tag:blogger.com,1999:blog-12510626.post-1162138361175148122006-10-29T18:11:00.000+02:002006-10-29T18:12:41.263+02:00Şair ve politikaŞiir ve politika ilişkisi çok tartışıldı. Çoğu zaman tartışmaları körükleyecek temel çatışma izleklerini sürekli yinelemek gerekse de halen tartışmaya açık bir konu. Ama şair ve politika şeklinde bir başlık bana daha uygun görünüyor. En azından iki farklı yaşam biçimini, iki farklı olguyu, iki farklı eylemi karşı karşıya getirmek yerine bu ikisinin arasında bulunan insanı gözden kaçırmamak için şair ve politika denmeli. Ki şiirle içli dışlı olan bir insanın politika karşısında kendini koyduğu yeri tartışabilelim.<br />İnsan her tür tasnife tabi tutulabilecek bir canlı. Herhangi bir özelliğine dayanarak sınıflandırılabilir. Cinsiyetinden, ırkından, Boyundan-posundan tutun da, Burcundan vücut tipine kadar. Şairliği ve politik tavrı da buna dahil. Ki toplum halinde yaşayan sözkonusu canlı türü kendi arasındaki bu envai çeşit sınıflandırmada kendi yerini bazı durumlarda belirleyemez. Cinsiyet ve milliyet gibi mesela. Ama seçim hakkı varsa ve imkan bulabiliyorsa kendini görmek istediği yeri seçmek için elinden geleni yapar. Politika bana göre insanın en çok bu ihtiyacına karşılık veren türden bir uğraş. <br />Politika insanın kendi dışındaki insanlarla ilgili olumlu talepleri dile getiriş biçimi olması yönüyle erdemlidir diyebiliriz. Öteki insanların yani toplumun her türlü sorununu çözmek için girişilen bir mücadele olarak değerlendirildiğinde gerçekten böyle görünüyor. Kaldı ki biraz vicdanı olan her insan, içinde yaşadığı toplumun aksayan, tökezleyen diğer bireylere eziyet veren, yolunda gitmeyen herşeyi kendine dert edebilir. İşin doğrusu dert etmelidir de. Zaten şairi politikayla sürekli karşı karşıya getiren şey de budur. Yani taşıdığı vicdandır bana göre. İnce duyguların hassas insanı olduğunu iddia eden, ya da taşıdığı “şair” imajından dolayı duyarlı olduğu varsayılan, hatta bu nedenle zaman zaman müstehzi bakışlara hedef olan şair, nasıl olur da zulme sessiz kalabilir? Haksızlığa, hukuksuzluğa, yolsuzluğa nasıl seyirci kalabilir? Ölümlere, şiddete, baskıya, işkenceye nasıl duyarsız kalabilir? Bütün bunlar bir insanın şair olsa da olmasa da bir tavır geliştirmek zorunda olduğu şeyler aslında. Zaten tüm olumsuzlukların giderilmesi, yerlerine olumlu/güzel kavramların konması için çalışıp çabalamak, bunun için örgütlenmek anlamında algılanan politika ister istemez bir yerde şairin kapısına dayanır.<br />Gelin görün ki, işin içerisine birden fazla insan karıştığı için, neyin adalet olduğu, neyin hak, neyin doğru/yanlış olduğu giderek karışır. Karmaşıklaşır. Mesele nerde durduğunuza bağlı olarak tamamen farklı gözükmeye başlar. Dünya görüşü dediğimiz, bizi belirleyen düşüncelerimiz de her ne kadar biz sahiplenip, inansak bile çoğunlukla hasbelkader karşılaştığımız, başka seçeneğimiz olmadığından bağlandığımız birer kutuptan başka nedir diye düşünürüm çoğu zaman. Herşey bizim durduğumuz yere göre değişiyorsa, o zaman durduğumuz yerin doğruluğundan nasıl emin olabiliriz? Ya eleştirilerdeki tutarlılık ya da vaatlerdeki inandırıcılıktır bizi bulunduğumuz yerde alıkoyan. Sonuçta bir ütopyaya inanırız. Daha güzel bir ülkeye, daha güzel bir dünyaya ya da hayata...<br />Oysa hiçbir insan kendi ütopyasını bir başkasıyla birebir paylaşamaz. Ütopya daima tek kişiliktir. Çünkü herkesin o ütopya gerçekleştiği anda bulunduğu yere, hakkına düşene itiraz edeceği ortadadır. Buna rağmen yine de ortak müştereklerde birleşiriz. Kendimize görev saydığımız dünyayı düzeltme işini yerine getirebilmek için, kimimiz partiler kurarız, oy veririz, kongrelere katılırız, aday oluruz, oy veririz, kulis yaparız. Kimimiz örgüt kurar, insanların mutluluğu ve güzel yarınlar için bombalı saldırılar düzenleriz. Kimimiz intihar saldırısı düzenleriz. Kimimiz de mevcut düzenimiz bozulmasın diye elimizden gelen çabayı harcar, öteki cepheyi yok etmeyi kendimize görev sayarız. Kendimizi dışında tutsak bile ne farkımız var insan olarak; Irakta savaşan bir amerikan askeriyle, ya da israil askerlerine taş atan filistinli bir çocuktan... Sonuçta bir inancın manyetik alanına kapılmış bir pervaneye benziyoruz hepimiz.<br />Nedense politika bana, değerli duyguların ve güzel düşüncelerin kısa sürede aşındığı bir ortam gibi geliyor. Toplumun bütün bireyleri politikayla kendil üzerlerine düşen kadar ilgilenmediği için olsa gerek. Politikanın profesyonellerine inanmayı biraz safdillik olarak görüyorum ben. Çünkü profesyonellik doğası gereği yapılan işi her bakımdan bir gelir kaynağına ve ayrıcalığa dönüştürüyor. Zaten tam da burada durup düşünüyorum. Bir yanda insanın tamamen kendisiyle ilgili olan şiirle, bireyi reddetme koşuluna bağlı olarak kendi varlığına kavuşan toplumu ilgilendiren politika karşısında, şair hangisini tercih etmeli. Şair olsam da olmasam da herşeyden önce bireyliğimden yanayım. Her tür politik yaklaşımın insanları “sürüye sayma”sını reddederim. Ancak sürü olmaktan vazgeçen insanların gerçek anlamda arzu ettiklerine yaklaşabilecek bir toplum oluşturabileceklerini varsayıyorum. Ki buna ben varsayım desem bile, mevcut şartlar altında bunun bile kabul edilebilir tarafları olmayan bir ütopya olduğunu da teslim ediyorum. Öte yandan gerçekçi ve mantıklı bir tutum olmalı. Bu yüzden de, yaşadığım ülkedeki ve dünyadaki olayları takip ediyor, inceliyor ve herhangi bir tepki göstermem gerektiğinde seçeceğim tarafı belirliyorum. Duyarlılığımı kaybetmeden, durumdan vazife çıkarmadan, konuşmam gereken yerde sessiz kalmadan köşemde oturuyorum. Tıpkı herkesin kendince doğru bulduğu, inandığı şeyleri uygulayıp kendini tatmin ettiği gibi. Sonuçta hiç bir politik düşüncenin, insanlığın sorunlarına kesin çözümler üretemeyeceğini bilmekle, halen umut besliyor olmakla, ya da kesinlikle inanmamak arasında bir seçim bu. Şair de bu seçeneklerden birini elbette tercih ettiğinden, şair ve politika her zaman birbirine bağlı olmaya, birbirinden beslenmeye devam edecektir. Çünkü her ne kadar şairler politikaya ilgisiz kalamıyorsa da, politika da eninde sonunda şairlerden yararlanmanın yollarını arayıp durur. Politik düşünce daima şiirin gücünün farkındadır. Şiir ya sürüleştirmeye alet edilmek istenir, ya da uyuyan isyanı uyandırır korkusuyla bastırılmaya çalışılır. Galiba asıl mesele şairin politikaya şiirini ve kendisini alet etmemesiyle ilgili. Alet işlemesin, el de övünmesin bu durumda...musibakohttp://www.blogger.com/profile/14796809592279013339noreply@blogger.com