tag:blogger.com,1999:blog-20961467773624878042008-05-11T09:09:53.907+03:00gazete, gazeteler, gazete oku, web gazete, gazetelerden, internet gazeteGuRCeLLnoreply@blogger.comBlogger46125tag:blogger.com,1999:blog-2096146777362487804.post-46563339072710477772008-05-11T09:06:00.001+03:002008-05-11T09:09:53.942+03:00Fener Milyarderler KulübündeİMKB-100 Endeksi’nin global kriz nedeniyle yüzde 14.54 gerilediği 10 Ağustos 2007-9 Mayıs 2008 tarihleri arasında Spor Endeksi yüzde 64.5’in üzerinde değer kazandı.<br /><br />Futbol kulübü hisselerinde yaşanan hızlı tırmanış şirketlerin değerlerini de artırdı. Piyasa değeri 1 milyar doları aşan Fenerbahçe, Türkiye’nin köklü ve binlerce kişiyi istihdam eden dev şirketlerini geride bıraktı.<br /><br />Sezon başında piyasa değeri 451.2 milyon dolar olan Fenerbahçe’nin değeri 672.5 milyon dolar artarak 1 milyar 123 milyon dolara ulaştı.<br /><br /><span style="color: rgb(255, 255, 255);">gazete, gazete keyfi, gazete oku, gazeteler, gazetelerden, haber, haberler, internet gazeteleri, internet gazetesi, son dakika, web gazete, haber7 , sabah, hürriyet, milliyet, akşam, habertürk, internethaber, yerel gazeteler, ulusal gazeteler, basın, medya</span><br /><br />Futbol hisseleri arasında en fazla değer artışının yaşandığı Trabzonspor’un değeri 174 milyon dolar artarak 274 milyon dolara yükseldi. Galatasaray’ın piyasa değeri ise bu sezon 34.4 milyon dolarlık artışla 170 milyon dolara çıktı. Beşiktaş’ın piyasa değerindeki 3.4 milyon dolarlık artış ise büyük oranda dolar kurunda yaşanan düşüşten kaynaklandı.<br /><br />Çünkü sezon başından bu yana Beşiktaş’ın hisse fiyatı neredeyse yerinde sayarken dolar kuru 1.2970 YTL’den 1.2680 YTL’ye geriledi. Beşiktaş’tan farklı olarak yüksek temettü vaadeden Fenerbahçe, Trabzonspor ve Galatasaray hisselerinde yabancı payı da geçen yıla oranla arttı.GuRCeLLnoreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-2096146777362487804.post-63466070356676965002008-05-10T22:02:00.000+03:002008-05-10T22:03:32.402+03:00Dersini Almışta Ediyor EzberDYP ile ANAP birleşmesinden son anda vazgeçilmesine açıklık getiren Anavatan Partisi Genel Başkanı Erkan Mumcu, "Olan oldu. Zaten herkes tarih önünde hesabını verecektir." dedi. Anavatan olarak birleşme konusunda üzerlerine düşen bütün görevleri yerine getirdiklerini iddia eden Mumcu, bu süreç sonunda hayatının en büyük siyasi dersini aldığını söyledi.<br /><span style="color: rgb(255, 255, 255);">gazete, gazete keyfi, gazete oku, gazeteler, gazetelerden, haber, haberler, internet gazeteleri, internet gazetesi, son dakika, web gazete, haber7 , sabah, hürriyet, milliyet, akşam, habertürk, internethaber, yerel gazeteler, ulusal gazeteler, basın, medya</span><br />Partisinin İsmet İnönü Kültür ve Sanat Merkezi'ndeki İzmir il başkanlığı genişletilmiş dîvan toplantısına katılan Erkan Mumcu, burada yaptığı konuşmada dönemin DYP Genel Başkanı Mehmet Ağar'ı eleştirdi. Bir siyasi partinin neden son anda çekildiğini anlayamadığını belirten Mumcu, "Olan oldu, her şey bitti. Bununla bir siyasi partinin ne kadrolarını ne de siyasi kimliği yermek niyetim yok. Ama şu noktaya dikkatinizi çekmek istiyorum ki, Anavatan Partisi'nin olanca fedakârlığıyla inşa ettiği bu sürecin çöpe atılması, aslında sadece bizi bir mağduriyet ve mağlubiyetle karşı karşıya bırakmadı. Türkiye'yi ama özelde de o insanların kendilerini bir mağlubiyet ve mağduriyetle karşı karşıya bıraktı. Türkiye'nin umut bağladığı bir şeyin birdenbire küçülmesi ve ortadan kalkması, onlara da bir bedel getirdi." şeklinde konuştu.<br /><br />22 Temmuz 2007 genel seçimi sonrası yaşadıklarını muhasebe ettiğini belirten Anavatan Genel Başkanı Mumcu, "Şu sorunun cevabını hâlâ merak ediyorum, neden? Yani bir kadro, hükümet ortağı olmayı, barajı aşmayı, cumhurbaşkanı seçiminde insiyatif sahibi olmayı neden reddeder? Bunların bedeli mi ağır? Hayır, neredeyse hiçbir bedeli de yok. Bu soru ve cevapları, bana siyasi hayatımın en büyük dersini vermiştir." dedi.<br /><br />Kendilerine gizli bir gücün önce birleşme, sonra da ayrılma yönünde senaryo uyguladığını iddia eden Erkan Mumcu, "AK Parti'nin tek başına iktidarda kalma yönünde oluşturulan düzeneğin bozulmasını istemeyen bir güç, bir merkez, önce bu iş olmasın diye bizi sürekli aşırı fedakârlık talepleriyle yüz yüze bıraktı ki zannettikleri şeye bir yerde olmaz artık diyeceğiz. Bizden beklemedikleri kadar fedakârca davranınca, sonunda bu işi yaptırmamanın bir yolunu buldular. Derdim, geçmişin muhasebesi değil. Bu oyunların kurulduğu merkezlerin bugün Türkiye'de hâlâ var olduğuna dikkat çekmek. Bu merkezlerin ve entrikaların Türkiye'nin geleceği üzerine planlar kurmaya devam ettiğinin altını çizmek. Buradan milletimizin ve vatanımızın kârlı çıkmadığına, kârlı çıkanların başkaları olduğuna dikkat çekmek istiyorum. Yoksa geçmişi geri getiremeyiz. Geçmişten dolayı kimseyle bir hesap görme derdinde değilim. Çok şükür alnımızın akıyla, tertemiz bir vicdanla milletimizin önüne çıkıyoruz. Veremeyeceğimiz hiçbir hesap yok." diye konuştu.<br /><br />İki partinin birleşme isteğinin perde arkasında, AK Parti hükümetinin alternatifini ortaya koymak olduğunu belirten Mumcu, şunları söyledi: "Türkiye'yi tek başına AK Parti iktidarından biraz daha uzaklaştırmak, birden çok senaryosu olan ülke imkanına kavuşturmak istedik. Yani yüzde 15-20 arasında bir oyla Meclis'te bulanacak merkez sağ bir parti, o gün mutabık kaldığımız biçimde Demokrat Parti, Türkiye'nin başka senaryolarının da olabileceği algısını yerleştiren bir varlık göstergesiydi. Diyelim ki hükümet devam ediyor, bu durumda güçlü muhalefetin, üstelik sağda bir muhalefetin varlığı, iktidara politikalarını millî vasfa ayarlama durumunda bırakacaktı." Bütün olup bitenlere rağmen Anavatan'ın yerinde durduğunu söyleyen Mumcu, AK Parti'nin alternatifi olmaya devam ettiğini savundu.<br />CihanGuRCeLLnoreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-2096146777362487804.post-39308279840094877662008-05-10T21:59:00.000+03:002008-05-10T22:00:47.845+03:00Asker kovalıyor PKK kaçıyor<div class="content content_12" id="news_content"><strong><span style="font-family:Verdana, Geneva, Arial, Sans-serif;font-size:85%;">Aktütün Jandarma Karakolu’na dünkü saldırının ardından bölgede operasyonlar sürerken, mehmetçiğin zaman zaman Kuzey Irak’a geçtiği ileri sürüldü.<br /><br /></span></strong> <p><span style="font-family:Verdana, Geneva, Arial, Sans-serif;font-size:85%;">Yerel kaynaklardan edinilen bilgilere göre, Mehmetçiğin bölgede sürdürdüğü operasyonlar sırasında bugün öğle saatlerinde Irak topraklarında bir grup teröristin tespit edildiği, bunun üzerine de sıcak takip yapıldığı ileri sürüldü. Aktütün bölgesinden Basiyan Vadisi’ne doğru Mehmetçik 3-4 kilometre kadar içeri girerek operasyon yapıp tekrar geri döndüğü belirtilirken, sızmalara karşı da sınır kesimini kontrol altında tutuyor.<br /><span style="color: rgb(255, 255, 255);">gazete, gazete keyfi, gazete oku, gazeteler, gazetelerden, haber, haberler, internet gazeteleri, internet gazetesi, son dakika, web gazete, haber7 , sabah, hürriyet, milliyet, akşam, habertürk, internethaber, yerel gazeteler, ulusal gazeteler, basın, medya</span></span><br /><strong><span style="font-family:Verdana, Geneva, Arial, Sans-serif;font-size:85%;">Sınıra asker sevkiyatı</span></strong></p> <p><span style="font-family:Verdana, Geneva, Arial, Sans-serif;font-size:85%;">Şırnak'tan PKK'lı teröristlere yönelik operasyonların sürdüğü sınır kesimlerine, sivil otobüslerle asker sevkiyatı yapıldı.</span></p> <p><span style="font-family:Verdana, Geneva, Arial, Sans-serif;font-size:85%;">Şırnak'tan sabah saatlerinde konteynerlerin ardından Cizre İlçesi istikametinden gelen ve içinde askerlerin bulunduğu sivil otobüsler akşam saat 19.00 sıralarında, kent merkezinden geçerek Irak sınırındaki birlikledre gitti. Otobüslere uzaktan kumandalı patlayıcıları önceden tespit ederek önleyen frekans karıştırıcı ‘jammer'lı araçlar eşlik ederken sıkı güvenlik önlemleri alındı.</span></p></div>GuRCeLLnoreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-2096146777362487804.post-91497762993836386812008-05-10T18:05:00.000+03:002008-05-10T18:07:18.392+03:00Hıncal Uluç tan tokat gibi yazıBu yazı Reha Muhtar'a yazılmış belli. Ama böyle bir yazı, kişiye özel olmamalı, köşesini babasının malı gibi kullanan, yalan ve iftirayı alışkanlık haline getiren, küfürü marifet sayan, cevap hakkına saygı duymayan, olmayan bir şeyi olmuş gibi yazarak okurlarını kandıran, yalanı ortaya çıkınca, utanmak, yerin dibine girmek yerine "yarrabi şükür" diyen herkese ama herkese hitap ediyor...<br /><br />Hele hele "emir kulu" olduğunu köşesinde yazmaktan hicap duymayan kimi zevzekler için bu yazı tokattan daha ağır... İşte Hıncal Uluç'un yazısı:<br /><br /><span style="color: rgb(255, 255, 255);">gazete, gazete keyfi, gazete oku, gazeteler, gazetelerden, haber, haberler, internet gazeteleri, internet gazetesi, son dakika, web gazete, haber7 , sabah, hürriyet, milliyet, akşam, habertürk, internethaber, yerel gazeteler, ulusal gazeteler, basın, medya</span><br /><a href="http://www.sabah.com.tr/haber,99A387D75D534442ACFAFAC42F6C485A.html">Tartışmanın düzeyini tutturabilmek</a><br /><br />"Tartışmayı tartışıyoruz sizlerle bir süredir.. Keyifli iştir aslında, eğer adabını koruyabilirsen.. Amacın bir fikir savaşı olduğunu hissedersen..<br />Ama işin içinde başka şeyler olursa, o zaman hiç gereği yoktur bence.. Yanıt vermeyişim, veremediğimden değildir. Paçavra ederim ele alırsam. Ama değmez..<br />Adam takıntılıysa değmez. Adam tartışmadan kendisine paye, kendisine reyting, ucuz ve çabuk şöhret peşindeyse değmez.<br />Adam kıskançlıklar, zaaflar içindeyse değmez.<br />Adam düzeysizse hele hiç değmez.<br />Çünkü o düzeye inemem. Hak ettiği düzeyde yanıt veremem..<br />Ne yaparım..<br />Güler geçerim.. Üzülür geçerim. Acır geçerim.<br />Ya da, hani meşhur laf vardır..<br />"Aptallara kızmayınız. Dağları yüksek gösteren ovalardır" ya.. Hatta farkımızı durmadan ortaya koyduğu için okur nezdinde, zaman zaman içimden teşekkür de ederim. "<br /><br />Hıncal Uluç'un yazısın devamı da var... Ama bu kadar yeter, gazeteciliğin yüz karası olan yaratıklara bu tokat yeter de artar diye düşünüyoruz.GuRCeLLnoreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-2096146777362487804.post-80844609962074376712008-05-10T18:02:00.000+03:002008-05-10T18:05:42.807+03:00Zana'ya 60 yıl hapis istemiKapatılan DEP'in eski milletvekili Leyla Zana hakkında yaptığı 9 ayrı konuşmadan dolayı toplam 60 yıl hapis istemiyle dava açıldı.<br /><span style="color: rgb(255, 255, 255);">gazete, gazete keyfi, gazete oku, gazeteler, gazetelerden, haber, haberler, internet gazeteleri, internet gazetesi, son dakika, web gazete, haber7 , sabah, hürriyet, milliyet, akşam, habertürk, internethaber, yerel gazeteler, ulusal gazeteler, basın, medya</span><br /><br />Diyarbakır, Batman, Bingöl ve Avrupa Parlementosu'nda son 1 yıl içerisinde çeşitli tarihlerde yaptığı 9 ayrı konuşma nedeniyle hakkında Diyarbakır Başsavcılığı'nca soruşturma yürütülen DEP eski Milletvekili Leyla Zana'ya 60 yıl hapis istemiyle dava açıldı. İddianamede, sanığın 3 bin 713 sayılı Terörle Mücadele Yasası'nın 7/2 maddesi uyarınca `Yasa dışı örgüt propagandası yapmak' ve TCK'nın 314/2, 314/3 maddeleri uyarınca `Örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işlemek' suçundan toplam 60 yıl hapisle cezalandırılması istendi.<br /><br />Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı'nın Leyla Zana hakkında hazırladığı iddianamede, sanığın Diyarbakır'da çeşitli tarihlerde DTP il örgütünün düzenlediği Demokratik Toplum Kongresi (DTP), 2008 yılı nevruz kutlamaları, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin PKK'ya karşı düzenlediği kara harekatını protesto mitingi, Bingöl, Batman ve Diyarbakır'da 22 Temmuz seçimleri öncesi düzenlenen seçim mitingiyle Avrupa Parlementosu'nda Kürtçe yaptığı konuşmalarda PKK'yı ve bölücübaşı Abdullah Öcalan'ı övücü konuşmalar yaptığı, gençleri askerlikten soğuttuğu, Türkiye'nin Doğu ve Güneydoğu bölgelerinden `Kuzey Kürdistan', Kuzey Irak'tan ise `Güney Kürdistan' diye söz ettiği belirtildi. Bölücübaşı Abdullah Öcalan'ın `Kürt halk önderi' olduğu, güvenlik güçlerinin terör örgütüne yönelik sınır ötesi harekatından `işgal harekatı' olarak söz ettiği kaydedeldi. İddianamade, Zana'nın Abdullah Öcalan'ın yakalanmasının `Kürtler'in gönlünde siyasi deprem yarattığı', PKK'nın sivil itaatsizlik eylemi olarak başlattığı `Edi Bese' (Artık Yeter) kampanyasını sahiplendiği, Roj TV için, `Biz 4 dilde yayın yapıyoruz' dediği, PKK'ya yapılan operasyonları `Kürtler'e mermi yağdırma' olarak değerlendirdiği bu açıklamalarından dolayı yaptığı her konuşma için ayrı ayrı olmak üzere toplam 60 yıl hapisle cezalandırılması istendi.<br /><br />İddianamenin kabulü kararından sonra Leyla Zana'nın yargılanmasına önümüzdeki günlerde başlanacak.<br /><br />İDDANAMEDEN: TANKLAR ÇEKİLSİN, UÇAKLAR DURSUN<br /><br />İDDİANAMEDE Leyla Zana'nın suça konu olan 9 ayrı konuşmasının özetine yer verildi. Zana'nın son 1 yıl içinde açık hava mitingi, kongre ve toplantılarda yaptığı konuşmalarda özetle şunları söylediği belirtildi:<br /><br />"Artık barış elimizi son kez onlara uzatıyoruz. Zorla uzatmayacağız. O kadar haysiyetsiz değiliz. Kürt halkının başına, Kürdistan'ın köreltilmesine müsaade etmeyin. Birgün Kürdistan toprakları üzerinde kadınların devrimi olacak. Kürt kadını bugün öfkeyle, kelimelerle, güçlü bir iradeyle alınamayacak sevgiyle bu merhaleye gelmiş ise bunda özgürlük hareketinin ve önderlerinin emeklerinin unutulmaması gerekir. Kürtler saldırılar altında varlığını korumuştur. Kürtler üzerinde sadece 4 ülkede saldırılar olsaydı, işleri daha rahat olurdu. Ama saldırılar sadece İran, Irak, Suriye ve Türkiye'de değildir. Dünyaca bir saldırıdır. Kürtler gündeme geldiğinde bütün değerler ayaklar altına alınıyor. Tanklarıyla, tüfekleriyle Kürtlerin üzerine saldırıp, dönüyorlar. Kürtlere silahlanma çağı bitti diyorlar evet silahlanma devri bitti. O halde tankları çekip, uçaklarını durdurup Kürtlerin üzerine mermi yağdırmasınlar. Kürtler her şerefli millet gibi nefsini müdafa edecektir. Bu kutsal bir haktır. Hiç kimse Kürtlere diyemez, ben bıçağı senin boynuna dayayıp başını gövdenden ayırana kadar ses çıkarma. Kürt kardeşliğinden, islamiyetten söz edip ümmetiz diyenler bugün Kürt halkının göğsüne saldırmıştır. Kürt'lerin üzerinde yaşadığı toprak kendi evidir. Kim rızası olmadan bir kişinin kapısını kırarak evine girerse suçludur. Bu suçluluk kınanmalı insanım diyen hiçbir Kürt bunu kabul etmemeli. Sınır ötesini ben kınıyorum ve her Kürt'ün kınadığına eminim."<br /><br />"GÜNEYDOĞU KÜRDİSTAN'DIR"<br /><br />İddianamede, Zana'nın bölücübaşı Abdullah Öcalan'ın 15 Şubat 1999'da yakalanması nedeniyle Şubat ayını `kara bir ay' olarak nitelendirdiği, `tüm acımasız saldırıların' bu ayda yapıldığını, Kürtler'in baharı görmesine hiçbir şekilde izin verilmediğini söylediği belirtilen belirtilen iddianamede, sanığın suç teşkil eden diğer konuşmasında şunları söylediği anlatıldı:<br /><br />"Sınır geçiliyor, uçaklar bomba yağdırıyor, diğer taraftan Kürtler'in birliğini parçalamak için psikolojik savaşı sonuna kadar yürütüyorlar. Irak'ın Cumhurbaşkanı Celal Talabani'ye `Seni tanımam. Senin toprağına girerim alırım. Bir daha ki sefere seni ezerim' diyorlar. Celal amca kimliğine sahip çıkacaktır. Kürtler ateş gibidir. İnsan ateşe iyi niyetle yaklaşırsa o ateş insanı ısıtır ve aydınlatır. Ancak kötü niyetle yaklaşılırsa adamı yakar. Kürtler'i o aşamaya getirmesinler. Güneydoğu sözünden birşey anlamıyorum. Ben kendimi bildim bileli dedem gibi, Şeyh Sait ve Seyit Rıza gibi Kürdistanlı'yım. Güneydoğu kelimesini kullanmam. O benim memleketim suyum ve toprağımdır. Adı da Kürdistan'dır. Sınır ötesine gidilsin ancak tanksız, uçaksız, kurşunsuz. Dostane ilişkilerle gidip el sıkışılsın. 1999'da bütün Kürtler'in aklında, yüreklerinde, gönüllerinde bir deprem oldu. Bu siyasi bir depremdi. 99'dan bu yana Kürtler'in lideri tutuklandığı zaman her ne kadar farklı düşünen Kürtler olsa bile ben inanıyorum ki, gönlünde küçücük bir rahmet varsa evinde oturup ağlamıştır, neden bu haldeyiz diye? Şahıs dahi olsa o bir insandır. Beyniyle, fikriyle, kalbiyle çalışmalarıyla bir milleti ayağa kaldırmıştı. Kalkıp onu Türkiye'ye teslim ettiler. 9 yıl geçti Kürt sorununun çözülebilmesi için bir adım atıldı mı? Güney'deki kardeşlerimize sesleniyorlar; Kardeşlerinizin liderlerini bize verin diye. Haysiyetli, şerefli hiçbir Kürt diyemez; `ben kardeşimin başını size teslim edeyim, ezip yada zindanlarda çürütesiniz' diye. Biz kimsenin evine, vatanına, girip talan etmedik. Talancı zihniyet içinde değiliz. Bize kim o gözle bakıyorsa şu anlama geliyor ki, kendileri öyledir. Kürtler'in acılarıyla yananı denizin ortasına attılar, kendi başına deryalarda. Belki ben af diyeceğim. Ama o affı kabul etmeyecek. Ama bu işin yolu var. Sen onu bir yere getirip halkın arasına koyarsan, halktan koparmazsan, şartı budur. Eğer Kürt'ler bu durumda silah alırsa, söz biz Kürt'ler hepimiz onlara karşı başkaldıracağız. Sen bu şartları yerine getir. Biz de yapmazsak işte o zaman deki tüm Kürt'ler teröristtir. Silahlı kişiler bu milletin evlatlarıdır. Hepsi Alim'dir, üniversitelerde eğitim almışlar."<br /><br />"HAVA, KARA OPERASYONU İŞGALDİR"<br /><br />Leyla Zana'nın konuşmalarında `Kürdistan halkı'nın insanlığa beşiklik ettiği, Kürtler'in hiç kimsenin toprağına saldırmadıklarını söylediği belirtilen iddianamedeki sözleri şöyle:<br /><br />"Kimliğini ayaklar altına aldık mı, umuduyda oynayıp cenazesine saygısızlık ettik mi? O halde bizden ne istiyorsunuz. Ha Kuzey, ha Güney, ha Doğu, ha Batı. Kürt sorununun en çağdaş ve halklar adına en gerçekçi çözüm yolu demokratik özerk Kürdistan olduğunu ilan etmiştir. Toplantımız Kuzey'de (Güneydoğu) yoğunlaşarak devam eden operasyon ve saldırıların Güney'e (Kuzey Irak) yönelik hava operasyonlarıyla birlikte karadan da kapsamlı askeri harekatın başlatıldığı süreçte toplanması açısından öncelikle bu durumu ele almış tüm saldırı ve operasyonları nefretle kınamıştır. Kürt halk önderi Abdullah Öcalan'ın Türkiye'ye teslim edilmesiyle tüm ezilen halklara giydirilmek istenen kefen sürdürülmeye çalışılmaktadır. Halk önderliği, Kürt halkı açısından bu oyunu boşa çıkarmış, halkımızda iradesine ölümüne bağlı olduğunu direnişiyle kanıtlamıştır. PKK'nın barışçıl yolların açılmasına yönelik tek yanlı ateşkesleri boşa çıkarılmak istenmiş, imha, inkar dayatılmıştır. Kuzey ve Güney'de geliştirilen bu kirli savaş konsepti karşısında bütün Türk ve Kürt gençlerinin vicdani red hakkının olduğu bilinciyle gençliğin onurlu direniş çizgisini temsil etmeye çağırıyoruz. Kongremiz, Türk devletinin Irak Federe Kürt hükümeti topraklarına hava ve kara operasyonlarını bir işgal olarak tespit etti. Tankları engellemeye çalışan Güney halkımızı selamlarken, bütün Güney halkı bu işgale karşı direnişi örnek almalı."<br /><br />"TEK MUHATAP ÖCALAN"<br /><br />Bölücübaşı Abdullah Öcalan'dan `Sayın' diye söz eden Leyla Zana'nın diğer sözleri şöyle:<br /><br />"Sayın Abdullah Öcalan'ın İmralı tecrit koşullarından kaynaklı sağlık sorunları kadar insani ve onursal açıdan da bir halkı rencide etmeye yönelik uygulamaların derinleştirilmeye çalışılması, Kürt halkına yönelik topyekün saldırıların geliştirilmesinin temel amacıdır. Bu nedenle halk önderliğine yaklaşım, Kürt halkına yaklaşımdır diyoruz. İmralı tecrit sisteminin parçalanarak Kürt sorununun onurlu ve eşitlikçi çözümünde tek muhatabın sayın Abdullah Öcalan olduğunu, tüm uluslar arası bölgesel ve ulusal güçlerin halkımızın açığa çıkmış bu iradesini tanımanın tarih kadar eski olan Kürt halkının varlığını tanımak olduğunu belirtiyoruz. Bahar ayını tarihten gelme Kürt halkının onurlu direniş mirasıyla, seferberlik ruhuyla karşılamalıyız. 10 yıldır 4 dilde yayın yapıyoruz. Kürtler'in 10 tane televizyonu var. Senin yalancı televizyonuna ihtiyaçları yok. Halkımız 6-7 aydan beri `Edi Bese' (Artık yeter) dedi. Bu büyük iradeyle Kürdistan'ın her yerinde dünyanın bütün sokaklarında bu halk bu büyük ve berak iradeyle her alanda kendini gösterdi, bu Kürdistan'ın bütün parçalarının itifakıdır. Demokratik Özerklik Kürdistan için kısmi bağımsızlıktır. Ama yarın Kürt gençliği bunu eksik görebilir. Yani bu elbise bana küçük geliyor diyebilir. Biz de başımız, gözümüz üstüne deriz. Dağdaki arkadaşlar sizin aranıza gelmeden çözüm olmaz. Kürtler'in, bedelleri ağır olsa da yüksek sesle vurgulamaktan çekinmedikleri, hatta dokunulmaz kabul ettikleri değerler asla görmezden gelinmemelidir. Kürtler, Sayın Öcalan'ın rolünü toplumsal barış ve halkların birlikteliği adına son derece etkili buluyor. Türkiye'nin önemli kalemleri bile çözüm için ilk radikal adımın Öcalan'la varılacak bir mutabakat olduğuna dikkat çekiyor."GuRCeLLnoreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-2096146777362487804.post-19959920162442231452008-05-10T00:51:00.000+03:002008-05-10T00:52:55.011+03:00Umuda YolculukGalatasaray sahasında Gençlerbirliği OFTAŞ Spor'a yenilirse, Trabzonspor deplasmanında kazandığı taktirde şampiyonluk şansı bulunan sarı-lacivertliler, son şansını da değerlendirmek istiyor.<br /><br />Fenerbahçe, geçen hafta Kadıköy'de Gençlerbirliği karşısında aldığı galibiyetle ligi ikinci sırada tamamlamayı garantilemişti.<br /><br />KEZMAN KADRODAN ÇIKARILDI<br /><br />Fenerbahçe'de bağırsak enfeksiyonu geçiren Kezman'ın, Trabzonspor maçının kadrosuna alınmadığı bildirildi.<br /><br />Kulüp doktoru Piyer Arzuman, bu sabahki antrenmana katılmayan Sırp futbolcunun hasta olduğunu bildirdi.<br /><br />Kezman'ın yanı sıra sakatlıkları bulunan Önder ile kaleci Volkan Demirel, çalışmalarını takımdan ayrı sürdüren Deniz, sakatlığı nedeniyle sezonu kapatan Vederson, tedavileri nedeniyle ülkelerinde bulunan Lugano ve Roberto Carlos maç kadrosunda yer almıyor.<br /><span style="color: rgb(255, 255, 255);">gazete, gazete keyfi, gazete oku, gazeteler, gazetelerden, haber, haberler, internet gazeteleri, internet gazetesi, son dakika, web gazete, haber7 , sabah, hürriyet, milliyet, akşam, habertürk, internethaber, yerel gazeteler, ulusal gazeteler, basın, medya</span><br />Fenerbahçe Teknik Direktörü Zico'nun Trabzonspor karşısında sahaya sürmesi beklenen 11 şöyle:<br /><br />Serdar, Gökhan, Yasin, Edu, Uğur, Kazım, Maldonado, Aurelio, Deivid, Alex, Semih.<br /><br />Sarı-lacivertli kafilede Trabzon'a giden 18 kişilik kadro şöyle:<br /><br />Yasin, Kemal, Kazım, Can, Aurelio, Ali, Alex, Selçuk, Serdar, Semih, Uğur, Gürhan, Maldonado, Edu, İlhan, Gökhan, Volkan Babacan, Deivid.<br /><br />Hüseyin Avni Aker Stadı'nda saat 19.00'da başlayacak ve Digitürk Kanal 78'den naklen yayınlanacak karşılaşmayı hakem Bünyamin Gezer yönetecek.GuRCeLLnoreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-2096146777362487804.post-23245195643922257962008-05-09T18:22:00.000+03:002008-05-09T18:25:15.780+03:00AK Partiyi ben kurmadım<p><strong><em><u>GÖKTÜRK FIRAT-ERSEN KÜÇÜK-GÖKMEN ŞAHİN'in haberi</u></em></strong></p> <p>Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye'nin gelişmesi ve kalkınmasından rahatsızlık duyanlar olduğunu hiç kimsenin ülkenin refaha, aydınlığa, umuda yönelen rotasını değiştiremeyeceğini söyledi. AK Parti'yi de kendisinin değil milletin kurduğunu belirten Erdoğan, "Bu partiyi millet kurdu ve milletin iktidarı da onun için çok kısa zamanda geldi" diye konuştu.<br /><br />Dün akşam Rize'ye gelerek Güneysu ilçesi Merkez mahallesindeki evinde geceyi geçiren Başbakan Erdoğan, bugün öğle saatlerinde evinden çıkarak Güneysu ilçe merkezine geldi. Burada vatandaşlarla selamlaşan Erdoğan, daha sonra Güneysu Merkez Camii'nde Cuma namazını kaldı. Başbakan Erdoğan Cuma namazı sonrasında Güneysu ilçe merkezinde hayırsever işadamları tarafından yaptırılan Güneysu Şehit Kemal Mutlu Anadolu Öğretmen Lisesi'nin ve diğer bazı tesislerin açılışının yapılacağı törene katıldı.<br /><br />Başbakan Erdoğan törende yaptığı konuşmada iktidarları döneminde Rize'de ve Karadeniz Bölgesi'nde yapılan çalışmaları anlattı. Eğitime büyük önem verdiklerinin altını çizen Erdoğan, "Hükümet olarak çocuklarımızı ve gençlerimizi en iyi şekilde yetiştirmeye, okulları en iyi eğitim imkanlarıyla donatmaya büyük önem veriyoruz. Çocukların ufku açık, zihni açık, düşünen, üreten, değerlendiren ve ülkesine katkı sağlayan bireyler olmaları Türkiye'nin kurtuluşudur, geleceğimizin kurtuluşudur. Bu sebeple temeli atılan her okulu, Türkiye'nin aydınlık geleceğine doğru büyük bir adım atmış olarak görüyor ve bu inançla yaklaşıyoruz. Zira her açılan derslikle Türkiye'nin gücünü güç katıyoruz. Bu sebeple açılan, temeli atılan her okul inanın ki bizlere büyük bir heyecan ve ümit veriyor" dedi.<br /><br />Rize ve bölgede yıllardır yarım bırakılan birçok yatırım ve işin kendi dönemlerinde tamamlanarak hizmete açıldığını hatırlatan Erdoğan, Türkiye'nin her alanda büyük bir dönüşüm ve gelişim içinde olduğunu belirterek "Nerede büyük bir gelişme yaşanıyorsa, Rize'de de aynısı yaşanıyor" diye konuştu.<br /><br />"Türkiye gibi Rize'nin de kaybolan yıllarını telafi ediyoruz" diyen Erdoğan, amaçlarının Rize'yi sadece çay ile geçinen bir il olmaktan çıkarıp kenti her alanda gelişen ve gelişmeye açık bir il haline getirmek olduğunu söyledi.<br /><br />Rize'de birçok önemli yatırımın yapıldığını kaydeden Erdoğan, yapımı devam eden spor tesislerinin de en kısa sürede tamamlanarak hizmete açılacağını vurgulayarak "Rizespor da önümüzdeki yıldan itibaren maçlarını burada oynayacak. Ben inanıyorum ki Rizespor gelecek yıl tekrar Süper Lige dönecektir" dedi.<br /><br /><strong>TÜRKİYE'NİN GELİŞMESİNDEN RAHATSIZ OLANLAR VAR </strong><br /><br />Ülke gündemiyle ilgili konuşmasında sürekli muhalefete yüklenen Başbakan Erdoğan, Türkiye'nin son yıllarda çok önemli gelişmeler yaşadığını ve önemli gelişmeler kaydettiğini dile getirerek birilerinin bu tablodan rahatsız olduğunu ileri sürdü.<br /><br />"Türkiye'yi siyasi ömürleri boyunca felaketlere sürükleyenlerin bugün yaşanan gelişmeleri onaylamasını beklemiyoruz" diyen Erdoğan, muhalefeti bugünün Türkiye'sinin 2002 yılına nasıl ileride olduğunu görememekle suçladı. Bir kabuslar ülkesi olan Türkiye'nin bugün artık bur umutlar ve fırsatlar ülkesi haline geldiğini vurgulayan Erdoğan, ülkenin her yerinde ve her köşesinde bu gelişmenin hissedildiğini ifade etti.<br /><br />Türkiye'de yaşanan gelişmelerden rahatsızlık duyanlar olduğunu tekrarlayan Başbakan Erdoğan, "İşyerin yolunda gittiği bir Türkiye onların istediği bir Türkiye değildir. Büyüyen, gelişen, kalkınan, refahını artıran, özgürlüklerle yaşayan bir Türkiye onları her zaman rahatsız ediyordu. Bugün de rahatsız oldular. Yapılanı bozarak, bu ülkenin genç insanlarının hayallerini ve umutlarını yıkarak, Türkiye'yi yeniden istikrarsızlığın sürdüğü bir ortama geri döndürmek istiyorlar. Çünkü onlar temiz havada nefes alamıyorlar, çünkü onlar puslu havada siyaset yapmaya alışkınlar. Çünkü onlar kendi çıkarlarını milletin çıkarından üstün tutuyorlar" diye konuştu.<br /><br /><strong>ŞUNU HERKES BİLMELİDİR Kİ SULAR ASLA YOKUŞA AKMAZ </strong><br /><br />"Şunu herkes bilsin ki 2002'den bu yana çok şey değişti. Artık bu karanlık senaryolar, bu milleti, medeniyet yürüyüşü yolundan asla çeviremez" diyen Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:<br /><br />"Hiç kimse Türkiye'nin refaha, aydınlığa, umuda yönelen rotasını değiştiremez. Türkiye'nin aydınlığa doğru yürüyüşü ne benim ne partimin ne başkasının davasıdır. Bu dava milletin davasıdır. Biz o iradeyle hareket ediyoruz. Bu partiyi ben kurmadım, bu partiyi Hasan Hüseyin bir iki kişi kurmadık. Bu partiyi millet kurdu ve milletin iktidarı da onun için çok kısa zamanda geldi. Ve 16 ay sonra iktidar geldi yüzde 34, 4 ile. Arkasından yüzde 47. İktidardayken yüzde 47. Ama ben buradan milletime seslenmek istiyorum. Ayrımcılığın olmadığı bir anlayış ile 81 vilayetin 80'ininde milli irade bize yetki verdi. "Bizi siz yönetin" dedi ve hiçbir ayrım yapmaksızın 80 vilayetten bu temsil yetkisini alan irade, şimdi ülkesini de aynen bölgesel milliyetçilik yapmaksızın yönetiyor. Etnik milliyetçilik yapmaksızın, dinsel milliyetçilik yapmaksızın yönetiyor. Neden? Birbirimizi el ele, omuz omuza, dayanışma halinde desteklersek ve "Her şey Türkiye için" dersek bizi kimse tutamayacaktır."<br /><br />Milleti aydınlık yoldaki yürüyüşünden hiçbir gücün ayıramayacağını vurgulayan Erdoğan, "Şunu herkes bilmelidir ki sular asla yokuşa akmaz. Bu yürüyüş milletin yürüyüşüdür, Türk milletinin yürüyüşüdür. Biz her zaman bunu söyledik. Bizim siyasetimizin temeli millet iradesidir. Bizim istikametimiz milletin istikametidir. Bizim muradımız milletin muradıdır ve bu istikamette de yolumuza devam edeceğiz" şeklinde konuştu.<br /><span style="color: rgb(255, 255, 255);">gazete, gazete keyfi, gazete oku, gazeteler, gazetelerden, haber, haberler, internet gazeteleri, internet gazetesi, son dakika, web gazete, haber7 , sabah, hürriyet, milliyet, akşam, habertürk, internethaber, yerel gazeteler, ulusal gazeteler, basın, medya</span><br /><strong>MUHALEFET ÇÖZÜM VE FİKİR ÜRETMEK YERİNE SÜREKLİ OLUMSUZ VE GERİLİM ÜRETİYOR </strong><br /><br />Muhalefeti yapılanların önünü tıkamak, sürekli olumsuzluklar üreterek çözümsüzlükler peşinde olmakla suçlayan Erdoğan, "Kim fikir yerine, çözüm yerine proje yerine sürekli laf ve gerilim üreterek bir şeyler yapmaya çalışıyorsa bana zarar vermez. Ülkeme zarar verir. Ben diyorum ki; ey muhalefet. Bir şey yapmak, iktidar yarısına ortak olmak istiyor musun? O zaman ne yapacağını söyle. Sürekli olarak olumsuzlukların adresi olma. Gel bize de yardımcı ol. De ki; şurada yanlışınız var. Doğrusu budur de. Eğer biz bunu yapmıyorsak ondan sonra git bizi halka şikayet et, halka anlat. Ama bir gün kalkıp da bize reçete sunamadınız. Şu sıkıntı var, sunu şöyle yaparsanız Türkiye başarılı olur diyemediniz. Reçeteleri yok ki. Böyle bir dertleri yok ki. Her zaman gerilimden yana olmak, dertleri bu. Ama biz sürekli düşünüyoruz. Ekonomide bugün ne yapmamız lazım, yarın ne yapmalıyız ki dünya ekonomileri içinde ilk 10'a girelim. Zira biz Cumhuriyetin 100'üncü yıl kutlamalarını ilk 10'un içindeki Türkiye olarak yaşamak istiyoruz. Bunun için gayret gerekiyor, üretim gerekiyor, çaba gerekiyor. Ama bunun içinde dertli olmak gerekiyor, dertli. Bunlarda o dert yok" ifadelerini kullandı. <br /><br /><strong>BU MİLLET KÜLLERİNDEN YENİDEN DOĞAN BİR MİLLETTİR <br /></strong>Başbakan Erdoğan, daha sonra toplu açılışları gerçekleştirilen okulları yaptıran hayırsever işadamlarına teşekkür ederken, törene katılanlarla kendisine yapılan sürprizi paylaştı. Güneysu Anadolu Öğretmen Lisesi'ne annesinin dedesi Kemal Mutlu'nun isminin verilmesinin kendisini son derece mutlu ettiğini anlatan Başbakan Erdoğan, "Kemal Mutlu annemin dedesidir ve Sarıkamış şehitlerindendir. Arkadaşları, "Biz Kemal'i tüfeğine sarılmış olarak donmuş gördük ve kirpiklerinden, gözlerinden akan yaşların adeta buz parçası olduğu gördük. Orada öyle donup şehit olmuş" dediler. Arkadaşlarım da bana böyle güzel bir sürpriz yaptılar. Tabii Sarıkamış'a buradan gidip de dönemeyen 40-50 bin şehit var. Bunlar araştırılıyor. Düşünün buradan Sarıkamış'a. Bu millet böyle bir millettir ve küllerinden tekrar doğan bir millettir. Onun için bu milletin evlatları onları hiçbir zaman unutmadı, unutmuyor. Ne dedik biz, Ey şehit oğlu şehit, isteme benden makber sana ağuşunu açmış duruyor Peygamber" Ve bunu hep böyle gördük, böyle bildik" dedi.<br /><br />Başbakan Erdoğan, konuşmaların ardından Güneysu Şehit Kemal Mutlu Anadolu Öğretmen Lisesi'nin ve Güneysu Nuri Cıngıllıoğlu Öğrenci Pansiyonu, Güneysu İMKB İlköğretim Okulu, Ardeşen Işıklı İlköğretim Okulu, Ardeşen Metem Çelik Çerçeveli Taşınabilir Ek Binası ve Güneysu Belediye Başkanlığı'na ait tesislerin hayırsever işadamlarıyla birlikte toplu açılışını gerçekleştirdi.<br /><br />Başbakan Erdoğan hayırsever işadamları Halit Cıngıllıoğlu, Ahmet Gür, Mehmet Gür, Talip Öztürk, Atif Ketenci, Ali Yazıcı, Talip Kahraman, İMKB Başkanı Hüseyin Erkan'a teşekkür plaketi verdi. <br /><br />Başbakan Erdoğan törende halk oyunları gösterileri yapan kız folklor ekibine kitap armağan ederken, açılış törenine katılan öğrenciler yaklaşık bir saat süren açılış töreninde yağmur altında ıslandılar. </p> <p>İHA</p>GuRCeLLnoreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-2096146777362487804.post-52205613300013717932008-05-09T18:17:00.000+03:002008-05-09T18:18:35.570+03:00Ankara'da saklanan gelişmeÇok sayıda PKK'lının Kandil Dağı'nda toplandığını öğrenen Türk Silahlı Kuvvetleri, örgütün merkezine geçen hafta büyük bir hava operasyonu düzenlerken, Ankara'da şimdi terörle mücadelede çok daha önemli bir gelişme bekleniyor.<br /><br />Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt'ın 'çok yakında somut gelişmeler yaşanacak" sözlerini Cumhurbaşkanı Abdullah Gül de teyit etti.<br /><br />Gül konuyla ilgili olarak "Kandil'e yapılan son hava operasyonu örgüte indirilen darbe bakımından şimdiye kadar yapılan en başarılı operasyonlardan biri. Operasyonlar daha iyi netice vermeye başladı, verecek biliyorum" diye konuştu.<br /><br />Milli Güvenlik Kurulu'nda tüm bu konular tüm açıklığı ile tartıştıklarını söyleyen Cumhurbaşkanı Gül, Kuzey Irak'la başlayan yeni diyalog sürecinde "güven bunalımı aşılıyor" dedi.<br /><span style="color: rgb(255, 255, 255);">gazete, gazete keyfi, gazete oku, gazeteler, gazetelerden, haber, haberler, internet gazeteleri, internet gazetesi, son dakika, web gazete, haber7 , sabah, hürriyet, milliyet, akşam, habertürk, internethaber, yerel gazeteler, ulusal gazeteler, basın, medya</span><br /><br />"Herkes Türkiye'nin niyetinin terörle mücadele olduğunu gördü" diyen Cumhurbaşkanı Gül, terörle mücadele ederken sivillere bu kadar dikkat eden başka bir ülke, başka bir ordunun gösterilemeyeceğini ve bunu da Irak ve Mesud Barzani'nin gördüğünü söyledi.<br /><br />Avrupa günü resepsiyonununda gazetecilerle sohbet eden Cumhurbaşkanı Gül, PKK aradan çıktığında tüm Iraklılar için Türkiye'nin yapacağı çok şey olduğunu da belirtti. Gül, Kuzey Irak yönetimi ile güven bunalımının aşılmaya başlandığının altını özellikle çizdi.GuRCeLLnoreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-2096146777362487804.post-13402073394182640122008-05-09T11:14:00.000+03:002008-05-09T11:17:47.728+03:001971 den önce de buradaymışızİmge Yücetürk'ün haberi<br /><br />Arkeolojik buluntular ve bilgi, belgelerin Anadolu'ya 1071 Malazgirt Zaferi'yle girilmediğini ortaya çıkardığı iddia ediliyor. Anadolu'ya Malazgirt Zaferi'yle girildiği yanlışını düzeltmeye çalıştığını söyleyen Afyon Kocatepe Üniversitesi öğretim üyelerinden Prof. Dr. Ekrem Memiş, "Anadolu Türkler'in ikinci yurdu değildir. Anadolu Türkler'in anayurdudur. Anadolu'da bundan 8 bin yıl önce de Türk devletinin varlığı belgelerle kendini gösteriyor. Bu yanlış öğrencilere öğretiliyor" dedi.<br /><br />ÇİVİ YAZILI METİN<br /><br />Memiş, tezini belgelere dayanarak şöyle anlattı: "Elimizdeki metinler M.Ö.2 bin 200'lere ait bir olayı anlatıyor. Akat Kralı Mezapotamya'dan gelmiş. Fırat nehrini geçmiş ve Anadolu'ya geçmiş. Anadolu'da o zaman küçük küçük şehir devletleri var. Bu küçük şehir devletlerinden 17'si Hatti Kralı Pampa'nın önderliğinde bir araya gelmişler ve Akat Kralı'na karşı vatanlarını korumak için mücadele etmişler. Bu 17 kraldan biri de çivi yazılı metnin 15. satırında geçen Türki Kralı İlşu-Nail'di. Burada geçen Türki kelimesinin Türk olduğuna şüphe yok. 2 bin yıl da buradan koyduğumuzda 4 bin 250 yıl önce Anadolu'da Türk kavmi olduğu gerçeği karşımıza çıkıyor."<br /><br />Memiş, bu Türk krallığının da Hurri isimli bir kavimden geldiğini belirterek, bu kavmin M.Ö. 3. binde yaşadığını ve dillerinin Türkçe ile aynı dil grubuna girdiğini söyledi. Türki krallığını oluşturan grubun bu kavimden geldiğini ileri süren Memiş, çok geriye gidildiğinde kavmin soyunun 6 binlere dayandığını anlattı. Memiş, “2 bin de milattan sonraki dönemi eklediğinde 8 bin yıllık geçmiş ortaya çıkıyor" dedi.<br /><br />KÜLTÜRLERDE KOPUKLUK YOK<br /><br />Yazılı metinlerden Hurriler’in geçmişlerinin 3. bine gittiğini kaydeden Ekrem Memiş, “Fakat işin bir de arkeolojik boyutu var. O günden bu güne gelen bir 3 kültür var. İlki neolitik köy kültürü. Onu takip eden 5 binlerde kalkolitik kültür var. Köylerin yerini şehirlere terk ettiği dönem. 3. dönem ise eski tunç çağı. Şehir kültürünün tamamen oluştuğu dönem. Bu üç kültür arasında hiçbir kopukluk yok. Bu kopukluğun oluşmaması kavmin değişmediğine işaret ediyor” dedi.<br /><span style="color: rgb(255, 255, 255);">gazete, gazete keyfi, gazete oku, gazeteler, gazetelerden, haber, haberler, internet gazeteleri, internet gazetesi, son dakika, web gazete, haber7 , sabah, hürriyet, milliyet, akşam, habertürk, internethaber, yerel gazeteler, ulusal gazeteler, basın, medya</span><br />TÜRK ADINI TAŞIYAN İLK DEVLET: TÜRKİLER<br /><br />Ekrem Memiş, Huriler'in Anadolu'nun doğu bölgelerinde yaşayan en eski sahiplerinden biri olduğunu ve Anadolu'nun Türkün ikinci vatanı olmadığı, hatta anayurdu olduğunu söyledi. Göktürk Devleti'nin de ilk Türk adını taşıyan devlet olduğu tezini de çürüten Memiş, Hurriler'in devamı olan ve M.Ö. binlerde yaşayan Türki Krallığı'nın Türk adını taşıyan ilk devlet olduğunun altını çizdi.<br /><br />YETKİLİLER KULAK VERSİN<br /><br />"Türk tarihini Hunlar'la başlatıyoruz. Hunlar Orta Asya'da büyük bir devlet kurmuşlar ama ilk değiller. Yetkililerin bu serzenişe kulak vermesi gerek. Çocuklarımıza yanlış bilgiler veriyoruz. Biz buralara sonradan gelmedik. Hep vardık. Bu toprakların o tarihlerden bu yana bizim olduğu gerçeğini görmezlikten gelemeyiz. Ders müfredatlarına bunlar işlenmeli" diyen Memiş, yeni araştırmaları gözden geçirmek gerektiğini belirtti.<br /><br />BugünvGuRCeLLnoreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-2096146777362487804.post-53655005255343106652008-05-09T11:12:00.000+03:002008-05-09T11:14:02.954+03:00Batman da Mayın TerörüYılmaz Ekinci'nin haberi<br /><br />Batman'ın Sason İlçesi Yücebağ Beldesi Aydınca Köyü Kocak mezrası mevkiinde meydana gelen mayın patlaması sonucu ilk belirlemelere göre üç kişi hayatını kaybetti. Patlama sonucu içinde korucuların olduğu belirtilen minibüste bulunan çok sayıda kişinin de yaralandığı belirtildi.<br /><br />Batman Valisi Recep Kızılcık, Sason'un Yuvalıçay köyünde yola önceden yerleştirilmiş mayının, yolcu minibüsünün geçtiği sırada patlatılması üzerine ölen ve yaralananlar olduğunu bildirdi.<br /><br /><span style="color: rgb(255, 255, 255);">gazete, gazete keyfi, gazete oku, gazeteler, gazetelerden, haber, haberler, internet gazeteleri, internet gazetesi, son dakika, web gazete, haber7 , sabah, hürriyet, milliyet, akşam, habertürk, internethaber, yerel gazeteler, ulusal gazeteler, basın, medya</span><br /><br />İlk bilgilere göre olayda 3 kişinin öldüğü, 3 kişinin de yaralandığını belirten Vali Kızılcık, ''köylüleri taşıyan minibüsün hedef alındığı olayda, tahminimiz patlamanın uzaktan kumanda ile gerçekleştirildiği şeklinde. Olay yerine helikopter gönderdik'' dedi.<br /><br />Vali Kızılcık, hedef alınan minibüste köy korucularının da bulunduğunu sözlerine ekledi.<br /><br />Gelişmeler takip ediliyor..<br /><br />(Haber 7)GuRCeLLnoreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-2096146777362487804.post-70223844123010181862008-05-08T19:48:00.001+03:002008-05-08T19:50:09.434+03:00Zidane ve Erdoğan Aynı sahadaDanone Uluslar Kupası organizasyonu çerçevesinde düzenlenecek Danone Küçükler Türkiye Futbol Birinciliği'nde çok ilginç bir gösteri sporseverlerle buluşacak.<br /><br />Kendisi de eski bir futbolcu olan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, dünyanın gelmiş geçmiş en iyi futbolcuları arasında gösterilen Cezayir asıllı Fransız yıldız Zinedine Zidane'la buluşacak. 21 Mayıs'ta Beşiktaş İnönü Stadı'nda oynanacak turnuvanın final mücadelesini izleyecek olan Erdoğan, dünyaca ünlü futbolcuyla top çevirecek. Başbakan ile Fransız yıldızın final maçının başlama vuruşunu yapacakları öğrenilirken, şampiyon takım da kupasını Erdoğan'ın ellerinden alacak.<br /><br /><span style="color: rgb(255, 255, 255);">gazete, gazete keyfi, gazete oku, gazeteler, gazetelerden, haber, haberler, internet gazeteleri, internet gazetesi, son dakika, web gazete, haber7 , sabah, hürriyet, milliyet, akşam, habertürk, internethaber, yerel gazeteler, ulusal gazeteler, basın, medya</span><br /><br />BAŞBAKAN ESKİ FUTBOLCU<br /><br />Kabul etmesi durumunda, Başbakan'ın Zidane'la birlikte küçük bir gösteri yapması da planlar arasında. Fenerbahçeliliğiyle tanınan Erdoğan, gençlik yıllarında Kasımpaşa forması altında futbol oynamıştı. Başbakan'ın futbola olan yakın ilgisi de hem İstanbul Büyükşehir Belediyesi başkanlığı hem de başbakanlığı döneminde sıkça gündeme gelmişti.GuRCeLLnoreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-2096146777362487804.post-55497464310052696382008-05-08T19:44:00.001+03:002008-05-08T19:47:51.196+03:00Ordunun Yeni Komutanıİlker Başbuğ, dört ay sonra görevi Yaşar Büyükanıt’tan devralacak. Kamuoyu onu ciddi yüz ifadesi ve konuşmalarında yaptığı derin sosyolojik tahlillerle tanıdı.<br /><br />Bazılarına göre ülkenin uzun süredir beklediği (!) ‘kodu mu oturtan’ komutan. Yakınlarına göre ise bambaşka biri. Örneğin, henüz Kuleli öğrencisiyken en yakın arkadaşları ‘cool görünümü’ nedeniyle ‘mareşal’ diye sesleniyordu.<br /><br />İşte yeni Genelkurmay Başkanımızın bilinmeyen yönleri<br /><br />- Anne ve babası Makedonya’nın Manastır ilinden Afyon’a göç etti<br />- Babası yedi yaşında vefat etti<br />- Dedesi, anneannesi, dayısı ve teyzeleriyle büyüdü<br />- Maddi gelirleri dedesinin emekli, annesinin dul aylığıydı<br />- Asker olmayı, Kulelili öğrencilerin fiyakası nedeniyle istedi<br />- Fenerbahçe taraftarı. İlk FB maçına dayısı götürdü<br />- 27 Mayıs ve 22 Şubat olayları, üzerinde derin izler bıraktı<br />- Annesine çok düşkündü. Şark hizmetinde bile annesi yanındaydı<br />- Alt rütbeliler, ‘Hocam’ derdi<br />- Felsefe ve sosyoloji düşkünü. Geniş bir klasik müzik arşivi var<br /><br />Makbule Hanım, Süleyman Bey’e akşam kahvesini sunduğunda, radyonun lambası artık ısınmış, ajans saati de gelmişti. İkinci Dünya Savaşı’nın son yıllarının yaşandığı o günlerde, spiker heyecansız bir ses tonuyla gelişmeleri sıralıyordu. Türkiye’nin de savaşa katılması için baskılar iyiden iyiye artmıştı. İngiltere Başbakanı Winston Churchill, “Almanlara karşı topraklarınızda bize üs açın” diyordu. Milli Şef verdiği beyanatta halkı sükûnete çağırıyordu. Vatandaş kuyruklardan şikâyetçiydi, yağ bulamıyordu. Verem hastalığının önüne geçilemiyordu.<br /><br />Haberlerin sonuna yaklaşıldığında, Makbule Hanım kahvesinden bir yudum daha aldı. Daralmıştı. Süleyman Bey’e döndü. Sessizce eşini izledi. Oysa yeni hayatının henüz başındaydı.<br /><br />İLKER İSMİNİ EBESİ VERDİ<br /><br />Afyonkarahisar’da, oturuyorlardı. Makbule Hanım, Afyon’da doğmuştu, ama kökenleri Makedonya’nın Manastır iline uzanıyordu. Güzel, alımlı bir hanımdı. Ama yüzünde, suçiçeğinden kalma noktacıklar vardı. Eşi Süleyman Bey, il özel idaresinde çalışıyordu. Manastır doğumluydu. Zaten aileleri ‘suyun öteki tarafından’ tanışıktı. Önce İzmir’e, sonra Afyon’a taşınmışlardı.<br />İlker bu dönemde, 29 Nisan 1943’te dünyaya geldi. Doğum evde gerçekleşti. İsmini ebesi verdi. İlker, ailenin tek, baba Süleyman Bey’in ise ikinci çocuğuydu. Çünkü Makbule Hanım, Süleyman Bey’in ikinci eşiydi. İlk evliliğinden Melahat adlı bir kızı vardı.<br /><br />YAKIŞIKLI BİR ÇOCUKTU<br /><br />İlker, ilkokula Afyonkarahisar’da Cumhuriyet İlkokulu’nda başladı. Akranlarından daha uzun boylu, zayıfça ama yakışıklı bir çocuktu. Babası Süleyman Bey, İlker henüz yedi yaşlarındayken, verem nedeniyle vefat etti. Makbule Hanım, eşinin son günlerinde sürekli yanında, hastanedeydi. Ama İlker’i babasının yanına hiç götürmedi. Çünkü verem bulaşıcıydı.<br /><br />Babasını kaybeden İlker, Afyon’da yalnız değildi. Anne Makbule Hanım’ın babası Hasan, annesi İsmet ve iki kız kardeşi bu şehirdeydi. Makbule Hanım’ın aslında beş kardeşi vardı. Ancak üçü çeşitli nedenlerle Afyon dışındaydı. İlker, annesiyle birlikte dedesinin evine yerleştiği için okulunu da değiştirmek zorunda kaldı. 27 Ağustos İlkokulu’na kaydedildi ve buradan mezun oldu. Ortaokul için Afyon Lisesi’ne gitmeye başladı. Bu lise, Türkiye siyasi tarihinde önemli bir yere sahip. İki cumhurbaşkanı; Süleyman Demirel ve Ahmet Necdet Sezer, bir Genelkurmay Başkanı; İsmail Hakkı Karadayı mezunları arasında.<br /><br /><span style="color: rgb(255, 255, 255);">internet gazeteleri, gazete, internet gazetesi, gazete keyfi, gazete oku, son dakika, gazeteler, web gazete, gazetelerden, haber, haberler, </span><br /><br />Baba Süleyman Bey’in ölümünün üzerinden yaklaşık beş yıl geçmişti. Yıl 1955. Bu tarihte anneanne vefat etti. Bunun üzerine Hasan Dede, Makbule Hanım, İlker ve küçük teyzesi İstanbul’a taşınma kararı aldı. Büyük teyze Belkıs Hanım ve dayı Orhan Bey’in yanına gideceklerdi.<br /><br />KUZGUNCUK'TA YENİ HAYAT<br /><br />İstanbul’daki adresleri Kuzguncuk’tu. Büyük teyze Belkıs Hanım, çocukları ve heykeltıraş eşi Rahmi Artemiz bu semtte yaşıyorlardı. Evin büyüğü Hasan Dede’ydi, memur emeklisiydi. Orhan Dayı, İlker’in ağabeyi gibiydi. Orhan Dayı, Kuzguncuk’un popüler delikanlılarındandı. Asker kökenliydi; Bursa Askeri Işıklar Lisesi’ne girmiş, ama yarıda bırakıp hukuk okuyarak avukat çıkmıştı. Ayrıca İlker’in Fenerbahçeliliği dayısından kaynaklanıyordu. İlk FB maçına o götürmüştü.<br /><br />BU EVDE 6-7 EYLÜL OLAYLARINA TANIK OLDU<br /><br />İlker ve ailesinin Kuzguncuk’ta kalacağı ilk ev Berberoğlu Sokak’taydı. Yıl 1955. İlker, bu evde otururken 6-7 Eylül olaylarına tanık olacaktı…<br /><br />Hatırlanacağı üzere 1955 yılında, “Atatürk’ün Selanik’te doğduğu eve bomba atıldı” yalan haberiyle 6 Eylül’de başlayan olaylar sonucu 16 Rum, bir Ermeni vatandaşı hayatını kaybetti. Bu olaylar sonucunda Türkiye’de yaşayan binlerce Rum, Türkiye’den göç etti. Bu kaos günlerinde İlker, Üsküdar’daki Fıstıkağacı Okulu’na kaydoldu. Yani bugünkü Anadolu Lisesi statüsündeki Üsküdar Lisesi’ne… Bu okul, öğretime ‘Kız Ortaokulu’ olarak başladı. Daha sonra liseye çevrilerek karma eğitim verdi.<br /><br />MADDİ DURUMLARI İYİ DEĞİLDİ<br /><br />İstanbul’daki ilk evlerinde sadece bir yıl kaldılar. Ardından yine aynı semtte Tahtalı Bostan Sokak’taki ahşap eve geçtiler. 1956’tan 1966’ya dek burada oturdular. Maddi durumları çok kötü değilse de, o kadar da iyi değildi. Hasan Dede’nin emekli, anne Makbule Hanım’ın da dul maaşı ile kıt kanaat geçiniyorlardı…<br /><br />HOLLYWOOD'LU YILLAR<br /><br />Hatırlayanlara göre, 1950’li yılların Kuzguncuk nüfusu 950 kişiydi. Bunun 760’ı Ermeni ve Rumdu. O yıllarda İstanbul’da denize girilebiliyordu. Kuzguncuklu gençlerin gözdesi ise Çukuryalı ve Cemilmolla sahilleriydi. Bir de Hollywood vardı. Burası gençlerin buluşma noktasıydı. İlk kaçamak bakışlar burada atılıyordu. Kuzguncuk’ta görüştüğümüz o yılların delikanlıları, “Biz gitmezdik” diyor. Onlardan biri de Cemal Kunt. Başbuğ’un karşı komşusu. Dönemi şöyle anlatıyor:<br /><br />“O yıllarda piyasa yapılan iki cadde vardı. Biri Beyoğlu’ndaki İstiklal, diğeri de Kuzguncuk’taki İcadiye Caddesi. Bizim gibi o da Hollywood’a gitmezdi. Bizim evin olduğu binadan, İlkerlerin olduğu binaya elektrik kablosu çeker, voleybol oynardık.”<br /><br />KIZLARLA AYNI VAPURDA<br /><br />İlker, parlak bir öğrenciydi. 1957 yılına gelindiğinde yol ayrımına geldi. Kuzguncuk, Kuleli Askeri Lisesi öğrencilerinin gezmeye geldiği bir semtti. Üniformalarıyla dikkat çekiciydiler. İlker’in en yakın arkadaşı. komşusu Tamer’di. Aynı ortaokuldaydılar. İki kafadar, ‘asker’ olmak istiyordu. Kuleli’nin sınavına girip, kazandılar. Böylece büyük dayı tabip Muammer dışında, ailede bir asker daha olacaktı. Anne Makbule Hanım, “Oğlum kurtuldu” diyerek dualar etti…<br /><br />İlker Başbuğ, Kuzguncuk’a, annesinin yanına sadece hafta sonları gelebiliyordu. Hafta içi Kuleli’deydi. Cumartesi günleri, okul çıkışı İlker için oldukça heyecanlı geçiyordu. Okuldan çıkar çıkmaz arkadaşlarıyla birlikte Çengelköy’e doğru koşmaya başlıyorlardı. Kuzguncuk ve Kuleli’den arkadaşı olan emekli kara pilot Albay Suavi Gökdel şöyle anlatıyor: “Kuzguncuk’a gidecek vapura Kandilli Kız Lisesi öğrencileri de biniyordu.” Gökdel, “Hayır, İlker de ben de yapmazdık” dese de, kızlarla uzaktan uzağa küçük bakışlar atılıyordu, bu vapurda. İlker ve Suavi, dönüş yolunda ise otobüsü tercih ederlerdi.<br /><br />Sınıf Subayı Binbaşı İsmail öğretmen epey sertti. İsmail Binbaşı’nın ardından sınıf subayı olan Sabri Demirbağ ise İlker’in üzerinde derin izler bırakmıştı. Arkadaşlarının deyimiyle Demirbağ, ‘çok seçkin bir subaydı’. Nitekim daha sonra generalliğe yükseldi. Beden eğitimi öğretmeni Ruhi Saralp, felsefe öğretmeni Ali Rıza Koralp, İlker ve arkadaşlarının en sevdikleri öğretmenler arasındaydı. İlker, belki de bu öğretmenin etkisiyle ileride felsefe düşkünü olacaktı.<br /><br />KENDİSİNE MAREŞEL DERDİM<br /><br />Eski Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreter Yardımcısı emekli Tümgeneral Erol Kırışoğlu, İlker Başbuğ’a nasıl seslendiğini şöyle açıkladı: “Kuleli’deyken 13-14 yaşında çocuktuk. Ama İlker öyle bir yapıya sahipti ki, hep cool’du. Ben daha o zamanlar kendisine ‘mareşal’ derdim.”<br /><br />OKULDA 22 ŞUBAT'I YAŞADILAR<br /><br />1960 yılı İlker için bir kırılma noktasıydı. Kuleli Askeri Lisesi’nden mezun olmuş, Ankara’daki Kara Harp Okulu’na başlamıştı. Ancak ne var ki aynı yıl, Türkiye için de bir eşikti. Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilk kez askeri müdahale gerçekleşmişti. 1950’de iktidara gelen Demokrat Parti’nin ‘ülkeyi baskı rejimine ve kardeş kavgasına götürdüğü’ gerekçesi ile Türk Silahlı Kuvvetleri içinden bir grup subay, 27 Mayıs 1960 sabahı ülke yönetimine el koydu. İhtilalin etkisinin tüm yurtta hissedildiği günlerdi…<br /><br />Başbuğ’un Kuleli ve Harp okullarından devre arkadaşı emekli Tümgeneral Rıza Küçükoğlu, psikolojilerini şöyle anlatıyor: “Harp Okulu’na geldiğimizde 27 Mayıs olmuştu. Kuleli’deyken gelişmeleri sadece radyodan dinliyorduk. Zaten henüz çocuktuk. Okul yönetimi tarafından ihtilalle ilgili hiçbir şey yansıtılmamıştı. Harp okulunda ise iki akım arasında kalmıştık.”<br /><br />Küçükoğlu’nun “Arada kaldık” dediği kutuplar şunlardı: Harp Okulu Komutanı Albay Talat Aydemir ve arkadaşları, ordu içindeki 27 Mayısçıların tasfiyesine kızıyordu. Direniş için kimi genç subayları mevcut komutaya karşı örgütlüyorlardı. Sonuçta Talat Aydemir ve arkadaşları tasfiye edildi. Bu gelişme, tarihe 22 Şubat olarak geçti.<br /><br />İlker Başbuğ ve devre arkadaşları böyle bir keşmekeş arasındaydı… Gerisini Rıza Küçüoğlu’ndan dinleyelim: “Harp Okulu’nda her gün derslere hazır kıta; silahlı ve teçhizatla girerdik. 1960 ihtilali dönemi bitmemişti. Politika okula yansımıştı. Derse bir gün Alparslan Türkeş tarafı, diğer gün karşı taraf gelip konferans verirdi. 22 Şubat’a gelecek olursak, o isyana tüm öğrenciler katılmamıştı. Bir kadro hareketiydi. 22 Şubat’ın ardından sömestr tatiline gönderildik. Ama dönüş için okul yönetiminin emrini bekleyecektik. Geldiğimizde farklı bir Harp Okulu bulduk; eğitim şekli ve yönetimi değişmişti. Talat Aydemir ve ekibi ayrılmıştı. Mezun olduktan sonra kıtalarımıza gittik. Ama maalesef bir yıl sonra (Talat Aydemir’in ikinci darbe girişimi) 21 Mayıs olayına katıldıkları için bazı devre arkadaşlarımız teğmen rütbesindeyken ordudan atıldı.” O günlerde Teğmen İlker Başbuğ, Maltepe 2. Zırhlı Tugay’da görevliydi.<br /><br />Bu arada İlker, Harp Okulu’nun popüler öğrencileri arasında değildi. Ama derslerinde başarılıydı. Arkadaşları, “Pek ders çalışmıyordu ama zekiydi” diyor. İlk kez bu dönemde alınan iki de kız öğrenci vardı; Nusret Güzel ve Sezen Kavrar. Suavi Gökdel, “Bizden farkları yoktu. Öyle bir eğitimden geçiyorduk ki, onlar da erkek gibi olmuşlardı” diyor. 27 Mayıs ve 22 Şubat olayları, Harp Okulu’ndan sonra Piyade Okulu’na devam eden İlker Başbuğ’da derin izler bıraktı. Devre arkadaşı emekli Tümgeneral Rıza Küçükoğlu’na göre, “1961 ve 1962 Kara Harp Okulu mezunları ihtilal kelimesine bile hoş bakmadı. Hatta fobi olarak gelişti…”<br /><br />BAŞBUŞ İÇİN "ANNE" VAZGEÇİLMEZ BİR FİGÜRDÜ<br /><br />Babasızlığın ne demek olduğunu çok iyi bilen İlker Başbuğ için anne, vazgeçilmez bir figürdü. Eşini erken kaybetmenin getirdiği bir refleks olsa gerek, anne Makbule Hanım da oğluna çok düşkündü. Öyle ki, Teğmen İlker Başbuğ’u şark hizmetinde bile yalnız bırakmadı. Zaten Hasan Dede de aynı yıl vefat etmişti. Başbuğ, 1966’da Iğdır ile Doğubayazıt arasındaki Suveren mevkiine atanmıştı. Burada Başbuğ ile aynı yerde görev yapan emekli Korgeneral Hasan Kundakçı, anne Makbule Hanım’ı şöyle anlatıyor: “Mükemmel biriydi. Herkes onunla konuşmak, hatta misafiri olmak isterdi. Fikrine başvurulurdu.”<br /><br />Erkek çocuğu, anne figürüyle eşini seçermiş. Bu söz İlker Başbuğ için de geçerli. Çünkü Sevil Hanım da anne Makbule gibi ‘sözü dinlenir’ bir kadın. Bu arada Sevil Başbuğ’un nüfus cüzdanındaki adı Sevim.<br />Gelelim İlker Başbuğ’un evliliğine… Kuzguncuk’un en işlek caddesi İcadiye’deki postanenin müdürü Sevim Hanım’ın dayısıydı. Zaten Kuzguncuk küçük bir yer. Herkes gibi iki aile de birbirini tanıyor. Sevil Hanım’ın karacı subay babası Rizeli, annesi ise Artvin Arhavili… Aralık 1968’de, İlker Başbuğ’un şark hizmetinin ardından dünya evine girdiler. Evlendiklerinde İlker Başbuğ’un tayini, Ankara’daki Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alayı’na çıktı. Feride, çiftin ilk göz ağrısı. Kardeşi Murat ile aralarında 11 yaş var.<br />Yeni evli çiftin ilk evi, Muhafız Alayı’nda görev yapan subayların kaldığı Çankaya Lojmanları’ydı. Sevil Hanım, Çankaya Köşkü’yle bitişik olan lojmanlardaki Yelken Apartmanı’na gelin geldi. Tesadüf şu ki, 40 yıl sonra bugün de Çankaya Köşkü’nün bitişiğindeki konutlarda oturuyorlar.<br /><br />KARA PİLOTU OLABİLİRDİ<br /><br />İlker Başbuğ’un, yurtdışı deneyimi oldukça fazla. İngiltere Kraliyet Harp Akademisi ve NATO Savunma Kolejini bitirdi. Belçika/Brüksel’de NATO Uluslararası Askeri Karargâhı’nda Cari İstihbarat Plan Subaylığı yaptı. General olduktan sonra Belçika/Mons’ta Avrupa Müttefik Kuvvetleri Yüksek Karargâhı’nda (SHAPE) Lojistik ve Enformasyon Daire Başkanlığı görevini yürüttü. Son olarak yine Mons’ta Milli Askeri Temsil Heyeti (NMR) Başkanlığı görevinde bulundu.<br /><br />Emekli Tümgeneral Rıza Küçükoğlu, Başbuğ’un yurtdışı görevleri için şu yorumda bulundu: “Kara Harp Akademisi’nde yüzbaşı rütbesiyle öğretim üyesiydi. Binbaşı olunca İngiltere’de Kraliyet Kurmay Koleji’ne seçildi. O eğitim çok önemli. İngilizce akademik eserleri rahatlıkla takip edebiliyor. Ayrıca değişik ordulardan komuta ve kurmaylık konusunda deneyim kazandı.”<br /><br />Emekli Tuğgeneral Nejat Eslen ise şöyle değerlendiriyor: “Ona diplomat general yeteneği kazandırmıştır.” Eski Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreter Yardımcısı emekli Tümgeneral Erol Kırışlıoğlu da Eslen’le aynı görüşte. Hatta “Başbuğ asker olmasaydı iyi bir bilim adamı olabilirdi. ‘Bir daha dünyaya gelsem asker olmam’ sözünü ondan hiç duymadım” diyor.<br />Kırışlıoğlu, İlker Başbuğ’a yönelik ilginç bir anekdodu şöyle aktardı: “İlker kara pilotluğunu kazandı. Kursta gayet iyi olmasına rağmen kendi isteğiyle ayrıldı. Piyade olarak devam etti. Kurmay olmayı tercih etti. Akademiye birlikte girdik. Birincilikle bitirdi.” Bu arada anne Makbule Hanım, böbrek yetersizliği nedeniyle, 1988’de vefat etti. İlker Başbuğ için bu kayıp, belki de hayatının en büyük acısıydı.<br /><br />Selin Ongun - Cemal Subaşı / TEMPOGuRCeLLnoreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-2096146777362487804.post-13038137159719678392008-05-08T14:34:00.000+03:002008-05-08T14:35:09.956+03:00Hepimizi Utandıran OlayAvusturya'da yaşanan "sapık baba" skandalı günlerdir dünyanın gündemi oldu. Baba kızını bir bodruma kapatmış ve 24 yıl boyunca tecavüz edip 6 çocuk sahibi olmuştu. Bu haberin yankısı daha yeni yeni sönerker, bir aile içi sapıklık haberi de Mersin'den geldi. Genç kız hem önce ağabeyinin tecavüzüne uğramış ve bir çocuk sahibi olmuştu. Ardından da babası onu sapık emellerine alet etmişti.<br /><br />PARA KARŞILIĞI EVLATLIK VERİLİP GERİ ALINDI<br /><br />19 yaşındaki Ayşe Y.'nin dramı daha çocukluğunda başladı. Para karşılığı başka bir aileye evlatlık verildi.<br /><br />Bebekliğini ve çocukluğunu kendi ailesinden uzak geçiren Ayşe 6 yaşında gerçek ailesine geri verilince ikinci bir sarsıntı daha yaşadı.<br /><br />ABİSİ BAŞKA TÜRLÜ BAKIYORDU<br /><br />Çocukluğundaki eksik yıllar hiç tamamlanmadı. Hep "beni sevmiyorlar" diye üzüldü.<br /><br />Ayşe büyüdükçe ağabeyi başka türlü davranmaya başladı. Abisinin gözlerine baktıkça korkuyordu Ayşe...<br /><br />"NE OLUR YAPMA ABİ"<br /><br />Ve birgün olan oldu... O kara gün öz ağabeyi Ayşe'ye zorla tecavüz etti. Sadece "Ne olur, yapma abi" diyebildi Ayşe...<br /><br />Abisi işi bitince "kimseye söylersen öldürürüm" dedi ve Ayşe'nin bitmeyecek çilesi başlamış oldu.<br /><br />Her fırsatta abisinin kirli emellerine alet oldu. Kimseye söyleyemedi. Kendinden nefret etti...<br /><br /><span style="color: rgb(255, 255, 255);">gazete, gazete keyfi, gazete oku, gazeteler, gazetelerden, haber, haberler, internet gazeteleri, internet gazetesi, son dakika, web gazete, </span><br /><br />ABİSİNDEN HAMİLE KALDI<br /><br />Sonra fark etti ki hamile kalmıştı... Olay açığa çıktı... Herkes Ayşe'yi suçladı... Bebek dünyaya gelince onu bağrına bile basamadı Ayşe... Çocuk Esirgeme Kurumu'na verildi...<br /><br />BABASI DA TECAVÜZ ETTİ<br /><br />Dünyası kararmıştı ama yaşama tutunmaya çalışıyordu. Ama bir darbe de babasından yedi. Bu kez öz be öz babası girdi yatağına... Bu kez onun tecavüzüne uğradı...<br /><br />Artık çare kalmamıştı. Kaçacaktı. Bu kadere isyan edecekti.<br /><br />Kaçtı da... Karşısına çıkan ilk erkeğe inandı, güvendi. "Tamam" dedi "artık mutlu bir hayatım olacak"... Ama nafile...<br /><br />KOCAM DEDİĞİ ADAM FUHUŞ YAPTIRDI<br /><br />Birlikte yaşadığı "kocam" dediği adam pazarladı bu kez onu. Artık fuhuş batağına saplanmıştı.<br /><br />Ama Ayşe kadere teslim olmayacaktı. Polise gitmeye karar verdi. Şimdi hem abisi, hem babası göz altında. Fuhuş yaptırmaktan sabıkası bulunan Ayşe'nin birlikte yaşadığ 35 yaşındaki M.K.'da aranıyor...<br /><br />Ayşe'nin ise kendine yeni bir yaşam kurmak için biraz zamana ihtiyacı var...GuRCeLLnoreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-2096146777362487804.post-68365741029809050082008-05-08T14:32:00.000+03:002008-05-08T14:33:43.229+03:00CHP de Parmak Koparan Kavgaİzmir'in Gaziemir ilçesinde CHP İzmir İl Başkanı Kemal Karataş'ın da katıldığı toplantıda, partililer arasında kavga çıktı. Olayda bir iş adamının parmağı koptu, gözü morardı. 45 günlük iş göremez raporu aldı.<br /><br />CHP Gaziemir İlçe Başkanlığı'nda gerçekleştirilen toplantıda, işadamı Hüseyin Şahin'in (48), aynı partiye mensup, aralarında Gaziemir İlçe Başkanı Yüksel Demirsoy'un da bulunduğu bazı kişilerce dövüldüğü iddia edildi.<br /><br />BAŞKANIN EŞİ ŞAHİN'İN SOL KULAĞINI TIRMALADI İDDİASI<br /><br />Kavgada esnasında Şahin'in sağ elinin baş parmağı kesici bir aletle kesilirken sol gözü atılan bir yumruk sonucu morardı. İbrahim Şenol'un eşi Birsel Şenol da Şahin'in sol kulağını tırnaklayarak yaraladığı ileri sürüldü. Kavgayı, araya giren partililerin güçlükle sakinleştirdiği ifade edildi.<br /><br />PARMAK 3 SAAT SÜREN AMELİYATLA YERİNE DİKİLDİ<br /><br />Kavganın ardından kendi imkanlarıyla İzmir El ve Mikro Cerrahi Hastanesi'ne giden Şahin, yaklaşık 3 saat süren bir operasyon geçirdi. Parmağının kopan damarı dikilirken, Şahin 45 gün iş göremez raporu aldı. İlçe Başkanı Demirsoy ve yandaşları tarafından fiili saldırıya uğradığını iddia eden Şahin, olayla ilgili hastaneye gelen polis ekiplerine ifade verdi.<br /><br /><span style="color: rgb(255, 255, 255);">gazete, gazete keyfi, gazete oku, gazeteler, gazetelerden, haber, haberler, internet gazeteleri, internet gazetesi, son dakika, web gazete, </span><br /><br />İLÇE BAŞKANINI UYARDIM<br /><br />Konuyla ilgili açıklama yapan ve haksız yere saldırıya uğradığını söyleyen müteahhit Hüseyin Şahin, "Ben sadece ilçe başkanını, tarafsız, herkese eşit mesafede olması gerektiği konusunda uyardım. Ama o 5 yıldır belediye başkan aday adayı olarak İbrahim Şenol'u destekledi. Kendi adayının Şenol olduğunu ve genel başkanın da kendisini desteklediğini söyledi. Ben de bunun yanlış oldunu söyleyince fiili saldırıya maruz kaldım" dedi.GuRCeLLnoreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-2096146777362487804.post-90335036692876270012008-05-07T19:32:00.000+03:002008-05-07T19:33:25.205+03:00Eski Ülkücüden Müthiş İddiaCeviz Kabuğu'nda 68 kuşağının birbirine karşı olan iki lideri inanılmaz iddialar ortaya attılar.<br /><br />Hükümetin güç denemesi yaptığını ileri süren İstanbul Ülkü Ocakları eski Başkanı Nihat Çetinkaya ile Dev-Genç eski Başkanı Atilla Sarp'ın katıldığı programda, 1 Mayıs olayları, 68 Kuşağı, 12 Mart Muhtırası ve idamlar tartışıldı<br /><br />Gazeteci Hulki Cevizoğlu'nun hazırlayıp sunduğu Ceviz Kabuğu'nun ilk bölümünde Taksim'deki 1 Mayıs olayları değerlendirildi. Eski İstanbul Ülkü Ocakları Başkanı Nihat Çetinkaya, "Hükümet bu yıl 1 Mayıs'ta polisle bir güç denemesi yaptı" diyerek ilginç bir iddia ortaya attı. Çetinkaya, "Hükümet ordu cenahından kendilerine gelebilecek bir harekete karşılık ikinci bir orduyu organize ediyor olabilir. Görünen şeylerle değerlendirme yapmaktan imtina ediyorum her şeyin bir arka planı var."<br /><br />Nihat Çetinkaya'nın bu görüşlerine ve Eski Dev-Genç Başkanı Atilla Sarp da destek verdi. Çetinkaya'nın söylediklerinin yabana atılmaması gerektiğini söyleyen Atilla Sarp, Demokrat Parti döneminde ve Turgut Özal döneminde de "polisin gücünü artırıp askerin gücünü azaltma" gibi uygulamaların yaşandığını hatırlatarak "Yapılan operasyonlarda hedefte hep generaller, askerler var. Polisler ise koruma altında" dedi.<br /><br />Nihat Çetinkaya, 68 olayları için de, "Kullanıldık demek istemiyorum ama etkilenerek yönlendirildik" dedi. Cevizoğlu'nun "40 yıl sonra 68 Kuşağı hakkında gençlere hangi öğüdü vereceksiniz? Çıkardığınız sonuç nedir?" sorusuna ise Atilla Sarp şöyle cevap verdi: "Gençler marjinallikten, etnik-mezhep tuzağına düşmekten, gerçek tarihi Mustafa Kemal gibi ulusal liderinin etrafında birleşerek kurtulabilirler. Bizler 40 yıl önce tek bir ilaçla kurtuluşu bulamadık. Kimse de bulamayacak. Kurtuluş Mustafa Kemal'de."<br /><br />Sarp, AKP'nin eski Meclis Başkanı Bülent Arınç hakkında da ilginç bir bilgi vererek, "İlk kez burada açıklıyorum. Benim hemşehrim, Manisalı Bülent Arınç, 68 döneminde Siyasal'daki bir konferansı basarak olaylar çıkarmıştı" dedi.<br /><br />Çetinkaya, Turgut Özal'ın Cumhurbaşkanı olduğu yıllarda Köşk'te bir görüşmede şu sözleri bizzat onun ağzından duyduğunu ileri sürdü: "Bu Cumhuriyetin getirdiği işlemeyen ilke, laiklik, devrim gibi safsataları silip atacağız ve Türkiye'de Osmanlıyı uygulayacağız." Ahmet Özal, Çetinkaya'dan Turgut Özal'ın Çankaya Köşkü'nde 3-4 Ocak 1993'te söylediğini savunduğu bu sözlerini ispatlamasını istedi ve "İspatlayamazsanız yalancısınız. Siz şerefsizsiniz" dedi.<br /><br /><span style="color: rgb(255, 255, 255);">gazete, gazete keyfi, gazete oku, gazeteler, gazetelerden, haber, haberler, internet gazeteleri, internet gazetesi, son dakika, web gazete, </span><br /><br />Çetinkaya ise "Şerefsiz sizsiniz. Size bunu ispatlama zorunluluğum yoktur. Bu konuşmada ben, Turgut Özal ve Celal Adan vardı. İddia değil kulaklarımla duyduğum bir şeyi söylüyorum" şeklinde karşılık verdi.<br /><br />Küfürleşmeler üzerine Cevizoğlu müdahale ederek, konuşmacıların devam etmelerini engelledi ve, "Ortada bir doğru varsa bunun kanıtlanması gerekir. Bu da iddia sahibine düşer. Sayın Çetinkaya tanık da var diyorsa yapacak bir şey olmadığını söyledi.GuRCeLLnoreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-2096146777362487804.post-86284845015463648422008-05-07T19:29:00.001+03:002008-05-07T19:31:10.200+03:00Ergenekon Hürriyet'te Neden YokBaşbakan Erdoğan'ın gazetecilerle buluştuğu yemekten "dedikodu" haberleri geçen Ertuğrul Özkök, söylediklerinin doğru olduğunu savundu.<br /><br />Yemeğe katılanlardan teyit ettirdikten sonra yazdığını hatırlatan Özkök, kendisini eleştirenleri kompleksli ve klinik takıntılı olmakla suçladı.<br /><br />NTV'de yayınlanan ve Mirgün Cabas ve Ruşen Çakır'ın sunduğu "Yazı İşleri" programına katılan Hürriyet Genel Yayın Yönetmeni Özkök Ergenekon soruşturmasına yönelik Hürriyet'in tavrını açıkladı. <br /><br />Özkök Ergenekon'da yönlendirme haberlere tepkili. Devlet içinde darbe uzantılı bir örgüt varsa sonuna kadar gidilmesi için destek vereceklerini söyledi.<br /><br />İşte "dedikodu" savunması ve Ergenekon'a dair Özkök'ün görüşleri:<br /><br />"Yemeğe katılanlara teyit ettirdim ona dayanarak yazdım. Alınacak bir şey yok. Mesut Yılmaz Yüce Divan'a gönderilme gerekçesi neydi? "Kendine yandaş medya yaratmak."<br /><br />Yılmaz için yaptığımız gazeteciliği şimdi niye yapmayayım. Birand 'içeride konuşulanları yazdık' diyor. Her halde biz birilerinin nasırına bastık.<br /><br /><span style="color: rgb(255, 255, 255);">gazete, gazete keyfi, gazete oku, gazeteler, gazetelerden, internet gazeteleri, internet gazetesi, web gazete, </span><br /><br />ALINDILARSA ÖZÜR DİLERİM<br /><br />Hakaret edilecek bir şey yok. Eğer arkadaşların alınmasına yol açacak bir şey söylediysem özür dilerim. Onları birçoğu benim arkadaşım.<br /><br />YAZIMA ÖLÇÜSÜZ TEPKİ VERİLDİ<br /><br />Başbakan beni yemeğe çağırırsaydı ben de yemeğe giderim. Arkadaşlarda gereksiz kompleks sezdim. Başka yazan insanlara ölçüsüz saldırma hakkı yok. Aile içi meseleler de konuşuldu. Onları yazmadım. Dünkü yazıma tepkileri ölçüsüz buluyorum.<br /><br />MESUT YILMAZ'IN YÜCE DİVAN'A GİDİŞİNİ SORARDIM<br /><br />Başbakanla münakaşa etmeye gitmezdim. Hasan Cemal oradaydı. Başbakana Mesut Yılmaz'a bunları yaptık diye hatırladırdım. Kamuoyu Mesut Yılmaz'a yaptınız da niye Erdoğan'a yapmıyorsunuz diye sorardı.<br /><br />1 MAYIS'TA TEPKİ ÖLÇÜSÜZDÜ<br /><br />Hürriyet'e devlet gazetesi yakıştırmasından gocunmadım. Devlete sahip çıkarım. 1 Mayıs olaylarında ölçüsüz, gereksiz bir hal vardı. Türkiye'ye yakışmadı.<br /><br />DARBE ÖRGÜTLENMESİ VARSA SONUNA KADAR GİDİLMELİ<br /><br />Eğer davlet içerisinde darbeleri körükleyecek uzantıları varsa kim olursa olsun sonuna kadar gidilmesi için biz söz veriyoruz.<br /><br />ERGENEKON'DA YÖNLENDİRME VAR<br /><br />Çok keyfi sızdırmalarla olayın yönlendirmelere gidildiğine dair endişelerim var. Yasak telefon dinlemeler, gece yarısı apar topar aydınların gözaltına alınması bunlar yanlış şeyler.<br /><br />O HAHAMI NEDEN VERMEDİK?.<br /><br />Tutarsız ve kendini mesih ilan eden bir adamın konuşmalarını verirsek Ergenekon'u sulandırmış oluruz diye düşündüm Ama 4 gün sonra başka gazetelere çıktı. İddianame açıklanınca üzerine ideceğiz.<br /><br />BAZI ARKADAŞLARDA KLİNİK TAKINTI OLDU<br /><br />En etkili ve medya grupları daima hedeftir. Ben bir ölçüde normal karşılıyorum. Ama bazı arkadaşlarda klinik bir takıntı haline geldi. Bu çok tehlikeli bir süreç. "GuRCeLLnoreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-2096146777362487804.post-60636950607748422532008-05-07T17:16:00.000+03:002008-05-07T17:18:52.599+03:00Süleymaniye Camisinin Gizli şifresiAkıllara durgunluk verecek gizemli bir yolculuğa çıkmaya hazır mısınız?. Süleymaniye Camii, Kanuni Sultan Süleyman tarafından imparatorluğun gücünü ve görkemini göstermek adına inşa ettirildi.<br /><br />Bu görev, tarihin en büyük ustası Mimarbaşı Sinan’a verildi. Camii ve külliyesi 7 senede bitirildi. Ancak 7 yıllık bu uzun süre Kanuni’nin canını sıkmıştı. Sinan’ın yapıyı neden bir türlü açmadığını anlamamıştı. O sırada her taraftan da dedikodular yağmaya başladı Sultan’a.<br /><br />Kanuni durumu kendi gözleriyle görmek için bir ikindi vakti Süleymaniye’ye gitti. Muhteşem yapının içine girdiğinde Sinan tam da söylendiği gibi caminin ortasında oturmuş nargilesini tüttürmekteydi. Sultan gözlerine inanamadı. Tok sesiyle ve bütün haşmetiyle ‘’ Bu ne iştir Mimarbaşı ‘’ diye haykırdı. Oysa Mimar Sinan’ın içtiği nargilede tömbeki yoktu. İçtiği sadece suydu.<br /><br />Usta mimar, nargilenin fokurtularını dinleyerek caminin akustiğini ölçmeye çalışıyordu. Mihraptaki imamın sesini, aynı oranda bütün camiye nasıl ulaştıracağını hesaplıyordu. Bunun için Anadolu’nun değişik köşelerinden 65 tane dev turşu küpü getirtti. Bu küpleri içleri boş, ağızları dışarıya gelecek şekilde kubbenin eteklerine dizdirdi. Amacına ulaşmıştı Mimarbaşı. Sesi, yüzlerce metrekarelik mekanın her köşesine, en iyi şekilde yaymayı başarmıştı. Kanuni’de , Sinan’ın niyetini anlamış, ustasını hemen bağışlamıştı.<br /><br />Mimar Sinan yapının içine bir de hava koridoru inşa etti. Elektriğin henüz bulunmadığı o yıllarda, Süleymaniye 275 dev kandille aydınlatılıyordu. Sinan, bu kandillerden çıkan is camiye zarar vermesin ve cemaati rahatsız etmesin diye orta kapının üzerine küçük bir odacık yaptırdı. Binanın değişik köşelerine açtığı oyuklardan giren islerin bu odada toplanmasını sağladı. Şaşırdınız değil mi? Durun, daha bitmedi… Ve adına da İs Odası denilen bu bölmenin içine özel bir nemlendirme sistemi kurdu Sinan. Odada toplanan islerden, dönemin en kaliteli mürekkebini damıttı.<br /><br />Süleymaniye’nin duvarlarında gördüğünüz o muhteşem kalem işleri, yazılar, süslemeler, caminin kandillerinden çıkan isten damıtılan o mürekkeple yapıldı. Tekrar altını çiziyorum, bunlar günümüzden 458 yıl öncesinin bilimiyle, teknolojisiyle yapıldı.<br /><br />Son bir şifre daha var..<br /><br /><span style="color: rgb(255, 255, 255);">gazete, gazete keyfi, gazete oku, gazeteler, gazetelerden, internet gazeteleri, internet gazetesi, web gazete, </span><br /><br />Hani oyuklar var dedim ya isin bir odada toplanmasını sağlayan , hava akımını içeri alan. Dışarıya çıkıp o iki oyuktan içeriye baktığınızda, birinden caminin içindeki Allah, diğerinden ise Muhammed yazılı dev levhaları görürsünüz. Ayrıca Süleymaniye’nin hangi köşesini, hangi duvarını, hangi açısını ölçerseniz ölçün, sayısal olarak karşınıza Allah kelimesinin ve katlarının çıktığını görürsünüz.<br /><br />Bu düşüncelere durgunluk verecek sanat eseri karşısında insanın Da Vinci'nin şifresi de neymiş diyesi geliyor... Ne dersiniz?! kadincakararinca.comGuRCeLLnoreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-2096146777362487804.post-43288419917370337362008-05-07T17:15:00.000+03:002008-05-07T17:16:26.750+03:00Meclis'i kırıp geçiren Kurt fıkrasıMuhammet Kutlu'nun haberi<br /><br />Merhum Alparslan Türkeş'in oğlu ve MHP Ankara MilletvekiliTuğrul Türkeş, geçtiğimiz günlerde Meclis Bakanlığı’na yazılı soru öngergesi verdi. Türkeş bu önergede, "Son operasyona, Ergenekon adını kim verdi?" diye sordu..<br /><br />Türkeş, İçişleri Bakanı Beşir Atalay'ın cevaplaması istemiyle TBMM Başkanlığını sunduğu yazılı soru önergesinde, ''Ergenekon''un Türk milletinin bir destanı ve yeniden diriliş efsanesinin anlatımı olduğunu hatırlattı ve ''Milletimiz için böylesine kutsal bir ismin, bir çete operasyonu çerçevesinde basit, alaycı, küçük düşürücü tarzda kullanılıyor olması doğru bir uygulama mıdır?'' diye sordu.<br /><br />Yürütülen operasyona ''Ergenekon'' adını hangi birimin verdiğini soran Tuğrul Türkeş, bu ismin emniyet birimlerince mi tercih edildiği sorusunu da yöneltti.<br /><br />Operasyona ''Ergenekon'' adının verilmesinin gerekçesini öğrenmek isteyen Türkeş, ''Operasyona Ergenekon ismi verilirken, bu ismin Türk milleti üzerinde uyandıracağı hassasiyet neden dikkate alınmamıştır? Son dönemde Emniyet tarafından yürütülen operasyonlara isim verilmesi hukuki açıdan doğru bir uygulama mıdır?'' ifadelerini kullandı..<br /><br />İşte, Meclis'i sallayan Ergenekon fıkrası bu aşamadan sonra ortaya çıktı..<br /><br />BU DA ERGENEKON FIKRASI..<br /><br />MHP’lilerden operasyona bir de fıkralı itiraz geldi..<br /><br />Fıkra, MHP Antalya Milletvekili Mehmet Günal’dan;<br /><br />İşte o fıkra;<br /><br />İlhan Selçuk’un bulunduğu cezaevi koğuşa giren, bir kişi, içeridekilere suçlarını soruyormuş..<br /><br />Senin suçun ne? diye.<br /><br />Kimi:<br /><br />-Ben suçsuzum’derken<br /><br />Kimi,<br /><br />-Beni yanlışlıkla getirdiler demiş..<br /><br />Bir diğeri, “Benim ismimi vermişler ondan buradayım" derken..<br /><br />Koğuşta yürüyen kişi köşeye baktığında gözleri faltaşı gibi açılmış..<br /><br />İçerde bir de gerçek kurt varmış..<br /><br />Kurt’u gören kişi şaşkınlıkla<br /><br />-Senin ne işin var burada? diye sormuş..<br /><br />Kurt’un yanıtı net olmuş:<br /><br />-Benim ismim sadece ‘Destan'da geçtiği için buradayım.<br /><br />MHP milletvekili Doç. Dr. Mehmet Günal'ın anlattığı Ergenekon-Kurt fıkrası Meclis'te günün konusu oldu.<br /><br /><span class="label-list"><a href="post-create.g?blogID=2096146777362487804#" class="clickable-label" onclick="BLOG_selectLabel(this); return false;"></a></span><span style="color: rgb(255, 255, 255);">gazete gazete keyfi gazete oku gazeteler gazetelerden internet gazeteleri internet gazetesi web gazete</span><span class="label-list"><a href="post-create.g?blogID=2096146777362487804#" class="clickable-label" onclick="BLOG_selectLabel(this); return false;"></a></span><br /><br />cafesiyaset.com (özel)GuRCeLLnoreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-2096146777362487804.post-67001593974432273372008-05-07T11:09:00.001+03:002008-05-07T11:09:50.454+03:00Fatih Tekke Fenere mi ?<span style="font-size:85%;"><span style="font-family:Verdana, Geneva, Arial, Sans-serif;"><strong><span style="color:#990000;">F.Bahçe, Fatih Tekke'de mutlu sona çok yaklaştı. Tekke'nin top koşturduğu Rusya'nın Zenit ekibinin hocası Dick Advocaat, Fener'in gözden çıkardığı Mateja Kezman'a talip olunca, takas gündeme geldi. </span></strong><br /><br />Holandalı hoca, menajeri aracılığı ile Kezman'a 'Seninle çalışmayı çok isterim' mesajı gönderdi. Medya ve kamuoyu baskısı nedeniyle İstanbul'da zor günler geçiren Sırp futbolcunun, teklife sıcak baktığı belirtiliyor.<br /><br /><strong><span style="color:#cc0000;">Fatih Tekke gelmek istiyor<br /></span></strong><br />Bu gelişmeyi öğrenen sarı-lacivertli yönetim, 1 yıl daha sözleşmesi bulunan Kezman'ın menajerini İstanbul'a çağırdı. Yönetimin, Zenit kulübü ile de temasa geçip <strong>Fatih Tekke-Kezman </strong>takası önereceği öğrenildi.<br /><br /></span></span><div style="text-align: left;"><span style="color: rgb(255, 255, 255); font-weight: bold;" class="label-list"><a href="post-create.g?blogID=2096146777362487804#" class="clickable-label" onclick="BLOG_selectLabel(this); return false;"></a></span><span style="color: rgb(255, 255, 255);">gazete gazete keyfi gazete oku gazeteler gazetelerden internet gazeteleri internet gazetesi web gazete</span><span style="color: rgb(255, 255, 255); font-weight: bold;" class="label-list"><a href="post-create.g?blogID=2096146777362487804#" class="clickable-label" onclick="BLOG_selectLabel(this); return false;"></a></span><br /></div><span style="font-size:85%;"><span style="font-family:Verdana, Geneva, Arial, Sans-serif;"><br />2 yıl daha sözleşmesi bulunduğu Zenit'te kadroya giremeyen, St. Petersburg'ta da mutsuz olan, yemeklerini bile Trabzon'dan getirten Fatih'in Fenerbahçe'yle görüşmeye hazır olduğu gelen bilgiler arasında.</span></span>GuRCeLLnoreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-2096146777362487804.post-59835644828849349472008-05-07T11:06:00.000+03:002008-05-07T11:08:00.282+03:00İPhone Türkiye de<strong>İPhone 'resmi' olarak Vodafone ile Türkiye'ye geliyor. Vodafone, Apple’ın müzik çalar ve internet tarayıcısını cep telefonuyla birleştiren ürünü iPhone’u Türkiye’ye getiriyor..<br /><br />ABD'de 399 dolara satılan iPhone'un Türkiye'deki satış rakamı ise açıklanmadı.. </strong><br /><br />Vodafone, aralarında Türkiye'nin de bulunduğu 10 ülkede iPhone satmak üzere Apple ile anlaşma imzaladığını dün açıkladı.<br /><br />ABD'de geçen yaz başında satışa çıktığı gün 200 bin adet satan iPhone ile böylece Türk tüketicisi de 'resmi' olarak tanışacak. Yurtdışından getirilen cihazlar ise 1000 dolar civarında teknik destek sağlanmadan satılıyor.<br /><br /><span style="color: rgb(255, 255, 255);">gazete gazete keyfi gazete oku gazeteler gazetelerden internet gazeteleri internet gazetesi web gazete</span><br /><br /><strong>ÖNÜMÜZDEKİ AYLARDA PİYASADA</strong><br /><br />Vodafone'dan dün yapılan açıklamaya göre, Türkiye, Avustralya, Çek Cumhuriyeti, Güney Afrika, Hindistan, İtalya, Mısır, Portekiz, Yeni Zelanda ve Yunanistan'daki Vodafone müşterileri, Vodafone hattı ile kullanmak üzere önümüzdeki aylarda iPhone satın alabilecekler.<br /><br /><strong>ÖZELLİKLERİ</strong><br /><br />iPhone 8 saatlik konuşma, 24 saatlik müzik çalma , 7 saatlik video oynatma ve 6 saatlik internet kullanımı sunuyor. 2 megapiksel kamerası bulunan telefon gelişmiş multimedya özelliklerine sahip<br /><br /><span class="label-list"><a href="http://www.blogger.com/post-create.g?blogID=2096146777362487804#" class="clickable-label" onclick="BLOG_selectLabel(this); return false;"></a><a href="http://www.blogger.com/post-create.g?blogID=2096146777362487804#" class="clickable-label" onclick="BLOG_selectLabel(this); return false;"> </a></span><br /><br />AAGuRCeLLnoreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-2096146777362487804.post-61970695573031479072008-05-06T22:27:00.000+03:002008-05-06T22:28:26.659+03:00Bahçeli'nin KonuşmasıBahçeli sözlerine, Yunus Emre Kültür ve Sanat Haftasını kutlayarak başladı. Yunus'u Anadolu'nun manevi önderi olarak niteleyen Bahçeli, bugün içinde bulunulan gerilim ve çatışma ortamından kurtuluşun reçetesi olarak Yunus Emre'yi daha iyi anlamakla olacağını savundu. <br /><br />Bahçeli'nin açıklamlarının tam metni ve görüntüleri şöyleydi: <br /><br />Değerli Milletvekili Arkadaşlarım, <br /><br />Basınımızın Muhterem Temsilcileri, <br />Hepinizi en iyi dileklerimle ve saygılarımla selamlıyorum. <br /><br />Bu Grup toplantımızın yapıldığı gün, aynı zamanda büyük Türk düşünürü Yunus Emre’nin anıldığı "Uluslararası Yunus Emre Kültür ve Sanat Haftası”na rastlamış bulunmaktadır. <br /><br />Bildiğiniz gibi, Yunus Emre, Anadolu’da Türk birliğinin ve kardeşliğinin sağlanmasında rol almış manevi önderlerin başında gelmektedir. <br /><br />O’nun insan sevgisi ile yoğrulmuş şiirleri yüzlerce yıl dilden dile gönülden gönüle ulaşarak, vatan yaptığımız bu topraklarda barışın, huzurun kökleşmesine vesile olmuştur. <br /><br />Allah sevgisi ve beşeri sevgiyi tasavvuf ile kaynaştırmış, her şeyden önce insan olmanın doğasını, kardeşlik duygusunun erdemini ve ilahi aşkın terbiyesini, muhteşem bir manzum terkip ile ortaya koymuştur. <br /><br />Bugün de içinde bulunduğumuz, gerilimler ve çatışmalarla yoğunlaşmış ortamda, en çok ihtiyacımız olan “sevgi” ve “hoşgörü”yü rehber edinen Yunus’un mesajlarının daha iyi anlaşılması ve nüfuz edilmiş olması hepimizin dileğidir. <br /><br />Yaratılanı yaratandan ötürü hoş gören bir yüksek vicdanın Türkçe seslenişinin, aziz milletimizde bugün de cevap ve yankı bulmasını temenni ediyor, büyük Türk ozanı ve tasavvuf ehli Yunus Emre’yi hayranlık, sevgi ve rahmet ile anıyorum. <br /><br />Değerli Milletvekilleri, <br /><br />Türkiye’nin sancılı siyasi gündemi her geçen gün yeni sorunlarla ağırlaşmakta ve çok ciddi bir güven bunalımı ve iktidar çözülmesi yaşanmaktadır. <br /><br />Bunun sonucu içinden geçtiğimiz kriz dönemi kontrol edilemez ve yönetilemez bir hale gelmektedir. <br /><br />Her gün bir yenisi yaşanan bunalımların yıkıcı tahribatı altında ezilen Türkiye, her alanda ağırlaşan kronik sorunlar, tehdit ve tehlikeler karşısında savunmasız ve çaresiz bırakılmıştır. <br /><br />Etnik bölücülük gündeminin zemin kazanması; etnik tahriklerin iç çatışma riskini arttırmış olması; üniversitelerde yaşanan gerginlikler; sosyal yaraların kangrene dönüşmesi; makro ekonomik dengelerdeki yapısal bozuklukların su üstüne çıkması sonucu ekonomide çizilen hayali pembe tabloların kumdan kaleler gibi teker teker yıkılması, bunun göstergeleri ve işaretleridir. <br /><br />Bu durum, son dönemde pusulasını iyice şaşıran ve çok ağır bir yönetim aczi ve zaafı içine düşen Adalet ve Kalkınma Partisi hükümetinin eseridir. <br /><br />Bugün Türkiye; <br /><br />- Varlığını şeklen sürdüren, <br /><br />- Ülkeyi yönetme iradesi ve kapasitesine sahip olmayan, <br /><br />- Çok derin bir kavrama, anlama ve muhakeme bunalımı ve inandırıcılık ve itibar sorunu yaşayan, <br /><br />- Sağduyu yerine inatlaşmayı, demokratik uzlaşma yerine dayatmayı rehber edinen, <br /><br />- Siyasi geleceğini ne pahasına olursa olsun kurtarmak için meşruiyeti tartışmalı her yolu ve yöntemi meşru sayan, <br /><br />- Panik psikolojisi içinde dengesini ve kontrolü tamamen kaybeden ve, <br /><br />- Siyasi anlamda felç olmuş bir hükümetle karanlık bir tünelde sonu meçhul bir yolculuğa mahkûm edilmiştir. <br /><br />Bu hazin durumun tevil götürecek, inkar edilecek, saptırılacak ve gizlenecek bir tarafı artık kalmamıştır. <br /><br />Bir taraftan ucuz bir milli irade edebiyatı yaparken, diğer taraftan fiil ve icraatıyla Türkiye’yi bu duruma sokarak milletin emanetine ihanet eden AKP’nin macera yolculuğunda gelinen bu son durakta, araba yoldan çıkmak üzeredir. <br /><br />Türkiye şimdi bunun sancılarını, sıkıntılarını ve çalkantılarını yaşamaktadır. Bu noktadan sonra, tel tel dökülen Adalet ve Kalkınma Partisi’nin dikiş tutması artık mümkün değildir. <br /><br />Sayın Milletvekilleri, <br /><br />Türkiye’yi yönetmenin asgari icaplarını bile yerine getiremeyecek bir duruma düşen AKP hükümetinin bütün rasyonel ölçülerden uzaklaştığının son tezahürleri, 1 Mayıs kutlamalarında görülmüştür. <br /><br />1 Mayıs’ta İstanbul’da yaşanan esef verici olaylar ve bir savaş ortamını andıran görüntüleri milletimiz hak etmemiştir. <br /><br />- Kuru bir inat ve anlamsız bir tahrikçilik bayraktarlığı yapan AKP hükümeti, toplum psikolojisini ve gerilim dinamiklerini doğru okuyamamış ve bu tutumuyla bu utanç tablosunun başlıca mimarı olmuştur. <br /><br />- Hedef ayrımı yapılmaksızın kontrolsüz ve topyekün güç kullanılması olayları çığırından çıkarmıştır. Bu puslu ortam, yasadışı bazı bölücü örgütlerin kışkırtıcı militanlarının sahneye çıkmasını da kolaylaştırmıştır. <br /><br />Etnik bölücülerin terör örgütü ve İmralı canisi lehine kanunsuz sokak eylemleri karşısında “Kopenhag siyasi kriterleri” bahanesiyle sessiz ve tepkisiz kalan ve bu başkaldırılara “Batı standartlarını” uyguladığını söyleyerek bundan iftihar payesi çıkaran hükümet, 1 Mayıs’ta işçilere karşı ise “ceberut AKP kriterlerini” uygulamıştır. <br /><br />- Avrupa Birliği’nin siyasi himaye altına aldığı etnik bölücülere karşı Brüksel’e diyet borcu nedeniyle müsamahalı davranan Sayın Başbakan’ın Brüksel’in ilgi alanına girmeyen Türk işçisine karşı sergilediği sert tavır dikkatlerden kaçmamıştır. <br /><br />- Bu vesileyle sahte demokratlık maskesi düşmüş ve herkesin hangi irtifada durduğu, gerçekte kimin ayak, kimin de baş olduğu milli vicdanda tescil edilmiştir. <br /><br />- Kendisinin de işçi kökenli olduğunu şimdi mahcup bir şekilde hatırlayarak vicdanını temizlemek için boşuna bir gayret içine giren Sayın Başbakan, bu ayıbın yükünden asla ve asla kurtulamayacaktır. <br /><br />1 Mayıs’ta İstanbul’da şahit olunan çirkin manzaralardan başta AKP hükümeti olmak üzere herkes gereken dersleri çıkarmalıdır. <br /><br />- Burada, bazı münferit aşırılıklar dışında, talimatları uygulayan emniyet güçlerimizi topyekün suçlamak ve töhmet altında bırakmak da doğru bir yaklaşım değildir. <br /><br />Değerli Milletvekili Arkadaşlarım, <br /><br />Adalet ve Kalkınma Partisi aleyhine açılan kapatma davasında 52. güne girilmiştir. <br /><br />Bu süreçte yaşanan gelişmeler, ilginç ve ibret verici bir seyir izlemeyi sürdürmektedir. <br /><br />- Sayın Başbakan ve AKP, önümüzdeki soruna hukuk ve meşruiyet çerçevesinde ve Meclis çatısı altında makul bir çözüm bulunması için henüz bir görüş oluşturamamıştır. <br /><br />Aradan iki aya yakın bir süre geçmiş olmasına rağmen kafa karışıklığını ve ataleti üzerinden atamamıştır. <br /><br />- AKP yöneticileri bu süreyi erken seçim, Bplanı ve Siirt modeli gibi çeşitli senaryoları basın yoluyla kamuoyuna aktarmak ve tartışmakla geçirmiştir. <br /><br />- Bu arada AKP’nin kapatma sonrası dönem için yedek parti kurma hazırlığına başladığı da basına yansımış, muhtemel parti kurucuları listeleri yayınlanmıştır. <br /><br />Bugün geldiğimiz aşamada, AKP ön savunmasını Yüce Mahkemeye vermiş ve böylece dava süreci fiilen başlamıştır. <br /><br />- Sayın Başbakan ve AKP’nin önümüzdeki süreçte izlemeyi doğru buldukları yaklaşım, tabiatıyla kendi takdir ve değerlendirmelerine kalmış bir husustur. <br /><br />- AKP’nin bu konudaki siyasi hesaplarını ve yalpalamasının sebeplerini bilmemiz beklenemeyeceği gibi bunlar hakkında değerlendirme yapmak da bizim işimiz değildir. <br /><br />Bununla birlikte, son günlerde basın üzerinden kamuoyuna yansıtılan bazı görüş ve senaryolara ilişkin olarak şu hususları bütün açıklığıyla herkesin dikkatine getirmek isterim. <br /><br />- Bazı AKP yöneticilerinin muhalefete göz dağı vererek bu sorunun kendi istedikleri yönde çözümünde Meclis çatısı altında kendileriyle işbirliği yapılmaması halinde, birkaç ay içinde erken seçime gidileceğini söylemeleri, AKP’ye hakim olan telaş ve şaşkınlığın son bir örneğini oluşturmaktan başka bir anlam taşımamaktadır. <br /><br />- Anayasa Mahkemesinde başlatılan hukuki sürecin, erken seçim dahil, harici gelişmelerden etkilenmeyeceği ve kendi mecrası ve takvimi içinde sonuçlanacağı bilinen bir gerçektir. <br /><br />- Öte yandan AKP’nin erken seçim kararı almak için yeterli Meclis çoğunluğu da esasen mevcuttur. <br /><br />Erken seçimin, son seçimde halkın çoğunluğunun verdiği yetkiye rağmen muktedir olmayı becerememesi ve demokrasiyi tehlikeye atması karşısında, yine Türk milletini ikna edebileceğini, daha doğrusu bir kere daha aldatabileceğini düşünüyorsa, bu yola başvurmasının önünde hiçbir engel bulunmamaktadır. <br /><br />- Bu bakımdan AKP yöneticilerinin bunu muhalefete karşı tehdit aracı olarak kullanmaya çalışmalarının, fiiliyatta bizim açımızdan anlamsız, sonuçsuz ve nafile bir çaba olacağının herkes tarafından çok iyi bilinmesinde yarar vardır. <br /><br />- Karar kendilerinindir, istediklerini yapmalarına mani olan da bundan çekinen de yoktur. <br /><br />Kapatma davası sonrası yaşananlar bağlamında kısaca üzerinde durmak istediğim ikinci nokta, Avrupa Birliği’nin yargıya müdahaleyi amaçlayan çabalarının sürüyor olmasıdır. <br /><br />- Çözümün adresini Meclis yerine Brüksel’de gören AKP, bu amaçla dış mihraklardan yardım ve destek aramayı maalesef sürdürmektedir. <br /><br />Bu konuda son dönemde ön plana çıkan Avrupalı yetkililer, TürkiyeAvrupa Birliği Karma Parlamento Eş Başkanı ve genişlemeden sorumlu AB Komiseri olmuştur. <br /><br />- Daha önce Türkiye ziyaretinde de kapatma davası konusunda AKP’yi destekleyen AB Komiseri, son olarak Oxford Üniversitesinde verdiği bir konferansta, Türkiye’nin sosyal ve siyasi bünyesi hakkında yadırgadığımız bazı tahliller yapmıştır. <br /><br />Bu kapsamda AB konusunda Türk Milliyetçileri ile Sırp radikalcilerini ve Ukrayna’daki gericileri aynı cephenin içine koyan Komiser, Türkiye’nin gerçeklerini hiç anlamadığını bu sözleriyle bir kere daha göstermiştir. <br /><br />Aynı konuşmasında AKP’ye yeni bir kimlik bularak “çoğu değişime uğramış eski İslamcı olan Müslüman Demokrat” sıfatını kullanan Genişlemeden Sorumlu AB Komiseri Rehn, Türkiye’deki çatışma ve kırılma hatları hakkında, derinliği olmayan ve gerçeklerden kopuk sosyolojik ve siyasi değerlendirmeler yaparak Türkiye’deki tartışmalara katkıda bulunmaya ç