<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss'><id>tag:blogger.com,1999:blog-1188274681355032415</id><updated>2009-07-08T19:33:56.697+03:00</updated><title type='text'>HakDinimiz - İslam Güzeldir</title><subtitle type='html'>İslam Su, İnsan Balık; Suya Gir, Kurtul artık !</subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/'/><link rel='next' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default?start-index=26&amp;max-results=25'/><author><name>Damla</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14285715018957664598</uri><email>noreply@blogger.com</email></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>249</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>25</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1188274681355032415.post-406525440326582210</id><published>2009-07-08T19:32:00.001+03:00</published><updated>2009-07-08T19:33:56.706+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Düşündürücü Yazılar'/><title type='text'>Unutsak dünyayı, âmâ olsak..</title><content type='html'>&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Unutsak dünyayı, âmâ olsak, dilsiz olsak bir ân için sadece "HAK" deyip sussak, dinlesek; ne der ki kalb?....&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sadece "Hak" deyip sussak... &lt;br /&gt;Dil "Estağfirullah" dedikçe tesbih kavrulur ve kalbde geri dönülmez bir göç başlar. Nedâmet yağmuru altında bir terkediştir bu mâsivâyı. Mîrâcına yaklaştıkça bir yangın kuşatır kulu; her kapandığında şefkatin kaynağına. Âşık bir de yandı mı İbrâhim gibi en hayâli saâdeti bağışlar mâşuk ona. "Neredeyse yukarılarından gökler çatlayacak! Melekler de Rablerini hamd ile tesbih ediyorlar ve yerdekiler için mağfiret diliyorlar. İyi bilin ki Allâh çok bağışlayan, çok esirgeyendir" (eş-Şûrâ sûresi, 5) &lt;br /&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;    Ve birgün beyaz giysili bir sonla tükenir fânîlik. Dayanılmaz bir acze düşer can. Ve yalvarır kul: "Yetiş sevgili YÂ ALLÂH, her ilmekte YÂ RAHMÂN, çek canımı aşka YÂ GAFFÂR…"    &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;  Yaşayabilmek; zarif bir hüzünle, bütün incelikleriyle hayatı sanata dönüştürerek yaşayabilmek. Sevgililer sevgilisinin "Reyhanlarım" kavl-i şerîfinin muhâtabı gibi yaşayabilmek. Öyleyse ne sanarız bu efkâr mahzenini, imtihan dâiresini? O hâlde neden buradayız? Bu beyhûde uğraş, bu aşka mugâyir aşk niye? Ey insan, her gün gözlerini tutup sabaha çeviren bir kudret var, uyanmaz mısın?  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;  Şu merhalelerini aşmış, kehribar sarısına dönmüş çavdar dahî güneşi sırtlanmış ölüme büyümüyor mu? Yüzünü güneşe çeviren çiçeklerin bile kökü toprağın bağrında değil mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    Yeryüzü sürgün edilse merhametinden, çöllerine düşsem, sürünerek bile olsa, terk edip ben de beni sana gelirim. Bir süveydâ büyür içimde çağ, çağ. Ve secdeler en yakın mesafeyken visâle, dokunaklı bir terk ediliş değildir istirhâmım; biraz mutluluk ihtimâli, ne olur…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    Şaşkınsak; sebebi boğucu bir yokluk içinde, yâni dardaysak, bir başımızda elîm bir azap, bir başımızda korku ve aşk duruyorsa yâni şimdiden yanmadaysak. Nerde olursan ol, sonu ne olursa olsun, başına ne gelirse gelsin; hüküm O'na ait, şükür ve sabır düşer kul'a. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    Açsak Kabe'nin avlusunda katlı seccâdemizi, bambaşka bir titizlikle düzeltsek kıvrılan köşesini. Aldığımız abdest henüz kirpiklerimizde kurumadan, diz çöküp otursak ellerimizi açıp. Unutsak dünyayı, âmâ olsak, dilsiz olsak bir ân için sadece "HAK" deyip sussak, dinlesek; ne der ki kalb?&lt;br /&gt;  &lt;br /&gt;  Kulun Rabbi için döktüğü her damla gözyaşında kalbin derûnunda nurdan bir güneş parlar. Çöller bile sevdirilir kula. Ve yeniden şehâdet eder her zerre. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    Suçluluk kelimesini boşlukta bırakacak kadar hatânın zirvesinde olup, masumluğun mücadelesini vermektense; masum kelimesini boşlukta bırakacak kadar masumluğun zirvesinde olup suçlu muyum muhâsebesini yapabilmenin idrâkine eren fazîletli insanlara ve taşmış bir potansiyeli ile gözbebeklerine gedik açan ufkun, gündüzünden gecesine, beklenenin bekleyenini unutmadığı, dem dem ağırlaşan ayaklarına ve kurumuş nabızlarına bir gün değecek olan suya mütebessim sabır erleri; Cennetin kapısını ilk açacak el; Sevgililer sevgilisinin eli, sen de bu açılışa katılmak istemez misin?!.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    Îtiraz gülleri açtıkça gözlerimizin karanlık odalarında; onları kırıyoruz, bir yetimi kırar gibi. Hesap edilmemiş bir ışık ardında ağlıyor aşk, bizi terk eder gibi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;Ayşe Şûle Bekar &lt;/span&gt;  &lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1188274681355032415-406525440326582210?l=hakdinimiz.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/feeds/406525440326582210/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=1188274681355032415&amp;postID=406525440326582210&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default/406525440326582210'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default/406525440326582210'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/2009/07/unutsak-dunyay-ama-olsak.html' title='Unutsak dünyayı, âmâ olsak..'/><author><name>Damla</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14285715018957664598</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='10294079058832892577'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1188274681355032415.post-101106517074261437</id><published>2009-07-01T11:31:00.000+03:00</published><updated>2009-07-01T11:32:33.413+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İbadet'/><title type='text'>Namaz ve yine namaz</title><content type='html'>Zikredilir ki, Hatemî Zahid Hazretleri bir gün, Âsım İbn-i Yusuf Hazretlerinin huzuruna vardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Âsım ona dedi ki : ‘’ Ey Hatem ! Namazı güzel kılıyormusun ? ‘’ &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hatemî : ‘’ Evet ‘’ dedi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Âsım : ‘’ Nasıl kılıyorsun ?‘’ diye sordu . &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hatemî : Namaz vakti yaklaştıgı zaman, abdestimi güzelce alırım.Sonra namaz kılacagım yere yerleşirim.Hatta bütün uzvum, bende karar bulur. İki kaşımın arasında Ka’beyi görürüm. Maka-mım ( Kabrim ) önümde,Cenab-ı Allah, üzerimde ve kalbimde olanları bilmektedir.Sanki ayaklarım sırat köprüsünün üzerinde-dir. Cennet sagımda, Cehennem solumdadır. Ölüm melegi ( Azrail Aleyhisselam ) arkamda durmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu namazı son namazım olarak zann ( ve kabul ) edip Allahu Ekber. Diyerek ihsan ile ( yani Cenâb-ı Allâh’ı görür gibi, tekbir alırım. Kıraatı ( Fatiha ve zammı sureleri ) tefekkür ile ( yani manalarını düşünerek ) okurum. Tevazu ile rüku’a egilirim. Tazarru ile secde ederim. Sonra namazı tamamladıgımda otururum. Ümitle teşehhüdü okurum. Dil üzerine selam veririm, sonra , ihlas için selam veririm. Böylece korku ile ümit arasında namazımı kılarım. Sonra sabr’a dayanırım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra Âsım sordu :&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘’ Ey Hatemî ! Senin namazın hep böyle mi ? ‘’&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hatem^; :&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘’ Ta otuz yıldan beri namazım bu şekildedir.’’ Dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Âsım ağlamaya başladı. Ve :&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘’ Ben hayatımda asla böyle bir namaz kılmadım.’’ Dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaynak : Ruhul beyan tefsiri cilt 1 – sahife 140&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1188274681355032415-101106517074261437?l=hakdinimiz.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/feeds/101106517074261437/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=1188274681355032415&amp;postID=101106517074261437&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default/101106517074261437'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default/101106517074261437'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/2009/07/namaz-ve-yine-namaz.html' title='Namaz ve yine namaz'/><author><name>Damla</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14285715018957664598</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='10294079058832892577'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1188274681355032415.post-6888544729431182591</id><published>2009-05-27T19:19:00.002+03:00</published><updated>2009-05-28T22:38:22.902+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hikmetli Sözler'/><title type='text'>Tevbe - istiğfar - zikir</title><content type='html'>Necmüddin Kübra k.s. der ki: İki zikir bir yerde bulunmaz. Devamlı dünya varlıklarını zikir ve dert eden kimse, Allah’ı gerçek manada zikredemez. Allah’ın zikrine dalan kimse de kalbini dünya ile meşgul etmez. Hz. Peygamber s.a.v. devamlı Allahu Tealâ’yı zikrederdi. Peygamberlerin ve velilerin normal işleri de zikir sayılır. Çünkü, onların bütün davranış ve işleri Hak ile olur, hak ölçülere uyar. Zikirden gaye, kalbin Allah ile huzur bulmasıdır.” (Tasavvufî Hayat) &lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arifler, zikrin fayda vermesi için kalbin günah kirlerinden uzak ve temiz tutulmasını gerekli görmüşlerdir. Çünkü her bir günah kalbin üzerine siyah bir nokta olarak çöker. Bu siyahlıklar tevbe, istiğfar, zikir ve salih amellerle temizlenmezse kalbi kapatır, karartır ve katılaştırır. Böyle bir kalp ölmüş gibi gaflet içinde kalır. İbadetten zevk almaz. Ne yapsa taklitte kalır. Bu kalbin özel bir terbiye ve tedaviden geçmesi lazımdır. Onu uyandıracak ilâhi bir sevgiye ve feyze ihtiyacı vardır. Günümüzde bir çok müslüman kalbini ihmal edip gafletine bir çare aramadığı için, Allah dostlarının yaşadığı güzellikleri hiç tatmadan ölür gider. Halbuki kalbimiz Rabbimiz için tahsis edilmiş çok özel bir yerdir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her mümin, kalbinin durumunu, nefsinin hallerini, Rabbi ile arasındaki hukukunu kontrol için günün belirli saatlerini ayırmalıdır. Amellerinin günlük muhasebesini yapacağı bir vakti olmalıdır. Midesinin hakkı olduğu gibi, kalbinin de hakkı ve görevi olduğunu kabul etmelidir. Midesi gibi kalbin de bir gıdaya ihtiyacı olduğunu düşünüp, en münasip saatleri zikir için tahsis etmelidir. Kalbine bu şekilde vakit ayırmayan bir kimse, sadece günlük olarak kıldığı beş vakit namaz ve haftada bir okuduğu Kur’an tilâvetiyle kalbini diriltemeyeceğini, nefsini terbiye edemeyeceğini, Yüce Allah’ı çokça zikredenlerden olamayacağını bilmelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;( Alıntıdır )&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1188274681355032415-6888544729431182591?l=hakdinimiz.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/feeds/6888544729431182591/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=1188274681355032415&amp;postID=6888544729431182591&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default/6888544729431182591'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default/6888544729431182591'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/2009/01/tevbe-istigfar-zikir.html' title='Tevbe - istiğfar - zikir'/><author><name>Damla</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14285715018957664598</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='10294079058832892577'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1188274681355032415.post-1484845543831633706</id><published>2009-04-28T12:10:00.002+03:00</published><updated>2009-04-28T12:11:36.240+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Haber Dünyası'/><title type='text'>"İçki Yasağı" Anketi</title><content type='html'>Birileri İstanbul'daki Belediyelerin sosyal tesislerinde içki yasağından mutsuz oldukları için, içki yasağının kaldırılması için nabız yoklaması ve anketler yapıyorlar...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tabi, içkiyi seven, önem veren kendi yandaşları da aşağıdaki linkleri tıklıyor ve kendi taleplerini bildiriyor... Oysa oralarda içki olsa önünden geçmeyeceklerin haberleri bile yok birilerinin yaptıkları anketlerden. Çoğunluk içki serbestisi istiyor görünüyor...&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sizden çok özel ricamdır... Lütfen aşağıdaki linki tıklayınız. Mail Grubumuzun yarısı bir tıklama yapsa oranlar altüst olur inşAllah...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://anket.ekolay.net/1/753/Istanbul_Buyuksehir_Belediyesine_ait_sosyal_tesislerde_icki_yasagi_uygulamasi.aspx"&gt;http://anket.ekolay.net/1/753/Istanbul_Buyuksehir_Belediyesine_ait_sosyal_tesislerde_icki_yasagi_uygulamasi.aspx&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hadi görelim kardeşler asıl sonuçlar nasıl olmalıymış ...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.minare.net/forum"&gt;Kaynak: minare.net/forum&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1188274681355032415-1484845543831633706?l=hakdinimiz.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/feeds/1484845543831633706/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=1188274681355032415&amp;postID=1484845543831633706&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default/1484845543831633706'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default/1484845543831633706'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/2009/04/icki-yasag-anketi.html' title='&quot;İçki Yasağı&quot; Anketi'/><author><name>Damla</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14285715018957664598</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='10294079058832892577'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1188274681355032415.post-6754097893581227069</id><published>2009-04-17T11:57:00.001+03:00</published><updated>2009-04-17T12:00:18.161+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Muhammed Mustafa sav'/><title type='text'>Saadete Ulaştıran Yol</title><content type='html'>&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;Saadete Ulaştıran Yol; Sünneti Yaşamak&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;Hz. Muhammed (sas)'e ilk ayetin gelmesi ile O'nun peygamberlik vazifesi başlamış oluyordu. Bu anda O'nun tek başına olduğunu görüyoruz. Yani o tarihte dünya üzerinde Müslüman adedi birdir ve İslam toprakları Peygamber'imizin ayağını bastığı yer kadardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;On sene sonrasına göz attığımızda Müslümanların sayısı artmış, İslam toprakları hatırı sayılır derecede genişlemiştir. Şayet her on senenin bir haritasını çizmek gerekirse görülecektir ki, bir asır içinde, bir yandan Müslümanların sayısı artarken, öte taraftan İslam toprakları genişlemiş, devlet hazinesi de o ölçüde dolmuştur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Meselenin maddî yönü böyle iken manevî yönüne el atıldığında daha çok dikkatimizi çekecek hallerle karşılaşıyoruz; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düşmanların dost, hırsızların doğru, cahillerin âlim, pislerin temiz, kabilelerin devlet, kanunsuzların medenî ve değersiz kimselerin değer buldukları, tarihî bir hakikattir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bana göre çok kısa bir zamanda bir kişinin bu derece muvaffak olmasının sebepleri üzerinde araştırmak, Müslüman'ın vazifesidir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şunu unutmamalı ki; Peygamber'in yaptıklarını yapmak sünnettir. Aynı şartlar insanı aynı sonuca götüreceğine göre, Peygamber'i taklit edenler de Peygamber'in ulaştığı başarılara ulaşacaktır. Peygamber'i taklit etmenin, hele şu devirde zorlaştığı açıktır. Lâkin kıymetli şeylerin zorluklar karşılığı elde edildiği de herkes tarafından bilinmektedir. Cennet kıymetsiz bir şey olmadığı gibi ucuz da değildir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Siyer kitaplarını okuyanlar bilirler ki, Resûlullah iki cihan serveri olmasına rağmen, Habibullah olmasına rağmen, pek çok eza ve cefalarla karşılaşmıştır. Zamanında açlık, yoksulluk, devamlı hareket halinde olma, yaralanma, yerinden yurdundan kovulma, ihanetler, suikastlar hepsi hepsi O'nun (sas) başına gelmiştir. O (sas) bütün bu hadiseler karşısında 'a güvenmenin ve sığınmanın gayreti içindedir ve devamlı İslam'ı yaşamanın, anlatmanın verdiği vazife şuuruna sıkı sıkıya bağlıdır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peygamberimiz, meseleyi bir noktada düğümlüyor: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;" birdir, dünya ve ahiret saadeti O'na inanmaya bağlıdır." &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben halen kendimi bu tebliğin karşısında hissederim. 'tan başka mabud edinmemek ve 'a inanmanın sonucu dünya ve ahiret saadetine ulaşmak... Bundan anlıyorum ki, 'a inanmakta ve sünnet-i seniyyeye ittiba etmekte, dünya saadeti gizlidir. Bu inanç saadet çekirdeği gibi gönlümüzde yeşermekte, en zor anlarda dahi içimizde bir tûba ağacı meyvelerini vermektedir. Dış dünyamızda kıyametler koparken içimizde hususi bir dünya bulunmaktadır ve biz, içimizdeki dünya hayatında mesut yaşamaktayız. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şair diyor ki; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Ben gurbette değilim, gurbet benim içimde." &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biz saadetler içinde yüzen bir dünya bulamasak da saadet bizim içimizde. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet, iman ve sünnet-i seniyye baştan başa dermandır. Bu dermanın hangisi bizim derdimize şifa bilemeyiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hekimoğlu İsmail&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1188274681355032415-6754097893581227069?l=hakdinimiz.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/feeds/6754097893581227069/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=1188274681355032415&amp;postID=6754097893581227069&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default/6754097893581227069'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default/6754097893581227069'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/2009/04/saadete-ulastran-yol.html' title='Saadete Ulaştıran Yol'/><author><name>Damla</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14285715018957664598</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='10294079058832892577'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1188274681355032415.post-6236191245465504700</id><published>2009-02-22T21:53:00.002+02:00</published><updated>2009-04-17T12:05:52.663+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hikmetli Sözler'/><title type='text'>İmam Gazalî Hazretlerinden İnciler</title><content type='html'>İmam Gazalî -kuddise sirruh- (v. 1111)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;   Oğlum! Şu üç ibâdetinde mutlak sûrette kalbini teyakkuz hâlinde bulundur, aklın ve kalbin başka yerde olmasın! Bunlar, Kur'ân-ı Kerîm okurken, Rabbini zikrederken ve namaz kılarken. Bu üç hâlde bir an bile aklını ve gönlünü başka yere verme. Allâh'ın huzûrunda olduğunu unutma! Yoksa yönünü kıbleye çevirip de, aklın başka şeyler peşinde olursa, bunun değeri zaafa uğrar. Yönünü İslâm'ın doğduğu ilk mâbed olan Kâbe'ye, kalbini de Hazret-i Allâh'a bağla! Ayrıca âriflerden olmak istersen; sükûtun fikir, bakışın ibret ve dileğin tâat olsun. Zîra bu üç haslet, âriflerin alâmetidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;   Oğlum! Kul borcundan son derece sakın! Bir kuruş borç yüzünden, kabul olmuş pek çok ibâdetin sevabı gider. Rasûl-i Ekrem -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, borçlu olarak ölenlerin namazını kılmazdı. Bundan maksadı, zengini merhamete getirip alacağını bağışlatmaktı. Mümin, borç yaparken fuzûlî yere borca girmez. Lâkin zarûreten borçlanırsa ve ödemek niyetiyle alırsa, Allâh Teâlâ ona yardımcı olur. Hattâ ödemenin gayreti içinde olup da borcunu ödeyemeden ölürse, kıyamette de Allâh yardımcısı olur.&lt;br /&gt;   Belâya da şükretmek lâzımdır. Çünkü küfür ve günahlardan başka belâ yoktur ki, içinde senin bilmediğin bir iyilik olmasın! Allâh, senin iyiliğini, senden daha iyi bilir. Şer zannettiğin çok şey vardır ki senin için hayırdır. Hayır zannettiğin çok şey vardır ki senin için şerdir. En selâmet yol, ilâhî takdîre râzı olman, her hâle şükür diyebilmendir.&lt;br /&gt;   Oğlum! Son derece dikkat edeceğin bir cihet varsa, o da kimler ile düşüp kalktığındır. Şunu iyi bil ki bir sepet sağlam elma, içindeki bir çürük elmayı sağlama çıkartamaz. Fakat bir çürük elma, hepsini çürütür. Bunun için dâima sâlihlerle düşüp kalk!&lt;br /&gt;   İyi arkadaş da, gül yağı satana benzer, ya satın alırsın, ya o sana biraz sürer veya hiç olmazsa yanında bulunduğun müddetçe güzel koku taşırsın. Kişi sevdikleri ile beraberdir. Dünyada kimi sever ve kim ile düşüp kalkarsan kıyamette onunla haşrolunursun. O hâlde ilmi ile amel eden âlimlerin ve sâlihlerin sohbetine devam et!&lt;br /&gt;   Oğlum! Hayatta her şey Allâh'ın taksîmi iledir. Allâh; kimini zengin, kimini yoksul, kimini sağlam, kimini sakat, kimini âlim ve kimini câhil kılmıştır. Dünyanın düzeni ancak böyle sağlanır. Kendinden düşük kimseleri gördüğün vakit, böbürlenip onları hakîr görme! Sen onların yerinde, onlar da senin yerinde olabilirdi. İşte bunu düşünerek yoksullar ile arkadaş ol! Onlara karşı dâima alçak gönüllü olmaya çalış! İnsanlık ve İslâmlık vakârını koru! Saadet ancak böyle elde edilir. Dünya ve âhirette huzur istersen, kimseyi incitme! Senden gencini gördüğün vakit; "Bunun günahı benden az", senden yaşlısını gördüğün vakit; "Bunun sevabı benden çok, bilmediğim tarafları ile benden daha fazîletlidir" düşüncesi ile onlara bak! Bir âlim gördüğünde; "Bunun ilmi var, kendisini kurtarır", senden câhilini gördüğünde; "Bu bilmez, Allâh onu bağışlar", diye düşün! Hattâ bir kâfir gördüğün vakit, son nefes belli olmadığından; "Allâh Teâlâ buna hidâyet nasip ederse, bütün günahları bağışlanmış ve tertemiz olarak ilâhî huzûra çıkabilir. Acaba benim son nefesim ne olur?" diye âkıbetini düşün! Kendini ne kadar tanır ve ne kadar düşük görürsen, Allâh katında o nisbette mevkî kazanırsın.&lt;br /&gt;   Oğlum! Elinden geldiği kadar din kardeşlerinin ihtiyaçlarını karşıla! Zîrâ Rasûl-i Ekrem -sallâllâhu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur:&lt;br /&gt;   "Kim mümin kardeşinin bir ihtiyacını giderirse, Allâh Teâlâ da onun bir ihtiyacını giderir." (Buhârî, Mezâlim, 3)&lt;br /&gt;   Diğer bir hadîs-i şerîfte Rasûl-i Ekrem -sallâllâhu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuşlardır:&lt;br /&gt;   "Kim bir müslümanın ayıbını örterse, Allâh Teâlâ da dünya ve âhirette onun ayıbını örter." (Müslim, Birr, 72)&lt;br /&gt;   Aklı olan kimse nefsine demelidir ki: Benim sermâyem, yalnız ömrümdür. Başka bir şeyim yoktur. Bu sermâye, o kadar kıymetlidir ki, verilen her nefes, artık hiçbir şekilde ele geçmez. Nefesler sayılıdır ve azalmaktadır. O hâlde, nefeslerini iyi değerlendir ve bu fânî dünyâya yarın ölecekmiş gibi nazar et. Bütün azâlarını haramdan koru ve takvâya sarıl.&lt;br /&gt;   Allâh'ım! Ömrümüzü saadetle sona erdir. Rızâ-yı ilâhiyyene ve Cemâlullâha nâiliyet nasîb eyle! Sabah-akşam bizi âfiyetten ayırma! Takvâyı bize azık kıl, tevekkül ve güvenimizi sana yönelt! Bizi hak yolda sâbit kıl! İbâdete lâyık ancak Sen'sin. Sen'i noksan sıfatlardan tenzîh ederim. Sana lâyıkıyla kulluk edemediğim için zâlimlerden oldum.&lt;br /&gt;   Hamd, âlemlerin Rabbi Allâhu Teâlâ'ya; salât ü selâm, Fahr-i Cihân Efendimiz Muhammed Mustafâ'ya olsun!&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1188274681355032415-6236191245465504700?l=hakdinimiz.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/feeds/6236191245465504700/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=1188274681355032415&amp;postID=6236191245465504700&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default/6236191245465504700'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default/6236191245465504700'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/2009/02/imam-gazali-hazretlerinden-inciler.html' title='İmam Gazalî Hazretlerinden İnciler'/><author><name>Damla</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14285715018957664598</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='10294079058832892577'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1188274681355032415.post-4346738586534269432</id><published>2009-02-21T11:31:00.002+02:00</published><updated>2009-04-17T12:05:30.895+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İslamda Aile Kavramı'/><title type='text'>Mahmut Efendi Hazretlerinden..</title><content type='html'>&lt;span style="font-style:italic;"&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Mahmut Efendi Hazretlerinden - Kadınlar Tesettüre Dikkat Etmezse!&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir tarihte kadınlar benim&lt;br /&gt;yanıma geldiler. İçlerinden&lt;br /&gt;biri dedi ki:&lt;br /&gt;"Hoca Efendi burada bîr&lt;br /&gt;kadın var, kocası onu hiç kimseden&lt;br /&gt;gizlemiyor " dedim kî:&lt;br /&gt;"Allah bu kadının kocasına&lt;br /&gt;horoz kadar kıskançlık&lt;br /&gt;versin!"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;Horoz kendi arkadaşı&lt;br /&gt;olan tavuğun yanına başka horozları&lt;br /&gt;yaklaştırmaz, bunun horoz&lt;br /&gt;kadar aklı yok yahu! Ailen&lt;br /&gt;gizlensin ne istiyorsun, millet&lt;br /&gt;onu görürse sana ne fayda var?&lt;br /&gt;Sen bir erkek olarak onu gizlemekle&lt;br /&gt;memursun. Kimseye&lt;br /&gt;göstermemekle memursun&lt;br /&gt;sen. Haberin var mı bu işten?&lt;br /&gt;Bunlar sadece evlenmeyi bilir;&lt;br /&gt;evlenmeyi kedi de biliyor. Kediler&lt;br /&gt;gece gündüz birbirlerinin&lt;br /&gt;peşine gider. Onlar kedi, siz kedi&lt;br /&gt;olmayın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki, biz kedi miyiz arkadaşlar?&lt;br /&gt;Biz kedi değiliz, biz İnsanız!&lt;br /&gt;İnsan, eşref–i mahlûktur,&lt;br /&gt;ahsen–i mahlûktur; en güzel&lt;br /&gt;mahlûktur, en güzel biçimde&lt;br /&gt;yaratılmıştır.&lt;br /&gt;Sen aileni nasıl açarsın,&lt;br /&gt;ailenden çarşafı nasıl çıkarttırırsın?&lt;br /&gt;Bu ne büyük zulümdür&lt;br /&gt;arkadaşlar! Böyle kocayla yaşamanın&lt;br /&gt;Cehennemde yaşamaktan&lt;br /&gt;pek bir farkı yoktur.&lt;br /&gt;Çünkü bu adam kendisi ile birlikte&lt;br /&gt;ailesini de cehenneme&lt;br /&gt;doğru sürüklüyor. Horoz kadar&lt;br /&gt;kıskançlığı yok, aklı da yok. Allah&lt;br /&gt;ona akıl verdi amma aklını&lt;br /&gt;çürüttü, dünya sevgisi onun&lt;br /&gt;aklını şaşırttı.&lt;br /&gt;Dünyayı sevmek insanı&lt;br /&gt;sarhoş eder. Sarhoş akılsız demektir.&lt;br /&gt;Ne ayet anlar, ne hadis&lt;br /&gt;anlar, ne dosdoğru yol anlar,&lt;br /&gt;hiç bir şey anlamaz.&lt;br /&gt;Bu şikâyetler geliyor bana.&lt;br /&gt;Bazı hanımlardan da&lt;br /&gt;şikâyet geliyor kocalarına yaramazlık&lt;br /&gt;ediyorlar.&lt;br /&gt;Evvelce bir umre ziyaretinde&lt;br /&gt;Hatice Validemizi Mekke–&lt;br /&gt;i Mükerreme'de ziyaret ettik.&lt;br /&gt;"Bazı hanımlar kocalarına&lt;br /&gt;itaat etmiyorlar, az itaat ediyorlar"&lt;br /&gt;buyurdu.&lt;br /&gt;Daha sonraki bir ziyaretimizde&lt;br /&gt;de; buyurdu ki: "Çarşafı&lt;br /&gt;belinden kesenlerle harp&lt;br /&gt;edin." Yani onlarla mücadele&lt;br /&gt;edin, onları yola alın demek istedi.&lt;br /&gt;Her ziyaretimizde bir şeyler&lt;br /&gt;buyuruyor.&lt;br /&gt;Aman dikkat edelim arkadaşlar&lt;br /&gt;o büyükler bizi bekliyor.&lt;br /&gt;Onlar bizim anamızdır.&lt;br /&gt;* * *&lt;br /&gt;Çok acayip bir zamanda&lt;br /&gt;yaşıyoruz. Tabiri caizse sapla&lt;br /&gt;samanın birbirine karıştığı bir&lt;br /&gt;zamandayız. Nice insanları görüyoruz,&lt;br /&gt;duyuyoruz Kur'ân'a&lt;br /&gt;yaklaşmıyor, Kur'ân'dan çok&lt;br /&gt;uzak duruyorlar. Bu ne akıldır?&lt;br /&gt;Bir insanın evinin içinde hazine&lt;br /&gt;olsa ve bu hazineye kayıtsız&lt;br /&gt;kalsa ne olur? O insan hazineyi&lt;br /&gt;dışarıda arasa onun durumu&lt;br /&gt;neyse, Kur'an'dan uzak duranında&lt;br /&gt;durumu odur.&lt;br /&gt;Ya Rabbi! Bizi Kur'ân'ı&lt;br /&gt;sevenlerden, ona tazim edenlerden&lt;br /&gt;eyle! Bizi dünyada ve&lt;br /&gt;ahirette ondan ayırma!&lt;br /&gt;Onun hürmetine güneş&lt;br /&gt;doğuyor, yağmurlar yağıyor.&lt;br /&gt;Mevlâ bu kadar nimeti&lt;br /&gt;yaratıyor. Kendisi için değil, kimin&lt;br /&gt;için, kulları için… Arazî,&lt;br /&gt;toprak, dağ taş yaratıyor. Kimin&lt;br /&gt;için bizim için… Ne kadar büyük&lt;br /&gt;Allah!&lt;br /&gt;* * *&lt;br /&gt;Birileri, bunlar hocalar&lt;br /&gt;olabilir, akıl sahibi müminler&lt;br /&gt;olabilir, bunlar tecrübe sahibi&lt;br /&gt;büyüklerimiz olabilir, bize hakkı&lt;br /&gt;söyledikleri vakitte ondan&lt;br /&gt;dolayı kızmayalım, bilâkis teşekkür&lt;br /&gt;edelim. İyi ya, o suçtan&lt;br /&gt;kurtardı seni, şöyle düşünün o&lt;br /&gt;zatın ikaz ve uyarısı olmasaydı&lt;br /&gt;suça devam edecektin. İllâ&lt;br /&gt;emr–i bi'l–ma'rûf, nehy–i&lt;br /&gt;ani'l–münker yapalım. Dikkat&lt;br /&gt;edelim, unutmayalım. Bir daha&lt;br /&gt;bugünü bulamayabiliriz.&lt;br /&gt;Nefis der ki, bu soğuk havada,&lt;br /&gt;karlı havada camiye nasıl&lt;br /&gt;gideceksin? Hatm–i Hâce'ye&lt;br /&gt;nasıl gideceksin? Her türlü&lt;br /&gt;vesveseyi verir. Hiç, utanmak&lt;br /&gt;bilmez. Kalın kafalının birisidir.&lt;br /&gt;Efendi babam kuddise&lt;br /&gt;sirruhû onun için "yeryüzündekilerin&lt;br /&gt;en cahili" derdi.&lt;br /&gt;Sen onu dinlemedin camiye&lt;br /&gt;geldin. Elhamdülillâh,&lt;br /&gt;bunları Mevlâ görüyor. Dünyada,&lt;br /&gt;âhirette bizi bu yoldan ayırma,&lt;br /&gt;bizi dostlarından ayırma.&lt;br /&gt;Unutmayın ölmekle beraber&lt;br /&gt;hısımlık, akrabalık bitmiş&lt;br /&gt;oluyor. Ondan sonra hısımlık,&lt;br /&gt;akrabalık, tarikat, şeriat, hakikâtle&lt;br /&gt;oluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1188274681355032415-4346738586534269432?l=hakdinimiz.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/feeds/4346738586534269432/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=1188274681355032415&amp;postID=4346738586534269432&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default/4346738586534269432'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default/4346738586534269432'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/2009/02/mahmut-efendi-hazretlerinden.html' title='Mahmut Efendi Hazretlerinden..'/><author><name>Damla</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14285715018957664598</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='10294079058832892577'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1188274681355032415.post-3010814930209955558</id><published>2009-02-20T18:47:00.002+02:00</published><updated>2009-04-17T12:04:56.004+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Düşündürücü Yazılar'/><title type='text'>Gençler Neyin Derdine Düşmeli?</title><content type='html'>Gençler Neyin Derdine Düşmeli&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Herkes -nefsânî ya da rûhânî- bir derdin peşinde hayatını sürdürüyor. Gençler neyin derdine düşmeli? Bu fânî âlemde gâye ne olmalı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bahçıvan ektiği tohumun derdinde olur ise tohum bereket verir. Bîgâne kalırsa tavuklara veya tarla fârelerine gıdâ hazırlamış olur. Kısaca râm olmadan hâkim ve sâhip olmak mümkün değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanın bu imtihan dünyasında en büyük derdi yâni istikbâl endişesi, “Son Nefes” olmalıdır. Zîrâ son nefes, buğusuz, pürüzsüz ve lekesiz bir ayna gibidir. Her insan bu aynada, güzellikleri ve çirkinlikleriyle bütün ömrünü net bir şekilde seyredecektir. O son nefes ânında, gözlere ve kulaklara hiçbir îtiraz ve gaflet perdesi inmez. Bilâkis bütün perdeler kalkar ve her türlü îtiraf; aklı ve vicdânı pişmanlık iklîmine sokar. Sakın!.. Hayâtımızı pişmanlıkla seyrettiğimiz ayna, son nefes olmasın!..&lt;br /&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Büyük bir îkâz-ı ilâhî olarak Rabbimiz: “Ey îmân edenler! Allâh’tan, O’na yaraşır şekilde korkun, hakîkî müttâkî olun ve ancak müslümanlar olarak can verin!” (Âl-i İmrân, 102) buyuruyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayatın gâyesi, güzel bir kul olarak yaşamak ve güzel bir kul olarak can verebilmektir. Zîrâ hedef, Cenâb-ı Hakk’ın beşeriyete armağan ettiği, Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in zarif ve duygulu hayatından hisse alıp; derin, ince, rakîk ve hassas bir kul olabilmektir. Bu da Allâh’ın azamet-i ilâhiyesine yaraşır şekilde takvâ sâhibi bir kul olmayı îcâb ettirir ki, inşallah bu sâyede müslüman olarak can verebilelim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne ibrettir ki, insanoğlu ömrü boyunca sayısız kere ölümle yüz yüze gelmektedir. Yaşanan hastalıklar, beklenmeyen sürprizler, meydana gelen felâketler, hayatta her an mevcud olan, fakat insanın gaflet ve acziyeti sebebiyle çoğu kez habersiz olduğu nice hayatî tehlikeler, ölümle insan arasında ne ince bir perde bulunduğunu göstermiyor mu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lâkin çok kere insanoğlu gafleti sebebiyle yağmur damlalarının kayaların üzerinden boşa akıp gitmesi gibi ömür takviminin sayfalarını, her şeyi savuran nefsânî hayat fırtınalarının akışına terk etmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Müslüman olarak can verebilmek için Hazret-i Osman -radıyallâhu anh- şu altı endişe içinde olmamızı tavsiye buyurur:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1. Îmânı kaybetme korkusu. Zîrâ son nefesin nasıl olacağı meçhuldür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2. Kendini rezil-rüsvâ edecek şeylerin kıyâmette ortaya çıkması. Zîrâ mahşerde ilâhî ekranlar ile bütün amellerimiz önümüze serildiğinde kendimizi daha yakından tanıyacağız. Âyet-i kerîmelerde buyrulur:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Kitabını oku! Bugün sana hesap sorucu olarak kendi nefsin yeter.” (el-İsrâ, 14)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“İşte o gün yer haberlerini anlatır.” (ez-Zilzâl, 4)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3. Şeytanın Sırât-ı Müstakîm üzerine oturması ve hayır işlerini idlâl etmesi. Âyet-i kerîmede şeytanın şerri hakkında şöyle buyrulur: “Beni azdırmana karşılık, and olsun ki, ben de onları saptırmak için Sen’in doğru yolunun üstüne oturacağım, (kullarını yoldan çıkaracağım).” (el-A‘râf, 16) Yâni iblis, gâfil gönüllere kibir, riyâ, ucub vermek sûretiyle yapılan amelleri zâyi etme peşindedir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4. Kul dünyevî bir işle meşgûl iken Azrâil -aleyhisselâm-’ın gelip canını alması. Yâni, canımızı secde esnâsında mı, yoksa nefsânî bir öfke ve gaflet ânında mı vereceğiz? Hayatımız, ağzımızdan hak ve hakikate dair bir söz çıkarken mi, yoksa bir dedikodu meclisinde mi son bulacak? Azrâil -aleyhisselâm- yanımıza, gözümüz harama bakarken mi yoksa Kur’ân-ı Kerîm rahlesi başındayken mi gelecek, meçhuldür. Meselâ Hazret-i Osman -radıyallâhu anh- hep bu endişeyi taşıdığı için son nefesini Kur’ân okurken verdi. Nitekim hadîs-i şerîfte, “Kişi yaşadığı hâl üzere ölür ve öldüğü hâl üzere haşrolunur.” (Münâvî, Feyzu’l-kadîr, V, 663) buyrulur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5. Dünyâ hayatının âhiret hayatını unutturması. Bu tehlikenin bertaraf edilmesi, fânîliği unutmamak ve gönüllere, “Yarın bu nefsin konağı mezar olacaktır!” anlayışını yerleştirmek ile mümkün olacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;6. Âile ve evlâdların insanı gaflete düşürüp Hak ile meşgûliyetten alıkoyması. Bu husustaki îkâz-ı ilâhî âyet-i kerîmede şöyle beyân buyrulur:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Biliniz ki, mallarınız ve evlâdlarınız, birer fitnedir (imtihan konusudur). Büyük mükâfât ise, âhirette Allâh nezdindedir.” (el-Enfâl, 28)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir Allâh dostu kabristandan geçerken, kendisine keşf olunan kabir hâlini ve mevtâların pişmanlığını şöyle dile getirir: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Âh şu insanlar burada yatanların: «Keşke iki rekât daha fazla namaz kılsaydım, huşû içinde fazladan bir kelime-i tevhîd daha getirebilseydim!» diye feryâd edip durduklarını duysalardı…”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son nefes ve âhiret endişesini müşahhas hâle getiren Hak dostu Rebî bin Heysem, bahçesine bir mezar kazdırmıştı. Kalbinin katılaştığını hissettiği zaman bu kabre girer, bir müddet orada kalırdı. Birgün dünyâya vedâ edeceğini ve mezârda bir istiğfâr ve sadakaya muhtaç vaziyette kalacağını tefekkür eder, âhiretteki hesabını düşünerek bir muhâsebe iklîmine girerdi. Daha sonra, “Nihâyet onlardan birine ölüm gelip çattığında: «Rabbim! Beni geri gönder; tâ ki boşa geçirdiğim dünyâda sâlih ameller işleyeyim.» der.” (el-Mü’minûn, 99-100) âyetlerini okurdu. Mezardan çıkınca da kendi kendine:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“–Ey Rebî! Bak, bugün geri çevrildin. Bu talebinin kabul edilmeyeceği, dünyâya geri gönderilmeyeceğin bir vakit de gelecektir. Şimdiden tedbirini al ve sâlih amellerini, Allâh yolundaki gayretlerini ve âhiret hazırlıklarını ziyâdeleştir.” derdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Demek ki insanın en mühim meselesi, dünyâdaki bir takım nefsânî menfaatlerden vazgeçerek Cenâb-ı Hakk’ı kalpte tanımak sûretiyle, âyet-i kerîmede medhedilen “Bilenler”den olabilmektir. Bu sâyede ibâdetler feyiz ve bereket kazanır, nefsânî arzular dizginlenerek ruhânî hayât inkişâf eder.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hazret-i Ömer -radıyallâhu anh-: “Yarın âhirette hesâba çekilmeden evvel kendinizi hesâba çekiniz.” buyuruyor. (Tirmizî, Kıyâmet, 25/2459) Demek ki dâimî bir muhâsebe hâlinde olmamız gerekiyor. Bugün ben Allâh için ne yaptım? Kitap ve Sünnet’in muhtevâsı içinde ne kadar yaşayabildim? Mes’ûliyetimin şuurunda mıyım? Allâh yolunda ne kadar fedâkarlık yapabildim? Müslümanların derdiyle ne kadar dertlendim? diye tefekkür ederek en mühim derdimiz olan âhiret endişemizi canlı tutacak bir muhâsebe iklîminde yaşamalıyız. Bu muhâsebe hâlini en güzel şekilde idrâk eden Hazret-i Ömer -radıyallâhu anh-, geceleri sırtında un çuvalı ile dolaşarak yalnızların, kimsesizlerin ve muhtaçların gönül iklimine girmeye çalışırdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünyevî imtihanlar defâlarca tekrarlanabilir. Dâimâ bir sonraki imtihanda kazanma ümîdi ve şansı mevcuttur. Âhiret imtihanı ise bir defâya mahsustur. O da bu cihân dershanesinde verilmektedir. Vefât ettikten sonra ikinci bir imtihan hakkı yoktur. Cenâb-ı Hak bu hususta kullarını şöyle îkâz buyurur:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Onlar orada imdâd istemek için şöyle feryâd ederler: «Ey Yüce Rabbimiz! Ne olur, bizi buradan çıkar, tekrar dünyâya gönder de, daha önce yaptıklarımızı terk ederek sâlih ameller işleyelim!» Allâh Teâlâ onlara şöyle buyurur: “Biz, size, düşünüp ibret alacak, hakîkati görebilecek kimsenin düşünmesine yetecek kadar uzun bir ömür vermedik mi? Hem size peygamber de gelip uyardı. Öyleyse tadın azabı! Zâlimlerin hiç bir yardımcısı yoktur!” (Fâtır, 37)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yâ Rabbi! Son nefesimizi Cemâl-i İlâhî’ne kavuşma aşk ve iştiyâkıyla verebilmeye medâr olacak feyizli bir ömür yaşamayı cümlemize nasîb eyle! Âmîn!..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Osman Nuri Topbaş&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1188274681355032415-3010814930209955558?l=hakdinimiz.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/feeds/3010814930209955558/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=1188274681355032415&amp;postID=3010814930209955558&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default/3010814930209955558'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default/3010814930209955558'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/2009/02/gencler-neyin-derdine-dusmeli.html' title='Gençler Neyin Derdine Düşmeli?'/><author><name>Damla</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14285715018957664598</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='10294079058832892577'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1188274681355032415.post-166506912567053565</id><published>2009-02-19T13:52:00.002+02:00</published><updated>2009-04-17T12:06:15.194+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İslam (genel)'/><title type='text'>Şahadet Meselesi ve Kadın</title><content type='html'>Şahadet konusunda ancak iki kadının bir erkek yerine kaim olması onun için bir zül değil bilakis merhamettir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şahitlik, çoğu zaman yanlışa alet edilmeye çalışılan, bir çok tehlikeleri göze almayı ve nihayet rüşvete meyletmeyecek, tehditlerden yılmayacak sağlam bir irade ve mücadele kabiliyetine gerek gösteren bir müessesedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Toplumlarda umumiyetle erkeklerin bir çoğu bile şahitlik yapmaktan ısrarla kaçınır, bunu bir nevi belayı başına sarmak olarak nitelerler.&lt;br /&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;Bunun için bir olayın şahitleri arasındaki bir kadının herhangi bir yükümlülüğü ve fonksiyonu yoktur. Kararları tamamen değiştirme aşamasında erkeklerin şahadeti yanında onun şahadetine itibar edilmez. Yalnız, hakim onun sözlerini de gözünden uzak tutmaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama kadınlar iki veya daha fazla olurlarsa şahadetlerine itibar edilir. Çünkü bu halde yanılma ihtimali ortadan kalkmış, duygularla hüküm verme tehlikesi kalmamıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kadın zayıf yapılı ve duygusal bir yaratıktır. Bu sözümüz asla onu hor ve hakir gördüğümüz manasına değildir. Bilakis o bu zayıflığıyla korunmaya, duygusallığı ve nezaketiyle sevilmeye layıktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir inci tanesi de dev bir kayaya nazaran oldukça küçüktür. Kimse onun küçüklüğünü inkar etmez. Fakat herkes onun değerini teslim eder ve onu kayanın kat kat misline değişmez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte kadın da böyle bir inci mesabesindedir. Zayıf ve duygusal...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mühim kararların arefesinde, özellikle karar ağızlarından çıkacak bir çift söze bağlanırsa heyecanlanarak iradelerini yitirirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mesela istisnalar dışında hiç bir kadın idam kararıyla karşı karşıya kalıp da hıçkıra hıçkıra ağlayan bir sanığın karşısında duygularından uzak davranamaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çoğu kez duygularına esir olur ve mesela bir infaz kararını önleyerek katilin serbest bırakılmasını sağlayabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Af, şüphesiz güzel şeydir. Fakat eli kana bulanmış bir katilin rahat duracağını kimse garanti edemez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Olayı farazi olarak bir kaç adım ileri götürecek olursak, bir gün katil, katilliğinin tek şahidi olan o kadını da tehlikeli görecek ve belki de o kadını da ortadan kaldırmakta bir an bile tereddüt etmeyecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şahadet öncesinde muhatapları tarafından tehdit edilen bir erkek iradesini yitirmeden tehditleri savıp doğru olarak şahitliğini yapabilir. Kadın ise ona göre zayıf ve ürkektir. Tehlike onun sinirlerini yıpratır. Aynı şekilde fikri daha tez çelinir. Fakat kadın şahit sayısı ikiye ve daha fazlaya çıkarsa durum değişir. Yanılma ve duygusal davranma ihtimali kalmayacağı için kadınların şahitlikleri bağlayıcı duruma geçer.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayrıca kadınları ilgilendiren meselelerde de tek başına da olsa geçerli olan kadının şahadetine itibar edilmez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Görüldüğü gibi İslâm cinslerden herhangi birini yüceleyip ötekisini tahkir etmemekle bilakis, her cinsi yaratılışına uygun yerlerde sorumlu tutmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İslâm'ın yaptığı şey, herşeyin düzenli yürümesi için insanların fıtratları doğrultusunda yürümelerini sağlamaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kadının şahitlikte erkeklerle eşit olması, mirasta tam pay alması gibi ilk bakışta eşitliğin gereği gibi görülen basit şeyler onu ilgilendirmiyordu. O, insanlar, ilk önce kendisini tenkid etseler de takip edeceği çizgiyi ve varacağı hedefi biliyor evrensel planını ona göre hazırlıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zaten onun mevzi hesaplar ve dar görüşlü anlayışların sınırına hapsolunacak kadar basitleşmesi düşünülemezdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çünkü O, Âlemlerin yegâne Rabbi olan Hz. Allah'ın kanunuydu!.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;www.sevde.de&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1188274681355032415-166506912567053565?l=hakdinimiz.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/feeds/166506912567053565/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=1188274681355032415&amp;postID=166506912567053565&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default/166506912567053565'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default/166506912567053565'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/2009/02/sahadet-meselesi-ve-kadn.html' title='Şahadet Meselesi ve Kadın'/><author><name>Damla</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14285715018957664598</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='10294079058832892577'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1188274681355032415.post-101695212046803420</id><published>2009-02-18T20:03:00.002+02:00</published><updated>2009-04-17T12:07:01.907+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Menkıbe ve Hikayeler'/><title type='text'>Rumeysa</title><content type='html'>Ebu Talha henüz Müslüman olmamış idi. Ümmü Süleym’e (Rumeysa) evlenme teklifinde bulundu. Ümmü Süleym ona şu cevabı verdi:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;—      Doğrusu ben de sana hevesliyim. Senin gibisi kaçırılmaz. Lakin sen kâfir bir adamsın, bense Müslüman bir kadınım, seninle evlenmem doğru olmaz.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunun üzerine aralarında şöyle bir konuşma cereyan etti. Ebu Talha:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;—      Sana ne oldu Rumeysa?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;—      Ne olmuş bana?&lt;br /&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;—      Sarı ve kırmızıdan ne haber?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;—      Ben altın ve gümüş aramıyorum. Sen bir adamsın ki işitmeyen, görmeyen, sana hiç faydası dokunmayan şeylere tapıyorsun. Falanların siyah kölesinin dağdan sürükleyip getirdiği yerden biten odun parçasına tapmaktan hiç sıkılmıyor musun? Eğer sen Müslüman olursan, işte o benim mehrim olsun, evlenelim, başka bir şey talep etmeyeceğim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;—      Bana Müslümanlığı kim telkin eder Rumeysa?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;—      Resulullah (s.a.) telkin eder, ona git.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ebu Talha, Hz. Peygamber’in bulunduğu yere doğru ilerlemeye başladı. Resulullah, ashabı ile oturuyorken: “Ebû Talha, İslam’ın aydınlığı iki gözü arasında parlayarak geliyor.” buyurdu. Ebu Talha, Hz. Peygamber’in huzurunda iman etti ve Rumeysa’nın söylediklerini haber verdi. Hz. Peygamber, Rumeysa’nın şartı üzerine nikâhlarını kıydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Resulullah (s.a.) Rumeysa için şöyle buyurmuştur: “Gördüm ki cennete girmişim, önümde bir ayak sesi. Bir de baktım ki Rumeysa.” &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Ebu Nuaym, Hilye, c. IV)&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1188274681355032415-101695212046803420?l=hakdinimiz.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/feeds/101695212046803420/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=1188274681355032415&amp;postID=101695212046803420&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default/101695212046803420'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default/101695212046803420'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/2009/02/rumeysa.html' title='Rumeysa'/><author><name>Damla</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14285715018957664598</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='10294079058832892577'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1188274681355032415.post-1043477124517272090</id><published>2009-01-23T17:06:00.001+02:00</published><updated>2009-01-23T17:08:20.731+02:00</updated><title type='text'>AKP'liler Göreve!</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.cemaat.com/files/hchavez.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 153px;" src="http://www.cemaat.com/files/hchavez.jpg" border="0" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;Muhammet çelik &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şu an bilgisayarımın masaüstü resmi olarak Chavez’i değil de Erdoğan’ı seçmiş olmayı çok isterdim ama olmadı, Chavez’in en fiyakalı resmini masaüstü yaptım. Erdoğan’sa halktan biri gibi ağlayıp sızlamayı seçti. Ve onun hükümeti bir yardım kuruluşu gibi bağış toplamakla yetindi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Irak savaşında çok büyük bir günah işleyen AKP’yi halk uyarmadı, günahına ortak oldu ve seçimde tekrar bağrına bastı. Bu defa aynı hükümet aynı günahı yine işledi ve AKP’lilerin kılı kıpırdamadı. Hani Hz. Ebubekir demişti ya ben doğru yoldan çıkınca beni kılıcınızla düzeltin, neden oy hakkını kullananlar liderlerini ve vekillerini bu gaflet uykusundan uyandırmak için sarsmadılar? AKP’nin gençlik kolları, ilçe teşkilatları falan yok muydu? Neden otobüsler dolusu seçmenini partinin önüne yığıp AKP’nin bu günahı işlemesine dur ihtarı veremedi? Oysa dünyada İsrail’i durduracak tek güç, partisini sarsacak, kendine getirecek olan AKP seçmeninin harekete geçmesi olacaktı, olmadı. Olmasını bekleyemez miydik?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Türkiye, Filistin meselesinde en duyarlı ülkedir" gibi cümlelerle kendilerini kandırdılar. İçlerinden bir kaçını meydanlarda gördük, ellerinde "Gazze halkı yalnız değildir!" pankartları taşıyorlardı. Oysa Gazze halkı yalnızdı… Türkiye’ye boş yere umut beslediler, Erdoğan her gün “yağmasan da gürle” siyaseti gereği gürlemişti meydanlarda ama Gazze’de her yeni gün, yüz insan hayatını kaybediyordu. Duyarlı ülke falan yoktu ortada…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başbakanın meydanlarda, acizliğinin bir göstergesi gibi bağırıp çağırması seçmenlerini evlerinde rahatlattı. Vicdanlar yayıldı koltuklarda... Öte yandan savaşı durdurmaya en yatkın ülke Türkiye idi ve onun hükümetinin destekçileri AKP'liler, savaşın durmasını gerçekten istiyor muydu? Nerede %48'lik halkımız, neden meydanları doldurup oy verdikleri partilerinden hesap sormazlar?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lütfen ticaretinizden, siyasetinizden, ikili görüşmelerinizden beş dakika feragat edip, şu insan kıyımına bir kulak kabartınız. Belediye başkanlığına, meclis üyeliğine aday olan ya da olamayanların dedikodularını yaparak gününüzü gün ediyorsunuz. Seçim zamanı hızlanan hizmet kervanında ihale kapma peşinde misiniz? Kendinizi tatmin etmek için yaptığınız yardımlar sizi haklı çıkarmayacak… &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi İsrail ateşkesti ve sizin beklediğiniz oldu işte… Artık bir beş sene daha katliam olmayacak ve İsrail’in yaptıkları yanında kâr kalacak… Bu arada bizler yeni bir uykuya dalacağız. Borsa oyunlarında, ihale kapmacalarda, siyasi çekişmelerde boy göstereceğiz. Koltuklarda kilo alıp semireceğiz. Asfalt döküp kaldırım yenileyecek ve açılıştan açılışa koşacağız. Ve beş sene sonra yeni bir katliam olacak… Hemen meydanlara koşacağız ve haykıracağız “İsrail kahrolsun” diye… Ama hükümete oy verenler partisine el kaldıramayacak. Çekinecek. Liderlerine adeta tapacaklar… Bu hep böyle mi sürecek? Ölen çocukların suçu neydi peki?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Söyleyin ey seçimlerde oy verip de partisinin kölesi olan insanlar! Lideri yoldan çıkınca kendi de peşinden giden politika prangalıları… Onuru mu seçiyorsunuz böylece, zilleti mi? İnsanlık mı önemli sizin için, ekonomik göstergeler mi? Artık yaşanılmaz olan bu dünyanın bir köşesinde mutlu olarak yaşayıp gitmek nasıl bir duygu? İçinizdeki insanlığı boğarak hangi akla hizmet ettiniz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğer hâlâ bir parça ayıksanız ve daha birkaç gün önce ölen binlerce insan sizin için önemli idiyse, daha çoğu ölmesin diye bir kaygınız varsa, lütfen ayağa kalkın…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Liderimiz, başbakanımız, günlerce bir şeyler yapacakmış gibi bir görüntü verip umutlandırarak hem bizi hem bölge halklarını bekletiyordu ve sonunda “bekâra karı boşamak kolay” gibi saçma bir deyimi yersiz kullanarak umutlarımızı yaktı küle çevirdi. Erdoğan ve ekibi aynı büyük günahı bir kez daha işlediler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine kandırıldık! Liderimizin peşinden gitmek zorunda değiliz… Onu doğru yola sevk etmek bizim elimizde… Hz. Ebubekir’in sözün hatırlayalım. Teşkilatlarımızla toplanalım kapısına partimizin. Partimiz çok önemli ama biz uyanık olduğunuz müddetçe. Ey ilçe başkanları il başkanları “bu seçim” sizin için daha önemli…&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1188274681355032415-1043477124517272090?l=hakdinimiz.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/feeds/1043477124517272090/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=1188274681355032415&amp;postID=1043477124517272090&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default/1043477124517272090'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default/1043477124517272090'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/2009/01/akpliler-greve.html' title='AKP&apos;liler Göreve!'/><author><name>Damla</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14285715018957664598</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='10294079058832892577'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1188274681355032415.post-5288144605873886448</id><published>2009-01-20T17:11:00.001+02:00</published><updated>2009-01-20T17:14:55.621+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İslam (genel)'/><title type='text'>TaKVa</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.archivalframe.com/Aframe/artists/jaly/Taqwa-God_Consc_2.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 210px; height: 208px;" src="http://www.archivalframe.com/Aframe/artists/jaly/Taqwa-God_Consc_2.jpg" border="0" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Korkma, sakınma, Allah korkusuyla günahtan kaçınmakta, Allah'ın emir ve yasaklarına uymakta titizlik gösterme. Allah'ın himâyesine girmek, emrini tutup azabından korunma anlamında Kur'anî bir terim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;     Bu şekilde titiz davranan insana, "muttaki" denir. (Rağıb el-İsfahânî, el-Müfredât fi Caribi'l-Kur'an, Mısır, 1961, s. 530)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;     Kur'an'da takva üç mertebede ifade buyurulmuştur:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;     1- Ebedî olarak Cehennem azabında kalmamak için, imân edip şirkten korunmak. Bu hususla ilgili bir ayetin meâli şöyledir: "O zaman inkâr edenler, kalplerine taassubu, câhilliye taassubunu yerleştirmişlerdi. Allah da elçisine ve müminlere sükûnet ve güvenini indirdi. Onları takvâ sözü üzerinde durdurdu. Zâten onlar buna pek lâyık kimselerdi. Allah her şeyi bilendir." (el-Fetih, 48/26)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;     2- Büyük günahlardan kaçınmak, küçük günahları tekrar tekrar işlemekten uzak durmak ve farzları edâ etmek. Bu husustaki bir ayetin meâli de şöyledir: "O (peygamberlerin gönderildiği) ülkelerin halkı inansalar ve takva ile hareket edip (Allah'ın azabından) korunsalardı, elbette onların üstüne gökten ve yerden nice bereket (ve bolluk kapılarını) açardık. Fakat yalanladılar. Biz de kazanmakta oldukları kötülükler yüzünden onları yakalayıverdik." (el-A'raf, 7/96)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;     3- Bütün benliği ile Allah'a dönmek ve insanı Allah'tan alıkoyan her şeyden uzak durmak. Hakiki takva budur ve Kur'an'da, inanan insanlardan bu takvaya sahip olmaları istenmektedir: "Ey imân edenler! Allah'tan, O'na yaraşır şekilde korkun ve ancak Müslümanlar olarak can verin." (Âli İmran, 3/102) Bu ayetin açıklaması mahiyetinde olan diğer bir ayetin meâli şöyledir: "O halde gücünüzün yettiği kadar Allah'tan korkun. Dinleyin, itâat edin, kendi iyiliğinize olarak harcayın. Kim nefsinin cimriliğinden kurtulursa, işte onlar kurtuluşa erenlerdir." (et-Teğabun, 64/16), (el-Beydâvî, Envaru't-Tenzîl ve Esrânu't-Te'vîl, Mısır, 1955, 1, 6)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;     Takvanın bu üç mertebesi, Kur'an'ın diğer bir yerinde bir arada zikredilmiştir:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;     "İman eden ve iyi işler yapanlara, hakkıyla sakınıp (takva ile hareket edip) imân ettikleri ve iyi işler yaptıkları, sonra yine hakkıyla sakınıp (takva ile hareket edip) imân ettikleri, sonra da hakkıyla sakınıp (takva ile hareket edip) yaptıklarını, ellerinden geldiğince güzel yaptıkları takdirde, (haram kılınmadan önce) tattıklarından dolayı günah yoktur. (Önemli olan inandıktan sonra imân ve iyi amelde sebattır). Allah iyi ve güzel yapanları sever." (el-Maide, 5/93)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;     Görüldüğü gibi bu ayette imân ve ameli salih iki kere ve takva üç mertebe olarak zikredilmiştir. İnsanın imân edip şirkten korunması mahiyetinde olan ilk mertebe kişinin kendi nefsi ve vicdanı arasında olan bir takvadır. İkincisi, insanın kendisi ile diğer insanlar arasındaki hususlarla ilgili olan takvadır ve üçüncüsü de, insanın kendisi ile Allah arasındaki takvası ve imânıdır. Bu ayette takvanın bu üçüncü derecesi, ihsan olarak zikredilmiştir. (Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır, Hak Dini Kur'an Dili, İstanbul 1971, III, 1807) Nitekim Hz. Muhammed (s.a.v) de, İhsan nedir?" şeklindeki bir soruya, "İhsan, Allah'ı görüyormuş gibi hareket etmendir. Sen O'nu görmüyorsan, şüphesiz O seni görmektedir" diyerek cevap vermiştir. (Buhâr İman, 37; Müslim, İman 57; Ebu Dâvud, Sünne, 16; Tirmizî, İmân, 4; İbn Mace, Mukaddime, 9; Ahmed b. Hanbel, 1, 27, II, 7)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;     Hz. Muhammed (s.a.v) bir hadisiyle, burada söz konusu olan takvanın ikinci çeşidini şöyle açıklar:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;     "Helâl belli, haram da bellidir. Fakat bu ikisinin arasında şüpheli şeyler vardır. Bu nedenle şüphelerden korunan, dinini ve ırzını temiz tutmuş olur. Şüphelere düşen, harama da düşer. Nasıl koruluğun kenarında koyun otlatan çobanın koyunlarının her an koruluğa girme ihtimali varsa, şüpheli şeylerden korunmayanın harama düşme ihtimali de öylece vardır. Haberiniz olsun ki, her hükümdarın koruluğu vardır. Allah'ın korusu da haramlardır." (Buhârı, İmân, 39; Müslim, Müsâkat, 107; Ebu Davud, Büyû', 3; Tirmizî Büyû', 1; Neseî, Büyû', 2; İbn Mâce, Fiten, 14; Ahmed b. Hanbel, IV, 267)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;     Yüce Allah, Kur'an-ı Kerim'in baş tarafında, el-Bakara suresinin ilk ayetlerinde, takva sahibi olan muttaki insanları övmüş ve onların çeşitli vasıflarını belirtmiştir. Buna göre takva sahibi olan insanlar, hiç tereddüt etmeden hidâyet ve kurtuluş yolu olarak Kur'an'ı seçerler; gaybe inanır, beş vakitlik namazlarını kılar ve helal yoldan elde ettikleri mallarını helal yolda, Allah'ın yolunda harcarlar. Bütün mukaddes kitaplara iman eder, özelikle ahiret inancı ve hazırlığı içinde olurlar. Bu şekilde hareket eden takva sahipleri, aynı zamanda Allah tarafından övülmüş, hak yolda bulunan ve felaha kavuşacak olan insanlar olarak haber verilmişlerdir.                         (Bkz. El Bakara, 2/1 -5) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;     Kur'an'da takvayı över mahiyette daha çok ayet vardır. Bunlardan bazılarının meâli şöyledir:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;     "Kim takva sahibi olur (Allah'tan korkar)sa, Allah ona bir çıkış yolu ihsan eder ve ona beklemediği yerden rızık verir. Kim Allah'a güvenirse O kendisine yeter. Şüphesiz Allah emrini yerine getirendir. Allah her şey için bir ölçü koymuştur." (et-Talak, 65/2,3)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;     Hz. Muhammed (s.a.v) dualarında Yüce Allah'tan çeşitli nimetleri talep ederken, takvayı da istemiştir ve bu şekilde dua etmesiyle, takvanın önemini ifade etmiştir. (Muhammed b. Allan es-Sıddîkî, Delilu'l-Falihin li turuki Riyazi's-Salihin, Mısır 1971, I, 252)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;     İnsanlar, Hz. Âdem ve Havva'dan çoğalmaları veya her biri bir anne ve babadan doğmaları itibariyle yaratılışta eşittirler. Bu açıdan soy ve soplarıyla övünmeleri yersizdir. Çünkü gerçek ve yegâne üstünlük takva üstünlüğüdür. Kur'an bu takva üstünlüğünü şöyle ifade eder:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;     "Ey insanlar! Doğrusu biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık ve birbirinizle tanışmanız için sizi milletlere ve kabilelere ayırdık. Muhakkak ki Allah yanında en değerli ve en üstün olanınız, takva bakımından en üstün olanınız (Allah'tan en çok korkanınız)dır. Şüphesiz Allah bilendir, her şeyden haberi olandır." (el-Hucurât, 49/13)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;     Hz. Muhammed (s.a.v) de veda hutbesinde aynı durumu şöyle izah etmiştir: "Ey insanlar! Rabbiniz birdir. Babanız birdir. Hepiniz Âdemdensiniz ve Âdem de topraktandır. Allah'ın yanında en üstün olanınız takvası en fazla olanınızdır. Araplarla Arap olmayanların birbirine karşı üstünlüğü ancak takva iledir." (Ahmed Zeki Safve, Cemheretu Hutebi'l-Arab, Mısır 1962, I, 157)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;     Başka bir hadiste de Resulullah (s.a.v): "Arabın Arab olmayana hiç bir üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancak takva iledir." (Ahmed b. Hanbel, V, 411) diyerek, bu hususu te'yid etmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;     Hz. Muhammed (s.a.v)'in takva hakkında söylediği diğer bazı hadisler de şöyledir:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;     "Allah'a karşı takva sahibi olmanızı tavsiye ederim." (Ebu Davûd, Sünen, 5; Tirmiz, İlim, 16; Ahmed b. Hanbel, II, 325)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;     "İnsanın Cennete girmesine en çok sebep olan şey, onun Allah'a karşı duyduğu takvasıdır." (Ahmed b. Hanbel, II, 392, 442)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;     Ebu Süfyan'ın naklettiğine göre, Hz. Muhammed (s.a.v) Herakleios'a mektup yazdığı zaman, ona: "Gelin sizinle aramızda eşit olan bir kelimede birleşelim" ayetini yazmıştı. Mücâhit bu kelimenin, takva kelimesi olan "Lâ ilâhe İllallah" olduğunu söylemiştir. (Buharî, Eymân, 19)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;     Ebu Hureyre'nin naklettiğine göre Resulullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur: Birbirinize hased etmeyin. Kendiniz almak istemediğiniz halde diğerini zarara sokmak için bir malı methedip fiyatını artırma yarışına kalkışmayın. Birbirinize buğz etmeyin. Birbirinize yüz çevirip arka dönmeyin. Sizden bazınız diğer bazınızın alış verişi üzerine alış verişe girişmesin. Ey Allah'ın kulları! Birbirinizle kardeşler olunuz. Müslüman Müslümanın kardeşidir. Müslüman Müslüman'a zulmetmez. Yardıma muhtaç olduğu zaman da onu yalnız ve yardımcısız bırakmaz. Onu hor ve hakir görmez. Takva işte budur. "Resulullah (s.a.v) "takva işte budur." sözünü üç defâ tekrarlamış ve her seferinde de eli ile göğsüne işaret etmiştir. (Müslim, Birr, 32; Tirmizi, Birr, 18; Ahmed b. Hanbel, II, 325)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;     Hz. Muhammed (s.a.v) burada takvanın çok geniş bir mana ifâde ettiğini ve bunun da kalbe dayanan manevî bir duygu ile olduğunu ifâde etmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;     Hz. Ömer (r.a) de takva için şöyle buyurmuştur: "Müminin keremi, takvasıdır." (Muvatta, Cihâd, 35)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;     Takva, Yüce Allah'ın inanan kulları için işâret buyurduğu bir toplanma ve yardımlaşma noktasıdır. Kur'an'da: İyilik ve takvada yardımlaşın. Günah ve düşmanlıkta yardımlaşmayın." (el-Mâide, 5/2) diyerek, takvanın İslâm'daki yerini göstermiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Alıntı&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1188274681355032415-5288144605873886448?l=hakdinimiz.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/feeds/5288144605873886448/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=1188274681355032415&amp;postID=5288144605873886448&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default/5288144605873886448'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default/5288144605873886448'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/2009/01/takva.html' title='TaKVa'/><author><name>Damla</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14285715018957664598</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='10294079058832892577'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1188274681355032415.post-6755805212179270937</id><published>2009-01-17T15:38:00.002+02:00</published><updated>2009-01-17T15:52:00.456+02:00</updated><title type='text'>Ehl-i Sünnet'ten Ayrılmayın !</title><content type='html'>Mahmut USTAOSMANOĞLU (k.s) "EHLİ SÜNNETTEN AYRILMAYIN" &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Benzeri ve ortağı olmayan Hak Sübhanehü Hazretlerine i’tikad beyânındadır.” &lt;br /&gt;Akâid kelime olarak Akîde’nin cemîsi olup “Akîdeler” demektir. Akîde: İnsanın inanması icab eden şeylerin tümüdür. Edille-i şer’iyyeden olan kitap ve sünnetten çıkarılmıştır. Fıkıh ve tasavvuf da gene Edille-i Şer’iyye’den çıkarılmıştır. &lt;br /&gt;Mevlâ’ya i’tikad; evvelâ bilmek sonra inanmakla olur. İşte o inanmaya i’tikad denir. Bu i’tikadı kimden öğrenmek lâzımdır? Hakkıyla bilenden. Hakkıyla bilen de kimdir? Allah’ın kitabını okuyanlardır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yahudi ve Hristiyanlar tembellik ettiler, kitaplarını açıp okumadılar. Bundan sebep de Mevlâ’yı hakkıyla bilemediler. Hak’dan habersiz kötü niyetli insanlar da onları kolaylıkla dalâlete sürüklediler. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün de Kur’an-ı Kerim’in muhteviyâtından habersiz olan insanları Şiiler, hâriciler, mutezileler ve bunun gibi Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat mezhebinin dışında olan diğer bir takım fırkalar kendilerine çekerek, onlara kendi inançlarını aşılamaktadırlar. Ama bir kimse Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaata mensup bir alimden i’tikadını tam olarak öğrenmiş olsa, bu durumlara düşmez. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şu halde erkek, kadın herkesin şer’î ilimlerden okuması lâzımdır. Akâidi doğru olarak bilmeyen insanlar Allah hakkında suizanda bulunuyorlar, günahları işliyorlar sonra da “Kaderimiz böyleymiş.” Diyorlar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Meselâ bir insan içki içiyorsa Allah (Celle Celalühü)mü ona zorla içiriyor? Kumar oynuyorsa Mevlâ mı ona zorla oynatıyor? Bir insan bile bunu başka bir insana az bir merhametinden dolayı yapmazken, Mevlâ o kadar çok merhametiyle bunu nasıl yapar? Allah (Celle Celalühü) da irâde-i külliye, bizde irâde-i cüziye vardır. Allah (Celle Celalühü) buyuruyor: “Ey kulum! Benim irâdem senin irâdene bağlıdır. Sen murad etmeden Ben Murat etmiyorum.” Kul irâdesini içki içmeye kullandığında Allâh-u Teâlâ Hazretleri dilerse ona o fiili yaratır. Kul o işte irâdesini kullanmasaydı, Allâh-u Teâlâ’da irâdesini kullanmayacaktı. Kulun irâdesini kullanmasına “kesb” denir. Allâh-u Teâlâ’nın irâdesini kullanmasına da “hâlk” denir. Ef’ali ihtiyâriyeden olan bir fiil bu iki şeyle olur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazen de bir kul kötülüğü istemediği halde meydana gelir. Meselâ bir adamın elini ayağını bağlasalar, zorla ağzına şarap dökseler, bu adamın günahı olur mu? Olmaz. Bütün bunların bilinmesi için herkesin dinî ilimlerden okuması lâzımdır. Bir beyitte der ki: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Kolunu paçanı sıva, din işlerinde müctehid ol. &lt;br /&gt;Çekilipte çekilmekliği kabul eden deve misali olma.” &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eskiden araba, otobüs, kamyon, tren gibi taşıma araçları yoktu. Ticaret eşyaları develerle taşınırdı. Kervanlar vardı. Develer birbiri ardında peşpeşe giderlerdi. Bir defasında bir deve kervanı bir yerden başka bir beldeye giderken develerin üstünde bulunanlar uyuyuvermişler. En öndeki deve sahibi tarafından güdülmeyince durmuş, o durunca diğerleri de durmuşlar, develerin yularları sarkmış. En arkadaki devenin yularını bir fare gelip kemirmiş, kervandan onu ayırmış. Fare yuların kopan kısmına dişini geçirmiş, deveyi çekmeye başlamış. Yuların hafif hareketiyle sahibi tarafından güdüldüğünü zanneden deve, farenin peşinden gitmeye başlamış. Sahibi uyandığında bir de görmüş ki devesi, bir küçük farenin peşinde gidiyor. İşte cahil olan insan da onun gibidir, kim çekerse onun ardından sürüklenir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsan, bir masonun mu, yahudinin mi, yahovacının mı, şiinin mi, bidat ehlinin mi? kimin peşinden gittiğine bakmalıdır. Şeyhim, Ali Haydar Efendi (Kuddise Sırruhu) Hazretleri: “Cehâlet alâ vezni rezalet.” derdi. Ey Allah’ın kulları! Bundan evvelki beyitte müctehid ol deniyordu. Kolu paçayı sıva, din işlerinde müctehid ol, ama İmâm-ı Â’zam’ı geçmeye çalışma. Onu geçmeyi beceremezsin. Onların ictihadlarını anlayınca müctehid sayılırsın. Yani âyet-i kerimeleri o kadar çok tekrar tekrar oku ki, onlar nasıl anladıysa sen de öyle anlamaya çalış. &lt;br /&gt;İmâm-ı Muhammed, İmâm-ı Â’zam’a geldi. “Ben okumak istiyorum.” Dedi. İmâm-ı Â’zam’da: “Hâfız olmadan olmaz.” Dedi. İmâm-ı Muhammed gitti. Bir hafta sonra geldi yine. “Okumak istiyorum.” Dedi. O zaman İmâm-ı Â’zam “Ben sana hâfız olmadan olmaz demedim mi?” deyince İmâm-ı Muhammed; “Ben hâfız oldum da öyle geldim.” Diye cevap verdi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böyle adamlar müctehid olur işte. Bizim de onların yolundan ayrılmamamız lâzım. &lt;br /&gt;Usûlü Fıkh’ın başında şöyle bir ibâre vardır: &lt;br /&gt;“Hangi tilki aslanın izlerine uyarsa, vahşi eşeklerin taze etlerine nail olur. Çünkü o aslan otlayıcı (et yiyici)dir.” Şimdi o tilki biziz. Eğer aslan gibi olan büyük hoca ve şeyhlerimizin peşine tabi olursak, taze taze marifetlere ulaşırız. Kendi başımıza kalırsak “Nasara” nedir? diye sorsalar mastar bile diyemeyiz. &lt;br /&gt;Resûlüllah (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) Efendimiz ve O’nun izinde giden Hulefâ-i Râşidîn, Selefe-i Sâlihîn, İmâm-ı Â’zam, İmâm-ı Şafiî, Ahmet İbn-i Hanbel, İmâm-ı Mâlik gibi büyük zatlar varken, câhil insanlar izlenir mi? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bakara suresinde Cenâb-ı Hak buyuruyor ki: &lt;br /&gt;“İşte o zaman (görecekler ki) kendilerine uyulup arkalarından gidilenler uyanlardan hızla uzaklaşırlar ve (o anda her iki tarafta) azabı görmüş ve nihayet aralarındaki bağlar kopup parçalanmıştır.” (Bakara Suresi: 166) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünyada hiç düşünmeden bazı kimseleri kendilerine önder edinen ve böylece batıl yola giden kimseler, âhirette o önderlerin kendilerinden uzaklaştıklarını görürler. Ancak her iki taraf da içine girecekleri azâbı görecekler ve ondan kurtuluş olmadığını anlayacaklardır. Dünyadakinin tersine bu sefer uyanlar konuşurlar, ama artık faydası yok. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Kötülere uyanlar şöyle derler: Ah keşke bir daha dünyaya geri gitmemiz mümkün olsaydı da, şimdi onların bizden uzaklaştıkları gibi bizde onlardan uzaklaşsaydık! Böylece Allah onlara işlerini pişmanlık ve üzüntü kaynağı olarak gösterir ve onlar artık ateşten çıkamazlar.” (Bakara Suresi: 167) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Onun için dünyada kime uyuyoruz iyi bakalım. “Bir kavmin delili karga olduğu vakit, onu leşli bir araziye götürür” Önderi bülbül olursa, o da gülistana götürür. Bülbül varken kargaya uyulur mu? Efendi Babam şöyle anlatmıştı: Bir gece seher vakti, uyanıkken aşikâre olarak Şeytan yanıma geldi ve bana: “Sen hangi mezheptensin?” diye sordu. Ben de: Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat mezhebindenim” dedim. “Peki mezhebinin hak olduğuna delilin nedir?” dedi. Ben: “Kur’an-ı Kerim’dir.” Dedim. O: “Her mezhep sahibi haklı olduğuna dair Kur’an’ı delil getiriyor. O halde onların haksız olup senin haklı olduğun ne malum? Dedi. Bunun üzerine ben ona nice âyet ve hadisleri okuyarak cevap verdiysem de, bir türlü ikna olmadı ve önüme bir taş yuvarladı. Böylece uzun müddet mücadeleye devam etti, çok yoruldum, âciz kaldım ve yanımda duran yatağa düştüm, uzandım. O anda Mevlâ Teâlâ Hazretleri, Bakara Sûresi 137. Âyet-i celîlesini hatırıma getirdi. Ben de hemen yatağımdan doğrulup ona cevap olarak bu âyeti okudum ve dedim ki: “Bu âyet-i celilede Mevlâ Teâlâ habibine ve ashâbına hitâben buyuruyor ki; &lt;br /&gt;“Eğer onlar (kendi dinlerini hak bilip insanları ona davet eden Yahudi, Hristiyan vesair din mensupları) senin ve ashabının inandığı gibi inanırlarsa, muhakkak (ancak o zaman) hidayete ermiş olurlar. Eğer yüz çevirirlerse ancak onlar haktan büyük bir ayrılık içindedirler.” &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve devamla şeytana dedim ki: “İşte bu âyet-i celile nâzil olduğu zaman ne Mu’tezile, ne Şîa, ne Cebriye, ne de Kaderiye gibi bâtıl mezhepler mevcut değildi.” Ancak Efendimiz (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) ve ashâbı mevcuttular ve hak üzere olanlar da ancak bunlardır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öyle ise dünya yıkılıncaya kadar ancak onlar gibi inanıp, onların amelleri gibi amel edenler, onlara hakkıyla tabi olmuş ve hidâyet üzere bulunmuş olur. “Ehl-i Sünnet Ve’l-Cemaat” işte bunlardır. Şeytan bu izahata karşılık veremedi ve gitti. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şu halde ey Müslümanlar! Bizler, Resûlüllah (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) nasıl inandı ise, ashâbı nasıl inandı ise, öyle inanırsak doğru yoldayızdır. Dünya halkı ise, siz nasıl inanıyorsanız öyle inanırsa, o zaman hidâyettedirler. Başka tarafa dönerlerse onlar o zaman ancak ayrılıktadırlar. Kur’an’dan ayrıldın mı işin bitti: Hadisten aydıldın mı işin bitti. Kendilerini birbirlerine beğendirmek için bir o yana bir bu yana dönüyorlar. Fitne çok. “Cihan fitne dolmuş gel gidelim, Cemâli bâ kemâli seyridelim.” Benim doğduğum köyün az ötesinde, “aşağı köy” diye isimlendirdiğimiz bir köy vardır. Oradan bir ırmak geçer, ırmağın kenarında irili ufaklı hemen hemen aynı ebatta bir çok taşlar bulunur. Bunlardan başka ırmağın tam ortasında nerede ise bir oda büyüklüğünde siyah bir taş var. Yukarıdan akıp gelen su büyük bir coşku ile onu yuvarlamak istercesine ona vurur. Lâkin taş oraya öyle yerleşmiştir ki; yerinden dahi kımıldamaz. Kendisine vuran sular yarılıp gider. İşte Müslüman da o taş gibi olmalı, ona çatan fitneler, o su gibi yarılıp gitmelidir. Bir âyet-i celilede şöyle buyurulur: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Bir de hanginiz sabırlıdır, bilelim diye, bir kısmınızı diğer bir kısmınız için bir imtihan vesilesi kıldık. Senin Rabbin ziyâde görücüdür.” (Furkan Suresi: 20) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Bakalım çatan fitneler îmânını, İslâm’ını değiştirecek mi?” diye insan imtihandadır. Gazete, Televizyon, (dini sevmeyen) anne, baba, Şeytan, Nefis… gibi. Daha bir çok fitneler vardır. İşte bunlardan biri veya bir kaçı ya da hepsi insana çatabilir. Mevlâ Teâlâ bakıyor bakalım, bizim ırmağın içerisindeki büyük taş gibi, insan, çatan şeylere karşı sabredip durabilecek mi? Yoksa “Ne yapayım dayanamıyorum, ben de onların keyiflerine uyayım” mı? Diyecek. Allâh-u Teâlâ âyet-i kerimede ne buyurmak dilemişti? &lt;span style="font-weight:bold;"&gt;“Habibim! Sen ve ashâbın tam hidâyettesiniz, Ben sizden memnunun, zira size bildirdiğim hak yol üzeresiniz. Eğer bu yoldan ayrılmazsanız memnuniyetle yaşarsınız ve memnuniyetle Bana kavuşursunuz.” &lt;/span&gt;Her vakit bizim sırtımızı okşayıp: “Sen hak yoldasın” diyecek değiller ya… Bazen: “Sen yanlış yoldasın, inancın yanlış, yaşayışın yanlış, kıyafetin yanlış” diyenler de olacak! Müslüman olan canından ayrılacak hidâyet yolundan ayrılmayacak. Çünkü Mevlâ Teâlâ: “Canından ayrılma!” buyurmadı, “Hak yolundan ayrılma” buyurdu. Allah yolunda ölenler şehid oluyor. Bize anamızdan babamızdan çok acıyan Allahımız, daima uyanık olmamız için böyle açık âyetleriyle bizlere vaaz ediyor. Şimdi vaktimiz varken tedbirlerimizi alalım. Âhiret için gerekli vazifelerimizi yoluna koyalım. Sonra özür dilemenin faidesi olmadığı günde, özür dileme mecburiyetinde kalmayalım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mahmut USTAOSMANOĞLU (Efendi Hazretleri Kuddise Sirruhû))&lt;br /&gt;NOT; Bu yazı Kasrı Arifan dergisi Aralık 2008 sayısından Alıntıdır...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1188274681355032415-6755805212179270937?l=hakdinimiz.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/feeds/6755805212179270937/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=1188274681355032415&amp;postID=6755805212179270937&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default/6755805212179270937'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default/6755805212179270937'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/2009/01/ehl-i-snnetten-ayrlmayn.html' title='Ehl-i Sünnet&apos;ten Ayrılmayın !'/><author><name>Damla</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14285715018957664598</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='10294079058832892577'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1188274681355032415.post-1375973746905662811</id><published>2009-01-14T18:18:00.001+02:00</published><updated>2009-01-14T19:26:23.928+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hadisi Şerif'/><title type='text'>..Namazı Ertelemeyin..</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_MTMNLzM45FY/SW4f39Gkr7I/AAAAAAAABpE/u2JqY--Pm1s/s1600-h/prayer.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 221px; height: 320px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_MTMNLzM45FY/SW4f39Gkr7I/AAAAAAAABpE/u2JqY--Pm1s/s320/prayer.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5291201658362310578" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;(Namazın dindeki yeri, başın vücuttaki yeri gibidir.) [Taberânî] &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Kıyamette kulun ilk sorguya çekileceği ibâdet, namazdır. Namazı düzgün ise, diğer amelleri kabul edilir. Namazı düzgün değilse, hiçbir ameli kabul edilmez.) [Taberânî]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Namazı doğru kılanın, ağaçtan yaprakların döküldüğü gibi günahları dökülür.) [İ.Ahmed]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Allah buyuruyor ki, "söz veriyorum ki, namazlarını vaktinde, doğru olarak kılana, azab etmem, onu sorgu-suâle çekmeden Cennete koyarım") [Hakim]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Namaz dinin direğidir, terkeden dinini yıkmış olur.) [Beyhekî]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Namaz kılan, Kıyamette kurtulacak, kılmıyan perişan olur.) [Taberânî]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Namaz kılmıyan, Kıyamette, Allahü teâlâyı kızgın olarak bulur.) [Bezzar]&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1188274681355032415-1375973746905662811?l=hakdinimiz.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/feeds/1375973746905662811/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=1188274681355032415&amp;postID=1375973746905662811&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default/1375973746905662811'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default/1375973746905662811'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/2009/01/namaz-ertelemeyin.html' title='..Namazı Ertelemeyin..'/><author><name>Damla</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14285715018957664598</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='10294079058832892577'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_MTMNLzM45FY/SW4f39Gkr7I/AAAAAAAABpE/u2JqY--Pm1s/s72-c/prayer.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1188274681355032415.post-5649871959783353478</id><published>2009-01-14T11:14:00.001+02:00</published><updated>2009-01-14T11:17:02.578+02:00</updated><title type='text'>Gazze'deki ateşi söndürecek ayet</title><content type='html'>Yazının tamamını okumaya vakti olmayanlar olabileceğini düşünerek, önce ayeti kerimeyi aktaralım, sonra meselenin izahına geçelim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İsraillilerin işlediği onca vahşete rağmen, ateş altındaki Filistinlilerin ruhunu ferahlatan ve Gazze’de yaşayanların metanetlerini kaybetmemelerine neden olan ayeti kerime mealen şöyle:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;“Onlar (Yahudiler) ne zaman savaş amacıyla bir ateş alevlendirdilerse, Allah onu söndürmüştür.”&lt;/span&gt; (Maide Süresi, 64)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayeti kerimenin güzelliğine bakın. İnsanın zulme karşı direnç göstermek için başka motivasyon kaynağı aramasına gerek var mı? Garantiyi Allah veriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Onun içindir ki, ABD’nin ürettiği yüksek teknoloji ürünü son model silahlar her defasında önce Filistinlilerin üzerinde denenmesine, üstelik rahat soykırım yapabilsinler diye dünyanın görmezden gelip destekçi çıkmasına rağmen, İsrail bir avuç insanla baş edemedi ve her defasında pes etti. Aslında sadece İsrail dememek lazım: Arkasındaki tüm güç odakları sonuç alamadılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yukarıda yer verdiğimiz ayeti okurken, Gazze’ye saldırıların başladığı ilk gün, okullarında mezuniyet sevinci yaşarken bombardımana yakalanan ve az sonra ölecek olan gencecik polis adaylarından birinin gürül gürül şahadet getirmesini gözünüzün önünde canlandırabilirsiniz. Ah vah edip yalvaran değil, son nefesinde bile ruhen dimdik ayakta olan bir insan göreceksiniz.&lt;br /&gt;Ya da, nerede ise tüm uzuvları parçalandığı halde, sağlam kalan kan revan içindeki tek kolunu yukarı kaldırarak kanlı şahadet parmağı ile “Allah Bir” işareti yapan gencecik delikanlıları, ya da yanında bebeği ve çocukları şehit olmuş yatarken, şarapnel parçaları ile lime lime olmuş bedeninde topladığı son enerjiyi yaralı parmağını göğe dikmek için kullanan kadınları düşünün ve ebediyen unutmamacasına zihninize kazıyın. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hep birlikte görüyoruz: Ne yürek, ne iman varmış Gazzelilerde: &lt;br /&gt;Yokluk, açlık, sağanak gibi yağan bombaya rağmen, metanet nedir, iman nedir dünyaya gösterdiler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ülkemizde bir iki olay olunca, bırakın bomba patlamasını, bir çukurdan 3-5 bomba çıkınca moraller sarsılıyor. Gazze’den ülkemize ve tüm inananlara ulaşan mesaj, &lt;span style="font-weight:bold;"&gt;“Ey Müminler gevşemeyin. Mahzun olmayın. Siz eğer (gerçekten) mümin iseniz, (düşmanlarınıza galip ve onlardan) çok üstünsünüz”&lt;/span&gt; ayetini bize en çarpıcı bir şekilde yansıtmak oluyor. (Al-i İmran/139) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gazze’de yaşananların insanlığa verdiği bir mesaj muhakkak ki var. Allah kullarına hiçbir zaman zulmetmediğine göre, zulüm gibi görünen o karanlıktan tüm insanlığın geleceğini aydınlatacak ışık huzmelerinin ilk işaretleri de yükselebilir. &lt;br /&gt;Filistin de yaşananlarla yukarıda verdiğimiz ayette müjdelenen açık gerçeği bir arada düşündüğümüzde, İstiklal Marşımızda yer alan şu satırları daha rahat anlama imkânı buluyoruz. Ne diyor Milli Şairimiz Mehmet Akif;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doğacaktır sana va'dettiği günler Hakk'ın,&lt;br /&gt;Kim bilir, belki yarın, belki yarından da yakın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Filistin’de yaşananları izlerken, Gazzelileri bu ruh ve ümit içinde görüyorum. Kaldı ki umutsuzluk Müslüman açısından bir şirk konusudur. &lt;span style="font-weight:bold;"&gt;“Onlar (Yahudiler) ne zaman savaş amacıyla bir ateş alevlendirdilerse, Allah onu söndürmüştür”&lt;/span&gt; şeklindeki ilahi vaade tereddütsüz iman etmek ve bu badireden kurtulmak için de elbirliğiyle tüm insanlık olarak gereğini de yapmak durumundayız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sayın Emine Erdoğan’ın gözyaşları ile anlattığı gibi, masumiyetin ve tüm insani değerlerin öldüğü o noktada, bilemiyoruz belki de insanlığın yeniden dirilişine zemin hazırlayacak tohumlar ekiliyordur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sabır:&lt;br /&gt;Biz bir adım atalım, ilahi yardım koşarcasına bize ulaşacaktır.&lt;br /&gt;Son olarak şu noktanın da altını çizmek gerekiyor.&lt;br /&gt;Yaşadığımız kültürün ikliminde herhangi bir ırka mahsus özel bir düşmanlık tarih boyu bu topraklarda asla tohumlanmadı. Açık yüreklilikle söylüyorum; Arap dünyasının ortasında bir adacık gibi duran Yahudiler bir zulümle karşılaşsalar, daha önce olduğu gibi bu millet vicdanıyla onların da yardımına yine tereddütsüz koşacaktır. Bize de bu yakışır. Çünkü adaletin terazisi din, ırk farkı gözetmez.&lt;br /&gt;İnsanlığın ölümüne daha fazla sessiz kalmamak için, ‘haydi insanlık’ diyoruz.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;İlgili link: &lt;a href="http://www.haber7.com/haber/20090105/Iste-Yahudileri-korkutan-hadis.php"&gt;“İşte Yahudileri korkutan hadis!”&lt;/a&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Prof. Dr. Osman ÖZSOY , Haber 7&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1188274681355032415-5649871959783353478?l=hakdinimiz.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/feeds/5649871959783353478/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=1188274681355032415&amp;postID=5649871959783353478&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default/5649871959783353478'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default/5649871959783353478'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/2009/01/gazzedeki-atei-sndrecek-ayet.html' title='Gazze&apos;deki ateşi söndürecek ayet'/><author><name>Damla</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14285715018957664598</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='10294079058832892577'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1188274681355032415.post-1880313094274913899</id><published>2009-01-12T18:04:00.002+02:00</published><updated>2009-01-12T18:12:10.998+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Düşündürücü Yazılar'/><title type='text'>İbadetin Aslı ve Özü Dua</title><content type='html'>İbadetin Aslı ve Özü Dua / İdris ERTAŞ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mizgîn/Sayı 8  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Seslenmek, istemek, yardıma çağırmak anlamlarına gelen dua, Kur'an'a göre ise; 'Kulun, acizliğini bilerek bütün benliğiyle sonsuz kudret sahibi olan Yüce Allah'a yönelmesi, kendisi veya bir başkası hakkında bir dileğine, bir arzusuna kavuşması için Yüce Allah'a yalvarması, O'ndan dilekte bulunması ve O'na yakarması'dır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dua, insan fıtratında var olan bir olgudur. Bu yüzden, ilahi olsun beşeri olsun bütün dinlerde duaya büyük bir önem verilir. İnsanlar yaşamları boyunca, üstesinden gelemeyecekleri ve aşamayacakları bir çok şeyle karşılaşmakta; acı, keder, sıkıntı, acz ve ümitsizliğe maruz kalmaktalar. İşte bu yüzden insanlar kendilerinden üstün olan varlığa dua etme gereksinimi duymaktalar. Yüce Allah bu durumu bizlere şöyle bildiriyor: &lt;br /&gt;"İnsana bir darlık dokunduğu zaman, yanı üzere yatarken, otururken yahut ayakta bize yalvarır; ama biz onun sıkıntısını giderince, sanki kendisine dokunan bir darlıktan ötürü bize hiç yalvarmamış gibi hareket eder. İşte aşırı gidenlere yaptıkları iş, böylesine süslü gösterilmiştir." (Yunus Suresi, 12) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dua ibadetin özü, mü’min kulun her an hakka yönelen sözü ve yakarışıdır. &lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;'Dua ibadetin ta kendisidir.'(Hadis-i Şerif-Tirmizi) &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peygamber (s.a): 'Dua, ibadetin beyni ve iliğidir.' (Tirmizi) buyurmuştur. Bir ayette ise; "Duanız olmasaydı Rabbim size değer verir miydi?"(Furkan Suresi, 77) buyrulmuştur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yüce Allah, çağrı ve yakarışlar söz konusu olmadan da kullarının kalbinden geçenleri ve ihtiyaçlarını bilir. Yine bu çağrı ve yakarışlar olmadan da kullarının dertlerini işitir. &lt;span style="font-weight:bold;"&gt;"Zira O kullarına şah damarından daha yakındır." (Kaf Suresi, 16)&lt;/span&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Rabbiniz `Bana dua ediniz de duanızı kabul edeyim' dedi." (Mü'min Suresi, 60) &lt;br /&gt;Yüce Allah kendisine dua eden, acziyetini dile getiren ve bu şekilde kendisine yönelen kullarını çok sever. Ebû Hureyre (r.a)'ın rivayet ettiği ve bizlere ulaşan başka bir hadiste ise, Resûlullah (a.s) şöyle buyurmuştur: &lt;br /&gt;"Her gece, Rabbimiz gecenin son üçte biri girince, dünya semasına iner ve: "Kim bana dua ediyorsa ona icabet edeyim. Kim benden bir şey istemişse onu vereyim, kim bana istiğfarda bulunursa ona mağfirette bulunayım" der. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Rabbiniz dedi ki: "Bana dua edin, size icabet edeyim. Doğrusu Bana ibadet etmekten büyüklenen (müstekbir)ler; cehenneme boyun bükmüş kimseler olarak gireceklerdir." (Mümin Suresi, 60) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Müminler kendilerini hiçbir şekilde, eksikliklerden uzak ve yeterli görmedikleri gibi, en küçüğünden en büyüğüne kadar tüm ihtiyaçlarını Yüce Rablerinden talep ederler. &lt;br /&gt;İnsan, dua ettikten sonra gönlünde bir rahatlık ve ferahlık hisseder. İsteğinin yerine getirileceği konusunda ümidi artar. Bu yönüyle dua, insana bir şifa ve rûhî bunalımlara karşı koruyucu bir tedbirdir.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Dua yalnız Allah'a yapılır. Zira gerçek olan, gerçekleşen ve karşılık gören tek dua, Allah'a yönelik olan duadır. Allah'a yönelmek, O'na dayanmak, O'nun yardımını, rahmetini ve yol göstericiliğini istemek gerekir. Fatiha Sûresi'nde: &lt;span style="font-weight:bold;"&gt;"Yalnız sana kulluk eder ve yalnız senden yardım dileriz" (Fatiha Suresi, 4) &lt;/span&gt;buyrulmuştur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kulların güçlerinin dahilinde olan bir şeyin yapılmasını kendilerinden istediğimiz zaman bile, aslında istediğimiz şeyin Allah tarafından gerçekleştirileceğini, O'nun dilemesi olmadan, o şeyin gerçekleşmesinin mümkün olmadığını bilmek gerekir. Bu bilinmeden Allah'tan başkasından bir yardım ve istekte bulunmamak gerekir. &lt;br /&gt;Duanın kendisine özgü kuralları vardır. Öncelikle insan, samimi bir yürekle Allah'a yönelmelidir. Duasına karşılık verileceğine tam güvenmelidir. Herhangi bir yer veya zaman tayin etmemelidir. Zira bu türden bir ön şart ileri sürmek, dileğin adabına uygun düşmez. İnsan, dua için Allah'a yönelmenin dahi, Allah'tan bir yardım olduğuna ve duasına karşılık verilmesinin ise ayrıca bir lütuf olduğunu bilmelidir. Hz. Ömer (r.a) şöyle diyordu: &lt;br /&gt;"Ben, duanın kabul edilmesi arzusunu değil, sadece duanın arzusunu taşırım yüreğimde. Çünkü bana gerçekten güzel bir dua nasip olduğunda, peşinden kabul edilişinin de geleceğinden eminim." &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Duâ şartlarına uygun yapılmalıdır. Duanın, halis niyetle yapılması, duanın kendine özgü kurallarından biridir. &lt;br /&gt;Yine duanın kabulünün ümidi içinde olmak da duanın kabulü için gerekli şartlardandır. Enes (r.a) anlatıyor: Resûlullah (a.s) buyurdular ki: “Sizden biri dua edince ‘Ya Rabb! Dilersen beni affet! Ya Rabb dilersen bana rahmet et!’ demesin. Bilâkis, azimle (kesin bir üslubla) istesin. Zira Allah Teâlâ'yı kimse zorlayamaz. " (Buhârî, Müslim, Muvatta, Tirmizî, Ebû Dâvud, İbnu Mâce) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İmam Ahmed b. Hanbel'in Ebû Saîd el-Hudrî'den (r.a.) rivâyet ettiği bir hadîste: "Duanın karşılıksız kalmayacağı, bilâkis üç şeyden birinin mutlaka meydana geleceği; ya kabul ya âhirete bırakma yahut eda edilen dua oranında günahın affedileceği" beyan buyurulmuştur. &lt;br /&gt;Bazı anlar da var ki, bu anlarda yapılan dualar kabul edilmeye daha layık ve daha yatkındır. &lt;br /&gt;Ebû Umâme (r.a) anlatıyor: "Derdi ki: "Ey Allah'ın Resûlü! En ziyade dinlenmeye (ve kabule) mazhar olan dua hangisidir?" &lt;br /&gt;"Gecenin sonunda yapılan dua ile farz namazların ardından yapılan dualardır!" diye cevap verdi." (Tirmizî) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ebû Hureyre (r.a) anlatıyor: Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: &lt;br /&gt;"Kulun Rabbine en yakın olduğu hal, secde ettiği haldir. Bu nedenle secdenizde çok dua ediniz!"(Müslim) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yüce Allah kendisine nasıl dua edileceğini, Kur'ân'ı Kerim'de Resûllerinin dualarını bize haber vererek öğretiyor: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eyüp (a.s); &lt;span style="font-weight:bold;"&gt;"Ya Rabbi, gerçekten benim başıma bela geldi. Halbuki sen merhametlilerin merhametlisisin."&lt;/span&gt; (Enbiya Suresi, 83) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Âdem (a.s.); &lt;span style="font-weight:bold;"&gt;“Ey Rabbimiz, biz nefislerimize zulmettik. Eğer sen bizi affetmez ve bize acımazsan mutlaka zarara uğrayanlardan oluruz.”&lt;/span&gt; (A'raf Suresi, 23)&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Nuh (a.s); &lt;span style="font-weight:bold;"&gt;"Rabbim! Yeryüzünde hiçbir kâfir bırakma... Rabbim! beni, anamı babamı, evime inanmış olarak gireni, inanan erkek ve kadınları bağışla; zalimlerin de yalnız helâkini artır."&lt;/span&gt;(Nuh Suresi, 26, 28) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yusuf (a.s); &lt;span style="font-weight:bold;"&gt;"Beni müslüman olarak öldür ve beni salih kullarına kat..." &lt;/span&gt;(Yusuf, 101) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yunus (a.s); &lt;span style="font-weight:bold;"&gt;"Senden başka hiçbir ilah yoktur. Seni tenzih ederim. Ben zalimlerden oldum." &lt;/span&gt;(Enbiya Suresi, 87) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dua eden kişi, gönülden dua etmeli ve dua ederken yalnızca Yüce Allah'ı düşünmelidir. Kalp başka bir şey ile meşgulken, başka şeyle oyalanı- yorken dua etmek, manasızdır. Dua eden kul, duasında iyi şeyleri isteyerek kendisi de o doğrultuda çaba sarfetmeli, duasında samimiyetini tavırlarıyla ve hareketleriyle de ortaya koymalıdır. Kul, eylemleriyle sebeplere yakınlaşmazsa, ettiği duanın mânâsı olmaz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Çalışmadan duâ eden, silâhsız harbe giden gibidir." (Hadîs-Mektûbât-ı İmâm-ı Rabbânî) &lt;br /&gt;"Allah u Teâlâ'ya itâat et, emirlerine uy. Sonra duâ et. Allah u Teâlâ duânı kabul eder." (Ammâr Yâser) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dua beraberinde tevekkülü de getirir. Dua eden insan, karşısına çıkabilecek zor ya da kolay her türlü durumu, tüm olayları, olayların yaratıcısı olan Yüce Allah'a havale etmiş demektir. Bir musibeti önlemenin bütün yollarının Yüce Allah'a dayandığını bilmek, tüm işleri ona havale etmek ve sadece ona dua etmek, mümin için bir ferahlık ve güven kaynağıdır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kur'an'ı Kerim'de geçen bazı güzel dualar: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Ey Rabbimiz bize dünya ve ahirette iyilik ver, bizi Cehennem azabından koru!” &lt;/span&gt;(Bakara Suresi, 201)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;“Ey Rabbimiz bize sabır, cesaret ve sebat ver, kâfirlere karşı bize yardım et!" &lt;/span&gt;(Bakara Suresi, 250) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Ey Rabbimiz, unutur veya hataya düşersek bizi sorumlu tutma, bizden öncekilere yüklediğin gibi bize de ağır bir yük yükleme! &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Ey Rabbimiz, bize gücümüzün yetmediği işleri de yükleme, bizi affet, bizi bağışla, bize acı, Sen bizim Mevlamızsın. Kâfirlere karşı bize yardım et!&lt;/span&gt; (Bakara Suresi, 286) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Ey Rabbimiz, bizi doğru yola ilettikten sonra kalplerimizi kaydırma! Bize, tarafından rahmet bağışla! Lütfu en bol olan Sen’sin. &lt;/span&gt;(Al-i İmran Suresi, 8) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ey Rabbimiz, "Rabbinize inanın" diyen davetçiyi [peygamberi] işittik, hemen iman ettik. Artık bizim günahlarımızı bağışla, kötülüklerimizi ört, ruhumuzu iyilerle beraber al! Ey Rabbimiz! Bize peygamberlerin vasıtasıyla vâdettiklerini de ikram et ve kıyamette bizi rezil-rüsvay etme; şüphesiz Sen vaâdinden caymazsın. (Al-i İmran Suresi, 193-194) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Ey Rabbim, beni ve neslimi namazı devamlı kılanlardan eyle; duâmı kabul et, kıyamette hesap olunacağı gün beni, ana-babamı ve müminleri bağışla!&lt;/span&gt; (İbrahim Suresi, 40-41) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Ey Rabbimiz, günahlarımızı ve işimizdeki taşkınlığı bağışla; ayaklarımızı [yolunda] sabit kıl; kâfirlere karşı bizi muzaffer eyle! &lt;/span&gt;(Al-i İmran Suresi, 147)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1188274681355032415-1880313094274913899?l=hakdinimiz.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/feeds/1880313094274913899/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=1188274681355032415&amp;postID=1880313094274913899&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default/1880313094274913899'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default/1880313094274913899'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/2009/01/ibadetin-asl-ve-z-dua.html' title='İbadetin Aslı ve Özü Dua'/><author><name>Damla</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14285715018957664598</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='10294079058832892577'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1188274681355032415.post-7652208051801104735</id><published>2009-01-11T19:16:00.000+02:00</published><updated>2009-01-11T19:18:14.939+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kimya-i Saadet&apos;ten Bölümler'/><title type='text'>İmam Gazâli'den..</title><content type='html'>&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Kalp üzerinde iyice düşündüğümde, diğer organlarda bulunmayan beş özelliğin onda bulunduğunu gördüm:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birinci Özellik&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düşman kalbi ele geçirmeye çalışıyor, her tülü gailelerle sürekli ona karşı hamle yapmakta. Şeytan da insanın kalbi üzerine oturmuş gaflet anını bekliyor. Kalp ilham ve vesveselerin mekanı; melek ve şeytan gibi iki davetçi tarafından sürekli kapısı çalınmakta! &lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;&lt;br /&gt;İkinci Özellik&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kalbin meşguliyeti oldukça fazladır. Akıl ve heva-i nefis oradadır. Orası iki rakip ordunun savaş alanıdır; bir tarafta heva ve askerleri, diğer tarafta ise akıl ve askerleri bulunuyor. Bu sebeple kalp, sürekli bir muharebe meydanı, ölüm kalım mücadelesinin mekanı ve rakiplerin çekişme alanıdır. Böylesine mühim bir noktanın dikkatlice korunup gözetilmesi, güvenliği konusunda gaflete düşülmemesi gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Üçüncü Özellik&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kalbin karşı karşıya kaldığı tehlikeler oldukça fazladır. Bir ok gibi öldürücü fikirler gece gündüz oraya yağmur gibi yağmaya devam eder. İnsan bunlara engel olamaz. Kalp iki göz kapağı arasında bulunan göze benzemez. Göz kapaklarını kapatmakla veya boş bir mekanda olmakla ya da gözlerin bir şey görmediği karanlık bir gecede gözler bütün tehlikelerden selamettedir. İki dudakla dişler arasında bulunan dile de benzemez. Dili hapsedip susturmaya gücün yeter. Ama kalbe devamlı tehlikeli fikirler üşüşür. Bir an bile onlara ne engel olmak ne de onlardan korunmak mümkündür. Bunun yanında nefis de hemen o kötü fikirlere uymak ister. Hasılı bu tehlikelerden kurtulmak çok zorlu bir iş olup insanı dermansız bırakır ve büyük mihnetlere sokar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Dördüncü Özellik&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kalpte bulunan manevi hastalıkların tedavisi güçtür. Bu hastalıklar senin için gayptır; elle tutulup gözle görülmez. Ancak seni tehlikeye maruz bıraktığında onları hissedebilir, farkına varabilirsin. Bundan dolayı büyük bir gayretle, ince bir dikkat ve riyazetle mükemmel bir şekilde bu hastalıkları tam olarak araştırıp tesbit etmek gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;&lt;br /&gt;Beşinci Özellik&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kalp çok süratli olarak halden hale geçtiği için afetler de ona çok çabuk gelir. Kalp için, kaynamakta olan bir tencerenin kapağından daha hareketli derler. Şair şöyle der:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kalp, çok değiştiği için bu ismi almıştır&lt;br /&gt;Fikirler insanı halden hale sokar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Allah korusun kalbin sürçmesi, doğruluktan sapması çok büyük bir felaket, böyle bir tehlikeye düşmek katlanılmaz bir zorluk ve afettir. Bunun başlangıç seviyesi kalp katılığı/kasvet ve Allah’tan başkasına meyil, sonu ise Allah korusun küfürdür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cenab-ı Hakk’ın iblisle ilgili şu kavlini duymadın mı: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“O yüz çevirdi ve büyüklük tasladı, böylece kâfirlerden oldu.” Onun kalbinde kibir vardı, kibir onu Allah’tan yüz çevirmeye ve açık bir küfre sevk etti. Cenab-ı Hak yine şöyle buyurur: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Fakat o, dünyaya saplandı ve hevesinin peşine düştü.” &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zaten onun kalbinde hevasına meyletme ve uyma isteği vardı. Bu da onu o çirkin günahı işlemeye itti. Şu ayete de kulak ver: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Yine O’na iman etmedikleri ilk durumdaki gibi onların kalplerini ve gözlerini ters çeviririz. Ve onları şaşkın olarak azgınlıkları içerisinde bırakırız.” &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ey saadet yolcusu, bütün bu manalar sebebiyle Allah’ın has kulları kalpleri için çok korkarlardı. Onun için ağlar, kalplerinin sapmaması için büyük gayret gösterirlerdi. Allah Teala bu kimseleri şöylece vasf eder:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Onlar, kalplerin ve gözlerin allak bullak olduğu bir günden korkarlar.” &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Allah Teala bizleri de sizleri de ibret alanlardan, tehlikelere dikkat edip korunanlardan, kalplerini güzel bir şekilde ıslah etmeyi başaranlardan eylesin. O, merhametlilerin en merhametlisidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cennete Doğru Yedi Geçit (Minhacul Abidin)&lt;br /&gt;İmam Gazâlî&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1188274681355032415-7652208051801104735?l=hakdinimiz.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/feeds/7652208051801104735/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=1188274681355032415&amp;postID=7652208051801104735&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default/7652208051801104735'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default/7652208051801104735'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/2009/01/imam-gazliden.html' title='İmam Gazâli&apos;den..'/><author><name>Damla</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14285715018957664598</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='10294079058832892577'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1188274681355032415.post-7586003253285582017</id><published>2009-01-10T23:57:00.001+02:00</published><updated>2009-01-10T23:59:32.078+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hikmetli Sözler'/><title type='text'>Ey Evlad !</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_MTMNLzM45FY/SWkaDBtxOQI/AAAAAAAABo8/0Uz8rEVlY_U/s1600-h/Allah_wallpaper_black+.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 240px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_MTMNLzM45FY/SWkaDBtxOQI/AAAAAAAABo8/0Uz8rEVlY_U/s320/Allah_wallpaper_black+.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5289787876625692930" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Ey Evlad ! Allah'ın hilmine güvenme.!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O'nun tutuşu şedittir.!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir tutarsa yıkılırsın.!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şu cahil bilginler seni aldatmasın.!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;onların cümle bilgileri aleyhlerine çıkar.!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lehlerine hiç bir iyilik bulunmaz.!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Allah'ın hükümlerini bilirler ;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O varlık sahibinin Zatından tamamen gafil gezerler.!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanlara iyiliği söyler fakat kendileri yapmazlar.!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir şeyin kötü olduğunu söyledikleri zaman,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendilerini sorumsuz görürler.!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Halkı doğruya çağırırlar ;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama kendileri kaçarlar.!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İçleri Hakk'a isyan ve O'na çıkıştır.!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir kişiyi ele alır ;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Onun hatalarını sayar dökerler.!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Onların ismi bende yazılı.! -&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Tarih gibi saklıyorum.! -&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Hepsini saymış durumdayım.! -&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* * *&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Allah'ım bana tevbe yolunu göster.!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Onlara da göster.!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hepimizi Hz. Peygamber (s.a.v.) uğruna bağışla.!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Babamız Hz. İbrahim Peygamberin yoluna ilet.!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Allah'ım bizi birbirimize düşürme.!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birbirimize faydalı olalım.!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cümlemizi Rahmet Deryana daldır.!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;( Amin )&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Abdulkadir-i Geylani ( Fethu'r Rabbani )&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1188274681355032415-7586003253285582017?l=hakdinimiz.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/feeds/7586003253285582017/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=1188274681355032415&amp;postID=7586003253285582017&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default/7586003253285582017'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default/7586003253285582017'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/2009/01/ey-evlad.html' title='Ey Evlad !'/><author><name>Damla</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14285715018957664598</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='10294079058832892577'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_MTMNLzM45FY/SWkaDBtxOQI/AAAAAAAABo8/0Uz8rEVlY_U/s72-c/Allah_wallpaper_black+.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1188274681355032415.post-5773752243503775830</id><published>2009-01-10T18:52:00.003+02:00</published><updated>2009-01-10T18:54:54.568+02:00</updated><title type='text'>Bombalar altındaki Gazze yardım bekliyor</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://acilen.ihh.org.tr/images/stories/gazzeacilyardimbekliyor.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 550px; height: 240px;" src="http://acilen.ihh.org.tr/images/stories/gazzeacilyardimbekliyor.jpg" border="0" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İsrail aylardır abluka ve ambargo altında tuttuğu Gazze’ye şimdi de bomba yağdırıyor&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İsrail ordusu, 27 Aralık sabahtan itibaren Gazze’de stratejik noktaları, hükümet binalarını ve sivil yerleşim yerlerini karadan, denizden ve havadan bombalamaktadır. Saldırılarda birçok sivil yerleşim birimi ile birlikte, camiler, okullar, kuyular ve Gazze’nin hayat damarlarının tümü yerle bir edilmiştir. Onlarca kardeşimizin şehit olduğu  saldırılarda,  yaralıların çokluğu sebebiyle hastanelerde yığılma olmuş ve büyük bir ilaç ve doktor sıkıntısı ortaya çıkmıştır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2 yıldır insanlık dışı ambargo, kuşatma ve yoksullaştırma ile kitlesel cezalandırmaya tabi tuttukları Gazze’de son saldırı ile birlikte insanların tüm yaşam ümitleri yok edilmek istenmektedir.  Gazze açlık, ilaçsızlık, yakıt sıkıntısı ve tüm yoksun bırakma çabalarına rağmen direncini, onurunu ve hükümetini sahiplenmekten geri durmamıştır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bizler İsrail’i ve aldıkları rol oranında tüm yandaşlarını bu katliam sebebiyle kınamaktan öte yapılabilecek işler olduğuna inanıyoruz. Bu amaçla geniş bir yardım kampanyası başlatmış bulunuyoruz. Bizim kutsallarımızın korunması için verdikleri mücadelede Filistin halkının yalnız olmadığını ispatlamak üzere tüm kişi ve kurumlarımızı desteğe davet ediyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;http://acilen.ihh.org.tr/&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1188274681355032415-5773752243503775830?l=hakdinimiz.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/feeds/5773752243503775830/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=1188274681355032415&amp;postID=5773752243503775830&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default/5773752243503775830'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default/5773752243503775830'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/2009/01/bombalar-altndaki-gazze-yardm-bekliyor.html' title='Bombalar altındaki Gazze yardım bekliyor'/><author><name>Damla</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14285715018957664598</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='10294079058832892577'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1188274681355032415.post-6684751095128305222</id><published>2008-12-30T22:42:00.001+02:00</published><updated>2008-12-30T22:42:47.283+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sahabe-i Kiram'/><title type='text'>Eshab-ı Kiram’ın Örnek Hayatı - 2</title><content type='html'>İKRİME BİN EBİ CEHİL Meşhur İslâm kumandanlarından&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İMRÂN BİN HUSAYN Meleklerle konuşan Sahâbî&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KÂ’B BİN MÂLİK Peygamber efendimizin şâirlerinden&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KÂ’B BİN ZÜHEYR Peygamberimizin hırkasını verdiği şâir Sahâbî&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KATADE BİN NU’MAN Eshab-ı kiramın okçularından&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;MEYMUNE BİNTİ HÂRİS Peygamberimizin hanımlarından&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;MİKDÂD BİN ESVED Resûlullahın süvârilerinden&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;MUĞİRE-TEBNİ ŞU’BE Meşhûr beş dâhiden biri olan Sahâbî&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;MUHAMMED BİN MESLEME Resûlullah efendimizin fedâîlerinden&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;MUS’AB BİN UMEYR İslâmda ilk öğretmen&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;MU’ÂZ BİN CEBEL Helâl ve harâmı iyi bilen sahâbî&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;NEVFEL BİN HÂRİS Hâşimoğullarının en yaşlısı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;NU’MÂN BİN MUKARRİN Eshâb-ı kirâmın meşhûr kumandanlarından&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;OSMAN BİN AFFAN (ZİNNUREYN) Meleklerin bile hayâ ettiği halîfe&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;OSMAN BİN MAZ’ÛN Medîne’de ilk vefât eden muhâcir sahâbî&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;OSMAN BİN TALHÂ Kâbe’nin hizmetinde olan sahâbî&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ÖMER BİN HATTAB Adâletin timsâli ikinci büyük halîfe&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;REYHANE Peygamberimizin hanımlarından&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;RİBİ BİN ÂMİR Eshab-ı kiramın elçilerinden&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SA’D BİN UBÂDE Ensârın sancaktarlarından&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SÂBİT BİN KAYS Peygamber efendimizin hatîblerinden&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SA’D BİN MU’ÂZ Ensârın en hayırlılarından&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SA’D BİN REBİ Şehîd olurken nasîhat eden sahâbî&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SA’D BİN EBÎ VAKKÂS Resûlullahın okçusu&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SAFİYYE BİNTİ ABDÜLMUTTALİB Peygamberimizin halası&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SAFİYYE BİNTİ HUYEY Peygamberimizin hanımlarından&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SAİD BİN ÂMİR Hz. Ömer’e benzeyen vâli&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SAİD BİN ZEYD Cennetle müjdelenenlerden&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SÂLİM MEVLÂ EBÛ HUZEYFE Kur’ân-ı kerîmi en iyi okuyanlardan&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SEHL BİN HANİF Eshâb-ı kirâmın okçularından&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SEHL BİN SA’D Medîne’de en son vefât eden sahâbî&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SELEME BİN EKVÂ Piyâdelerin en hayırlısı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SEDDAD BİN EVS Ailece müslüman olan sahabilerden&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SELEME BİN HİŞÂM Kardeşlerinin işkence ettiği sahâbî&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SELMÂN-I FÂRİSİ Ehl-i beytten sayılan İranlı sahâbî&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SEVBÂN Resûlullahın hizmetçisi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SEVDE BİNTİ ZEM’A Peygamberimizin hanımlarından&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SÜHEYB-İ RUMİ Allah yolunda malını mülkünü terkeden sahâbî&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SÜMÂME BİN ÜSÂL Yemâme kabîlesi reisi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SÜRÂKA BİN MÂLİK Eshâb-ı kirâmın süvârilerinden&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TALHÂ BİN UBEYDULLAH İlk Müslüman olanlardan&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TUFEYL BİN AMR Işık Saçan Sahâbî&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;UBÂDE BİN SÂMİT Akabe bî’atlerinde kavminin temsilcisi olan sahâbî&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;UKAYL BİN EBİ TÂLİB Hz. Ali’nin abisi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;UKBE BİN ÂMİR Eshâb-ı suffadan&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ÜBEYY BİN KÂ’B Kırâati ile meşhûr sahâbî&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ÜMM-İ EYMEN Peygamberimizin dadısı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ÜMM-İ HABİBE Peygamberimizin hanımlarından&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ÜMM-İ HÂNİ Hz. Ali’nin kızkardeşi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ÜMM-İ HİRAM Hala sultan olarak tanınan kadın sahabi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ÜMM-İ RUMAN Hz. Ebu Bekir’in hanımı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ÜMM-İ ŞERİK Devsli muhacir hanım sahabîlerden&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ÜMM-İ ÜMARE NESİBE HATUN Eshabın kadın kahramanlarından&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ÜSÂME BİN ZEYD Resûlullahın çok sevdiği sahâbîlerden&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ÜSEYD BİN HUDAYR Eshâb-ı kirâmın sancaktarlarından&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;VAHŞİ Yalancı peygamber Müseyleme’yi öldüren sahabî&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;VELÎD BİN VELÎD Kardeşleri tarafından işkence gören sahâbî&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ZEYD BİN HÂRİSE İlk îman eden köle&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ZEYD BİN SÂBİT En meşhur vahiy kâtibi Sahâbî&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ZEYDBİN DESİNNE Darağacından Resulullaha selam gönderen sahabî&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ZEYNEB BİNTİ CAHŞ Peygamberimizin hanımlarından&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ZÜBEYR BİN AVVÂM Cennetle müjdelenenlerden&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1188274681355032415-6684751095128305222?l=hakdinimiz.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/feeds/6684751095128305222/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=1188274681355032415&amp;postID=6684751095128305222&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default/6684751095128305222'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default/6684751095128305222'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/2008/12/eshab-kiramn-rnek-hayat-2.html' title='Eshab-ı Kiram’ın Örnek Hayatı - 2'/><author><name>Damla</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14285715018957664598</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='10294079058832892577'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1188274681355032415.post-2814544513651855010</id><published>2008-12-30T22:39:00.001+02:00</published><updated>2008-12-30T22:42:15.066+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sahabe-i Kiram'/><title type='text'>Eshab-ı Kiram’ın Örnek Hayatı - 1</title><content type='html'>&lt;span style="font-style:italic;"&gt;Alıntıdır.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ABBÂS BİN ABDÜLMUTTALİB Peygamberimizin amcası&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ABBAS BİN UBÂDE Ensarın muhaciri diye tanınan sahabî&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ABDULLAH BİN ABBÂS Tefsîr âlimlerinin şâhı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ABDULLAH BİN AMR BİN ÂS Hadîs-i şerîf yazması ile meşhûr sahâbî&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ABDULLAH BİN ATİK Medîneli ilk Müslümanlardan&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ABDULLAH BİN ÜMM-İ MEKTÛM Peygamberimizin müezzinlerinden&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ABDULLAH BİN CAHŞ Uhud şehitlerinden&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ABDULLAH BİN EBÎ BEKR-İ SİDDÎK Hz. Ebu Bekir’in oğlu&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ABDULLAH BİN HANZALA Meleklerin yıkadığı sahâbînin oğlu&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ABDULLAH BİN HUZÂFE Resûlullahın elçilerinden&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ABDULLAH BİN MES’ÛD Kur’ân-ı kerîmi açıktan okuyan ilk sahâbî&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ABDULLAH BİN ÖMER En çok hadîs bilen sahâbîlerden&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ABDULLAH BİN REVÂHA Resûlullahın şâiri&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ABDULLAH BİN SELÂM Tevratta Resûlullahın alâmetlerini görüp Müslüman olan sahâbî&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ABDULLAH BİN SÜHEYL Bedir’de babasına karşı savaşan sahâbî&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ABDULLAH BİN ZEYD Sâhib-ül ezân&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ABDULLAH BİN ZÜBEYR Medîne’de muhâcirlerden ilk doğan sahâbî&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ABDURRAHMAN BİN AVF Cennetle müjdelenen on sahâbîden biri&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ADİ BİN HÂTİM TÂİ Âilece cömert olan sahâbî&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ÂMİR BİN FÜHEYRE Meleklerin defnettiği sahâbî&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AİŞE-İ SIDDIKA Peygamberimizin hanımlarından&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ALİ BİN EBÎ TÂLİB Allahın arslanı ve Resûlullahın dâmâdı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AMMÂR BİN YÂSER Şehîd oğlu şehîd&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AMR BİN ÂS Meşhûr Arab dâhîlerinden&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ÂSIM BİN SÂBİT Arıların koruduğu sahâbî&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BERÂ BİN ÂZİB Kıblenin değiştiğini haber veren sahâbî&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BEŞİR BİN SA’D Hz. Ebû Bekir’e ilk bîât eden sahabî&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BİLÂL-İ HABEŞİ Peygamber efendimizin müezzini&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BÜREYDE BİN HASİB Resûlullahın sancaktarı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;CÂBİR BİN ABDULLAH Sahâbenin en çok hadîs bildirenlerinden&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;CA’FER-İ TAYYÂR Cennete uçarak giden sahâbî&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;CÜVEYRİYYE BİNTİ HÂRİS Müminlerin annelerinden&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;EBU RAFİ Peygamberimizin azatlı kölelerinden&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;EBU SÜFYAN BİN HÂRİS Peygamberimizin süt kardeşi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;DIHYE-İ KELBÎ Cebrâil aleyhisselâmın, şekline girdiği sahâbî&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;EBÛ DÜCÂNE Peygamber efendimizin fedâisi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;EBÛ EYYÛB-EL ENSÂRÎ Mihmândâr-ı Resûlullah&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;EBÛ HÜREYRE En çok hadîs-i şerîf rivâyet eden sahâbî&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;EBÛ KATÂDE Resûlullahın süvârilerinden&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;EBU LÜBÂBE Tevbesi ile meşhûr sahâbî&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;EBÛ BEKR-İ SIDDÎK Peygamberlerden sonra insanların en üstünü&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;EBÛ MÛSEL-EŞ’ARÎ Kur’ân-ı kerîmi en iyi okuyan sahâbîlerden&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;EBÛ SA’ÎD-İ HUDRÎ Çok hadîs rivâyet eden yedi sahâbîden&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;EBÛ SELEME Tek başına hicret eden sahâbî&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;EBÛ TALHÂ Resulullahın fedâisi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;EBÛ UBEYDE BİN CERRÂH Cennetle müjdelenen ümmetin emîni&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;EBÛ ZER GIFÂRÎ Gıfarî kâbilsenin reisî&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;EBÜDDERDÂ Kâdılık yapan sahâbîlerden&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ENES BİN MÂLİK Resûlullahın hizmetçisi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ERKAM BİN EBİ’L ERKAM Evi ilk vakıf olan sahâbî&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ES’AD BİN ZÜRÂRE Câhiliye devrinde de tek bir Allaha inanan sahâbî&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;FÂTIMÂTÜ’Z-ZEHRA Peygamberimizin en sevgili kerimesi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;FÂTİMA BİNTİ ESED Hz. Ali’nin annesi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;FEYRÛZ BİN DEYLEMÎ Yemenli sahâbîlerden&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;HABBÂB BİN ERET İlk Müslüman sahâbîlerden&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;HACCAC BİN ILAT Mekkeli sahabilerden&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;HADİCE-TÜL KÜBRA Peygamberimizin ilk hanımı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;HAFSA BİNTİ ÖMER Peygamberimizin hanımlarından&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;HÂLİD BİN SA’ÎD BİN ÂS İlk Müslüman olan sahâbîlerden&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;HÂLİD BİN VELİD Allahın kıIıcı lâkabı ile tanınan kumandan Sahâbî&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;HALİME HATUN Peygamberimizin sütannesi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;HAMNE BİNTİ CAHŞ Peygamber efendimizin halasının kızı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;HAMZA BİN ABDÜLMUTTALİB Şehîdlerin efendisi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;HANSA HATUN Meşhur kadın şair sahabilerden&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;HANZALA BİN EBÛ ÂMİR Meleklerin yıkadığı sahâbî&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;HUBEYB BİN ADİY Darağacında ilk namaz kılan sahâbî&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;HASSAN BİN SABİT Peygamber efendimizin şairlerinden&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;HÂTİB BİN EBİ BELTEA Peygamber efendimizin elçilerinden&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;HUZEYFE BİN YEMÂN Sevgili Peygamberimizin sırdaşı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hz. HASAN Cennet gençlerinin efendisi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hz. HÜSEYİN Cennet gençlerinin seyyidi&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1188274681355032415-2814544513651855010?l=hakdinimiz.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/feeds/2814544513651855010/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=1188274681355032415&amp;postID=2814544513651855010&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default/2814544513651855010'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default/2814544513651855010'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/2008/12/eshab-kiramn-rnek-hayat-1.html' title='Eshab-ı Kiram’ın Örnek Hayatı - 1'/><author><name>Damla</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14285715018957664598</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='10294079058832892577'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1188274681355032415.post-1651297672245477298</id><published>2008-12-30T22:36:00.002+02:00</published><updated>2008-12-30T22:38:31.780+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Dua'/><title type='text'>Meccanen</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://img144.imageshack.us/img144/8373/ashabikramga1.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 640px; height: 455px;" src="http://img144.imageshack.us/img144/8373/ashabikramga1.jpg" border="0" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şah-u Nakşibend Hazretleri ilticalarında şöyle buyururlarmış:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Allahümme halaktenii meccanen,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ve razaktenii meccanen,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;fağfirlii meccanen,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Süleyman Hilmi Tunahan(k.s) bu duaya şunu da eklemiştir:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ve şerrifna bi cemalike meccanen.(AMİN)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;ANLAMI:&lt;/span&gt; Ya Rabbi! bizi meccanen (karşılıksız) yarattın!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Meccanen(karşılıksız) rızıklandırdın!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Meccanen(karşılıksız) mağfiret eyle!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve meccanen(karşılıksız) cemalinle şereflendir.(AMİN)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1188274681355032415-1651297672245477298?l=hakdinimiz.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/feeds/1651297672245477298/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=1188274681355032415&amp;postID=1651297672245477298&amp;isPopup=true' title='1 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default/1651297672245477298'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default/1651297672245477298'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/2008/12/meccanen.html' title='Meccanen'/><author><name>Damla</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14285715018957664598</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='10294079058832892577'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1188274681355032415.post-3688155663427762622</id><published>2008-12-22T16:14:00.001+02:00</published><updated>2008-12-22T16:15:35.834+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Allah Cc'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İslam (genel)'/><title type='text'>Allah rızasına dayalı sevgi</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.iskecemuftulugu.com/xadmin/_files/newspublish/ce59d_s16.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 340px; height: 355px;" src="http://www.iskecemuftulugu.com/xadmin/_files/newspublish/ce59d_s16.jpg" border="0" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kur’an-ı Kerim ve Hadis-i Şeriflerde bütün Müslümanların kardeş olduğu vurgulanmaktadır. Dinimiz Müslümanlar arasında güçlü bir sevgi bağı kurulmasını öngörmektedir. Bu konuda Yüce Rabbimiz şöyle buyurmaktadır: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Mü’minler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin. Allah’a karşı gelmekten sakının ki size merhamet edilsin.”[1] &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“İyilikle kötülük bir olmaz. Kötülüğü en güzel bir şekilde sav. Bir de bakarsın ki, seninle arasında düşmanlık bulunan kimse sanki sıcak bir dost oluvermiştir.”[2] &lt;br /&gt;Bizlere bu hususta en büyün örnek Hz. Peygamberdir. Yüreği sevgi dolu olan Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuşlardır: “İman etmedikçe cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe de kâmil Mü’min olamazsınız.”[3]&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;“Müminler, birbirlerini sevmede, birbirlerine yakınlıkta, şefkat gösterip birbirlerini koruyup kollamada bir vücut gibidirler. Vücudun herhangi bir yerinde bir rahatsızlık olduğunda; bunu, vücudun tüm uzuvları hisseder.”[4] &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mevlana'nın ifadesiyle “sevgi; acıyı tatlıya, bakırı altına, hastalığı şifaya, zindanı saraya, belayı nimete ve kahrı da rahmete dönüştürür.” İnsanı hayata bağlayan en önemli husus ve yine insanı Yüce Allah’a ulaştıracak en sağlam merdiven sevgidir. Unutulmamalıdır ki, Allah rızasına dayanan bir sevginin olduğu yerde, öfkeler diner, düşmanlık duyguları biter, bir daha ortaya çıkma imkanı bulamadan kaybolup gider. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[1] Hucurat 49/10 , [2] Fussilet 41/34, [3] Müslim İmam 93 ,  [4] Buhari, Edep 27&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1188274681355032415-3688155663427762622?l=hakdinimiz.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/feeds/3688155663427762622/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=1188274681355032415&amp;postID=3688155663427762622&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default/3688155663427762622'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default/3688155663427762622'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/2008/12/allah-rzasna-dayal-sevgi.html' title='Allah rızasına dayalı sevgi'/><author><name>Damla</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14285715018957664598</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='10294079058832892577'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1188274681355032415.post-7164287070181015163</id><published>2008-12-22T14:51:00.002+02:00</published><updated>2008-12-22T14:54:09.126+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hadisi Şerif'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hikmetli Sözler'/><title type='text'>Şunlar kişiye kötülük olarak yeter</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_MTMNLzM45FY/SU-N6NZcJFI/AAAAAAAABoU/B-F4SyrAArQ/s1600-h/5ts3mc.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 150px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_MTMNLzM45FY/SU-N6NZcJFI/AAAAAAAABoU/B-F4SyrAArQ/s200/5ts3mc.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5282596919097173074" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cabir (Radiyallahu Anh)'dan:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Kendisine ikram edilen yemeğe burun kıvırması (beğenmemesi), kişiye kötülük olarak yeter."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(İbn-i Ebiddünya)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;---&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İmran bin Husayn'dan (Radiyallahu Anh):&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Kişinin parmakla gösterilir (ve onun da bundan hoşlanır) olması, kötülük olarak ona yeter."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Taberani)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;---&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ukbe bin Amir'den (Radiyallahu Anh.):&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Geveze, yüzsüz ve cimri olması, kişiye kötülük olarak yeter."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Beyhaki)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;---&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanın kişiliğini etkiliyen bazı olumsuz haller vardır. Şöyle ki:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;– İkrama karşı beğenmezlik etmek, muhataba saygısızlıktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;– Kişinin şöhret isteği ve şöhretten hoşlanması, onun için büyük bir beladır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;– Gevezelik, yüzsüzlük ve cimrilik de insan onurunu zedeler.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1188274681355032415-7164287070181015163?l=hakdinimiz.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/feeds/7164287070181015163/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=1188274681355032415&amp;postID=7164287070181015163&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default/7164287070181015163'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default/7164287070181015163'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/2008/12/unlar-kiiye-ktlk-olarak-yeter.html' title='Şunlar kişiye kötülük olarak yeter'/><author><name>Damla</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14285715018957664598</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='10294079058832892577'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_MTMNLzM45FY/SU-N6NZcJFI/AAAAAAAABoU/B-F4SyrAArQ/s72-c/5ts3mc.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1188274681355032415.post-4511600619348465801</id><published>2008-12-22T14:48:00.001+02:00</published><updated>2008-12-22T14:51:12.567+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İslam (genel)'/><title type='text'>İslam'ın Makyaja Bakışı..</title><content type='html'>&lt;p&gt;Kadının dışarıda süslü ve koku sürünmüş halde bulunması, beraberinde bazı günahlara yol açar:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birincisi, başkalarını kendisine baktırarak günaha sokma,&lt;br /&gt;İkincisi, olduğundan başka görünerek insanları aldatma,&lt;br /&gt;Üçüncüsü, Allah'ın verdiği sureti ve vücudu beğenmeme manasına gelen şekil değişikliklerine girme.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet, İslam, süslenip güzel görünmeye karşı değildir. Sadece insandaki bu duyguyu, günah işlemeye, duyguların bulanmasına ve insanlar arası kargaşaya sebebiyet vermeyecek şekilde sınırlandırmıştır. İslamiyet'in hoş görmediği nokta, keyfe kâfi olan meşru dairenin dışına çıkarak sadece kendisini değil başka insanları da günaha sevk edecek ve onların içerisinde bazı olumsuz fikirleri harekete geçirecek şekilde süslenmektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Asrı saadette bu konuda bazı tedbirler alınmış ve namaz gibi önemli bir ibadette dahi süslenme ve koku sürünme, bir engel olarak görülmüştür. Peygamberimiz şöyle buyurmuşlardır: Kendisine buhur (koku) değen kadın sakın bizimle yatsı namazına katılmasın." (Müslim, Salat, 143; Ebu Davud, Tereccül, 7)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir kadının kokular sürünerek dışarıya çıkmasının ne manaya geleceğini şu ikaz edici beyanlarıyla Peygamber Efendimiz'den (sallallahu aleyhi ve sellem) öğreniyoruz: "Her göz zina eder. Kadın koku sürünür, sonra da erkeklerin bulunduğu bir topluluğa uğrarsa o da zina işlemiş olur." (Tirmizi, Edeb, 35; Ebu Davud, Tereccül, 7)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu konuda insan, "Başkasının benim yüzümden günaha girmesi beni ilgilendirmez. Ben güzel görünmeyi seviyorum ve süsleniyorum. Herkesin günahı kendine" diyemez. Zira, bir günaha sebep olan, o günahı işlemiş gibi olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün, yapılan masraflı süslemelere göre insanlara değer verilebilmektedir. İnsanlık adına çok acı olan bu durum, insanı insan yapan vasıfların bir tarafa bırakılmasına ve neticede değerlerin alt üst olmasına sebebiyet vermiştir. İnsanların şehevi duygularını tahrik etmek, haram olan usullerle insanların teveccühünü kazanmaya çalışmak, kendini güzel bir vasıfla ve fikirle değil de şekille ifade etmeye çalışmak, insanların bizi sağlıklı şekilde değerlendirmelerine mani olmak yani onları aldatmak vs. hepsi başlı başına birer günahtır ve işte makyaj bu tür günahları içinde barındırmaktadır. Bu arada, makyajda kullanılan boyaların, parfümlerin ne içerdiği de ayrı bir mesele. Maalesef, çoğunun hangi maddeden ve nasıl yapıldığını, içinde ne gibi katkılar barındırdığını bilmiyoruz. Fakat bilmediğimiz şeyleri kullanmakta da mahzur görmüyoruz!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında Kur'an'ı rehber edinen ve O'nun emrine amade olan cennete talip kadınlar için şu ayet ne kadar güzel bir uyarıcı ve mürşiddir:"Mümin kadınlara da bakışlarını kısmalarını ve edep yerlerini açmaktan ve günahtan korumalarını söyle. Yine söyle ki mecburen görünen kısımları müstesna olmak üzere, ziynetlerini teşhir etmesinler. Başörtülerini yakalarının üzerini kapatacak şekilde örtsünler. Zinet takılan yerlerini kocaları, babaları, kocalarının babaları, oğulları, üvey oğulları, erkek kardeşleri, erkek kardeşlerinin oğulları, kız kardeşlerinin oğulları, mümin kadınlar, ellerinin altında bulunanlar (köleler), erkeklikten kesilip kadınlara ihtiyaç duymayan hizmetçileri veya henüz kadınların mahrem yerlerini anlamayan çocuklar dışında kimseye göstermesinler. Saklı zinetlerine dikkat çekmek için, ayaklarını da vurmasınlar! Ey müminler! Hepiniz toptan Allah'a tövbe ediniz ki felaha eresiniz! " (Nur Suresi, 24/31)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu ayet-i kerime bir Müslüman bayanın Allah'ın kendisine vermiş olduğu ziynetleri ve ziynet takılan yerleri, hangi sınırlar içerisinde ve kimlere karşı muhafaza etmesi gerektiğini açık ve seçik olarak belirtmiştir.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;..Alıntı..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1188274681355032415-4511600619348465801?l=hakdinimiz.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/feeds/4511600619348465801/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='https://www.blogger.com/comment.g?blogID=1188274681355032415&amp;postID=4511600619348465801&amp;isPopup=true' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default/4511600619348465801'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1188274681355032415/posts/default/4511600619348465801'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hakdinimiz.blogspot.com/2008/12/islamn-makyaja-bak.html' title='İslam&apos;ın Makyaja Bakışı..'/><author><name>Damla</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14285715018957664598</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' name='OpenSocialUserId' value='10294079058832892577'/></author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></entry></feed>