim. Kendime göre sebeplerim ve aklımda bazı şeyler vardı. Mesela, Özlem'in neden bir kadın adı olduğunu düşünüyordum. Kelimenin naifliğinden mi, çaresizliğinden mi, kırılganlığından mı, içindeki uyumdan mı; neden bir kadına verilir bu isim, neden bir kadınla anılır bu sözcük.</span><br /><br /><span style="font-family:trebuchet ms;"><a href="http://asktirgit.blogspot.com/2007/07/cevap-13.html">Affetmek</a> diye bir şey olduğuna inanmadığım gibi, özlemin sonlanması diye bir şey olduğuna da inanmıyorum. Büyük sevgiler büyük kayıpları ve özlemekleri doğuruyorsa, sevgi durdukça özlem de duracaktır. Bundan kaçış yoktur. Bunu kabullenmeyi öğrendiğimde sanırım dokuz yaşındaydım, artık her şey daha kolay.</span><br /><br /><span style="font-family:trebuchet ms;">Özletenler özleyenleri asla özlemezler skör, bu lafı senin için şimdi transpoze ettim. Minibüsümün arkasında da uygun sticker'ı görebilirsin.</span><br /><br /><span style="font-family:trebuchet ms;">İlk soruna dönecek olursak, yani; burada bu kadar zamandır soru sormamanın nedeninin; dönüp dönüp aynı soruyu soruyor olman, bunca işin gücün içinde, yoğun seyahatlerimin arasında bir de bu abuk sabuk sorularla uğraşmamı istememen olduğunu biliyor muyum? Hayır bilmiyordum, bence biraz atmışsın. Sen zaten çok pis atıyosun ha, bana ordan kımız göndersene.<br /><br />Özledim.<br /></span></span>silgihttp://www.blogger.com/profile/14395413307050858247noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-4438433818226305481.post-79731409526427167092008-02-04T21:40:00.000-08:002008-02-20T20:39:01.187-08:00Soru 21Özlemim Silgi;<br /><br />Burada o kadar zamandır soru sormamamın nedeninin; dönüp dönüp aynı soruyu soruyor olmam, bunca işin gücün içinde, yoğun seyahatlerinin arasında bir de bu abuk sabuk sorularla uğraşmanı istememem olduğunu biliyorsun değil mi?<br /><br />Ama dayanamadım soruyorum.<br /><br />Özlem?<br /><br /><span style="font-style:italic;">dipnot. bu yazı dört şubatta yazılmış ama nedense yayınlanamamış, anlayamadım.</span>skoerhttp://www.blogger.com/profile/13468730695647620194noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-4438433818226305481.post-64116520298020931842008-01-06T17:31:00.000-08:002008-01-06T17:45:12.722-08:00Cevap 20GerideKalanim Silgi,<br /><br />"Her seyi karistirmanin bir anlami oldugunu anladik" uzerinden yola cikarsak bu anlami yok etmenin bir yontemi oldugunu hic sanmiyorum. Anlamin varligini ya da yoklugunu tartismaya basladigimiz andan itibaren onu bir daha yok etmenin mumkun olmayacagi bir sekilde varetmis olduk.<br /><br />Gercegi bir kere goren gozler onu artik gormemezlikten gelemiyorlar. Gordugumuz seye o kadar cok inaniyor o kadar gonulden baglaniyoruz ki; gordugumuz gercek bizi ne kadar rahatsiz, ne kadar huzursuz ederse etsin aksini ispatlayamiyoruz kendimize. Kisacasi yok etmek mumkun degil bence.<br /><br />Bu noktada konuyu burada gormeye pek de aliskin olmadigimiz bir sekilde kisiseltirip kapatmak istiyorum -dikkatini cektiyse cevabi diyemedim-.<br /><br />Sahsen bazen gozlerimi o kadar siki kapatiyorum ki; bir sekilde farkina vardigim beni huzursuz eden seylerin o esnada unutulacagini, silinip gidecegini umut ediyorum. Korkuyorum.<br /><br />Kendine iyi davranman dilegiyle...skoerhttp://www.blogger.com/profile/13468730695647620194noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-4438433818226305481.post-69137030337736782202007-12-10T03:02:00.000-08:002007-12-10T03:07:57.905-08:00Cevap 19, Soru 20<span style="font-family:trebuchet ms;">Tektanem,<br /><br />Şu hayat denilen şey ne yazık ki 48/64 gibi bir kesir değil; istediğimiz zaman 3/4 haline getirip her şeyi güllük gülistanlık yapamıyoruz. Bir şeyler karışmalı, canlar acımalı, içler kanamalı ki o sakin, huzurlu, mutlu anlarımızın bir anlamı olsun. Aslında hepimiz acıyı pek seviyoruz. Karman çorman hayat öbeklerimizin arasında kediler gibi debelenip, içinden istediğimiz minicik bir parça dinginliği bulmak belki de her şeyi anlamlandırıyor. Mesela bana sorsan, "Sevgili silgi senin kesirin kaç?" diye, şimdi sormadığın için cevabımdan emin olamasam da muhtemelen "16/17" filan derim. Hani yine sadeleştirilemeyecek bir parça kalsın da onunla uğraşayım diye. Belki. Bilmiyorum. Bu aralar çok fena aşık oluşumdur belki de kesrin payını 16'ya çeviren; belki 13'tür aslında. Belki benim kağıt param bir şekilde döne dolaşa onun cebine girmiştir. Ehm, tamam. Bunlar sorunun cevabıyla ilgili değil.<br /><br />Arıza. Arıza. Bunların hepsinin nedeni arızalar. Bakıyorum çevreme; yarabbi o kadar düzgün çalışan insanlar var ki. Kurulmuş saat gibi. Hiç teklemiyorlar, hiç durmuyorlar, hiç bozulmuyorlar. Çok mu zor yani onlar gibi olmak, bu bloglara böyle sorular, böyle cevaplar yazmamak. Hadi her şeyi karıştırmanın bir anlamı olduğunu anladık da, bu anlamı yok etmek çok mu zor? Ben de bunu merak ediyorum. Cevap içinde soru olsun bu sefer.<br /><br />Kuck.</span>silgihttp://www.blogger.com/profile/14395413307050858247noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-4438433818226305481.post-36544088095133794652007-12-09T02:35:00.001-08:002007-12-09T02:35:55.155-08:00Soru 19Canötem,<br /><br /><br />Hayatı sadeleştirmeyi hedeflerken bir yandan da karıştırıp durmanın ne anlamı olabilir ki? Yoksa var mı?skoerhttp://www.blogger.com/profile/13468730695647620194noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-4438433818226305481.post-26724447353744466502007-11-08T09:49:00.000-08:002007-11-12T08:38:03.492-08:00Cevap 18Monşer Silgi;<br /><br />Bu aslında direkt olarak senin istemenle alakalı da değil. Etkili ama direkt olarak değil. Senin çok çok çok istemenin yanı sıra istediğin şeyin de seni istemesi lazım ya da durumu istemesi lazım. Yoksa kuru kuruya sen iste dur. Haaa diyeceksin imkansızlıklar içerisinde istediği şeyi yapan, öyle ya da böyle ona ulaşan, elde eden insanlara ait bir sürü başarı hikayesi okuyoruz. Evet anacım okuyoruz. Ama adı üstünde işte bunların hepsi başarı hikayesi. Yani neymiş? Hikayeymiş. <br /><br />Ben de bu duruma inanmak istiyorum içten içe. Bir şeyi çok çok çok isteyince olsun istiyorum. Ama neyleyim, olmuyor, olamıyor.<br /><br />Netekim Trabzonsporlu futbolcuların da dediği gibi;<br />"ne yapalım top istemedi. bundan sonra ki maçlara bakacağız."<br /><br />İmza: Kalbini başka birinde unutan kontunuz skörskoerhttp://www.blogger.com/profile/13468730695647620194noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-4438433818226305481.post-58888821783010203942007-10-25T16:18:00.000-07:002007-10-25T16:22:24.239-07:00Soru 18<span style="font-family:trebuchet ms;">Asilzadem Skör,<br /><br />Bir süredir kafama takılan ve cevabını kendi içimde bir türlü bulamadığım soruyu size yönelterek iç huzurumu ve aklî dengemi korumayı kendime bir görev bildim. Sorum şu: Çok çok çok istersek, isteğimiz gerçek olur mu?<br /><br />İmza: Kalbi güpgüp atan kontesiniz silgi</span>silgihttp://www.blogger.com/profile/14395413307050858247noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-4438433818226305481.post-17047904929680337962007-10-24T07:52:00.000-07:002007-10-24T08:07:19.200-07:00Cevap 17=(210/7*2-45)Kıymetli Silgi,<br /><br />"Gelecekle ilgili bir kaygı taşımamak..." şeklinde başlayan ve elimize yapışan bu melun soruyu cevaplayıp mutlu yarınlara koşma niyetindeyim. Bana şans dile.<br /><br />Durumun zorluğu esasında doğru ya da yanlış diye net bir cevabı olamamasından kaynaklanıyor. Doğru desek doğru değil, yanlış desek yanlış değil. Zaten kolay soru olsa neden sana sorayım değil mi?<br /><br />Gelecekle ile kaygılanmamak kimi zaman umursuz davranmak, gamsızlık ve bencillik olarak algılansa da esasında böyle değildir. Gününü kurtarmak için insanları kullanmak değildir burada kasıt. Geleceği düşünmesek de insan ilişkilerimizde bir takım çıkar hesapları yapmasak da bu onlara kötülük yapabileceğiz anlamına gelmiyor. Tıpkı temelinde iyi insanların tümünün allah korkusu ile bezenmiş dindar insanlar olmadığı gibi. Ne yaparsak yapalım insanlarla ilişkilerimizde bizi denetleyen bir olgu var ki biz buna kısaca 'vicdan' diyoruz. Hee insan bir kere vicdansız olmaya görsün o zaman gelecek ile ilgili kaygı taşıyıp taşımaması herhangi bir şeyi değiştirmez. Yani insanın iyiliği/kötülüğü, mutluluğu/mutsuzluğu bu konudan ayrı işleyen bir aritmetiğe sahiptir. Ki henüz bu aritmetiği çözemedim. Çözdüğüm gün "ben mesihim" diye ortaya çıkmayı düşünüyorum. Sanıyorum biraz dağıttım. Hemen toparlamaya çalışayım.<br /><br />Sonuç olarak bana doğru gibi geliyor. Gelecekle ilgili kaygılarımız ne kadar az olursa; geleceğimizi paranoyalarımız üzerine yapılandırmadığımız için daha çok risk alacak, daha çok başarı sağlayacağızdır -ki burada başarı tamamen özneldir-. Ayrıca bu kaygılardan uzak yaşamak insan ömrünü uzatır -bu açıdan bir sürü antitez üretilebilir, ama okuyucunun olaya belli bir açıdan (yani benim yanımdan) baktığını varsayıyorum-. Son olarak "duvarı nem, insanı gam yıkar." şeklindeki güzide atasözümüz ile bu cevabı sonlandırmak istiyorum. Evet.<br /><br />Amin.skoerhttp://www.blogger.com/profile/13468730695647620194noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-4438433818226305481.post-67035635060284164872007-10-08T16:26:00.001-07:002007-10-08T16:29:44.472-07:00Soru 17<span style="color:#000000;"><span style="font-family:trebuchet ms;">Muhterem Skör,</span><br /><span style="font-family:trebuchet ms;"></span><br /><span style="font-family:trebuchet ms;">Benim bir türlü cevaplamaya elimin, dilimin ve gücümün yetmediği şu meşum soruyu sana soracağım, umarım beni sevmeye devam edersin.</span></span><br /><span style="font-family:trebuchet ms;"></span><br /><span style="font-family:trebuchet ms;color:#666666;">Gelecekle ilgili bir kaygı taşımamak, sadece bugünü yaşamak istemek ve anın tadını çıkarmak hakkında bir takım şüphelerim var. Mutlu bir emeklilik beklentisinde olmaktan bahsetmiyorum tabii ki. Getirisine götürüsüne bakmadan, bir kar zarar analizi yapmadan, sadece yapmak istediğini yapmak doğru mudur? Doğruysa teşekkürler, yanlışsa neden?</span><br /><span style="font-family:Trebuchet MS;color:#666666;"></span><br /><span style="font-family:Trebuchet MS;color:#000000;">Allarazıolsun.</span>silginoreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-4438433818226305481.post-3376755222549516012007-10-08T11:56:00.000-07:002007-10-08T16:23:47.370-07:00Cevap 16<span style="font-family:trebuchet ms;">Canımıniçi Skör,<br /><br />Kuralları bozmaktan hoşlandığımı bildiğin için bu soruyu sorduğunu ümit ederek ve bir önceki soruyu cevaplamayı ileriki bir tarihe bırakarak şimdi seni aydınlatmaya çalışacağım.<br /><br />"Eee şimdi ne olacak?"<br /><br />Şimdiye kadar ne olduysa o olacak aslına bakarsan. İlk defa olsa da böyle olacak olurdu, gerçekten. Sürekli bir şeylerin değiştiğine/geliştiğine/düzeldiğine veya değiştiğine/durduğuna/bozulduğuna inanacağız. İnanmak da paklamayacak bizi; kendimizi haklı çıkarmak için daha çok yoracağız bünyemizi. İnandığımız için belki yorgunluğumuzu hissetmeyebiliriz, o konuda kesin bir şey söylemem pek mümkün değil.<br /><br />Hayatın sürprizlerle dolu olduğu kocaaamaaan bir yalandır Skör. Aslen, yaşamlarımıza hakim olan yegane şey bir döngüdür: İyi şeylerden sonra kötü; kötü şeylerden sonra iyi şeyler olur. Ama biz kendimizi mevcut duruma kaptırmaya pek meyilli olduğumuz için, bu döngünün işleyişini görmezden gelerek "Allahım şu olanlara bak!" şeklinde saçma sapan ünleriz.<br /><br />Yani ne olacak? Döngü devam edecek, su yolunu bulacak. Biz nasılsa mutluluğa koşsak da, mutsuzluğa atlasak da her şeyin değiştiğine inanacağız. Akıl sağlığımızı korumak içinse yapılabilecek tek şey; içimizi ferah tutmak olmalı.<br /><br />Yanaklarından öpüyorum.</span>silginoreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-4438433818226305481.post-4407542653796651542007-10-08T04:04:00.000-07:002007-10-08T04:06:32.307-07:00Soru 16Cancağızım Silgi,<br /><br />Kuralların dışına çıkarak belki burayı biraz tekrar hareketlendirebilirim diye ümit ettim. <br /><br />Soru çok kısa ve öz;<br />"Eee şimdi ne olacak?"<br /><br />Teşekkürler.skoerhttp://www.blogger.com/profile/13468730695647620194noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-4438433818226305481.post-48461551657470502462007-07-07T04:14:00.000-07:002007-07-25T07:22:58.802-07:00Soru 15Muhterem Silgi,<br /><br />Gelecekle ilgili bir kaygı taşımamak, sadece bugünü yaşamak istemek ve anın tadını çıkarmak hakkında bir takım şüphelerim var. Mutlu bir emeklilik beklentisinde olmaktan bahsetmiyorum tabii ki. Getirisine götürüsüne bakmadan, bir kar zarar analizi yapmadan, sadece yapmak istediğini yapmak doğru mudur? Doğruysa teşekkürler, yanlışsa neden?skoerhttp://www.blogger.com/profile/13468730695647620194noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-4438433818226305481.post-49190075626698520112007-07-06T09:43:00.000-07:002007-07-06T09:45:56.305-07:00Cevap 14Değerli Silgi,<br />Malum yumurta kapıyı zorlarken insanın hayallere dalması, psikolojik bir savunma sistemi olarak adlandıralabilir. Tıpkı ayrılınmış olan sevgiliyi unutmanın en iyi yönteminin sürekli onu konuşmak olması gibi. Aslında saçma gibi duran ama bizi doğru sonuca götüren bir savunma mekanizması. Gavurlar buna 'emotional explosion' diyorlar. Ben onların yalancısıyım.<br /><br />Gelelim şimdi çözüme?! <br />Bu durumun bir çözümü var mıdır sorusunu sormadan önce bir çözüme ihtiyaç var mıdır sorusunu sormak daha doğru sanırım. Soralım. <br /><br />Bu durumda bir çözüme ihtiyaç var mıdır?<br />Tabii ki başına benceyi ekleyerek cevaplayabilirim ki; yoktur. Çünkü hayal kurmak insanın tabiatında olan bir şeydir ve reddedilmemesi gerekir. Belki de bizi ayakta tutan şeyin ta kendisidir hayaller. Belki 'bir umuttur yaşatan insanı' belki de 'umut fakirin ekmeği'.<br /><br />Son olarak konu ne din ile ne de politika ile ilgili olmadığından -lazım ya da değil- devlet durumu pek de iplemez -açıkcası başka bir şeylemez ama konsepte aykırı-. Eeeee ne demişler;<br />Devlet başa kuzgun meşe................skoerhttp://www.blogger.com/profile/13468730695647620194noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-4438433818226305481.post-92074877205221143892007-07-04T11:11:00.000-07:002007-07-04T11:16:12.040-07:00Soru 14Kıymetli Skoer,<br /><br />Yumurtanın kapıyla olan nahoş ilişkisi esnasında, bütün hücrelerimiz başımızdaki işi bitirmeye odaklanmış olmalıyken, neden "ah bu iş bi' bitsin, neler neler yapacağım"la başlayan gelecek planları ve hayallerine dalarız? Bunun bir çözümü yok mudur? Devlet buna bir şey yapması lazım değil midir?<br /><br />Çok mersi.silginoreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-4438433818226305481.post-35847483753233668472007-07-02T07:17:00.000-07:002007-07-02T07:26:45.737-07:00Cevap 13Sevgili Skör,<br /><br />Bu soruları cevaplamadan evvel "mahsus" kelimesinin Türk Dil Kurumu'nca verilen anlamlarından işimize gelen iki tanesini inceleyelim.<br /><br />1 . Özgü: "Her sanata mahsus aletler vardır. Bize de böyle bir şeyler lazım..."- H. R. Gürpınar.<br /><br />5 . zarf Bilerek, isteyerek, kasten: "... kapıyı mahsus açık bırakmıştı."- A. İlhan.<br /><br />İkinci olarak geçenlerde karşılaştığım trajik bir durumu seninle paylaşmak isterim. Ben bu sıcaklardan bezmiş, "Ayofüfmöh!" şeklinde söylenmelere bulanmışken cin aklıma 40 dakikalık minibüs yolculuğuna 2.5 lira vereceğime, 10 dakikalık taksi yolculuğuna 12.5 lira vermek gibi bir fikir geldi. Efendim ben bindim klimalı taksiye, püfür püfür gidiyordum ki, bir de ne göreyim! Karşıdan karşıya geçip geçmemek konusunda kısa bir kararsızlık yaşayan bir kedi kardeş kendini bir arabanın altına atıvermesin mi! Kedinin akıbeti hakkında bir fikir sahibi değilim, lakin rahmetli olmuş olma ihtimali oldukça yüksek gibi geldi bana. (Kedilere rahmetli sıfatının atfedilmesini kınayan mailler veya yorumlar istemiyorum, herkesin şeyi kendine, ehm, inancı.) Şimdi orada kedi kardeşin bir iki saniyelik bocalama sonrasında kendini yola atma kararı alması bir hata değil midir? Öy-le-diir. E demek ki neymiş? Ha-ta yap-mak in-sa-na mah-sus de-ğiiil-miiiş. Teşekkürler.<br /><br />Amma velakin, mahsus hata yapma durumunun yalnızca insana mahsus olduğundan eminim. Bilerek ve isteyerek hata yapan kişilerin gerrrrizekâlı olduğunu düşündüğüm için de affetmenin değil büyüklük, mantıklı bir hareket olduğunu bile düşünmüyorum.<br /><br />Hem affetmek diye bir şey yoktur bence. İnsanlar kendilerine yapılan yanlışları affedemezler; belki zaman içinde o yanlışın kendilerine olan tezahürlerini, çektirdiği acıyı filan unuttukları için, ya da negatif hisleri hafiflediği için affetmiş kisvesine bürünmek kişiye kendini bir şey zannettirmektedir.<br /><br />Mine Tarım.silginoreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-4438433818226305481.post-69902989395393113632007-04-23T06:45:00.000-07:002007-05-14T23:55:22.411-07:00Soru 13Saygıdeğer Silgi Hanım,<br /><br />Hata yapmak insana mahsus mudur? Yine bu duruma bağlı olarak affetmek büyüklük müdür?<br /><br />Minnetarım.skoerhttp://www.blogger.com/profile/13468730695647620194noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-4438433818226305481.post-39953204245343136452007-04-16T05:46:00.000-07:002007-04-16T05:59:31.836-07:00Cevap 12Cancağzım Silgi,<br /><br />Helallik; sırat köprüsünde halay çekilmesi esnasında karşıya geçiş için gereken en önemli izindir. Bu izni o kişiden başka kimse veremez. Nasıl alınması konusunda ise türlü türlü rivayetler vardır. Bunlardan en popüler olanı "hakkını helal et" emir cümlesidir. Niye "hakkını helal eder misin?" gibi bir soru cümlesi değildir? Çünkü başka yolu yoktur, muhakkak alınmalıdır. Yoksa kısık ateşte pişmelidir...<br /><br />Bu konunun cemrelerle bir alakası var mıdır diye uzun süre düşündükten sonra -hatta bu cevabın bu kadar gecikmesinin sebebi de budur, çok kazık soruyorsunuz inanın- bulabildiğim tek şey; helallik isteyen kişi "ya alamazsam korkusuyla" yusuf yusuf etmektedir. Eee yusuf yusuf modu açıkken İnsanın kuyruk sokumuna "cemreler" düşmektedir. Bu kadar...<br /><br />Cevabımbukadarteşekkürler.skoerhttp://www.blogger.com/profile/13468730695647620194noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-4438433818226305481.post-75306803214650576802007-03-20T09:15:00.000-07:002007-03-20T09:17:04.673-07:00Soru 12Cancağzım Skoer,<br /><br />Helallik nedir, nasıl alınır? Bunun cemrelerle bir alakası var mıdır?<br /><br />Sorumbukadarteşekkürler.silginoreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-4438433818226305481.post-52905029626903696572007-03-20T08:56:00.000-07:002007-03-20T09:15:22.354-07:00Cevap 11Sevgili Skoer,<br /><br />Hepimizin bildiği üzre, kaçmak isteği ve dahi ihtiyacı, şu garip insanoğlunun doğasında mevcut hissiyatlardır. Taa Adem babamızdan ve Havva annemizden bize kadar gelen bir özellik olduğu konusunda bazı kaçak arkadaşlarımızla hemfikiriz.<br /><br />Bana kalırsa, kaçanın bi' anası ağlar; gerisi de yalan ağlar zaten. Kaçanın kaçtığı, nerelere uçtuğu ilk 5 gün önem taşısa da, bir süre sonra "eeh" <em>switch'</em>i açılır ve herkes kendi hayatına - hatta kendi kaçış planına - odaklanır.<br /><br />Dayılar da anne yarısı sayıldığı için (bu tezimde ısrarlı değilim), onların da bu plândan bir miktar haberdar edilmeleri gerektiğini düşünüyorum. Helallik konusu beni aşıyor; bunu başka bir soru olarak değerlendirelim derim.<br /><br />Telefon. Telefonlar çok güzeldir. Amma velâkin üstad Jack Bauer bile görev başındayken zaman zaman telefonunu kullanım dışı bıraktığından, buradan da yırtmış oluyoruz, ehm.<br /><br />Dayı ne yapmalıdır? Bu konuda Google amca aracılığıyla derin ve çok kapsamlı araştırmalar yaptım sana doğru cevabı verebilmek için. Bulduğum en yakın sonuç; Veli dayının ağaç gölgesindeki kuyu başında efil efil esen rüzgarla, mırıl mırıl uyuduğudur. Ama gerekirse, tilkinin gözüne şavkı veriverir.<br /><br />Umarım aydınlatabilmişimdir seni.<br /><br />Sevgiler.silginoreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-4438433818226305481.post-34510708632523638382007-03-12T05:42:00.000-07:002007-03-12T05:47:37.284-07:00Soru 11Sevgili Silgi,<br /><br />Kaçanın anası ağlamaz mı?<br /><br />İnsan dayısına haber vermeden, helallik almadan kaçabilir mi? Kaçarsa nereye kaçar? Nasıl bir sebepten dolayı telefonlarına bakmayabilir? Bu durumda dayı ne yapabilir, ne yapmalıdır?<br /><br />Saygılar, sevgiler.skoerhttp://www.blogger.com/profile/13468730695647620194noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-4438433818226305481.post-91937908828665110042007-02-12T05:37:00.000-08:002007-02-12T05:53:31.080-08:00Cevap 10Sevgili Silgi,<br /><br />Zanımca olay şöyle cereyan etmektedir;<br />Açlık ve tokluk arasındaki kan şekerine bağlı ilişki yemek sonrası daha da bir dalgalanıp durulmakta. Açlıkla birlikte yerlerde sürünen kan şekerimiz toklukla -ki biraz abartılı yediğimizi varsayıyorum- tavan yapmaktadır. Ve hemen sonra tekrar düşmektedir. Bu iniş çıkışlar esnasında da vücut salaklayıp üşümektedir. Kısaca bu kan şekeri denen nane aslında öyle şeker bir şey değildir. Bölücünün tekidir, huzur kaçırandır.<br /><br />Bir diğer tez ise; yemek sonrası midedeki çalışmaların artması sebebi ile vücuttaki kanın yoğun olarak o bölgeye birikmesiyle vücudun buna bağlı olarak üşümesidir. Bu bana daha mantıklı geliyor. Niye? Çünkü kanın bir yerde toplanması durumu halk arasında başka vaziyetlerde de vuku bulur ki o durumlarda da başka -beyin, dalak vs.- organlara kan gitmediğine şahit oluruz.<br /><br />Sıcak günler dilerim.skoerhttp://www.blogger.com/profile/13468730695647620194noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-4438433818226305481.post-71247322649155192912007-02-12T05:15:00.000-08:002007-01-29T07:39:00.920-08:00Soru 10Sevgili Skoer,<br /><br />Ben yaz kış üşüyen biri olarak, yemek yedikten sonra ekstra üşümelere gark oluyorum. Bunun nedeni ne olabilir sizce? Yemek yemekle üşümek arasındaki bağıntı nedir?<br /><br />Çok teşekkür ederim, öperim.silginoreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-4438433818226305481.post-41815694755887977032007-01-29T07:37:00.000-08:002007-01-29T07:39:01.144-08:00Cevap 9Canım Skoer,<br /><br />Celal Güzelses, bir pazar sabahı insanı kalp acısıyla yerinden fırlatandır. İşe konsantre olunmasını engelleyendir. Canı acıyor mu diye düşünmekten kişiyi üzüme çevirendir. Web kamerasındaki görüntüye yarım saat boyunca büzük dudakla baktırandır, çene titretendir. Bi' tanedir. Kazdır. Kekodur. Dangadanaktır. Üff'tür. Dayımdır. Çiçeemdir. Hemen iyileş tamam mı'dır.<br /><br />Şimdilik bu kadardır.silginoreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-4438433818226305481.post-23100462022093920572007-01-17T14:07:00.000-08:002007-01-17T14:10:59.866-08:00Soru 9Pek Değerli Silgi Hanımefendi;<br /><br />Celal Güzelses zatıalilerinin kim olduğu yönünde kapsamlı bir bilgi verebilir misiniz?<br /><br /><br />Saygılar sunar, gözlerinizden öperim.<br />16.5skoerhttp://www.blogger.com/profile/13468730695647620194noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-4438433818226305481.post-26831057659227379562007-01-12T05:20:00.000-08:002007-01-12T05:25:09.715-08:00Cevap 8Sevgili Silgi,<br /><br />Öncelikle bu cintoşluğunun beni şaşırtmadığını belirtmek isterim.<br /><br />Bir kere bu resmi çizen bir şair değildir. Bu sebeple şair burada herhangi bir şey anlat(a)mamaktadır. Bana sorarsan bunu çizen ressam da değildir. Şayet kendini "ben ressamım." diye tanıttı ise sakın inanma ve onunla diyaloğu hemen kes. Dayı tavsiyesi...<br /><br />Bu bir fotoğraftır. Devrilmiş eski bir "deniz feneri"nin photoshopta filtre uygulanmış halidir.<br /><br />İnsanda herhangi bir hislenim yaratmamaktadır. Hislenime sebep olduğu insanların tedavi görmesinde fayda olmaktadır.<br /><br />Yeni yıl, yeni yıl, yeni yıl bizlere kutlu olsun...skoerhttp://www.blogger.com/profile/13468730695647620194noreply@blogger.com