tag:blogger.com,1999:blog-153545712009-04-28T16:03:25.379+03:00bir şey ummaz olursan, korkmaz da olursun. senecagaiahttp://www.blogger.com/profile/06069458130443333973noreply@blogger.comBlogger236125tag:blogger.com,1999:blog-15354571.post-13282137974060520402009-03-02T12:12:00.000+02:002009-03-02T12:59:01.132+02:00235işyerine geldiğimde içerisi havalansın diye camları açtım.<br /><br />tam camı açtım, odaya kafamı çevirirken birden durdum. bahçedeki erik beyazlara bürünmüştü.<br /><br />-ne kadar klasik bir kelime beyazlara bürünmek, ama ne kadar da güzel. yerine başka kelimeler aradım, bulamadım.-<br /><br />şaşırdım, bir an sıcak bir rüzgar esti, güneş sanki bulutların arasında kıpırdandı.<br />çimenlerin yeşili üstünde kuru, yeşilsiz dallarında beyaz çiçeklerle ne kadar tazeydi.<br />yenilenmenin müjdesini taşıyordu.<br />mart...<br />yeniden doğuş, yenilenme...<br />yeni başlangıçlar...<br />fazlalıklardan kurtulma zamanları...<br /><br />bazen herşey ağır geldiğinde, bakıyorum ağırlık yapan nedir diye.<br />kollarıma, ayaklarıma, kafama hangi ağırlıkları takmışım da yürümeye çalışıyorum diye...<br /><br />gereksiz işlere mi batmış ayaklarım? gitmem gereken yere gidemiyorum.<br />tanımadığım ve görmek istemediğim insanlar mı girmiş kollarıma beni bırakmayan?<br />geçmişe bırakmam gereken hangi takıntılar ve olaylar hala kafamda?<br /><br />dün akşam dolabımdaki fazla kıyafetleri ayıkladım, verilmek üzere ayırdım.<br /><br />bahara hazırlanıyorum kuzum.<a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_hB-03Qwt2ig/Sau7svZL-qI/AAAAAAAAAO0/MWoDi11nDLI/s1600-h/c6339.jpg"><img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 384px; height: 257px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_hB-03Qwt2ig/Sau7svZL-qI/AAAAAAAAAO0/MWoDi11nDLI/s400/c6339.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5308542963097008802" border="0" /></a><div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/15354571-1328213797406052040?l=bugunbirgunogun.blogspot.com'/></div>gaiahttp://www.blogger.com/profile/06069458130443333973noreply@blogger.com1tag:blogger.com,1999:blog-15354571.post-72984262136680065612009-02-25T15:15:00.003+02:002009-02-25T16:10:37.909+02:00234geçen hafta eskişehir'deydim. insanlar burdan biraz daha mutlular.<br />kaygı, korku ve endişe sanırım daha az...<br />bilinç hallerinin bulaşıcı olduğunu söylüyordu geçenlerde okuduğum makale...<br /><br /><a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_hB-03Qwt2ig/SaVQVuKLhiI/AAAAAAAAAOk/MPYKI_de2oU/s1600-h/magic_tree_chimp.jpg"><img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 199px; height: 297px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_hB-03Qwt2ig/SaVQVuKLhiI/AAAAAAAAAOk/MPYKI_de2oU/s400/magic_tree_chimp.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5306736070024201762" border="0" /></a><br />biliyorum bunların hepsini bildiğini.<br /><br /><br />ben iyiyim. parmağımda ağustos ayından bir hatıra kalsa da o da iyi...<br /><br />hayat sen neresinden bakıyorsan o değil midir?<br />benim durduğum yer güneşli bir çimenlik...<div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/15354571-7298426213668006561?l=bugunbirgunogun.blogspot.com'/></div>gaiahttp://www.blogger.com/profile/06069458130443333973noreply@blogger.com1tag:blogger.com,1999:blog-15354571.post-13173483041758073992008-08-19T16:16:00.000+03:002008-08-19T16:25:38.321+03:00233hepimizin hayatta yaşadığımız travmalarımız var. yaralarımız. büyük ya da küçük.<br /><br />üç hafta kadar önce parmağımı kestim. doğrusunu istersen fena bir kesik değildi; bıçak kemiğe dayandı sözünün ne demek olduğunu tam ve net olarak biliyorum artık. beş dikiş attı doktor.<br /><br />beni kan tuttuğunu bir kere daha deneme fırsatı oldu. acı konusunda fena değilim, dayanıklı olduğum söylenebilir ancak görmek ya da bakmak ya da tahayyül etmek kanın damarlarımdan çekilmesi gibi bir sonuç ortaya çıkarıyor.<br /><br />nasıl mı?<br /><br />parmak kesildi. bir acı oluştu. buraya kadar tamam. çok fazla ve dayanılmaz bir acı değildi. çok hoş bir durum da değildi ancak sorun yoktu. ne zaman ki parmağıma sardığım sargıyı çıkardılar ve kesildikten sonraki ilk halini gördüm, o zaman içim bi fena oldu.<br /><br />kendi kendime canımın daha fazla yanacağını, kötü bir kesik olduğunu, dikiş atacaklarını, dikiş atarken canımın daha fazla yanacağını, parmağımın uyuşmaya başladığını, gecenin bir vaktinde hastaneye bir sürü gereksiz para vereceğimi düşündüm, düşündüm, düşündüm... çok acınası bir haldeydim. vah zavallı ben'dim...<br /><br />hele etrafımdaki kişiler bakıp da "ah canım, çok acıyor mu?" " ayyy, nasıl kestin öyleee...." "dikiş atmak iyi olabilir..." ... dedikçe içim bir fena oldu.<br /><br />gece 12.00 gibi hastaneye gittik. doktor dikiş atarken ya da temizlerken bakmadım. biliyorum ki bakarsam içim yine fena olacak. ama bakmamam engelleyemedi. çünkü bu sefer de kafamda kurmaya başladım. "ayy... evet iğne yapıyor. kesiğin içine mi yaptı? evet... ay... acıdııı... şimdi mi dikmeye başlıyor acaba? evet evet... başka şeyler düşün... saat kaç oldu acaba? yarın elimi kullanabilir miyim? sabah erken kalkmam gerekecek, kaç gibi çıksam evden?... hı... dikiyor evet. acıyor mu? hımmm.. evet biraz... aslında çok acımıyor canım. az bir acı bu. ama sanki çok daha fazla gibi geliyor."<br /><br />yaşadığımız olaylarda da aynı şeyi yaptığımızı fark ettim.<br /><br />diyelim ki sevgilimiz bizi terk etti. bunun normal olarak bir acı vereceği gerçek. ama ne kadar acı olacak? belki nefes alamaz hale geleceğiz. belki ağlayacağız. belki canımız acıyacak (bu konu çok enteresan hakkında, bi'ara konuşalım mı bununla ilgili? ne dersin?). belki de çok fazla umursamayacağız.<br /><br />yaşadığımız şeyleri çok fazla didiklemeye, üzerine günlerce kafa patlamaya, herkese anlatmaya, kendimize acımaya ve ne kadar zor durumda olduğumuzun, nasıl haksızlığa uğradığımızın bize tekrar tekrar anlatılmasına kendimize kaptırdıkça, yaramız daha da sızlamaya başlıyor.<br /><br />yaşadığımız bir olay sonraki bir haftamızı, bir ayımızı, bir yılımızı hatta daha korkuncu tüm hayatımızı etkisi altına alabiliyor.<br /><br />bir an durup ne kadar gerçek olduğuna bakmak gerekiyor.<br /><br />ancak biraz daha yukardan...<br />biraz daha kendi dışımdan...<br /><br />yıllar önce bir yerde mi duymuştum, bir yerde mi okumuştum şimdi hatırlayamıyorum. kendini kötü hissettiğin zaman tüm evren içinde kapladığın yeri düşünme ile ilgili bir konuydu.<br /><br />evrenin, hayatın ve zamanın sonsuzluğu içerisinde benim yaşadığım neydi? insanlık için ne kadar önemliydi? ve en önemlisi gerçek miydi?<div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/15354571-1317348304175807399?l=bugunbirgunogun.blogspot.com'/></div>gaiahttp://www.blogger.com/profile/06069458130443333973noreply@blogger.com3tag:blogger.com,1999:blog-15354571.post-79146721341796315622008-04-30T11:11:00.005+03:002008-04-30T11:18:10.317+03:00232bahar kapıya kadar gelmişken, güneş tepede ve sırtımı güneşe vermişken hayat elbette çok güzel.<br /><br />sabahları içinden geçtiğim parkta, parklar ve bahçeler müdürlüğünün düzenleme çalışması var aylardır. her tarafı kazdılar, söktüler, betonlar döktüler, ağaçları budadılar, bazılarını söktüler.<br /><br />haftalarca sabahları ağaçları toplamaya gelen teyze ve amcalar gördüm. hatta dün sabah oldukça yaşlı bir teyze yine gelmiş çalı çırpı topluyordu.<br /><br />sonra yine sabahları yine park ve bahçeler müdürlüğü bünyesinde lale dikim ve söküm işleriyle uğraşanları görüyorum. çiçeklerden desenler yapıyorlar şehrin içine, bizim için dostum, biz sevinelim, mutlu olalım, çiçekler etrafımızda olursa belki içimiz de çiçek açar diye... evet kesinlikle bunun için...<br /><br /><a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_hB-03Qwt2ig/SBgqOzcbNmI/AAAAAAAAAJ8/lOk1As_OpDo/s1600-h/lale.jpg"><img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer;" src="http://1.bp.blogspot.com/_hB-03Qwt2ig/SBgqOzcbNmI/AAAAAAAAAJ8/lOk1As_OpDo/s400/lale.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5194948603987834466" border="0" /></a><br />benim de çiçeklerim var işyerinde biliyorsun, bu aralar pek ilgilenemiyorum onlarla, oysa bahar geldi, bas bas bağırıyorlar bizimle ilgilen, kaplarımıza sığmıyoruz, yeni topraklar istiyoruz, yenilenmek istiyoruz. bahar sana geldi ya hani bize?<br />tamam diyorum, haklısınız, ihmal ettim sizi, söz en kısa zamanda ilgileneceğim... derken zaman yine su olup akıyor...<br />daha dün diyordum ki bu kış nasıl geçecek acaba?<br /><br />işyerine geldiğimde parktan getirdiğim taba rengi toprak parçaları bırakıyorum yerlere. yürürken o kadar dikkat ediyorum çamurlara basmayayım, üstüme sıçratmayayım, ayaklarıma bulaşmasın diye, ancak ne yaparsam yapayım bir kaç parça mutlaka bulaşıyor, en çok ayakkabı tabanındaki girinti çıkıntıların arasına sıkışıyorlar, ne yaparsam yapayım çıkmıyorlar.<br />oysa ki mecburum bu parkın içinden geçmeye.<br /><br />hayatın içinde de aynı şeyi yaşıyorum. yürürken ayaklarıma bulaşan şeyler, kusurlar, hatalar, dikkatsizlikler, mutsuzluklar...<br />hayat bu ya, içinde herşey var;<br />çimen kadar çamur da,<br />çiçek kadar diken de...<br /><br />çamura batmamak, dikeni elime batırmamak için tüm bunlardan uzak durmak mı daha iyidir?<br />bahçeye girmemek, elini güle uzatmamak?<br />olduğun yerde kalmak ve seyretmek...<br /><br />yoksa esas mesele<br />bahçeden geçmek,<br />gülü koklamak,<br />ilerlemek,<br />devam etmek,<br />çamura bulanmadan, ellerimizi kanatmadan yapabilmekte mi?<div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/15354571-7914672134179631562?l=bugunbirgunogun.blogspot.com'/></div>gaiahttp://www.blogger.com/profile/06069458130443333973noreply@blogger.com4tag:blogger.com,1999:blog-15354571.post-17617776613923922172008-02-15T16:16:00.002+02:002008-02-15T16:48:47.943+02:00231<div align="center"><br /></div><br /><br /><div align="left">insan, hayatının bir döneminde mutlaka mutluluk üzerine düşünüyor.<br /><br />kendime sormuş, şiirlerde, romanlar duymuş ancak net bir karar vermemiştim, karşıma çıkan herkese sormaya başladım;<br />"mutluluk nedir sence?"<br /><br />herkesin cevabı farklıydı, ancak kimse tam bir tanımını yapamıyordu.<br />üzerine düşünmeye ve sorgulamaya başladığımızda o konu ile ilgili çok başka dünyalar açılmaz mı önümüze...<br /><br />aradan bir kaç yıl geçti, bir çok şey yaşandı, okundu, düşünüldü. sonuçta ise vardığım nokta 2 tür mutluluk olduğuydu. birinde hemen ve anında oluşan bir tatmin hissi varken diğeri daha uzun vadede sonuçlarını gösteriyordu.<br /><br />şöyle ki;<br /><br />yapmak istediğim bir şey var, o anda yaparsam beni inanılmaz bir şekilde -ya da inanılır- "mutlu edecek". istiyorum ve yapıyorum. sonrasında başlayan süreçte ise bir pişmanlık ya da boşluk hissi oluyor genelde… gitgide düşüşe geçen ve sonunda vasata varan bir mutluluk...<br /><br />yapmak istediğim şeye bakıp 10 sene sonra da -ya da 10 dakika ya da 10 gün...- bunu yaptığıma pişman olacak mıyım? diye sorduğumda cevap evetse o anda onu yapmamak mutluluk verebiliyordu. bu ise gitgide ve zamanla büyüyen bir mutluluktu.<br /><br />o kadar uzun yaşayacağımın garantisini kim verebilir ki bana?<br />zamanın garantisi yoksa, neden uzun vadeli mutluluklar peşinde koşayım ki? diye sormaz mı insan aklı?<br />sorar elbette...<br />oysa yapılmış olması gerekeni yapmak bile, o anda başlı başına bir mutluluk kaynağı –bize acı verse bile- -kelebek etkisi, bunu bir kere daha gösteren bir film olmuştur bana-<br /><br />yalnız kaldığımızda fısıldayan bir ses duyuyoruz,<br />gece başımızı yastığa koyduğumuzda... aslında o kadar iyi biliyoruz ki…<br />herşeyi... </div><br /><br /><div align="left"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5167218876427527522" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_hB-03Qwt2ig/R7WmMOYn5WI/AAAAAAAAAJM/M7HaMIZvk0g/s400/600px-Milky_Way_2005.jpg" border="0" /><br />başkalarına anlatma hevesimiz, belki sadece kendimizi doğru yaptığımıza inandırma isteğimizden...<br /><br /><br />sonra,<br />yıllar sonra bir hint destanında şöyle diyordu krişna;<br /><br />"Önce zehir gibi görünen ama sonunda nektar tadı veren mutluluk Sattva mutluluğudur ve kendi kendisiyle barışık bir zihinden doğar.<br /><br />Duyuların verdiği zevk önce nektar gibi tatlıdır ama sonunda zehir acısına dönüşür. Bu Racas mutluluğudur.<br /><br />Tamas insanları ise mutluluğu uykuda, uyuşuklukta ve her türlü uyuşturucuda bulurlar. Böyle bir mutluluk baştan sona yanılsamadır."</div><div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/15354571-1761777661392392217?l=bugunbirgunogun.blogspot.com'/></div>gaiahttp://www.blogger.com/profile/06069458130443333973noreply@blogger.com6tag:blogger.com,1999:blog-15354571.post-79183456979205736552007-12-24T12:12:00.000+02:002007-12-24T12:11:28.393+02:00230<span style="font-style: italic;">eski yazı...</span><br /><br />akan kanla ödenen ne çok bedel var. akan sıcak kan eşitliyor en zıt kutupları. yapış yapış kan izi ellerimizde. bedeli ödenmiş günahlarımızın hafifliği ruhumuzda.<br /><br />iyi bayramlar.<div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/15354571-7918345697920573655?l=bugunbirgunogun.blogspot.com'/></div>gaiahttp://www.blogger.com/profile/06069458130443333973noreply@blogger.com1tag:blogger.com,1999:blog-15354571.post-55883482319818029372007-11-23T10:10:00.000+02:002007-11-23T10:33:36.773+02:00229geceleri genelde biraz geç dönüyorum eve...<br />geçen gece bi'kaza oldu tam önümüzde, köprü çıkışında, o kadar önümüzde ki, ilk duran araç bizdik. toz bulutu vardı her yerde. ben ambulans çağırdım. arabadaki diğer kişiler ilk yardım için indiler. ayrıntıları sonrasında<a href="http://www.cnnturk.com/TURKIYE/haber_detay.asp?PID=318&haberID=404331"> gazetelerden</a> takip ettik.<br />hep denir ya, hayat bir saniyede değişir diye, o kadar iyi bilmemize rağmen hep bilmiyormuş gibi yapmayı tercih ederiz. gerçi yaşayabilmenin kuralı bu belki...<br />yok yok... asıl mesele bunu bilip de, yaşamaya ona göre devam edebilmekte...on dakika sonra herşey değişecekse de değişmeyecekse de benim kafam rahat olmalı. bu ne demek; hayatı ertelememek demek. yok yok, hemen dünya turuna çıkmalı demiyorum. o başka bişey, alakasız bir kandırmaca. hayatınla ne yapmak istediğine kesin olarak karar vermek ve onu yaşamak kastettiğim. yapmak istediğimiz şeyler için kırmızı kar yağmasını beklememek.<br />herkes <a href="http://www.izedebiyat.com/yazi.asp?id=43113">türlü şeyler isteyebilir</a> bu noktada fakat biraz daha sakin olup bakınca ilk istekler yerini anlamsızlığa da bırakabilir. ölmeden önce skuba yapmış ya da bir deniz fenerinde sabahlamış ya da dünyanın bütün içkilerini içmiş ya da en yüksek binasına çıkmış, bangee jumping yapmış ya da en iyi 8000 filmi seyretmiş...olmanın bir önemi olacak mı?<br />bunların ötesinde olan nedir?<br /><br />yine eve dönüş yolunda şöyle oldu;<br />yolda giderken bi baktık ki bizim olduğumuz şerit durmuş ancak yanımızdakiler hızla akmaya devam etmekte... konuşmaya daldığımızdan bir süre fark etmedik. sonra hemen çıktık sola dönmek için ışıklarda dizilmiş araçların arkasından. biz sola dönmeyecektik ki...<br />aklıma geldi;"işte dedim, hayatın içinde de bu şekilde hiç alakamız olmayan şeylere takılıp duruyoruz ve daha komiği bunu fark etmiyoruz bile... öylece duruyoruz."<div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/15354571-5588348231981802937?l=bugunbirgunogun.blogspot.com'/></div>gaiahttp://www.blogger.com/profile/06069458130443333973noreply@blogger.com2tag:blogger.com,1999:blog-15354571.post-49425550819160620822007-11-09T12:12:00.000+02:002007-11-09T17:23:30.547+02:00228hayat gerçekten dolu dizgin akmaya devam ederken sana hangisini anlatacağımı bilemedim. gün içinde aklımın bi'yanında "evet, bak bunu anlatmalıyım" dediğim şeyler geldi ve geçtiler... pek çoğunu hatırlamıyorum. yok oldular mı demek? pek öyle sayılmaz, belki kafamdaki bir soru işaretinin izleriydi, cevap bulununca sorular da kalmıyor ortada... ya da başka zamana ertelenmiş bazıları... bazılarını da uluorta dökmek pek doğru olmaz.<br /><br />oysa hepimiz herşeyi sereserpe yaymayı ne kadar doğal karşılar olduk. içimizde ne varsa ama ne varsa ortaya dökmeye, başkalarının üstüne sürüp bulaştırmaya çok hevesliyiz. anlattıkça sanıyoruz ki ya kaybolacak acıklı durumlarımız ya da anlattıklarımız bir sihirli değnek dokunduracak ve düzeltecekler...<br /><br />herkes birbirinin acısını veya düşmüş, yıkılmış hallerini görmeye pek meraklı. sanki onları gördükçe kendi halimizin ne kadar iyi olduğunu bir kez daha anlıyor. içten içe bir kibire kapılıp onlara yukarıdan bakıyoruz;<br />"ah ne zavallı şeyler bunlar, birileri yardım etmeli..."<br />bir dedikodu hevesi hepimizin içinde, kursağında...<br /><br />kendine bakmaya korktukça insan başkalarını seyretmeye o kadar hevesli... içinde kötü bir şeye mi rastladın? beğenmediğin bir yüzünle, bir zayıflığınla mı karşılaştın? üzülme hemen, moralini bozma, düzeltmeye uğraşma... senden daha kötü durumda olan birilerini mutlaka bulursun ararsan... zaten birini bile bulsan, yeter seni haklı çıkarmaya...<br /><br /><br /><br /><br />teröre lanetler yağdıran bir zihniyetin neden aile içi şiddete karşı çıkmadığını anlamak mümkün değil<a href="http://dosyalar.hurriyet.com.tr/aileici/aileicisiddet2.asp"> mesela</a>... oysa hani "bir insanı sevmekle başlayacak(tı) herşey"<br />birbirinden nefret etmek üzerine kurulu bir sistemin içindeyiz. yanımızdan geçerken çamur sıçratan araba şoförüne küfretmekten, <a href="http://www.milliyet.com.tr/2007/11/09/yasam/axyas02.html">üçüncü</a> <a href="http://www.hurriyet.com.tr/ucuncusayfa/7650845.asp?gid=205&sz=49485">sayfa</a> <a href="http://www.hurriyet.com.tr/gundem/7412338.asp?gid=205&sz=49485">haberlerinden</a>, tvlerden-<a href="http://www.resimland.net/data/media/105/www.resimland.net_kurtlarvadisi_pusu.jpg">dizilerden</a>-klip ve şarkılardan, bilgisayar oyunlarından üzerimize akan şiddet selinden, isteklerimizi yerine getirmeyen <a href="http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=7646989&tarih=2007-11-08">ebeveynleri öldürmesi için kiralık katiller tutmaya</a> kadar çok şiddetle çevriliyiz ki, şiddetin olmaması durumu tuhaf gelmeye başlıyor. ve nedense en göze batan ve görünen kısımlarını tutup onları demagoji malzemesi olarak kullandığımızda yaptığımız herşeyi temizlemiş, aklayıp paklamış oluyoruz. buzdağının görünen ya da üzerimize üzerimize gelen-getirilen kısmı üzerinde üç beş laf parçalayıp, slogan atınca, msnde isimlerimizin yanına başı yana düşmüş çiçekler koyunca görevimizi yerine getirmiş tertemiz vatandaşlar oluyor, geceleri başımızı yastığa huzurla koyup, en derin ve güzel uykuları uyuyabiliyoruz.<div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/15354571-4942555081916062082?l=bugunbirgunogun.blogspot.com'/></div>gaiahttp://www.blogger.com/profile/06069458130443333973noreply@blogger.com1tag:blogger.com,1999:blog-15354571.post-46501295776963464412007-10-30T14:14:00.000+02:002007-10-30T14:08:10.317+02:00227önce; cumhuriyet bayramımız kutlu olsun.<br /><br /><br />sonra; sevgili <a href="http://bencede.blogspot.com/">mathy</a> sobelemiş beni, gerçi geçenlerde de sobelemişti, bir türlü cevaplayamadım. şimdiki mesele şiirmiş. sanırım en sevdiğimiz şiiri yazmamız gerekiyor. açıkçası "en" meselesi her zaman değişken ve geniştir, o yüzden de zordur. ben <a href="http://www.siirgen.org/siir/n/nazim_hikmet/Nazim%20Hikmet%20-%20Kendi%20Sesinden%20Siirler%20-%2032.%20Salatalik.mp3">buna</a> karar kıldım.<br /><br /><br />daha sonra; haftasonu trekkinge gittim erikli yaylası'na, aslında yaylaya kadar çıkamadık ama bu olayın şa'aneliğini hiç değiştirmedi.<br />pazar günü ise temizlik olayına girdim.<br />pazartesi boya-badana...<div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/15354571-4650129577696346441?l=bugunbirgunogun.blogspot.com'/></div>gaiahttp://www.blogger.com/profile/06069458130443333973noreply@blogger.com2tag:blogger.com,1999:blog-15354571.post-89920438742646015152007-10-19T14:14:00.000+03:002007-10-19T14:05:05.083+03:00226<a href="http://www.youtube.com/watch?v=cWCCXF9v8l4">opera</a> dinleyip <a href="http://www.flickr.com/photos/lightspectrals/">bu</a> bayanın fotoğraflarına bakmak, bu hafta beni en çok dinlendiren şeyler oldu.<br /><br /><br />artık yolda da müzik dinleyebiliyorum... ki bir insan daha ne istesin...<div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/15354571-8992043874264601515?l=bugunbirgunogun.blogspot.com'/></div>gaiahttp://www.blogger.com/profile/06069458130443333973noreply@blogger.com3tag:blogger.com,1999:blog-15354571.post-73013053153970869892007-10-15T18:18:00.000+03:002007-10-15T18:13:02.838+03:00225çok kişiyi gördüm bayramda. çok kişiyi dinledim. mutluyum diyen, gözünün içi gülen kim vardı? herkesin üzerine ölü toprağı serpilmiş gibi.<br /><br />oysa bakıyorum evlerinde ikea mobilyaları, koltukları, bibloları, kitapları hatta plazma tvleri bile var.<br /><br />tvlerinde insanları birbirine düşman etmek için konuşuyor sanki herkes. kendisi haklı, diğeri rezil ve rüsva.<br /><br />gazetelerde yazılar; bizler ve onlar.<br /><br />en güvendiğim insanlar bile saf olmaya çağırıyor. "taraf ol!"<br /><br />dünü bana anlatan siz değil miydiniz?<br /><br />onlar ve bizler ayrımının hiç kimseye, en azından "bizlere" ve "onlara" bir şey kazandırmadığını kaç defa öğrenmek gerek.<br /><br /><br />nefret, kin, para, uyuşturucu, hırs, kariyer, tutku, şehvet,... daha mutlu yapmayacak bizi. yapmadı. gördük. hala inanmıyoruz. daha fazla nefret edersek, daha fazla para kazanırsak, daha fazla şehvetimizi kamçılarsak, daha fazla içersek, daha fazla kariyerli olursak, daha entel olursak, daha fazla kendimizin üstün olduğuna inanırsak, daha fazla birilerini aşağılarsak daha mutlu olacağımızı zannediyoruz. hala.<br /><br />geçmiş bayramımız kutlu olsun.<div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/15354571-7301305315397086989?l=bugunbirgunogun.blogspot.com'/></div>gaiahttp://www.blogger.com/profile/06069458130443333973noreply@blogger.com0tag:blogger.com,1999:blog-15354571.post-24334966336087087852007-10-04T11:11:00.000+03:002007-10-04T11:00:55.946+03:00224suya koyulmuş küçük bi'sarmaşıktı tanıştığımız zaman. gitgide büyüdü, köklendi suyun içinde. hıh dedim, seni artık toprağa ekmenin zamanı geldi de geçiyor bile... sarmaşıklar çabuk büyüyorlar, "sana büyük bi'saksı verelim de hemencik genişleyip yayılabil" dedim.<br /><br />günden güne büyümek yerine, yapraklarını tek tek kaybetmeye başladı. belki suyunu fazla veriyorum, belki yerini sevmedi, belki... diye diye günler geçti ve bütün yapraklarını kaybetti. hemen hemen ölmek üzereydi. sadece minicik, küçücük, dört-beş cm. boyunda henüz tam açmamış bir yaprakçığı kalmıştı.<br /><br />bir çiçeğin gözlerinizin önünde ölmesini seyretmek ve bundan sizin sorumlu olduğunuzu bilmek çok fena bir duygu.<br /><br />radikal bir karar aldım. küçücük tek yaprakçığı -diğer kısımlarını temizledim- yeni ve küçük bir saksıya aldım.<br /><br />aman allahım, görmeliydin; günden güne serpildi, yeni yapraklar çıkardı, büyüdü, saksısının içini doldurmaya başladı.<br /><br /><br />neden bö'le mi olmuştu? boyundan büyük bir saksıya ektiğim için.<br /><br />önce boyuna uygun bir kapta büyütmeli, o büyüdükçe saksısını da büyütmeliydim.<br /><br />öğrendim artık.<br /><br />sonra düşündüm. acaba bizim için de geçerli miydi aynı durum?<br /><br />hani arsızca herşeyi isteriz ya. o da benim olsun, daha büyük evim olsun, daha büyük işim olsun, daha büyük arabam olsun, daha büyük param olsun, daha büyük arkadaşlarım olsun, daha...<br /><br />asıl soru; ne kadara ihtiyacımız olduğunun farkında mıyız?<div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/15354571-2433496633608708785?l=bugunbirgunogun.blogspot.com'/></div>gaiahttp://www.blogger.com/profile/06069458130443333973noreply@blogger.com8tag:blogger.com,1999:blog-15354571.post-31301516196782508442007-10-01T13:13:00.000+03:002007-10-01T13:03:00.371+03:00223aaaa... güneş....<br /><br /><div style="text-align: right;"><a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://farm2.static.flickr.com/1222/1467591664_c6d40fbf6a_o.jpg"><img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px;" src="http://farm2.static.flickr.com/1222/1467591664_c6d40fbf6a_o.jpg" alt="" border="0" /></a><br />dokunabilir miyim??<br /></div><br /><a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://farm2.static.flickr.com/1256/1467594728_b3acea6098_o.jpg"><img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px;" src="http://farm2.static.flickr.com/1256/1467594728_b3acea6098_o.jpg" alt="" border="0" /></a><br />...<br /><br /><div style="text-align: right;"><a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://farm2.static.flickr.com/1244/1467595244_b08ac2e652_o.jpg"><img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px;" src="http://farm2.static.flickr.com/1244/1467595244_b08ac2e652_o.jpg" alt="" border="0" /></a><br />yakalasam??<br /></div><br /><a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://farm2.static.flickr.com/1334/1467595816_5c3a8b120e_o.jpg"><img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px;" src="http://farm2.static.flickr.com/1334/1467595816_5c3a8b120e_o.jpg" alt="" border="0" /></a><br />evet...<br /><br /><a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://farm2.static.flickr.com/1248/1467592838_f750a9836d_o.jpg"><img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px;" src="http://farm2.static.flickr.com/1248/1467592838_f750a9836d_o.jpg" alt="" border="0" /></a><br /><br /><br /><a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_hB-03Qwt2ig/RwC2vVN1-RI/AAAAAAAAAHk/J4dwDzBsAJA/s1600-h/S6000013.JPG"><br /></a><div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/15354571-3130151619678250844?l=bugunbirgunogun.blogspot.com'/></div>gaiahttp://www.blogger.com/profile/06069458130443333973noreply@blogger.com3tag:blogger.com,1999:blog-15354571.post-8738191834568580852007-09-28T17:17:00.000+03:002007-09-28T17:30:40.368+03:00222kaç günün soğuğu ve yağmurundan sonra yaz günü gibi dışarısı.<br /><br /><br />yarın biraz şansa ihtiyacım olacak.<div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/15354571-873819183456858085?l=bugunbirgunogun.blogspot.com'/></div>gaiahttp://www.blogger.com/profile/06069458130443333973noreply@blogger.com2tag:blogger.com,1999:blog-15354571.post-6742614856932787902007-09-25T13:13:00.000+03:002007-09-25T12:57:20.190+03:00221bazen değişmek isteriz. evet evet, kesin olarak böyle olmak istemiyoruzdur. o kadar net görünür ki bunca zamandır nasıl böyle yaşayabildiğimize şaşar, nice fırsatları kaçırdığımızı düşünürüz. sonra değiştirme zamanı gelince bakarız ki zamkla yapıştırmışız o istemediğimiz kısımları ve çıkmak istemiyorlar.<br /><br />ev temizlemek istiyoruz diyelim. yıllardır kullandığımız eşyalar var ya da dün aldıklarımız, incik boncuktan ağır ve hantal olanlara kadar yüzlerce şey... herşeyi elden geçirip, ayıklamak bazen ne kadar zor gelir. hem zaten onları atıp yerine ne koyabiliriz ki? bomboş bir eve dönmesin? üstelik yıllardır biriktirdik canım onları. tamam biraz tozlu ve eskiler belki ama taaaa ilkokul aşkımın verdiği aşk acısını nasıl atarım ben? hem rengi çok güzel hem de ordan kalan boşluğa ne koyacağım? bütün hayatım bu ayrıntı ve incik boncukta saklı benim. tamam kabul ettim ya, eskidiler artık, çoğu sadece kalabalık yapıyor, toz üretiyor, nefes almayı zorlaştırıyor...<br /><br /><div style="text-align: left;">bi'hikaye okudum geçenlerde; öğretmen öğrencilerine diyor ki "her affetmediğiniz kişi için bir patates alın, üzerine o kişinin ismini yazın ve patateslerin hepsini bir torbaya koyup, bir hafta boyunca nereye giderseniz gidin yanınızda taşıyın" velhasılıkelam bir haftanın sonunda bütün öğrenciler şikayete başlar "ay bu torbalar çok ağır, yorulduk, bittik, herkes bize bakıyor, kötü kokuyor..." "affetmek en başta kendimize yaptığımız bir iyiliktir."<br /><br /><br /><a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_hB-03Qwt2ig/RvjbV1N1-QI/AAAAAAAAAHc/7R7N69WuRX0/s1600-h/devil2.jpg"><img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer;" src="http://3.bp.blogspot.com/_hB-03Qwt2ig/RvjbV1N1-QI/AAAAAAAAAHc/7R7N69WuRX0/s400/devil2.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5114078544988076290" border="0" /></a><br /><br /></div><div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/15354571-674261485693278790?l=bugunbirgunogun.blogspot.com'/></div>gaiahttp://www.blogger.com/profile/06069458130443333973noreply@blogger.com1tag:blogger.com,1999:blog-15354571.post-12366472759439046912007-09-24T12:12:00.000+03:002007-09-24T11:48:50.885+03:00220<a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_hB-03Qwt2ig/Rvd1uFN1-NI/AAAAAAAAAHE/_RxWn5WkTLo/s1600-h/1.jpg"><img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer;" src="http://3.bp.blogspot.com/_hB-03Qwt2ig/Rvd1uFN1-NI/AAAAAAAAAHE/_RxWn5WkTLo/s400/1.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5113685336437160146" border="0" /></a><br /><div style="text-align: center;">bergama - <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Pergamon">pergamon</a> - zeus tapınağı<br /></div><br /><br /><br /><a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_hB-03Qwt2ig/Rvd15FN1-OI/AAAAAAAAAHM/xiRkfjX4zrE/s1600-h/5.jpg"><img style="margin: 0pt 0pt 10px 10px; float: right; cursor: pointer;" src="http://3.bp.blogspot.com/_hB-03Qwt2ig/Rvd15FN1-OI/AAAAAAAAAHM/xiRkfjX4zrE/s400/5.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5113685525415721186" border="0" /></a><br /><br /><br /><br /><br /><br /><br /><br /><br />assos - <a href="http://www.kenthaber.com/Arsiv/AntikSehirler/CANAKKALE/Merkez/AntikSehir_126.aspx">athena tapınağı</a><br /><br /><br /><br /><br /><br /><br /><br /><br /><br /><br /><br /><br /><br /><br /><a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_hB-03Qwt2ig/Rvd2KVN1-PI/AAAAAAAAAHU/7daP8fxPskw/s1600-h/3.jpg"><img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer;" src="http://4.bp.blogspot.com/_hB-03Qwt2ig/Rvd2KVN1-PI/AAAAAAAAAHU/7daP8fxPskw/s400/3.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5113685821768464626" border="0" /></a><br /><div style="text-align: center;">bergama - <a href="http://freehost02.websamba.com/bergamaturkey/tarih/asklepio/asklepio.htm">asklepion </a><br /></div><div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/15354571-1236647275943904691?l=bugunbirgunogun.blogspot.com'/></div>gaiahttp://www.blogger.com/profile/06069458130443333973noreply@blogger.com3tag:blogger.com,1999:blog-15354571.post-49577019464238848132007-09-18T11:11:00.000+03:002007-09-18T11:26:16.180+03:00219yazmadım. uzun zaman oldu. tatildeydim kuzum.<br /><br /><a href="http://kovuktakiler.blogspot.com/">deriniz</a>'in misafiriydik. süper şa'ane ağırladı doğrusu. harkulade bi'insan kendisi.<br /><br />bi'çeşit kuzey ege gezisi oldu. antik şehirleri gezdim. assos'tan bergama'ya... fotoğraflar sonra...<br /><br />haftasonu yine ankara yollarındaydım. bozkır gerçekten güzel. 10 dak'kadır fotoğraf arıyorum ne demek istediğimi anlatabilecek. bulamadım. fotoğraf ancak bir kısmını gösterebiliyor. sadece bir bakış. içinde olmak ise başka. bütünü kavramak bir parçayı görmekle çok mümkün değil. -bir parçasını bile bilmezken neleri tam anlamıyla bildiğimizi düşünmüyoruz ki...-<br /><br />geçenlerde televizyonda moğolistan'ı gösteren bi'belgesele rastladım. anlatan kişinin saçmalıkları bile güzelliğini bozamadı. uçsuz bucaksız bi'yeşil, inanılmaz bulutlarla kaplı gökyüzü. gönünce kalakaldım. gördüğüm ilk yer cengiz han'ın başkentiymiş. tabi ki kalan hiç bir şey yok, kalıcı olabilecek eserler zaten çalınmış ya da tahrip edilmiş. sözün kısası orda da gördüm ve anladım ki bozkır meselesi başka...<br /><br />her baktığın yerde ufuk çizgisini görebiliyor olmanın nasıl bir his olduğunu hayal edebiliyor musun?<br /><br />her tarafımız binalarla çevriliyken, zannediyoruz ki doğal bir şey bu.<br /><br />ne büyük yalan.<br /><br /><a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_hB-03Qwt2ig/Ru-KgJQXqtI/AAAAAAAAAG8/GJlzmiAE404/s1600-h/163828153_2eb9861627_o.jpg"><br /></a><div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/15354571-4957701946423884813?l=bugunbirgunogun.blogspot.com'/></div>gaiahttp://www.blogger.com/profile/06069458130443333973noreply@blogger.com2tag:blogger.com,1999:blog-15354571.post-42407025996137114582007-08-29T11:11:00.000+03:002007-08-29T11:26:44.361+03:00218cumartesi akşamı artık pazar olmuşken istiklal'de bi' arkadaşımı arıyordum. dur dur baştan başlıyım...<br /><br />izmir'den bi'arkadaşım geldi, barışarock'a gelmişler. "hoşgeldiniz sefalar getirdiniz" dedim. "hazır gelmişken görüşelim..."<br /><br />görüşme zamanı cumartesi gecesi yer taksim. ancak ufak bir aksilik oluyor, benim işim pazar gününün ilk saatlerine uzuyor ve telefonumun şarjı bitiyor. neyse... aslında pek önemsiz ayrıntılar bunlar. ve ben istiklal'de sağ ve solunu karıştıran arkadaşımın tarifleriyle bilmediğim mekanı bulmaya çalışıyorum. bi'şekilde buluştuk.<br /><br />anlatmak istediğim bunlar değildi aslında. nebiş bö'le yapardı küçükken -artık büyüdü-; akşam saatlerinde yaptığı bir şeyi anlatmaya sabah uyandığı zamandan başlardı.<br /><br />oldukça yorgun istiklal'de yürümeye başladım. en tenha zamanlarını sabaha karşı gördüğüm fakat hiç bir zaman boş olmayan caddede insanları seyrederek yürüdüm. her tarafta çöpler vardı. sokağın dağınıklığı ve pisliği mi insanlara yansımıştı insanlarınki mi ona, önce emin olamadım.<br /><br />sonra sabah saatlerindeki hali aklıma geldi; esnaflar yeni yeni açmışler dükkanlarını, sakince sabah temizliklerini yapıyorlar. o saatlerde, geceden yorgun fakat iyi bir güne kalkmış gibi bi'hali olur caddenin.<br /><br />o zaman yok dedim, istiklali bıraksalar kendi haline kirlenmez bu kadar. sonra insanların sabah kalktıkları hallerini düşündüm. hatta gece çıkmaya hazırlanırlanırken, süslenirken, kendince güzel kıyafetlerini giyip makyajlarını yapıp, traşlarını olur, saçlarını yaparken...<br /><br />hepimizdeki bu kirlenme merakı neden o zaman?<br />pis olduğumuzda kirlenme korkumuz mu kalmıyor?<br />bi'şekilde korkularımızdan mı kurtuluyoruz?<br /><br />fiziksel olarak değil sadece söylediğim, duygusal olarak, düşünsel olarak...<br /><br />kirlendikçe sanıyoruz ki daha iyi, daha yıkılmaz, daha kırılmaz, daha çok bilen oluyoruz.<br /><br /><br /><br /><a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_hB-03Qwt2ig/RtUszeXQ2BI/AAAAAAAAAGs/phxrjx09vpE/s1600-h/22Feb2006114067681805monkboys%5B1%5D.jpg"><img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer;" src="http://1.bp.blogspot.com/_hB-03Qwt2ig/RtUszeXQ2BI/AAAAAAAAAGs/phxrjx09vpE/s400/22Feb2006114067681805monkboys%5B1%5D.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5104035015529912338" border="0" /></a><br /><br /><br /><br /><br /><br /><span style="font-size:78%;">*fotoğrafı bi' internet sitesinden almıştım, fotoğrafçının adını not etmiştim, kaybetmişim... özür diliyorum...</span><div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/15354571-4240702599613711458?l=bugunbirgunogun.blogspot.com'/></div>gaiahttp://www.blogger.com/profile/06069458130443333973noreply@blogger.com3tag:blogger.com,1999:blog-15354571.post-58517929404648386782007-08-28T14:14:00.000+03:002007-08-28T14:03:51.299+03:00217geçen hafta iki günlüğüne adadaydım.<br /><br />her gittiğimde "ne güzel..." diyorum kendi kendime. "evet evet... adada evi olmalı insanın."<div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/15354571-5851792940464838678?l=bugunbirgunogun.blogspot.com'/></div>gaiahttp://www.blogger.com/profile/06069458130443333973noreply@blogger.com1tag:blogger.com,1999:blog-15354571.post-61325846615667833362007-08-15T18:18:00.000+03:002007-08-15T18:05:01.945+03:00216geçen gün çengelköy'de çınaraltı'na gittim öğlende.<br /><br />balık, deniz, güneş, yaz, sıcak, sohbet, vapurlar, garsonlar, sodalar, limonlar, yollar falan...<br /><br /><br /><a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_hB-03Qwt2ig/RsMUcfEDuOI/AAAAAAAAAGk/YJ-Gvgt1JgI/s1600-h/S6000020.JPG"><img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer;" src="http://2.bp.blogspot.com/_hB-03Qwt2ig/RsMUcfEDuOI/AAAAAAAAAGk/YJ-Gvgt1JgI/s400/S6000020.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5098941682720946402" border="0" /></a><br />boğazdan vapurla her geçişimde "işte tam yaz" diyorum.<br />iyot kokusu geliyor burnuma,<br />saç diplerim tuzlu suyla ıslansın istiyorum.<br />sonra gökyüzüne bakıyorum;<br />beyaz bulutlu...<br />tam sevdiğim gibi...<br /><br />hepi topu 7 dakkadır beşiktaş/üsküdar arası.<div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/15354571-6132584661566783336?l=bugunbirgunogun.blogspot.com'/></div>gaiahttp://www.blogger.com/profile/06069458130443333973noreply@blogger.com3tag:blogger.com,1999:blog-15354571.post-959050878745116962007-08-10T18:18:00.000+03:002007-08-10T18:01:12.851+03:00215<a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_hB-03Qwt2ig/Rrx9iPEDuNI/AAAAAAAAAGc/_A3nDY2iDOw/s1600-h/S6000010.JPG"><img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer;" src="http://2.bp.blogspot.com/_hB-03Qwt2ig/Rrx9iPEDuNI/AAAAAAAAAGc/_A3nDY2iDOw/s400/S6000010.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5097086905389136082" border="0" /></a><br />bazen blogları okurken, bazen yolda yürürken, bazen birini dinlerken "ahh..." diyorum, "işte bunu yazmam lazım, bunu anlatmam lazım..." sonra zaman geçiyor, hemen o anda su olup akıyor ve ben unutuyorum. sonra unuttuklarımı düşünüp bulamıyorum, bulamayınca demek ki o kadar önemli değilmiş diyorum. oysa ne alakası var değil mi?<br /><br />yaz ortası gelince zannediyorum ki hep yaz hayatımda. kışın da aynı durum geçerli. şu an mesela kış, kazaklar, paltolar, soğuk hava ne kadar uzak geliyor. sanki ben hiç yaşamadım. hep yazdı.<br /><br />üzüntü ve sevinçlerimiz için de böyle aslında. depresyondayken sanki hayatta başka bir gerçek yokmuş gibi gelir. mutluyken hep mutluyuzdur.<br /><br />hangisi mi gerçek?<br /><br /><br /><br />hepsinin geçiçi olduğunu bilmek.<div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/15354571-95905087874511696?l=bugunbirgunogun.blogspot.com'/></div>gaiahttp://www.blogger.com/profile/06069458130443333973noreply@blogger.com5tag:blogger.com,1999:blog-15354571.post-14983538329570418562007-08-03T14:14:00.000+03:002007-08-03T14:23:19.141+03:00214annem dışarda yemek yeme olayın hâlâ karşıdır; "ay pis pis şeyler... nasıl yiyorsunuz anlamıyorum..." "onların nasıl yapıldığını bir görseniz asla yemezsiniz..." "evde mis gibi dolma var, gidince onu yeriz..."<br /><br />bu yüzden küçükken babamla bi'yerlere gitmek çok zevkli, maceralı ve değişik olurdu. çünkü yapılan iş ne olursa olsun -birilerini ziyaret, bi'yerlere kayıt, sınav, hastane..." mutlaka ekstra bi' aktiviteyle taçlandırılırdı.<br /><br />ilk ne zamandı açıkçası hatırlamıyorum. ancak şöyle bi'düşündüğümde hatırladığım ortaokula kayıt yaptırdıktan sonra okulun karşısındaki kebapçıya gitmemiz geliyor aklıma. yaz sonu olmalı, o yaşlarda insanın herşeyine büyükler karar veriyor, enteresan aslında.<div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/15354571-1498353832957041856?l=bugunbirgunogun.blogspot.com'/></div>gaiahttp://www.blogger.com/profile/06069458130443333973noreply@blogger.com1tag:blogger.com,1999:blog-15354571.post-18244967298304108632007-07-20T15:15:00.000+03:002007-07-20T15:43:34.758+03:00213dün sabah annemle karşılıklı oturmuş kahvaltı ederken apartmandan sesler gelmeye başladı. ilkini çok önemsemedik, malum alışkınız biz olaylı günlere. kulak verince anladık ki biri kapıyı yumrukluyor, bi'kaç kere olunca "anne bi'bak istersen" dedim. kalktı, biraz sonra içeri girdiğinde "yukarı -üstümüzdeki daire oluyor- temizliğe gelen kadın kapıda kalmış, bende çağırdım gelsin burda otursun diye" dedi. "iyi yapmışsın tabi..."<br /><br />neyse ablamız geldi. sevgiymiş adı, tanıştık. kahvaltı soframıza buyur ettik ki bilirsin meşhurdur şazi'nin hazırladığı kahvaltılar. neyse, kuzen de bize gelmişti bi'gece önce, o da kalktı. dört bayan kahvaltı muhabbetimiz başladı.<br /><br />normalde evin anahtarı varmış onda fakat hırsızlık olaylarından sonra yukarıdakiler de ek olarak bir demir kapı yaptırdılar. onun anahtarı olmadığından kapıda kalmış. "uyuyorlar heralde daha, duyuramadım sesimi, erken geldim ben biraz. dönüş yolunda trafiğe yakalanmamak için erken çıkıyorum" diyor.<br />"nerde oturuyorsunuz?" diye soruyorum bende bunun üstüne.<br />"avcılar."<br />"uzakmış..."<br />"evet."<br /><br />"hırsız korkusundan yaptırdılar demek demir kapıyı"<br />"evet."<br />"çok arttı hırsızlık, önceden kapkaçtı, şimdi o azaltı, evlere giriyorlar."<br />"geçen gün bize de girdiler." diyor sevgi abla, "çocuklar bana bi'telefon almışlardı hediye, onu almış, ondan önceki girişlerinde de çocuğun üniformasını, cüzdanını, pantolununu falan alıp çıkmışlar..."<br />"üniformayı bile?? vay canına, gerçekten n'olucak halimiz?"<br />"aç millet evladım" diyor.<br /><br />laf lafı açıyor. adını bu laflar arasında öğreniyoruz aslında.<br /><br />"sevgi benim adım" diyor.<br />annem atlıyor hemen;<br />"aaa.. sevgileri çok severim ben, bizim sevgi abla vardı, sonra sevgi...." falan diye giriyor hemen lafa...<br />"sevgilere kader pek gülmez ama." diyor bizim sevgi abla. belli ki onun kaderi de gülmemiş, öyle anlıyoruz.<br />sonra yine laf lafı açarken açılıyor, sevgi abla başlıyor anlatmaya...<br />"üç tane çocuğum var benim" diyor, "allah bağışlasın, tek başıma büyüttüm hepsini, temizliğe giderek"<br />"bak sen hırsızlık yapmamışın, kötü yola düşmemişin, çalışmışın büyütmüşün, demin diyordun ya açlar o yüzden hırsızlık yapıyorlar diye, sen niye yapmadın peki?" diyorum, biraz da konuşturmak için. defalarca anlatılmış -belki en çok kendine- hikayesine başlıyor.<br /><br />zengin ve kalabalık bi' aileye gelin gitmiş. kocasını da çok severmiş. bi'gün en yakın arakadaşıyla yakalıyor kocasını, dünya yıkılıyor tabi başına. yalan söylemiyim 8-9 sene çekiyor sanırım, boşanmıyor. "çok ağladım" diyor, "gece gündüz ağlardım. yine bi'gece -çok ağlamıştım ama o gece- uykuya daldım. biri geldi omuzumu dürttü. "yeter artık, kalk ayağa dedi" o bana çok dokundu. karar verdim, kalktım ayağa"<br /><br />"allah seni inandırsın, hiç suçum yok, geldi kapıyı çaldı. açar açmaz yüzüme bir yumruk attı." şakağını ve burnunu gösteriyor, "hala çatlak..."<br /><br />"çok severdim, yani bi'allah bi' o vardı. o gece, döverken, tam şurdan" eliyle göğsünün tam ortasını gösteriyor, "bi'şey çıktı boğazıma, iplik sandım biliyo musun? bu ne ki dedim, sonra anladım ki ona olan sevgim o gece çıkmış..."<br /><br />sessiz, hala güzelce, duru yüzlü bi'kadın...<br /><br />çayını içti, bi'şey yemedi pek.<br /><br />"çocukları alıp eve çıktım. para yok, evde bi'şey yok, mahallaye yeni taşınmışız kimseyi tanımam. çocuklar tutturdu,<br />"anne televizyon seyredelim, çizgi film başladı"<br />ne televizyonu? kime gideriz?<br />"anne televizyon seyretmeye gideliiimmm..."<br />haftada yedi gün çalıştım, günde iki işe gittiğim olurdu, sırf okusunlar diye, liseden sonra okumadı hiç biri, çalışıyorlar..."<br /><br />kahvaltı sofrası kalıyor. ben kalkıp yola çıkıyorum.<div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/15354571-1824496729830410863?l=bugunbirgunogun.blogspot.com'/></div>gaiahttp://www.blogger.com/profile/06069458130443333973noreply@blogger.com5tag:blogger.com,1999:blog-15354571.post-88390431379104845692007-07-17T12:12:00.000+03:002007-07-17T12:37:23.290+03:00212haftasonu yollardaydım.<br />çok güzeldi.<br />bozkırı sevdiğimi anladım.<br />ankara'ya pek işim düşmez benim bilirsin.<br />ankara yollarını sevdim.<br />yenilendim.<br />geldim.<div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/15354571-8839043137910484569?l=bugunbirgunogun.blogspot.com'/></div>gaiahttp://www.blogger.com/profile/06069458130443333973noreply@blogger.com1tag:blogger.com,1999:blog-15354571.post-71228205450578407942007-07-10T15:15:00.000+03:002007-07-10T14:51:54.452+03:00211elbette ki hayatımızı kısım kısım bölmekten bahsetmiyorum. iş kısmında çalışacaksın, hayat kısmında yaşayacaksın diye bi'şey olabilir mi?<br /><br />ve elbette çetin altan ustaya hak veriyorum, saygı ile eğiliyorum. o da ayrı.<br /><br />benim demek istediğim ise "ne için yaşıyorum?" sorusunun cevabı ile paralel biraz. o meşhuuurrr ve felsefik soru!!<br /><br />bir an durup baktığımızda, işimiz için yaşadığımızı görüyorsak -işini severek yapmak başka bir şey bu noktada, ne için yaşıyorum demek başka. ikisinin çakıştığı olmaz mı? olur tabi, hatta bu durum için söylenecek tek söz kaymaklı ekmek kadayıfıdır, cümleye dönecek olursak...- orda kendimizle bir parça yüzleşmemiz gerektiğini düşünüyorum.<br /><br /><br /><br />" insanın değeri, aradığı şeydir." mevlana<div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/15354571-7122820545057840794?l=bugunbirgunogun.blogspot.com'/></div>gaiahttp://www.blogger.com/profile/06069458130443333973noreply@blogger.com3