tag:blogger.com,1999:blog-133078572008-05-10T16:00:50.310ZThe Abyss"Whoever battles monsters should take care not to become a monster too, for if you stare long enough into the Abyss, the Abyss stares also into you." <br><br>Friedrich Nietzsche, <br><i>Beyond Good and Evil</i></br>Kadirhttp://www.blogger.com/profile/05171518831200855034noreply@blogger.comBlogger35125tag:blogger.com,1999:blog-13307857.post-74428579949112407722008-03-02T16:13:00.005Z2008-03-02T16:22:17.516ZÇingene Masalı<span style="font-family: verdana;font-family:Verdana;font-size:100%;" >Kalbini varolmanın tüm günahlarını omuzlarında taşıyan bir çingene kızına kaptırmış şehrin içi boş damarları gibi uzanan sokaklarında flamenco ezgiler yankılanacaktı.<br /></span><span style="text-decoration: underline; font-family: verdana;"><br /></span><span style="font-family: verdana;font-family:Arial;font-size:100%;" >Ü</span><span style="font-family: verdana;font-family:Verdana;font-size:100%;" >zerine esmer bir umutsuzlukla dokülüveren binaların yargılamadan açtıkları ateş hattında kaçınılmaz bir aşk yaşanacak ve gece karanlığına asi bir ifadeyle uyum sağlamış çingene çadırları takvimlerdir koyunlarında sakladıkları kehanetleri haykıracaktı.</span><br /><span style=";font-family:Verdana;font-size:100%;" ><br /><span style="font-family: verdana;">Geceye ihanet yenilgiyi reddeden alevler yükselirken çadırların üzerinde, kadınlığın çırılçıplak bir yemin gibi üzerimi örtecek ve ben hayatımın en anlamlı ritmi eşliğinde ebediyyen uyuyakalacaktım göğüsuçlarında.</span><br /><br /><span style="font-family: verdana;">Bir bardak kırmızı şarap ve gazete kağıdına sarılı tarihi geçmiş kelimelerin açıklamaya yetmedigi sürgünler üzerine dikkatsizce yazılmış günahkar bir göçmenlik öyküsü tadında ezberlenecekti hayat.</span><br /><br /></span>Kadirhttp://www.blogger.com/profile/05171518831200855034noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-13307857.post-77026581633179621922008-02-03T22:35:00.001Z2008-02-24T12:10:05.737ZDynamic Beat the Ni'l out of Being<span style=";font-family:Verdana;font-size:100%;" >Gerçek, iki zıttın arasında sürekli hareket ederek varolan ve insan diliyle ifadesi imkansız bir niteliktir. Belli boyutlar üzerinde kısıtlanmış bir zihin gerçege ancak yakın kalabilir.</span><br /><br /><a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://bp2.blogger.com/_UqyQek_s4JQ/R8FdP2FIdjI/AAAAAAAAABI/VQKNks5gMjw/s1600-h/mn1.jpg"><img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer;" src="http://bp2.blogger.com/_UqyQek_s4JQ/R8FdP2FIdjI/AAAAAAAAABI/VQKNks5gMjw/s320/mn1.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5170516373994501682" border="0" /></a><br /><br /><div style="text-align: left; font-family: verdana;"><br /><br /><br /><br /><br /><br /><br /><br /><br /><br />Dolayısıyla, bulanık su birikintilerinin ardına gizleyip kelimelerimizi, değişmekte olanı mutasavvuf bir gelenekle anlatmaya çalışmaktansa, değişmeyeni sonsuz bir süreklilikle tasvir etmek bize yeğdir.</div><br /><span style=";font-family:Verdana;font-size:100%;" >Zamanı terkisine alip kalemimizin, kareli defterlerimize farklı renklerde çizdiğimiz heceler, kendimizin genel geçer bir ifadesinden başka bir şey değildir.</span>Kadirhttp://www.blogger.com/profile/05171518831200855034noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-13307857.post-91220744037593735382007-04-12T19:12:00.000Z2007-04-12T19:40:27.711ZElimi Bırakma Çocuk!El yordamıyla bölünüyor hayatlar her sabah. Yeni yetme gölgelerle paylaşılıyor elde ne var ne yok. Belki yıllar sonra geriye dönüp bakıldığında, varlığı yalnızca karanlıkla kanıtlanabilecek bir yaşam öyküsünden başka bir şey değil arda kalan. Akşam oluyor sonra ve insana dair ne varsa çöküyor çaresizliğin üzerine belli belirsiz.<br /><br /><a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://bp1.blogger.com/_UqyQek_s4JQ/Rh6I-C7pkEI/AAAAAAAAAAM/g3Bu51YwVjw/s1600-h/beyoglu.jpg"><img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 205px; height: 109px;" src="http://bp1.blogger.com/_UqyQek_s4JQ/Rh6I-C7pkEI/AAAAAAAAAAM/g3Bu51YwVjw/s400/beyoglu.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5052626431476600898" border="0" /></a>Bambaşka bir geçmişe duyulan kayıtsız bir özlem tadında terkedilmeli sokaklar. Göçmen kuşların peşine takılıp, güneye teslim edilmeli yaşanılabilmiş olma ihtimali yüksek her hatıra. Ölümün aksine varolan her şeyi normalleştiriyor zaman. Yunan alfabesiyle yazılmış Hint masalları gibi tutarsız kılınıyor toprak ve benlik.<br /><br />Asfalt ve güneşe kanıp elimi bırakma çocuk! Akşam pazarlarında kaybolmak henüz işten bile değil.Kadirhttp://www.blogger.com/profile/05171518831200855034noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-13307857.post-1158070963658193092006-09-12T14:20:00.000Z2006-09-12T14:22:43.680ZKompozisyon<span style="font-weight: bold;">I. Giriş</span><br />Toz ve mürekkep değildi yüzümüze bulaşan; Eski adını kimsenin hatırlamadığı bir meydanda tertip edilen izinsiz bir gösteri ile başlamıştı her şey. Her ne kadar şehrin duvarlarını ilk kez biz kirletmiş olsak da, sokaktaki her kaldırım taşının arkasında başka bir fahişenin ismi kazılıydı ve biz hepsini ezbere bilirdik. <p class="MsoNormal"><span style="font-weight: bold;">II. Gelişme</span><br />Defalarca tanımlanmış bir kavramı yeniden tanımlayabilmek için, çarşamba pazarlarında öğrendiğimiz sloganlar ve (içinde kitaplarımızı taşıdığımız) çadır bezinden yapılmış sırt çantalarımızdan başka bir şey kalmadı geriye. Kazanılması muhtemel, yabancı bir ihtilal hattında bırakmıştık kimliklerimizi.</p> <p class="MsoNormal"><span style="font-weight: bold;">III. Sonuç</span><br />Cebimde akşam asfaltlarında kaybedilen bir yaşamın tanık tanık kokusu ve ellerime bulaşan tebeşir tozu ile sığındığım, zamansız bir tapınak gibiydi gözlerin.</p>Kadirhttp://www.blogger.com/profile/05171518831200855034noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-13307857.post-1143986931597664232006-04-02T14:06:00.000Z2006-04-02T14:17:35.063ZKamışsız<a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://photos1.blogger.com/blogger/5483/1164/1600/diken.0.jpg"><img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/5483/1164/320/diken.0.jpg" alt="" border="0" /></a><br /><br /><span style=";font-family:verdana;font-size:12;" ><span style="font-size:100%;"><br /><br /><br /><br /><br /><br /><br /><br />Uzun zamandır algılanmamış şeylere karşılık düşen kelimeler gibi zamansız gelivermeliyim aklına. Ya da tükürükle yıkanmış kiremit tozu gibi bulaşmalıyım ellerine.<br /><br />Belki sen en çok, yabancı biri gibi kapı önünde beklememe kızacaksın.<br /><br />Güneş öğlen olmalı, kadınlar yün yıkamalı kapı önlerinde ve biz okuldan kaytarmalıyız bir kutu vişne suyu kıvamında –kamışsız.</span><br /><br /></span>Kadirhttp://www.blogger.com/profile/05171518831200855034noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-13307857.post-1141594135130016142006-03-05T21:25:00.000Z2006-03-05T21:29:40.376ZŞehir<span style="font-family:verdana;">Yokuşlar çıkılırdı şehirde… Üzerinden ekseriyetle yolcu dolmuşlarının geçtiği çamurlu yokuşlar cıkılır ve inilirdi. Atılan her adım, sebepsiz bir geçmişin kazandırdığı muhalif bir kehanet ve tanımsız bir geleceğin muhtemelen son vereceği muğlak bir kan kaybı arasında kurulabilecek sonsuz değişkenli birer fonksiyondu. Attığımız her adımda biz bunu daha iyi anlıyorduk; değer kümesinde karşılığı olmalıydı tanım kümesindeki her elemanın. </span><span style="font-family:verdana;"><br /><br />Görebildiğimiz herkesin sağır olduğunu çok iyi biliyorduk ama yine de anlatmaktan vazgeçmedik. Gözlerimizi kapatıp, karanlığa teslim etmek gerekiyordu anlattıklarımızı. Şehir, içi boş bir yığın mezar ve haddini aşmış bir kaç ağaç dışında anlattıklarımızı hatırlayacaktı en karanlık tarihinde. Kırık bir kalem ve kırık gözlüğümüzün arkasında yatan yarım yamalak bir bilinçle, zamanın en</span><span style="font-family:verdana;"> tutarlı, en kaydadeğer, en bilge, en mükemmel ve en kaçınılmaz kelimelerini yazdık şehrin duvarlarına. </span><span style="font-family:verdana;"><br /><br /></span><span style="font-family:verdana;">Üzerine duyarsızca yıkılmış bir tarih, zamanla ters orantılı olarak büyüyor ve şehir zihninde taşıdığı kimlikleri yitiriyordu birer birer. Babadan kalma bir ceket ve bayramdan bayrama giyilen bir kasket kadar gerçekti bu ve şehirlerarası otobüs duraklarında bekleyen herkes biliyordu bunu. Kaldırım kenarlarına ve ara sokaklara tebeşirle çizilmiş sek sek kareleri usulca varlığını yitiriyordu. En azından bütün kediler biliyordu bunu ve herhangi bir akşam vakti ben biliyordum.<br /><br /></span>Kadirhttp://www.blogger.com/profile/05171518831200855034noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-13307857.post-1139270982592279002006-02-06T23:52:00.001Z2006-02-07T00:20:20.416ZHapishane<div style="text-align: right;">“<span style="font-style: italic;">Ve ben ömrümde ilk defa gökyüzünün</span><br /></div> <div style="text-align: right;"><span style="font-style: italic;">bu kadar benden uzak</span><br /><span style="font-style: italic;">bu kadar mavi</span><br /><span style="font-style: italic;">bu kadar geniş olduğuna şaşarak</span><br /><span style="font-style: italic;">kımıldamadan durdum.</span>”<br /><span style="font-weight: bold;">Bug</span><span style="font-weight: bold;">ün Pazar, </span><span style="font-weight: bold;">Nazim Hikmet Ran</span><br /></div> <span style=";font-family:verdana;font-size:100%;" ><br /><br />Açık bırakılmış pencereye bakan duvardaki muhtemelen siyah beyaz fotoğrafın üzerine inanılmaz bir titizlikle örtülmüş dantel kadar sabırlı olabilseydin, pazar günleri hapishane avlusundaki en yüksek noktadan dikkatlice bakıldığında görülebilen gecekondu tepesini anlatabilirdim sana. Hapishanede her şeyden çok neden hapishane şiirlerinin anlamını yitirdiğini açıklayabilirdim.</span><br /><br /><span style="font-family:verdana;">Küçükken çıktığım kavak ağacından inemediğimde korktuğum kadar korkmadım hiç bir şeyden. Belki en büyük hatam buydu benim. Ben en çok yalnızlıktan korktum. İşlediğim her cinayetin, her intiharın sebebi yalnızlıktı.<br /><br /></span> <div style="text-align: center;"><span style="font-family:verdana;">***</span><br /></div> <span style="font-family:verdana;"><br />Ben de diğerleri gibi gidecektim bir gün. Pılımı pırtımı toplayıp terkedecektim senelerdir tanımlayamadığım bu kenti. Buna en çok kırlangıçlar üzülecekti. Bir de mutfak pencereleri…</span><span style="font-family:verdana;"></span><br /><br /><div style="text-align: right;"></div>Kadirhttp://www.blogger.com/profile/05171518831200855034noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-13307857.post-1138457624249222542006-01-28T14:07:00.000Z2006-01-28T14:22:04.620Zİç Savaş<span style=""><span style="font-size:100%;"><span style="font-family:verdana;">Bazı şeyleri en baştan, yeniden yaşıyor olmak kadar anlamsızdı belki ama “insan ne düşünür?” gibi saçma bir soruya verilecek kendini bilmez cevaplar, her şeyi biraz daha tutarlı hale getriyordu sanki. En azından çaba sarfediyor olmanın verdiği gurur vardı alınlarımızda. Her şey kapalı perdelerin ardında olup bitiyor, üfürdüğümüz her sigara dumanında biraz daha varoluyor, biraz daha büyüyorduk.<br /></span></span></span><br /><a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://photos1.blogger.com/blogger/5483/1164/1600/ispanya.2.jpg"><img style="cursor: pointer;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/5483/1164/320/ispanya.1.jpg" alt="" border="0" /></a><br /><span style=""><span style="font-size:100%;"><span style="font-family:verdana;"><br />Bu kadar zaman sonra, seyrettiğim bir filmden ya da okuduğum bir yazıdan olsa gerek, ispanya iç savaşı geldi aklıma. Sahip olunan ve olunacak değerlerin korunabilmesi uğruna, kanla yazılan bir tarihin silinemeyeceği gibi tutarsız bir fikre çocuk gibi inanmak, farkına varılmış ya da elde edilmesi kesinlikle olası yetişkin bir aydınlıktan çok daha kalıcıdır. Akşam işten dönerken mırıldandığım, artık kimsenin tanımadığı anarşist türkü ise bunun en kaydadeğer kanıtı olsa gerek.</span><br /><br /></span></span>Kadirhttp://www.blogger.com/profile/05171518831200855034noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-13307857.post-1135175367857324932005-12-21T14:19:00.000Z2005-12-21T14:29:27.876ZMüdafaa<p class="MsoNormal" style="font-family:verdana;"><span style="font-size:100%;">Feodal bir çocukluk üzerine okunaksızca yazılmış varlığımı kanıtlayabilmek için yaptım her şeyi. Sebebini tam olarak anlamadan işlediğim her cinayet beni biraz daha insancıl, biraz daha yükümlü kıldı.<o:p></o:p><br /></span></p> <p class="MsoNormal" style="font-family:verdana;"><span style="font-size:100%;">Bilmiyorum başka nasıl savunabilirim kendimden yadsıdığım masumiyetimi sana.<br /></span></p> <p class="MsoNormal" style="font-family:verdana;"><span style="font-size:100%;">Pencereyi her açtığımda, kanatları belki benim yüzümden kanayan bir kelebek insafsız bir örümcek ağına yakalanıyordu. Akşamlar her gün biraz daha geç geliyor ve ben elimdeki gazetenin sararmış sayfalarında seni arıyordum.<br /></span></p> <p class="MsoNormal" style="font-family:verdana;"><span style="font-size:100%;">***<br /></span></p> <p class="MsoNormal" style="font-family:verdana;"><span style="font-size:100%;">Hem senden başka kime inanacaktım? Sen değil miydin “göçmen kuşlar yalan söylemez” diyen? İtiraf etmeliyim: “ne tek kişilik hücrede yalnızdım ben, ne de kimse vardı bu şehirde, sebebini bilen”.<br /></span></p> <p class="MsoNormal" style="font-family:verdana;"><span style="font-size:100%;">***<br /></span></p> <p class="MsoNormal" style="font-family:verdana;"><span style="font-size:100%;">Radyoda hafif müzik çalıyordu ve ben sana aşıktım yüzyıllardır.<br /><br /></span><!--[if !supportEmptyParas]--><!--[if !supportEmptyParas]--></p>Kadirhttp://www.blogger.com/profile/05171518831200855034noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-13307857.post-1133741787464604232005-12-05T00:05:00.000Z2005-12-05T00:16:27.943ZBasit Cümleler<p style="font-family: trebuchet ms;font-family:verdana;" class="MsoNormal"><span style="font-size:100%;">Ya<span style="" lang="TR">ş</span>lanıyorsun işte göz göre göre. Marketten aldığın oyuncak otobüsü masanın üzerinde gezdirerek saklanamazsın; küçük bir odaya kapanıp dışarda kalan her şeyi, herkesi yoksaymak kadar kolay değil saklanmak.<o:p></o:p><br /></span><!--[if !supportEmptyParas]--></p> <p style="font-family: trebuchet ms;font-family:verdana;" class="MsoNormal"><a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://photos1.blogger.com/blogger/5483/1164/1600/195.jpg"><img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/5483/1164/200/195.jpg" alt="" border="0" /></a><span style="font-size:100%;">Geçmekte olan zamanın geçmekte olduğunun farkına vardığın anın farkına ancak bir kaç saniye sonra varılabiliyor. Hayata dair söylenebilecek en kaydadeğer cümle bu olsa gerek.<br /></span></p> <p style="font-family: trebuchet ms;font-family:verdana;" class="MsoNormal"><span style="font-size:100%;">Muhtemelen en çok bu yüzden basit cümleler kurmalı... Söylendiğinde kulağa basit gelen, günün herhangi bir saatinde kaldırımda yürürken ya da merdivenleri çıkarken kurulabilecek cümleler...<br /></span></p> <p style="font-family: trebuchet ms;font-family:verdana;" class="MsoNormal"><span style="font-size:100%;">-Otobüste bana bakan kızı hatırlıyor musun? Ne çok mutlu olmuştum, yalnızca bana gülümsedi diye.<br /></span></p> <p style="font-family: trebuchet ms;" face="verdana" class="MsoNormal"><span style="font-size:100%;"><span style="font-family: verdana;">-Evet, Eminönü otobüsüydü değil mi? Kız sana gülümsememişti ama, sadece bakmıştı.</span><br /><br /></span></p>Kadirhttp://www.blogger.com/profile/05171518831200855034noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-13307857.post-1132008927209200922005-11-14T22:52:00.000Z2005-11-14T22:55:27.223ZKanım Islanıyor<span style="font-size:100%;"><span style="font-family:verdana;">Suya sokuyorum ellerimi, ıslanırlarsa belki asırlardır tenimin altında kök salmış kaçınılmazlıkların yarattığı ağrı diner sanıyorum. Parmakuçlarım kanıyor. Sessizce suyla karışan kan, lavabonun içinde kırmızı bir kölelik tarihi kadar çıplak... Degil mi?<br /><br /></span><span style="font-family:verdana;">Kafamı kaldırıp aynaya baksam bugüne kadar yapmak isteyip de yapamadığım her kadın yüzüme tükürecek. </span><br /><br /><span style="font-family:verdana;">Ben sadece varolduğum için ağrıyorum -ya da kanadığım sürece varolduğumun farkında olacağım. O zaman yaşama dair herhangi bir gerçeğe atıfta bulunmak için çok geç kalmış olunsa da, katıksız ispatlanabilecek tek sonuç olarak çıtalı uçurtmalardan bahsetmek gerekir. Gerisi hikaye...<br /><br /></span></span>Kadirhttp://www.blogger.com/profile/05171518831200855034noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-13307857.post-1131412303662401612005-11-08T01:07:00.000Z2005-11-08T14:50:49.676ZSlogan<a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://photos1.blogger.com/blogger/5483/1164/1600/lbrl.2.jpg"><img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/5483/1164/200/lbrl.0.jpg" alt="" border="0" /></a><span style="font-family:verdana;">Hayata renkli gözlüklerle bakmaya çalışan palyaçolar, yalnızca kendi tükettiklerinden değil, bugüne kadar üretilmesi zorunlu hale getirilmiş her maddenin tüketiminden de sorumludur. Ama hiç bir şey onları, en değersiz pop</span><span style="font-family:verdana;">u</span><span style="font-family:verdana;">list nedenlerden dolayı kafasını ve kalemini orospuluk yapmaya uygun gören kavram işportacılarından daha aşağılık kılmaz.<br /><br /></span>Kadirhttp://www.blogger.com/profile/05171518831200855034noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-13307857.post-1130674581260293862005-10-30T12:13:00.000Z2005-10-30T12:16:21.290ZKaçınılmaz Sonuç<span style="font-family: verdana;font-size:100%;" ><span style="" lang="TR">Genç</span></span><span style="font-family: verdana;font-family:&quot;;font-size:100%;" > yaşlarda edindiğimiz platonik yenilgilerden daha yüce bir erdeme boyun eğmek için “filozof” olmaya karar verdik bir çoğumuz. Eksiklerini ve hatalarını içinde yaşadığımız sistemin yüzüne vurmak, bizi reddetmiş olanlara kim olduğumuzu göstermekten daha kaydadeğer bir motivasyona gerek görmeden, Tolstoy’un “Savaş ve Barış”ını erkenden devirip, diyalektiğin temel ilkelerine gözü kapalı dalıverdik.<br /><br /> Kişiliğimizin belli bir ölçüde belirlenmesinde çok önemli bir yere sahip olan bu reddedilmişliği yıllarca sindiremedik. Nedenleri ve sonuçlarıyla kavradığımız her varsayım, bizi içinde yaşadığımız toplumdan biraz daha uzak kıldı. Bize dayatılmış olan kimliğe yeni sıfatlar eklendi. Obsesif, asosyal, grup ilişkilerinde başarısız ve hatta nevrotik olarak nitelendirildik.<br /><br /> Her ne kadar insanlar arasında, dış koşullar tarafından belirlenmiş niteliklere göre ayrım yapılmaması gerektiği fikrinden yola cıktıysak da, kişilerin kendi nitelikleri üzerinde yapabilecekleri değişikliklerin sınırlılığının da farkında olarak, içinde yaşanılan sistemin yarattığı koşullar doğrultusunda zamanla diğerlerinden daha üstün olduğumuzu farklılığımızın kaçınılmaz bir sonucu olarak görmeliyiz.<br /><br /></span>Kadirhttp://www.blogger.com/profile/05171518831200855034noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-13307857.post-1129671022777004722005-10-18T21:23:00.000Z2005-10-18T21:34:40.610ZDora<p style="font-family: verdana;" class="MsoNormal"><span style="font-size:100%;">O zaman otobüste yanımda oturan sen değildin sanki. Uzun sarı saçlarının doğal rengini bilmeden, bana kuşkulu bir anlayışla bakan gözlerinin yeşiline inanmıştım ben. İncecik bedenin ve uzun parmaklarının arasında sabit aralıklarla dudaklarına götürdüğün sigara o kadar normal görünüyordu ki, odayı tamamiyle kaplayan sigara dumanının arkasında bir şeyler saklıyor olabileceğin ancak çok sonraları aklıma geldi.<br /></span></p> <p style="font-family: verdana;font-family:verdana;" class="MsoNormal"><span style="font-size:100%;">Ankara’nın en garip çayevi, kitapçı, konser ve her türlü aktivitesini herkesten önce sen bilirdin (hala açık mıdır bilmiyorum ama su kitabevine beni ilk götürdüğünde, bu daracık kentin arkasında gizemli bir şeyler saklı olduğuna inanacaktım nerdeyse). Pentagram’ın acemi muziğini bile senin övgülerinin ardından farklı bir kulakla dinlemeye çalışmıştım.<br /></span></p> <p style="font-family: verdana;" class="MsoNormal"><span style="font-size:100%;">Tarihi geçmiş yanılgılara duyduğun özentiye pek bir anlam verememiş olsam da, sonsuz bir kimsesizliğe ve bu gri kentin boş sokaklarında gördüğüm yabancı yüzlere sen alıştırdın beni.<br /></span></p> <p style="font-family: verdana;font-family:verdana;" class="MsoNormal"><span style="font-size:100%;">Seni en son gördüğümde -istiklal caddesinin yahudi bir köşesinde- obsesif davranış biçimlerinin hiç kimseye yetmediği bir zaman,</span><span style=";font-size:100%;" > </span><span style="font-size:100%;">elindeki çay bardağını yüzüne yakın tutarak dost kelimelerle teselli etmeye çalışmıştın beni. Kazandığımın farkında bile olmadığım bir sıfatı kaybediyor olduğumu sanıyordun kuşkulu bir anlayışla.<br /></span></p> <p style="font-family: verdana;" class="MsoNormal"><span style="font-size:100%;">(Gitmesi gereken bir yer, yapması gereken bir şeyler olan bu kez bendim)<br /></span></p> <p style="text-align: center; font-family: verdana;" class="MsoNormal"><span style="font-size:100%;">***<br /></span></p> <p style="font-family: verdana;" class="MsoNormal"><span style="font-size:100%;">Not: Bakışlarındaki ürpertinin kalıcı olduğunu şimdi daha iyi anlıyorum.<br /><br /></span></p>Kadirhttp://www.blogger.com/profile/05171518831200855034noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-13307857.post-1128293538036245982005-10-02T22:50:00.000Z2005-10-02T22:53:13.663Z-miş'li Gelecek Zaman<span style="font-size:100%;"><span style="font-family:verdana;">Güneşli bir geleceğin imgesine inanan, korkusuz yanlarım varmış benim de. Papatya ve dağ çiçekleriyle süslenmiş tepelere bakan yüksek bir evin balkonunda akşam vakti yudumlanacak bir bardak rakının demli keyfine varacakmışım. Müneccim bir karanlığın ve kalemimin terkisine konmuş sivrisineğin yardımıyla yazdığım karafatma şiirlerine gülümseyerek bakacakmışım.<br /><br />Oysa biliyorum, her adımda tekrar tekrar yinelemek zorunda olduğum ideolojik mağlubiyetlerim ancak kendimi kendimden kazıyarak anlam kazanabilir.<br /><br />Varlığını gecenin sonsuz dinginliğinde sınamış sevdam, dostun attığı bir tek gülün açtığı yarayı sen tanımlayabilirsin ancak!<br /><br /></span></span>Kadirhttp://www.blogger.com/profile/05171518831200855034noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-13307857.post-1127328892480382202005-09-21T18:52:00.000Z2005-09-21T18:56:30.750ZEylül<span style="font-size:100%;"><span style="font-family:verdana;"><blockquote>“Zamanla nasıl değişiyor insan,<br />hangi resmime baksam ben değilim” <i><br /></i> <div style="text-align: center;"><i>Cahit Sıtkı Taranc</i><span style="font-size:100%;"><span style="font-family:verdana;"><i>ı</i></span></span></div> </blockquote></span></span><span style="font-size:100%;"><span style="font-family:verdana;"><i></i></span></span><br /><span style="font-size:100%;"><span style="font-family:verdana;"><br />Eylül biraz daha sessiz geçti sanki bu sene. Hüzünlenmeye bile vakit bulamadan ayın sonuna geldik nerdeyse. Havalar soğumaya bile başladı belli belirsiz. Eskiden kömür alırdık eylül ayında. Babamın gidip kamyonla aldığı ve evin önüne yığılan kömürü gün boyu uğraşıp bodruma yerleştirdikten sonra tüm kış boyu parça parça yukarı çıkarıp kullanmanın da hatırlanıp gülümsenecek bir yanı varmış demek. Kömür taşınırken tepeden tırnağa kirlenip, günün mahiyeti nedeniyle azar işitmemenin keyfi de hatırlanmaya değer elbet.<br /><br />Varlıklı olmayan her ailenin yaptığı gibi, okul malzemesi almak için pazara çıkılırdı eylül ayında. Okulların açılmak üzere olmasının yarattığı tarifi güç evhamın üzerine gidilircesine cesur adımlarla, annenin peşisıra pazara gidilir, satın alınan bir kaç defter ya da kalemin senenin geri kalanında nasıl kullanılacağı tasavvur edilirdi.<br /><br />Gardırobun arka raflarına itilmiş kışlık giysileri çıkarırken akla gelen bir onceki seneye ait hatıralardan çok daha derin, belki yüzyıllardır tekrar eden başlangıçları içinde barındırır eylül. Her ne kadar yaşanılan keyiflerin ve evhamların yerini zamanla başkaları alıyor olsa da, eylül her geçen sene sanki biraz daha yaşlanıyor.<br /><br /></span></span>Kadirhttp://www.blogger.com/profile/05171518831200855034noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-13307857.post-1126121919918222412005-09-07T19:31:00.000Z2005-09-07T19:38:39.926ZVakitsiz - V<span style="font-size:100%;"><span lang="TR" style="font-family:verdana;">(Öğ</span><span style=""><span style="font-family:verdana;">leden sonraları güneş içeri girsin diye perdeleri açık bırakılmış pencereler ve balkonlarda asılı duran çamaşırlar, kapının önünden geçen bir hapishane taşıtının içindeki elleri kelepçeli mahkumun, taşıtın üst köşesindeki ufak aralıktan zamanın kaçta kaçıyla hesaplaşabileceğinin farkında değildir)<br /><span style="font-size:100%;"><br /></span></span></span></span><span style="font-size:100%;"><span style=";font-family:verdana;" >Üç tekerlekli bisiklette kalır aklım.<br /><br /></span></span>Kadirhttp://www.blogger.com/profile/05171518831200855034noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-13307857.post-1125784560239825622005-09-03T21:50:00.000Z2005-09-03T23:48:29.656ZKüçük Sırlar<span style="font-size:100%;">Herkesin yalnızca kendinden sakladığı ve itiraf edildiğinde kulağa önemsiz gelen sırları olmalı. Yaşamın bu küçük sırlardan ibaret olduğunu yalnızca kendinden saklamalı herkes, ardında yatan gerçekliğin dehşet bir şekilde farkında olarak.<br /><br /></span> <div style="text-align: center;"><span style="font-size:100%;">***</span><br /></div> <span style="font-size:100%;"><br />Üç ya da iki tekerlekli bir bisikletle üzerinden yüzyıllardır geçilen bir sokağı ne kadar iyi tanıyor olmak, göçebe bir geçmişe atılacak ilk adım olsa gerek. Sonra usulca gecenin koynuna girmeli insan, bana mısın demeden. Çünkü gece, henüz keşfedilmemiş bir atlasın en utangaç tanığı ve mağrur bir sevgilinin en acemi yalancısı olarak, yeniden ve yeniden terkedilmiş yüzyıllarca fotoğrafı yüreğinde barındırır. Çünkü gece, yaşamın üzerine mükemmel bir denge ile kurulduğu simetrik yalnızlıkların tek aynasıdır.<br /><br />Zamanı kendi bedensel varlığından yadsıyabilmek için, belki </span><span style="font-size:100%;">yüz</span><span style="font-size:100%;">yıllardır biriktirilmiş küçük sırlara, gece karanlığında fısıldayarak verilmiş bir söz gibi sadık kalmalı herkes.<br /><br /><br /></span>Kadirhttp://www.blogger.com/profile/05171518831200855034noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-13307857.post-1123451587033641762005-08-07T21:51:00.000Z2005-08-07T21:53:34.103ZYolculuk<span style="font-size:100%;"><span style=""><span style="font-family:verdana;">Yorgun kış akşamlarının yaratacağı en büyük evham, ertesi gün çıkılacak yolculuğun uzaklığından çok ne zaman geri dönüleceğine dair duyulan bir kaygıyla doğru orantılı olmalıdır. Gidilecek her şehirde ayakları henüz ezilmemiş bir güvercinle karşılaşabilmek ya da her geri dönüldüğünde caddeden geçen sıradan bir okul servis minibüsünün penceresinden el sallayan bir kaç öğrenciye imrenerek bakabilmek kadar yetişkin bir evham… Muhtemelen kişiyi senelerce unutulmayacak bir şekilde hüzünlendiren, mutfak penceresinden görünen ve sokak lambasının gecenin geç saatlerinde daha sakin bir edayla aydınlattığı caddenin yalnızlığından başka bir şey değildir.<br /><br />Bütün beklentilerime ve umursamazlıklarıma rağmen çıktığım bütün yolculuklardan öğrendiğim tek bir şey varsa, her yolculuğun zamanın herhangi bir anında ve mekanın herhangi bir noktasında sona erdiğidir.</span> </span></span>Kadirhttp://www.blogger.com/profile/05171518831200855034noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-13307857.post-1122739299299630872005-07-30T15:55:00.000Z2005-07-30T16:01:39.306ZSomurtmaya Gerek Yok!<p class="MsoNormal" style="font-family:verdana;"><span style="font-size:100%;">Varl<span style="" lang="TR">ığı</span>ndan şüphe duyulan, ütopik bir özgürlüğe sahip olmuşcasına uyanmak herhangi bir sabah ve uzun zamandır dinlenilmemiş bir şarkının mısralarını mırıldanmak müzik eşliginde… Son zamanlar böyle hissediyorum nedense.</span></p> <p class="MsoNormal" style="font-family:verdana;"><span style="font-size:100%;">Akşam güneş batmadan hemen önce pencereyi açınca sanki taze dağ havası doluyor içeriye ve ben sarp dorukların üzerinden ince memed gibi atlayıveriyorum sanki uzun bacaklarımı yay gibi gererek. Dalgaların arasında belli belirsiz ilerleyen bir geminin ılıman bir sabah vakti durgun sulara ulaşması kadar çocuksuyum bu günlerde.</span></p> <p class="MsoNormal" style="font-family:verdana;"><span style="font-size:100%;">Muhtemelen uzun zamandır verilen bir mücadelenin nihayet sonuç vermeye başlamış olmasının büyük etkisi var bunda. Biraz da büyüdüğümün farkına hatalarımın bedellerini belli bir ölçüde ödemiş olarak varmamdan kaynaklanıyor sanırım.</span></p> <p class="MsoNormal" style="font-family:verdana;"><span style="font-size:100%;">Büyürken edinilen bir çok varsayımın gerçekçi olmadığının farkına varıyor insan zamanla. Hayatın o kadar da adil olmadığını öğreniyorsun mesela; sen ne kadar iyi yürekli olursan ol hayat her zaman güleryüzlü olmayabiliyor. Tüm mesele gerçekle yüzyüze kalındığında çabuk ayak uydurabilmek zamana.<br /></span></p> <p class="MsoNormal" style="font-family:verdana;"><span style="font-size:100%;">Her şeye rağmen insan masum bir inançla kurduğu ve iyimser olduğu ölçüde gerçekdışı bırakılmış tutumlarını yüreğinin bir yerinde saklayabildiği kadar değerli. Bir başka deyişle, insan değer verdiği ölçüde değerli. </span></p>Kadirhttp://www.blogger.com/profile/05171518831200855034noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-13307857.post-1121977859522019192005-07-21T20:24:00.000Z2005-07-21T20:30:59.526ZMaskeli Tekrarlar<span style="font-size:100%;"><span style=";font-family:verdana;" >Geriye atılmış bir adım ya da henüz edilmemiş bir yemin gibi direnebilmek için bu soğuk ve varlığı belirsiz zamana, kelimelere olan günahkar bir açlık körü körüne yalan söyleyerek tatmin edilebilir bir ölçüde. Muhtemelen bu yüzden, kimliksiz gölgelerle dolu sokaklar ve kimsenin yüzünü saklamaya yetmeyen maskeler hayatı olduğundan biraz daha anlamsız kılıyor. Kendi hatalarını üretmek yerine başkalarının hatalarını tekrarlamak kişiye çok daha makul geliyor.<br /><br />Ucuza pazarlanmış bir hayattan sıyrılabilmek için, monoton bir şekilde yaşamak yerine, varlığından şüphe etmeli insan.</span></span>Kadirhttp://www.blogger.com/profile/05171518831200855034noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-13307857.post-1121290755169276402005-07-13T21:33:00.000Z2005-07-13T21:39:15.173ZBombalı Saldırı<span style="font-size:100%;"><span style=";font-family:&quot;;" ><span style="font-family:verdana;">Bombalı saldırının olduğu sabah, bombalanan üç istasyondan saldırıdan yaklaşık yarım saat önce sırasıyla geçmiş olmak, bana ne ölümü ne de hayatı olduğundan daha yakın kılıyor. Böylesi bir bombalı eyleme bu kadar yakın olmak ve lakin bu kadar yabancı kalmak anlaşılması güç bir duygu. Kesin psikolojik bir açıklaması vardır bunun; bir çeşit defans mekanizması olarak falan değerlendiriliyordur.<br /><br />Üstelik saldırının ardından henüz yeniden çalışmaya başlamayan metro hattı sayesinde işe tren ve otobüsle gitmek zorunda kalmak, güne metronun karanlığı yerine otobüs camından vuran sabah güneşi ve okula gitmeye çalışan genç bir kalabalık ile başlamamı sağladı.<br /><br />Yine de evden yarım saat geç çıksaydım ne olurdu diye aklıma takılmıyor da değil.<br /><br />İnsan hayatının böylesine pervasızca hiçe sayılması, ölenlerin yalnızca birer rakamla ifade edilmesi yanısıra diğer herkesin yaşamının da biraz daha az önemli değerlendirilmesi gibi bir varsayımı dayatıyor.</span> </span></span>Kadirhttp://www.blogger.com/profile/05171518831200855034noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-13307857.post-1119919597567093752005-06-28T00:45:00.000Z2005-06-28T00:46:37.570ZGökyüzü<span style=";font-family:verdana;font-size:100%;" >Bu <span lang="TR">ş</span>ehirde gökyüzü toprağa dünyanın her yerinden daha yakın duruyor. Bir kaç senedir farkındayım ben, ama kimseye söyleyemiyorum anlamazlar diye.<br /><br />Her ne kadar gökyüzüne yakın olsalar da, yüksek binalardaki geniş ofislerde harcanan günlük sekiz saat, iki saat süren yeraltı yolculukları ile bir bütün olarak, insanı biraz makinelestiriyor ve gökyüzünden biraz daha uzak kılıyor olsa gerek. Her sabah işe giderken ve akşam dönerken metronun kalabalığında mümkün olduğunca hızlı bir şekilde ilerlemeye çalışan yeni nesil işçisi, kış akşamlarının uzunluğuna bile akıl erdiremezken, gökyüzünün toprağa yakınlığını nasıl kavrayabilir?<br /><br />Evden atılacağını onaylayan bir mahkeme kararı çıktığında, sokakta geçirilecek ve ne kadar süreceği bilinmeyen yeni bir yaşama başlamadan önce, muhtemelen yıllardır içinde yaşanılan aynı evde geçirilecek son bir kaç saat, gökyüzünün yakınlığı konusunda güçlü bir anlama kabiliyeti kazandırıyor kişiye.<br /><br />Ya da henüz uygarlaşmamış olmak gerekiyor, gökyüzünü doğuştan gelen bir sezgiyle tanıyabilmek için.</span>Kadirhttp://www.blogger.com/profile/05171518831200855034noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-13307857.post-1119561589332137502005-06-23T21:08:00.000Z2005-06-23T21:19:49.340ZUzak<span style=";font-family:verdana;font-size:100%;" >“Uzak”la tanışmam, Ankara’ya okul için taşındığım zamana rastlar. Bu uzak şehir o kadar yabancı gelmişti ki bana, topu topu iki gün dayanabilmiştim ancak. İkinci günün sonunda ilk bulduğum otobüsle kapağı İstanbul’a atmıştım yeniden. Otobüs İstanbul’a ilk girdiğinde yaşadığım heyecan, yıllardır uzakta kalmış birinin geri dönüşü sırasında yaşayacağı heyecandan zerre kadar az değildi.<br /><br />Her ne kadar sonraları “uzak”la biraz daha içli dışlı olmaya başladıysak da, muhtemelen İstanbul’a her gidişimde biraz daha uzaklaşıyordum doğduğum şehirden. Artık İstanbul da en az Ankara kadar uzak olmaya başlamıştı bana.<br /><br />Şimdi, hem İstanbul’dan hem Ankara’dan uzaktayım yıllardır. Her ne kadar yeni bir duygu olmasa da, artık ne doğup büyüdüğüm deniz kentine ne de hayatın detaylarında kaybolduğum gri ve soğuk kente yakın hissediyorum kendimi.<br /><br />Son bir haftadır, Londra’dan uzak olmak, bütün yakınların aslında biraz uzak ve bütün uzakların biraz yakın olduğuna biraz daha inandırdı beni. Artık uzak olan her yere herkesten yakınım ben, ya da yakın olan her yere herkesten uzak. Yine de, Nazım Usta’nın da dediği gibi:<br /><br /></span> <div style="text-align: left;"><span style=";font-family:verdana;font-size:100%;" >“Ufak iş bizimkisi. </span><br /><span style=";font-family:verdana;font-size:100%;" >Asıl en kötüsü: </span><br /><span style=";font-family:verdana;font-size:100%;" >bilerek, bilmeyerek </span><br /><span style=";font-family:verdana;font-size:100%;" >hapishaneyi insanın kendi içinde taşıması...”</span></div>Kadirhttp://www.blogger.com/profile/05171518831200855034noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-13307857.post-1119560761575134492005-06-23T21:02:00.000Z2005-06-23T21:07:59.900ZGüney Amerika'lı Sokak Satıcıları<a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://photos1.blogger.com/blogger/5483/1164/1600/DSCN03311.JPG"><img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/5483/1164/320/DSCN0331.jpg" alt="" border="0" /></a><br /><div style="text-align: left;"></div>Kadirhttp://www.blogger.com/profile/05171518831200855034noreply@blogger.com