tag:blogger.com,1999:blog-236841802009-06-07T15:01:16.115+03:00OzlemPansiyon"Gel, gel, ne olursan ol yine gel. İster kafir, ister mecusi, ister puta tapan ol yine gel. Bizim dergahımız, ümitsizlik dergahı değildir. Yüz kere tövbeni bozmuş olsan da yine gel..."OzlemPansiyonhttp://www.blogger.com/profile/10724917604449454980noreply@blogger.comBlogger142125tag:blogger.com,1999:blog-23684180.post-28529561177982315652009-05-06T02:23:00.005+03:002009-05-06T03:08:11.528+03:00bir genci daha yollara verdik<a href="http://4.bp.blogspot.com/_p06ZQc5FulM/SgDN-R-YaFI/AAAAAAAAAXc/-l-5OKa4PMI/s1600-h/guzergah.jpg"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5332488428667299922" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 201px; CURSOR: hand; HEIGHT: 117px" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_p06ZQc5FulM/SgDN-R-YaFI/AAAAAAAAAXc/-l-5OKa4PMI/s200/guzergah.jpg" border="0" /></a><br /><br /> Bize hava mı atıyorsun senn?<br /><br /> Hiişşt ! <a href="http://simdiuzaklardayim.com/"><span style="font-size:130%;">Uzaklardaki</span></a><span style="font-size:130%;">.</span><div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/23684180-2852956117798231565?l=ozlem-pansiyon.blogspot.com'/></div>OzlemPansiyonhttp://www.blogger.com/profile/10724917604449454980noreply@blogger.com1tag:blogger.com,1999:blog-23684180.post-82283535072105451912008-12-15T19:30:00.030+02:002009-01-13T02:09:53.077+02:00fotoğraflarla güney afrika<div align="left">Bayram, yol demektir benim için (ya da yol, bayram demek). Bu bayram da gelenek bozulmadı, ben yine yollardaydım.<br /><br /><a href="http://3.bp.blogspot.com/_p06ZQc5FulM/SWvTEObd9fI/AAAAAAAAAWI/IAQPVP6KA7Q/s1600-h/DSC06370.JPG"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5290554256823023090" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 150px; CURSOR: hand; HEIGHT: 200px" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_p06ZQc5FulM/SWvTEObd9fI/AAAAAAAAAWI/IAQPVP6KA7Q/s200/DSC06370.JPG" border="0" /></a>Soğuktan kaçtım, ekvatoru aştım, Mandela’nın sıcak ülkesinde türlü maceralara göçtüm. Yıllardır izlediğim onlarca film ile kalbimde yer etmiş olan Soweto'da dolaştım. Lion Park'ta yavru aslanları, zürafaları sevdim. Lesedi'de kabilelerle kaynaştım. GA'nın Las Sun City'sinde dalgalarla oynaştım. Edeni'de hayvanlar alemine yaklaştım. Ümit Burnu’nda, bir kez daha el salladım Antarktika’ya... Dumanlı Cape Town'da şarap içtim, tembel tembel dolaştım. </div><div align="center"><br /></div><div align="center"></div><div align="center"><br /></div><div align="center"></div><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5287496636201998338" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 300px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_p06ZQc5FulM/SWD2LR_kmAI/AAAAAAAAAUY/7Kd7LwBHDQ4/s400/DSC05780.JPG" border="0" /> <p align="center"><em>Soweto'nun Teneke Evleri ve Kıvırcık Bebeleri... </em><br /></p><p align="center"><a href="http://1.bp.blogspot.com/_p06ZQc5FulM/SWvHYbRm3LI/AAAAAAAAAWA/nYVTONu5ErE/s1600-h/DSC05896.JPG"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5290541409729174706" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 300px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_p06ZQc5FulM/SWvHYbRm3LI/AAAAAAAAAWA/nYVTONu5ErE/s400/DSC05896.JPG" border="0" /></a><em> Gölgelerin gücü adınaaa!... Güç ben de artıkkk!!!...</em> <em>Lesedi'de 4 ayrı kabile bir arada yaşıyor, her kabilenin dili, evleri, kıyafetleri ve dansları birbirinden farklı. Günde 2 kez gruplar içeriye alınıyor; köyler tek tek gezdiriliyor. İsteyenler köyse konaklayabiliyor.</em></p><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5287509765713117010" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 300px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_p06ZQc5FulM/SWECHhO9P1I/AAAAAAAAAVg/-nz9cSBJYQ4/s400/DSC06253.JPG" border="0" /> <p align="center"><em>Ülkenin kuzeyindeki Edeni Private Reserve, Kruger yakınları - Big Five'ın peşindeyiz... Safariye günde 2 kez çıkılıyor; sabah 5 ve öğleden sonra 4'te. Her tur 3-4 saat sürüyor. Sabahın 5'inde en az gece kadar kara olan Johanness kapıdan dalıyor ve bağırıyor: "good morninnng, wake up calll" Uyandırma servisinin böylesi!... Sıkıysa uyanma:)</em> </p><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5287507098793029714" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 300px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_p06ZQc5FulM/SWD_sSLqMFI/AAAAAAAAAVI/XnU-lJnI-V8/s400/gergedan+(1).JPG" border="0" /> <p align="center"><em>Varan 1.... Gergedan! </em><br /><br /></p><p align="center"><a href="http://4.bp.blogspot.com/_p06ZQc5FulM/SWD-nfnYJtI/AAAAAAAAAU4/x1n_dw3Sznc/s1600-h/bufalo.JPG"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5287505916987975378" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 300px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_p06ZQc5FulM/SWD-nfnYJtI/AAAAAAAAAU4/x1n_dw3Sznc/s400/bufalo.JPG" border="0" /> </p></a><a href="http://4.bp.blogspot.com/_p06ZQc5FulM/SWD-nfnYJtI/AAAAAAAAAU4/x1n_dw3Sznc/s1600-h/bufalo.JPG"><p align="center"></a></p><p align="center"><em>Varan 2.... Bufalo!... Hayvan biraz ters mi bakıyor ne? </em></p><p align="center"><em></em><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5287507631183705154" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 300px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_p06ZQc5FulM/SWEALRffNEI/AAAAAAAAAVQ/c9fZ-HOydEA/s400/aslan+(1).JPG" border="0" /><em>Varan 3... Ormanların Kralı Aslaann!... </em><em>Günün neredeyse 20 saatini uyuyarak geçiren kral, 50 kere de çiftleşebilirmiş. Bu fotoğraftan 2 dk sonra utanmaz amca zevcesini dürttü; biz ne oluyor hişşt, hoopp demeye kalmadan bitti olay.<br /></em><br /><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5287513107201820626" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 300px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_p06ZQc5FulM/SWEFKBP8h9I/AAAAAAAAAVw/vgR4V02mfSA/s400/leopar.JPG" border="0" /> <em>Varan 4... beşlinin en seksisi !.. Ağaç dallarında yalnız takılan kedi, leopar ! </em></p><p align="center"><a href="http://1.bp.blogspot.com/_p06ZQc5FulM/SWEBBD9pVtI/AAAAAAAAAVY/A3TFshEcYKk/s1600-h/fil+(1).JPG"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5287508555265038034" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 300px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_p06ZQc5FulM/SWEBBD9pVtI/AAAAAAAAAVY/A3TFshEcYKk/s400/fil+(1).JPG" border="0" /></a> <em>5'te 5 yapmadan dönmeemmmm!.. Varan 5... Fiiiil !.. Hortumuyla ağaçları kökünden söken heybetli filleri bulmak en zoru oldu desem, bilmem inanır mısınız?</em></p><p align="center"><a href="http://4.bp.blogspot.com/_p06ZQc5FulM/SWEDR0K590I/AAAAAAAAAVo/kxWzIv3IX4s/s1600-h/citalar.JPG"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5287511042106718018" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 300px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_p06ZQc5FulM/SWEDR0K590I/AAAAAAAAAVo/kxWzIv3IX4s/s400/citalar.JPG" border="0" /> </p></a><p align="center"><em>Bunlar da safarinin bonusu: Çita ailesi...</em> </p><p align="center">İdeal safari sezonu olmamasına rağmen şans bizimleydi; insanların günlerce izini sürdüğü big five'ı ve daha nice hayvanı (zürafa, zebra, impala, su aygırı, börtü böcek ve kuşlar) doğal ortamında gördük. Bir anda hayatımız National Geograpfic belgesellerine döndü. </p><p align="center"><a href="http://1.bp.blogspot.com/_p06ZQc5FulM/SWvY5Vuah7I/AAAAAAAAAWY/ToiO4MShUqI/s1600-h/DSC06285.JPG"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5290560666872743858" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 300px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_p06ZQc5FulM/SWvY5Vuah7I/AAAAAAAAAWY/ToiO4MShUqI/s400/DSC06285.JPG" border="0" /></a><em>Cape Town- Waterfront ve Masa Dağı</em> </p><p>Seyahatin son aşamasında ülkenin kuzeyinden en güneyine, Cape Town'a uçtuk. Kimi insana göre 'dünyanın en güzel şehri' olan Cape Town, beklentimin yüksekliğinden mi, şımarıklığımdan mı bilinmez, biraz hayal kırıklığına uğrattı beni. Acun Firarda'dan kalmış en çok aklımda, sabaha kadar süren Long Street eğlenceleri... Muhtemel hafta içi olmasının etkisi, mekanlar sinek avlıyordu. Alemlere akacağımızdan değil, ününü haklı çıkaracak bir sebep aradığımdan dolandım. Orada da bir şey bulamadım.</p><p align="center"></p><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5287501477818088482" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 300px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_p06ZQc5FulM/SWD6lGazPCI/AAAAAAAAAUw/VeXFskp6ROo/s400/DSC06559.JPG" border="0" /> <p align="center"><em>Cape Town kürekçileri... Dumanlı Masa Dağı yine kaybolmuş. </em><br /><br /></p><a href="http://2.bp.blogspot.com/_p06ZQc5FulM/SWEJBohADYI/AAAAAAAAAV4/47LAcAE2Otc/s1600-h/DSC06385.JPG"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5287517361170025858" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 300px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_p06ZQc5FulM/SWEJBohADYI/AAAAAAAAAV4/47LAcAE2Otc/s400/DSC06385.JPG" border="0" /> <p align="center"></a></p><p align="center"><em>Afrikan Rivierası, Ümit Burnu yolunda...<br /></em><br /></p><p><a href="http://1.bp.blogspot.com/_p06ZQc5FulM/SWvT7_dggPI/AAAAAAAAAWQ/Y3ua_bQesCw/s1600-h/DSC06354.JPG"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5290555214877720818" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 300px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_p06ZQc5FulM/SWvT7_dggPI/AAAAAAAAAWQ/Y3ua_bQesCw/s400/DSC06354.JPG" border="0" /></a></p><p align="center"><em>Başka bir kıtanın ucunda...</em> </p><br /><p></p><p>GA'da turizmcilik yapan Ahmet Bey ve Didem Hanım'a buradan teşekkür etmemek olmaz (<a href="http://www.adventuresafrica.net/">Adventures Across Africa & Safarilux</a>). Az zamana bunca şeyi, destekleri olmadan sığdıramazdık.<br /></p><div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/23684180-8228353507210545191?l=ozlem-pansiyon.blogspot.com'/></div>OzlemPansiyonhttp://www.blogger.com/profile/10724917604449454980noreply@blogger.com5tag:blogger.com,1999:blog-23684180.post-11425381795449710582008-10-10T21:43:00.002+03:002008-10-17T00:52:28.059+03:00auschwitz'in kulleri<div align="left">Yillar once Coskun Aral ile sohbet ederken insandan, insanin yapabileceklerinden korktugunu soylemisti bana. Bildigimden baska bir sey soyluyor gibi gelmemisti o vakit.<br /><br />Asagidaki resimler 2.Dunya Savasi sirasinda yaklasik 1.5 milyon insanin olduruldugu, en buyuk Nazi Toplama Kampi <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Auschwitz-Birkenau">Auschwitz-Birkenau</a>'da cekildi. Sadece 65 yil gecti o tarihten bu yana. Cok daha yakin tarihli baska kiyimlar gormedik mi? Bosna'da, Rwanda'da neler yasandi? Bizim basimiza gelmez ama. Felakatler hep baskasini vurur!<br /><br /><a href="http://2.bp.blogspot.com/_p06ZQc5FulM/SO-kMW2Xe0I/AAAAAAAAAOA/4XrkD4ATLJ0/s1600-h/DSC05410.JPG"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5255599822363654978" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_p06ZQc5FulM/SO-kMW2Xe0I/AAAAAAAAAOA/4XrkD4ATLJ0/s400/DSC05410.JPG" border="0" /></a><br /><a href="http://2.bp.blogspot.com/_p06ZQc5FulM/SO-knpr2STI/AAAAAAAAAOI/W3syTZUVqDk/s1600-h/DSC05412.JPG"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5255600291276278066" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_p06ZQc5FulM/SO-knpr2STI/AAAAAAAAAOI/W3syTZUVqDk/s400/DSC05412.JPG" border="0" /></a><br /><a href="http://1.bp.blogspot.com/_p06ZQc5FulM/SO-lMaH6rdI/AAAAAAAAAOQ/TAuWP5zX52s/s1600-h/DSC05448.JPG"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5255600922754198994" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_p06ZQc5FulM/SO-lMaH6rdI/AAAAAAAAAOQ/TAuWP5zX52s/s400/DSC05448.JPG" border="0" /></a><br /><a href="http://4.bp.blogspot.com/_p06ZQc5FulM/SO-lmgQkEdI/AAAAAAAAAOY/YkXEhPP-24Y/s1600-h/DSC05460.JPG"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5255601371077677522" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_p06ZQc5FulM/SO-lmgQkEdI/AAAAAAAAAOY/YkXEhPP-24Y/s400/DSC05460.JPG" border="0" /></a><br /><a href="http://1.bp.blogspot.com/_p06ZQc5FulM/SO-mT8cEVLI/AAAAAAAAAOo/JGWWxguu2UE/s1600-h/DSC05438.JPG"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5255602151736235186" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_p06ZQc5FulM/SO-mT8cEVLI/AAAAAAAAAOo/JGWWxguu2UE/s400/DSC05438.JPG" border="0" /></a><br /><a href="http://4.bp.blogspot.com/_p06ZQc5FulM/SO-l97jXPQI/AAAAAAAAAOg/wgRjJjYolJw/s1600-h/DSC05464.JPG"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5255601773541276930" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_p06ZQc5FulM/SO-l97jXPQI/AAAAAAAAAOg/wgRjJjYolJw/s400/DSC05464.JPG" border="0" /></a><br /><a href="http://1.bp.blogspot.com/_p06ZQc5FulM/SO-m0zjoDgI/AAAAAAAAAOw/7kKPsCIv8e8/s1600-h/DSC05466.JPG"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5255602716287700482" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_p06ZQc5FulM/SO-m0zjoDgI/AAAAAAAAAOw/7kKPsCIv8e8/s200/DSC05466.JPG" border="0" /></a> Avrupa'nin her kosesinden hayvan tasimada kullanilan trenlerle kampa tasinan esirlerin 4/5'i indikleri anda gaz odalarina yollandilar. Sadece canlarini almadilar, kalanlarin onurlarini da kirdilar. 500-600 kisinin yasadigi barakalarin icinde tuvalet nasil mi olur? Iste, boyle! </div><div align="left"></div><div align="left">Tadeusz Borowski Auschwitz'ten sag kurtulmayi basaran Polonyali bir sair. 1951 yılında gaz sobasından, gaz soluyarak 28 yaşında yaşamına son verir. </div><div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/23684180-1142538179544971058?l=ozlem-pansiyon.blogspot.com'/></div>OzlemPansiyonhttp://www.blogger.com/profile/10724917604449454980noreply@blogger.com1tag:blogger.com,1999:blog-23684180.post-43508520253562683342008-10-10T21:14:00.003+03:002008-10-17T00:00:48.583+03:00varşova varşova duy sesimiziiii<div align="left"><a href="http://3.bp.blogspot.com/_p06ZQc5FulM/SO-coQkopHI/AAAAAAAAANo/XtoVyCnDk8A/s1600-h/old+town+square+(2).JPG"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5255591505621984370" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_p06ZQc5FulM/SO-coQkopHI/AAAAAAAAANo/XtoVyCnDk8A/s400/old+town+square+(2).JPG" border="0" /></a>Eski bir bitli turist olarak. 2 yil onceye duyulan ozlemle biraz da, hostellerde kalir, yine yalniz ve yine plansiz programsiz serseri bir seyahat yaparim dedim. Ama 6 ay ama 1 hafta, sureden bagimsiz olarak her durumda en az 20 kg yuklemeyi basardigim emektar Samsonite ve ben ciktik yine yollara. Ucagin kalkisina 3 saat kala ilk gece kalacagim kesin olan Varsova’nin popular hosteli Oki Doki’de yer ayirttim. Ilk arastirma itibariyle hostel denen yerlerin 5-10 USD arasi degisen fiyatlarda oldugu Guney Amerika’yi unutmam lazim geldigini anladim. Soz konusu ulke Polonya ise, merkeze uzak olmayan bir muhitte single oda fiyati 40-45 USD’den basliyor.<br /><br /><a href="http://2.bp.blogspot.com/_p06ZQc5FulM/SO-dwwT14oI/AAAAAAAAANw/j4lKoTBKtWI/s1600-h/DSC05237.JPG"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5255592751092064898" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_p06ZQc5FulM/SO-dwwT14oI/AAAAAAAAANw/j4lKoTBKtWI/s200/DSC05237.JPG" border="0" /></a>Backpacker’lar aleminde icindeki 2 masalik barda, seksi kizlarin dans etmesi munasebetiyli unlendigini sandigim Oki Doki Hostel’in, oldukca yuksek tavanli ve asansorsuz bir binanin 3. katinda oldugunu 23 kg’lik bavulla kapida kala kaldigimda aci bir sekilde ogrendim. Bavulu tasimam icin bana yardimci olabilecek birilerinin olup olmadigini sordugumda resepsiyondaki sarisin kizlarin alayci bakislari gorulmeye degerdi. Bildigim tum kufurleri icimden sayip kan ten icinde hostele tirmandigimda acaba yollardaki eski guzel gunler bir yanilsama miydi diye dusunmeden edemedim. Sanirim o an Varsova’yi fazla sevmemeye karar verdim.</div><div align="justify"><br /><br /><a href="http://2.bp.blogspot.com/_p06ZQc5FulM/SO-eFuDib0I/AAAAAAAAAN4/FOtQgsjvKC4/s1600-h/DSC05231.JPG"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5255593111264063298" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_p06ZQc5FulM/SO-eFuDib0I/AAAAAAAAAN4/FOtQgsjvKC4/s200/DSC05231.JPG" border="0" /></a>Tum eski sehirlerde oldugu gibi burada da bir Old Town vardi. Gecmiste fotograflarini gordugum ve pastel renkli binalariyla begenimi kazanmis meydani bulmam pek de zor olmadi. Meydanda gezerken sirtlarinda Efes Pilsen yazan kirmizi beyaz esortmanli bir kalabalik gordum. Hemen gittim yanlarina... Turkiye Bayan Milli Futbol Takimi !</div><div align="justify"></div><div align="justify"><br />"Abblaaa, sen bu soguga para verip niye geldin, kafayi mi yedin?", "Abblaaa, sen yalniz mi geziyorsun?", "Abblaaa, sence onun saci mi guzel, benim ki miii?", "Abblaaa, senin yasin kac?", "Abblaaa, macimiza gelicen mii?". Eglenceliydi:)</div><div align="justify"></div><a href="http://1.bp.blogspot.com/_p06ZQc5FulM/SO-cMwigFEI/AAAAAAAAANg/rBIagxLjFsk/s1600-h/DSC05241.JPG"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5255591033166632002" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_p06ZQc5FulM/SO-cMwigFEI/AAAAAAAAANg/rBIagxLjFsk/s400/DSC05241.JPG" border="0" /></a><div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/23684180-4350852025356268334?l=ozlem-pansiyon.blogspot.com'/></div>OzlemPansiyonhttp://www.blogger.com/profile/10724917604449454980noreply@blogger.com1tag:blogger.com,1999:blog-23684180.post-52973250882994588492008-10-07T14:28:00.002+03:002008-10-10T18:10:37.891+03:00pansiyon is back !<em><span style="font-size:85%;">Sevgili Okur,<br /></span></em><br /><em><span style="font-size:85%;">Uzun aradan sonra merhaba! Onca seyahatten sonra gezmekten sıkıldım sanilmasin. Isimin izin verdigi olcude, kisa vur-kac seyahatler ile oyalanmaya calisiyorum.<br /><br />Nisan’da daha once hic gitmedigim Cunda Adasi’na gittim mesela. Haftasonu kacamagi idi ama yollarda yasanan gariplikler, sahane yol arkadaslarim ve Cunda’nin beklenmedik gece hayati (!) ile bayagi bir muhabbet konusu cikti bana.<br /><br />Mayis’ta kardesin mezuniyeti bahanesiyle Pansiyongiller olarak cekirdek aile ABD’ye gittik sonra. O da Binghamton, Fort Lauderdale ve NYC’yi kapsayan -9 gunde 3 sehir- cok akil kari olmayan cilgin bir seyahatti. Tatilin onlarca saati yolda, havada ve alisveris merkezlerinde gecti. Bir gunu de mezuniyet toreninde. Kardesin aslinda mezun olamadigi ilerleyen gunlerde belli oldu. Onlarca saatlik ucak ve araba yolculugundan sonra Binghamton’daki ilk gecem, sapti kardes otel ayarlayamadigi icin yurt odasındaki yer yataginda gecti. Bol yildizli otellerden hostel dormlarina, helikopterlerden esek-deve gibi hayvanlarla ulaşıma genis bir yelpazede seyreden seyahat kosullarima, o gece bir de ‘yurtta, sisme yer yataginda uyumak’ eklendi. Meselenin komik yani sabah kalktigimda popo kasimin tutulmus olmasiydi. Doktor olan Abla Pansiyon'un kas gevseticileri sagolsun, 2 saat sonra 'katlı durmak' disinda bir pozisyonda da yasama devam edebilir hale gelmistim! Seyahatin diger hatirda kalir bolumu NYC’de universite arkadaslarimla yasadigim harika reunion oldu. Iki gece 1 gunluk NewYork bulusmasi her zamanki gibi yillarca konusulacak anilar doğurdu.<br /><br />Haziran sonuydi galiba, Kirkpinar Guresleri icin Onur ile haftasonu Edirne’ye gittik. Kesinlikle cok eglenceliydi! Bana bir tarafiyla gulenlere ben de bilmukabele ediyorum. Dunyada 3-5 ulke gezdikten sonra fark edecekleri uzere mahalli renkler gunden gune soluyor. Ulkeler, sehirler ve hatta insanlar giderek birbirine benziyor. Kırkpınar'lar bizim kesinlikle sahip çıkmamız gereken renkler...<br /><br />Temmuz basiydi, Aysil ile kafamizi dinlemek ve birazcik da dogaya yakin olmak uzere Bati Karadeniz’e dogru yola ciktik. Bir uyur bir uyanik Zeki Muren, Sezen Aksu sarkilari esliginde yolculuk ettik. Kefken, Kerpe, sonunda da Agva. Dingin, huzurlu, derin mevzulara girdigimiz guzel bir haftasonuydu.<br /><br />Tum Turkiye ve arkadaslarin cogu Cesme’ye aktigindan Temmuz sonu 5 gunumu Cesme’de gecirdim ben de. Bunca insan yaniliyor olmamaliydi. Biraz da deniz, gunes, kokos plajlar koydum tatil sepetime.<br /><br />Agustos is icin Antalya, Eylul Bitez’de kankalarla reunion derken yaz bitti bile. Bodrum anilarini asagiya ayrica ekledim.<br /><br />Bayram tatili ve Berlin’de yapilacak bir kongre vesile oldu. Gecen haftayi Polonya’da gecirdim. Yine tamamen uykusuz, yine ziyadesiyle yorgun, yine kervan yolda duzulur mantiginda onumdeki gunlerde ne yapacagim tamamen belirsiz olarak yollara dustum. Polonya hakkinda pek bir sey bilmedigim, gitmek icin de ozel bir duygu beslemedigim bir ulkeydi. Ayip etmisim. Her gezginin mutlaka ilgisini cekecek bir seyler bulunur Polonya’da. Ozellikle Auschwitz Ölüm Kampı çok etkileyiciydi.</span></em><br /><p><em><span style="font-size:85%;">Arkası yarın! Sevgiyle kalın :)</span></em><em><span style="font-size:85%;"></p></span></em><div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/23684180-5297325088299458849?l=ozlem-pansiyon.blogspot.com'/></div>OzlemPansiyonhttp://www.blogger.com/profile/10724917604449454980noreply@blogger.com0tag:blogger.com,1999:blog-23684180.post-83361133575359257942008-09-10T20:05:00.001+03:002008-10-10T21:11:30.983+03:00peyami amcaBodrum-Bitez'de okaliptus ağacının altında kocakafalık yapıp kitap/gazete okumaktayızdır Aslı ile. Tipini Aydın Boysan'a benzettiğim için çok kısa bir ara ilgimi çekmiş bayağı yaşlı bir amca "Gençler, çay içer misiniz?" diye seslenir karşı masadan. Hığ mığ derken sandalyeyi çekip yanımıza oturur. Kırkbeş gün önce eşini kaybetmişliğinden, cana ve sese muhtaç kalmışlığından, yaşlılığın çok fena bişey olmuşluğundan bahseder. Eşi Peruluymuştur, amca NYC'de yaşamaktadır, tek can dostu olarak köpeği Baby kalmıştır. Bir saat önce kendi kendine melankoli yapıp ağlarken Aslı'nın onu görüp gazetenin arkasına saklandığını sanmaktadır.<br /><br />Yaşlı ve hayatta yapayalnız kalmış amca kalbime dokunur. Böyle durumlarda asla ne yapacağını bilemeyen Aslı olayların dışında ve mümkünse suskun kalmayı tercih eder. Amcaya birazdan taziye için bir misafiri geleceğini öğreniriz. O yüzden rakısını yanımıza gelmeden kaldırtmış, yerine demleme söylemiştir. "Arnavutlarda hörmet böyledir" der Peyami amca. Eski FB azalarından, Hürriyet NY'un kurucularından olduğunu daldan dala uçarken öğreniveririz. Sohbet ilerledikçe (muhabbetin 3. dakikasında biz yukarıdaki tüm info ve fazlasına sahip olmuşuzdur) Peyami amcanın muhabbeti de ilginçleşmeye başlar.Tanışıklığımızın 5. dakikasında arkadaş taziyeye gelir.<br /><br />Zeki Bey 5 dakikadır -kendi ifadesiyle Peyami manyağına- dayandığımız için bizi alkışlar. O dakikada amca Peyami, kanka Peyamiiii olmaya doğru süratli adımlar atmaktadır. Aslı'yı gazete okurken izlediğini, bu seyir sürecinin çok hoşuna gittiğini filan anlatır (İç ses: Amca Aslı'yı karısına mı benzetti? Amca burada tam olarak ne demek istedi?). Zeki Bey devreye girer, Peyami'nin çapkınlığına dair ilk tüyoları onun müdahalesinden anlarız. Aslı'nin evli olduğunu öğrenince beni yeni karısı yapıp NY'a götürmeyi teklif eder. Gideymişim onunla, beni internasyonel bir insan yapaymış:)<br /><br />Peyami amca yanımızdan geçen 2 taş Rus kıza bakarken efendi Zeki Bey'den paparayı yer: "Daha eşinin 40'ı dolmadı. Yuh sana Peyamii". Şaşkın bakışlarımız arasında kızlar masaya oturur, Peyami amca kahkayı basar ve bana <em>give me five</em> yapar. "Ogllumm, bunlar bizim kızlar. Rakı-balığa gidiyoruz birazdan, masa hazır. Hahaha." Peyami amca 3 gün kalacağı İstanbul'da bizi balıkçıya götürmek için çok diretir. Aslı'nın varlığı beni adam etmiş olmalı ki, oralı olmam. Veda anı geldiğinde bayağı bir sarılışırız. Peyami amca ilk göz ağrısı Aslı'ya boşanırsa kendisini bulmasını söyler. Gamzelerinin birinden rakı, birinden su içmek için ayda 1000 dolar vereceğini de eklemeyi unutmaz:)<br /><br />Ahh Bodrum anıları, Bodrum insanları ... Kitap çıkar, kitap:)<div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/23684180-8336113357535925794?l=ozlem-pansiyon.blogspot.com'/></div>OzlemPansiyonhttp://www.blogger.com/profile/10724917604449454980noreply@blogger.com0tag:blogger.com,1999:blog-23684180.post-63883616226423486352008-01-06T12:25:00.003+02:002008-12-09T05:12:31.388+02:00pansiyon aşıklarıPansiyon fabrika gibi aşık üretiyor. Cuma gecesi kına gecesi de gördü. Yakında Telli Mama olarak adım çıkacak:)<br /><br />Pansiyon'a taşınmak bir dönemin başlangıcıydı benim için. <a href="http://2.bp.blogspot.com/_p06ZQc5FulM/R4DYp3CoYmI/AAAAAAAAAMo/LnuwGaNeDKY/s1600-h/yoncozi.JPG"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5152356187373068898" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_p06ZQc5FulM/R4DYp3CoYmI/AAAAAAAAAMo/LnuwGaNeDKY/s200/yoncozi.JPG" border="0" /></a>Sanıyorum çevremdeki insanları da en az beni olduğu kadar etkiledi. Önce Yoncalı dönemini yaşadı Pansiyon. Cuma akşamdan bohçasını alır gelirdi Yonca. Sabahlara kadar alemlediğimiz son gençlik çırpınışları... Pazar gece dönerdi evine. Boşluğu kalırdı. Bencildi, şımarıktı, "bana hep bana" idi, renkliydi. Çok dostum oldu ama hiç kimseyi Yonca'yi sevdiğim gibi bir sempati ile sevmedim. Yonca dönemi kocaya kaçmasıyla bitti. Kalbim kırık kendimi yollara vurdum. Yoncasız bir hayat yeterince eğlenceli değildi.<br /><br />Sonra Aslı dönemi başladı Pansiyon'un. Başta sadece ortak arkadaşları olan ve birbirini çok az tanıyan insanlar idik. Atlanta'da yaşamasına rağmen bir ayağı sürekli Pansiyon'da olan Aslıhan ile dostluk, bu ziyaretler sırasında gelişti. Ben neysem o tam zıddı gibi duruyordu. Ben uçarı, onun ayakları düz taban kadar yerle temasta. Ben çaktırmayan bir romantik, o kimliği tamamiyle ortada gerçek bir pragmatik. Ben ultra dokunmatik, o ihtiyaç anında kafaya maksimum 'pat pat'. Ben oryantalist, o bayağı Amerikalı. Ben rüzgarını bekleyen yelkenli, o motorlu gemi (Gittiği yere kendiyle onlarca kişiyi de sürüklemiş). Ben 'bir ağaç gibi tek ve hür', o 'bir orman gibi kardeşçesine'... Çabamız ortaktı ama. Hayata tutunma mücadelemiz, dert edindiklerimiz, vefamız ve sevgimiz...<br /><br />Damla damla sızdı, santim santim yer etti hayatımda. Sabırla. Kapıdan kovaladım, "Biliyorum. sen de istiyorsun" diyerek bacadan girdi. İstiyordum gerçekten. Nereden bildi? Hayatta hiç kimsenin göstermediği emeği harcadı bana. Analiz felci kişiliği ile beni tanımaya, anlamaya çalıştı, bulduğu şeyi sevdi ve sahiplendi. Kimsenin şımartmadığı kadar şımarttı beni.<br /><br />Dostluklarda sevgi kadar rekabet de oluyor maalesef. Bu rekabet duygusu bizi farketmeden yarışlara sokuyor, bazen kıskançlık doğuruyor. Bizimkisi rekabetsiz, kıskançlığın olmadığı bir dostluk. Çok güçlü bir kadın o. Yine de ona bakınca için şefkat doluyor. Bugün sahip olduğu mutluluğu alın teriyle, sabırla, yetenekleriyle, zekasıyla, fazlasıyla hak ederek elde ettiğini bilecek kadar tanıdım onu. Kendisi için istediği her güzel şeyi benim için de samimiyetle dilediğine inanacak kadar güvendim.<br /><br /><a href="http://3.bp.blogspot.com/_p06ZQc5FulM/R4DZTHCoYnI/AAAAAAAAAMw/Mmh-ET20wzw/s1600-h/gelin+asli.JPG"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5152356896042672754" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_p06ZQc5FulM/R4DZTHCoYnI/AAAAAAAAAMw/Mmh-ET20wzw/s200/gelin+asli.JPG" border="0" /></a>İsteyerek becermesem de bir şekil vesile olduğum Aslı-Barış ilişkisi, dün gece düğün dernek resmiyet kazandı. Ben de şahitlik ettim bu sevgiye ve birbirlerine iyi/kötü gün için verdikleri söze. Bir Pansiyon çifti daha evliliğe adım atmış oldu. Aslı'ya göre "double income olur, ev alınır, çoluk çocuk yapılır, evlilik iyi bi şey". Böyle bakınca evlilik fena bir fikre benzemiyor gerçekten:) Çok dostum oldu benim. Ama Aslı ile yaşadığım şey tam onun tarzı, 'kardeşçe'. Geçmişimiz uzun değil ama geleceğimizin olmasına kararım kesin. Özlem'siz bir evlilik hayatını aklınızdan bile geçirmeyin:)<br /><br />Gelelim Damat Bey'e. Uzun zaman Barış'ın nerede olduğunu merak edenlere sonunda zevkle gerçeği açıklıyorum. Barış artık dünyaevinde!:) <a href="http://4.bp.blogspot.com/_p06ZQc5FulM/R4DwKXCoYoI/AAAAAAAAAM4/VY-r2FS7NUQ/s1600-h/dugun.JPG"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5152382034486256258" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_p06ZQc5FulM/R4DwKXCoYoI/AAAAAAAAAM4/VY-r2FS7NUQ/s200/dugun.JPG" border="0" /></a>Kendisini tanıdığımda dünya seyahati yapan, paraşütle filan atlayan seksi bir gezgin gibi görünüyordu. Türkiye'ye döner dönmez yakasına yapıştım. Pansiyon'dan geçmeyen dünyanın kaç bucak olduğunu anlamaz dedim <a href="http://ozlem-pansiyon.blogspot.com/2006_06_01_archive.html">(Bakınız Haziran 06 arşiv)</a>. Hakikaten gidilesi bucakları burada tamamladı BarışNerede:) Sandığımız şey (genç kızların sevgilisi, özgür ruh, vahşi cazibe!) olmadığı tez zamanda ortaya çıktı. Evcimen, hafif şapşi, mülayim bi çocuk. Ama dünya tatlısı. Bu kadar mı huzur verir bir insan, bu kadar mı kavgasız, barışık, yumuşak, sevilesi olur? Önce ben tanımış gibi görünsem de bakmayın, Barış'ı bana kazandıran kişidir Aslı. Barış çoktan benim keskin dilimden topuklayıp kaçar, ben onu çoktan 'sıkıcı'lar sınıfına koyup uzardım. Bazı ilişkilerin zamana ihtiyacı var. Bizim zamanımız Aslı sayesinde Pansiyon'da tamamlandı. Benim için çok önemli bir dostum daha oldu.<br /><br />Pansiyon aşıklarıyız biz. Mutlu bir aileyiz. Ağaç gibi hür, orman gibi kardeşiz.<br />Bu ailede kim kime daha çok aşık belirsiz:)<div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/23684180-6388361622642348635?l=ozlem-pansiyon.blogspot.com'/></div>OzlemPansiyonhttp://www.blogger.com/profile/10724917604449454980noreply@blogger.com15tag:blogger.com,1999:blog-23684180.post-41893729530989763592008-01-03T19:49:00.000+02:002008-12-09T05:12:32.155+02:00türkü olsam dillerde, diyar diyar dolansam<div align="right"><em>Kars seyahati- 2. bölüm (2008'e girerken)</em><br /></div><br /><div align="left">Yılın son günü, geceden vardığımız Çıldır Gölü’ndeki misafirhanede gözlerimizi beyaza açıyoruz. Her yer alabildiğine beyaz. Göl gerçekten de donmuş! Manzara kar, kar, kar...<br /><br /><a href="http://4.bp.blogspot.com/_p06ZQc5FulM/R32AWHCoYgI/AAAAAAAAAL4/NY1ZckA31zM/s1600-h/DSC04924.JPG"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5151414666117276162" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_p06ZQc5FulM/R32AWHCoYgI/AAAAAAAAAL4/NY1ZckA31zM/s400/DSC04924.JPG" border="0" /></a><br />Global ısınma etkisiyle mevsim normallerinin üstünde olan sıcaklık (geceleri yaklaşık -25 derece!) yüzünden <a href="http://2.bp.blogspot.com/_p06ZQc5FulM/R34IhXCoYlI/AAAAAAAAAMg/aeubzc5EXLw/s1600-h/balik.jpg"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5151564392972182098" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_p06ZQc5FulM/R34IhXCoYlI/AAAAAAAAAMg/aeubzc5EXLw/s200/balik.jpg" border="0" /></a>göldeki buz kalınlığını ancak 30-40 cm’miş bu yıl. Bu kalınlığın besili şehirli bedenlerimizi taşıyacağını umarak donmuş gölde balık tutma fantazisini gerçekleştirmek üzere kendimizi göle atıyoruz. Gerçekten de birileri buzları kazmayla kırıyor, ağlarla balık tutuluyor. Çıldır Gölü donmadan önce ağlarını göle bırakan köylüler, daha sonra ağları çıkarmak için kazma, kürek veya motorlu testereyle buzu keserek ağları çekiyorlarmış. Ağa takılan balıkları toplandıktan sonra ağlar yeniden göle bırakılıyor.<br /><br /><a href="http://4.bp.blogspot.com/_p06ZQc5FulM/R32CAHCoYhI/AAAAAAAAAMA/eDTbdnxsFNA/s1600-h/DSC04937.JPG"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5151416487183409682" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_p06ZQc5FulM/R32CAHCoYhI/AAAAAAAAAMA/eDTbdnxsFNA/s400/DSC04937.JPG" border="0" /></a><br /><a href="http://2.bp.blogspot.com/_p06ZQc5FulM/R32D5nCoYiI/AAAAAAAAAMI/nJsFVUGqiOY/s1600-h/DSC04925.JPG"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5151418574537515554" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" height="129" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_p06ZQc5FulM/R32D5nCoYiI/AAAAAAAAAMI/nJsFVUGqiOY/s200/DSC04925.JPG" width="174" border="0" /></a>Hava o kadar o kadar soğuk ki, dönüş yolunda atların üzerine atılan battaniyeyi kendi üzerimize kızak ile otele dönüyoruz.</div><br /><p>Yılın son günü... Anlamadan geçti bu yıl. Çok şey oldu ve hiçbir şey olmadı. Yaşın kaç diye soranlara “en seksi yaştayım” esprisi de yapılamayacak artık; 34'e üç kaldı. 2006’da hayatımdaki tüm taşları yerinden oynatmış, kendimi yollara vurmuştum. 2007 ise taşları yeniden oturtmaya, yeni bir düzen kurmaya çalışarak geçti. İşte hayatımın özeti: Yap-boz-bi daha yap! Devinime ihtiyaç duyuyorum, bununla besleniyorum demek ki. Her sabahın bir gecesi olmalı. Her baharın bir kışı. Nasılsa yeniden doğar güneş. Nasılsa yeniden açar çiçekler... Yaşadığımı ancak böyle anlıyorum.<br /><br />Yıl kapanışı hesaplaşmalarına girişemeyecek kadar meşguldum 31 Aralık’ta. Yılbaşı kutlamamız erken başladı. Bir grup şarap içip bezik oynarken otelde, bir grup çoktan yılbaşı yemeğinin yeneceği Atalay’ın Yeri’ne doğru göl üstünde yürüyüşe başlamıştı. Tahmin edilebileceği üzere ben bezik/şarap grubuyla takılıp restorana araba ile gittim:)<br /><a href="http://2.bp.blogspot.com/_p06ZQc5FulM/R32GcnCoYjI/AAAAAAAAAMQ/Nwath0UfILg/s1600-h/DSC04944.JPG"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5151421374856192562" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 122px; CURSOR: hand; HEIGHT: 169px" height="180" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_p06ZQc5FulM/R32GcnCoYjI/AAAAAAAAAMQ/Nwath0UfILg/s200/DSC04944.JPG" width="117" border="0" /></a><br />Atalay Bey’in küçük, salaş, sevimli ve samimi restoranında grubumuza kurulan masa mekanı bir boydan bir boya kaplamış. Çocukluk hatıralarımı canlandıran küçük bir soba mekanı ısıtırken, tavanda balonlar... duvarda Uğur Yücel, Kenan İmirzalıoğlu gibi sanatçıların mekanda çekilmiş fotoğrafları... Restoranın arka tarafındaki küçük bölümde diğer misafirler rakıya, muhabbete ve türkülere başlamış bile. Duygu dolu bir ses <a href="http://www.ozanlar.eu/tuccari.html">Âşık Tüccari</a>'den, Âşık Şenlik’ten türküler söylüyor. Kapıyorum Arif ve saz çalan arkadaşını kolundan, bizim bölüme götürüyorum. Bizim ruhlarımızın da biraz türküye ihtiyacı var!</p><p><em>Dü çeşmim kan ağlamaktan gözlerim yaş incidir / Kadir kıymet bilmeyenler yaren yoldaş incidir / Dinle sözüm al nasihat konuşma cahil inen / Cahil de bir kem söz var ki değse bir baş incidir</em></p><p>Akşamın ilerleyen dakikalarında gözlerim doluyor derinleşen muhabbetten. Atalay Bey yanıma yaklaşıyor, "gittiğin yerden geri dön" diyor. Nereye gittim bilmiyorum, ama duygulu topraklardayım. Modern hayat en çok da ruhlarımızı felç ediyor galiba. Koşunca duygu eksik kalıyor. Birkaç saat içinde bir sürü anı birikti bile. Sanıyorum gece yarısı gelmek üzere. Saat sadece 19:30'muş.</p><p><a href="http://2.bp.blogspot.com/_p06ZQc5FulM/R32JZnCoYkI/AAAAAAAAAMY/loy-RTCuvm0/s1600-h/DSC04956.JPG"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5151424621851468354" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_p06ZQc5FulM/R32JZnCoYkI/AAAAAAAAAMY/loy-RTCuvm0/s400/DSC04956.JPG" border="0" /></a></p><p></p><p>An geliyor, restoranın arka bölmesindeki diğer misafirler de bize katılıyor. Önce 70 yaşlarındaki emekli Yılmaz Öğretmen ve arkadaşları... Ardından yakındaki ilköğretim okulunun 2 genç öğretmeni. Belli ki okullarından yeni mezun olmuşlar. İdealist ve temiz gözlerle bakıyorlar bize. Burada öğretmenlik yapmayı isteyerek gelmişler. Okulun 91 öğrencisinin hayatlarında bir fark yaratma şansları var. Onların kocaman dünyası yanında benim dünyam küçücük. Bakarsınız an gelir, Pansiyon kendini Anadolu'nun bir köyünde buluverir. Hikayemin sonunu ben bile merak ediyorum bazen.</p><p>Dışarıya göle çıkıyoruz. Atalay Bey buzun üzerinde ateş yaktırmış. "Rakı şişesinde balık olsam" dizesi böyle bir andan sonra yazılmış olmalı. Diğer adıyla Kükreyen Göl'de "bakalım kim kükrüyormuş?" diyerek karanlığa yürüyorum. Doğa vahşi. Gıcırdayan buzların sesine, kurtların ulumaları eşlik ediyor (Ya da ben hayal kuruyorum, gaipten sesler duyuyorum! :))Gün boyu arabayla geçtiğimiz yollarda 3-5 tilki görmüştük.</p><p>Yeni yıla girmek üzere otelimize dönüyoruz. Ekibimiz ilginç karakterlerle dolu. Akademisyenler, gazeteciler, sanat okuyan gençler vs... En düz karakter ben gibi duruyorum. Böyle bir ekip ile mantık yürütme oyunu oynadığınızı düşünün. Bir önceki gece ebe olmak suretiyle başka bir oyuna bulaşmışlığım ve boyumun ölçüsünü almışlığım vardı aslında:) Doymamışım belli ki. Yeni yıla dakikalar var, başladık başka bir oyuna. Oyunun tek numarası doğru yanıtları sıralamada bir sonraki kişinin vermesi. Yani ebe bana soru sorduğunda, aslında ben bir önceki kişiye sorduğu sorunun yanıtını veriyor olmalıyım. İlk turda uyukluyorum, sıranın bana geldiğini bile anlayamadım bile. Şopararak ve kopya alarak savdım sırayı. Tabii, ekip sol omzuma bir çentik atıverdi hemen. İkinci tur dönerken sıra bana geldi yine. Bir önceki turun acısı, pür dikkat dinlemişim. Yanıtı kendimden %100 emin hemen verdim. Zırt tokai! Doğru yanıtı verdiğimi biliyorum ama grup benimle hemfikir değil. Artık hem şaşkın hem de inatçı olduğumu düşünen grup iyice sinirlendi. Bildiğim 7 milyar insan üstüme gelse, doğru doğrudur:) </p><p>Zekamdan şüpheli insanlara direnmeye çalışarak girdim 2008'e. "Yeni yıla nasıl girersen öyle geçer" efsanesi doğru ise eğer... bu bloga bu sene bol dram akıtacağım garanti demektir:) </p><p>Karlı Çıldır'dan kulağımda yanık türkülerle döndüm... Bir yılı da böylece kapatmış oldum.</p><p><em>Türkü olsam dillerde, diyar diyar dolansam...</em></p><p>Hepinize iyi seneler, bol gezmeler diliyorum. </p><div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/23684180-4189372953098976359?l=ozlem-pansiyon.blogspot.com'/></div>OzlemPansiyonhttp://www.blogger.com/profile/10724917604449454980noreply@blogger.com3tag:blogger.com,1999:blog-23684180.post-29939654816436824542008-01-02T16:31:00.000+02:002008-12-09T05:12:33.086+02:00'çıldır'maya az kaldı, doktorum nerdee?<div align="right"><em>Kars seyahati- 1. bölüm (Aralık'07)</em></div><div align="right"> </div><div align="right"><em></div></em><div align="left"></div><div align="left">Hastayım. Uykusuzum. Yorgunum. Hazırlıksızım. Gel dediler, gidiyorum. Nerede kalıyoruz, ne zaman dönüyoruz, ne yapmaya gidiyoruz haberim yok. Açıkçası önemli de değil. Tek bildiğim bir ara donmuş Çıldır Gölü’nde balık tutacağımız. Benim fantazim değildi ama duydugum an sahiplendim. Bayağı ‘havalı’ bir aktiviteye benziyor şu balık tutma işi. Hem bunca sene yılbaşlarında eller havaya yaptık. Bu yıl da alternatif bir yol deneyelim. Belki makus talihimiz dönüverir, kim bilir:)<br /><a href="http://3.bp.blogspot.com/_p06ZQc5FulM/R31-I3CoYfI/AAAAAAAAALw/yCtGnncmFZ4/s1600-h/DSC04963.JPG"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5151412239460753906" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_p06ZQc5FulM/R31-I3CoYfI/AAAAAAAAALw/yCtGnncmFZ4/s400/DSC04963.JPG" border="0" /></a><br />Uçaktan indiğimiz gibi rehberimiz Celil ve şoförümüz Selçuk 17 kişilik grubumuzu havaalanında alıyor ve Ermenistan sınırında yer alan Kars’a 40 km uzaklıktaki <a href="http://www.kars.gov.tr/trz_ani.htm">Ani Harabeleri</a>'ne götürüyor. <a href="http://1.bp.blogspot.com/_p06ZQc5FulM/R3uql3CoYaI/AAAAAAAAALI/516dH98ZkFM/s1600-h/ani1.jpg"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5150898166235160994" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" height="150" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_p06ZQc5FulM/R3uql3CoYaI/AAAAAAAAALI/516dH98ZkFM/s200/ani1.jpg" width="115" border="0" /></a>Benim için adı gibi “ani” oldu bu gezi. Sokaklara çıkmadan birkaç saat uyur, kıyafet değiştirir, -20 dereceye bedenen ve ruhen hazırlanmak için zamanım olur sanmıştım. Yanılmışım. 5 günün içinde sıcaklık Fas’ın 20 derecesinden Kars’ın -20’sine inince hasta bedenim yerlere seriliyor. Aksırıp-öksürmekten başım dönmeye başlıyor ve gözlerimden yaşlar akıyor. O kadar üşüyorum ki hani orada donarak ölüversem kurtulacağım. Ne harabe gördüğüm var, ne rehberin sesini duyduğum. Zaten yüzüm şişti, gözler iyice küçüldü. Yavaşlayan beyin fonksiyonlarımın arada yollayabildiği sinyal “Canını seviyorsan kaç”. İlk uçağa atlayıp dönmekten başka bir isteğim yok.<br /><br /><br /></div><p><a href="http://2.bp.blogspot.com/_p06ZQc5FulM/R3ujqHCoYXI/AAAAAAAAAKw/6KumhA0np4Y/s1600-h/ani.jpg"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5150890542668210546" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_p06ZQc5FulM/R3ujqHCoYXI/AAAAAAAAAKw/6KumhA0np4Y/s400/ani.jpg" border="0" /></a>Enerjik grup kalıntılar arasında yürüyor. Ben şoförü kafaladım, harabeyi minübüsle geziyorum. Ermenistan nehirin karşı kıyısı. Türkiye ile sınır kapısı bulunmayan ve vizesi burada alınamayan Ermenistan’a bir ara gitmeye karar verirsem Gürcistan filan kasmak super anlamsız diye düşünüyorum. Yapmam gereken tek şey yürüyerek dereyi geçmek. Gelecek planları yapabiliyorsam hala, demek ki ölmeye o kadar da yakın değilim.<br /><br />Akşam şehre dönünce ilk yaptığım şey kendime bir saloped almak. <a href="http://2.bp.blogspot.com/_p06ZQc5FulM/R3uj8HCoYYI/AAAAAAAAAK4/CqZr9nEB-Xg/s1600-h/bar.jpg"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5150890851905855874" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" height="182" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_p06ZQc5FulM/R3uj8HCoYYI/AAAAAAAAAK4/CqZr9nEB-Xg/s200/bar.jpg" width="139" border="0" /></a>Kırmızı pantolonla Apikoğlu salamı oldum, ama Allah’ıma bin şükür, yaşayacağım. Akşam Kars’ın merkezindeki Ocakbaşı’nda kaz yiyoruz. Kars’ta kaz yenirmiş. Bayıldım diyemeyeceğim fırında kaza, maksat gelenek bozulmasın. Restorandan sonra barvari bir mekanda çay içelim diyoruz. Ekip gençlerle kaynaştı, tam bölge danslarını kapacağız jandarma baskına geliyor. Yine kaldık İstanbul dans figürlerine.<br /><br />.<a href="http://2.bp.blogspot.com/_p06ZQc5FulM/R3us1HCoYeI/AAAAAAAAALo/8PPiMf-lY74/s1600-h/saray2.jpg"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5150900627251421666" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_p06ZQc5FulM/R3us1HCoYeI/AAAAAAAAALo/8PPiMf-lY74/s400/saray2.jpg" border="0" /></a><br /></p><br />Buralara kadar gelip <a href="http://www.kulturturizm.gov.tr/TR/BelgeGoster.aspx?F6E10F8892433CFF1AD8E71A9A9C292549427A86C5F3D0FD">İshak Paşa Sarayı </a>görülmezse yazık olurmuş. Günün 7 saati yolda geçecek demek. Oysa ben içten içe şömine önünde kedi gibi yuvarlanmayı hayal etmişim. Elveda “şömine önündeki kıvrılan kediyim” hayallerim. Zaten hangi şömine? Sanki Uludağ’dayız. Böylece gezinin 2. günü Doğubayazıt’a doğru yola koyuluyoruz. Soğukta mikrobun barınamadığı doğru galiba. Önceki güne göre kesinlikle çok daha iyiyim. Iğdır’dan, Ağrı Dağı eteklerinden geçiyoruz. Hava sisli, Ağrı Dağı nazlı. Bir türlü zirvesini göstermiyor bize. Yeniden buralara dönebilmek için güzel bir neden bulduk diyoruz, takılmıyoruz sise.<br /><p></p><p><a href="http://4.bp.blogspot.com/_p06ZQc5FulM/R3urXnCoYcI/AAAAAAAAALY/ssi-fKW_A58/s1600-h/saray1.jpg"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5150899020933652930" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_p06ZQc5FulM/R3urXnCoYcI/AAAAAAAAALY/ssi-fKW_A58/s400/saray1.jpg" border="0" /></a> </p><div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/23684180-2993965481643682454?l=ozlem-pansiyon.blogspot.com'/></div>OzlemPansiyonhttp://www.blogger.com/profile/10724917604449454980noreply@blogger.com3tag:blogger.com,1999:blog-23684180.post-86391496618483012632007-12-29T02:24:00.000+02:002007-12-29T03:38:55.253+02:00özlem nereye koşuyor?Yine koşarak yaşıyorum. İş kadını Özlem toplantıdan toplantıya koşuyor. Ekmek aslanın ağzında, değirmen kolay dönmüyor, bu ülkede para kolay kazanılmıyor. Bazen akşama kadar hiç tuvalete gitmemiş oluyorum, yemek söyleyecek vaktim olmadığından yemek söyleyebilenlerin ekmeklerinden tırtıklıyorum. Vakit durma vakti değil. Gelecek yaratmaya çalışıyorum. Pansiyon Özlem arkadaşları arasında koşup duruyor. Çok emek harcandı bu ilişkilere. Çok gönül kondu, çok beklenti doğdu. Birilerinin hayatında önemli olmak ve öyle kalabilmek her babayiğidin harcı değil. Ağır işçilik gibi. Koş Özlem, koş. Özlem sevdikleri değersiz hissetmesin diye gücü yettiğinde koşuyor aralarında. Gezgin Özlem var bir de. Bağlasan duramıyor. Bulduğu 2 günden uzun her tatilde o mevsimden bu mevsime, o kıtadan şu kıtaya, o uçaktan bu uçağa koşup duruyor. <br /><br />Böyle bir trafik içinde zaman yaratıldı, Fas'a koşuldu. 3 gün Marrakesh'te ve bir gün Atlas Okyanusu kıyısındaki güzel sayfiye şehri Essaouira'da tomarla şey yaşandı. Ne komik! Döneli sadece 5 gün oldu. Çektiğim milyon resim orada olduğumun ve bir sürü yeni şey yaşadığımın delili. Neden duygusu yok şimdi?<br /><br />Koşmaktan yorgun bedenim hastalandı. Ateş 38, öksürüp duruyorum. İki saat sonra yine uyumadan Kars'a yolcuyum. Değer verdiğim insanlar çağırdı, Çıldır Gölü çağırdı, donmuş gölde balık tutma fantazisi çağırdı. Gidiyorum. Ama bu da son olsun! Artık koşmak istemiyorum.<div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/23684180-8639149661848301263?l=ozlem-pansiyon.blogspot.com'/></div>OzlemPansiyonhttp://www.blogger.com/profile/10724917604449454980noreply@blogger.com3tag:blogger.com,1999:blog-23684180.post-47374165085438354522007-12-18T22:14:00.001+02:002007-12-29T02:23:14.871+02:00as time goes by<div xmlns='http://www.w3.org/1999/xhtml'><p><object height='350' width='425'><param value='http://youtube.com/v/F_bMFVDu9yo' name='movie'/><embed height='350' width='425' type='application/x-shockwave-flash' src='http://youtube.com/v/F_bMFVDu9yo'/></object></p><p>you must remember this / a kiss is just a kiss / a sigh is still a sigh<br /><br />Fas denince tabii ki akla gelen ilk şey Casablanca filmi ve Sam'in tekrar tekrar çaldığı "As Time Goes By" şarkısı. Birazdan Pansiyon Kazablanka'ya uçuyor. Ama asıl seyahat Marakeş'e. Okurun Venezuela seyahatimden hatırlayacağı çılgın arkadaşım Ayşıl ile.<br /><br />Haluk Bey mesaj atmış, nereye kadar gezeceğimi sormuş. "Yorulana, sıkılana, tüketene, yolları bitirene veya ölene kadar herhalde" dedim yanıtta. Her seyahate kalbim kıpır kıpır çıkıyorum sanmayın. Biraz önce bin ton işi bıraktım şirkette, yol yorgunu bir savaşa döneceğim 5 gün sonra. Ben de biliyorum kalsam, yuvarlansam, tembellik yapsam, kankalarla sabah akşam görüşsem, konuşsam... Özeniyorum bazen dünyası küçük ve elindekiyle mutlu insanlara. Üç kuruş kenara atabileydim, ev bark sahibi olabileydim, az ama öz insanlarla bir ömür geçirebileydim. Ama o zaman ben ben olmazdım. O yüzden yollardayım yine. Sürprizler için. 'Yeni'ler için.<br /></p></div><div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/23684180-4737416508543835452?l=ozlem-pansiyon.blogspot.com'/></div>OzlemPansiyonhttp://www.blogger.com/profile/10724917604449454980noreply@blogger.com3tag:blogger.com,1999:blog-23684180.post-1218327444927130432007-10-31T21:19:00.000+02:002008-12-09T05:12:34.144+02:00ürdün'den bölük pörçükNisan ayında gittiğim İran hayatıma sadece şiiri katmadı yeniden. Harika insanlar da kattı. Ellisine gelince yaşamın bittiğine inanan 74 model Pansiyon yeni dostlarından her yaşın ayrı bir güzelliği olması üstüne, dostluk üstüne, derinlere dalmak, paylaşmak, dayanışmak, bazen aşkla, bazen inançla dolmak üstüne çok şey öğrendi ve onları çok sevdi.<br /><br />İran grubu her biri şahsına münhasır yeni harika insanlarla büyüdü. 29 Ekim’i fırsat bildik, Fest Travel’dan destek istedik, dünya harikalarının izini sürmeye 15 kişilik grubumuzla <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/%C3%9Crd%C3%BCn">Ürdün</a>’e gittik. <p><a href="http://2.bp.blogspot.com/_p06ZQc5FulM/RypSsdKcLpI/AAAAAAAAAKE/OYrFfcL7j1o/s1600-h/DSC04546.JPG"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5128002049410870930" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_p06ZQc5FulM/RypSsdKcLpI/AAAAAAAAAKE/OYrFfcL7j1o/s400/DSC04546.JPG" border="0" /></a><br />Sadece 3 günümüz ve görülesi çok yerimiz vardı. Sabaha karşı Ölüdeniz’deki otelimize vardık. Ortaokul yıllarından ismi hafızama kazınmış olan <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Lut_G%C3%B6l%C3%BC">Lut Golu</a> (Ölüdeniz) dünyanın en alçak ve en tuzlu gölü. Ziyaret ettiğim dunyanin 'en'leri listesine bir yenisi daha böylece eklendi<a href="http://3.bp.blogspot.com/_p06ZQc5FulM/RypQitKcLoI/AAAAAAAAAJ8/HCsAoh4ni1M/s1600-h/lut.lowest+point.jpg"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5127999682883890818" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 154px; CURSOR: hand; HEIGHT: 133px" height="133" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_p06ZQc5FulM/RypQitKcLoI/AAAAAAAAAJ8/HCsAoh4ni1M/s200/lut.lowest+point.jpg" width="166" border="0" /></a>. Tabii ki gerekli tüm şebelek şeyler yapıldı. Tuzun yoğunluğu nedeniyle kaldırma kuvveti şaşılası derece büyük olan suya batma denemeleri, Kleopatra'nın kozmetik dünyasına kazandırdığı ve gölün içinden avuçlamak suretiyle çıkarılan çamuru sürerek "cildimi ne gaddar şahane yumuşattı di mi?" muhabbetleri, bir el mesafesindeki Batı Şeria'ya "kaç saatte yüzerim abii?" hesaplamaları...<br /></p><br /><p>Lut Gölü'nden sonra rotamızı karayoluyla 3-3,5 saat uzaklıktaki Petra'ya çevirdik. Petra, uzun süre saklı kalmış "Gül Şehri". Indiana Jones serisinin birinden hafızama kazınmış, mutlaka bir ara görülecek listesine alınmış, dünyanın yeni 7 harikasından biri. </p><br /><p><a href="http://2.bp.blogspot.com/_p06ZQc5FulM/RypFkdKcLlI/AAAAAAAAAJk/oUGraSog0fs/s1600-h/deveden.JPG"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5127987618320756306" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_p06ZQc5FulM/RypFkdKcLlI/AAAAAAAAAJk/oUGraSog0fs/s400/deveden.JPG" border="0" /></a>Zaten biliyordum, tekrar hatırladım ki bir mekanı sevmem için güzelliği, tarihi dokusu, allanıp pullanmış hikayesi filan yetmiyor. Benim mutlaka orada bir deneyim yaşamam gerekiyor. Aşağıda gördüğünüz resimlerin bir kısmı devenin, bir kısmı da eşeğin üstünde çekildi:) Petra'dan bende kalan bir iz varsa bu da hayvanlar alemi sayesindedir. </p><p></p><p>El kadar eşeğin sırtında 900'e yakın basamak çıktım, dağın tepesindeki Manastır'a ulaştım (Göz kırparak hala 2 karılık kontenjanı olduğunu söyleyen ve Petra içindeki mağarada yaşamını sürdüren eşekcimin verdiği bilgiye kadar 250 kg'ya kadar yük taşıyormuş bu hayvancağız). Eşeğimle Petra'da mutluluğu yakaladım yani. Hem Oğuz'un söylediği gibi o merdivenleri yürüyerek tırmanmak için gerçekten cimri olmak gerekiyor!:)</p><p><a href="http://2.bp.blogspot.com/_p06ZQc5FulM/Ryj7x9KcLiI/AAAAAAAAAJM/Pc5HmwmyRZY/s1600-h/kanyondan.JPG"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5127625011411824162" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_p06ZQc5FulM/Ryj7x9KcLiI/AAAAAAAAAJM/Pc5HmwmyRZY/s400/kanyondan.JPG" border="0" /></a><br /><a href="http://2.bp.blogspot.com/_p06ZQc5FulM/RypH3dKcLmI/AAAAAAAAAJs/mM0-O-tEKjk/s1600-h/surmeli.JPG"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5127990143761526370" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_p06ZQc5FulM/RypH3dKcLmI/AAAAAAAAAJs/mM0-O-tEKjk/s200/surmeli.JPG" border="0" /></a>Petra'nın mağara erkeklerinin çoğu sürmeli. Zeytin zeytin gözleri ile 'yerinde' bakılırsa oldukça da çekici. Aramızda konuşmadık değil; bunları alsak, yıkasak paklasak... "Çiçek dalında güzeldir"e bağladık tartışmayı. Italyan bir kadınla tanıştık. Uzun saç-sürme göz-mağara ve eşek sahibi kocasıyla gül gibi geçiniyordu boncuk satarak. Ardımızdan arya söyledi. Güzeldi. Mutlandırıyor insanı böyle hikayeler. Başka hayatları görmek, istersen bu bambaşka hayatın bir parçası olabileceğini düşünmek... Dünyada hala tüketilmemiş seyler var.</p><p><a href="http://1.bp.blogspot.com/_p06ZQc5FulM/RzLFyStjcgI/AAAAAAAAAKQ/mCVpl2egz6Y/s1600-h/develer.jpg"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5130380393335452162" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_p06ZQc5FulM/RzLFyStjcgI/AAAAAAAAAKQ/mCVpl2egz6Y/s400/develer.jpg" border="0" /></a>Son günümüzde Lawrence of Arabia filminin çekildiği Wadi Rum'da jip safari yaptık. Planda yoktu ama Ürdün'ün Kızıldeniz kıyısındaki sahil şehri Aqaba'ya gittik. Sharm'dan yeni dönmüş bir insan olarak karşılaştırma yapmam gerekirse Sharm balık çeşitliliği açısından çok daha zengin. Ama Aqaba'nın mercanları da estetik açıdan Sharm'ı döver. </p><p>Araya zaman girdi ve duygumu kaybettim işte. Ortada da bu uyduruk yazı kaldı. Şimdi gözüm Kurban Bayramı tatilinde. Nereye gitmeli? Nereye gitmeli??? <p></p><div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/23684180-121832744492713043?l=ozlem-pansiyon.blogspot.com'/></div>OzlemPansiyonhttp://www.blogger.com/profile/10724917604449454980noreply@blogger.com5tag:blogger.com,1999:blog-23684180.post-26277051538167618782007-10-17T02:31:00.000+03:002008-12-09T05:12:35.267+02:00yavaş yavaş hasan şaş<a href="http://2.bp.blogspot.com/_p06ZQc5FulM/RxOl96Jl9OI/AAAAAAAAAH0/i6bqXQUdl4I/s1600-h/sharm+(1).JPG"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5121619684250481890" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_p06ZQc5FulM/RxOl96Jl9OI/AAAAAAAAAH0/i6bqXQUdl4I/s400/sharm+(1).JPG" border="0" /></a>Dünyanın en eski medeniyetlerinden birine, Mısır'a yolcuydum bu kez. Kültür turizmi için değil, yaklaşan kış öncesi kemikleri son kez ısıtma şansını kullanmak için... Sina Yarımadası'nın en güney şehri, son yıllarda da Türk turistler için Antalya kadar "bizim" hale gelmiş Sharm El Sheikh'te bayram tatili vesilesiyle Kızıl Deniz'in tadını çıkarmak için... Bir de Afrika'ya ayak basmış olmak için tabii (Gerçi Süveyş Kanalı ile suni yollarla da olsa Sina Yarımadası ana kıtadan ayrılmış durumda ama haritalar bölgeyi Afrika içinde gösteriyor. Yani ben hala Afrika'ya ayak basıp basmadığı şüpheli olan zavallı bir gezginim)...<br /><a href="http://4.bp.blogspot.com/_p06ZQc5FulM/RxO2QaJl9VI/AAAAAAAAAIk/-a-7znPSTKQ/s1600-h/DSC04499.JPG"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5121637594264106322" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_p06ZQc5FulM/RxO2QaJl9VI/AAAAAAAAAIk/-a-7znPSTKQ/s400/DSC04499.JPG" border="0" /></a>"Barış Şehri" Sharm El Sheikh Mısır'ın Antalyası. Vaktiyle Israil'e bağlı olan şehir bu sayede alt yapıyı sağlam kurmuş. Çoğu yüksek yıldızlı yüzlerce otel ile Avrupa'dan Italyan, Ingiliz, Türk ve Rus turistlerin akınına uğruyor.<br /><br />Her ne kadar Barış Şehri dense de Sharm'da herhangi bir şekilde Mısırlılar ile barış içinde konuşmam mümkün değil. Dünya üzerinde beni bu kadar rahatsız eden başka bir millet insanıyla tanışmadım açıkçası. Değişik dillerde "hey yavrum" tadında bir hitapla başlayan muhabbet, Türklüğümüzün anlaşılması sonucu "yavaş yavaş Hasan Şaş" esprisiyle devam ediyor (bi kıçı kırık esprinin bu kadar millileşmesi, yaygınlaşması ve her karşılaşılan Türk'e prim yapacağı umuduyla milyon kez tekrarlanması akıl alır gibi değil. Aklımı koru Tanrım!) ve sonunda ilan-ı aşk eşliğinde elleme ya da öpme çabalaması.<br /><a href="http://1.bp.blogspot.com/_p06ZQc5FulM/RxOoYqJl9QI/AAAAAAAAAIA/4_JKTdV2e78/s1600-h/sharm+(9).JPG"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5121622342835238146" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_p06ZQc5FulM/RxOoYqJl9QI/AAAAAAAAAIA/4_JKTdV2e78/s400/sharm+(9).JPG" border="0" /></a><br /><a href="http://1.bp.blogspot.com/_p06ZQc5FulM/RxO35qJl9WI/AAAAAAAAAIs/HsZLDC7bV80/s1600-h/sharm+(8).JPG"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5121639402445337954" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_p06ZQc5FulM/RxO35qJl9WI/AAAAAAAAAIs/HsZLDC7bV80/s200/sharm+(8).JPG" border="0" /></a><br />Şehrin kaosu ve cüretkar erkeklerinden kaçınca yapacak çok şey var ama. Bir yanımız çöl... bir yanımız deniz. Her zaman olduğu gibi huzuru doğada buluyorum.<br /><br />Pek çok ilki yaşadım Mısır'da... Çölde ATV ile safariye çıktım, Bedevi çadırında takıldım, deveye bindim. <a href="http://3.bp.blogspot.com/_p06ZQc5FulM/RxOvLKJl9TI/AAAAAAAAAIU/PmzIga1Vap8/s1600-h/sharm+(10).JPG"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5121629807488398642" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_p06ZQc5FulM/RxOvLKJl9TI/AAAAAAAAAIU/PmzIga1Vap8/s200/sharm+(10).JPG" border="0" /></a><br /><br />Gelelim asıl meseleye... Tüm acısına, sancısına, tacizcisine, bitmeyen kabus alış veriş pazarlıkları ve pazarlık yorgunluklarına rağmen Sharm'da öyle bir deniz var ki her şeye fazlasıyla değer. <a href="http://4.bp.blogspot.com/_p06ZQc5FulM/RxVEW6Jl9YI/AAAAAAAAAI8/HQSlQfljkOY/s1600-h/denizalti.bmp"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5122075311561110914" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_p06ZQc5FulM/RxVEW6Jl9YI/AAAAAAAAAI8/HQSlQfljkOY/s200/denizalti.bmp" border="0" /></a><br /><u><span style="color:#0000ff;"></span></u><br />Vaktim ve param olsa her ay 3-4 günlüğüne oraya gider ve karanın bende açtığı yaraları denizde, daha doğrusu deniz altında silerdim. O kadar yani. O kadar güzel. O kadar başka. O kadar şiirsel... Binlerce balık, mercan, deniz bitkisi... Kesinlikle başka bir dünya. Acaba dedim rengarenk balıkların arasında yüzerken, yatay yolculukları bırakıp dikey yolculuklara mı geçmeli?<br /><br />Dünyanın en meşhur deniz altı ulusal parklarından Ras Muhammed'e tekne turu alıyoruz. Şnorkel ile yüzmek yeterince harika, ama ya dahası da varsa? Böylece 'ilk'ler listeme bir de scuba diving ekleniyor. Dalgıç kıyafetinin içine ittir kaktır sığışmayı başarıyorum. Fermuarı kapatmak için erkek kuvvetine ihtiyaç duymak biraz gurur kırıcı oldu tabii. Fermuar kapalı ama ben de tam bir balina oldum! Doğal olarak resim filan yok:)<br /><br />Dalmak tuhaf bir deneyimdi. Bir metre ya indim ya inmedim aşağıya, kulağım ağrımaya başladı. Hoca elimden tutmuş dibe çekiyo, ben kulağım ağrımaya başladı diye işaret edip direniyorum. Hoca sanıyor korktum. Hey Allaaammm ya. Kork-mu-yo-rum. Kulağım ağrıyo! Bir şekil 4.5 metreye inebildim. Bir şekilden kastım, hoca elimi bıraktı, sırtıma çıktı. Aşağıya aşağıya bastırıyor. Bu arada kafama tüp düşüp çarpıyor filan:) Yutkun, kulaktan hava üflemeye çalış. Ne balık gördüm ne bişey. Kafamda bir ağrıyla çıktım sudan. Daldım mı daldım:) Ama biraz ilginç oldu bu dalış. Dönünce soruşturdum ki aynen tahmin ettiğim gibi burnumdan ameliyat olduğum için ekstra basınç hissetmiş olmam normalmiş. Bi yol bulunacak, o kulaklar açılacak ve suyun altına doğru düzgün dalınacak.<br /><br />Mercanlar ciddi koruma altında. Ellemek kesinlikle yasak, çok ciddi cezalar uygulanıyor. Binlerce yılda oluşan mercana dokunmak mercanın sonu demek. Ve evet, itiraf ediyorum ben mercan katili oldum. Bir dalga... Hoppp... Pansiyon mercana oturur.<a href="http://2.bp.blogspot.com/_p06ZQc5FulM/RxVPCaJl9ZI/AAAAAAAAAJE/QeKr1xuh434/s1600-h/sharm+(4).JPG"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5122087054001698194" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_p06ZQc5FulM/RxVPCaJl9ZI/AAAAAAAAAJE/QeKr1xuh434/s200/sharm+(4).JPG" border="0" /></a><br /><br />Bir seyahat daha bitti. "Yavaş yavaş Hasan Şaş" travmasını atlatana ya da Mısırlılar bu milli tekerlemeyi unutana kadar Mısır'a tekrar gitmem söz konusu olamaz:) Bir sonraki sefere Nil boyunca uzanan tarihin izini süreceğim.<br /><br />10 gün sonra başka bir kısa seyahat için Ürdün'e doğru yola çıkıyorum. Ohh be. Yeniden oksijen alıyorum.<div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/23684180-2627705153816761878?l=ozlem-pansiyon.blogspot.com'/></div>OzlemPansiyonhttp://www.blogger.com/profile/10724917604449454980noreply@blogger.com6tag:blogger.com,1999:blog-23684180.post-42908309471459008492007-10-17T00:15:00.000+03:002008-12-09T05:12:35.402+02:00acılı bir tur deneyimi (sharm el sheikh)<div align="right"><em>Sharm’a turla gitmek isteyenler okusun, diger okurlari bayabilir.</em> </div><div align="left"><br /><a href="http://4.bp.blogspot.com/_p06ZQc5FulM/RxUwd6Jl9XI/AAAAAAAAAI0/iiuyVZ5bYgQ/s1600-h/sinai07-b.jpg"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5122053441587639666" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_p06ZQc5FulM/RxUwd6Jl9XI/AAAAAAAAAI0/iiuyVZ5bYgQ/s200/sinai07-b.jpg" border="0" /></a>Cennet yurdumun deniz sezonu bittiginde 3-4 gunluk bir bayram tatili de denk gelmisse yurt disina acilmaya hevesli her Turk seyahat severin aklina gelen seceneklerden biri ne olur? Tabii ki Misir’in deniz turizmi ile unlu sehirlerinden biri <strong>Sharm El Sheikh</strong>... Yakin, ucuz, otantik ve evet, aynen soylendigi gibi deniz alti bir harika...<br /><br />Ben insanlarin kolaylikla gittigi yerlere gitmeyi sevmem. Herkesin yaptigini yapmak siradan hissettirir. Erisilebilir olana erismis olmak yeterince iyi degildir benim icin. Kisiligimin hem takdir edilesi hem de asagilanasi noktalarindandir bu. Ahmaklik biliyorum. Sizden once ben soyleyeyim de buyukluk ben de kalsin:)<br /><br />Abla Pansiyon ve Dido-Murat cifti yapmis program, ben de hazira kondum, eklendim gruba. Her ani ayri bir olaya gebe turumuz Carsamba gecesi basladi, P.tesi sabah son buldu.<br /><br />Son ana kadar nerede kalacagiz, ucagimiz kacta kalkar haberim bile yoktu. Yola dusunce anladim ki habersiz olmak en guzeliymis. Zaten her sey belirsiz ve her an degisebilirmis. Adi sani bilinmez olsa da Sheraton Otel’de konaklama ayarlayabildigi ve makul gidis-donus saatleri vaadettigi icin secilen More Travel bu turda acentemizdi. Paralar odenmis ki, once otelin degistigi haberi gelmis. Efendim bu Araplar boyleymis, sozlerine guven olmazmis (Acenta aciklamasi!).<br /><br />34 kisilik grubu 3 otele bolduler. Onden otel arastirip acentaya baski yapanlar yirtmis, kalanlar Raouf adinda kabus bir otele dusmus (Bizim hangi grupta oldugumuzu soylememe gerek yok sanirim. Herhangi bir tatilde Abla Pansiyon varsa yanimda, ben sadece bavulu alir cikarim evden. O hepimiz icin en iyisini dusunur ve gerekeni yapar:)).<br /><br />3 kere kalkis saati degisen (20:30, 03:00 ve en son 06:00) ucagimiz bir de rotar yapinca sabah 7'den sonra ancak yola cikabildik. Sonunda Misir’a vardigimizda anlasildi ki, onden ayarlandigi sanilan vizeler megerse ayarlanmamis, kapidan alinacakmis (Misir’a giderken kesinlikle acentanizda kontrol etmeniz gereken bir mesele). Kapidan, gozlerimizin onunde 15 $’a alinan vize (60 Euro'yu biz hangi vize hizmeti icin verdik?) ile siniri gecmeye calistik; kavga kiyamet bin rezillik... o da 2,5 saat surdu. Turumuzun kifayetsiz rehberi ve onune gelenden tokat yiyen lokal acenta gorevlisi (abartmiyorum, oglana gelen bagirdi, giden tukurdu. Oyle sevilen bi insan yani) dunyanin en basarisiz operasyonlarindan birine beraberce imza attilar. </div><br /><div align="left"></div><div align="left">Otele vardigimizda ogleden sonra olmustu bile (Odaya girdigim an yataga kostum, bellboy henuz cikmamisti odadan, zaten cikisini gorecek kadar da uyanik kalamadim). En az gidisimiz kadar cileli bir de donus yasadik. Saat 20:30 once 03:00 oldu. Kalkis 4:30'u buldu. </div><br /><div align="left"></div><div align="left">Neyse ki grubun cogunlugu kadar igrenc (bocekli, pis, suyun akmadigi) bir otelde kalmadik ve aradaki 3 gun boyunca da kendi kendimize takildik.<br /><br />More Travel’in igrenc operasyonuna dair sayfalarca yazacak kadar malzeme var elde. Tur sonunda More Travel Zedeler Grubu kuruldu. Muhabir bir arkadasin kameraya demecler verdik. Imzalar topladik. Sikayet dosyasi hazirladik. Super orgutlu bir sekilde calismalara basladik. “Kana kan. Intikam intikam”. Yasasin hakli mucademiz:)</div><div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/23684180-4290830947145900849?l=ozlem-pansiyon.blogspot.com'/></div>OzlemPansiyonhttp://www.blogger.com/profile/10724917604449454980noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-23684180.post-12137600468807315032007-09-18T22:11:00.000+03:002007-09-18T22:20:02.956+03:00siftine siftine ogreniyorum<em>Ayni dili konusanlar degil, ayni duygulari paylasanlar anlasabilir (Mevlana)</em><br /><br />Bulent sagolsun, sayesinde yeni bir dil ogrendim: Konyaca.<br /><br />Battıçıktı: Geçit<br />Doşşarma: Bunun ne oldugunu unuttum.<br />Buyuş buyurmak: Gerekli gereksiz emirler vermek:<br />Billor: Bardak <br />Gubuz: Ukala<br />Zınarmak: Vazgeçmek<br />Günaşık: Çekirdek<br />Sümsüklemek: Dürtmek, sarsmak<br />Ahraz: Anlama özürlü<br />Siftine siftine: Yavas yavas<br />Teşansür etmek / Çövdürmek: Isemek<br /><br />Ayni dili konusmasak da, bir yerlerde ayni duygulari paylasan insanlar var biliyorum ki.<div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/23684180-1213760046880731503?l=ozlem-pansiyon.blogspot.com'/></div>OzlemPansiyonhttp://www.blogger.com/profile/10724917604449454980noreply@blogger.com0tag:blogger.com,1999:blog-23684180.post-22321999032328213762007-09-17T01:00:00.000+03:002008-12-09T05:12:35.630+02:00simdi yeni seyler soylemek lazim<em>Her gün bir yerden göçmek ne iyi / Her gün bir yere konmak ne güzel / Bulanmadan, donmadan akmak ne hos <br /><br />Dünle beraber gitti cancagizim / Ne kadar söz varsa düne ait <br />Simdi yeni seyler söylemek lazim</em><br /><br /><a href="http://1.bp.blogspot.com/_p06ZQc5FulM/Ru2o1d1Il3I/AAAAAAAAAHs/SBickG9VOu0/s1600-h/konya+087.jpg"><img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://1.bp.blogspot.com/_p06ZQc5FulM/Ru2o1d1Il3I/AAAAAAAAAHs/SBickG9VOu0/s400/konya+087.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5110926788629403506" /></a><br />Biraz işaretlere baktım, bir yazı-tura attım, ertesi gece Konya’daydım. Neden diye sormayın, yaptığım çoğu şeyin nedenini bilmiyorum. Umduğum için sanırım. “Ben yolda olayım da, umduğum beni bulur” inancı.<br /><br /><a href="http://2.bp.blogspot.com/_p06ZQc5FulM/Ru2n-t1Il2I/AAAAAAAAAHk/yVQuDCutEVI/s1600-h/konya+038.jpg"><img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://2.bp.blogspot.com/_p06ZQc5FulM/Ru2n-t1Il2I/AAAAAAAAAHk/yVQuDCutEVI/s400/konya+038.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5110925848031565666" /></a><br />Konya’da tuhaf işlere bulaştım. Poligona gittim mesela ve hayatımda ilk kez gerçek silah kullandım. İç titreten bir deneyimdi, her atıştan sonra insan yerinden sıçrıyor. Ölümü düşündürdü bu deneyim bana... ve iyi-kötülüğü... Tanıdığım ve çok iyi insan olduğuna yemin edebileceğim insanların katilliğine tanık oldum ben. İçimizde her duygu var belki. Her an iyiye veya kötüye dönüşme ihtimalimiz de...<br /><br />Mevlana okudum şehrin parklarında... Doğruyu-yanlışı sorguladım. Halk arasında yarı hacca gitmek gibi algılanan Mevlana Türbesi’nde oturdum, insanları izledim. Bir teyze beni heykel sandı:) Alaaddin Keykubat Camii’ndeyken ezan okunmaya başladı, ağladım. <br /><br />Bir sehir daha akti hayatimdan... Kazandirdigi yeni sorular kaldi.<div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/23684180-2232199903232821376?l=ozlem-pansiyon.blogspot.com'/></div>OzlemPansiyonhttp://www.blogger.com/profile/10724917604449454980noreply@blogger.com4tag:blogger.com,1999:blog-23684180.post-66495030188833480162007-09-13T22:39:00.000+03:002008-12-09T05:12:35.768+02:00hele bi gel<em>icinden geleni soyle, kalirsa yazik olur<br />hayata kusuverirsin, huzunler seni bulur</em><br /><a href="http://1.bp.blogspot.com/_p06ZQc5FulM/RumSphJPu5I/AAAAAAAAAHc/TcrX5YfcMck/s1600-h/gulcin+anil.jpg"><br /><br /><a href="http://1.bp.blogspot.com/_p06ZQc5FulM/RumSphJPu5I/AAAAAAAAAHc/TcrX5YfcMck/s1600-h/gulcin+anil.jpg"><p></a></p><a href="http://1.bp.blogspot.com/_p06ZQc5FulM/RumSphJPu5I/AAAAAAAAAHc/TcrX5YfcMck/s1600-h/gulcin+anil.jpg"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5109776494197980050" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_p06ZQc5FulM/RumSphJPu5I/AAAAAAAAAHc/TcrX5YfcMck/s400/gulcin+anil.jpg" border="0" /></a><br />Haftalardir donuyorum... donuyorum... buhranin etrafinda. Bir adim sonrasi huzun... Ben yine kiyisinda. <p>Gulcin abla etraftaki isaretleri su gunlerde belki de goremedigimi soyledi. Ben o sirada Donus Sergisi* hazirliklari nedeniyle her zamankinden bile daha ruhani evinde huzur yumagi olmustum bile. Koltukta ha uyudu, ha uyuyacak... Sahi ben niye kendimi kapatmistim yine evrene? Niye susmustum, niye yine "dogrusu budur" ceketimi giyinmeye calismistim ustume? Kesin olan sudur ki, dogrusu bana olmuyor. Ben anormal biseyler yapmazsam huzur filan bulmuyorum.</p><p>Mevlana'nin memlekete yolcuyum yarin. Hamdim. Pistim. Bi yanmak kaldi. </p><p>Ohh, yasasin!</p><p><br /><span style="font-size:85%;">* Gulcin Anil Donus Resim Sergisi: 20 Eylul-4 Ekim, Dolmabahce Sanat Galerisi</span><br /><br /></p><div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/23684180-6649503018883348016?l=ozlem-pansiyon.blogspot.com'/></div>OzlemPansiyonhttp://www.blogger.com/profile/10724917604449454980noreply@blogger.com1tag:blogger.com,1999:blog-23684180.post-47293419716526251972007-07-25T23:50:00.000+03:002008-12-09T05:12:36.038+02:00bir mavi yolculuk daha bitti<a href="http://4.bp.blogspot.com/_p06ZQc5FulM/Rqe7HKeaN6I/AAAAAAAAAHU/KROIwIqdPcA/s1600-h/DSC04033.JPG"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5091243635511015330" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_p06ZQc5FulM/Rqe7HKeaN6I/AAAAAAAAAHU/KROIwIqdPcA/s400/DSC04033.JPG" border="0" /></a><br /><div></div><div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/23684180-4729341971652625197?l=ozlem-pansiyon.blogspot.com'/></div>OzlemPansiyonhttp://www.blogger.com/profile/10724917604449454980noreply@blogger.com3tag:blogger.com,1999:blog-23684180.post-61204880870976473962007-06-28T11:10:00.001+03:002007-06-28T11:26:08.998+03:00kendi içimde buldum, bütün dünyalarımı<div align="right"><em>By Varol D.</em></div>ayaklarımı ekvatora<br />belimi kutuplara yasladım<br />kulaklarım geçti<br />greenwich meridyeninden<br />bir kelebeği öptüm<br />and dağlarında<br />bakire kızlar puro sararken<br />santiago'nun bağrında<br />taklamakan çölünde<br />serabını gördüm atlas'ın<br />ve daldım hoyratça içine<br />bütün mercanların<br />isfehan'da bıraktım<br />ruhumun kara şalını<br />ve tam 1257 metrede kokladım<br />özgürlüğümün erik tadını<br />uzadı gölgelerim<br />kapladı kanyonları<br />serinledi gölgemde<br />kutup dişli bir velet<br />serip ayaklarını<br />peninsula valdes'te<br />bulut oldum bembeyaz<br />indim oradan yağmurla<br />yıkadım caracas'ı<br />belimin çevresinde<br />meridyenler dönerken<br />ezbere puma geçti<br />kalbimin ekseninden<br /><br />bilmiyordum gerçekten<br />dünyada aradığımı<br />kendi içimde buldum<br />bütün dünyalarımı<br /><br /><em>(Yaaa, çok sevdim dedim!)</em><br /><em></em><br /><em>Varol'un sipariş üzerine benim için yazdığı bir şiir daha var ki; bundan sonra düşünmeden pilav yeme lüksümü elimden alıyor:)</em><br /><em></em><br /><br />bir tencere dolusu<br />yalnız, üzgün pilav<br />içinde benim<br />pirinçlerim var<br />taşlarını kendime<br />mutluluğunu sana ayırdım<br />tam 100 derece<br />öz suyumda kaynattım<br />kalbimin üstünde<br />soğumaya bıraktım<br />tadına bile bakmadın<br />yüzüme bile bakmadın<br /><br />bir tencere dolusu<br />gözü yaşlı pilav<br />içinde kırık dökük<br />pirinçlerim var<div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/23684180-6120488087097647396?l=ozlem-pansiyon.blogspot.com'/></div>OzlemPansiyonhttp://www.blogger.com/profile/10724917604449454980noreply@blogger.com9tag:blogger.com,1999:blog-23684180.post-38303811547395039892007-05-14T21:50:00.000+03:002007-05-14T21:55:31.567+03:00tales of a turkish princess<div align="right"><em>by Stephen Hall</em></div><br />Destiny is decided in mysterious ways. It was a chance encounter with a German orthopedic surgeon who had a love story that forged my friendship with a Turkish princess. I met the Princess and the surgeon when we were seated together at a restaurant in Ecuador. While we dined, the surgeon opened his heart to us and shared his painfully long sage of unrequited love… For the last 15 years he has been secretly in love with his cousin (multidimensional issue). They were very good friends but he never found the courage to tell her that he loved her. The Princess and I spent hours encouraging him to relieve his constipated heart. We later found out that he took our advice. It turns out that she also had a secret, she was in love with another man. I see therapy in his not so distant future. The Princess and I bonded over the surgeon´s story. We decided to set out on a mission to Colombia to help others who were lost in love.<br /><br />Ozlem was the definition of a Turkish Princess. Prior to South America, she had only been on luxury vacations. She traveled with a giant red 30kg suitcase that was full of everything a modern traveler could want, but not carry. On the other hand, she was the same age as me, quit her job, and headed blindly to a place she knew absolutely nothing about. For this I could relate. It became painfully obvious that she needed a servant if she was going to survive this trip. And so began her search for a boy to carry her luggage and light her cigarettes.<br /><br />I lost count of the number of times I heard her say "Poor Ozlem!” or “I’m going to die!" as we traveled along the most dangerous road in Colombia. Fortunately for us the Colombian government, paramilitary, and guerrillas have agreed that tourism is a good thing. Instead of being kidnapped and an ear being mailed home for random, the worst case scenario was that the bus would be high jacked, robbed, and burned. She made it over this hump but it wouldn’t be the last. Her solution was to fly but whether she liked it or not, even she had a budget. Our next bus got trapped behind a cattle truck on a muddy jungle road. The princess stood in the mud for hours, smoking, and god forbid, lighting her own cigarettes.<br /><br />Accommodation was not always easy to find, especially with a boy-less princess towing her wardrobe-on-wheels along cobble roads. One time, I left her with the luggage and found a funky old colonial hotel that had baby ducks running free in the court yard. When she saw the room, her shrieks were heard by all, "I can not stay in such a place… I am going to die!" Apparently the baby ducks were not a selling point. That was the last time I was allowed to look for accommodation on my own.<br /><br />When I first met the Princess, she had a small harem of young topless guesthouse boys willing to fulfill her every command. It didn’t matter if we were staying in a flea bag hotel; she always demanded 5 star service. I pitied the guys who had to carry her immense luggage up the stairs. In Bogotá, she met a man who ran a Turkish program at the University. Suddenly she was doing a series of lectures about her life and being dined and driven home by a chauffeur. The locals loved her, even though she addressed them in English. She could flirt her way through any situation with her smile and electronic Spanish translator. A lot of other travelers had never met a Turkish backpacker (if you could call her that). She kept promising to leave me, but if she had, I would have missed her.<br /><br />Buses in Colombia generally don’t have AC; it’s cheaper to use refrigeration units. The constant police check points turned out to be a nice break from the cold. One night, we were stopped 3 times within a few hours. Each time the men on the bus were lined up, interrogated, and searched while the women were left alone. This special treatment made Ozlem feel even more like a princess than she already did. She took these searches very seriously. As I was interrogated, she made faces at me to make me laugh.<br /><br />After a 13 hour, sleepless ride in a glorified refrigerator, we stepped off the bus to encounter our first dose of the Caribbean Coast’s sweltering heat. As we walked in a daze along the beach, we encountered a film crew for a travel show. The lady chose to interview me, but my proud smile disappeared when I was unable to answer any of her questions. I couldn’t even remember the name of the city. It made for a really stimulating interview.<br /><br />After my third salsa infested country, I wanted to wear a t-shirt that said, Salsa is Dead. I hated salsa music but couldn´t escape it. We went to a gay bar is search of more refined musical taste but sadly found more salsa. It was everywhere. I can still hear the maniacal laughter of the princess as I was spun across the dance floor by a short Colombian guy who she set me up to dance with. Poor Steve.<br /><br />Ozlem improved as a traveler over time. Eventually she went off on her own to see the rest of South America. It was not always an easy road to travel but it was good to have a friend to depend on and make fun of. Poor Ozlem.<div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/23684180-3830381154739503989?l=ozlem-pansiyon.blogspot.com'/></div>OzlemPansiyonhttp://www.blogger.com/profile/10724917604449454980noreply@blogger.com5tag:blogger.com,1999:blog-23684180.post-77250163071985852312007-04-26T13:47:00.000+03:002008-12-09T05:12:37.979+02:00kadinin adi yok<a href="http://1.bp.blogspot.com/_p06ZQc5FulM/RjCGHYytmWI/AAAAAAAAAFc/oIMCt3cYVCg/s1600-h/DSC03877.JPG"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5057689843009427810" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_p06ZQc5FulM/RjCGHYytmWI/AAAAAAAAAFc/oIMCt3cYVCg/s400/DSC03877.JPG" border="0" /></a><br /><a href="http://2.bp.blogspot.com/_p06ZQc5FulM/RjZpHIytmeI/AAAAAAAAAGc/bR3YnsPAJaE/s1600-h/DSC03800.JPG"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5059346802737519074" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 162px; CURSOR: hand; HEIGHT: 213px" height="213" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_p06ZQc5FulM/RjZpHIytmeI/AAAAAAAAAGc/bR3YnsPAJaE/s200/DSC03800.JPG" width="185" border="0" /></a>Endiseliydim yola cikarken. Uzun zaman yalniz seyahat ettikten sonra, sadece tek kisisini tanidigim bir ekiple yola dusuyor, buradan bakinca her an tepesinden bombalar yagacakmis gibi gorunen komsu ulkeye gidiyordum. Humeyni’nin seriatci Iran’ina. Aylarca “ozgur kiz” triplerinde gez, sonra tesetture gir. Enteresan bir deneyim olacagi kesindi.<br /><br />Bir erkek ve 4 hatun; (hani bizi de sayarsak) toplam 5 kisiyiz. Basir ve haremi. Degisik yaslarda, sekil, tat ve duruslarda 4 isimsiz kadin. Ilerleyen gunlerde halkin seslenecegi sekliyle: Mr Basir & the others. Kadinin adi yok! Iran’dan kimselere adimi ogretemeden dondum.<br /><br /><a href="http://1.bp.blogspot.com/_p06ZQc5FulM/RjZzR4ytmkI/AAAAAAAAAHM/oE5H5c2QlLk/s1600-h/iran+150.jpg"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5059357982537390658" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_p06ZQc5FulM/RjZzR4ytmkI/AAAAAAAAAHM/oE5H5c2QlLk/s400/iran+150.jpg" border="0" /></a><br />Yola cikmadan yaptigim tek sey uygun kiyafet denk getirmeye calismak oldu. Catali gostermeyen ender sayida bluzumun kolu kisaymis. Kolu uzun olanin da "disi seni yakar, ici beni". Transparanlik diz boyu yani. Ahlak polisi duruma mudahale etmeli. Kesinlikle sinirlari zorlamis, hayal gucune hic yer birakmamisim. 3-5 seyi ustuste giymeyi akil edip, annemden aldigim sallari da bavula atinca operasyon tamamlandi.<br /><br />Ucagin tum koltuklari dolup, kalkis ani gelip, var oldugu soylenen ekipteki tek tanidigim olan Mr Basir ortamlarda gorunmeyince dedim kendi kendime; herhalde o sahane espri anlayisiyla bir guzellik yapti, boyumun olcusunu aldirmak uzere beni Iran’a yalniz gonderecek. Ohh oldum. Macera yakin. Kalkisa hazirlanan ucaga Mr Basir son dakika yetisti. Ekibimizin diregi, basimizin taci, erkegimiz! Hareminin kalani da coktan ucaga binmis.<br /><br />Itis kakis, gulus tanis Tahran’a vardik. Isimsiz hemcinslerim ve ben hemen kaynastik. Gece 3 civarinda vardigimiz Tahran Havalimani’nda ilk ayar: Errrrkek girisi ve kadin girisi ayri! Mr Basir bavullarini bize kakaladi. Yarasin. Kuvvet yapar!<br /><br />Siraz ucagi sabah 6:50’de. Uykusuz, perperisan, kafamiza doladigimiz ortulerden zor nefes alir bir sekilde (meger boyun denen bolgemiz de havaya ihtiyac duyarmis) havalimaninda birkac saat kadar takilmaliyiz. Ben “heeyyt, yetti be” diyerek ilk saat sonunda doluyorum kafaya salimi. Otantik ozgur kizim yine; Hindistan esintili. Herkes bana bakiyor. Memnun oldum, ben de sizi seviyorum!<br /><br />Mr Basir para tutusturuyor ellerimize. Huri ve ben, 12 dk’lik masaj koltuklarina kuruluyoruz. “Anlatilmaz, yasamak lazim” tadinda bir deneyim. Koltuk ayaklarimi sikiyor, sirtimi mincikliyor. Egilip bukuluyorum koltukla; canim aciyor ve gidiklaniyorum. Koltuk ve ben namunasip bir yakinlasma icindeyiz. Kikirdiyorum, oflayip pufluyorum. Mucadele bitip de koltuk diklestiginde farkediyorum, tamami biyiklilardan olusan seyirci kitlem olusmus. Halki selamliyorum.<br /><br />Siraz’a sonunda vardigimizda rehberimiz Ati otele goturuyor bizi. Saftimiz kaymis ama gunler kisitli, program yogun. Hemen sari rengin hakim oldugu sehri kesfe koyuluyoruz. Adlarini ne o zaman, ne bugun asla ogrenemedigim cesitli tarihi mekani gun boyu ziyaret edip aksam 7’yi goremeden nallari dikiyoruz. Mr Basir gecelere akmis haremini uyutup.<br /><br /><a href="http://2.bp.blogspot.com/_p06ZQc5FulM/RjZlmIytmdI/AAAAAAAAAGU/nYJaH_D37OU/s1600-h/DSC03639.JPG"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5059342937266952658" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_p06ZQc5FulM/RjZlmIytmdI/AAAAAAAAAGU/nYJaH_D37OU/s400/DSC03639.JPG" border="0" /></a>Ertesi sabah dunyadaki en kiymetli antik sehirlerden olan Persepolis’a dogru yola koyuluyoruz. Pers Imparatorlugu’nun merkezi olan sehir, Buyuk Iskender’in gazabindan kurtulamamis, yakilip yeniden yapilmis. Iran’in tarihi ile ilgili bilgi almak isterseniz Zafer Bozkaya’nin yazisini okuyun.<br /><br />Rehberimiz Behram enteresan bir adam. Onsuz kesinlikle Iran eksik kalirdi. Hafiz’in mezarinda bize ezberinden siirler okuyor. Mr Basir ve haremi iliskisi netlik kazandiginda, hepimizi sirasiyla yokluyor:"Pek hosmussun, evli misin?". Sevgili Behram, siir bilen erkeklerin prim yaptigi gunler bizim ulkede coktan tarih oldu. Zaman Calvin Klein don donemi. Pantolon biraz dusuk; egildikce boxer yukardan gorunmeli. Rengi ne kadar koyu, o kadar iyi! Siirin siir, askin ask oldugu zamanlara goturuyor Behram hepimizi. Bir seyleri ozluyorum. Anlamiyorum ama seviyorum okudugu dizeleri.<br /><br />Oglen yemegi icin gittigimiz restoranda baklalar dokuluyor masaya. Gundemimiz benim uygun sekilde ortunmeyisim (Sacin gorunmemesi gerekiyorsa biz de kafamiza kep takdik, fena mi ettik?). Bir sure direniyorum ekibe; rehberi zor durumda birakabilecegim aciklamasini makul bulup teslim oluyorum. Ne zormus toplumsal baskilara dayanmak! Ertesi gun dahasinin mumkun olmadigi olcude ortunuyorum. Pişmişim, boynumda isilik cikmis, kasinti tutmus, icim sismis, gururum kirilmis, teslim olmusum...ne onemi var? Iranli erkekler, rejim, rehberlerimiz ve grup dinamiklerimiz yeniden guven altinda. Su kirbac olayina giremeden donecegim kesinlesti bu teslim olusla.<br /><br /><a href="http://4.bp.blogspot.com/_p06ZQc5FulM/RjZrWoytmfI/AAAAAAAAAGk/hvOAeGfFvCg/s1600-h/DSC03746.JPG"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5059349268048746994" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_p06ZQc5FulM/RjZrWoytmfI/AAAAAAAAAGk/hvOAeGfFvCg/s200/DSC03746.JPG" border="0" /></a>Isfehan’da fantazilerimi gerceklestirmem icin cesitli firsatlar daha doguyor. Girdigimiz kafede “kadinlar sigara icemez” yazisini gorunce celalleniyorum, hemen yakiyorum bir sigara. Garsondan da kustah bakislarla ates ve kultablasi istiyorum. Adimi soran yok, ama en azindan sigara icebiliyorum!<br /><br />23 Nisan’da Ermeni Kilisesi’ne gidince gorduklerim fazlasiyla kiskirtici. <a href="http://3.bp.blogspot.com/_p06ZQc5FulM/RjZtEYytmgI/AAAAAAAAAGs/mtQZyrck3WM/s1600-h/DSC03737.JPG"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5059351153539389954" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 171px; CURSOR: hand; HEIGHT: 213px" height="207" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_p06ZQc5FulM/RjZtEYytmgI/AAAAAAAAAGs/mtQZyrck3WM/s200/DSC03737.JPG" width="157" border="0" /></a>Ermeni Cemaati (Isfehan’da 10 bin kadar nufuslari varmis) 24 Nisan’da Turk Hukumeti’nin soykirim iddialarini kabul etmesi icin miting duzenleyecekmis. Ben de miting’e soyunma eylemi ile katilsam; soykirim iddialarina, kuresel isinmaya, adimin olmamasina ve daha pek cok seye karsiyim desem... Iran’da linc edilsem, basima isler gelse, hapislere dussem... Yemedi. San sohret ve kahramanlik sansini teptim. Ermeni miting’i yerine Isfehan’i kesfe koyuldum.<br /><br /><strong>Ne guzel bir sehirsin Isfehan!</strong><br /><a href="http://2.bp.blogspot.com/_p06ZQc5FulM/RjCPxoytmYI/AAAAAAAAAFs/mRUwU0J8noA/s1600-h/DSC03762.JPG"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5057700464463550850" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_p06ZQc5FulM/RjCPxoytmYI/AAAAAAAAAFs/mRUwU0J8noA/s400/DSC03762.JPG" border="0" /></a><br /><a href="http://1.bp.blogspot.com/_p06ZQc5FulM/RjZwP4ytmiI/AAAAAAAAAG8/6X5WsvdOEgw/s1600-h/DSC03870.JPG"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5059354649642768930" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_p06ZQc5FulM/RjZwP4ytmiI/AAAAAAAAAG8/6X5WsvdOEgw/s400/DSC03870.JPG" border="0" /></a><br />Secilmis olaylari bu uslupla yazinca ortaya sevimsiz bir tablo cikiyor belki. Ama oyle degil durumun asli. Tum kizsal gerilimlerime ragmen Isfehan’da cok mutlu, cok huzurluydum ben.<br /><br />Sehrin en guzel oteli olan Abbasi’nin bahcesinde cicek kokulari arasinda tembel tembel mayisirken...<br /><br /><br /><a href="http://1.bp.blogspot.com/_p06ZQc5FulM/RjCSHYytmZI/AAAAAAAAAF0/wcZsHPcivPs/s1600-h/Copy+of+DSC03836.JPG"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5057703037148961170" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_p06ZQc5FulM/RjCSHYytmZI/AAAAAAAAAF0/wcZsHPcivPs/s200/Copy+of+DSC03836.JPG" border="0" /></a> Aksam cayevinde mecburen kahve esliginde yeni dostlarimin ic dunyalarina yolculuk ederken (liseli kizlar gibi ufak ufak kikirderken sessiz olmamizi buyuran garsonu dovmek istedim, o ayri)...<br /><br />Isfehan’in meshur kopruleri ustunde gruptan ayrilip hayallere dalmisken...<br /><br /><br /><a href="http://3.bp.blogspot.com/_p06ZQc5FulM/RjCO14ytmXI/AAAAAAAAAFk/27wmZMNxp8o/s1600-h/DSC03796.JPG"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5057699437966367090" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_p06ZQc5FulM/RjCO14ytmXI/AAAAAAAAAFk/27wmZMNxp8o/s200/DSC03796.JPG" border="0" /></a>Ne zaman tuttursem en cok Kolombiya’yi ozleten nargile keyiflerinde...<br /><br /><br /><br /><br /><br /><a href="http://3.bp.blogspot.com/_p06ZQc5FulM/RjZx1YytmjI/AAAAAAAAAHE/cT_oYXDX1YY/s1600-h/DSC03705.JPG"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5059356393399491122" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_p06ZQc5FulM/RjZx1YytmjI/AAAAAAAAAHE/cT_oYXDX1YY/s200/DSC03705.JPG" border="0" /></a>Benimle resim cektirmek isteyen genclerin arasinda (Evet, evet. Bende star isigi var! Onlarca kisinin albumunde fotografim var artik)...<br /><br /><br /><br /><br /><br /><a href="http://4.bp.blogspot.com/_p06ZQc5FulM/RjZu7oytmhI/AAAAAAAAAG0/EBlcbxVg3E4/s1600-h/DSC03621.JPG"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5059353202238790162" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" height="215" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_p06ZQc5FulM/RjZu7oytmhI/AAAAAAAAAG0/EBlcbxVg3E4/s200/DSC03621.JPG" width="167" border="0" /></a>Carsi pazar dolasirken "yurdumdan insan manzaralari"nin aynilari ile karsilasinca...<br /><br />Mutluydum, huzurluydum ben.<br />Ozlemedim evimi.<br /><br /><br /><br /><br /><br />Son gecemizi Tahran'da Ali Reza ile gecirdik. Harika anilar, yeni dostluklar ve "bizim" olmus yeni bir cografyayi cebimize katarak coplugumuze donduk. Her cesit on yargiyi, korkuyu arkanizda birakin. Dogunun gizemini, derinligini, felsefesini anlamak icin komsuya ziyaret yapin.<br /><br /><br />Bugun 1 Mayis; Iscinin ve Emekcinin Bayrami!<br />On aylik aradan sonra is hayatina donecegim gun. Ne ironik degil mi? Kader utansin:)<br />Iyi ki yaptim su seyahatleri.<br />Iyi ki.<div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/23684180-7725016307198585231?l=ozlem-pansiyon.blogspot.com'/></div>OzlemPansiyonhttp://www.blogger.com/profile/10724917604449454980noreply@blogger.com6tag:blogger.com,1999:blog-23684180.post-77649362453365229152007-04-26T12:01:00.000+03:002008-12-09T05:12:38.893+02:00sairler sehri şiraz<a href="http://4.bp.blogspot.com/_p06ZQc5FulM/RjBs9IytmOI/AAAAAAAAAEY/lUDJWfGHKsU/s1600-h/DSC03564.JPG"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5057662179125074146" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_p06ZQc5FulM/RjBs9IytmOI/AAAAAAAAAEY/lUDJWfGHKsU/s400/DSC03564.JPG" border="0" /></a><br /><br /><a href="http://3.bp.blogspot.com/_p06ZQc5FulM/RjBx-4ytmRI/AAAAAAAAAEw/RrnJEbE9EgA/s1600-h/DSC03669.JPG"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5057667706747984146" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 202px; CURSOR: hand; HEIGHT: 291px" height="305" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_p06ZQc5FulM/RjBx-4ytmRI/AAAAAAAAAEw/RrnJEbE9EgA/s320/DSC03669.JPG" width="215" border="0" /></a><strong><em>Rindlerin Olumu</strong></em><br /><br />Hafız’ın kabri olan bahçede bir gül varmış;<br />Yeniden her gün açarmış kanayan rengiyle,<br />Gece, bülbül ağaran vakte kadar ağlarmış<br />Eski Şiraz’ı hayal ettiren âhengiyle.<br /><br />Ölüm âsude bahar ülkesidir bir rinde;<br />Gönlü her yerde buhurdan gibi yıllarca tüter.<br />Ve serin serviler altında kalan kabrinde<br />Her seher bir gül açar, her gece bir bülbül öter.<br /><br /><em>Yahya Kemal Beyatli</em><br /><br /><a href="http://2.bp.blogspot.com/_p06ZQc5FulM/RjB5joytmTI/AAAAAAAAAFE/ViQ5_gFnQyk/s1600-h/DSC03565.JPG"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5057676034689571122" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_p06ZQc5FulM/RjB5joytmTI/AAAAAAAAAFE/ViQ5_gFnQyk/s400/DSC03565.JPG" border="0" /></a><br /><a href="http://3.bp.blogspot.com/_p06ZQc5FulM/RjB2G4ytmSI/AAAAAAAAAE4/oKK9c3H4NyY/s1600-h/DSC03588.JPG"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5057672242233448738" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_p06ZQc5FulM/RjB2G4ytmSI/AAAAAAAAAE4/oKK9c3H4NyY/s400/DSC03588.JPG" border="0" /></a><br /><a href="http://1.bp.blogspot.com/_p06ZQc5FulM/RjB9HYytmVI/AAAAAAAAAFU/IWh7JxNdUZ8/s1600-h/DSC03598.JPG"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5057679947404777810" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_p06ZQc5FulM/RjB9HYytmVI/AAAAAAAAAFU/IWh7JxNdUZ8/s200/DSC03598.JPG" border="0" /></a><br />Sormaz ki bilsin,<br />Sorsa bilirdi.<br />Bilmez ki sorsun,<br />Bilse sorardi.<br /><br /><em>Sadi</em><br /><br /><a href="http://2.bp.blogspot.com/_p06ZQc5FulM/RjBvAoytmPI/AAAAAAAAAEg/2G3p9cXekyA/s1600-h/DSC03580.JPG"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5057664438277871858" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_p06ZQc5FulM/RjBvAoytmPI/AAAAAAAAAEg/2G3p9cXekyA/s200/DSC03580.JPG" border="0" /></a>Yel eser, umutlar savrulur gider;<br />Sensiz, bensiz kalır bağlar bahçeler;<br />Altın gümüş nen varsa harcamaya bak!<br />Olür gidersin, düşmanın gelir yer. <em>Omer Hayyam</em><br /><br /><a href="http://3.bp.blogspot.com/_p06ZQc5FulM/RjB6p4ytmUI/AAAAAAAAAFM/7GVZbUHlG-0/s1600-h/DSC03711.JPG"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5057677241575381314" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_p06ZQc5FulM/RjB6p4ytmUI/AAAAAAAAAFM/7GVZbUHlG-0/s320/DSC03711.JPG" border="0" /></a><br />Biz gamsız sarhoşlarız, aydın karanlıklarız<br />Hem kadehle solukdaş, hem ayrılıklarız!<br />Sevgilinin kaşları eğdi kaderimizi<br />O günden bugüne dek düşmüş yaratıklarız.<br />Ey gülüm, sen daha dün parçaladın göğsünü<br />Ama biz ta doğuştan kızıl şakayıklarız!<br />Lale gibi ortada yalnız kadehi görme<br />Şu yaramıza da bak, gör nasıl aşıklarız.<br />Şiirdeki renge, hayale bakma Hafız,<br />Sadece boş levhayız, dokundukça çınlarız<br /><br /><em>Hafız-ı Şirazi</em><div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/23684180-7764936245336522915?l=ozlem-pansiyon.blogspot.com'/></div>OzlemPansiyonhttp://www.blogger.com/profile/10724917604449454980noreply@blogger.com3tag:blogger.com,1999:blog-23684180.post-17896714447691854352007-04-26T00:35:00.000+03:002008-12-09T05:12:39.061+02:00iran, dogudaki yeni sevgili<a href="http://1.bp.blogspot.com/_p06ZQc5FulM/RjKaW4ytmcI/AAAAAAAAAGM/0Y8xkAcfyJQ/s1600-h/DSC03687.JPG"><img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://1.bp.blogspot.com/_p06ZQc5FulM/RjKaW4ytmcI/AAAAAAAAAGM/0Y8xkAcfyJQ/s400/DSC03687.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5058275049483377090" /></a><br />Genellikle ben gectigim topraklara sonradan asik olurum. Simdi hafizamda kalan karelerin coskusuyla Iran’i ogrenmeye calisiyorum. Sanki Iran'a dogru atilacak her adim, kendime dogru atacagim bir adim. Siirini okuyasim, tarihini inceleyesim, asik olasim var. <br /><br />Iran, dogudaki yeni sevgili.<div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/23684180-1789671444769185435?l=ozlem-pansiyon.blogspot.com'/></div>OzlemPansiyonhttp://www.blogger.com/profile/10724917604449454980noreply@blogger.com3tag:blogger.com,1999:blog-23684180.post-34604564702272816512007-04-20T20:41:00.000+03:002008-12-09T05:12:39.204+02:00iran yollarinda<a href="http://4.bp.blogspot.com/_p06ZQc5FulM/Rij7ejKDyuI/AAAAAAAAAD4/g3lfPuHeLJ0/s1600-h/wg-iran-1813-400x300.gif"><img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://4.bp.blogspot.com/_p06ZQc5FulM/Rij7ejKDyuI/AAAAAAAAAD4/g3lfPuHeLJ0/s200/wg-iran-1813-400x300.gif" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5055567083975461602" /></a> Sonunda yeniden yollara dusuyorum. Birazdan Tahran'a kalkan ucaga binecegim. Yine yeni yeniden havaalanindayim:) Tahran, Isfehan ve Siraz'dan olusacak kisa bir seyahat bu. Asli kiligimi gorunce beni iceri almayacaklarina kanaat getirdi. Pansiyon'un gardrobunda mutaasip bir kiyafet yokmus. Ne yapalim yani, gitmeyelim mi?<br /><br />B Planim hazir. Beni almazlarsa aynen Urdun'e gidiyorum. Beni kimse eve gonderemez su dakika.<br /><br /><em>Sevinin kucukler<br />Ovunun buyukler<br />23 Nisan kutlu olsun</em><br /><em>Laylaylom</em><br /><br />Yasasin!<br />Ben yine yollarda:)<br />...<div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/23684180-3460456470227281651?l=ozlem-pansiyon.blogspot.com'/></div>OzlemPansiyonhttp://www.blogger.com/profile/10724917604449454980noreply@blogger.com3tag:blogger.com,1999:blog-23684180.post-1168609251044616992007-01-12T15:40:00.000+02:002008-12-09T05:12:39.803+02:00ozetleGunlerdir yazmiyorum, sadik okur yine de azimle giriyor siteye, goruyorum. Yazmak artik mecburi. En azindan son sozler soylenmeli.<br /><br /><a href="http://photos1.blogger.com/x/blogger/7167/2440/1600/428664/americas.jpg"><img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/x/blogger/7167/2440/320/673156/americas.jpg" border="0" /></a>Hatirlarsiniz, bu blog bir seyahat blogu olarak baslamamisti. Dost meclisinde Pansiyon ismiyle anilan evimin internet subesiydi. Blog ile birlikte hayat da surprizini yapti, 2006’nin yarisi yollarda gecti.<br /><br />Binlerce kilometre yaptim; Kanada'dan, dunyanin en guneyine, 12 ulkeyi astim. Gittigim yeni sehirlerden daginik daginik yazarken seyahat notlarimi, soruyordunuz hep:<br /><br /><strong><em><span style="font-size:130%;">Nereden nereye gitmekteydim ben? </span></em></strong><br /><br /><br /><p><a href="http://2.bp.blogspot.com/_p06ZQc5FulM/RhnF2ry0AmI/AAAAAAAAADY/cFspnho_bXU/s1600-h/DSC08196.JPG"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5051286000332178018" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_p06ZQc5FulM/RhnF2ry0AmI/AAAAAAAAADY/cFspnho_bXU/s400/DSC08196.JPG" border="0" /></a><br />Istanbul-New York-<strong>KANADA</strong>(Toronto-Montreal-Quebec City-Montreal)-<strong>ABD</strong>(Atlanta-Miami)-<strong>JAMAIKA</strong>(Montegobay-Negril-Montegobay)-<strong>ABD</strong>(Atlanta)-<strong>EKVATOR</strong>(Quito-Latacunga-Saquisili-Otavalo-Tulcan)-<strong>KOLOMBIYA</strong>(Popayan-San Agustin-Bogota-Medellin-Cartagena-Santa Marta-Maicao)-<strong>VENEZUELA</strong>(Maracaibo-Caracas-Morrocoy- Caracas-Ciudad Guyana-Ciudad Bolivar-Canaima Ulusal Parki -Angel Falls- Ciudad Bolivar-Santa Elena- Gran Sabana)-<strong>BREZILYA</strong>(Boa Vista- Manaus- Amazon- Manaus-Brazil-Salvador-Morro de Sao Paulo- Salvador-Rio de Janeiro-Iquazu-<strong>ARJANTIN</strong>(Buenos Aires)-<strong>SILI</strong>(Santiago de Chile-Valparaíso-San Pedro de Atacama)-<strong>BOLIVYA</strong>(Uyuni-La Paz)-<strong>PERU</strong>(Puno-Titicaca Golu-Cusco-Machu Picchu-Cusco-Lima)- <strong>ARJANTIN</strong>(Buenos Aires)-<strong>URUGUAY</strong>(Colonia de Sacramento-Montevideo-Punto del Este)- <strong>ARJANTIN</strong>(Buenos Aires-Puerto Madryn-Peninsula Valdes-Rio Gallegos-Ushuaia-Tierro del Fuego Ulusal Parki- El Calafate- Los Glacieres Ulusal Parki ve Moreno Glacier- Buenos Aires)-<strong>ABD</strong>(Atlanta-New York)-Istanbul<br /><br /><strong><em><span style="font-size:130%;">Sahi niye cikmistim bu yolculuga?</span></em></strong><strong><em><span style="font-size:130%;"> </span></em></strong><a href="http://2.bp.blogspot.com/_p06ZQc5FulM/RhnIAry0AnI/AAAAAAAAADg/gjRKJVFo-t0/s1600-h/DSC08089.JPG"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5051288371154125426" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_p06ZQc5FulM/RhnIAry0AnI/AAAAAAAAADg/gjRKJVFo-t0/s400/DSC08089.JPG" border="0" /></a><br />Benim icin bile ani bir karardi yola cikmak, biliyorsunuz.<br /><br />Her zaman ‘ote tarafta’ neler oluyor, neler yasaniyor merak etmistim ve hep dunyayi gezmeyi hayallemistim. Yine de bu hayali şu yaşlarda gerceklestirmek çok ihtimal dahilinde gorunmuyordu. Ogrenciyken inter-rail ile Avrupa seyahati yapmistim. Calisma hayatina basladiktan sonra da buldugum 3 gunden uzun her tatili, yurtici ve yurtdisi seyahatler ile degerlendirmistim. Dunya kısa tatillerle gezilemeyecek kadar buyuktu. Ogrencilik yillari treni kacmisti. Bir hayat kurulmus, is-guc sahibi olunmustu. ‘Baska bir baharda isler yavaslayinca’, ‘Piyango cikinca’, ‘Hayat garanti altina alininca’, ‘Makul bir yol arkadasi bulununca’ vb onkosullarin gerceklesmesine baglanmisti benim dunya seyahati.<br /><br />Agresif bir sekilde is hayati icinde kendime yer acmaya calistigim uzun yillardan sonra her seyi bir sure icin dondurmak ve ‘serserilik’ yapmak, hayallerimde varsa bile planlarimda yoktu kisaca.<br /><br />Bir gun!... Pilim bitti. Beni yakin gecmise kadar mutlu eden seyler mutlu etmemeye, yillardir ugrasarak yarattiklarim degerli gelmemeye ve enerji uretememeye basladim. Tikanmistim. Hayatimin duraklama doneminde, yelkenlimin ruzgarlarini sisirmek ve yollara dusmek icin bu buhrandan faydalandim.<br /><br />Bildigimden farkli bir mucadele icine girmenin, hem de bir hayali gerceklestirirken, beni tazeleyecegini umdum.<br /><br /><strong><em><span style="font-size:130%;">umdum da, umdugumu buldum mu?</span></em></strong><br /><a href="http://2.bp.blogspot.com/_p06ZQc5FulM/RhnJnry0AoI/AAAAAAAAADo/vSWfMQQBz2w/s1600-h/DSC00412.JPG"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5051290140680651394" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_p06ZQc5FulM/RhnJnry0AoI/AAAAAAAAADo/vSWfMQQBz2w/s400/DSC00412.JPG" border="0" /></a><br />Hikaye aradim, hikaye oldum. Enerji aradim, enerji doldum. Huzur aradim, huzuru buldum.<br /><br />Bilmedigim ulkeler ve cok guzel insanlarla tanistim. Doganin onlarca yuzunu ve muhtesem guzelliklerini gordum. Gun geldi yanardag patladi yan koyde, filmlerde olur sandigim felaketler dustu gundemime. Gun geldi hic tanisigi olmadigim okyanus dalgalariyla karsilastim, olum korkusunu tattim. Daglarda ve collerde issizligi yasadim. Once evrendeki bocek bile degilim dedim, sonra evrenin tum varligini, butunlugunu icimde duyumsadim.<br /><br />Gecmisimi sorguladim. 2 kere 2’lerin 4 etmeyislerine, kurdugum denklemlerin cokuslerine sahit olmustum. Sindirdim tum bunlari. Uzerine su ictim. Tum kazik atanlari ve kendimi affettim.<br /><br />Sonra her seyin aslinda insani adim adim bir yere hazirladiginin bilincine vardim. Olan her seyin bir nedeni var gibi gorunuyordu, sasirdim. Telasliydim cok hayatta. Duruldum. Sakinlestim.<br /><br />2007’ye hayatimin her alaninda belirsizliklerle girdim. En belirsiz yilim benim. O yuzden de cok heyecan verici.<br /><br />Yine soyluyorum hayatimin donum nokta sarkisini icimden, bagira cagira... Nesem, enerjim, pozitifligim halen dorukta:)<br /><br /><em>Hadi hazirlan eskileri terketmeye,<br />Hadi hazir yuregim, yenileri farketmeye,<br />Ve kulagim ayak sesinde<br />Biliyorum,<br />Yola ciktim, coktan, yoktan geliyorum!</em><br /><br /><br /><a href="http://4.bp.blogspot.com/_p06ZQc5FulM/RhnLgLy0ApI/AAAAAAAAADw/ophXfv2m1UE/s1600-h/San+Agustine_057.JPG"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5051292210854888082" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_p06ZQc5FulM/RhnLgLy0ApI/AAAAAAAAADw/ophXfv2m1UE/s200/San+Agustine_057.JPG" border="0" /></a></p><br /><div align="left"><strong>“Sen evrene gulersen, evren de sana guler”</strong> (mi?)<br />Bekleyip, ogrenme zamani !</div><div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/23684180-116860925104461699?l=ozlem-pansiyon.blogspot.com'/></div>OzlemPansiyonhttp://www.blogger.com/profile/10724917604449454980noreply@blogger.com11