tag:blogger.com,1999:blog-373454502008-10-13T01:24:11.260-07:00SICAK MUTFAKLAROYLUMhttp://www.blogger.com/profile/01537648803280042154noreply@blogger.comBlogger171125tag:blogger.com,1999:blog-37345450.post-48917971545834521732008-09-26T06:38:00.000-07:002008-09-26T06:44:12.969-07:00<div align="center"><a href="http://1.bp.blogspot.com/_1D6MIAeQUWM/SNzmFwoLoTI/AAAAAAAAA3I/w3cLj7zi4U8/s1600-h/Tulips_Nates%2520Flowers.jpg"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5250324252234326322" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_1D6MIAeQUWM/SNzmFwoLoTI/AAAAAAAAA3I/w3cLj7zi4U8/s400/Tulips_Nates%2520Flowers.jpg" border="0" /></a><br /><br /><span style="font-family:trebuchet ms;"><span style="color:#000000;"><span style="font-size:180%;"><strong>BAYRAMINIZ KUTLU </strong></span></span></span></div><span style="font-family:trebuchet ms;"><span style="color:#000000;"><span style="font-size:180%;"><strong><div align="center"><br />TATİLİNİZ DOYUMSUZ </div><div align="center"><br />KEYFİNİZ BAL </div><div align="center"><br />MUTLULUĞUNUZ ÇIĞ OLSUN</strong></span></span></span></div><div align="center"><span style="font-family:trebuchet ms;"><span style="color:#000000;"><span style="font-size:180%;"><strong></strong></span></span></span> </div><div align="center"><span style="font-family:trebuchet ms;"><span style="color:#000000;"><span style="font-size:180%;"><strong></strong><em></em></span></span></span> </div>OYLUMhttp://www.blogger.com/profile/01537648803280042154noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-37345450.post-63773432540071576892008-09-23T01:07:00.000-07:002008-09-23T02:04:53.851-07:00<div><a href="http://bp2.blogger.com/_1D6MIAeQUWM/R6HsCIy3WaI/AAAAAAAAAwQ/c-NCyRuYQYQ/s1600-h/dad_baby.jpg"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5161666169408018850" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://bp2.blogger.com/_1D6MIAeQUWM/R6HsCIy3WaI/AAAAAAAAAwQ/c-NCyRuYQYQ/s400/dad_baby.jpg" border="0" /></a><br /><br /><div><strong>1. gün<br /></strong>Böylesi kötü bir başlangıç beklemiyordum.<br />Aaaaa hortumumu bile kesmişler!<br />Meme diye, süt diye birşey varmış.<br />Nerden nasıl bulunur bu ya? Hayattan daha 1. günden soğutacaklar beni.<br /><br /><strong>2. gün<br /></strong>Meme buldum ama bundan süt gelmiyor, emiyorum allah emiyorum,<br />tık yok, süt başka yerde mi? Neyse biraz daha emdim geldi, fazla abanınca meme sahibi kişilik bağırdı, ne bağrıyosun açım ben!<br />çok yalnızım be.<br />Hayır bişi değil içerdeyken de yalnızdım ama yediğim önümde yemediğim arkamdaydı<br />en azından, bak yine aklıma geldi, hortumu bile kestiler yaa!<br />Uykum geldi yine. Zzzzz!<br /><br /><strong>3. gün</strong><br />Memeyi sevdim, bu dünyadaki tek dostlarım bu iki meme. İyi ki<br />varsınız.<br /><br /><strong>4. gün</strong><br />Bugün bir sürü olaylar oldu, gürültü yaptılar, başka biryerlere gittik galiba. Memeden ayrılınca bağrıyorum geri geliyor, sonra uyuyorum, uyanıyorum bir bakıyorum meme yok, neyse ama tekrar bağrınca geri geliyor nasılsa. Sıçmak da zevkliymiş be, eskiden yapamıyordum.<br /><br /><strong>5. gün</strong><br />Bugün 15 kez kaka yaptım, rekorumu geliştirmeliyim. Dikkat ettim de her yaptığımda temizliyorlar, bunu sevdim. Dikkatimi çeken bir noktada şu ki, amma koca kafalıyım be arkadaş, ağır mı ağır tutamıyorum şerefsizim, pat o yana, pat bu yana, dikkat etseler bari de çatlatmasak daha ilk günden.<br /><br /><strong>6. gün<br /></strong>Avucuma ne verseler hemen tutuyorum, tik gibi birşey, maalesef farkettiler, herkes parmağını veriyor avucuma, mecburen tutuyorum, alemin maymunu oldum iyi mi?<br />Bu arada ne çok uyuyorum ya arkadaş, atamadım şu yorgunluğu,<br />daha çok süt içeyim en iyisi. Hayır içtikçe de yoruluyorum o da ayrı, nerde o eski günler, hortumdan geliyordu ne güzel, şimdi em allah em,<br />bak yine aklıma geldi, şerefsizler kesti hortumu yaa.<br /><br /><strong>7. gün<br /></strong>Bugün solaryuma girdim, sarılık mı ne ondanmış. yine uykum geldi.<br /><br /><strong>8. gün</strong><br />Biraz daha iyi hissetim kendimi, daha çok süt içiyorum artık.<br />Kaka yapma işini de tam alt açma anına denk getiriyorum ki etraf pislensin, eziyet olsun. Naapayım ama alt açıkken daha rahat roketleyebiliyorum. Kaka yaparken başka birşey daha yapıyorum galiba, anlamaya çalışacağım bakalım.<br /><br /><strong>9. gün<br /></strong>Çok fena hıçkırık tutuyor, geçsin diye nefesimi tutayım dedim onu da beceremedim, neyse ki süt içince geçiyor. Bu süt her derde devaymış, bugün bunu gördüm.<br /><br /><strong>10. gün<br /></strong>Sütten başka birşeyler verdiler, var ya, yeter artık be, tam alışıyordum yine dayadılar başka birşey, hayret bişi ya, vitaminmiyiş neymiş. Bu arada memelerin arasından dün gördüğüm lavuk gündüzleri piyasada yok akşamları geliyor sadece, hadi bakalım hayırlısı.<br /><br /><strong>11.gün<br /></strong>Al işte, başladı yine bir arıza. Sütten sonra çok feci karnım ağrıyor, böyle gaz gibi bişi, eğilip bükülüyorum, binbir şekile giriyorum çıkaracağım diye. Sırtımı falan sıvazlayın bari be kardeşim.<br /><br /><strong>12. gün<br /></strong>Bütün gün gazdan kıvrandım arkadaş ya, bela oldu başıma, yaygarayı bastım ben de. uyutmadım, diktim bunları da hazır asker. Sonra bir saldım ki evlere şenlik, akabinde uyudum hemen gerisini hatırlamıyorum<br /><br /><strong>13. gün</strong><br />Annemin suratına sıçtım. Tamam utandım biraz da insan bebeği kıçından öper mi yaa. Ayıp oldu di mi? Naapıyım abi, neyse fazla kızmadı herhalde.<br /><br /><strong>14. gün</strong><br />Anneme kırmızı renkli birşeyler içiriyorlar, o zaman süt daha bi randımanlı oluyor sanki, böyle tadı da hoşuma gidiyor, şu memelere bir rating aleti taksalar da hangisini sevip hangisini<br />sevmediğimi söyleyebilsem.<br /><br /><strong>15. gün<br /></strong>Topuktan kan alıp duruyorlar, metin olayım çok ağlamayayım diyorum ama canım yandı be arkadaş, hayır ondan sonra da hemen süt verince sakinliyorum, kızgınlığım geçiyor, ağız tadıyla asabiyet yaptırmıyorlar, şu memelere karşı biraz daha dikbaşlı durabilsem.<br /><br /><strong>16. gün</strong><br />Şu memeleri çok sevdiğimi bir kez daha anladım, çok seviyorum onları, onlardan ayrılınca içimi bir huzursuzluk kaplıyor, en iyisi onlardan uzaklaştığım anda yaygarayı basayım ben. Bugün<br />benden biraz büyük biri geldi yanıma, sevme amaçlı olsa gerek bir geçirdi başım dönüyo hala. sonradan öğrendim kuzenmiş, neyse yazdım kenara intikam alınacak.<br /><br /><strong>17. gün</strong><br />Etrafı daha net seçer oldum, ama el ve ayak koordinasyonu hala zayıf, memeyi kavrayabiliyorum ancak. Bir de bu eller ve ayaklar bana mı ait tam olarak emin değilim, sallıyorum öyle, zevkli birşey.yüze ve gözlere dikkat etmem lazım ama, tırnaklar tehlikeli. Diğer yandan annem bugün onları kesmeye çalıştı ama huysuzluk ettim, etmeseydim daha iyi olacaktı galiba, bak çizdik tam gözün altını yine.<br /><br /><strong>18. gün<br /></strong>Elime torbalar taktılar, kafaya çarpınca artık acıtmıyor, yara bere de yapmıyor. Sanırım onlar da beni seviyor, iyiliğimi düşünüyorlar. aslında hala çıktığım yeri özlüyorum, geri girme<br />imkanım olmaz mı acaba? Gene aklıma geldi hortumumu bile kestiler ya.<br /><br /><strong>19.gun<br /></strong>Nihayet o adamin neden eve sadece akşamlari geldigini anladim megerse bana ve anneme bakmak icin gunduz çalışıyormuş..Aferin gozume girdi şimdi bak!..<br /><br /><strong>20. gün</strong><br />Tabii ya, annemin karnındayken de duyuyordum o adamın sesini sık sık.ona da ilgi alaka gösterdim, bağırdığımda bazen o alıyor beni kucağına, meme vardır diye saldırdım ama vermedi. Bir ara meme açıkken kıstırdım ama emme olayından bir randıman alabilmiş değilim,<br />meme yüzeyi bayağı bir farklı.</div></div>OYLUMhttp://www.blogger.com/profile/01537648803280042154noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-37345450.post-17391613667910914742008-09-12T04:45:00.000-07:002008-09-12T05:19:47.016-07:00KIZARMIŞ MUZ<a href="http://3.bp.blogspot.com/_1D6MIAeQUWM/SMpZZ81Pd9I/AAAAAAAAA2w/gj13MsINgBk/s1600-h/Banana1.jpg"><img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://3.bp.blogspot.com/_1D6MIAeQUWM/SMpZZ81Pd9I/AAAAAAAAA2w/gj13MsINgBk/s400/Banana1.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5245103018387404754" /></a><br />Muz Sevmeyen var mıdır? Hele çocuklar bayılır. Benim de çocukken en sevdiğim meyveler arasındaydı. Muzlu dondurma, kek, süt her zaman oğlumun severek tükettiği gıdalar arasında. <br /><br />Çok zorda kaldığım zamanlarda oğlumu mutlu etmek için çikolata fondü hazırlayıp muzla servis yaparım. Sadece oğlumun değil benimde başımı döndürür. <br /><br />Çikolata fondüleri bir çok yerde satılıyor üstelik yapımı çok kolay. YKM den tam takım olarak çok uygun bir fiyata satın alabilirsiniz. En basit yöntem olarak şöyle hazırlayabilirsiniz. Kek süslemek için kullanılan damla çikolataların (damla çikolata bulamazsanız normal sütlü çikolata) tüketebileceğiniz kadarını fondüye yerleştirin. Üzerine bir miktar seviyorsanız şekerli vanilin (siz tüketecekseniz meyveli likör) ilave edip fondünün altındaki mumu yakın. Bu arada muzlarını dilim dilim kesip buzdolabında biraz serinletin. Çikolata erirken arada sırada karıştırın. Sonra fondünüzü sofraya alın ve ufaklıkları davet edin. Çocuklar eğlenirken siz onları seyredin. Fondü çatalları çocuklar için biraz zorlayıcı olursa ellerine normal tatlı çatalı verebilirsiniz ama muzu çatalın tutabileceği şekilde daha kalınca dilimleyin.<br /><br />Gelelim asıl tarifimize kızarmış muzda doğal olarak egzotik bir tatlı. Çin ve Tayvan mutfağına ait ama yapımı bir o kadar da kolay. Şık bir şekilde servis edildiğinde alkış alırsınız.<br /><br /><br /><strong><em>Malzemeleri:</em></strong><br /> <br />• 6-8 yemek kaşığı un<br />• 2 yemek kaşığı pudra şekeri veya toz şeker (şeker miktarını sevdiğiniz ölçüde ayarlayabilirsiniz)<br />• 1 iyi çırpılmış yumurta<br />• ½ cup süt (1 bardağa yakın)<br />• 1 çimdik tuz<br />• 4 orta boy muz-ne kadar sağlam olursa o kadar iyi.<br />• Kızartmak için sıvı yağ<br /><br /><strong><em>Yapımı</em></strong><br /><br />1. Un, şeker, tuz ,yumurta ve sütü pürüzsüz bir hamur elde edinceye kadar çırparak hazırlayın.Bu aşamada sütü azar azar ilave etmeniz işinizi kolaylaştıracaktır. Hazırladığınız hamur biraz koyuca krep kıvamında muzu kaplayacak koyulukta olmalıdır. Çok akışkan olursa meyvenin üzerinden akar gider. Hamurunuzu 40-45 dakika kadar dinlenmeye bırakın.<br />2. Muzlar boyuna ikiye bölün. Eğer çok irilerse enden de ikiye bölebilirsiniz.<br />3. Muzları hızla önce hamura ardından kızgın yağa atarak altın sarısı renge dönene kadar birkaç dakika kızartın.<br />4. Kızaran meyveleri hemen kağıt havlunun üzerine alarak fazla yağını aldıktan sonra servis tabağına alarak çikolata sosu ve vanilyalı dondurma ile birlikte ya da sadece toz tarçın ve vanilyalı süsleme şekeri serperek ama mutlaka ılık ikram edin.<br /><br />Eğer kalorisi biraz daha az olsun isterseniz muzu ikiye bölün ve kızgın yağda kızartın.Yanında çikolata sos ile birlikte veya üzerine şeker serperek ikram edin.<br /><br />Afiyet Olsun<br />Oylum Özmen<br />NOT: Hamur hazırlamak zor geliyorsa hazır satılan krep hamurlarını da kıvamını ayarlayarak kullanabilirsiniz.OYLUMhttp://www.blogger.com/profile/01537648803280042154noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-37345450.post-69497373846276803502008-07-29T00:51:00.000-07:002008-07-29T07:40:04.393-07:00KAHVE ,KİTAP VE ÇİKOLATA KEYFİ<div style='text-align:center;margin:0px auto 10px;'><a href='http://bp3.blogger.com/_1D6MIAeQUWM/SI7MEeiy9JI/AAAAAAAAA2o/eYbVH6XRXFM/s1600-h/DSCN2780.JPG'><img src='http://bp3.blogger.com/_1D6MIAeQUWM/SI7MEeiy9JI/AAAAAAAAA2o/eYbVH6XRXFM/s400/DSCN2780.JPG' border='0' alt='' /></a> </div><br /><br />Oldu işte en sonunda oldu bim bam bom..Benim de hediyem geldi yaşasın bim bam bom..<br /><br />Dün izinden döndüm. 3 haftalık uzun bir tatilden sonra canım sıkkın şekilde işe başlıyordumki , aa!! o da ne masamda sarı bir zarf üzerinde pul koleksiyonum için nefis pullar.<br /><br />Çoook uzaklardan gelmiş, çok yorulmuş ama pek de güzelmiş. Hanife'ciğim zahmet edip Kanada'dan buraya nefis bir çikolata, harika bir süzme kahve ve vapurda gelirken hatmettiğim güzel bir kitap yollamış bana. <br /><br />Arkadaşım yalnız nedir o çikolata yavrum. Ne kadar nefis bir şey öyle. Yerken ağzıma gelen nefis acı kakao tadı harika bir zevk verdi.Hatta şunu diyebilirim ki bir çikolata delisi olarak (kahveye saldıramadım çünkü burada bodum veya kahve makinası yok büyük bir şans eseri olarak) hemen paketi açıp kenarından tırtıkladım aman allahım o neydi öyle. Kimse görmeden de acilen yok ettim. Açık ofis çalışıyoruz kimseyle paylaşmak istemedim. Kesinlikle benimdi ve öyle kalmalıydı. Tabii eve varır varmaz hemen kahveyide denemesem ayıp olurdu.Kahve ve çikolata keyfi. Mmmmhhh ağızları sulandıracak bu gurme keyfi çok hoş bir yemek kitabıyla tamamlamışsın. Beni fethettin dostum seni seviyorum.<br /><br />Arkadaşlar duyuruyorum bundan sonra bir kaç tane yemek geliyor "What's for Dinner ?" dan ya da türkçesiyle "akşama ne var?"<div style='clear:both; text-align:CENTER'><a href='http://picasa.google.com/blogger/' target='ext'><img src='http://photos1.blogger.com/pbp.gif' alt='Posted by Picasa' style='border: 0px none ; padding: 0px; background: transparent none repeat scroll 0% 50%; -moz-background-clip: initial; -moz-background-origin: initial; -moz-background-inline-policy: initial;' align='middle' border='0' /></a></div>OYLUMhttp://www.blogger.com/profile/01537648803280042154noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-37345450.post-4533116357188544352008-07-28T05:37:00.000-07:002008-07-29T01:56:13.672-07:00ÖZLEM<a href="http://bp3.blogger.com/_1D6MIAeQUWM/SI29zZdjhcI/AAAAAAAAA14/PcY8EBVSHaA/s1600-h/moonlight_230.jpg"><img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://bp3.blogger.com/_1D6MIAeQUWM/SI29zZdjhcI/AAAAAAAAA14/PcY8EBVSHaA/s400/moonlight_230.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5228043433152841154" /></a><br /><br /><br />Ay ışığı dans ederken denizin üstünde çapkın dalgaların kıyısına kurdum masamı. Yalayıp geçerken tuzlu su parmaklarımı ve dikilirken tüylerim hafiften, inadına buz atıp rakıma tepsi gibi sapsarı ayın şerefine içtim.<br /><br />Uzaktan geliyordu gençlerin kahkahaları. Konuşmaya gerek yoktu. Gözlerin, ay ışığı ve rakı. Gecenin şiiri ılık ve yavaş aktı içime. İyot ve yosun kokularını takıp saçıma kaşımın tuzunu yıkamadan daldım geceye.<br /><br />Kokular ,renkler ve seslerin dansında şanslıydık bu gece. Huzur yoldaşımızdı. Panar panar doldu içimize yıldızlı gece.<br /><br />Yaşama dokundum, tadı kaldı dilimde; kopamadım. Şimdi özgürlüğe hasret yatıp deniz ve kum kokusuyla uyanıyorum rüyalarımdan.<br /><br />Alesta bekleyen bir kaptan gibi çarpıyor kalbim. Hani bazen aniden bir şeyler olacakmış gibi hissedersin de güm gümlerinden içindeki saatin bedenin sarsılır ya; işte öyle. Durmasın sarsıntı bitmesin heyecan, bu hayata duyulan özlem yaşama arzusu.<br /><br /><a href="http://rhetoricheart.blogspot.com/2007/03/moonlight.html">foto buradan alıntıdır</a>OYLUMhttp://www.blogger.com/profile/01537648803280042154noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-37345450.post-77895812546135292652008-06-16T00:07:00.000-07:002008-06-16T00:16:48.980-07:005 VAKİT (ALINTIDIR)(Halime Odağ Psikanaliz ve Psikoterapi Vakfı, Sinema ve Psikanaliz etkinliği kapsamında Dr.Nur Engindeniz’in konuşmasıdır)<br /><br /><a href="http://bp1.blogger.com/_1D6MIAeQUWM/SFYSE7qCSOI/AAAAAAAAA1o/L9UAUIzfGuU/s1600-h/dvdvideo33vcd.jpg"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5212373494670706914" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://bp1.blogger.com/_1D6MIAeQUWM/SFYSE7qCSOI/AAAAAAAAA1o/L9UAUIzfGuU/s400/dvdvideo33vcd.jpg" border="0" /></a> <div><div><div><br />Yönetmen: Reha Erdem<br />Senaryo: Reha Erdem<br />Oyuncular: Özkan Özen, Elit İşcan, Nihan Aslı Elmas, Bülent Emin Yarar, Ali Bey<br />Kayalı<br />2006 / Türkiye / Türkçe / 100 dakika</div><br /><div>Yatsı ezanı okundu ama şehrin ve köyün zamanı birbirinden farklı gördüğünüz gibi. Ama merak etmeyin, yatsıdan sonra başlayan konuşmam sabah ezanına kadar sürmeyecek.</div><br /><br /><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5212373576169804722" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://bp1.blogger.com/_1D6MIAeQUWM/SFYSJrQ707I/AAAAAAAAA1w/RySuTzrWTIA/s400/s5.jpg" border="0" /><br /><div>Reha Erdem, “Beş Vakit”i şu sözlerle anlatıyor: “ Bu bir zaman filmi. Zamanın ritmi, filmin ritmi. Toprakla deniz, kayayla gök arasına asılı bir köyde büyümeye çalışan iki çocuğun zamanın akışında yuvarlanmalarının filmi. Orada zamanın tek sarkacı, kimi zaman gümüşi bir bıçak gibi parlayan minare ve o minarenin, güneş saatiyle dönen beş vakti... </div><div><br />Günde beş kez okunan ezan, insanın beş vaktini yani beş halini, korkusunu ve arzusunu, sevgisini ve kinini, inancını ve acısını, çığlığını ve hıçkırığını, tutkusunu ve nefretini mevsimler gibi, güneş gibi, ay gibi döndürüp karşısına getiriyor. Her karşılaşma yeni bir acıya, büyüme, olgunlaşma, yaşlanma acısına yol açıyor. Trajedi bu. Film bu trajediyi, bu özel mekanda, mekanın bütün saflığı ve tazeliğiyle, yüzleri ve vücutları, sözleri ve sesleri, kendi oluşturacağı sinematografik zaman içinde akıtmayı hedefliyor. İsteği bu acıya şahitlik.” </div><div><br />Reha Erdem’in zaman filmi olarak tanımladığı bu filmde, insan zamanının belki de en sancılı evresi olan ergenliğe tanıklık ettik. Ergenlik; kaybedilen çocukluğun yasıdır, ergenlik birey olabilmek için, var olabilmek için ebeveynlerle yaşanan savaştır, ergenlik değişimdir, dönüşümdür, ikinci bir doğumdur. </div><div><br />Film boyunca erken ergenliklerini yaşayan çocukların büyüme sancılarını izledik. Filmde çocukların okudukları şiir de bu sancıyı çok güzel anlatıyor:</div><div><br />Uyan çocuk uyan artık<br />Çekeceksin elbet zorluk<br />Kaç aydır evde kaldın<br />Sazdan düdük yapıp çaldın.</div><br /><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5212373387496374546" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://bp1.blogger.com/_1D6MIAeQUWM/SFYR-sZrwRI/AAAAAAAAA1g/H8oaoHmG_lk/s400/55kd4.png" border="0" /> <div><br />Anne kucağının, çocukluğun o güzel günleri artık geride kalmış, zorlu günler başlamıştır. Ayrıca ergenlik için halk arasında “uyanmaya başlamak” deyiminin kullanıldığını da belirteyim.<br />Ergenlikte ödipal çatışmalar alevlenir. Ödipal çatışma ya da ödipus kompleksi psikanalizin çok temel bir konusu ama kısaca bilmeyenler için belirteyim. Çocuğun karşı cinsten ebeveynine olan aşkı. </div><div><br />Ödipus trajedisi filmin temel yapı taşlarından olarak tüm çıplaklığı ile karşımıza çıktı. Ömer, babasını öldürmek için planlar yaptı film boyunca. Psikanaliz de bir erkeğin ölümü ile, Freud’un babasının ölümü ile doğmuştur(1896). Babasının ölümü Freud’un oto analizine ve düşlerini yorumlamasına özgül bir değer kazandırmıştır. İlk kavmin babasının öldürülmesi söylencesini hatırlayalım bir yandan da. Söylenceye göre ilk kavimin erkek çocukları toplanıp babayı öldürmüşler ve babanın kadınları ile beraber olmuşlardır. Ancak bundan sonra babanın öldürülmesi ve babanın kadınları ile olmak yasaklanmıştır. Tüm uygarlıklar boyunca süregelen ensest yasağının doğuşu, yani “yasa”nın doğuşu böyle başlar. Yasa babadır, babanın buyruğudur. Hemen filmden bir sahneyi hatırlayalım. Camide geçen sahne, vaiz diyor ki:</div><div><br />“Ey oğullar baba talimini dinleyin ve bilgiyi anlamak için dikkat edin</div><div><br />Çünkü size iyi ders veriyorum<br />Benim öğrettiğimi bırakmayın<br />Çünkü ben de babamın oğlu idim<br />Annemin gözünde nazik ve bir tanecik idim<br />Ve bana öğretti, bana dedi<br />Sözlerime dikkat et, dediklerime kula ey<br />Onlar gözlerinin önünden ayrılmasın<br />Onları yüreğinin içinde sakla”</div><div><br />Filmi Yunan mitolojisinden okuduğumuzda babasını öldürüp annesi ile evlenen Oidipus olan Ömer, İslam mitolojisinden okursak da Hz. Ömerdir. Hz. Muhammed’e başlangıçta düşman olan, onu yani babayı ve/ veya temsilcisini öldürmek için planlar yapan ve tam öldürmeye gidecekken Müslüman olan Hz. Ömer. </div><div><br />İslam mitolojisinden söz açmışken filmdeki çocukların ismine dikkatinizi çekmek isterim. Ömer, Davut, Yakup, İsmail, Ali. Hepsi de peygamber isimleri. Ömer’i az önce söyledim, “baba”yı öldürmeye çalışan…</div><br /><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5212373318917562370" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://bp0.blogger.com/_1D6MIAeQUWM/SFYR6s7OIAI/AAAAAAAAA1Y/6ApZQmjxgeI/s400/02.jpg" border="0" /> <div><br />Ali, yani Ömer’in sevimli, akıllı, parlak kardeşi. Muhammedin amca oğlu ve damadı, ailesinin biricik sevgilisi, birincisi Hz. Ali.</div><div><br />İsmail, sanırım çoğunuzun bildiği gibi babası tarafından Allah’a kurban edilmek üzereyken koç yollanan Hz. İsmail. Hatırlarsanız İsmail düştükten sonra sağ sağlim kurtulunca ona kurban kesiliyordu.</div><div><br />Yakup, üstün ahlaklı, samimi, sabırlı, akıllı<br />Davut, koyun güden, sapan atan, cesur, kahraman. Bir gün oruç tutup, ertesi gün yiyen bir peygamber. Fıstık ağacının altında hatırlayın onu, birinde fıstık yerken diğer sahnede fıstıklara yalnızca bakarken…</div><div><br />Ömer’in öldürmek istediği baba katı, cezalandırıcı, empatik olmayan, sınır koyucu, çocuklarına adaletli davranmayan bir babayken, bir yandan da babanın şefkatli, öğretici, verici yanlarını görürüz. Ödipal baba tanım olarak kısıtlayan, cezalandıran, yasaklayandır. Saldığı korkuyla onunla rekabet içindeki erkek çocuğun ensest ve öldürme arzularından vazgeçmesini sağlar. </div><div></div><br /><div>Oysa baba çocuk ilişkisi ödipus döneminden önce de vardır. Çocuğun babaya öykünmesi, tüm tavır ve davranışlarında onun gibi yapmaya çalışması hem çocuğun onunla özdeşleşmesinin bir göstergesidir, hem de baba için bir gurur kaynağıdır. Bu durumun örneklerini baba ve Ali arasındaki sahnelerde görürüz. Ömer’in ezan okuma sahnesi de bu özdeşimin kurulduğunun kanıtıdır adeta. Öldürülmek istenen ama bir yandan da onun gibi olunan baba. Yaşlı ninenin erkeklerle ilgili söylediklerini de hatırlayalım: “Bunun bubası da böyleydi, bubasının bubası da. Oğlancıkken iyi olurlar, büyüdükçe babalarına çekerler”.</div><div><br />Öğretmene aşık Yakup ise babasının öğretmene olan ilgisini görünce Ömer’in saflarına katılır. Yakup’un babası ve amcası arasındaki ilişki adeta Ömer ve Ali arasındaki ilişki gibidir. Baba iki çocuk arasındaki rekabeti kışkırtıcıdır.<br /><br />Ödipal çatışmanın kızlar cephesinde ise Yıldız’ı görürüz. Babasına aşık Yıldız. Babası ile tarlada dolaştıkları, hele de dizine yattığı sahnede adeta iki sevgili gibidirler. Anne ve babasının cinselliklerine tanık olduğu sahnede ise hayal kırıklığının gözyaşları vardır.<br />Yıldız’ın kardeşini düşürdüğü sahne ödipal çatışmanın ebeveyn yanına ayna tutan bir sahne. Anne “oğlum”, baba “kızım” diye koşar.</div><div><br />Yıldız için iki özdeşim modeli vardır, annesi ve öğretmen. Öğretmen ona kitap verir, Çalıkuşu. Giderken iğde ağacının, öğretmenin saçlarıdır Erdem’e göre , yapraklarına yüzünü sürer.<br />Filmdeki bir diğer baba-ata da Atatürk. Biliyorsunuz her sabah ataya-babaya verilen sözlerle başlar güne çocuklar. Çocuklar Andımızı söylerken, küçüklerimizi korumak, büyüklerimizi saymak diye, çobanın dövülüşüne tanıklık ederiz. Çobanın babasının olmadığı bir ortamda ona babalık eden biri tarafından.</div><div><br />Baba karakterinde olduğu gibi film boyunca karakterlerin hem iyi hem de kötü yanlarına tanıklık ederiz. Babasının hastalığının artması için camı açmaya giderken kardeşinin üstünü örter Ömer. Babasını nasıl öldüreceğini konuşurken ufacık kuşun öldürülmesine hayıflanır.<br />Filmin ana temalarından bir diğeri de kardeş kıskançlığı.</div><div><br />Temel söylencelerden biri ilk kavimde babanın öldürülmesi ise bir diğeri de iki kardeşin, Kabil ile Habil’in söylencesidir. Kabil’in Habil’i kıskançlık yüzünden öldürdüğü söylence.<br />Kardeş rekabetinin, kardeş kıskançlığının ve bu rekabetin ve kıskançlık ateşinin ebeveynler tarafından nasıl körüklendiğinin birçok örneğini görürüz film boyunca... Özellikle Yıldız ve Yakup’un babalarının, babaları tarafından azarlandıkları sahneler…</div><div><br />Ama aynı zamanda kardeşlere yönelik olumlu duygular, koruyuculuk da vardır. Adem ile Havva’nın çocukları arasında hem aşk, hem de kıskançlık ve nefret vardı. Bir deyiş vardır, kardeş kardeşin ne olduğunu ne öldüğünü ister. Film boyunca da çocukların kardeşlerine yönelik ambivalanslarına tanık oluruz.</div><div><br />Kardeşlikle ilgili bir diğer konu da ,bir kardeşin varlığı aynı zamanda anne-baba arasındaki cinsel ilişkinin de kanıtıdır. Ergenliğin temel özelliklerinden biri olan cinsel uğraşlar zaman zaman hayvanlar üzerinden, zaman zaman da anne-babanın cinselliğine tanıklık olarak karşımıza çıkar.</div><div><br />Ergenlik döneminin en temel özelliklerinden biri de arkadaşlık ilişkileridir. Kardeşliğe öykünen kan kardeşliği, sütkardeşliği, ahiret kardeşliği, yol kardeşliği gibi kardeşlik eşdeğeri ilişki biçimlerini hatırlayalım. Bütün bu kardeşlik öykünmelerinin ortak özelliği dayanışma, yardımlaşma, paylaşma gibi özelliklerin altını çizmesidir. Ergenlikte arkadaşlık, içsel gerginliği azaltıcı, gelişim süreçlerini kolaylaştırıcı bir işlev görür. Pregenital ve genital sorunların etkisinde, ensest çatışmaları nedeniyle aşırı suçlanan, ayrımlaşmak için ebeveynlerini şiddetle eleştirmek zorunda kalan ergen, arkadaşları ile, sorunlarını aile dışı bir ortamda işleme olanağı bulur. Ömer ve Yakup’un birbirlerine rüyalarını anlattıkları sahneyi hatırlayalım.<br />Birbirlerini kan kardeşi ilan eden çocuklar bir anlamda ödipal karmaşanın yarattığı sıkıntıya yanıt bulmaya çalışmaktadırlar. Kardeşlerini anne-babaları değil kendi kanlarıyla yapmaktadırlar. Öte yandan beden sıvılarının birbirine karıştırılmasının cinsel ilişki sırasında beden sıvılarının karışımını çağrıştırdığı açıktır.</div><div><br />Ergenlik döneminin bir diğer özelliği de kimlik arayışıdır. Yıldızın öğrenci önlüğünü çıkarıp küçük anneliğe soyunduğu sahneleri hatırlayalım. Arada kalmış bir genç. Çocukluk ve kadınlık arasında.</div><div><br />Yakup ve Ömer’in sigara içme sahneleri. Hem isyanın hem de adeta erkek olmanın sahneleri.<br /><br />Ölüm ve doğum, yaşamın ve varolmanın vazgeçilmez iki kavramı tüm film boyunca eşlik eder bize.<br /><br />Gece ile başlayan film, suçluluk duyguları içinde ağlayan Ömer’in sabahtaki görüntüsünde son bulur. Umudun sabahıyla…</div><div> </div><div>A.NUR ENGİNDENİZ</div></div></div>OYLUMhttp://www.blogger.com/profile/01537648803280042154noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-37345450.post-4678925679902912912008-06-09T05:48:00.000-07:002008-06-09T06:30:58.219-07:00GEZELİM TADALIM GÖRELİM<div align="justify">Bu hafta sonunda Burhaniye ve Ayvalık civarındaydık. Asıl amacımız Burhaniye sahilinde veya Ören’de bir ev tutmaktı. Ancak, maalesef gönlüme göre bir ev bulmam mümkün olamadı. Tek beğendiğim evin nefis bir taraçası olmasına rağmen balkon kenarları çok alçak olduğundan kabus görmektense uyanık yatmak evladır deyip bu işten vazgeçtim. Ancak hayallerim henüz bitmedi. Umut dünyası işte.<br /><br /><br /></div><div align="center"></div><div align="center"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5209866473938359922" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://bp3.blogger.com/_1D6MIAeQUWM/SE0p9HpQFnI/AAAAAAAAA1Q/JxoKGMszAJw/s400/DSCN2712.JPG" border="0" /></div><div align="center"><strong><em>Yonca pansiyondaki odamızdan manzara</em></strong></div><div align="center"></div><div align="center"></div><div align="center"><br /></div><div align="justify">Bu koşuşturma arasında ise biraz gezindik. Cunda’da patrica plajlarını ve ayışığı manastırını ziyaret ettik. İsmi çok romantik olduğundan kısada olsa mutlaka görmem gerekiyordu.Şöyle bir bakıp geri döndüm. Ayrıntılarıyla ilgilenemedim.Etüd çalışmasını daha sonra en kısa zamanda yapacağım.</div><div align="center"><br /></div><div align="center"></div><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5209864043313256322" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://bp1.blogger.com/_1D6MIAeQUWM/SE0nvo3EV4I/AAAAAAAAA0A/vH0-zwR9fCw/s400/DSCN2716-1.JPG" border="0" /> <p align="center"><strong><em>Ayna ve bekçisi</em></strong></p><p align="justify">Cumartesi akşamı Ayvalık ve Cunda adasında turladık. Yemek yemek için eşimin daha önce gidip denediği ve ballandıra ballandıra anlattığı Ayna Restaurantı tercih ettik. Restaurant dediğime bakmayın aslında kendilerini kartvizitte “Ayna yeme içme oturma yeri” olarak tarif etmişler ve çok da iyi etmişler aslında. Burası Nihal ve Ezgi hanımların birlikte işlettikleri bir mekan. Yemekler Nihal hanım’ın tatlılar ise Ezgi Hanımın marifetli parmaklarından çıkma olup burası aslında bir aile (anne-kız) işletmesi Belki sıcaklığı da oradan kaynaklanıyordur.</p><br /><div align="justify"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5209865199019049330" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://bp1.blogger.com/_1D6MIAeQUWM/SE0oy6MzQXI/AAAAAAAAA0o/U1MQqrjBZ7U/s400/DSCN2726.JPG" border="0" /><br />Butik şekilde döşenmiş bu sevimli mekan da çok şık döşenmiş masa ve koltuklar bizi karşıladı. Her şey en ince ayrıntısına kadar düşünülmüş bu lokantada servisimize bakan Ezgi hanımdan seçtikleri müziklere kadar her şey beni çok rahatlattı. Bize çok huzurlu bir akşam yaşatmalarının yanı sıra hazırlayıp ikram ettikleri yemeklerle hem karnımızı hem gözümüzü doyurdular.<br /><br /><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5209863355513560658" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://bp2.blogger.com/_1D6MIAeQUWM/SE0nHmm13lI/AAAAAAAAAzo/LaIR1KoroKs/s400/DSCN2732.JPG" border="0" /><br /><br />Başlangıç olarak kaşarlı domates çorbası tercih ettik. Çorbalarımızdan önce hafifçe kızartılmış köy ekmeği ile birlikte nar ekşili sızma zeytinyağı ikramı nefisti. Benim gibi hem egeli hemde zeytinci kökenleri olunca insanın zeytinyağına hayır demesi çok zor oluyor doğrusu.<br /><br /><br /><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5209864380216765314" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://bp2.blogger.com/_1D6MIAeQUWM/SE0oDP7H64I/AAAAAAAAA0I/Lxpec0DR7s4/s400/DSCN2715.JPG" border="0" /><br /><br />Oğluma getirilen limonata harikaydı. Kontrolden geçirilip Ok işareti verilmiştir küçük bey tarafından . Şekeri az, nane ve limon kokulu bu içeceği mutlaka tavsiye ederim. Hatta bu fotoğraf oğlumun marifeti olup en ufak bir değişiklik yapılmadan gönderilmektedir.<br /><br /><br /><br /><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5209864601151431794" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://bp2.blogger.com/_1D6MIAeQUWM/SE0oQG-DZHI/AAAAAAAAA0Y/ntwjSShtPPo/s400/DSCN2721.JPG" border="0" /><br />Ben yemek olarak cevizli tereyağlı ev eriştesini tercih ederken eşimde fener ve akya balıklarından yapılmış Balık Sahanaki yi tercih etti. Yemeklerin her ikisinide tattım ve nefistiler.<br />Ana öğün yanına balzamik sirkeli keçi peynirli salata da çok iyi gitti doğrusu. </div><div align="center"><br /><br /><strong><em>keçi peynirli ve balzamik sirkeli Ege salatası</em></strong></div><div align="center"><br /></div><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5209864485625272962" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://bp2.blogger.com/_1D6MIAeQUWM/SE0oJYmeGoI/AAAAAAAAA0Q/gwRh_13Bam0/s400/DSCN2718.JPG" border="0" /> <p align="center"><br /><br /><strong><em>Akya ve fener balığından mükellef bir yemek Balık Sahanaki</em></strong><br /><br /></p><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5209864786431557138" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://bp3.blogger.com/_1D6MIAeQUWM/SE0oa5MRvhI/AAAAAAAAA0g/XpTIfAKxjUU/s400/DSCN2725.JPG" border="0" /> <div align="center"><br />Tatlı olarak aldığımız sakızlı muhallebi ve şeftalili cheesecake ise inanılmaz lezzetliydi. Ben her ne kadar cheesecake tercih etmiş olsamda tadına baktığım dondurma eşliğinde ikram edilen sakızlı muhallebide çok lezzetliydi. İkinci gidişte tekrar tadına bakılmak üzere bir yere not edildi.<br /><br /><br /><strong><em>şeftalili cheese cake</em></strong><br /></div><div align="center"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5209865469786999106" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://bp3.blogger.com/_1D6MIAeQUWM/SE0pCq46SUI/AAAAAAAAA04/lCKurFfqP-c/s400/DSCN2729.JPG" border="0" /> </div><div align="center"><strong><em>sakızlı muhallebi</em></strong></div><div align="center"></div><div align="center"><strong><em></em></strong></div><div align="center"></div><div align="center"></div><div align="center"></div><div align="center"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5209865896835793442" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://bp2.blogger.com/_1D6MIAeQUWM/SE0pbhxRwiI/AAAAAAAAA1A/yMur4IWFzH8/s400/DSCN2730.JPG" border="0" /> </div><strong><em></em></strong><div align="justify"><br />Özellikle yemeğimizin üzerine içtiğimiz ev yapımı mürver agacı çiçeğinden yapılmış olan likör ise uffff. Nasıl desem bundan sonra Ayna’ya sadece mürver çiçeği likörü içmek için bile uğrayabilirim. Kokusu ve tadı muhteşemdi. Mutlaka gidin. Pişman olmayacaksınız. Benden beş yıldız bu mekana.</div><div align="justify"></div><div align="justify"></div><div align="justify"></div><div align="justify"></div><div align="justify"></div><div align="justify"></div><div align="justify"></div><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5209866358360636818" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" height="300" alt="" src="http://bp3.blogger.com/_1D6MIAeQUWM/SE0p2ZFX_ZI/AAAAAAAAA1I/YfPZEcoGknk/s400/DSCN2736.JPG" width="399" border="0" /> <div align="justify"></div><div align="justify"></div><div align="justify">Son olarak da her ne kadar resimlemeyi becerememişde olsam aslında bu jelatin içinde görümüş olduğunuz şey porselen bir buzdolabı süsü olmayıp yemeye kıyamayacağınız kadar güzel görünen bir bisküvidir efendim.</div><div align="justify"><br />Oylum Özmen </div>OYLUMhttp://www.blogger.com/profile/01537648803280042154noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-37345450.post-73906331027945807582008-05-21T04:49:00.000-07:002008-05-21T01:50:19.875-07:00İSİMSİZ BİR HİKAYE(alıntıdır)<p></p><p></p><p>Sevgili Leyla'dan yayımlanmasını istediği kısa bir yazı daha.</p><p><a href="http://bp1.blogger.com/_1D6MIAeQUWM/R-JRZAZtSvI/AAAAAAAAAyw/E0k53Ixvs8U/s1600-h/%C4%B1ss%C4%B1z.jpg"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5179792011475897074" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://bp1.blogger.com/_1D6MIAeQUWM/R-JRZAZtSvI/AAAAAAAAAyw/E0k53Ixvs8U/s400/%C4%B1ss%C4%B1z.jpg" border="0" /></a><br /><br /><br /><div align="justify">Gözlerimi açtığımda, geniş pencerenin, uçları dantelli keten perdesinin arasından sızan güneş odayı aydınlatmaya başlamıştı, çok erken uyandığımı biliyordum onca yaşananın ardından çok erken. Doğruldum, her bir düğümünde göz yaşı saklı kilimin üzerine basarak gidip pencereyi açtım, deniz tuzu kokan rüzgarı içme çektim. Bu, her duvarı beyaza boyalı odada her şey pek bir sakindi. Bir zamanlar burun kıvırdığım, sakin bir sahil kasabasındaki bu taş evin, bu odasında bu kadar dingin uyanacağım aklıma gelmemişti. Kapının arkasında valizlerimi gördüm, demek daha boşaltmaya vaktim olmamış. Tanrım kaç gündür uyuyorum ben? Dışarıda neler oluyor bakmalıyım. </div><br /><br /><br /><div align="justify"><br />Gençliğimin, bana çok kısa gelen birkaç yılını geçirdiğim bu kasabada pek çok şey değişmiş. Şimdilik sadece bir yabancı olduğum bu yerdeki meraklı gözlere aldırmadan yürüyorum sokaklarda. Akşama kadar yürümek istiyorum sıcağa aldırmadan. Tekrar ezberlemeliyim bütün sokakları zira bu kez uzun kalacağım belli. Merakını yenemeyen bir teyze soruyor bana yavrum kimlerdensin? Kaçaklardanım teyze kaçaklardan. Bildin mi? Bilemezsin. Çok şeyden kaçıp geldim çünkü, herkesten, her şeyden, işimden, ailemden, var olduklarını sandığım arkadaşlarımdan, dost sandıklarımdan, yaşadığımı sandığım aşklardan, aşklaşmalardan, yaralardan, berelerden, incinmelerden her şeyden. Son umudum burası, bir şeylerin varlığına inanmam için son umudum.</div><br /><br /><br /><div align="justify"><br />Balıkçı teknelerinin motor sesleriyle irkiliyorum, nasılda dalmışım bu küçük tepeden muhteşem görünen gün batımına. Taze balık kokuları içinde eve dönüyorum. Bir poşet balık elimde. Tek başına verilen bir ziyafetten sonra artık eşyalarımı yerleştirmeliyim. Siyah kalın hırkamı da almışım, iyi. Geceleri serin oluyordu diye hatırlıyordum doğruymuş. Bütün giysilerimi almışım. Boyalarımı fırçalarımı da. Olması gereken ne varsa hepsi burada, sessizliğim, yalnızlığım onlarda tamam. Yerleştik.</div><br /><br /><br /><div align="justify"><br />Bu sabah güzel bir kahveden sonra artık arka bahçemde ki küçük toprak parçasıyla ilgilenme vakti geldi. Toprağı çapalayarak havalandırmak ve biraz su yetti güllerimi bağrına basması için. En kırmızılarından diktim, en solmazlarından. Dikenleri yaşadıklarım kadar acıtmadı canımı. Parmaklarımdaki çizikler önemli mi kalbimde daha derinleri varken. Havada yine o deniz tuzu kokusu, biraz daha dikkat kesilsem duyabilirim dalgaların seslerini. </div><br /><br /><br /><div align="justify"><br />Sokakları keşfetmeye devam ediyorum yeniden. Eski bir han vardı hatırımda kalan acaba hala yerinde midir, merak ediyorum. Beni buraya çeken neydi tam olarak hatırlayamıyorum. Birilerine sarılacakmış gibi koştum buraya, birilerine sığınacakmış gibi koştum çünkü. Sokaklarını gezerken bir çift çocuk gözü takılıyor gözüme hayli tanıdık. Hatırlayamıyorum bana neyi hatırlattığını. Burnumda hep deniz kokusu. Bu akşam evin terasından izlemek istedim gün batımını, dağlara sırtım dönük. Kasabaya biraz kuşbakışı.Bu kadar yüksek miydi burası? Yine tüm gölgeler teslim oldu karanlığa. Günlerdir, gecelerdir; Kimseden haber almadım. Vermedim kimseye haber. Arayamazlar çünkü bulamazlar. Çünkü bilemezler burada olduğumu. Onun için geldim. Yaralarım o kadar yeni ki. Bir o kadar da derin. Ama iyileştirecek bu kasaba hepsini, inanıyorum, inanmak istiyorum. Bana inanılmaz bir huzur ve anlaşılmaz bir heyecan veren o çocuk gözlerini bulmak için çıkacağım sokaklara bu sefer, görürsem durmasını söyleyeceğim, durmazsa peşinden koşacağım. Nasılsa hep koştum bunca zaman. Uyumayacağım bu gece. Ay ışığı misafir odamda. </div><br /><br /><br /><div align="justify"><br />Her gün geçtiğim sokaklardan geçiyorum tekrar, bu deniz meltemiyle uğuldayan, tuz kokan sokaklardan. İşte ! Yine o çocuk. hey bekle, dur. Koşuyorum peşinden, uzun uzun koşuyorum. Deniz fenerine gidiyor. Tanrım sanki bir şeyler hatırlıyorum. İşte deniz fenerindeyim, nerede bulamıyorum. İçimi kaplayan bu buruklukla karışık huzura anlam veremiyorum. Oturuyorum deniz fenerinin dibine sırtım ıslak duvarına dayalı. Sanki ilk oturuşum değil bu evet hatırlıyorum! Buradan gideceğim günlerdi. Her gün aynı köşe başında karşılaştıktan çok uzun zaman sonra o fenerin dibinde birlikte günbatımını seyretme cesareti bulduğum o gözleri arıyordum aslında. Başım omzunun sıcaklığında. O omuz bana acılarımı unutturabilir miydi?</div><br /><br /><br /><div align="justify">Yaralarımı sarabilir miydi? Bana acılar, hüzünler yaşatanlardan hesap sorabilir miydi, beraber sorabilir miydik? Hala bu kasaba da mıydı? Bütün ömrüm boyunca aradığım aslında o muydu?. </div><br /><br /><br /><div align="justify"><br />Artık her sokağa çıkışımda fenere uğramadan eve dönmüyordum, kim bilir belki oda buralardaydı belki oda bir çift göz hatırlıyordu o zamanlardan kalan. Belki oda arıyordu? Belki uğruyordu oda bu fenere? Belki de unutmuştu? Son umudum o muydu? </div><br /><br /><br /><div align="justify"><br />Eve vardığımda beni karşılayan güllerimin kokusuydu. Mutluydum orda olmalarından. Yorulduğum zaman burada alıyordum soluğu. Bir gün yine yerlerine yenilerini dikerken; Sıcacık bir ses duydum bahçe kapısının önünde. Hoş geldin! Döndüm, işte ordaydı birkaç adım ötemde. Gözlerimden yılların yaşları boşaldı. Hoş bulduk dedim. Hoş bulduk! Oturduk bahçede yan yana. Her şeyi anlattım ona, herkesi. Ne kadar üzgün olduğumu, ne kadar acı çektiğimi, nasıl incindiğimi, incittiklerini, gerçek sandıklarımı, yalan olanları, sırtımdaki hançerlerini, zehir dillerini. Her şeyi. Sadece sarıldı bana. Sıkı sıkı sarıldı. Öylesine huzurluydum ki. Hiç konuşmadı. Kelimeler anlamsızdı zaten artık sadece gözler vardı.<br /><br /><br /><br /><br />Leyla…<br />26.08.2007<br />15:20<br /><br /></div><p></p>OYLUMhttp://www.blogger.com/profile/01537648803280042154noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-37345450.post-89491659994551268972008-05-12T05:34:00.000-07:002008-05-12T06:43:10.629-07:00AY IŞIĞINDA<a href="http://bp1.blogger.com/_1D6MIAeQUWM/SCRJWJizUuI/AAAAAAAAAzY/Pol1U1gUeP0/s1600-h/Boris_Vallejo_vampirepower.jpg"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5198360514760233698" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://bp1.blogger.com/_1D6MIAeQUWM/SCRJWJizUuI/AAAAAAAAAzY/Pol1U1gUeP0/s400/Boris_Vallejo_vampirepower.jpg" border="0" /></a><br /><br /><div align="justify">Diskonun gürültüsünün boğuklaştığı yerde olan tuvalete giriyorum. Tuvalet iğrenç bir halde. Duvarda yeşil küf lekelerinin arasında grafitiler seçiliyor. Boyaları sıyrılmış duvarların ve yerlerde pislikten geçilmiyor. Kadınlarda var içeride erkeklerde. Tipik modernizm ya da sıradan boş vermişlik. Biri tuvaletin üzerinde oturuyor yüzü sapsarı ağzı açık tavana doğru bakıyor gözleri kaymış. Uluyan bir köpek gibi görünüyor sivri burnu ve ağzında salyalarıyla. Bir şeyler söylüyor ama duyulmuyor. Yanına gidiyorum. Anlayamıyorum ne dediğini kulağımı biraz daha ağzına doğru yaklaştırıyorum nefes verir gibi fısıltısını duyuyorum<br /><br />_<em>kaçın -ne?<br />-hepiniz gidin…</em></div><div align="justify"><em> -… </em></div><div align="justify"><em>-…hemen kaçın</em></div><div align="justify"><em> -hepsi…ahhhh </em></div><div align="justify"><em>- ..hepsi ne?<br />-…değil,…insan…</em></div><div align="justify"><em> -anlamıyorum</em></div><div align="justify"><em> -insan değil ..uprler ..kaçın.. </em></div><div align="justify"><em>-çok çektin galiba -dinle lütf..kaç..mez…an</em></div><div align="justify"><br />Yukarı çıkıyorum.Ruhuma işleyen bir müzik çalıyor tempoyu yakalayıp dans etmeye başlıyorum.Biraz önceki konuşmanın da etkisiyle kalbim daha hızlı atıyor kulaklarımda hissediyorum vuruşlarını güm güm güm..</div><div align="justify"><br />Onu görüyorum. Çok yakışıklı. Benim dans ettiğim adam gibi değil. Farklı bir ifade var yüzünde. Gözleri ah o gözleri. Ne kadar güzel..Bakışıyoruz sırıtıyor beni görünce öyle seksi bir gülümsemesi var ki..Farkında olmadan ona doğru gidiyor ve gözlerinin içine bakıyorum..</div><div align="justify"><br /><em>-Daha önce bu kadar güzel gözlü bir erkekle tanışmamıştım</em>.</div><div align="justify"><br />Gülümsemesi daha da yayılıyor yüzüne;</div><div align="justify"><br /><em>-Hala daha geçerli bu sanırım..</em></div><div align="justify"><em> -Nasıl ?<br />-Henüz tanışmadık </em></div><div align="justify"><em>-Ha ha ha ha evet haklısın tanışmadık.</em></div><div align="justify"><em> _Dans ediyoruz. </em></div><div align="justify"><em>-Buraya bu şehre ilk defa geliyorum öğrenciyim. Aslında İzmirli’yim. Güzelyalı’dan. </em></div><div align="justify"><em>-Ben de İzmir’denim. Ama uzun zamandır gidemedim. Seyahat etmek pek kolay değil benim için.</em></div><em><div align="justify"><br /></em></div>O kadar hoş ki dayanamıyorum öpüyorum onu. Erkeksi kokusunu içime çekiyorum. Farklı anlayamadığım bir güzelliği, ilkel bir çekiciliği var. Belime daha sıkıca sarılıyor. Eski dans arkadaşım arkamda beliriyor aniden. Yeni dostumun gözlerinin içine bakarak<div align="justify"><br /><em>-önce ben buldum ,o benim </em></div><div align="justify"><em>-kendi geldi. Ben çağırmadım.</em></div><div align="justify"><em> -Sıranı bekle..</em></div><div align="justify"><br />Araya karışma gereği duyuyorum. Beyler bir dakika durun dememe kalmadan çelik gibi bir kol beni yakalayıp duvara yapıştırıyor. Onun bu kadar kuvvetli olduğunu tahmin edememiştim. Dişlerinin üzerinde dudakları geriliyor ateş gibi nefesiyle bana eğilerek</div><div align="justify"><br /><em>- en eski terbiye kuralıdır bayan geceye kiminle katıldıysan onunla bitirirsin.</em></div><div align="justify"><br />Konuşamıyorum. Beklemediğim bir tepki aldım. Bu kadar korkacağımı tahmin etmemiştim. Tıpkı bir çakala benziyor. Yakışıklı dostum ise başıyla selam verip arkasını dönüp gidiyor. Hayal kırıklığına uğradım. Evet, kapışmalarını istemiyordum ama en azından iki çift laf etseydi daha iyi olurdu. Arkasından bakıyorum beynimin bir köşesinde tehlike sirenleri ötüp duruyor. Anlam veremediğim tanımadığım bir duygum ayaklandı. "Kaç git, uzaklaş, durma" diyor bir yandan ilkel yanım, modern olan yanım ise "saçmalama, komik olma" diyor ama pek cılız sesi. Kendide pek inanamamış gibi söylediğine.</div><div align="justify"><br />-Müzik daha da hızlandı. Ama, canım artık dans etmek istemiyor. Bara yaklaşıyorum. Arkamdan bir el uzanıyor ve gergin bir sesle çok kesin olarak;</div><div align="justify"><br /><em>-fazla uzaklaşma daha işimiz var</em><br /><br />diyor çakal sırıtarak. Kanım donuyor sanki damarlarımda, sırtımda buz gibi bir el geziniyormuşcasına titriyorum. </div><div align="justify"><br />Cevap veremiyorum ama başımla tamam diyorum. Bir kadeh şarap istiyorum. Elimin içinde dönüp duruyor kadeh. Birden burası bana çok iç karartıcı sıkıcı geldi dışarı çıkmalıyım. Temiz havaya ihtiyacım var. Burası normal bir yer değil. Acayip bir kokusu var. Tüm hislerim altıncısıyla birlikte diken üstünde. Barın üzerinde duran elimi çekiyorum. Temasından hoşlanmadım. Yapış yapış bir hava var içeride. Kulaklarım zonkluyor neredeyse kafesteki vahşi bir hayvan gibi nefes alıyorum. Tuvaletteki adam aklıma geliyor ve daha da canım sıkılıyor. Kapıyı arıyorum gözlerimle ve yanı başımda aniden onu görüyorum. O güzel yakışıklı flörtümü. Arkasını dönüp gittiği gibi sessizce beliriverdi yanımda. Daha çok atmaya başladı kalbim. O kadar çok adrenalin akıyor ki bedenime, görür görmez bütün tüylerim diken diken sıçrıyorum olduğum yerde ürkek bir ceylan gibi. Şimdi gözüme daha farklı görünüyor. Korkutuyor o da beni. Çakala benzemiyor daha çok bir kaplan gibi . Yırtıcı oda. Yalnız kalmak istemeyeceğiniz karşılaşmayı asla tercih etmeyeceğiniz bir yırtıcı. Çakaldan daha güçlü daha tehlikeli ve daha zeki. Panik ve korku hissinin nereden geldiğini anlamaya çalışıyorum muhtemelen tuvaletteki keşten. Ne aldı bilmiyorum ama kötü durumdaydı ambulans çağırsam mı diye düşünürken cep telefonumu otelde unuttuğu hatırlıyorum. Kahretsin, her zamanki ters şansım. İhtiyacım olduğunda elimin altında bir şey bulamam.<br /><br />Yakışıklı dostum kulağıma eğilerek; </div><div align="justify"><br /><em>_Bana kalırsa hemen çıkmalısın buradan vakit epey ilerledi, benimle gel.</em><br /><br />Bilemiyorum.<br />Titriyorum.<br />Kararsızım.<br /><br />Ormanın içinde kaybolup da kaplana güvenmek gibi bir şey bu. Sırtını dönmeye cesaret edemediğim; güzelliğinden kendimi alamadığım bu adamla gitmeli miyim. Çakal sevgilim ortalarda görünmüyor ama her ne kadar da itici olsa dahi onunla baş edebilecekmişim gibi geliyor şimdi bana. Oysa bu daha tehlikeli daha çekici. Duygularım ondan ölesiye korkmakla hayran olmak arasında gidip geliyor. Elimi yakalıyor<br /><br />- <em> Hadi yürü artık oyalanmaya vakit yok.</em><br /><br />"Neden oyalanmaya vaktim yok? Geç olmasının ne gibi bir sakıncası var? Neden gitmek zorundayım? Burası neresi? Sen kimsin?" Sorular kafamda bombardıman gibi yağmakta ama hiçbirini sormaya cesaret edemiyorum. Bir robot gibi izliyorum. Barın arkasındaki mahzene giriyoruz. Dar koridorda ilerleyip zincirli kapıyı buluyoruz. Yolun sonuna geldik. Ama dostum kalın zincirleri kağıttan yapılmış gibi koparıyor ince uzun zarif parmaklarıyla. </div><div align="justify"> </div><div align="justify">Avaz avaz bağırıyor ilkel ben artık göz ardı etmeme imkan yok</div><div align="justify"> </div><div align="justify">" dikkkaaaatttttt ,dikkaaaatttttt,tehlikeeeeee….."</div><div align="justify"><br /><em>-Piyano çalarken parmaklarımı incitmekten çok korkardım, eskidendi o</em>.<br /><br />Birden tuvaletteki keşin ne dediğini anlıyorum “-…insan değiller kaçın. Hepsi vampir”.. Arkamı dönüp kaçmam gerektiğini biliyorum. Ama ayaklarım sanki birer buz parçası kıpırdayamıyorum. Korkudan ölmek üzereyim. Aniden salondan çığlıklar ve kahkahalar yükselmeye başladı. Evet gerçekten korkudan ölmek üzereyim. Bayılmamalıyım, bayılma diye düşünüyorum. Ne yapabileceğimi bulmaya çalışırken bilgisayar gibi yanıtlıyorum kendi sorularımı. Burada yalnız olduğum yaratığın bir zamanlar muhtemelen müslüman olduğu için haçdan etkilenmeyeceğini düşünürken öte yandan bu akşam yemekte sarımsaklı linguiniyi red ettiğim aklıma geliyor. Yine ters şansıma lanet okuyorum. Etrafta tahta parçası yok. Üstelik kullanacak durumda da değilim derin dondurucudan çıkmış tavuk gibi kaskatıyım.</div><div align="justify"><br />Aniden vampir bana dönüyor ve gözlerinin parladığını fark ediyorum karanlıkta. Başım dönüyor artık.</div><div align="justify"><br /><em>-ahh, yapma şimdi sırası değil dışarı çıkman lazım. Burası en sevdiğimiz beslenme yerlerinden biridir. Kısaca mezbaha deriz..<br /></em>-<em>Bunu şaka sanmıştım. Yani mezbaha ya gidelim mi diye sorduğunda.<br />-Şaka değildi. En azından senin açından. Şimdi seni çıkartacağım. Bir an önce buradan uzaklaşmanı tavsiye ederim.Güneş doğana kadar kendine bir sığınak bul. Şanslısın efendi şu sıralar burada değil dinlenmeye çekildi. Doğuluları yemeyi çok sever. Benim de karnım tok bu gece. Korkmana gerek yok şimdilik. Tatlı almayacağım bu akşam</em><br /><br />Kendi yaptığı espriden çok hoşlandığı belli muzurca kıkırdıyor. Gülmesi yüreğimi durduruyor korkudan. Kardeşlerimi ve annemi düşünüyorum. Buraya gelmeme ne kadar kızdıklarını işten ayrılmamı onaylamadıklarını düşünüyorum. “Keşke sağduyunun sesini dinleseydim. Maceranın ağa babasını bulup pişti oldun işte hatun. Keşke sigarayı bırakmasaydım ve keşke Hakan’la evlenseydim.Hiç olmazsa bir vampirin yanında nereye gittiğimi bilmeden kaçacağıma sıkıcı bir evde ama sağlıklı ve sakin bir hayat sürüyor olurdum” diye düşünüyorum.Bu düşünceler beni rahatlatıp gevşememi sağlıyor sanki saatler geçti aradan oysa saniyeler sürmedi …</div><div align="justify"><br />Dışarı çıkıyoruz. Elimden tutuyor ve koşmaya başlıyoruz. Ay gökyüzünde asılı bir fener gibi yolumuz aydınlatıyor. Işığı tüm sokakları, kaldırım taşlarını ve tabelaları boyamış. Gündüz ışıl ışıl rengarenk olan bu yer şimdi bir mezar kadar sessiz. Bazen yan yana bazen de ben vampirin sırtında kaçmaya devam ediyoruz.</div><div align="justify"><br />Peşimizdeler ve epey kalabalıklar ayak seslerini duymuyorum ama ensemde hissediyorum varlıklarını. Vücudum ateş gibi tüm giysilerim terden üzerime yapıştı. Bacaklarım, kalbim çığlık atmaya başladılar bile yorgunluktan. Eğer durursam, eğer durursam bir daha asla koşamam. Devam etmeliyim. Kaçmalı kurtulmalıyım. Dinleme kendini. Yorgunluğuna aldırma sadece koş. Koş tüm gücünle. Yoksa bitecek. Ahh tanrım böylesini hiç düşünememiştim. Ben bile. Üstelik geleli iki gün oldu. Daha çok erken.<br /><br />Sonunda yakalanıyoruz. Beni önemsemiyorlar bile aralarında tartışıyorlar. Kendilerince bir hiyerarşileri var. Dışarıdan bakan sıradan biri genç kız ve erkeklerin biraz sertçe tartıştığını düşünür.<br /><br />Tanrım korkudan ölmek üzereyim ve onlar da bu korkunun gayet farkındalar. Korkmaktan başka şey düşünemiyorum ki…Buram buram korku kokuyor olmalıyım. Sanki film izler gibi izliyorum onları kaçmanın faydasız olduğunun farkındayım.İnanılmayacak kadar hızlılar ve oldukça da sakinler.Üstelik sabaha çok var daha.<br />Vampir dostum bana dönerek </div><div align="justify"><br /><em>-üzgünüm, yapmak zorundayım.<br />-YOOO!!!</em> </div><div align="justify"><br />yanıma yaklaşıp kolumu çeviriyor ister istemez arkaya eğiliyorum. Kan koktuğunu fark ediyorum. Midem bulanıyor. Ağzındaki sapsarı dişleri ve parlayan gözleri ile bana bakıyorve hırlıyor. Pes ediyorum teslim oluyorum. Bitti artık. Yapacak bir şey kaçacak delik yok.<br /><br /><em>_Evet haklısın deliklere sıçanlar kaçar zaten. Sıçana benzer bir halin yok oysa. Bir saat önce fena görünmüyordun ama şimdi daha lezzetli kokuyorsun sanırım tatlıyı alacağım</em><br /><br />Konuşamıyorum. Sadece duyduğum takırtının dişlerimden geldiğini farkediyorum. Üzerime eğilerek<br /><br />-<em>Korkma ,sonra görüşeceğiz</em> diyor.<br /><br />Önce kedi gibi koklayıp ardından köpek dişlerini boğazıma saplıyor. Acıdan ağzımdan fırlayan sesim boğuluyor zafer ulumalarının arasında. İştahla duyduğum yutkunma sesinin arasında Eiffel’in silüetinin arkasından aya doğru bakıyorum “ne kadar da sarı bu akşam” diye düşünürken yavaş yavaş her şey siliniyor ve karanlık boşluğa yuvarlanıyorum.<br /><br />OYLUM ÖZMEN 09.05.2008 </div>OYLUMhttp://www.blogger.com/profile/01537648803280042154noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-37345450.post-91457070025076763092008-05-09T05:59:00.001-07:002008-05-09T06:28:03.004-07:00ANNELER GÜNÜ<a href="http://bp0.blogger.com/_1D6MIAeQUWM/SCRMq5izUvI/AAAAAAAAAzg/wYd6RCJdbY8/s1600-h/shapebride.jpg"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5198364169777402610" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://bp0.blogger.com/_1D6MIAeQUWM/SCRMq5izUvI/AAAAAAAAAzg/wYd6RCJdbY8/s400/shapebride.jpg" border="0" /></a><br /><div align="center"><span style="font-family:arial;font-size:130%;">Yaşamı var eden tüm dostlarım, anneler gününüz kutlu olsun.Bir sene önceki dileklerimi aynen tekrarlıyorum.</span></div><div align="center"><span style="font-family:Arial;font-size:130%;"></span> </div><div align="center"><span style="font-family:Arial;font-size:130%;"></span></div><div align="center"><span style="font-family:Arial;font-size:130%;"></span></div><div align="center"><span style="font-family:Arial;font-size:130%;">***********************************************************</span></div><div align="center"> </div><div align="center"></div><div align="center"><span style="font-family:Arial;font-size:130%;"></span></div><div align="center"><span style="font-family:Arial;font-size:180%;"></span></div><div align="center"></div><div align="center"><span style="font-size:130%;">DİLERİM Kİ; DÜNYA ÜZERİNDEKİ TÜM ANNELER AÇLIK, SAVAŞ, HASTALIK KORKUSU OLMADAN YAVRUSU İLE BUGÜNÜ DOYASIYA YAŞARLAR.<br />***<br />DİLERİM Kİ ; DÜNYA ÜZERİNDEKİ TÜM ANNELER YAVRULARINA DOYASIYA KORKUSUZ SARILABİLİRLER.<br />***<br />DİLERİM Kİ ; HİÇ BİR ANNE EVLAT ACISI YAŞAMASIN .<br />***<br />BU GÜNDE NE ANNELER NE DE ÇOCUKLAR AĞLAMASIN.<br />***<br />ARTIK ANNELER DE ÇOCUKLAR DA ÖLDÜRÜLMESİN.<br />***<br />DÜNYADA YAŞAYAN HERKESİN BİR ZAMANLAR BEBEK OLDUĞUNU VE ONU CANI KADAR ÇOK SEVEN BİR ANNESİ OLDUĞUNU HERKES HATIRLASIN</span></div><div align="center"><span style="font-size:130%;"></span></div><div align="center"><span style="font-size:130%;">Sevgilerimle</span></div><div align="center"><span style="font-size:130%;">Oylum Özmen</span></div><div align="center"><span style="font-family:Arial;font-size:180%;"></span></div><div align="center"></div><div align="center"></div><div align="center"><span style="font-family:Arial;font-size:180%;"></span></div><div align="center"></div><div align="center"><span style="font-family:Arial;font-size:180%;"></span></div><div align="center"><span style="font-family:Arial;font-size:180%;"></span></div>OYLUMhttp://www.blogger.com/profile/01537648803280042154noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-37345450.post-6811311863462281752008-04-25T03:03:00.000-07:002008-04-25T04:02:43.455-07:00OLMALI<a href="http://bp0.blogger.com/_1D6MIAeQUWM/SBGtP3aO1rI/AAAAAAAAAzQ/WWNqZVcGq-g/s1600-h/dream.jpg"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5193122333418510002" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://bp0.blogger.com/_1D6MIAeQUWM/SBGtP3aO1rI/AAAAAAAAAzQ/WWNqZVcGq-g/s400/dream.jpg" border="0" /></a><br /><div align="justify">Öyle çok uykum var ki. Bazen bu dünyaya uyumaya geldiğimi sanıyorum. Tembellik insana bu kadar haz verir mi? Bütün gün boş boş gezinsem. Hiç çalışmasam ama para derdim de olmasa, canımın istediklerini alabilsem. Yok, öyle lüks bir hayat istemiyorum. Olursa hayır demem elbette ama ben canım istediği zaman uyumak, iş yapmamak, keyif çayları içmek, sadece canım istiyor diye fincanda pişen kahve içmeye kemeraltına inmek, kestane pazarında turlamak Güneş’in altına uzanıp doyasıya kitap okumak istiyorum. Eh bunlar olurken canımın istediğini alabilecek ,fazla strese girmeden alışveriş yapacak param da olsa güzel olur. </div><div align="justify"><br />Cüzdanım olmalı sihirli; hep 100 lük banknot olmalı içinde. Ne kadar alırsam alayım, hep o yüzlük orda standart durmalı. Tabii günün para değerine göre. Ya da yukardan bir torba dolusu karşılığı olan 1.000.000 çek yürürken kafama düşmeli. </div><div align="justify"><br />Yolda bazen hayal kuruyorum. Kurduğum uçuk hayallerden bazen kendim de ürküyorum. Hop kızım kendine gel uçtun artık diye uyarmak zorunda kalıyorum fani benliğimi. Zaten kendi kendime yola gelmezsem hayale en kaptırdığım anda son sürat ilerlerken kendimi popo üstü yerde buluyorum. Karizmamın çizildiğine mi yanarsın çoraplarının yırtıldığına mı yoksa. Hayır, hayalimin gerçekleşmeyecegini bende biliyorum, ama kardeşim sen neden karışıyorsun. Allasen hepimiz aklı yerinde, başı önde hanım hanımcık yürümek zorunda mıyız? Bu zavallı kulunda bazen parmak uçları yere değmeden gezinmek istiyor. Zaten çoğumuzun hayal kurmaya bile vakti yokken çok görme kulundan bu kadar zevki. Hor görme garibi yarabbim. </div><div align="justify"><br />Uykuya geleyim. İnsan uyumaktan büyük keyif alıp nasıl uyabileceğinin yada uyuma ortamlarının hayalini kurabilir mi? Var mı böyle bir olay bildiğiniz? Üstelik uyuyamadığım zaman huysuz ve çekilmez de oluyorum. Şimdi şöyle serin bir duş almalı öğlen yemeğinden sonra. Dolaptan büyükçe bir kaseye papaz erikleri doldurup serin serin temiz bir gecelik giyip çarşafları yeni değişmiş yatağıma uzanmalıyım. Açık pencereden üzerime doğru ılık bir rüzgar esmeli hafiften. Erikleri tuzlamayalım lütfen. Tuzlarsak susarız ve su içmek için yataktan kalkmak zorunda kalırız. Su içersek uyanıp tuvalete gitmek zorunda kalırız. Bu da gördüğümüz birbirinden ilginç rüyaların bozulması demek olur ki keyif kaçtı mı geri gelmez maalesef. </div><div align="justify"><br />Bazen de cadı olmak istiyorum. Canım, cadıyım biliyorum ama gerçek bir cadı olmak isterdim. Örneğin kendi klonumu veya maddeleşmiş bir hayalimi işyerine yollamalıyım bazen bütün gün benim yerime çalışsın dursun enayi. Bir el hareketimle şu gıcık olduğum karşı komşum tam önümden geçerken düşüvermeli. Bazen görünmez hale gelmeli arkamdan konuşulanları dinlemeliyim bakalım ne diyorlar, sizi gidi pis dedikoducular ne olacak? Şu gıcık politikacılar gene meydanlarda atıp tutarken elime bir çuval dolusu pislik alıp tam en heyecanlı yerinde konuşmanın boşaltmalıyım kafalarından aşağıya. İnsanlar bak şu Allah’ın işine diye şaşmalı.</div><div align="justify"></div><div align="justify"></div><div align="justify"></div><div align="justify">Bir masal vardı çocukken okuduğum kraliçenin kızı dünyalar güzeliydi ve her istediği olurdu. Çok iyi Fransızca konuşayım derdi pat Fransızcayı bir fransızdan iyi bilir hale gelirdi. Matematik sınavında çok başarılı olayım derdi. Matematik sınavını hem çok çabuk bitirirdi hem de en yüksek notu alırdı. Üniversitede iken kendi kendine not alan bir kalemim olsun isterdim ben de mesela. </div><div align="justify"><br />Müthiş bir fiziğim harika bir sesim olmalı ve klasik gitar çalmalıydım. Üstelik kim ne isterse buyur kardeş diye anında kafadan döktürebilmeliyim. Eğlencelerin en dikkat çeken en popüler bayanı da ben olmalıyım.. Bu müthiş fiziğe de o kadar iyi giyinecek kadar param olmalı. Üstelik iki veya üç çocuğum olmalı. Ama yaramazlıklarıyla bakıcılar uğraşmalı. Bana tatlı ve eğlenceli kısımları kalsın. Geceleri onlar kalksın uyutmaya. Çok ünlüler Sting, Dustın Hoffman falan beni tanımalı ve aniden iş yerime baskına gelmeliler. Bu arada nedense hala daha çalışmayı düşünüyorum. Deli miyim neyim? </div><div align="justify"><br />Hem kedim hem de köpeğim olmalı. Ama evim tertemiz bahçem süper olacak. Kimse beni Everest’e filan tırmandırtamaz. Otur oturduğun yerde ne işim var dağda bayırda.Yükseklerde gözüm yok, ben konformistim. Tembelim Türkçesi. Ama kahvaltıyı Londra’da , kahvemi Paris’te, akşam yemeğimi Venedik’te almalıyım. Herkes bana hizmet etmeli. Ev işi olarak sadece canımın istediği yemeği yapmalıyım. En azından şu uykularımı keyfimce uyumalıyım. Rüyalarımı istediğim kadar uzun görebilmeliyim. Çünkü ben hayal kurmaz ve rüya görmezsem yaşayamam. Ben olamam ki! </div><div><br />Oylum</div>OYLUMhttp://www.blogger.com/profile/01537648803280042154noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-37345450.post-81283638423450450052008-04-01T02:18:00.000-07:002008-04-01T00:45:17.898-07:00Creme Brulée<div align="center"><br /></div><div align="center">Krem brulee nefis bir lezzet. Yapımı hem çok kolay hem de sıra dışı. Eğer krem karameli seviyorsanız denemenizi ve bu seçkin tat ile tanışmanızı özellikle tavsiye ederim.<br /><br /><a href="http://bp3.blogger.com/_1D6MIAeQUWM/R-jHwAZtSxI/AAAAAAAAAzA/ucbHr3jvve4/s1600-h/IMG_6152-1.jpg"></a><br /></div><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5184177937589291810" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://bp2.blogger.com/_1D6MIAeQUWM/R_HmXgZtSyI/AAAAAAAAAzI/dTp_t-13sbY/s400/IMG_6152-1.jpg" border="0" /> <p align="justify"><br /><strong>Malzemeler </strong><br /><br /><strong></strong><br />4 yumurtanın sarısı<br />1\3 cup bardağı toz şeker<br />1 1\3 cup bardağı krema<br />2\3 cup bardağı süt<br />1 portakalın kabuğunun rendesi<br />2 adet şekerli vanilin ya da 1 adet çubuk vanilin<br />Yakmak için şeker.<br /><br />***<br /><br />1-Fırınımızı önceden 150 dereceye ayarlıyoruz.<br />2-Yumurta sarıları ve toz şekeri çırpıyoruz. Crem brulee yaparken dikkat etmeniz gereken noktalardan biri asla elektrikli mikser kullanmamak.Yumurta çırpacağı ya da en kötü ihtimal çatal kullanın. Şeker eriyip karışımın rengi iyice açılıp hardal kıvamına gelene kadar çırpmaya devam edin..<br />3-Krema, süt ,vanilya (yada ikiye kesilmiş içi sıyrılarak alınmış iç ve kabuğu ile birlikte vanilya çubuğunu) ve portakal kabuğunu çelik tencerede karıştırarak kaynatın.<br />4-Hazırladığınız kremalı karışımı yumurta sarılarına yavaş yavaş yumurta çırpacağı ile homojen hale getirecek şekilde karıştırarak ekliyoruz. Tıpkı mayonez yapar gibi.<br />5-Ayrı bir kap içine (mümkünse büyükçe bir ölçü kabı kullanırsanız kaselere paylaştırmanız daha kolay olur.) tel süzgeçten geçirerek süzün. Süzdüğünüz karışımı fırına dayanaklı porselen sufle kaplarına paylaştırarak önceden ısıtılmış fırında ben mari (en az yarısına kadar su doldurun) yöntemiyle pişirin.Tepsiye suyu sufle kaplarını yerleştirdikten sonra ekleyin.<br />Krem brulee düşük ısıda pişer. Önemli noktalardan biri de üzerinin fazla koyulaşmadan kalmasıdır. Pişip pişmediğini sallayarak anlayabilirsiniz. Fırından çıkardığınız ve hafifçe salladığınız da kap içindeki sıvı pişmiş krema krem karamel kıvamında olmalıdır. Yani fazla sallanması tavsiye edilmez.<br />Frırn tepsisini alın. Sufle kaplarını hemen sudan çıkarın ki pişme dursun. Çıkarttığınız kapları mutfak tezgahının üzerinde soğuttuktan sonra buzdolabında 1 gece dinlendirmenizi tavsiye ederim.<br />Servis yapmadan önce krem brulenin üzerine bolca toz şeker serpin. Kap içindeki kremanın üzerini şekerle kapladıktan sonra fazla şekeri döküm. Kabın kenarlarının yanarak koyulaşmaması için kenara bulaşmış şekeri temizleyin.Varsa ascı meşalesiyle yoksa mutfak çakmağı ile yada bulanilirseniz kızdırılmış metal levha ile üstteki şekeri yakarak karamelize edin.Eğer hiçbirini bulamazsanız fırın ızgarasını kullanabilirsiniz.<br />Böylece krema üzerindeki şeker nefis bir kahverengiye dönüşecek karamelize olarak sertleşecektir.<br />Bu aşamada tatlınızı bekletmeden hemen servis yapın. </p><p align="justify"><br />Afiyet olsun<br />Oylum Özmen </p>OYLUMhttp://www.blogger.com/profile/01537648803280042154noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-37345450.post-61601383065205525812008-03-19T12:32:00.000-07:002008-03-24T05:19:17.081-07:00WAFFLE<a href="http://bp1.blogger.com/_1D6MIAeQUWM/R-IfhAZtSuI/AAAAAAAAAyo/kNrWqrXcU6Q/s1600-h/collage14.jpg"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5179737173333461730" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://bp1.blogger.com/_1D6MIAeQUWM/R-IfhAZtSuI/AAAAAAAAAyo/kNrWqrXcU6Q/s400/collage14.jpg" border="0" /></a><br /><br /><div align="justify">Oğlum hasta olduğu zaman, yemek yemek yerine oyun oynamayı tercih ettiğinde, arkadaşlarla bir yaz akşam üstünde bahçede çayla demlenirken ya da sıcak bir akşam üstü nefis bir dondurmayla birlikte bizim evin vazgeçilmezi olan,; pazar kahvaltılarımızı şenlendiren besinlerimizden biride waffledır.İki türlüsüde nefistir. Eğer çikolata reçel veya dondurma ile tüketilecekse klasik tarif eğer sadece waffle yenecekse veya oyun oynayan çocukların ellerine tutuşturulacaksa Belçika usulu waffle yaparım.Her ikiside inanılmaz lezzetlidir.Hayat kurtarıcıdır.Oğlumun hastayken bile itiraz etmediği yegane gıdamız.Hem sıcak hem soğuk tüketilebilen avrupa usulü kahvaltılık ekmekçikler ya da nefis gofretler. Buyrun tariflerimi;<br /><br />KLASİK WAFFLE<br /><br />2 cups un,<br />1 paket kabartma tozu,<br />1 paket şekerli vanilin (isteğe bağlı)<br />1 çay kaşığı tuz<br />3 yemek kaşığı şeker<br />4 yumurta (sarısı ve beyazları ayrılmış)<br />1+1/4 cup süt<br />½ cup bitkisel yağ ya da erimiş tereyağı veya margarin</div><div align="justify">1 tutam tarçın (isteğe bağlı)<br /><br />1-Un,tuz,şeker,kabartma tazu ve vanilyayı genişçe bir kaba eleyin. Ortasını açın.<br />2-Ayrı bir kapta 4 yumurtanın sarısı ,süt ve yağı birlikte çırpın.Unlu karışıma ilave ederek güzelce karıştırın<br />3-Yine başka bir kapta 4 yumurta beyazını kabarıp kar haline gelene kadar karıştırın.<br />4-Kabaran beyazıda hazırladığınız hamura ilave edin.<br />6-Waffle kalıplarını kızdırın gerekiyorsa yağlayın ve birer kepçe (dikkat kalıpların büyükleri değişmektedir.İlk defa kullanıyorsanız bir yemek kaşığı ile başlayın ve miktarı yavaşça artırarak kalıplarınızn ölçüsüne göre ayarlayın) kızgın kalıplara dökerek renkleri altın sarısı ve karamel rengi arası bir renk alana kadar pişirin.<br /><br />Reçelle birlikte veya yazın dondurma ve vişne şerbeti yada limonata eşliğinde servis yapın.<br /><br /><em>Hamura bir miktar tarçın da ilave ederseniz nefis bir lezzet alırsınız.<br /></em><br />Diğer tarifimiz biraz daha farklı.Belçikalıların waffle, parmak patatesi, midyeleri ve butik mağazalarında sattıkları çikolataları çok ünlü.Kendileri müthiş yemek yapmakla övünürlervki pek de haksız sayılmazlar. Bu waffle de çok lezzetli bir tarif. Diğerlerinden farkı ise kabartma tozu yerine maya kullanılmasından geliyor.<br /><br />BELÇİKA USULÜ WAFFLE<br /><br />-3+1/4 cup un<br />-7 gr instant kuru maya (1 paket)<br />-4 yumurta-oda sıcaklığında<br />-Tam yağlı süt-(eğer biraz daha kabaran puf puf bir waffle isterseniz içine bir miktar maden suyu koyabilirsiniz.)<br />-250 gr tereyağı<br />-Şekerli vanilin<br />-Bir tutam tuz </div><div align="justify">-3 yemek kaşığı toz şeker (şeker miktarını keyfinize göre ayarlayın.Biz reçelle yemeği sevdiğimiz için bu miktyar bize yeterli)<br />.<br />1-Sütü ılıtın.İçine mayayı ve bir kaşık kadar şekeri ilave ederek kabartın.<br />2-Bu arada tereyağının eritin ama kenarlarının koyulaşmamasına dikkat edin.Waffle ın tadında farkedilebilir bir değişikliğe neden oluyor.<br />3-Yumurta sarılarını ve beyazlarını ayırın.Beyazlarını kar haline gelinceye kadar çırpın.<br />4-Süt miktarını özellikle belirtmedim.hamurunuzun pan cake hamuru gibi koyu kalın bir hamur olması gerekiyor.yani kalıpta rahat yayılmalı ama akmamalıdır.Sütünüzü bu kıvamı elde edecek şekilde ekleyin.<br />5-Büyük bir kaba yumurta sarılarını sütü margarini vanilya ve bir tutam tuzu ekleyerek güzelce çırpın.<br />6-Hamura kar haline gelmiş yumurta aklarını ilave edin.<br />7-Oda sıcaklığında hamur iki yada üç katına ulaşana kadar dinlendirin.İsterseniz ertesi gün için akşamdan hazırlayarak gece boyunca dinlendirebilirsiniz.<br />8-Yağlanmış waffle kalıbında pişirin.<br /><br />Afiyet olsun<br />Oylum Özmen</div>OYLUMhttp://www.blogger.com/profile/01537648803280042154noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-37345450.post-35701693103314822832008-03-14T06:49:00.000-07:002008-06-11T05:52:10.127-07:00NEYE DAHİL (ALINTIDIR)Sevgili Leyla'nın bir yazısı:)<br /><a href="http://bp3.blogger.com/_1D6MIAeQUWM/R9qC1oMhzfI/AAAAAAAAAx4/ALh8dldlfpo/s1600-h/a%C4%9Flamak.jpg"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5177594579450449394" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://bp3.blogger.com/_1D6MIAeQUWM/R9qC1oMhzfI/AAAAAAAAAx4/ALh8dldlfpo/s400/a%C4%9Flamak.jpg" border="0" /></a><br />Ne kalabalıklar, ne kahkahalar, durdurmuyor mu bu hüznü ?<br /><br /><div>Hiçbir şey yokken, içinden geçen bir şiirle bükülüyor mu boynun yana doğru? </div><div></div><div>Neye dahilsin tam olarak? </div><div></div><div>Kalabalıklara? Kahkahalara? Hüzne?</div><div></div><div>Neye Dahil? </div><div></div><div>İçine çevir yüzünü, ne o daha mı karanlık, bulamadın mı yolunu…?<br /><br />Ne sokaklara, ne kaldırımlara , ne büyük caddelere sığmıyor mu yüreğin o kadar mı büyük sadece? Taşıyamıyor musun çok mu ağır?<br /><br />Gün Batımları; sadece dünyanın döndüğünü mü hatırlatıyor ? Ya yakamozlar, sadece ışık yansımaları mı sendeki en derin anlamı? Yıldız kaydığında tutacak bir dileğinde mi yok ?<br /><br />Ne acı…!<br /><br />Leyla </div><div>19.04.2007<br />23.47</div>OYLUMhttp://www.blogger.com/profile/01537648803280042154noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-37345450.post-81999402641861247862008-03-11T00:48:00.000-07:002008-03-11T08:11:21.909-07:00RÜYA<a href="http://bp0.blogger.com/_1D6MIAeQUWM/R8u8kIerGkI/AAAAAAAAAxQ/lt2akF8zeKM/s1600-h/025yk.jpg"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5173435925902596674" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://bp0.blogger.com/_1D6MIAeQUWM/R8u8kIerGkI/AAAAAAAAAxQ/lt2akF8zeKM/s400/025yk.jpg" border="0" /></a><br /><br /><br /><div align="justify">Avusturya 18 Ekim 1647 Salı akşamı. Hava çoktan kararmış. Mumlar yanıyor şamdanlarda. İki katlı ve büyükçe bir ev burası. Hakli vakti epeyce yerinde. Evde temiz kendimi de temiz hissediyorum. Mum alevinden sarıya boyanmış eşyalar duvarlar ve tahta kokuyor merdiven korkulukları ama hiç mumların kokusunu almıyorum. Gölgeler haddinden büyük ama garipsemiyorum çocukluğumdan beri görmeye alıştığım bir manzara bu karanlıktan hiç korkmadım. Bu devirde başka şansımda yoktu sanırım. Sıkıca tutuyorum korkuluğu eğiliyorum aşağıya doğru. İçeri girdiklerini görüyorum ve şapkalarını çıkarıp girişteki mermerli aynaya koyuyorlar. Kapıyı açan kişide hazırlıklı. Kim o bilmiyorum uşak belki de kayboluyor zaten ortadan. Gelenler üç kişiler ve biri kocam. Biliyorum beni öldürmeye geldi. Onları bekliyordum zaten . Yapamazsa diye arkadaşları yanında. Beni görmediler ama biliyorlar orda olduğumu. Oldukça sakinler. Sanki uzun zaman düşünüp tartışmış gibiler. Merdivenden çıkmasını beklemeden koşturmaya başlıyorum. Eteklerim bacaklarıma dolanıyor hışırtısını duyuyorum kumaşın. Elbisem gibi ayakkabılarımda beyaz ya da krem rengi. Girdiğim odada beyaz mermer bir şömine ve büyük bir ayna var ama tek ışık dışarıdaki aydan geliyor. Nefes nefese bakıyorum kapıya. Ne yaptım hatırlayamıyorum şu anda ama her ne yaptıysam öldürülmeyi bekliyordum. Aslında çok korkmuyorum.<br /></div><br /><div align="justify">Çünkü korkan o kaçan beyaz elbiseli genç kadın değil rüyayı gören ben çok korkuyorum. Hem o anda o karanlık ayışığının vurduğu odada bekleyen hemde rüyayı gören benim. İkisininde farkındayım. Kalp atışlarını duyuyorum uyumakta olan bedenimin ve ay ışıklı odada beklemekte olanın. Aynı anda atmıyorlar oysa. Uyuyan bedenim daha tedirgin. Hazırlıklı değil bu kadar gerçek bir rüyaya. Oysa o hazırlıklı ve ölmek üzere olan biri için epey sakin. Sanki inanmıyormuş gibi gene tam ucundan kurtaracakmış gibi hissediyor. Pencereden atlamak gibi yada başka bir odaya kaçmak gibi bir şansı yok Denemiyor bile. Başka çare olmadığını biliyor. İçeriye kocasının yalnız girmesini istiyor sadece. Ancak yalnız olursa şansı var biliyor. O bekliyor ve ben çok korkuyorum.</div><br /><div align="justify">OYLUM OZMEN</div>OYLUMhttp://www.blogger.com/profile/01537648803280042154noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-37345450.post-72663315554272567772008-03-05T07:08:00.000-08:002008-03-05T07:24:01.939-08:00BİR AKŞAM ÜZERİ (deneme)<div><br /><br /><div><a href="http://bp0.blogger.com/_1D6MIAeQUWM/R866OMIsW4I/AAAAAAAAAxY/OEBZjjlm5Bc/s1600-h/Resim+413.jpg"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5174277774833900418" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://bp0.blogger.com/_1D6MIAeQUWM/R866OMIsW4I/AAAAAAAAAxY/OEBZjjlm5Bc/s400/Resim+413.jpg" border="0" /></a><br /><div align="justify">Bahar geldi mi nedir? Dün aksam işten çıktıktan sonra İzmir’in o güzel grubuyla karşılaştım. Mor dağların arkasında Güneş batmış kızıla boyanmış gökyüzü. Şavkının vurduğu gemiler yaklaşıyor iskeleye. Telaşsız yürüdüm tadını çıkararak. Denizde martılar, sumrular ve pelikanlar yüzüyordu. Pelikanlardan biri havalandı, ağır vücudu sudan sıyrılırken sular damlayarak geri dondu denize. Hava daha güzel kokuyor çimleri mi biçmişler?<br /><br />Ya bu mis gibi kıvrılarak imbatla dans eden deniz kokusu. Hani denizden uzak bir yerde yürürken bir kavşaktan dönüverince aniden kokusunu alırsın ya denizin bazen. İşte bazı akşamlar öyle yoğunlaşır iner aşağıya.<br /><br />Öyle huzurlu bir aksamdı ki kimseyle muhabbet etmek istemedim. Kulağımda güzel bir müzikle oturdum kenarda. Denizi yaran geminin pruvasından sıçrayan balıkları seyrettim şıpır şıpır kaçıştılar, ellerim pul pul oldu. Hiç eve giresim yok. Ağır ağır adımladım sokakları.Tek tek gözledim tüm kuşları, kedileri ve tembel, uyuklayan köpekleri. Annesinin elinden tutmuş küçük bir kız çocuğu kalbimi çaldı. Önce sakar adımlarına vuruldum sonra içi gülen gözlerine.<br /><br />Hayal kuruyorum öte yandan. Dışarı çıkmalı bu akşam yürümeli doyasıya, kulağımda müzikle adımlamalıyım sahili. Terler damlayıp yüzüme akmalı. Tuzunu hissetmeliyim bedenimin. Sonra yorulduğum yerde kalıp ince bellide bir çay yuvarlamalı. Hiç bir şeyin önemi yokmuş gibi ondan daha önemli; Koklamalı, dinlemeli, hissetmeli ve ağır ağır yudumlamalıyım. Çın çın ötmeli kaşık ince cama vurdukça. Tadını çıkarmalıyım baharın ve getirdiği mutluluğun. Evet mutluluğun. Melankoliyi ne kadar sevsem de mutluluk da o kadar şaşırtıyor heyecanlandırıyor beni. Belki güzel bir filme gitmeliyim. Bir aşk filmi olmalı ağlatan gülen ama sonu mutlaka mutlu biten. Gözüm filme karnım patlamış mısıra doymuş çıkmalıyım sinemadan. Yorgun atmalıyım kendimi yatağa dudaklarımda eski bir aşk şarkısıyla. </div><div align="justify"> </div><div align="justify"> </div><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5174277955222526866" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://bp2.blogger.com/_1D6MIAeQUWM/R866YsIsW5I/AAAAAAAAAxg/Rdy8krOy6Mc/s400/DSCN1710.JPG" border="0" /><br />Ertesi sabah gri bir gökyüzü karşılıyor çalışanları. Hava kapalı ve kurşun gibi ağır şairin dediği gibi. Dalgalanmıyor bile su. Geminin kuyruğundaki beyaz köpükler bile sinmiş bu havada. Ama renkler öyle güzel ki, tam fotoğraflık. Bu havada resimler ne güzel çıkar. Ah, işe gitmek olmasa da turlasam sevdiğim şehirde.<br /><br />Sabah erken kalkmalı telaş başlamadan caddelerde ve denizde. Seyretsem huzurlu yeni uyunmakta olan şehri. Herkes işine yollandıktan sonra geç bir kahvaltının ardından kendimi yatağa atıp gözlerimden uykunun, beynimden rüyalarımın eksikliğini silsem.<br /><br />Belki yanımda neşeli bir köpek olsa daha mı tatlı olur hayatın tadı. Sevdiğim insanlar ölmemiş de yaşıyor gibi hissedersem daha güvenli olur muyum hırsız gibi hissettiğim yıllara karşı. Ne çabuk akıp gidiyorlar.<br /><br />Aynalarda eskimiş, bu yüz benim değil. Ben hala dipdiri ve canlıyım yapmak istediğim öyle çok şey, gitmek istediğim öyle çok yer ve yazmak istediğim öyle çok şey var ki. Kitabımı bitirmeliyim. Kimse okumayacak olsa da bitirmeliyim. Kendim için. Hep sabırsız ve tez canlı oldum hayatta. Yazdığım yazıları bile ikinci kez kontrol edemedim. Bir an önce bitsin olsun hadi çabucak diyerek. Acaba yıllarda o yüzden hızlı mı akıyor su gibi.<br /><br />Gemi ağır ağır yol alırken gri denizde, göçmen kuşlar geçiyor önünden dalga dalga. Uzaklaştıkça bir v sekli alıyorlar ve gözden kayboluyorlar Çatalkaya’nın ardında.<br /><br />Guzel bir gün daha beni bekliyor. İş yerinde teneke kutu ya da kavanoz kapağı hesaplayacak olsam da güzel bir gün. Çünkü hayat her şeye rağmen yaşamaya değer. Yaptıklarımı gene yapardım yeniden doğsam. Ama tembellik hakkımı kullanırdım farklı olarak. Öyle bol vaktim olurdu ki bütün yapmak istediklerimi hayata dair aşkla yapardım. Aşkla yaşar ve aşkla ölürdüm. Daha çok hayvan besler kedisiz köpeksiz kalmaz ve bir sürü çocuk doğururdum. Acele etmezdim hep yavaş yürürdüm kaçırmamak için hiçbir ayrıntısını yaşamın. Böceklerden de daha az nefret etmeye çalışırdım. Gençlikte başarılı olma sevdasını elimin tersiyle ittirir mutluluğu ve özgürlüğü tercih ederdim işimde. Neler yapardım neler; Bu tecrübeyle bu bakış açısıyla yaşama yeniden başlasaydım eğer. Ama biliyorum ki artık yolumun yarısını geçtim hızla gidiyorum ölüme. En azından uzun uzun tadını çıkarmalı yaşlılığın. Uzattıkça uzatmalıyım hikayelerimi. Torunlarıma birbirinden ilginç hikayeler uydurmalıyım örneğin. Hepsini yazmalıyım babaannemin anlattığı ürkütücü gece öykülerinin ve ilk gençlik yıllarına ait anılarının. Unutturmamalıyım ailemin kadınlarını, sihir dolu periler gibi yansıtmalıyım çocukların gözüne. Yıllar sonra ben akıllarına geldiğimde gülümseyerek hatırlasınlar ve bir dudak kıvrılışı, bir göz pırıltısı olayım diye zihinlerinde…. </div><div> </div><div><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5174278058301741986" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://bp2.blogger.com/_1D6MIAeQUWM/R866esIsW6I/AAAAAAAAAxo/uMsG7QRYFMM/s400/DSCN1696.JPG" border="0" /><br /><br />Oylum Özmen</div></div>OYLUMhttp://www.blogger.com/profile/01537648803280042154noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-37345450.post-85641573651367594622008-03-04T12:33:00.000-08:002008-06-11T05:53:37.445-07:00HAYATA DAİR(Alıntıdır)Yosun Kilit'e ait bir yazıdır:)<br /><br /><a href="http://bp3.blogger.com/_1D6MIAeQUWM/R8u5X4erGjI/AAAAAAAAAxI/kg30jV7q90c/s1600-h/sci_ill_mirror.jpg"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5173432416914315826" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://bp3.blogger.com/_1D6MIAeQUWM/R8u5X4erGjI/AAAAAAAAAxI/kg30jV7q90c/s400/sci_ill_mirror.jpg" border="0" /></a><br /><div><br />Sabah işyerine yeni gelmiştim. Elime sıcak çayımı aldım. Bilgisayarımı açtım. Günlük haberlerin bir kısmını okudum.<br /><br />İşyerindeki çaycımız karşımdaki odaya çay getirdi. Birdenbire onu düşündüm. Cahil, hiçbir şeyin farkında olmayan biriydi. Futbol konuşmaktan başka bir şey bilmezdi. Kendimi onun yerine koydum. Aslında ne kadar şanslı, mutlu olduğunu düşündüm. Bu çocuğun hayattan beklentisi ne olabilirdi ki? İlkokulu zar zor bitirmişti. Hayatında Fanatik’ ten başka gazetenin başlıklarına bakmamış, eline bir şey alıp okumamıştı. Bütün gün çay siparişlerini dağıtıyordu. Tek bildiği futbol konuşmaktı. Dünyadan bihaberdi Günlük karnını doyursun, onun için yeterdi. Hayattan bir beklentisi yoktu. Bulgur yemeği yese kendini şanslı sayardı. Ne ilginç değil mi?<br /><br />Bir de kendimi düşündüm. Sabah yataktan kalkar kalkmaz koşturmacayla başlayan hayat. Çayı koy, oğlanı uyandır, kahvaltısını ver. Koşturarak giyin, vakit bulabilirsen hafif makyaj yap. İşyerine gel. Sıkıntılarla, sevimsizliklerle geçen bir gün. Patronunla kavga etme aşamasına gel, işyerindeki arkadaşlarınla aranda problemler çıksın. İşyerinde oğlunun geleceği nasıl olacak diye düşün, dur! Bu günün ardından koşturarak eve gel, yemek hazırla. Oğlanın dersleriyle ilgilen. Yarının yemeğini hazırla. Vakit kalırsa sevdiğin bir filmi seyret. Yatağına uzan, kitabını okurken uyuyakal! Ha bu arada ülkenin durumundaki günlük değişikliklerin sana etkisi de cabası.<br /><br />Eh be kardeşim! Biz stresli, düşünceli, tasalı olmayalım da kim olsun? Bu durumda tekrar tekrar düşünüp çaycıya özenmedim değil yani....<br /><br /><br />A. Yosun KİLİT</div>OYLUMhttp://www.blogger.com/profile/01537648803280042154noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-37345450.post-64923869362913940322008-03-04T05:01:00.000-08:002008-03-03T00:33:13.175-08:00NİŞASTALI KURABİYE<a href="http://bp2.blogger.com/_1D6MIAeQUWM/R49SHkEbEII/AAAAAAAAAts/pjcFiboF-3M/s1600-h/da%C4%9F%C4%B1t%C4%B1lacak+017.JPG"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5156430388257296514" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://bp2.blogger.com/_1D6MIAeQUWM/R49SHkEbEII/AAAAAAAAAts/pjcFiboF-3M/s400/da%C4%9F%C4%B1t%C4%B1lacak+017.JPG" border="0" /></a><br /><br /><br /><div><strong>MALZEMELER</strong></div><br /><div><strong></strong></div><br /><div>150 gr erimiş margarin<br />3 yumurta<br />1,5 su bardağı pudra şekeri<br />4 yemek kaşığı un<br />1 paket kabartma tozu<br />Aldığı kadar nişasta </div><br /><div>1 su bardağı kadar fındık veya ceviz</div><br /><div></div><br /><div align="center">***</div><br /><div align="justify"><br />Margarini eritip, 1.5 su bardağı pudra şekeri ile çırpıyoruz. Sonra yumurtaları ilave edip iyice yediriyoruz. 4 yemek kaşığı un, 1 paket kabartma tozu ve alabildiği kadar nişastayı ekleyip kurabiye hamuru kıvamına getireceğiz. Yağlı kağıda güzelce şekillendirip üzerlerini ceviz veya fındıkla süsledikten sonra orta hararetli fırına veriyoruz ve fazla pembeleşmeden çıkarıp soğuduktan sonra servis yapıyoruz.</div><br /><br /><br /><div><br />Afiyetler Olsun<br />Özlem Yalçınkaya </div>OYLUMhttp://www.blogger.com/profile/01537648803280042154noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-37345450.post-9488266917135648602008-02-26T09:54:00.000-08:002008-02-25T23:50:54.139-08:00GAMSIZ KAZ<a href="http://bp3.blogger.com/_1D6MIAeQUWM/R6HIHYy3WII/AAAAAAAAAuA/_hzuC_gHpR4/s1600-h/New%2520Goose%2520neck.jpg"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5161626677183731842" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://bp3.blogger.com/_1D6MIAeQUWM/R6HIHYy3WII/AAAAAAAAAuA/_hzuC_gHpR4/s400/New%2520Goose%2520neck.jpg" border="0" /></a><br /><div>Hayatta bir şeylere tutunmaya çalışmak mı daha kolay, yoksa savrulan yaprak gibi kendini rüzgara bırakmak mı? İkisi de zor bence. Edindiğin amaç, gözünü diktiğin hedef uğruna yaşananlar ve fedakarlıklar kum saatini daha hızlı akıtmaktan başka bir işe yaramıyorlar.</div><div><br />Savrulmak kolay gibi gözükse de rüzgarın seni hangi köşeye atacağını önemsememek daldaki yaprağa özenmemek için epey bir gönlü geniş olmak gerekiyor ki bana göre zor iş.</div><div><br />İnternet tantralarında olduğu gibi herkesi sev, her günü mutlulukla karşıla, gül kokla ,nergis topla kolay değil. Hatta diyorum ki yok öyle bir şey. Hayat senin burnuna her sabah gül kokusu getirip yollarına menekşe sermiyor ki sevgi böceği gibi mucuk mucuk herkesi öpüp, gülümseyesin. Ahh kelebekler papatyalar çok hoş lafı çok boş.</div><div><br />İnsanoğlunun duygularını pozitif tutması her gün için mümkün mü? Depresyonu bizler keşfetmedik ki? Gençken çok yüzeysel sıkıntılar bile seni üzerken, olgunlaştıkça günlük hayatın sıradanlığı, politikalar, 3.sayfa haberleri, büroda olanlar biraz daha törpülediği yetmezmiş gibi ömrü dar gelen pantolonlar beğendiğin çizmenin fiyatı göz altındaki kırışıklar ve her gün keşfedilen mucize kremlerden hangisini seçmen gerektiğini bilememen tuz biber ekmiyor mu acı sosun üzerine.</div><br /><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5161626874752227474" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://bp1.blogger.com/_1D6MIAeQUWM/R6HIS4y3WJI/AAAAAAAAAuI/6-EQn_fbYLE/s400/0906-goose.jpg" border="0" /> Yaşlandıkça sabrın artıyor ve (ben hala 15 dakikada yazdığım yazıyı iki defa kontrol etme sabrını gösterememişken ) tecrübende artıyor ama bu sefer bedenin ve ortam izin vermiyor sana. Çalışmadan geçireceğin birkaç yılı da tansiyon, şeker,kalple uğraşarak geçiriyorsun.Gençken kilo almamak için yemezken yaşlandıkça sağlık nedenleriyle yiyemiyorsun gene aynı kapıya çıkıyor yol : “can sıkıntısına”<br /><div><br />Eeee ne yapmalı o zaman. Hiç bir şey. CEHALET ERDEM’ dir. Gamsız kaz olmak da sağlığa çok faydalıdır. İnsanları dinleme, dinler gibi yap. Kafanı takma. Haberleri izleme. Örgünü ör, Lost dizisinin yeni sezonu için heyecanlan akşam çayını demleyip Hatırla Sevgili’ yi izlemek sana yetsin. Fazla kurcalama orayı burayı şu dedi bu koduyu. Eğer gamsız kaz lafının hakkını verirsen eminim ki herkesten daha rahat uyku çekilip daha güzel renkli rüyalar görmek mümkün. Göreceksin ki bu dünyada senden mutlusu yok.</div><div><br />Şu bir gerçek ki arkadaş biz önemliyiz. Tekiz. Bu dünyada senden de benden de bir tane daha yok. Ama yapabilene aşk , becerebilene helal olsun. Alkışlar sizler için geliyor. Şap şap şap.</div><div><br />Neyse fazla uzatmayalım. Bu haftaki tarifimiz aşağıda herkese afiyetler olsun.</div><div><br />Oylum Özmen</div><br /><div>(FOTO:<a href="http://www.vanessaarbuthnott.co.uk/">http://www.vanessaarbuthnott.co.uk/</a> <a href="http://www.arivacawildlife.com/">http://www.arivacawildlife.com/</a>)</div>OYLUMhttp://www.blogger.com/profile/01537648803280042154noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-37345450.post-69760070457907033702008-02-26T09:52:00.000-08:002008-02-25T23:47:23.745-08:00FISTIK AROMALI MOZAİK PASTA<a href="http://bp0.blogger.com/_1D6MIAeQUWM/R57uoYy3WHI/AAAAAAAAAt4/iBq9ahCHDrA/s1600-h/243671519_f7622d0c81_b.jpg"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5160824600631138418" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://bp0.blogger.com/_1D6MIAeQUWM/R57uoYy3WHI/AAAAAAAAAt4/iBq9ahCHDrA/s400/243671519_f7622d0c81_b.jpg" border="0" /></a><br /><br /><div align="justify">1-BARDAK SÜT<br />½ BARDAK ŞEKER<br />½ PAKET MARGARİN<br />1PAKET PETİBÖR BİSKÜVİ<br />1 BARDAK KURU ÜZÜM<br />1 PAKET FISTIK AROMALI DONDURMA TOZU<br />1 PAKET HAZIR ÇİKOLATA SOS<br /><br />MARGARİNİ ERİTİN. BİSKÜVİLER VE KURU ÜZÜM HARİÇ TÜM MALZEMELERİ KARIŞTIRIP ŞEKER ERİYENE KADAR KARIŞTIRIN. İRİCE PARÇALADIĞINIZ BİSKÜVİLERİ VE KURU ÜZÜMÜ KARIŞIMA İLAVE EDİP KAŞIKLA İYİCE KARIŞTARALIM. ORTA BOY KEK KALIBININ İÇİNDE STRECH FİLME SARIP BUZDOLABINDA EN AZ YARIM GÜN BEKLETELİM. MÜMKÜNSE MOZİK PASTANIZI BİR GÜN ÖNCEDEN HAZIRLAYIN. DİLİMLEYEREK VE ÜZERİNE TARİFİNE GÖRE HAZIRLADIĞINIZ ÇİKOLATA SOSU GEZDİREREK SOĞUK SERVİS EDELİM.<br /><br />AFİYET OLSUN<br />OYLUM ÖZMEN</div>OYLUMhttp://www.blogger.com/profile/01537648803280042154noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-37345450.post-52589586132241903042008-02-18T06:34:00.000-08:002008-02-18T01:47:55.158-08:00ŞARLOT<a href="http://bp2.blogger.com/_1D6MIAeQUWM/R3zy2UEbD5I/AAAAAAAAAr0/uJf3P0EaO84/s1600-h/M%C4%B0SAF%C4%B0R+008-1.JPG"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5151259088719122322" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://bp2.blogger.com/_1D6MIAeQUWM/R3zy2UEbD5I/AAAAAAAAAr0/uJf3P0EaO84/s400/M%C4%B0SAF%C4%B0R+008-1.JPG" border="0" /></a><br /><br /><div align="justify">Bir yemek sitesinden bulmuştum bu tarifi. Adı da aynen böyle geçiyordu. Ama üzgünüm hangi site olduğunu hatırlıyamıyorum.<br /><br />Tam kıvamı için bu oran korunarak miktarlar istenildiği ölçüde azaltılabilir, artırılabilir.<br /><br />400 gr’lık bebe bisküvisini çok ufalamadan ama çok da iri bırakmadan kırıyoruz ikramı yapacağımız servis tabağına.<br /><br />3 poşet krem şantiyi üzerinde yazan ölçülerle ama mutlaka soğuk sütle hazırlıyoruz. Krem şantiyi belki biraz da dolapta bekleterek iyice kıvam alması sağlanabilir. Bisküvilerle krem şanti servise çıkarılacak tabakta karıştıracağız.<br /><br />Üzerine istenirse evde sos hazırlanabilir ama ben en çok Dr. Oetker’in çikolata sosunu yakıştırıyorum. Ama sosun yapılışından sonra onu da soğutmak gerek. Sıcak sıcak dökmek ayrı bir görüntü oluşturuyor :( . Denenmiştir..:)<br /><br />Streç ile üzerini sosa değmeyecek şekilde kapatıp en azından 2-3 saat bekletmek faydalı olur..<br /><br />Gerçekten çok hafif ve çok lezzetli ve bir o kadar da kolay hazırlanabilir bir tatlı…<br /><br />Afiyetler<br />Özlem Yalçınkaya</div>OYLUMhttp://www.blogger.com/profile/01537648803280042154noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-37345450.post-65808886962162482962008-02-14T01:06:00.000-08:002008-02-14T04:12:46.198-08:00BE MY VALENTİNE<a href="http://bp2.blogger.com/_1D6MIAeQUWM/R7QF4EAEdMI/AAAAAAAAAwo/Y-sET5xT2FM/s1600-h/With%2520Love___%2520(pencil%2520drawing,%2520A4)_small.jpg"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5166761133205648578" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://bp2.blogger.com/_1D6MIAeQUWM/R7QF4EAEdMI/AAAAAAAAAwo/Y-sET5xT2FM/s400/With%2520Love___%2520(pencil%2520drawing,%2520A4)_small.jpg" border="0" /></a><br /><div align="justify">Aman da neler olmuş neler sonunda sevgililer günü gelmiş. Ben bu sene tembel işi gidip hazırdan alınmış sevgililer günü hediyesi istemiyorum. Yüzyıllardır Hıristiyan aleminde olduğu şekilde sevgili eş, müstakbel eş yada sevgili ama er kişi hanımına şiirler yazmalı romantik notlar yollamalı. Belki kalbiyle birlikte bir parçada çikolata ve çiçek hediye etmeli. Evet sevgiliyi beslemek taa ilkel zamanlarımıza dayansa da genelde hatunları çikolata ve şeker mest eder.Konuyu dağıtarak kökenine inmek istemiyorum. O başka bir yazı konusu olsun. </div><br /><div align="justify"></div><div align="justify">İyi de ne demek “be my valentine” nedir sevgililer günü lafları. Ben 1980 sonrası şu Amerikan hayranlığımızın tavana vurduğu yıllarda tanıştım onunla. Hikayesinin beni çok etkilemesinin yanı sıra eğer acımasız kapitalizmin kölesi olmayıp yaratıcı olabiliyor ve insanları mutlu edebiliyorsak neden olmasın…Dibine kadar kutlayın derim.Sevmek sevilmek ka