tag:blogger.com,1999:blog-152488112009-03-01T11:44:41.601+02:00Alıntılar....Zaman benim işte, nesneleşiyor tüm anlar / Dursam ölürüm paramparça olur dünya...G.E.http://www.blogger.com/profile/00341934032958542659noreply@blogger.comBlogger17125tag:blogger.com,1999:blog-15248811.post-83115667456805413522007-09-13T09:46:00.000+03:002007-09-13T09:49:08.826+03:00Ergenlik ya da Merhaba HüzünTalat Parman – Bağlam YayınlarıGiden çocukluktur, biseksüalitedir, anne babayla kurulmuş olan o yoğun bağdır. Gidenlerin yasını tutmak gerekir. Ergenlik bir yas sürecidir ve “mutlu ergen yoktur” . Hüzün, yas ve mutsuzluk…(…)Hüzün ergenliği boydan boya kat eder ve ona kimliğini verir. (S.14)(…) Kendine ve yalnızca kendine ait düşünceler üretmek bir özne olarak Benliğin oluşumu için gereklidir. Bu G.E.http://www.blogger.com/profile/00341934032958542659noreply@blogger.com0tag:blogger.com,1999:blog-15248811.post-41801734360145200072007-01-28T14:45:00.000+02:002007-01-30T11:06:04.979+02:00Küçük Prens – Antoine De Saint-ExuperyEğer size B 612 ile ilgili ayrıntıları anlatıp numarasını da bildirmişsem, bunu büyük insanların yüzünden yaptım. Bu insanlar rakamlardan hoşlanırlar. Onlara yeni bir dosttan söz ederseniz, asıl önemli olan şeyleri sormazlar size; hiçbir zaman “Sesinin tonu nasıl? En çok sevdiği oyunlar hangileri? Kelebek koleksiyonu yapar mı?” diye sordukları olmaz, “Kaç yaşında? Kaç erkek kardeşi var? Kilosu neG.E.http://www.blogger.com/profile/00341934032958542659noreply@blogger.com3tag:blogger.com,1999:blog-15248811.post-1167892960661154072007-01-04T08:41:00.000+02:002007-01-04T08:42:41.446+02:00Görme Biçimleri – John Berger Görme konuşmadan önce gelmiştir. Çocuk konuşmaya başlamadan önce bakıp tanımayı öğrenir. (7) Düşündüklerimiz ya da inandıklarımız nesneleri görüşümüzü etkiler. İnsanların cehennem'in gerçekten var olduğuna inandıkları ortaçağda ateşin bugünkünden çok değişik bir anlamı vardı kuşkusuz. Gene de onlardaki bu cehennem kavramı -yanıkların verdiği acıdan olduğu ölçüde- ateşin her şeyi yutan, kül G.E.http://www.blogger.com/profile/00341934032958542659noreply@blogger.com1tag:blogger.com,1999:blog-15248811.post-1157999607302742862006-09-11T21:33:00.000+03:002006-11-09T15:17:26.360+02:00Çavdar Tarlasında Çocuklar – J. D. Salinger – YKY (…) Yalnız, maçı pek izlemiyordum. Orada öyle takılmamın nedeni; kendimce bir çeşit veda duygusu yaşamaya çalışmamdı. Birçok okuldan, birçok yerden ayrıldım, ayrıldığımı anlayamadım. Bundan nefret ediyorum. Ayrılışlarım acıklı, hatta kötü olabilir, ama bir yerden artık ayrılıyorsam bunu anlamak istiyorum. Bunu anlamadığınız zaman kendinizi daha kötü hissediyorsunuz. (10)G.E.http://www.blogger.com/profile/00341934032958542659noreply@blogger.com0tag:blogger.com,1999:blog-15248811.post-1146396117076882942006-04-30T14:19:00.000+03:002006-05-01T16:34:48.083+03:00 Kalanlar - Tezer ÖzlüGünler koptu. Artık geceleri bir ölüm akıyor sokaklara. Kentin evlerinin aralıklarına doluyor. Boğuluyoruz. (15) İktidardaki egemen sınıf ve benim toplumdaki düzen her gün sayısız kez benim ve benim gibileri vazgeçmeye ve bizi kendisi gibi olmaya zorladı. Ben bir kezinde aklımı yitirdim, ama kendimi yeniden kendi elime geçirdiğimde daha da zor G.E.http://www.blogger.com/profile/00341934032958542659noreply@blogger.com2tag:blogger.com,1999:blog-15248811.post-1128708915405331442005-10-07T21:11:00.000+03:002005-10-07T21:15:15.426+03:00Psikanaliz Üzerine (Ruhçözümlemesine Yeni Giriş Konferansları) Sigmund Freud Say Yayınları (...) Sözlük anlamındaki düş'e bir düş'ün metni, görülen düş ve sanki onun arkasında aradığımız şeye de gizli düş düşünceleri diyeceğiz. İşte bu andan başlayarak işimiz ancak şu olacaktır: Görülen düş'ü gizli düşe çevirmek ve düş görenin psişizmi üzerinde tersine bir G.E.http://www.blogger.com/profile/00341934032958542659noreply@blogger.com4tag:blogger.com,1999:blog-15248811.post-1126674306987532372005-09-14T08:02:00.000+03:002005-09-14T08:05:07.006+03:00 Ruhçözümlemesine Giriş Konferansları – Sigmund Freud (Payel Yayınevi – Birinci Basım) (…) Uygarlığın yaşamın dayatmalarının baskısı altında içgüdülerin doyurulması pahasına yaratıldığını ve de uygarlığın büyük ölçüde durmadan yeniden yaratıldığına inanıyoruz; çünkü insan toplumuna her yeni giren birey bu içgüdüsel doyunumunu tüm G.E.http://www.blogger.com/profile/00341934032958542659noreply@blogger.com1tag:blogger.com,1999:blog-15248811.post-1125643716198971302005-09-02T09:47:00.000+03:002005-09-02T09:48:36.213+03:00Sisifos Söyleni – Albert Camus Bir sorunun bir başka sorundan daha önce sonuçlandırılması gerektiğini neye göre kararlaştırmalı diye sorulursa, gerektirdiği eylemlere göre, diye yanıt veririm. Hiç kimsenin varlıkbilimsel bir kanıt uğruna öldüğünü görmedim. Önemli bir bilimsel gerçeğe varmış olan Galilei, bu gerçek yaşamını tehlikeye sokar sokmaz, büyük bir rahatlıkla dönüverdi ondan. Bir G.E.http://www.blogger.com/profile/00341934032958542659noreply@blogger.com0tag:blogger.com,1999:blog-15248811.post-1125305907538244592005-08-29T11:57:00.000+03:002005-08-29T11:58:27.546+03:00 Korkuyu Beklerken - Oğuz Atay (...) Garip kaderime gülümsedim; ayanaya bakarak tabii. Tatlı bir gülümseme. Eski neşemi kaybetmediğimi göstermek için. Sonra durgunlaştım. Neden? Unuttum. Dur, hayır; unutmadım. Yalnız kaldıkça, yalnız kalmaktan korktukça... Aynadan uzaklaştım; fakat, bilmiyordum, böyle bir düşünceydi. Köpekler sinirimi bozdu, şimdi kendime gelirim. Buldum: Yalnız G.E.http://www.blogger.com/profile/00341934032958542659noreply@blogger.com0tag:blogger.com,1999:blog-15248811.post-1124780918578409452005-08-23T10:06:00.000+03:002005-08-23T10:08:38.590+03:00Yabancı – Albert Camus (...) Ne olursa olsun, her şeyin anlamsız olduğu, her şeyden umut kesmek gerektiği düşüncesiyle nasıl kalır insan?.. Her şeyin anlamsız olduğunu söylediğimiz anda bile anlamlı bir şey söylemiş oluruz. Dünyanın hiçbir anlamı yoktur demek, her çeşit değer yargısını ortadan kaldırmak olur. Ama, yaşamak ve örneğin, yiyip içmek kendiliğinden bir değer yargısıdır. Ölmeye G.E.http://www.blogger.com/profile/00341934032958542659noreply@blogger.com2tag:blogger.com,1999:blog-15248811.post-1124692872237307252005-08-22T09:35:00.000+03:002005-08-22T09:41:12.266+03:00 Aylak Adam – Yusuf Atılgan (...) Şaşı kadın karmaşık yollardan bana Zehra teyzemi getiriyordu. Dizinde yatarken yalnız benim bildiğim kokuyla dolu, kimi duran, kimi kıpırdayan dudaklarına bakardım. Arada eğilir, ben büyük, inanılmaz bir şeyler olacağını beklerken salt burnumun ucunu öperdi. Yüzü bana inerken gözleri şaşılaşırdı. (...) Karşı apartmanın yüzünde bir perde kalktı; birG.E.http://www.blogger.com/profile/00341934032958542659noreply@blogger.com1tag:blogger.com,1999:blog-15248811.post-1124258260622498142005-08-17T08:52:00.000+03:002005-08-17T08:57:40.630+03:00Yaşama Uğraşı - Cesare Pavese Başkalarıyla – hatta karşına çıkan tek insanla – sanki her şey o an başlayacak ve biraz sonra bitecekmiş gibi yaşamalısın. (Yaşama Uğraşı 322) Kendini öldürmeye karar vermiş bir adamın damarlarından boğazına yönelen bu gizli ve köklü sevinç neden? Ölümle yüz yüze gelindi mi, hâlâ diri oluşumuzun kafaya dank başka bir şey kalmaz geriye (Yaşama Uğraşı 98) Kimbilir G.E.http://www.blogger.com/profile/00341934032958542659noreply@blogger.com5tag:blogger.com,1999:blog-15248811.post-1124183597435619572005-08-16T12:10:00.000+03:002005-08-16T12:13:17.446+03:00Sevme Sanatı - Erich Fromm (...)Büyük çoğunluk sevme sorununu, sevmek'ten kişinin kendi sevme yetisinden çok, sevilme sorunu olarak görür. Bu yüzden onlar için önemli olan nasıl sevilebilecekleri, nasıl sevimli olabilecekleridir. Bu amaca ulaşmak için çeşitli yollara başvururlar. Özellikle erkeklerin yeğlediği yollardan biri, başarılı olmak, yaşadığı toplum içinde büyük ölçüde güç ve para G.E.http://www.blogger.com/profile/00341934032958542659noreply@blogger.com2tag:blogger.com,1999:blog-15248811.post-1124088384526783222005-08-15T09:44:00.000+03:002005-08-15T09:46:24.556+03:00Tehlikeli Oyunlar – Oğuz Atay (...)Sanki benim de bir yakınım, bir dostum gelecekti. Sanki trenden, mesela Nazlı çıkacaktı birden ve boynuma sarılıverecekti. Ben de bütün olanları bir anda unutarak onu affedecektim. Hemen bir arabaya binecektik; herşey hemen düzelecekti. Herkes sabırsızlanıyordu; herhalde tren biraz gecikmişti.(...) Bu oyuna kısa zamanda alıştım. Arada tren G.E.http://www.blogger.com/profile/00341934032958542659noreply@blogger.com0tag:blogger.com,1999:blog-15248811.post-1123827602283666142005-08-12T09:18:00.000+03:002005-08-25T13:15:26.503+03:00Milan Kundera - Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği Peki, ağırlık gerçekten nefret edilmesi, hafiflik de göz kamaştırıcı mıdır? Yüklerin en ağırı ezer bizi, onun altında çökeriz, bizi yere yapıştırır bu ağırlık. Öte yandan her çağda yazılmış aşk şiirlerinde, kadın erkeğin bedeninin ağırlığı altında ezilmeyi özler. O halde yüklerin en ağırı aynı zamanda yaşamın sağladığı en şiddetlil G.E.http://www.blogger.com/profile/00341934032958542659noreply@blogger.com4tag:blogger.com,1999:blog-15248811.post-1123742093907813572005-08-11T09:32:00.000+03:002005-08-25T13:16:39.726+03:00Bozkırkurdu - Hermann Hesse (...) Okuyorum: “İnsanların büyük çoğunluğu yüzmeyi öğrenmeden yüzmek istemez.” Ne anlamlı bir söz değil mi? Yüzmek istememeleri doğal, çünkü karada yaşamak için yaratılmışlar, suda değil. Ve düşünmek istememeleri de doğal, çünkü yaşamk için yaratılmışlar , düşünmek için değil! Evet, kim düşünürse, kim düşünmeyi kendisi için temel uğraş yaparsa, bunda ileri bir G.E.http://www.blogger.com/profile/00341934032958542659noreply@blogger.com0tag:blogger.com,1999:blog-15248811.post-1123656007033485812005-08-10T09:36:00.000+03:002005-08-25T13:18:49.776+03:00Yaşamın Ucuna Yolculuk - Tezer Özlü Her sevginin başlangıcı ve süreci, o sevginin bitişinin getireceği boşluk ve yalnızlık ile dolu. Belirsizlikler arasında belirlemeye çalıştığımız yaşam gibi. Sevgi isteği, kendi kendine yaşamı kanıtlama isteği kadar büyük. Belki kendilerine yaşamı kanıtlamaya gerek duymayan insanlar, sevgileri de derinliğine duymadan, acıya dönüştürmeden yaşayıp gidiyorlar. G.E.http://www.blogger.com/profile/00341934032958542659noreply@blogger.com0