tag:blogger.com,1999:blog-12933382.post-90607026650861010522008-04-18T21:28:00.007+03:002008-04-18T21:43:53.790+03:00Pazar mevsimi ve VilmalarEskiden boyları bir karışı geçmeyen ve genelde pazarlarda satılan plastik bebekler alınırdı çocuklara. Bu plastik bebeklere hünerli anneanneler şapkalar, elbiseler diker, ucuza bol bol alınan ve çok sevilen bu bebeklerin gardıropları da bir hayli kabarık olurdu. O zamanlar Taş Devri’ni çok sevdiğim için anneannem bütün minik bebeklere (boyu bir parmakla bir karış arasında olanlara) Vilma derdi. Yani Vilmalar dendiğinde bu küçük bebekler manasına gelirdi. Her pazara çıktığımızda da bana mutlaka bir Vilma alınırdı. Pazara girer girmez Vilmam alınmazsa ortalığı birbirine katar, anneanneme pazar falan gezdirmezdim. Eğer Vilmaların nüfusu çok artmışsa, değişiklik olsun diye bir küçük karakaçan (ki plastik kulaklarından biri kopunca anneannem sonsuz yaratıcılığı ile erimiş muma şekil vererek ona kulak yapmıştı), yine plastikten korkunç sesler çıkartan minik bir akordeon, ya da en en kötü ihtimalle tercihen kırmızı ve minik avuç içime sığacak ölçüler içinde bir lastik top aldığımız da olurdu.<br /><br />Pazar benim daha bebekken, yürümeye bile başlamadan arabamla gezmeye başladığım bir yer olduğu için, o zamanki gözlerimle gördüğüm ilk büyülü yerlerden biriydi. Nemli ve sıcak havalarda, tenteler altında gezinip durmak daha o yaşta kanıma girdi ve bir daha da çıkmadı. Bir seferinde anneannem yine beni almış, pazara çıkmış. Ben arabamda, kafamda fırfırlı beni olduğumdan da komik gösteren o şapka ile oturuyorum. Neyse, gezmiş gezmiş bir peynircinin önünde durmuş. Peynir seçerken sanki bir yandan da arabadan hışır hışır sesler geliyormuş. Bir bakmış ben kucağımda mayocudan (ç)alınmış bir adet naylon poşetinde mayoyu hışırdatıp duruyorum! O günden kırmızıyı sevdiğim belliymiş ve fakat o hangi mayocuydu nasıl buldu, gitti, geri verdi bilmem.<br /><br /><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5190655233779520754" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://bp0.blogger.com/_HG8yymMs-_M/SAjpbxDzVPI/AAAAAAAAAL4/kM6bTGHZ8ss/s320/piknik+004.jpg" border="0" />Ondan, bundan, bebekten, beşikten ya da her neyse ondan işte, pazarlara bayılırım! Doğuştan gelen bir yetenek gibi, gözümle, kulağımla, burnumla meyve seçmem işte bundandır. Ayşekadını iki parmak arasında çıtlatmalarım, kavun şap şaplarım, kıvırcık salatanın dantel dantel yumuşağını bulmak için çevirip çevirip bakmalarım hep bundan. Pazarı önce bir yukarı bir aşağı gezip, girişteki semizotu satan adam daha ucuzcuydu diye akılda tutmalarım, karman çorman bir tezgâhta, tepeleme yığılmış kimi defolu onca kıyafetin içine cengâverce dalmalarım da, kesin bundan!<br /><br />Oysa kimileri sevmez pazarı. Kalabalık, yorucu ve gürültülü bulanlar vardır. Bense bu her türlü raconunu ezberlediğim bu minik panayırın içinde elimde simit ya da mevsimine göre süt mısır, kolumda sudan ucuza bulduğum için kendimle gurur duyduğum ganimetlerimle dolu pazar çantamla büyük bir neşeyle yürürüm bir aşağı bir yukarı. Sindire sindire, ayaklarıma kara sular ininceye kadar, geniş tentelerin gölgelediği, sutyen takmış vodvilci pazarcıların çoraplarıyla üstüne çıktıkları tezgâhlarının arasında kendimden emin ve mutlu, dolanır dururum.<br /><br />Bir görüntüyü bin görüntü, bir gürültüyü bin gürültü yapan, rengârenk bir kalabalıkla dolu bir çiçek dürbününün içine düşmüş de, bu halimden gayet memnun olmuşum gibi gülümserken gözüme avuç içi kadar bir şey takılır. Üzerinde biri delice komik gözlüklü, biri de tam anneannemin Vilmalarıma ördüğü modelde şapkalardan takmış, iki bebeğin gülümsediği bir cep aynası! İşte bu aynayı almamla, sevinmekten bir hal olmam bir olur, <strong><a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/%C3%87i%C3%A7ek_d%C3%BCrb%C3%BCn%C3%BC">kaleydoskop</a></strong>un içindeki neşeli görüntüler dönmeye başlar, tıpkı bebekken kafamı kaldırdığımda etrafımın döndüğü gibi!<br /><br />Bazı şeyler hiç değişmez. Ben değişmesini tercih etmediğimden belki de. Biz çok değişiriz ya, çok değiştiğimizi iddia ederiz. Ederiz de adamakıllı biraz düşünüp, neşeyle güldüğümüz o anın yaldızlı aynasına biraz daha dikkatli bakarsak kendimizi bacak kadarki halimizle görürüz. Mevsimler atlıkarıncada dönüp dururken işte, bizim için bahar ve yaz biraz da ondan, şenlikli pazar mevsiminin açılması demektir!Margothttp://www.blogger.com/profile/08305659329252442854noreply@blogger.com