tag:blogger.com,1999:blog-1701020925917871762009-03-02T06:07:17.631-08:00........................Santiagowalk 2007 & 20085 mayis 2007 tarihinde St.Jean Pied de Port, Fransa'da başlayacak olan yolculuğum 770 km sonra 6 Haziran 2007'de Santiago de Compostela, Ispanya'da sona erdi. Finisterra denilen Dünyanın sonu olarak adlandırılan yere 93 km ek olarak yürüdüm. Toplam yürüme mesafesi 863 KM.Yürüyüş 11 Haziran 2007 de tamamlandı. 2008 yılında aynı yolu daha kısa olarak yürüdüm. Sarria kasabasından Finisterre ye kadar. Ancak 230 km. www.biryolcunungunlugu.com burada yeni maceralarımızı bulabilirsiniz.Elgatohttp://www.blogger.com/profile/07085959348504100891noreply@blogger.comBlogger80125tag:blogger.com,1999:blog-170102092591787176.post-56532276168971408042008-11-24T12:26:00.000-08:002008-11-24T12:27:14.848-08:00Santiago Derneğinin yıllık toplantısı<div style="margin: 0px auto 10px; text-align: center;"><a href="http://2.bp.blogspot.com/_iog17HphKUw/SSsOBpXmlXI/AAAAAAAAAz8/ANWiJ04nV_o/s1600-h/IMG_5203.JPG"><img alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_iog17HphKUw/SSsOBpXmlXI/AAAAAAAAAz8/ANWiJ04nV_o/s320/IMG_5203.JPG" border="0" /></a> </div>Santiago Derneğinin yıllık toplantısı bu yıl Haarlem kentinde yapıldı. Burasınında kanalları tüm Hollandada olduğu gibi ünlü.<div style="clear: both; text-align: center;"><a href="http://picasa.google.com/blogger/" target="ext"><img src="http://photos1.blogger.com/pbp.gif" alt="Posted by Picasa" style="border: 0px none ; padding: 0px; background: transparent none repeat scroll 0% 50%; -moz-background-clip: -moz-initial; -moz-background-origin: -moz-initial; -moz-background-inline-policy: -moz-initial;" align="middle" border="0" /></a></div><div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/170102092591787176-5653227616897140804?l=santiagowalk2007.blogspot.com'/></div>Elgatohttp://www.blogger.com/profile/07085959348504100891noreply@blogger.com0tag:blogger.com,1999:blog-170102092591787176.post-19228549128127794992008-09-03T17:37:00.001-07:002008-09-15T08:27:31.695-07:00Übung macht den MeisterÜbung macht den Meister. Yani deneye deneye bu yürüme işini öğreneceğiz. Tabii almanca ve İspanyolcayıda. Son günlerde daha iyi yürümeye başladım, belkide daha fazla zaman ayırdığımdan olsa gerek.<br /><br />Santiago derneğinin yerel bölümü ile birlikte 20 kilometrelik bir yürüyüş yaptık. Noord Holland pad denilen yürüyüş yolunun son 20 kilometresi. Çok zevkliydi.<br /><br />Anna ile güzel bir pazar yürüyüşü yaptık.<br /><br />Kraantje lek denilen yere 9 kilometrelik bir yürüyüş yaptım. Sıkıydı 1 saat 45 dakikada<div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/170102092591787176-1922854912812779499?l=santiagowalk2007.blogspot.com'/></div>Elgatohttp://www.blogger.com/profile/07085959348504100891noreply@blogger.com0tag:blogger.com,1999:blog-170102092591787176.post-19669442986486811862008-05-13T14:24:00.001-07:002008-05-13T14:24:48.393-07:003 Mayıs 2008 Barcelona - Amsterdam Uçak<div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/170102092591787176-1966944298648681186?l=santiagowalk2007.blogspot.com'/></div>Elgatohttp://www.blogger.com/profile/07085959348504100891noreply@blogger.com0tag:blogger.com,1999:blog-170102092591787176.post-44594460921406703612008-05-13T14:23:00.002-07:002008-12-10T02:36:40.067-08:002 Mayıs 2008 Finisterre - Barcelona Otobüs ve Uçak<a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_iog17HphKUw/SCovh-hhcnI/AAAAAAAAALs/5V4EoGLxjfw/s1600-h/IMG_6056.JPG"><img style="cursor: pointer;" src="http://1.bp.blogspot.com/_iog17HphKUw/SCovh-hhcnI/AAAAAAAAALs/5V4EoGLxjfw/s320/IMG_6056.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5200020980518449778" border="0" /> Deniz kenarından Finisterre köyüne dönüş yolunda bahar manzarası</a><br /><a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_iog17HphKUw/SCou8OhhcmI/AAAAAAAAALk/EOXHS7Ua-OE/s1600-h/IMG_6085.JPG"><img style="cursor: pointer;" src="http://2.bp.blogspot.com/_iog17HphKUw/SCou8OhhcmI/AAAAAAAAALk/EOXHS7Ua-OE/s320/IMG_6085.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5200020331978388066" border="0" />John, Annemarie ve Johannes kahvaltı için yer arayışında</a><br /><a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_iog17HphKUw/SCouj-hhclI/AAAAAAAAALc/qx-3DVfqzVM/s1600-h/IMG_6076.JPG"><img style="cursor: pointer;" src="http://1.bp.blogspot.com/_iog17HphKUw/SCouj-hhclI/AAAAAAAAALc/qx-3DVfqzVM/s320/IMG_6076.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5200019915366560338" border="0" />Meçhul yolcu anıtı. Eline valizini alıp uzak denizlere yol alan maceraperestlere adanmış olan bir anıt.</a><br /><a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_iog17HphKUw/SCouG-hhckI/AAAAAAAAALU/8FIbT0icr1o/s1600-h/IMG_6064.JPG"><img style="cursor: pointer;" src="http://1.bp.blogspot.com/_iog17HphKUw/SCouG-hhckI/AAAAAAAAALU/8FIbT0icr1o/s320/IMG_6064.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5200019417150353986" border="0" />Finistere limanından bir manzara. Liman gece ve gündüz muhteşem. Romantik anlara gebe bir halde sizi bekliyor.</a><br /><br /><br />Bu sabah keyifli uyanıyoruz. Son günlerin yorgunluğu üstümüzden kalın bir yorgan gibi düşmüş gitmiş. Herkes sabah duş almanın keyfini yaşıyor. Küçük mutluluklarla hayat ne güzel. Kahvaltı için limanda bir yer bakıyoruz. İlk durağımız sabah sabah dumanaltı olmuş bir cafe. Almanya'da çalışmış olan bir İspanyolun cafesini açmasını bekliyoruz. Burası sigara içilmez bir yer. Ayrıca çörekleri ve sandöviçleride enfes. Yine tabiiki Cafe con lecche eksik değil. Meşhur sütlü kahvemiz.<br />Kahvaltı her ayrılıkta olduğu gibi hüzünlü ama aynı zamanda birşey başarmış insanların duyduğu başarı hissinin getirdiği sevinçte var. Yani iki arada bir derede hali hat safhalarda.<br /><br />Annemarie İspanya'da birkaç gün daha kalacağından Cee kasabasında otobüsden iniyor. Biz 3 yanlız adam yolumuza devam ediyoruz.<br /><br />Otobüs ancak yarı yola götürecekmiş bizi. Bazı Finistere otobüsleri buradan eyalet başkenti olan <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/A_Coru%C3%B1a" title="A Coruña">A Coruña</a> 'ya ya gideceğinden bizi yolda atıyor. Ames kasabasında Santiago otobüsünü bekliyoruz. Otobüs bağlantısı iyi 10 dk.da otobüsümüz geliyor. Otobüsler restoranların aksine bürokrasiden arındırılmış. Hemen paranı ödeyip oturuyorsun. Yolculuk zevkli geçiyor. Otobüs yolunun bir kısmı yürüyüş parkuruna denk geliyor. Saatlerce yürüdüğün yerleri dakikalarla aşman ayrı bir duygu.<div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/170102092591787176-4459446092140670361?l=santiagowalk2007.blogspot.com'/></div>Elgatohttp://www.blogger.com/profile/07085959348504100891noreply@blogger.com0tag:blogger.com,1999:blog-170102092591787176.post-61771967663448874642008-05-13T14:23:00.001-07:002008-12-10T02:36:40.975-08:001 Mayıs 2008 Corcurbion - Finisterre 12 km<a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_iog17HphKUw/SCoIvOhhcgI/AAAAAAAAAK0/Syttf0nounQ/s1600-h/IMG_5948.JPG"><img style="cursor: pointer;" src="http://2.bp.blogspot.com/_iog17HphKUw/SCoIvOhhcgI/AAAAAAAAAK0/Syttf0nounQ/s320/IMG_5948.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5199978327198233090" border="0" />Finisterre Sahil kıyısı. Issız plajda kendi ayak izlerini görebilirsin.</a><br /><a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_iog17HphKUw/SCoIgehhcfI/AAAAAAAAAKs/hCHW9vBy2eU/s1600-h/IMG_5928.JPG"><img style="cursor: pointer;" src="http://3.bp.blogspot.com/_iog17HphKUw/SCoIgehhcfI/AAAAAAAAAKs/hCHW9vBy2eU/s320/IMG_5928.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5199978073795162610" border="0" />John From Australia. Aslen Maltalı. </a><br /><div style="text-align: left;"><a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_iog17HphKUw/SCoISOhhceI/AAAAAAAAAKk/DaGuvC4Fl9E/s1600-h/IMG_5919.JPG"><img style="cursor: pointer;" src="http://2.bp.blogspot.com/_iog17HphKUw/SCoISOhhceI/AAAAAAAAAKk/DaGuvC4Fl9E/s320/IMG_5919.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5199977828982026722" border="0" /> Italyan kahvesinde sabah çayı ve dondurma. Sabah sabah dordurmada yenirmi demeyin. Afiyetler sizde yeyin keyfini çıkarın.</a><br /><br /><br />Sabah pek erken uyanmıyoruz. Nasıl olsa bugün son yürüyüş günümüz ve yolumuz çok kısa, sadece 12-13 kilometre. Yolun ilk bölümü asfalt üzerinden ve küçük yerleşim birimlerinden geçiyor. İlk bulduğumuz açık cafeterya pizzacı karışımı bir yere giriyoruz. Sahibi İtalyan Almanya'da uzun yıllar gurbetci olarak çalışmış ve sonunda bu kasabaya yerleşme kararı almış. Yani yeniden gurbet. Ama gurbete rağmen mutlu bir insan. Sonuçta herkes bir yere yerleşme kararı aldığında yeni bir vatan oluşuyor. Yeni vatana alıştığın sürece kişisel mutluluğunda çoğalıyor. Bu bizim gibi Hollanda ve diğer avrupa ülkelerinde yaşayan Türkler içinde geçerli.<br /><br />Yolda Avusturyalı genç Johannes ile konuşuyoruz. Ahçıymış. İşinden mutluluk duyan bir genç ve yürümekten zevk alan biri. Dün 52 kilometre yürümesine rağmen bugün epey dinç ve sevinçli.<br /><br />Yolda John yine Hermann Hesse üzerine konuşmaya başladı. Siddharta ve Sedat arasında bağlantılar kurmakla meşgul. Johannes, benim yanımda Siddharta Almanca olarak var diyor. Dördümüzde şaşkınız. Annemarie, John ve ben 2 günden beri bunu konuşuyoruz. Johannes yola çıkmadan ablasının verdiği Siddharta kitabını okuyor ve yolu bu kısmında bize denk geliyor. Tesadüfün bu kadarıda bizi şaşırtıyor.<br /><br />Daha sonra kitabı okudukça kitap ve Hermann Hesse beni dahada çok şaşırtacak.<br /><br />Zevkli konuşmalar ve şakalarla ilerlerken birden şaşırıyoruz. karşımızda deniz ve pırıl pırıl bir plaj. Gündüz yakamozları diyebileceğimiz pırıltılar denizin ve kumları yalıyor. 3 yaşlı çocuk ve bir genç adam deniz kabukları topluyoruz. Yassı deniz kabuklarına ilk defa denk geliyorum. Arkadaşlara dağıtmak üzere epey topluyoruz. Deniz kabuğu aynı zamanda Santiago yürüyüşününde simgesi.<br /><br />Plajda kumların üstünde yürümek inanılmaz bir zevk. Herhangi biryerde sizde kumların üstünde yürüyün. Deniz kabuklarının ve kumun hışırtısı ayaklarının altında sana bir deniz masalı anlatır ve sen bunu gözlerin kapalı dinlersen denizin sana anlatmak istediklerini ve hayatın önemini anlarsın.<br /><br />Daha doğrusu hayatın ve senin bu hayat içinde olan önemsizliğini.<br /><br />Hayatın önemi seni hayatın ne kadar önemsemediği kadar önemli.<br /><br />Plajın sonunda yeniden asfalt yola çıkıyoruz. Denizin gördüğün sürece denizin büyüsüde devam ediyor. Biz yolumuzun sonuna geliyoruz. Ama hayat her zaman sen yolun sonunda olsan bile bu yola yeni başlayanların olduğunu söylüyor. Bu burada böyle ama sizin hayatınızdada böyle. Siz yolun belirli bir yerindeyken yeni başlayacak olanlar doğuyor. Bazen de yolun bir yerinde sizden önce burada olanlarla ve sizden sonra gelenlerle yolunuz ve hayatınız çakışıyor.<br /><br />Bu yolda olduğu gibi yolunuza çıkanlar için şükredin ve bunu hayatınızın, kısada olsa, güzel bir parçası yapın.<br /><br /><br /><br /></div><div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/170102092591787176-6177196766344887464?l=santiagowalk2007.blogspot.com'/></div>Elgatohttp://www.blogger.com/profile/07085959348504100891noreply@blogger.com0tag:blogger.com,1999:blog-170102092591787176.post-8217094757829473822008-05-13T14:22:00.001-07:002008-11-11T07:24:08.836-08:0030 Nisan 2008 Olveira - Corcurbion 24 kmSabah kalkar kalmaz hemen cafe ye koşuyoruz. hem karnımız aç, hem kafein krizimiz gelmiş hemde ayakkabılarımız daha şöminenin yanında.<br />Dün akşam ayaküstü merhabalaştığım John ve Annemarie ile yürümeye başlıyoruz. Bu yolculuk bir garip sabah merhaba diyorsun ve sonra çoğu insanla kırk yıllık dostunmuş gibi yola çıkıyorsun. Güveniyorsun.<div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/170102092591787176-821709475782947382?l=santiagowalk2007.blogspot.com'/></div>Elgatohttp://www.blogger.com/profile/07085959348504100891noreply@blogger.com0tag:blogger.com,1999:blog-170102092591787176.post-33271247565557422442008-05-13T14:21:00.002-07:002008-05-13T14:22:05.263-07:0029 Nisan 2008 Negreira - Olveira 34 km<div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/170102092591787176-3327124756555742244?l=santiagowalk2007.blogspot.com'/></div>Elgatohttp://www.blogger.com/profile/07085959348504100891noreply@blogger.com0tag:blogger.com,1999:blog-170102092591787176.post-43498072113604423022008-05-13T14:21:00.001-07:002008-05-13T14:21:36.668-07:0028 Nisan 2008 Santiago - Negreira 24 km<div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/170102092591787176-4349807211360442302?l=santiagowalk2007.blogspot.com'/></div>Elgatohttp://www.blogger.com/profile/07085959348504100891noreply@blogger.com0tag:blogger.com,1999:blog-170102092591787176.post-23489768552451315002008-05-13T14:20:00.000-07:002008-12-10T02:36:41.120-08:0027 Nisan 2008 Lavacolla - Santiago 13 km<a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_iog17HphKUw/SEFt7gXhh4I/AAAAAAAAAL0/vB9zifzQGgY/s1600-h/DSC06219.JPG"><img style="cursor: pointer;" src="http://3.bp.blogspot.com/_iog17HphKUw/SEFt7gXhh4I/AAAAAAAAAL0/vB9zifzQGgY/s320/DSC06219.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5206563513285314434" border="0" /></a><div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/170102092591787176-2348976855245131500?l=santiagowalk2007.blogspot.com'/></div>Elgatohttp://www.blogger.com/profile/07085959348504100891noreply@blogger.com0tag:blogger.com,1999:blog-170102092591787176.post-73490880493952534852008-05-13T14:19:00.000-07:002008-12-10T02:36:41.650-08:0026 Nisan 2008 Arzua - Lavacolla 30 km<a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_iog17HphKUw/SCoUQOhhcjI/AAAAAAAAALM/mDZNg0iguYU/s1600-h/IMG_5402.JPG"><img style="cursor: pointer;" src="http://2.bp.blogspot.com/_iog17HphKUw/SCoUQOhhcjI/AAAAAAAAALM/mDZNg0iguYU/s320/IMG_5402.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5199990988761821746" border="0" /></a> Arzua kasabasi misafirhanesinin önü. Sarria kasabasından 3 gün yürüyüş mesafesinde.<br /><br /><a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_iog17HphKUw/SCoT6OhhciI/AAAAAAAAALE/5TNj_bjPcy8/s1600-h/IMG_5457.JPG"><img style="cursor: pointer;" src="http://2.bp.blogspot.com/_iog17HphKUw/SCoT6OhhciI/AAAAAAAAALE/5TNj_bjPcy8/s320/IMG_5457.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5199990610804699682" border="0" /></a> Vanessa ve Holy Crocs. Yolda ayakları ağrıyan İspanyollar çeşitli yöntemler deniyorlar. Vanessa, Barcelonadan geliyor, Crocs ayakkabıları ile yürümeyi tercih edenlerden. Benim gördüğüm tek insan bu ayakkabılarla.<br /><br /><a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_iog17HphKUw/SCoKuOhhchI/AAAAAAAAAK8/07koHEP7Raw/s1600-h/IMG_5450.JPG"><img style="cursor: pointer;" src="http://2.bp.blogspot.com/_iog17HphKUw/SCoKuOhhchI/AAAAAAAAAK8/07koHEP7Raw/s320/IMG_5450.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5199980509041619474" border="0" /> Yol buralarda ökaliptus ağaçları ile kaplı. Mentol kokusu yürürken çok hoş oluyor</a><br /><br />Bu sabah kalktığımda dün akşam yemek yediğim İtalyanlarda uyanmışlardı. Hava bahara meyil ettiğinden gece pek soğuk olmadı. Benimle birlikte horlayanlar epey olduğundan bende yabancılık çekmedim zannedersem. Dün akşamki yemek çok nefisti ve ayrıca 3 italyan ve Brezilyalı bayan aynı zamanda iyi bir masa arkadaşlıydılar.<br /><br />3 haftadan beri birlikte yürüyen gruba benim dahil olmam sorun olacaktı. Sabah kahvaltıda olası yol sorunlarınıda göze alarak onlar yola çıkarken ben biraz daha kalmayı ve bir kahve daha içmeyi tercih ettim.<br /><br />Cafe çıkışında Vanessa'ya denk geldim. Merhabalaştık ve ben yola devam ettim.<div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/170102092591787176-7349088049395253485?l=santiagowalk2007.blogspot.com'/></div>Elgatohttp://www.blogger.com/profile/07085959348504100891noreply@blogger.com0tag:blogger.com,1999:blog-170102092591787176.post-13361034506224563162008-04-25T08:11:00.001-07:002008-04-25T08:13:38.274-07:0025 Nisan 2008 Melide - Arzua 18 kmBugun sabah gunesli bir havada yola ciktik.<br />Kahvaltiya luks kahvalti salonunda baslaik. 4 Euro. Bu yolculukta buyuk bir para. Gece kalacak yerimize konaklama ucreti olarak 3 Euro odedik.<div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/170102092591787176-1336103450622456316?l=santiagowalk2007.blogspot.com'/></div>Elgatohttp://www.blogger.com/profile/07085959348504100891noreply@blogger.com0tag:blogger.com,1999:blog-170102092591787176.post-76736673567574583552008-04-25T08:10:00.003-07:002008-04-25T08:11:02.778-07:0024 Nisan 2008 Hospital e la Cruz - Melide 29 km<div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/170102092591787176-7673667356757458355?l=santiagowalk2007.blogspot.com'/></div>Elgatohttp://www.blogger.com/profile/07085959348504100891noreply@blogger.com0tag:blogger.com,1999:blog-170102092591787176.post-81641762384829068182008-04-25T08:10:00.001-07:002008-04-25T08:10:25.103-07:0023 Nisan Sarria - Hospital de la Cruz 34 km<div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/170102092591787176-8164176238482906818?l=santiagowalk2007.blogspot.com'/></div>Elgatohttp://www.blogger.com/profile/07085959348504100891noreply@blogger.com0tag:blogger.com,1999:blog-170102092591787176.post-83376802371246568292008-04-25T08:09:00.001-07:002008-12-10T02:36:41.802-08:0022 Nisan Barcelona - Santiago ve Sarria<a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_iog17HphKUw/SERksgXhh6I/AAAAAAAAAME/gGVv0Ifxmbk/s1600-h/IMG_4960.JPG"><img style="cursor: pointer;" src="http://2.bp.blogspot.com/_iog17HphKUw/SERksgXhh6I/AAAAAAAAAME/gGVv0Ifxmbk/s320/IMG_4960.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5207397784912758690" border="0" /></a>Burası havaalanı cafe'si. Barcelona havaalanında mutlaka uğrayın.<br /><br />Yorucu bir gecenin sabahında havaalanında kahvaltı yapıyorum. Havaalanında bulunan pastanede çok güzel croissantlar var. Tek kelime enfes. Çörekler ve pastalar mis gibi kokuyor. Kendime kahve ve croissant alıyorum. Gözüm ve karnım aç. Yanına çukulatalı çöreklerden alıyorum. Birde portakal suyu. Ancak kahvaltı sonrasıda daha çok erken.<div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/170102092591787176-8337680237124656829?l=santiagowalk2007.blogspot.com'/></div>Elgatohttp://www.blogger.com/profile/07085959348504100891noreply@blogger.com0tag:blogger.com,1999:blog-170102092591787176.post-72692921152418723132008-04-21T21:20:00.001-07:002008-04-21T21:27:46.759-07:00Barcelona Havaalani 21 Nisan gecesiBarcelonada isguzarlik yapip hotel ayarlamadigimdan havaalaninda yerde yattim. Evsizlerin kandilerini nasil hissettiklerini anlamak icin yeterli bir deneyim. Sonsuz bosluktaki yerini doldurmak istemek.<br />Buradaki yeni yolculugumda herkesin sonsuz boslukta (hiclik) yerini doldurmk istemesi. Bu bosluk sen yerini doldurdukcada bos kaliyor.<br />Bunun guzel ve dayanilmaz cekici tarafida bu.<br />Gecenin sessizliginde havaalaninin sesi bi daha korkunc<div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/170102092591787176-7269292115241872313?l=santiagowalk2007.blogspot.com'/></div>Elgatohttp://www.blogger.com/profile/07085959348504100891noreply@blogger.com0tag:blogger.com,1999:blog-170102092591787176.post-12704921205329302212007-07-21T12:04:00.000-07:002007-09-09T14:06:40.034-07:00http://www.espritduchemin.org/nl_nieuwsbrief.htm<a href="http://www.espritduchemin.org/nl_nieuwsbrief.htm">http://www.espritduchemin.org/nl_nieuwsbrief.htm</a><br />Gasten<br />Vertrouwde gezichten. Het blijft erg fijn om “oude” gasten weer in huis te hebben. Die bewegen anders, voelen zich thuis, helpen makkelijk mee met de huishoudelijke zaken, etcetera!<br />Een opvallende bezoeker was Patrick, uit Belgie, nu voor het derde jaar op rij. En evenals de vorige jaren keerde hij al snel na zijn vertrek terug. Deze keer omdat hij vreesde opnieuw hartproblemen te krijgen. In het voorjaar had hij wekenlang in coma gelegen, na een plotselinge ziekte. Na een verrassend snel herstel ging hij nu opnieuw op weg naar Santiago. Na drie dagen stond hij echter weer op onze stoep. Het was hem toch even teveel geworden om de tocht aan te gaan. Hij bleek te bezorgd voor wat er zou kunnen gebeuren. Na twee dagen is hij weer vertrokken en onlangs belde hij op vanuit thuis dat hij veilig zijn tocht heeft kunnen afmaken. Driemaal scheepsrecht: Santiago was bereikt! Patrick wat zijn wij blij voor jou en de mensen die je lief zijn: dit moet een geweldig moment voor jullie zijn.<br />Een opvallende niet-bezoeker was Peter, uit Canada. Hij had bij ons gereserveerd, maar belde op de dag van de geplande aankomst op, dat zijn bagage zoek was en hij in Parijs moest blijven. Als alles verder goed zou verlopen, zou hij een dag later aankomen. Maar wie er ook aankwam ... geen Peter. En hij had ook niet meer gebeld. Balen! Enkele dagen later werd er toch nog gebeld, maar door Air France. Of ze de bagage van Monsieur F. bij ons mochten afgeven. Dat was al vaker gebeurd, dus op zich niets bijzonders. Maar ... Peter meldde zich ook die dag niet. En de volgende dag niet, en een week later was hij er nog niet. Ondertussen stond er een dure, gloednieuwe en volle rugzak bij ons op zolder. Een dankbare bron van flauwe grappen. Uiteindelijk beldde Air France opnieuw. Op we de rugzak nog hadden, want Monsieur F. bleek een ongeluk te hebben gehad en lag al een tijdlang in het ziekenhuis. Halverwege juni, precies drie maanden na de geplande aankomst, kwam Peter dan eindelijk zelf langs. Om ons te bedanken voor de zorg voor zijn rugzak. De Camino zat er dit jaar niet meer in, maar volgend jaar wil hij echt op pad!<br />Thomas en Jaime (Jacobus!) waren twee gasten uit Costa Rica. Na een lange reis kwamen ze moe bij ons aan, om de volgende dag samen naar Santiago te vertrekken. Zij zouden daar onder meer een beeld van Jacobus kopen, voor hun parochiekerk. Maar het lot bepaalde anders. Nog geen drie uur na zijn vertrek, vlakbij Hountto, werd Thomas onwel. Kort daarna overleed hij. Alle hulp kwam te laat. Van Jaime hoorden we later dat hij de dag ervoor nog urenlang had zitten mailen naar familie en vrienden. Alsof hij zijn afscheid vermoedde ... ’s Middags en ’s avonds hebben we een kaars voor hem gebrand, op de bar, nog geen meter van de plaats waar hij de avond ervoor nog bij ons aan tafel had meegegeten.<br />Marion uit Duitsland komt ’s avonds tijdens de maaltijd binnenlopen. Ze is moe van de reis en heeft weinig trek. Maar een glas wijn wil ze wel, en als er dan toch een toetje over is ... . Ondertussen vertelt ze dat ze al jarenlang naar dit moment heeft uitgekeken. Omdat ze alleen de zorg heeft voor drie gehandicapte kinderen kon ze echter niet eerder van huis. Totdat ... ze de stoute schoenen aantrok en haar familie als verjaardagskado vroeg om enkele weken die zorg van haar over te nemen. Dat kon en daarom zat ze nu hier. Ze kon het nog nauwelijks geloven! Het was voor haar temeer bijzonder omdat ”de Camino” het laatste jaar in Duitsland een enorme "hype" is geworden. Een bekende komiek heeft in 2002 de Camino gelopen en er een boek over geschreven. Dat staat inmiddels maandenlang op de bestsellerlijst. Er zijn al meer dan 1,8 miljoen exemplaren verkocht en er gingen dit jaar al vele duizenden Duitsers op pad, als het ware van het ene moment op het andere. En nu ging dan ook voor haar een oude droom in vervulling ...<br />Het is al verschillende keren, ondermeer tijdens het 'DankjeWelkom', voorgesteld om meer te 'doen' aan bezinning en spiritualiteit. Niet alleen de aanleg van de boventuin en het verbouwen van het kippenhok tot inspiratiehuisje zijn hiervan het reslutaat. Ook zijn we vorig jaar begonnen met een kort welkom en een echt moment van stilte voor de maaltijd. Regelmatig krijgen we hierop zeer positieve reacties. Bijzonder was de reactie van Hans, met zijn vrouw op de fiets uit Duitsland, die zijn tranen de vrije loop liet. "Glückstränen...", verklaarde hij met glans in zijn ogen. Wat een verrassing dat juist hij na drie weken opbelde, hij was weer thuis en wilde het ons nog even laten weten!<br />Ook was het een verrassing toen op een zondagochtend ineens vier moslims uit Nederland in de gang stonden. Ze hadden de hele nacht doorgereden. Sedat, een Haarlemse pelgrim van Turkse komaf, loopt de pelgrimstocht om de dialoog tussen christenen en moslims te bevorderen. We hebben samen koffie gedronken, de regencapes tevoorschijn gehaald (het was rotweer), de aanbevelingsbrief van Bisschop Punt gekopieerd (als je die wilt lezen, kijk dan op <a href="http://www.bisdomhaarlem.nnnnn/.nl">http://www.bisdomhaarlem.nnnnn/.nl</a>), en hartelijk afscheid genomen. Geweldig zo'n positieve actie! Sedat was door 3 jonge mannen, twee Turken en een Marokkaan, naar Saint-Jean gebracht. We hebben heel wat met elkaar afgelachen. "Als jullie vertellen dat er een Marokkaan in jullie huis is geweest, geloven ze dat nooit, hè?".<br /><br /> Nou, om het te bewijzen staat er een mooie groet in het Arabisch in ons gastenboek. Dat is trouwens niet de enige. Fakhri , een Iraakse vluchteling, loopt de Camino samen met een Duitse. Ook als symbool van samen-leven van moslims en christenen. Ahmed, nu Fransman maar geboren en getogen in Syrië, tekende eveneens in sierlijke krullen. En legde ons uit hoe en waarom het Arabisch schrift in Noord-Afrika en het Nabije Oosten verschillen.<br />Ook Azië is goed vertegenwoordigd. Als eerste kwam Sjin uit Zuid-Korea. Hij vertaalde het gedichtje op ons "visitekaartje" in het Zuid-Koreaans. Hij was er zeer bevlogen mee bezig. Zoals met de hele Camino. Hij liep bijvoorbeeld met een MP3-speler met slechts 8 nummers! Ook daarin moet je je beperken, vond hij. Onderweg kwamen er wel allemaal liedjes in zijn hoofd, zoals Bob Dylans "Like a rolling stone". Dat liedje vond hij helemaal van toepassing op zijn camino. Wat een toeval dat wij dat nummer in de computer hadden, dus toen waren er 9!<br />Bijzondere aandacht gaat uit naar de pelgrim die hier vorig jaar twee keer te gast was. Marc liep van zijn huis - in noordoost Frankrijk - naar Saint-Jean-Pied-de-Port, vandaar via Santiago de Compostela naar Fatima, terug naar Saint-Jean, en daarna verder naar Rome. Een tocht van 7000 kilometer. Tien dagen geleden kregen we een grote doos met een worst, een kaas, en een fles wijn, met het berichtje dat hij was vertrokken voor de volgende 6000 kilometer, naar Jeruzalem. Hij hoopt daar op 25 december aan te komen! We hebben hem gebeld, toen hij in Rome was aangekomen: "Proost Marc, merci et bonne route!"<div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/170102092591787176-1270492120532930221?l=santiagowalk2007.blogspot.com'/></div>Elgatohttp://www.blogger.com/profile/07085959348504100891noreply@blogger.com0tag:blogger.com,1999:blog-170102092591787176.post-11194546228540597722007-07-04T13:23:00.000-07:002007-07-04T13:24:32.092-07:00Tosantos - Verhaal van Marjann KerstenNet afscheid genomen van Annemieke en Sedat. In het park, zonnetje, bankje, rust, auto’s die zoef zoef heen en weer rijden, geritsel van een vogel in de bladeren, krachtige zonnestralen die door het bladerdek komen, zit ik te schrijven.<br />Twee/drie dagen opgetrokken met Juan (Argentinië, Sedat(Turk /moslim) en Norbert (Duitser) en nu in Burgos, eindhalte van mijn pelgrimstocht vanuit Saint Jean Pied de Port. Juan is met Miquel (Venezuela) richting ziekenhuis, knieblessure c.q. vreselijke blaren.<br /><br />Hier wil ik niet over schrijven, wel gedachtes uiten over de ervaring in o.a. Tosantos.<br /><br />In Delorado zouden we ’n auberge pakken. De eerste te nieuw en de tweede auberge was te vroeg. De deur dicht en er stond al ‘n rijtje rugzakken, pelgrims zaten rustig in de schaduw te wachten. Mensen kwamen richting kerk, we liepen door op zoek naar een panaderia voor stokbrood en wat kaas. Onderweg een processie die door de straten richting kerk ging. Meisjes, jongens, in prachtige, kleurige kledij. Een optocht voor vruchtbaar land. Op het centrale lege plein op een bankje gezeten. Na een uurtje verder richting volgend plaatsje of refugio. Een mooie tocht door wuivende groene graanvelden op zandpaden met kiezels.<br /><br />Na twee uurtjes kwamen we aan bij overnachting Franciscanen in Tosantos. Jose Luis Anton kwam eraan gelopen en we werden meteen getrakteerd op een lesje in de pelgrimage.<br />Of we wel genoeg de tijd hadden genomen, of we niet teveel kilometers hadden gemaakt. Pelgrim is rust, bezinning, slapen, eten en verzorging voor zowel lichaam als geest. Toen hij zag dat we zo’n 21km hadden gelopen (in je pelgrimspas wordt bij elke overnachting een stempel geplaatst) veranderde hij van toon. Dat was de juiste manier: niet te snel, maar rustig de tijd nemen voor de wandeling. We werden uitgenodigd voor een moment in de gebedsruimte. Op de tweede etage onder de hanenbalken een kamer met raampje ‘n verhoging uitgespreid op een kleed een beeldje van Maria en Jezus, iconen en kaarsjes. Hij vroeg een moment stilte om onze gedachtes van de dag te laten bezinken.<br />Terwijl er lichte muziek met engelengezang de kamer vulde, kon ik een lichte glimlach niet onderdrukken. Deze man met zijn zalvende zachte stem, vriendelijke gelaat had ons gebracht waar hij wilde. Als vanzelf voegde je de daad bij het woord. Rustig en geduldig nam ik de tijd om de muziek in me op te nemen. De dag van me af te leggen.<br /><br />Die avond maakten we met/voor 15 man/vrouw een pelgrimsmaaltijd. Zoals meestal een groene salade, krachtige aardappelsoep en vele verhalen en overpeinzingen van die dag. Het gesprek kwam op hoe je elkaar tijdens de pelgrimstocht ontmoet en elkaar verstaat, ook al spreek je een andere taal. Het met respect en aandacht naar elkaar luisteren en in discussie gaan. Deze gedachte klonk door in gezamenlijke avondgebed na de maaltijd. Om 22.00 uur was het donker in het huis en lag iedereen te slapen.<br /><br />De volgende ochtend ging als vanzelf tijdens het ontbijt het gesprek verder met hetzelfde onderwerp. Of je nu God, Allah, Jahweh of Jehova zegt, in elk geloof wordt er aangesproken.<br />De koran die Sedat mee had genomen kwam tevoorschijn en Jose Luis vroeg of we gezamenlijk wilden bidden -voor mij meditatie’. Een bijzondere ervaring. De kaarsjes gingen in het rond en met z´n zessen zaten we rondom het altaartje. Sedat werd uitgenodigd om een gedeelte uit de koran voor te lezen waarna Luis een gedeelte uit de bijbel las. Juan las een gebed in het Spaans, terwijl deze ronde zich herhaalde ging er een zucht van vrede door mij heen.<br />De Turkse woorden, de Spaanse woorden waren voor mij niet te verstaan maar door de intentie hoe ze werden uitgesproken was er een sfeer, sereen.<br />Een moment van intense ruimte, rust.<br />Die ochtend gingen we na 10.00 uur op pad. Tot aan het volgende dorp liepen we stil en in onszelf gekeerd. De ceremonie had iets met ons allen gedaan. We waren allemaal geraakt door de rust en de ruimte die Jose Luis ons had gegeven.<br /><br />Dankjewel Jose Luis, Sedat, Juan, Annemieke, Norbert dat we dit met elkaar mochten delen.<br /><br />Voor de achterblijvers, een goede pelgrimage richting Santiago!<br /><br /><br />Marjan Kerssens<br />Alkmaar, 19 mei 2007<div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/170102092591787176-1119454622854059772?l=santiagowalk2007.blogspot.com'/></div>Elgatohttp://www.blogger.com/profile/07085959348504100891noreply@blogger.com0tag:blogger.com,1999:blog-170102092591787176.post-29445692482346915692007-06-28T11:10:00.001-07:002008-12-10T02:36:43.040-08:0011 Temmuz 2007 Eve dönüş günü<a href="http://1.bp.blogspot.com/_iog17HphKUw/RoQ9yk8AnxI/AAAAAAAAAJ0/gzNV2zPrmUQ/s1600-h/IMG_9680.JPG"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5081254218698891026" style="CURSOR: hand" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_iog17HphKUw/RoQ9yk8AnxI/AAAAAAAAAJ0/gzNV2zPrmUQ/s320/IMG_9680.JPG" border="0" /></a><br /><div><a href="http://1.bp.blogspot.com/_iog17HphKUw/RoQ9jk8AnwI/AAAAAAAAAJs/XG8AHnZBRgo/s1600-h/IMG_9677.JPG"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5081253961000853250" style="CURSOR: hand" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_iog17HphKUw/RoQ9jk8AnwI/AAAAAAAAAJs/XG8AHnZBRgo/s320/IMG_9677.JPG" border="0" /></a><br /><br /><div><a href="http://1.bp.blogspot.com/_iog17HphKUw/RoQ9Rk8AnvI/AAAAAAAAAJk/-aPUXT-AIh4/s1600-h/IMG_9672.JPG"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5081253651763207922" style="CURSOR: hand" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_iog17HphKUw/RoQ9Rk8AnvI/AAAAAAAAAJk/-aPUXT-AIh4/s320/IMG_9672.JPG" border="0" /></a><br /><br /><br /><div><a href="http://4.bp.blogspot.com/_iog17HphKUw/RoQ83U8AnuI/AAAAAAAAAJc/G6KeZnektXU/s1600-h/IMG_9670.JPG"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5081253200791641826" style="CURSOR: hand" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_iog17HphKUw/RoQ83U8AnuI/AAAAAAAAAJc/G6KeZnektXU/s320/IMG_9670.JPG" border="0" /></a><br /><br /><br /><br /><div><a href="http://2.bp.blogspot.com/_iog17HphKUw/RoQ8o08AntI/AAAAAAAAAJU/3gx-1_rUI2I/s1600-h/IMG_9669.JPG"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5081252951683538642" style="CURSOR: hand" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_iog17HphKUw/RoQ8o08AntI/AAAAAAAAAJU/3gx-1_rUI2I/s320/IMG_9669.JPG" border="0" /></a><br /><br /><br /><br /><br /><div>Gece mükemmel uyudum. Yanlız olarak bir odada uyumaya yeniden alışmam gerek. Gece televizyonu açtım öyle uyudum. Horlama sesleri olmadan uyumak değişik bir duygu.<br />Temiz ve iki kişilik yatakta serile serile uyudum.<br />Sabah kalktım. Duşta sıra yok hemen gir yıkan.<br />Traş oldum, giyindim. Sırt çantası toplu. Unuttuğum bir şeyler yok.<br />Mayorkalı Alberto kapıyı çalıyor. Uyandırma servisi.<br />Aşağıda Italyan Mikael var, Juan var. Barda kahvaltı yapıyoruz. Buruk bir kahvaltı. Yol ve yolculuk bitti. Bundan sonra batıya yürünmeyecek. Sana yol gösteren sarı oklarda yok. Artık bundan sonra kendi yolunu kendin bulman gerekecek. </div><div>Finisterre sabah serin. Cristina yolun başından beri benim ve Juan ın yanında oldu gibi. Yolun sonundada iyi ve sadık bir dost olarak bizi uğurluyor. Hepimiz hayatımızın bu anında bu yolda yollarımızın kısa bir sürede olsa birleşmiş olduğundan büyük bir mutluluk yaşıyoruz. </div><div> </div><div>Otobüs hareket ediyor. Derin sessizlik otobüse hakim. İlk durakta büyü bozuluyor. Okul çocukları ve işlerine giden insanlar otobüse biniyor. Hayat yeniden bizim içinde başlıyor. Normal hayata hoşgeldin der gibi.</div><div> </div></div></div></div></div><div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/170102092591787176-2944569248234691569?l=santiagowalk2007.blogspot.com'/></div>Elgatohttp://www.blogger.com/profile/07085959348504100891noreply@blogger.com0tag:blogger.com,1999:blog-170102092591787176.post-62697430323118839292007-06-13T00:01:00.000-07:002008-12-10T02:36:43.984-08:0010 Haziran 2007 Olveira - Finisterre Dünyanın sonu<a href="http://4.bp.blogspot.com/_iog17HphKUw/Rm-bPiBkNjI/AAAAAAAAAIU/iBiWDHw6ELo/s1600-h/IMG_9664.JPG"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5075445996203554354" style="CURSOR: hand" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_iog17HphKUw/Rm-bPiBkNjI/AAAAAAAAAIU/iBiWDHw6ELo/s320/IMG_9664.JPG" border="0" /></a><br /><div><a href="http://2.bp.blogspot.com/_iog17HphKUw/Rm-aTCBkNiI/AAAAAAAAAIM/VBhcmGXLenM/s1600-h/IMG_9654.JPG"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5075444956821468706" style="CURSOR: hand" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_iog17HphKUw/Rm-aTCBkNiI/AAAAAAAAAIM/VBhcmGXLenM/s320/IMG_9654.JPG" border="0" /></a><br /><br /><div><a href="http://3.bp.blogspot.com/_iog17HphKUw/Rm-ZqSBkNhI/AAAAAAAAAIE/4xEKKe0Z4-w/s1600-h/IMG_9644.JPG"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5075444256741799442" style="CURSOR: hand" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_iog17HphKUw/Rm-ZqSBkNhI/AAAAAAAAAIE/4xEKKe0Z4-w/s320/IMG_9644.JPG" border="0" /></a><br /><br /><br /><div><a href="http://1.bp.blogspot.com/_iog17HphKUw/Rm-XQyBkNgI/AAAAAAAAAH8/GwGiKFkt2qs/s1600-h/P5115808.JPG"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5075441619631879682" style="CURSOR: hand" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_iog17HphKUw/Rm-XQyBkNgI/AAAAAAAAAH8/GwGiKFkt2qs/s320/P5115808.JPG" border="0" /></a><br />Gece mükemmel uyudum. Miguel ve ben mısır ambarında uyuduk. Kimse horlamamdan rahatsız olmadı.<br />Miguel gece yine hemen hergün olduğu gibi fazla kaçırdı zannedersem. Sabah erkenden köylülerle birlikte uyandım. Dünyanın sonuna uzun bir günümüz var.<br />Sabah kahvaltısından sonra yola çıktık.<br />Dünden hızlı yürüyorum. Bizimkiler Miguel, Giovanni, Ever ve yeni dostumuz Eduardo dünyanın sonuna gelmeyeceklermiş. Yolda sahil kasabası olan Corbunion da kalacaklarmış. Yarın dünyanın sonuna gelecekler. 5 km yürüdükten sonra Hospital denilen yerde bir kahve içiyoruz. Hospitalden sonra 15 km yemek yiyecek veya içecek bir yer yok. </div><br /><div>Buraya kadar yol çok güzeldi. Ağaçli ve bol yeşilli, </div></div></div><br /><p>Hospitalden sonra yol aynı güzellikte devam ediyor. Bol inişli ve çıkışlı. Terliyoruz. </p><p>Arada diğer günlerdede gördüğüm gibi buradada yazın orman yangınlarından nasibini almış ağaçlar var. 20km sonunda korkma diyorum bu tepenin arkasında deniz var. </p><p>36 gün sonra yeniden denizi görüyorum. Hava güneşli deniz nazlı. Denizi seviyorum. Hemde çok seviyorum. Zannedersem denizde beni seviyor. Rüzgarsız bir gün. </p><p>Bol taşlı bir dere yatağından denize doğru iniyoruz. Ayak bileğim 3 defa burkuluyor. Allaha şükür bir sorun olmuyor. Yorgunluk alametleri. Neyseki bugün son gün. </p><p>Cee kasabasına geliyoruz. Bugün kilisenin ayin günlerindenmiş. Düğün var. Havai fişekler var. </p><p>Bizde seviniyoruz sanki bizim için özel havai fişek patlatıyor havasındayız. </p><p>Burada Hollandadan yürüyen Pierre denk geliyorum. O bizden 1 gün önce yola çıktığından dönüş yolunda. 2 gün daha Santiago da kalacakmış. </p><p>Biraz birşeyler yedikten sonra internet cafede biraz fotoğrafları kopyalıyoruz. Corburiona kadar asfaltta üzerinden denize paralel gidiyoruz. Sonra bizimkiler buradaki misafirhaneye doğru ayrılıyorlar.</p><p>Burada Giovanni, Ever, Miguel ve Eduardo ile yollarımız ayrılıyor. Öpüşüyoruz. Daha sonra görüşelim diyoruz ama biliyoruzki büyük bir ihtimalle bu son, son görüşmemiz. </p><p>Hüzünleniyoruz. Her ayrılık gibi buda üzüyor. Üzülüyoruz. </p><p>Sonra yanlız yürüme saatleri var. Denize giden insanlar ve benim gibi bu sıcak havada sırtında 10 kilo yük ile yürüyenler. Asfalt üzerinde bir 8-9 km yürüyorum. Asfalt normalde yorucu fakat sıcakta dahada yorucu. Heryer yapış yapış ter. Solda plaj gözüküyor. Son 6 km. Bunun 3 km si plajda. Altın rengi kumlar ve turkuaz mavisi deniz. Keyfim yerine geliyor. Denize gireyim diye düşünüyorum ama nedense sonraya bırakıyorum. Olmayacak bir sonraya. İstediklerini olmayacak bir sonraya bırakmamak gerek. Buda bugünlük beni olmayacak sonram.</p><p>Sahilde restoranların arasından geçerek köye doğru yürüyorum. Yürüyüş yapan insanlar var. </p><p>Sevgililer var. Ben burada tek başıma dünyanın sonuna yürüyorum. Misafirhanenin önünde Mayorkalı Alberto beni bekliyor. Almanlar yine sıradalar, Alberto otelde kalıyormuş. </p><p>Bende otelde kalmaya karar veriyorum. Tek kişilik odalar dolu. Bana tek kişi fiyatına çift yataklı büyük bir oda veriyorlar. </p><p>Odada küveti doldurup keyif yapıyorum. Çocuklar gibi seviniyorum. Bir yatak ve küvet insanı bu kadar mutlu ediyor. </p><p>Traş oluyorum. Kolonyaları sürünüyorum. Yeni mor gömleğimi giyiyorum. Ver elini dünyanın sonu.</p><p>Köy meydanında tanıdıklara rastlıyorum. Yolda görüştüğüm insanlar var. Merhaba dediğimiz ama konuşmadığımız insanlar. Burada daha rahatlar. Merhabalaşıyoruz. Birbirimizi tebrik ediyoruz. Yolun sonuna ve dünyanında sonuna geldik diye. Burada fenere ve dünyanın sonu olarak tamınlanan 0,00 km taşına 3,6 km varmış. </p><p>Güneşin batışını seyretmek üzere yola çıkıyoruz. Matheus, Nicole ve Cristina şarap ve sandöviç almışlar. </p><p>Juan erken geldiğinden o yukarı çıkmış. Yorgun. O gelmiyor. Biz yavaş yavaş çıkıyoruz. Sırt çantası olmadan yürümek biraz garip geliyor. Yolun keyfini çıkara çıkara yürüyoruz. </p><p>Fenerin hemen dibinde 0,00 km taşı. Yolun sonu burası. Aynı zamanda yolun başıda burası. Her yolun bitiminde yeni bir yol başlıyor. Bu yolda hayatımız gibi. Bugün bizim 37 gün önce başladığımız yerde bu yola başlayanlar var. Onlarda yola bitmeyecekmiş gibi bakıyorlar. </p><p>Ömür gibi, bitmeyecekmiş gibi bakıyorsun. Birde bakmışsınki 47 yıl geçmiş.</p><p>Yolda mezarlıklarda yatanlara bakıyorsun. Onlarda bu hayat hiç bitmeyecekmiş gibi yaşamış olan insanlar. Bizim gibi.</p><p>Kayalıklardan denize doğru iniyorum. Yağmur çiselemeye başlıyor. Sis başlıyor. Güneşin batışını göremeyeceğiz. Güneş biz onu görmesekte batıdan batmaya devam ediyor. Hayatta böyle sen olmasanda devam ediyor. Bundan sonra batıya yürümeyeceğiz. Doğuya yürüyüş başlıyor. </p><p>Barda oturuyoruz. Barda çalışan kızlar barın kapanış saati yaklaştığından müşterilere pek iyi bakmıyorlar. Yol anılarımızı anlatıyoruz. Gülüyoruz. Yolda tuvalet muhabbeti ana tema. Yolda ihtiyaç molası verirken yaşanan anlar. </p><p>İçkilerimizi içtikten sonra geriye yolculuğumuz başlıyor. </p><p>Dilaver, Hasan ve Fatih ile başlayan yolculuğum Cristina ile bitiyor. Sanki hayat boyu dost olan insanlar gibi sarılarak yokuş aşağı iniyoruz. O babasını özlemiş bende evimi ve çocukları özledim. </p><p></p><p></p><div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/170102092591787176-6269743032311883929?l=santiagowalk2007.blogspot.com'/></div>Elgatohttp://www.blogger.com/profile/07085959348504100891noreply@blogger.com1tag:blogger.com,1999:blog-170102092591787176.post-67162021980703108012007-06-12T15:30:00.001-07:002008-12-10T02:36:44.360-08:009 Haziran 2007 Negreira - Olveira 33 km İneklerle muhabbet günü<a href="http://3.bp.blogspot.com/_iog17HphKUw/RnWgdyBkNkI/AAAAAAAAAIc/FW69BqUIUL4/s1600-h/IMG_9494.JPG"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5077140588435093058" style="CURSOR: hand" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_iog17HphKUw/RnWgdyBkNkI/AAAAAAAAAIc/FW69BqUIUL4/s320/IMG_9494.JPG" border="0" /></a><br /><div><a href="http://3.bp.blogspot.com/_iog17HphKUw/Rm8f2SBkNeI/AAAAAAAAAHs/Eax-_2JDqew/s1600-h/IMG_9471.JPG"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5075310322481640930" style="CURSOR: hand" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_iog17HphKUw/Rm8f2SBkNeI/AAAAAAAAAHs/Eax-_2JDqew/s320/IMG_9471.JPG" border="0" /></a><br /><br /><div>Bu sabah kararsızım yürüyüp yürümeme konusunda. 770 km + 28 Km dün bana epey fazla geldi. Juan la geceden konuştuk nasıl yapalım diye. Buradan otobüse binebiliriz. Gecede pek iyi uyuyamadım. Hollandalılar herkesi rahatsız ettiler. Yaşlı ve birbirleriyle yürüme yarışı eden 3 Hollandalıdan ikisi bizim odada uyuyan ve horlayan iki kişiyle epey uğraştılar ve gürültü yaptılar. </div><div>Juan biraz yürüyüp otobüse binecek. Ben bizim çocuklarla yürüyorum. Dün akşam gruba katılan Brezilyalı Eduardo da bizimle. Eduardo nun ikinci yürüyüş günüymüş. Santiagodan Finisterra ya kadar yürüyecekmiş. Brezilyadan iş deneyimi kazanmak için İspanyadaymış. 3 ay daha kalıp Avrupayı dolaşıp ülkesine geriye dönecek. Ayakları epey ağrıyor. İlk günler zor oluyor. Biz ona göre daha rahatız. Nede olsa 35 günden beri yürüyoruz. Kaslarımız alıştı. Ayaklarımız nasırlaştı. Yol ruhumuza işledi.</div><div>Bugün hava sıcak yolda çok uzun yoruluyoruz. </div><div>Yol güzel dağlardan ve ovalardan geçiyor arada asfalt üzerinde yürümelerimiz var. Asfalt üzerinde yürümek ayakları yoruyor, patika yolları arıyoruz yürümek için. </div><div>İlk kahve molasından sonra Giovanni, Ever, Mikeale ve Miquel hızlı yürüdüklerinden gözden kayboluyorlar. Ben Eduardo ile arkadan yürüyorum. Karnımız acıkıyor. Dağ başında tezeklerin arasında ton balıklı sandöviç yapıyoruz. </div><div>Zevk için bu kadar boklu yolda yürümenin felsefesi üzerine biraz konuşuyoruz. Reel ve mantıklı bir çözüm bulamıyoruz. </div><div>Zaten her tarafta feci koktuğu için hızlı yolumuza devam ediyoruz. </div><div>Yorgun halde bir köye geliyoruz. Daha doğrusu mezra gibi bir yer. Meydanda merdivenleri olan bir haç var. Ben yorgunum burada biraz uzanacağım diyorum. Eduardo da benimle kalıyor. Başıboş köpeklerden biraz tırstı gibi bende korktuğumu itiraf edeyim. Epey başıboş köpek var. Saldırdıkları filan yok ama yinede korkuyorsun.</div><div>Uzanır uzanmaz uyumuşum. Öğle vakti siestaya iyi alıştım.</div><div>Bir saat kadar dinç bir şekilde uyandım. </div><div>Eduardo gülüyordu. Yaşlı bir kadında dehşetle bakıyordu. </div><div>Çoook horlamışım. Ben horladıkça ineklerde cevap veriyorlarmış. </div><div>Sanki ineklerle muhabbet ediyordun diyor. Benim horlamam artıkça ineklerde daha sert cevaplar veriyorlarmış.</div><div>Kız arkadaşınla muhabbetin iyiydi diyor. </div><div>Yaşlı kadında İspanyolca çok horladın gibi birşeyler söylüyor. Bazen dil bilmemekte iyi.</div><div>Su istiyoruz. Kadın sağ olsun veriyor. Suyumuzu içiyoruz, mataralarımızı doldurup yeniden yola çıkıyoruz. </div><div>5 dk sonra anayola geliyoruz bir Cafe var. Durup sütlü kahve içiyoruz sonra yeniden ver elini yollar.</div><div>Yolun bundan sonraki bölümü ana yol üzerinden gidiyor. Yorgun olunca yol bitmek bilmiyor.</div><div>Sonundan saat 16.30 da Olveira köyüne geliyoruz. </div><div>Eski köy evlerini ve mısır ambarlarını misafirhane yapmışlar. Yolculukta ve yürüyüşte son gece. Yarın akşam artık herşey bitmiş olacak. </div><div>Son gece için mükemmel bir yer.</div><div>İspanyol Miquel ile ben mısır ambarında uyuyoruz. Buradaki ismi Horreiro.</div><div>Taşların arasından rüzgar esiyor. Ambar yüksek taşlar veya ağaçlar üzerinde oluyor. Fare ve diğer haşaradan korunmak için.</div><div>Akşam yemeği için alışveriş yapılıyor yakındaki bir köyden. Taksi ile gidiyorlar ve otostopla dönmüşler. Giovanni, Ever ve Mayorkalı Alberto. </div><div></div><div>Dönüşte çok enfes bir makarna yapıyorlar ve yanındada ton balıklı makarna salatası. Şarapta almışlar. En ucuzundan 0,75 Euro. Ucuz şaraplarda güzel olabiliyor. Kirazda var.</div><div></div><div><em>Bu yolculukta eski kahvelerde asılı olan tabelalar gözümün önüne geldi. '' Gönül ne kahve ister ne kahvehane, gönül muhabbet ister kahve bahane'' Evet aynen öyle oluyor. Gönül muhabbet isteyince hepsi bahane oluyor. </em></div><div></div><div>Yanında yol arkadaşlarında mükemmel olunca çok keyifli bir yemek oldu. Juan bu akşam yok. O otobüsle Murcia ya gitti. Yarın oradan Finisterre ye yürüyecek. Onun şerefinede kadehler kalkıyor. </div><div>Yemek sonrası köy kahvesine gidiyoruz. Buradada yemek yiyenler var. Yemek kötü ve 12 Euro. Bizde kişi başı 2 Euro. </div><div>Maç izlemeye gidiyoruz ama kahvenin içi sigara altı olmuş. Dumandan televizyonu zor görüyorsun. Kahveler buradada bizdeki köy kahveleri gibi köylülerle dolu. İş güç pek yok gibi. Kahvenin önünde tanıdık yolcularla konuşuyoruz. </div><div>Amsterdamdan Bernice ile biraz konuşuyoruz. Adres alıp veriyoruz. Yolda o beni İspanyol zannetmiş bende onu Alman. </div><div>Sonra herkesi uzun günün yorgunluğu basıyor. Yatmaya gidiyoruz. </div><div>Tatlı bir gece.</div><div>Soğuk değil. Yağmur yok. Yıldızları görüyorsun. Allahın bir lütfu son günlerin ve gecelerin güzel olması. </div><div>Gece çok horlamamışım. Demekki güzel ve havadar bir yerde yatarsan daha az horluyorsun..</div><div></div></div><div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/170102092591787176-6716202198070310801?l=santiagowalk2007.blogspot.com'/></div>Elgatohttp://www.blogger.com/profile/07085959348504100891noreply@blogger.com0tag:blogger.com,1999:blog-170102092591787176.post-67123033926727193122007-06-12T15:04:00.000-07:002008-12-10T02:36:44.507-08:007 Haziran 2007 Santiago'da Akşam yemeği<a href="http://4.bp.blogspot.com/_iog17HphKUw/Rm8ZOiBkNdI/AAAAAAAAAHk/LShGsfd1WQ0/s1600-h/IMG_9310.JPG"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5075303042512074194" style="CURSOR: hand" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_iog17HphKUw/Rm8ZOiBkNdI/AAAAAAAAAHk/LShGsfd1WQ0/s320/IMG_9310.JPG" border="0" /></a><br /><div>Bu akşam yemeğini Juan ve diğer yolcularla yemeyi planlıyorduk. Gün içinde Juan şarap ve Orujo likörünü fazla kaçırdığından pansiyonda uyumuş. Bulamayınca Restaurant Manolo yerine bizim Türklerin Anatolia Restoranına gittim. </div><div>Kasette anadolu türküleri var. </div><div>Acılı arabesk. Keyfim yerine geliyor. Nihayet normal yemek olacak. Restoran sahipleri Elazığdan Ali Boztaş sağda beyaz tişörtlü olan ve Erzurumlu Cemal Kaya. Santiago da bulunan 4 Türk restoranından ikisini işletiyorlar. İspanyol işletmelerin kapalı olduğu öğlen saatlerinde iyi iş yapıyorlarmış.</div><div>Bana güzel bir acılı adana kebap yapıyorlar. Yanına çoban salata ve ayran. </div><div>Hizmet tam bize göre. Ali tesadüfen buralara gelmiş. Yörenin çok yağmurlu olmasından yakınıyor. İspanyollar bizim yemeklere ve kebaplara epey ilgi duyuyorlarmış. İşleri iyi. </div><div>Yemek sonrası ince belli bardaklarda çaylarımız geliyor. </div><div>Ali ve Cemal'le çaylarımız yudumlayıp muhabbet ediyoruz. </div><div>Personel Alman ve İspanyollardan oluşuyor. </div><div>Restoranda döner, kebap ve lahmacun çeşitleri var. </div><div>Temiz ve bakımlı bir yer. </div><div>Santiago ya gidince uğranması gereken restoranlardan biri. Tabiiki Türk yemeklerini özlerseniz.</div><div>Yoksa buraya özgü balık ve deniz yemeklerinin olduğu restoranlarada gidebilirsiniz. </div><div>Envai çeşit deniz böceğini ve ahtapot yemeklerini bulabileceğiniz restoranlar eski şehir sınırları içinde bolca mevcut.</div><div>Ama herhalukarda tüm hacıların uğrak yeri olan Manolo restorana uğramadan dönmeyin. </div><div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/170102092591787176-6712303392672719312?l=santiagowalk2007.blogspot.com'/></div>Elgatohttp://www.blogger.com/profile/07085959348504100891noreply@blogger.com0tag:blogger.com,1999:blog-170102092591787176.post-70786874981084123642007-06-12T14:37:00.000-07:002008-12-10T02:36:45.045-08:008 Haziran 2007 Santiago de Compostela - Negreira Yeniden Yürüyüş<a href="http://4.bp.blogspot.com/_iog17HphKUw/RqyYFR8AH4I/AAAAAAAAAJ8/lIFv9DL_nIQ/s1600-h/DSC06487.JPG"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5092612495131025282" style="CURSOR: hand" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_iog17HphKUw/RqyYFR8AH4I/AAAAAAAAAJ8/lIFv9DL_nIQ/s320/DSC06487.JPG" border="0" /></a><br /><div><a href="http://4.bp.blogspot.com/_iog17HphKUw/Rm8WciBkNcI/AAAAAAAAAHc/6VOH09VYrhg/s1600-h/IMG_9317.JPG"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5075299984495359426" style="CURSOR: hand" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_iog17HphKUw/Rm8WciBkNcI/AAAAAAAAAHc/6VOH09VYrhg/s320/IMG_9317.JPG" border="0" /></a><br /><br /><div><a href="http://4.bp.blogspot.com/_iog17HphKUw/Rm8TPiBkNbI/AAAAAAAAAHU/3gSbd97Ua-k/s1600-h/IMG_9315.JPG"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5075296462622176690" style="CURSOR: hand" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_iog17HphKUw/Rm8TPiBkNbI/AAAAAAAAAHU/3gSbd97Ua-k/s320/IMG_9315.JPG" border="0" /></a><br /><br /><br /><div>Dün biraz kararsız kaldık yeniden yürüyüp yürümeme konusunda. Hedefe ulaşınca yeniden bir hedef seçmek zor oluyor. Akşamdan sabaha karar verme konusunda anlaştık. Sabah erkenden Juan ve ben pansiyon odamızda uyandık. Gece zaten sokak epey gürültülü olduğundan oda pek iyi uyumamış. </div><br /><br /><p>Sabah normal işlerimiz yeniden başlıyor. Geleneksel sırt çantası yüklememiz. Ayaklarımızın bakımı, vazelin ve diğer korumalı kremlerle koruma altına alınması. Vazelin yürüyecek olan arkadaşlar için tavsiye edilebilecek bir koruma aracı. Ayrıca Vicks de aynı şekilde hem ekonomik hemde en iyi koruyanlardan. Pahalı kremlerden daha etkili. </p><br /><p>Konuşmadan yürüme konusunda ortak karar aldık. </p><br /><p><br />Sabah kahvemizi pansiyon sahibinin Cafesinde içtik. Oda parasınıda kişi başı 15 Euro ödedikten sonra yola çıktık. Yolumuzu bu sefer bulmamız daha zor olacak gibi bir his var içimizde. Katedralin önüne geliyoruz. Otobüsler dolusu Japon turistler katedralin önündeki meydana geliyorlar. Tüm Japonlar koşuş koşuşa meydana geliyor. </p><br /><br /><p>Biz hemen kaçmaya çalışıyoruz ama nafile. Japonların tatil fotoğraflarına konu oluyoruz. Flaşlar patlıyor. </p><br /><br /><p>Sağ taraftan merdivenleri inerek yolumuza koyuluyoruz. Bugün şehir sınırından sonra 23 km var. Şehir içindede 5 km kadar yürümemiz gerekecek. Dünkü acılı Adana kebaptan dolayı acilen ihtiyaç molası vermemiz gerekiyor. İlk Cafe de duruyoruz. Tuvaletler Ala Turka. Rahatladıktan sonra ayıp olmasın diye bir sütlü kahve içiyoruz. </p><br /><p>Bu arada kapının önünden geçen Giovanni, Ever ve Miqueli görüyoruz. Onlarda geliyorlar. Onlarada kahve ısmarlıyoruz. </p><br /><p>Kahveden sonra sularımızı doldurup yola çıkıyoruz.</p><br /><p>Yol yine sıfıra doğru azalan işaretlerle dolu. hayatın kendisindede olduğu gibi işaretleri iyi okuman lazım. Burada verilen işaretler çok bariz. Sarı okları takip edersen seni Santiago şehrine götürüyor. Santiago dan sonrada Finisterre ya götürüyor. Hayatın içinde olan işaretlerde bize hayatın bize neler sunduğunu gösteriyor. Bazen bunları anlıyoruz, bazende göremiyoruz. Geçmişte bize Tanrı vergisi olan bu yetenekler günümüzde köreldiğinden genelde göremiyoruz. </p><br /><p>Bu yeteneklerimizi yeniden görebilmemiz içinde eski değerlerimizi bulup çıkarmamız gerekiyor. </p><br /><p>Dua etmekte kendinle barışık yaşayabilmen için iyi yöntemlerden biri. Bulunduğun din içinde dua etmek en faydalısı. Senin değerlerine ne yakın olan içinde bulunduğun din ve onun değer yargıları olacaktır.</p><br /><p>Yolumuz şehrin yeni yapılan semtleri arasından geçiyor. Şehre girdiğimiz doğu yakası fakir görüntü sergilesede batı yakası epey zengin bir görüntü gösteriyor. </p><br /><p>Yeni villa semtlerin arasından yürüyoruz. Kapılarda yeni ve pahalı arabalar var. Ferrariler kapılarda duruyor. Tüm bu zenginliklerin ve varlıklarında korunması gerek. Her yer tel örgü kaplı. Tel örgülerin arkasında azman köpekler var. </p><br /><p>Buda madalyonun diğer yüzü. Paran çok olursa her zaman tedirgin yaşamak zorunda kalıyorsun. Birileri senin elindeki varlıklar göz dikebilir. Hayatta senin olan şeyler bir sırt çantasına sığıyorsa korunma ihtiyacında azalıyor. Bizdede böyle bir ruh hali var. Rahatız. Herşeyimiz sırt çantası içinde. </p><br /><p>Yolun büyük bir bölümü sisler içinde geçiyor. Sisli hava zaten mistik ve ruhani bir yürüyüşe dahada gizemli bir hava katıyor. İnsanın içi ürperiyor zaman zaman. Biliyorsun ve hissediyorsunki senin bu yürüdüğün yolda binlerce belkide milyonlarca yolcunun ve hacının ruhlarıda seninle birlikte yürüyor. Yolun sana verdiği sorumluluklar var. Kendini bulman gerekiyor ama belkide başkalarınada kendilerini bulman için yardım etmen gerekebilir. </p><br /><p>Siste yürüyenlerin ve seninle birlikte olanların sana güvenebilmeleri gerekiyor. Gerektiğinde onları arayabileceğini ve sana sisli bir yolda gözleri kapalı güvenebileceklerini bilmeleri gerek.</p><br /><p>Yolun bir kısmını yanlız yürüyorum. </p><br /><p></p><br /><p></p></div></div><div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/170102092591787176-7078687498108412364?l=santiagowalk2007.blogspot.com'/></div>Elgatohttp://www.blogger.com/profile/07085959348504100891noreply@blogger.com0tag:blogger.com,1999:blog-170102092591787176.post-65653974947171942112007-06-07T14:42:00.001-07:002008-12-10T02:36:45.873-08:007 Haziran 2007 Santiago de Compostela<a href="http://4.bp.blogspot.com/_iog17HphKUw/R9QPwYSUPRI/AAAAAAAAAKM/pc9jkYae0gY/s1600-h/DSC06256.JPG"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5175779195582954770" style="CURSOR: hand" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_iog17HphKUw/R9QPwYSUPRI/AAAAAAAAAKM/pc9jkYae0gY/s320/DSC06256.JPG" border="0" /></a><br /><div><a href="http://1.bp.blogspot.com/_iog17HphKUw/RnWiuSBkNlI/AAAAAAAAAIk/8WrzF2iFA7U/s1600-h/IMG_9245.JPG"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5077143070926190162" style="CURSOR: hand" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_iog17HphKUw/RnWiuSBkNlI/AAAAAAAAAIk/8WrzF2iFA7U/s320/IMG_9245.JPG" border="0" /></a><br /><br /><div><a href="http://1.bp.blogspot.com/_iog17HphKUw/Rmh_liBkNYI/AAAAAAAAAG8/_tgoXykHUCs/s1600-h/IMG_9255.JPG"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5073445262998123906" style="CURSOR: hand" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_iog17HphKUw/Rmh_liBkNYI/AAAAAAAAAG8/_tgoXykHUCs/s320/IMG_9255.JPG" border="0" /></a><br /><br /><br /><div><a href="http://4.bp.blogspot.com/_iog17HphKUw/Rmh-ZSBkNXI/AAAAAAAAAG0/Hox5pTxbBCY/s1600-h/IMG_9237.JPG"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5073443953033098610" style="CURSOR: hand" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_iog17HphKUw/Rmh-ZSBkNXI/AAAAAAAAAG0/Hox5pTxbBCY/s320/IMG_9237.JPG" border="0" /></a><br /><br /><br /><br /><div><a href="http://3.bp.blogspot.com/_iog17HphKUw/Rmh9WCBkNWI/AAAAAAAAAGs/ZNU1rKXyezY/s1600-h/IMG_9210.JPG"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5073442797686895970" style="CURSOR: hand" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_iog17HphKUw/Rmh9WCBkNWI/AAAAAAAAAGs/ZNU1rKXyezY/s320/IMG_9210.JPG" border="0" /></a><br /><br /><br /><br /><br /><div><a href="http://3.bp.blogspot.com/_iog17HphKUw/Rmh8hCBkNVI/AAAAAAAAAGk/eyuCZSQjuGo/s1600-h/IMG_9219.JPG"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5073441887153829202" style="CURSOR: hand" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_iog17HphKUw/Rmh8hCBkNVI/AAAAAAAAAGk/eyuCZSQjuGo/s320/IMG_9219.JPG" border="0" /></a> </div><br /><div></div><br /><div>Bu sabah 33 günden beri ilk defa sakal traşı oluyorum. Kendime geldiğimi hissediyorum. Sakal traşından sonra berbere gidiyoruz. Traş oluyorum. Sonra gidip kendime after shave alıyorum.</div><div><br />Kendimi mükafatlandırıyorum. Aferin bana 770 kilometre yürüdüm. Bugün izinliyim. Yolculuk yok. Yarın devam.</div><div></div><div>Hac bürosundan hacılık belgesini alıyorum. Herkes hacılık belgesini aldığı için mutlu. Gelecek pazartesi günü için Başpiskopos ile randevuyu ayarlıyorum.<br /></div><div>Bugün hergün olduğu gibi katedralde hacılar için ayin var. Her ülkeden gelen hacıların isimleri, yürümeye başladıkları yer ve ülkeleri okunuyor. İlk defa Türkiye adı geçiyormuş. </div><div></div><div>Ayin esnasında yürümeye başladığım ilk günlerde yol arkadaşımız olan insanlara denk geliyoruz. İtalyan Cristina yeni gelmiş. Yanıdan Alman Tİm var, Nicole var. Diğerleri var. Herkes ağlıyor.</div></div></div></div></div><div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/170102092591787176-6565397494717194211?l=santiagowalk2007.blogspot.com'/></div>Elgatohttp://www.blogger.com/profile/07085959348504100891noreply@blogger.com0tag:blogger.com,1999:blog-170102092591787176.post-47537791208904898342007-06-07T14:22:00.001-07:002008-12-10T02:36:46.480-08:006 Haziran 2007 Arco do Pino - Santiago de Compostela<a href="http://1.bp.blogspot.com/_iog17HphKUw/Rmh7niBkNUI/AAAAAAAAAGc/oeGdSFKc2EU/s1600-h/IMG_9128.JPG"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5073440899311351106" style="CURSOR: hand" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_iog17HphKUw/Rmh7niBkNUI/AAAAAAAAAGc/oeGdSFKc2EU/s320/IMG_9128.JPG" border="0" /></a><br /><div><a href="http://4.bp.blogspot.com/_iog17HphKUw/Rmh6USBkNTI/AAAAAAAAAGU/vCnNkBIaVW8/s1600-h/IMG_9127.JPG"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5073439469087241522" style="CURSOR: hand" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_iog17HphKUw/Rmh6USBkNTI/AAAAAAAAAGU/vCnNkBIaVW8/s320/IMG_9127.JPG" border="0" /></a><br /><br /><div><a href="http://4.bp.blogspot.com/_iog17HphKUw/Rmh5QSBkNSI/AAAAAAAAAGM/mecdcxpMe5A/s1600-h/IMG_9161.JPG"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5073438300856136994" style="CURSOR: hand" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_iog17HphKUw/Rmh5QSBkNSI/AAAAAAAAAGM/mecdcxpMe5A/s320/IMG_9161.JPG" border="0" /></a><br /><br /><br /><div><a href="http://4.bp.blogspot.com/_iog17HphKUw/Rmh4BSBkNRI/AAAAAAAAAGE/kO0jk80RbNc/s1600-h/IMG_9119.JPG"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5073436943646471442" style="CURSOR: hand" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_iog17HphKUw/Rmh4BSBkNRI/AAAAAAAAAGE/kO0jk80RbNc/s320/IMG_9119.JPG" border="0" /></a><br /><br /><br /><br /><div>Bu gece epey geç yattık. Yemek çok güzel geçti. Güzel bir masa düzenlendi. Bu ilkel ortamlarda olabilecek en mükemmel masa. Mum ışıkları, çiçekler, şarap ve güzel insanlar. </div><br /><br /><br /><br /><div>Salata enfesti. Herkes ikişer tabak yedi gibi. Yemek sonrası güzel konuşmalar oldu. Herkes tek tek yolculuktan neler aldığını, nelerin hoşuna gittiğini, hayatında neleri değiştirmek istediğini veya değiştirdiğini anlattı. Bazıları ağladı. Bazıları teselli etti.</div><br /><br /><br /><div></div><br /><br /><br /><div>Sonra bahçede oturup yıldızları izledik. </div><br /><br /><br /><div>Sabah uyandığımızda bizimle aynı yatakhanede olan öğrenciler yola çıkmışlardı.<br />Bizde </div></div><br />kahvaltımızı yaptık. Diğer yolcular bizden biraz şikayetci oldular. Biraz gürültü yapmışız. Uyuyamamışlar. Bizi şikayetin yanında ayrıca tebrikte ettiler güzel bir grup oluşturduğumuz için.</div><br /><br /><div>Bizim grup için iç dünyamızda yolculuğumuz dün akşam sona erdi. Bugünde fiili olarak sona erecek. Yemek ve yemekte olan konuşmalarımız bizi dün yolculuğun doruğuna ulaştırdı.</div><br /><br /><div>Herkes kendinden birşeyler bıraktı. Yolunu arayanlar bulduğunu düşünüyorlardı. </div><br /><div></div><br /><div>Fiili son kilometreleri yürümeye başladık.</div><br /><div>Juan epey zorlukla yürüyor. Dün akşam yemek sırasında gelen Alman Anna Juan dan daha zor yürüyor. Her ikiside azimli Santiago ya ulaşmak için. Yolun ilk bölümü güzel. Ökaliptus ağaçlarının arasından geçiyor. 7 kilometre içecek bir yer arıyoruz. Kahve içecek bir yer bulamıyoruz. Ökaliptus ormanında Anna'yı kaybediyoruz. </div></div><div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/170102092591787176-4753779120890489834?l=santiagowalk2007.blogspot.com'/></div>Elgatohttp://www.blogger.com/profile/07085959348504100891noreply@blogger.com0tag:blogger.com,1999:blog-170102092591787176.post-85459392246027468412007-06-05T08:35:00.000-07:002007-06-05T09:04:10.087-07:005 Haziran 2007 Arzua - Arca do PinoSon günler gelince herkes sevinecek zannediyordum. Bugün itibarıyla 750 km yol yaptık. Herkes hüzünlü yol bitti diye. Yol boyunca oluşan dostluklar çoğu insan için önemli. Bazıları için belkide hayatlarında edindikleri tek tük dostluklardan biri.<br />Bu sabah Arzua da epey geç uyandık. Herkes yavaştan alıyor. Kahvaltı yapmadık. Yolda yapacağız gibi bir hava var.<br />Gece sol ayağım epey ağrıdı. İyi uyuyamadım ama keyfim yerinde.<br />Juan da pek iyi uyuyamamış, benimle yürümek için epey bir ağrı çekiyor.<br />Sabah Monte do Gozo diye yola çıkıyoruz. Yol proğram dinlemiyor. Hava bugün epey sıcak ve herkesin biryerleri ağrıyor.<br />Dün olduğu gibi bugünde ağırlıklı ökaliptus ağaçları arasında yürüyoruz. Yolda İngiliz Claire rastlıyoruz. Dün başka bir misafirhanede kalmış pek güzel bir yermiş. Bizde hayıflanıyoruz neden orada kalmadık diye. Ribadiso de Baixo da kalmışlar. Nehrin kenarındaki misafirhanede. Biz şehrin göbeğinde trafikte kaldık.<br />Gece horlayanlar yine ağırlıktaydı. Gerçi beni bu yolun en kral horlayanı seçecekler zannedersem. Bugün yine erken uyku tutmadı.<br />saat 1 gibi adamlardan biri yataktan düştü. Yerde bir müddet uyumaya devam etti.<br />Yolda 10 km kahvaltı yapacak veya kahve içecek bir yer yok.<br />Saat 10,30 gibi Salceda köyüne geliyoruz. Yolda köylü bir adam ikinci kahvede kahvenizi için diyor. Birinci kahvenin kahvesi kötüymüş. Birinci kahve kapalı olduğundan mecburen ikincide kahve içiyoruz.<br />Köy kahvesinin bahçesi ağzına kadar dolu. Sütlü kahvemizi alıyoruz. Ekmekler ve peynir yanımızda var. Sandöviçler hazırlanıyor.<br />Hem sevinçli hem yarı hüzünlü bir havada herkes email adresleri ve adresleri alıp veriyor. Teskere havası var.<br />Daha 30 km yolumuz var ve çoğumuz için burada yol bitecek.<br />Ben Brezilyali Giovanni ile yanlız yürüyorum. Biraz konuşuyoruz. Gelecek beklentileri üzerine. Çoğu Güney Amerikalı gibi oda burada kalmak istiyor. Buradan Londraya gidecek. Orada 3 ay İngilizce kursundan sonra çalışabilirse kalacakmış.<br />Yoksa Barselonaya gelip buralarda birşeyler yapmak istiyor.<br />Juan ve İspanyol Albert benimle birlikte gelecek yıl Arjantin Şili arasında 1000 km yol yürümek istiyorlar. Atlantik okyanusundan Pasifik okyanusuna.<br />Çok güzel bir yolculukmuş. Giovannide katılmak istiyor. Bakalım hele bir bunu bitirelimde sonra bakarız diyorum.<br />Rua da yeniden duruyoruz. Sütlü kahve hemen hazır geliyor. Buradaki yolcuların favori içeceği sütlü kahve.<br />Neşeli muhabbetlerimiz oluyor.<br />3 km sonra yolda bakıyoruz. Juan ve Albert yok. Nikaragualı Ever de Amerikalı kızın peşinde başka bir yola girmiş.<br />Arca do Pino çıkışında Giovanni ve ben bekliyoruz.<br />Barda can sıkıntısından kahve içiyoruz. Yanımızdaki kalan ekmekleri yiyoruz. Gelen giden yok. Yoldan geçenlere bizimkileri soruyoruz. Arca do Pino misafirhanesine girmişler. Bizde dönüyoruz. Son gece tanıdıklarla olmak istiyoruz. Misafirhane bahçesinde oturmuşlar bizi bekliyorlar. ne yapalım diye istişare ediyoruz. Juan pek iyi değil. Menisküsü epey kötü. Ever kızlarla kalmak için can atıyor. Kalalım diyoruz. Ever kızlar için değil ama mutfak için kalıyorum diyor. Akşam yemek yapacaklarmış.<br />Burasıda yola yakın bir yer. Gece yine trafik gürültüsü olur.<br />Burada tek bacaklı bir adam var. Protez bacakla yürüyor.<br />Giovanni yolda son günlerde denk geldiğimiz Brezilyalı Antonio nunda sol ayağında sorunu olduğunu ve birkaç yıl içinde yürüyemeyecek olduğundan şimdi yürüdüğünü söyledi. Adam şimdide zor yürüyor.<br />Bu yolda zorla yürüyen insanlara çok fazla denk geliyoruz. Takdir edilecek bir azimle yürüyorlar.<div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/170102092591787176-8545939224602746841?l=santiagowalk2007.blogspot.com'/></div>Elgatohttp://www.blogger.com/profile/07085959348504100891noreply@blogger.com0