tag:blogger.com,1999:blog-124258892008-06-02T17:42:04.928+03:00kusmuk // neoNeohttp://www.blogger.com/profile/13191093973050316673noreply@blogger.comBlogger73125tag:blogger.com,1999:blog-12425889.post-398302918318863292007-08-21T11:07:00.000+03:002007-08-21T11:15:04.280+03:00-Zaman makinası olsaydı...<div align="justify"><a href="http://a5.vox.com/6a00c2251d08dc8e1d00c22524bdbd8e1d-320pi"><img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 222px; CURSOR: hand; HEIGHT: 171px" height="173" alt="" src="http://a5.vox.com/6a00c2251d08dc8e1d00c22524bdbd8e1d-320pi" border="0" /></a> Zaman makinası konulu sohbetlerde; bir şekilde birileri tartışmanın devamı açısından "<em>zaman makinası olsaydı birileri kesin gelirdi, kimse gelmediğine göre hiç bir şekilde bulunmamıştır</em>" gibi bir yanıt veriyorlar.<br /></div><p align="justify">Ne zaman bu yanıtla karşılaşsam, hep şöyle cevap vermek istiyorum. :p</p><p align="justify">İyi de kardeşim, içinde bulunduğun zamanı çok mu gelinip görülesi bir zaman olarak görüyorsun? Kainatın belki de en büyük buluşlarından birini bulan adamlar böylesi bir zamana mı gelecekler? Al işte, biz yaşıyoruz bu yılları. Hiç öyle bir numarası da yok. Bu yıllara gelecek adamın aklından zoru olduğunu düşünürüm. Hiç öyle prof.muş falan demem, saygı duymam, elini öpmem. Üstelik kanımca oldukça maliyetli olacaktır bu yolculuk. Öyle pek ahım şahım olmayan yıllara gidip kaynakların harcanacağını sanmam.</p><p align="justify">Hadi bunu geçtim, işin etik ve karakter boyutu da var. Bu icadı yapacak adamların senin, benim ve <span style="color:#ff0000;"><strong>Biff Tannen</strong></span> gibi züppe, serseri, pişkin olacağı çok düşük ihtimaldir. Öyle geçmişe gideyim, at yarışı, sayısal loto, on numara sonuçlarını kendime vereyim, bir yerlere iz koyayım, birileriyle Da-shaq geçeyim, nanik yapayım, eğleneyim diyeceklerini sanmıyorum.</p><p align="justify">Bu durumda bizim zamanımıza gelecekleri çok düşük bir ihtimal olacağı gibi, gelmiş olsalar bile bunu farkedebilmemiz o kadar kolay olmayacaktır.</p>Neohttp://www.blogger.com/profile/13191093973050316673noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-12425889.post-61818522252810632082007-07-03T00:44:00.000+03:002007-07-06T19:18:37.475+03:00k1 ...melankoli...<div align="justify"><a href="http://bp1.blogger.com/_EgQb1BPeVEs/Ro5qsI6d5gI/AAAAAAAAAA0/UBvtBe90mYE/s1600-h/Ode_on_Melancholy_by_meluseena.jpg"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5084118335887369730" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://bp1.blogger.com/_EgQb1BPeVEs/Ro5qsI6d5gI/AAAAAAAAAA0/UBvtBe90mYE/s200/Ode_on_Melancholy_by_meluseena.jpg" border="0" /></a>...tükenmiş sistemlerde melankoli, ani bir duyarsızlaşma ve sessizlik biçimidir. iyiyle kötü, doğruyla yanlış arasındaki dengeyi koruyabilme ya da buna benzer değerleri birbirleriyle karşılaştırma, hatta daha genelinde bir güçler dengesiyle toplumsal meydan okuma ve amaçlardan umut kesildiğinde geriye kalan şeydir. çünkü sistem her yerde ve her zaman çok güçlüdür, yani üstün ve egemen bir konumdadır...<br /></div><div align="justify">...<br /><span style="color:#ff0000;">jean baudrillard</span></div><div align="justify"><span style="color:#33ff33;">simülakrlar ve simülasyon</span></div><div align="justify"><br /></div>Neohttp://www.blogger.com/profile/13191093973050316673noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-12425889.post-18712390312249693552007-05-06T12:34:00.000+03:002007-05-06T13:11:56.652+03:00Adaptation. / Tersyüz (Nicolas Cage... s1)<a href="http://bp0.blogger.com/_EgQb1BPeVEs/Rj2jxinv93I/AAAAAAAAAAs/BkS3_gOSvlA/s1600-h/adaptation_for_blog.jpg"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5061381627736749938" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://bp0.blogger.com/_EgQb1BPeVEs/Rj2jxinv93I/AAAAAAAAAAs/BkS3_gOSvlA/s320/adaptation_for_blog.jpg" border="0" /></a><br /><div><span style="font-family:verdana;font-size:85%;">Kafamda özgün bir düşünce var mı? Kel kafamda? </span></div><div><span style="font-family:verdana;font-size:85%;">Belki daha mutlu olsaydım, saçlarım dökülüyor olmazdı.</span></div><div><span style="font-family:verdana;font-size:85%;">Hayat kısa. iyi değerlendirmem gerek. Bugün kalan hayatımın ilk günü.</span></div><div><span style="font-family:verdana;font-size:85%;">Ben yürüyen bir klişeyim. Doktora gidip, bacağımı muayene ettirmem gerek.</span></div><div><span style="font-family:verdana;font-size:85%;">Yanlış bir şey var. Kalça kemiğim. Dişçi gene aradı. Çok geç kaldım. İşlerimi ertelemeyi kesersem, daha mutlu olabilirim.</span></div><div><span style="font-family:verdana;font-size:85%;">Tek yaptığım koca kıçımın üstünde oturmak. Kıçım bu kadar büyük olmasaydı, daha mutlu olabilirdim. Gömleklerimi kıçımı saklamak için sarkıtmazdım.</span></div><div><span style="font-family:verdana;font-size:85%;">Tekrar jokinge başlamalıyım. Günde 5 mil. Bu sefer yapmalıyım. Belki de kaya tırmanışı. Hayatımı tersine çevirmeliyim. Ne yapmam gerek?</span></div><div><span style="font-family:verdana;font-size:85%;color:#cc0000;">Aşık olmam gerek. Bir sevgilimin olması gerek. </span></div><div><span style="font-family:verdana;font-size:85%;">Daha fazla okumalıyım. Kendimi geliştirmeliyim. Rusça falan öğrensem nasıl olur?</span></div><div><span style="font-family:verdana;font-size:85%;">Ve ya bir enstrüman alsam? <span style="color:#cc0000;">Çince konuşabilirim.</span> Çince konuşan ve obua çalan senaryo yazarı bulmak oldukça güç. Bu harika olur. </span></div><div><span style="font-family:verdana;font-size:85%;">Saçımı kısa kestirmem gerek.</span></div><div><span style="font-family:verdana;font-size:85%;">Kendimi ve insanları saçlarım konusunda kandırmaya çalışmayı kesmeliyim.</span></div><div><span style="font-family:verdana;font-size:85%;">Ne kadar üzücü?</span></div><div><span style="font-family:verdana;font-size:85%;">Olduğum gibi görünüp, kendime güvenmeliyim.</span></div><div><span style="font-family:verdana;font-size:85%;">Kadınların etkilendiği şeyde bu değil midir? Erkeklerin çekici olmasına gerek yok.</span></div><div><span style="font-family:verdana;font-size:85%;">Ama bu doğru değil. Özellikle de şu günlerde. Bu aralar erkeklerin üzerindeki baskı neredeyse kadınların üzerindeki kadar.</span></div><div><span style="font-family:verdana;font-size:85%;"><span style="color:#cc0000;">Neden sadece var olduğum için gülünç duruma düştüğümü hissediyorum?</span> Belki de beyin kimyamdan dolayıdır. </span></div><div><span style="font-family:verdana;font-size:85%;">Belki de benimle ilgili yanlış olan şey budur.</span></div><div><span style="font-family:verdana;font-size:85%;">Kötü kimya. Hormonel sorunlar ve korkular kimyasal dengesizliğe indirgenebilir.ya da bir çeşit tepki vermeyen sincapsa.</span></div><div><span style="font-family:verdana;font-size:85%;">Bu konuda birinden yardım...</span></div><div><span style="font-family:verdana;font-size:85%;">ama akabinde de çirkin olacağım.</span></div><div><span style="font-family:verdana;font-size:85%;">Hiçbir şey bunu değiştiremez.</span></div><div><br /><span style="font-family:verdana;font-size:85%;color:#33cc00;">...</span></div><div><br /><span style="font-family:verdana;font-size:85%;">Kimseyle tanışamıyorum. Panik durumumu ve kendimden nefret etmem dışında hiçbir şeyi anlayamıyorum. Beş para etmez küçük varlık. </span></div><div><span style="font-family:verdana;font-size:85%;">Anladığım tek şey bu gibi. <span style="color:#cc0000;">Aslında kendi hakkımda yazı yazma konusunda oldukça iyiyim, kendi hakkımda...</span></span></div><div><br /><span style="font-family:verdana;font-size:85%;"><span style="color:#33cc00;">...</span><br /></span></div><div><span style="font-family:verdana;font-size:85%;">Yaşamda tıpkı hayalet orkideler gibi şeylerle dolu.</span></div><div><span style="font-family:verdana;font-size:85%;">Hayal etmesi harika ve aşık olması çok kolay.</span></div><div><span style="font-family:verdana;font-size:85%;">Ama ulaşamadığın zaman, fantezi gibi ve çok kısa süreli.</span></div><div><br /><span style="font-family:verdana;font-size:85%;color:#33cc00;">...</span></div><div><br /><span style="font-family:verdana;font-size:85%;">Efendim, peki yazar içinde pek fazla bir şey olmayan bir hikaye yazmaya çalışırsa? insanların değişemiyor ve doymuyorlarsa?</span></div><div><span style="font-family:verdana;font-size:85%;color:#cc0000;">Zorluk çekiyorlar, hayal kırıklığına uğruyorlar ve hiçbir şey çözümlenmiyor.</span></div><div><span style="font-family:verdana;font-size:85%;">Gerçek dünyanın daha fazla yansıması.</span></div><div><br /><span style="font-family:verdana;font-size:85%;"><span style="color:#33cc00;">...</span><br /></span></div><div><span style="font-family:verdana;font-size:85%;color:#cc0000;"><strong>"Sevdiğin şeyi istersin. Seni seven şeyi değil..."</strong></span></div><div> </div><div align="justify"><br /><span style="color:#33cc00;"><strong>//</strong></span> <span style="color:#3333ff;">Nicholas Cage</span> olsun çamurdan olsun felsefesiyle ve <span style="color:#3333ff;">Charlie Kaufman</span>'ın dahiliğine duyulan yarı şokluk yarı takdirlik içeren hayranlıkla başladığım bu film; bittiğinde beni de bitirmişti... pişmekte olan yorum gelene kadar bu alıntılarla idare edebilirsiniz.. yada etmeyebilirsiniz.. size bırakıyorum.</div>Neohttp://www.blogger.com/profile/13191093973050316673noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-12425889.post-56506634217709080942007-05-04T13:12:00.000+03:002007-05-04T14:10:22.768+03:00UMUT<div align="justify"><span style="font-family:verdana;font-size:85%;">Bir zamanlar saftı. Herkesi olduğu gibi kabul eder, kısa zamanda sever ve gönülden inanırdı. Bencillik, çıkarcılık, kötülük yokmuş gibi gelirdi ona, sanki hepsi büyüklerin kuruntularıydı. Bizzat yaşasa da inanmaz, hemen affeder, yeniden güvenirdi insanlara. Kin tutmaz, anlık yaşardı. Herkesi de öyle yapar sanırdı. </span></div><div align="justify"><span style="font-size:85%;"><br /><span style="font-family:verdana;"></span></span></div><div align="justify"><span style="font-family:verdana;font-size:85%;">Zamanın insanlarla paylaşmak için olduğunu düşünür, kendine pek ayırmazdı. Dostlarının gözlerine bakar ve ne hissettiklerini anlardı. Belki bu yüzden hep ona anlatırlardı dertlerini. En öfkeliyi bile kahkahalarla güldürürdü sonunda... <span style="color:#cc0000;">Bir tek büyükleri anlayamazdı</span>, onların gözlerinde öfke görünce suçu hep kendinde arardı. Bilmezdi ki onlar bir şeye sinirlendiklerinde her şeye ateş püskürürler. Kendilerini unutup suçlayacak bir başkasını ararlar durmadan… </span></div><div align="justify"><span style="font-size:85%;"><br /><span style="font-family:verdana;"></span></span></div><div align="justify"><span style="font-family:verdana;font-size:85%;"></span></div><div align="justify"><span style="font-family:verdana;font-size:85%;">Hep heyecanlı ve neşeliydi. Yerinde duramazdı. Dersi dinlerken neden sürekli öğretmenin gözlerinin içine bakması gerektiğini, neden resim yapamayacağını, neden sınavları kolayca geçebilecekken daha yüksek not alması gerektiğini, kopya vermenin, kalemlerini silgilerini hediye etmenin, kurallara uymadıklarında arkadaşlarına arka çıkmanın neden yanlış olduğunu anlayamazdı bir türlü. <span style="color:#cc0000;">Neden diye sorardı durmadan.</span></span></div><div align="justify"><span style="font-family:verdana;font-size:85%;"></span> </div><div align="justify"><span style="font-family:verdana;font-size:85%;">Saftı çünkü… Olduğu gibi yaşar, herkesi de öyle yapar sanırdı. <span style="color:#cc0000;">Bilmezdi ki büyüyünce kabul edilmek için kendi olmasının yetmeyeceğini…</span> Ne istediğini, hayatının amacını hiç bilmese de kendinden bekleneni yaptı, vardı elbet büyüklerin bir bildiği. Bir iki iyi okul kazandı, okudu, bitirdi, büyüdü, büyüdü. Hiç aklına gelmedi insanların kalbindeki öfkenin bir gün onu da yoracağı.</span></div><div align="justify"><span style="font-family:verdana;font-size:85%;"></span> </div><div align="justify"><span style="font-family:verdana;font-size:85%;">Sonunda herkesin başarısına imreneceği bir yere gelmişti. Şimdi çabalarının meyvelerini toplama zamanıydı. Artık kendisiyle baş başaydı. Bir an durdu ve geriye baktı. Şimdiye kadar fırsat bulamamıştı buna. İşte o an en korkunç şey geldi başına. Gördüklerine önce inanamadı. İnkâr etmeyi denedi, olmadı. Aynayı aldı, yüzüne baktı. Çok şaşırdı, öfkelendi, bağırdı çağırdı. Ama sonunda pes etti ve kabullendi gerçeği.</span></div><div align="justify"><span style="font-family:verdana;font-size:85%;"></span> </div><div align="justify"><span style="font-family:verdana;font-size:85%;">G</span><span style="font-family:verdana;font-size:85%;">ördüğü kişi o değildi. <span style="color:#cc0000;">Gözlerindeki bakış değişmiş, ışığını yitirmişti.</span> “Alın işte” diyordu yüzündeki çizgiler. İstediğiniz gibi oldum. Her dediğinizi yaptım. Yapabileceğimi kanıtladım. Peki ya şimdi? Şimdi ne??? <span style="color:#cc0000;">Ağlamaya başladı.</span> Yıllardır gizli tuttuğu hüzün boşalıyordu yüreğinden. Nasıl da değişmişti. <span style="color:#cc0000;">İnanmadığı şeylere nasıl evet demiş, nelerin kölesi olmuştu. Nasıl derinleşmişti tanımadığı bu korku, nasıl da insanları yargılar olmuştu. Bunca zaman şansının yaver gitmesine bile öfkeleniyordu şimdi. “Ben neredeyim, kimim ben!”</span></span></div><div align="justify"> </div><div align="justify"><span style="font-family:verdana;font-size:85%;">Dönüm noktasındaydı artık. <span style="color:#cc0000;">Ya herkes gibi kendine sunulan gerçekliği kabul edecek, ya da yüreğinin sesini dinleyecekti.</span> <span style="color:#cc0000;">Korkuyordu</span> çünkü hiçbir şey kolay olmamıştı ve bundan sonra daha da zorlaşacaktı. Tanıdığı herkes “ne oldu buna, neden bunca şeyi elde etmişken kenara itiyor?” diye soracaktı. Anlayamayanlar küçümseyip gidecek, sadece gerçek dostları kalacaktı. Her şeye rağmen dönüm noktasıydı. Bekledi… Şüpheci vızıltılar, meraklı sorular başladı hemen, hiç şaşmadı.</span></div><div align="justify"> </div><div align="justify"><span style="font-family:verdana;font-size:85%;">Düşünmeyi boş verdi, sadece durdu. İçinden ne geliyorsa yapmaya karar verdi. <span style="color:#cc0000;">Sonra bir gün etrafta tuhaf bir şeyler olmaya başladığını fark etti.</span> Önce anlamadı. Bir kez daha olmasını bekledi. İki, üç, beş, yok artık uyduruyor olamazdı. Her şey birbirini izliyor, kilit sihir gibi en doğru zamanda en doğru noktada açılıyor, gerçekleşmesi olasılıkça çok düşük şeyler gerçek oluyordu. <span style="color:#cc0000;">Bu kadarı tesadüf olamazdı, hatta şanstan da öte bir şeydi.</span></span></div><div align="justify"> </div><div align="justify"><span style="font-family:verdana;font-size:85%;">Bazen o kadar büyüktü ki olsa olsa mucize denilebilirdi. Çok şaşkındı ama kalbinin derinliklerindeki gizli bir yer olan biteni hiç de yadırgamıyordu sanki. Aksine “Ben hep buradaydım yahu, ne bakıp duruyorsun öyle?” diye kıkırdıyordu neşeyle. Sonra, aslında bunu bir yerlerden hatırladığını fark etti. Epey önceleri, küçükken, benzer şeylerin olduğunu ama üzerinde durmadığını anımsadı.</span></div><div align="justify"> </div><div align="justify"><span style="font-family:verdana;font-size:85%;">Nasıl olabilirdi? Bu olsa olsa tek bir şekilde açıklanabilirdi. Bu, birlikti, arzuydu, umuttu. <span style="color:#cc0000;">Bu evrenin mutlak dengesiydi.</span> Söylemeye cüret edemiyordu ama doğru olduğunu biliyordu. Bu, bu, Tanrı’ydı. Aman Tanrım! İdrak ettiği o an, tarifi olanaksız bir şey oldu. Yüreğini kaplayan heyecan ve mutluluğu anlatmaya çalışsa kelimeler yetmezdi. İçindeki sevgi gözlerinden taşmış, ağlamak istiyordu… Hiç bir şeyi bu kadar sevemezdi. Nedenini bilmiyordu ama eve dönmüş gibi hissediyordu.</span></div><div align="justify"> </div><div align="justify"><span style="font-family:verdana;font-size:85%;">Yüreğinde bir şeyler yeniden alevlenmişti. Bu hissi tekrar, sürekli yaşamak istiyor ama onu kovaladıkça uzaklaşıyordu. Bulmaya çalışmak, kaybettiğine inanmaktı çünkü. Uzaklaştıkça ümidini yitiriyordu. <span style="color:#cc0000;">Aklı şimdi eskisinden de fazla çelişki üretiyor, dizginlenemiyordu.</span> Bir cevap bulmak için her yolu deniyor, her bilgiyi almaya çalışıyor, bilgilendikçe bilmediklerinin ne kadar fazla olduğunu görüp daha da çaresiz hissediyordu kendini.</span></div><div align="justify"> </div><div align="justify"><span style="font-family:verdana;font-size:85%;"><span style="color:#cc0000;">Üstelik derdini anlatabileceği kimse de yoktu.</span> Eskiden konuşabildiği herkesin tek derdi para olmuştu. Sürekli aynı şeyleri söylüyorlardı sözleşmiş gibi. Ne hissettiğini bile anlatamaz olmuştu kimseye. Samimiyet, sanki sadece dedikodu yapabileceğin birileriyle takılmaktı artık. <span style="color:#cc0000;">Yüreğindeki yalnızlığı kimsenin anlayamayacağını düşünüyor, içine kapanıyordu gitgide.</span></span></div><div align="justify"> </div><div align="justify"><span style="font-family:verdana;font-size:85%;">Çocukluğunu özlüyor, keşke her şey eskisi gibi olsa diyordu. <span style="color:#cc0000;">Var olmak için samimiyetsiz olmak şart mıydı? Depresyon muydu bu, yoksa kendini kaybetmek mi? Kendini kaybetmekten korkmalı mıydı peki? İnsanlarla olamamak, olmamak mıydı? Hiç kimseyle konuşmasa bir süre, bir hiç mi olurdu? Hiçbir şey düşünmese… Neden varken yok olmak isterdi ki insan? Çözüm neydi? Ölüm mü?</span></span></div><div align="justify"> </div><div align="justify"><span style="font-family:verdana;font-size:85%;">Neyse ki hep güzel rüyalar görüyordu. Konuşmayan insanlarla tanışıp, hiç gitmediği kentlerin boş sokaklarında, kumsallar, vadiler üzerinde uçuyordu. Hep hayalini kurduğu kimsenin kimseden korkmadığı o dünyaya geri dönmek için artık o kadar çok uyuyordu ki... <span style="color:#cc0000;">Keşke gerçek de öyle olsa, herkes birbirini affetse diyordu ama kendi bile affedemiyordu artık kimseyi.</span></span></div><div align="justify"> </div><div align="justify"><span style="font-family:verdana;font-size:85%;">Peki, kısa süre önce içine doğan o umut ışığına, o ilahi güce ne olmuştu. Neredeydi şimdi? <span style="color:#cc0000;">Her şeyin düzeleceğine dair inancı da mı bir hataydı?</span> Ona o kadar güvenmese şimdi böyle mutsuz olmazdı. Özgürlük bu muydu? Ne kadar da aptaldı. Herkes gibi bir şeylere tutunup yaşasa ne olurdu? Farklı olması şart mıydı sanki!</span></div><div align="justify"> </div><div align="justify"><span style="font-family:verdana;font-size:85%;">Her şeyi boş vermeye karar verdiği bir gün, bir şey fak etti. Aslında her şey bitmemişti. Eskiden saftı ama şimdi birçok şey biliyor, insanları daha iyi tanıyordu. Bazı şeylerin sebebini, hayatındaki büyük planı görebiliyordu. Her şey olması gerektiği gibiydi. Değişim şarttı ve bu onun hayatındaki en büyük değişimdi. Şimdi yeniden inanıyordu kendine. Arada bir şüphe duysa da bir şeyler ona doğru yolda olduğunu göstermeye çalışıyordu. Tek sorun fazla acele etmesiydi. Bütün inançlarını geride bırakmak elbette kolay olmayacaktı.</span></div><div align="justify"> </div><div align="justify"><span style="font-family:verdana;font-size:85%;">En yakın dostuna anlattı derdini o gün. Onay beklemiyordu. Sadece içini dökmek istemişti. Bir de baktı ki aynı şeyleri <span style="color:#cc0000;">o</span> da düşünüyor. Bunca zaman o da dile getirememiş hissettiklerini. O an sanki bir kapı açıldı aralarında. O kapıdan ışık sızıyordu. Bu ışık karanlığın içinde küçük bir aydınlık yarattı. Belki dedi, belki herkes böyledir. Herkes sevgiyi arıyordur. Ama hep korktuklarından gösteremiyorlardır içlerindeki o yalnız çocuğu.</span></div><div align="justify"> </div><div align="justify"><span style="font-family:verdana;font-size:85%;">Ağlamak, zayıf görünmek, kalplerini açmak zor geliyordur belki. <span style="color:#cc0000;">Çünkü her şey ayıptır, yasaktır küçükken.</span> Büyüdükçe büyükler gibi oluyorlardır ister istemez. Kalplerinin en gizli köşesinde saklıyorlardır belki o küçük sevgiyi tamamen yitip gitmesin diye. <span style="color:#cc0000;">Oysa bilseler serbest kaldığında neler yapabileceğini. Hayatlarının ne kadar değişeceğini… Yalnız kalmamak için herkes gibi olmak zorunda olmadıklarını, yalnızlıktan korkmanın, yalnızlığa çare olmadığını bir bilseler…</span></span></div><div align="justify"> </div><div align="justify"><span style="font-family:verdana;font-size:85%;">Şimdi daha iyi anlıyordu. Sanki sinsice oluşan o maske düşüvermişti. Biliyordu ki her şey değişiyordu ve <span style="color:#cc0000;">belki bir gün gerçekten kavuşacaktı hayalindeki o dünyaya.</span> Kavuşamasa bile daha mutluydu şimdi. Umut geri gelmişti…</span></div><div align="justify"><span style="font-family:Verdana;font-size:85%;"></span> </div><div align="justify"><span style="font-family:Verdana;font-size:85%;">// yazı için ziondaşım <span style="color:#33ff33;">chaosmyth</span>'a teşekkürler...</span></div>Neohttp://www.blogger.com/profile/13191093973050316673noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-12425889.post-39259944008064281642007-04-29T23:55:00.000+03:002007-04-30T00:11:45.563+03:00m1<span style="font-family:courier new;"><span style="font-size:85%;">...<br />ne mektebimde vardı huzurum, ne vardı evde,<br />çıkıp bir başıma ağlamaktı belki caddelerde,<br /><span style="color:#cc0000;">hayallerin kurulduğu ve düşlerin yok olmadığı</span>,<br />bu gözlerinse dolduğu, zamanın donduğu bir yerdeyim,<br />düşünceler dumanlı dağlar aynı, gözse puslu,<br />bir bakmışım mesafeler uzun ve tozlu,<br />benimse yol yürür gider bir seyyah olurum,<br />ne paranın bir değeri vardır aslında, ne de şerefle onurun...<br />...<br />ve kimi zaman düşündüm,<br /><span style="color:#cc0000;">aslında hiç üşenmedim ben hep düşündüm</span>,<br />hayata karşı dört silahşör hep güler sanmıştım,<br />bu öyle <span style="color:#cc0000;">lanet olası tos bir pembe ki</span> bir baktım her şey ciddi...<br /><strong><span style="color:#cc0000;">hemen uyandım...</span></strong></span><br /></span><span style="color:#cccccc;"><span style="font-family:courier new;"><span style="font-size:85%;">...</span><br /></span></span><span style="font-size:85%;color:#000000;"><span style="color:#cccccc;">...ceza / gelsin-hayat-bildiği-gibi //...</span><br /></span>Neohttp://www.blogger.com/profile/13191093973050316673noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-12425889.post-31217512110189382252007-03-28T11:49:00.000+03:002007-03-28T12:07:06.181+03:00Yanlış yolun yanlış yolcuları...<div align="justify"><a href="http://bp2.blogger.com/_EgQb1BPeVEs/RgosXavpLvI/AAAAAAAAAAg/O1-NII7MJGo/s1600-h/dest.jpg"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5046895113249828594" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://bp2.blogger.com/_EgQb1BPeVEs/RgosXavpLvI/AAAAAAAAAAg/O1-NII7MJGo/s320/dest.jpg" border="0" /></a><br /><span style="font-size:85%;">aslında genelleme yaptım başlıkta. bazen birşey yapıp sonra ondan pişman olmanın zevkini çıkarmaya çalıştığım ilginç bir zaafım olabiliyor. aşağıdaki listelenmiş arama örnekleri, internet kullanıcıların bu blog'a gelerek sonlandırdıkları yolculuklarının arama motorlarındaki başlangıç anlarını simgeliyor. içlerinde tabiki tam isabet eden aramalar var. ki zaten bu yüzden genelleme yaptım diye başladım bu paragrafa. üstelik pişman olmanın getirdiği zevk de kalmadı artık. kısa süreliydi. hem zaten hepimiz beş dakikalık zevkin eseriyiz di mi ama?.. ayrıca bu arama örneklerini sizlere de gösterebilmek için bilinçli olarak buraya yazarak, arama sonuçlarında bu kelimelerin bu blog dahilinde bulunma şanslarını artırıyor olmam da ayrı bir ironi meselesi olmakta.. o yüzden hey sen piştt!, altını üstüne getirme bakayım blog'un. yok burada emanuelle fragmanı falan. ama o kadar zor durumdaysan at bana bir mail yollayayım sana tüm serinin divx'lerini...</span></div><br /><span style="font-size:85%;"><span style="color:#ff0000;">-</span>bileğini kesenler<br /><span style="color:#ff0000;">-</span>sinema işaretler filmini izle<br /><span style="color:#ff0000;">-</span>kusmuk görüntüsü<br /><span style="color:#ff0000;">-</span>bilgisayarda girilen msn şifrelerini çalma<br /><span style="color:#ff0000;">-</span>prison break 2.sezon<br /><span style="color:#ff0000;">-</span>zombiler<br /><span style="color:#ff0000;">-</span>emanuelle fragman<br /><span style="color:#ff0000;">-</span>kusmuk<br /><span style="color:#ff0000;">-</span>oceanland<br /><span style="color:#ff0000;">-</span>msn eski kayıtlar<br /><span style="color:#ff0000;">-</span>prison break 2 sezon<br /><span style="color:#ff0000;">-</span>lost - soundtrack albüm<br /><span style="color:#ff0000;">-</span>alejandro gonzalez film anlayışı<br /><span style="color:#ff0000;">-</span>prison break sezon 2<br /><span style="color:#ff0000;">-</span>prison break 1. sezon bölümleri<br /><span style="color:#ff0000;">-</span>kayıkçı filmini izlemek<br /><span style="color:#ff0000;">-</span>msn piçi<br /><span style="color:#ff0000;">-</span>testere 3<br /><span style="color:#ff0000;">-</span>en kusmuk espriler<br /><span style="color:#ff0000;">-</span>msn hiç bişey sılınmesın<br /><span style="color:#ff0000;">-</span>prison break internet adres<br /><span style="color:#ff0000;">-</span>hoşgörünün güzel insanı ağlatacak şiirleri<br /><span style="color:#ff0000;">-</span>film kore innocent step<br /><span style="color:#ff0000;">-</span>msn ye adımızın resimini nasıl olur?<br /><span style="color:#ff0000;">-</span>konuşabileceğim açık msn ler<br /><span style="color:#ff0000;">-</span>durucam burda gidişini seyredicem<br /><span style="color:#ff0000;">-</span>ilizyon örnekleri<br /><span style="color:#ff0000;">-</span>msn listemdeki silinen adresleri geri alma<br /><span style="color:#ff0000;">-</span>silah çeşitleri bak<br /><span style="color:#ff0000;">-</span>kendi isminle msn adresi alma<br /><span style="color:#ff0000;">-</span>sadece kusma<br /><span style="color:#ff0000;">-</span>vampir kurt adam<br /><span style="color:#ff0000;">-</span>love story<br /><span style="color:#ff0000;">-</span>prison break 2sezon<br /><span style="color:#ff0000;">-</span>dora aşık olmuştum<br /><span style="color:#ff0000;">-</span>rüya kusmuk<br /><span style="color:#ff0000;">-</span>msn piçi<br /><span style="color:#ff0000;">-</span>john travoltanın filmleri<br /><span style="color:#ff0000;">-</span>msn piçi<br /><span style="color:#ff0000;">-</span>msn konuşma kayıtların<br /><span style="color:#ff0000;">-</span>doktorlar dizisinin 5.bölümünü izlemek istiyorum</span>Neohttp://www.blogger.com/profile/13191093973050316673noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-12425889.post-75227324705810935962007-03-26T23:50:00.000+03:002007-03-27T19:23:27.609+03:00365. Gün...<a href="http://bp0.blogger.com/_EgQb1BPeVEs/RglE8T_0_rI/AAAAAAAAAAY/vBxIcC285do/s1600-h/123.jpg"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5046640660396179122" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://bp0.blogger.com/_EgQb1BPeVEs/RglE8T_0_rI/AAAAAAAAAAY/vBxIcC285do/s320/123.jpg" border="0" /></a><br /><div align="justify"><span style="font-size:85%;">öğrendiğimde</span><a href="http://kusmuk.blogspot.com/2006/04/lanet-olsun-mouse-tughan-arslan-lm-ya.html"><span style="font-size:85%;">*</span></a><span style="font-size:85%;"> ve kırkında</span><a href="http://kusmuk.blogspot.com/2006/05/40-gn.html"><span style="font-size:85%;">*</span></a><span style="font-size:85%;"> bahsettiğim arkadaşımız Tuğhan'ın (MOUSE</span><a href="http://www.tughan.com/animations.htm"><span style="font-size:85%;">*</span></a><span style="font-size:85%;">) sessizliğinin üzerinden tam üç-yüz-altmış-beş gün geçmiş. halen bu ayrılığı sonlandırmamakta... oradan dönmemekte kararlı görünüyor...<br /><br />burada daha önce de yazdığım... zaten hep sevdiğim okan bayulgen'in soner arıca şarkısı içinde okuduğu ve ağzına çok yakışan şiirinin;<br /></span><br /><span style="font-size:78%;">durucam burada<br />gidişini seyredicem<br />kıpırtısız... sakin gibi görünücem...<br />kavgasız olucak... fırtınasız olucak...<br />saçma-sapan olucak...<br />organlarım birbirine vurucak<br />arkandan sessiz bakacam<br />ben yine <span style="color:#ff0000;">SALAĞI</span> oynıyacam...<br /></span><br /><span style="font-size:85%;">kısmındaki gibi salağı oynamaya devam ediyorum... bir arkadaşın ölümü değil bunları yazdıran.. "ölüm" olgusu değil. öyle olsaydı her ölene ağlardık, her ölene üzülürdük, her ölene saygı duyardık. ama öyle değil.. canlı haline bile katlanamadığımız, artık saygı duymadığımız nice kişilerin gelip geçtiği şu hayatta evet işte bu yüzden "ölüm" değil bunları yazdıran.. bizzat "ölümü" yakıştıramadığınız arkadaşınız, onun tamamı, onun varlığı, onun izi bize bunları söyleten... yani ölüm sana aslında güle güle.. senin arkadaşımızın isminin önünde bile yerin yok. sen git, seni yaratanın yanına..<br /><br />yine çok sevdiğim okan bayulgen'in, yine çok sevdiğim yedi karanfil'in bir albümündeki, rastlantı bu ya onun çok sevdiği bir arkadaşına yani boran kaya'ya, geçirdiği trafik kazası sonrası ardından yazdığı mektubunu dinlerim uzun yıllardır. nedensizce sevdiğim, dinlemeye bıkmadığım bu ağıt'ın bir gün gelip de olay örgüsü bünyesine kendine bu kadar uygun yer edineceğini tahmin edemezdim. sanki bir puzzle'ın eksik parçası gibi.. ama bu sefer herşey tersten.. yani önce bu puzzle parçası vardı ve her zaman kendine uygun, onu tamamlayıp oluşturacağı, içine uyacağı bir şekil aramıştı. hadi gelin biz bu şekle "hayat" diyelim ve mektubu okuyalım.. kızarttığım yerler benim ben'im diye düşündüğüm yerlerdir. tabi her ne kadar bencil olmayı sevsem de aynı zamanda senin sen'in de olabilir, orasına ben karışamam...<br /></span><br /><br /><span style="font-size:78%;"><span style="color:#ff0000;">oğlum sana bu mektubu bizim cehennemden yazıyorum.</span> bir yaşıma daha gireceğim neredeyse. tabi bundan haberin yok senin. kronometreye erken bastığın için, beni hep yakışıklı hatırlayacaksın. bizi bırakıp gittiğin yerde, eski güzel günleri düşünüp hayıflanacaksın...<br /><br />ama dur!<br /><br />sen hatırlıyor musun beni?<br />peki sen herhangi bir şeyi hatırlıyor musun?<br />ben yirmiydim tanıştığımızda, sen beni en son otuzbeşimde gördün İstanbul'da. sonra sen kaş'ta öldün. o akşam aynı anda geldik antalya'ya. sen beni görmedin, ben sana bakıyorken...<br />ben sana öyle dikkatli baktım ki oğlum ayrılırken, sen iyi ki görmedin beni. yoksa gözgöze gelir gülerdik, eskisi gibi. olmadık bir yerde gülerdik ya hani? öyle olurdu yine. gözlerimizi kaçırırdık ciddiyeti bozmamak için. hani sahnede olduğu gibi. sen ağlarken bakamazdım ya sana. sinirimi bozardın, gülerdim. çünkü sen her boktan şikayet ederdin oğlum.. öyle çok şikayet ederdin ki, sonunda sıkılır gülerdim. sonra sen de sıkılırdın kendinden. başkası gibi olmak isterdin. mutlu olan bir başkası gibi. dert etmeyen biri...<br />hani, benim gibi biri...<br /><br /></span><span style="font-size:78%;"><span style="color:#ff0000;">birşey diyeyim mi sana oğlum? şimdi dönsen buralara... ne gidilecek bir yol, ne uğruna ölünecek bir kadın....<br /></span>herneyse...<br />ama kadınları çok dert ederdin sen. ama onlar seni severdi oğlum. ama sen çok ağlardın onlar için. sevemezdin kendini bir türlü. onlar seni çok sevse de, senin gibi olmak istemezdim o zaman...<br /><br />daha çok sevin beni!<br />daha çok gülün bana!<br />beni daha çok isteyin!<br />daha çok!<br /></span><span style="font-size:78%;"><span style="color:#ff0000;">ama seni en çok ben...<br /></span><br /></span><span style="font-size:78%;"><span style="color:#ff0000;">birşey diyeyim mi sana oğlum? şimdi dönsen buralara... ne gidilecek bir yol, ne uğruna ölünecek bir kadın, ne de sabahlara kadar konuşarak sana vaadettiklerim...<br />kandırdım seni oğlum,</span> parayı dert etme diye. yok öyle birşey, başarısızlık diye.<br />illa da başkası olmaya çalışma salak gibi, bir kadın için ölme diye, kandırdım...<br /><br />artık umrunda değil mi bunlar? artık bozulmuyor musun bu işlere? aşkın da bir önemi kalmadı mı yoksa? o kadın için ölmez misin bir daha? ne var, bir kere daha ölsen?<br />değmez mi o kadın buna?<br />Hani, hani değerdi? çıplak ayaklarıyla yürürken mezarının üstünde. keyiflenmeyecek misin toprağın beş karış altında? öyle de oldu zaten, vasiyet ettiğin gibi. çıplak ayaklı kıza...<br /><br /></span><span style="font-size:78%;"><span style="color:#ff0000;">bıraktın değil mi oğlum?<br />bıraktın, gittin...<br />Peki!<br /><br />ama ben buradayım hala. ben devam ediyorum. peki sen bakıyor musun bana oradan?!<br />gülüyor musun bana?! sanıyor musun ben aynı şarkıyı söylüyorum?!</span><br /><br />beni daha çok sevin!<br />bana daha çok gülün!<br />daha da çok isteyin beni!<br />beni daha çok özleyin!<br /><br /></span><span style="font-size:78%;color:#ff0000;">ama seni...<br />seni en çok ben, ben! hayır, ben çok değiştim oğlum. bir başkası değilim artık...<br /><strong>vazgeçtim maymunların dünyasından... bıraktım alkışları... istemiyorum kahkahaları...</strong><br />istemiyorum bir aptal gibi yaşlanmak...<br /><br />işte belki de bu yüzden,<br />seni en çok ben...<br />en çok ben özlüyorum!<br /><br />BENİM...<br /><br /><strong>ÖLÜ</strong>...<br /><br /><strong>ARKADAŞIM</strong>!... </span></div>Neohttp://www.blogger.com/profile/13191093973050316673noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-12425889.post-49762069469882603582007-02-14T12:07:00.000+02:002007-02-14T12:49:26.362+02:005) Bilek Kesenler: Bir Aşk Hikâyesi<div align="justify"><a href="http://64.33.65.238/films/wristcutters_a_love_story.jpg"><img style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://64.33.65.238/films/wristcutters_a_love_story.jpg" border="0" /></a><br /><span style="font-size:85%;">çok iç gıcıklatıyor filmin konusu.. böyle melankolik, karamsar ve az-çok aşk içeren filmlerin seyrine doyulmuyor...<br /><br /><br /><span style="font-size:100%;"><strong>Bilek Kesenler: Bir Aşk Hikâyesi / Wristcutters: A Love Story <a href="http://www.imdb.com/title/tt0477139/">*</a></strong></span></span><br /><span style="font-size:85%;">----------------------------------------------------------------------------------------------------<br /><br /><br /><em>"Hayat bir yolculuktur, ölüm sonrası ise delicesine bir macera!"<br /></em>(filmden)<br /><br /><br /><strong>Film<a href="http://www.ifistanbul.com/Filmler_Detay.aspx?Kategori=6&Film=61">*</a> hakkında;</strong><br /><br />Yirmili yaşlarındaki Zia (Almost Famous'dan Patrick Fugit) kız arkadaşı Desiree'den ayrılmanın acısına dayanamayarak intihar eder. Uyandığında kendini sadece intihar edenlerin yaşadığı garip bir ölüm sonrası dünyada bulur. Burası tuhaf bir yerdir; barlarda sadece Joy Division ve Nirvana gibi intihar etmiş elemanlara sahip grupların şarkıları çalınıyordur, renkler ise daha bir solgundur. Hayat aslında öteki taraftaki gibidir, sadece "biraz daha kötü". Tesadüfen eski kız arkadaşının da intihar ettiğini öğrenen Zia, komik bir Rus rock şarkıcısı ve hata sonucu oraya düştüğünü ısrarla savunan bir otostopçuyla (Shannyn Sossamon) birlikte Desiree'yi bulmak için hurda bir arabayla yola koyulur. Bilek Kesenler: Bir Aşk Hikâyesi temelde bu üç karakterin, söz konusu garip dünyada yaptıkları yolculuğun filmi; yolda karşılaştıkları tuhaflıklar arasında Tom Waits tarafından işletilen, mucizelerin sıradan sayıldığı bir komün bile var. Yılın en çok konuşulan ilk filmi, Sundance büyük ödüllü Bilek Kesenler: Bir Aşk Hikâyesi, özlemini çektiğimiz türden gerçek bir "bağımsız" -kara mizah anlayışı, kafası karışık ve derinlikli karakterleri olan, çapı küçük, kalbi büyük bir film; kaçırmayın!<br /><br /><br /></span><span style="font-size:85%;"></span><span style="font-size:85%;"><strong>Ödülleri:<br /></strong><br />2006 Sundance, Jüri Büyük Ödülü<br />Philadelphia, En İyi İlk Film<br />Gen Art, En İyi Film<br />Seattle, En İyi Yönetmen<br />Edinburgh<br />Oslo<br />Stockholm<br /><br /><br /><span style="color:#3366ff;">Yönetmen</span>: Goran Dukic<br /><span style="color:#ff0000;">Ülke</span>: ABD<br /><br /><br /><span style="color:#3366ff;">Tarih: 21.02.2007</span><br /><span style="color:#ff9900;">Saat: 19:00<br /></span><span style="color:#ff0000;">Salon: AFM Fitaş Beyoğlu 1</span><br /><br /><span style="color:#3366ff;">Tarih: 19.02.2007</span><br /><span style="color:#ff9900;">Saat: 22:00</span><br /><span style="color:#ff0000;">Salon: AFM Caddebostan</span> </span><br /></div>Neohttp://www.blogger.com/profile/13191093973050316673noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-12425889.post-70444349235029471072007-02-14T01:06:00.000+02:002007-02-14T01:21:57.879+02:0014 Şubat diye birşey yok...<div align="justify"><a href="http://bp1.blogger.com/_EgQb1BPeVEs/RdJHcbwAiiI/AAAAAAAAAAM/hgpHBaxQMdk/s1600-h/loseeeer_love.jpg"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5031162287537293858" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://bp1.blogger.com/_EgQb1BPeVEs/RdJHcbwAiiI/AAAAAAAAAAM/hgpHBaxQMdk/s320/loseeeer_love.jpg" border="0" /></a><span style="font-size:85%;">cidden bakın inanmayın. öyle bir gün yok. yani, var da o duyguyu size vermez inanmayın. sıradan bir çarşamba günü olucak o... göreceksiniz bunu. adı sefgililer günü diye,14 şubat tarihli "çarşamba" isimli günün hiç bir havası olmayacak diğer altı tane gün kardeşi arasında. ya da sefgilisi olmayanlar 13 şubat gecesi yatıp da 15 şubat sabahı uyanmayacaklar. herşey aynı olacak benden söylemesi.<br /></div></span><p align="justify"><span style="font-size:85%;">çünkü gerçekten sevgiliyseniz, her gün sizin için özeldir zaten. ya da salı günü var olan şey (aşk gibi) çarşamba günü neden farklı bir şey gibi yaşansın? aşk insanların koyduğu hiçbir kurala ya da özel güne boyun eğmemeli. Aşk, sonsuzdan gelir ve sonsuza gider... bu yüzden başlangıç noktasını bulmak mümkün değildir ki kontrol altına alınabilsin. senede bir gün aşk konuşup, aşk düşünelim istiyorsanız, bu kadar da kararlıysanız şayet; size iyi sevgililer günü diliyorum... "aşk yaşama komedyenle fıttırın, cam kırığı ile alma taharet yırttırın! O kadaaaaar...." (valla bu son cümlenin ne anlama geldiğini sormayın ben de bilmiyorum okuduğum bir yerden bir cem yılmaz yazısından çaldım :) )</span><br /><br /><span style="font-size:78%;">yukarıdaki bu iki paragraflık yazının 14 şubat'ta 14 şubat ile ilgili olması dışında ilginç bir özelliği ve anısı var bende. şöyle ki; ben bu yazıyı icq kullandığım dönemlerde 2001 yılının 14 şubat'ında program üzerinden tüm arkadaşlarıma toplu mesaj olarak yazıp göndermişim. hatta yememişim içmemişim, takip eden 1-2 yıl süre zarfında da tekrar kopyalayıp tekrar kullanmışım. ve böylece zaman geldi çattı kusmuk'a da kısmet oldu işte... kısaca şunca yıla rağmen bu konudaki düşünce yapımda hiç bir değişiklik olmamış. umarım yıllar boyunca hatta ölene kadar da değişmez diyelim...</span></p><p align="justify"></p>Neohttp://www.blogger.com/profile/13191093973050316673noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-12425889.post-23508914573739223042007-02-10T19:04:00.000+02:002007-02-13T17:34:22.611+02:004) Graffiti aşıklarına...<a href="http://www.ifistanbul.com/img/film_next.jpg"><img style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 281px; CURSOR: hand; HEIGHT: 200px; TEXT-ALIGN: center" height="180" alt="" src="http://www.ifistanbul.com/img/film_next.jpg" border="0" /></a><br /><div><strong></strong></div><br /><div><strong></strong></div><br /><div align="justify"><strong>Sonrası: Bir Sokak Sanatı Rehberi / Next: A Primer On Urban Painting<a href="http://www.imdb.com/title/tt0495164/">*</a></strong></div><div align="justify">---------------------------------------------------------------------<br /><br /><em>"İnsanlar, reklamlar, logolar ve sloganlarla; kapitalizmin diliyle büyüyor... Her gün 500 reklam panosunun bombardımanına uğramak mı zorundayım? Sokaklar kamuya aittir, diyorlar ama sadece (reklamın) parasını ödersen. Parasıyla reklam yapmak iyi hoş, ama bunu sade bir vatandaş istediği zaman, tü kaka."</em><br />Pablo Aravena (yönetmen)<br /><br /><br /><strong>Film<a href="http://www.ifistanbul.com/Filmler_Detay.aspx?Kategori=4&Film=17">*</a> hakkında;</strong><br /><br />Görüntü kirliliği ve vandalizm mi, yoksa büyük şehirlerin arka sokaklarında doğmuş olsa da artık sanat galerilerinin gözdesine dönüşen tartışmalı bir sanat hareketi mi? Montrealli belgeselci Pablo Aravena dünya kazan ben kepçe misali bizi New York, Paris, Londra, Barselona, Berlin, Amsterdam, Montreal, San Paulo ve Tokyo sokaklarında uzun, heyecan verici bir görsel şölene çıkarıyor. Graffiti artık 35 yaşında ve üç farklı kuşak yetiştirdi.<br />Belgeselde, hareketin öncüleri de dahil olmak üzere graffitinin ağır abi ve ablalarıyla tanışıyor, sadece işin içindekilerin görebildiği bir şeye tanık oluyoruz: Ustaları iş başında izlemek.<br />70'lerde Brooklyn'deki trenlerin üstünde gözlerini hayata açan graffiti, biraz da ülke ülke gezen graffiti kaplı trenler sayesinde, hızla tüm dünyada duvarlara sirayet eden bir salgına dönüşür. Tüm olumsuz çağrışımlarına rağmen, günümüzde modern graffiti, modadan reklamcılığa, müzikten sinemaya, etkileri birçok alana yayılmış bir küresel kültür biçimi olmuştur.<br />Aravena'yla çıktığımız 'dünya graffiti turu'nda daha önce görmediğimiz yaratıcı çalışmalara tanık oluyoruz: Berlin ve Amsterdam'dan net, çizgisel, mimarî graffitiler ve geometrik enstalasyonlar, maskeli Japon graffiticilerin kaşla göz arasında büyük hünerle ortaya çıkardığı Kanji stili "tag"ler, çalışmalarını yeraltı mezarlarında gerçekleştiren Parisli sanatçılarla çıkılan gizli bir yolculuk ve üç boyutlu resimler gibi.<br /><br /><br /><strong>Ödülleri:</strong><br /><br />2005 Montreal<br />2006 Rotterdam<br />Melbourne<br /><br /><br /><span style="color:#3366ff;">Yönetmen</span>: Pablo Aravena<br /><span style="color:#ff0000;">Ülke</span>: Kanada - Fransa<br /><br /><br /><br /><span style="color:#3366ff;">Tarih: 23.02.2007</span><br /><span style="color:#ff9900;">Saat: 15:30<br /></span><span style="color:#ff0000;">Salon: AFM Fitaş Beyoğlu 2</span><br /><br /><br /><span style="color:#3366ff;">Tarih: 24.02.2007<br /></span><span style="color:#ff9900;">Saat: 13:00<br /></span><span style="color:#ff0000;">Salon: AFM Fitaş Beyoğlu 2<br /></span><br /><br /><span style="color:#3366ff;">Tarih: 18.02.2007<br /></span><span style="color:#ff9900;">Saat: 15:30</span><br /><span style="color:#ff0000;">Salon: AFM Caddebostan</span> </div>Neohttp://www.blogger.com/profile/13191093973050316673noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-12425889.post-6628258014821536642007-02-09T17:22:00.000+02:002007-02-13T17:20:09.061+02:003) Renaissance... kara bir çizgiroman estetiği...<a href="http://us.movies1.yimg.com/movies.yahoo.com/images/hv/photo/movie_pix/miramax_films/renaissance/renaissance4.jpg"><img style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://us.movies1.yimg.com/movies.yahoo.com/images/hv/photo/movie_pix/miramax_films/renaissance/renaissance4.jpg" border="0" /></a><br /><div align="justify"></div><br /><div align="justify"></div><br /><div align="justify">öncelikle 11 mb'lık fragmanını indirip<a href="http://images.apple.com/movies/miramax/renaissance/renaissance_h640w.mov">*</a> konuya vakıf hale gelebilirsiniz. görmek lazım yani anlatmakla olmaz bunu...<br /><br />if'in<a href="http://www.ifistanbul.com">*</a> bombalarından. <span style="color:#ff0000;">sincity</span><a href="http://kusmuk.blogspot.com/2005/07/sin-city-yln-fetiistlii.html">*</a> tadında bir animasyon filmi. kara.. siyah-beyaz.. noir etkilerine sahip.. paris'te 2054 yılı... <span style="color:#ff0000;">animatrix</span>'in bölümlerinden birisi vardı hatırlarsanız. <span style="color:#33ff33;">trinity</span>'nin hikayesini anlatıyordu. işte onun gibi birşey...<br /><br /><br /><strong><span style="font-size:130%;">Rönesans / Renaissance<a href="http://www.imdb.com/title/tt0386741/">*</a></span></strong><br />-------------------------------<br /><br /><em>"1950'lerin film noir'ları, yapıldıkları dönemi yansıtan suç filmleriydi. Bizim filmdeki karakterler o türe ait ana tiplemeler olsa da, kendi dönemlerinin insanları oldukları için güvenlik, terörizm ve küreselleşme gibi konularla kafayı bozmuş durumdalar."<br /></em>Alexandre de la Patelliere (senaryo yazarı )<br /><br /><br /><strong>Film<a href="http://www.ifistanbul.com/Filmler_Detay.aspx?Kategori=1&Film=3">*</a> hakkında;<br /></strong><br />2054 yılında Paris insanların her hareketinin izlenip kaydedildiği bir labirent gibidir. Kendini korumak adına dünyadan kopmuş olmasına rağmen, genişlemeye devam etmiştir. 21. yüzyılın gökdelenleri, tarihi yapıların üstünden yükselirken, plazalar yeraltının eski tünelleriyle çarpışmaktadır. Sonsuz gençlik ve güzellik sattığını vaat eden Avalon şirketi ise şehrin her alanında etkisini hissettirir. Avalon'un en başarılı genç araştırmacılarından biri olan Ilona kaçırılınca, şirket onu bulmak için Parisli polis memuru Barthelemy Karas'ı tutar. Ancak Ilona'yı bulmak için Karas'ın, şirket casusluğu, organize suç ve genetik araştırmalar gibi dünyalar arasında mekik dokuması gerekecektir. Bu dünyada gerçek, sadece tutsaklık yaratıyor; mucizeler ise çok yüksek fiyatlarla satın alınabiliyor. Görsel tarz olarak Rönesans'ın eşi benzeri henüz görülmedi. Yakın geleceğin bu karanlık ama cezbedici portresi için live action görüntüler, daha sonra 3D animasyona ve siyah-beyaza dönüştürülerek, çizgi romanların estetiği olduğu gibi hayata geçirilmiş.<br /><br /><strong>Ödülleri;</strong><br />2006 Annecy, En İyi Film<br />Toronto<br />Helsinki<br />Stockholm<br /><br /><br /><span style="color:#3366ff;">Yönetmen</span>:Christian Volckman<br /><span style="color:#ff0000;">Ülke</span>:Fransa - İngiltere - Lüksemburg<br /><br /><br /><span style="color:#3366ff;">Tarih: 20.02.2007</span><br /><span style="color:#ff9900;">Saat: 19:00</span><br /><span style="color:#ff0000;">Salon: AFM Fitaş Beyoğlu 1</span><br /><br /><br /><span style="color:#3333ff;">Tarih: 24.02.2007<br /></span><span style="color:#ff9900;">Saat: 15:00</span><br /><span style="color:#ff0000;">Salon: AFM Fitaş Beyoğlu 1</span> </div>Neohttp://www.blogger.com/profile/13191093973050316673noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-12425889.post-27913571837461837742007-02-08T17:04:00.000+02:002007-02-13T17:03:08.664+02:002) Bush öldürülmüş...<a href="http://www.ifistanbul.com/img/film_deathofapresident.jpg"><img style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 269px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" height="203" alt="" src="http://www.ifistanbul.com/img/film_deathofapresident.jpg" border="0" /></a><br /><div></div><br /><div></div><br /><div align="justify"><strong><span style="font-size:130%;">Bir Başkanın Ölümü / Death of A President</span></strong><a href="http://www.imdb.com/title/tt0853096/">*</a><br />----------------------------------------------------------<br /><br /><em>"[Bush] 100 binden fazla insanın ölümünden sorumluydu. Eğer bir savaş suçları mahkemesinin karşısında çıksa ve suçlu bulunsaydı, idam cezasına çarptırılabilirdi."<br /></em>(filmden)<br /><br /><br /><strong>Film* hakkında;<br /></strong><br />Yılın en çok konuşulan filmi Bir Başkanın Ölümü, 2008 yılında çekilen ve 19 Ekim 2007 tarihinde öldürülen ABD Başkanı George W. Bush'un suikastını konu alan hayali bir belgesel olarak kurgulanmış. "Belgesel" gerçek arşiv görüntülerini, titizlikle çekilen röportajlarla birleştirerek hikâyesini kuruyor. Film, Chicago'ya gelen Bush'u sokaklarda karşılayan büyük ve öfkeli bir kalabalığın görüntüleriyle açılıyor. Başkan bir otelde vatanseverliği üzerine konuşma yaparken, dışarıdakilerin öfkesi patlama noktasına geliyor. Gerginlik git gide tırmanıyor ve nihayet Bush'un öldürüldüğü sahneyle son buluyor. Suikasttan sonra film FBI'ın tetikçiyi bulma çabasının izini sürüyor. Sonunda Suriyeli bir adam idama mahkum ediliyor. Ancak bu adamın gerçekten suçlu olup olmadığı belli değildir. Asıl rolü acaba Orta Doğulu olduğu için Bush'un ölümünün "bir terör eylemi" kılıfına sokulmasını mı sağlamaktır? Filmin asıl başarısı, gelecek perspektifini kullanarak günümüzün en can alıcı siyasi konularına parmak basması. Yönetmen Range, günümüz Amerika'sında elden giden özgürlükleri ve savaşın faturasını açıkça ve çarpıcı bir biçimde sorgularken, seyirciyi gözlerini açmaya davet ediyor.<br /><br /><br /><strong>Ödülleri;<br /></strong>2006 Toronto, FIPRESCI Ödülü<br /><br /><span style="color:#3366ff;">Yönetmen</span>:Gabriel Range<br /><span style="color:#ff0000;">Ülke</span>:İngiltere<br /><br /><br /><span style="color:#3366ff;">Tarih: 19.02.2007</span><br /><span style="color:#ff9900;">Saat: 22:00<br /></span><span style="color:#ff0000;">Salon: AFM Fitaş Beyoğlu 2</span><br /><br /><span style="color:#3366ff;">Tarih: 23.02.2007</span><br /><span style="color:#ff9900;">Saat: 22:00</span><br /><span style="color:#ff0000;">Salon: AFM Fitaş Beyoğlu 2</span><br /><br /><span style="color:#3366ff;">Tarih: 17.02.2007</span><br /><span style="color:#ff9900;">Saat: 22:00</span><br /><span style="color:#ff0000;">Salon: AFM Caddebostan</span> </div>Neohttp://www.blogger.com/profile/13191093973050316673noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-12425889.post-72546027068829806212007-02-06T16:39:00.000+02:002007-02-13T17:01:10.812+02:001) Siktir / Fuck<div align="justify"><a href="http://www.ifistanbul.com/img/film_fuck.jpg"><img style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 298px; CURSOR: hand; HEIGHT: 222px; TEXT-ALIGN: center" height="238" alt="" src="http://www.ifistanbul.com/img/film_fuck.jpg" border="0" /></a><br /><br />sonunda geldi çattı, 15-25 şubat arasında gerçekleşecek olan <strong><span style="color:#ff0000;">!f istanbul 2007<a href="http://www.ifistanbul.com/">*</a></span></strong> programı açıklandı.. tüm filmlere ait notlara festivalin kendisini gibi güzel olan sitesinden<a href="http://www.ifistanbul.com/TumFilmlerListesi.aspx">*</a> istediğiniz gibi ulaşabilirsiniz. ama aşağı yukarı 50 tane kadar film olduğu için bir noktadan sonra yorabiliyor. ben tamamını inceledim. kendi ilgimi çeken filmlerden başlıklar halinde bahsetmeyi uygun gördüm. gerçekten çok ilginç, manyak, farklı, yenilikçi filmler söz konusu... öyle böyle değil..<br /><br /><br /><span style="font-size:130%;">Siktir / Fuck<a href="http://www.imdb.com/title/tt0486585/">*</a><br /></span>--------------<br /><br /><em>"'Siktir' diyemeyince, örneğin, 'Hükümet siktirsin' de diyemiyorsunuz."</em><br />Lenny Bruce (filmden)<br /><br /><br /><strong>Film<a href="http://www.ifistanbul.com/Filmler_Detay.aspx?Kategori=4&Film=14">*</a> hakkında;</strong><br /><br />Hayır, seks değil, iktidar hakkında bir film Siktir; dil üzerinden oynanan iktidar oyunlarını konu alıyor. "Adını söyleyemeyen film" olarak lanse edilen film, Hollywood'dan okullara, hatta Senato'ya kadar uzanarak Batı kültürünün her alanına nüfuz eden bu çok kullanımlı küfrün tarihini araştırıyor. Yönetmen Steve Anderson, aykırı gazeteci/yazar Hunter S. Thompson gibi birçok ünlü yazar, komedyen ve porno yıldızının yanı sıra sokaktaki insanlarla yapılan röportajlardan da yola çıkarak 'Siktir' kelimesinin bu denli bölücü bir etki yaratabilmesinin sebeplerini araştırıyor. Dolaysıyla Fuck, aslında sansür ve dil üzerinden yürütülen politik ve ahlâki savaşlara dair bir film. Dil tarihiyle ilgili birçok ufak cevher niteliğinde bilgiler içeren film, aynı zamanda çok da komik. Kült çizer Bill Plympton tarafından film için hazırlanan özel animasyon bölümleri ise işin cabası. Şimdiden kült film haline gelen Fuck'ı kaçırmayın, sadece başlığı nedeniyle de olsa sinema veya televizyonda görmeniz biraz zor. 2006 Philadelphia ödülü var...<br /><br /><span style="color:#3366ff;">Yönetmen</span>:Steve Anderson<br /><span style="color:#ffcc66;">Animasyon</span>: Billy Plympton<br /><span style="color:#ff0000;">Ülke</span>:Amerika<br /><br /><br /><span style="color:#3366ff;">Tarih: 19.02.2007</span><br /><span style="color:#ff9900;">Saat: 13:00<br /></span><span style="color:#ff0000;">Salon: AFM Fitaş Beyoğlu 2<br /></span><br /><span style="color:#3366ff;">Tarih: 24.02.2007</span><br /><span style="color:#ff9900;">Saat: 19:30</span><br /><span style="color:#ff0000;">Salon: AFM Fitaş Beyoğlu 2<br /></span><br />24 şubat'ta mutlaka bir şekilde izlemek istediğim bir film oldu bu özellikleriyle "siktir / fuck" benim için... </div>Neohttp://www.blogger.com/profile/13191093973050316673noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-12425889.post-39729922380645082452007-01-11T16:57:00.000+02:002007-01-11T17:21:26.279+02:00Prison Break 2x6... yüz güldüren, öldüren, takdir ettiren.<a href="http://online.tvguide.com/images/pgimg/prison-break.jpg"><img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 200px; CURSOR: hand" alt="" src="http://online.tvguide.com/images/pgimg/prison-break.jpg" border="0" /></a><br /><br /><div align="justify"><span style="color:#ff0000;">DİKKAT.. bu yazıyı okumak için dizinin ikinci sezonunun 6. bölümünü izlemiş olmak gereklidir... yoksa spoiler kurbanı olabilirsiniz...<br /></span><br />öncelikle şu düşünceyi benimsiyor, kabul ediyor, onun varlığı ile bu diziyi izliyorum...<br /><br /><em>-hangi düşünce <strong>neo</strong>?</em><br /><br />2. sezondan önce "<em>tamam sevdik ettik bu diziyi, şimdi kaçtılar hapisten, dışarda devam edecek, nasıl eski tadını verecek mi</em>" şeklinde kaygılanıyordum.. yine de merakımı gideremiyordum..<br /><br />2. sezonu izledikçe; tamam dar mekanın getirdiği psikolojik baskı çok lezizdi, yeri dolmaz ama... şimdi bu dizi yine hapiste geçseydi bu sefer de aynı tadın devamı klişe hissine neden olacaktı... yenilikçi gelmeyecekti ve kısa olmasının getirdiği bu hiç yok olmayacak keyfi ortadan kaldırabilecekti.. işte bu açıdan bakınca aslında bu karar çok yerinde. 1. sezon hep öyle kalacak ve yeni birşeyler izleyeceğiz..<br /><br />bu düşünce cepte yani :)<br /><br />işte bu bölümde az-çok bu ilk sezondaki "kapalı-alan" dürtmesini saygıyla andı <span style="color:#ff0000;"><strong>Prison</strong> <strong>Break</strong></span> :) zaten iki zencinin birbirini, sonra bu iki-zenci'nin diğer ekibi bulması "heh ekip toplandı" tebessümünü yaşattı ama... dizinin kazı işlemi sırasında 1. sezonun kazı işleminin çok benzeri diyaloglarını, olaylarını yaşatması.. hatta o yetmiyormuş gibi <strong><span style="color:#3333ff;">T-Bag</span></strong>'in hatuna "<em>ekip kuralları, biri mutlaka kontrol etmeli</em>" demesiyle zaten ilk sezonda da <strong><span style="color:#3333ff;">t-bag</span></strong>'in hep dışarda kapıda duran, geleni gideni oyalayan kişi olmasını hatırlattı, yüzleri güldürdü... (<span style="color:#33cc00;">bkz: bu yazının başlığı</span>) :)<br /><br />bu tarz olaylar; cepteki düşünceye rağmen "<em>bizimkiler hep birarada olsun ve en az 4 duvar arasında kalsınlar</em>" dedirtti bana dizide :)) öyle ya da böyle dizide bir yükseliş var. ki taş gibi bir karakterimizi kaybetmemize rağmen...<br /><br />bu bölümden mimleyebileceğim unutulmaz karelerim hep <span style="color:#3333ff;"><strong>T-Bag</strong></span>'den olacaktır. ona ait sahnelere ağırlık verince herifi iç gıcıklayıcı bir tadına doyumazlıkla izleyip kaldık. bu rol kesinlikle <span style="color:#3333ff;">robert knepper</span><a href="http://www.imdb.com/name/nm0460694/">*</a> için yaratılmış. yada tam tersi <span style="color:#3333ff;">robert knepper</span><a href="http://www.imdb.com/name/nm0460694/">*</a> bu rolü oynayabilmek için doğmuş. :) yürüyüşü, bakışı, sesi, dudağını ısırırken bir taraftan da dilini enteresan bir biçimde döndürüşüyle unutulmayacaktır. hatunla konuşurken yüzü şekilden şekile büründü, öldürdü bizi ekran başında.. (<span style="color:#33cc00;">bkz: bu yazının başlığı</span>) :)<br /><br />ee tabi final yine "oha" dedirtti ve kaygılı düşüncelere neden oldu. aslında bir ara "maykıl'a alışmaktan" onun gibi düşünüp "maykıl ergen'e güvenmemiştir ve hemen bitecektir arkasında onu kurtaracaktır" diye tahmin etsem de öyle olmadı. daha beter oldu.. heralde mümkünatı yok kurtulmasının. inşallah ötmez..<br /><br />diğer hoşuma giden şey ise dizide geçen internet adresi. hani <span style="color:#ff6600;">maykıl</span>'ın <span style="color:#ff6600;">sucre</span>'ye ilerde mesajlaşırız tüyosuyla verdiği internet adresi.<a href="http://europeangoldfinch.net/">*</a> ben izlerken böyle bir site var mı yok mu diye merak edip anında diziyi durdurup kontrol ettim ve ilgili adresten<a href="http://europeangoldfinch.net/">*</a> ulaşılan kuş sitesinin mesaj panosunda <strong><span style="color:#3333ff;">US Southwest Sighting???</span></strong> başlıklı bölümde <span style="color:#ff0000;">FISH 40</span> nicki dikkatimi çekti. hapse yeni girenlere verilen bir lâkap diye öğrendiğimiz Fish'i unutmak kolay değildi zaten.<br />neyse işte ama bu kullanıcının attığı mesajdan birşey çıkartamamıştım. mesaj aynen şöyle:<br /><br /><span style="color:#3333ff;">Bolshoi Booze 6/4<br />Bastimentos 7/4<br /></span><br />kafama çok takıldı :) hırs ettim ama bişey bulamadım. yinede bu dizi + internet etkileşimine hayran kaldım... iyi kötü takdir-edilesi bir durum. (<span style="color:#33cc00;">bkz: bu yazının başlığı</span>) :)<br /><br /><span style="color:#3366ff;"><span style="color:#ff0000;">dip</span>not</span>: normalde dizi için amerika ile eşitim aslında (ki böyle bir dizi mümkün müdür geriden takip edilsin, bölümleri bekletilsin, izlemeden durulsun..) izleme açısından ama böyle yazıpta blog'a yollamadığım yazıları kontrol ederken, dizinin çoşkusunu hatırlayıp, kararsızlığımı "yollayayım mı yoksa yollamayayım mı" şeklinde bir bilek güreşine soktum ve "yollayayım" kazandı.. bu dizi olsun, başka diziler olsun böyle yayınlanma günü açısından "nostaljik" yazılarım olabilir ilerde, şimdiden hatırlatayım.. tabi bu tarihe kadar ödenmemiş faturanız yoksa bunu dikkate almayınız..</div>Neohttp://www.blogger.com/profile/13191093973050316673noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-12425889.post-28328270533283856712007-01-10T00:41:00.000+02:002007-01-10T00:49:59.196+02:00Masum adımlar / Innocent Steps...<div align="justify"><a href="http://imageshack.us"><img alt="Image Hosted by ImageShack.us" src="http://img179.imageshack.us/img179/5174/innocentstepszj6.jpg" border="0" /></a><br /><br /><span style="font-family:verdana;">orjinal adı da Daenseo-ui sunjeong..<br /><br />2005 yapımı kore filmi.</span><a href="http://www.imdb.com/title/tt0464636/"><span style="font-family:verdana;">*</span></a><span style="font-family:verdana;"> romantik, drama ve komedi..<br /><br />özellikle dans etmeyi, dans izlemeyi falan sevenlere tavsiye edebilirim. yoksa normal standartlarda bir film. kabaca; bir nedenden dolayı <span style="color:#993300;">çin</span>'den <span style="color:#ff6600;">kore</span>'ye gelen bir <span style="color:#ffcccc;">kız</span> ile koreli <span style="color:#3366ff;">gencin</span> sahte evlilik sonrası, dans merkezli serüvenlerini anlatıyor film.. neşeli, sakin bir film. yine ağlayan çekik gözlü kızlar falan var. :) tabi film "<em>bu çekik gözlüler aşkı çok güzel, masum yaşıyorlar yahu</em>" dedirtiyor...</span></div>Neohttp://www.blogger.com/profile/13191093973050316673noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-12425889.post-1167564698310819962006-12-31T13:28:00.000+02:002006-12-31T13:31:38.320+02:00infazı bekleyen militanlar...<a href="http://img8.imagepile.net/img8b/757112006-2007.jpg"><img style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://img8.imagepile.net/img8b/757112006-2007.jpg" border="0" /></a><br />kurban kanının <span style="color:#ff0000;">kırmızısını</span> simgeleyen bu şişeleri 2006-2007 geçiş sürecinde tüketmeyi düşünüyoruz.. fişleri çekilecek bu gece.. idam mangasını bekler gibi sıraya dizildiler. gözleri de kapalı.. [<em>resmin büyük hali için</em> ><strong><a href="http://img8.imagepile.net/img8b/757112006-2007.jpg">1tık</a></strong><]Neohttp://www.blogger.com/profile/13191093973050316673noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-12425889.post-1166102513014051422006-12-14T13:22:00.000+02:002007-01-08T14:31:41.454+02:00Rastlantılarım serisi No:3<div align="justify"><a href="http://imageshack.us"><img alt="Image Hosted by ImageShack.us" src="http://img88.imageshack.us/img88/1761/22uj7.jpg" border="0" /></a><br /><br />"nereye kadar sinema" demiştik<a href="http://kusmuk.blogspot.com/2006/06/nereye-kadar-sinema.html">*</a> ve rastlantılardan, kelebek etkilerinden, tesadüflerden örnekler vermeye başlamıştık. geldik üçüncü örneğimize...<br /><br />aslında bahsedeceğim gösteri hakkında bir yazı yazmayı düşünüyor ve bunu haliyle bu pazar (17 aralık) günü <span style="color:#ff0000;">Şeb-i Arus etkinliği</span>'nden<a href="http://www.crrks.org/?page=etkinlik&cat=1&amp;id=227">*</a> gelince yaparım diye düşünüyordum.. tabi olmadı.. ve bu yazının yazılmasına neden olan olaylar gelişti..<br /><br />böyle bir etkinliğe gitmek şurda dursun, yapıldığına dair bilgim bile yoktu.<br /><br />ta ki geçenlerde arkadaşım Justice'in<a href="http://oceanland.blogspot.com/">*</a> anet haber gruplarında <span style="color:#3366ff;">Kudsi Erguner</span>'in Cemal Resit Rey'deki konserinden bahsetmesi sonucu ona yazdığım şöyle bir;<br /><br />"<em>şu "ney" artık nasıl bir meret ise.. ona canlı muamelesi yapıp önünde saygı duyup başımı eğebileceğim ender müzik aletlerinden birisidir adeta. çok huzur verici, arındırıcı enteresan bir organizmadır bence kendisi..<br /><br />konuyla ne kadar bağlantılı olacak bilmiyorum ama... hangi dizide / filmde gördüğümü şu an hatırlamıyorum gerçi... bir sahnede karakter cami diye hatırladığım bir mekana gidip oturup oradaki "semâzen"lerin gösterilerini izliyordu. düşününce hiçte fena görünmüyor, olsa (belki vardır) gidip görsek falan epey rahatlatıcı gelebilecektir insanlara.. aslında araştırmak lazım<br />böyle şeyleri..</em>"<br /><br />durum bildirisi ve temenni sonucu kendisinden <strong>Cemal Reşit Rey</strong>'de <strong>17 Aralık</strong>'ta böyle bir gösterinin gerçekleşeceği müjdesini duyunca, büyük bir sevinçle ona şöyle bir;<br /><br /><em>"aaa çok güzel ya.. yani böyle bahsedip ardından rastlamak pek geri çevirirsem ayıp olacakmış gibi bir hisse büründürdü beni. evdekileri bi sorgulayayim ben, buna gidelim ya. tarih güzel, saat o kadar kötü değil. fiyat güzel. gerçi artık <strong>dark</strong> tarafın daha ilgi çekici olduğunu düşünen, biraz da kötü olmak lazım diyen, ona göre seçimler yapan bir insanım ve böyle birşeye gitmem paradoks yaratabilir ama koskoca <span style="color:#ff0000;">Mevlâna</span> zaten "Gene gel! gene gel! Her ne isen gene gel!" demiş yani, benim gibi olanlara bile krediyi vermiş adam, gönül rahatlığı ile gidebilirim. hiç olmazsa gelecekte çekmeyi düşündüğüm <span style="color:#ff0000;">Mevlâna</span> ve semazen merkezli stilize-tekno-bilim-kurgu filmimin eksizlerini kafaya yazmak için uygun bir ortam olmuş olur.. teşekkürler..."</em><br /><br />cevap yazıp bu gösteriye gitme planlarıma başlamıştım...<br /><br /><br />haftabaşı baktım biletix'den alamıyoruz biletleri. aslında alıyorduk ama hep en arka sırayı veriyordu tekrar tekrar satın-alma denemeleri yapmama rağmen.. üstelik uyarı olarakta biletix sitesinde "<em>tavsiye ettiğimiz listelenmiş numaralar salonun en uygun/güzel yeri olacaktır</em>" yazıyordu ve her demememde "<em>nasıl yani ya</em>" şeklinde kaygılanmama neden oluyordu..<br /><br />neyse böyle olmayacak diye aynı günün akşamı taksim'den crr'e kadar yürüdüm bizzat<br />gişesinden seçerek biletlerimi alayım diye..<br /><br />görevliye "<em>şu şu olaya 6 bilet lütfen</em>" dediğimde, bana ekranı çevirip o etkinliğe sadece bir tane yer kaldığını gösterdi. kalan yerin rengi de <span style="color:#33ff33;">matrix</span> yeşiliydi ve en arka sağ köşeydi.. :)<br /><br />olasılıksal olarak diken üstündeydim, herşey pamuk ipliğine bağlıydı.. ya (1) hep içimde olan böyle bir etkinliğe karşı "<em>olsa da gitsek</em>" temennisine rastlantısal olarak Justice'nin etkisiyle fırsat bulduğum için... (2) kalan koltuğun renginin <span style="color:#33ff33;">matrix</span> yeşili olmasını ve (3) o an solumdaki camdan oluşan giriş kapısının saydamlığından dolayı görebildiğim karşı kaldırımdaki reklam panosundaki "<span style="color:#ff0000;">banka kartının ilerisi <strong>Neo </strong>!..</span>" yazısını <span style="color:#ff0000;">Mevlâna</span> merkezli bir kutsal işaret olarak algılayıp... kalan 5 kişiyi sallayarak o bileti alacaktım..<br /><br />yada bunu yukarda bahsettiğim "biz dark olalım diyoyurz, <span style="color:#ff0000;">Mevlâna</span> bize şans sunuyor.." şeklindeki konuya inat bir durum olarak kabul edip, <span style="color:#ff0000;">Mevlâna</span> bana "<em>gel</em>" dedi demesine ama, kapıya vardığımda "<em>hadi şimdi defol git gözüm görmesin seni</em>" diye düşünecektim..<br /><br />ve ben ikincisini yaptım. :) evet galiba gerçekten bir şekilde kötü olmamız gerekiyor.. ben bugün buna biraz daha yaklaşdığımı (daha doğrusu yaklaşmam gerektiğini.. ) anladım.<br /><br />metroda eve dönerken bunları düşünürken elimdeki <span style="color:#3333ff;">CRR aralık</span> program kitapçığına bakıyordum. kitapçığı hayal kırıklığı gişesinden almıştım ve onun kapağında da sadece, hemen hemen hergün bir etkinliğin gerçekleştiği CRR'deki bu gidemediğim etkinliğin kocaman bir resmi vardı.. ne kadar ironik değil mi?..<br /><br />metroda ayrıca <strong>zencili</strong> + <strong>çinli</strong> içerikli ayrı bir rastlantım daha oldu. o da; eve gelip izlediğim <span style="color:#3366ff;">small</span><span style="color:#ff0000;">ville</span> bölümünün içeriği ile yine aynı pamuk ipliğiyle bağlıydı ve <span style="color:#ff0000;">small</span><span style="color:#3366ff;">ville</span>'in sonundaki Lex'li diyaloglu bölüm de benim bu "kötülük" kararımla uyuşuyordu.. o hikayeyi de başka bir rastlantılarım serisi'nde anlatayim artık :)<br /><br />bir önceki rastlantıyı okumak için sondaki yıldıza tıklayabilirsiniz.. -> <a href="http://kusmuk.blogspot.com/2006/08/rastlantlarm-serisi-no2.html">*</a> </div>Neohttp://www.blogger.com/profile/13191093973050316673noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-12425889.post-1165228088924980062006-12-04T12:00:00.000+02:002007-01-08T14:32:14.844+02:00Saw 3 / Testere 3...<div align="justify"><a href="http://imageshack.us"><img alt="Image Hosted by ImageShack.us" src="http://img157.imageshack.us/img157/3392/saw3dipl0.jpg" border="0" /></a><br /><br /><br /><embed id="radioblog_player_0" src="http://stat.radioblogclub.com/radio.blog/skins/mini/player.swf" width="180" height="23" type="application/x-shockwave-flash" allowscriptaccess="always" bgcolor="#ECECEC" flashvars="id=0&filepath=http://tekmetokat.org/ttt/13-charlie_clouser-hello_zepp-rns.rbs&amp;colors=body:#ECECEC;border:#BBBBBB;button:#999999;player_text:#999999;playlist_text:#999999;"></embed><br /><br />geçtiğimiz haftasonu sinema günü yaparım diye sinemaya gidip <span style="color:#ff0000;">testere</span>'yi mi <span style="color:#3366ff;">babel</span>'i mi önce izleyeyim diye kararsız kaldım ama sonunda testere'yi önce izleyip gerim gerim adeta şiddete doyup, çoştum ve ardından Babel ile de günah çıkardım.. :)<br /><br />film daha en başında <span style="color:#ff0000;">lions gate</span> firmasının logosuyla kendi pis atmosferine çekiyor izleyiciyi.. saw'ın yarattığı (yaratmak belki fazla iddialı olur.. saw'ın günümüze uygun bir şekilde makyajlayıp hortlattığı diyeyim..) (<span style="color:#ff9900;">hostel</span>'in devam ettiği) bir tür var artık.. böyle bir türe ait olan testere 3'ü zevk alarak izledim. beğendim. gerçi böyle bir türden keyif almanın ardında psikolojik ve sosyolojik durumlar olabilir buna "hadi canım sen de" diyemem.. sonuçta izliyoruz ve birilerinin ölüm sahnelerinden, kan, organ fışkırmalardan yer yer yumruk sıkacak kadar gerilsek dahi vazgeçmiyor, filmi beğenip sevebiliyoruz. zaten <span style="color:#ff0000;"><strong>Gore</strong></span> kültürünü bilirsiniz. uzakdoğuda da oldukça yaygındır taa <span style="color:#ff0000;">ichi the killer</span>'i falan düşünün.. testere gibi bir filmden keyif almak normal midir anormal midir diye ap-ayrı tartışma konuları açılabilir.. açılsın.. tartışalım yani.. not olarak bu filmi amerikada vizyona girdiğinde 3 günde 3.5 milyon kişi izlemiş. ekleyeyim..<br /><br />konu güzel..<br /><br />senaryo güzel.. yine son dakikalarda koca bir bulmacanın çözülmesi gibi bölümler geçerken acaip bir tatminlik hissi ile "vay anasını be" diyerekten kalıyorsunuz. ama bir film biterken kendimi bu kadar rahatsız hissetmemiştim.. acaip bir huzursuzluk duydum..<br /><br />görsellik oldukça güzel.. ki artık geçiş sahneleri şu bu falan da yaratıcı, farklı bir tarz haline gelmiş testere bünyesinde. ve daha önce filmi izleyenlerden duyduğum "sahneler fazla karanlıktı" mevzusunun filmde oldukça az bir sahnede (aslında tek sahnede var.. filmin başında sadece..) olduğunu söyleyebilirim. ve o kadar da kötü değil. tamamen bilinçli olarak yapılmış ve izleyiciyi o durumun (atmosferin) acımasızlığına hazırlamak için düşünülmüş bir oyun bence.. yani hiç rahatsız olmadım ki zaten gelip geçici kısa süreli bir sahne idi..<br /><br />müzik desen gaza getirici ve rahatsız eden sahnelerde gerilimi yükseltici özelliğine sahip. ki testere'nin artık ezberlenen şu ünlü parçasını unutmayalım. <span style="color:#3333ff;">yazının başındaki player'dan çalarak dinleyebilir</span>, bu yazıyı filmin atmosferine en yakın psikolojide okuyabilirsiniz :)<br /><br /><embed id="radioblog_player_0" src="http://stat.radioblogclub.com/radio.blog/skins/mini/player.swf" width="180" height="23" type="application/x-shockwave-flash" allowscriptaccess="always" bgcolor="#ECECEC" flashvars="id=0&filepath=http://tekmetokat.org/ttt/13-charlie_clouser-hello_zepp-rns.rbs&amp;colors=body:#ECECEC;border:#BBBBBB;button:#999999;player_text:#999999;playlist_text:#999999;"></embed><br /><br />ve serinin en kanlı bölümü bu olmuş. oldukça fazla parçalama, koparma, kan sahneleri mevcut. uzun süredir böyle hamam seansı gibi bir durum hissetmemiştim sinemada. hani hamama gidersiniz ve saatlerce kaldıktan sonra dışarı çıktığınızda hafiflemiş, üzerinizden birşeyler atmış, birşeyleri geride bırakmış hissedersiniz ya şu an bile (üstüne babel izlediğim halde) testere'nin böyle bir etkisi var üzerimde..<br />ha unutmadan işte bu yüzden özellikle ilk yarıda dışarı çıkıp mısır alan obur izleyicinin elinde patladı o mısırlar ve acaip keyif aldım hehe.. (mısırın da talihsizliğiymiş bu. sen pişerken patla falan.. sonra gel filmde filmin sahneleri yüzünden talihsiz izleyicinin elinde tekrar patla..)<br /><br />özellikle hoşuma giden bir tarafı da kendinden önceki ilk 2 filme ait olayları da ele alması, o filmlere dönüşler yapması ve yeni sahnelerle o hikayeleri derinleştirip bize birşeyler öğretmesi idi. tamamlayıcı özelliği var bu filmin diğer filmleri. öyle "son durak" tarzı bir seri durumu yok yani.<br /><br /><br />spoiler başlıyoooooooooo.......<br /><br /><span style="color:#ff0000;">spoiler başlıyoooooooooo.......</span><br /><br />spoiler başlıyoooooooooo.......<br /><br /><a href="http://imageshack.us"><img alt="Image Hosted by ImageShack.us" src="http://img244.imageshack.us/img244/8335/saw3amandajigsawpg9.jpg" border="0" /></a><br /><br />şimdi benim anladığım bu <span style="color:#33ff33;">jigsaw</span>'ın kafasında <span style="color:#33ff33;">amanda</span>'nın yeri başka. yani <span style="color:#33ff33;">amanda</span> aslında testere mevzusunun merkezindeki bir isim sanırım. bize öyle lanse ediliyor. amanda'ya uygulanan test bitmek bilmiyor. durup düşününce bizim jigsaw'ın öyle şiddet taraftarı bir adam olmadığı da ortada. böyle bir adamın da "ben ölünce koltuğu kime bıraksam" tarzında kaygısı da olamaz.<br />olsa tamam diyecem en uygun kişiyi buldu ve ona öğretiyor falan ama yok yani öyle bir adam olmadığını bu filmde bile daha iyi anladım ama o halde "nedir mevzu" diye sorasım geliyor.. hani amanda'nın bu kadar merkezde olması gerekiyor muydu gerekmiyor muydu sadece burada takılırım takılsam..<br /><br />film doğal bitti. ne olacaktı yani timör sahibi bir adam son yıllarını kafasındaki ceza sistemine göre ders vere vere yaşadı. zaten tüm dünyayı değiştirmesi gibi birşey saçma olurdu tıpkı kendisinin de ölmekten yırtmasının saçma olacağı gibi.. jigsaw öldü.. bu defter kapandı.. testere 4'ün de çekilmek için imzalandığını düşünürsek.. bu serinin başlangıcını anlatacağına şimdi daha iyi kanaat getirebiliyorum..<br /><br />çok psikopat bir filmdi çook.. bizlere her türlü duyguyu hissettiren, yelpazesi oldukça geniş olan bu "yeni nesil sinema sektörünü" takdir ediyor, saygılarımızı sunuyor, daha neler neler izleyeceğimizi hayal edip şimdiden sabırsızlanıyoruz...<br /><br />neyse biraz dinleneyim ve Babel'den bahsedeyim :)<br /><br /><br /><a href="http://imageshack.us"><img alt="Image Hosted by ImageShack.us" src="http://img218.imageshack.us/img218/9661/saw33hemireza7.jpg" border="0" /></a> </div>Neohttp://www.blogger.com/profile/13191093973050316673noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-12425889.post-1164624512016822772006-11-27T12:36:00.000+02:002006-11-27T13:04:20.616+02:00Underworld 2 : Evolution<a href="http://imageshack.us"><img alt="Image Hosted by ImageShack.us" src="http://img227.imageshack.us/img227/599/underworld2filmes2005waub9.jpg" border="0" /></a><br /><br /><div align="justify"></div><div align="justify">şimdi efenim bendeniz <span style="color:#ff0000;">vampirizm</span> müessesesi ile tanıştığımdan beri... bu sinema sektöründe "korku" türünün bir alt-türü olarak kabul edilen vampir türünü.. "hadi ordan be alt-türmüş peahh" dercesine alır üste yerleştiriveririm. hatta "korku" türünden tutar çekerim bunu koparırım, ap-ayrı bir tür olarak lanse ederim.</div><div align="justify"><br />kısaca sevdiğim saydığım bir türdür ve bizzat kıskandığım bir ırktır vampir ırkı. bakınız "vardır" yada "yoktur" diye bir sorgulamaya bile girmiyorum. ben varolduğuna inanıyorum, varolduğunu düşünme düşüncesi hoşuma gidiyor ve "acaba" diye şüpheye düşecek şekilde varlığını sorgulamak bile beni soğutuyor, hoşuma gitmiyor.. en önemlisi de gerek görmüyorum.</div><div align="justify"><br />bünyesel ve zihinsel hal böyleyken; bir <span style="color:#ff0000;">blade</span> serisi olsun, bir <span style="color:#ff0000;">Angel</span> dizisi olsun, efendime söyliyim bir <span style="color:#ff0000;">vampirle görüşme</span> olsun severek izlediğimiz ürünlerdir. underworld ise 2003 yılında "sinemada vampirizm" açlığımızı oldukça tatmin etmişti, gerek stilizesi olsun, gerek aksiyonu olsun tarzını ortaya koymuştu... o günden beri devamı gelecek aa ne hoş diyerekten bekledik, yılmadık, amerikalarda gösterildi duymazdan geldik, divxleri dvd'leri çıktı görmezden geldik, izledim güzeldi diye bir sürü yorumlar okuyup "hadi ordan bırak alla sen" diyip umursamadık.. sabrettik ve tam ümidimizi keseceğimiz bir zamanda vizyona girerek izlememiz için önümüzde eğilerek hizmetini tamamladı..</div><div align="justify"><br />filme atmosferik olarak uysun diye bir akşam seansında izledim filmi sinemada. çıktığımda zaten yağmur yağıyordu ve benim bir deri çeketim yoktu ki olsa konsepte süper uyacaktı ama insanoğlu aç gözlüdür bu seferde benim bir 14'lü makinam yok ki belimde diye veryansın edecektim kim-bilir..</div><div align="justify"><br />izlemesine izledim ama film onca sabrımın karşılığını bazı açılardan tam anlamıyla veremedi. ister istemez beklentiye girdim galiba bunca zaman ki oysa o kadar da karşıyımdır bu beklenti işine...</div><div align="justify"><br />filmin konusu süper. vampirizm için böyle bir mevzu çok güzel. ilk filmde çıtlatılan konuların özüne inmesi, buna bir tarih yazmaları, yani bir temele oturtmaları çok iyi düşünülmüş. ki yanında kurt-adam sektörü de bonus yani. oyunculuklar iyi.. sonra efektler falan, stilize sahneler oldukça sağlam. yanında oldukça da kanlı bir film.. ( ki zaten bu normal çünkü kansız vampir filmi mi olurmuş yav ) ama işte "senaryo" biraz teklemiş.. yer yer bu konuyu taşıyamamış sırtında.. en çok oralarda üzüldüm filmde. bu noktalardan şöyle-böyle bahsedeyim belki üzüntümü geçirip bana merhem olursunuz belli mi olur..</div><div align="justify"><br />acaip spoiler yapasım geldi...</div><div align="justify"><br />spoiler...</div><div align="justify">var...</div><div align="justify"><br />az daha aşağıda...<br /><br />şimdi ilk filmden de bildiğimiz ve burda daha net öğrendiğimiz öz bilgi neydi ? kabaca; baba corvinus'un 2 oğlundan birisini yarasa diğerini kurt ısırıyor ve iki üstün ırkın temeli böylece atılmış oluyor. bunu rahatlıkla kabul ederim. çünkü bir filmin kendi çizdiği dünya belli oranda mantıklıdır sorun teşkil etmez. yani bunlar "gerçek dünyada olmadı" diye tutarsız kabul etmeye gerek olmaz. işte böyle bir öz-bilgi ile belli bir kararlılıktaki tutarlılık ekseninde ilerleyen film ne oluyorsa belli başlı bölümlerde "hızlı-tutarlılık" hatasına düşüp durduk yere seyircinin gözünde "ucuzlayan", "inandırıcılığını kaybeden" yani "tutarsızmış gibi" bir hale geliyor.. bunlardan birisi "michael"ın özelliklerinin kararsızlığı.. sen kalk hem vampir hem lycan olaraktan her iki türden üstün ol ve victor'a bile karşı koy.. sonra gel burda marcus'tan dayak ve öl.. sonra vazgeç diril.. sonra filmde o kadar sır ve duvar altında kalıp beklentimizin odak noktası haline gelen ilk lycan'ın üst çenesini alt çenesinden ayır fırlat.. bilmiyorum yani.</div><div align="justify"><br />sonra.. çok şaşalı gösterilen, büyük giriş yapan, ağır adımlarla yere sert basan karakterler bu hızlandırma sonrası kağıt gibi yıkılıveriyorlar. bu benim gibi bir izleyiciyi gerçekten üzüyor. mesela baba corvinus.. adamın filme girişi olsun, ekibi şusu busu olsun çok "ağır abi" modunda. ki herşeyin başı bu adam aslında.. (gerçi bu adamın neden onca sene yaşamış olduğuna dair bilginin olmaması da ilginç.. varsa da ben görmedim heralde..) ama ne oluyor gidişi çok çabuk oluyor. yine marcus'un kardeşi ilk lycan. çok büyük ümitler bağlıyorsunuz o karaktere... çok özel korunuyor falan ama çok kısa sürede, çok basitçe ölüp gidiyor. üzülüyor yas tutuyorsunuz, tamam o bir hayvan ama o da can taşıyor.. filmin elinde, konusunda bu kadar büyük bir canavar var, bu kadar kolay mı yok olmalıydı.. sanmıyorum.</div><div align="justify"><br />sonra.. birisi lycan'ların atası, ilk kurt-adam.. ki değişim geçiremiyor bile o derece olan bir karakteri melez bir maykıl'a harcat..</div><div align="justify"><br />ikincisi ölümsüz bir vampir atası.. uyanırken lycan kanı bile aldı, yani çok güçlü.. ki bu adam da melez olmuyor mu bu durumda ? yani maykıl'la eşit olması gerekmiyor mu sizce ? (burası da tutarsız bence) neyse işte bu karakteri de saf-kan bile olmayan bir vampir kıza harcat. tamam belki selene corvinus'un kanıyla birşeyler kazanmıştır (ama bunu bize açıklamaları lazımdı.. corvinus nedir yani.. ) ama yine de tüm baba karakterler bu kadar kolay ve ucuz mu harcanlamalıydı diye kaygılı kaygılı düşündüm işte ben..</div><div align="justify"><br />hepsinden öte filmin sonu da pek bir iddialı pek bir karizmatik efenim. selene hanfendimiz bize neler söylüyor filmin sonunda ? "korkarım ki savaş ve kaos yakındır". yapmayınız hanfendiciğim, siz ki koskoca marcus'u, victor'u, william'ı devirmiş.. yani vampir tarihine (D)EVRİM... aradan da bonus niyetine baba corvinus'un ölmesine neden olmuş.. o da yetmemiş onun kanını alarak "gelecek" ünvanına erişmişsiniz.. amelie zaten ilk filmde öldü kalmadı geriye ne uyanacak vampir-ata, ne de kurt-ata.. yani nedir kalsın geriye sağda 500 bin kurt-adam.. solda 1500 vampir. bunlar siz iki üstün oluşumun dişinin kovuğunu doldurur mu yav.. ne savaşı ne kaosu :)</div><div align="justify"><br />diyor ve yine de 3 numaralı filmi heyecanla beklemeye başlıyoruz. sadece demem o ki bu ölümler ve sondaki iddialı sözler üçüncü filmin omzunun taşıyabileceği yük miktarının kapasitesini artırıyor. yani 3. filmin çok sağlam olmasını gerektiriyor seriyi tamamlayabilmek için.. öyle yada böyle konunun tarihine dalış yapmasından dolayı (at üstünde zırhlı vampirler pek bir karizmatikti be.. ) izlenir.. izlenmeli.. ne olur yani izleseniz ölür müsünüz... falan..<br /></div><div align="justify"></div><div align="justify">dolapta vişne suyu olacaktı ben bi bakayim..</div><div align="justify"><br />ve <span style="color:#ff0000;">selene</span> ne kadar hoş bir vampir öyle ya.. stilize stilize sevesim geldi onu..</div>Neohttp://www.blogger.com/profile/13191093973050316673noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-12425889.post-1161167689748917702006-10-18T13:17:00.000+03:002006-12-04T12:31:18.460+02:00[filmekimi'nin BOMBASI] Ye Yan / Şölen.. "sinema'da erimek.."<div align="justify"><br /></div><p><a href="http://static.flickr.com/113/272989435_f3111334bc_o.jpg"><img style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://static.flickr.com/113/272989435_f3111334bc_o.jpg" border="0" /> </a></p><p align="justify"><br /></p><p align="justify"><br />Evet.. sinema'da erimek.. koltuğa yapışmak.. çivilenmek...<br /><br />bazı filmler vardır böyle. onlara film demek hafif kalır. beyaz perdede birşeyler gelip geçer. bir ışık kaynağı çarpar gözünüze. aslında o bir ateştir. perde ötesinde tüm haşmetiyle yanan bir ateş.. kavurucu bir alev. perdenin ötesinde muazzam bir ateş ve perdenin bu tarafında ise yanmak ve erimek eylemini gerçekleştirmekle mükellef izleyici. ve film boyunca o ateşi tamamen içine çeken ve o sıcaklıkla filmin jeneriğinde deli gibi alkış tutan iki izleyici.. gogobaba ve neo..<br /><br />evet sevgili gogobaba herşeye rağmen beni kırmadı ve bu filmi izleme deneyimini benimle paylaştı. ve toplamda bakınca aslında ne kadar şanslı olduğumuzu anladı.. yağmur, çamur, akşam, gece demeden gittik.. sinema sıcak, yerimiz kötü, önümüzde kafa, koltuk rahatsız edici falan demeden, aldırmadan filmin içine girdik ve halen oralarda biryerde olduğumuzu düşünüyorum. film çok muhteşem.. aynen bu duyguları hissettirdi ve verisel anlamda bize "artı" değer olarak ağırlık kattı. yani bu filmin kazanımı ile varız şu an. filmden öncesi ve filmden sonrası çok farklı.<br /><br />filmin adı <strong><span style="color:#ff0000;">ŞÖLEN</span></strong>... orjinali <strong><span style="color:#ff0000;">YE YAN</span></strong>.. hadi ingilizcesini de söyliyim <strong>THE BANQUET</strong>. 2006 yapımı Çin filmi.<br /><br />filmin adı şölen... film zaten toplamda görsel, işitsel, hissel bir şölen. ayrıca bölümleri olarak "şölen içinde şölen" olarak alt kademelere sahip bir şölen..yönetmeni çok ünlü değil. hatta yönetmenimiz; yememiş içmemiş <span style="color:#ff0000;">Kungfu Hustle (Gong fu)</span> filminde Crocodile Gang Boss rolünde oynamış bir amca..<br /><br />filmin adı şölen... orda burda söylemekten dilimde tüy bitti.. filmin kareografı <span style="color:#3366ff;">Woo-ping Yuen</span>.. yani "<span style="color:#ff0000;">Fearless</span>", "<span style="color:#ff0000;">Danny the Dog</span>", "<span style="color:#ff0000;">Kung Fu Hustle</span>", "<span style="color:#ff0000;">Kill Bill</span>", "<span style="color:#33ff33;">Matrix</span>" üçlemesi ve "<span style="color:#ff0000;">Kaplan ve Ejderha</span>" gibi filmlerin de koreografisini üstlenen <span style="color:#3366ff;">Woo-ping Yuen</span>". bunu öğrendiğimde... türünün "dram" olduğunu okuduğum "şölen" filminde.. olsa olsa dans tarzı sahnelerde etkisini göstermiştir diye düşünmüştüm ama filme girince ağzımın payını aldım. filmin aksiyon yönü de varmış ve oldukça etkileyici, dolu dolu.. ve bu amca etkilerini öyle güzel sergilemiş ki hayranlıkla izledik. bu adam resmen imza atıyor kendi yönünü hissettirdiği sahnelere. aynı anda bir çok film aklınızdan gelip geçiyor sahneler aktıkça. mesela bir kaç yerde <span style="color:#ff0000;">kaplan ve ejderha</span>, bir kaç yerde <span style="color:#33ff33;">matrix</span>'den kareografiler gördüm, keyiflendim, yerimde duramadım..<br /><br />filmin adı şölen... bu film benim gözümde 2. bir <strong><span style="color:#ff0000;">hero<a href="http://kusmuk.blogspot.com/2005/12/hero-ying-xiong.html">*</a></span></strong> vakasıdır bundan böyle. kıyaslamayı sevmem normalde.. ki filmlerin <strong><span style="color:#ff0000;">hero</span></strong>'yu geçmek gibi bir kaygıları olması gerekmez ben sadece örnekleme adına söylemek istedim. <span style="color:#ff0000;"><strong>hero</strong></span> klasında bir film. onun tadında. zaten müzikleri bile <strong><span style="color:#ff0000;">hero</span></strong> tarzındaydı. tahmin etmiştim ve tahminim doğru çıktı. filmin müziklerini zaten <strong><span style="color:#ff0000;">hero</span></strong>'nun, <span style="color:#ff0000;">kaplan ve ejderha</span>'nın müziklerini de yapan "<strong><span style="color:#3366ff;">Tan Dun</span></strong>" bestelemiş. hemen kulağıma tanıdık gelmişti..<br /><br />filmin adı "şölen".. kendisi gibi... çok şiirsel mükemmel bir eser. sahneler, mısra mısra akıp geçiyor ekrandan. dramatikliği çok iyiydi. filme <span style="color:#ff6600;">hamlet'e uzakdoğu bakışı</span> diyebiliriz rahatça. kostümler, çevre görüntüleri, tasarımlar, silahlar, evler, binalar, saray falan muhteşemdi. bir filmde kusurlu bir taraf olmaz mı yahu. herşey bu kadar mı dört dörtlük olur. çok özenmişler.. tüm sinema soluksuz ve kıpırdamadan izledi filmi. zaten sinemada böyle bir filmi izlemek çok nadir kısmet olur. zor yani çok zor.. o kadar sık film izlerim, o kadar çok farklı türe ait film izlerim ama ne olursa olsun uzakdoğu filmleri kadar içime işleyen, beni etkileyen filmler görmedim. aksiyonu çok yerinde idi. zaten aslında dram ama, konu gereği giren aksiyonlar hiç sırıtmıyor, <strong><span style="color:#ff0000;">hero</span></strong> gibi muhteşem bir etki bırakıyordu. ki dövüşçülerin kostümleri falan aşmıştı zaten. bence bu yerinde olmuş. çünkü hamlet-vari bir konuya göre su gibi akan diyalogsal yapısına uygun kostümler gerekirdi. daha aşağısı kurtarmazdı. kraliçesinden, ninja-vari dövüşçülerine, askerlerinden saray içi hizmetkarlarına kadar herşey kusursuzdu, baş döndürücü idi.<br /><br />filmin adı şölen... oyunculuklar çok yerindeydi. <strong><span style="color:#ffccff;">ziyi zhang<a href="http://kusmuk.blogspot.com/2005/09/festivalden-duygu-dolu-eve-dn.html">*</a></span></strong><a href="http://kusmuk.blogspot.com/2005/09/festivalden-duygu-dolu-eve-dn.html">**</a> zaten artık büyük adımlarını atmaya başladı. her halinden belli.. hatta o kadar güzel bir rol çıkartığını gördük ki artık karakterinden gereği öyle anlar geldi ve kendisine nefretlerimizi ilettik. tabi bu iyi oyunculuğundan kaynaklanan bir durum. sonuçta o halen en büyük gözdemiz :) filmdeki aşk da çok iyiydi. ağlatan cinsten...<br /><br />(keşke) vizyona girse (gerçi vizyona bunu da fransızca dublajla falan sokarlar utanmadan...) hemen bir daha gidilesi, dvd'si çıksa hemen alınası, müzik albümü için <strong><span style="color:#3366ff;">Tan Dun</span></strong>'un peşine düşüp eli öpülesi, elde edip çevirip çevirip dinlenesi bir film "<strong><span style="color:#ff0000;">şölen</span></strong>"... sinemada şiir nasıl olur, yoğun edebiyat nasıl işlenir sorusuna verilecek doğru cevabın şıkkıdır "<strong><span style="color:#ff0000;">şölen</span></strong>"...<br /><br />"<span style="color:#ff0000;"><strong>karanlığı taramak</strong></span>" diyordum bunu izleyene kadar ama <span style="color:#ff0000;"><strong>filmekimi'nin incisi "şölen"dir</strong></span>. sonraki şanslı ise "<span style="color:#ff0000;">karanlığı taramak</span>"... ikisi bu yıl izlediğim en etkileyici filmlerdendir. tıpkı "<strong><span style="color:#ff0000;">vendetta</span></strong>" gibi..<br /><br /><br /></p><a href="http://static.flickr.com/91/272989434_e239d173bd_o.jpg"><img style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://static.flickr.com/91/272989434_e239d173bd_o.jpg" border="0" /></a><br /><a href="http://static.flickr.com/96/272989429_3f96af70d6_o.jpg"><img style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://static.flickr.com/96/272989429_3f96af70d6_o.jpg" border="0" /></a><br /><a href="http://static.flickr.com/89/272989430_3f39a0c7cf_o.jpg"><img style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://static.flickr.com/89/272989430_3f39a0c7cf_o.jpg" border="0" /></a><br /><a href="http://static.flickr.com/92/272989431_eedb056d8d_o.jpg"><img style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://static.flickr.com/92/272989431_eedb056d8d_o.jpg" border="0" /></a><br /><a href="http://static.flickr.com/93/272989433_3d4259b004_o.jpg"><img style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://static.flickr.com/93/272989433_3d4259b004_o.jpg" border="0" /></a>Neohttp://www.blogger.com/profile/13191093973050316673noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-12425889.post-1161081184656535472006-10-17T13:25:00.000+03:002006-10-17T13:46:05.926+03:00[filmekimi'nden] Özgürlük Rüzgârı / The Wind that Shakes the Barley<a href="http://img372.imageshack.us/img372/6506/zgrlkrzgaraw4.jpg"><img style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://img372.imageshack.us/img372/6506/zgrlkrzgaraw4.jpg" border="0" /></a><br /><p align="center"><a href="http://img372.imageshack.us/img372/6506/zgrlkrzgaraw4.jpg"></a></p><div align="justify"></div><div align="justify"></div><div align="justify"></div><div align="justify"></div><div align="justify"></div><div align="justify"></div><div align="justify"></div><div align="justify"></div><div align="justify"></div><div align="justify"></div><div align="justify"></div><div align="justify"></div><div align="justify"><a href="http://img372.imageshack.us/img372/6506/zgrlkrzgaraw4.jpg"></a></div><div align="justify">biraz oldu-bitti havası hissetsem de yönetmenin sadelik anlayışını sevdim. insanları ağlatmaktan kaçınıp daha çok olayları düşünmelerine yönelik davranmış. insanların hikayeleri gelip geçiyor... izliyorsunuz... taşıdığınız kalbin, beyniniz ile olan arkadaşlığına göre etkileniyorsunuz. normalde bu tarz filmlerde "tamam iyi güzel anlatıyorlar" diye düşünüp, bunun ne kadar gerçekleri yansıttığını merak edip, tarihsel bilgiden biraz yoksun olduğumdan dolayı gerçekliğinden tam emin olamıyorum. her zaman bu tarz filmlerde tek garispediğim nokta bu olmuştur bende. ama tüm yaşananları gerçek kabul edersek.. yönetmen gerçekten kasmadan, zorlamadan, sıkıştırmadan... dünya budur, insanlar budur, böyle olmuştur ve hatta böyle olmaya devam etmektedir !! mesajını da veriyor bence.. gerçi <strong><span style="color:#3366ff;">ken loach</span></strong>'ı şimdi tek film ile anlamak ne haddime ama yine de izledim ve her normal insan gibi düşünceleri paylaşma gereksinimi duydum :)<br />kısaca; Bağımsız İrlanda Cumhuriyeti’nin ve Kuzey İrlanda’nın ortaya çıkışıyla sonuçlanan olayları anlatan film, adanın henüz bir İngiliz kolonisi olduğu 1920’li yıllarda geçiyor. </div>Neohttp://www.blogger.com/profile/13191093973050316673noreply@blogger.comtag:blogger.com,1999:blog-12425889.post-1159451997414555242006-09-28T16:39:00.000+03:002006-09-28T17:06:21.850+03:00FilmEkimi 2006<div align="justify"><a href="http://photos1.blogger.com/blogger/6823/965/1600/filmekimi_2006_afis.jpg"><img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/6823/965/320/filmekimi_2006_afis.jpg" border="0" /></a> Selam arkadaşlar,<br /><br />FilmEkimi festivali 13-19 Ekim arasında gerçekleşecek. Kısa süreli bir etkinlik. Ve sadece tek sinemada (Beyoğlu Emek) gerçekleşiyor. <a href="http://www.iksv.org/filmekimi/cizelge_2005.asp">Festivalin kendi adresinde</a> adresinde tüm ayrıntıları ve film açıklamalarına ulaşabilirsiniz. Ben tüm filmleri (21 tane) inceledim. Kendi programımı zevkime göre ve haftaiçi akşamları ile haftasonuna denk gelenlerin arasından seçerek oluşturdum. Size o programı yazacağım az sonra ayrıntılı olarak. Lütfen açıklamalarıma dikkat ediniz, çünkü çok enteresan ayrıntılar var :) Ayrıca programın biletleri 7 ekim günü satışa çıkarılacakmış. </div><div align="justify"><br />Şimdi dikkatimi çeken filmlerin ayrıntılı listesine geçelim:<br /><br /><span style="color:#ff0000;">13 Ekim Cuma 19:00</span><br /><span style="color:#3366ff;">ÖZGÜRLÜK RÜZGÂRI / THE WIND THAT SHAKES THE BARLEY<a href="http://www.iksv.org/filmekimi/Filmekimi_2005.asp?day=1&fid=6&amp;sid=5">*</a></span><br />Film hakkında sinema konusunda çok sevdiğimiz bir dostumuz olan FNB47'nin sözlerini aktarıyorum hemen; <em>Ken Loach günümüzde , yaşayan en büyük sinemacılardan biridir. Onun bu güne dek yaptığı bütün filmleri tekrar-tekrar izlenebilir. Loach'ın yaptığı yeni bir filmin izlenmemesi diye bir şeyi düşünemiyorum. İzlemeyen , kaçıran kaybeder...<br /></em><br /><br /><span style="color:#ff0000;">14 Ekim Cumartesi 19:00</span><br /><span style="color:#3366ff;">ASİ GENÇLİK / BRICK<a href="http://www.iksv.org/filmekimi/Filmekimi_2005.asp?day=2&fid=13&amp;sid=9">*</a></span><br /><span style="color:#33ff33;">Neosal</span>: konusu hoşuma gitti. Lost dizisindeki Claire oynuyor filmde.<br /><br /><span style="color:#ff0000;">14 Ekim Cumartesi 21:30<br /></span><span style="color:#3333ff;">HAMBURGER CUMHURİYETİ / FAST FOOD NATION<a href="http://www.iksv.org/filmekimi/Filmekimi_2005.asp?day=2&fid=5&amp;sid=10">*</a></span><br /><span style="color:#33ff33;">Neosal</span>: şu açıklama yeter. "<span style="color:#ff0000;">Patricia Arquette, Ethan Hawke, Bruce Willis ve Avril Lavigne</span> gibi sürpriz oyuncuların boy gösterd