tag:blogger.com,1999:blog-184106752009-04-11T07:22:20.974+03:00Bokumda boncuk buldum...bok, bildiğin bok işte. neler de çıkıyor içinden...bokumda boncuk varnoreply@blogger.comBlogger124125tag:blogger.com,1999:blog-18410675.post-1159921568157701782006-10-04T03:26:00.000+03:002006-10-04T03:26:08.163+03:00plutondan selam var<div style="margin-bottom:25px;margin-top:25px;"><div style="width:320px;text-align:left;"><style type="text/css"><!-- #ikae5v6fzjp57fenltssrxebm7ipl3lqcrat3y6la{width:320px;height:256px;border:none;margin:0px;} --></style><iframe src="http://www.dailymotion.com/blog/video/775752?key=kae5v6fzjp57fenltssrxebm7ipl3lqcrat3y6la" style="width:320px;height:256px;border:none;margin:0px;" width="320" height="256" frameborder="0" marginwidth="0" marginheight="0" scrolling="no" id="ikae5v6fzjp57fenltssrxebm7ipl3lqcrat3y6la">Dailymotion blogged video</iframe><br /><span style="margin-top:0px;"><a href="http://www.dailymotion.com/video/xgmko_plutondan-selam-var">plutondan selam var</a><br />Video sent by <a href="http://www.dailymotion.com/bokumdakiboncuk">bokumdakiboncuk</a><br /></span></div></div> plutonun suları hoştur içmeye<br />köprüsü yıkılsa da uydusu var gelip geçmeye<div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18410675-115992156815770178?l=bokum.blogspot.com'/></div>bokumda boncuk varnoreply@blogger.com10tag:blogger.com,1999:blog-18410675.post-1154444533294167852006-08-01T18:01:00.000+03:002006-08-01T18:02:13.316+03:00amerikan rüyası *adımı mı değiştirmeliyim ?<br />bu beni uzaklaştırır mı?<br />biraz kilo mu versem?<br />bir yıldız olacak mıyım?<br /><br />bir erkek olmayı denedim<br />bir kız olmayı denedim<br />bir belirsiz olmayı denedim<br />en iyisi olmayı denedim<br />sanırım yanlış yaptım<br />işte bu yüzden bu şarkıyı yazdım<br /><br />bu tür bir modern yaşam? bu benim için mi?<br />bu tür bir modern yaşam? bu bedava mı?<br />bir bara gittim ve ilgi bekledim<br />küçük bir şirket - bir arkadaş bulmayı denedim<br />hep aynısının olduğunun söylenmesi daha kolaydır<br />bu tür bir modern yaşam, benim için değil mi?<br />bu tür bir modern yaşam, bedava değil mi?<br /><br />amerikan rüyası<br />amerikan rüyasını yaşıyorum<br />sen benim gördüğüm en iyi şeysin<br />sadece bir rüya değilsin<br /><br />dik durmayı denedim<br />en üstte durmayı denedim<br />bir parçası olmayı denedim<br />ama nasıl olduysa unuttum<br />bunları neden yaptığımı<br />ve neden daha fazlasını istediğimi<br /><br />bu tür bir modern yaşam, benim için değil mi?<br />bu tür bir modern yaşam, bedava değil mi?<br /><br />amerikan rüyası<br />amerikan rüyasını yaşıyorum<br />sen benim gördüğüm en iyi şeysin<br />sadece bir rüya değilsin<br /><br />bir erkek olmayı denedim<br />bir kız olmayı denedim<br />bir belirsiz olmayı denedim<br />en iyisi olmayı denedim<br />bir dost bulmayı denedim<br />dik durmayı denedim<br />en üstte olmayı denedim<br /><br />boşversene...<br /><br />adımı mı değiştirmeliyim ?<br />bu beni uzaklaştırır mı?<br />biraz kilo mu versem?<br />bir yıldız olacak mıyım?<br /><br />Bir "soy latte" içiyorum<br />büyük bir yudum alıyorum<br />vücudumun içinden geçiyor<br />ve sen biliyorsun ki,<br />ben tatmin oldum,<br />mini cooper 'imi sürüyorum<br />super-dooper'i hissediyorum<br />Onlar benim bir trooper olduğumu söylüyorlar<br />ve sen biliyorsun ki, ben tatmin oluyorum<br />yoga ve pilates yapıyorum<br />oda yanan insanlarla dolu<br />vücutlarını kontrol ediyorum<br />ve benim tatmin olduğumu biliyorsun<br />izotopları kurcalıyorum<br />metafiziğin bu boku yapay maddeler<br />ve bunlar bana sadece umut verebilir<br />ve benim tatmin olduğumu biliyorsun<br /><br />bir avukatım ve bir yöneticim var<br />bir ajanım ve bir aşçım<br />üç bakıcı, bir yardımcı<br />bir şoför ve bir jet uçağı,<br />bir antrenör ve kasap<br />ve bir badigard, ya da 5 tane<br />bir bahçevan ve bir tasarımcı<br />benim tatmin olduğumu mu düşünüyorsun?<br />aşırı bakış açımı açıklamak istiyorum<br />bir hristiyan ya da yahudi değilim<br />sadece amerikan rüyasını yaşıyorum<br />ve farkediyorum ki, hiçbir şey göründüğü gibi değil<br /><br /><br />* madonna - american life ' şarkısının tarafımdan tercüme edilmiş halidir.<div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18410675-115444453329416785?l=bokum.blogspot.com'/></div>bokumda boncuk varnoreply@blogger.com7tag:blogger.com,1999:blog-18410675.post-1154374279052421432006-07-31T22:18:00.000+03:002006-07-31T22:31:19.076+03:00<a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.koyogretmeni.com/"><img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 269px; height: 104px;" src="http://www.koyogretmeni.com/wp-content/myfotos/destek-resimleri/banner125X60.gif" alt="" border="0" /></a>Köy öğretmenlerinin ve köy okullarının öykülerinden, zor koşulların getirdiklerini aşmaktan bahseden, ihtiyaçları olan köy okullarının duyurularının yer aldığı , köyöğretmenlerine ve köy okullarına adanmış bir blog sitesi.<br /><a href="http://www.koyogretmeni.com/">Giriş için tıklayın. </a><div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18410675-115437427905242143?l=bokum.blogspot.com'/></div>bokumda boncuk varnoreply@blogger.com2tag:blogger.com,1999:blog-18410675.post-1154297986030977702006-07-31T01:10:00.000+03:002006-07-31T01:19:46.046+03:00lan, lan, lan... yaz okulu, sıcak, yandım ulansonbahar ve bahar döneminde ders yükünüz ağır gelir, bir dersten kalırsınız. "seneye tekrar uğraşmıyayım" diyerek, yaz tatilinizi feda eder, teklifleri reddeder, götü sıka sıka yaz okuluna gidersiniz.<br /><br />sınav dönemleri çok kasarsınız, ama birileri sizden belki birazcık daha fazla kasar.<br /><br />puanlar açıklanır, ortalamanın 12 puan altındasınızdır. sonbaharda ortalamanın 20 puan altının geçtiğini düşünerek geçmeye kesin gözle bakarsınız.<br /><br />fakat, not aralığı belirlemek hocaların kötü anına denk gelmiştir, "bırakalım bunları" diyerek yaz okulunda bir ay derslere girmenizi umursamadan fd 'yi, ff'i basıbasıverirler.<br /><br />bu notları veren hocaların kulakları çok çınlar. hatta öyle çınlar ki, bir dönem boyunca devamlı duyma bozukluğu yaşarlar.<br /><br />yaz okulunda alınan dersten kalmak çok feci koyar. verdiğiniz para, verdiğiniz emekler, insanlar tatildeyken okulda olmak ama buna rağmen "kaldı" ibaresini görmek lanet ettirir yaz okuluna.<br /><br />hocaların körv yüksek çıksın diyerek, 0 alanları ortalamaya katmamış olmaları da ayrı bir yazının konusudur.<br /><br />lanet olsundur.<br /><br /><br />ve bir yıl sonra gelen devam...<br /><br />aynı dersi tekrar yaz okulunda alırsınız. bu sefer durum çok kritiktir, geçerseniz sınıfı geçecek, kalırsanız okulu bir sene daha uzatacaksınızdır. elinizden geleni yaparsınız, çalışırsınız bu sefer derslere, kendinizi ertelersiniz, "2 ay çabuk geçer" dersiniz.<br />sonra istenen cevabı istediği şekilde bulduğunuz halde, "işlem yapmamışsın sen bu soruda. 0 puan" der bir hocanız, sadece harflerden müteşekkil, dolayısıyla işlem yapılamaz bir sınav sorusuna. "a ile b toplanır mı hiç hocam? elma ve armut gibi?"<br /><br />final gelir çatar. paraya kıyıp özel dersler alırsınız bir de. sınava girip çıkarsınız, boşlukta hissedersiniz kendinizi. sonuç ne olursa olsun, en çok sizi sevindirecek ya da en çok sizin canınızı acıtacaktır.<br /><br />şu an beklemekten başka yapılabilecek bir şey yok benim için. belki bir dönem daha çınlatmak zorunda kalacağım o kulakları...<br /><br /><br />evet evet, kafam basmıyo...<div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18410675-115429798603097770?l=bokum.blogspot.com'/></div>bokumda boncuk varnoreply@blogger.com1tag:blogger.com,1999:blog-18410675.post-1153864841343665992006-07-26T00:58:00.000+03:002006-07-26T01:00:41.346+03:00dünya değil galaksi bile kurtarılır bu gazla<blockquote>insanoğlunun ilk uzaya açılıp aya gitmesiyle uzay çağı başlar. uzay çağı dünyalılar için bir ilerleme çağıdır; binlerce yıl böyle yaşamışlardır. uzay çağı geçmiş, zaman ve yaşam galaksi çağına ulaşmıştır. yüzbinlerce yıl geride kalmış, dünya ve gezegenler sistemi uzayda galaksi sistemine dönüşmüştür. medeniyetler, tarihler geride kalmış, insanlar ilk çağlardaki gibi basit yaşamla yetinmeye başlamışlardı. ve bütün güçleriyle ölümsüzlüğü bulmak, devamlı yaşamı sağlamak için amansız bir çalışma ve mücadeleye girişmişlerdi.<br /><br />bu çağlarda dünya milletleri, medeniyetleri, ırkları, dinleri ayrı devletler halinden çıkıp tek bir varlık haline geldiler. tek bir dünyalının yayışları ve kavimleri galaksi çağının dünya insanlarını meydana getiriyordu. dünya çılgın bir nükleer silahlanmanın sonucu olarak yokolma tehlikesiyle karşı karşıya gelmişti. dünya bu gibi tehlikeleri bir kaç kez geçirmiş, hiçbir kuvvet dünyayı yok edememiş fakat dünya bazı zamanlarda parçalara ayrılmış, dünyadan kopan parçalar uzayda meteor taşları haline gelmişti. bazı gezegenlerde hayat devam etmekte, yaşam sürmekteydi.<br /><br />ama nükleer savaş çok hızlanmıştı. hükmetmek, daha güçlü olmak için bu güzel, mutlu dünya delice parçalanırken birden gizli ve çok güçlü bir düşmanla karşı karşıya kalındı. beş milyar yıl önce ışın ve enerjiden madde haline gelen dünyamız galaksi çağında lazer ışınlarının etkisiyle toz bulutları haline gelip parçalanmaktadır.<br /><br />bu düşman kimdi? hangi galaksideydi? bütün dünyalılar bu tehlikeye karşı tek bir silah kullandılar: insan beyin gücü ve iradesiyle birleştirilmiş bir tabakayla karşı koymaya başladılar. insan beyin moleküllerinin sıkıştırılmasıyla oluşturulan bir tabaka dünyayı koruyordu. dünya her saldırı karşısında toz bulutu haline gelmekte, önündeki koruyucu kalkanın arkasına sığınmaktaydı. bu kalkanı delecek tek güç insan beyni ve iradesiyle yaratılacak bir silahtı. ama gerçekte galakside bulunan dünya düşmanları silahları ne kadar güçlü olursa olsun, beyinleri yoktu.<br /><br />dünya ve insanın değeri sonsuzlukta en büyük silahtı. dünyalılar bu bilinmeyen düşmanı aramaya başladılar. ama ne yazık ki gönderilen hiçbir savaşcı geri dönmedi. dünyalılar toplandılar, kavimler biraraya gelip çare aradılar. tek çare düşmanı bulup savaşmaktı. en güçlü, en büyük iki türk savaşçısı ve diğer dünyalılar uzaya açılıp, bilinmeyen düşmana savaş ilan ettiler. bazı dünyalılar bu savaşa katılmadılar...<br /><br />fakat hayal güçlerini gerçek ve mantıkla birleştiren her insan bu savaşa katılıp kazanmak azmindeydi.</blockquote><br /><br />yazan dr. fahrettin cüreklibatur.<div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18410675-115386484134366599?l=bokum.blogspot.com'/></div>bokumda boncuk varnoreply@blogger.com2tag:blogger.com,1999:blog-18410675.post-1153771135450809912006-07-24T22:58:00.000+03:002006-07-24T22:58:55.506+03:00palyacoluk dosyasi<div style="margin-bottom:25px;margin-top:25px;"><div style="width:320px;text-align:left;"><style type="text/css"><!-- #i3omi7cii7pw1lpr0iry1je916sl2t9rvr9sbjffe{width:320px;height:256px;border:none;margin:0px;} --></style><iframe src="http://www.dailymotion.com/blog/video/402893?key=3omi7cii7pw1lpr0iry1je916sl2t9rvr9sbjffe" style="width:320px;height:256px;border:none;margin:0px;" width="320" height="256" frameborder="0" marginwidth="0" marginheight="0" scrolling="no" id="i3omi7cii7pw1lpr0iry1je916sl2t9rvr9sbjffe">Dailymotion blogged video</iframe><br /><span style="margin-top:0px;"><a href="http://www.dailymotion.com/video/x8mvh_palyacoluk-dosyasi">palyacoluk dosyasi</a><br />Video sent by <a href="http://www.dailymotion.com/bokumdakiboncuk">bokumdakiboncuk</a><br /></span></div></div>palyacodan dert dinliyoruz. kim seni ciddiye alsin be... <div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18410675-115377113545080991?l=bokum.blogspot.com'/></div>bokumda boncuk varnoreply@blogger.com0tag:blogger.com,1999:blog-18410675.post-1153444236845570832006-07-21T04:07:00.000+03:002006-07-21T04:10:36.856+03:00Aptallık en büyük günahtır...<p align="center"> <span style="color: rgb(225, 45, 0);font-size:100%;" ><b>Salaklık Tarihine Geçenler</b></span><b><span style="color: rgb(225, 45, 0);font-size:100%;" ><br /> <br /></span></b></p><p align="left"> • Jake Fen isimli Macar adam, esini korkutmak için kendini asmis pozu verdi... Eve gelen es kocasini o halde gorünce bayildi..Kapiyi açik gören komsu kadin içeri girince iki cesetle karsilastigini sanip evi soydu.Topladiklari ile çikarken Jake kadina bir tekme atti. Cesedin canlandigini sanan kadin korkudan öldü..Jake beraat etti..<br /> <br /> • New York'ta 5'inci caddede bir adama araç hafifçe çarpti. Adama birsey olmamisti.. Soförle konustu ve kalkacakken olayi gören biri yanina gelerek,kalkmazsa sigortadan para alabilecegini soyleyince yeniden aracin önüne yatti. Araç sürücüsü ise adamin gittigini düsünerek gaza basti ve adam öldü...<br /> <br /> • Bayan Carson Amerika'nin New York kentinde yasiyordu.. Birgün eglenmek için cenaze isleri yapan bir sirketle anlasti. Sirket eve telefon etti ve bayan Carson'un kalp krizi geçirip öldügünü söyledi . Aile hemen kostu. Bu sirada tabutun içinde yatan bayan Carson birden dogruluverdi. Ama kizi o anda kalp krizi geçirip öldü...<br /> <br /> • Romollo Ribaldo issizdi. Pisa kentinde oturan 42 yasindaki bu Italyan birgün, tabanca ile intihar etmeye hazirlandi. Esi onu engellemek icin dil döktü.. Sonunda Romolo aglamaya basladi ve intihardan vazgeçip silahini yere firlatti. Ates alan tabancadan çikan mermi esine isabet etti ve esi öldü...<br /> <br /> • Kansas Wichita'daki polis,havaalanı otelinde 22 yaşında bir adamı sahte 16 dolarlık iki banknotu kullanmaya çalışırken yakaladı.<br /> <br /> • Güney Afrika Johannesbur'da iki adam birbirlerinin kafası üzerine koydukları bira kutularına ateş ederlerken birisi arkadaşının yüzüne ateş etti.Adam ağır yaralandı.<br /> <br /> • Bir şirket,çalışanlarının iş başında güvenli gözlük kullanmalarını teşvik etmek için özel bir film izletti.Kanlı iş kazalarını gösteren film o kadar canlıydı ki 25 kişi odadan kaçtı.13 işçi bayıldı.ve işçilerden biri sandalyeden düşerek kafasını yardı.<br /> <br /> • Washington'da bir suçlu hapishaneden kaçtı.Birkaç gün sonra kız arkadaşıyla yemeğe gitti.Ama uzun süre geri dönmeyince kız arkadaşı merak ederek polise haber verdi.Polisler adını duyunca kim olduğunu anladılar ve yakaladılar.<br /> <br /> • *Michigan lonia'da sarhoş bir hırsız,iki hizmetçi kızdan nakit para istedi,kızlar parayı vermeyi reddedince adam polis çağıracağını söylerek onları korkutmaya çalıştı.Kızlar aldırmayınca adam gerçekten polis çağırdı ve tutuklandı.<br /> <br /> • *Pennsylvania Radnor'da bir şüpheliyi sorguya çeken polis,şüphelinin kafasına metal bir süzgeç yerleştirmiş ve tellerle fotokopi makinasına bağlamıştı.Polisin Fotokopi makinasında şüphelinin yalanlarının yazdığını söylemesi inanan şüpheli suçunu itiraf etti.<br /> <br /> <b>İKİZİNİ ÖLDÜRDÜ - </b> <br /> <br /> Marko ve Roberto de Solisa adlı iki kardeş, birbirleriylepek iyi geçinemiyorlardı. Roberto'nun sık sık kendisiyle dalga geçmesinedayanamayan Marko, kardeşini, kafasına sıktığı tek kurşunla öldürdü. Bubasit bir cinayet gibi görünebilir. Ancak gerçek öyle değil. Çünkü Marko ile Roberto aynı dolaşım sistemini paylaşan yapışık ikizlerdi. Roberto'nun ölümünden 5 dakika sonra, kan dolaşımı duran Marko da öldü.<br /> <br /> <b>MAYINLA FUTBOL - </b><br /> <br /> Komboçya'da 2 asker, patlamamış mayınla futbol oynamaya kalkınca hayatlarını kaybetti. Olayı ilginç kılan bir başka nokta, parçalanarak can veren 2 askerin, Kamboçya ordusunun "en iyi mayın uzmanları" arasında yer almasıydı.<br /> <br /> <b>TÜKÜRÜK KURBANI - </b><br /> <br /> ABD'nin Alabama eyaletinde 25 yaşındaki bir asker tükürme alışkanlığının kurbanı oldu. Pencerenin kenarına oturarak, tükürüğünü, büyük bir tencere şeklindeki sokak lambasına isabet ettirmeye çalışan asker, dengesini kaybedip 11. kattan düştü.<br /> <br /> <b>COLADAKİ ÇİVİ - </b><br /> <br /> New Hempshere eyaletinde 10 yaşında bir çocuk, kolasını çiviyle açmaya çalışırken hayatını kaybetti. Kolanın içindeki gaz basıncıyla fırlayan çivi, çocuğun boğazına saplandı ve çocuk yaşamını yitirdi.<br /> <br /> <b>ÖLECEĞİ VARMIŞ - </b><br /> <br /> Amerikalı bir genç, bunalıma girerek 10. kattan aşağıya atladı. Aynı binanın 9. katında, gencin, birbirleriyle sürekli kavga eden anne ve babası oturuyordu. 8.katta ise intihar eden gencin hayatını kurtarabilecek çelik bir ağ vardı. Gencin intihara kalkıştığı sırada, 9. katta anne ve babası yine kavga ediyordu. Eşine iyice sinirlenen baba, elindeki av tüfeğinin tetiğine bastı. Anne kendini yere atarak hayatını kurtardı, ancak tüfekten çıkan saçmalar, o sırada 9. katın hizasında bulunan gencin başına isabet etti.<br /> <br /> • Arizonalı bir adam kelepçelerle oynarken kendini kelepçeledi ve anahtarı bulamadı...<br /> Kendisini kurtarmak için çilingir çağırmak yerine polisi arayınca başı belaya girdi...<br /> Onu kelepçeden kurtaran polisler, ödenmemiş bir kefalet borcu bulunduğunu belirleyince onu yeniden kelepçelediler...<br /> <br /> • Gillette şirketi 1902 yılında güvenli jilet satmaya başladığında<br /> yüzlerce erkek satın aldı.Sonra da bu jiletlerin sakallarını kesmediğini<br /> söyleyerek onları çöpe attılar. Gillette yetkilileri, mutsuz müşterilerin<br /> tıraş olmadan önce jiletin sarıldığı kağıdı çıkarmadıklarını fark ettiler.<br /> <br /> • Chevrolet, yeni model arabası için "Nova" ismini buldu ama sonra<br /> arabayı Latin Amerika'da satamayacakları anlaşıldı... Çünkü "Nova",<br /> İspanyolca'da "gitmez" anlamına geliyordu.<br /> <br /> • 1932 yılında Los Angeles olimpiyatlarında Fransız atlet Jules<br /> Noel'in disk atmada kırdığı olimpiyat rekoru sayılmadı. Çünkü atışı<br /> izlemesi gereken bütün hakemler, sırıkla yüksek atlama yarışmasını<br /> izlemek için arkalarını dönmüşlerdi...<br /> <br /> • 1840'da ABD başkanlığına seçilen William Henry Harrison, çok<br /> soğuk bir günde Washington'da açık havada düzenlenen göreve<br /> başlama töreninde şapka ve palto giymeyi reddederek yaptığı<br /> uzun konuşma sonucu zatürre oldu. Yeni başkan sadece bir ay görev yaptıktan sonra öldü.<br /> <br /> • Meksika'daki bir sağlıklı yaşam merkezinin sahibi, vasiyetine<br /> mezarlığın sigara içilmeyen bölümünde gömülmek istediğini ısrarla ekletmeye çalıştı.<br /> <br /> • 1971'de toprak kaymalarını incelemek isteyen Japon bilim<br /> adamları, büyük bir yağmur fırtınası efekti yapmak için bir tepeyi yangın<br /> hortumlarıyla adam akıllı suladılar. Bu yüzden tepenin çökmesi sonucu meydana<br /> gelen heyelanda, dört bilim adamıyla 11 izleyici hayatını kaybetti.<br /> <br /> • Fransız ordusu, askerlerin mayın tarlalarında yürüyebilmelerini<br /> sağlayan patlamaya dayanıklı botlar icat etti. Fakat botlar o kadar ağır ve<br /> içinde yürünmesi o kadar zordu ki, askerler mayınlarla havaya uçmadan önce<br /> pusuya yatan düşman askerleri tarafından vuruluyorlardı.<br /> <br /> 1985'de New Orleanslı cankurtaranlar o yıl şehrin havuzlarında<br /> kimsenin boğulmamasını kutlamak için bir parti verdiler. Partide<br /> konuklardan biri boğuldu.<br /> <br /> • 1975'de İngiliz bir çift televizyonda en sevdikleri programı<br /> izlerken erkek yarım saat süren bir gülme krizi sonucu kalp krizi geçirerek öldü.<br /> Eşi, cenazeden sonra programın yapımcılarına bir mektup yazarak,<br /> kocasını hayatının son dakikalarında bu kadar mutlu ettikleri için teşekkür etti.<br /> <br /> • 1983'de mağazada hırsızlık yaparken yakalanan San Diegolu bir<br /> kadın polislere eğer onu bırakmazlarsa morarana kadar nefesini<br /> tutacağını söyledi. Polisler kadını bırakmadılar, o da gerçekten<br /> ölünceye kadar nefesini tuttu.</p><br /><p style="margin: 0px;" align="justify"><span style="color:#990000;"> <span style="background-color: rgb(255, 255, 255);"> </span></span><span style="background-color: rgb(255, 255, 255);font-family:Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif;font-size:85%;color:#990000;" >Yaşamak kadar gerçek olan ölüm, kabullenilmesi zor bir durum. Ölüm, sadece trafik veya uçak kazalarıyla gelmiyor. Çok küçük işler gibi görünen birçok olay da can kaybına neden olabiliyor. Kişinin karşısına nerede ve nasıl çıkacağı belli olmayan ölüm, bazen ilginç vesilelerle geliyor.<br /><br /></span><span style="background-color: rgb(255, 255, 255);"><span style="color:#990000;"><span style="font-family:Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif;"><span style="font-size:85%;"><strong><u>İşte en ilginç ölümler:</u></strong><br /><br />- Buenos Aires'te karısına sinirlenip onu öldürmeye karar veren adam, otelin 23. katındaki odalardan karısını aşağıya atar. Kadın elektrik tellerine takılır. İşini sağlama almak isteyen adam, karısının peşinden atlar. Tellere tutunamaz, yere çakılır.<br /><br />- Mısırlı çiftçi, Nil Nehri'ne düşen tavuğunu kurtarmak için suya atlar. Ancak girdaba yakalanır. Kıyıya dönemeyince, bağırarak yardım ister. Bu kez oğlu atlar suya. O da girdaba kapılır. Beraberce yardım isterler. Derken adamın kızı, karısı da aynı kaderi paylaşır. Sonunda tavuk kurtulur ama ardında 6 ölü bırakır.<br /><br />- Iraklı terörist Khay Rahnajet, içinde bomba olan paketi postayla suikast adresine göndermeye kalkar. Ancak yeterli sayıda pul yapıştıramadığı için, paket ev adresine geri gönderilir. İçinde bomba olduğunu unutan acemi terörist paketi açar ve sonrası malum.<br /><br />- Astronot biliminde çığır açan Danimarkalı bilim adamı Tycho Brahe, vaktinde tuvalete giremediği için öldü. 16. yüzyılda yemek bitmeden sofradan ayrılmak hakaret sayılırdı. O gece, şölene gelmeden önce tuvalete girmeyi unutmuştu. Yemekte içkiyi fazla kaçıran Brahe, izin isteyemeyecek kadar nazikti. İdrar kesesi patlayan bilim adamı, 11 gün acı çektikten sonra öldü.<br /><br />- Güney Afrika'nın Cape Town Şehri'ndeki bir hastanede gizemli olaylar oluyordu. Üstelik ölümlerin hepsi, cuma günleri 311 numaralı yoğun bakım odasında gerçekleşiyordu. Hemşireler ve doktorlar buna bir çözüm bulamayınca, devreye polis girdi. Araştırmalar sonuç vermedi. Sır ölümlere uzun süre açıklama getirilemedi. Uzmanlar, odanın havasını bakteriyolojik olarak kontrol ettiler. Sonuç sıfırdı. Bu arada ölümler devam etti. Sonunda oda sürekli olarak gözetim altına alındı ve neden ortaya çıktı. Cuma sabahları saat 06.00'da odaları temizleyen görevli, hastanın başındaki solunum cihazının fişini çekerek elektrik süpürgesinin fişini takıyordu.<br /><br />- Marco ve Roberto adlı iki kardeş, hiç geçinemiyorlardı. Roberto'nun sık sık kendisiyle dalga geçmesine dayanamayan Marco, kardeşini öldürdü ama onun ölümünden 5 dakika sonra kendisi de öldü. Çünkü Marco ile Roberto, aynı donanım sistemini paylaşan ikizlerdi. Roberto ölünce, Marco'nun da kan dolaşımı durmuştu.<br /><br />- ABD'nin Alabama Eyaleti'nde 25 yaşındaki bir asker tükürme alışkanlığının kurbanı oldu. Pencere kenarında oturarak tükürüğünü sokak lambasına isabet ettirmeye çalışan bir asker, dengesini kaybedip 11. kattan düşerek hayatını kaybetti.<br /><br />- 1995 yılında Coca Cola makinesinden bedava soda almaya çalışan bir adam, aniden fırlayan kola kutusu yüzünden hayatını kaybetti.<br /><br />- Jake Fen isimli Macar adam, eşini korkutmak için kendisini asmış pozu verdi. Eve gelen eş, kocasını o halde görünce bayıldı. Kapıyı açık gören komşu kadın içeriye girince, iki cesetle karşılaştığını sanıp evi soydu. Topladıkları ile çıkarken, Jake kadına bir tekme attı. Cesedin canlandığını sanan kadın, korkudan öldü.<br /><br />- New York'ta caddede bir adama araç hafifçe çarptı. Adama bir şey olmamıştı. Şoförle konuştu ve kalkacakken olayı gören biri yanına gelerek, kalkmazsa sigortadan para alabileceğini söyleyince yeniden aracın önüne yattı. Araç sürücüsü ise adamın gittiğini düşünerek gaza bastı ve adam öldü.<br /><br />- Bayan Carson, Amerika'nın New York Kenti'nde yaşıyordu. Bir gün eğlenmek için cenaze işleri yapan bir şirketle anlaştı. Şirket eve telefon etti ve bayan Carson'un kalp krizi geçirip öldüğünü söyledi. Aile hemen koştu. Bu sırada tabutun içinde yatan bayan Carson, birden doğruluverdi. Ama kızı o anda kalp krizi geçirip öldü.<br /><br />- Romollo Ribaldo, işsizdi. Pisa Kenti'nde oturan 42 yaşındaki bu İtalyan, bir gün tabanca ile intihar etmeye hazırlandı. Eşi onu engellemek için dil döktü. Sonunda Romolo, ağlamaya başladı ve intihardan vazgeçip silahını yere fırlattı. Ateş alan tabancadan çıkan mermi eşine isabet etti ve eşi öldü.<br /><br />- Sibirya'nın köylerinden birinde cenaze mezarlığa götürülüyormuş. Mısır tarlasının ortasında, tabut köylülerin ellerinden düşüvermiş. Tabutun içindeki ceset düşüp dereye yuvarlanmış. Akıntı, cesedi dinamitle avlanan balıkçıların yanına sürüklemiş. Balıkçılar "Acaba adamı dinamitle biz mi öldürdük?" diye endişeye kapılarak, cesedi askeri kışlanın tellerine bırakmışlar. Nöbetçi er, bölgeye birinin yaklaştığını düşünerek cesedi yaylım ateşine tutmuş. Hemen ambulans çağrılmış. Delik deşik olan ceset, hastaneye kaldırılmış. Operasyon 6 saat sürmüş. Ameliyattan çıkan doktor, alnından akan terleri silmiş ve "Çok zor oldu ama galiba yaşayacak" demiş<br /><br />- 1983'te mağazada hırsızlık yaparken yakalanan San Diegolu bir kadın, polislere 'eğer onu bırakmazlarsa' morarana kadar nefesini tutacağını söyledi. Polisler kadını bırakmadılar, o da gerçekten ölünceye kadar nefesini tuttu.<br /><br /></span></span></span></span></p> <span style="background-color: rgb(255, 255, 255);"><span style="color:#990000;"><span style="font-family:Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif;"><span style="font-size:85%;">- Bir fil bakıcısı filin temizliği ile ilgilenirken filin posasının altında kalıp can vermiş.<br /><br />- Bir lunaparkın 2 kafadar gece bekçisi, park kapandıktan sonra dönen salıncaklara binmeye karar vermişler. Yönetici kabinine girmişler, aleti çalıştırmışlar. Makinenin ısınması için 1 dakika kadar süre gerekiyor tabii. Salıncaklara bir güzel kurulmuşlar. 1 dakikalık süre geçmiş, alet çalışmaya başlamış. Ama 2 kafadar, seans süresini ayarlamayı unutunca bütün gece kusarak ölmüş.<br /><br /><u><strong>Bunlar da ilginç ölüm nedenleri:</strong></u><br /><br />- Her yıl, çatıya çıkıp anteni değiştirenlerden bin 800 kişi can veriyor. Çatıdan düşen ama ölmeyenlerin sayısı da 2 bin civarında.<br /><br />- Özellikle son yıllarda, cinsel ilişki sırasında ölenlerin sayısında oldukça büyük bir artış var. 1 yılda bin 500 kişi seks yaparken can veriyor.<br /><br />- Dünyanın en zor mesleklerinden biri de kuşkusuz otomobil tamirciliğidir. Her yıl, bu iş sektöründe 900 kişi hayatını kaybediyor.<br /><br />- En fazla ölümlerin yaşandığı iş kollarından biri de boyacılık sektörü. Dünya üzerinde her yıl bin 100 kişi, boya merdiveninden düşerek ölüyor.<br /><br />- Her yıl 33 bin kişi, yanlış iğne nedeniyle ölüyor. Özellikle Afrika'da, bu tarz ölümler artık normal sayılıyor.<br /><br />- Her yıl, gömlek veya pantolon düğmesi dikerken 299 kişi ölüyor. Dikiş sırasında iğneyi vücuduna batıranlardan bazılarının ölüm nedeni: Bulaşıcı hastalık.<br /><br />- Her yıl, 2 bin 480 kişi ampul değiştirirken elektrik çarpması nedeniyle ölüyor.<br /><br />- İlginç ölümlere maruz kalanlardan bazıları da kasa görevlileri. Her yıl ya soyguncuların kurşunu ya da müşterilerle tartıştıkları için 6 bin 500 görevli ölüyor.<br /></span></span></span></span><br /><p align="left"><br /></p><p align="left"><br /></p><div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18410675-115344423684557083?l=bokum.blogspot.com'/></div>bokumda boncuk varnoreply@blogger.com1tag:blogger.com,1999:blog-18410675.post-1153416758909855222006-07-20T20:30:00.000+03:002006-07-20T20:32:38.936+03:00Tuba Öztop ve savaş ay röportajından kesitler<a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://photos1.blogger.com/blogger/4083/1801/1600/9e4820c75b.jpg"><img style="margin: 0pt 0pt 10px 10px; float: right; cursor: pointer; width: 226px; height: 197px;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/4083/1801/320/9e4820c75b.jpg" alt="" border="0" /></a><b> <p align="center"></p></b><blockquote><b><p align="center">MEDYA NOTU<br /><br />EMRE KONGAR</p> <p align="center"><br />SAVAŞ AY'IN UNUTULMAZ RÖPORTAJI </p> <p align="center"> </p> </b> <p><b>Savaş Ay</b>, habercilikle magazini, kendi üslubuyla bütünleştirip Türk medyasında özel bir tarz oluşturmuş bir gazeteci. </p><p>Esas olarak televizyonda parlamış bir gazeteci gibi görünüyor. </p><p>Ama bütün özel yetenekli insanlar gibi her ortamda başarılı olma niteliği var. </p><p>Son zamanlarda, zaten yazarı olduğu <b>Sabah</b> gazetesinin Cumartesi ekinde "<b>Anlat Savaş Abi'ne</b>" adı ile yeni bir röportaj dizisi başlattı. </p><p>Genellikle magazin dünyasının "ünlüleri" ile konuşuyor. </p><p>4 Eylül 2004 Cumartesi günü, <b>Tuba Altıntop</b> adlı bir genç hanımla yaptığı konuşma yayınlandı. </p><p>Yazının başlığında "<b>Şarkıcı Rafet El Roman'la olaylı şekilde boşanan Tuba Altıntop</b>" diye tanıtılan bu genç hanımla yaptığı konuşmanın bazı bölümlerini, "tarihe geçecek" nitelikte gördüğüm için, yorumsuz olarak sütunuma alıyorum: </p><blockquote> <p><b>S. A.:</b> (Boşandıktan sonra) Ne zaman başkasıyla oldun? </p><p><i><b>T. A.: </b>Epey sonra bir arkadaşım vasıtasıyla hayatıma bir insan girdi. Hakan Tanrıkut, Tekstilci.</i> </p><p><b>S. A.:</b> Sonra? </p><p><i><b>T. A.: </b>3 kişiydi Rafet'ten sonra. Beni severler, anlarlar sandım. Yanılmışım. İnsanların çoğunun şeyi kaymış artık? Çok eşlilik marifet değil ki. Hayvanların bile tek eşi vardır. Bir aslanın muhtemelen bir tek kaplan eşi vardır. O avlanır kadın kaplan da çocuklarıyla meşgul olur. Kaldı ki dediğin gibi ben muhafazakar bir insanım. Ceyhanlı'yım.</i> </p><center>* * *</center> <p><b>S. A.:</b> (T. A. "milliyetçiyim" dedikten sonra) MHP'nin başında kim var? </p><p><i><b>T. A.: </b>Osmaniyeli bir bey var da adını unuttum.</i> </p><center>* * *</center> <p><b>S. A.:</b> Hobilerin ne senin? </p><p><i><b>T. A.: </b>Şiir yazarım.</i> </p><p><b>S. A.:</b> Kim var sevdiğin şair? </p><p><i><b>T. A.: </b>Fahir Atakoğlu? Yok yok o değil? Hah Ataoğlu, bir şey Ataoğlu.</i> </p><p><b>S. A.:</b> Ataol Behramoğlu mu? </p><p><i><b>T. A.: </b>O işte. Evde üç tane büyük kitabı var seri. Antoloji yani. Kişinin kendi yazdığı tüm şiirlerin alt alta birleşmesi. Ama içinde şey de var. Tüh! Bende inanılmaz isim kaybı var. Vitaminsizlikten galiba. O tanıdığımız isim var. Sürgüne gitti hani. Yaşlı? Büyük? Yasaklandı ya? Hani başka ülkelerde ödüller verildi. Çok büyük. Bizim oralı. Adanalı?</i> </p><p><b>S. A.:</b> Yaşar Kemal mi yoksa? </p><p><i><b>T. A.: </b>Hah Yaşar Kemal.</i> </p><p><b>S. A.:</b> Şair ha? </p><p><i><b>T. A.: </b>Evet İstanbul üzerine tüm şiirlerini okudum.</i> </p><center>* * *</center> <p><b>S. A.:</b> (T. A. "Bu arada tarihim de çok iyidir. Kanuni'yi mesela çok severim. Yapıtları mesela. Camiler Osmanlı figürleri" dedikten sonra) Peki en büyük eseri ne Kanuni zamanının? Hangi cami? </p><p><i><b>T. A.: </b>Aya Sofya tabii ki.</i> </p><center>* * *</center> <p><b>S. A.:</b> (T. A. "Milli bayramları severim. 23 Nisan, 19 Mayıs" dedikten sonra) Ne olduydu 19 Mayıs'ta? </p><p><i><b>T. A.: </b>Atatürk Samsun'a çıkartma yaptı.</i> </p><p><b>S. A.:</b> Neyle çıkartma gemisiyle mi? </p><p><i><b>T. A.: </b>Kendi gemisiyle. Savarona'yla. Şimdi özel bir mülkiyet satın aldı o gemiyi.</i></p><br /><p><br /></p><br /><p><br /></p><p>Yorumsuzdur efem.<br /></p></blockquote></blockquote><blockquote><p><i></i> </p></blockquote><div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18410675-115341675890985522?l=bokum.blogspot.com'/></div>bokumda boncuk varnoreply@blogger.com4tag:blogger.com,1999:blog-18410675.post-1153250450886148252006-07-18T22:13:00.000+03:002006-07-18T22:20:50.903+03:00kurşun kalem, beyaz kağıtaz önce konuşuyorduk bir arkadaşımla (konuşmuyorduk bile aslında, "chat" yapıyorduk, mimiklere yabancı...)<br /><br />Yazmaktan açıldı konu. En son ne zaman kağıt-kalemle yazdım? diye sordum kendime... nisan 2006, baharın ilk günleri daha, fatih ekspresi, yemekli vagonu... 5 sayfa boyunca yazmıştım, durmadan, düşünmeden, kalem yazmıştı, elim yardım etmişti sadece, ben izledim...<br /><br />ve "blogger olmak"... tuşlara dokunup yazdıklarını yüzlerce insana söylemek, copy-paste yapabilme özgürlüğü, paylaşmak... ama kağıt gibi değil; klavyem, kalem gibi değil...<div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18410675-115325045088614825?l=bokum.blogspot.com'/></div>bokumda boncuk varnoreply@blogger.com0tag:blogger.com,1999:blog-18410675.post-1153227684733819322006-07-18T15:38:00.000+03:002006-07-18T16:01:24.916+03:00Zonguldakspor'dan Pinkfloyd'a dava - oha dedirten haberZonguldakspor yönetim kurulu, Pinkfloyd adlı bir müzik grubunun yıllardır "the wall" isimli albümlerinin tanıtımında, takımlarının logolarını kulladıkları için dava açmaya hazırlandıklarını söyledi.<br /><br />Şaka gibi be.<br /><br />Logomuzu kullanıyorlar deyince, herhalde çok iyi tasarlanmış, çok akılda kalan, çok vurucu bir logoları var dedim zonguldakspor'un. Biraz araştırmadan sonra logoları da buldum.<br /><br />Şöyle bir şeyler,<br /><br /><a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://photos1.blogger.com/blogger/4083/1801/1600/00108218.jpg"><img style="cursor: pointer; width: 185px; height: 189px;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/4083/1801/400/00108218.jpg" alt="" border="0" /></a><a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://photos1.blogger.com/blogger/4083/1801/1600/hammer.jpg"><img style="cursor: pointer; width: 172px; height: 191px;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/4083/1801/400/hammer.jpg" alt="" border="0" /></a><br /><br /><br />Çünkü iki çekici çapraz olarak koymak başka kimsenin aklına gelemezdi. Bizim lisedeki itfaiye kolu da (Y)(A)(N)(G)(I)(N) kovalarının üzerine bu çapraz çekiçlerden koymuşlardı, ama Zonguldakspor' logosundan görmüşler tabi onlar da.<br />İnsanın bunları benzetmesi için çekiç olması gerekmiyor, fakat bunların birbirinden esinlenerek yapıldığını düşünmesi için kazma olması gerekiyor.<br /><br /><br />Zonguldakspor yk'sına şu hediyeyi vermek istiyorum<br /><br /><br /><a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://photos1.blogger.com/blogger/4083/1801/1600/hammer.png"><img style="cursor: pointer; width: 269px; height: 213px;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/4083/1801/400/hammer.png" alt="" border="0" /></a><div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18410675-115322768473381932?l=bokum.blogspot.com'/></div>bokumda boncuk varnoreply@blogger.com31tag:blogger.com,1999:blog-18410675.post-1153151575765539032006-07-17T18:52:00.000+03:002006-07-17T18:52:55.806+03:00aşk kokaraşk kokar.<br /><br />Herkes alır bir aşığın kokusunu. Aşık, aşk kokar çünkü, ama herkesin aşkı farklı kokar dedim ya, baharda her çiçek güzel kokar ama yabani güller başka bir güzel gelir size, kopartmak isterken eliniz kanar, kopartmaya da kıyamazsınız ya kolay kolay, bir tanesiyle paylaşmak istersiniz yastığınızın altını (çiçek canım, yanlış anlamayın), kocaman bir gül düşünün, o yastığınızın altından çıkar sonra, gelir yanınıza yatar, sarılır size, kokunuzu sever, sonra dikenleri batar, acıtır, ama yanmaz canınız, sonra küçücük yatağa sığamamak, yorganı paylaşamamak, gecenin sonunda yorulup ikiniz de uyuyunca, sessizce kendi üstünüzdeki yorganı ona örtmek, üşümesin diye, kokusu kalsın diye...<br /><br />biraz şekerli, biraz baharatlı, biraz meyveli, biraz terli-tuzlu, biraz çiçekler gibi kokar aşk.<br />koklamaya gerek yoktur, eğer oralardaysa ve şanslıysanız gelir sizi bulur o koku.<br />önceleri anlamazsınız nereden geldiğini, belki sonuna kadar da anlamazsınız. Geçince hissedersiniz eksikliğini. Gelmez geri aynı koku.<br />Her aşk başka kokar çünkü.<br /><br />aşk kokar...<div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18410675-115315157576553903?l=bokum.blogspot.com'/></div>bokumda boncuk varnoreply@blogger.com1tag:blogger.com,1999:blog-18410675.post-1150464367839589012006-06-16T16:22:00.000+03:002006-06-27T13:26:18.156+03:00Birarada Yaşamı Savunuyorum !<a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://photos1.blogger.com/blogger/4083/1801/1600/savunalim.gif"><img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/4083/1801/400/savunalim.gif" alt="" border="0" /></a><b><br /><br />Yeterince acının yaşandığı bu topraklarda, yeni acılar yaşamak istemiyorum.<br /> Farklılığımızı zenginlik olarak görüyor,<br /> eşit, özgür demokratik bir Türkiye'de birarada yaşamı savunuyorum.<br /><br /><br /><a href="http://www.biraradayasam.net">birarada yaşam web sitesi</a><br /><br /></b><span style="font-size:130%;"><br />Birarada yaşam manifestosu</span><br /><br /><blockquote>Büyük Buluşma, etkinliğin sunucuları Zeynep Tanbay ve Bülent Aydın tarafından okunan "Birarada Yaşam Manifestosu" ile başladı:<br /><br /><span style="font-weight: bold;">BİRARADA YAŞAMI SAVUNALIM</span><br />- Biz birarada yaşamı savunanlar,<br />bugün Kadıköy’de yarın her yerde yan yana geliyoruz.<br /><span style="font-weight: bold;">Zalimin zulmüne karşı mazlumun tepkisi</span>ni örgütlüyoruz.<br />Gökkuşağının bütün renkleriyle birarada buluşuyoruz.<br /><br />- Biz bu ülkenin <span style="font-weight: bold;">doğusuyla batısını birleştirmek</span> istiyoruz.<br />Biz herkesin <span style="font-weight: bold;">yaşam tarzı</span>na, <span style="font-weight: bold;">kılık kıyafeti</span>ne saygı istiyoruz.<br />İnsan insanın kurdu olmasın diyoruz.<br />Bizim dışlayacağımız, <span style="font-weight: bold;">başka yere postalayacağımız</span> <span style="font-weight: bold;">tek bir yurttaşımız bile yok!</span><br /><br />- Biz zorunlu yurttaşlık değil, <span style="font-weight: bold;">gönüllü yurttaşlık</span> istiyoruz.<br />Güvenlik devleti değil, <span style="font-weight: bold;">sosyal devlet</span> istiyoruz.<br /><span style="font-weight: bold;">Kardeş kavgasına hayır </span>diyoruz.<br />Ateşin ateşle söndürülemeyeceğini iyi biliyoruz.<br /><br />- Gelin, gerilim siyasetçilerine rant kapılarını kapatalım.<br />Gelin birarada yaşamı savunalım.<br />Siz ülkeyi yönetenler, hep kendi aranızda konuştunuz.<br />Şimdi bizi dinlemeye ne dersiniz?<br />Başkalarının acısını, derdini paylaşmaya var mısınız?<br /><br />- Onların çözümü çözümsüzlüktür.<br />bizim çözümümüz barış, adalet, eşitlik ve kardeşlik.<br />Gelin yaralarımızı birlikte saralım.<br />Geleceğimizi hep birlikte kuralım.<br />Gelin birarada yaşamı savunalım.<br /><br />- Onlar bizi düşman kamplara ayırıyor, biz birarada tutuyoruz.<br /><span style="font-weight: bold;">Onlar nefret kusuyor, biz sevgi ve aşk sunuyoruz.</span><br />Onlar karanlığın sesi, biz aydınlığın sesiyiz.<br />Onlar ülkeyi tek tipleştirmeye, kendilerine benzetmeye çalışıyor.<br />Biz çeşitlilikten, çoğulculuktan, sanattan, sevgi ve aşktan yanayız.<br /><br /><br /><br />- Biz biliyoruz ki şiddetten medet umanlar, şiddetin esiri olurlar.<br />Bize “kırk katır mı – kırk satır mı?” diyorlar<br /><span style="font-weight: bold;">Katırınız da, satırınız da sizin olsun</span><br />Biz demokrasi, barış ve özgürlük istiyoruz.<br /><br />- Dinsin gözyaşı, akmasın artık kan<br />Yaşasın birlikte yaşam.<br />İnsanı insan yapan, birarada yaşam.<br /><br />- Ya hep beraber, ya hiç birimiz<br />Biz aşkın ve devrimin ta kendisiyiz.<br />Bu ülke benim senin onun değil, hepimizin<br />Hepimiz farklı fikirleriz, farklı renkleriz.<br /><br /><span style="font-size:130%;"><span style="font-weight: bold;">- Birarada yaşamı savunalım!</span> <span style="font-weight: bold;">Birarada yaşamı savunalım!</span></span><br /><br />25 Haziran 2006<br />Kadıköy</blockquote><div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18410675-115046436783958901?l=bokum.blogspot.com'/></div>bokumda boncuk varnoreply@blogger.com3tag:blogger.com,1999:blog-18410675.post-1150249801887790702006-06-14T04:48:00.000+03:002006-06-14T04:50:01.886+03:00Canlı yayında Radyodayım!http://damlasakizlimuhallebi.sitemynet.com/index.htm<br /><br />Linki tıklayarak, eğer o an yayındaysam radyo yayınımı dinleyebilirsiniz. <br />Site bir seferliğe mahsus olarak bilgisayarınıza bir eklenti yüklemenizi istiyor. Bu sistem tamamen ücretsiz. <br /><br /><br /><a href="http://damlasakizlimuhallebi.sitemynet.com/index.htm">Tıkla !</a><div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18410675-115024980188779070?l=bokum.blogspot.com'/></div>bokumda boncuk varnoreply@blogger.com0tag:blogger.com,1999:blog-18410675.post-1150227922875181872006-06-13T22:43:00.000+03:002006-06-13T22:45:22.886+03:00Korna çalınca çabuk açılır yollar... bak bak baközellikle haftaiçi sabahları, arabalarıyla trafiğe çıkan, işlerine giden, çocuklarını okula bırakmaya çalışan araba sahiplerinin, yolcu almaya çalışan dolmuşcuların, hayattan bezmiş otobüs şoförlerinin, kaderin sillesini yemişlerin, "ne kadar çok korna çalarsam, yol o kadar hızlı açılacaktır" yanılgılarıdır.<br /><br />tıkalı trafiği bir sarhoş gecenin ardından içine kusulmuş ve parça yemekler bulunan lavaboya, korna sesini lavabo aç'a benzetmek şizofrenik hareketlerdir. nafiledir.<br /><br />korna çalmak, bir stres atma metodu olmamalıdır.<br /><br />"tüh ulan korna çaldık o kadar ama yol açılmadı, napalım, biz elimizden geleni yaptık" demenin herhangi bir dayanağı yoktur. uyuyan vardır, hasta vardır, hiçbiri yoksa o sesi duymak istemeyen vardır.<br /><br />"korna sesinin hastasıyım, ille de korna sesi olsun, müptelasıyım ulan" diyenler için, turkcell gerekli hizmeti sunmuştur,<br />"pdalidali yaz 7070e gönder polifonik havalı korna melodisi cebine gelsin!"<div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18410675-115022792287518187?l=bokum.blogspot.com'/></div>bokumda boncuk varnoreply@blogger.com1tag:blogger.com,1999:blog-18410675.post-1150143929199925852006-06-12T23:25:00.000+03:002006-06-12T23:25:29.256+03:00Tel Cambazlarının Tel Üstündeki Durumu<span style="font-weight: bold;"></span><blockquote><span style="font-weight: bold;">Tel Cambazlarının Tel Üstündeki Durumu</span><br /><br />Sizin alınız al inandım<br />Morunuz mor inandım<br />Tanrınız büyük amenna<br />Şiiriniz adamakıllı şiir<br />Dumanı da caba<br />Ama sizin adınız ne<br />Benim dengemi bozmayınız<br />Bütün ağaçlarla uyuşmuşum<br />Kalabalık ha olmuş ha olmamış<br />Sokaklarda yitirmiş cebimde bulmuşum<br />Ama ağaçlar şöyleymiş<br />Ama sokaklar böyleymiş<br />Ama sizin adınız ne<br />Benim dengemi bozmayınız<br />Aşkım da değişebilir gerçeklerim de<br />Pırıl pırıl dalgalı bir denize karşı<br />Yan gelmişim diz boyu sulara<br />Hepinize iyi niyetle gülümsüyorum<br />Hiçbirinizle dövüşemem<br />Siz ne derseniz deyiniz<br />Benim bir gizli bildiğim var<br />Sizin alınız al inandım<br />Sizin morunuz mor inandım<br />Ben tam dünyaya göre<br />Ben tam kendime göre<br />Ama sizin adınız ne<br />Benim dengemi bozmayınız.<br /><br />TURGUT UYAR</blockquote><div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18410675-115014392919992585?l=bokum.blogspot.com'/></div>bokumda boncuk varnoreply@blogger.com1tag:blogger.com,1999:blog-18410675.post-1149820782286448772006-06-09T16:25:00.000+03:002006-06-09T05:41:28.770+03:00Doğada alanlarını belirleyen hayvanlar ve yan sokaktaki polat bozmalarıara sokaklarda duvar diplerine konuşlanmış, beyaz gömlekli, siyah takım elbiseli yandan yemiş mafya özentisi gençlerin, yoldan geçen insanlara laf atmaları, şahin marka araçlarındaki piooner müzik setine "duptıs" koymaları dışında, çitledikleri çekirdek kabuklarını yerlere atarak doğal ortamda bölgelerini çizen hayvanlar gibi alan belirlemelerinin benzerliği karşısında <span style="font-weight: bold;">oha falan olmamak </span>elde değil sayın seyirciler.<div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18410675-114982078228644877?l=bokum.blogspot.com'/></div>bokumda boncuk varnoreply@blogger.com0tag:blogger.com,1999:blog-18410675.post-1149820991728858392006-06-09T11:36:00.000+03:002006-06-09T05:43:11.730+03:00Memlekette Kara Murat kıtlığı var !"ben yaptım" deme cesareti pek azımızda var, fakat her gün eve dönerken yollarda 28 tane polat bozması, 13 tane miroğlu görebiliyoruz sokak kenarlarında çekirdek çitleyenlerden. dayatmacı ve popülist bir medya kültürünün yetiştirdiği insancıklar... birkaç yüzyıl önce isyan etmek, krala karşı gelmek, kralın kızını öpüp kaçmak, halkı ayaklandırmak, kurallara uymamak gibi cezası ağır suçlar bile kitle tarafından paylaşılırdı.<br /><br />"kara murat kim?" sorusunun herkes için tek bir cevabı vardı. herkes kara murat 'tı, hiç kimse kaçmazdı bundan.<br /><br />fakat bugün kara murat 'ın kendisinin bile olduğu halde var olmadığı bir yerde yaşıyoruz. insanlar kendi yaptıkları fiilerin bile sorumluluğunu almıyor/almak istemiyor. bastırıldık, sindirildik, ezildik...<br /><br />Yok mu Kara Murat ne? Hayır, yok.<div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18410675-114982099172885839?l=bokum.blogspot.com'/></div>bokumda boncuk varnoreply@blogger.com0tag:blogger.com,1999:blog-18410675.post-1149817882094311972006-06-09T04:47:00.000+03:002006-06-09T04:51:22.113+03:00Arabayı pavyona çevirme talimatlarıbir adet kuş markalı araba alınır. şahin olur, kartal olur, doğan olur. murat da joker olarak gelebilir. serçe kurtarmaz fakat.<br /><br />araba alınır servise gidilir. fakat her servise değil. bu pavyon ışıklarından herkesin elinde olmayabilir. muhtemelen kapısında "araba modifiye edilir, doğan görünümlü şahin" benzeri ibareler bulunan araba tamircileri ve servisleri bu işlem sırasında size yardımcı olabileceklerdir.<br /><br />1 milyarlık arabanıza her türlü "modifiye"yi yapmaya hazır olan siz paradan kaçmazsınız. "yap abi arabayı canlı bişeyler" dersiniz. Ortaya da karışık söylersiniz.<br />Racon şudur:<br /><br />arabanın ön camına, sileceklerin arkasına mor ve pembe ışıklardan konulur. bunlar mütemadiyen yanarlar.<br />sinyal verdiğinizde beyaz ışık veren lamba da ön cama konulur.<br />frene bastığınızda kırmızı yanan kuru kafa dikiz aynasının altında kendine yer bulur.<br />farlara mavili morlu yanarlı dönerli sistem taktırılır. Bunlar far niyetine yanar söner.<br />Arabanın arka tarafına da loş bir ışık veren mor florasanlardan ekletilir.<br />Ayrıca sis farlarını da en iyi şekilde değerlendirmek varsa yeşil lambalardan, yoksa şokella hediyeli kırmızı ampüllerden taktırmak gerekir.<br /><br />1 milyarlık arabanızın içindeki 1,5 milyarlık piooner'ın sesi sonuna kadar açılır (°bkz: son ses). Arka cama 240 puntoyla "Venedik Pavyonu - Ankara Oyun Havaları" yan kapılara "bayan içkisi 20 ytl" yazıları yapıştırılabilir.<br /><br />Arabanız artık bir pavyon formunu almıştır.<br /><br />Hayırlı olsun.<br /><br />Artık 4 erkek 2 öne 2 arkaya olmak üzere arabaya doluşup camları yarım açmak, teybe "duptıs bişeyler" koymak ve 10km/saat hızla mahalle aralarında sürtmek suretiyle insanların beddualarını alabilir, mazohizmin ve sadizmin doruklarına ulaşabilirsiniz.<div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18410675-114981788209431197?l=bokum.blogspot.com'/></div>bokumda boncuk varnoreply@blogger.com0tag:blogger.com,1999:blog-18410675.post-1149736453818075352006-06-08T06:13:00.000+03:002006-06-08T06:14:13.843+03:00Aaahh Belinda!gözlerini kapatıp açmak arasında başka birinin kimliğine sahipsin.<br />sen sensin, ama başkaları seni bir başkası sanıyorlar. iki kişiliğini de düşünmen, iki kişi için yaşaman gerekiyor.<br /><br />küçümsediğin, burun kıvırdığın hayatı yaşamak zorundasın. şartlar kabul etmen gerektiğini söyler sana, aldırmazsın başta.<br />ama kabul edeceksin, her naciye'nin kaderini kabul etmek zorunda kaldığı gibi kabul edeceksin o kaderi. serap naciye'yi anlamaya ve onu yaşamaya başlayacak, devam etmeli çünkü hayata.<br />sen artık naciye hanımsın serap! kocan hulıse'ye kadınlık yapacaksın, inci ve hakan 'ı öpeceksin uyumadan. asla mutlu edemeyeceksin kaynananı.<br />"tımarhaneye mi dönsem acaba?" diyeceksin kendine.<br />tiyatroya dönmek mi? sen evinin kadını naciye'sin serap! dur orada.<br />ve koşarsın kocan hulusi'ye. "yeter" dersin, "bundan sonra gözyaşı yok, mutluluk var, bitti artık, herşey bitti, naciye var, naciye var, naciye var, naciye var!"<br />"evvel zaman içinde var imiş bir dunganga..."<br />naciye olmak zordur serap!<br /><br />ve "stop". sabahladık ama değdi serap!<div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18410675-114973645381807535?l=bokum.blogspot.com'/></div>bokumda boncuk varnoreply@blogger.com0tag:blogger.com,1999:blog-18410675.post-1149553931787241472006-06-06T03:31:00.000+03:002006-06-06T03:32:11.806+03:00Meyve ile kaplı çikolatalı pasta...Üstü meyve ile kaplı bir çikolatalı pastadır o. ilk bakışta hep güzel görünür, fakat tadına bakmadan lezzetli olup olmadığını bilemezsin, tadı güzel olsa bile akşama mideni bozabilir, hasta edebilir.<br /><br />En pahalı pastaneye gittiğinde hep en sağlıklısını, en güzelini bulamayabilirsin, çünkü pastayı yapan usta yapmak zorunda olduğundan yapmıştır onu. Görünümü güzel olabilir, albenili olabilir, belki lezzetli de olabilir, ama en güzeli olmayabilir hep. Oysa kenar mahallenin sokağında "mutlaka bir pasta yapmalıyım" demeden, ona emeğini veren, onu kendi yarattığı için seven, onu yaptığı ve ona dokunduğu her anda keyif alan biri mutlaka vardır.<br /><br />En güzel çikolatalı pasta hiç ummadığın anda çıkabilir karşına. Doğum günün olması gerekmez, hediye değildir çünkü, gerektir. hamur, krema, meyveler ve çikolatanın bu kadar tesadüfi dizilmesi rastlantı olamaz fakat, öyle olması gerektiği için olmuştur ne olduysa. Her öğe kusursuz bir sistemin parçalarıymış gibi pasta tabağındaki yerlerini almıştır. Pasta orada, ortadadır.<br /><br />Bu güzel pastaya rastlayınca haylazlığınız tutup bir bakayım tadına deyip bir parmak çalmaya çalışırsanız üstündeki kremasından, o'nun o olmasından bir şeyler eksilecektir. Onun o aradığınız çikolatalı pasta olduğunu "ben bunu istiyorum, aradığım bu" dediğiniz anda farkedeceksiniz, "keşke diğeri olsaydı, hem de fıstıklıydı o" diyorsanız tercihinizden sonra, tabağınızdakini bırakıp kaçmayı kolluyorsanız her an, aradığınız açlığınızı bastırmak için tatlı bir şeylerdir, hep aradığınız o çikolatalı pasta değil.<br /><br />Çeşit çeşit meyveler dizilidir pastanın üzerinde. En tazelerinden, en güzellerinden seçilmiştir hepsi tek tek. Pastayı güzel yapan da bu meyvelerdir belki. Hepsi bir şey için oradadır; her birinin farklı nedenleri vardır, güzel olan ne varsa meyveleri dizilidir pastanın üzerinde. Ayrı renklerdedir her biri, hiç görmediklerin de görünebilir, hayranlıkla izleyip yemeye kıyamadığın, bazen de daha önce bir yerlerde rastladıkların... Arada bir meyvelerin acı tarafları çıkabilir, kabukları dişlere denk gelebilir, fakat güldür, dikenleri de olacaktır, fakat aldırmazsın bu küçük sert meyve parçalarına, pastayı seviyorsundur zira.<br /><br />Çikolatası...<br />Çeşit çeşit, kat kat çikolatalar vardır bu pastada. Her bir ısırışınızda sizi yeniden şaşırtan, yeniden farkettiğiniz, ya da ilk kez rastladığınız ve güzelliğine hayran kaldığınız lezzetli çikolata parçaları, görmenin bile mutluluk verdiği, tadına bakabilmenin şanslılık sayıldığı, serotonin salgılatıcısı kakao mucizeleri... Belki, 15 yıl sonra bir miktar göbek ve yağ olarak da dahil olabilir hayatına, ama buna fazlasıyla değer o’nun için... Tadını çıkarmalı!<br /><br />... ve yasakladıkları; bu pasta bir şeyi yasaklar onu tadanlara: bencillik yasaktır. Bu pasta bir kişinin olamaz. Bu pasta iki kişiliktir, yoksa tadına varılmaz ! “en çok ben yemeliyim” dememek gerekir bu pasta için, evet, harika bir taddır bu, hiç dumadığınız bir keyiftir, kocaman mutluluktur, ama bir farkı vardır diğer pastalardan, bitmez !<br /><br /><br />Aşk ‘tır bu pastanın adı... Aşk !<br /><br />Aşk üstü meyve ile kaplı çikolatalı bir pastadır...<div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18410675-114955393178724147?l=bokum.blogspot.com'/></div>bokumda boncuk varnoreply@blogger.com0tag:blogger.com,1999:blog-18410675.post-1149471687871249512006-06-05T04:40:00.000+03:002006-06-05T04:41:27.886+03:00Susma!<span style="font-family: lucida grande;font-size:130%;" ><blockquote> Önce Yahudiler için geldiler<br /> Sesimi çıkarmadım –<br /> Çünkü ben Yahudi değildim<br /> Sonra komünistler için geldiler<br /> Sesimi çıkarmadım –<br /> Çünkü ben komünist değildim<br /> Sonra sendikacılar için geldiler<br /> Sesimi çıkarmadım –<br /> Çünkü ben sendikacı değildim<br /> Sonra benim için geldiler<br /> Ve artık ses çıkaracak kimse kalmamıştı</blockquote></span><br /><br /><span style="font-family: arial;">Pastör Nie Moeller (2. Dünya savaşında bir kilise nin rahibi) </span><div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18410675-114947168787124951?l=bokum.blogspot.com'/></div>bokumda boncuk varnoreply@blogger.com0tag:blogger.com,1999:blog-18410675.post-1149467580249134842006-06-05T03:33:00.000+03:002006-06-05T04:43:13.896+03:00150 km'den fazla hız yapmak tehlikelidir<a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.hurriyet.com.tr/_newsimages/1629076.jpg"><img style="margin: 0pt 0pt 10px 10px; float: right; cursor: pointer; width: 339px; height: 339px;" src="http://www.hurriyet.com.tr/_newsimages/1629076.jpg" alt="" border="0" /></a><br />150 km'den fazla hız yapmak tehlikelidir<br /><br />A.A.<br /><br />Çorum'un İskilip ilçesinde stabilize yola konulan, “150 kilometreden fazla hız yapmak tehlikelidir” yazılı tabela görenleri şaşırtıyor.<br /><br />Eski Çankırı yolu olarak da bilinen belediyenin alternatif çevre yolu olarak planladığı bağ-bahçe yolunda 1 yıldır genişletme çalışmaları yapılıyor. Bir süre önce İskilip Belediyesince özel bir firmaya ihale edilen yol yapım çalışmaları sürerken, yaklaşık 5 kilometrelik yolun her iki ucuna İskilip Belediyesince, “Bu yolda 150 kilometreden fazla hız yapmak tehlikeli ve yasaktır. Belediye Başkanlığı” yazılı bir tabela dikildi.<br /><br />İskilip Şoförler ve Nakliyeciler Odası Başkanı Abdurrahman Uysal, tabelada yazım hatası olabileceğini belirterek, “Otobanlarımızda bile saatte 150 kilometre hıza izin verilmezken İskilip'te 5 kilometre uzunluğundaki çift yönlü yolda böyle bir hız düşünülemez. Bu ya şaka ya da tashih hatasıdır” dedi.<br /><br />Bazı vatandaşlar ise şehir dışında kaldığı için fark edilmeyen tabelanın belediye tarafından yola ilgi çekilmesi amacıyla bilinçli olarak yerleştirildiğini savundular. Belediye Başkanı Orhan Öztürk ise konuyla ilgili açıklama yapmayacağını söyledi.<br /><br /><br /><span style="font-size:85%;">http://www.hurriyet.com.tr/gundem/4525652.asp?m=1</span><div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18410675-114946758024913484?l=bokum.blogspot.com'/></div>bokumda boncuk varnoreply@blogger.com1tag:blogger.com,1999:blog-18410675.post-1149364541798378972006-06-03T22:55:00.000+03:002006-06-03T22:55:44.753+03:00Serlot<div style="margin-bottom:25px;margin-top:25px;"><div style="width:320px;text-align:left;"><style type="text/css"><!-- #i2jnrfwk17ywe2ly3ctv0wkxbe3i39pnbpljrcpde{width:320px;height:256px;border:none;margin:0px;} --></style><iframe src="http://www.dailymotion.com/blog/video/223783?key=2jnrfwk17ywe2ly3ctv0wkxbe3i39pnbpljrcpde" style="width:320px;height:256px;border:none;margin:0px;" width="320" height="256" frameborder="0" marginwidth="0" marginheight="0" scrolling="no" id="i2jnrfwk17ywe2ly3ctv0wkxbe3i39pnbpljrcpde">Dailymotion blogged video</iframe><br /><span style="margin-top:0px;"><a href="http://www.dailymotion.com/video/223783">Serlot</a><br />Video sent by <a href="http://www.dailymotion.com/bokumdakiboncuk">bokumdakiboncuk</a><br /></span></div></div>serlot sanalsimge icin dedi ki...<div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18410675-114936454179837897?l=bokum.blogspot.com'/></div>bokumda boncuk varnoreply@blogger.com0tag:blogger.com,1999:blog-18410675.post-1149291548203836752006-06-03T02:39:00.000+03:002006-06-03T02:39:08.210+03:00Finaldonemidelileri<div style="margin-bottom:25px;margin-top:25px;"><div style="width:320px;text-align:left;"><style type="text/css"><!-- #ia9y5ysdcbcfi5i3acrsjgt8s173etk2fam383x72{width:320px;height:256px;border:none;margin:0px;} --></style><iframe src="http://www.dailymotion.com/blog/video/221295?key=a9y5ysdcbcfi5i3acrsjgt8s173etk2fam383x72" style="width:320px;height:256px;border:none;margin:0px;" width="320" height="256" frameborder="0" marginwidth="0" marginheight="0" scrolling="no" id="ia9y5ysdcbcfi5i3acrsjgt8s173etk2fam383x72">Dailymotion blogged video</iframe><br /><span style="margin-top:0px;"><a href="http://www.dailymotion.com/video/221295">Finaldonemidelileri</a><br />Video sent by <a href="http://www.dailymotion.com/bokumdakiboncuk">bokumdakiboncuk</a><br /></span></div></div>final döneminde odtü kampüsü kütüphane önünde heykelle kanka olan gençler<div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18410675-114929154820383675?l=bokum.blogspot.com'/></div>bokumda boncuk varnoreply@blogger.com0tag:blogger.com,1999:blog-18410675.post-1149285502164890132006-06-03T00:58:00.000+03:002006-06-03T00:58:22.166+03:00Sevgi Önceliktir - Can Dündar<h4>"Sevgi Önceliktir."</h4> <p> Üniversite yıllarımız... Biz iki erkek arkadaşız. Onlar da iki kız. Öyle tanıştık SBF'nin kantininde... Birlikte çıkıyoruz... O yıllarda çıkma ne demek... Sinemaya falan birlikte gidiyoruz öğlenden sonraları. Akşam üzerleri de o zamanlarda çok ünlü Filiz Pastanesi'nde buluşup çay falan içiyoruz. Çok sevdiğim bir şiir vardı, aklımda kaldığı kadarıyla, şöyleydi sanki, o yıllardaki aşklarımızı anlatan... Bir şey var aramızda senin gözlerinde belli, benim yanan yüzümden. Susuyoruz, arada bir, gülüşerek başlıyoruz söze. Ne kadar gizlesek nafile, bir şey var aramızda, senin gözlerinde ışıldıyor, benim dilimin ucunda... Söyleyemiyoruz "Seni Seviyorum" diye... Ama öyle şeyler yapıyoruz ki, her şey ayan beyan... Ne mi yapıyoruz mesela... Biz üçümüz, Mülkiyeliyiz. "Aramızda bir şeyler olan" Orta Doğulu... Bir gün öğleye doğru, üç mülkiyeli, Kızılay'da rastlaştık... Sinemaya gitmek üzere sözleşiyoruz. Uzaktan bizim Orta Doğulu çıktı meydana. "Hayrola" dedi. "Öğleden sonra sinemaya gidiyoruz, haydi sen de gel" dedim. "Çok mu istiyorsun" dedi. "Evet" dedim. "Biletleri alın beni bekleyin. Senin için gelirim" dedi, koştu gitti. Sinema ikide... İkiye çeyrek kala buluştuk. Üç Mülkiyeli. Orta Doğulu görünürde yok... Bizim kız "Hadi girelim" dedi. "O laf olsun diye 'Gelirim' dedi. Gelemez. Öğleden sonra final sınavı var. Nasıl gelir ki!..." Biletlerin ikisini onlara uzattım... "Gelecek." dedim. "Siz girin, ben beklerim". Saat iki buçuğu geçiyordu, sinemanın önünde bir taksi durdu. İçinden nefes nefese Orta Doğulu indi... "Kusura bakma geç kaldım." dedi... "Öğleden sonra final sınavım vardı. Bu sınava raporsuz girmezsek dönem hakkım yanar. Bu yüzden girdim. Kağıdın altını hemen bomboş imzalayıp verdim. Fırladım, taksiye koşarken ayağım burkuldu, topuğum kırıldı. Yurda gidip ayakkabımı değiştirmek zorunda kaldım. Bu yüzden geciktim." Sonra kulağıma eğildi. "Ama ne kadar geç kalırsam kalayım, kapıda beni bekleyeceğini biliyordum." dedi. "Ben de geleceğini biliyordum." dedim, elini elimin içinde sıkarken...<br /><br />Sevginin en yüce yanıdır, inanmak... Ama ben başka şey anlatmak istiyorum, bugün... İnsanları ne kadar seviyoruz. Onlara ne kadar değer veriyoruz. Bunun bir tek şaşmaz ölçeği var. Günlük hayatımızdaki önceliklerdeki yeri? "Hadi sen de gel" dediğimde "Sınavım var, gelemem" diyebilirdi Orta Doğulu... Kimse de bir şey diyemezdi. Öyle demedi..." Senin için her şeyi yaparım" dedi... Benimle herhangi bir gün, herhangi bir saatte gidebileceği o sinemaya, sırf ben o gün istiyorum diye, o gün gidebilmek için, sınavdan "Sıfır" almaya razı oldu. Şimdi bir de herkesin günlük yaşantısında her zaman rastlanan başka örneklere bakın... Sevgilim, sana tapıyorum. Bugün buluşmayı çok isterdim ama, berberden randevu almıştım.", "Alo, darling. Bu gece seninle buluşacaktık ya. Bir kız arkadaşım boy frendi ile bozuşmuş. Onu teselli etmem gerek. Beni affet!", "Hayatım sen bir tanesin. Ama yarın buluşamayız. Galatasaray'ın maçı var." Listeyi sabaha kadar uzatabilirsiniz. Şimdi bir düşünün. Hem size ileri sürülen özürlere. Hem sizin ileri sürdüklerinize. Kimi, neleri tercih ediyorsunuz, kimlere... Ve siz nelere tercih ediliyorsunuz? Eğer, sizin için berberden, maçtan, sizi davet eden ya da size gelen herhangi bir arkadaştan sonra geliyorsa, sakın ola, onu sevdiğinizi falan düşünmeye kalkmayın. İnsanlar bazen kendilerini de kandırır, sevdiklerine. Ya da şüpheye düşerler, "Ona karşı duygularım, cok karışık... Seviyor muyum acaba?" diye... Sevginin ve değerin en yanılmaz ölçeği, tercihtir, önceliktir. Hadi sinemaya gidelim" dediğinizde, arkadaşını "Tabii, harika" demeden önce "Ne film oynuyor?" diyorsa, hele hele ardından "Ben o filmi sevmem." deyip, buluşma teklifinizi reddediyorsa mesela, bilin ki asıl sevdiği sinemadır. Siz değilsiniz. Siz ancak onun ilgisini çekecek bir film ve boş bir zamanını bulabilirseniz, onunla buluşabilirsiniz. Bunun da adı sevgi olamaz tabii... Sevgide önemli olan bir arada olmaktır. Sinema bahanedir sadece. Düşünün bakalım, sevdiğinizi sandığınız insanın, hayatınızdaki öncelik sırası neydi? En tepede mi? O zaman gerçekten seviyorsunuz demektir. Ya da şöyle... Hayatındaki en büyük önceliği daima size veriyorsa, hiç şüpheniz olmasın, en cok sizi seviyor. Onun için en değerli varlık sizsiniz. Hem kendi karmaşık duygularınızı çözmenin, hem de onun duygularını kesinlikle belirlemenin en şaşmaz yoludur, öncelik testi... Çünkü en çok sevilen, en önce gelir. "Benim her şeyimsin" kolay laftır, herkes söyleyebilir. Eğer sizi bir şeye tercih ediyorsa ancak o zaman her şeyiniz demektir gerçekten. Birisiyle ilgili duygularınızdan ya da onun duygularından şüpheniz varsa, derhal bu "Öncelik" testini yapın, her günkü yaşantınızdan örnekleri hatırlayarak. Şaşmaz gerçek hemen ortaya çıkacaktır.<br /><br />Sevgi bir bakıma önceliktir çünkü!<br /></p><span style="font-weight: bold;">CAN DÜNDAR</span><br /><br /><p><br /></p><p><br /></p><div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18410675-114928550216489013?l=bokum.blogspot.com'/></div>bokumda boncuk varnoreply@blogger.com2