tag:blogger.com,1999:blog-19174393.post-1132838962215580022005-11-24T13:46:00.000+02:002005-11-24T16:01:33.043+02:00Fenerbahçe-AC Milan: 0-4"Eksiklerine rağmen Fenerbahçe başarılı olabilir mi?" sorusunun yanıtı malesef "hayır" oldu. Dün gece oynanan maç için ayaklarım bir türlü çekmemişti beni Şükrü Saracoğlu'na. Ancak rakip kaleye de futbolcuların ayaklarının bu kadar yabancı ve isteksiz kalacağını da düşünmüyordum. Deplasmanda oynanan Shalke 04 maçındaki dağınık futbol ve o maçın ardından grupta Fenerbahçe için oluşan olumsuz tablonun sanırım bunda önemli bir payı vardı.<br /><br />Shevchenko-Servet karşılaşmaları, Fenerbahçe için dramatik ancak hem Şükrü Saracoğlu Stadyumu hem de Türk Futbolu için çok da yabancı değildi. Ukrayna-Türkiye maçında da yenilgimizin önemli nedenlerinden olan bu ikilinin eşleştirilmesinin tekrarı başrollerini Shevchenko'nun oynayacağı bir filmin finalinde 'jön' ün performansıyla izleyiciyi etkilemesi için yazılmış bir senaryo doğrultusunda olabilirdi belki ama bir futbol maçında teknik direktörün taktiği asla olmamalıydı. Evet, Shevchenko'nun gol atması için bu maçta neler yapılmalı diye bir beyin fırtınası yapılmış olsaydı en önce akıllara gelecek fikir; "bu maçta Servet mutlaka oynamalı!" olurdu. Malesef öyle de oldu.<br /><br />Fenerbahçenin eksik bir kadro ile Milan maçını kaybetmesi sürpriz sayılmamalı ancak gerekli mücadeleyi yapıp yapmadığı mutlaka sorgulanmalı. Fenerbahçenin zorluk derecesi bu denli yüksek bir maçta gördüğü tek sarı kartın 83. dakikada skor 4-0'ken bir orta saha mücadelesinde gereksiz bir hareketle Deniz tarafından olması oldukça düşündürücü. Aynı gece oynanan Real Madrid - Lyon maçında maçın başlangıç döneminde ikinci turu garantilemiş Lyon takımının neredeyse ortasahası ve defansının tamamı sarı kart gördü. Lyon maçın başından itibaren kararlı bir şekilde kalesine gelen Real Madridi böyle durdurdu. Bütün bu kartlara rağmen golü kalesinde gören Lyon, Real'in yorulmasından sonra da Carew ile skoru eşitledi ve istediğini alarak evine döndü. Fenerbahçe-AC Milan maçında ise misafirperverlik duygusu taraftarla sınırlı kalmayıp sahadaki futbolculara da yansıyınca sonuç kaçınılmaz oldu.<br /><br />Fenerbahçe, Turkcell Süper Liginde oynadığı maçlarda oyunun istediği dönemlerinde sahaya bütüncül futbolunu yansıtabiliyor. Özellikle bu sezon bunu rahatlıkla gözlemleyebiliyoruz. Ancak Avrupa için bu söz konusu olmuyor. İki kulvar arasındaki kalite farkına genç ekibin özgüven eksikliği de eklenince böylesi sonuçlar alınabiliyor. Bunu aşmak da takımda Alex-Anelka ve Appiah kalitesinde başka yabancıların da transferiyle ancak mümkün olacaktır. Luciano, Nobre ve daha iyisi bulunursa Aurelio gönderilip yerlerine uluslararası tecrübeye sahip oyuncular transfer edilerek Fenerbahçe'nin Avrupada performansı arttırılabilir. Yerli oyuncuların en iyilerini zaten her zaman Fenerbahçe'nin transfer edebildiği ve zaten kadrosunda bulundurduğu yerli oyuncuların neredeyse tamamının milli futbolcular olduğu gerçeği de bu görüşü destekleyen en önemli unsurdur.<br /><br />Avrupada oynanan maçlarda futbolcuların deneyimlerini arttırmalarının yanı sıra teknik ekibin ve yönetimin de deneyimlerini arttırmaları ve çıkardıkları dersler konusunda ciddi anlamda çalışmaları gerekmektedir. Yönetim, özellikle yabancılarının tamamını belli bir kalite standartına çekmeli ve teknik yönetim ise Türkiye'de modern futbolu en iyi algılayan hocaların başında gelen Ersun Yanal'ı dikkatle incelemeli bence. Gençlerbirliğinin Ersun Yanal ile Avrupada oynadığı maçları bir düşünün. Kadro kalitesi olarak Fenerbahçe ile asla mukayese edilemeyecek bir takıma nasıl bir futbol oynattığı ve aldığı neticeler tekrar hatırlanıp analiz edilmeli. Burada Ersun Yanal Fenerbahçe'nin başına gelmeli sonucuna varmak değil niyetim çünkü Türkiye'de hem medya hem de Fenerbahçe camiasının politik yapısı bunun için uygun değil. Fenerbahçe'de teknik direktörlük yapmak hem teknik hem de politik beceri gerektirmektedir. Bunu becererek uzun süre Fenerbahçe'nin başında kalabilen tek isim de Cristoph Daum'dur. Bunu eleştiri değil bir tespit olarak vurgulamak istiyorum.<br /><br />Fenerbahçe, Avrupada kalesinde az pozisyon gören mücadeleci bir anlayışla ancak başarılı olabilir. Yenildiğinde 1-0 ve yendiğinde de 1-0 lık skorları, 0-0'lık beraberlikleri daha çok görmeye başladığımızda Fenerbahçe'nin oyun sistemi açısından doğru yönde ilerlediğini düşünmeye başlayabiliriz.<br /><br />Gelelim Galatasaray-Fenerbahçe maçına; önceki yazımda Galatasaray'ın medya tarafından favori ilan edileceğini öne sürmüştüm. Milan hezimetinin de bu ortamın oluşmasını destekleyeceğini düşünürsek artık hiç şüphem kalmadı. Geçmiş yıllarda G.Saray-Fenerbahçe maçları özellikle de Avrupa kupası maçlarının ardından gelince çok ilginç sonuçlar doğurabiliyordu. Fenerbahçe'nin Sigma'ya açık farkla mağlup olması ve Galatasaray'ın E.Frankfurt'u iyi döneminde elemesinin hemen sonrasında yapılan Galatasaray-Fenerbahçe maçı A.Samiyen'de Fenerbahçe'nin 1-0'lık üstünlüğü ile kapanmıştı. Çoğu zaman olduğu gibi "Sürpriz" bir galibiyet almıştı Fenerbahçe. "Çoğu zaman olduğu gibi Sürpriz" tanımlamasını önceki yazımı okuyanlar anlayacaktır, okumayanlara ise okumalarını öneriyorum. Önümüzdeki Galatasaray-Fenerbahçe maçı öncesi oluşan tablonun tek farkı ise Galatasaray'ın Avrupa kulvarını erken terketmiş olması.<br /><br />Bakalım bu kez sonuç nasıl olacak? Favorimi kazanacak yoksa çoğu kez olduğu gibi sürpriz mi?Şakir Sarıhttp://www.blogger.com/profile/03845158825324215951noreply@blogger.com