tag:blogger.com,1999:blog-13706704207528386962009-07-04T14:02:32.968+03:00... izlenimler, yaklaşımlar, paylaşımlar...Sukru Gorgulunoreply@blogger.comBlogger123125tag:blogger.com,1999:blog-1370670420752838696.post-69982492843179941292009-06-30T11:14:00.004+03:002009-06-30T11:20:59.063+03:0010'dan say geriyeFacebook'ta kimin ne yaz(p)dığını izlemek bazen hoş oluyor bazen boş.<br />Buradaki hoş paylaşımlardan biri. Paylaşan Ahmet Y.<br /><br /><blockquote style="border-left: 1px solid rgb(204, 204, 204); margin: 0pt 0pt 0pt 0.8ex; padding-left: 1ex;" class="gmail_quote"><b></b><b>EĞER; "9" canlı olsaydın bile,<br /> </b><b>En çok "8" kez kaçabilirdin ölümden.<br /> </b><b>Bil ki "7" düvele sultan olsan dahi,<br /> </b><b>Yerin "6" mekan olacak sana.<br /> </b><b>En fazla "5" metre kumaş götürebileceksin.<br /> </b><b>Kapatacaksın "4" açsan da gözünü.<br /></b><b>Bu dünya "3" günlük dünya.<br /> </b><b>Azrailin yanında "2" kat olup yalvarsan da nafile.<br /> Elbet "1" gün öleceksin.<br />İşte o zaman herşey "0" dan başlayacak ...</b></blockquote><div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1370670420752838696-6998249284317994129?l=sukrugorgulu.blogspot.com'/></div>Sukru Gorgulunoreply@blogger.com0tag:blogger.com,1999:blog-1370670420752838696.post-35517113395314335132009-06-28T15:23:00.001+03:002009-06-28T15:23:35.841+03:00titanyum yerine tahta protez<div style="text-align: center;"><div style="text-align: left;"><i>Aşağıdaki haber beni nedense heyecanlandırdığı için paylaşmak istedim. Bunun protez dünyasında büyük bir gelişme olduğunu düşünüyorum. Bence bu malzeme sadece protez yapmak için değil başka ürünler yapmak için de rahatlıkla kullanılabilir gibi geliyor. Mesela tahtanın kullanıldığı heryer :)</i><br> <br></div><img title="gp_489049.jpg" alt="gp_489049.jpg" src="http://images.ihlassondakika.com/gp_489049.jpg" width="200" height="166"><br></div>İtalyan uzmanlar, tahtadan yapılmış, gerçeğinden farksız kemik protez maddesi geliştirdi.<br> <br>Araştırmacı ekip ilk önce tahtada bulunan su ve proteni ayırmak için tahtayı ısıttı. Isıtma işleminden sonra geriye tahtanın karbon iskeleti kaldı. Daha sonra bu maddeyi karbondioksit ve oksijenle reaksiyona sokarak kalsiyum karbonatı elde ettiler.<br> <br>Faenza kentinde bulunan Seramik Teknolojisi ve Bilimi Enstitüsü`nde görevli uzmanlar tahtadan elde edilen bu beyaz maddenin (Kalsiyum karbonat) kimyasal olarak kemikten bir farkının olmadığını açıkladı.<br><br>Uzmanlar, gözenekler ve kanallar sebebiyle tahtanın vücuda titanyumdan daha kolay entegre olabilme özelliğine dikkat çektiler.<br> <br>Kemikle benzer yapıda olmasına rağmen, aşınma ve çürüme riskinden dolayı protez için elverişli bir madde olmayan tahtanın, gözenekli yapısı muhafaza edilerek temel elementlerinin kemik yapısına dönüştürüldüğü kaydedildi.<br> <br><a>Kaynak</a><br> <div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1370670420752838696-3551711339531433513?l=sukrugorgulu.blogspot.com'/></div>Sukru Gorgulunoreply@blogger.com0tag:blogger.com,1999:blog-1370670420752838696.post-58833153938523666422009-06-10T11:44:00.003+03:002009-06-10T11:47:59.076+03:00tek kollu judocuYeni değil ama işte size hayattan feyz alınacak bir öykü daha!<br /><br /><center><img width=280 src="http://www.dost.jp/images/JUDO.jpg"/></center><blockquote>Japonya'da bir çocuk 10 yaşlarındayken bir trafik kazası geçirmiş ve sol kolunu kaybetmiş. Oysa çocuğun büyük bir ideali varmış. Büyüyünce iyi bir judo ustası olmak istiyormuş. Sol kolunu kaybetmekle birlikte bu hayali de yıkılan çocuğunun büyük bir depresyona girdiğini gören babası, Japonya'nın ünlü bir Judo ustasına gidip yapılacak bir şeyin olup olmadığını sormuş. Hoca "Getir çocuğu, bir bakalım" demiş. Ertesi gün baba-oğul varmışlar hocanın yanına. Hoca çocuğu süzmüş ve "Tamam. Yarın eşyalarını getir, çalışmalara başlıyoruz." demiş.<br /><br />Ertesi gün çocuk geldiğinde, hocası ona bir hareket göstermiş ve "Bu hareketi çalış" demiş. Çocuk bir hafta aynı hareketi calışmış. Sonra hocasının yanına gitmiş ve "Bu hareketi öğrendim, başka hareket göstermeyecek misiniz?" diye sormuş. Hocanın cevabı "Çalışmaya devam et" olmuş. <br /><br />İki ay, üç ay, altı ay derken çocuk okuldaki bir yılını doldurmuş ve bu bir yıl boyunca hep o aynı hareketi tekrarlamış. Sonunda hocanın yanına tekrar gitmiş ve "Hocam bir yıldır aynı hareketi yapıyorum. Bana başka hareket göstermeyecek misiniz?" demiş. Hoca yine "Sen aynı hareketi çalış oğlum. Zamanı gelince yeni harekete geçeriz." diye cevap vermiş.<br /><br />İki yıl, üç yıl, beş yıl derken çocuk judodaki 10. yılını doldurmuş. Bir gün hocası yanına gelip "Hazır ol! Seni büyük turnuvaya yazdırdım. Yarın maça çıkacaksın!" demiş. Delikanlı şok olmuş. Hem sol kolu yok, hem de judo da bildiği tek hareket varmış ve ünlü judocuların katıldığı turnuvada hiçbir şansının olmayacağını düşünmüş ama hocasına saygısından ses çıkarmamış. <br /><br />Turnuvanın ilk günü, delikanlı ilk müsabakasına çıkmış. Rakibine bildiği tek hareketi yapmış ve kazanmış. Derken, ikinci, üçüncü maç, çeyrek final, yarı final ve final! Finalde delikanlının karşısına ülkenin son on yılın yenilmeyen şampiyonu çıkmış. Tam bir üstat! Delikanlı dayanamayıp hocasının yanına koşmuş ve "Hocam hasbelkader buraya kadar geldik ama rakibime bir bakın hele. Bende ise bir kol eksik ve bildiğim tek bir hareket var. Bu kadarı bana yeter. Bari, çıkıp da rezil olmayayım izin verin turnuvadan çekileyim." demiş. "Olmaz!" demiş hocası. "Kendine güven, çık dövüş. Yenilirsen de namusunla yenil." Delikanlı çaresiz çıkmış müsabakaya. Maç başlamış. Delikanlı yine bildiği o tek hareketi yapmış ve TAK! Yenmiş rakibini ve şampiyon olmuş. <br /><br />Kupayı aldıktan sonra hocasının yanına koşmuş, "Hocam nasıl oldu bu iş? Benim bir kolum yok ve bildiğim tek bir hareket var. Nasıl oldu da ben kazandım?" diye sormuş. Hocası da "Bak oğlum 10 yıldır o hareketi çalışıyordun. O kadar çok çalıştın ki, artık yeryüzünde o hareketi senden daha iyi yapan hiç kimse yok. Bu bir. İkincisi de o hareketin tek bir karşı hareketi vardır. Onun için de rakibinin senin sol kolundan tutması gerekir!"</blockquote><p><b>"İnsanların eksiklikleri bazen, aynı zamanda en güçlü tarafları olabilir. Ama yeter ki bu eksiklik kafalarında olmasın!!!"</b><div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1370670420752838696-5883315393852366642?l=sukrugorgulu.blogspot.com'/></div>Sukru Gorgulunoreply@blogger.com0tag:blogger.com,1999:blog-1370670420752838696.post-443380021659075772009-06-08T00:39:00.002+03:002009-06-08T00:41:09.880+03:00HERGÜN BİR YERDEN GÖÇMEK<blockquote>Her gün bir yerden göçmek<br />Ne iyi<br /><br />Her gün bir yere<br />Konmak ne güzel<br />Bulanmadan, donmadan<br />Akmak ne hoş<br /><br />Dünle beraber<br />Gitti cancağızım<br /><br />Ne kadar söz varsa<br />Düne ait<br />Şimdi yeni şeyler<br />Söylemek lazım<br /><br />Mevlana Celaleddin Rumi</blockquote><div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1370670420752838696-44338002165907577?l=sukrugorgulu.blogspot.com'/></div>Sukru Gorgulunoreply@blogger.com0tag:blogger.com,1999:blog-1370670420752838696.post-1869516749271063642009-04-24T14:52:00.004+03:002009-04-24T15:37:41.940+03:00dilbert - yetenek :) [komik]Uzun bir aradan sonra kısa bir komik pas verip kaçayım yeniden...<br /><br />Mühendis Dilbert çizgi serisini bilenler bilir. Paylaştığım videoda, Küçük Dilbert annesiyle doktora gidiyor... Animasyonda geçen konuşmayı da alta ekledim. Trajikomik :) Özellikle de mühendisseniz... İzleyin:<br /><br /><div align="center"><embed src="http://www.metacafe.com/fplayer/410397/dilbert_the_knack.swf" width="400" height="345" wmode="transparent" pluginspage="http://www.macromedia.com/go/getflashplayer" type="application/x-shockwave-flash" allowFullScreen="true"> </embed></div><div><br /></div><div>Anne: Küçük Dilbert için endişeleniyorum. Diğer çocuklar gibi değil.<br /></div><div>Doktor: Ne demek istiyorsunuz?<br />Anne: Dün, onu bir dakika kendi başına bıraktım. Ve o, TV'yi, saati ve müzik setini sökmüş.<br />Doktor: Bu çok normal. Çocuklar mutlaka birşeyleri parçalarlar..<br />(Bu sırada, küçük Dilbert'e diz refleks testi uygular)<br />Dilbert: Oo!<br />Anne: Beni endişelendiren kısım, parçaları amatör radyo istasyonu yapmak için kullanmış.<br />Doktor: Aman Tanrım!<br />Anne: Bu kötü mü?<br />Doktor: Normalde EEG çektirirdim. Ama makine çalışmıyor.<br />(Küçük Dilbert, doktor konuşurken, EEG makinesinin kapağını açıp bir-iki kurcalar ve makine çalışmaya başlar)<br />Doktor: Durum korktugumdan daha kötü.<br />Anne: Nedir?<br />Doktor: Maalesef oğlunuzunda şey var... Yetenek! (Knack)<br />Anee: Yetenek mi?<br />Doktor: (Tıp kitabına bakar) Mekanik ve elektronik aletlerle alakalı olağanüstü bir sezgiyle beraber sosyal eksiklikle karakterize edilen ve nadiren rastlanılan bir durum.<br />Anne: (Endişeli) Normal bir yaşam sürebilir mi?<br />Doktor: Hayır. Mühendis olacak.<br />Anne: ühühühüü.<br />Doktor: Kendini suçlama.<br />Anne: Zamanla geçer mi?<br />Doktor: Geçebilir ama dua et geçmesin. Eğer bir mühendis yeteneğini kaybederse sonuçları yıkıcı olabilir...</div><div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1370670420752838696-186951674927106364?l=sukrugorgulu.blogspot.com'/></div>Sukru Gorgulunoreply@blogger.com2tag:blogger.com,1999:blog-1370670420752838696.post-78211081073617119432009-03-11T18:18:00.004+02:002009-03-11T18:35:48.797+02:00stand by me<div><object width="480" height="381"><param name="movie" value="http://www.dailymotion.com/swf/k4LPngDqmpH9HrWkka&related=1"></param><param name="allowFullScreen" value="true"></param><param name="allowScriptAccess" value="always"></param><embed src="http://www.dailymotion.com/swf/k4LPngDqmpH9HrWkka&related=1" type="application/x-shockwave-flash" width="380" allowFullScreen="true" allowScriptAccess="always"></embed></object><br /><b><a href="http://www.dailymotion.com/video/x89y76_playing-for-change-stand-by-me_music">Playing for Change - Stand By Me</a></b><br /><i>Uploaded by <a href="http://www.dailymotion.com/Playing-For-Change">Playing-For-Change</a></i></div><br /><br />This song says; No matter who you are no matter where you go in the life...<div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1370670420752838696-7821108107361711943?l=sukrugorgulu.blogspot.com'/></div>Sukru Gorgulunoreply@blogger.com0tag:blogger.com,1999:blog-1370670420752838696.post-49725007894509104412009-02-27T01:27:00.001+02:002009-02-27T01:27:38.616+02:00o uçağa binmiştimGeçenlerde Amsterdam Schiphol havaalanına inemeyip yakınındaki tarlaya<br>çakılan TK1951 sefer sayılı Boeing-737-800 tipi Tekirdağ isimli THY<br>uçağının yaptığı kazayı haberlerde görünce, benim de geçen yaz aynı<br>uçakla ve aynı saatte Amsterdam'a uçtuğum aklıma geldi. Bir an için<br>düşen uçakta bulunduğumu hayal ettim ve tuhaf oldum! (O zaman<br>eğlenceli gelmişti). Hayat değerli geldi yeniden!<p>Tonlarca ağırlıktaki o metalin, içindeki herşeyle birlikte havada<br>süzülebilmesi çok garip geliyor bana. Muazzam enerjiler üretilip<br>tüketiliyor işlem sırasında. Düşme ve çarpma durumlarında oluşan<br>eylemsizlik ve tork ise yine ciddi boyutlarda. Tesellim ise herhangi<br>bir patlamanın meydana gelmemiş olması. Medyadan takip edeceğiz,<br>bakalım neler kazılacak bu olayın altından. Ölenlerin yakınlarına<br>sabır diliyorum...<div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1370670420752838696-4972500789450910441?l=sukrugorgulu.blogspot.com'/></div>Sukru Gorgulunoreply@blogger.com2tag:blogger.com,1999:blog-1370670420752838696.post-30792026309809256982009-02-21T00:33:00.001+02:002009-02-21T00:33:14.611+02:00nasıl ders çalışılır?Her türlü çalışmanın nasıl yapılacağına dair güzel bir yazı yazmış Engin Ardıç. Yazının hakkını verelim: <a href="http://www.sabah.com.tr/2009/02/20/haber,816045A297B44099B2A108C264404A87.html">Şuradan okuyabilirsiniz</a>. Keşke dememek için, uykusuz kalmamak ve gereksiz stres yapmamak için günü gününe çalışalım. Zararın neresinden dönülse kâr. Düzenli çalışmaya alışacağım... <div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1370670420752838696-3079202630980925698?l=sukrugorgulu.blogspot.com'/></div>Sukru Gorgulunoreply@blogger.com0tag:blogger.com,1999:blog-1370670420752838696.post-31934829217172754392009-02-09T11:01:00.004+02:002009-02-09T13:00:15.708+02:00kelebek kanatlarının yüksek verimlilikli güneş hücreleri olduğu keşfedilmiş<div>Yeni okuduğum bir <a href="http://feeds.feedburner.com/%7Er/TheDailyGalaxyNewsFromPlanetEarthBeyond/%7E3/535469496/scientists-disc.html">haberi</a> Türkçe'ye çevirerek paylaşmak istiyorum;</div><br /><i><div><br />Kelebekler, kırılgan, narin ve güzel doğa yaratıklarıdır ve görünüşe göre de güneşi güç kaynağı olarak kullanabilmekteler. Araştırmalar, kelebek kanatları üzerinde bulunan bazı pulların, nano-biyolojik olarak ayarlanabilen ve güneş ışığından gelen ısıyı emen yapılar olduğunu ortaya koydu. Bu pulcuklar sayesinde böcek, soğuk havalarda veya yüksek irtifada uçarken hayatta kalabiliyor. Şimdi bazı bilim adamları, çevrebilimcilere kötü bir seçenek sunuyor: "Verimliliği daha yüksek güneş pilleri yapabiliriz ancak bunları yapmak için kelebek kanatlarını yakmak zorundayız!"</div><br /><div align="center"><img width="90%" src="http://www.sciencedaily.com/images/2009/02/090204170548-large.jpg" /></div><br /><div>Evet, bu hain bir komplo değil. Şanghaylı Bilim adamları kelebek kanadındaki yapıları taklit eden güneş hücreleri geliştirdiler. Fakat bu, onlara bakarak bukalemun gibi taklit etmekten ziyade bir katil gibi onları öldürmek ve derilerini çalmak gibi bir taklit oldu. Özel olarak, kanatların kimyasallarla ıslatılarak 500 derecede fırında yakılması gerekti. Bu yakma işlemi sonucunda geriye titanyum-diyoksit ya da kelebeğin "mikro-ölçekli foto anotları" kalır. Fakat elimizde, bu malzemeyi kelebek kanadındaki gibi eşsiz bir biçimde içiçe geçmiş bal-peteği benzeri bir moleküler yapıda tekrar örgüleyecek nanoteknoloji yok. Herşeye rağmen, moleküler-ölçekte modifiye edilmiş malzeme yapımında bile, insanların eski çağlardan beri kullandıkları bir yöntem işe yarıyor gibi görünüyor: "bir şey yapmak için ateş yakmak!"<br /></div><div><br />Araştırmacılar, yakma sonucunda ortaya çıkan bu ince film tabakasının, herhangi bir Grätzel tipi güneş hücresinden daha yüksek emme yeteneğine sahip olduğu sonucunu iddia etmekteler. Grätzel hücreleri ise günümüzde mevcut, en yüksek verimlilik ve en düşük maliyet imkanı sunan hücre modeli olarak bilinmekte. Makale ayrıca, bu biyo-taklit tekniğinin, büyük miktarlarda üretim açısından ekonomik olduğunu belirtiyor ve yöntemi -çevrecilerin olası tepkilerine karşı- en azından "öldürmek" ile "ucuz elektrik" arasında umut olacak bir ara basamak olarak gösteriyor.<br /></div><br /><div><br />Kaynaklar:<br /><a target="_blank" href="http://www.sciencedaily.com/releases/2009/02/090204170548.htm">Butterfly wing solar cells</a><br /><a target="_blank" href="http://pubs.acs.org/doi/abs/10.1021/cm702458p"> Research paper </a><br /></div></i><div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1370670420752838696-3193482921717275439?l=sukrugorgulu.blogspot.com'/></div>Sukru Gorgulunoreply@blogger.com0tag:blogger.com,1999:blog-1370670420752838696.post-70312989822973288872009-02-08T01:20:00.004+02:002009-02-08T01:51:01.769+02:00köpekbalığı dışarıda! köpekbalığı dışarıda!<div align="center"> <img height="300" src="http://img112.imageshack.us/img112/2932/oxfordsharkfo4.jpg"/></div><br /><div>Cuma günü akşam, yemekten sonra salonda uzanmıştım. Günün yorgunluğu, haftanın uykusuzluğu, bir de yemeğin ağırlığı birleşince kendimden geçmişim. Az sonrasında kardeşimin "abi, ne diyorsun ne?" demesiyle birlikte kendimi "köpekbalığı dışarıda! köpekbalığı dışarıda!" diye sayıklarken duydum ve gözümü açtım. Sonra da söylediklerime birlikte gülmeye başladık. Uykudayken ne gördüğümü hatırlamıyorum ama televizyon da açıktı ve tahminimce oradan gelen bir ses imgelemimi etkiledi! (psiko-analiz nasıl ama?)<br /><br />Her neyse, uyku halinde söylediklerim uyandıktan sonra bana, japon balıkçıların, okyanusta avladıkları balıkların, eve dönerken, canlı ve hareketli kalmasını nasıl sağladıklarına dair bir hikayeyi hatırlattı. Hikayeyi gugıldan aratınca yazılmışını buldum. Buraya tekrar yazmayayım ama siz <a href="http://www.eminkelekci.com/blog/alintilar/kopekbaligi-teorisi.html">şuradan okuyun</a> lütfen. Hikayeyi tekrar okuduğumdaki yorumlarım şöyleydi: Stres ve kaygı seviyelerimdeki anormalliğin bana bu yazının başlığını söyletmiş olabileceğini düşündürdü. Diğer yandan 'zihinsel canlanma'nın zamanının geldiğini de farkettim. Kafamın içine bir köpekbalığı atayım artık. Canlanmak lazım!</div><br /><br />(resmi de görsel arama ile gugıldan buldum)<br /><br />Not: İlginçtir, bir önceki yazımda da bir rüya videosu yayınlamışım :)<div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1370670420752838696-7031298982297328887?l=sukrugorgulu.blogspot.com'/></div>Sukru Gorgulunoreply@blogger.com0tag:blogger.com,1999:blog-1370670420752838696.post-37220400441267030792009-01-30T00:47:00.003+02:002009-01-30T00:54:38.119+02:00bir rüya<div><a href="http://www.stumbleupon.com">Stumbleupon</a>'da bulduğum ilginç bir rüya :)</div><br /><br /><object width="425" height="344"><param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/2_HXUhShhmY&hl=en&fs=1"></param><param name="allowFullScreen" value="true"></param><param name="allowscriptaccess" value="always"></param><embed src="http://www.youtube.com/v/2_HXUhShhmY&hl=en&fs=1" type="application/x-shockwave-flash" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true" width="425" height="344"></embed></object><br /><br /><div>Güzel kurgu olmuş.</div><br /><br />Burada göremezseniz stumbleupon üzerinden youtube video linki <a href="http://www.stumbleupon.com/toolbar/#topic=Photography&url=http%253A%252F%252Fwww.youtube.com%252Fwatch%253Fv%253D2_HXUhShhmY">burada</a><div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1370670420752838696-3722040044126703079?l=sukrugorgulu.blogspot.com'/></div>Sukru Gorgulunoreply@blogger.com2tag:blogger.com,1999:blog-1370670420752838696.post-66441247041100778052009-01-29T10:31:00.001+02:002009-01-29T10:31:31.141+02:00akıl dersiAlıntıdır. Babama sevgiler...<br><i><br>Bir akıl hastanesini ziyareti sırasında, adamın biri sorar:<br>-Bir insanın akıl hastanesine yatıp yatmayacağını nasıl belirliyorsunuz?<br><br>Doktor cevaplar:<br>- Bir küveti su ile dolduruyoruz. Sonra hastaya üç şey veriyoruz: bir kaşık, bir fincan ve bir kova. Daha sonra ise kişiye küveti nasıl boşaltmnayı tercih ettiğini soruyoruz. Siz ne yapardınız?<br> <br>Adam:<br>- Hmm, anladım. Normal bir insan kovayı tercih eder. Çünkü kova kaşıktan ve fincandan büyük.<br><br>- Hayır, der doktor. Normal bir insan küvetin tıpasını çeker!<br><br>Ders: Akıl, bize sunulanlar dışında da çözüm bulmaktır.<br> </i><br> <div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1370670420752838696-6644124704110077805?l=sukrugorgulu.blogspot.com'/></div>Sukru Gorgulunoreply@blogger.com2tag:blogger.com,1999:blog-1370670420752838696.post-63593252691278310952009-01-23T22:33:00.003+02:002009-01-23T22:48:04.854+02:00BÜKÇE [:Alıntıdır. Ben burada oğul rolüne kendimi koydum :)<br /><br/><br /><i style="align:justify;"><br /><b>KADIN DİLİ = BÜKÇE [:</b><br /><br/><br />Oğlum bir hafta sonra evleniyor. Sorumluluk sahibi bir baba olarak, ona öğüt vermem gerekiyor. Fakat bunu evde yapamam çünkü annesi ağız tadıyla öğüt vermeme izin vermez, sözü ağzımdan kapıp kendi devam eder. İş yerimden oğluma telefon açtım, akşam yemeğini dışarıda birlikte yiyelim, dedim. Deniz kenarındaki bu şirin lokantada şimdi onu bekliyorum.<br />Geliyor aslan parçası, yakışıklılığı da aynı ben. Hoş beşten sonra konuya giriyorum.<br /><br />-Oğlum haftaya düğünün var, bir baba olarak sana bazı konularda yol yordam göstermem gerekiyor. Kaç dil biliyorsun oğlum sen?<br /><br />-İngilizce, Fransızca bir de kendi dilimi de sayarsak Türkçe'yle üç dil oluyor.<br /><br />-Bugün ben sana dördüncü dili öğreteceğim. Dilin adı Bükçe. Kadınlar tarafından kullanılır. Sen buna "kadın dili" de diyebilirsin.<br /><br />-Kadınların ayrı bir dili mi var?<br /><br />-Tabii ki. Eğer kadın dilini bilirsen bir kadınla yaşamak dünyanın en büyük zevkidir ama bu dili bilmezsen hayatın kararabilir. O yüzden bir kadınla mutlu olmak isteyen her erkek Bükçe'yi öğrenmeli.<br /><br />-İyi de niye Bükçe?<br /><br />-Çünkü kadınlar konuşurken genellikle, söyleyecekleri sözü, net söylemezler. Eğip bükerler onun için dilin adını "Bükçe" koydum.<br /><br />-Bükçe zor bir dil mi baba? diye sordu gülerek.<br /><br />-Bana bak, çok önemli bir konu, eğleniyor gibisin biraz ciddiye al. Bir kadınla mutlu olmak istiyorsan bu dili bilmen çok önemli. Çünkü kadınlar sözü bükerek Bükçe kon uşurlar sonrada senin sözün doğrusunu anlamanı beklerler. Felsefesini anlarsan kolay, anlamazsan zor.<br /><br />-Tamam baba, haklısın ciddiyetle dinliyorum. Peki, sence kadınlar neden bizimle aynı dili konuşmuyorlar, söyleyeceklerini direkt söylemiyorlar.<br /><br />-Bence bir kaç sebebi var. Birincisi, duygusal oldukları için, hayır, cevabı alıp kırı lmaktan korktuklarından dolayı, sözlerini de dolaylı söylüyorlar. İkincisi, kadınlar dünyaya annelikle donanımlı olarak gönderildikleri için onların iletişim yetenekleri çok güçlü.<br /><br />-Bu konuda biz erkeklerden bir sıfır öndeler yani.<br /><br />-Ne bir sıfırı oğlum, en az on sıfır öndeler. Düşünsene, henüz konuşmayan, küçük bir çocuğun bile yüz ifadesinden ne demek istediğini hemen anlıyorlar. İşin kötüsü kendiler leb demeden leblebiyi anladıkları için biz erkekleri de kendileri gibi zannediyorlar. Onun için, leb, deyip bekliyorlar. Hatta bazen, leb, demek zorunda kaldıkları için bile kızarlar. Niye, leb, demek zorunda kalıyorum da o düşünmüyor, d iye canları sıkılır.<br /><br />-Biz de bazen Canan'la böyle sorunlar yaşıyoruz. Niye düşünmedin, diye kızıyor bana.<br /><br />-Kızarlar oğlum kızarlar. Kadınlar ince düşüncelidirler, detaycıdırlar, küçük şeyler gözlerinden hiç kaçmaz. Bizim de kendiler gibi düşünceli olmamızı beklerler fakat erkekler onlar gibi değil. Biz bütüne odaklıyız, onlar detaya. Beyinlerimiz böyle çalışıyor.<br /><br />-Ne olacak baba o zaman, yok mu bu işin çaresi?<br /><br />-Var dedik ya oğlum, Bükçe'yi öğreneceksin, bunun için buradayız. Hazır mısın?<br /><br />-Hazırım baba.<br /><br />-Bükçe bol kelime kullanılan bir dildir. Biz erkeklerin on kelime ile anlattığı bir konu, Bükçe'de en az yüz kelime ile anlatılır. Dinlerken sabırlı olacaksın. Mesela karın o gün kendine elbise aldı, diyelim. Bunu sana "bu gün bir elbise aldım." diye söylemez. Elbise almak için dışarı çıktığı andan başlar, kaç mağazaya gittiğinden, almak için kaç elbise denediğinden, indirimlerden, yolda gördüğü tanıdıklarından alırken yaptığı pazarlıktan devam eder ve sana kocaman bir hikaye anlatır.<br /><br />-Hikaye dili yani.<br /><br />-Aynen öyle. Sen akıllı bir erkek olarak ona asla, "Hikaye anlatma, ana fikre gel, kısa kes." demeyeceksin. Böyle bir şey dediğinde, bittin demektir. İster öyle de, istersen "seni sevmiyorum." de. İki durumda da "seni sevmiyorum" demiş olacaksın.<br /><br />-Ne alakası var, baba. Seni sevmiyorum demekle, kısa anlat demenin.<br /><br />-Çok alakası var. Kadınlar dinlenmedikleri zaman sevilmediklerini düşünürler.<br /><br />-Bu önemli, Bükçe'de dinlemek sevmektir, diyorsun.<br /><br />-Aynen öyle. Devam edelim. Bükçe ima dolu bir dildir. Kadınlar konuşurken, bir şeyler ima etmeyi severler. Biz erkeklerde imalı konuşuyoruz diye düşünürler ve sözlerimizle onlara ne demek istediğimizi çözmeye çalışırlar. Oysa erkeklerin ima yeteneği pek gelişmemiştir. Bizim kastımız söylediğimiz şeydir.<br /><br />-Geçen hafta Canan bana "Bir kaç kilo daha versem gelinliğin içinde daha iyi duracağım." dedi. Ben de "Böyle de iyisin." dedim. Canı sıkıldı bir kaç saat sur at astı. "Neyin var." diye sordum. "Hiçbir şeyim yok." dedi. Sence nerede hata yaptım?<br /><br />-Böyle de iyisin, derken o "de" ekini orda kullanmamalıydın. Canan bunu şöyle anlamıştır. Böyle de fena sayılmazsın, eh işte, idare edersin ama tabi daha da iyi, daha da güzel olabilirsin."<br /><br />-Peki ne demem gerekiyordu?<br /><br />-Şunu hiç unutma. Kadınlar kendileri ile ilgili, giysileri ile ilgili ya da aileleri ile ilgili bir soru soruyorlarsa, kesinlikle iltifat bekliyorlardır. Es kaza eleştirmeye kalkarsan yandın. Bunu hiç unutmazlar. O gün "Hayatım sen zaten çok güzelsin, kilo vermeye falan bence ihtiyacın yok." deseydin, o günün zehir olmazdı. Mesela bir gün kucağına oturup, ağır mıyım, derse sakın "evet, biraz" falan deme "hayır" de. Yoksa bir daha kucağına oturmaz.<br /><br />-Yani diyorsun ki bir kadın her daim güzeldir, her giydiği yakışır ve her kadının annesi bir hanımefendi, babası da beyefendidir. Bana ne yaparlarsa yapsınlar.<br /><br />-Aferim oğlum, çok hızlı anlıyorsun bana çekmişsin. Kadın ın, kendi anne babasıyla sorunu olsa, kendi eleştirir ama asla senin eleştirmeni kabul etmez. Bunu kendine hakaret olarak alır.<br /><br />-Ve asla unutmazlar, değil mi?<br /><br />-Aynen öyle. Yıllar önce annene, annesi için "biraz cimri" demiştim. Hala "Sen benim annemi sevmezsin." der ve annesi bize bir şey aldığında gözüme sokar, en çok göreceğim yere koyar.<br /><br />-Hadi o konularda dilimi tutarım da, şu ima işini çözmek zor geldi.<br /><br />-Zor gibi ama biraz gayret edersen çözersin. En önemlisi imaları anlayacaksın ama "sen şunu mu demek istiyorsun." diye asla yüzüne vurmayacaksın.<br />İlla Bükçe anlatacak, asık bir yüzle karşılaşmamak için senin de anlaman gerekiyor. "Hayır, evde yiyeceğim ama istersen hazır bir şeyler alıp geleyim, ne dersin."dedim. "Tamam" dedi. Döneri sever biliyorsun, dün eve giderken, ekmek arası döner yaptırdım. Onun dönerini de kepekli ekmek arasına yaptırdım. Bunu düşündüğüm için ayrıca sevindi. O da diyette, düğünde daha zayıf görünme derdinde, bu sıralar.<br /><br />-Bu Bükçe'de kısa konuşma yok mu baba?<br /><br />-Var ama yerinde olsam hiç tercih etmezdim. Kadın konuşmuyorsa ya da kısa konuşuyorsa kesin ciddi bir sorun var demektir. Mesela baktın canı sıkkın, soruyorsun, "Neyin var" diye. "Hiçbir şeyim yok." diyorsa, aman bir şeyi yokmuş, diye bırakma. Yoksa az sonra, çok ilgisiz olduğundan yakınarak, ağlamaya başlar.<br /><br />-Bükçe'de "Hiçbir şey yok" demek "Çok şey var, benimle ilgilen" demek oluyor, o zaman.<br /><br />-Evet. Biz erkekler "Bir şey yok." diyorsak ya gerçekten bir şey yoktur, sadece başımızı dinlemek istiyoruzdur ya da bir şey vardır ama; şu anda konuşacak bir şey yok." diyoruzdur. Her ikisinde de konuşmak istemiyoruzdur. Ama kadınlar ilgiyi sevgi olarak gördükleri için "Bana değer veriyorsan, ilgilen ki anlatayım." demek istiyordur. Çok nadirdir, gerçekten anlatmak istemiyor olabilir, o zaman da fazla üstüne varıp bunaltmayacaksın tabi.<br /><br />-Bir arkadaşım da kadınların "peki" demesi tehlikelidir, demişti.<br /><br />-Doğru. Bir kadının ağzından çıkan " kuru bir peki, olur, tamam" her zaman tehlikelidir. Bu Bükçe de "Şimdi tamam diyorum ama acısını daha sonra çıkaracağım." demektir. Sana en kısa zamanda kesin bir ceza keser. Fakat pekinin yanında "peki canım, olur hayatım" gibi bir hoşluk ekliyorsa korkmaya gerek yok.<br /><br />-Zor bir dil baba.<br /><br />-Yok yok gözün korkmasın. Bükçe, konuşman gerekmiyor. Dili anlaman yeterli.<br /><br />-Anlamak da pek kolay değil ama.<br /><br />-Korkma o kadar zor değil. Devam edelim. Kadınlar istediklerini söylemek zorunda kalınca, düşünemediğimiz için biz erkeklere kızarlar, ve konuşurken suçlayarak konuşurlar fakat suçladıklarının farkında olmazlar. Sitem ediyoruz zannederler.<br /><br />-Nasıl yani?<br /><br />-Mesela, karın sana "ne zamandır dışarı çıkmadık." derse bunu suçlama olarak üstüne alma, seninle gezmek canı istiyordur, bunu sen düşünüp teklif etmediğin için kalbi kırılmıştır. Maksadı seni suçlamak değildir. "Daha geçenlerde gezmeye gittik." gibi bir savunmaya girme. "Tamam canım haklısın, ben de istiyorum, en kısa zamanda gideriz." de, konu kapanır. Tabi ilk fırsatta da sözünü yerine getirirsen iyi olur.<br /><br />-Küçük ama önemli detaylar.<br /><br />-Aynen öyle. Mesela karın "üşüdüm" diyorsa, üstünü kalın giy demeni ya da kombiyi açmanı değil, ona sarılmanı istiyordur.<br /><br />-Keşke okullarda öğretselerdi biz erkeklere Bükçe'yi. Ne kadar erken başlasak o kadar çabuk kavrayabilirdik, belki.<br /><br />-Haklısın aslında ben de sana öğretmek için geç kaldım. Neyse zararın neresinden dönülse kardır.<br /><br />-Not mu alsaydım, epeyce detayı varmış dilin.<br /><br />-Sen bilirsin oğlum, unutacaksan al. Keşke ben de not alıp gelseydim. Umarım sana eksik öğretmem. Şimdi aklıma geldi. Kadınların en nefret ettiği sözcük "Fark etmez"dir. Fark etmezi kadınlar "Hiç umurumda değil, ne yaparsan yap " diye anlarlar.<br /><br />-En değerli sözcük nedir?<br /><br />-Sen bil, bakalım.<br /><br />-Seni seviyorum, demek herhalde.<br /><br />-Evet, kadınlar "seni seviyorum" sözünü sık sık duymak isterler. Biz erkekler söylemiştim, zaten biliyor diye bu konu da gaflete düşmemeliyiz.<br /><br />-Bükçe sadece konuşma dili midir baba? Bunun bir de davranış dili var gibi geliyor bana.<br /><br />-Ben de tam ona geliyordum. Kadınlar küçük şeylere önem verirler. Akşam ona sarıl, televizyon izliyorsan sarılarak izle. Gündüz onu düşündüğünü ifade etmek için kıs acık da olsa bir mesaj gönder, küçük sürprizler yap. O yemek hazırlarken ona yardım et, salata yap, çay demle.<br /><br />-Akşam gelip sırt üstü yatmak yok yani.<br /><br />-Gözünde büyütme. Sayınca çok şey gibi görünüyor ama aslında bunlar zaman alacak, zor ve masraflı şeyler, değil. Sen bu küçük şeylere dikkat et, zaten karın sana paşa gibi davranır, seni yormaz. Bir erkek bu küçük şeylere dikkat etmezse zamanını karısıyla büyük kavgalar yaparak geçirir. Sevgiyle geçirmek varken niye kavgayla geçiresin ki? Kadınlar çok vericidir ama eğer sen hep alıp vermezsen, bir gün birden patlarlar. Küçük küçük alırlarsa, büyük büyük verirler.<br /><br />-Tamam baba bunlara dikkat edeceğim.<br />Garson yemek tabakları nı kaldırırken oğlumun telefonu çalmaya başladı. Belli ki nişanlısı arıyor, konuşmak için deniz kenarına doğru adımlamaya başladı. Az sonra geldi.<br /><br />-Baba çok teşekkür ederim. Bükçe'yi anlamaya başladım. Canan aradı. "Salonun perdelerini ne renk olsun karar veremedim, yarın birlikte m i baksak." dedi. Tam "Fark etmez, sen seç" diyecektim ki bunu senin söylediğin gibi "Ev de perde de umurumda değil" gibi anlayacağı aklıma geldi. "Tabi canım, istersen birlikte bakabiliriz ama ben senin zevkine güveniyorum, sen seç istersen," dedim çok mutlu oldu. Kendi seçecek.<br /><br />-O zaten perdeyi çoktan seçmiştir de kadınlar illa yaptıklarını onaylatmak isterler. Birlikte de gitsen o seçtiği perdeyi almak isteyecektir. Biz erkekler onların ne demek istediklerini anlarsak, işlerden kolay sıyırırız.<br /><br />-Baba tekrar teşekkür ederim. Bu iyiliğini hiç unutmayacağım. Bana Bükçe'yi öğretmeseydin halimi düşünmek bile istemiyorum.<br /><br />-Şanslısın oğlum. Benim seninki gibi bir babam yoktu. Bunları deneye yanıla öğrenmem yıllarımı aldı. Sen yine iyisin, hazıra kondun. Güle güle kullan, isteyene de öğret, herkes de güle güle kullansın. Kullansınlar ki yüzleri gülsün.<br /></i><div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1370670420752838696-6359325269127831095?l=sukrugorgulu.blogspot.com'/></div>Sukru Gorgulunoreply@blogger.com0tag:blogger.com,1999:blog-1370670420752838696.post-30481202566768383822009-01-15T23:41:00.012+02:002009-01-16T22:43:56.078+02:00Uzay yolu ve galaktik Dünya gemisi<span style="font-family:verdana;">Aşağıdaki yazıyı, Avrupa Birliği bünyesinde yayınlanan </span><a style="font-family: verdana;" href="http://ec.europa.eu/research/research-eu/index_en.html">research*eu</a><span style="font-family:verdana;"> isimli bilimsel magazin dergisinin Eylül 2008 özel sayısındaki ön-kapak arkası giriş yazısından kendim çevirdim, buyrun okuyun:</span><br/><br /><table border="1" cellpadding="10"><tr><td><br /><span style="font-family:verdana;"><i style="color: rgb(0, 0, 102);">Bu okuduğunuz cümlenin sonuna geldiğinizde yaklaşık 1350 km yol katetmiş olacaksınız. Siz bunları okurken, Dünya Güneşin etrafında çembersel bir yörüngede dönüyor. Güneş Sistemiyse kendi etrafında dönmekte olan Samanyolu Galaksisi içinde hareket halinde. Dahası, saniyede 270 km hızla genişleyen tüm evrenin hareketiyle katedilen mesafeyi saymıyoruz bile. Evet, gezegenimiz, -esasen karanlık ve donmuş bir kainatta, çoğunlukla da emniyet olmaksızın- en yüksek hızda ve mutlu </i>(veya aymaz)<i style="color: rgb(0, 0, 102);"> bir şekilde üzerinde uçtuğumuz galaksilerarası bir seyir gemisi. Yol arkadaşlarımızsa, bizi öldürücü ışınlarıyla bombardımana tutan büyük bir yıldız ve aralarında herhangi bir çarpışmanın kabul edilemez olduğu bir dizi daha küçük yıldız. Yaşam tehlikeli/riskli değil mi? Gerçekten de öyle!<br /><br />Evrendeki bu incelik, bu ürkütücü olağandışılık, bu makul benzersizlik, Dünya üzerinde yaşamın varlığını, rastgele olması olasılığında bile, bir tür mucize olarak görmemizi sağlıyor. "Seçilmiş"ler ya da belki de sadece "şanslı"lar olarak bizler, biraz düşününce, böyle bir olanağa sahip olmaktan haz duyarız. Bizler mucizevi/harikulade yaratıklarız ve bu nedenle de yokedilemeyiz.<br /><br />Fakat, şimdilerde birşeyler değişmeye başlıyor. Uzay gemimizin başı dertte. Atmosferik koruma sağlayan mükemmel/ince kalkan hasar görüyor. Her yerde birşeyler bozuluyor: Isıtma sistemi, su sirkulasyonu, hava sirkulasyonu, hava durumu... Yeşil alanlar kuruyor. Balık tankı boşalıyor. Geriye kalan besin hammaddelerini ve içme suyu kaynaklarını hesaplıyoruz. Bu tam da Uzay Yolu filmindeki Atılgan gemisinde Kaptan Kirk'ün (Körk), baş mühendis Scotty'yi (Skati) köprüye çağırmasının zamanı! Bu tam da bizim kendi 'scotty'lerimizi (jeologları, sismologları, okyanus bilimcileri ve diğer dünya bilim uzmanlarını) çağırmamızın zamanı değil mi?</i><br /></span><br /></td></tr></table><br /><span style="font-family:verdana;">"Bay Skati, Bay Spak, kaptan Körk konuşuyor, kırmızı alarm, derhal köprüye!"</span><br /><br /><span style="font-family:verdana;">Nerede Türkiye'deki Skatiler ve Spaklar! :))<br /></span><span style="font-family:verdana;">Bırakın, Türkiye Güvertesinin warp motorlarına kadar sızmış olan Ergenekon virüsünü, hukuk ve adalet ve emniyet sistemi temizlesin.</span><br /><span style="font-family:verdana;">Gidin, gemideki alt güvertelerden birinde savunmasız mürettabatı katleden kontrolden çıkmış arızalı makineyi (makine kodu: mavi siyon) durdurmak için elinizden geleni yapın.</span><br /><span style="font-family:verdana;">Gidin, gerçekten bilimle uğraşın! (Bu kendime: Yeterlik sınavına hazırlanın!)</span><div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1370670420752838696-3048120256676838382?l=sukrugorgulu.blogspot.com'/></div>Sukru Gorgulunoreply@blogger.com0tag:blogger.com,1999:blog-1370670420752838696.post-15081774145644582562009-01-12T23:03:00.003+02:002009-01-12T23:13:24.510+02:00dünya çocukları<table style="width:auto;"><tr><td><a href="http://picasaweb.google.com.tr/lh/photo/cElqHHbIRu6WL86izcS6fg?authkey=_F9QvLG6e0g&feat=embedwebsite"><img src="http://lh5.ggpht.com/_H6d6bFk2C6A/SWuyIZ7MuuI/AAAAAAAAAos/WNMbPuwpvSA/s800/dunyacocuklari.jpg" /></a></td></tr><tr><td style="font-family:arial,sans-serif; font-size:11px; text-align:right">Kimden <a href="http://picasaweb.google.com.tr/sukru.gorgulu/IzlenimlerYaklaMlarPaylaMlar?authkey=_F9QvLG6e0g&feat=embedwebsite">... izlenimler, yaklaşımlar, paylaşımlar...</a></td></tr></table><div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1370670420752838696-1508177414564458256?l=sukrugorgulu.blogspot.com'/></div>Sukru Gorgulunoreply@blogger.com0tag:blogger.com,1999:blog-1370670420752838696.post-15292781003304331012008-11-18T11:46:00.003+02:002008-11-18T14:39:17.216+02:00trafik ve trajediBir arkadaşımın facebook'ta paylaştığı video beni çok etkiledi. Paylaşıma göre Polonya'da, trafik kazalarını önlemek için tüm kanallarda bu video gösteriliyormuş.<br />Çok moral bozucu ve etkileyici. Ama paylaşmak da bir o kadar gerekli gibi.<br /><br /><div style="text-align: center;"><span style="font-weight: bold;">"Pay Attention OR Pay the Price"</span><br /><span style="font-weight: bold;">Dikkat et ya da bedelini öde!</span><br /></div><br /><br /><div align="center"><object width="425" height="331"><param name="movie" value="http://patrz.pl/patrz.pl.swf?id=336046&r=5&o="></param><param name="wmode" value="transparent"></param><embed src="http://patrz.pl/patrz.pl.swf?id=336046&r=5&o=" type="application/x-shockwave-flash" wmode="transparent" width="425" height="331"></embed></object></div><br /><br /><br />Lütfen trafikte dikkatli olalım :( Videoyu kendi sitesinden izlemek için <a href="http://kierowco.nie.badz.bezmyslny.patrz.pl/">buraya</a> tıklayabilirsiniz.<br /><br />Paylaşım için teşekkürler Mehmet abi.<div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1370670420752838696-1529278100330433101?l=sukrugorgulu.blogspot.com'/></div>Sukru Gorgulunoreply@blogger.com2tag:blogger.com,1999:blog-1370670420752838696.post-26320377974435303012008-11-12T21:13:00.004+02:002008-11-12T22:32:47.361+02:00matrix windows ile çalışsaydı... [komik]<div align="justify"> <a href="http://shiftdelete.net/matrix-windows-xp-ile-calissaydi-6883.html"> Buradaki</a> yazıda gördüğüm komik videoyu kendi blogumda da yayınlamak istedim. İngilizcesi gayet net ve anlaşılır geldi bana. Gerçekten güzel ti'ye almışlar. Sonunda da başka bir işletim sisteminin reklamını yapmışlar. Bilin bakalım hangisi! :p<br /></div><div align="center"><br /><object type="application/x-shockwave-flash" data="http://www.collegehumor.com/moogaloop/moogaloop.swf?clip_id=1886349&fullscreen=1" width="480" height="270" ><param name="allowfullscreen" value="true" /><param name="AllowScriptAccess" value="true" /><param name="movie" quality="best" value="http://www.collegehumor.com/moogaloop/moogaloop.swf?clip_id=1886349&fullscreen=1" /></object></div><br /><br /><div align="justify">Videonun tümü bence komik ama Morpheus eğitim programını dondurduktan sonra yeniden devam ettiremediğinde "try Ctrl+Alt+Del" deyince koptum. Bir de kahinin kurabiyeleri fırından alırken "i hope you have cookies enabled" deyişi ve Neo'nun sorusuna "sooner or later we all encounter an error" şeklinde cevap vermesi de ayrıca koparttı :)</div><br /><div> Videoyu kendi sitesinde izlemek için <a href="http://www.collegehumor.com/video:1886349">buradan</a> buyrun.</div><div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1370670420752838696-2632037797443530301?l=sukrugorgulu.blogspot.com'/></div>Sukru Gorgulunoreply@blogger.com2tag:blogger.com,1999:blog-1370670420752838696.post-57789050992039065322008-10-19T11:13:00.005+03:002008-10-19T13:32:10.276+03:00bir zamanlar sigara<span style="color: rgb(0, 0, 0);">Ülkelerin -biz dahil-, artık yasalar ve yönetmeliklerle sigaradan kurtulmaya çalıştığını hepimiz biliyoruz. Türkiye'de de teorik olarak 2009 ile birlikte artık hiçbir kapalı yerde, -yemek mekanları da dahil- sigara içilemeyecek. Bazı büyük alışveriş merkezleri yemek kısımlarında bu uygulamaya geçti. Örneğin, önceden dumanaltı olmasına rağmen şimdi Es-Park'a gittiğimde nefessiz kalmadan rahatça yemek yiyebiliyorum. Orada yemek pahalı, orası ayrı bir konu gerçi. Zaten yemek için sık gittiğim bir yer de değil. Benim merak ettiğim yerler mahalle kahvehaneleri (Gaaave). Oralar nasıl olacak acaba! :)<br /><br />Diğer taraftan, açık alanda burnumuza sigara dumanı gelme ihtimalinin artacağını söyleyebilirim. Her neyse, sigara bağımlılığı konusunda toplum olarak nasıl bu raddelere gelindiğini düşünecek olursak, bir sergiden bahsedebilirim:<br /><br />Geçenlerde 20. yüzyılda yapılmış olan sigara reklamlarının gözler önüne serildiği bir sergi Stanford Tıp Fakültesi tarafından New York'ta açılmış ve <a href="http://lane.stanford.edu/tobacco" target="_blank">internet üzerinden de gezilebiliyor.</a></span><br /><br /><div align="center"><a href="http://elane.stanford.edu/images/exhibits/tobacco/chesterfield/proveitL.jpg" target="_blank"><img src="http://elane.stanford.edu/images/exhibits/tobacco/chesterfield/proveitL.jpg" width="60%" /></a></div><br /><br />Reklamlarda neler kullanılmamış ki!<br /><span style="color: rgb(0, 0, 0);">Doktorlar, bilim adamları, sporcular, uzay adamları, noel baba, din adamları, eğitmenler, gençler, çocuklar, anneler, gibi birçok öğenin sıklıkla kullanıldığı afişler gerçekten iyi yapmış. Ve sergilenen reklamlar, insanlarla dalga geçen sloganlarla dolu. İşte bazıları şöyle:</span><br /><br /><span style="color: rgb(102, 0, 0); font-style: italic;">- Önde gelen üç araşırma şirketinin araştırma sonuçlarına göre, daha çok doktorlar Camels sigaralarını seçiyor. T-bölgeniz size bunu anlatacaktır. Zengin bir tat ve harika yumuşak bir boğaz için Camel'i tercih edin. Eğer Camel içiyorsanız doktorların bu tercihi sizi şaşırtmayacaktır.</span><br /><br /><span style="color: rgb(102, 0, 0); font-style: italic;">- Bilimsel olarak kanıtlanmıştır: İçim sonrası kötü tat yok. daima yumuşak, daha iyi tat, harika duman. Çok iyi bilinen bir araştırma organizasyonunun raporuna göre her zaman Chesterfield!</span><br /><br /><span style="color: rgb(102, 0, 0); font-style: italic;">- Seçkin doktorlar ve fizikçilerce bulunan bilimsel kanıtlara göre; bu güzel tatlı sigara çok daha az tahriş edici ve böylece içicinin burnu ve boğazı için daha güvenli! Philip Morris! Amerikanın en iyi sigarası!</span><br /><br /><span style="color: rgb(102, 0, 0); font-style: italic;">- Tahrişten uzak kalın! Lucky Strike! Sigaralarımız fırınlanarak, boğazı tahriş eden ve öksürüğe neden olan tehlikeli maddelerden arındırılmıştır. </span><br /><br /><span style="color: rgb(102, 0, 0); font-style: italic;">- Diş doktorunuz olarak Viceroy sigaralarını öneriyorum!</span><br /><br /><span style="color: rgb(102, 0, 0); font-style: italic;">- Narin ve güzel olmayı kim istemez! Lucky sigaraları!</span><br /><br /><span style="color: rgb(102, 0, 0); font-style: italic;">- Mentollu Spuds sigaralarına geçmek için 5 neden: boğazınız kuruysa, üşüttüyseniz, ağrınız tatsızsa, sesiniz kısıksa, öksürüyorsanız; filtreli Spud sigaralarına geçmenin zamanı gelmiştir.</span><br /><br /><span style="color: rgb(102, 0, 0); font-style: italic;">- Bilim adamları ve eğitimcilerin tercih ettiği Micronite filtreli, güzel tatlı ve haz veren Kent sigaraları!</span><br /><br /><span style="color: rgb(102, 0, 0); font-style: italic;">- Onu taze mi seversiniz? (mutlu bir hatun resmedilmiş) Ben de! Yumuşak, harika, yavaş yanan ve taze Camel sigaraları hassas zarlıdır. Sigara paketinizin ince şeffaf ppaketini çıkarmayın. Bu paket sigaranızı parfüm ve diğer toz etkilerinden koruyacaktır.</span><br /><br /><span style="color: rgb(102, 0, 0); font-style: italic;">- Çok yumuşak bir sigara: Camels! Bu yüzden Atletler, beyzbolcular, yüzücüler, golfçüler ve diğer sporcular onu tercih ediyor! Sağlıklı sinirlere ve yüksek kondisyona sahip olmak sporcular için çok önemlidir. Bu yüzden yumuşak Camel sigaralarını kullanın.</span><br /><br /><span style="color: rgb(102, 0, 0); font-style: italic;">- Chesterfield sigaraları çeyizinize koyacağınız kadar özenle ve en iyi içim hazzı vermek üzere paketlenmiştir. Doğru bileşim! </span><br /><br /><span style="color: rgb(102, 0, 0); font-style: italic;">- Afişteki bebek: Vay be annecim, Marlboro'nu gerçekten seviyorsun. Afişteki anne: Evet canım, artık asla duman-altı olmayacaksın. Bu Marlboro mucizesi!</span><br /><br /><span style="color: rgb(102, 0, 0); font-style: italic;">- Gençler hedef: Kaliteli tobakko, Philip Morris'i nazik ve yumuşak yapar. Hevesli ve genç hazlar için daha da ince ve hoş tatlı! Genç Amerika'yı takip edin!</span><br /><br /><span style="color: rgb(102, 0, 0); font-style: italic;">Hatta "Turkish Artistic" konulu bir sigara reklamları bile varmış, doğu kültürü ve figürleri üzerine. İşte bir tanesi: (Göbekli bir şah ve dansöz resmiyle) Omar sigaraları! Zengin tat, şapırtılı ve pırıltılı aroma, lezzetli ve yumuşak!</span><br /><br />Diş doktorunun tavsiyesini konu alan afişlerden biri:<br /><div align="center"><a href="http://elane.stanford.edu/images/exhibits/tobacco/camels/smokeafreshcigarettept2L.jpg" target="_blank"><img src="http://elane.stanford.edu/images/exhibits/tobacco/camels/smokeafreshcigarettept2L.jpg" width="60%" /></a></div><br /><br /><span style="color: rgb(0, 0, 0);"><span style="color: rgb(0, 0, 0);">Birçok ürün reklamında da benzer şekilde yaklaşımlarla tüketicilerin aklı çelinmeye çalışıldı, çalışılıyor ve muhtemelen de çalışılacak. Siz siz olun, ne hakkında olursa olsun, reklamlara kanmayın!</span><br /></span><div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1370670420752838696-5778905099203906532?l=sukrugorgulu.blogspot.com'/></div>Sukru Gorgulunoreply@blogger.com0tag:blogger.com,1999:blog-1370670420752838696.post-26777263941241445962008-09-19T10:36:00.007+03:002008-10-10T16:19:03.438+03:00doğru karar için düşünmek gerek<div><span style="font-size:90;">Sevgili babamdan gelen güzel bir yazı.</span></div><br /><blockquote> <div align="justify"><span style="font-size:130%;">Aşağıdaki resimler aynı yer fakat farklı mevsimlerde çekilmiş görüntüler....<br />Ne görüyorsunuz?</span></div><span style="font-size:130%;"><br /></span><div align="center"><span style="font-size:130%;"><img src="http://lh4.ggpht.com/sukru.gorgulu/SNNb47mVwaI/AAAAAAAAAiQ/yhLM0JYBJBA/4mevsim.jpg" width="100%" /></span></div><span style="font-size:130%;"><br /></span><div align="justify"><span style="font-size:130%;">Şimdi güzel bir hikaye geliyor:<br /><br />Bir zamanlar 4 oğlu olan bir adam varmış. Çocuklarının çok erken karar<br />vermemeleri ve önyargılı olmamaları için onları bu konuda eğitmek istemiş. Böylece her birini uzak bir yerde duran ağacın yanına gidip ona bakmalarını istemiş.<br /><br />İlk oğlan kışın gitmiş, İkincisi ilkbaharda, üçüncüsü yazın ve sonuncusu da sonbaharda. Geri döndüklerinde hepsini bir araya çağırmış ve ne gördüklerini sormuş.<br /><br />İlk oğlan ağacın "Çok çirkin, yaşlı ve kupkuru" olduğunu söyledi.<br /><br />İkinci oğlan "Hayır, yeşillikle doluydu ve canlıydı" dedi.<br /><br />Üçüncü oğlan başka fikirdeydi: "Çicekleri vardı ve kokusuyla, görüntüsüyle o kadar muhteşemdi ki daha önce hiç böyle bir şey görmemişti.<br /><br />Sonuncu oğlan hepsinin haksız olduğunu ve ağacın "Meyvelerle dolu, canlı ve hayat dolu" olduğunu belirtti.<br /><br />Yaşlı adam oğullarına hepsinin haklı oldugunu söyledi. Çünkü hepsi farklı mevsimlerde ağacı görmeye gitmişti.<br />Onlara bir ağacı veya bir insanı kısa bir süre veya bir mevsim tanıdıktan sonra yargılayamayacaklarını anlatmaya calıştı. Ya da neye sahip olup olmadıklarını...<br /><br />Gerçekleri ancak sonunda 4 mevsimi gördükten sonra görürsünüz.<br /><br />Eğer kışın vazgeçersen, ilkbaharın nimetinden olursun, yazın güzelliğinden ve sonbaharın bütünlüğünden de...<br /><br />Bir mevsimin acısının, diğer güzel mevsimleri parçalamasına izin vermeyin.<br /><br />Hayatınızı(ya da bir başkasını) bir mevsim (bir dönem) yüzünden yargılamayın...</span><br /></div></blockquote><div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1370670420752838696-2677726394124144596?l=sukrugorgulu.blogspot.com'/></div>Sukru Gorgulunoreply@blogger.com0tag:blogger.com,1999:blog-1370670420752838696.post-67393885363973952422008-09-16T13:19:00.005+03:002008-10-10T16:16:00.709+03:00recaptchaInternet sayfalarının güvenli sayfalarına girişlerde - çoğunlukla da siteye kayıt olurken - kullanılan ve <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/CAPTCHA">CAPTCHA</a> denilen bir araç var. Bu araçta, sayfaya kaydolan ya da giriş yapan şahsın bir insan olduğunu doğrulamak için bilgisayar yazılımları tarafından çözümlenemeyeceği kabul edilen bir görüntü gösterilip görüntüdeki karakterlerin klavye ile ilgili kutucuğa girilmesi istenir. Bu işlem sırasında da ortalama 10 saniye geçiyormuş. <a href="http://www.fazlamesai.net/index.php?a=article&sid=5086">Şurada</a>, bu süreyi ve işlemi değerlendirerek daha verimli kılmaya yönelik bir uygulama haberinin Türkçesi verilmiş. Açıkçası çok iyi bir fikirmiş (girip okuyun): <a href="http://www.fazlamesai.net/index.php?a=article&sid=5086">Paylaşıyorum</a>...<br /><div align="center"><a href="http://recaptcha.net/learnmore.html"><img src="http://recaptcha.net/images/sample-ocr.gif" width="100%" /></a></div><div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1370670420752838696-6739388536397395242?l=sukrugorgulu.blogspot.com'/></div>Sukru Gorgulunoreply@blogger.com0tag:blogger.com,1999:blog-1370670420752838696.post-62079855058575056732008-09-04T10:32:00.005+03:002008-10-10T16:14:36.067+03:00bir hamal öğretisi<div>Yine güzel bir yazı, güzel bir ders :) Alıntıdır.</div><br /><div><i>Eski zamanlardı. Yolların olmadığı zamanlar... Demek ki fakirdi bizim gibi çoğunluk, bu nedenle taşınacak yüklere talip olacak hamallar bulmak zor olmuyordu...<br /><br />Yanımdaki hamalla yola çıktık. İhtiyardı. Kendinden büyük bir yük almıştı. Benim sırtımda ise birkaç bavul vardı sadece, onunkinin çeyreği... Diyordum ki içimden 'Çok gitmeden kıvrılırsa titreyen bacakları, yüklenirim sırtındaki yükün yarısını!..'<br />Nitekim çok geçmeden dedi ki:<br />- Mola vakti. Gel biraz dinlenelim!...<br />- Ne molası, dedim ona hayretle. Ben daha terlemedim!..'<br />Sözüme aldırmadı. Durdu. Çöktü. Salarken yükünün ipini<br />- Sen de dinlen hadi' dedi.<br />Benim canım sıkılmıştı bu işe. Genç olduğumu, ondan kuvvetli olduğumu, bunun gibi bir bunakla yola çıkmamın ne büyük hata olduğunu düşünüyordum. O ihtiyar, bir bacağını azıcık uzatmış halde sessizce dinleniyorken, ben huzursuz bir şekilde ayakta dolanıyordum.<br />Bir saat kadar sonra yine durdu, oturdu, dinlendi. Ben kızgınlıkla dolandım etrafında... 'Yükünü indirip sen de dinlen', demesine aldırmadım, ona daha çok kızdım...<br />Sonra yine durdu. Bana da dinlenmemi' söyledi yine ama dinlenmedim. Yarım saat sonra 'dinlenelim mi' diye sordu, aksi aksi başımı salladım... Kaçıncı molasıydı hatırlamıyorum, birden bire dizlerimin bağı çözüldü. Kafamın içinde uçuşan kara kara sinekler sustu, çöküp kaldım. Kayış kolumdan çıktı, sırtımdaki bavullar kaydı.<br />Ne kadar zaman geçtiğini fark etmedim. Uyumuştum da uyandım mı, yoksa bayılmıştım da ayıldım mı anlamadım... Baktım kendi kocaman yükünün üzerine benim bavullarımı da bağlamıştı. Küçük tasına birazcık su koyup dudağıma dayadı, içtim. Sonra koluma girerek;<br />- Hadi kalk, dedi. Bana yaslan.<br />Ağır ağır gider ve bir süre sonra gene dinleniriz.' Dediğini yaptım. Omzundan güç aldım, ama asıl anlattıkları iyi geldi bana.<br />- Ben yılların hamalıyım, dedi. Nice pehlivan yapılı adamlar gördüm. Çoğu, dinlenmek istemediklerinden yükleriyle birlikte kendilerini de toprağa serdi sonunda....<br />Halbuki bir yükü 'taşımak' bizim işimiz, 'altında ezilmek' değil!... Unutma ki bir yük, taşıdıkça ağırlaşır. Dinlenerek sen yükünü hafifletiyorsun!<br />Belki günün birinde hamallığın şekli değişir.<br />Belki o günleri ben göremem.<br />Ama sen kavuşursan o zamanlara, aman ha, Kafanın içinde de sakın yük taşıma... Akşamları bırak ve hafifle...<br />Sabah dinlenmiş olarak yeniden tekrar taşırsın yükünü.<br />Bizim işimiz, bugünü yarına taşımak, bugünün altında yok olmak değil.<br />Çünkü yarınlarda bizi bekleyenler var, taşıdıklarımızı bekleyenler...<br /></i></div><br /><div><br />Mustafa hocama bu yazı için teşekkür ediyorum. Yükümü akşamları bırakmayı unuttuğumu farkettirdi. Tatile çıktım da hiç işe yaramadığını düşünüyordum. Yükümü indirmeden dinlenmek zor tabi...<br /></div><br /><div align="center"><a href="http://www.kolayidare.com/haber_ds/habergoster.asp?id=1109"><img src="http://www.kolayidare.com/haber_ds/haberresim/hamal.jpg" width="50%" /></a></div><div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1370670420752838696-6207985505857505673?l=sukrugorgulu.blogspot.com'/></div>Sukru Gorgulunoreply@blogger.com0tag:blogger.com,1999:blog-1370670420752838696.post-55662333997673045462008-09-01T16:15:00.005+03:002008-10-10T16:20:04.253+03:00panoramik resimlerNeredeyse hepimizin elinde dijital görüntü alabildiğimiz aletlerden var artık. İster cep telefonu olsun isterse dijital kamera olsun veya ister amatör isterse profesyonel aletler kullanalım; çektiğimiz görüntüleri sayısal muameleden geçirmek daha güzel sonuçlara ulaşmamızı sağlıyor. Şahsen ben çok karmaşık resim işlemlerine girmediğim için <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Photoshop">Photoshop</a> yerine daha basit bir program olan <a href="http://www.getpaint.net/">Paint.Net</a> kullanıyorum. O da Photoshop gibi eklentilerle daha da marifetlendirilebiliyor. Photoshop kadar profesyonel değil tabi ama iş görüyor.<br /><br />Genellikle tek bir fotoğraf karesine sığmayacak kadar geniş bir manzara varsa bu manzara uygun açılardan parça parça fotoğraflanıp, bu fotoğraflar daha sonra sayısal ortamda yardımcı programlarla üst üste getirilip örtüştürülerek (<a href="http://lifehacker.com/378490/stitch-photos-into-panoramas-with-free-software">photo stitch</a>) tek bir görüntü haline getirilebilir. Bu durumda panoramik bir görüntü elde edilmiş olur. Panoramik görüntülerde genellikle doğrusallık kaybedilir ve geniş açı lens ya da balık gözü lensle çekilmiş gibi görüntüler elde edilebilir. Sonuçta güzel görüntüler ortaya çıkabilir.<br /><br />"<a href="http://lifehacker.com/378490/stitch-photos-into-panoramas-with-free-software">Photo Stitch</a>" işlemi yapan birçok yardımcı program bulunmakla birlikte, kendi fotoğraflarımı birleştirmek için bulduğum basit ve makul sonuçlar veren bir yazılım var. <a href="http://www.cs.ubc.ca/%7Embrown/autostitch/autostitch.html#autostitch">Önerebilirim</a>.<br /><br />Aşağıdaki görüntüde Eski Mardin'den Suriye sınırına doğru geniş ufku görüyoruz. Bir butik otelin duvarına çıkarak çektiğim 20 farklı fotoğrafı birleştirerek elde ettim bu görüntüyü. Resmi büyütmek için tıklayın. Daha detaylı fotoğrafı isteyen olursa yorum olarak belirtin, orjinal dosyayı özelden gönderebilirim.<br /><br /><div align="center"><a href="http://lh6.ggpht.com/sukru.gorgulu/SLwDGQpwCeI/AAAAAAAAAgU/z2cyrYkrq9Y/mardinpano2.jpg" title="İndirmek için tıklayın"><img src="http://farm4.static.flickr.com/3025/2817972756_d2f5cbd940.jpg" width="100%" /></a></div><div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1370670420752838696-5566233399767304546?l=sukrugorgulu.blogspot.com'/></div>Sukru Gorgulunoreply@blogger.com0tag:blogger.com,1999:blog-1370670420752838696.post-9893096832296988922008-08-20T12:15:00.004+03:002008-10-10T16:11:54.137+03:00olimpiyatlara dairPekin Olimpiyatlarında çok ilginç rekorlara ve başarılara tanık oluyoruz. Kimisi şov yaparak ve uçarak 9.69 yapıyor. Kimisi tek başına 8 altın madalyayı boynuna geçiriyor. (Eh biraz takip ediyoruz)<br /><br />Bizim de iddialı olduğumuz iddia edilen alanı çizgilerle S.M. ifade etmiş :)<br /><br /><div align="center"><img src="http://img.sabah.com.tr/im/2008/08/20/DF8BACE927FC0E42B0718432o.gif" width="80%" /></div><br /><br />Yöneticilerimizin de dediği gibi bir dahaki sefere çok iyi çalışacağız (!)<div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1370670420752838696-989309683229698892?l=sukrugorgulu.blogspot.com'/></div>Sukru Gorgulunoreply@blogger.com0tag:blogger.com,1999:blog-1370670420752838696.post-34832210936255467472008-08-10T14:38:00.006+03:002008-10-10T16:10:44.229+03:00Aşk ve Hayat<div>Sevgili babamdan gelmiş bir hikaye. Okuyunuz:</div><br /><br /><div><blockquote>Kocam bir mühendisti. Onunla sâkin tabiatını sevdiğim için evlenmiştim. Bu sâkin adamın göğsüne başımı koymak içimi nasıl da ısıtırdı Yarabbi!<br /><br />Gel gör ki iki yıl nişanlılık ve beş yıl evlilikten sonra bu sâkinlik beni yormaya başlamıştı. Eşimin -bir zamanlar çok sevdiğim- bu özelliği artık beni huzursuz ediyordu.<br /><br />İş ilişkiye gelince oldukça içli, hattâ aşırı hassas bir kadınım. Romantik anlara, küçük bir çocuğun şekere düşkünlüğü gibi can atıyorum. Oysa kocamın sakinliği, başka bir deyişle vurdum duymazlığı, evliliğimize romantizm katmaması beni aşktan almış, uzaklaştırmıştı.<br /><br />Sonunda kararımı ona da açıkladım: boşanmak istiyordum. Şaşkınlıktan gözleri açılarak 'niye?' diye sordu. 'Gerçekten belli bir sebebi yok' dedim, 'sadece yoruldum.'<br />Bütün gece ağzını bıçak açmadı. Düşünüyordu. Bu hâli ise hayal kırıklığımı daha da artırmaktan başka bir işe yaramıyordu: işte, sıkıntısını dışarı vurmaktan bile aciz bir adamla evliydim. Ondan ne bekleyebilirdim ki!<br /><br />Sonunda sordu: 'seni caydırmak için ne yapabilirim?'<br />Demek ki söyledikleri doğruydu: insanların mizacı asla değiştirilemiyordu. Son inanç kırıntılarım da kaybolmuştu. 'İşte mesele tam da bu' dedim. 'Sorunun cevabını kendin bulup kalbimi ikna edebilirsen kararımdan vazgeçebilirim.'<br />'Diyelim dağın tepesinde bir uçurum kenarında bir çiçek var. O çiçeği benim için koparmak, düşüp vücudunun bütün kemiklerinin kırılmasına, hattâ ölümüne mâl'olacak. Bunu benim için yapar mısın?'<br /><br />Yüzümü dikkatle inceledi ve 'Sana bunun cevabını yarın vereceğim' dedi. Bu cevapla son ümidim de yok olmuştu.<br /><br />Ertesi sabah uyandığımda evde yoktu. Boş bir süt şişesini mutfak masasının üzerine koymuş, altına da bir not bırakmıştı.<br />'Sevgilim' diye başlıyordu,<br />'O çiçeği senin için koparmazdım' Kalbim yine kırılmıştı. Okumaya devam ettim.<br /><br />'Çünkü her zaman yaptığın gibi bilgisayarın altını üstüne getirip çökerttikten sonra monitörün önünde ağladığında, onu tekrar düzeltebilmem için ellerime ihtiyacım var.'<br /><br />'Anahtarları her zaman evde unuttuğunu bildiğimden, senden önce eve varabilmem üzere koşmam gerektiğinden bacaklarıma ihtiyacım var.'<br /><br />'Arabayı kullanmayı çok sevdiğin halde şehirde hep yolu kaybettiğinden, yolu gösterebilmem için gözlerime ihtiyacım var.'<br /><br />'<Sâdık arkadaşın>ın her ayki ziyaretinde sebep olduğu, karnındaki krampları rahatlatabilmem için avuçlarıma ihtiyacım var.'<br /><br />'Evde oturmayı sevdiğinden, içe kapanıklığını dağıtmak, can sıkıntını hafifletmek üzere sana şakalar yapabilmem, hikâyeler anlatabilmem için ağzıma ihtiyacım var.'<br /><br />'Sabahtan akşama kadar bilgisayara bakmaktan gözlerinin bozulması kaçınılmaz olduğundan, yaşlandığımızda tırnaklarını kesebilmem, saçlarında -görülmesini istemediğin- beyaz telleri ayıklayabilmem, merdivenlerden aşağı inerken elini tutabilmem, çiçeklerin renginin - gençliğinde senin yüzünün rengi gibi olduğunu söyleyebilmem için gözlerime ihtiyacım var.'<br /><br />'Ama seni benden daha fazla seven biri varsa, evet o uçuruma gidip, o çiçeği senin için koparırım bir tanem.'<br /><br /><br />Baktım, mektuptaki yazının mürekkepleri yer yer dağılıyordu. Göz yaşlarım mektuba düşüyordu.<br /><br />'Mektubu okuduysan ve kalbin ikna olduysa lüften kapıyı aç canım. Çok sevdiğin susamlı ekmek ve taze sütle kapıda bekliyorum.'<br /><br />Koşarak kapıyı açtım. Endişeli bir yüzle ve ellerinde sıkıca tuttuğu susamlı ekmek ve sütle kapının önündeydi.<br /><br />Artık çok iyi biliyordum: beni ondan daha çok kimse sevemezdi. O çiçeği uçurumun kenarında bırakmaya karar verdim.<br /><br />Bu gerçek aşktı.<br /><br />İlk yıllardaki heyecanlar içinde görmeye alıştığımız aşkın, seneler sonra o heyecanlar kaybolup gittiğinde, huzur ve durgunluk içinde de hep var olmaya devam ettiğini göremeyebiliyoruz.<br /><br />Oysa aşk hep vardır. Belki artık heyecansız, belki artık romantik değil... Belki sıkıcı, tekdüze, hatta belki yüzsüz... Ama hep oralarda bir yerdedir.<br /><br />Çiçekler ve romantik dakikalar ilişkinin başlaması için elbette gereklidir. Bir zaman sonra bunlar gitse de gerçek aşkın sütunu ebedi kalır.<br /><br />Hayat tam da böyle bir şeydir.<br /></blockquote></div><br /><br /><div>Teşekkür ederim Babam, bu güzel ders için :)<br /></div><div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1370670420752838696-3483221093625546747?l=sukrugorgulu.blogspot.com'/></div>Sukru Gorgulunoreply@blogger.com3tag:blogger.com,1999:blog-1370670420752838696.post-18854092626462412422008-07-24T10:51:00.002+03:002008-10-10T16:10:00.054+03:00her yazılımcının bilmesi gereken 10 kavram<div dir="ltr">Bildirgeç'te y<a href="http://www.bildirgec.org/yazi/her-yazilimcinin-bilmesi-gereken-10">enice yayınlanmış olan bir yazıyı</a> rss-paylaşılanlar listemde de görebilirsiniz. Kendimi yazılım geliştirme konusunda ortalama üstü bir ilgi düzeyine sahip olarak gördüğüm için bu liste dikkatimi çekti.<br /> <b><br />1. Arayüzler (Interfaces)<br />2. Kurallar ve Şablonlar (Conventions and Templates)<br />3. Katmanlı Mimari (Layering)<br />4. Algoritmik Karmaşıklık Seviyesi (Algorithmic Complexity)<br />5. Hızlı İşlem için Kodlama (Hashing)<br />6. Ön bellek Kullanımı (Caching)<br />7. Eş Zamanlılık (Concurrency, Multithreading)<br />8. İşi Bölerek Birçok Bilgisayara Yaptırma (Cloud Computing)<br />9. Güvenlik (Security)<br />10. İlişkilsel Veritabanları (Relational Databases)</b><br /><br />Anlaşılan daha çok şey öğrenmem gerekecek. İşin ilginç gelen tarafı, uzmanlık alanım olmasa da bu konularla uğraşmak hoşuma gidiyor ve bu öğrendiklerim sanki birgün işime yarayacakmış gibi geliyor.<br /><br />Yazının orjinaline <a href="http://www.readwriteweb.com/archives/top_10_concepts_that_every_software_engineer_should_know.php">buradan</a> ulaşabilirsiniz.<br /></div><div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1370670420752838696-1885409262646241242?l=sukrugorgulu.blogspot.com'/></div>Sukru Gorgulunoreply@blogger.com0