<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss'><id>tag:blogger.com,1999:blog-28657060</id><updated>2009-06-25T15:48:17.825+03:00</updated><title type='text'>ordan burdan...</title><subtitle type='html'>settie's blog</subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://www.setenay.info/blog/rss/feed.xml'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28657060/posts/default'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.setenay.info/blog/'/><link rel='next' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28657060/posts/default?start-index=26&amp;max-results=25'/><author><name>settie</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16465676804925041322</uri><email>noreply@blogger.com</email></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>50</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>25</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-28657060.post-4959883969879651328</id><published>2009-06-25T15:11:00.000+03:00</published><updated>2009-06-25T15:12:33.426+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hipertiroid'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hipertiroidi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='guatr'/><title type='text'>hipertiroidi</title><content type='html'>&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Bundan yaklaşık üç yıl kadar önce, "sık ve az yemek yiyeceksin" ana fikirli diyet hakkında bir şeyler duymuş/okumuştum ve en azından sık yeme kısmını hakkıyla gerçekleştiriyordum. Tuhaf olan şu ki, "sık ve çok" yemek yiyerek durmaksızın kilo verdiğimi fark ettim. Şaşkınlık ve mutluluk karışımı bir ifadeyle kendimi izlerken önce pantolonlar bollaşmaya başladı, sonra düğmesini açmadan giyip çıkarabildiğim birdolu kıyafetim oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hmm... Her genç kızın rüyası! Ancak bu rüyanın yanında; deliler gibi saç dökülmesi, yıllardır hiç kısa olmamış tırnakların kırılmaya başlaması, sık sık gerçekleşen kalp çarpıntıları ve on metre yürüyünce yorgunluktan bir adım daha atamamak gibi bir haller de geldi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu noktada "eh olur o kadar, kilo verince bünye şeyoldu tabi" diye geçiştirdim, ki bu büyük bir hataymış. "Benim midem çok fena, sanırım ülser oluyorum..." diye gittiğim iç hastalıkları uzmanı Hikmet Hoca, "sen bir şu kan tahlillerini yaptır bakayım" diye beni tahlil odasına gönderip, sonuçları alınca; verdiğim kiloların, çabuk yorulmamın, çarpıntı, saç dökülmesi ve bütün diğer fiziksel değişikliklerin nedeni anlaşıldı: Hipertiroidi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hipertiroidi, tiroid bezinin fazla çalışması şeklinde özetlenebilecek bir rahatsızlık; guatr'ın birçok çeşidinden biri. Belirtileri ve yan etkileri çok fazla, ki hızlı kilo kaybı ve taşikardi en belirgin olanları...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne ise, Hikmet Bey'in gözünden kaçmayan belirtiler sayesinde başlangıcında tespit edilen hipertiroidimin tedavisi de hemen başladı (Esas şikayetim olan gastrit'in yanında...) Yaklaşık 2,5 yıl, sürekli kontrol altında süren ilaç tedavisi (Günde dokuz adete kadar çıktı hapların sayısı...) sık sık gidip kan verilen tahlil laboratuvarı; dans etmeyi bıraktıktan sonra gittikleri hızla geri gelen kilolar eşliğinde... İlacı bırakmamın üzerinden 1,5 ay geçti ve (burada tahtaya vurunuz) son kan tahlilinde her şey yolunda gözüküyor. Nihayet! Mutluyum :)&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/28657060-4959883969879651328?l=www.setenay.info%2Fblog'/&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28657060/4959883969879651328/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=28657060&amp;postID=4959883969879651328' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28657060/posts/default/4959883969879651328'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28657060/posts/default/4959883969879651328'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.setenay.info/blog/2009/06/hipertiroidi.html' title='hipertiroidi'/><author><name>settie</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16465676804925041322</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='06525342748143084077'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-28657060.post-2189750335981842870</id><published>2009-06-20T02:44:00.001+03:00</published><updated>2009-06-20T02:45:46.294+03:00</updated><title type='text'>Modern kadin</title><content type='html'>&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;i style=""&gt;(Okuyacağınız öykünün gerçek kişi ya da kişilerle hiç ilgisi yoktur; karakterleri tanıdığınız birilerine benzetirseniz, bu tamamen şahsi meselenizdir.)&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;“Merhaba, ben modern kadın. Eğer özgüvenimin somut bir varlığı olsaydı, büyüklüğü karşısında saygıyla eğilirdiniz! Sizi uyarıyorum, moderniteme ve özgüvenime karşı bir tehdit algılarsam; bir anda içimdeki kenar mahalle kadını uyanabilir ve görebileceğiniz en çirkef halleri ‘modern’ kimliğimin içinde eritip, size hiç hissettirmeden yedirebilirim.”&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Ya abi inanamıyorum! İnsanlara i-na-na-mı-yo-rum! Geçenlerde bi’ hatunla tanıştık. Bizim işyerindeki Selim’in arkadaşı… Abi, hatunla Cem’in mekanda biraz oturduk, bir-iki bira içtik. O aralar da Cem’le aramız bozuk; ilişkiye biraz ara verdik, takılıyoruz öyle, arkadaş ayağına. İki görüştük, ettik diye; hatun biz yokken Cem’in yanına gitmiş. Oturmuşlar, çay-kahve içmişler! Düşünebiliyor musun? Benim erkek arkadaşımın işyerine gitmiş hatun! Benim erkek arkadaşımın! Benim!&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Zaten belliydi! Sanatçı manatçı takılan tuhaf bir hatun. Hiç senin benim gibi değil yani, anlıyor musun? Yani, tamam, Cem’le ilişkiye ara vermiş olabilirim, ama; yani,&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;ya ayıp abi yaa! Kadın dayanışması diye bir şey var, biliyorsun. Ne demek yani, sen nasıl benim sorunlar yaşadığım erkek arkadaşımın yanına gidip oturursun. Haksız mıyım abi, var mı böyle bir şey yaa? Yani, sen nasıl gidersin benim erkek arkadaşımın yanına ya! &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Öğrenince mi? Ne yapmamı bekliyorsun ki? Her kadının yapacağını yaptım tabii ki! Hatunun numarasını aldım Selim’den, aradım. “Cem’in yanına gitmişsin” dedim, “evet gittim” dedi; çok normal bir şey gibi! Neymiş, onun aklından öyle bir şey geçmemiş, ben ne diyormuşum? Bırak abi ya, bilmiyor muyum sanki maksadını. Hazır bizim sorunlarımız varken araya girecek hatun, Cem’i kendine kapatacak! Ben yer miyim hiç böyle numaraları? Ağzıma geleni söyledim hatuna, ayağını denk alsın bundan sonra!&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Benim sevgilim ya! Benim!!!&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Bir daha sittin sene yanına uğrayamaz sevgilimin o hatun! Hele bir uğrasın, hele bir duyayım, bak neler yapıyorum ikisine de!&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;(Yazarın hissesi: “Modernim ben; modern, modern!” diye bas bas bağıran kadından uzak duracaksın arkadaş…)&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/28657060-2189750335981842870?l=www.setenay.info%2Fblog'/&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28657060/2189750335981842870/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=28657060&amp;postID=2189750335981842870' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28657060/posts/default/2189750335981842870'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28657060/posts/default/2189750335981842870'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.setenay.info/blog/2009/06/modern-kadin.html' title='Modern kadin'/><author><name>settie</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16465676804925041322</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='06525342748143084077'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-28657060.post-5053641396578750408</id><published>2009-04-24T23:51:00.002+03:00</published><updated>2009-04-24T23:52:18.144+03:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="font-family: georgia;"&gt;bilmemkaç milyar kişinin yaşadığı dünyada, özlememem gereken tek insanı özlüyorum ya... daha ne diyeyim ben bana!&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/28657060-5053641396578750408?l=www.setenay.info%2Fblog'/&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28657060/5053641396578750408/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=28657060&amp;postID=5053641396578750408' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28657060/posts/default/5053641396578750408'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28657060/posts/default/5053641396578750408'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.setenay.info/blog/2009/04/bilmemkac-milyar-kisinin-yasadg-dunyada.html' title=''/><author><name>settie</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16465676804925041322</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='06525342748143084077'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-28657060.post-824812899922150536</id><published>2009-01-17T19:27:00.003+02:00</published><updated>2009-06-25T15:15:11.307+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='müzik'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='eskişehir'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='bağlama'/><title type='text'>A.R.Kalayci</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.setenay.info/blog/uploaded_images/07-atolye-son-731426.jpg"&gt;&lt;img style="cursor: pointer; width: 320px; height: 213px;" src="http://www.setenay.info/blog/uploaded_images/07-atolye-son-731368.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;i style="font-weight: bold;"&gt;Yumurtaya Nal &lt;/i&gt;&lt;i style="font-weight: bold;"&gt;Çakan Usta&lt;/i&gt;&lt;b style=""&gt;&lt;i style=""&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;    &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.setenay.info/blog/uploaded_images/02-nal-797763.jpg"&gt;&lt;img style="cursor: pointer; width: 200px; height: 133px;" src="http://www.setenay.info/blog/uploaded_images/02-nal-797746.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Ali Rıza Kalaycı, Cumhuriyet’le yaşıt bir bağlama ustası. Atölyesine girdiğimde, porte çizili bir beyaz tahtanın yanında duran nesneye yönlendiriyor beni: Eski bir pet şişenin içinde asılı duran yumurta ve üzerine çakılı nal... “Yumurtaya nal çakmak diye bir deyim varmış. Eskiden, ustalar hünerlerini göstermek için yumurtaya nal çakarmış; herkes beceremezmiş. Bunu duyunca ben de denedim, yaptım.” diyor gururla.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;!--[if gte vml 1]&gt;&lt;v:shape id="_x0000_s1029" type="#_x0000_t75" style="'position:absolute;left:0;text-align:left;"&gt;  &lt;v:imagedata src="file:///C:\Temp\msohtml1\01\clip_image003.jpg" title="06-inletir kardesler"&gt;  &lt;w:wrap type="square"&gt; &lt;/v:shape&gt;&lt;![endif]--&gt;&lt;!--[if !vml]--&gt;&lt;!--[endif]--&gt;Atölyesindeki bir odanın duvarları tamir edilmeyi bekleyen bağlamalar ve marangozluk aletleriyle dolu. Diğer odada ise en üstte Atatürk fotoğrafları ve kendisinin Halkevi ile diğer katıldığı topluluklarla çekilmiş fotoğrafları var. Muzaffer Sarısözen’in karakalem portresi de özel bir yer bulmuş duvarda. Atölyenin tamire ayrılan odasında, bir rafın üzerinde duran çerçevesiz fotoğraf da dikkat çekiyor. Ali Rıza Bey’in oğlu Müfit Kalaycı adına imzalanmış fotoğraftaki imzanın sahipleri “İnletir Kardeşler.” Bir zamanlar Eskişehir’de çok tanınan şarkıcılar olduklarını öğreniyorum Ali Rıza Bey’den.&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: center;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.setenay.info/blog/uploaded_images/06-inletir-kardesler-737059.jpg"&gt;&lt;img style="cursor: pointer; width: 200px; height: 133px;" src="http://www.setenay.info/blog/uploaded_images/06-inletir-kardesler-737055.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Ali Rıza Kalaycı’nın esas mesleği marangozluk. Eskişehir’deki uçak fabrikasında çalışmış yıllarca. Bağlamalar, curalar ne ki… Fabrikada geçirdiği yıllarında uçaklar, uçak modelleri yapmış ahşaptan. Muzaffer Sarısözen’in Eskişehir’e gelmesiyle, Ali Rıza Bey 1938 yılında tanıştığı bağlamaya ve müziğe daha fazla ağırlık vermeye başlamış. 1946 yılında, Halkevi bünyesinde bir ekip kurmuşlar ve müziğe orada devam etmiş.&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;!--[if gte vml 1]&gt;&lt;v:shape id="_x0000_s1027" type="#_x0000_t75" style="'position:absolute;left:0;text-align:left;" wrapcoords="-36 0 -36 21546 21600 21546 21600 0 -36 0"&gt;  &lt;v:imagedata src="file:///C:\Temp\msohtml1\01\clip_image005.jpg" title="05"&gt;  &lt;w:wrap type="tight"&gt; &lt;/v:shape&gt;&lt;![endif]--&gt;&lt;!--[if !vml]--&gt;&lt;!--[endif]--&gt;Hava İkmal fabrikasından emekli olunca bir atölye açmış.”Modern Saz Evi” ismini verdiği atölyesinde hem saz yapmış, kendi yaptığı sazları satmış; hem de kırık-bozuk sazları tamir etmiş. Atölyesinde bağlama, cura gibi tanıdığımız enstrümanlar yaparken; kendisine ait ürünler de çıkarıyor ortaya. “Elektro baston bağlama” bunlardan en önemlisi. Kırılan ve teknesi sapından ayrılan bir bağlama sayesinde icat etmiş bu çalgıyı. Bir de “kabaksız kemane” var. Teknesi su kabağından oyulan kabak kemanenin aksine; bağlamalar gibi ağaçtan tekne hazırlamış Ali Rıza Bey bu enstrüman için.&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: center;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.setenay.info/blog/uploaded_images/05-761060.jpg"&gt;&lt;img style="cursor: pointer; width: 200px; height: 133px;" src="http://www.setenay.info/blog/uploaded_images/05-761056.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Oğlunun yardımıyla hazırlayıp, bilgisayar çıktılarıyla çoğalttığı bir de müzik kitabı var. Temel nota bilgileri ile birlikte; Türk Halk Müziği’nin kökeni ve çeşitli yörelerin türküleri (notaları ve sözleriyle) yer alıyor kitapta. Oğlu Müfit Kalaycı’nın anlattığına göre, bu kitapları ciltleyebilmek için küçük bir cilt makinesi yapmış, marangoz ustalığını kullanarak. Kitabın kopyalarını evde ciltliyor ve meraklılarına hediye ediyor. Ne şanslıyım ki, kitabın hazırda bulunan son kopyasını bana hediye etti ve ricam üzerine kapağa bir de imza attı.&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;b style=""&gt;&lt;i style=""&gt;Meşk Derneği&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;Atölye işlemeye devam ederken; Eskişehir’deki Halk Müziği meraklılarının da buluşma yeri olmuş. İşler azalınca atölyesini eski evine taşımış Ali Rıza Kalaycı ve atölyenin yerine “Türk Halk Müziği Meşk Derneği” açmışlar arkadaşları ile.&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;Derneğin duvarları; bağlamalar, curalar, başta Ali Rıza Bey olmak üzere üyelerin fotoğrafları ve gazetelerde haklarında çıkan yazılarla kaplı. Koro şefine ayrılan yerin arkasında ise, yine porte çizili bir beyaz tahta var. Bu tahtaya notaları ve türkülerin sözlerini yazarak yeni türküler öğreniyorlar birlikte.&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;Halk Müziği seven Eskişehirliler, Meşk Derneği’nde haftanın iki günü toplanıp meşk ediyorlar. İsmet Göksel’in yönettiği koro; bağlamalar, cura, ney, klarnet, kabak kemane sesleri ile giriş yapıyor müziğe. Türküler bazen koro halinde, bazen solistler tarafından okunuyor. Küçük bir odadan ibaret olan dernekte her şey belli bir düzenle işliyor. Koro şefi İsmet Göksel bütün topluluğa hakim bir noktada otururken; iki yanında, derneğin her ikisi de 1923 doğumlu olan en yaşlı üyeleri var: Ali Rıza Kalaycı ve Doktor Necdet Eşkinat.&lt;/p&gt;        &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;Derneğin daha genç üyeleri (yaşları 60’lardan başlayıp 20’lere kadar iniyor) kapıdan girer girmez önce Ali Rıza Bey’in yanına gidiyorlar; elini öpüp “Hocam nasılsınız?” diyerek hatırını sormak için. İçeride kalabalık artınca, meşk de başlıyor ve saatlerce sürecek müziğin sesi yayılıyor derneğe. (Çekim için gittiğim ilk gün; meşk yedi saat boyunca sürmüştü.)&lt;br /&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;Aynı zamanda, meraklısına müzik ve bağlama eğitimi de veriliyor Meşk Derneği’nde. 2007 yılında Ali Rıza Bey’in yüz yirmiden fazla öğrencisi olmuş dernekte. Kimileri meşk günlerine katılmaya devam etmiş; çoğu ise okulları, işleri nedeniyle uzaklaşmış dernekten.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;b style=""&gt;&lt;i style=""&gt;Ali Rıza Amca&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;Yazı boyunca “Ali Rıza Bey” diye bahsettiğim insan, aslında benim için 1985 yılından beri “Ali Rıza Amca.” Alt alta olan dairelerimizde, rahmetli eşinin sözleriyle ifade etmek gerekirse, onlar geceler boyunca benim ağlamalarımı dinlemişler ben biraz büyüyene kadar. Bense, Eskişehir’de olduğum zamanlarda hâlâ Ali Rıza Amca’nın bağlamasını dinliyorum geceleri. Yirmi dört yıldır komşum olan Ali Rıza amca, küçük bir çocuğa kendi yaptığı bağlamalardan birini hediye edecek kadar düşünceli bir insan ve o çocuğun üst kattan gelen bağlama seslerinin içinde gülümseyerek uyumasını sağlayan harika bir müzisyen.&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/28657060-824812899922150536?l=www.setenay.info%2Fblog'/&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28657060/824812899922150536/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=28657060&amp;postID=824812899922150536' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28657060/posts/default/824812899922150536'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28657060/posts/default/824812899922150536'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.setenay.info/blog/2009/01/arkalayci.html' title='A.R.Kalayci'/><author><name>settie</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16465676804925041322</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='06525342748143084077'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-28657060.post-738208248905857975</id><published>2008-12-01T10:30:00.001+02:00</published><updated>2008-12-01T10:31:34.945+02:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>Mutlu eden küçücük:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yüzündeki sahte gülücüğe inanmayan çok sevdiğin abinin "hadi ordan eşek, yalan yalan sırıtma bana" demesi ve birkaç ay önce ona yazdığın küçük notu cüzdanından çıkarıp "bak bunu sen söylemiştin bana" diye okumasıdır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/28657060-738208248905857975?l=www.setenay.info%2Fblog'/&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28657060/738208248905857975/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=28657060&amp;postID=738208248905857975' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28657060/posts/default/738208248905857975'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28657060/posts/default/738208248905857975'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.setenay.info/blog/2008/12/mutlu-eden-kck-yzndeki-sahte-glce.html' title=''/><author><name>settie</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16465676804925041322</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='06525342748143084077'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-28657060.post-4231028980231493088</id><published>2008-11-19T08:24:00.000+02:00</published><updated>2008-11-19T08:25:43.566+02:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>Benim süper arkadaşlarım var.&lt;br /&gt;Bütün bir öğleden sonra yanımda kalarak, sadece varlığıyla rahatlatan.&lt;br /&gt;Telefonda dakikalar süren mızıldanmalarıma aynı mızmız tonda eşlik eden, "yalnız değilsin" diyen.&lt;br /&gt;Hiç beklemezken koluma dokunup "boşver, bu da böyle işte" diye teselli eden.&lt;br /&gt;Kocaman sarılıp huzur veren.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şanslı bir insanım ben. Evet.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/28657060-4231028980231493088?l=www.setenay.info%2Fblog'/&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28657060/4231028980231493088/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=28657060&amp;postID=4231028980231493088' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28657060/posts/default/4231028980231493088'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28657060/posts/default/4231028980231493088'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.setenay.info/blog/2008/11/benim-sper-arkadalarm-var.html' title=''/><author><name>settie</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16465676804925041322</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='06525342748143084077'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-28657060.post-7852059314545405608</id><published>2008-10-15T00:25:00.000+03:00</published><updated>2008-10-15T00:26:43.717+03:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>Diyelim ki dişin ağrıyor... Ağrıyı geçirmek için her şeyi deniyorsun. Tam o ağrı birazcık azalmışken, başın ağrımaya başlıyor. Dişindeki ağrıyı bir süre unutursun, başının derdine düşersin. Ama ağrıyı unutman, çürümenin durduğu anlamına gelmez. Aksine, kısa zamanda daha da güçlenerek gelir ağrı. Bu sefer iki ağrıyı birden yaşarsın.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/28657060-7852059314545405608?l=www.setenay.info%2Fblog'/&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28657060/7852059314545405608/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=28657060&amp;postID=7852059314545405608' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28657060/posts/default/7852059314545405608'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28657060/posts/default/7852059314545405608'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.setenay.info/blog/2008/10/diyelim-ki-diin-aryor.html' title=''/><author><name>settie</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16465676804925041322</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='06525342748143084077'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-28657060.post-8540389920228882356</id><published>2008-10-07T19:29:00.000+03:00</published><updated>2008-10-07T19:34:55.105+03:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;span style="font-style: italic;"&gt;"Geçmiş zaman olur ki, hayali cihan değer."&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İki hafta önce geçmişimi şöyle bir hatırlamış ve mutlu olmayı, heyecanlanmayı pek iyi hatırlamadığımı fark etmiştim. Ama pek üzerinde durmamıştım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün daha beteri oldu. Geçmişimi özledim bugün. Fark ettim ki; en içten mutluluklarım gibi, mutsuzluklarımı da kaybetmişim. En uzun mutsuzluğum yaklaşık 1,5 dakika sürer olmuş.&lt;br /&gt;Heh, tabii "daha ne istiyorsun" denebilir bu durumda. Lakin, "oha, mutsuz olmayı da unutmuşum ben" dediğim an, kafamın içindeki kişilerden biri şöyle bir cevap verdi bana: "mutsuzluğun hiç olmadığı bir yer cennete değil, cehenneme benzer sanırım."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mutsuz da olabildiğim cennetimi geri istiyorum.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/28657060-8540389920228882356?l=www.setenay.info%2Fblog'/&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28657060/8540389920228882356/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=28657060&amp;postID=8540389920228882356' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28657060/posts/default/8540389920228882356'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28657060/posts/default/8540389920228882356'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.setenay.info/blog/2008/10/gemi-zaman-olur-ki-hayali-cihan-deer.html' title=''/><author><name>settie</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16465676804925041322</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='06525342748143084077'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-28657060.post-7656780241462583263</id><published>2008-07-13T23:48:00.000+03:00</published><updated>2008-07-13T23:49:27.461+03:00</updated><title type='text'>Zaman</title><content type='html'>&lt;p style="text-align: justify;" class="MsoNormal"&gt;Sabrım kalmadı. Bir şeyler olsun diye bekleyecek umudum kalmadı. Ani bir acıyı, yavaş yavaş gelecek mutluluğa tercih ediyorum.&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;  &lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: justify;" class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;  &lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: justify;" class="MsoNormal"&gt;“Güzel şeyler olacak” diye beklemek, o beklentideki muallâk, “acaba olmayacak mı?” korkusu, en ağrılı ölümler gibi. O halde beklemenin nesi güzel? Neden şairler yüzyıllarca anlatmış cananı beklemenin yüceliğini? İnceden hissedilen sancı, “ya olmazsa” korkusu... Kendi kendine acı çektirmek Mevlana’nın Yaradan’a olan aşkı gibi bir şey mi? Ama arada bir fark var. Yok mu? Mevlana, bir gün öldü ve hayatı boyunca beklediğine kavuştu. Oysa benim gibi, yaşadığı dünyayı düşünen, maneviyattan anlamayıp ölümlü sevgiler peşinde koşanlar için böyle bir garanti yok. Benim sevgim, benim sabrım sonsuz değil. Aynı benim gibi... Bir gün öleceğim ne kadar kesinse; beklemekten vazgeçeceğim de o kadar kesin. O halde, neden mutlu olacağım beklentisi içinde, mutsuz günler yaşıyorum? Neden sınırlı yaşamımı bekleyerek harcıyorum?&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;  &lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: justify;" class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;  &lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: justify;" class="MsoNormal"&gt;Mutluluğu beklediğim her gün, o benden biraz uzaklaşıyor. Yavaş yavaş ölüyorum.&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/28657060-7656780241462583263?l=www.setenay.info%2Fblog'/&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28657060/7656780241462583263/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=28657060&amp;postID=7656780241462583263' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28657060/posts/default/7656780241462583263'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28657060/posts/default/7656780241462583263'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.setenay.info/blog/2008/07/zaman.html' title='Zaman'/><author><name>settie</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16465676804925041322</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='06525342748143084077'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-28657060.post-907566258204353010</id><published>2008-06-28T01:00:00.002+03:00</published><updated>2008-06-28T01:05:55.549+03:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>Bugün, "sizin işiniz de zor be abi" geyiğini yakından tanıma şerefine nail oldum. Gerçekten! Bugün, bana, &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;"sizin işiniz de zor be abla"&lt;/span&gt; dendi. Söylediler bunu bana. &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Sizin işiniz de zor be abla...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Hanımlar ayakta dururken ben oturamam" diyen beyamcaya,  kendisine yer verilince "kızım yakın mı ineceğin yer? otursaydın sen" diyen hanımefendiye selam olsun buralardan. Bütün büyüklerimiz böyle olsa yahu, ya da en azından ben yaşlanınca böyle olabileyim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bana pek bir gelip gitmeye başladılar bu aralar. Ya her şey iyi, ama ben kötü gitmesi beklentisiyle kötüye yoruyorum her şeyi. Ya da her şey gerçekten aklıma gelen en kötü ihtimaller gibi ve ben yine yıkıma yakın bir yerlerde geziyorum. Kısfmet. İyi olsun ama, lütfen.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/28657060-907566258204353010?l=www.setenay.info%2Fblog'/&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28657060/907566258204353010/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=28657060&amp;postID=907566258204353010' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28657060/posts/default/907566258204353010'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28657060/posts/default/907566258204353010'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.setenay.info/blog/2008/06/bugn-sizin-iiniz-de-zor-be-abi-geyiini.html' title=''/><author><name>settie</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16465676804925041322</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='06525342748143084077'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-28657060.post-5199287839477145822</id><published>2008-04-27T17:05:00.001+03:00</published><updated>2008-04-27T17:08:09.863+03:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>Aşık olmak istemeyen kadın&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine kaynağımızı ekşi sözlükten alalım. Böyle bir başlık açılmış taa 2001 yılında. Şimdi hatırladım da, o tarihte gayet aşıktım ben. Neyse efendim, geçmişe dönüp de anıları hatırlamaya başlarsam içinden çıkamam. Aşık olmak istemeyen kadına gelelim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir kadın neden aşık olmak istemez? Üzülmekten korkuyor olabilir belki, ya da "nasıl olsa bitecek" diyordur. Üzülmekten korkmak gereksiz aslında. Çünkü ne kadar üzülsek de, atlatmayı başarıyor beynimiz. Bir gün, bir bakıyoruz ki o üzüntünün izi bile kalmamış. "Nasıl olsa bitecek"in karşısına ise, "ya bitmezse" sorusuyla çıkabiliriz. Ancak hem o kadının tecrübeleri; hem duydukları, gördükleri yeterli kanıttır. Nasıl olsa bitecektir işte.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benim esas üstünde durmak istediğim nokta ise, aşık olmak istemeyen kadının nasıl davranacağı. Aşk konusunda tarafsız duran bir kadın, etrafında hoşlandığı biri olduğunda ona yaklaşır, tanımaya çalışır ve bu tanışıklığın gidişine göre gelişir ya ilişki; işte bu noktada kadın "aşık olmak istemeyen" ise şöyle bir şey olacaktır. Kadın, çevredeki herhangi birini çekici bulur. Biraz yaklaşır, tanımaya başlar. Ama burada amaç çok başkadır. Kadın bu adamı tanırken olumsuz bir nokta yakalamak için (bilinçli ya da bilinçsiz) bir çaba içine girer ve mutlaka bulur o aradığı olumsuzluğu. Sonrası malum, gönül rahatlığıyla uzaklaşır kadın. Ola ki, hiçbir olumsuz yön bulamayacaktır; kadın bunu fark eder, hiç yaklaşmaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aşık olmak istemeyen kadın, zekidir. ;)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/28657060-5199287839477145822?l=www.setenay.info%2Fblog'/&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28657060/5199287839477145822/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=28657060&amp;postID=5199287839477145822' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28657060/posts/default/5199287839477145822'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28657060/posts/default/5199287839477145822'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.setenay.info/blog/2008/04/ak-olmak-istemeyen-kadn-yine-kaynamz.html' title=''/><author><name>settie</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16465676804925041322</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='06525342748143084077'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-28657060.post-4478899297176942127</id><published>2008-04-22T21:26:00.002+03:00</published><updated>2008-04-22T21:38:20.081+03:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>Stanislaw Lem, sadece bir sene sonra da Arthur C. Clarke. R.I.P.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/28657060-4478899297176942127?l=www.setenay.info%2Fblog'/&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28657060/4478899297176942127/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=28657060&amp;postID=4478899297176942127' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28657060/posts/default/4478899297176942127'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28657060/posts/default/4478899297176942127'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.setenay.info/blog/2008/04/stanislaw-lem-sadece-bir-sene-sonra-da.html' title=''/><author><name>settie</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16465676804925041322</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='06525342748143084077'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-28657060.post-5035703960521974156</id><published>2008-03-14T21:16:00.004+02:00</published><updated>2008-03-14T22:59:34.657+02:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>Bu şehrin pek çok yerinde, uzaktan da olsa görebiliyorum denizi. Çoğunlukla mavi... Bulutlu günlerde grileşiyor. Ancak her koşulda, bu devasa su kütlesinin ruh halime katkısı inanılmaz! Diğer yanda ise dağlar var. Dağların görüntüsü her gün değişiyor. Havanın nemliliğine, bulutların yüksekliğine; ve sanırım benim o anki düşüncelerime göre başka bir renk sunuyor dağlar bana! "Acaba..." diyorum, "Kafkasya'dan sürülen atalarımın Elbruz'a duyduğu hasret mi işlemiş genlerime?" Ama, düşünüyorum da; bu, yazıyı lirik bir yöne çekmek için nafile bir çaba olmaktan öteye geçmiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok sevdiğim Eskişehir'den -koca bir bozkırın ortasından- böyle bir doğa harikasına gelmek şaşkına çevirdi beni. Üstelik acımasızca çevreyi ele geçiren devasa tuğla yığınlarına rağmen... Sabah evden çıktığımda dağlara bakıyorum, "inanılmaz!" diye mırıldanıyorum kendi kendime. Üst geçitten geçerken deniz ilişiyor görüme, gülümsüyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Velhasıl, ne kadar "çarpık" yapılanmış olursa olsun; dağları, denizi gördüğüm sürece gülümseyebiliyorum bu şehirde.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/28657060-5035703960521974156?l=www.setenay.info%2Fblog'/&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28657060/5035703960521974156/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=28657060&amp;postID=5035703960521974156' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28657060/posts/default/5035703960521974156'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28657060/posts/default/5035703960521974156'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.setenay.info/blog/2008/03/bu-ehrin-pek-ok-yerinde-uzaktan-da-olsa.html' title=''/><author><name>settie</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16465676804925041322</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='06525342748143084077'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-28657060.post-1514278917665977271</id><published>2008-03-04T22:21:00.000+02:00</published><updated>2008-03-04T22:23:07.093+02:00</updated><title type='text'>ne$eli olma hali</title><content type='html'>&lt;p class="MsoNormal"&gt;Her şeyin bir sınırı var. Var tabii, üstelik bloguma yazı yazabilmem için, ara sıra da olsa mutluluğa da ara vermem gerekiyormuş, onu fark ettim ben. Aylardır bir şey yazamıyorum, çünkü aylardır gayet mutluyum ben. Mutlu olduğumda anlatıp rahatlama gereği duymuyorum, dolayısıyla bir şey yazamıyorum. Lakin, bunalım da bir yere kadar... Neşeliyken de anlatmak lazım. Lazım, ama ilham gelmiyor. Ama anlatacağım. Söz! :)&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/28657060-1514278917665977271?l=www.setenay.info%2Fblog'/&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28657060/1514278917665977271/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=28657060&amp;postID=1514278917665977271' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28657060/posts/default/1514278917665977271'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28657060/posts/default/1514278917665977271'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.setenay.info/blog/2008/03/neeli-olma-hali.html' title='ne$eli olma hali'/><author><name>settie</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16465676804925041322</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='06525342748143084077'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-28657060.post-6041216667432061480</id><published>2007-07-23T02:23:00.001+03:00</published><updated>2007-07-23T02:34:52.523+03:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>Çalıkuşu. Tüm diğer romanlardan öte, tüm diğer kitaplardan güzel bir kitap. Tekrar tekrar okuyup, tekrar tekrar aynı yerlerinde ağlamayı başardığım kitap. Her neyse, hakkında epeyce yazmıştım &lt;a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?id=9623113"&gt;Ekşi Sözlük&lt;/a&gt;'te.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi kitaptan bir küçücük alıntı yapmalı. Feride'nin kaleminden okuyoruz:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;font-size:100%;" &gt;İstedim ki çok, pek çok sevileyim, kendi sevdiğim kadar değilse bile - çünkü buna imkan yok - ona yakın sevileyim. Bu kadar sevilmeye benim hakkım var mıydı?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu kadar.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/28657060-6041216667432061480?l=www.setenay.info%2Fblog'/&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28657060/6041216667432061480/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=28657060&amp;postID=6041216667432061480' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28657060/posts/default/6041216667432061480'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28657060/posts/default/6041216667432061480'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.setenay.info/blog/2007/07/alkuu.html' title=''/><author><name>settie</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16465676804925041322</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='06525342748143084077'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-28657060.post-4150622042197212140</id><published>2007-07-12T02:15:00.000+03:00</published><updated>2007-07-12T02:16:05.823+03:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>Dünyaya gözlerimle değil sevgi dolu kalbimle baktığımı düşündüğünü söylemiş birisi. Tuhaf, uzun süredir dünyaya "sadece" gözlerimle bakıyorum oysa. Değil sevgi, yürek falan; beynim bile algılayamıyor etrafını. Retina mıydı görüntüyü alıp beyne ileten şey? Neyse, retina olduğunu varsayalım biz; işte, gördüklerim retinamın ötesine geçmiyor. Hani, denizde sırt üstü yatarsın, dalgalar etrafından geçer gider, bir yandan da seni sürükler ya bir yerlere; onun gibi işte... Ben hareketsiz bekliyorum, dünya bir yerlere götürüyor beni. Kıpırdanmaya gücüm yok hala, dalgalar ne getirirse onu kabul ediyorum. Yosun, karpuz kabuğu, ya da mavi, zehirli bir denizanası.  Her neyse...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sadece benim değil, en yakınlarımın sıkıntıları da yük oluyor omzuma. Telefonda konuşurken ellerim titremeye başlıyor, 'daha ne kadar kötü haber alabilirim ki' diye düşünmekten. Yeter ama artık, birileri bana telefon açsın ve iyi haberler versin.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/28657060-4150622042197212140?l=www.setenay.info%2Fblog'/&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28657060/4150622042197212140/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=28657060&amp;postID=4150622042197212140' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28657060/posts/default/4150622042197212140'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28657060/posts/default/4150622042197212140'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.setenay.info/blog/2007/07/dnyaya-gzlerimle-deil-sevgi-dolu.html' title=''/><author><name>settie</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16465676804925041322</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='06525342748143084077'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-28657060.post-8796449152473274102</id><published>2007-05-04T01:29:00.000+03:00</published><updated>2007-05-04T01:32:03.331+03:00</updated><title type='text'>Yeni ya$ima...</title><content type='html'>Zamanın hızlı geçtiğini söyleyenlere şaşırırım hep. Benim gözümde zaman, değil hızlı geçmek; yerinde sayıyor çoğunlukla. Ama, bir bakmışım ki o yerinde sayan zaman geçmiş gitmiş... Dünya tam yirmi üç tur atmış güneşin etrafında, yirmi üç yılı arkada bırakmışım. Buradan geriye bakınca hak veriyorum, "zaman göz açıp kapayana kadar geçiyor" diyenlere.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;8400 gün olmuş ben gözlerimi açalı, neler yaşanmış bu kadar zamanda. Konuşmaya yeni başladığım zamanların ses kaydı var, geçenlerde dinledim de; Karaçayca konuşuyormuşum o zaman. Sonra ilkokul, ilk arkadaşlar... Türkçe'ye zorunlu geçiş, okulda kimse Karaçayca bilmiyor ki! En sevdiğim dil olmuş Türkçe, okumaktan, yazmaktan en çok keyif aldığım; kendimi anlattığım. Büyümüşüm sonra; ortaokul, lise... Büyümenin sancıları en çok o zamanlar hissediliyor galiba. Ama en güzel zamanlar da onlar değil mi? Lise yıllarının keyfini, neşesini bir daha bulamadım hiç. "Hayatından bir dönem seç, oraya geri gideceksin" deseler, hiç düşünmeden liseye geri dönerdim. En büyük derdim ÖSS olurdu; ki onu da pek dert etmemiştik o zamanlar. Liseden sonra, sadece kampüsün başka bir binasına gitmiş olsam da; her şey ne kadar değişmişti. Yepyeni insanlar vardı etrafımda, hocalar sınıfa girdiğinde ayağa kalkmıyorduk artık, teneffüs zili yoktu, son dersin bitişini bildiren zil de yoktu. Oysa o son zil, dünyanın en mesut şarkısı değil miydi? Üniversiteye başlamamla birlikte Kafkasyalı kimliğimi de keşfetmiştim. Gerçi, dernekte büyümüş sayılırdım ama, orası sadece "babamın ikinci evi"ydi gözümde. Benim de ikinci evim oldu sonra. Dersten çıkıp derneğe... evden çıkıp derneğe... dersi asıp derneğe gitmeye başladım. Orada akrabalarım, arkadaşlarım vardı; üniversitedekilerden daha çok "benim gibi"ydiler üstelik. Dans ederken, dans etmeyi öğrenirken, gecelerimiz gündüzlerimiz birlikte geçmeye başladı. Öyle iyi dostlarım oldu ki dernekte, hep "iyi ki annem peşine takıp derneğe götürmüş beni" dedim kendi kendime. Tek çocuğum ben, ama hayat boyu yanımda olacak kardeşlerim oldu dernekte. Dernekteki yüzler değişti, dernekler değişti. Yeni dernekte yeni dostlarım oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sahi, o kadar çok ve o kadar iyi arkadaşlarım oldu ki , çok şanslıyım sanırım ben. Burcu, Jülide, Serkan, Jankat, Fatih, Asiye, Fulya, Özge, Matthew, Gökhan, İlker, Emrah, Seval, İrem, Uğurhan, Burak, Derya, Darihan, Oya, Melike, Ayla, Semih... Bitmiyor isimler! Orta yaş bunalımına erkenden girdiğim şu günlerin duygusallığıyla hepsine yanımda oldukları için, dertlerimi dinledikleri, dertlerini anlattıkları için; bana güvendikleri için, teşekkür etmek geliyor içimden. Kimilerinin "ya kızım bi' git yaa" diyeceklerini bilsem de, onlar olmadan ne yapardım bilmiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yirmi üç uzun yıl geçmiş. İyi ki de, tam burada, bu insanların yanında geçmiş. Hoş geldin yeni yaşım.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/28657060-8796449152473274102?l=www.setenay.info%2Fblog'/&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28657060/8796449152473274102/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=28657060&amp;postID=8796449152473274102' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28657060/posts/default/8796449152473274102'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28657060/posts/default/8796449152473274102'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.setenay.info/blog/2007/05/yeni-yaima.html' title='Yeni ya$ima...'/><author><name>settie</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16465676804925041322</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='06525342748143084077'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-28657060.post-2675853999493877642</id><published>2007-03-05T01:04:00.000+02:00</published><updated>2007-03-05T01:14:18.953+02:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>Beklemekten, belirsizlikten sıkıldım zannederken; karşıma çıkan bir uzaklaşma fırsatını mutlulukla karşılamam şaşırtıcı olmazdı. Bunun yerine; içimde durmaksızın büyüyen bir sıkıntıya yol açmasına şaşırıyorum. Kalmak mı kolay; yoksa -hazır fırsat bulmuşken- kaçıp gitmek mi kolay? Karar veremiyorum. Artıları, bir de eksileri yazıp değerlendirmeliymişim. Peki belirsizlikler ne olacak? Giderken aklım burada kalmayacak mı? Ya İlhan İrem'in sesi kulaklarımdan silinmezse gittiğim yerde? Bıraktığım yerde bir şey değişmeyecek ben giderken; ama gittiğim yerde ben değişemezsem ne olacak? Ya da, değişirsem ne olacak? Bu konuda kurduğum bütün tümceler soru işaretiyle bitiyor. Her bir soru canımı sıkıyor. Daha doğrusu; sorular değil de, sorulara cevap verememek canımı sıkıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün her şey daha gerçek göründü gözüme. Üstüme öyle bir ağırlık çöktü ki; değil dans etmek, eve gitmeye gücüm yetmedi. Arkadaşımı aradım, candan öte arkadaşlar olur ya... Öylesi işte. "Orada kal, gelip alacağız seni" dedi, o gelene kadar iki adım bile atamadım. Sonra, kimse görmesin diye tuvalete sakladığım sızlanmalar, mızıldanıp ağlamalar döküldü ortalığa. "Asiye yaaaa...." diye başlayan cümleleri "ama Setencim..." diye başlayan cevaplar izledi. Anlattık, anlattık... Çaylar, sigaralar... Sorun çözülemedi tabii. Keşke çözebilsem, karar verebilsem.&lt;br /&gt;Aslında... Herkesin böyle bir dostu olması lazım... Neden? Çünkü, ağlayarak başladığımız sohbeti kahkahalar atarak bitirdik bu akşam. İçimdeki ağırlık hala orada, ama en azından artık kendisini görmezden gelebiliyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine de...&lt;br /&gt;Gitmeli mi? Kalmalı mı? Gidersem ne olur? Kalırsam, beklediğime kavuşacak mıyım? Gidersem, her şeyi unutacak mıyım? Kalıp beklemek çok mu anlamsız? Neden karar veremiyorum?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/28657060-2675853999493877642?l=www.setenay.info%2Fblog'/&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28657060/2675853999493877642/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=28657060&amp;postID=2675853999493877642' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28657060/posts/default/2675853999493877642'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28657060/posts/default/2675853999493877642'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.setenay.info/blog/2007/03/beklemekten-belirsizlikten-skldm.html' title=''/><author><name>settie</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16465676804925041322</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='06525342748143084077'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-28657060.post-6458859461983083600</id><published>2007-03-02T01:31:00.000+02:00</published><updated>2007-03-02T01:33:52.585+02:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>"Kış bitsin. Yaz gelsin artık. Yeter. Bıktım." diye homurdanıp dururken bir de baktım şubat bitiyor. 'Şubat bitiyorsa yaz gelmedi ya' demeyin. Benim için 1 Mart yaz mevsiminin resmi başlangıç tarihi. 30 Kasım da resmi bitiş tarihi, evet. Dokuz ay yaz, üç ay kış... Geri kalanına gerek yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Güle güle paltolar, atkılar, kalın çoraplar, kazaklar, bereler, eldivenler. Hoş geldin yaz!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gerçi, Eskişehir'de yaşadığımın farkındayım. Dolayısı ile her an kar yağmasını, sıcaklığın yine sıfırın altına düşmesini bekliyorum. Ama artık yaz psikolojisine girebilirim. Neşeli, hafif, sıcak...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaz mevsimi hep daha güzeldir nedense. Daha iyi haberler getirir. Her şey daha güzel gözükür parlak güneşin altında. Kış gibi soğuk, ciddi değildir. Neşelidir yaz; hatta biraz fırlamadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama... Yaz geliyor olsa da, sıkılıyorum. Her zaman, her şeyden çabuk sıkılırdım zaten. Ama artık daha beter sanki. Kitap okuyamıyorum; başlayıp yarım bıraktığım birsürü kitap birikti. Resim çizemiyorum; on dakika içinde kalemlerden yükselen koku midemi bulandırıyor. Film izleyemiyorum; filmin yarısına gelmeden daralıyorum. Fotoğraf bile çekemiyorum, biri istemediği sürece. Uyanık olduğum saatlerin yarısını bilgisayar karşısında geçiriyorum; ve bu sürenin yarısını da ekrana boş boş bakarak geçiriyorum: "Ne yapsam acaba?" Birkaç hoşsohbet arkadaşım var neyse ki. Onlardan biri msn'deyse geçiyor vakit, oradan buradan konuşurken. Gerçi, konuşurken de kilitleniyorum bazen; söyleyecek söz bulamıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Emekli memleketi Salihleraltı'nı ne kadar özlüyorum şimdi. Orada üç gün geçirsem kendime gelirdim. Sabahın soğuk, sakin denizi; fotoğraf makinam, kitabım, bir de müziğim. Ama müziğin sesi kısık olmalı ki, denizi bastırmasın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yakın zamanda Eskişehir içi bir sakinleşme turu düzenlemem lazım kendime. Japon Bahçesi mesela... Anadolu Üniversitesi'ni arkamda bırakmadan önce, ne zaman keyifsiz olsam Japon Bahçesi'ne giderdim. Kocaman gövdeli bir ağacın altına oturup yazı yazardım, resim çizerdim; hiçbirini yapmazsam başımı ağaca yaslayıp öylece etrafa bakardım.&lt;br /&gt;Evet evet, bunu yeniden yapmak lazım.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/28657060-6458859461983083600?l=www.setenay.info%2Fblog'/&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28657060/6458859461983083600/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=28657060&amp;postID=6458859461983083600' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28657060/posts/default/6458859461983083600'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28657060/posts/default/6458859461983083600'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.setenay.info/blog/2007/03/k-bitsin.html' title=''/><author><name>settie</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16465676804925041322</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='06525342748143084077'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-28657060.post-6521562607894267183</id><published>2007-02-23T01:40:00.000+02:00</published><updated>2007-02-23T01:49:59.901+02:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>Winamp açık, her zamanki gibi. Playlistte üç tane şarkı: yastıklı şarkı, bunalım, gitme sana muhtacım. Her biri tek başına can yakabiliyor; bakalım sabaha kadar bunları arka arkaya dinlemek nasıl olacak... Ya beklenen etkiyi yapacak ve mükemmel bir drama queen olarak selamlayacağım sabahı. Ya da, umarım, olanca inatçılığımla şarkıların ters etki yapmasını sağlayacağım -ki şu anlamsız yükten kurtulayım. "sevmesen ölürdün, sevdin onu öldün" diye başlıyor şarkı listem Feyza Erenmemiş'le; sonra İlhan İrem'in sesi giriyor araya "gelmeyişini bekliyorum, dönmeyişini özlüyorum, gülmeyişine ağlıyorum, seni seviyorum" falan diyor. Sonra en ağlak şarkı geliyor; ama Zeki Müren'in yorumuyla dua gibi oluyor o sözler. (Şarkıyı bütün akşam mırıldanmama neden olanlara selam olsun buradan...)&lt;br /&gt;Bilemiyorum, "yaşamak için senin sevgine muhtacım" sözü kime söylenebilir. Kim, bunu yürekten söyleyecek kadar inanır aşka? En umutsuzca aşık olduğumda -ki uzak bir geçmişten bahsetmiyorum- "yaşamak için senin sevgine muhtacım" dememiş olmak böyle bir aşk olabileceğine inanmamı engelliyor. Değil bunu sevilen kişiye söylemek; içinden geçirmek bile ne ezik bir hissiyattır. Aman aman... İşte bu noktada listeye sonradan eklenen bir şarkı girer araya, "God give me strength" diyerek. Çünkü, sevgili okur (Burada bir köşe yazarı havası yakalamaya çalıştım, 'kaç kişi okuyor lan senin yazdıklarını' diyerek keyfimi kaçırmayın rica ediyorum.) Evet, sevgili okur, aşk öldürmez. Aklı başında kimsenin öldüğünü görmedim ben. Ama, biçimli bir yerine denk gelirse, süründürür. Hem de öyle bir süründürür ki, ana dilini unutup Elvis Costello'yla birlikte yalvarmaya başlarsın God give me strength diyerek. Arzu edenler bir potpuri tandansı yakalamak adına şöyle devam edebilirler: Allahım güç ver bana, sığındım sana...&lt;br /&gt;Tamam daha fazla saçmalamıyorum... Söyleyeceğim, özetle, şudur: Aşk öldürmüyor, neyse ki.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/28657060-6521562607894267183?l=www.setenay.info%2Fblog'/&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28657060/6521562607894267183/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=28657060&amp;postID=6521562607894267183' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28657060/posts/default/6521562607894267183'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28657060/posts/default/6521562607894267183'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.setenay.info/blog/2007/02/winamp-ak-her-zamanki-gibi.html' title=''/><author><name>settie</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16465676804925041322</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='06525342748143084077'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-28657060.post-116959900284902319</id><published>2007-01-24T02:36:00.000+02:00</published><updated>2007-02-19T01:06:58.016+02:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>İlhan İrem'i keşfetmem lise yıllarıma denk gelir. Yani, biz kızların en sevgi pıtırcığı, en aptal aşık olduğumuz yaşlara... Radyo OGÜ sayesinde keşfetmiştim İlhan İrem'i. Evet, o zamanlar Radyo OGÜ diye bir istasyon vardı (belki hala vardır, kim bilir?) ve o zamanlar ben radyo dinlerdim. Her akşam naif, narin şarkılar çalınırdı Radyo OGÜ'de; Sezen Aksu, Üç Hürel, Erol Evgin... Bir de ismini bilmediğim bir adamın, ismini bilmediğim şarkısı vardı "Yemyeşil bir deniz senin gözlerin" diye başlayan. Sık sık çalarlardı bu şarkıyı, ben de dikkatle dinlerdim. Sonra öğrendim ki şarkının adı Yemyeşil Bir Deniz, adamın adı da İlhan İrem'miş. Sözlerini öğrenecek kadar çok dinledim şarkıyı, böylece radyodaki sese eşlik edebiliyordum "yemyeşil bir deniz senin gözlerin; ne bir sandal, ne bir ada, ne bir sahil var. Boğuluyorum." derken.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O zamanlar bir çift yeşil göze aşık değildim; ama yine de en sevdiğim şarkılar listemin üst sıralarına yerleşmişti bu şarkı. Sonra başka şarkılar, şarkıcılar girdi tabii araya; İlhan İrem de unutuldu, Yemyeşil Bir Deniz de. Nereden çıktı bilmiyorum, geçenlerde bu şarkıyı mırıldandığımı fark ettim: "Yemyeşil gökyüzü senin gözlerin; ne bir rüzgar, ne bir bulut, ne bir yağmur var. Boğuluyorum."&lt;br /&gt;Sonsuzluğu anlatan gözlerden bahsediyormuş şarkı, unutmuşum. "Bu bakışlar bir gün beni öldürecek" diyormuş. "O"nun gözlerine bakmak bile ellerini titretiyor muymuş acaba? Göz göze gelince nefesi mi kesiliyormuş? Acaba bu şarkı "sen de böyle hissediyorsan, aman dikkat et; bu hisler insanı öldürür" mü demek istiyormuş bana?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ya da, belki, lise yıllarımı özlemişimdir sadece. Evet.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/28657060-116959900284902319?l=www.setenay.info%2Fblog'/&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28657060/116959900284902319/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=28657060&amp;postID=116959900284902319' title='7 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28657060/posts/default/116959900284902319'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28657060/posts/default/116959900284902319'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.setenay.info/blog/2007/01/ilhan-iremi-kefetmem-lise-yllarma-denk.html' title=''/><author><name>settie</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16465676804925041322</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='06525342748143084077'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>7</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-28657060.post-116874138354762267</id><published>2007-01-14T04:10:00.000+02:00</published><updated>2007-01-19T01:46:04.600+02:00</updated><title type='text'>inandigim masallar</title><content type='html'>Sözlükte öylesine vakit öldürürken bir başlık gördüm: "İnandığım Masallar." Şarkı mıymış, radyo programı mı... Öyle bir şey işte. Dikkatli okumadım anlaşıldığı üzere; çünkü "Ben hangi masallara inanmıştım peki?" diye düşünüyordum daha başlığa tıklarken. Sahi, yıllardır okuduğum, dinlediğim, yazdığım masallardan hangilerine inandım ben?&lt;br /&gt;Andersen'in masallarına inandım galiba. Yoksa sokakta yürürken kedilerle, serçelerle ve hatta karıncalarla konuşmaya kalkışmazdım. Gerçi, bu sevgili yaratıklar cevap veriyorlar insana bir şekilde. Cevapların doğrudan olması şart değil ne de olsa; açık olsun yeter.&lt;br /&gt;Başka? Bir ara cadılı-perili masallara inandığımı da hatırlıyorum. Karton kutudan mamul büyü kazanımı başka türlü açıklayamam. Bir de kağıttan kesilmiş sihirli değneğimi...&lt;br /&gt;Kendi masallarıma inanmam ise, beklenmedik değilse de hataydı tabii; masal olduklarını bildiğim halde. Büyüdükçe her şeyin güzelleşeceğine inanırdım örneğin. Sonra, vaz geçtim bu masala inanmaktan. Çünkü büyüdükçe bozuluyormuş her şey. Mevsimin ilk karı heyecanlandırmıyor artık beni. Masallar da öyle...&lt;br /&gt;Bir masal daha vardı inandığım, adı: "Aşk her zaman güzeldir." gibi bir şey olsa gerek. Yokmuş aslında öyle bir şey. Ya da ne bileyim... Bir çeşit sanrıymış, tez zamanda geçen. Sonrasında; kurtuldun, kurtuldun... Kurtulamazsan masalın adı değişirmiş. "Aşk hiçbir zaman güzel değildi, hiçbir zaman güzel olmayacak" isminde post-modernist, kübist, narsisist, vandalist, brutalist, baterist &lt;span style="font-style: italic;font-size:85%;" &gt;(yazar burada entelektüel pozlar takınmaya çalışır, beceremediğini fark edince dünyaya -geçici bir süre için- küser)&lt;/span&gt; bir yeni zaman öyküsü olurmuş.&lt;br /&gt;Masallara inanmamak lazım belki, bilemiyorum. Ama (belli etmemeye ne kadar çalışırsam çalışayım) iflah olmaz bir romantik olan ben, yine karıncalarla diyalog kurmaya çabalayacağımdan eminim. Ve yine, bir şekilde, bir cevap alacağım umuduyla sabredeceğim.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/28657060-116874138354762267?l=www.setenay.info%2Fblog'/&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28657060/116874138354762267/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=28657060&amp;postID=116874138354762267' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28657060/posts/default/116874138354762267'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28657060/posts/default/116874138354762267'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.setenay.info/blog/2007/01/inandigim-masallar.html' title='inandigim masallar'/><author><name>settie</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16465676804925041322</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='06525342748143084077'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-28657060.post-116804374003646670</id><published>2007-01-06T02:33:00.000+02:00</published><updated>2007-01-06T02:35:40.046+02:00</updated><title type='text'>O</title><content type='html'>*Telefon titrer* 1 yeni mesaj&lt;br /&gt;"Kim mesaj attı acaba?" diye bakarsın telefona; keyifli bir şeyler beklemesen de, ortalama bir şey umarsın en azından. Ne de olsa, kötü haber verecek insan basit bir mesaj yazmaz. Değil mi? Çoğunlukla yazmaz en azından... Aklına gelmez belki insanoğlunun; ama biri için sıradan bir haber olan şey, diğerini bembeyaz bir suratla en yakın sandalyeye oturmaya zorlayabilir. Bugünde iyi bir şey bulabiliyorsam, bu sadece "en azından oracıkta yere yığılmadım"dır. En azından, kimseye halimi belli etmemeyi başardım.&lt;br /&gt;Rengarenk dans elbiselerinin ortasında kırmızılar buraya, yeşilleri o tarafa alalım, kaç tane tarlatan var diye bakınırken ne kadar keyifli gidiyordu akşam. Ve şimdi fark ettim de, günlüğüme yazar gibi yazmaya başladım bu sefer her şeyi. Başka kelimelerin arkasına saklanmaya gücüm yetmez çünkü. Olanları hikayeleştirmeye, serbest çağrışmaya, karakterleri değiştirmeye gücüm yok.&lt;br /&gt;Seni kendimden uzaklaştıran bendim, biliyorum. Buradan gitmenin nedeni de ben miydim? Hayır, burada kalmanın nedeni bendim belki; ama gitmenin nedeni ben olmadım. Evlendin sonra. Evliliğini öğrendiğimde hiç olmadığım kadar sarhoş olduğumu, sana ait maddesel olan ne varsa hepsini yok ettiğimi hatırlıyorum. Defalarca "umarım mutludur" diye düşündüğümü de hatırlıyorum. Bugün, bir kez daha "umarım mutludur, umarım çok mutlu olur" diyebildim sadece. Sarhoş da olmadım üstelik, fırsatım yoktu.&lt;br /&gt;Umarım sen, o ve doğmasını beklediğin bebeğin mutlu olursunuz. Hep.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;br /&gt;*Kitabın son sayfası görüntüye girer, &lt;span style="font-style: italic;"&gt;'and they lived happily ever after'&lt;/span&gt; yazmaktadır süslü karakterlerle. Derinden gelen, sakin müzikle birlikte kitap kapanır. Masal biter.* &lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/28657060-116804374003646670?l=www.setenay.info%2Fblog'/&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28657060/116804374003646670/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=28657060&amp;postID=116804374003646670' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28657060/posts/default/116804374003646670'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28657060/posts/default/116804374003646670'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.setenay.info/blog/2007/01/o.html' title='O'/><author><name>settie</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16465676804925041322</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='06525342748143084077'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-28657060.post-116756497897709199</id><published>2006-12-31T13:35:00.000+02:00</published><updated>2006-12-31T13:45:55.586+02:00</updated><title type='text'>Yeni yil</title><content type='html'>&lt;p class="MsoNormal"&gt;Bayram gelmiş, neyime? Son birkaç bayramdır, bunu hep söyledim zaten. Ama bu sene bayram yılbaşıyla çarpıştı, çifte trajedi oldu. Yılbaşı gelmiş, neyime?&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Her sene, yılbaşı yaklaşırken heyecanlanırdım. En azından, “ne yapıyoruz bu yılbaşı?” telaşı olurdu, “kimin evi müsait, kim neler getiriyor, erkekler içecekleri alsın unutmayın.” Eh, yeni yıl ile bayramın ilk günü çarpışınca programlar hikaye oldu… Ben de fark ettim ki, elimde bekleyeceğim başka hiçbir şey yokmuş. Yeni yıldan ne sağlık bekliyorum, ne para, ne aşk. Zaten bunları yeni yıldan beklemek için önce gazetelerin astroloji eklerini okumam lazım sanırım. “Sevgili Boğa, 2007’de dönem dönem çöküşler yaşasan da genel olarak çok keyifli bir yıl seni bekliyor... Aşk, sağlık ve para falların için önümüzdeki üç gün boyunca gazetemizi almayı unutma!”  &lt;a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=yapma+canim+yapma+arkadasim"&gt;Yapma canım, yapma arkadaşım.&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Peki, bu en basit istekler bile yoksa içimde, ne bekliyorum 2007’den? İnsanlar hem bu gece için, hem bütün bir yıl için plan yaparken; ben neden marketten cips almakla ve uzaktan kumandamın pillerini kontrol etmekle yetiniyorum? Eh, çünkü her sene olduğu gibi gerçekleşmeyecek hayaller kurmak, yerine getiremeyeceğim sözler vermek istemiyorum.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;“Bu sene istediğim bölümü kazanacağım. Olmazsa süper bir iş bulacağım. Harika bir ilişkim olacak bu yıl, sadece bu yılla sınırlı kalmayacak. Aile ilişkilerimi düzelteceğim. İhmal ettiğim arkadaşlarımı arayacağım, gönüllerini alacağım. Daha az televizyon seyredeceğim. Birikmiş kitaplarımın hepsini okuyana kadar yeni kitap almayacağım. Yemeğime dikkat edip kilo vereceğim. Spor yapmayı ihmal etmeyeceğim. Bol bol temiz hava alacağım. Her mevsimin tadını çıkaracağım. Bilgisayar başında saatlerimi öldürmeyeceğim. Bik bik bik…” Hadi canım sen de!&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;İyi yıllar!&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/28657060-116756497897709199?l=www.setenay.info%2Fblog'/&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28657060/116756497897709199/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=28657060&amp;postID=116756497897709199' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28657060/posts/default/116756497897709199'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28657060/posts/default/116756497897709199'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.setenay.info/blog/2006/12/yeni-yil.html' title='Yeni yil'/><author><name>settie</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16465676804925041322</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='06525342748143084077'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-28657060.post-116674695995974565</id><published>2006-12-22T02:20:00.000+02:00</published><updated>2006-12-31T13:39:51.830+02:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>Emre: (Buraya rasgele bir soru giriyoruz)&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;br /&gt;Seti: Hayır!&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;br /&gt;Emre: O zaman niye sesin titredi?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;br /&gt;Seti: Sesim mi... Aman canım ne alakası var. Hayır dedim ya. Bak bir daha sor!&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;br /&gt;Emre: (Aynı soruyu buraya ekliyoruz)&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;br /&gt;Seti: (Olabildiğince sakin) Yoo...&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;br /&gt;Emre: Yine titredi...&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;br /&gt;Seti: Gelme üstüme!&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;    &lt;p class="MsoNormal"&gt;Emrecim, gelme üstüme! O kadar basit bir soruya doğru cevap verememek ne fenaymış. Kimden, neyi, niye saklıyorum bilmem. Boş ver be, bırak saklı kalsın. Şimdilik... Sonra? Bakarız. Hem, en azından, bu kadar sustuktan sonra biriyle paylaştım. Bu da bir şey değil mi? (Emre onaylasana, sana anlattım ya işte!) &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal"&gt;Emre'nin de işi yok, bunları okuyacak da, onaylayacak. Konu dağılıyor. Yani, diyeceğim şu ki, ben bu kadar korkak değildim. Hatırlıyorum üstelik o zamanları. Yüksek sesle "evet öyle!" diyebildiğim, cesur olduğum zamanlar vardı. Nerden çıktı şimdi bu korku?&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal"&gt;Cevap veriyorum, evet.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;br /&gt;(Ne de olsa önemli olan soru değil, cevap.)&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;Boş ve anlamsız monolog saatimiz burada sona erdi. Herhangi bir gün, herhangi bir saatte görüşmek üzere, hoş kalın. &lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/28657060-116674695995974565?l=www.setenay.info%2Fblog'/&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28657060/116674695995974565/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=28657060&amp;postID=116674695995974565' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28657060/posts/default/116674695995974565'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28657060/posts/default/116674695995974565'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.setenay.info/blog/2006/12/emre-buraya-rasgele-bir-soru-giriyoruz.html' title=''/><author><name>settie</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16465676804925041322</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='06525342748143084077'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry></feed>